Temmuz ayında en fazla ihracatı yaş meyve sebze sektörü gerçekleştirdi. Sektör ihracatı yüzde 3,68 oranında artarak, 55 milyon 75 bin 933 dolar oldu. İkinci sırada yer alan maden ve metaller sektörü ise ihracatını yüzde 51,08 oranında artırarak 50 milyon 299 bin 968 dolara çıkarma başarısı gösterdi. Bu ihracatın 28,9 milyon doları mermer ağırlıklı doğaltaş sektöründen geldi. Sektörün geriye kalan ihracatı da ferro krom ve krom ürününden gerçekleşti. Üçüncü sırada yer alan kimyevi maddeler ve mamulleri sektörü de ihracatını rekor oranda artırdı. Yüzde 57,66 oranında ihracat artışı sağlayan kimya sektör 31 milyon 197 bin 650 dolar ihracatla Temmuz ayının göz kamaştıran sektörü oldu. Dördüncü sıradaki ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörü bu dönemde yüzde 8,53 oranında artışla 29 milyon 904 bin 80 dolar ihracat gerçekleştirdi. Listenin beşinci sırasında aylardır yaşanan yer değiştirme durumu bu ay da gerçekleşti. Bu ay beşinci sıraya yüzde 21,69 oranında artış ve 9 milyon 601 bin 932 dolar ihracatla iklimlendirme sektörü yer aldı.
Temmuz ayı ihracat verilerine bakıldığında sadece ilk beşte yer alan sektörlerin artış göstermediği, geride kalan sektörlerinde ihracatlarını rekor seviyede artırdığı görüldü. Hazır giyim ve konfeksiyon sektörü ihracatını yüzde 124,4 oranında artırarak 2,9 milyon dolardan 6,5 milyon dolara yükseltti. Savunma ve havacılık sektörü ihracatı yüzde 58,65 oranında artarak, 1,9 milyon dolardan 3 milyon dolara yükseldi.
EN FAZLA İHRACAT ALMANYA’YA
Temmuz ayı ihracatının ülkelere göre dağılımına bakıldığında Almanya, Bölgeden en fazla ihracat gerçekleştirilen ülke olma özelliğini sürdürdü. 2024 yılı Temmuz ayında Almanya’ya yüzde 14,84 oranında artışla 34 milyon 275 bin 175 dolar ihracat gerçekleştirildi. İkinci sırada yer alan Rusya Federasyonu’na gerçekleşen ihracat ise yüzde 1,84 oranında gerileyerek, 17 milyon 921 bin 443 dolar oldu. Çin Halk Cumhuriyeti’ne Temmuz ayında yüzde 12,32 oranında gerileme ile 16 milyon 526 bin 510 dolar ihracat gerçekleşti. Birleşik Devletler’e gerçekleşen ihracat Temmuz ayında yüzde 45,33 oranında artışla 11 milyon 752 bin 787 dolar oldu. Listenin beşinci sırasında bu konuma ilk kez yükselen Fransa yer aldı. Fransa’ya gerçekleşen ihracat yüzde 148,03 oranında rekor seviyede bir artışla 11 milyon 4 bin 752 dolar oldu.
Bölge ihracatının 7 aylık seyrine bakıldığında yaş meyve sebze sektörünün ihracatı yarım milyar doları geride bıraktı. Sektörün ihracatı yüzde 7,36 oranında gerilemesine rağmen 500 milyon 217 bin 349 dolar ile Batı Akdeniz’den en fazla ihracat gerçekleştiren sektör oldu. Yaş meyve sebze sektörü aynı zamanda bölge ihracatının üçte birini gerçekleştiren sektör olma özelliğini de gösterdi. İkinci sırada yer alan maden ve metaller sektörü de yüzde 11,91 oranında artışla 289 milyon 304 bin 680 dolar ihracat gerçekleştirdi. 289.3 milyon dolar ihracatın 176,9 milyon dolarını mermer ihracatından doğaltaş sektörü gerçekleştirirken, mermer ihracatı 7 aylık dönemde yüzde 10,33 oranında artışla 176 milyon 901 bin 220 dolar oldu. Üçüncü sırada yer alan ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörü ihracatı yüzde 6,60 oranında artışla 190 milyon 93 bin 912 dolar oldu. Bir alt sırada yer alan kimyevi maddeler ve mamulleri sektörü ise yüzde 7,67 oranında artışla 156 milyon 556 bin 860 dolar, beşinci sırada yer alan makine ve aksamları sektörü ise yüzde 39,32 oranında artışla 58 milyon 3 bin 816 dolar ihracat gerçekleştirdi.
Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Mirza Çavuşoğlu, Batı Akdeniz’in 7 aylık ihracatında en fazla ürün gönderilen ülkeler listesinin başında yine Almanya’nın olduğunu belirterek, “Almanya’ya yüzde 6,85 oranında artışla 156 milyon 644 bin 775 dolar ihracat gerçekleşti. Listenin ikinci sırasında yer alan Çin Halk Cumhuriyeti’ne ise yüzde 8,77 oranında artışla 135 milyon 53 bin 204 dolar ihracat yapıldı. Üçüncü sırada Bölgemiz için büyük önem taşıyan bir diğer ülke olan Rusya Federasyonu yer aldı. Rusya’ya yüzde 2,78 oranında artışla 134 milyon 746 bin 131 dolar ihracat gerçekleşti. Dördüncü sırada yer alan savaştaki Ukrayna’ya gerçekleşen ihracatımız 7 aylık dönemde yüzde 13,77 oranında gerileyerek, 72 milyon 33 bin 890 dolar oldu. 6. sırada yer alan Hollanda’ya gerçekleşen ihracat yüzde 32,44 oranında artarak, 66 milyon 826 bin 385 dolar oldu, 13. sırada yer alan Suudi Arabistan’a gerçekleşen ihracat yüzde 37,21 oranında artarak, 30 milyon 751 bin 145 dolar oldu, 17. sırada yer alan İran’a gerçekleşen ihracat yüzde 127,37 oranında artışla 29 milyon 363 bin 335 dolar oldu. 18. sırada yer alan Kazakistan’a gerçekleşen ihracat yüzde 134,61 oranında artarak, 29 milyon 128 bin 136 dolar, 34. Sırada yer alan Endonezya’ya gerçekleşen ihracat yüzde 827,82 oranında artarak, 9 milyon 738 bin 821 dolar oldu. Batı Akdeniz’den 7 aylık dönemde 168 ülkeye ihracat gerçekleştirilirken, 2192 firma ihracat gerçekleştirdi” dedi.
AJet, Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan 2 Ağustos saat 00.45’te kalkarak Mısır’ın başkenti Kahire’ye ilk uçuşunu gerçekleştirdi. Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Amr Elhamamy’inin de bulunduğu uçuşun ardından tören yapılarak kurdele kesildi.
Törene Mülki İdari Amir Halil Avşar, Sancaktepe Kaymakamı Ahmet Karakaya, AJet Genel Müdürü Kerem Sarp ve AJet yöneticileri katıldı.
Hat açılışının ardından sabah saatlerinde gazetecilerle bir araya gelen AJet Genel Müdürü Kerem Sarp açıklamalarda bulunarak, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. İlk günden beri yerli markalarla çalıştıklarını ifade eden Kerem Sarp, “Kendimiz dizayn yaptırıyoruz ve kıyafetimizden tutun bütün programlarımızı, aldığımız ürünleri, yazılımlara kadar yerlilerle ilerlemeye çalışıyoruz. En azından bu kazandığımız para yurt dışına gitmiyor, bir şekilde Türkiye ekosisteminin içinde kalıyor, buna dikkat ediyoruz” dedi.

“ŞİDDET UYGULAYANLAR UÇAKLARIMDA UÇAMAZLAR”
Sarp, “Son zamanlarda rahatsız olduğum bir konu var. Sadece bizde de yaşanmıyor, bütün havayolu şirketlerinde de yaşanıyor. Malum Avrupa’da belli bir gecikmenin etkisini Türkiye’de yaşıyoruz ve uçaklar Avrupa’ya giderken uzun slot dediğimiz kalkış izinleri için uçak içinde beklemeler oluyor. Hem bizde yaşanıyor hem diğer sektörlerde de. Yolcularımız sanki bu işin müsebbibi oradaki kabindeki görevli arkadaşımız ya da yer hizmetlerindeki arkadaşlar gibi davranıyor. Son zamanlarda istemediğimiz şiddet olaylarına maruz kalıyorlar bu arkadaşlar. Hakikaten ne oluyor. Toplumda gördüğümüz hastanede doktora saldıran, okulda öğretmene saldıran, gittiği bir yerde hizmetle alakalı bir sorun olduğunda oradaki kişiye saldıran… Zihniyet aynı aslında. Uçakta kendi çocuğunuz olabilir, yeğeniniz olabilir, kardeşiniz olabilir.” ifadelerini kullandı.
Kabin görevlilerine yönelik şiddet uygulayan kişilerle alakalı yasal hakların kullanıldığını söyleyen Sarp şöyle konuştu;

“Şunu açıkça söyleyeyim uçakta benim kabin görevlisi arkadaşıma bu şekilde şiddet uygulayan kişilerle alakalı hem yasal haklarımı kullanıyorum hem de bu tarz yolcular uzun süre benim uçaklarımda uçamazlar. Ve onları blacklist dediğimiz uygulamamız var. Blackliste alıyorum ve bundan sonra uçaklarda uçamayacaklar. Hiçbir şey bir insana saldırmayı haklı gösteremez, göstermemesi de gerekiyor. Havacılığı insanlara anlatmamız gerekiyor. Diyelim ki trafiktesiniz. Trafik polisi ya da bölgesine göre jandarma sizi trafikte durdurup kontrollü geçiş sağlıyor ya da trafiği kesti. Ne yapıyorsunuz? Arabanın gazına basıp yolda ilerlemeye çalışabilir misiniz? Çalışamazsınız. Uçak da böyle. Havacılıkta da bu uçakta yolcu alıyorsunuz sizin zamanınız uçağın seferi geldiğinde kapıyı kapatıyorsunuz ve kuleden izin istiyorsunuz, motor çalıştırma iznini ayrı istiyorsunuz. Kule hava trafiğinin yoğunluğuna göre diyor ki, ‘Bekleyin biz size haber vereceğiz.’ Kapalı alanda beklemek ne olursa olsun kabin görevlisine ya da pilota saldırmayı hiçbir şekilde haklı göstermez. Toplum olarak bunların üzerine gitmemiz gerekiyor. Bugün uçakta kabine saldıran yolcu yarın hastaneye gidiyor doktora saldırıyor, okula gidiyor öğretmene saldırıyor, otele gidiyor resepsiyoniste saldırıyor. Yani toplum olarak hakikaten bazı duyarlıklarımızı, hassasiyetlerimizi arttırmamız gerekiyor” “
“MISIR BİZİM İÇİN ÖNEMLİ BİR NOKTA”
Sarp, “AJet olarak yurt dışında açtığımız ikinci destinasyon. Daha önceki uçuşta hakların tamamını Türk Havayolları’na devrederek gelmiştik. Mısır bizim için önemli bir nokta. Yaklaşık 2-3 yıldır uçmak istediğimiz bir yerdi. Ekim ayında da Mısır’da, Hurgada ve Şarm destinasyonlarını açacağız. Mısır’daki destinasyon sayısını üçe getireceğiz. Mısır bizim Sabiha’dan uçtuğumuz 40’ncı destinasyon. Burada biz ilk etapta kampanya ile başladık, 79 Euro ücretten başladık. Uçakta gelirken Mısır Ankara Büyükelçisi de yanımızdaydı. Sizin de girmenizle fiyatlar biraz daha aşağı çekiyor. ‘Ben gelmeden önce baktım, daha uygun fiyatlar var’ dedi. Bu sayede özellikle Mısır tarafından Türkiye’ye turizm anlamında bayağı bir talebin olduğunu söyledi. Hem Mısır’dan Türkiye turist sayısının artmasına katkı sağlayacağız, aynı şekilde artık Türkiye’de de artık vatandaşımız sadece yurt içinde seyahat yapmıyor. Onlar da yeni destinasyonlar arıyorlar. Onlar da Mısır’a, Hurgada ve Şarm’a işlem açtığımızda daha ekonomik fiyatlarla uçuş imkanı sağlayacaklar. Bu şekilde iki ülke arasındaki hem turizmi geliştirmeye hem de ticari ilişkilerin gelişmesinde bir köprü görevini göreceğiz biz. Aynı zamanda Mısır, biliyorsunuz Kahire piramitleri tarihi ve kültürü ile güzel ve önemli bir ülke, ilgi çeken bir ülke. Bugün 33 ülkeye uçuyoruz. Bundan sonraki 5 yıllık hedefimiz ilk başta 9 ülkeye daha uçak eklemek, ondan sonra bir sonraki 5 yılda 8- 9 ülkeyi ekleyerek ve 51 ülkeye uçacak bir uçuş ağına kavuşmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

“TAMAMEN SIFIRDAN YENİ BİR HAVAYOLU KURULDU”
Kerem Sarp, “Biz kendimizi anlatamamışız. İnsanlar ‘Anadolujet’ti, AJet oldu. Sadece tabela değişti’ sanıyorlar. Aslında olay sadece markanın isminin değişmesi değil. Tamamen sıfırdan yeni bir havayolu kurulması. AJet, Türk hava Yolları’nın tecrübesi, kültürü, birikimi ile tamamen sıfırdan bir havayoludur. Bütün sistemler yenidir” dedi.
“ROTARLARLA HATIRLANMAK İSTEMİYORUZ”
Rötarlarla hatırlanmak istemediklerini belirten Kerem Sarp, “Bizim hedefimiz geçen sene Temmuz ayında Anadolujet markasıyla bizim zamanda kalkış oranımız yüzde 53. Ağustos ayında da yüzde 53. Aslında geçen seneden bu sene havacılıkta çok büyük bir iyileşme olmadı. Hava sahalarında ya da havalimanlarında bize soruldu, dediler ki ‘Sizin hedefiniz nedir.’ Realist hedefler koyduk. Dedim ki benim hedefim Temmuz ayında geçen sene 53 olan zamanda kalkış oranını zamanla 60’ların üzerine çıkartmak. Temmuz ayında hakikaten koyduğumuz, yaptığımız planlamalar sonunda şunu gördük. Ortalama zamanında kalkış oranımızın 61’e çıktığını gördük. Şimdi biz 61 olurken dünya ne oldu ona da bakıyoruz. Çünkü netice itibarıyla uçağı kaldırdığınızda bu uçak kalkarken, Avrupa hava sahasına giderken, oradan bir kalkış için izin istiyor. Zaten geç kalkıyor, gelişte de geç geliyor. Otomatikman sizin bütün planınızı bozuyor” şeklinde konuştu.

“MEVSİM DEĞİŞİKLİKLERİ HAVACILIĞI ETKİLİYOR”
İki yıl Türk Hava Yolları’nda operasyondan sorumlu genel müdür yardımcılığı yaptığını söyleyen Sarp, “Bizim doğu Anadolu bölgesi ve Güneydoğu Anadolu nispeten sıcaklığın fazla olduğu yerlerde hava sıcaklıklarından dolayı uçakların bir kalkış ağırlığı var. Ve motorların performansı var. Bunun üzerine çıktığınız zaman bu uçakları kaldıramıyorsunuz, emniyetli değil. Yolcu bıraktığımız yani uçak dolu, yolcu indirmek zorundasınız. Bu kalkış ağırlığına ulaşabilmeniz için bagaj bıraktığınız seferler oluyor. Biz bunu daha çok Afrika’da yaşıyorduk, çünkü Afrika’da da sürekli bir sıcak hava dalgası var ve operasyona göre bagajları götürmediğiniz seferler vardı. Uçağın kapasitesi 189. 140 yolcu ile 150 yolcuyla mevsimine göre kaldırdığın seferler var. Bu sene Türkiye’de, Güneydoğu ve Doğu Anadolu meydanlarında bunu yaşamaya başladık. Mevsim değişiklikleri o kadar havacılığı da her şeyi etkiliyor ki. Havacılıkta da her şeyin bir kuralı var. O yüzden hakikaten yani Avrupa’yı etkileyen şey bizi de özellikle Doğu ve Güneydoğu’da daha nispeten sıcak olan noktaların tamamını etkiliyor” diye konuştu
İsrail Golan Tepeleri’ne yönelik saldırının ardından Orta Doğu’da savaşı yayma noktasına getirdi. Geçtiğimiz günlerde misilleme olarak Lübnan’ın başkenti Beyrut’u vurarak çok sayıda sivilin ölümüne yol açan İsrail, Lübnan’ı yine vurdu.
İsrail’in Orta Doğu’daki peş peşe saldırılarının ardından ülkeler bir bir vatandaşlarına “Lübnan’ı ve Tel Aviv’i terk edin” çağrılarında bulundu. Ayrıca çok sayıda hava yolu şirketi İsrail ve Lübnan’a uçuşları durdurdu. Son olarak İngiltere’den dikkat çeken bir açıklama geldi.
İNGİLTERE: ASKERİ OPERASYONA HAZIRIZ
İngiltere, Lübnan’dan tahliye operasyonuna ihtiyaç duyulması halinde askeri varlıklarının hazır olduğunu açıkladı. İngiltere Dışişleri Bakanlığı, bölgedeki büyükelçiliklere destek sağlamak için “Gerekirse İngiliz askeri kuvvetleri Orta Doğu’ya gönderilecek” açıklamasında bulundu.
İngiliz askeri nakliye helikopterleri Lübnan için yüksek alarm durumuna geçti. İngiliz ordusu, gerek duyulması halinde diplomatik personellerinin Orta Doğu’dan tahliye edilmesine hazır olduğunu bildirdi.
İSVEÇ BEYRUT BÜYÜKELÇİLİĞİNİ TAŞIYOR
İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom İsveç Radyosu’na yaptığı açıklamada, elçilik personeline Beyrut’tan Kıbrıs’a gitmelerini söylediklerini ve Beyrut Büyükelçiliği’ni geçici olarak başka bir yere taşımayı planladıklarını söyledi.
Billstrom, kararın başlangıçta Ağustos ayı için alındığını ancak güvenlik durumuna bağlı olarak uzatılabileceğini aktardı.
ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ UYARDI!
ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği, vatandaşlarına yaptığı güvenlik uyarısında, “Lübnan’dan ayrılmak isteyenleri, uçuş hemen olmasa veya tercih ettikleri rota takip edilmese bile kendilerine uygun herhangi bir bileti almaya teşvik ediyoruz.” ifadesini kullandı.
Büyükelçilikten ülkedeki vatandaşlara yapılan uyarıda, birtakım hava yolu şirketlerinin “bölgeye uçuşlarını iptal ettiği” ancak ticari uçuşların devam ettiği belirtildi.
RUSYA: LÜBNAN’I TERK EDİN
Rusya, vatandaşlarına Lübnan’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu.
Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, olası bir savaş ihtimaline karşı vatandaşlarından Lübnan’ın terk edilmesi istendi.
THY UÇUŞLARI DURDURDU
Türk Hava Yolları (THY), bu gece İran’a yapılması planlanan bazı uçak seferlerini iptal ettiğini duyurdu. Seferlerin sabah saatlerinde yapılacağı öğrenildi.
Pegasus Hava Yolları, İran, Irak ve Ürdün’e yapacağı seferlerde değişikliğe gitti. Uçuş güvenliği nedeniyle alınan yeni kararla, Pegasus tarafından İran, Irak ve Ürdün’e planlanan gece seferleri gündüz yapılacak.
AİR FRANCE BEYRUT UÇUŞLARINI ASKIYA ALDI
Fransız hava yolu şirketi Air France’ın, Lübnan’ın başkenti Beyrut’a 6 Ağustos’a kadar uçuşlarını askıya aldığı bildirildi.
Air France yolcu hizmetlerinden edindiği bilgiye göre, Fransa’nın başkenti Paris ile Beyrut arasındaki uçuşların tamamı, bölgedeki güvenlik durumu nedeniyle 6 Ağustos’a kadar iptal edildi.
AZERBAYCAN
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, bölgede hızla değişen güvenlik durumu dikkate alınarak, Azerbaycan vatandaşlarının zorunlu olmadıkça Lübnan’ı ziyaret etmemeleri ve ülkede yaşayan vatandaşların en kısa sürede oradan ayrılması gerektiği belirtildi.
Açıklamada ayrıca Lübnan’da bulunan Azerbaycan vatandaşlarının korunma ve güvenlik kurallarına uymaları ve nüfusun yoğun olduğu yerlerden uzak durmaları istendi.
POLONYA VE MACARİSTAN UÇUŞLARI DURDURDU
Orta Doğu’da artan gerilim hava yolu şirketlerini etkiledi. Polonya hava yolu şirketi LOT tarafından dün yapılan açıklamada Polonya-İsrail ile Polonya-Lübnan uçuşlarının askıya alındığı belirtildi. Bölgede gerilim ve çatışmaların artması nedeniyle uçuşların askıya alındığı aktarılırken, İsrail uçuşlarının çift taraflı olarak 4, 5 ve 6 Ağustos’u da kapsayacak şekilde uzatıldığı bildirildi.
Öte yandan, Macar hava yolu şirketi Wizzair de geçici olarak tüm İsrail ve Ürdün uçuşlarını çift taraflı olarak askıya aldığını duyurdu. Bölgede durumun giderek gerginleşmesi dolayısıyla böyle bir karar aldıklarını duyuran Wizzair, söz konusu karardan etkilenen yolculara bilet ücretlerini iade edeceklerini aktarırken, arzu eden yolcuların ise bilet tarihlerini ücretsiz şekilde değiştirebileceklerini bildirdi.
İSVİÇRE
İsviçre Uluslararası Hava Yolları (Swiss), Orta Doğu yaşanan son gelişmeler nedeniyle Zürih ile Tel Aviv arasındaki uçuşları karşılıklı durdurdu.
Zürih ile Tel Aviv arasındaki uçuşlar, 8 Ağustos’a kadar “mürettebat ve yolcuların güvenliği” gerekçesiyle askıya alınırken, 29 Temmuz’da Zürih ile Beyrut arasındaki uçuşların askıya alınma süresi de 12 Ağustos’a kadar uzatıldı.
ALMANYA
Alman hava yolu firması Lufthansa, güvenlik gerekçesiyle Beyrut ve Tel Aviv’e uçuşlarını askıya aldı. Hava yolu şirketinden yapılan açıklamada, 8 Ağustos’a kadar Tel Aviv’e uçulmayacağı ve daha önce alınan Beyrut’a uçmama kararının kapsamının da 12 Ağustos’a kadar uzatıldığı belirtildi.
Karara gerekçe olarak bölgede kötüleşen güvenlik durumu gösterildi, uçuşların yeniden başlatılmasıyla ilgili “sahadaki durumun izleneceği” kaydedildi.
HİNDİSTAN
Hindistan hava yolu firması Air India, Orta Doğu’daki gelişmeler nedeniyle Tel Aviv’e ve bu kentten yaptığı uçuşları durdurma kararı aldı.
Hava yolu şirketinden yapılan açıklamada, “Orta Doğu’nun bazı bölgelerinde devam eden durum göz önünde bulundurularak, Tel Aviv uçuşlarımızı 8 Ağustos’a kadar askıya aldık.” ifadesi kullanıldı.
İTALYA
İtalya’nın bayrak taşıyıcı hava yolu firması ITA’nın X hesabından yapılan açıklamada, Tel Aviv’e ve bu kentten planlanan uçuşların 6 Ağustos’a kadar askıya alındığı belirtildi.
Açıklamada, karara gerekçe olarak “Orta Doğu’daki gelişmeler ile yolcu ve mürettebatının güvenliği” gösterildi.
POLONYA
Polonya haber ajansı PAP’ın haberinde, Polonya’nın ulusal hava yolu şirketi LOT’un güvenlik gerekçesiyle 3-4 Ağustos’ta Lübnan ve İsrail’e planlanan 8 uçuşunu iptal ettiği bilgisine yer verildi.
Hollanda Kraliyet Havayolu KLM de İsrail uçuşlarını 26 Ekim tarihine kadar iptal ettiğini duyurdu.
FRANSA VE YUNANİSTAN
Lübnan’ın başkenti Beyrut’a uçuşlarını askıya alan hava yolu şirketleri arasında Yunanistan’ın Aegean Havayolları ve Almanya’nın Condor Havayolları da yer aldı.
Aegean ve Condor Havayolları, Orta Doğu’da artan gerilim nedeniyle Atina’dan Beyrut’a uçuşlarını 1 Ağustos’a kadar askıya aldığını duyurmuştu. Air France da Paris-Charles de Gaulle ile Beyrut havalimanları arasındaki uçuşlarını 2 günlüğüne durdurduğunu duyurmuştu.
SİNGAPUR
Singapur Havayollarından (SIA) yapılan açıklamada, Orta Doğu’da yükselen gerilim nedeniyle uçuşlarda İran hava sahasının kullanılmayacağı ve alternatif rotalara başvurulacağı belirtildi.
“Amsterdam, Brüksel, Kopenhag, Frankfurt, İstanbul, Londra, New York, Manchester, Milano, Münih, Paris, Roma ve Zürih” uçuşlarının bu durumdan etkileneceği ifade edilen açıklamada, “Orta Doğu’daki durumu yakından izlemeye devam edeceğiz ve uçuş rotalarımızı gerektiği gibi ayarlayacağız.” ifadesi kullanıldı.
BEN GURION HAVALİMANINDA SON DURUM
İsrail basınına göre, Tel Aviv’deki Uluslararası Ben Gurion Havalimanı’nın resmi internet sitesi geçici bir arıza nedeniyle çökerken, havalimanı normal faaliyetine devam ediyor.
Havalimanı işletmesinden yapılan açıklamada, arızanın siteye yapılan girişlerin yoğunluğundan kaynaklandığının anlaşıldığı ve sorunun giderilmeye çalışıldığı ifade edildi.
GOLAN TEPELERİ SALDIRISI
27 Temmuz Cumartesi akşamı, Mecdel Şems kasabasındaki futbol sahasına bir roket düştü. Azınlık Dürzi topluluğundan 12 İsrailli çocuk ve genç öldürüldü.
İsrail, Hizbullah’ın saldırıyı Lübnan içinden atılan İran yapımı bir roketle düzenlediğini iddia etti. ABD de Hizbullah’ı suçladı. Hizbullah ise kesin bir dille saldırının arkasında olmadığını söyledi.
BEYRUT VURULDU, ŞÜKÜR ÖLDÜRÜLDÜ
Hizbullah, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen İsrail saldırısında üst düzey komutanlarından Fuad Şükür’ün öldürüldüğünü doğruladı.
Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesinde düzenlenen saldırıda, en az 4 kişi daha öldürüldü, 10’larca masum sivil yaralandı. Ölenler arasında iki çocuk da bulunuyor. 10 yaşındaki Hassan ve 6 yaşındaki kız kardeşi Amira toprağa verildi. Saldırıda bölgedeki birçok ev hasar aldı.
]]>Birleşmiş Milletler’in raporlarına göre, yıllık üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri israf ediliyor. Bu, dünya genelinde 1,3 milyar ton yiyeceğin çöpe gitmesi anlamına geliyor. Gıda israfının bu kadar büyük bir boyuta ulaşmasının nedenleri arasında, üretim fazlası, lojistik sorunlar, ambalajlama hataları ve tüketici alışkanlıkları geliyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, dünya çapında bir kesim obeziteyle mücadele ederken 828 milyon insan ise açlıkla mücadele ediyor. Uzmanlar, gıda israfını azaltmak için tüketici eğitimi sağlamayı ve yiyecekleri dönüştürmeyi öneriyor.
Bu düşüncede herkesin sorumluluk alması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Emre Hastaoğlu, “Dünyada en çok ekmek israf eden 3. ülke haline gelmemizin en büyük nedeni bilinçsiz olmamız. Gıda israfını azaltmanın bir yolu da planlı ve bilinçli alışveriş yapmaktır. Bu listeyi yaparken de bütçemize uygun ihtiyacımız olan şeyleri ihtiyacımız kadar almamız gerekir” açıklamalarına yer verdi.

“Yılda 1.3 milyar ton gıda israf ediliyor”
Açıklanan verilere göre dünyada üretilen gıdanın 3’te 1’i israf edildiğini söyleyen Hastaoğlu, “Gıda bizim gezegenle aramızda kurduğumuz en önemli bağ. Gıda israfı, tüketilebilir düzeyde ki gıdanın ya tüketilmez hale gelmesi ya da son kullanma tarihinin geçmesiyle birlikte artık insanların tüketemeyeceği aşamaya gelmesi demektir. Dünyada üretilen gıdanın 3’te 1’i israf ediliyor. Bu durum tüketilmeden israf olması demek. Hasattan son tüketiciye kadar herkesin sorumluluğunda olan, bu süreç içerisinde herkesi etkileyebilecek sadece gıda üreticisini değil hem çevreyi hem doğayı hem de gelecek nesilleri etkileyecek unsurlar arasında yer almakta. 2023 yılında Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün açıkladığı rapora göre yılda 1.3 milyar ton gıda israf ediliyor. Ülkemizde ise günde 4.3 milyon adet ekmek israf ediliyor. Genel olarak bakıldığında dünyada üretilen gıdanın 1/3’inin israf edilmesi çok büyük ve ciddi bir oran. 2050 yılında nüfus artışıyla gıda ihtiyacımız yüzde 60 oranında artacağın ön görülmekte. Biz gıda israfının yarısını bile engellesek 2040 – 2050 yıllarında yaşanması muhtemel olan gıda savaşının da önüne geçebilir” ifadelerini kullandı.
“İsrafı azaltmanın yolu planlı alışveriş”
Gıdaya kolay ulaşmanın, gıda israfına neden olduğunu belirten Hastaoğlu, “Eskiden bu kadar gıda çeşitlerine ve miktarına kolay ulaşım sağlayamıyorduk. İsrafı azaltma yolunun en başında bilinçli tüketim yer alıyor. Bizler ekmek yere düşünce öpüp başımız üstüne koyan toplum içerisindeyken dünyada en çok ekmek israf eden 3. Ülke haline gelmemizin en büyük nedeni bilinçsiz olmamız yer alıyor. Gıda israfını önlemenin en önemli etkeni, yiyeceklerin tekrar kullanabilir olmasını aile halkının biliyor olması. Örneği bugün pilav yaptık ve arttıysa yarın kadınbudu köfteye dönüştürebiliriz. Günümüzde yaşanan açlığın sebebi yetersiz gıda üretimi değil gıdanın yetersiz ve dengesiz dağılımı olduğunu görüyoruz. Dünyanın bir kısmında obeziteyle mücadele yaşanırken bir kısımda açlıkla mücadele ediliyor. Gıda israfını azaltmanın bir yolu da planlı ve bilinçli alışveriş yapmaktır. Özellikle ramazan ayında da tavsiye edilir. Açken alışveriş yapılmaması önemlidir çünkü ihtiyacımız olmayan yiyecekleri de ister hale geliriz alırız ve doyduktan sonra tüketmeyebiliriz. Alışverişe çıktığımızda bir liste yapmalıyız. Bu listeyi yaparken de bütçemize uygun ihtiyacımız olan şeyleri ihtiyacımız kadar almamız gerekir” dedi.
EİB’DE 10 İHRACATÇI BİRLİĞİ İHRACATINI ARTIRDI
Ege İhracatçı Birlikleri çatısı altındaki 12 ihracatçı birliğinin 10 tanesi ihracatını artırmayı başarırken, 2 ihracatçı birliği 2023 yılı temmuz ayı performansının gerisinde kaldı. Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 190 milyon 447 bin dolarlık ihracat seviyesiyle EİB bünyesindeki 12 ihracatçı birliği arasında liderliğini korurken, 2023 yılı temmuz ayına göre ihracatta yüzde 1’lik artış gösterdi.
HAZIRGİYİM İKİNCİLİĞE YÜKSELDİ
Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, temmuz ayında ihracatını yüzde 21’lik artışla 116,5 milyon dolardan 140,6 milyon dolara çıkardı ve uzun zaman sonra EİB bünyesinde en çok ihracat yapan ikinci birlik konumuna yükseldi.
Su ürünleri ihracatında Türkiye lideri olan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği temmuz ayında ihracatını yüzde 2’lik ilerlemeyle 129 milyon dolara taşıdı ve zirvenin üçüncü basamağında yerini aldı. Ege Maden İhracatçıları Birliği yüzde 19’luk artış hızı yakalarken temmuz ayında ihracatını 93 milyon dolardan 111 milyon dolara taşıdı.
Ege Bölgesi’nin lezzetlerini dünyanın dört bir tarafına taze meyve sebze ve meyve sebze mamulleri olarak ulaştıran Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, temmuz ayında 107 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı ve EİB çatısı altında 100 milyon dolar barajını geçen beş ihracatçı birliğinden biri oldu.
Türkiye’deki tüm tütün ve tütün mamulleri ihracatçılarını çatısı altında buluşturan Ege Tütün İhracatçıları Birliği temmuz ayında ihracatını yüzde 6 geliştirdi ve 90,4 milyon dolar ihracatı hanesine yazdırdı. Temmuz ayında ihracatını yüzde 6 artıran Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 82 milyor 150 bin dolarlık ihracat başarısı gösterdi.
İzmir, 1 milyar 402 milyon dolarlık ihracatla Ege Bölgesi ihracatının yüzde 55’ini tek başına gerçekleştirirken, İzmir’deki iki serbest bölge İzmir’in temmuz ayı ihracatına 266 milyon dolar katkı sağladı. Ege Bölgesi’nde ikinci sırada 428,6 milyon dolarlık ihracatla Manisa yer aldı.
“TEMMUZ AYINDAKİ GRAFİĞİN SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMASI ÖNEMLİ”
Temmuz ayında Türkiye genelinde ve Ege İhracatçı Birlikleri bazında ihracat rakamlarının umut verici olduğunu dile getiren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, temmuz ayındaki yukarı yönlü ihracat rakamlarının sürdürülebilir olmasının önemli olduğunu, bunun için döviz kurlarının enflasyon rakamlarına yakın bir seyir izlemesi gerektiğini belirtti.
Ege İhracatçı Birlikleri’nin son 1 yıllık ihracatının halen yüzde 1 seviyesinde geride olduğuna dikkati çeken Eskinazi, “TİM Başkanımız Mustafa Gültepe’nin de ifade ettiği gibi Türkiye’de üretim maliyetleri Asya’daki rakiplerimizden yüzde 40-50 daha yüksek. Avrupa’daki bazı ülkelerden yüzde 15-20 yukarıda kalıyoruz. Emek yoğun sektörlerimiz başta olmak üzere pekçok sektörümüz fiyat tutturamıyor. Rekabetçiliğimiz sürekli geriliyor. Toplumda istihdamı, refahı ve sosyal barışı koruyabilmemiz için ihracat hedeflerimizi tutturmamız gerekiyor. Bunun içinde ihracatçıya nefes aldıracak adımların atılmasını bekliyoruz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi tarafından, Türkiye’nin UDY politikasının genel çerçevesini çizmek ve bu alandaki uygulamalara rehberlik etmek üzere hazırlanan “Türkiye UDY Stratejisi (2024-2028)” yayımlandı.
TÜRKİYE’DEN ORTA DOĞU VE ORTA ASYA’YA AÇILACAK ANA LİMAN ADIMI
AA muhabirinin stratejiden derlediği bilgilere göre, küresel tedarik zinciri kapsamında ülkenin küresel değer zincirlerine entegrasyonunun güçlendirilmesi için yeşil ve dijital dönüşüm alanında uluslararası ticaret politikalarına uyum seviyesi artırılacak.
Bu kapsamda, dijital pazarlarda rekabet ortamının iyileştirilmesine yönelik mevzuat çalışması yapılacak. AB dijital ekonomi düzenlemelerinin Türkiye ticaretini etkileyen boyutları ve atılması gereken adımlar tespit edilecek.
Ülke ve dünya ticaretinde yaşanan ekonomik gelişmeler göz önünde bulundurularak Türkiye’nin taraf olduğu ikili ve çok taraflı anlaşmaların (Gümrük Birliği, serbest ticaret anlaşmaları, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları vb.) güncellenmesine ve yeni anlaşmaların hayata geçirilmesine yönelik çalışmalar yürütülecek.
Türkiye’nin tercihli ticaret ağı güçlendirilecek, yeni serbest ticaret anlaşmaları müzakere edilecek ve yürürlükteki serbest ticaret anlaşmalarının kapsamının genişletilmesine yönelik çalışmalar yapılacak.
Gümrük Birliğinin güncellenmesi müzakereleri yürütülecek ve kamu, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ile akademisyenlerin görüşleri alınarak ulusal müzakere hazırlık çalışmaları tamamlanacak.
YEŞİL LİMAN UYGULAMALARINA DESTEK SÜRECEK
Türkiye’nin küresel değer zincirlerindeki konumunun güçlendirilmesi amacıyla tüm ulaşım modlarında lojistik kabiliyetleri ve altyapısı, çevre ve yeşil dönüşüm hassasiyetleri dikkate alınarak geliştirilecek.
Liman operasyonlarında enerji verimliliğinin artırılması ile çevresel etkilerin en aza indirilmesine yönelik düşük emisyonlu/emisyon üretmeyen makine ve ekipmanların kullanımı teşvik edilerek yeşil liman uygulamalarının desteklenmesi sürdürülecek.
Tüm ulaşım modlarında, elektrikli veya diğer alternatif yakıtlı araçların kullanımı için altyapı ve teknoloji yatırımları yapılacak, yeni nesil, sürdürülebilir, bütünleşik hareketlilik hizmetleriyle ilgili uyum ve mevzuat düzenlemeleri tamamlanacak.
Küresel tedarik zincirinin sürdürülebilirliğinin sağlanması için ülkenin içinde bulunduğu ulaştırma koridorlarının etkinliğini ve çeşitliliğini artırma çalışmaları sürecek.
Doğu Akdeniz bölgesinde Orta Doğu ve Orta Asya ülkelerinin çıkış kapısı olacak, transit yük odaklı, bölgenin gelişmesine ve ihracatın artırılmasına katkı sağlayacak bir ana liman inşa edilecek.
Yeni sanayi bölgeleri ve lojistik hatları afet riskleri gözetilerek oluşturulacak, mevcut demir yolu altyapısı daha etkin kullanılarak, sanayi bölgeleri ve limanlarla (Ro-Ro dahil) bağlantıları güçlendirilecek.
YEREL FİRMALARIN KÜRESEL DEĞER ZİNCİRLERİNE ENTEGRASYONU ARTIRILACAK
Türkiye’deki mevcut uluslararası yatırımcılar ile yerel tedarikçi firmaların iş birlikleri geliştirilerek yerel firmaların küresel değer zincirlerine entegrasyonu artırılacak. Yerli tedarik zincirini güçlendirecek şekilde KOBİ’lerin büyük ölçekli firmalar etrafında kümelenmeleri teşvik edilecek.
Ana sanayi üreticileri ve büyük işletmelerin tedarik zincirlerine KOBİ’lerin eklemlenebilmeleri için eşleşmeleri kolaylaştırılacak ve gerekli kalite, verim, kapasite artışlarıyla ürün geliştirme (ÜR-GE) faaliyetleri tedarikçi geliştirme süreçleri kapsamında desteklenecek.
Gümrük işlemlerinde etkinlik ve verimliliğin artırılması amacıyla bilgi ve iletişim teknolojilerinden azami ölçüde yararlanılacak, gümrük hizmetleri yeşil ve dijital dönüşümle uygun bir yapıya kavuşturulacak.
Dış ticaret işlemlerinde blokzincir ve otomatik karakter tanıma (OCR) gibi yenilikçi teknolojiler kullanılarak kağıtsız ortamda gümrük uygulamaları yaygınlaştırılacak.
İhracat işlemlerinde blokzincir teknolojisinin kullanılmasına ilişkin yürütülen çalışmaların Bilgisayarlı Gümrük Etkinlikleri Sistemini (BİLGE) de kapsayacak şekilde geliştirilmesi sağlanacak.
İmalat sektöründeki katma değeri artırmaya yönelik AR-GE, ÜR-GE, tasarım, tedarik zinciri yönetimi, dağıtım ve bakım-onarım gibi nitelikli hizmet girdilerinin payının artırılmasına yönelik çalışmalar yapılacak.
Öncelikli sektörler başta olmak üzere firma iş ortaklarının yüksek teknolojili ÜR-GE ve ticarileştirmesinin desteklendiği Sanayi Yenilik Ağ Mekanizması Programı yaygınlaştırılacak.
]]>Sincar’ın Gopel köyünden İsmail Guli Mahmud, 10 yıldır kamplarda yaşıyor.
AA’ya konuşan Mahmud, “Sincar’da emniyet yok. Durum çok kötü. Hâlihazırda daha da kötüye gidiyor. PKK var, Haşdi Şabi var ve başka silahlı güçler de var. Sincar’da nelerin yaşandığını bilemiyoruz. Su yok, elektrik yok. Gittiğimde suyu satın almak zorunda kalacağım. Buna benzer temel sorunlar var. Döndüğümüzde kalacak bir evimiz yok.” dedi.
Irak hükümetine çağrı yapan Mahmud, hükümetin geri dönebilenlere evlerini yapabilecekleri şekilde maddi yardımda bulunması gerektiğini söyledi.

– “SİNCAR’A GİDENLER TEKRAR KAMPLARA GERİ DÖNMEK ZORUNDA KALIYOR”
Mahmud, “Evine dönmek isteyenlere ayrıca iş imkanları da oluşturulamadı. Mesela evine dönenler ne iş yapacak?. Irak hükümetinin vereceği 4 milyon dinar (yaklaşık 2 bin 700 dolar) çok yetersiz. Bu parayla bir oda bile yapamazsınız.” şeklinde konuştu.
PKK mağduru Sincarlı Mahmud, şöyle devam etti:
“Sincar güvenli hale gelirse, istikrar olursa, su ve elektrik gelirse dönmek isteriz. Şu an Sincar’a gidenler tekrar kamplara geri dönmek zorunda kalıyor. Çünkü orada yaşam imkanları yok. Çadırların altındaki yaşam, DEAŞ’ın elindeki şartlar gibidir. Sürekli olarak çadırlarımız yanıyor. Irak hükümeti bu konuya el atmalı ve Yezidilerin bu haline çare bulsun.”

– “ANNELERİMIZ VE KIZ KARDEŞLERİMİZ HALA DEAŞ’IN ELİNDE”
Sincar’ın Tilbenat köyünden Salim Kori de 3 Ağustos 2014’te DEAŞ’tan kaçan Yezidilerden biri.
Kori, “3 Ağustos tarihi bizim için çok acı bir gün ve bu tarihi her sene büyük bir hüzünle anıyoruz. Annelerimiz ve kız kardeşlerimiz hala DEAŞ’ın elinde. Kadınlarımızı DEAŞ’ın elinden kurtaramadık.” dedi.
– “SINCAR’IN İDARESİNİN KİMİN ELİNDE OLDUĞUNU BİLMİYORUZ”
Kamptaki çadırlarda yaşamak istemediklerini dile getiren Kori, 10 yıldır sürdürdükleri bu durumun çekilmez boyutta olduğunu anlattı.
DEAŞ’tan kaçıp ve PKK nedeniyle evine dönemeyen Kori, şunları kaydetti:
“Çocuklar, kadınlar, erkekler ve gençler kimse bir gelecek göremiyor. Sincar’ın idaresinin kimin elinde olduğunu bilmiyoruz. Şehirde kim var emin değiliz. Orada hala Kaymakam yok. Nahiyelerde müdür yok. Kim yönetecek orayı? Şehrin kimin tarafından yönetileceğini bilseydik geleceğimizin ne olacağını tahmin edebilirdik. Uluslararası kamuoyu da gözünü Yezidilerin sorunlarına kapatmış durumda.”
Yıllardır kamp yaşamını sürdürmek zorunda kalan Sincar’ın Hanesor köyünden Usame Süleyman ise “Sincar’da istikrar yok. Orada her türlü değişik gruplar var. Çadırlarda yaşamaya mecburuz, çünkü gidecek başka yerimiz yok. Keşke Sincar’da başımızı sokabileceğimiz bir evimiz olsaydı da bu güneşin altında yaşamaktan daha iyiydi. Ancak Sincar’da yaşam çok zor.” ifadelerini kullandı.

– “SİNCAR ŞEHİR MERKEZINDE YASA DIŞI SİLAHLI GRUPLAR (TERÖR ÖRGÜTÜ PKK) VARLIĞI SÜRÜYOR”
Yezidilerin kutsal mekanlarından Laleş Tapınağı sorumlusu Said Cerdo ise DEAŞ tarafından kaçırılan veya öldürülen 3 bin kişinin akıbetinden hala haber alınamadığını söyledi.
“Sincar trajedisinin üzerinden 10 yıl geçti ancak Yezidilerin yaraları henüz iyileşmedi.” diyen Cerdo, Yezidiler’in hala kamplarda yaşayıp evlerine dönemediklerine işaret etti.
Cerdo, Sincar’da güvenli ortam oluşturulamadığını vurgulayarak, “Sincar şehir merkezinde yasa dışı silahlı grupları (terör örgütü PKK) varlığı sürüyor. Orada siyasi çekişme ortamı var. Sincar sığınmacılarına herhangi bir tazminat ödenmedi. Sincar’a yönelik bölgesel müdahaleler de Yezidilerin dönüşünün önünde engel teşkil etmektedir.” değerlendirmesi yaptı.

Erbil ile Bağdat arasında imzalanan Sincar Anlaşması’nın uygulanmamasını da eleştiren Cerdo, şöyle devam etti:
“Ne yazık ki Sincar’ın normalleştirilmesini öngören Erbil ve Bağdat arasında imzalanan Sincar Anlaşması hayata geçmedi. Irak hükümetinin bu anlaşmayı uygulama noktasında geri adım attığını görüyoruz. Irak hükümeti üzerinde bu anlaşmanın uygulanmaması için bölgesel bir baskı var. Irak hükümeti bu konuda cesur adım atmalı ve Sincar’daki şartların normalleşmesi için uluslararası kamuoyunun da desteğini almalı. Ancak Bağdat hükümeti, Yezidilerin evlerine dönebilmesi için şartları uygun hale getiremedi. O yüzden kampların kapatılması kararı yanlıştı. Her aileye 4 milyon dinar (2 bin 700 dolar) evlerine dönmeleri için yeterli değildir. Bu para ile hiçbir şey yapamazlar. Irak onlara çok iyi bir yardım sunmalıydı. Sincar olaylarından sonra Yezidilerin yurt dışına gidişi devam ediyor. Hükümet bu nedenleri ortadan kaldırmalıdır. O nedenlerden bir tanesi de Sincar’ın siyasi hesapların merkezi haline gelmesidir. Sincar ile ilgili alınan kararlar uygulanmıyor. Irak Anayasası ihlal ediliyor ve Yezidi soykırımı davası unutulmuş durumda.”



Bir dava adamı İsmail Haniye’nin portresi: Hayatını Filistin’e adadı



















Son dakika haberi: İran Devrim Muhafızları, önceki gün Tahran’da şehit edilen Hamas lideri İsmail Haniye’ye düzenlenen saldırının detaylarıyla ilgili yeni açıklama yaptı.
“HANİYE’YE SUİKASTI SİYONİST OLUŞUM GERÇEKLEŞTİRDİ”
Haniye’ye yönelik düzenlenen suikastın konutun Hamas liderinin kaldığı konutun dışından ateşlenen 7 kilogram savaş başlığı taşıyan kısa menzilli bir mermiyle düzenlendiği belirtilen açıklamada, “Suikastı Siyonist oluşum gerçekleştirdi ve ABD tarafından desteklendi” ifadelerine yer verildi.
İran, “İntikamın en uygun zamanda alınacağını” da vurguladı.
İRAN DAHA ÖNCE “FÜZE ÜLKE DIŞINDAN ATILDI” DEMİŞTİ
Suikasttan saatler sonra açıklama yapan İran, saldırının yerel saatle gece 02.00‘de ülke sınırları dışından atılan bir füzeyle gerçekleştiğini açıklamıştı.
BİNANIN DİĞER KISIMLARINDA HASAR YOK
Haniye’nin ağırlandığı İran Cumhurbaşkanlığı’na ait kompleksin içerisindeki misafirhanenin saldırı sonrası çekilen görüntülerinde misafirhane binasında sadece Haniye’nin bulunduğu katın vurulduğu ve binanın diğer kısımlarında hasar olmadığı görüldü.

CENAZESİ KATAR’DA DEFNEDİLDİ
Haniye için Katar’da cenaze töreni düzenlendi. Arap ve İslam dünyasından çok sayıda liderin katıldığı törende Türkiye heyeti de hazır bulundu. Haniye, Doha’nın 15 kilometre kuzeyindeki Luseyl kentinde defnedildi. Cenazede İsrail karşıtı sloganlar atıldı.

Türkiye’den de geniş bir heyet Doha’daki programda hazır bulundu.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın ile birçok milletvekili törene katıldı.

ABD MEDYASI: BOMBA 2 AY ÖNCE YERLEŞTİRİLDİ
ABD merkezli New York Times gazetesine bilgi veren kaynaklar, Haniye’nin kaldığı konuta 2 ay önce yerleştirilen bombanın uzaktan kumandayla patlatıldığını söyledi.
Haniye, daha önce Tahran’a geldiğinde birkaç kez bu misafirhaneyi kullanmıştı.

İran Devrim Muhafızları, ABD’nin suikastı desteklediğini söyledi. ABD’den ise yapılan açıklamada, “Saldırıdan haberimiz yoktu” denilmişti. Filistin Yasama Konseyi Üyesi Mustafa Bargusi de suikastın ABD’nin bilgisi olmadan gerçekleşmesinin “imkansız” olduğunu vurgulayarak, “Bildiğim bir şey var ki o da İsrail’in bu suikastı ABD’nin bilgisi olmadan gerçekleştirmiş olmasını hayal etmek çok zor” ifadelerini kullanmıştı.

Haniye’ye düzenlenen suikasttan hemen önce işgalci İsrail’in Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’yi ziyaret etmiş ve Kongre’de konuşma yapmıştı. Netanyahu’nun Kongre üyeleri tarafından alkışlanması tüm dünya kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştı.
HANİYE, AİLESİNDEN BİRÇOK KİŞİYİ ŞEHİT VERDİ
Hayatı mücadeleyle geçen İsmail Haniye, ailesinden 60’a yakın ismi şehit verdi. Nisan ayında oğulları Hazem, Amir ve Muhammed, Şati Kampı’nda içinde bulundukları aracı İsrail’in bombalaması sonucu şehit olmuştu. Haniye’nin gelini İnas Haniye, acı haberden sonra yayımladığı videoda, “Bu dünya fanidir ve Allah’ın izniyle buluşmamız cennette olacaktır. Elveda milletin lideri” dedi.

Türkiye, suikasta sert tepki veren ülkelerden oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Siyonist barbarlık bugüne kadar olduğu gibi emellerine yine ulaşamayacaktır” dedi. Erdoğan ayrıca, Haniye’nin ailesini de telefonla arayarak başsağlığı diledi.

301 GÜNDÜR SOYKIRIM VAR
İsrail’in Gazze’deki 2,3 milyon Filistinliyi hedef aldığı soykırımda 301 gün geride kaldı. 7 Ekim 2023’ten bu yana 3 bin 457 katliam gerçekleştirildi, 39 bin 480 Filistinli şehit oldu. Öldürülenlerin 16 bin 314’ü çocuk, 10 bin 980’i ise kadın.


Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, AK Parti Trabzon İl Danışma Meclisi Toplantısına katıldı. Uraloğlu, burada yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, milletin egemenliği üzerindeki bütün vesayeti kaldıran büyük bir siyasi hareketin temsilcileri olduklarını vurgulayarak, “AK Parti hükümetlerinin hizmet ve eser siyasetiyle hiç kimse ama hiç kimse yarışamaz. Bugün 2002 Türkiye’si ile kıyaslanmayacak bir konuma geldik çok şükür. Ülkemizi geleceğe taşıyan, çağ atlatan birçok projelere imza attık. Yüzyılda yapılabilecek işleri 22 yıla sığdırdık. Türkiye Yüzyıl’ını inşa edecek adımları atmaya da devam ediyoruz. Bu vesileyle bu adımları atarken beraber yol yürüdüğümüz siz değerli dava arkadaşlarımıza yeniden canı gönülden teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
“ZULME UĞRAYAN MİLLETLERİN, GAZZE’NİN, FİLİSTİN’İN, DOĞU TÜRKİSTAN’IN SESİ OLUYORUZ”
Anadolu’nun kapılarını açan Sultan Alpaslan’a kadar uzanan kutlu bir davaya sahip çıktıklarını ifade eden Bakan Uraloğlu, “Zulme uğrayan milletlerin, Gazze’nin, Filistin’in, Doğu Türkistan’ın sesi oluyoruz. Ay yıldızlı bayrağımız sadece bizim bayrağımız değil, dünyanın dört bir köşesindeki mazlumların bayrağıdır. Bu vesileyle İsrail’in çoğu bebek, çocuk ve masum sivillerden oluşan binlerce Filistinli kardeşimizi şehit ederek Gazze’de gerçekleştirdiği insanlık dışı saldırıları bir kez daha nefretle kınıyorum. 3 gün önce şehit olan Hamas lideri İsmail Haniye’ye Allah’tan rahmet diliyor, Filistin’deki zulmün bir an evvel sona ermesini rabbimden niyaz ediyorum. Yıllardır devam eden ve 7 Ekim’de katliama dönüşen saldırılar sonunda Gazze’deki mazlum Filistin halkına yapılan zulüm hepimizi derinden yaralamaktadır. Bakmaya dayanmayacak seviyelerde bir vahşet yaşanıyor. İnsanlığa bu kadar mı düşmansınız? Kalbinizde merhametin zerresi de mi yok? Masum bebeklerin, masum sivillerin yakılarak öldürülmesini hiçbir inanç, hiçbir ideoloji meşru görmez, gösteremez. Sayın Cumhurbaşkanımızın geçen gün de belirttiği gibi kalıcı barışa giden yolun açılması için Türkiye üzerine düşen ne varsa yapmaya hazırdır. Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikteyiz ve biz kimsenin tehditlerine boyun eğmeyiz. Bu da böyle bilinsin.” dedi.

-“BAZILARININ HAYAL BİLE EDEMEYECEĞİ PROJELERİ MİLLETİN HİZMETİNE SUNDUK”
AK Parti Hükümetlerinin 22 yılda her alanda büyük atılımlar yaptığını, bazılarının hayal bile edemeyeceği projeleri milletin hizmetine sunduğunun altını çizen Bakan Uraloğlu, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak Avrasya Tüneli, Marmaray, Yavuz Sultan Selim, Osmangazi ve 1915 Çanakkale Köprüleri, İstanbul Havalimanı, Ordu-Giresun ve Rize-Artvin Havalimanları, İstanbul-İzmir, Kuzey Marmara, Ankara-Niğde Otoyolları gibi küresel ölçekli mega projeleri hayata geçirdiklerini söyledi. Uraloğlu, “2002 yılında 6 bin 101 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu 29 bin 434 kilometreye ulaştırdık. Bölünmüş yollarla bağlanan şehir sayımız 6 iken, 77’ye yükselttik. Türkiye’yi Avrupa’nın 6., dünyanın 8. Yüksek Hızlı Tren işletmecisi yaptık. Ülkemizi hızlı trenle buluşturarak 2 bin 251 kilometre hızlı tren ağı inşa ettik. Havacılıkta çağ atladık. İç hatlardaki aktif havalimanı sayımızı 26’dan 57’ye yükselttik. 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken bugün 131 ülkede 346 noktaya ulaştık. 10 Ağustos’ta da Çukurova Uluslararası Havalimanımızın açılışını da gerçekleştireceğiz inşallah. Genişbant abone sayımız 2002 yılında 20 bin iken bugün 93,3 milyona ulaştı ve fiberoptik kablo uzunluğumuz 561 bin 695 kilometreye yükseldi. Ülkemizin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu olan TÜRKSAT 6A’yı başarıyla fırlattık. Test süreci devam ediyor. İnşallah yıl sonuna doğru da kalıcı yörüngesine ulaşarak hizmete başlayacak” şeklinde konuştu.
“ZİGANA TÜNELİ KALKINMA YOLU PROJESİNİN KARADENİZ’DEKİ ÖNEMLİ BAĞLANTILARINDAN BİRİ OLACAK”
Tüm Türkiye’de olduğu gibi Trabzon’da da dev yatırımlar ile dört baştan imar etmeye devam ettiklerini ifade eden Bakan Uraloğlu, son 22 yılda Trabzon’un ulaşım ve iletişim altyapısına yaklaşık 147,5 milyar lira yatırım gerçekleştirdiklerini belirterek, “Trabzon’un 2003’te 56 kilometre olan bölünmüş yolunu 242 kilometreye çıkardık. Karadeniz Sahil Yolunu tamamladık. Yılan hikayesine dönen Tanjant Yolu’nu da yine biz tamamladık. Zigana tüneli ile iki asra yakın bir süredir yapım, iyileştirme çalışmasının yürütüldüğü güzergaha adeta bir mühür vurduk. Trabzon’u Gümüşhane üzerinden Bayburt, Aşkale ve Erzurum’a bağlayan 14,5 kilometre uzunluğunda Yeni Zigana Tüneli’ni çift tüplü olarak inşa ettik. Açıldığı günden bu yana Yeni Zigana Tünelimizden 2 milyon 200 bin üstünde araç geçti. Zigana Tüneli Trabzon’u, Karadeniz’i sadece Gümüşhane’ye, Bayburt’a veya Erzurum’a bağlamıyor. Bütün doğu ve Güneydoğu’ya bağlıyor. Sadece buraya değil Basra Körfezi’nden başlayıp Ovaköy’den girecek olan demiryolu Kalkınma Yolu Projesi’nin de önemli bağlantılarından biri olacak. Kanuni Bulvarı; Hiç şüphesiz Trabzon şehir içi trafiğinde yaşanan yoğunluğun çözümünü doğrudan ilgilendiren bir projemiz, hamdolsun bu projemizin de sonuna doğru geliyoruz.” ifadelerini kullandı.

“ŞEHİR HASTANEMİZE ULAŞIMI HIZLANDIRMAK İÇİN HAFİF RAYLI SİSTEM PROJESİNİ HAYATA GEÇİRİYORUZ”
Diğer önemli karayolu projesinin de Güney Çevre Yolu projesi olduğunu belirten Bakan Uraloğlu, yapımına başladıkları 16,5 kilometre uzunluğundaki 1. kesimin Akçakale’den ayrılıp, mevcut sahil yolunun güneyinden geçerek Sera Gölü Kavşağı’nda son bulduğunu söyledi. Uraloğlu, “Başladığımız hiçbir projeyi yarım bırakmadık, Güney Çevre Yolu’nu da inşallah biz bitireceğiz. Bildiğiniz üzere Trabzon’umuzda Akyazı Stadyumu’nun yanında Türkiye’nin ve dünyanın en modern hastanelerinden biri inşa ediliyor. 280 bin metrekarelik alanda kurulan Trabzon Şehir Hastanemiz; Kentin sağlık hizmetlerinin çok daha iyi ve modern şartlarda sağlanabilmesi amacıyla hayata geçen, Trabzon’un sağlık altyapısının gücüne güç katacak bir proje. Çalışmalar aralıksız sürüyor. Bakanlık olarak biz de şehir hastanemize ulaşımı hızlandırmak için hafif raylı sistem projesini hayata geçiriyoruz. Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü eliyle bu projenin yapımını biz üstlendik.” dedi.
“500 BİN İNSANIMIZA HİZMET EDECEK”
Trabzon’a Akçaabat’tan Yomra Merkeze ulaşan; Şehir Hastanesi, Akyazı Stadyumu, Meydan, Üniversite, otogar ve Havalimanı gibi 56 istasyon içeren kent içi raylı sistemi kazandıracaklarını ifade eden Bakan Uraloğlu, “Yaklaşık 32 kilometre olan proje genel itibariyle 824 bin kişinin yaşadığı şehrimizde özellikle Akçaabat, Yomra ve Ortahisar hattında 500 bin insanımıza hizmet edecek. Özellikle yaz aylarında turizmin artması ile yoğunlaşan trafik rahatlamış olacak. Çalışmaları devam eden uygulama projelerinin tamamlanmasının ardından da en kısa sürede ihale edecek ve yapım çalışmalarına başlayacağız. Bu arada Kırıkkale – Çorum arası hızlı tren yapım ihalesini de Ağustos ayı içerisinde gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Yıl sonuna doğru ya da gelecek senenin başında da Çorum ile Samsun arasının ihalesini gerçekleştireceğiz. Bir taraftan da Samsun’dan Sarp’a sahilden demiryolu götürebilmeyle ilgili proje çalışmalarını başlattık. Bu ne kadar zor olsa da Doğu Karadeniz’de yoğunluklu olarak yerleşim de sahilde olduğu için yük taşırken bir yandan da yolcu taşımacılığı açısından doğru bir planlama yapıyoruz.” şeklinde konuştu.
TRABZON HAVALİMANI 3,5 MİLYON YOLCUYA HİZMET SUNARAK TÜRKİYE HAVALİMANLARI ARASINDA 9. SIRADA YER ALDI”
Trabzon Havalimanının Türkiye’nin en yoğun havalimanlarından biri olduğunu hatırlatan Uraloğlu, 2023 yılında iç ve dış hatlarda yaklaşık 3,5 milyon yolcuya hizmet sunarak Türkiye havalimanları arasında 9.sırada yer aldığını belirtti. Bakan Uraloğlu, “Bu yıl ilk 6 ayında iç ve dış hatlarda 11 bin 360 uçak trafiğiyle 1,5 milyondan fazla yolcu ağırladı. Sürekli artan yolcu sayısı doğrultusunda da mevcut Havalimanını genişletmek ve Trabzon’a yeni bir havalimanı kazandırmak için çalışmalara da başladık. Özellikle yeni dış hatlar gelen yolcu terminali ve CIP binasının aciliyeti vardı. Dış hatlar terminal binasındaki çalışmalarımızı bitirdik, bağlantı yolunu yapıyoruz. İnşallah, Ağustos ayı içerisinde açacağız. CIP binasını da Türk Hava Yolları kendi konseptine göre iç düzenlemeler yaptı ve tamamladı. O da önümüzdeki günlerde açılacak. Bildiğiniz üzere Trabzon için yatırım programına da aldığımız yeni bir havalimanı projemiz var.” ifadelerini kullandı.

Bakan Uraloğlu, tüm bakanlıklar, kurumlar, vekiller, temsilciler ve il yöneticileriyle beraber ildeki çalışmaları takip ettiklerini belirterek, “Hiçbir hizmeti biz Allah’ın izniyle aksatmayacağız. Özellikle batı bölgelerinde, deniz kenarında olan bölgelerde hizmete dayalı siyasetin ne kadar karşılığı var, elbette biz bunu sorguluyoruz. Bölgemize doğru geldiğimizde yaptığımız hizmetlerin vatandaşın nezdinde ne kadar karşılığı var, elbette bununla ilgili de bir terazimiz de var, bunu da tartıyoruz. Ne hizmet yaparsak yapalım, bu bizim görevimiz biz bunu yapmaya devam edeceğiz. Ama en kıymetlisi öncelikle çoluk çocuğumuza, kendimize sahip çıkmamız. Sonrasında apartmanımıza, sokağımıza, mahallemize, ilçemize ve ilimize sahip çıkmamızdır. Nasıl sahip çıkacağız? İlk önce elbette hizmetimizi yapacağız, ama mutlaka ve mutlaka vatandaşa dokunacağız.” dedi.
Sadece hizmetlerle vatandaşların gönlünü almanın mümkün olmadığını söyleyen Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz insanların gönlünü kazanmalıyız, gönüllerinde yer edinmeliyiz, ki liderimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan sayesinde bu gönüllerde yer ettik, bu gönüllerde kalmaya devam edebilmemiz lazım. Bir seçim dönemi yaşadık, baktığımız zaman sahada sadece Ak Parti teşkilatı var. Vatandaşın bir sitemi varsa biz o sitemi dinleyeceğiz, notlarımızı alacağız, gereğini yapacağız. 31 Mart seçimleriyle ilgili bir tespit yaparak sözlerimi noktalandıracağım; bazen dizlerinizi biraz kırarsınız, birileri sizin diz çöktüğünüzü zanneder. Halbuki siz, daha yukarıya doğru zıplamak için yapmışsınızdır. 31 Mart seçimlerini buna benzetiyorum, inşallah 2028’de, 2029’da daha yukarıya sıçrayacağız. Bu vesileyle sizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.”
]]>Bakan Uraloğlu, 10 Ağustos’ta açılışı gerçekleştirecek olan Çukurova Uluslararası Havalimanıyla, Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolu Projesiyle, genişletilen Mersin Uluslararası Limanıyla, Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep Hızlı Tren Hattıyla, Mersin’in, gelişim hızına bağlı olarak ortaya çıkan ulaşım ihtiyaçlarını karşılamak ve geleceğe hazırlamak için çok güçlü bir ulaşım ağı tesis ettiklerini söyleyerek, Mersin’e 119 milyar liranın üzerinde yatırım gerçekleştirdiklerini bildirdi. Uraloğlu, Çukurova Uluslararası Havalimanı Mersin ve Adana’nın yanı sıra Osmaniye ve Niğde’ye olan yakınlığıyla 5 milyonun üstünde vatandaşa hizmet edeceğinin altını çizdi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Anamur Feribot ve Deniz Uçağı İskelesi Açılış Töreni’nde açıklamalarda bulunarak, İsrail’in bebek, çocuk ve masum sivillerden oluşan binlerce Filistinliyi şehit ederek Gazze’de gerçekleştirdiği insanlık dışı saldırıları nefretle kınadığını belirterek, “Sayın Cumhurbaşkanımız da Filistin Davasına olan desteğimizi ve Filistinli kardeşlerimizle dayanışmamızı göstermek amacıyla, 31 Temmuz’da Tahran’da şehit olan Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniye’nin şehadeti sebebiyle bugünü milli yas ilan etti. Kimsenin şüphesi olmasın ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Filistin’de kalıcı barışa giden yolun açılması için Türkiye her türlü sorumluluğu almaktadır ve üzerine düşen ne varsa yapmaya hazırdır. Bu vesileyle İsmail Heniye ve tüm İsrail saldırılarında şehit olan tüm Filistinli kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyor, Filistin’de yaşatılan bu zulmün bir an evvel sona ermesini Rabbimden niyaz ediyorum.” ifadelerini kullandı.
“İSKELEYE YOLCU TEKNELERİ, YATLAR, FERİBOTLAR VE DENİZ UÇAKLARI YANAŞACAK”
Bakan Uraloğlu, 10 Ağustos’ta açılışı gerçekleştirecek olan Çukurova Uluslararası Havalimanıyla, Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolu Projesiyle, genişletilen Mersin Uluslararası Limanıyla, Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep Hızlı Tren Hattıyla, Mersin’in, gelişim hızına bağlı olarak ortaya çıkan ulaşım ihtiyaçlarını karşılamak ve geleceğe hazırlamak için çok güçlü bir ulaşım ağı tesis ettiklerini söyleyerek, “Açılışını gerçekleştireceğimiz Anamur Feribot ve Deniz Uçağı İskelesi de Bakanlığımıza bağlı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü tarafından hayata geçirilmiş bir projedir. Toplam uzunluğu 350 metre olan iskelemizi yolcu tekneleri, yatlar, feribotlar ve deniz uçaklarının yanaşmasına uygun şekilde inşa ettik.” dedi.

“ANAMUR LİMANI’NI ULUSLARARASI LİMAN OLARAK BELGELENDİRDİK”
Anamur Feribot ve Deniz Uçağı İskelesi’nin 12 Aralık 2023 tarihinde işletilmesi amacıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından Mersin Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına devredildiğini anımsatan Uraloğlu, “Devir işleminin ardından 15 Mart 2024 tarihinde Mersin Valiliği tarafından Anamur Ticaret ve Sanayi Odası Denizcilik Turizm Ticaret ve Anonim Şirketi’ne kiralanmıştır. Şirket tarafından gerçekleştirilen ek üst yapı yatırımları sonrası yapılan başvurunun ardından Bakanlığımızca yapılan denetimler sonucunda da Anamur Limanı’nı Uluslararası Liman olarak belgelendirdik.” şeklinde konuştu.
“EN KISA MESAFELİ DENİZ ROTASI OLDU”
Bakan Uraloğlu, Anamur Feribot ve Deniz Uçağı İskelesi’nin Mersin-Gazimağusa, Taşucu-Girne, Mersin-Girne, Taşucu-Gazimağusa Ro-Ro hatlarının ardından Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yolcu ve araç taşımacılığı yapılmasına imkan sağlayan; en kısa deniz mesafesine sahip 5. kapısı olarak hizmete başladığını vurgulayarak, “Anamur-Girne rotası da 2 saatten daha az bir süreyle ülkemiz ile KKTC arasındaki en kısa mesafeli deniz rotası olmuştur. Bakanlığımıza bağlı Denizcilik Genel Müdürlüğü tarafından verilen Hat Uygunluk Yazısı ile de söz konusu iskelemizden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Girne Limanı’na yolcu seferleri başlamıştır.” dedi.

PİYALE PAŞA 6 BİN 841 YOLCU TAŞIDI
12 Haziran 2024 tarihinden bu yana Piyale Paşa isimli Yüksek Hızlı Hafif Yolcu Gemisi ile düzenlenen 31 gidiş ve 31 dönüş seferlerinde toplamda 6 bin 841 yolcu taşındığını bildiren Uraloğlu, Türkiye’nin KKTC’ye en yakın noktası olan Anamur’da bulunan iskelenin işletmeye alınması ve deniz trafiğine açılmasının, ilçenin ve bölgenin ekonomisine ve turizm faaliyetlerine büyük katkı sağlayacağını söyledi.
“5 MİLYONUN ÜSTÜNDEKİ VATANDAŞA HİZMET EDECEK”
Mersin’de çok büyük ulaşım altyapı projeleri hayata geçirdiklerini söyleyen Bakan Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Mersin’in ulaşım ve iletişim altyapısına 119 milyar liranın üstünde yatırım gerçekleştirdiklerini belirterek, “10 Ağustos’ta açılışını gerçekleştireceğimiz Çukurova Uluslararası Havalimanımız başta Mersin ve Adana ile Osmaniye ve Niğde’ye de olan yakınlığıyla bu şehirlerde yaşayan 5 milyonun üstündeki vatandaşımıza hizmet ederek; Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerine açılan kapısı olacak. Bölgedeki işletmelerin Havayoluyla daha hızlı ve etkin bir şekilde mal taşımasını, yerel işletmelerin küresel tedarik zincirlerine entegrasyonunu kolaylaştıracaktır. Özellikle tarım faaliyetlerinin gelişmişliğiyle bilinen Çukurova Bölgemizde üretilen tarım ürünleri gibi hızlı bozulan ve zamanında teslimat gerektiren malların taşınmasında hava yoluyla lojistik avantajlar sağlayacaktır. Ayrıca, bölge ve ülke genelinde doğrudan ve dolaylı olarak yaklaşık 3 bin kişinin istihdam edilmesine imkan sağlayacaktır.” diye konuştu.

ÇEŞMELİ – KIZKALESİ ARASINA 53 KİLOMETRELİK YOL İNŞA EDİLİYOR
Uraloğlu, Çukurova Havalimanı ile birlikte Mersin’in gelişimine katkı sağlayacak Çeşmeli- Kızkalesi otoyolu projesini de 3 yıl içerisinde tamamlamayı hedeflediklerini söyleyerek, “42 kilometre ana gövde ve 11 kilometre bağlantı yolu olmak üzere toplam 53 kilometrelik bir yol inşa ederek, 2,5 saat süren seyahat süresini 18 dakikaya düşüreceğiz.” dedi.
6,5 SAAT OLAN SEYAHAT SÜRESİ 2 SAAT 15 DAKİKA SÜRECEK
Bölgenin ve ülkenin önemli raylı sistemlerinden olan Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep Hızlı Tren Projesine de devam ettiklerinin altını çizen Uraloğlu, projenin tamamlanmasıyla mevcutta 361 kilometre olan hattı 312 kilometreye düşüreceklerini belirterek, yaklaşık 6,5 saat olan seyahat süresini de 2 saat 15 dakikaya indireceklerinin altını çizdi.
MAVİ EKONOMİ VE DENİZ SAHA PLANLAMASI ÇALIŞMALARI GERÇEKLEŞTİRİLECEK
Genişletme çalışmaları süren Mersin Limanı’nın yanında Anamur Feribot ve Deniz Uçağı İskelesi ile birlikte Mersin, Mavi Vatan denizler ve denizcilik sektörü için çok daha önemli bir merkeze dönüştüğünü vurgulayan Uraloğlu, “CHP Milletvekili ve Dış Politika danışmanı Namık Tan gibilerin masal olarak nitelemesini ciddiye almadan Sayın Cumhurbaşkanımızın da altını çizdiği üzere Mavi Vatan’ımıza sahip çıkma noktasında en ufak bir geri adım atmayacağız. Bizler için bir karış toprağımız ne ifade ediyorsa denizlerimizin bir kum tanesi, bir avuç suyu da aynı anlam ve önemi taşımaktadır.” dedi.

1 Ağustos’ta Ege ve Akdeniz olmak üzere Türkiye’nin denizlerdeki hak ve menfaatleri doğrultusunda; ‘Mavi Ekonomi ve Deniz Saha Planlaması’ çalışması gerçekleştirilmesi amacıyla Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkeziyle bir sözleşme imzalandığını duyuran Bakan Uraloğlu, “Ülkemiz denizlerinde daha güvenli ve verimli bir geleceğe doğru attığımız bir adım olan bu sözleşmeyle; Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu-UNESCO tarafından ortaya konulan kurallara göre bir deniz saha planlamasının uygulanmasına ilişkin başlangıç raporu hazırlanması, denizlerimizdeki rüzgâr ve güneş enerjisi potansiyellerinin belirlenmesi ve hidrokarbon yatakları ve madenler dahil diğer yer altı kaynaklarına ilişkin verilerin değerlendirilmesi ve enerji taşıma güzergahlarına ilişkin analizlerin yapılması, mavi ekonomi kapsamında balıkçılık ve diğer su ürünleri faaliyetlerinin mevcut durumuyla, deniz ticareti, liman işletmeciliği ve kombine taşımacılık faaliyetlerinin değerlendirilmesi ve potansiyel kazanımları hakkında rapor hazırlanması ve öncelikle Ege ve Akdeniz’in haritalandırılması olmak üzere genel haritalandırmanın tamamlanması gibi çalışmalara başladık.” diye konuştu.
Mavi Vatan’da seyir emniyetini ve deniz güvenliğini arttırmaya yönelik bir diğer önemli çalışma olan Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Kurulumu Projesi de Denizcilik Genel Müdürlüğü ile HAVELSAN tarafından devam ettiğini ve projeyi 2026 yılında tamamlamayı hedeflediklerini bildiren Bakan Uraloğlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Mavi Vatanımızdaki gücümüzü, dünya denizlerinde görev alan denizcilerimizin uluslararası arenadaki yerlerini daha ileriye taşımak için durmadan, yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz. Ülkemizin adını ve bayrağını dünya denizlerinde gururla büyük başarılara taşıyacağız. Unutmayalım ki denize ve denizciliğe verilecek önem ölçüsünde Türkiye Cumhuriyeti büyüyecek ve güçlenecektir. Bu düşüncelerle Anamur Feribot ve Deniz Uçağı İskelesi’nin başta Anamur ve Mersin olmak üzere hem ülkemiz hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adına hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”
]]>“FİYATLAR YÜZDE 10-15 ORANINDA DÜŞTÜ, SADECE DÜŞÜK FİYATLI ARAÇLARDA SATIŞ VAR”
Fiyatların düşmesine rağmen hareketlilik olmadığını ifade eden galerici Samet Pekşen, “6 aydır sektör çok durgun. Bunun en büyük sebeplerinden biri de kredi faizleri. Alım gücü düşük olduğundan sadece düşük fiyatları araç alım-satımlarında hareketlilik oluyor. Üst segment ve fiyatlı araçlarda ise talep yok. Talep olmadığı için de fiyatlar düşüş eğilimde. 6 ay öncesine göre fiyatlar yüzde 10-15 oranında geriledi. Araba almak isteyenler için şu anda fiyatlar gayet normal. İnşallah satışlar hızlanır” dedi.
“UMUT FINDIKTA”
Piyasanın durma noktasında olduğuna dikkat çeken satıcı Fatih Arslan, “Araç satmak için 2 haftadır pazara geliyorum. Şu anda piyasa bitik durumda. Alıcı da yok satıcı da yok. Piyasa çok düştü. Müşteri de gelmiyor. Araç satmak isteyenler pazara geliyor, birbirimize araçlarımızı soruyor ve evimize geri dönüyoruz. Fındıklar satıldıktan sonra belki 2. el otomobil satış işleri açılabilir” diye konuştu.
“190 BİN TL İSTEDİĞİM ARACIM, 10 GÜNDÜR SATIŞTA”
10 gündür satışa çıkardığı aracına belirlediği fiyatı veren olmadığını vurgulayan satıcı Mithat Özer, “Arabamı satmak için pazara getirdim. Piyasa şu anda durgun. Satış hiç yok denecek kadar az. Sadece gelip gezmiş olduk. Fiyat soran oluyor ama satış yok. Ben aracıma 190 bin TL belirledim. Belirlediğim fiyatı veren olmadı. Pazarda bir kalabalık da yok” şeklinde konuştu.
“FİYATLAR DÜŞMÜŞ, ARADIĞIM ARACI BULUNA KADAR BEKLEYECEĞİM”
Araç almak için acele etmeyeceğini dile getiren Halil Bayram, “İkinci el araç pazarını geziyorum. Eşim hasta, onu hastanelere rahat getirip, götürmek için araç bakıyorum. Piyasa pek iç açıcı değil. Emekliyim ve ayrıyeten çalışıyorum ama evim kira. Araç fiyatları geçen sene ya da 6 ay öncesine göre düşmüş ama yine de iç açıcı değil. 250-300 bin TL civarında bir bütçem var. Beğendiğim araba olana kadar bekleyeceğim” ifadelerini kullandı.
Satıcı Ali Altunay, “Kredilerin önü kapalı. 2. el otomobile talep olur ama kredilere ulaşım ve geri ödemesi kolay olmadığından piyasa hareketlenmiyor. Acil ihtiyacı olan fiyatları daha da geri çekip satıyor. Zaten şu anda fiyatlar oldukça düşmüş durumda ama talep yok. Geçen yıla göre düşük segmentte 30-40 bin TL arasında bir fiyat düşüşü var. Ben 1997 Şahin S aracımı pazarda 155 bin TL’den satışa çıkardım. Son olarak 150 bin TL verene bırakacağım. Model yükseltmek istiyordum, satamasam da kendim bineceğim” dedi.
“700 BİN TL’YE KADAR BİR ARAÇ BAKIYORUM, BULAMADIM”
Bütçesine uygun bir araç bulamadığı için pazardan eli boş döneceğini ifade eden alıcı Serkan Arda ise şunları söyledi:
“Sıkıntılı bir piyasa ile karşı karşıyayız. İstediğimiz aracı alamıyoruz. Düşüş olduğuna inanmıyorum. Günümüz bütçesine göre fiyatlar pahalı. 650-700 bin TL bandında bir araç bakıyorum ama hoşumuza giden bir otomobil bulamadık. Büyük ihtimal boş döneceğiz. Gözüme sadece 1 araba kestirdim. Ondan da 850 bin TL istediler. O da bizim bütçemizi aştı.”
Türkiye’nin bitkisel üretimde 12. sıraya, sebze üretiminde 6. sıraya, meyve üretiminde 4. sıraya yüklemesinde yatırımların önemli olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Fındık, kiraz, incir, kayısı, ayva gibi ürünlerde üretimde dünyada 1. sıradayız. Kavun, karpuz, zeytin, mandalina ve elma gibi bazı ürünlerde 2. sıradayız. Antep fıstığı, çilek, nohut, domates gibi ürünlerde de 3. sıradayız. Bunun toplamına baktığımız zaman 69 milyar dolarlık bir tarımsal hasılaya ulaştığımızı görüyoruz ki bu rakam da bizi Avrupa’da 1. sıraya dünyada ise ilk 10 içerisine taşımış durumda.” dedi.
Yumaklı, iklim ve konjoktürel değişiklikler gibi bazı hususların sektörün daha dayanıklı hale getirme zorunluğunu ortaya koyduğunu ifade ederek, “Tarımsal üretimi doğal şartlarda yaptığımız için elbette birçok risk faktörüyle karşı karşıyayız. Bunlardan birisi de bugün tesislerin temel atma töreninde beraber olduğumuz zararlılara karşı mücadelede, bitki koruma ürünleri. Hakikaten son 2 yılda çok ciddi bir biçimde artan zararlıların bizim tarımsal üretimimize eğer kontrol etmezsek ve yönetmezsek ciddi bir zarar, hasar vereceği ortada. Dolayısıyla çiftçimizin alın terini koruma anlamında bizlerin çok önemli bir görevi ve yükümlülüğü var.” diye konuştu.
Denetimler
Bitki koruma ürünlerinin satışında ya da reçete yazımında görev alacak olan kişilerin eğitim, sınav, denetim ve standartlarının oluşturulması konusuna önem verdiklerini kaydeden Yumaklı, şöyle devam etti:
“Bugüne kadar 223 aktif maddeyi insan, hayvan ve çevre sağlığına olumsuz etkileri sebebiyle engelledik, yasakladık. Yine bu hafta içerisinde de bir aktif maddenin daha yasaklanması işlemini gerçekleştirdik. Ayrıca yıl boyunca rutin denetimler var. 3 hafta boyunca eş zamanlı olarak bitki koruma ürünleri, bayi ve toptancılara da denetim gerçekleştirdik. Kurumsal olarak bütün kurallara uymuş olan üretimlerle alakalı herhangi bir sözümüz yok. Sadece bunların kullanım aşamasındaki hususlarını denetliyoruz. Ancak merdiven altı diye tabir ettiğimiz üretimlerin kullanılmasına toleransımız yok. Çiftçilerimizden, üreticilerimizden kurumsal olmayan, tescili yapılmamış, neye etki edildiği standartlarla belirlenmemiş hiçbir ürünü kullanmamalarını istirham ediyorum. Bugüne kadar bu ürünlerle ilgili çok önemli olan satış yerleriyle ilgili denetimler yapıldı. Geçtiğimiz 3 haftada 6 bin 413 bitki, koruma, ürün satış iş yeri denetlendi ve bunların içerisinde 179’una gerekli yaptırım uygulandı. Bundan sonra da bu denetimlerimiz devam edecek.”
Katz’ın paylaşımı
İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan paylaşımına değinen Yumaklı, şunları kaydetti:
“Ellerine kan bulaşmış, 40 binin üzerinde masumun öldürülmesi, şehit edilmesi kararını vermiş bir katiller sürüsünün üyesi, birkaç gündür Sayın Cumhurbaşkanı’mıza hiçbir şekilde tasvip edemeyeceğimiz ve lanetlediğimiz bazı ithamlarda bulunuyor. Bu sözlerini aynen ve misliyle kendisine iade ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir ferdi, masumların ve mazlumların güçlü sesi olan Cumhurbaşkanı’mızın yanında bir demir gibi dimdik ve onunla birliktedir. Bu katiller ordusunun masumlara karşı artık vahşi uygulamalarını lanetliyorum. Sayın Cumhurbaşkanımıza ve onun nezdinde bu ülkeye yapılan bütün ithamları da aynen ve misliyle de kendisine iade ediyorum.”
Tarım Kredi Genel Müdürü Hüseyin Aydın ise gübre, yem, mazotta güçlü ve iyi bir oyuncu olduklarını ancak ilaç ve tohum gibi bazı sektörlerde sınırlı kaldıklarını belirterek, “Buralardaki paylarımızı yüzde 10 seviyesine çıkarmak istiyoruz. Tarkim, bu doğrultuda yaptığımız bir yatırım.” dedi.
Törene Manisa Valisi Enver Ünlü, AK Parti Manisa Milletvekili Tamer Akkal, AK Parti İl Başkanı Salih Hızlı, MHP İl Başkanı Cüneyt Tosuner de katıldı.
Yumaklı üzüm hasadına katıldı
Yumaklı, Saruhanlı ilçesine bağlı Hacırahmanlı Mahallesi’nde Ramadan Tezerişir’in bağında üzüm kesti.
Poşu takıp bahçe sahibi ve işçilerle sohbet eden Bakan Yumaklı, bahçe sahibine bağ makası ve testere bulunan bir set hediye etti.
Bakan Yumaklı, bağda yaptığı açıklamada Manisa’da organik olarak üretilen Sultani çekirdeksiz üzümünün sembolik de olsa da hasat açılışını yaptıklarını söyledi.
Normalde 15 gün sonra başlamasını bekledikleri hasadın, mevsimlerin öne gelmesiyle beraber bugünlerde başlayacağını belirten Yumaklı, “Manisa üzümde birinci malumunuz ama ondan çok daha önemli özellikle bu Sultani üzümün ihracat potansiyeli. Çok ciddi şekilde talep gören bir ürün. Geçtiğimiz yıl 500 milyon dolar civarında bir ihracat rakamı oldu. Rekolteyle alakalı bu yılın geçtiğimiz yıldan çok farklı olmayacağını değerlendiriyoruz. Biraz daha iyi olabilirdi ama iklim şartları beklediğimizin üzerinde bir rekolte gelmesine engel olmuş oldu. Geçtiğimiz yıldan kesinlikle kötü değil.” ifadelerini kullandı.
Yumaklı, tüm üreticilere bereketli bir yıl diledi.
“YEM FİYATLARINA ‘DUR’ DENMESİ GEREKİYOR”
Tüfekçi, “Şu anda esnafımız da besicimiz de sıkıntıda. Yem fiyatları yükseldiğinden dolayı köylümüz de sıkıntılı durumda. Özellikle küçük aile besicileri sıkıntıda yemden dolayı. Daha önce de söylediğimiz gibi küçük aile besicilerimiz mutlaka desteklenmeli ve yem desteği verilmeli. Çünkü, şu an 70 kuruşa saman yükleme yapıyorlar, bunun Tekirdağ’a maliyeti 4 lira. Yani işçi gideriyle, mazot gideriyle beraber 4 liraya mal oluyor. Bu besicimiz için bel büken bir şeydir. Onun için mutlak suretle yem fiyatlarına ‘Dur’ denmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
“KUZU FİYATLARINDA 30 LİRALIK GERİLEME VAR”
Tüfekçi, “Yazın her zaman dediğim gibi bayramdan sonra düşme var. Bu sene turizmde de azalma olduğu için durgunluk yaşanıyor. Bu durgunluğa bağlı olarak fiyatlarda düşme var; ama bu demek değildir ki devamlı düşecek. Yarın mutlak surette, Eylül’de okullar açıldığı zaman normal işe dönüş olacak. Fiyatlarda da bir yükselme haliyle olacak; ama şu anda besicimiz zor duruma düşmüş durumda. İstanbul nüfusunda da azalma var. Gidebilenler tatile, gidemeyenler ailelerinin yanına gidiyor. Ben bugün bazı veriler aldım. Ortalama olarak Erzurum’dan, Maraş’tan, Konya’dan İskenderun’dan, Balıklesir’den, Bursa’dan veriler aldım. Ortalama kuzu fiyatlarımızda 30 lira gibi bir gerileme var. Danada da aynı şey geçerli. Et ve Süt Kurumu, yurtdışından getirdiği etleri zincir marketler olmak üzere, et sanayicileri olmak üzere buralara veriyor. Buraların da halka ucuza satması gerekiyor. Esnafımız Et ve Süt Kurumu’ndan et almıyor. Normal piyasadan et alıyor. Kasapta ortalama kıyma fiyatları 580 ile 680 lira arasında. Et ve Süt Kurumu’nun etini satanlar kıyma olarak satanlar 320 – 340 lira arasında satmakta. Bu da ensafımıza zarar vermekte” diye konuştu.
“50 LİRA DÜŞÜŞ OLDU; AMA SATIŞLARA YANSIMADI”
Esnaf Muzaffer Duman, “Ramazan’dan sonra pek iş olmadığı için zaten pek birşey fark etmedi. Ramazan’dan önce pes peşe çok zam geldi 20 lira şeklinde. Ramazan’dan sonra düşüş var ama lüks etlerde düşüş yok. Her et aynı para değil işyerlerinde de değil mezbahada da değil. Bu sefer de iş olmadığı için birşey fark etmedi satışlarda. Satışlar yine durgun. Alım gücü de yok et olmuş 600 lira, herkes alamıyor zaten Kurban Bayramı’ndan çıktık. Daha önceki fiyatlarla Ramazan’daki fiyatlar arasında 50 lira fark oldu. Şimdi ona göre, 50 lira daha düşüş oldu ama satışlara pek yansımadı ” dedi.
Kasap Muharrem Sağır, “Bu fiyatların böyle abartılı olması 3 aylık, 6 aylık mevzu değil. 370’lere çıktı karkas et, şu an 335 lira alan. Millet tavuk alıyor. Parası olsa kimse tavuk almaz. Şu an bu fiyatlar pahalı ama söylendiği kadar da düşmedi yani. Zaten iş yok. Bir kilo et 500 – 600 lira nasıl alacak millet. 2-3 kişi otursa yer onu rahatlıkla” ifadelerini kullandı.
Müşteri Gürsel Abukan ise, kalabalık ailelerin bir günlük masrafına değinerek “Yüksek ödeme yapıp az miktarda yiyoruz. Bir de böyle düşünmek lazım. 550 liralık eti bir günde bitirirsin. 7-8 kişiye yetmez. O yüzden fazla tüketim yapan bir aileye yetmez diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.
Konu hakkına konuşan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Lübnan İş Konseyi Başkanı Abdülkadir Akkuş, , “Lübnan hükümetinin, ülkenin can damarı olan Beyrut Limanı’nı onarmaya devam etmesi, buna öncelik vermesi, aynı zamanda Mersin ve İskenderun limanlarından yola çıkan gemilere her daim yer açması, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin fazlasıyla büyüyeceğine işaret ediyor.” dedi.
AA muhabirinin, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta 4 Ağustos 2020’de meydana gelen liman patlamasının yıl dönümü nedeniyle yaptığı derlemeye göre, söz konusu patlama, hem liman altyapısına hem de ülke ekonomisine büyük zarar verdi.
Olay sonrası birçok ticari kuruluş, maddi sıkıntılar nedeniyle faaliyetlerini durdurdu.
Ülkenin deniz yoluyla dünyaya açılan kapısı olan limanda gerçekleşen patlama, Lübnan’ın birçok ülkeyle olduğu gibi Türkiye ile olan ticari ilişkilerini de etkiledi.

PATLAMA TİCARET HACMİNİ YÜZDE 22,5 AZALTTI
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2019 yılında Türkiye’nin Lübnan’a ihracatı 1 milyar dolar iken, patlamanın meydana geldiği 2020’de bu rakam 812,5 milyon dolara geriledi. Aynı dönemde iki ülke arasındaki ticarette de düşüş yaşandı. Türkiye ve Lübnan arasında 2019’da 1,1 milyar dolar olan dış ticaret hacmi, 2020’de yüzde 22,5 azalarak 837 milyon dolara düştü.
Türkiye’nin 2021 yılında Lübnan’a dış satımı 2020’ye göre yüzde 85 artışla 1 milyar 504 milyon 66 bin 201 dolara çıktı. İki ülkenin ticaret hacmi de 2021’de, 2020’ye göre yüzde 84 yükselişle 1 milyar 541 milyon 862 bin 463 dolar oldu.
Türkiye’den Lübnan’a yapılan ihracatta geçen yıl ise düşüş yaşandı. Buna göre Lübnan’a 2023’te gerçekleştirilen dış satım bir önceki yıla göre yüzde 43,3 azalarak 1,4 milyar dolara geriledi. Lübnan’a 2022’de 2,5 milyar dolarlık ihracat yapılmıştı. Aynı dönemde Lübnan’dan yapılan ithalat 100,2 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.
İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2022’de 2,6 milyar dolar olurken, geçen yıl yüzde 41,7 azalışla 1,5 milyar dolara indi.
Bu yılın ilk yarısında Lübnan’a yapılan ihracat 518,7 milyon dolar, ülkeden yapılan ithalat ise 28,9 milyon dolar olurken, ikili ticaret 547,6 milyon dolar olarak hesaplandı.
“LİMAN TÜRKİYE İÇİN DE STRATEJİKTİ”
DEİK Türkiye-Lübnan İş Konseyi Başkanı Abdülkadir Akkuş, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Beyrut Limanı’ndaki patlamanın bölgenin ve gemicilik tarihinin seyrini değiştirdiğini söyledi.
Akkuş, patlamanın ardından gemilerin rotalarını değiştirerek farklı liman arayışlarına yöneldiklerini, bu durumun da Lübnan’ın ticaretinin duraklamasına neden olduğunu belirtti.

Beyrut Limanı’nın stratejik konumunun Türkiye’nin ticareti açısından önemine işaret eden Akkuş, “Suriye’de yaşanan iç savaş sebebiyle Mersin ve İskenderun limanlarından yola çıkan gemiler, önce Beyrut Limanı’nda yüklerini indiriyor, ardından boğazlar üzerinden yollarına devam ediyor. Liman, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün ve Irak gibi komşu ülkelere önemli güzergah oluşturuyor.” dedi.
Limanın patlama öncesinde yılda 1 milyondan fazla konteyner ithal ettiğini bildiren Akkuş, bu sayının 2022’de 500 bin, geçen yıl ise 800 bin olduğunu ifade etti.
Akkuş, patlama sonrası oluşan hasarı ortadan kaldırabilmek için farklı uluslararası şirketlerden gelen onarım teklifleriyle konteyner sayısının yeniden 1 milyonun üzerine çıkarılmasının öngörüldüğünü söyledi.
“İKİ ÜLKE TİCARİ İLİŞKİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİNİ HEDEFLİYORUZ”
Türkiye’nin, Lübnan’ın dış ticaretindeki konumunu her daim koruduğuna işaret eden Akkuş, şunları kaydetti:
“Limanda patlamanın yaşanması, başta yakıt ürünleri olmak üzere, altın, mücevherat, ilaçlar ve gıda sektörlerini oluşturan ithalat ve ihracatı sekteye uğratmıştı. Ancak takip eden yıllar içerisinde başlatılan onarım işlemeleri sayesinde durumun geride kaldığı, ticari verilerin yeniden canlandığı görüldü. İki ülke arasındaki dış ticaret hacminin süratle iyileşmeye doğru yönelmesi ve limanın onarılma yolunda ilerlemesi, ticaretin ilerleyen zamanlarda daha da büyüyeceğini gösteriyor. Lübnan hükümetinin, ülkenin can damarı olan Beyrut Limanı’nı onarmaya devam etmesi, buna öncelik vermesi, aynı zamanda Mersin ve İskenderun limanlarından yola çıkan gemilere her daim yer açması, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin fazlasıyla büyüyeceğine işaret ediyor. Biz de Türkiye-Lübnan İş Konseyi olarak iki ülke arasında ticaret ve yatırım ilişkilerinin geliştirilmesini hedefliyoruz, bu kapsamda iki ülke iş çevrelerini bir araya getiren etkinlikler gerçekleştirmeye devam ediyoruz.”
Türkiye’nin bitkisel üretimde 12. sıraya, sebze üretiminde 6. sıraya, meyve üretiminde 4. sıraya yüklemesinde yatırımların önemli olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Fındık, kiraz, incir, kayısı, ayva gibi ürünlerde üretimde dünyada 1. sıradayız. Kavun, karpuz, zeytin, mandalina ve elma gibi bazı ürünlerde 2. sıradayız. Antep fıstığı, çilek, nohut, domates gibi ürünlerde de 3. sıradayız. Bunun toplamına baktığımız zaman 69 milyar dolarlık bir tarımsal hasılaya ulaştığımızı görüyoruz ki bu rakam da bizi Avrupa’da 1. sıraya dünyada ise ilk 10 içerisine taşımış durumda.” dedi.
Yumaklı, iklim ve konjoktürel değişiklikler gibi bazı hususların sektörün daha dayanıklı hale getirme zorunluğunu ortaya koyduğunu ifade ederek, “Tarımsal üretimi doğal şartlarda yaptığımız için elbette birçok risk faktörüyle karşı karşıyayız. Bunlardan birisi de bugün tesislerin temel atma töreninde beraber olduğumuz zararlılara karşı mücadelede, bitki koruma ürünleri. Hakikaten son 2 yılda çok ciddi bir biçimde artan zararlıların bizim tarımsal üretimimize eğer kontrol etmezsek ve yönetmezsek ciddi bir zarar, hasar vereceği ortada. Dolayısıyla çiftçimizin alın terini koruma anlamında bizlerin çok önemli bir görevi ve yükümlülüğü var.” diye konuştu.
Denetimler
Bitki koruma ürünlerinin satışında ya da reçete yazımında görev alacak olan kişilerin eğitim, sınav, denetim ve standartlarının oluşturulması konusuna önem verdiklerini kaydeden Yumaklı, şöyle devam etti:
“Bugüne kadar 223 aktif maddeyi insan, hayvan ve çevre sağlığına olumsuz etkileri sebebiyle engelledik, yasakladık. Yine bu hafta içerisinde de bir aktif maddenin daha yasaklanması işlemini gerçekleştirdik. Ayrıca yıl boyunca rutin denetimler var. 3 hafta boyunca eş zamanlı olarak bitki koruma ürünleri, bayi ve toptancılara da denetim gerçekleştirdik. Kurumsal olarak bütün kurallara uymuş olan üretimlerle alakalı herhangi bir sözümüz yok. Sadece bunların kullanım aşamasındaki hususlarını denetliyoruz. Ancak merdiven altı diye tabir ettiğimiz üretimlerin kullanılmasına toleransımız yok. Çiftçilerimizden, üreticilerimizden kurumsal olmayan, tescili yapılmamış, neye etki edildiği standartlarla belirlenmemiş hiçbir ürünü kullanmamalarını istirham ediyorum. Bugüne kadar bu ürünlerle ilgili çok önemli olan satış yerleriyle ilgili denetimler yapıldı. Geçtiğimiz 3 haftada 6 bin 413 bitki, koruma, ürün satış iş yeri denetlendi ve bunların içerisinde 179’una gerekli yaptırım uygulandı. Bundan sonra da bu denetimlerimiz devam edecek.”
Katz’ın paylaşımı
İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan paylaşımına değinen Yumaklı, şunları kaydetti:
“Ellerine kan bulaşmış, 40 binin üzerinde masumun öldürülmesi, şehit edilmesi kararını vermiş bir katiller sürüsünün üyesi, birkaç gündür Sayın Cumhurbaşkanı’mıza hiçbir şekilde tasvip edemeyeceğimiz ve lanetlediğimiz bazı ithamlarda bulunuyor. Bu sözlerini aynen ve misliyle kendisine iade ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir ferdi, masumların ve mazlumların güçlü sesi olan Cumhurbaşkanı’mızın yanında bir demir gibi dimdik ve onunla birliktedir. Bu katiller ordusunun masumlara karşı artık vahşi uygulamalarını lanetliyorum. Sayın Cumhurbaşkanımıza ve onun nezdinde bu ülkeye yapılan bütün ithamları da aynen ve misliyle de kendisine iade ediyorum.”
Tarım Kredi Genel Müdürü Hüseyin Aydın ise gübre, yem, mazotta güçlü ve iyi bir oyuncu olduklarını ancak ilaç ve tohum gibi bazı sektörlerde sınırlı kaldıklarını belirterek, “Buralardaki paylarımızı yüzde 10 seviyesine çıkarmak istiyoruz. Tarkim, bu doğrultuda yaptığımız bir yatırım.” dedi.
Törene Manisa Valisi Enver Ünlü, AK Parti Manisa Milletvekili Tamer Akkal, AK Parti İl Başkanı Salih Hızlı, MHP İl Başkanı Cüneyt Tosuner de katıldı.
Yumaklı üzüm hasadına katıldı
Yumaklı, Saruhanlı ilçesine bağlı Hacırahmanlı Mahallesi’nde Ramadan Tezerişir’in bağında üzüm kesti.
Poşu takıp bahçe sahibi ve işçilerle sohbet eden Bakan Yumaklı, bahçe sahibine bağ makası ve testere bulunan bir set hediye etti.
Bakan Yumaklı, bağda yaptığı açıklamada Manisa’da organik olarak üretilen Sultani çekirdeksiz üzümünün sembolik de olsa da hasat açılışını yaptıklarını söyledi.
Normalde 15 gün sonra başlamasını bekledikleri hasadın, mevsimlerin öne gelmesiyle beraber bugünlerde başlayacağını belirten Yumaklı, “Manisa üzümde birinci malumunuz ama ondan çok daha önemli özellikle bu Sultani üzümün ihracat potansiyeli. Çok ciddi şekilde talep gören bir ürün. Geçtiğimiz yıl 500 milyon dolar civarında bir ihracat rakamı oldu. Rekolteyle alakalı bu yılın geçtiğimiz yıldan çok farklı olmayacağını değerlendiriyoruz. Biraz daha iyi olabilirdi ama iklim şartları beklediğimizin üzerinde bir rekolte gelmesine engel olmuş oldu. Geçtiğimiz yıldan kesinlikle kötü değil.” ifadelerini kullandı.
Yumaklı, tüm üreticilere bereketli bir yıl diledi.

“ELEKTRİK DAĞITIM ŞEBEKELERİ KAMU MALIDIR”
Genel Müdür Yaşar Arvas, özelleştirme ile elektrik dağıtımıyla ilgili kamu hizmetlerinin belli bir süre için devralındığını belirtti. Arvas, “Şirketin tüm yatırımlarını içeren elektrik dağıtım şebekeleri kamu malıdır. Buna trafo, pano, yeraltı ve yerüstü dağıtım kabloları gibi tüm araç ve gereçler dahildir. Bölgemizde 2013 yılında yüzde 76 kaçak oranıyla devir işlemi yapıldı. O günden bu yana kaçak oranını yüzde 42 seviyelerine düşürdük.” dedi. Kaçak elektrik kullananların aynı zamanda kamuya ait olan şebekeye zarar verdiğini vurgulayan Arvas, “Bu şahıslar kaçak elektrik kullanarak enerjinin sürekliliğini de sekteye uğratmaktadırlar.” ifadelerini kullandı.
CİZRE’DE İLK SUÇ DUYURUSU
Kaçak elektrik kullananlar hakkında daha önce “karşılıksız yararlanma” suçlamasıyla savcılıklara başvurduklarını ancak bundan sonra yeni bir yöntemle mücadele edeceklerini belirten Arvas, “Şırnak’ın Cizre ilçesinde yoğun biçimde yer altından harici hat çekerek sistemimize müdahale edilmektedir. Son kontrollerde 26 abone daha bu şekilde kaçak elektrik kullanırken tespit edildi. Bu aboneler yeraltı kablolarına zarar vermekte, kesintisiz enerji arzını sekteye uğratmaktadır. Bu müdahalelerin önüne geçmek adına artık ‘kamu malına zarar verme’ gerekçe gösterilerek suç duyurusunda bulunulacak.” diye ekledi.
8 YILA KADAR HAPİS CEZASI
Konuyla ilgili açıklamalarını sürdüren Genel Müdür Arvas, başvurunun kabul edilmesi durumunda 26 abonenin, enerji alanında hizmetin aksamasına yol açması nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 152’nci maddesi uyarınca 8 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabileceklerini bildirdi. Arvas’ın devam eden açıklamalarında, “TCK’nın ‘mala zarar verme’ suçunu içeren 151’nci maddesi, sanık için 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngörürken, TCK’nın 152-1 maddesi ise mala zarar vermenin nitelikli halleri arasında sayılıyor. Bu maddeye göre kamu kurumlarına ait yerlerde işlenen suçlarda ceza 1 yıldan 4 yıla kadar artırılabiliyor. Ancak haberleşme, enerji veya ulaşım alanında kamu hizmetinin aksaması halinde bu ceza yarısından 2 katına kadar artırılabiliyor.” ifadelerine yer verildi.

KAÇAK ELEKTRİK KULLANIMI GÜVENLİĞİ TEHDİT EDİYOR
Arvas, Dicle Elektrik’in 6 ili kapsayan dağıtım bölgesinde yeraltı kablolarından kaçak hat çekme olayının en fazla Cizre ilçesinde görüldüğünü belirterek, “Bu tür olaylar Cizre ilçemizde oldukça fazla. Bunu yapanlar yeraltı kablosuna ulaşmak için hem kaldırım veya yolu kazarak zarar veriyor hem de döşenen kablolarımıza zarar veriyor. Bu durum, ekonomik zararın ötesinde ciddi bir güvenlik sorunu da oluşturuyor.” dedi. Arvas, kaçak elektrik kullananlarla ilgili ciddi cezaların gündeme geldiğini belirterek, “Abonelerimizden artık hem kendilerinin hem de komşularının kesintisiz ve güvenli elektrik kullanabilmesi için kaçak elektrik kullanmamalarını bekliyoruz.” diye konuştu.
ABD Merkez Bankasının (Fed) çarşamba günü eylül ayından itibaren faiz indirimlerine yeşil ışık yakmasına karşın ülkede açıklanan veriler, resesyon korkularının varlık fiyatları üzerinde etkili olmasına neden oldu.
Cuma günü açıklanan tarım dışı istihdam başta olmak üzere iş gücü piyasası ve imalat sanayisine ilişkin hafta boyu açıklanan veriler, ABD ekonomisinin sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.
Fed’in bu hafta politika faizini 23 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 5,25-5,50 aralığında sabit tutması, fiyat artışları açısından temkinli bir yaklaşım olsa da son istihdam verileri bunun iş gücü piyasası açısından riskli olabileceğini ortaya koydu.
İSTİHDAM VERİLERİ, İŞ GÜCÜ PİYASASINDA BEKLENENDEN DAHA HIZLI BİR BOZULMAYA İŞARET ETTİ
Ülkede bu hafta açıklanan verilere göre, ABD’de tarım dışı istihdam, temmuz ayında 114 bin kişi artarak beklentilerin altında gerçekleşti.
ABD’de işsizlik oranı, temmuzda yüzde 4,1’den 4,3’e çıktı. Art arda 4 aydır artış gösteren işsizlik oranı, bu dönemde Ekim 2021’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşen işsizlik oranının bu dönemde haziran ayında olduğu gibi yüzde 4,1 olması öngörülüyordu.
ABD’de özel sektör istihdamı da temmuzda 122 bin kişiyle piyasa beklentilerinin altında artış kaydetti.
Ülkede ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı ise 27 Temmuz ile biten haftada 249 binle yaklaşık bir yılın en yüksek seviyesine çıkarak piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti. JOLTS açık iş sayısı haziranda 8 milyon 184 bine gerilemesine karşın beklentilerin üzerinde kaydedildi.
Analistler, istihdam verilerinin iş gücü piyasasında öngörülenden daha hızlı bir bozulmaya işaret ettiğini, ekonominin resesyona sürüklenebileceğine dair endişeleri artırdığını belirtti.
VERİLER, FED’İN HAMLELERİNİN BÜYÜKLÜĞÜNE İLİŞKİN SORU İŞARETLERİNİ ORTAYA ÇIKARDI
ABD ekonomisinde önemli bir yere sahip olan sanayi sektörünün performansına ışık tutan veriler de piyasalardaki endişelerin artmasında etkili oldu.
Tedarik Yönetim Enstitüsü’nün (ISM) imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), temmuzda 46,8 ile 8 ayın en düşük seviyesine gerileyerek piyasa beklentilerinin altında kaldı.
ABD’de fabrika siparişleri de haziranda yüzde 3,3 ile beklenenden fazla azalış kaydetti. Ayrıca, ülkede inşaat harcamaları haziranda artış beklentisinin aksine yüzde 0,3 azaldı.
Analistler, imalat sektöründeki daralma ile iş gücü piyasasındaki yavaşlamaya işaret eden verilerin Fed’in eylül ayında politika faizini indirip indirmeyeceğine dair şüpheleri ortadan kaldırırken hamlelerinin büyüklüğüne ilişkin soru işaretlerini ortaya çıkardığını belirtti.
EYLÜLDE 50 BAZ PUANLIK FAİZ İNDİRİMİ FİYATLANMAYA BAŞLANDI
Makroekonomik veriler ABD ekonomisinin resesyona sürüklenebileceğine dair korkuları alevlendirirken, Fed’in eylülde daha agresif bir faiz indirimine gidebileceği fiyatlanmaya başladı.
İstihdam verilerinin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in eylülde politika faizini 50 baz puan indirme ihtimali yüzde 70’in üzerini gördü.
Fed Başkanı Jerome Powell, çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, 50 baz puanlık faiz indirimi olasılığının sorulması üzerine “Bu şu anda düşündüğümüz bir şey değil. Bugün itibarıyla herhangi bir karar verilmiş değil.” yanıtını vermişti. Ancak Powell, iş gücü piyasasında maddi anlamda daha fazla soğuma görmek istemediğini de ifade etmişti.
Birçok finans kuruluşu da verilerin ardından Fed’in faiz indirimlerinin boyutlarına ilişkin tahminlerini güncelledi.
Citi, Fed’in eylül ve aralık aylarında 50’şer baz puan olmak üzere bu yıl toplam 125 baz puanlık faiz indirimine gideceğini öngördü. JPMorgan da Fed’in hem eylül hem de kasım ayında yarım puanlık faiz indirimi yapacağı tahmininde bulundu.
NEW YORK BORSASINDA SERT DÜŞÜŞ
Artan resesyon endişesi Amerikan piyasalarında dün satış baskısını derinleştirdi.
Haftanın son işlem gününün kapanışında Dow Jones endeksi, 600 puanın üzerinde değer kaybetti ve yüzde 1,51 azalarak 39.737,26 puana indi.
S&P 500 endeksi yüzde 1,84 azalışla 5.346,56 puana ve Nasdaq endeksi yüzde 2,43 kayıpla 16.776,16 puana düştü.
Söz konusu kayıp, Nasdaq endeksinin temmuzdaki kapanış zirvesinden yüzde 10’dan fazla düşmesine neden oldu ve endeks düzeltme bölgesine girdi.
Dow Jones endeksindeki haftalık kayıp yüzde 2,1 olurken, S&P 500 endeksi hafta genelinde yüzde 2,06 ve Nasdaq endeksi yüzde 3,35 düştü.
Bilanço sezonu da hisse ve sektör bazlı oynaklığın yüksek seyretmesine neden olurken, teknoloji hisselerinde dün yaşanan düşüşe Intel öncülük etti.
Bu hafta bilançolarını açıklayan ABD’nin teknoloji devlerinden Apple ve Amazon’un geliri nisan-haziran döneminde arttı, Intel’in geliri ise azaldı.
Intel’in hisseleri şirketin gelirinin bu dönemde azalması ve işten çıkarmaya gideceğini duyurmasının ardından yüzde 26,06 değer kaybetti. Şirketin hisseleri, 1974’ten bu yana en büyük düşüşünü yaşadı.
Amazon’un hisseleri de şirketin gelirinin beklentileri karşılayamaması sonrası yüzde 8,8 düştü. Apple’ın hisseleri ise gelirinin tahminleri aşması ve iPhone satışlarının hafif düşüş göstermesine karşın beklentilerin üzerinde gerçekleşmesi sonrası yüzde 0,7 arttı.
ABD’NİN 10 YILLIK TAHVİL FAİZİ ARALIK 2023’TEN BU YANA EN DÜŞÜK SEVİYESİNE GERİLEDİ
Resesyon korkusu güvenli liman varlıklara olan talebi desteklerken, tahvil faizleri düştü.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 3,79 ile Aralık 2023’ten bu yana en düşük seviyesine geriledi. 10 yıllık tahvil faizi, bir hafta içinde yaklaşık 40 baz puanlık düşüş kaydetti.
ABD’nin 2 yıllık tahvil faizi de dün yaklaşık 28 baz puan düşüşle yüzde 3,87’ye geriledi.
Tahvil fiyatları ile tahvil getirilerinin ters orantılı şekilde hareket ettiğini anımsatan analistler, tahvil fiyatı arttığında tahvil getirilerinin azaldığını belirtti.
Ayrıca bazı analistler, istihdam verilerinin Fed’in getiri eğrinin gerisinde kaldığına işaret ettiğini belirtti.
Avrupa’da da 10 yıllık tahvil faizleri düşüş gösterirken, Almanya’da yüzde 2,17’ye, Fransa’da yüzde 2,96’ya, İtalya’da yüzde 3,62’ye, İspanya’da yüzde 3,05’e, Belçika’da yüzde 2,82’ye, Avusturya’da yüzde 2,71’e, Hollanda’da yüzde 2,48’e ve İngiltere’de yüzde 3,82’ye indi.
DOLAR 4 AYIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNİ GÖRDÜ
Dolar endeksi de verilerin ardından yüzde 1,16 azalışla 102,99’a gerileyerek mart ayından bu yana en düşük seviyesini kaydetti.
Avro/dolar paritesi yüzde 1,1 artışla 1,091 seviyesine tırmanırken, dolar/yen paritesi yüzde 1,8 azalışla 146,5’e indi. Altının ons fiyatı ise yüzde 0,15 azalışla 2.442,68 dolara geriledi.
AVRUPA VE ASYA PİYASALARINDA DA SATIŞ
ABD’de resesyon endişelerinin artmasıyla Avrupa piyasalarında da satış ağırlıklı bir seyir hakim oldu.
Dün Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 2,33, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,61, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,31 ve İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 2,55 değer kaybetti.
Öte yandan Avrupa’da bu hafta İngiltere Merkez Bankasının (BoE) faiz kararı takip edilirken, BoE politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 5’e düşürdü. BoE Başkanı Andrew Bailey, yılın geri kalanında olası faiz indirimlerine ilişkin açık bir sinyal vermekten kaçınırken, para piyasalarındaki fiyatlamalar BoE’nin kasımda tekrar faiz indirimine gitmesinin olası olduğunu gösterdi. Avrupa Merkez Bankasının (ECB) da karışık gelen enflasyon verilerine karşın yüzde 95 ihtimalle eylülde yeniden faiz indireceği tahmin ediliyor.
Asya pay piyasalarında da satış baskısının derinleştiği görülürken, Japonya’da dün Nikkei 225 endeksi yüzde 5,7, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 3,7, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,1 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi ise yüzde 0,9 düştü.
Japonya Merkez Bankasının (BoJ) enflasyonla mücadele kapsamında faiz artırımlarına devam edebileceği yönündeki açıklamaların ardından, piyasalarda BoJ’un faiz adımlarını 10 baz puandan 25 baz puana çıkarabileceğine ilişkin söylentiler risk algısının had safhaya ulaşmasına neden oldu.
Analistler, hem BoJ’un şahinleşmesiyle güçlenen yenin, hem de dünyada artan resesyon endişesinin ihracatçı Japon şirketlerin performansını olumsuz etkileyebileceği endişesinin Japonya pay piyasalarındaki satış baskısının derinleşmesinde önemli rol oynadığını bildirdi.
]]>Bunun yanı sıra bazı büyük ekonomiler, karşılaştıkları makroekonomik olumsuzluklara karşı faiz artırımı da dahil bir dizi önlem almaya devam etti.
ABD Merkez Bankası (Fed), Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayında da faiz oranlarında değişikliğe gitmeyerek sıkı para politikası duruşunu korumayı sürdürdü.
Kanada Merkez Bankası (BoC) ve Macaristan Merkez Bankası (MNB) faiz indirimine giderken Japonya Merkez Bankası (BoJ) ve Rusya Merkez Bankası faiz artırımı kararı aldı.
BoC, art arda ikinci toplantıda politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 4,5’e düşürürken bankadan yapılan açıklamada, geniş enflasyonist baskıların hafiflediği bildirildi.
Açıklamada, genel fiyat baskılarının azalmaya devam etmesi ve enflasyonun yüzde 2’ye yaklaşmasının beklenmesi nedeniyle politika faiz oranının 25 baz puan daha düşürülmesine karar verildiği belirtilerek, politika faiz oranının yüzde 4,5’e indirildiği kaydedildi.
BoC, haziran ayında politika faizini yüzde 5’ten 4,75’e düşürerek 4 yılın ardından ilk faiz indirimini gerçekleştirirken G7 ülkeleri arasında politika gevşetmeye başlayan ilk merkez bankası olmuştu.
Temmuz ayında faiz indirimine giden diğer bir merkez bankası ise MNB oldu.
MNB, temmuzda politika faizini beklentiler dahilinde 25 baz puan düşürerek yüzde 6,75’e indirdi. Bankanın faiz indirim kararı, ülkenin parasal gevşeme döngüsünün başladığı ekim ayından bu yana 10. faiz indirimi kararı oldu.
BOJ, TEMMUZDA POLİTİKA FAİZİNİ YÜZDE 0,25’E ÇIKARDI
BoJ, temmuz ayında gerçekleştirdiği toplantıda sürpriz şekilde politika faizinin yüzde 0,25’e çıkarılmasına karar verdi.
Yenin güçlenerek ülkenin ihracatına zarar vermesini önlemek ve deflasyonla mücadele etmek için 2016’dan bu yana negatif faiz politikası yürüten BoJ, ülkedeki hızlı ücret artışları nedeniyle 2007’den bu yana ilk defa mart ayında faiz artırımına gitmişti.
Mart ayındaki toplantısında 17 yıl sonra ilk kez faiz artırımına giden banka, politika faizini yüzde eksi 0,1’den yüzde 0,1’e yükselterek dünyadaki negatif faiz dönemini sonlandırmıştı.
Faiz artırımı kararının arkasında Japonya ile ABD’deki faiz oranları arasındaki büyük fark etkili olurken bu durum, yaklaşık son üç yıldır yenin dolara karşı değer kaybetmesine yol açmıştı.
Analistler, ülke para biriminin son 38 yılın en düşük seviyesini test ettiğini belirterek, Japon yeninin tarihi zayıflığının müdahale için baskı yarattığını belirtti.
Temmuzda faiz artırımı yapan diğer merkez bankası da Rusya Merkez Bankası (CBR) oldu.
CBR, temmuzda politika faizini beklentiler doğrultusunda 200 baz puan artışla yüzde 18’e yükseltti.
Bankadan yapılan açıklamada, ülke ekonomisi üzerindeki enflasyon baskısının yüksek seviyede devam ettiği belirtilirken “Rusya Merkez Bankası, politika faizini yüzde 18 seviyesine yükseltme kararı almıştır.” ifadesi kullanıldı.
Rusya Merkez Bankası, politika faizini son olarak 7 Haziran’da yüzde 16 seviyesinde sabit bırakmıştı.
FED, FAİZ ORANINI SABİT TUTARKEN EYLÜLDE FAİZ İNDİRİMİNE YEŞİL IŞIK YAKTI
Fed, temmuz ayında düzenlenen Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısında da politika faizini beklentiler dahilinde değiştirmeyerek 23 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 5,25-5,50 aralığında sabit bıraktı.
Fed Başkanı Jerome Powell, enflasyon konusundaki güvenin artması ve iş gücü piyasasının gücünü koruması halinde faiz indiriminin eylül ayında masaya gelebileceğini ifade etti.
İş gücü piyasasının daha iyi bir dengeye geldiğini ve işsizlik oranının düşük kalmaya devam ettiğini belirten Powell, enflasyonun ise önemli ölçüde gerilediğini anlattı.
Powell, “Komitenin genel düşüncesi, politika faiz oranımızı düşürmenin uygun olacağı noktaya yaklaştığımız yönünde ancak henüz o noktada değiller.” değerlendirmesinde bulundu.
Bankanın önündeki yolun ekonominin seyrine bağlı olacağını belirten Powell, “Ekonominin nasıl gelişeceğine bağlı olarak, sıfır faiz indiriminden birkaç faiz indirimine kadar senaryo hayal edebiliyorum.” ifadesini kullandı.
ABD’de enflasyon, ocak, şubat, mart aylarında yıllık bazda sırasıyla yüzde 3,1, 3,2 ve 3,5 ile beklentilerin üzerinde kalmasının ardından, nisanda 3,4 ile beklentiler doğrultusunda, mayısta ve haziranda 3,3 ile beklentilerin altında gerçekleşti.
2022 yılından itibaren yüksek enflasyonla mücadele kapsamında sıkı para politikası izleyen Fed, bu yılın ilk yarısında gerçekleştirilen toplantılarda da politika faizinde değişikliğe gitmedi.
Ülkede yüksek enflasyon karşısında 2022’de faiz artışlarına başlayan Fed, Mart 2022’den bu yana 11 faiz artırımı gerçekleştirdi ve toplamda 525 baz puanlık artış yaptı.
Fed, politika faizini en son Temmuz 2023’te 25 baz puan artırarak 2001’den bu yana en yüksek seviyeye çıkardı.
ECB, GEÇEN AY FAİZİ SABİT TUTTU
ECB, temmuz ayında 3 temel politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda sabit tuttu.
ECB’nin Temmuz 2022’den itibaren art arda 10 toplantıda faiz oranlarını toplamda 450 baz puan artırmasının ardından, haziranda yaklaşık 5 yılın ardından ilk kez 25 baz puan indirim kararı vermişti.
Haziran ayında 3 temel politika faizinde de 25 baz puan indirim kararı veren ECB, refinansman faizini yüzde 4,50’den 4,25’e, mevduat faizini yüzde 4’ten 3,75’e ve marjinal fonlama faizini yüzde 4,75’ten 4,50’ye indirmişti.
Temmuz ayında ise politika faizini sabit tutan ECB, yaptığı açıklamada hizmet sektöründe enflasyonun yükseldiği ve manşet enflasyonun gelecek yıl da hedefin üzerinde kalmasının muhtemel olduğunu kaydetti.
ECB Yönetim Konseyinin enflasyonun yüzde 2’lik orta vadeli hedefine yönelik kararlılığının yenilendiği açıklamada, Konseyin hedefe ulaşmak için gerekli olduğu sürece politika faizlerini yeterince kısıtlayıcı tutacağı bildirildi.
Avro Bölgesi ekonomisinin “muhtemelen ikinci çeyrekte ilk çeyreğe kıyasla daha yavaş büyüdüğünü” de dile getiren ECB Başkanı Christine Lagarde, ayrıca ekonomik büyümeye ilişkin risklerin aşağı yönlü olduğunu belirtti.
Verilere bağlı olarak hareket etmeye, gelen verileri toplantıdan toplantıya değerlendirerek karar almaya devam edeceklerini yineleyen Lagarde, kararlarını enflasyon dinamiklerini ve para politikası aktarımını değerlendirerek vereceklerini vurguladı.
TCMB, POLİTİKA FAİZİNİ YÜZDE 50’DE SABİT BIRAKTI
Yurt içinde ise temmuz ayında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını değiştirmeyerek yüzde 50’de tuttu.
TCMB’den faiz oranlarına ilişkin yapılan duyuruda, Yaşar Fatih Karahan başkanlığında toplanan Kurulun, politika faizinin yüzde 50’de sabit kalmasına karar verdiği bildirildi.
Haziran ayında aylık enflasyonun ana eğiliminin belirgin bir zayıflama kaydettiği belirtilen duyuruda, “Öncü göstergeler temmuz ayında aylık enflasyonun, para politikasının görece etki alanı dışında kalan yönetilen-yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamaları ile işlenmemiş gıda fiyatlarındaki arz yönlü gelişmeler neticesinde geçici olarak artacağına işaret etmektedir.” ifadelerine yer verildi.
Duyuruda, “Likidite koşulları muhtemel gelişmeler göz önünde bulundurularak yakından izlenmektedir. Sterilizasyon araçları, gerektiğinde çeşitlendirilerek etkin şekilde kullanılacaktır. Kurul, politika kararlarını parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de dikkate alarak enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir.” bilgisi paylaşıldı.
AĞUSTOS AYI İNGİLTERE MERKEZ BANKASININ FAİZ İNDİRİMİYLE BAŞLADI
Temmuz, merkez bankaları için hareketli geçen bir ay olurken ağustosun ilk işlem gününde BoE, politika faizini beklentiler dahilinde 25 baz puan indirerek yüzde 5’e düşürdü ve böylece Mart 2020’den beri ilk kez faiz indirimine gitmiş oldu.
BoE, politika faizini Ağustos 2023’ten beri son 16 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 5,25’te sabit tutuyordu.
Ülkede manşet enflasyonun iki ay üst üste BoE’nin yüzde 2’lik hedefine uyumlu seyretmesinin ardından alınan faiz indiriminin “oldukça dengeli bir karar” olduğunu belirten BoE Başkanı Andrew Bailey, enflasyonist baskıların beklendiği gibi azaldığını dile getirdi.
Ekonomistler, BoE’nin ağustosun ilk gününde aldığı kararının faiz indirim döngüsünün başlangıcı olabileceğini ve kasımda yeniden faizi düşürebileceğini öngörüyor.
RUSLAR YENİDEN İLK SIRADA
Bu yılın ilk yarısında ekonomik sorunlar sebebiyle Rusya’dan gelen turist sayısının azalması ve Almanya’nın da son yıllardaki artışının devam etmesine bağlı olarak, uzun yıllar sonra yeniden Alman turistler Antalya’da ilk sıraya yerleşmişti. Ancak 14 Haziran- 14 Temmuz tarihleri arasındaki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın da etkisiyle ve yaz dönemi Rus turist ilgisinin artmasına bağlı olarak temmuz ayı sonu itibarıyla Ruslar yeniden ilk sıraya geçti. Yılın 7 aylık döneminde Rusya’dan toplam 2 milyon 40 bin turist geldi. Geçen yıla göre 184 bin kişiyle yüzde 10 artış gösteren Rusların toplam turizmdeki payı ise yüzde 24 oldu.
İLK 5’TEKİ DİĞER ÜLKELER
İkinci sıradaki Almanya’dan gelen turist sayısı ise yüzde 8’lik artışla toplamda 1 milyon 770 bine yükseldi. Son yıllarda istikrarlı bir şekilde artışın yaşandığı Alman pazarındaki sayısal artış ise 131 bin kişi olurken, Almanların toplamdaki milliyet payı yüzde 20,8 oldu.
Üçüncü sıradaki İngiltere’den yüzde 22’ye yakın artışla 874 bin turist geldi. Milliyet payı yüzde 10 olan İngilizler geçen senenin aynı dönemine göre 157 bin kişi arttı. Dördüncü sıradaki Polonya’dan yüzde 23,7’lik artışla 683 bin turist gelirken, Polonyalıların toplam turizmdeki milliyet payı yüzde 8’e yükseldi. Polonya’dan gelen turist sayısındaki artış 131 bin kişi oldu. İlk 5’te yer alan Hollanda’dan ise yüzde 11 artışla 279 bin turist geldi.
TEMMUZDA 2.7 MİLYON TURİST
Bu yılın temmuz ayında Antalya’ya 2 milyon 742 bin turist geldi. Geçen yıl temmuz ayındaki 2,6 milyon turist sayısına göre yüzde 2,7’lik bir artış yaşandı. En çok turist gelen ülkeler sıralamasında Rusya ilk sırada yer aldı. Temmuz ayındaki Rus turist sayısı yüzde 10’a yakın artışla 598 bin kişi oldu. Temmuz ayının ilk yarısında Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapan Almanya’dan ise yüzde 1,3’lük düşüşle 441 bin kişi gelirken, Almanlar ikinci sırada yer aldı. Üçüncülüğü ise ikisi de yüzde 14 düzeyinde artış gösteren ve 223’er bin turistin geldiği İngiltere ve Polonya paylaştı. En çok turist gelen diğer ülkeler Kazakistan 104 bin, Romanya 99 bin, Hollanda 77 bin, Çekya 70 bin, Slovakya 62 bin, Ukrayna 59 bin, Danimarka 50 bin kişi olarak sıralandı.
Yaz döneminde özellikle meyve sebze fiyatlarının düşmesi gerekirken yükseldiğine dikkati çeken TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Yaz ayında doğalgaza zam geldi. Bundan sonraki süreçte elektrik, doğalgaz, petrol gibi ürünlere zam yapıldıkça enflasyon muhakkak artar. Ama sorun bu yaz mevsiminde fiyatların düşmemesi ve navlun hizmetlerinin yükselmesi gibi bir sorun var. Özel bir akaryakıtın ticari araçlara taksi, dolmuş, minibüs, otobüs, kamyon, tır gibi vasıtalara verilmemesinden kaynaklanan bir navlun maliyetleri çıktı ortaya. Dolayısıyla vatandaş yaz aylarında her şeyin ucuzlayacağını beklerken fiyatların artması gerçekten düşündürücü. Öte yandan dengesiz fiyat politikaları da ürün fiyatlarını artırıyor. Bir pazarda 20 lira olan domatesin başka bir pazarda 40 liraya satılması hem haksız bir rekabet oluşturuyor hem de vatandaşımızın cebini yakıyor” dedi.
“TÜKETİMDEN ÜRETİM TOPLUMUNA GEÇMELİYİZ”
Türkiye’nin en önemli sorununun yüksek enflasyonun ancak üretimin artması ile mümkün olacağını söyleyen Palandöken, “Fiyatların gerileyebilmesi için başta üretimin artması lazım ama üretimi artıracak alan kalmadı. Büyükşehirlerin etrafı beton yığını oldu. Kendi kendine büyük şehirler büyükşehir statüsünün dışındaki şehirler ve ilçeler imara açılmak suretiyle tarım arazileri üretimi netice itibariyle sonlandırma noktasına getirdi. İnsanların artık kendi yakınlarında, kendi çevresinde navlun ücreti ucuz ama kendi bahçeleri beton yığını oldu. Dolayısıyla fiyatların düşmesini beklemek de biraz zor olacak. Bunun için yapılması gereken büyükşehirlerin, belediyelerin bu konuda duyarlı olması lazım. Kendi tarım arazilerinin Tarım Bakanlığı ile birlikte koordine etmek suretiyle en azından orada yetişebilecek sebze meyve gibi şeylerin en yakın mesafeden temini lazım. Bir de bildiğiniz üzere şehir nüfusu arttıkça kırsal kesimde yaşayan veya köyde yaşayanların sayısı çok azaldı. Yani üretici bir toplum netice itibariyle tüketici bir toplum haline dönüştü. Her şeyin fiyatı gün geçtikçe artıyor ama maalesef insanlar da bu artan zamlarla ücretlerin artmasını bekliyor” diye konuştu.
“LOKOMOTİF DURUMDA OLAN ZAMLARIN DURMASI LAZIM”
Üretimin artırılması için atılacak somut adımların ekonominin yeniden yapılandırılmasına imkan sağlayacağını belirten Palandöken, “Peşinen gelen zamlar hem de kontrollü zam dediğimiz elektrik, doğalgaz, akaryakıt denetleme kurulundan geçen zamlar bunlar yapılırsa gayrı ihtiyari artık herkes zam yapma furyasına dahil oluyor. Bunun için yapılacak şey enflasyon düşürülecek. En azından ciddi lokomotif durumunda olan zamların durması lazım. Toplumun bu konuda olan duyarlılığı çok önemli. İsrafa dikkat ettiği gibi, nakliye araçlarının da bunun gibi tarladan sofraya kadar firesi az bir şekilde getirmesinin gerekliliği var. Vatandaş da bir taraftan zamları düşünüyor bir taraftan esnaf ne yapacağız bu fiyatlar karşısında satış durdu diyor. Diğer taraftan tabi gelir durumlarındaki bu ücretlere yetişme sıkıntısı da gün geçtikçe büyüyor. İnşallah bir an evvel bu söylediğim şartlar, tarımsal destekler, hem çiftçiye, hem bireysel işletmelere artarak entegre tesislerle yarışacak bir hale gelmediği sürece fiyatların düşmesini beklemek mümkün değil. Her gün artan fiyatlar karşısında vatandaş ne yapacağız, esnaf nasıl rafa mal koyacağız, vatandaş nasıl yiyeceğiz diyor. Bunun için yapılacak tedbirler belli” şeklinde konuştu.
“BU YIL İLK 7 AYDA 71 BİN FİRMAYA 960 MİLYON TL CEZA UYGULADIK”
Sektörel düzenlemeleri de yaptıklarını kaydeden Bolat, fahiş fiyatla, stokçulukta, aldatıcı reklamlarla mücadele kapsamında denetimlerin sürdüğünü kaydederek, 2024 yılının ilk 7 ayında 71 bin firmaya 960 milyon TL cezai işlem uygulandığını belirtti. Bakan Bolat, açıklanan Orta Vadeli Program’da hedeflerin tutturulduğunu ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Diğer taraftan iç ticarette sektörel düzenlemeler yapıyoruz. Otomotivde, emlakta, perakendede fahiş fiyatla mücadelede, stokçulukta, aldatıcı reklamlarla mücadelede, market denetimlerinde, tüketicinin korunmasında, sağlığa zararlı ürünlerde Ticaret Bakanlığı olarak çok yoğun denetimler yapıyoruz. 2023 yılında 56 bin firma nezdinde 1.5 milyar TL civarında cezai uygulamalar yaptık. Bu yıl ilk 7 ayda 71 bin firmaya 960 milyon TL ceza uyguladık. Çalkantılı süreçler geçirdik. 2018 yılında ‘Türkiye ekonomisini mahvedeceğim’ diyen bazı Batılı liderler oldu, onlara direndik. 2020 yılı başında korona virüs salgınında bütün dünya gibi Türkiye’de ciddi imtihan verdi. Dünyada bu sağlık krizini en başarılı yöneten ülkelerden biri olduk. Ekonomiyi durdurmama mücadelesi verildi. Hizmet sektörü bıçak gibi kesildi. Vatandaşlarımızın gelirleri kaybolmasın diye gelir destekleri uygulandı. O krizi 2 senede atlattık. Kriz biterken yüksek enflasyon canavarına yakalandık. Rusya-Ukrayna savaşı çıktı. Doğalgaz bedelleri 4 katına yükseldi, petrol bedeli iki katına yükseldi ve bulunamaz durumu ortaya çıktı. Dünyada gıda arz ve fiyat krizi çıktı. Onu atlattık, iki tane büyük depremle Türkiye bütçesinin 2023 yılında yüzde 40’ını oluşturacak bir şekilde 105 milyar maliyet ve 53 bin canımızın şehadeti ile karşı karşıya kaldık. Bu arada seçimler yapıldı. Geçen sene iki, bu sene bir seçim. Bütün bunları atlattık. Bu çalkantılı süreçten sonra hükümetimiz geçen yıl Orta Vadeli Program’ı açıklayarak, Türkiye ekonomisinin yeniden dezenflasyon sürecine girmesi, yüksek enflasyonla mücadele etmesi için bir program uyguluyoruz. Yüksek enflasyonla mücadele ederken ekonomik büyüme, dış ticaret açığının azaltılması, istihdamın korunması ve işsizliğin azaltılması hedeflerimize de bağlıyız. En önemlisi de deprem bölgelerinin 3 yıllık süreçte tamamen yenilerek ayağa kaldırılması hedefimizde devam etmektedir. Orta Vadeli Program’da 2023 yılı sonunda bütün hedef rakamlar tutturuldu. 2024 yılında da bu noktada iyi başladık. Geçen yılı yüzde 4.5’lik büyümeyle kapatırken, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 5.7 büyüdük. Bunun 1.6 puanı ihracatın olumlu katkısından geldi.”
“OLAMAZ DİYE ZİHNİMİZDE DAHİ HAYALLERİNİ KURAMADIĞIMIZ MESELELERİ BUGÜN BU NOKTAYA GETİRDİK”
Toplantıda konuşan AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş ise, “20 yılda yapılmayan hayal edemeyeceğimiz şeyleri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bugüne kadar getirdik. ‘Olamaz’ diye zihnimizde dahi hayallerini kuramadığımız meseleleri bugün bu noktaya getirdik. 2007 yılında mortgage yasası çıkartılırken, ABD’de 120 ay vade ile konut yasası çıkartılırken, biz bunu 20 yıl vadeli hale getirdik. TOKİ vasıtasıyla bunu yaptık. Kentsel dönüşümle ilgili çok önemli işler yaptık. Onun için olmayacak diye bir şey söz konusu değil. Bir oldukça, beraber oldukça, fikir birliği yaptıkça önümüzdeki engelleri inşallah aşarız. Ülkemizin dış alemde neler yaşadığını ama milli birliğimizi Türkiye içerisinde koruyabildiğimiz takdirde, basit siyasi çekişmeler ile değil, siyasetin yumuşatılması ve muhalefetin normalleşmesi ile birlikte inşallah önümüzdeki engelleri aşacağımızı ümit ediyorum” diye konuştu.
Programa Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, AK Parti Kayseri Milletvekilleri Şaban Çopuroğlu, Sayın Bayar Özsoy, Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy, Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mehmet Büyüksimitci ve davetliler katıldı.
]]>Levy, İsrail’in Hamas ve Hizbullah liderlerine düzenlediği suikastların “bazı İsrailli kabadayıların egosunu” tatmin etmekten başka bir amaca hizmet etmediğine dikkati çekti.
Suikastların ne İsrail’in çıkarlarına ne de güvenliği oluşturmaya hizmet ettiğini söyleyen Levy, “Bu herkesin kendilerinin ne kadar sofistike olduklarını göstermek için James Bond olmak istediği çocuk oyunu gibi.” dedi.
Levy, Netanyahu’nun “Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi öldürmenin Hamas’ı ortadan kaldıracağını ve İsrail’in hedefine ulaşacağını” düşündüğünü ancak bunun tamamen gerçeklikten kopuk bir düşünce olduğunu vurguladı.
Hamas’ın Netanyahu’nun düşüncesinin aksine siyasi açıdan 7 Ekim öncesinden “çok daha güçlü” olduğunu aktaran Levy, “Siyasi olarak Hamas bugün Batı Şeria’da, Arap dünyasında, belki de tüm dünyada çok daha popüler, çok daha fazla kabul görüyor.” diye konuştu.
Levy, geçmişte suikasta uğrayan Hamas liderlerini hatırlatarak, İsrail’in her seferinde Hamas’ın ortadan kaldırıldığını öne sürdüğünün ancak “birkaç ay sonra daha güçlü bir Hamas görüldüğünün” altını çizdi.
– “NETANYAHU ÇATIŞMANIN BİTMESİNİ İSTEMİYOR”
Son zamanlarda düzenlenen suikastların Netanyahu’nun Gazze’deki çatışmanın devam etmesini istediğine işaret ettiğini kaydeden Levy, ateşkes görüşmelerinin “müzakerecilerden biri öldürüldüğünde” devam edemeyeceğinin altını çizdi.
Levy, ateşkes görüşmelerinin uzun bir süre erteleneceğini belirterek, “Ya görüşmelere devam edersin ya da suikastlara, ikisini birlikte yapamazsın.” şeklinde konuştu.
Yakın zamanda bölgesel bir savaş ile karşı karşıya kalınabileceğini aktaran Levy, böyle bir durumda ateşkes konusunun değerlendirilmeyeceğini ve kimsenin İsrail’le diyaloğa girmeyeceğini dile getirdi.
Levy, İsrailli esirlerin geri alınmasının hiçbir zaman Netanyahu’nun hedefi olmadığının altını çizerek, Başbakan’ın “gerilimi tırmandırmak istiyormuş” gibi davrandığını belirtti.
Aklı başında kimsenin Heniyye’nin öldürülmesinin İsrailli esirlerin geri alınmasına katkı sağlayacağını düşünmediğini anlatan Levy, bu suikastın aksine bunu ertelediğini ancak Netanyahu’nun “amacının da” bu olduğunu kaydetti.
Levy, “Netanyahu çatışmanın bitmesini istemiyor; çatışmanın sona ermesini ve ateşkesi ertelemek için mümkün olan her şeyi yapıyor. Bunun yüzünden de esirlerin hayatlarıyla oynuyor.” ifadelerini kullandı.
Bölgesel savaş olasılığını anımsatan Levy, İran’ın bu senaryoya dahil olacağını düşünmediğini kaydetti.
– NE OLMUŞTU?
Hizbullah’ın üst düzey komutanlarından Fuad Şükür, İsrail ordusunun 30 Temmuz’da Lübnan’ın başkenti Beyrut’a düzenlediği saldırıda öldürülmüştü.
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye de 31 Temmuz’da İran’ın başkenti Tahran’da suikasta uğramıştı.
İran ile Hamas, saldırının arkasında İsrail’in olduğunu belirtirken, Tel Aviv yönetimi bu suikasta ilişkin suskunluğunu sürdürüyor.
– İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 314’ü çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 39 bin 480 Filistinli öldü, 91 bin 128 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 331’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 684 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 594 Filistinli hayatını kaybetti.

ABD VE 9 ÜLKE İSRAİL, İRAN VE LÜBNAN’A PLANLANAN UÇUŞLARINI DURDURDU
Orta Doğu’da büyüyen güvenlik krizi sebebiyle ABD hava yolu şirketlerinden New York ile İsrail arasında haftada 14 sefer yapan United Havayolları, 6 Ağustos’a kadar İsrail seferlerini durdurdu.
İNGİLTERE
Delta Havayolları, 2 Ağustos’a kadar İsrail uçuşlarını askıya almış, İngiltere’nin önde gelen hava yolu şirketlerinden British Airways (BA) de bu ülkeye dünkü uçuşlarını iptal etmişti.

İSVİÇRE
İsviçre Uluslararası Hava Yolları (Swiss), Orta Doğu yaşanan son gelişmeler nedeniyle Zürih ile Tel Aviv arasındaki uçuşları karşılıklı durdurdu.
Zürih ile Tel Aviv arasındaki uçuşlar, 8 Ağustos’a kadar “mürettebat ve yolcuların güvenliği” gerekçesiyle askıya alınırken, 29 Temmuz’da Zürih ile Beyrut arasındaki uçuşların askıya alınma süresi de 12 Ağustos’a kadar uzatıldı.
ALMANYA
Alman hava yolu firması Lufthansa, güvenlik gerekçesiyle Beyrut ve Tel Aviv’e uçuşlarını askıya aldı.
Hava yolu şirketinden yapılan açıklamada, 8 Ağustos’a kadar Tel Aviv’e uçulmayacağı ve daha önce alınan Beyrut’a uçmama kararının kapsamının da 12 Ağustos’a kadar uzatıldığı belirtildi.

Karara gerekçe olarak bölgede kötüleşen güvenlik durumu gösterildi, uçuşların yeniden başlatılmasıyla ilgili “sahadaki durumun izleneceği” kaydedildi.
HİNDİSTAN
Hindistan hava yolu firması Air India, Orta Doğu’daki gelişmeler nedeniyle Tel Aviv’e ve bu kentten yaptığı uçuşları durdurma kararı aldı.
Hava yolu şirketinden yapılan açıklamada, “Orta Doğu’nun bazı bölgelerinde devam eden durum göz önünde bulundurularak, Tel Aviv uçuşlarımızı 8 Ağustos’a kadar askıya aldık.” ifadesi kullanıldı.
İTALYA
İtalya’nın bayrak taşıyıcı hava yolu firması ITA’nın X hesabından yapılan açıklamada, Tel Aviv’e ve bu kentten planlanan uçuşların 6 Ağustos’a kadar askıya alındığı belirtildi.
Açıklamada, karara gerekçe olarak “Orta Doğu’daki gelişmeler ile yolcu ve mürettebatının güvenliği” gösterildi.

POLONYA
Polonya haber ajansı PAP’ın haberinde, Polonya’nın ulusal hava yolu şirketi LOT’un güvenlik gerekçesiyle 3-4 Ağustos’ta Lübnan ve İsrail’e planlanan 8 uçuşunu iptal ettiği bilgisine yer verildi.
HOLLANDA
Hollanda Kraliyet Havayolu KLM de İsrail uçuşlarını 26 Ekim tarihine kadar iptal ettiğini duyurdu.
FRANSA
Lübnan’ın başkenti Beyrut’a uçuşlarını askıya alan hava yolu şirketleri arasında Yunanistan’ın Aegean Havayolları ve Almanya’nın Condor Havayolları da yer aldı.
Aegean ve Condor Havayolları, Orta Doğu’da artan gerilim nedeniyle Atina’dan Beyrut’a uçuşlarını 1 Ağustos’a kadar askıya aldığını duyurmuştu.
Air France da Paris-Charles de Gaulle ile Beyrut havalimanları arasındaki uçuşlarını 2 günlüğüne durdurduğunu duyurmuştu.
SİNGAPUR
Singapur Havayollarından (SIA) yapılan açıklamada, Orta Doğu’da yükselen gerilim nedeniyle uçuşlarda İran hava sahasının kullanılmayacağı ve alternatif rotalara başvurulacağı belirtildi.
“Amsterdam, Brüksel, Kopenhag, Frankfurt, İstanbul, Londra, New York, Manchester, Milano, Münih, Paris, Roma ve Zürih” uçuşlarının bu durumdan etkileneceği ifade edilen açıklamada, “Orta Doğu’daki durumu yakından izlemeye devam edeceğiz ve uçuş rotalarımızı gerektiği gibi ayarlayacağız.” ifadesi kullanıldı.

İSRAİL SİBER SALDIRIYLA KIVRANIYOR
İsrail basınına göre, Tel Aviv’deki Uluslararası Ben Gurion Havalimanı’nın resmi internet sitesi geçici bir arıza nedeniyle çökerken, havalimanı normal faaliyetine devam ediyor.
Havalimanı işletmesinden yapılan açıklamada, arızanın siteye yapılan girişlerin yoğunluğundan kaynaklandığının anlaşıldığı ve sorunun giderilmeye çalışıldığı ifade edildi.
Açıklamada, “Havaalanı her zamanki gibi faaliyette.” ifadesi kullanıldı ve havalimanı idaresinin resmi duyurularının takip edilmesi tavsiye edildi.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Altın Emlak Global Genel Müdürü Mustafa Hakan Özelmacıklı “Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan Elektronik İlan Doğrulama Sistemi (EİDS), ilan verenlerin kimlik ve yetki bilgilerinin doğrulanmasını sağlayacak. Sistem ile sahte ve aldatıcı ilanların, spekülatif fiyat artışlarının ve tüketici mağduriyetlerinin önlenmesi amaçlıyor. EİDS’nin ikinci fazı, 15 Eylül 2024’te uygulamaya girecek ve 1 Ocak 2025’ten itibaren yetki doğrulaması olmadan ilan verilemeyecek. E-devlet üzerinden yapılacak yetkilendirmeler 3 ay sürecek ve hem satılık hem de kiralık taşınmazlar için zorunlu olacak. Tapusuz taşınmazlar bu uygulamaya dahil edilmeyecek” dedi.

İLAN VEREBİLMEK İÇİN E-DEVLET ONAYI GEREKECEK
Emlak sektöründe önemli bir dönüm noktası olacak düzenlemenin 15 Eylül sonrasında uygulamaya geçeceğini ifade eden Özelmacıklı, “Emlak ilanlarında, ilan yayınlamadan öncesi ilana konu taşınmazın ilan veren üyeye veya bu üyenin gerçek kişi olması halinde birinci ve ikinci derece kan hısımlarına veya eşine ait olduğunu ya da ilanı veren üyenin ilana konu taşınmaz sahibi tarafından yetkilendirildiğinin doğrulanması gerekiyor. Kendine ait ya da bu akrabalık bağında olmayan 3. kişilere ilan verme izni verilemeyecek. Bunun dışında ilanların portallara verilebilmesi ancak e-Devlet sistemi üzerinden yetki belgesi olan emlak işletmelerine yetki verilerek yapılabilecek. 15 Eylül 2024 tarihinden 31 Aralık 2024 tarihine kadar sorgulama sonucu olumsuz olsa bile doğrulama olmaksızın da ilan verilebilmesi mümkün olacak. Doğrulama yapılarak yayınlanan ilanlarda ise “EİDS’den yetki doğrulamasının yapıldığı” yönünde bir logoya/ibareye yer verilecek. 1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla ise uygulama yetki doğrulaması yapılmadan ilan verilemeyecek” dedi.
YETKİ DOĞRULAMA SİSTEMİ NASIL ÇALIŞACAK
Özelmacıklı, “Elektronik İlan Doğrulama Sistemi (EİDS) üzerinden taşınmaz yetki doğrulaması yapılırken taşınmaz malikinin tespitine yönelik olarak Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünden, hısımlık tespitine yönelik ise Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün gerekli kontroller yapılacak. E–Devlet yetkilendirme ekranı üzerinden malikin gerçek kişi olması halinde kendisine, tüzel kişi olması halinde ise yetkili temsilcisi olduğu tüzel kişiye ait taşınmazlar listelenecek. Taşınmazın seçilmesi sonrası yetki belgeli emlak işletmesinin numarası girilerek yetki süresi seçilecek. Portal bu yetkiyi kontrol etmeden ilanı yayımlayamayacak. Bu sayede yetki belgesi olmayan emlak işletmeleri ya da hısımlık durumu olmayanlar ilan giremeyecek” dedi.

“MÜKERRER İLAN GİRİŞİ OLMAMALI”
Özelmacıklı “Yapılan düzenlemede mükerrer ilanların tamamen kaldırılmasını, bir taşınmazın ilanının sadece tek bir emlak işletmesi tarafından girilebilmesini önemsiyoruz. Yetkilendirmede tek bir yetki belgeli emlak işletmesinin seçilebilmesinin sağlanmasını, bu durumun spekülatif fiyat artışlarının önlenmesine ve elektronik ortamda hizmet sunan ilan platformlarında yer alan ilanlardaki bilgi kirliliğinin önüne geçilmesinde büyük faydalar sağlayacağını kanaatindeyiz. Ayrıca TKGM ile entegrasyon sağlanarak taşınmaz ID ve koordinat verilerinin de alınabilmesi, ayrıca ilanını verdiğimiz taşınmazların takyidatlarının görüntülenebilmesini de arzu ediyoruz. Bunun yanı sıra çoklu yetki tanımlamasının yapılabilmesi, mahalle bilgilerinin düzenlenebilmesi, iptal süreçlerinin iyileştirilmesi gibi sektörel beklentilerimiz de var” dedi.
Gültepe, ihracatın yılbaşından bu yana dalgalı seyir izlediğine dikkati çekerek, haziranda yüzde 10,6 düşen ihracatın, temmuzda takvim etkisiyle çift haneli artış gerçekleştirdiğini söyledi.
Genel Ticaret Sistemi (GTS) kayıtlarına göre, temmuzda ihracatın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13,8 artışla 22,5 milyar dolara yükseldiğini belirten Gültepe, “Ocak-temmuz dönemini kapsayan 7 aylık ihracatımız 148,8 milyar dolara, 12 aylık ihracatımız ise 261,5 milyar dolara ulaştı. 7 aylık ihracatta yüzde 4,1, 12 aylık ihracatta ise yüzde 3,4 arttı.” ifadelerini kullandı.
Hizmet İhracatçıları Birliğinin çalışmasına göre, temmuzda hizmet ihracatının 10 milyar dolar civarında gerçekleşeceğini öngördüklerini dile getiren Gültepe, şöyle devam etti:
“En çok ihracat yapan sektörler sıralamasında otomotiv 3,1 milyar dolarla ilk sıradaki yerini korudu. Otomotivi 2,6 milyar dolarla kimya, 1,7 milyar dolarla hazır giyim ve konfeksiyon, 1,4 milyar dolarla çelik ve elektrik-elektronik sektörlerimiz takip etti. Geçen ay 20 sektörümüz ihracatını artırırken 6 sektörümüz eksi yazdı. Mücevher, yüzde 91 ile oransal olarak ihracatını en fazla artıran sektörümüz oldu. Fındıkta yüzde 72, çelikte yüzde 24, madencilikte yüzde 23, halıda yüzde 22,8 ihracat artışı kaydettik. İhracatı daralanlar arasında yüzde 42 ile gemi ve yat sektörü ilk sırada yer aldı.”
Gültepe, firmaların yasal merkezini baz alan TİM verilerine göre geçen ay 60 ilin ihracatını artırdığını belirterek, “En çok ihracat yapan 5 ilimiz, İstanbul, Kocaeli, Bursa, Ankara ve İzmir şeklinde sıralandı. Sakarya, Çorum, Giresun ve Düzce, tarihlerinin en yüksek ihracatını gerçekleştirdi. Bin 173 firmamız ilk kez ihracat yaptı. Yeni firmalarımız ihracatımıza 98,3 milyon dolar katkı sundu. Birim ihracat değerimiz 1,49 dolar olurken pariteden kaynaklı 201 milyon dolarlık kayıp yaşadık.” diye konuştu.
“TEMMUZDA TOPLAM İHRACATIN YÜZDE 57’Sİ AVRUPA’YA YAPILDI”
Mustafa Gültepe, en çok ihracat yapılan ülkelerin Almanya, Birleşik Krallık, ABD, Irak ve İtalya şeklinde sıralandığını söyledi.
Birleşik Krallık, Polonya ve Kazakistan’ın da aralarında bulunduğu 10 ülkeye tüm zamanların en yüksek aylık ihracatını gerçekleştirdiklerine dikkati çeken Gültepe, “137 ülkeye ihracatımızı artırdık. Ülke gruplarına baktığımızda Avrupa Birliği 9,1 milyar dolarla yine ilk sırada yer aldı. Avrupa kıtasının toplam ihracatımızdaki payı yüzde 57 oldu.” bilgisini paylaştı.
Gültepe, 2024’e yüzde 5’lik ihracat artışı hedefiyle başladıklarını, geride kalan 7 ayın 5’inde ihracat artarken 2 ayın eksi değerlerde kaldığını ifade etti.
İhracatın artmakla birlikte yüzde 5’lik artış hedefinin gerisinde kaldığını dile getiren Gültepe, Türkiye’de üretim maliyetlerinin çok yüksek olduğunu belirtti.
Gültepe, gerek Asya’daki gerek bazı Avrupa ülkelerindeki rakiplerinden daha pahalı kaldıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Firmalarımız, çarkı döndürmek, müşteri kaybetmemek için maliyetine hatta zararına sipariş almak zorunda kalıyor. Elbette bu, sürdürülebilir bir durum değil. İhracatçı için kısa vadede girdi maliyetleriyle döviz kurunu dengelemenin dışında bir çözüm yolu görünmüyor. Bir konunun altını çizmek istiyorum. Bizim hiçbir zaman döviz kurunun artmasıyla ilgili bir talebimiz olmadı ancak yıllık bazda üretim maliyetlerimiz en az yüzde 100 arttı. Bazı sektörlerde yüzde 120’yi aşan maliyet artışları var. Aynı dönemde dolardaki artış sadece yaklaşık yüzde 23. Girdi maliyetleri ve kur arasındaki bu dengesizlik devam ettikçe ihracatçı oyundan düşüyor.”
“İHRACATÇIMIZA NEFES ALDIRACAK ADIMLARIN ATILACAĞINA İNANIYORUM”
TİM Başkanı Gültepe, ekonomi yönetiminin enflasyona karşı büyük mücadele verdiğinin farkında olduklarını belirterek, dezenflasyon süreçlerinde iç pazarın ister istemez daraldığını ifade etti.
Çarkların dönmesi, istihdamın zarar görmemesi, ekonominin büyümesi için ihracatta vites yükseltmek gerektiğini vurgulayan Gültepe, “İhracatta yavaşlamanın, üretim ve istihdama da olumsuz yansımalarının olacağını unutmamalıyız. 7 aylık dönemde artıda olsak da işler arzu ettiğimiz gibi gitmiyor. Daha fazla oyundan düşmeden ihracatçımıza nefes aldıracak adımların atılacağına inanıyorum.” şeklinde konuştu.
Global ölçekte dünyanın dört bir yanında teknoloji seviyesi en yüksek kompleks test sistemlerinin birlikte geliştirilmesi amacıyla imzalanan protokol hakkında bilgi veren TAAC Havacılık Teknolojileri Genel Müdürü Enis ATA “Emerson’un Test ve Ölçüm İş Birimi ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği protokolü hem KAAN hem de Hürjet için Iron Bird (Demir Kuş) test sistemini geliştirerek ülkemizde bugüne kadar yapılmış en kritik ve karmaşık test sistemlerinden birini ortaya koymayı başarmış TAAC mühendisliğinin sadece Türkiye’de değil global ölçekte de adından söz ettirmesine imkan tanıyacak” dedi.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan NI’ın, Savunma ve Hükümet İş Birimi’nden Sorumlu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Reggie Rector ise, “TAAC ile imzaladığımız İş Birliği Protokolü, güçlerimizi birleştirerek geliştirmeyi hedeflediğimiz kompleks test sistemlerinde daha ileri seviyede projeler üretmemize imkân sağlayacak. Bu iş birliğinin her iki şirkete de büyük katkılar sağlayacağına inanıyoruz” açıklamasını yaptı.
TAAC Test Stratejilerinde Gücünü Arttıracak
Yerli ve milli kritik projelerdeki teknolojileriyle dikkat çeken TAAC’ın mühendisliği ile test ekipmanı, sanal test ve ölçüm sistemleri konusunda önemli bir yetkinliğe sahip Emerson bu anlaşma ile güç birliği yapmış olacak.
Emerson’un merkezi Teksas Austin’de bulunan ve dünyanın alanında önde gelen markalarından biri olan NI’ın çözümleri; interaktif veri toplama ve izleme, test, analiz, görselleştirme, döngüde donanım test geliştirme gibi geniş bir kabiliyet seti ile sadece havacılık sektöründe değil birçok sektörde en kritik ve en karmaşık test sistemlerinin kalbini oluşturuyor. Gerçekleştirilen iş birliği protokolü ile TAAC ve NI markalarının; havacılık, savunma ve test sistemleri alanlarında birçok yenilikçi projede beraber rol alarak global pazarda daha güçlü bir konum elde etmesi bekleniyor.
Global alandaki etkilerini artırmayı hedeflediklerini ifade eden Enis Ata, “Özellikle savunma ve havacılık alanında, Türk mühendisliğinin göz bebeği olan birçok projenin hayata geçirilmesinde NI Test ve Ölçüm ürünleri ve yüksek performanslı çözümlerinin rolü var. Bu iş birliği ile bu alanda zorlu gereksinimlerin karşılanması ve en ideal test stratejilerinin hayata geçirilmesi amacıyla dünyanın dört bir yanında geliştirilen benzer sistemlerde de Türk mühendisliğinin imzası olacak. Bu vesileyle Emerson ekibine de ülkemizin genç, dinamik ve çalışkan insan kaynağına duydukları güven için ayrıca teşekkür ediyorum” açıklamasında bulundu.
Geçtiğimiz aylarda Birleşik Arap Emirlikleri’nin en büyük savunma ve havacılık şirketleri grubu olan EDGE Group ile ilk yurtdışı sözleşmesini imzalayan TAAC Havacılık Teknolojileri, yeni iş birliği anlaşması ile yurtdışındaki etkisini genişletmeyi sürdürüyor.
]]>Ulusal Emlakçılar Birliğinin (NAR) verilerine göre, ABD’de ikinci el konut satışları, mevsim etkilerinden arındırılmış olarak haziranda aylık bazda yüzde 5,4 azalarak 3,89 milyona geriledi.
Art arda dört aydır konut satışlarında yaşanan düşüşte, rekor seviyelere ulaşan konut fiyatları ile yüksek mortgage (konut kredisi) faiz oranları etkili oldu.
ABD Ticaret Bakanlığının verilerine göre, ülkede yeni konut satışları da yüksek konut fiyatları ve mortgage faiz oranlarının etkisiyle haziranda aylık bazda yüzde 0,6 azalarak Kasım 2023’ten bu yana en düşük seviyesini kaydetti.
KONUT FİYATLARI REKOR SEVİYEDE
ABD’de ikinci el piyasasında medyan konut fiyatları, haziranda yıllık yüzde 4,1 artarak 426 bin 900 dolar ile art arda ikinci ayda tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Ülkede geçen ay satışa çıkan yeni konutların medyan satış fiyatı da 417 bin 300 dolar olarak kaydedildi.
Emlak sitesi Redfin’in verilerine göre, haziran ayında ülke genelinde konut fiyatları yıllık bazda yüzde 4,0 arttı. Aynı dönemde satılan konut sayısı yüzde 11,8 düşerken, satışa çıkarılan evlerin sayısı yüzde 14,3 arttı.
S&P CoreLogic Case-Shiller Ulusal Konut Fiyat Endeksi de ABD’de konut fiyatlarının önceki aylara kıyasla yavaşlasa da yükselişini sürdürdüğünü ortaya koydu. Nisan ayında yıllık yüzde 6,4 artan Ulusal Konut Fiyat Endeksi, mayısta yıllık bazda yüzde 5,9 yükseldi.
Analistler, konut fiyatlarının yüksek kalmaya devam etmesinin konut arzının az olmasından kaynaklandığını belirtti.
BATI EYALETLERİNDE KONUT FİYATLARI DAHA YÜKSEK
Konut fiyatlarında, haziran ayında ABD’nin 4 bölgesinin tamamında artış görüldü. NAR verilerine göre, Alaska, Arizona, California, Colorado, Hawaii, Idaho, Montana, Nevada, New Mexico, Oregon, Utah, Washington ve Wyoming eyaletlerini kapsayan Batı bölgesinde medyan konut fiyatı, haziranda yıllık yüzde 3,5 artışla 629 bin 800 dolara yükseldi. Batı bölgesinde ikinci el konut satışları ise söz konusu dönemde yıllık bazda yatay bir seyir izleyerek 740 bin oldu.
Connecticut, Maine, Massachusetts, New Hampshire, New Jersey, New York, Pennsylvania, Rhode Island ve Vermont eyaletlerinin bulunduğu Kuzeydoğu bölgesinde de medyan konut fiyatı haziranda yıllık yüzde 9,7 artarak 521 bin 500 dolara çıktı. Kuzeydoğu bölgesindeki konut satışları da bu dönemde yıllık yüzde 6 düşüşle 470 bine indi.
Alabama, Arkansas, Delaware, Florida, Georgia, Kentucky, Louisiana, Maryland, Mississippi, North Carolina, Oklahoma, South Carolina, Tennessee, Texas, Virginia ve West Virginia’yı kapsayan Güney bölgesinde medyan konut fiyatı, haziranda yıllık yüzde 1,7 artışla 373 bin dolara tırmandı. Güney bölgesindeki konut satışları aynı dönemde yıllık yüzde 6,9 azalışla 1,76 milyona düştü.
Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Michigan, Minnesota, Missouri, Ohio, North Dakota, Nebraska, South Dakota ve Wisconsin’in bulunduğu orta batı eyaletlerinde ise medyan konut fiyatları haziranda yıllık yüzde 5,5 artarak 327 bin 100 dolara yükseldi. Bu bölgedeki konut satışları da haziranda yıllık yüzde 6,1 azalarak 920 bine geriledi.
KONUT SAHİBİ OLMANIN EN PAHALI OLDUĞU EYALET CALIFORNIA
AA muhabirinin emlak sitesi Redfin’in ABD Konut Piyasası verilerinden derlediği bilgiye göre, ABD’de medyan konut fiyatının en yüksek olduğu eyalet California oldu. Los Angeles, San Francisco, San Diego, Sacramento gibi şehirlerin bağlı olduğu ABD’nin en kalabalık eyaleti California’da medyan konut fiyatı, haziranda 857 bin 800 dolar olarak kaydedildi. Eyalette söz konusu dönemde medyan konut fiyatlarının yıllık bazda yüzde 7,7 arttığı hesaplandı.
Konut fiyatlarının en yüksek olduğu eyaletler sıralamasında California’yı Hawaii, Massachusetts, Washington, Colorado, New York, Utah, New Jersey, Oregon ve Rhode Island izledi.
Büyük Okyanus’ta bulunan ve adalardan oluşan Hawaii’de medyan konut fiyatı haziranda 821 bin 900 dolar olarak kaydedildi. Aynı zamanda Hawaii, medyan konut fiyatının haziranda yıllık bazda en fazla arttığı eyalet oldu. Hawaii’de medyan konut fiyatı haziranda yıllık bazda yüzde 16,1’lik artış gösterdi.
ABD’de medyan konut fiyatı haziranda Massachusetts’te 679 bin 100 dolar, Washington’da 650 bin 200 dolar, Colorado’da 607 bin 400 dolar, New York’ta 573 bin 800 dolar, Utah’ta 551 bin 300 dolar, New Jersey’de 550 bin 100 dolar, Oregon’da 527 bin 800 dolar ve Rhode Island’da 521 bin dolar olarak kaydedildi.
IOWA, KONUT FİYATLARININ EN DÜŞÜK OLDUĞU EYALET
ABD’de medyan konut fiyatının en düşük olduğu eyalet ise ülkenin orta batı eyaletlerinden biri olan Iowa oldu.
Iowa’da medyan konut fiyatı haziranda 248 bin 500 dolar olarak kaydedildi. Eyalette medyan konut fiyatında, haziranda yıllık yüzde 4’lük artış yaşandığı görüldü.
West Virginia, Oklahoma, Ohio, Mississippi, Louisiana, Arkansas, Indiana, Kentucky, Michigan, North Dakota, Missouri, Alabama ve Kansas gibi eyaletlerde de medyan konut fiyatları haziranda 300 bin dolar bandının altında yer aldı.
SADECE 3 EYALETTE KONUT FİYATLARINDA AZALIŞ KAYDEDİLDİ
Öte yandan, ABD’de haziranda sadece 3 eyalette medyan konut fiyatlarında yıllık bazda azalış kaydedildi. Bu eyaletler Wyoming, Texas ve South Dakota oldu. Medyan konut fiyatları haziranda Wyoming’de yüzde 12,9, Texas’ta yüzde 1,1 ve South Dakota’da yüzde 0,57 düştü.
Redfin’in ABD Konut Piyasası verilerine göre, ABD’deki 50 eyalette haziran ayında medyan konut fiyatları ve konut fiyatlarında yıllık bazda kaydedilen artış oranları şöyle:

On yıl sonra, Turks ve Caicos Adaları’nda tatildeyken, hisse senedi alım satımından sorumlu başkanından, Jefferies’in o zamanlar pek bilinmeyen bir aile ofisi olan Archegos’a olan yatırımı hakkında endişeli bir telefon aldı.
“‘Baharatlı bir margarita alacağım ve yaklaşık 15 dakika içinde geri döneceğim’ dedim,” diyor Handler Financial Times’a. “‘Geri döndüğümde bana sadece bir rakam verin ve kaybettiğimiz para miktarını söyleyin. Geri döndüğümde her şeyi halletmek istiyorum.'”
OLAYLARI GENİŞ BİR BAKIŞ AÇISIYLA ÖLÇME
Jefferies, Archegos’un çöküşünden 40 milyon dolarlık mütevazı bir kayıpla kurtulurken, diğer bankalar milyarlarca dolarlık bir borçla karşı karşıya kaldı.
“Bazen tatildeyken, bir netlik oluyor… çünkü duruma çok yakın olmuyorsunuz,” diyor Handler. “Ekibimiz, sorunu doğru bir şekilde belirleyerek ve hızla gündeme getirerek tüm zor işi yaptı. Siz sadece büyük resme bakıp karar verebilirsiniz.”
Birçok genel müdür ve kıdemli müdür, yıllık izinleri sırasında ofisle bağlarını ne kadar koparacakları konusunda bu yaz benzer bir karar vermek zorunda kalacak. Bazı danışmanlar, yalnızca tam bir kopuş ve ekibe devretmenin dinlendirici bir molaya yol açabileceğini savunurken, diğerleri ise bir miktar iş iletişiminin ve katılımının kaçınılmaz olduğuna inanıyor.
Uygun bir dinlenmenin faydaları açıktır — çok sayıda çalışma, iyi dinlenmiş bir zihin ve vücudu daha fazla yaratıcılık, daha yüksek üretkenlik ve genel olarak daha iyi bir ruh hali ile ilişkilendirir. Sıkı çalışmanın psikofizyolojik maliyetleri vardır — stres, yorgunluk, huysuzluk — bunlar yeterli dinlenmeyle düzeltilmezse performansı etkilemeye başlayabilir.
Ancak uzaktan çalışmanın artık çok sayıda profesyonel için norm haline gelmesi ve bağlantının neredeyse sabit seviyelerde olması nedeniyle, iş dünyasındaki birçok kıdemli kişi için tamamen kapanmak gerçekçi değil.
UZAKTAN TAKİPTE DİKKAT VE TİTİZLİK
The Crazy Busy Cure kitabının yazarı Zena Everett, üst düzey bir yöneticinin iki hafta boyunca tamamen şebekeden uzak kalabileceğini düşünmenin “safça” olduğunu savunuyor .
“Açıkçası, insanların sürekli telefonlarını kontrol etmesi iyi değil. Ancak hızlı bir WhatsApp mesajı göndermek, günün geri kalanında kapanmalarına yardımcı olacaksa, tamam, yapın” diyor.
Yönetici koçu ve yazar Andy Brown’ın farklı bir görüşü var: Hızlı bir e-posta kontrolü zararsız görünebilir, ancak ayakkabınızda kum gibi davranır, diyor. “Çok fazla değil, ancak yine de can sıkıcı.”
Sosyal normlar tartışmada büyük bir etken. Seyahat firması Expedia’nın “tatil yoksunluğu” üzerine yaptığı yeni araştırmaya göre, Fransa ve Hong Kong’daki çalışanlar her yaz neredeyse bir ay izin almayı pek önemsemezken, Amerikalıların yarısından fazlası her yıl kendilerine ayrılan standart 12 günü bile kullanmakta zorlanıyor.
Brown, şirketlere özgü kültürlerin bu daha geniş normları daha da karmaşıklaştırabileceğini belirtiyor.
Ancak çoğu şey bireye bağlıdır. En çok zorlananlar, “sorumluluk bana ait” diyen patronlardır; onlar için tatil neredeyse bir “görev ihmali” gibi hissedilebilir, diye ekliyor.
Küçük işletmelerin liderleri buna özellikle yatkın olabilir. Londra merkezli küçük bir yaratıcı ajans olan Wizzard’ın başkanı James Howard-Vyse şöyle diyor: “Bir girişimci olarak, her şeyin yolunda gitmesini sağlamanın benim görevim olduğunu düşünüyorum, bu da tatiller de dahil olmak üzere, genellikle yığının en altına düştüğünüz anlamına geliyor.”
Uzmanlar, aşırı empatinin – veya suçluluk duygusunun – bir diğer engel olabileceğini belirtiyor.
Yönetici koçu ve From Tension to Transformation kitabının yazarı Janet Harvey, ekip çağrılarına katılmak veya yıllık izin sırasında küçük görevleri üstlenmek gibi davranışların genellikle iyi bir yerden geldiğini ancak bunun akıllıca olmadığını söylüyor. Yöneticiler ihtiyaç duydukları dinlenmeden mahrum bırakılmakla kalmıyor, aynı zamanda kontrol etme eylemi ekiplerinin güvenilmez ve mikro yönetilmiş hissetmesine neden olabiliyor.
“‘Ekibim bensiz çalışamaz’ diyen zihniyet ne kadar da saygısızca! Gerçekten de rollerine yükselemeyecek insanları işe aldığınıza inanmamı mı istiyorsunuz?” diyor.
Alman fintech şirketi Riverty’nin baş ticari sorumlusu Jörg Schnelle, “her zaman ulaşılabilir” olma hissini sevdiğini ve oturum açmanın rahatlamasına yardımcı olduğunu itiraf ediyor.
“Telefonumu her zaman görmem gerekmiyor. Tayland’daki ormanda iki üç gün boyunca bağlantım olmadan kaldım ve hayatta kaldım… Ama bence kontrol etmek sizi strese sokmuyorsa, tamamen sorun değil,” diye ekliyor.
Chartered Institute of Personnel and Development’ta insan kaynakları ve dönüşüm direktörü olan Amanda Arrowsmith, yöneticilerin hangi kararı verirse versin, iyi bir ileriye dönük planlamanın gerekli olduğunu söylüyor.
“KENDİNİZ İZİN ALARAK İYİ BİR ÖRNEK OLUN”
Takvimler ve iş akışları önceden ayarlanmalı ve yöneticiler, meslektaşlarının ve ekiplerinin kendileriyle ne zaman ve ne zaman iletişime geçmemesi gerektiği konusunda net beklentiler sağlamalıdır.
CIPD’nin patronlara yönelik tavsiyesi, “Kendiniz izin alarak iyi bir örnek olun” ve “Çalışanların yıllık izin kullanmaları nedeniyle suçluluk hissetmelerine neden olmayın” şeklinde.
İK çözümleri sağlayıcısı SD Worx’te baş insan kaynakları sorumlusu olan Bruce Fecheyr-Lippens, yöneticilerin tüm bildirimleri durdurmaları gerektiğini söylüyor. “Teams veya Outlook veya başka bir şey olsun, kaldırın. Aksi takdirde, biliyorsunuz, bilgisayarınızı boş zamanlarınızda kullanıyorsanız, her zaman sadece bir tetikleyiciye ihtiyacınız olur ve bu da ölümcüldür.”
Diğer ipuçları arasında e-postayla aceleyle mesaj göndermemek (tek satırlık bir mesaj, çözmeye çalıştığı kadar “panik ve strese” de yol açabilir); yokluğunuzda kiminle iletişime geçeceğinize dair net talimatlar vererek ofis dışında olma durumunu etkinleştirmek; ve döndüğünüzde gelen kutunuzu düzenlemek için yarım gün ayırmak yer alıyor.
Halkla ilişkiler ajansı Porter Novelli’nin genel müdürü Jillian Janaczek, çalışırken ve izin günlerimde “kendime bakım konusunda beklentiler belirleme konusunda gerçekten çok bilinçli ve kararlı” olduğunu söylüyor.
Dokuz üyeli işletme komitesi, “hepimizin nerede olduğunu, kimin dışarıda olduğunu ve kimin kapsadığını” açıklığa kavuşturmak için bir grup takvimi tutar. Bu şekilde, bir kriz patlak verirse, kimin devreye girmesi gerektiği açık olur.
Yine de, yaklaşık bir yıl önce işe başladığından beri aldığı ilk gerçek mola olan son tatili, şirket çapında bir gönüllü çalışma günü ve ailesini önceden bilgilendirerek üstesinden geldiği kaçınılmaz bir sabah konferans görüşmesiyle noktalandı.
“Ailem çok çalıştığımı biliyor, ancak nerede olduğum ve ne yaptığım konusunda her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığım için hiçbir şeyi kaçırdığımı hissetmiyorlar” diyor.
Wizzard’ın Howard-Vyse’ı Ağustos ayında yıllardır ilk kez iki haftalık tatile çıktığında, telefonundaki bildirimleri kaldırıp müşterilerine tatile gideceğini bildirmeyi planlıyor.
“Ofis dışında olmak oldukça büyük bir hareket gibi geliyor; neredeyse yenilgiyi kabul etmek gibi,” diyor. “Ama aslında, müşterilere ekipte kendilerine yardım etmeye en az onlar kadar kalifiye başka üyelerin de olduğunu söylemek muhtemelen kötü bir şey değil.”
Yumaklı, Denizli’nin Acıpayam ilçesindeki Tarım Kredi Süt Ürünleri AŞ’yi ziyaretinin ardından açıklama yaptı.
Türkiye’nin 21,5 milyon ton süt üretimi olduğunu, bunun yüzde 50’sinin sanayiye gittiğini ifade eden Yumaklı, sanayi tesislerinin bu sütten daha fazla pay alarak, daha fazla süt ve süt ürünlerinin üretilmesiyle birlikte hem içerideki ihtiyacı karşılamasını hem de ihracatla ilgili hedeflere ulaşmayı istediklerini dile getirdi.
GERİYE DÖNÜK FATURALARDA OYNAMA
Son dönemde Türkiye’de süt konusunda birtakım gelişmeler olduğunu, bunları çok yakından takip ettiklerini belirten Yumaklı, şöyle konuştu:
“Hem sanayiyle hem de üreticiyle çok yoğun bir temas içindeyiz. Maalesef ki son dönemde, özellikle son 2-3 haftalık dönemde bazı sanayi tesislerinin özellikle geriye dönük faturaları düzenleyerek üreticinin gelirini azaltma yönünde ya da fiyatları düşürme yönünde birtakım faaliyetlerde olduğunu tespit ettik. Ticaret Bakanlığı’mız ile bunları çok yakından takip ediyoruz. Bizim üreticinin sütünü değerinde alarak bunu tüketiciye en uygun şartlarda ulaşmasını sağlayan sanayi kuruluşlarıyla ilgili hiçbir olumsuz görüşümüz yok. Ancak fırsattan istifade ederek, ortamı sadece kendi ulaşmak istedikleri menfaatlerine doğru evirmek isteyenlere karşı çok yoğun bir şekilde inceleme süreci başlatmış bulunuyoruz. Özellikle rekabet koşullarına da uygun olmayan şekilde bir araya gelerek üreticinin elinden değerinin altında ürün almakla ilgili bazı oluşumların da olduğunu tespit ettik, hem biz hem de Ticaret Bakanlığı’mız. Ticaret Bakanlığı’mız da bu yönüyle bunları araştırmaya ve incelemeye başlamış durumda.”
“1000 TON SÜT PİYASADAN ÇEKİLECEK”
Bakanlık olarak, bu dönemde hem sıcaklıkların artması hem de üretimin çok olması sebebiyle oluşan süt fazlasını üreticiyi de korumak adına bir regülasyonla çözme yolunda geçen haftadan itibaren bir adım attıklarını dile getiren Yumaklı, “Yaklaşık 1000 tonluk günlük sütü biz piyasadan çekeceğiz. Eğer gerekiyorsa bu rakamı da fazlalaştıracağız. Sene sonuna kadar da bu regülasyona devam edeceğiz” dedi.
Yumaklı, bu adımın regülasyon amaçlı olduğunu vurgulayarak, “Üreticinin elinde ürünün kalmamasını sağlamak için yapıyoruz. Bunu kötüye kullanmak isteyen kuruluşları da buradan ikaz ediyorum tekraren; bu regülasyon amaçlı bizim yapmış olduğumuz süt tozuna çevirme işlemini, üreticinin elinden daha da ucuza almak için farklı bir yönüyle kullanmak isteyenlerin kesinlikle bu yola tevessül etmemelerini özellikle ikaz etmek istiyorum” ifadesini kullandı.
“GEREKEN NE İSE HER İKİ BAKANLIK OLARAK DA YAPTIRIMLARI YAPACAĞIZ”
Türkiye’de süt üretiminin her geçen gün arttığını belirten Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bizim istediğimiz şu, üretici kendi maliyetlerinin üzerine makul bir karla sürdürülebilir, verimli, kaliteli bir üretim yapmak adına bu üretimine devam edecek. Sanayimiz de bu ürünleri kullanacak, yurt içindeki ihtiyacı karşıladıktan sonra yurt dışındaki rekabete kendisini açmış olacak. Bu yolda da hem üreticilerimizin hem de sanayicilerimizin yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Üreticinin üretmiş olduğu ürünlerle alakalı fiyat düşümlerini görüyoruz. Bunun bir de tersi yönü var işin daha da ilginç tarafı. Maalesef üreticinin elinde alınan bu ürünlerin ödeme vadelerinin aslında perakende kanununa göre 30 gün içinde yapılması gerekirken bunun 4-5 aylara çıktığını da görüyoruz. Bütün bunların hepsi hem bizim hem de Ticaret Bakanlığı’mızın incelemesi altında. Gereken ne ise her iki bakanlık olarak da yaptırımları yapacağız. Amacımız, sanayi tarafını, üretim tarafını mağdur etmeden belli bir stabilizasyonda gitmesini sağlamak. Üretimin istediğimiz ölçüde hem yurt içi ihtiyaçları karşılayacak hem de yurt dışı rekabete açılacak hale gelmesinin tek yolu hem üreticinin hem de bunu işleyen sanayicinin kar etmesidir, hem de tüketicinin uygun fiyatta ürüne kavuşmasıdır.”
]]>Uygulanan ekonomik programla Türkiye, global piyasalarda yakından izleniyor. Yabancı yatırımcı ilgisinin canlı olduğu Türkiye’de kredi notlarındaki artırımlar, gri listeden çıkış ve enflasyonda beklenen düşüşle, yüksek faiz oranları gibi etkenler fonlar ve yatırım bankalarının Türkiye’ye yönelik tavsiyelerini de değiştirdi.
AVRUPA’NIN EN BÜYÜĞÜ YATIRIM YAPTI
Avrupa’nın en önde gelen varlık yönetim şirketi Amundi, Türk şirketlerinin tahvil ve hisse senetlerine yatırım yaptığını açıkladı.
2,3 trilyon dolarlık fonun yöneticisi, Türkiye’nin piyasalarını güçlendirecek ekonomik normalleşme yolunda ilerlediğine inandığının söylerken, Türk tahvilleri Amundi’nin en beğendiği varlıklar arasında yer alıyor.
Amundi’nin Gelişmekte Olan Piyasalar Bölümünü yöneten Yerlan Syzdykov, Bloomberg’e Türkiye ekonomisi ile ilgili yaptığı değerlendirmede, “Bu biraz zaman alacak. Büyük bir patlama olmayacak. Ekonomi ekibi siyasi ve piyasa baskılarını oldukça iyi yönetiyor. Sabit getirili menkul kıymet ve hisse senetleri genelinde pozitif olmaktan mutluyuz” değerlendirmesini yaptı.
Amundi’nin borsada fırsat görerek portföyüne eklediği Türk hisseler şu şekilde görüldü:

Amundi’nin kararı sonrası ABD’nin devlerinden yatırım bankası yatırım bankası Bank of America (BofA) yeni paylaştığı raporda, Türkiye’nin politika değişikliklerine karşı en dirençli ülke olduğuna vurgu yaptı.
“Yeni ekonomik program kapsamında Türkiye ekonomisini yeniden dengeliyor, enflasyon düşüyor ve cari açık daha sürdürülebilir seviyelere iniyor” değerlendirmesini yapan BofA, Türkiye’nin ortodoks politikalara doğru kayışının, Gelişmekte Olan Piyasalar içinde çoğu küresel şoka karşı oldukça dirençli olabilecek kendine özgü bir hikaye yarattığını ifade etti.
“Bununla birlikte, bir enerji ithalatçısı olarak petrol fiyatlarına karşı hassasiyet devam etmektedir. ABD politikası seçimlerden sonra küresel petrol fiyatlarını düşürecek şekilde değişirse, hem enflasyon hem de cari işlemler hesabı olumlu etkilenebilir” tespitini yapan BofA, “Daha fazla küresel korumacılığa doğru bir kayma olması durumunda, ABD’nin ihracattaki payı sadece %6 olduğundan, Türkiye EM’ye kıyasla tarifelerdeki bir artıştan daha az etkilenecektir” dedi.
BofA, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile gümrük birliği anlaşması olduğunu ve bunun da bu bölgeden herhangi bir gümrük vergisi uygulanmasını engellemekte olduğunu vurguladı.
Çin’in sadece %1,2’lik payıyla Türkiye için büyük bir ihracat pazarı olmadığına işaret eden BofA, “Eğer korumacılık, Çin’e yakınlaşma eğiliminin hızlanmasına neden olursa, Türkiye, Asya’daki ihracat rakiplerine kıyasla bölgede jeopolitik bir avantaja sahip olduğu için aslında bundan fayda sağlayabilir” değerlendirmesini yaptı.
“Mevcut finansal istikrar programı kapsamında, Türkiye’nin orta vadede Doğrudan Yabancı Yatırım (DYY) almak için daha iyi bir konumda olacağını düşünüyoruz” diyen BofA, “Güçlü bir dolar Türk Lirası (TL) üzerinde baskı yaratabilir, ancak TCMB’nin mevcut döviz politikası ve yüksek rezerv birikimi göz önüne alındığında, bunu büyük bir risk olarak görmüyoruz” ifadelerini kullandı.
BofA, ABD’deki politika statükosunun devam etmesinin Türkiye’nin ekonomik görünümü açısından risk oluşturmayacağı görüşünde olduklarını vurguladı.
]]>Peki emekli aylığında 2025 yılında yaşanacak düşüş çalışma hayatını nasıl etkileyecek? İşte Habertürk’ten Ahmet Kıvanç’ın konuyla ilgili yazısı…
“Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 2023 yılı faaliyet raporuna göre 2023’te toplam 2 milyon 193 bin 791 kişiye yaşlılık aylığı bağlandı. 2024 yılında da yaklaşık 500 bin EYT’linin emekli olması bekleniyordu. Ancak şimdi yeni bir emekli furyası bekleniyor.
BU YIL DİLEKÇE VERENLER ETKİLENMEYECEK
Emeklilik dilekçesini 2025 yılında verenlere yüzde 30 oranında daha düşük aylık bağlanacak, bu yıl dilekçe verenler ise düşüşten etkilenmeyecek. Özellikle emeklilik koşullarını tamamladığı halde, işyerinde emekli olduktan sonra işçi çalıştırılmadığı için çalışmaya devam etmek zorunda kalanlardan yoğun mesajlar geldi. Bu işyerlerinin başında KİT’ler ve diğer kamu işyerleri ile bankalar geliyor. Bazı büyük bankalar başta olmak üzere özel sektörde de birçok şirket emekli işçi çalıştırmıyor. Bu şirketlerde çalışanlar da emeklilik koşullarını yerine getirdikleri halde çalışmaya devam ediyorlar.
Toplu iş sözleşmesi ile çalışan kamu işçileri ve bankacıların emekli aylıklarının 50 – 60 bin lira civarında yoğunlaştığı görülüyor. Dilekçenin 2025 yılında (kamu işçileri için 15 Ocak 2025’ten sonra) verilmesi halinde emekli aylıkları yüzde 30 – 35 arasında düşük bağlanacağı için, ömür boyu alacakları emekli aylıkları 2024 yılı için hak etmiş oldukları düzeyden daha düşük olacak.
İKİNCİ EMEKLİLİK DALGASI
Emekli aylığında 2025 yılındaki düşüşten etkilenmek istemeyen yüz binlerce kişinin dilekçe tarihini 2024’e çekmesi bekleniyor. Bunlar genellikle deneyimli kişilerden oluşuyor. Çalıştıkları işyerinde kilit pozisyonlarda görev yapıyorlar. Topluca emekli olmak zorunda kalmaları çalıştıkları işyerinde deneyimli personel açığına yol açacak. Birçok işletme yetişmiş insan gücünü kaybedecek. Geçen yıl EYT dolayısıyla tecrübeli işçilerinin önemli kısmını kaybeden işletmeler, kalan deneyimli işçilerini de bu yıl kaybedecekler.
Yeni bir toplu emeklilik dalgası SGK’nın emekli aylığı ödeme yükünü de artıracak.
YASA DEĞİŞİKLİĞİ GÜNDEME GELİR Mİ?
Dilekçe tarihinin emekli aylığında yüzde 30 – 35 gibi yüksek oranda düşüşe yol açması ancak yasa değişikliği ile önlenebilir. İdari bir kararla veya genelge, yönetmelik gibi ikincil düzenlemelerle düşüşün önlenmesi mümkün değil. Fakat, sadece 2025 yılında emekli olanlar için değil çalışmaya devam eden herkesi kapsayacak şekilde yasa değişikliği yapılması gerektiği yorumları yapılıyor. Bu da karar almayı zorlaştıracak.
DİLEKÇE TARİHİ EMEKLİ AYLIĞINI NASIL ETKİLEYECEK?
2024 yılında SSK ve BAĞ – KUR emekli aylıklarına ocak ayında yüzde 49,25, temmuz ayında yüzde 24,73 oranında zam yapıldı. Bu yıllık yüzde 86,16 oranında zam anlamına geliyor. Temmuz – aralık döneminde emeklilik dilekçesi verenler ocak ve temmuz aylarında yapılan söz konusu maaş zamlarından yararlanacaklar.
Dilekçeyi 1 Ocak 2025 tarihinden sonra verenler ise bu yıl emekli aylıklarına yapılan zamlardan yararlanamayacaklar. Onlara 2024 yılındaki tüketici fiyat enflasyonunun yüzde 100’ü ile milli gelirdeki artışın yüzde 30’u oranında artış yapılacak. Bu da 2024 yılında dilekçe verenle 2025 yılında dilekçe verenler arasında yüzde 30 – 35’e varan oranlarda fark yaratacak.”
Bir yüzünde başak kabartması diğer yüzünde ise Osmanlıca harflerle Türkiye Cumhuriyet yazısı bulunan Mesrur İzzet Bey tasarımı bu paralar 1939 yılına kadar tedavülde kaldı.
Bronz alaşımdan yapılan 100 paradan 1924-1939 döneminde 19 milyon adet basılırken, 10 kuruştan ise 11 milyon adet üretilip piyasaya sürüldü.
Harf devrimi sonrası Türk alfabesinin kullanıldığı ve bir yüzüne Türkiye Cumhuriyeti yazısı veya Mustafa Kemal Atatürk silueti eklenen paralar olan 100 kuruş ve 1 lira 1934’te, 1 kuruş, 5 kuruş, 10 kuruş, 25 kuruş ve 50 kuruş ise 1935 yılında basıldı.
EN KÜÇÜK MADENİ PARA
Cumhuriyet tarihinin en küçük madeni parası olan 10 para ise 1940 yılından itibaren basılmaya başlandı.
Yıllar geçtikçe değerleri de büyüyen bozuk paralardan 5 liranın 1974’te, 10 liranın 1981’de, 20 lira, 50 lira ve 100 liranın 1984’te, 25 liranın 1985 ve 500 liranın 1989’da basımı gerçekleştirildi.
1990’lı yıllara gelindiğinde 2 bin 500 lira, 5 bin lira, 10 bin lira, 25 bin lira, 50 bin lira ve 100 bin lira tedavüle girdi. 250 bin lira ise 2002 yılında tedavüle konuldu.
Geçen 100 yılda tasarımın yanı sıra paradan sıfır atılması, Yeni Türk Lirası’na geçiş, TL’ye dönüş, Türk lirasının yeni simgesine kavuşması gibi birçok yenilikler yaşanırken, madeni paraların kalınlıkları ve alaşımları da değişti.
Tek metalli paralardan iki metalli paralara geçiş yapılmasıyla birlikte bugün 50 kuruştan 5 liraya kadar olan paralar iki metalli, 1 kuruş, 5 kuruş, 10 kuruşlar ve 25 kuruşlar ise tek metal olarak üretilmeye başlandı.
Dünyada da örnekleri bulunan bu basım şekli, güvenliğin yanı sıra optimizasyon sağlanarak paranın hafifletilmesi ve kalitesinin artırılması amacıyla yapılıyor.
Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünün Beşiktaş’taki yerleşkesinde üretim, Merkez Bankasının piyasa ihtiyacını gözeterek yaptığı analizler sonucunda Hazine ve Maliye Bakanlığının talimatıyla gerçekleştiriliyor.
3 AŞAMALI KONTROL
Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü Darphane Daire Başkanı Şenol Yıldız, Beşiktaş’taki yerleşkede 10 üretim hattı olduğunu belirterek, tedavül sürecindeki kontrollerle ilgili şu bilgileri verdi:
“En başta temin ettiğimiz ham maddenin belirlenen spektlerde olması gerekir. İlk kontrolümüz burada başlar. Bu hem kimyasal kontrolü hem de fiziki kontrolü içerir. Devamında ürettiğimiz paranın kontrolü yapılır. Paranın üretim kalitesi açısından değerlendirmesi, fiziki olarak üretimdeki arkadaşlarımız ve laboratuvarımız tarafından yapılır. Merkez Bankamıza gönderildikten sonra orada nihai kontrolleri gerçekleşir. Uygun olmayanların iadesi yapılır. Dolayısıyla piyasaya sunulmadan önce madeni para bu 3 aşamalı kontrolden geçer.”
Günlük ortalama 2,5 milyar adet üretim kapasiteleri olduğunu dile getiren Yıldız, Kartal’daki yerleşkenin ise hem yeni kapasite oluşturduğunu hem de ana merkezin yedek hattı olduğunu ifade etti.
100 MİLYON 5 LİRA ÜRETİLDİ
Yıldız, Cumhuriyet’in 100. yılı anısına 100 milyon 5 lira basılıp piyasaya sürüldüğünü belirterek, “Normal tedavül para olan 5 lira piyasaya sürülmeye devam edilmekte olup 20 milyon adedi geçti. 2024’ün sonuna kadar 850 milyon adet 5 liranın piyasaya sürülmesi hedeflendi. Yine benzer şekilde 400 milyonun üzerinde 50 kuruşta bir hedefimiz var. 7 milyon adet 25 kuruş üretim hedefi var. Bunlar Hazine ve Maliye Bakanlığının bize vermiş olduğu talimatlar doğrultusunda konulmuş rakamlardır.” dedi.
BOZUK PARANIN ÖMRÜ 25 YIL
Her ülkenin kendine has spektleri olduğunu dile getiren Yıldız, Türk madeni parasının da kendine özgü spektleri olduğunu söyledi. Yıldız, üretim ve senyoraj değerleriyle ilgili şunları kaydetti:
“Mümkün mertebe para metal olması hasebiyle hafif olsun diğer taraftan da optimize ettiğimiz ekonomik değerde kalsın istiyoruz. Paranın kendi değeri ve üretim maliyeti arasındaki oranı sürekli korumaya çalışıyoruz. Burada senyoraj değerlerimizin negatifte değil de toplamda pozitifte kalması için uğraşıyoruz. Senyoraj değerleri tek bir metal para üzerinden hesaplanmamalı. Bir pennyi bir centi dikkate alıp senyoraj değeri hesaplayarak metal paraların tamamı hakkında yorum yapmamız doğru olmaz. Ürettiğiniz tüm metal paraların hepsinin senyoraj değerleri üzerinden değerlendirdiğinizde toplamda nerede kaldığınıza bakmanız lazım. Bir de paranın hissiyatı, sunduğunuzdaki görseli, paranın kalitesi, bunları da temin etmeniz gerekiyor. Bir metal paranın döngüsü yaklaşık 25 yıl sürüyor. Dolayısıyla 25 yıl boyunca kalitesini koruması gerekiyor. Ona göre bir metal kalitesi kullanıyorsunuz. İşte bunların hepsinin optimize edilmiş hali üzerinden gittiğimizde, toplam üretilmiş metal paramıza baktığımızda değerimiz pozitifte kalıyor.”
KAĞIT PARA KULLANIMI AZALDI
Teknolojik gelişmelerle kağıt para kullanımının azaldığını belirten Yıldız, aynı yaklaşımın madeni para için geçerli olmadığını söyledi.
Yıldız, bozuk paranın kültürel bakımdan Türk toplumunda çok özel bir yeri olduğunu dile getirerek şöyle dedi:
“Aslında dünyanın pek çok ülkesinde de durum çok farklı değil. Son 5 yılda basılan metal paraların adedine baktığımızda hiçbir azalma olmadığını görüyoruz. Yani bu da metal paranın aynı şekilde seyrini devam ettirdiğini gösteriyor. Değersel olarak farklı rakamlara erişmiş olabilir, farklı ülkelerde farklı değerleri ifade ediyor olabilir ama adetsel olarak bu böyle. Kağıt para daha çok dijital ortama kaydı. Karekodları kullanıyoruz, kredi kartlarımızı kullanıyoruz, dijital ortamda transferleri kullanıyoruz ama metal parada durum biraz farklı. Metal parayı seviyoruz ve kullanımı aynen devam ediyor. Bastığımız adetler de onu gösteriyor.”
Kurul, firma hakkında açılan soruşturmanın, yeniden satıcılarının satış fiyatını tespit ettiğine yönelik iddialar bakımından uzlaşma, bölge ve müşteri kısıtlaması iddiaları bakımından ise taahhütle sonlandırılmasına karar verdi.
Uzlaşma usulü sonucunda teşebbüse 2 milyon 269 bin 283 lira idari para cezası uygulanması kararlaştırıldı.
Firma tarafından sunulan taahhüt metninin de tespit edilen rekabet sorunlarını giderebilecek nitelikte olması nedeniyle kabul edilmesi uygun bulundu.
REKABET KURUMU’NDAN HATTAT TRAKTÖR’E CEZA
Traktör üretim ve pazarlama sektöründe faaliyet gösteren şirketler hakkında yürütülen soruşturma sonuçlandı.
Rekabet Kurumu’ndan yapılan açıklama şöyle:
Rekabet Kurulunun 08.09.2022 tarihli ve 22-41/591-M sayılı kararıyla, traktör üretim ve pazarlama sektöründe faaliyet gösteren AGCO Tarım Makineleri Ticaret Ltd. Şti. (AGCO), Argo Tractors Turkey Traktör San. ve Tic. Ltd. Şti. (ARGO), Başak Satış Pazarlama ve Yatırım AŞ (BAŞAK), Erkunt Traktör Sanayii AŞ (ERKUNT), Hattat Traktör Sanayi ve Ticaret AŞ (HATTAT), IPSO Tarım AŞ (IPSO), Kubota Turkey Makine Ticaret Ltd. Şti. (KUBOTA), Same Deutz Fahr Traktör San. ve Tic. AŞ (SDF), Tümosan Motor ve Traktör Sanayi AŞ (TÜMOSAN) ve Türk Traktör ve Ziraat Makinaları AŞ (TÜRK TRAKTÖR) hakkında bayilerin pasif satışlarını kısıtlamak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (4054 sayılı Kanun) ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir.
Önaraştırma sürecinde elde edilen bilgiler ve belgeler ile yapılan incelemeler çerçevesinde;
Bölge ve müşteri kısıtlanması iddiasına yönelik olarak AGCO, BAŞAK, ERKUNT, HATTAT, IPSO, KUBOTA, SDF ve TÜMOSAN hakkında, Yeniden satış fiyatının tespiti iddiasına yönelik olarak HATTAT hakkında, Rekabeti kısıtlayıcı bilgi değişimi ve/veya rekabeti kısıtlayıcı anlaşma iddialarına yönelik olarak AGCO, ARGO, BAŞAK, ERKUNT, HATTAT, IPSO, KUBOTA, SDF, TÜMOSAN ve TÜRK TRAKTÖR hakkında
Kurulun 05.01.2023 tarihli ve 23-01/17-M sayılı kararı ile 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal edip etmediklerinin tespiti amacıyla aynı Kanun’un 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına karar verilmiştir.
Soruşturma sürecinde AGCO, BAŞAK, ERKUNT, HATTAT, IPSO, KUBOTA, SDF ve TÜMOSAN tarafından, soruşturma konusu iddialar ile bağlantılı endişeleri bertaraf etmek amacıyla taahhüt başvurularında bulunulmuş olup Kurul tarafından söz konusu taahhütler kabul edilerek adı geçen teşebbüsler hakkında yürütülen soruşturma sürecinin taahhüde konu rekabetçi endişeler bakımından sonlandırılmasına karar verilmiştir.
Nihai olarak, Rekabet Kurulunun 18.07.2024 tarihli ve 24-30/717-301 sayılı kararı ile;
AGCO, ARGO, BAŞAK, ERKUNT, HATTAT, IPSO, KUBOTA, SDF, TÜMOSAN ve TÜRK TRAKTÖR hakkında rekabeti kısıtlayıcı bir bilgi değişimi ve/veya anlaşma içerisinde olmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’u ihlal etmediklerine ve dolayısıyla aynı Kanun’un 16. maddesi uyarınca adı geçen teşebbüslere idari para cezası uygulanmasına yer olmadığına, HATTAT tarafından nihai satış noktalarında yeniden satış fiyatının belirlenmesi suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlal edildiğine, bu nedenle teşebbüse 20.675.810,53 TL tutarında idari para cezası uygulanmasına
ve soruşturmanın sonlandırılmasına karar verilmiştir.
]]>Şirketlerden yapılan açıklamaya göre, Başkent EDAŞ, Karabük ve Çankırı’da kesintisiz elektrik dağıtımı kapsamında yılın ilk 6 ayında bakım, onarım ve yatırım hizmetlerini kesintisiz yürüttü.
Başkent EDAŞ, Karabük’te 1770 trafo ve 7 bin 906 kilometre hat uzunluğunda, sürdürülebilir ve kesintisiz enerji sağlanabilmesi amacıyla bakım, yenileme ve yatırım çalışmaları yürütüyor. Karabük’ün Merkez, Safranbolu, Eflani, Ovacık ve Yenice ilçelerinde 939 aydınlatma armatürünün bakımını gerçekleştiren ekipler, bölgede 1 pano ile 14 trafo ve 20 dağıtım merkezini de elden geçirdi. Ayrıca kentte 359 kilometrelik hattın bakımı tamamlandı.
Karabük’te toplam 19 kilometrelik yeni kablo döşeyen ekipler, kentte 320 yeni aydınlatma armatürü, yeni 15 elektrik panosu ile 22 trafo merkezinin montajını da tamamladı.
Şirket, Çankırı’da hizmet verdiği 2 bin 51 trafo ve 10 bin 34 kilometre hat uzunluğunda, sürdürülebilir ve kesintisiz enerji sağlanabilmesi amacıyla bakım, yenileme ve yatırım çalışmalarını sürdürdü.
Çankırı’nın ilçe ve köylerinde bulunan 2 bin 410 aydınlatma armatürünün bakımını gerçekleştiren ekipler, bölgede 10 pano ile 11 trafo ve 19 dağıtım merkezini de elden geçirdi. Ayrıca kentte 520 kilometrelik hattın bakımı da yapıldı.
Toplam 13 kilometrelik yeni kablo döşeyen ekipler, Çankırı’da 530 yeni aydınlatma armatürü, 3 elektrik panosu ile 2 trafo montajını da tamamladı.
Açıklamada, söz konusu bakım, onarım ve yatırım rakamları ile Başkent EDAŞ’ın yılın ilk 6 ayında koyduğu hedefleri başarıyla gerçekleştirdiği belirtildi.
TOROSLAR EDAŞ
Toroslar EDAŞ, Osmaniye’de hizmet verdiği 3 bin 20 trafo ve 13 bin 27 kilometre hat uzunluğunda, sürdürülebilir ve kesintisiz enerji sağlanabilmesi amacıyla bakım, yenileme ve yatırım çalışmaları yürüttü.
Osmaniye’nin Kadirli, Merkez, Düziçi ve Bahçe ilçelerinde 1942 aydınlatma armatürünün bakımını gerçekleştiren ekipler, bölgede 66 trafo ve 111 dağıtım merkezini de elden geçirdi. Ayrıca kentte 283 kilometrelik hattın bakımı tamamlandı.
Osmaniye’de toplam 86 kilometrelik yeni yer altı hattı tesis eden ekipler, kentte 1814 yeni aydınlatma armatürü, 65 elektrik panosu ve 52 trafo merkezinin montajını yaptı.
Açıklamada, söz konusu bakım, onarım ve yatırım rakamları ile şirketin yılın ilk 6 ayında koyduğu hedefleri başarıyla gerçekleştirdiği ve Osmaniye’de bakım ve yatırım çalışmaları hız kesmeden sürdüreceği aktarıldı.
AYEDAŞ
AYEDAŞ, hizmet verdiği 8 bin 300 trafo ve 34 bin 417 kilometre hat uzunluğunda, sürdürülebilir ve kesintisiz enerji sağlanabilmesi amacıyla bakım, yenileme ve yatırım çalışmalarına devam ediyor.
İstanbul’ın Adalar, Ataşehir, Beykoz, Çekmeköy, Kadıköy, Kartal, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile, Tuzla, Ümraniye ve Üsküdar ilçelerinde 33 bin 62 aydınlatma armatürünün bakımını gerçekleştiren ekipler, söz konusu ilçelerde 738 pano ile 12 trafo ve 841 dağıtım merkezinin bakımını tamamladı. Ayrıca kentte 1559 kilometrelik hattın bakımı yapıldı.
Toplam 312 kilometrelik yeni kablo döşeyen ekipler, 546 yeni aydınlatma armatürünün montajını da tamamladı. Ayrıca yeni 201 elektrik panosu ile 33 trafo merkezi montajı da yapıldı.
İdealist Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ’nin 100 milyon lira ve Seyitler Kimya Sanayi AŞ’nin 100 milyon lira tutarındaki bedelli sermaye artırımını onaylayan SPK, Türkiye Sigorta AŞ’nin 3 milyar 838 milyon 476 bin 637 lira, Dap Gayrimenkul Geliştirme AŞ’nin 2 milyar 236 milyon 400 bin 779 lira, Ulusoy Un Sanayi ve Ticaret AŞ’nin 559 milyon 30 bin lira, Osmanlı Yatırım Menkul Değerler AŞ’nin 379 milyon 57 bin 391 lira ve Yünsa Yünlü Sanayi ve Ticaret AŞ’nin 420 milyon lira tutarındaki bedelsiz sermaye artırımı başvurusunu kabul etti.
Kurul, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ’nin 2 milyar lira, Deniz Yatırım Menkul Değerler AŞ’nin 600 milyar lira, Çamlı Yem Besicilik Sanayi ve Ticaret AŞ’nin 200 milyon lira, Bien Finans Faktoring AŞ’nin 250 milyon lira, Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları AŞ’nin 30 milyar lira, Pınar Süt Mamulleri Sanayii AŞ’nin 2 milyar 500 milyon lira, Hepsi Finansman AŞ’nin 1 milyar 50 milyon lira, Tam Finans Faktoring AŞ’nin 774 milyon lira, Kerevitaş Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ’nin 700 milyon lira, Fiba Faktoring AŞ’nin 359 milyon lira ve Pegasus Hava Taşımacılığı AŞ’nin 750 milyon dolar tutarındaki tahvil ve finansman bonosu ihracını onaylarken Nurol Yatırım Bankası AŞ’nin 40 milyon dolar tutarındaki sermaye benzeri borçlanma aracı ihracı başvurusunu da kabul etti.
SPK, 500 milyon lira kayıtlı sermaye tavanı içinde 100 milyon lira başlangıç sermayeli Albayrak Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ ve 1 milyar kayıtlı sermaye tavanı içinde 200 milyon lira başlangıç sermayeli Hera Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ’nin kuruluşuna izin verilmesini onaylarken, Arz Gayrimenkul ve Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ Onüçüncü Girişim Sermayesi Yatırım Fonu ile Arz Gayrimenkul ve Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ Ondördüncü Girişim Sermayesi Yatırım Fonu’nun kuruluşlarına izin verilmesi ve katılma paylarının ihracına ilişkin ihraç belgelerinin onaylanması talebini olumlu karşıladı.
Ayrıca Kurul, Osmanlı Portföy BIST Temettü 25 Endeksi Hisse Senedi Yoğun (TL) Borsa Yatırım Fonu’nun kuruluşuna izin verilmesi ve katılma paylarının halka arzına ilişkin izahnamenin onaylanması talebinin olumlu karşılanmasına karar verdi.
SPK, 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan depremlerin finansal piyasalar üzerindeki olumsuz etkisinin asgariye indirilmesini ve payları borsada işlem gören ortaklıkların ve bunların bağlı ortaklıklarının pay geri alım işlemlerinin kolaylaştırılmasını teminen alınan i-SPK.22.7 (14 Şubat 2023 tarih ve 9/177 s.k.) sayılı İlke Kararı’nın, depremlerin üzerinden yaklaşık 18 aylık bir süre geçtiği dikkate alınarak yürürlükten kaldırıldığını bildirdi.
Kurul ayrıca, ihraççılar, sermaye piyasası kurumları, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında başvuru yapan diğer kurum ve kuruluşlar tarafından Kurula yapılacak ve Kurulun Hukuk İşleri Dairesi, Kurumsal Yatırımcılar Dairesi, Aracılık Faaliyetleri Dairesi, Muhasebe Standartları Dairesi, Ortaklıklar Finansmanı Dairesi görev alanına giren başvuruların 5 Ağustos 2024 tarihinden başlamak üzere e-Başvuru Sistemi üzerinden elektronik ortamda yapılmasının zorunlu tutulmasına karar verirken, 5 Ağustos 2024 tarihinden itibaren yapılacak e-Başvuru süreçlerinde 28 Mart 2024 tarihli ve 2024/17 sayılı bültende yer verilen hususlara uyulmasının esas olduğunu kaydetti.
SUÇ DUYURULARI VE İDARİ PARA CEZALARI
SPK, Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik olarak internet aracılığıyla yurt dışında kaldıraçlı işlem yaptırıldığı belirlenen 24 internet sitesine erişimin engellenmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılmasını kararlaştırdı.
Ankara’da gerçekleşen takas operasyonu kapsamında ABD’den iki, Almanya, Polonya, Slovenya, Norveç ve Rusya’dan birer uçak olmak üzere 7 uçak ile 26 kişi Türkiye’ye nakledildi.
Operasyon kapsamında ikisi çocuk 10 kişinin Rusya’ya, 13 kişinin Almanya’ya, 3 kişinin de ABD’ye nakli sağlandı.
Operasyonda takas edilenler arasında The Wall Street Journal muhabiri Evan Gershkovich, ABD’li eski Deniz Piyadesi Paul Whela, Almanya vatandaşı paralı asker Rico Krieger, Rus muhalif İlya Yashin, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) subayı Vadim Krasikov öne çıkıyor.
Operasyon dünya basınında geniş yer bulurken birçok haberde Türkiye’nin oynadığı role dikkat çekildi.
ABD
New York Times (NYT) gazetesi, MİT’in tutuklu takası operasyonunu “Rusya kapsamlı tutuklu takasında Evan Gershkovich’i serbest bıraktı” başlığıyla sayfasına taşıdı. Haberde, Wall Street Journal (WSJ) muhabiri ve diğerlerinin Rusya ile Batı arasında “on yıllardır gerçekleşen en geniş kapsamlı takasla” Türkiye’de serbest bırakıldığı bildirildi.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Moskova’nın ilk kez “önde gelen muhalifleri” serbest bıraktığı belirtilen haberde, “Anlaşmanın kapsamının Sovyet sonrası dönemde çok az örneği var” ifadesine yer verildi.
Washington Post (WP) gazetesi de Gershkovich’in serbest bırakılmasını ön plana taşıdığı başlığında takas operasyonu “dönüm noktası” olarak nitelendirildi. Haberde 7 ülkenin “Soğuk Savaş’ın zirvesinden bu yana yapılan en büyük tutuklu takasında en az iki düzine kişiyi değiş tokuş” ettiği kaydedildi.
Takasın “tarihteki en karmaşık takaslardan biri” olduğu vurgulanan haberde, bunun ABD-Rusya ilişkilerinin “hiç olmadığı kadar kötü bir savaş döneminde” gerçekleştiği ifade edildi. MİT’in operasyonu iki ülke arasında yapılan önceki takaslarla kıyaslanarak, “Perşembe günkü takas çok daha karmaşıktı çünkü yedi ülkeyi kapsıyordu” denildi.
Wall Street Journal (WSJ) gazetesi ise takas operasyonunu “WSJ muhabiri Evan Gershkovich serbest bırakıldı” başlığıyla duyurdu. “Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük Doğu-Batı tutuklu takası” ifadesi kullanılan haberde, 32 yaşındaki gazetecinin serbest bırakılmasının sağlandığı vurgulandı.
CNN, Gershkovich ve Paul Whelan’ın serbest bırakılmasına vurgu yaptığı haberinde MİT’in yönettiği operasyonu “tarihi tutuklu takası” olarak nitelendirdi.
Associated Press’in haberinde ise MİT’in yürüttüğü operasyon, “Sovyet sonrası tarihin en büyük tutuklu takası” olarak duyurularak, bunun Washington-Rusya ilişkilerinin Soğuk Savaş’tan sonra “en düşük noktada” olduğu bir dönemde gerçekleşmesine dikkat çekildi. Haberde, “kapsamı şaşırtıcı” olarak nitelendirilen takasın “yıllar süren gizli görüşmelerin” ardından uygulandığı ifade edildi.
İngiltere
İngiltere’de The Times gazetesi, takas operasyonunun Türkiye’nin başkentinde yapıldığını belirterek, “Takas, geçmişteki takaslarda kilit rol oynayan bir ülkenin başkenti olan Ankara’da gerçekleşti” ifadesine yer verdi.
Haberde, Türkiye’nin 2022’de de Washington ile Moskova arasında tutuklu takası gerçekleştirdiği hatırlatılarak, bunun ABD’de uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla hapiste bulunan Rus pilot Konstantin Yaroshenko ile Rusya’da polise saldırı suçlamasıyla hapiste bulunan eski ABD deniz piyadesi Trevor Reed’i kapsadığı aktarıldı.
Sky News haberinde de takas operasyonunun Ankara’da gerçekleştiği vurgulanarak, bu operasyonun, “Soğuk Savaş’tan bu yana yapılan en büyük takas” olduğu ve “bir dizi yüksek profilli ismin serbest bırakıldığına” dikkat çekildi.
BBC’nin haberinde, operasyonun “modern tarihin en büyük ve en sıra dışı tutuklu takaslarından biri olduğu” değerlendirmesine yer verildi. Haberde, “Sadece 24’e varan çok sayıdaki bireysel tahliye açısından değil, aynı zamanda ABD, Rusya, Almanya ve diğer 3 Avrupa ülkesi olmak üzere ülke sayısı açısından da sıra dışı” ifadesi kullanıldı.
İngiliz The Guardian gazetesinin haberinde de Rusya’da tutuklu bulunan çok sayıda yabancı ülke vatandaşı ile Rus siyasilerin serbest bırakılmasını içeren “büyük takasın” Ankara’da gerçekleştiği kaydedildi.
İsviçre
İsviçre kamu yayın kuruluşu RSI haberinde, takasın MİT’in koordinesinde Ankara’da yapıldığına yer verdi.
Ülkede Almanca yayın yapan SRF Televizyonu da MİT’in koordinasyonuyla gerçekleşen operasyonda toplam 7 ülkeden 26 kişinin takas edildiği bildirildi. Haberde, operasyona 7 uçağın katıldığı da yer aldı.
Almanca yayın yapan Tages-Anzeiger gazetesi ise Türkiye’de Rusya, ABD, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri arasında büyük bir tutuklu değişimi yapıldığını belirtti.
Haberde, “Türkiye, her iki tarafla olan bağları sayesinde Moskova ile Batı arasındaki esir değişiminde tartışmasız önemli bir rol oynadı” ifadeleri kullanıldı.
Hollanda
Hollanda kamu yayın kuruluşu NOS’nin haberinde, takasın Cumhurbaşkanlığından duyurulduğu belirtildi. Haberde, takasın MİT’in koordinesinde Ankara’da yapıldığına yer verildi.
AD gazetesi, konu hakkındaki haberinin başlığında “Rusya ve Batı arasında Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük esir değişimi” ifadesi kullanılırken takasın Türkiye’nin başkenti Ankara’da gerçekleştirdiği aktarıldı.
Trouw gazetesinde takasın “Soğuk Savaş’tan bu yana gerçekleşen en büyük tutuklu takası olduğu” vurgulanırken, MİT’in koordinasyonuyla gerçekleşen operasyonda toplam 7 ülkeden 26 kişinin takas edildiği bildirildi. Haberde, takasa Türk hükümetinin arabuluculuk yaptığını bildirilerek, operasyona 7 uçağın katıldığı bilgisi de yer aldı.
NRC gazetesinin haberinde Türkiye’de Rusya, ABD, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri arasında büyük bir “tutuklu değişimi” yaşandığını belirtildi. Haberde, takasın Türkiye’nin koordinasyonunda gerçekleştiği ve Türk yetkililerin Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich ve eski deniz piyadesi Paul Whelan’ın serbest bırakıldığını doğruladığı aktarıldı.
Fransa
Fransız gazetesi Le Parisien’deki haberde, Rus ve Batılı 26 tutuklunun Ankara’da takas edildiği bildirilerek, bu takasının “Soğuk Savaş’tan bu yana en önemli takaslardan biri” olduğu vurgulandı. Haberde, takas edilenler arasında Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich ve eski ABD Deniz Piyadesi Paul Whelan’ın isimlerinin öne çıktığı aktarıldı.
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Le Monde’da da Türkiye’nin arabulucuğu ile Rusya ile “büyük bir tutuklu takasının” yapıldığı, 7 ülkeyi kapsayan takasın Ankara’da koordine edildiği belirtildi.
Liberation gazetesi ise Ankara’da Rusya ve çok sayıda Batılı ülke arasında 26 kişinin takas edildiğini ve bunun “Rusya ile Soğuk Savaş’tan bu yana yapılan en büyük tutuklu takası” olduğunu kaydetti.
Belçika
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Flamanca yayın yapan De Morgen’in haberinde, takasın Ankara’da yapıldığı belirtilerek, Türkiye’nin “büyük mahkum takasında” rol oynadığı kaydedildi.
Takasın MİT tarafından koordine edildiği aktarılan haberde, teşkilatın “önemli bir arabuluculuk rolü” üstlendiğini ifade edildi. Habere, bu takasın Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana “en büyük tutuklu takası” olduğuna dikkat çekildi.
Asya-Pasifik
Avustralya Yayın Kurumu (ABC), MİT’in operasyonunu “Tutuklu Amerikalılar Evan Gershkovich ve Paul Whelan büyük küresel tutuklu takasında serbest bırakıldı” başlığıyla gündeme taşıdı. Haberde, “Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük uluslararası tutuklu takasını” Türkiye’nin koordine ettiği aktarıldı.
Avustralya merkezli News.com.au sitesinin haberinde “Bu, Soğuk Savaş’tan bu yana tek seferde gerçekleştirilen en büyük tutuklu takası” ifadesi kullanıldı.
Hindistan’da yayın yapan India Today gazetesi ise takas operasyonunu ABD vatandaşlarının Rusya tarafından serbest bırakılması üzerinden gördü. Haberde, “ABD ve Rusya’nın Sovyetler Birliği sonrası tarihin en büyük tutuklu takasını” gerçekleştirdiği ifade edildi.
İstanbul Kuyumcular Odası (İKO) Başkanı Mustafa Atayık konuya ilişkin bir açıklama yaptı.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Hazine ve Maliye Bakanlığı ekipleri tarafından İstanbul Kapalıçarşı başta olmak üzere birçok farklı ilde başlatılan denetimleri yakından izliyor ve sahadaki gelişmeleri takip ediyoruz. Konu ile ilgili ülkemizin 81 il ve ilçelerindeki kuyumcu oda ve dernek başkanlarıyla anlık olarak iletişimle istişare halindeyiz. Maliye Bakanlığı’nın denetim ekipleri, tabii ki devletimizin verdiği görevleri ifa ediyor. Biz de kuyumcu esnafı olarak her zaman devletimizin yanında olduk ve olmaya da devam ediyoruz.
Esnafımızdan denetim için gelen ekipleri, güler yüzle karşılamaları ve onlara gerekli yardımı göstermelerini bekliyoruz. Sahadan esnafımızdan aldığımız geri dönüşler de kontrollerde hiçbir olumsuzluk yaşanmadan sürecin sağlıklı yürüdüğünü gösteriyor. Burada konuyu sanki çok olağan üstü bir durum varmış gibi lanse ederek hem meslektaşlarımızı, hem de kamuoyunu endişeye sevk edecek haber ve açıklamaları doğru bulmadığımızı belirtmek isteriz.
Biz de kuyumculuk sektörünün tüm temsilcileri olarak kamuoyunda meslektaşlarımızın hep vergi kaçıran, kayıt dışı çalışan bir imaj içerisinde gösterilmesinden son derece rahatsızız. Bu durumdan hoşnut değiliz.
Kuyumculuk gibi ihracatıyla ülkeye en yüksek katma değeri sağlayan 6 bin yıllık kadim bir sektörü günah keçisi olarak göstermeden önce değerli meslektaşlarımızı kayıt dışılığa iten sebepleri ve buna yönelten koşulları doğru tespit etmek ve çözüm bulmak çok önemlidir.
Sektör olarak 20 yılı aşkın bir süredir mevcut fotoğrafın ve tablonun değişmesi için yoğun uğraş veriyoruz. Devletimizin mali politikalarına destek olmak amacıyla sektör olarak kayıt dışından tümüyle çıkmak istediğimizi sürekli belirtiyoruz. Türkiye kuyumculuk sektörünün, kamu tüzel kişiliğine sahip en büyük mesleki çatı kuruluşu olarak bunu istiyor ve her platformda da gündeme getiriyoruz.
Burada, kuyumcular, düşük matrah beyan ediyor açıklamalarında bazı gerçeklerin gözden kaçırıldığını belirtmek isteriz.
Kuyumcuları, sadece esnaf, sadece tüccar, sadece sanayici, sadece ihracatçı olarak sınıflandırma yapmak yanlış olacaktır. Basit usulde vergiye tabii meslektaşlarımız olduğu gibi diğer tarafta KDV mükellefi olan Maliye Bakanlığı ile entegre yazılım geliştiren entegratör firmalarla çalışan, E-Arşiv, E-Fatura kullanan, İSO 500 listesine ilk 10’da 2, toplamda 6 firma ile giren ve binlerce E-Muhasebe sistemine dahil sektör mensuplarımız yok sayılmaktadır. Halbuki, herkes tarafından bilinir ki sektör mensuplarımız, yüzyıllardır her zaman devletimizin zor günlerinde piyasalara güven veren en önemli dinamiği olmuştur. Bugün sektörümüz, iç piyasa, ihracat, turistik bölge satışları, DİR kapsamlı satışlar, serbest bölge satışları ve yabancı kredi kartı satışları boyutunda 23 milyar dolar civarındaki yıllık işlem hacmi üzerinden kesilen fiş ve faturalardan alınan vergilerin hesaba katılmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, yaratılan 400 bin kişilik doğrudan istihdam, yıllık 7,5 milyar doları doğrudan olmak üzere Kapalıçarşı ve turistik yörelerdeki satışlarla birlikte yaklaşık 12-13 milyar dolarlık ihracat ile sağlanan yüksek döviz girdisi ile ülkemizde tüm sektörlerin içinde kuyumcu firmalarımızın en yüksek katma değeri oluşturduğunu unutmamak gerekiyor.
Sizin aracılığınızla Türkiye’de 40 bin işletmeden oluşan büyük kuyumcu ailesi adına kamuoyuna yüksek bir sesle yeniden duyurmak istiyoruz.
Mevcut tablodan çıkışın tek bir yolu var: O da Enflasyon Muhasebesi’nden vazgeçilerek kuyumcular için Altın Esaslı Muhasebe sistemine geçmektir.
Her seferinde de karşımızdaki yetkili makam ve kişilerin haklılığımızı tescil eden ifadeleriyle karşılaşıyor; ancak bir türlü çözüm olacak çalışmanın yasalaşmasını sağlayamadık.
Son olarak Meclis’ten geçen vergi paketi içerisinde yer alması konusunda haziran ayının son haftası içerisinde Ankara’ya giderek devletimizin en üst makamlarına sorunumuzu ve talebimizi arz etme fırsatını bulduk ve ilgili birçok makamı ziyaret edip talebimizin yeni vergi düzenlemesinde yer alması konusunda desteklerini istedik.
2004 yılından beri uygulanan mevcut Enflasyon Muhasebesi ile sektörümüzün sorunlarının çözümü mümkün değildir. İki tarih arasında enflasyon oranındaki değişim altının uluslar arası piyasalarda belirlenen fiyatındaki değişimin yarı yarıya aşağısında kalmaktadır. Bu nedenle Enflasyon Muhasebesi çözüm olamamaktadır. Kuyumcuları kayıt dışına iten ve zorlayan en büyük sebep de budur.
20 yıldan beri uygulanan ‘Enflasyon Muhasebesi’ deyim yerindeyse kuyumcuların elini kolunu bağlamıştı. Hareket kabiliyetlerini sınırlandırdığı gibi sektör firmalarının büyümesi, kurumsallaşması ve markalaşmasının de önüne set çekiyordu. Türkiye gibi enflasyonla başı her zaman belada olan bir ülkede ‘Enflasyon Muhasebesi’ uygulanınca özellikle hammadde fiyatları dünya piyasalarında anlık olarak belirlenen kuyumcular için işleri daha da karmaşık hale getiriyordu. Birçok firma, bu muhasebe sistemi nedeniyle oluşabilecek astronomik vergi yükü nedeniyle bilançosunu tam olarak gösteremiyor, dükkanını kapatmak istese bile önüne çıkabilecek fatura nedeniyle bunu yapamıyordu. Buna paralel olarak firmalar, bilanço ve stoklarını gerçek anlamda gösteremediği için arzuladığı miktarda altın kredisini almakta da zorlanıyor
Sonbahar aylarında TBMM’den geçmesi beklenen geniş kapsamlı yeni vergi paketinde “Altın Esaslı Muhasebe” için yer almasını istediğimiz metin kısaca şöyledir:
“Sürekli olarak işlenmiş altın alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükellefler, altın satış tarihindeki İstanbul Altın Borsasında oluşan has altın değeri ile satılan mamulün has altın maliyet bedeli arasında oluşan farkı, maliyet bedeline ilave ederler. Söz konusu fark, bilançonun pasifinde özel bir fon hesabında izlenir. Bu fon, sermayeye ilave dışında herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, o yılın kazancına dahil edilerek vergiye tabi tutulur. Bu mükelleflerin kullandıkları yabancı kaynaklara ait gider ve maliyet unsurlarının sadece ilgili dönemde ayrılan fonu aşan kısmı gider kabul edilir.”
Bu metin, 32 Sayılı Karar kapsamındaki kıymetli madenler dikkate alınarak genişletilebilir.
Burada tek amaç; hammaddenin dolaylısıyla kuyumcunun sermayesinin vergilendirilmesinden vazgeçilmesidir.”
]]>GRAM ALTINDA SERT YÜKSELİŞ
Öte yandan ABD’de düşük gelen imalat verileri de yükselişte etkili oldu. Gram altın pazartesiden bu yana yüzde 4,17 yükseliş sergiledi.
Yatırımcılar ABD’den gelen verileri izlemeye devam edecek.
Ons altın fiyatı, serbest piyasada son 24 saatte yüzde 0,77 oranında artışla 2 bin 465 dolar seviyesine çıktı
Sabah saatlerinde gram altının fiyatı 2 bin 627 Türk lirası olurken, çeyrek altın 4 bin 279 TL’den alıcı buldu. Gram altın günün ilk saatlerinde 2 bin 644 TL’ye yükselerek, rekor kırdı.
Cumhuriyet altın fiyatı da 17 bin 589 TL oldu.
GRAMDA 3 BİN 750 TL BEKLENTİSİ
Hürriyet’ten Gamze Bal’ın haberine göre; altın fiyatlarındaki seyrini değerlendiren Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk, “Ons altın fiyatına asıl etki eden, 2 bin 417 dolardan 2 bin 447 dolara yükselten Powell’ın yaptığı açıklamalar oldu. Fed’in faiz indirimi daha önce de fiyatlanmıştı ancak artık kesin gözüyle bakılıyor. Bunun yanında Hamas liderinin öldürülmesiyle artan jeopolitik gerginlik de altını destekledi” değerlendirmesinde bulundu.
Ancak bu hafta Ortadoğu’da artan gerilim ve Fed’den faiz indirimine yönelik gelen son mesajlar altın fiyatlarında yeni bir yükselişe neden oldu.
Yıl sonunda gram altının 3 bin 500 TL’ye yükselmesini bekleyen Yıldırımtürk, Hürriyet’e yaptığı değerlendirmede, son gelişmeler sonrası gram altının yıl sonunda 3 bin 750 TL’ye ulaşabileceği öngörüsünde bulundu.
Yıldırımtürk ayrıca, ABD’de kasımda yapılacak başkanlık seçimlerini yeniden Trump’ın kazanması halinde, sertlik yanlısı politikaları nedeniyle altın fiyatlarının daha da yükselebileceğine işaret etti.
‘YENİ ÖNEMLİ ARTIŞ BEKLENMİYOR’
Ata Yatırım Araştırma Genel Müdür Yardımcısı Cemal Demirtaş ise, altın fiyatlarının uzun süredir jeopolitik tedirginlikleri fiyatladığını söyledi ve “Önümüzdeki dönemde, altın ve petrol fiyatlarında önemli artışlar öngörmüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Haniye’nin öldürülmesiyle Ortadoğu’da tırmanan gerilime paralel yükselişe geçen petrol fiyatları dün yükselişini sürdürmüştü. Önceki gün 81.63 dolara kadar yükselen Brent petrolün varil fiyatı, günü 80.84 dolar seviyesinde tamamlamıştı. Brent petrolün varil fiyatı, dün sabah ise kapanışa göre yüzde 0.57 artarak 81.30 dolar oldu. Demirtaş, “Üretim ve sanayiye dönük emtiaların -küresel yavaşlamanın gölgesi altında- baskı altında kalmasını öngörüyoruz” ifadelerine yer verdi.
Jeopolitik risklerin her zaman sürdüğüne; fakat çok kalıcı bir tedirginlik olmadığı sürece piyasanın yeniden iç dinamiklerine döndüğüne vurgu yapan Demirtaş, “Fed’den gelen sinyaller ise genel anlamda yine piyasada hareket yaratabiliyor. Güçlenen faiz indirim beklentileri bugün olduğu gibi bizim piyasalarımızı da olumlu yönde etkiliyor” diye konuştu.
DOLARIN 33 TL ÜSTÜNDE
Yoğun geçen haftanın son gününe dolar kuru yükselişine devam ederek 33,19 TL’den başlıyor, Euro/TL ise 35,83 TL’den başladı. Küresel piyasalarda satış dalgası yaşanıyor.
Dün teknoloji hisseleri öncülüğünde yaşanan satış dalgası asya kıtasına yayıldı. ABD’de Nasdaq endeksi yüzde 2,30 düşüş sergilerken, Dow Jones’da yüzde 1,20 düşüş yaşandı. Japonya’nın Nikkei endeksi yüzde 5 geriledi.
Fed politika faizini 23 yılın zirvesinde tutmaya devam etti ve eylül ayında faiz indirimi için umut ışığı verdi. Fed Başkanı Powell, kararın ardından yaptığı açıklamada enflasyonun yüzde 2’ye doğru gerilediğini ve iş gücü piyasasının sakin olduğunu dolayısıyla eylül ayında faiz indiriminin gündeme gelebileceğini söyledi.
TCMB BAŞKANI KARAHAN’DAN FAİZ AÇIKLAMASI
Fed’in eylül ayında faiz indirme emareleri sergilemesi ve Türkiye’de enflasyonun haziran ayı itibariyle gerilemeye başlamasıyla birlikte TCMB için de faiz indirimleri dillendirilmeye başlandı. Ancak TCMB Başkanı Fatih Karahan “Tek bir veriyle sağlıklı çıkarım yapılamaz” açıklamasının ardından TCMB Başkan Yardımcısı Osman Cevdet Akçay “Faiz indirimi gündemde değil” açıklamasıyla faiz indirim beklentilerinin önüne set çekti.
TCMB REZERVLERİNDE GERİLEME
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) toplam rezervleri, 26 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre 5 milyar 899 milyon dolar azalışla 148 milyar 11 milyon dolara düştü.
KKM hesapları ise aynı haftada 49,7 milyar TL geriledi.
Piyasalar ortadoğudaki gelişmeleri izlemeye devam edecek.
]]>ABD Merkez Bankasının (Fed) çarşamba günü eylül ayından itibaren faiz indirimlerine yeşil ışık yakmasına karşın dün açıklanan veriler resesyon endişelerinin varlık fiyatları üzerinde etkili olmasına neden oldu.
Ülkede açıklanan verilere göre, Tedarik Yönetim Enstitüsünün (ISM) imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), temmuzda 46,8 ile 8 ayın en düşük seviyesine gerileyerek piyasa beklentilerinin altında kaldı.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı da 27 Temmuz ile biten haftada 249 binle yaklaşık bir yılın en yüksek seviyesine çıkarak piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti.
Fed’in takip ettiği enflasyon göstergelerinden biri olan birim emek maliyeti, ikinci çeyrekte yüzde 0,9 artarak beklentilerin altında gerçekleşti. Ayrıca ABD’de inşaat harcamaları haziranda artış beklentisinin aksine yüzde 0,3’lük azalış kaydetti.
Bugün açıklanacak istihdam raporundan alınacak sinyallerin önemi söz konusu verilerin ardından daha da artarken, özellikle tarım dışı istihdam verisi yakından takip ediliyor.
Analistler, tarım dışı istihdamın temmuzda 175 bin kişi arttığı beklentisinin öne çıktığının belirterek, verinin açıklanmasının piyasalarda oynaklığı artırmasının beklendiğini ifade etti.
Söz konusu gelişmeler para piyasalarındaki fiyatlamaları da önemli oranda etkilerken, Fed’in hamlelerinin büyüklüğüne ilişkin soru işaretleri ortaya çıktı.
Buna göre, Fed’in yıl sonuna kadar toplamda 75 baz puanlık faiz indirimi yapmasına kesin gözüyle bakılırken, eylül ayındaki toplantıda yüzde 30 ihtimalle 50 baz puanlık faiz indirimi yapılabileceği öngörülüyor.
Enflasyon endişelerinin yerini resesyon korkusuna bırakması güvenli liman varlıklara olan talebi desteklerken, ABD’nin 10 yılık tahvil faizi düşüş eğilimini üst üste yedinci iş gününe taşıyarak şubattan bu yana en düşük seviye olan yüzde 3,95 seviyesini test etti.
Dolar endeksi 104-104,5 seviyesindeki seyrine devam ederken, altının ons fiyatı şu sıralarda yüzde 0,5 artışla 2 bin 458 dolardan alıcı buluyor. Brent petrolün varil fiyatı ise dün yüzde 1,8 azalışla 79,9 dolara gerilemesinin ardından şu sıralarda bu seviyenin hemen altında seyrediyor.
Öte yandan, bilanço sezonu da hisse ve sektör bazlı oynaklığın yüksek seyretmesine neden olmaya devam ediyor.
Dünkü finansal sonuçlara göre, ABD’nin teknoloji devlerinden Apple ve Amazon’un geliri nisan-haziran döneminde arttı, Intel’in geliri ise azaldı.
Apple’ın hisse başı karı piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşirken, Amazon’un gelirleri analist tahminlerinin altında kaldı.
Söz konusu gelişmelerle New York Borsası’nda dün Nasdaq endeksi yüzde 2,3, S&P 500 endeksi yüzde 1,37 ve Dow Jones endeksi yüzde 1,21 geriledi. ABD’de endeks vadeli kontratlar yeni güne de yüzde 1’e yakın düşüşle başladı.
Avrupa’da dün satış ağırlıklı bir seyir hakim olurken, İngiltere Merkez Bankası (BoE) politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 5’e düşürdü.
BoE Başkanı Andrew Bailey, toplantı sonrası yaptığı açıklamalarda politika faizini 25 baz puan indirme kararının oldukça dengeli şekilde alındığını belirtirken, yılın geri kalanında olası faiz indirimlerine ilişkin açık bir sinyal vermekten kaçındı.
Para piyasalarındaki fiyatlamalar BoE’nin kasımda tekrar faiz indirimine gitmesinin olası olduğunu gösterirken, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) karışık gelen enflasyon verilerine karşın yüzde 95 ihtimalle eylülde yeniden faiz indireceği tahmin ediliyor.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,01, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 2,14, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 2,3 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 2,68 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında ise bugün satış baskısının derinleştiği görülürken, Japonya pay piyasalarındaki düşüş yüzde 5’i aştı.
Japonya Merkez Bankasının (BoJ) enflasyonla mücadele kapsamında faiz artırımlarına devam edebileceği yönündeki açıklamaların ardından, piyasalarda BoJ’un faiz adımlarını 10 baz puandan 25 baz puana çıkarabileceğine ilişkin söylentiler risk algısının had safhaya ulaşmasına neden oldu.
Söz konusu düşüş eğilimine teknoloji şirketlerinin öncülük ettiği görülürken, dolar/yen paritesi son 5 ayın en düşüğünde kalmaya devam ediyor.
Analistler, hem BoJ’un şahinleşmesiyle güçlenen yenin, hem de dünyada artan resesyon endişesinin ihracatçı Japon şirketlerin performansını olumsuz etkileyebileceği endişesinin Japonya pay piyasalarındaki satış baskısının derinleşmesinde önemli rol oynadığını bildirdi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 5,1, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 3,9, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,3 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi ise yüzde 0,5 geriledi.
Yurt içinde dün yükseliş eğiliminde hareket eden Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 1,5 artışla 10.798,09 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün yüzde 0,1 azalışla 33,1082’den kapanırken, bugün bankalararası piyasanın açılışında 33,1770 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün ABD’deki istihdam raporu verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.650 ve 10.500 puanın destek, 10.800 ve 11.000 seviyelerinin direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
14.30 Türkiye, mayıs ayı finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlık ve yükümlülükleri
15.30 ABD, temmuz ayı tarım dışı istihdam
15.30 ABD, temmuz ayı işsizlik oranı
15.30 ABD, temmuz ayı ortalama saatlik kazançlar
17.00 ABD, haziran ayı fabrika siparişleri
17.00 ABD, haziran ayı dayanıklı mal siparişleri
FÜZE VEYA BOMBA
Nitekim İsrail basınındaki haberlere göre füze, İran dışından değil içinden ateşlendi. Bu haberlerde, saldırının büyük ihtimalle 25 kilometre menzilli ve omuzdan atılan Spike füzesi ile yapılmış olabileceği söyleniyor.
Askeri uzmanların üzerinde durduğu bir diğer iddia ise, saldırının, İran hava sahasına fark edilmeden giren F-35’lerce yapıldığı. Buna göre, F-35’in üstün radara yakalanmama özellikleri kullanılarak Tahran’a yaklaşıldı ve füze atışı yapıldı. Nokta atışının ancak bu şekilde mümkün olduğunu belirten uzmanlar, F-35’in İran’in çok katmanlı hava savunma sistemlerine yakalanmayacak kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Bir başka iddia da, saldırıda “uzaktan kumandalı bomba” kullanıldığı yönünde. “New York Times” gazetesi, Haniye’nin füzeyle değil Tahran’da kaldığı misafirhaneye gizlice sokulan uzaktan kumandalı bombayla öldürüldüğünü öne sürdü. Aralarında iki İranlı ve bir ABD’li yetkilinin de bulunduğu yetkililere dayandırılan habere göre, patlayıcı cihaz, yaklaşık 2 ay önce Tahran’daki Devrim Muhafızları binasına gizlice sokuldu. Gazeteye konuşan yetkililer, binada çok az hasar olduğuna dikkat çekiyor.
BİNANIN ARKASI DAĞ
Öte yandan Haniye’nin Tahran’da suikasta uğradığı binanın fotoğrafları da doğrulandı. İran basınında yer alan fotoğrafta binanın bir kısmının hasar aldığı görülüyor. Uydu şirketi Maxar Technologies tarafından, sadece 6 gün önce, 25 Temmuz’da çekilen aynı binanın başka bir görüntüsünde hasar ve yeşil branda görünmüyor. Bu da hasarın yeni olduğunu doğruluyor. Açık erişimli uydu görüntülerinde, Haniye’nin bulunduğu binanın, Sadabat Sarayı Parkı yakınında, Devrim Muhafızları’nın koruduğu yerleşke içinde, kısmen kent tarafına ama büyük ölçüde dağlara bakan geniş bir cepheye sahip olduğu fark ediliyor. Bina, yerleşkenin uzağından ya da dağlık araziden rahatlıkla görülebiliyor. Bölgede yaşayanlar, suikastın gerçekleştiği anlarda küçük bir patlama sesi duyduklarını ifade ediyor. Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Başkan Yardımcısı Halil el-Hayya, görgü tanıklarının Haniye’nin bulunduğu odaya füze isabet ettiğini doğruladığını söylerken, odanın tahrip olduğunu ve binadaki bazı cam, pencere, kapı ve duvarlarında hasar oluştuğunu aktardı.
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye, İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın yemin töreni için bulunduğu Tahran’da uğradığı suikast sonucu öldürüldüğü bina dikkat çekti. Görüntülerde, konutta yalnızca Haniye’nin bulunduğu katın vurulduğu ve diğer kısımların zarar görmediği ortaya çıktı.
O görüntüleri Milliyet’e yorumlayan Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Başkanı Abdullah Ağar, “Olasılıklardan biri bomba. Neden bomba? Bir bina gösteriliyor o binadaki o tahribatı ne yapar? Bu görüntülere baktığımızda, binanın içerisine yerleştirilmiş bir bomba olasılığının olduğunu söyleyebiliriz. Hatta bir patlama görüntüsü var, o görüntülerde patlama içten dışa doğru gerçekleşiyor. Eğer bu görüntüler gerçekten buraya aitse, bomba olasılığı daha da artıyor. Ancak şu an için net bir şey olmadığından tüm bunları olasılık olarak değerlendiriyoruz” dedi.
Söz konusu dönemde restoran zincirinin ABD satışları yüzde 0,7, “Uluslararası İşletilen Piyasalar” segmenti satışları yüzde 1,1 ve franchising haklarını stratejik ortaklara lisansladığı restoranların bulunduğu “Uluslararası Gelişmiş Lisanslı Pazarlar” segmenti satışları yüzde 1,3 düştü.
Bilanço açıklamasında, “Orta Doğu’daki savaşın devam eden etkisi ve Çin’deki olumsuz karşılaştırılabilir satışlar, Latin Amerika ve Japonya’daki karşılaştırılabilir olumlu satışlarla dengelendi” değerlendirmesi yer aldı.

Şirketin geliri ve karı beklentilerin altında kaldı
McDonald’s’ın geliri, yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine kıyasla neredeyse yatay seyrederek 6,49 milyar dolar oldu. Şirketin geliri, bu dönemde 6,61 milyar dolar olan piyasa beklentilerinin altında kaldı.
McDonald’s’ın net karı ise ikinci çeyrekte yüzde 12 azalışla 2,02 milyar dolara gerileri. Şirket geçen senenin aynı döneminde 2,31 milyar dolar kar elde etmişti.
Geçen senenin ikinci çeyreğinde 3,15 dolar olan şirketin hisse başına karı da 2024’ün ayını döneminde 2,80 dolara geriledi. Şirketin hisse başına karı da bu dönemde 3,08 dolar olan piyasa beklentilerini karşılayamadı.
McDonald’s Üst Yöneticisi (CEO) Chris Kempczinski, finansal sonuçlara ilişkin açıklamasında, tüketicilerin harcamaları konusunda daha seçici davrandığını belirtti.

Boykotlardan olumsuz etkilendi
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları nedeniyle boykotların hedefi haline gelen McDonald’s’ın finansal sonuçları, geçen yılın son çeyreği ile bu yılın ilk çeyreğinde Orta Doğu’daki çatışmalardan olumsuz etkilenmişti.
Restoran zincirinin geliri, geçen yılın son çeyreğinde Orta Doğu’daki çatışmaların şirketin satışlarını etkilemesiyle piyasa beklentilerinin altında kalırken, bu yılın ilk çeyreğinde Orta Doğu’daki restoranlarını da içeren pazar grubundaki satışları gerilemişti.

Starbucks da kan kaybediyor
ABD’li kahve zinciri Starbucks’ın küresel satışları, nisan-haziran döneminde yüzde 3 düştü. Mali takviminde 30 Haziran’da sona eren üç aylık dönemi üçüncü çeyrek olarak kabul eden kahve zinciri Starbucks, bilançosunu açıkladı.
Buna göre, Starbucks’ın küresel karşılaştırılabilir mağaza satışları söz konusu dönemde yüzde 3 azaldı. Şirketin Kuzey Amerika’daki satışları yüzde 2 ve uluslararası satışları yüzde 7 geriledi.
Geliri beklentilerin altında
Starbucks’ın toplam net geliri, nisan-haziran döneminde yüzde 0,6 azalışla 9,11 milyar dolara indi. Şirketin toplam net geliri geçen yılın aynı döneminde 9,16 milyar dolar olarak kaydedilmişti.
Piyasa beklentileri şirketin gelirinin bu dönemde 9,24 milyar dolar olması yönündeydi.
Starbucks’ın geçen senenin nisan-haziran döneminde 99 sent olan hisse başına karı da bu yılın aynı döneminde 93 sente indi.
Şirketin hisse başına karı bu dönemde piyasa beklentilerine paralel bir seyir izledi.

Starbucks’ın küresel satışında ilk düşüş
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları nedeniyle protesto ve boykot kampanyalarıyla karşı karşıya kalan şirketlerden biri olan Starbucks’ın finansal sonuçları, son iki çeyrekte olumsuz etkilenmişti.
Kahve zinciri, geçen yıl ekim-aralık döneminde, kısmen Orta Doğu’daki mağazalardaki satışların olumsuz etkilenmesi nedeniyle yıllık satış tahminini düşürmüştü.
Şirketin geliri, ocak-mart döneminde yüzde 2 azılırken, küresel satışları yüzde 4 azalışla 2020 sonunda bu yana ilk düşüşünü kaydetmişti.
İKLİM KRİZİ BİLİNCİ GÜÇLENİYOR
Toplumun iklim değişikliğine dair bilgi seviyesi, görüş ve davranışlarına yönelik olarak Yuvam Dünya Derneği ve KONDA iş birliğiyle “Türkiye’de İklim Krizi Algısı” araştırması yapıldı. Araştırmaya göre; 2023 yılında yüzde 65’lik bir kesim iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu belirtirken bu yıl bu oran 19 puan artarak yüzde 84’e çıktı. Geçen seneye kıyasla artan büyük endişe ise “gıdaya erişimde zorlanmak”
Araştırma ayrıca iklim değişikliği konusunda kendisini sorumlu hissedenlerin hem daha endişeli hem de gelecekteki tehditleri daha ciddi algıladığını ortaya koyuyor. Bu grup; geri dönüşüm yapma, plastik kullanımını azaltma ve sürdürülebilir markaları tercih etme gibi çevreci uygulamalara daha fazla yöneliyor. Araştırma sonuçları, iklim değişikliğiyle ilgili endişeler ve pratik eylemlerin güçlü bir bağlantısı olduğunu ortaya koyuyor.
SÜRDÜRÜLEBİLİR GIDA SİSTEMİNİN ANAHTARI TEKNOLOJİ VE İNOVASYON
BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün açıkladığı veriler, 2050’de dünya nüfusunun 9,7 milyara ulaşacağını gösteriyor. Açıklanan rakamlar artan nüfusu beslemek için yaklaşık 25 yılda gıda üretiminin yüzde 60 oranında artması gerektiğini ortaya koyuyor.
Gıda israfının önlenmesi bu süreyi uzatabilse de tek başına kalıcı bir çözüm sunmadığından, tüm dünya sürdürülebilir bir gıda sistemi yaratmanın ve gıda üretimini artırmanın anahtarı olarak teknoloji ve inovasyonı konuşuyor. Bitki bazlı ve laboratuvar ortamında üretilen besinler ‘yeni gıda’ adıyla, giderek daha fazla dünya gündemine giriyor. Üretilecek yeni gıdaların, yüksek besleyicilik değerinin yanında sürdürülebilir, üretimi kolay ve tüketicinin kolay erişebileceği sağlıklı gıdalar olması gerekliliği ifade ediliyor. Ayrıca üretimde verimliliği artıracak akıllı tarım teknolojileri ve dikey tarım gibi yenilikçi yöntemler üzerine çalışmalar devam ediyor.
“SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR GIDA SİSTEMİ OLUŞTURMAK, EKONOMİK VE TOPLUMSAL BİR GEREKLİLİK”
Sürdürülebilir gıda sistemleri oluşturmak için sadece yasal düzenlemeler ve üretim yöntemlerinin geliştirilmesinin yeterli olmadığının altını çizen TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar; “Ülkemizde faaliyet gösteren gıda üreticisi şirketlerin sürdürülebilirlik konusunda duyarlı davranarak projeler geliştirdiklerini gözlemliyoruz. Toplumumuzun iklim krizi konusundaki bilinci güçleniyor ancak günlük pratiklerin de bu bilinçle yeniden gözden geçirilmesi ve sürdürülebilirlik hedefleriyle ters düşecek uygulamaların terk edilmesi oldukça önemli. Çünkü sürdürülebilir bir gıda sistemi oluşturmak, sadece çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir gereklilik. Bizler bu bilinçle 2014 yılında başlattığımız Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nin 10.’sunu bu yıl 21-22 Kasım’da gerçekleştireceğiz. TÜGİS olarak, toplumsal ve sektörel gelişim için sürdürülebilirlik alanındaki öncü çalışmalarımıza devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
TÜGİS HAKKINDA
Ülkemizin ilk işveren sendikalarından TÜGİS, aynı zamanda Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) kurucu üyesidir. Üyeleri arasında ülkemizin önde gelen gıda üreticilerinin yer aldığı TÜGİS, yarım asrı aşkın süredir Türk gıda sanayiinin gelişmesi ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılması adına öncü çalışmalara imza atmaktadır. TÜGİS, faaliyetlerine başladığı 1961 yılından bu yana sosyal diyaloğa, çalışma barışına ve gıda sanayiinin gelişimine kesintisiz katkıda bulunan yenilikçi bir sivil toplum örgütüdür.

DÜNYANIN GÖRMEZDEN GELDİĞİ VAHŞET
7 Ekim 2023’ten bu yana her gün ortalama 131 Filistinlinin hayatını kaybettiği İsrail saldırıları, dünyanın büyük ölçüde görmezden geldiği trajik boyutlarda bir vahşettir. İsrail rakamlarına göre, Hamas savaşçılarının güney İsrail’deki bölgelere saldırması, 1.200 kişiyi öldürmesi ve 250 kişiyi rehin almasının ardından İsrail, Gazze’ye savaş açtı.
Dünya çapındaki ateşkes çağrılarına rağmen İsrail kanlı savaşa devam ediyor. Filistinliler savaşın başlamasının 300. gününü anarken, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği vahşetin bir özeti sizler için ele aldık.
KÜLTÜRÜ YOK ETMEK
Geçtiğimiz ekim ayından bu yana İsrail’in aralıksız saldırıları nedeniyle Gazze’deki hastaneler ve evler de dahil olmak üzere binaların yarısından fazlası ve yüzlerce kültürel ve dini öneme sahip mekan hasar gördü veya yok edildi.
ŞEHRİN YÜZDE 50’Sİ YOK OLDU
Uydu görüntüleri analizinde Gazze’deki toplam yapıların yaklaşık yüzde 50’sinin ve tüm evlerin yaklaşık yüzde 62’sinin hasar gördüğü veya yıkıldığı ortaya çıktı.
Dini ve kültürel öneme sahip yerlere yönelik hedefli top atışları ve hava saldırıları Gazze’yi çirkinleştirirken, topraklarıyla ve tarihleriyle bağlarını koparmamak için İsrail’e karşı mücadele eden Filistinliler için Gazze bir hatıra haline geldi.
EN ESKİ CAMİYİ YIKTILAR
Gazze’deki en büyük ve en eski cami olan ve antik bir Filistin tapınağının yerinde bulunduğu düşünülen Büyük Ömer Camii, yıkılan yerler arasında. MS 444’e tarihlenen beşinci yüzyıl Bizans kilisesi Jabalia da öyle. Levant’taki en önemli kiliselerden biri olan kilise, moloz haline gelmeden önce mozaik zeminlerinde üç yıllık bir restorasyon geçirmişti.

‘SOYKIRIM İŞLENİYOR’
Güney Afrika’nın hukuk ekibi, Uluslararası Adalet Divanı’ndaki (UAD) davada, Gazze’nin inşa edilmiş çevresinin ve kültürel mirasının yok edilmesini delil olarak göstererek, İsrail’in soykırım ve diğer savaş suçları işlediğini ileri sürüyor.
Ocak ayında ilk kez görülen davada, “İsrail’in Filistin’e ait müzeler, kütüphaneler, arşivler, üniversiteler, dini ve arkeolojik alanlar da dahil olmak üzere çok sayıda öğrenim ve kültür merkezine zarar verdiği ve onları yok ettiği” belirtiliyordu.
TOPLU MEZARLAR
BM’ye göre, Gazze’deki Nasır ve El Şifa hastanelerinde Filistinli kurbanların elleri bağlı ve çırılçıplak halde bulunduğu toplu mezarların bulunmasının ardından İsrail ciddi savaş suçları işlemekle suçlanıyor .
Mart ayında Gazze’deki en büyük hastane olan el Şifa Hastanesi’ne yönelik 14 günlük İsrail kuşatmasının ardından iki toplu mezardan en az 30 Filistinlinin cesedi çıkarıldı. Hastane, İsrail’in 1 Nisan’da çekilmesinin ardından büyük ölçüde harabeye dönmüştü.
İsrail ordusunun dört ay süren kara işgalinin ardından 7 Nisan’da şehirden çekilmesinin ardından Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’nde açılan toplu mezarda 283 ceset daha bulundu.

BM ‘DEHŞETE DÜŞTÜ’
BM hakları şefi “dehşete düştüğünü” söyledi. ABD ayrıca İsrail’den “inanılmaz derecede rahatsız edici” raporlar hakkında bilgi istedi.
KAMPI 63 KEZ BOMBALADI
Uluslararası toplumun tepkisizliği İsrail’i daha da cesaretlendirdi; İsrail, sadece iki hafta önce Gazze’deki Nuseyrat mülteci kampını yedi gün içinde 63 kez bombaladı ve 90’dan fazla kişiyi öldürdü.
Gazze’deki en yoğun nüfuslu kamplardan biri olan Nuseyrat kampı 250.000 Filistinliye ev sahipliği yapıyordu. İsrail saldırılarının ardından 250’den fazla yaralının yüzde 75’inden fazlası yanıklarla hastanelere kaldırıldı. Gazze hükümetinin medya ofisi, İsrail’in termal ve kimyasal silahlar kullandığını söyledi.
UAD’NİN KARARI
Mayıs ayının başlarında Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı davada bir dizi güçlü ve hukuken bağlayıcı geçici tedbir kararı almıştı.
Mahkeme, İsrail’in askeri saldırılarını derhal durdurmasını, soykırım iddialarını soruşturmak üzere BM tarafından yetkilendirilen herhangi bir kuruma engelsiz erişim sağlamasını ve acil ihtiyaç duyulan temel hizmetler ve insani yardımların engelsiz bir şekilde sağlanması için Mısır ile olan Refah sınırı da dahil olmak üzere açık kara sınır kapılarını korumasını emretti. Ayrıca İsrail’in, alınan tüm tedbirlerle ilgili olarak bir ay içinde mahkemeye rapor sunması emredildi.
KARARIN KORKUNÇ NEDENLERİ
Karar, İsrail’in yaklaşık 10 aydır sürdürdüğü soykırım amaçlı askeri operasyonlarını yoğunlaştırmasıyla Gazze’deki Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı eşi benzeri görülmemiş ve kötüleşen insani durum ışığında alındı.
İSRAİL YİNE İSTEDİĞİNİ YAPTI
Ancak İsrail, çatışmaların derhal durdurulması ve insani yardıma erişimin sağlanması yönündeki BM kararlarını ve Uluslararası Adalet Divanı kararlarını hiçe saymaya devam etti.

HANİYE SUİKASTİ NASIL KARŞILANDI?
İsrail, Filistinli üst düzey müzakereci Haniye’yi öldürerek ve aynı zamanda Beyrut’taki Hizbullah’ın üst düzey bir liderini hedef alarak bölgeye saldırganlık mesajı gönderiyor ve savaş çanlarını çalıyor .
İsrail’in abluka altındaki Gazze’deki kaygılı sakinler, onun şehadetinin Filistin topraklarını harap eden savaşı daha da uzatacağından endişe duyduklarını dile getirdiler.
Kurum, Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikleri içeren taslağı 11 Temmuz’da resmi internet sitesinden kamuoyu görüşüne açmıştı ve 15 gün boyunca ilgili kurumlar ve sektörden gelen görüşler toplandı. Bir sonraki adımda EPDK’nin taslağa yönelik nihai kararını vermesi bekleniyor.
Elektrik piyasasında yapılacak iyileştirme ile sektörde daha adil ve sürdürülebilir bir yapı oluşturulması amaçlanıyor.
YENİ TEDBİRLER CAYDIRICI OLACAK
Taslak çalışma kapsamında planlanan değişiklikle, kayıp kaçak elektrik kullanımına yönelik caydırıcı tedbirler hayata geçirilecek. Kaçak miktarın tespiti ve önlenmesinde teknolojik imkan ve veri kullanımı artırılacak. Kaçak elektrik tespiti, tahakkuku, faturalandırma ve tahsil aşamalarında dağıtım şirketlerinin uygulamalarındaki eksiklikler giderilerek tüm süreçlerde uygulama birliği sağlanacak.
DÜZENLİ ÖDEYENLERDEN GÜVENCE ALINMAYACAK
Ayrıca, fatura ödemelerini düzenli yapan mesken abonelerinden yeni sözleşmelerde güvence bedeli alınmayacak. Perakende satış sözleşmeleri dijital ortamda aboneye iletilerek sektörün dijitalleşen dünyaya uyumu için kağıt ve zaman israfının da önüne geçilecek.
KAÇAK KULLANIMA KARŞI TEDBİRLER ARTIRILACAK
Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (Elder) Yönetim Kurulu Başkanı Barış Erdeniz, söz konusu taslak düzenlemenin bazı operasyonel değişiklikleri ve süreç iyileştirmelerini içerdiğini belirterek, özellikle kaçakla mücadele, sayaç okuma ve faturalama süreçlerindeki belirsizliklerin giderilmesiyle uygulamada karşılaşılan sorunların önüne geçilmesinin hedeflendiğini aktardı.
Erdeniz, değişiklik hayata geçtiğinde sürekli iyileştirme sürecinde yeni bir aşamaya geçileceğine dikkati çekerek, sektörde şeffaflık ve hesap verebilirliğin güçleneceğini ifade etti.
Kaçak elektrik kullanımını azaltılmaya yönelik önlemlerin piyasanın daha adil ve düzenli işlemesine katkı sunacağını aktaran Erdeniz, kaçak elektrik tespiti ve işlemlerinde standardı yükseltilmiş prosedürlerin uygulanmasıyla, süreçlerin daha tutarlı ve sorunsuz işletilmesinin sağlanacağını dile getirdi.
Erdeniz, tespit ve tahakkuk işlemlerinin belirli standart ve teknolojik imkanlar kullanılarak yapılmasının öneminin altını çizerek, “Uzaktan okuma ve izleme sistemleri gibi uygulamalar işlemlerin hızlanması ve verimliliğin artması açısından da önemli. Bu, kaynakların daha etkin kullanması yoluyla son tahlilde tüketici lehine çıktı sağlayacak bir durum. Kaçak elektrik kullananlara yönelik tedbirlerin daha da etkinleştirilmesi, kaçak kullanımı caydıracağı gibi toplumsal adalet duygusunun gelişmesine yardımcı olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Kaçak elektrik kullandığı tespit edilen tüketicilere yönelik yüksek ceza ve faturalandırma yöntemlerinin caydırıcı etki oluşturarak kaçak kullanım oranlarını düşüreceğine dikkati çeken Erdeniz, “Kaçak elektrik kullanımında ceza katsayısına yönelik düzenleme, kaçakla mücadeleyi olumlu yönde etkileyecek bir dizi tedbiri içermektedir. Bu tedbirler, kaçak kullanımın caydırılması, düzenli ödeme alışkanlıklarının teşviki, bilinçlendirme ve toplumsal sorumluluk bilincinin artırılması gibi birçok önemli avantaj sunmakta.” ifadelerini kullandı.
Erdeniz, kaçak elektrik tespit süreçlerinin fotoğraf ve video kayıtları ile belgelenmesinin, işlemlerin şeffaflığı ve izlenebilirliğini artıracağına değinerek, bu durumun hukuki süreçlerin daha hızlı tamamlanmasına ve tüketicilerin dağıtım şirketlerinin verdiği kayıp kaçak mücadelesine dair farkındalık oluşturmasına katkı sağlayacağını söyledi.
SEKTÖRDE DİJİTALLEŞME YAYGINLAŞACAK
Sayaç okuma ve faturalama süreçlerindeki iyileştirmelerin tüketici güvenini artıracağını vurgulayan Erdeniz, “Elektronik posta gibi dijital yöntemler yoluyla da bildirim yapılabilmesine izin veren dijital çözüm süreçlerinin, tüketicilerimizin en çok faydalanacağı değişiklikler olduğunu söyleyebiliriz. Fatura ve bildirimlerin elektronik yolla yapılması dijitalleşmenin yaygınlaşmasına da katkı sağlayacak. Aynı zamanda çevre dostu bu uygulama hem şirketler hem de tüketiciler için operasyonel kolaylık sağlarken, kağıt israfını da önleyecek.” diye konuştu.
Erdeniz, yönetmelikte yer alan güvence bedellerinin taksitlendirilmesi ve belirli tüketici gruplarına sağlanan ek korumaların ise mali yüklerin daha yönetilebilir hale gelmesine imkan sağlayacağını söyledi.
Söz konusu taslak düzenlemelerin sektör tarafından olumlu karşılandığını ifade eden Erdeniz, şunları kaydetti:
“Taslağın daha da geliştirilmesine yönelik olarak sektör olarak öneri setimizi hazırlıyoruz. Amacımız, elektrik dağıtım hizmetinin kesintisiz ve kaliteli olarak sürdürülmesini sağlamak. Bu bağlamda, kaçak elektrik tüketiminin önlenmesine ve tüketicinin korunmasına yönelik ilave düzenlemelere de taslakta yer verilmiş olmasından büyük memnuniyet duyduğumuzu belirtmek isterim. Elektrik dağıtım hizmetlerinde şeffaflık ve verimliliğin artırılması, tüketicilere daha güvenilir ve sürdürülebilir bir hizmet sunulması için bu düzenlemeler büyük önem taşımaktadır.”
Erdeniz, taslakta yer alan “faturalarını düzenli ödeyen mesken abonelerinden güvence bedeli alınmaması” maddesinin tüketici memnuniyetini artırma, ödeme disiplinini teşvik etme ve müşteri bağlılığını güçlendirme amacı olduğunu sözlerine ekledi.
Haber7
ABD Merkez Bankası (Fed) faiz kararını açıkladı. Fed beklentiye paralel olarak faizleri değiştirmeyerek 23 yılın zirvesinde tuttu. Banka, enflasyonun hedefe doğru ilerlediğini belirterek faiz indiriminin yakın olduğu sinyali verdi. Başkan Jerome Powell enflasyon konusundaki güvenin artması ve iş gücü piyasasının gücünü koruması halinde faiz indiriminin eylül ayında masaya gelebileceğini ifade etti.
Altın, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Eylül ayında faiz indirimi yapacağına ilişkin sinyal vermesi ve Orta Doğu’daki artan gerginliklerin güvenli liman talebini desteklemesi sonrası rekor seviyenin hemen altında yatay seyrediyor.
Borsa İstanbul’da 2024 yılı ikinci çeyrek bilanço dönemi başladı.
Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksindeki 3 günlük düşüş serisi bugün açılışta yükseliş ile devam etti. BIST 100 endeksi, güne yüzde 1,07 yükselişle 10.751,99 puandan başladı.
Piyasalarda günün öne çıkan başlıklarını Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, Haber7’ye değerlendirdi.
FAİZ İNDİRİMİ İÇİN ‘EYLÜL’ SİNYALİ
Fed’in politika faizini, karar metnini ve Powell’ın açıklamalarını değerlendiren Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, politika faizinin sabit tutulmasının beklendiğini ve bu fiyatlamaya dahil olduğunu dile getirdi.
Karar metninin önemini vurgulayan Filiz Eryılmaz, eylül ayı için piyasanın faiz indirimine ilişkin beklediği sinyali aldığını ifade etti. Hem Fed Başkanı Powell’ın açıklamaları hem de karar metninde eylül ayına ilişkin faiz indirimine açık kapı bırakıldığını söyleyen Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, ancak ‘koşullu’ sinyaller verildiğinin de altını çizdi. Eryılmaz, faiz indiriminin kesinleşmesi için ABD tarafından açıklanan her verinin kritik olduğunu söyledi.
ALTIN ALACAKLARA KRİTİK UYARI!
Piyasaların jeopolitik riskler açısından en kötü senaryoya göre fiyatlama yapmadığını ifade eden Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, riskin bölgesel olduğu sürece kısa vadeli hareketlere yol açacağını dile getirdi.
Altında ‘güvenli liman’ niteliği ile altında yeniden yükselişlerin görüldüğünü söyleyen Filiz Eryılmaz, altında en etkili etmenin Fed olduğunu belirtti. Başkan Powell’ın ‘Eylül ayı için faiz indirimi masada’ söyleminin altında ivmeyi yukarı yönlü kırdığını dile getiren Eryılmaz, ABD’den gelecek her verinin altın tarafından takip edilmesi gerektiğini ifade etti.
Jeopolitik risk ve Fed sinyalleri başlığında altını değerlendiren Eryılmaz, yatırımcıya dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Eryılmaz, “Faiz indirimini piyasalar zaten fiyatlara dahil etti. O nedenle ben satmayı da almayı da önermiyorum. Ons altın tarafında bir süre daha bekle-gör stratejisinin kazandıracağını düşünüyorum. Ancak jeopolitik riskler daha kötüye dönerse farklı değerlendirme yapmak gerekebilir” dedi.
BORSA İSTANBUL’DA GÜNDEM: ‘BİLANÇOLAR’
Borsa İstanbul’da hafta başı itibarıyla 11 bin puanın altına gerilemelerin dikkat çektiğini söyleyen Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, borsada bu haftanın gündeminin ‘bilançolar’ olduğunu belirtti. Bankacılık tarafından açıklanan bilançoların olumsuz hava oluşturduğunu ifade eden Filiz Eryılmaz, yabancı ilgisi ve para girişinin de olmaması ile borsada bir süre yatay seyrin devam edeceğini ancak yatırımcının tedirgin olmaması gerektiğinin altını çizdi.
Kurum, Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikleri içeren taslağı 11 Temmuz’da resmi internet sitesinden kamuoyu görüşüne açmıştı ve 15 gün boyunca ilgili kurumlar ve sektörden gelen görüşler toplandı. Bir sonraki adımda EPDK’nin taslağa yönelik nihai kararını vermesi bekleniyor.
Elektrik piyasasında yapılacak iyileştirme ile sektörde daha adil ve sürdürülebilir bir yapı oluşturulması amaçlanıyor.
Taslak çalışma kapsamında planlanan değişiklikle, kayıp kaçak elektrik kullanımına yönelik caydırıcı tedbirler hayata geçirilecek. Kaçak miktarın tespiti ve önlenmesinde teknolojik imkan ve veri kullanımı artırılacak. Kaçak elektrik tespiti, tahakkuku, faturalandırma ve tahsil aşamalarında dağıtım şirketlerinin uygulamalarındaki eksiklikler giderilerek tüm süreçlerde uygulama birliği sağlanacak.
Ayrıca, fatura ödemelerini düzenli yapan mesken abonelerinden yeni sözleşmelerde güvence bedeli alınmayacak. Perakende satış sözleşmeleri dijital ortamda aboneye iletilerek sektörün dijitalleşen dünyaya uyumu için kağıt ve zaman israfının da önüne geçilecek.
KAÇAK KULLANIMA KARŞI TEDBİRLER ARTIRILACAK
Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (Elder) Yönetim Kurulu Başkanı Barış Erdeniz, söz konusu taslak düzenlemenin bazı operasyonel değişiklikleri ve süreç iyileştirmelerini içerdiğini belirterek, özellikle kaçakla mücadele, sayaç okuma ve faturalama süreçlerindeki belirsizliklerin giderilmesiyle uygulamada karşılaşılan sorunların önüne geçilmesinin hedeflendiğini aktardı.
Erdeniz, değişiklik hayata geçtiğinde sürekli iyileştirme sürecinde yeni bir aşamaya geçileceğine dikkati çekerek, sektörde şeffaflık ve hesap verebilirliğin güçleneceğini ifade etti.
Kaçak elektrik kullanımını azaltılmaya yönelik önlemlerin piyasanın daha adil ve düzenli işlemesine katkı sunacağını aktaran Erdeniz, kaçak elektrik tespiti ve işlemlerinde standardı yükseltilmiş prosedürlerin uygulanmasıyla, süreçlerin daha tutarlı ve sorunsuz işletilmesinin sağlanacağını dile getirdi.
Erdeniz, tespit ve tahakkuk işlemlerinin belirli standart ve teknolojik imkanlar kullanılarak yapılmasının öneminin altını çizerek, “Uzaktan okuma ve izleme sistemleri gibi uygulamalar işlemlerin hızlanması ve verimliliğin artması açısından da önemli. Bu, kaynakların daha etkin kullanması yoluyla son tahlilde tüketici lehine çıktı sağlayacak bir durum. Kaçak elektrik kullananlara yönelik tedbirlerin daha da etkinleştirilmesi, kaçak kullanımı caydıracağı gibi toplumsal adalet duygusunun gelişmesine yardımcı olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Kaçak elektrik kullandığı tespit edilen tüketicilere yönelik yüksek ceza ve faturalandırma yöntemlerinin caydırıcı etki oluşturarak kaçak kullanım oranlarını düşüreceğine dikkati çeken Erdeniz, “Kaçak elektrik kullanımında ceza katsayısına yönelik düzenleme, kaçakla mücadeleyi olumlu yönde etkileyecek bir dizi tedbiri içermektedir. Bu tedbirler, kaçak kullanımın caydırılması, düzenli ödeme alışkanlıklarının teşviki, bilinçlendirme ve toplumsal sorumluluk bilincinin artırılması gibi birçok önemli avantaj sunmakta.” ifadelerini kullandı.
Erdeniz, kaçak elektrik tespit süreçlerinin fotoğraf ve video kayıtları ile belgelenmesinin, işlemlerin şeffaflığı ve izlenebilirliğini artıracağına değinerek, bu durumun hukuki süreçlerin daha hızlı tamamlanmasına ve tüketicilerin dağıtım şirketlerinin verdiği kayıp kaçak mücadelesine dair farkındalık oluşturmasına katkı sağlayacağını söyledi.
SEKTÖRDE DİJİTALLEŞME YAYGINLAŞACAK
Sayaç okuma ve faturalama süreçlerindeki iyileştirmelerin tüketici güvenini artıracağını vurgulayan Erdeniz, “Elektronik posta gibi dijital yöntemler yoluyla da bildirim yapılabilmesine izin veren dijital çözüm süreçlerinin, tüketicilerimizin en çok faydalanacağı değişiklikler olduğunu söyleyebiliriz. Fatura ve bildirimlerin elektronik yolla yapılması dijitalleşmenin yaygınlaşmasına da katkı sağlayacak. Aynı zamanda çevre dostu bu uygulama hem şirketler hem de tüketiciler için operasyonel kolaylık sağlarken, kağıt israfını da önleyecek.” diye konuştu.
Erdeniz, yönetmelikte yer alan güvence bedellerinin taksitlendirilmesi ve belirli tüketici gruplarına sağlanan ek korumaların ise mali yüklerin daha yönetilebilir hale gelmesine imkan sağlayacağını söyledi.
Söz konusu taslak düzenlemelerin sektör tarafından olumlu karşılandığını ifade eden Erdeniz, şunları kaydetti:
“Taslağın daha da geliştirilmesine yönelik olarak sektör olarak öneri setimizi hazırlıyoruz. Amacımız, elektrik dağıtım hizmetinin kesintisiz ve kaliteli olarak sürdürülmesini sağlamak. Bu bağlamda, kaçak elektrik tüketiminin önlenmesine ve tüketicinin korunmasına yönelik ilave düzenlemelere de taslakta yer verilmiş olmasından büyük memnuniyet duyduğumuzu belirtmek isterim. Elektrik dağıtım hizmetlerinde şeffaflık ve verimliliğin artırılması, tüketicilere daha güvenilir ve sürdürülebilir bir hizmet sunulması için bu düzenlemeler büyük önem taşımaktadır.”
Erdeniz, taslakta yer alan “faturalarını düzenli ödeyen mesken abonelerinden güvence bedeli alınmaması” maddesinin tüketici memnuniyetini artırma, ödeme disiplinini teşvik etme ve müşteri bağlılığını güçlendirme amacı olduğunu sözlerine ekledi.
Kuru soğanda erkenci çeşitlerin hasadının Amasya ve Merzifon bölgelerinde başladığını söyleyen Bayraktar, “Erkenci soğan depolanamadığı için üreticilerimiz ürününü kısa sürede elinden çıkarmak zorunda kalıyor. Rekolte yüksekliği ve hızlı hasat arzda artışa neden oldu. Bu sebepten soğan fiyatları düştü.
Geçen sene temmuz ayında 6 lira 50 kuruş olan kuru soğan fiyatı, enflasyon ve girdi fiyatlarındaki artışa rağmen yüzde 6 oranında azaldı. Halen ortalama 6 lira seviyesinde olan soğan fiyatları, Polatlı’da 5 liraya kadar geriledi. Kuru soğanda bu yılki verim yüksekliği ve erkenci çeşitlerin ihracata uygun olmayışı nedeniyle piyasadaki arz fazlası fiyatların gerilemesine neden oluyor” ifadelerini kullandı.

ARZ ARTIŞI FİYATLARIN DÜŞMESİNE NEDEN OLDU
Kuru soğanda yaşanan durumun bir benzerinin domateste de meydana geldiğini belirten Bayraktar, “2018 yılında 519 bin dekar olan salçalık domates üretim alanı 2023 yılında yüzde 36 oranında artarak 705 bin dekara yükseldi. Aynı şekilde 2018 yılında 3,7 milyon ton olan salçalık domates üretimi, 2023 yılında yüzde 49 oranında artarak 5,5 milyon tona yükseldi.
Geçen sezon diğer ürünlerden hak ettiği geliri elde edemeyen üreticilerimiz, bu yıl domates üretimine yöneldi. Ziraat odalarımızdan aldığımız bilgilere göre İzmir ve Bursa gibi salçalık domates üretimi olan illerde üretim alanlarında yüzde 30’lara varan artış olduğu görülüyor.
Domateste meydana gelen arz artışı fiyatların düşmesine neden oldu. Fiyatların düşmesinin bir diğer sebebi de üreticilerimizin salça fabrikalarıyla yaşadığı sıkıntılardır” diye konuştu.
Kuru kayısıda ise arz fazlası yaşanması nedeniyle fiyatlarda düşüş meydana geldiğini aktaran Bayraktar, “Geçen sezon 190 lira seviyelerine kadar yükselen kuru kayısı fiyatları bu yıl rekoltenin de yüksek olması nedeniyle geçen sezonun da altına, 110 lira seviyesine kadar geriledi. Üreticilerimiz, Avrupa Birliğinden coğrafi tescil alan ürünlerinin hak ettiği değeri görmesini istiyor. Toprak Mahsulleri Ofisi devreye girerek alım yapmalı ve piyasada dengeyi sağlamalıdır” şeklinde konuştu.
EN FAZLA FİYAT FARKI HAVUÇTA GÖRÜLDÜ: YÜZDE 4205!
“Üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 420,5 ile havuçta görüldü”
Temmuz ayında üreticideki ve marketteki fiyatları da karşılaştıran Bayraktar, şunları kaydetti:
“Temmuz ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 420,5 ile havuçta görüldü. Havuçtaki fiyat farkını yüzde 333,9 ile limon, yüzde 328,6 ile elma, yüzde 313,9 ile kuru incir takip etti. Havuç 5,2 kat, limon ve elma 4,3 kat, kuru incir 4,1 kat, kuru kayısı 3,9 kat fazlaya satıldı.
Üreticide 6 lira olan havuç 31 lira 23 kuruşa, 15 lira olan limon 65 lira 9 kuruşa, 10 lira 38 kuruş olan elma 44 lira 49 kuruşa, 115 lira olan kuru incir 476 lira 9 kuruşa markette satıldı. Temmuz ayında fiyatı en fazla artan ürün markette limon, üreticide yumurta olurken, fiyatı en fazla düşen ürün ise hem markette hem de üreticide karpuz oldu.”

TEMMUZ AYINDA MARKETTE 37 ÜRÜNÜN 24’ÜNDE FIYAT AZALIŞI OLDU
Bayraktar, konuşmasını söyle sürdürdü:
“Temmuz ayında markette 37 ürünün 13’ünde fiyat artışı, 24’ünde fiyat azalışı oldu. Markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 36,2 ile limon oldu. Limondaki fiyat artışını yüzde 32,9 ile elma, yüzde 13,9 ile yumurta, yüzde 12, 6 ile maydanoz takip etti.
Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 42,4 ile karpuz oldu. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 27,8 ile patates, yüzde 25,5 ile Antep fıstığı, yüzde 21,2 ile kabak izledi.”
“ÜRETİCİDE 29 ÜRÜNÜN 13’ÜNDE FİYAT DÜŞÜŞÜ GÖRÜLDÜ”
TZOB Başkanı Bayraktar, “Temmuz ayında üreticide 29 ürünün 7’sinde fiyat artışı olurken, 13’ünde fiyat düşüşü görüldü. 9 üründe ise fiyat değişimi olmadı. Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 48,4 ile karpuzda görüldü.
Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 33,3 ile kabak, yüzde 29,4 ile havuç, yüzde 21,4 ile kuru kayısı izledi. Üreticide en çok fiyat artışı yüzde 25,5 ile yumurtada görüldü. Yumurtadaki fiyat artışını yüzde 13,5 ile yeşil soğan, yüzde 10,8 ile marul izledi” ifadelerine yer verdi.
“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ TARIM SEKTÖRÜNÜ OLUMSUZ ETKİLEDI”
Üreticideki fiyat değişiminin nedenlerine de değinen Bayraktar, şunları kaydetti:
“İklim değişikliğinden kaynaklanan aşırı sıcaklar ve şiddetli yağışlar birçok sektörü olduğu gibi tarım sektörünü de olumsuz etkiledi. Aşırı sıcaklar tarım ürünlerinde hasara ve verimde kayıplara neden oldu. Yeşil soğan, marul, yeşil fasulye ve maydanozda yaşanan fiyat artışı arzdaki azalmadan kaynaklandı.
Yeşil mercimeğin fiyatı yeni sezon ürünü olmasından dolayı yükseldi. Karpuz, kabak, salatalık ve sivri biberde yoğunlaşan hasatla birlikte ürün arzındaki artış fiyatların düşmesine neden oldu. Havuçta talepteki azalma fiyatın düşmesine neden oldu. Yumurtada arz ve talepteki değişimlerden kaynaklı fiyatta yükselme yaşandı.”
]]>Ortadoğu’da artan gerilim de güvenli limana olan talebi artırdı. Hamas lideri Haniye dün İran’da suikastle öldürüldü. İsrail Başbakanı Netanyahu, Haniye’nin adını geçirmedi ancak “İran’ın vekil güçlerine ağır bir darbe indirdik.” dedi.
Ons altın, güne 2.442 dolar ile yatay bir başlangıç yaptı.
Gram ve çeyrek fiyatları, ons altının performansına paralel işlem gördü.
Gram altın, 2.610 Türk Lirası’ndan alıcı buldu. Çeyrek altın ise 4.270 Türk Lirası’ndan el değiştirdi.
GÜNCEL ALTIN SATIŞ FİYATLARI
* Gram altın satış fiyatı: 2.610,27 TL
* Çeyrek altın satış fiyatı: 4.270,00 TL
* Yarım altın satış fiyatı: 8.626,00 TL
* Tam altın satış fiyatı: 17.036,41 TL
* Cumhuriyet altını satış fiyatı: 17.199,00 TL
* Gremse altın satış fiyatı: 42.721,67 TL
* Ons altın satış fiyatı: 2.442,99 dolar
Konuyla ilgili tüm merak edilenleri açıklayan Ekonomist Hikmet Baydar şu ifadeleri kullandı:
“Burada asıl önemli olan Fed Başkanı Jerome Powell’ın açıklamaları olacak. Bundan sonraki süreç içinde ‘indirim gelecek mi?’ bunu göreceğiz. Şu an sürpriz yok, beklenen oldu. Piyasaların etkilenmesini beklemiyorum. Faiz indirimleriyle ilgili farklı bir düşünce açıklarlarsa ki ben böyle bir ihtimali beklemiyorum. Fed beklentileri bozmamaya çalışacaktır.
Faiz indirimi ihtimalleri eylül ve kasım olarak görülüyor. Bence Fed eylül değil de kasım ayında faiz indirimine gidebilir. Son zamanlarda petrol fiyatlarının aşağı gelmesiyle enflasyonda beklenenin üzerinde düşüş gerçekleşebilir. Enflasyon verisi ABD’de gelecekte faiz indirimleri konusunda beklentileri artırabilir. Şu an için en büyük tedirginlik Körfez’de savaşın yayılma riskidir.
‘PETROLDE YÜKSELİŞ GÖREBİLİRİZ’
Son olarak Hamas sorumlusunun öldürülmesiyle savaşın bölgeye yayılma riski artıyor. İsrail’in istediği de budur. Böyle bir durum olursa petrolde yükseliş görebiliriz. Bu da ABD’de enflasyonun daha da yükseleceği anlamına gelir. Şu anda en büyük risk ABD için jeopolitik risktir. İran’daki suikast için ABD ‘bizim bilgimiz yok’ dedi. Savaşın daha fazla yayılması ABD’nin işine gelmiyor.
‘ALTINDA YENİ REKORLARI GÖREBİLİRİZ’
Merkez Bankaları altın almaya devam ediyor. Alımların devam etmesinin sebebi jeopolitik risklerdir. Eğer jeopolitik riskler artarsa altında yeni rekorları görebiliriz.
Jeopolitik riskler artarsa altında toparlanma devam edebilir. Buna bağlı olarak gram altında yukarı yönlü hareketler söz konusu olabilir.
DOLARIN GÖZÜ DE ORTADOĞU’DA
Ortadoğu’da yaşanan gerilimin şiddeti ve doların küresel para birimleri karşısında değer kazanmasıyla birlikte 33 TL’nin üstüne yerleşen dolar kuru bugüne 33,17 TL’den başladı. Euro/TL ise 36,02 TL’den başladı.
Dolar/TL kuru temmuz ayında yüzde 1,56 değer kazandı. Doların başlıca 6 para birimine karşı değerine ölçen DXY endeksi ise temmuz ayında yüzde 1,66 değer kaybetti.
Dolar/TL kurunun yükselişinde eylül ayı için dillendirilmeye başlanan erken faiz indirimleri ve Ortadoğu’daki karışıklık etkili oldu.
DOLARIN SEYRİ NE OLUR?
Ekonomist Hikmet Baydar doların seyrine ilişkin ise şu tahminlerde bulundu:
Faiz kararında sürpriz olmadığı için bu doları etkilemez. Asıl Avrupa’da bir sıkıntı var. Almanya’nın büyümesi ekside. Avrupa için resesyon konuşuluyor. Bu durum doların daha güçlü kalmasına yol açıyor. ABD’nin borcu da bir yandan aldı başına gidiyor. Bu doları baskılıyor.
‘GLOBAL ANLAMDA DEĞER KAYBI BEKLİYORUM’
Borsa, altın gibi farklı enstrümanlara para kaymaya çalışıyor. Önümüzdeki dönem içerisinde doların kaybı faiz indirimleriyle birlikte artacaktır. Eylül ayından sonra global anlamda doların değer kaybetmesini bekliyorum.
DOLAR/TL’DE BEKLENTİLER NE?
İçeride ise yabancı yatırımcı girmeye devam ediyor. Merkez Bankası döviz alımını sonlandırırsa o zaman dolarda aşağı yönlü hareketleri görebiliriz. Yabancı girişi doların düşmesine yol açabilir.
Doların yönünü yabancı yatırımcının tavrı belirleyecek. Türkiye jeopolitik risklerden daha fazla etkilenebilme potansiyeline sahip. Bu yabancı yatırımcıyı ürkütebilir. Bu da dolarda alım dalgasına yol açabilir. Merkez Bankası temkinli ilerliyor. ‘Enflasyonda yükseliş yaşanırsa daha fazla tedbir alırız’ şeklinde açıklama yapıyor. Biz jeopolitik risklere yakınız. Türkiye bu risklerin içerisine girmezse doların yükselmesi söz konusu değildir.”
Ortadoğu’da artan gerilim de güvenli limana olan talebi artırdı. Hamas lideri Haniye dün İran’da suikastle öldürüldü. İsrail Başbakanı Netanyahu, Haniye’nin adını geçirmedi ancak “İran’ın vekil güçlerine ağır bir darbe indirdik.” dedi.
Ons altın, güne 2.442 dolar ile yatay bir başlangıç yaptı.
Gram ve çeyrek fiyatları, ons altının performansına paralel işlem gördü.
Gram altın, 2.610 Türk Lirası’ndan alıcı buldu. Çeyrek altın ise 4.270 Türk Lirası’ndan el değiştirdi.
GÜNCEL ALTIN SATIŞ FİYATLARI
* Gram altın satış fiyatı: 2.610,27 TL
* Çeyrek altın satış fiyatı: 4.270,00 TL
* Yarım altın satış fiyatı: 8.626,00 TL
* Tam altın satış fiyatı: 17.036,41 TL
* Cumhuriyet altını satış fiyatı: 17.199,00 TL
* Gremse altın satış fiyatı: 42.721,67 TL
* Ons altın satış fiyatı: 2.442,99 dolar
Konuyla ilgili tüm merak edilenleri açıklayan Ekonomist Hikmet Baydar şu ifadeleri kullandı:
“Burada asıl önemli olan Fed Başkanı Jerome Powell’ın açıklamaları olacak. Bundan sonraki süreç içinde ‘indirim gelecek mi?’ bunu göreceğiz. Şu an sürpriz yok, beklenen oldu. Piyasaların etkilenmesini beklemiyorum. Faiz indirimleriyle ilgili farklı bir düşünce açıklarlarsa ki ben böyle bir ihtimali beklemiyorum. Fed beklentileri bozmamaya çalışacaktır.
Faiz indirimi ihtimalleri eylül ve kasım olarak görülüyor. Bence Fed eylül değil de kasım ayında faiz indirimine gidebilir. Son zamanlarda petrol fiyatlarının aşağı gelmesiyle enflasyonda beklenenin üzerinde düşüş gerçekleşebilir. Enflasyon verisi ABD’de gelecekte faiz indirimleri konusunda beklentileri artırabilir. Şu an için en büyük tedirginlik Körfez’de savaşın yayılma riskidir.
‘PETROLDE YÜKSELİŞ GÖREBİLİRİZ’
Son olarak Hamas sorumlusunun öldürülmesiyle savaşın bölgeye yayılma riski artıyor. İsrail’in istediği de budur. Böyle bir durum olursa petrolde yükseliş görebiliriz. Bu da ABD’de enflasyonun daha da yükseleceği anlamına gelir. Şu anda en büyük risk ABD için jeopolitik risktir. İran’daki suikast için ABD ‘bizim bilgimiz yok’ dedi. Savaşın daha fazla yayılması ABD’nin işine gelmiyor.
‘ALTINDA YENİ REKORLARI GÖREBİLİRİZ’
Merkez Bankaları altın almaya devam ediyor. Alımların devam etmesinin sebebi jeopolitik risklerdir. Eğer jeopolitik riskler artarsa altında yeni rekorları görebiliriz.
Jeopolitik riskler artarsa altında toparlanma devam edebilir. Buna bağlı olarak gram altında yukarı yönlü hareketler söz konusu olabilir.
DOLARIN GÖZÜ DE ORTADOĞU’DA
Ortadoğu’da yaşanan gerilimin şiddeti ve doların küresel para birimleri karşısında değer kazanmasıyla birlikte 33 TL’nin üstüne yerleşen dolar kuru bugüne 33,17 TL’den başladı. Euro/TL ise 36,02 TL’den başladı.
Dolar/TL kuru temmuz ayında yüzde 1,56 değer kazandı. Doların başlıca 6 para birimine karşı değerine ölçen DXY endeksi ise temmuz ayında yüzde 1,66 değer kaybetti.
Dolar/TL kurunun yükselişinde eylül ayı için dillendirilmeye başlanan erken faiz indirimleri ve Ortadoğu’daki karışıklık etkili oldu.
DOLARIN SEYRİ NE OLUR?
Ekonomist Hikmet Baydar doların seyrine ilişkin ise şu tahminlerde bulundu:
Faiz kararında sürpriz olmadığı için bu doları etkilemez. Asıl Avrupa’da bir sıkıntı var. Almanya’nın büyümesi ekside. Avrupa için resesyon konuşuluyor. Bu durum doların daha güçlü kalmasına yol açıyor. ABD’nin borcu da bir yandan aldı başına gidiyor. Bu doları baskılıyor.
‘GLOBAL ANLAMDA DEĞER KAYBI BEKLİYORUM’
Borsa, altın gibi farklı enstrümanlara para kaymaya çalışıyor. Önümüzdeki dönem içerisinde doların kaybı faiz indirimleriyle birlikte artacaktır. Eylül ayından sonra global anlamda doların değer kaybetmesini bekliyorum.
DOLAR/TL’DE BEKLENTİLER NE?
İçeride ise yabancı yatırımcı girmeye devam ediyor. Merkez Bankası döviz alımını sonlandırırsa o zaman dolarda aşağı yönlü hareketleri görebiliriz. Yabancı girişi doların düşmesine yol açabilir.
Doların yönünü yabancı yatırımcının tavrı belirleyecek. Türkiye jeopolitik risklerden daha fazla etkilenebilme potansiyeline sahip. Bu yabancı yatırımcıyı ürkütebilir. Bu da dolarda alım dalgasına yol açabilir. Merkez Bankası temkinli ilerliyor. ‘Enflasyonda yükseliş yaşanırsa daha fazla tedbir alırız’ şeklinde açıklama yapıyor. Biz jeopolitik risklere yakınız. Türkiye bu risklerin içerisine girmezse doların yükselmesi söz konusu değildir.”
Söz konusu bıçaklı saldırının gerçekleştirdiği yerin yakınlarında bulunan caminin çevresinde Merseyside polisi yoğun güvenlik önlemi aldı.
“Spekülasyonların kimseye faydası yok”
Olaya ilişkin açıklama yapan Merseyside polisi, aşırı sağcı İngiliz Savunma Ligi (EDL) destekçisi olduğu düşünülen grubun camiye saldırdığını ifade etti.
Yerel saatle 19.45’te (TSİ 21.45) cami önünde toplanan gruba müdahale eden polise şişe ve çöp kovaları atıldığı belirtilen açıklamada, bir polisin burnunun kırıldığı, bir polis minibüsünün ise ateşe verildiği aktarıldı.
Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Merseyside Emniyet Müdür Yardımcısı Alex Gloss, “Üç çocuğun trajik şekilde hayatını kaybetmesiyle sarsılan bir toplumda bunun yaşandığını görmek iğrenç” ifadesini kullandı.
Gloss, polis ve acil servis çalışanlarının, hayatlarının en kötü manzarasıyla karşı karşıya kalmışken şimdi saldırıya uğradığını belirterek, “Bu akşam Southport’taki olaya, Merseyside bölgesinde yaşamayan, Merseyside insanını umursamayanlar katıldı” değerlendirmesini yaptı.
Bıçaklı saldırının 17 yaşındaki şüphelisinin kimliğine ilişkin spekülasyonların şiddet olayları için kullanıldığına işaret eden Gloss, “Şahsın zaten gözaltında bulunduğunu ve Birleşik Krallık doğumlu olduğunu açıkladık. Şu aşamada spekülasyonların kimseye faydası yok. Polis memurlarımızın bunlarla karşı karşıya kalmaması lazımdı ancak bu akşam yeterince acı çeken yerel halkın güvenliğini sağlayacak ve suça karışanları gözaltına alacaklar” ifadelerini kullandı.
Aşırı sağcı hesaplar doğruluğu şüpheli bilgiler paylaştı
İngiliz medyasında yer alan habere göre, bazı sosyal medya hesaplarında gözaltındaki kişinin kimliğine ilişkin doğruluğu şüpheli bilgiler paylaşıldı.
İçişleri Bakanı Yvette Cooper, konuya ilişkin parlamentoda yaptığı değerlendirmede, “Sosyal medya şirketlerinin sorumluluk alması gerek.” ifadesini kullandı ve halka spekülasyonlara inanmama çağrısı yaptı.
The Guardian gazetesi ise şüphelinin kimliğine ilişkin detayların, İngiltere ve ABD’den bilgiler aktaran haber platformu izlenimi veren siteden yayıldığını öne sürdü.
Bu sitede, saldırı şüphelisinin geçen yıl ülkeye kaçak giren “Ali” isimli sığınmacı olduğu iddia edildi.
The Guardian’ın haberinde, sosyal medya platformu TikTok’ta ise aşırı sağcı Reform UK Partisi destekçisi bir kişinin paylaştığı iddiaların 800 bin izlenmeye ulaştığı bilgisine yer verildi.
Southport’taki bıçaklı saldırı
İngiltere’nin Liverpool kentine yaklaşık 35, Manchester kentine yaklaşık 70 kilometre uzaklıktaki Southport’ta 29 Temmuz öğle saatlerinde bir saldırganın, aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda kişiyi bıçakladığı açıklanmıştı.
Hart Caddesi’ndeki binada yaşanan olayın ardından bölgeye giden polis, şüpheliyi saldırıda kullandığı belirtilen bıçakla gözaltına almıştı. Görgü tanıkları, yaralılar arasında çok sayıda çocuğun bulunduğunu, olayın Amerikalı şarkıcı Taylor Swift temalı etkinlikte yaşandığını anlatmıştı.
Merseyside Emniyet Müdürü Serena Kennedy de saldırıya ilişkin düzenlenen ortak basın toplantısında, yerel saatle 11.47’de (TSİ 13.47) polise “dans okulunda bıçaklı saldırı olduğu” ihbarının geldiğini kaydetmişti.
Aldıkları bıçak darbeleri nedeniyle 2 çocuğun yaşamını yitirdiğini, 6’sı ağır 9 çocuğun yaralandığını açıklayan Kennedy, 2 yetişkinin de ağır yaralı olduğunu, bu kişilerin çocukları korumaya çalışırken yaralandıklarını söylemişti.
Kennedy, olayla ilgili 17 yaşındaki erkek zanlının cinayet şüphesiyle gözaltında olduğunu ve sorgusunun sürdüğünü kaydederek, şüphelinin Lancashire bölgesindeki Banks’ten geldiği ancak aslen Galler’in başkenti Cardiff’ten olduğu bilgisini paylaşmıştı.
Olaydan bir gün sonra, yaralı bir çocuğun daha hayatını kaybettiği açıklanmıştı.
Saldırının ardından hükümetten tepki açıklamaları gelmişti. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, X hesabından yaptığı açıklamada, Southport’tan gelen haberlerin korkunç ve şok edici olduğunu belirtmişti.
Starmer, olay yerine hemen ulaşan polis ve sağlık ekiplerine teşekkür ederek, kendisinin sık sık gelişmeler konusunda bilgilendirildiğini kaydetmişti.
İçişleri Bakanı Yvette Cooper, X’ten yaptığı paylaşımda, bölgedeki güvenlik güçleriyle temasta olduğunu ve çalışmalara tam destek verdiğini ifade etmişti.
Haber7-ÖZEL
Hamas’ın lideri İsmail Haniye‘ye yönelik Tahran’da düzenlenen suikast sonucu şehit olduğu haberi dünya gündemine bomba gibi düştü. Haniye suikasti sonrası askeri olarak dünyanın ve Ortadoğu’nun en güçlü ülkelerinden biri olduğunu iddia eden İran’da son yıllarda yaşanan suikast ve ölümler tartışılmaya başlandı. İran’ın kendi ülkesinde ve ülke sınırları dışarısında Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere devlet yöneticilerinin güvende olmadığı ve basit operasyonlarla hedef alınabildiği gözler önüne serildi.
İran’ın Irak‘a ziyarete giden generalini koruyamaması, Cumhurbaşkanı’nın helikopterde hayatını kaybetmesinin aydınlatılamaması ve ülkesine ziyarete gelen bir bürokratı bile koruyamaması ‘Bölgesel güç’ iddialarının sorgulanmasına kapı araladı. İran’da yaşanan suikastlere ilişkin konuşan uzmanlar da yaşanan büyük zafiyete ve askeri-istihbari başarısızlığa dikkat çekti.
KASIM SÜLEYMANİ SUİKASTİ
İran’ın son yıllarda yaşadığı en büyük suikastlerden biri 2020 yılında meydana geldi. Irak’a giden İranlı General Kasım Süleymani 3 Ocak 2020‘de ABD’nin Bağdat Havalimanı’nda insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırıyla öldürüldü. ABD’nin düzenlediği saldırıda İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Süleymani’nin yanı sıra 5 İranlı da hayatını kaybetti.

Kasım Süleymani İran için çok büyük önem arz eden komutanlardan biri olarak öne çıkıyordu. Süleymani, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Lübnan‘a İran’ın bölgedeki politikalarını belirleyen en önemli isimlerden biri olarak biliniyordu. Süleymani, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney‘den sonra ülkenin güvenlik politikalarının belirlenmesinde en büyük etkiye sahip isimlerin başında geliyordu.
SÜLEYMANİ SUİKASTİ SONRASI DANIŞIKLI SALDIRI
Süleymani‘nin öldürülmesinin ardından İran, Irak’taki Ayn el-Esed Hava Üssü‘ne balistik füzelerle basit bir saldırı gerçekleştirerek vatandaşlarını sakinleştirmeyle yetindi. Dönemin ABD Başkanı Donald Trump Ocak 2020’de ABD tarafından öldürülmesinin ardından İranlı yetkililerin kendisiyle iletişime geçtiğini, ABD üssüne düzenlenecek bir saldırıyı önceden haber verdiğini söylemişti.

Trump, “Bizi aradılar ve dediler ki, ‘Dinleyin, başka seçeneğimiz yok. Sizi vurmak zorundayız çünkü kendimize saygımız var’. Bunu anlıyordum. Onları vurmuştuk ve bir şeyler yapmaları gerekiyordu” ifadelerini kullanmıştı.
REİSİ’NİN HELİKOPTER KAZASI
İran’da yaşanan bir diğer muammalı ölüm de Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ölümde ortaya çıktı. Doğu Azerbaycan eyaletinden baraj açılışına giden İran Cumhurbaşkanı Reisi dönüş yolunda kaza geçirdi. 3 helikopterle çıkılan yolda diğer 2 helikopter hedefine ulaşırken İran Cumhurbaşkanı’nı taşıyan helikopter bilinmeyen bir nedenle 20 Mayıs 2024‘te düştü.

Reisi‘nin helikopter kazasının ardından İran Devleti kendi cumhurbaşkanlarının yerini bile tespit edemedi. Türkiye’den gönderilen Akıncı ile tespit edilen İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin kaza yerinde cesedi bulundu. Ancak birkaç ay önce yaşanan bu olayın kaza mı suikast mi olduğu hala ortaya çıkarılamadı.
MİSAFİR GELEN HANİYE’Yİ DE KORUYAMADILAR
İran’da yaşanan bu kaza ve suikastler henüz gündemden düşmeden bu kez de İran yeni bir suikaste daha sahne oldu. , İran’da cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Mesud Pezeşkiyan‘ın yemin törenine katılmak üzere Tahran‘a giden Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye başkentte kaldığı sözde güvenli bir konutta saldırıya uğrayarak şehit edildi.

Gece 02.00’de gerçekleştirilen suikastin güdümlü füze ile gerçekleştirildiği belirtilirken, İran makamları misafirlerine yönelik düzenlenen saldırının nereden yapıldığını bile bilmediğini açıkladı. Yapılan güdümlü füzeli suikaste karşı İran hava savunma sistemlerinin devreye girmediğinin belli olduğu suikastte, saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen İsrail makamlarına Haniye‘nin sözde güvenli konutunun konumunun bilgisinin nasıl gittiği ise merak konusu oldu.
ASLAN: HANİYE’Yİ KORUYAMAMAK BÜYÜK ZAFİYET
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Aslan, İran’ın “savunma” stratejileriyle ilgili eleştirilerde bulundu. Aslan, Haniye’yi şehit eden füzenin başka ülkeden fırlatıldığına dair yapılan açıklamaları “inandırıcı bulmadığını” ifade etti.
Aslan, olayla ilgili mühimmatın türü ve parçaları hakkında yeterli bilgi bulunmadığını belirtti. Aslan, “Eğer büyük bir füze ateşlendiyse, bu durumun İran hava savunma sistemlerini de gözden geçirmemizi gerektirdiğini” vurguladı.
İran’ın hava savunma sistemlerinin etkinliğine dair daha önce yapılan açıklamaları hatırlatan Aslan, “İran’ın hava savunma sistemlerinin etkili olmadığı” ve bu iddiaların gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Aslan, Tahran’ın hava savunma kapasitesini sorgularken, “İran Batı kamuoyuna ve kendi halkına ideolojik mesajlar vermek amacıyla vekil örgütler üzerinden hareket ediyor olabilir” şeklinde değerlendirmede bulundu.
Aslan, İran’ın Hamas lideri Haniye’yi koruyamamasının büyük zafiyet olduğunu ve bu durumun “affedilemeyecek bir husus” olduğunu ifade etti.
İRAN KORUMADI MI?
Konuyla ilgili Haber7‘ye konuşan Gazeteci Mustafa Uzun Haniye’nin Tahran’ın göbeğinde suikaste uğramasının oldukça manidar olduğunu belirtirken Dış Politika ve Güvenlik Uzman Ömer Özkızılcık ise “Bunu beklemiyorduk. İsrail’in uzun zamandır Hamas liderlerine yönelik suikast arayışında olduğunu biliyorduk. Ama genel varsayım İsrail’in bunu İran’da yapamayacağı üzerineydi. Burada en büyük beklenmeyen olay İran’ın Haniye’yi koruyamamış olmasıdır veya korumamayı tercih etmesidir.” ifadelerini kullandı.
Programın ardından temaslarına ilişkin bir değerlendirmede bulunan Bakan Bayraktar, ‘Ata Yurdu’nda olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek iki ülke arasında enerji bağlamında en önemli iş birliği alanının doğal gaz olduğunu söyledi. Bayraktar, Türkmen gazının, Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya intikaliyle alakalı bir proje üzerinde çalıştıklarını kaydederek “Elbette birkaç alternatifimiz var. Nihai ve en olması gereken aslında Hazar geçişli bir boru hattıyla çok daha büyük miktarlarda ve uzun süreli bir anlaşmayla bu doğal gazın batıdaki piyasalara Türkiye ve Batı’ya, Avrupa’ya ulaşması. Ama kademe kademe, aşama aşama biz oraya geleceğimize inanıyoruz. Ama hızlı bir şekilde de Türkiye’nin bu doğal gaza erişimi ve bunun belki bir miktarının özellikle Güneydoğu Avrupa’daki ihtiyacı karşılamak üzere Avrupa’ya intikalini konuştuk” dedi.
1998’DEN BERİ SÜRÜYOR
Bu konuda devlet başkanları düzeyinde ciddi bir irade olduğunun altını çizen Bayraktar, “Çok ciddi yapıcı bir katkı var. İnşallah bunu gerçeğe dönüştüreceğiz ve açıkçası 1998’den beri devam eden bu görüşmeler ve anlaşmaları bir anlamda fiiliyata geçirmiş olacağız” diye konuştu.
MADENLER ALANINDA MUTABAKAT
Bayraktar, madenler alanında da Türkmenistan’ın ciddi bir potansiyeli olduğunu ifade ederek “Madenlerle ilgili de bir anlaşma belki bir ilk olacak anlaşmayla madencilik alanında da iş birliğimizi, şirketlerimizin buradaki varlıklarını arama tarafında ondan sonra üretim tarafında yer alması noktasında bir mutabakatımız oldu” değerlendirmesini yaptı.
Elektrik konusunun da ciddi bir potansiyel olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Türkmenistan’ın da bu potansiyelini yine farklı yollarla Türkiye’ye getirebilmek için de ciddi bir çalışmanın içerisindeyiz. Bu ziyaretimiz sadece doğal gaz, petrol odaklı olmadı. Ama bunun yanına madeni ve elektriği de yoğun bir şekilde gündemimize almış durumdayız” dedi.
ORTAK ÜRETİM VE DEPOLAMA
Bayraktar, Türkmenistan’ın doğal gaz sahalarında ortak üretim konusunu ele aldıklarını anlatarak, “Bir diğeri doğal gaz depolamayla alakalı Türkmenistan’ın bir yatırım düşüncesi var. Bu konuda da BOTAŞ’ın çok ciddi bir yetkinliği, altyapısı var. Türkiye’de yaklaşık 6 milyar metreküplük doğal gaz depomuz var. Bunu 2028’e kadar 12 milyar metreküpe çıkarmak istiyoruz. Bu yetkinliği de buraya aktarmak istiyoruz Doğal gazın dağıtımında akıllı sayaç, akıllı şebeke ve Scada sistemlerinde de yine BOTAŞ ve Türk şirketleriyle Türkmenistan’ın ilgili kurumlarının iş birliğini de görüştük” diye konuştu.
Bakan Bayraktar, ne kadarlık bir doğal gazın hangi yöntemle gönderileceği ile ilgili bir soru üzerine şu cevabı verdi: “Önümüzdeki 20 yıl boyunca her yıl 15 milyar metreküpten yaklaşık 300 milyar metreküplük bir gaz hacmine ulaşmayı hedefliyoruz. Tabii buna nihai anlamda ulaşabilmemiz için mutlaka boru hattına ihtiyacımız var. Ama mevcut altyapıyı kullanarak da takas yöntemiyle, swap yöntemiyle de mutlaka biz hızlı bir şekilde ilk etapta 2 milyar metreküplük bir gaz hacmiyle beraber de çalışmaya başlamak istiyoruz.”
1 MART’TA ÖNEMLİ BİR ADIM ATILMIŞTI
1 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu marjında iki ülke arasında doğal gaz ve petrolde iş birliğini arttıracak anlaşmalar imzalanmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Türkmen Devlet Başkanı Serdar Berdimuhammedov’un huzurunda atılan imzalarla Türkmenistan’ın zengin doğal gaz kaynaklarının batıya ulaştırılması konusunda niyet beyanında bulunulmuştu.
Haber7-ÖZEL
Hamas’ın lideri İsmail Haniye‘ye yönelik Tahran’da düzenlenen suikast sonucu şehit olduğu haberi dünya gündemine bomba gibi düştü. Haniye suikasti sonrası askeri olarak dünyanın ve Ortadoğu’nun en güçlü ülkelerinden biri olduğunu iddia eden İran’da son yıllarda yaşanan suikast ve ölümler tartışılmaya başlandı. İran’ın kendi ülkesinde ve ülke sınırları dışarısında Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere devlet yöneticilerinin güvende olmadığı ve basit operasyonlarla hedef alınabildiği gözler önüne serildi.
İran’ın Irak‘a ziyarete giden generalini koruyamaması, Cumhurbaşkanı’nın helikopterde hayatını kaybetmesinin aydınlatılamaması ve ülkesine ziyarete gelen bir bürokratı bile koruyamaması ‘Bölgesel güç’ iddialarının sorgulanmasına kapı araladı. İran’da yaşanan suikastlere ilişkin konuşan uzmanlar da yaşanan büyük zafiyete ve askeri-istihbari başarısızlığa dikkat çekti.
KASIM SÜLEYMANİ SUİKASTİ
İran’ın son yıllarda yaşadığı en büyük suikastlerden biri 2020 yılında meydana geldi. Irak’a giden İranlı General Kasım Süleymani 3 Ocak 2020‘de ABD’nin Bağdat Havalimanı’nda insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırıyla öldürüldü. ABD’nin düzenlediği saldırıda İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Süleymani’nin yanı sıra 5 İranlı da hayatını kaybetti.

Kasım Süleymani İran için çok büyük önem arz eden komutanlardan biri olarak öne çıkıyordu. Süleymani, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Lübnan‘a İran’ın bölgedeki politikalarını belirleyen en önemli isimlerden biri olarak biliniyordu. Süleymani, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney‘den sonra ülkenin güvenlik politikalarının belirlenmesinde en büyük etkiye sahip isimlerin başında geliyordu.
SÜLEYMANİ SUİKASTİ SONRASI DANIŞIKLI SALDIRI
Süleymani‘nin öldürülmesinin ardından İran, Irak’taki Ayn el-Esed Hava Üssü‘ne balistik füzelerle basit bir saldırı gerçekleştirerek vatandaşlarını sakinleştirmeyle yetindi. Dönemin ABD Başkanı Donald Trump Ocak 2020’de ABD tarafından öldürülmesinin ardından İranlı yetkililerin kendisiyle iletişime geçtiğini, ABD üssüne düzenlenecek bir saldırıyı önceden haber verdiğini söylemişti.

Trump, “Bizi aradılar ve dediler ki, ‘Dinleyin, başka seçeneğimiz yok. Sizi vurmak zorundayız çünkü kendimize saygımız var’. Bunu anlıyordum. Onları vurmuştuk ve bir şeyler yapmaları gerekiyordu” ifadelerini kullanmıştı.
REİSİ’NİN HELİKOPTER KAZASI
İran’da yaşanan bir diğer muammalı ölüm de Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ölümde ortaya çıktı. Doğu Azerbaycan eyaletinden baraj açılışına giden İran Cumhurbaşkanı Reisi dönüş yolunda kaza geçirdi. 3 helikopterle çıkılan yolda diğer 2 helikopter hedefine ulaşırken İran Cumhurbaşkanı’nı taşıyan helikopter bilinmeyen bir nedenle 20 Mayıs 2024‘te düştü.

Reisi‘nin helikopter kazasının ardından İran Devleti kendi cumhurbaşkanlarının yerini bile tespit edemedi. Türkiye’den gönderilen Bayraktar TB2 ile tespit edilen İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin kaza yerinde cesedi bulundu. Ancak birkaç ay önce yaşanan bu olayın kaza mı suikast mi olduğu hala ortaya çıkarılamadı.
MİSAFİR GELEN HANİYE’Yİ DE KORUYAMADILAR
İran’da yaşanan bu kaza ve suikastler henüz gündemden düşmeden bu kez de İran yeni bir suikaste daha sahne oldu. , İran’da cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Mesud Pezeşkiyan‘ın yemin törenine katılmak üzere Tahran‘a giden Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye başkentte kaldığı sözde güvenli bir konutta saldırıya uğrayarak şehit edildi.

Gece 02.00’de gerçekleştirilen suikastin güdümlü füze ile gerçekleştirildiği belirtilirken, İran makamları misafirlerine yönelik düzenlenen saldırının nereden yapıldığını bile bilmediğini açıkladı. Yapılan güdümlü füzeli suikaste karşı İran hava savunma sistemlerinin devreye girmediğinin belli olduğu suikastte, saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen İsrail makamlarına Haniye‘nin sözde güvenli konutunun konumunun bilgisinin nasıl gittiği ise merak konusu oldu.
ASLAN: HANİYE’Yİ KORUYAMAMAK BÜYÜK ZAFİYET
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Aslan, İran’ın “savunma” stratejileriyle ilgili eleştirilerde bulundu. Aslan, Haniye’yi şehit eden füzenin başka ülkeden fırlatıldığına dair yapılan açıklamaları “inandırıcı bulmadığını” ifade etti.
Aslan, olayla ilgili mühimmatın türü ve parçaları hakkında yeterli bilgi bulunmadığını belirtti. Aslan, “Eğer büyük bir füze ateşlendiyse, bu durumun İran hava savunma sistemlerini de gözden geçirmemizi gerektirdiğini” vurguladı.
İran’ın hava savunma sistemlerinin etkinliğine dair daha önce yapılan açıklamaları hatırlatan Aslan, “İran’ın hava savunma sistemlerinin etkili olmadığı” ve bu iddiaların gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Aslan, Tahran’ın hava savunma kapasitesini sorgularken, “İran Batı kamuoyuna ve kendi halkına ideolojik mesajlar vermek amacıyla vekil örgütler üzerinden hareket ediyor olabilir” şeklinde değerlendirmede bulundu.
Aslan, İran’ın Hamas lideri Haniye’yi koruyamamasının büyük zafiyet olduğunu ve bu durumun “affedilemeyecek bir husus” olduğunu ifade etti.
İRAN KORUMADI MI?
Konuyla ilgili Haber7‘ye konuşan Gazeteci Mustafa Uzun Haniye’nin Tahran’ın göbeğinde suikaste uğramasının oldukça manidar olduğunu belirtirken Dış Politika ve Güvenlik Uzman Ömer Özkızılcık ise “Bunu beklemiyorduk. İsrail’in uzun zamandır Hamas liderlerine yönelik suikast arayışında olduğunu biliyorduk. Ama genel varsayım İsrail’in bunu İran’da yapamayacağı üzerineydi. Burada en büyük beklenmeyen olay İran’ın Haniye’yi koruyamamış olmasıdır veya korumamayı tercih etmesidir.” ifadelerini kullandı.
Anadolu Ajansı (AA) Enerji Terminali Programı’nın ilk konuğu Günay, Türkiye’de farklı ölçeklerde gerçekleştirilen hidrojen projelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Günay, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının hidrojene ilişkin yol haritasını açıklamasını, Türkiye için önemli bir “kilometre taşı” olarak gördüğünü söyledi.
H2DER olarak, Türkiye’de hidrojene ilişkin bir geleceğin olduğunu kamu otoritelerine, siyasi iradeye, iş dünyasına ve Türk toplumuna anlatmayı hedeflediklerini ifade eden Günay, “Türkiye’de ilk ticari hidrojen üretimi amacıyla bazı projeler var. Aslında hidrojen üreten şirketler de var. Dernek olarak hidrojen üretme adımını attık. Marmara Organize Sanayi Bölgesi (OSB) ile işbirliği anlaşması imzaladık. Burada hidrojen AR-GE ve üretim merkezi yapıyoruz. Öncelikle hedef, Marmara OSB’nin enerji ihtiyacını hidrojenle karşılamak. Öte yandan, Güney Marmara Hidrojen Vadisi yine bir üyemizin ortaklığında oluşturuldu. Türkiye, zengin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla yeşil hidrojen üretme konusunda avantajlı. Önümüzdeki iki yılda çok fazla sayıda hidrojen üreticisinin ortaya çıkacağını düşünüyorum. Üyelerimizden biri de Manisa OSB’de elektrolizör fabrikası açmaya hazırlanıyor.” diye konuştu.
Günay, 2026’da “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması”nın ve vergilerin devreye gireceğini, özellikle ağır sanayinin bundan etkileneceğini vurguladı.
Avrupa Birliği’ne yapılacak ihracatta şirketlerin hangi enerji kaynağından elektrik ürettiğinin değerlendirileceğine dikkati çeken Günay, “Fosil yakıtlardan üretilen elektrikle bu üretimler yapılmışsa onlar için ciddi bir vergi yükü var ve bunun için başta demir-çelik sanayi olmak üzere bu sektörlerde hidrojen yatırımı alanında somut ilerlemeler ve adımlar var.” dedi.

HİDROJEN ÇİFTLİKLERİ ŞEBEKEDEN BAĞIMSIZ
Günay, Türkiye’de hidrojen üretiminin yenilenebilir enerji kaynaklarının bulunduğu yerde ve elektrik şebekesinden bağımsız yapılabileceğini anlattı.
Mevcut durumda yeni yatırımlar için kapasite sıkıntısı olduğunun altını çizen Günay, şunları kaydetti:
“Hidrojen çiftlikleri diyelim ki bir rüzgar santralinin yanında ve elektrik iletim sistemine bağlı değil. Bağımsız bir ada şeklinde. Siz orada üretilen elektrikle hidrojen üretip, depolayıp iletebilirsiniz tüketim yerlerine. Aynı zamanda yine güneş santralleri için benzer şeyleri söyleyebiliriz. Bu bir anlamda şu anki sıkıntıyı da aşabilecek bir durum. Burada karşımıza çıkan nokta hidrojeni kim alacak noktası. Yani bir anlamda alıcı ve satıcı bir araya gelecek ki bir piyasa oluşsun. Örneğin bu yıl Avrupa Hidrojen Bankası bazı ihaleler gerçekleştirdi. Hidrojen üretme potansiyeli olan insanlarla hidrojen ihtiyacı olan şirketler bir araya geldiler ve buradaki üretim ve tüketimdeki fiyat farkını hidrojen bankası sübvanse etti. Bu anlamda dört ülkede yedi proje hayata geçirilecek. İlk defa bir piyasa oluşturma yolunda önemli bir adım atılmış oldu.”
Günay, hidrojene ilişkin projelerin geliştirilme sürecinde sadece küresel ısınma konusunun değil, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası oluşan doğal gaz krizinin de etkili olduğunu ifade etti.
Ülkelerin enerjiyi bağımsız olarak üretmek istediklerine işaret eden Günay, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bağımsız enerji üretmek için en önemli araç yine hidrojen olarak görülmekte. Almanya’da Euro 2024 Avrupa Şampiyonası elemeleri vardı. Milli Takım’la birlikte ben de oradaydım. Milli Takım’ın faaliyetleri dışında, aynı zamanda Almanya’da hidrojen konusundaki gelişmeleri takip etmek için bir program hazırlamıştık. Biliyorsunuz Almanya, AB’de yenilenebilir enerjinin lideri. Bu süreçte bir kongreye katıldık. Kongrede dünyanın birçok yerinde yüzlerce start-up, vardı. Hidrojende verimlilik, maliyeti düşürme, iletimde güvenlik ve pek çok alanda start-up’lar kendilerini tanıttılar. Hidrojene muazzam bir ilgi vardı.”
HALİD MEŞAL SUİKASTİ
25 Eylül 1997’de Mossad, bu dönemde faaliyetlerine Ürdün’de devam eden Halid Meşal’e başkent Amman’da suikast girişiminde bulundu.
O dönemde İsrail Başbakanı bugün olduğu gibi, Binyamin Netanyahu’ydu. Netanyahu, suikastın olabildiğince gizli ve sessiz olmasını istiyordu.
ZEHİRLİ SPREY PLANI
Plan şuydu: İki Mossad ajanı bir sokakta Meşal’in arkasından yürüyecek, ajanlardan biri çalkalanmış bir soda şişesini ses çıkarıp dikkat dağıtma amacıyla açarken diğeri de Meşal’e öldürücü bir sprey püskürtecekti.
Plana dair diğer bir anlatı ise, turist kılığında Ürdün’e girecek olan İsrail ajanlarının Halid Meşal’in kulağına bir cihaz kullanarak hızlıca yayılan bir zehir enjekte edileceğiydi.
MOSSAD AJANLARI FARK EDİLDİ
Mossad ajanları 25 Eylül’de sahte Kanada kimlikleriyle, turist kisvesi altında Amman’a vardılar. Ancak işler planlandığı gibi gitmedi ve Mossad ajanları Meşal’i sessiz bir şekilde hedef alamadı. Fark edilen ajanlar zehri Meşal’in kulağına püskürtseler de fark edildiler ve kaçmaya başladılar.
Ancak kaçan ajanlar bölgedeki Hamas üyeleri ve Ürdün polisi tarafından yakalandılar. Meşal ise birkaç saat sonra ağrı, kusma ve benzeri şikayetlerle hastaneye kaldırıldı, kısa bir süre içerisinde komaya girdi.
Ajanların üzerinden çıkan pasaportlar üzerine Kanadalı diplomatlar karakola çağrıldı. Böylece iki kişinin ajan oldukları ve Kanada vatandaşı olmadıkları anlaşıldı.

ÜRDÜN VE ABD ARAYA GİRDİ
Olaylar üzerine Ürdün Kralı Hüseyin, Netanyahu’ya ulaşarak panzehirin derhal Ürdün’e teslim edilmesini, aksi takdirde 1994’te yapılan barış anlaşmasının iptal edileceğini söyledi. Fakat Netanyahu bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Kral Hüseyin, yakalanan iki Mossad ajanının idam edileceği tehdidinde bulunarak Netanyahu’yu uzlaşıya zorladı.

MEŞAL İYİLEŞEREK KOMADAN ÇIKTI
Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton da devreye girerek Netanyahu’yu anlaşmaya ikna etti. Böylece İsrail hem panzehri vermeyi, hem de Şeyh Ahmed Yasin de dahil olmak üzere 70 Hamas tutuklusunu serbest bırakmayı kabul etti. Karşılığında iki Mossad ajanı serbest bırakıldı. Ürdün’e ulaştırılan panzehirin kullanılmasıyla Meşal iyileşti ve komadan çıktı.

Hamas’ın ruhani lideri ve kurucusu Şeyh Ahmed Yasin yakın sırdaşı Haniye’yi 1997’de yardımcısı olarak atamıştı.
Bu yüksek profil, Haniyeh’in suikast hedefi haline gelmesi anlamına geliyordu. İsrail o zamana kadar Filistinli liderleri yıllar boyunca öldürme konusunda uzun bir plan oluşturmuştu.
2003’TE KILPAYI KURTULDULAR
Haniye ve Yasin, Eylül 2003’te İsrail’in Gazze Şehri’ndeki bir suikast girişiminden, İsrail hava saldırısından saniyelerle kıl payı kurtulmuşlardı.
Şeyh Yasin, 22 Mart 2004’te tekerlekli sandalyesiyle sabah namazını kıldığı camiden çıkarken İsrail ordusuna ait helikopterler tarafından atılan füzelerle hayatını kaybetti.
Dönemin İsrail başbakanı Ariel Şaron’un gözetiminde Gazze Şeridi’nde gerçekleşen suikast operasyonunda, Şeyh Yasin’in 7 arkadaşı hayatını kaybetti, 2 oğlu da yaralandı.
ŞEYH YASİN’DEN 20 YIL SONRA ŞEHİT OLDU
“Allah’ım, ümmetin suskunluğunu sana şikayet ediyorum.” diyerek Filistin davasının “yalnız bırakılmışlığından” yakınan Şeyh Yasin’in suikaste kurban gitmesi, Filistin’in yanı sıra tüm İslam dünyasında büyük tepkiye neden olmuştu.
Filistin ulusal bağımsızlık mücadelesinin yirminci yüzyıldaki önde gelen sembollerinden biri olarak kabul edilen Şeyh Yasin, 1987’de kurduğu Hamas hareketiyle Filistin sahasındaki direnişin yeni adresi olmuştu.
Haniye ise Şeyh Yasin’den tam 20 yıl sonra İsrail tarafından şehit edildi.
]]>“İNTİKAMINI ALMAYI GÖREV OLARAK ADLEDİYORUZ”
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, X hesabından yaptığı açıklamada, “Bir seyyid gider, bir seyyid gelir” mesajını paylaştığı bir video yayınladı. Hamaney, dün İran’da Haniye ile görüşmüştü. Hamaney, hesabından daha sonra yaptığı yazılı açıklamada, “Sevgili İran halkı! Cesur lider ve önde gelen Filistinli Mücahit Sayın İsmail Haniye’nin yasını tutuyoruz. Suçlu ve terörist Siyonist rejim, evimizdeki değerli misafirimizi şehit etti, bu aynı zamanda kendi başlarına açtıkları ağır bir belanın başlangıcı demektir. Şehit Haniye, Allah yolunda şehit olmaktan korkmuyordu. İran İslam Cumhuriyeti topraklarında yaşanan bu acı olayda onun kanını yerde bırakmamayı görevimiz olarak görüyoruz.” dedi.
“TERÖRİST İŞGALCİLER, EYLEMLERİNDEN DOLAYI PİŞMAN EDİLECEK”
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, X hesabından, “Bugün İran, acıya ve sevince ortak olan, direniş yolunun daimi ve gururlu yoldaşı, Filistin direnişinin cesur lideri, Kudüs şehidi Hacı İsmail Haniye’nin yasını tutuyor. Dün onun muzaffer elini kaldırdım ve bugün onu omuzlarıma alacağım. İki gururlu millet olan İran ve Filistin arasındaki bağ eskisinden daha güçlü olacak, mazlumların direniş ve savunması kuvvetlenecektir. İran İslam Cumhuriyeti, toprak bütünlüğünü ve şerefini savunacak, terörist işgalcileri korkakça eylemlerinden dolayı pişman edecektir. Şüphesiz ki Allah çok merhametlidir ve intikam sahibidir”. dedi.
ALMANYA, ABD, RUSYA VE ÇİN’DEN AÇIKLAMA
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD’nin, Hamas lideri Haniye’ye yönelik suikast planından önceden haberdar olmadığını ve hiçbir şekilde olaya müdahil olmadığını söyledi. Gazetecilere konuşan Blinken, Haniye suikastinin bölgeyi nasıl etkileyeceği sorusuna, “Bu (Haniye suikasti) haberdar olmadığımız ve dahil olmadığımız bir şey. Tahmin yürütmek çok zor.” diye cevapladı. Blinken ayrıca, Gazze’de ateşkesin zorunlu bir hal aldığını belirtti.
Alman Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sebastian Fischer, itidal çağrısı yaparak, “Daha fazla tırmanıştan ve bölgesel bir yangından kaçınmak elzemdir. Tüm aktörleri azami itidal göstermeye çağırıyoruz, kısasa kısas mantığı yanlış yoldur.” dedi. Böylelikle, Haniye’nin suikaste uğramasının ardından Avrupa’dan ilk açıklama Almanya’dan gelmiş oldu.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Haniye’nin ölümüne neden olan saldırıyı kınadı. Saldırıdan sonra bölgede gerilimin daha da tırmanacağına dikkat çeken Peskov, “Bu tür saldırılar bölgede barışı yeniden inşa etme girişimlerini hedef alıyor ve Orta Doğu’da durumu istikrarsızlaştırıyor.” ifadelerini kullandı.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, “Bu kesinlikle kabul edilemez bir siyasi suikasttır ve gerilimin daha da tırmanmasına yol açacaktır.” açıklamasını yaptı. Rusya Dışişleri Bakanlığı ise, “Hamas liderinin öldürülmesinin ardından tüm tarafları Orta Doğu’da büyük çaplı bir silahlı çatışmayı tetikleyebilecek adımlardan kaçınmaya çağırıyoruz.” dedi.
Mısır Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in “son 2 günde tehlikeli gerilimi tırmandırma” politikalarını kınadı. Bu tehlikeli tırmanışın bölgede ciddi güvenlik sonuçlarına yol açacak çatışmaları tetikleyebileceği uyarısında bulunulan açıklamada, suikast politikaları ve ülkelerin egemenliğini ihlal etmenin bölgesel çatışmalara sebep olabileceğine dikkati çekildi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve uluslararası etkin güçlere, sorumlulukları gereği, Orta Doğu’da yaşanan bu gerilimin kontrolden çıkmadan önüne geçmeleri çağrısında bulunulan açıklamada, “Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanmadan bölgesel gerilimin artması, durumu daha karmaşık hale getirdiği gibi İsrail’de ateşkes isteyen bir iradenin olmadığına da işaret ediyor. Bu gerilim ayrıca Mısır ve ortaklarının Gazze Şeridi’nde savaşı durdurarak Filistin halkının acılarını hafifletmenin çabalarını da baltalıyor.” ifadeleri kullanıldı.
Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından Haniye suikastına ilişkin yapılan açıklamada, suikastın bölgeyi kaosa sürükleyeceği ve barış şansını baltalayacağı ifade edildi. Katar Başkanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman El Sani, X’te yaptığı açıklamada, “Bir taraf diğer taraftaki müzakereciyi öldürdüğünde arabuluculuk nasıl başarılı olabilir? Barışın ciddi ortaklara ve insan hayatının hiçe sayılmasına karşı küresel bir duruşa ihtiyacı var.” dedi.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Haniye’nin İran’da öldürülmesi kınanırken, olayın bölgesel istikrarsızlığın daha da artmasına yol açabileceğini aktardı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, “Gazze’nin en kısa sürede kapsamlı ve kalıcı bir ateşkese ulaşması gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Haniye suikasti kınanarak, İsrail’in “bölgedeki maceraperestliği” sert bir dille eleştirdi. “Pakistan, bölgede artan İsrail maceracılığını ciddi endişeyle izliyor. İsrail’in son eylemleri, zaten istikrarsız bir bölgede tehlikeli bir tırmanışa yol açıyor ve barış çabalarını baltalıyor.” denildi.
Irak Dışişleri Bakanlığı da Haniye’nin öldürülmesini “en güçlü şekilde” kınadı. Yapılan açıklamada, “Saldırgan operasyon, uluslararası hukukun açık bir ihlali ve bölgesel güvenlik ve istikrara yönelik bir tehdittir. Bu zor zamanlarda Filistin halkı ve liderleriyle tam dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor, uluslararası toplumu sorumluluklarını üstlenmeye ve devletlerin egemenliğine yönelik tekrarlanan saldırıları ve ihlalleri durdurmak için gerekli önlemleri almaya çağırıyoruz.” ifadelerine yer verdi.
Malezya Dışişleri Bakanlığı, “Malezya, hedef gözetilerek yapılmış suikastlar da dahil olmak üzere tüm şiddet eylemlerini kati surette kınıyor ve barışsever tüm ulusları bu tür eylemleri kınamaya çağırıyor. Bu olay, tırmanışın azaltılmasına olan acil ihtiyacın altını çiziyor ve tüm tarafların yapıcı bir diyalogda bulunma ve barışçıl çözümler peşinde olma ihtiyacını güçlendiriyor.” dedi.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Haniye’nin suikast sonucu öldürülmesini “korkakça bir eylem ve tehlikeli bir gelişme olarak” nitelendirdi ve Filistin için birlik çağrısında bulundu.
Ürdün Dışişleri Bakanlığı, “Ürdün, İsrail’in, Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas) Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’yi (Allah ona rahmet etsin) İran’ın başkenti Tahran’da uluslararası hukuku ve uluslararası insancıl hukuku ihlal ederek suikastle öldürmesini en sert şekilde kınıyor. Bu, bölgede daha fazla gerginlik ve kaosa yol açacak tırmandırıcı bir suçtur” dedi.
Afganistan’daki Taliban hükümeti, açıklamasında, “İsmail Haniye’nin şehadeti İslam ümmeti için önemli bir kayıptır ve suikastı bir suçtur.” dedi.
Lübnan’ın geçici Başbakanı Najib Mikati, “Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin suikastını şiddetle kınıyoruz ve bu eylemi, bölgedeki küresel endişe ve tehlikenin kapsamını genişleten ciddi bir tehdit olarak görüyoruz.” şeklinde konuştu.
Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı el-Karadaği, “Kayıp ve acı çilesine rağmen Haniye’nin şehadeti her zaman paha biçilmez direniş ve fedakarlığın sembolü olarak kalacaktır.” dedi.
İran destekli Hizbullah’tan gelen açıklamada, “Biz Hizbullah olarak Hamas hareketindeki sevgili kardeşlerimizle bu büyük liderin kaybından duyduğumuz acıyı, düşmanın işlediği suçlardan duyduğumuz öfkeyi ve hareketlerimizdeki liderlerin halklarını ve mücahitlerini şehadete götürmelerinden duyduğumuz gururu paylaşıyoruz.” denildi.
İsrail Kültür Bakanı Amichai Eliyahu, “Dünyayı bu pislikten temizlemenin doğru yolu budur. Hayali barış anlaşmaları artık yok. Merhamet yok. Haniye’nin ölümü dünyayı biraz daha iyi hale getirecektir.” diye konuştu.
Yemen’deki Husilerin lideri Muhammed Ali el Husi, Haniye’nin öldürülmesini kınadı ve “İsmail Haniye’yi hedef almak iğrenç bir terör suçudur. Bu, kanunların açık bir ihlalidir.” dedi.
İsrail’in Menfaat Konseyi Üyesi ve eski İran Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanı Muhsin Rızai, İsrail’in Haniye suikastı nedeniyle “büyük bir bedel ödeyeceğini” söyledi. Rızai, “Bu tür aşağılık güç gösterilerinin, Filistin’in cesur ve yenilmez çocuklarının kahramanca yüzleşmesindeki zayıflıklarını ve çaresizliklerini telafi edebileceğini düşünenler ne kadar aptaldır. İsrail büyük bir bedel ödeyecek.” dedi.
“İNTİKAMINI ALMAYI GÖREV OLARAK ADLEDİYORUZ”
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, X hesabından yaptığı açıklamada, “Bir seyyid gider, bir seyyid gelir” mesajını paylaştığı bir video yayınladı. Hamaney, dün İran’da Haniye ile görüşmüştü. Hamaney, hesabından daha sonra yaptığı yazılı açıklamada, “Sevgili İran halkı! Cesur lider ve önde gelen Filistinli Mücahit Sayın İsmail Haniye’nin yasını tutuyoruz. Suçlu ve terörist Siyonist rejim, evimizdeki değerli misafirimizi şehit etti, bu aynı zamanda kendi başlarına açtıkları ağır bir belanın başlangıcı demektir. Şehit Haniye, Allah yolunda şehit olmaktan korkmuyordu. İran İslam Cumhuriyeti topraklarında yaşanan bu acı olayda onun kanını yerde bırakmamayı görevimiz olarak görüyoruz.” dedi.
“TERÖRİST İŞGALCİLER, EYLEMLERİNDEN DOLAYI PİŞMAN EDİLECEK”
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, X hesabından, “Bugün İran, acıya ve sevince ortak olan, direniş yolunun daimi ve gururlu yoldaşı, Filistin direnişinin cesur lideri, Kudüs şehidi Hacı İsmail Haniye’nin yasını tutuyor. Dün onun muzaffer elini kaldırdım ve bugün onu omuzlarıma alacağım. İki gururlu millet olan İran ve Filistin arasındaki bağ eskisinden daha güçlü olacak, mazlumların direniş ve savunması kuvvetlenecektir. İran İslam Cumhuriyeti, toprak bütünlüğünü ve şerefini savunacak, terörist işgalcileri korkakça eylemlerinden dolayı pişman edecektir. Şüphesiz ki Allah çok merhametlidir ve intikam sahibidir”. dedi.
ALMANYA, ABD, RUSYA VE ÇİN’DEN AÇIKLAMA
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD’nin, Hamas lideri Haniye’ye yönelik suikast planından önceden haberdar olmadığını ve hiçbir şekilde olaya müdahil olmadığını söyledi. Gazetecilere konuşan Blinken, Haniye suikastinin bölgeyi nasıl etkileyeceği sorusuna, “Bu (Haniye suikasti) haberdar olmadığımız ve dahil olmadığımız bir şey. Tahmin yürütmek çok zor.” diye cevapladı. Blinken ayrıca, Gazze’de ateşkesin zorunlu bir hal aldığını belirtti.
Haniye’nin suikaste uğramasının ardından Avrupa’dan ilk açıklama Almanya’dan geldi. Alman hükümeti de Hamas lideri Haniye’nin öldürüldüğü ve bir Hizbullah komutanının hedef alındığı ayrı ayrı İsrail saldırılarının ardından Orta Doğu’da itidal çağrısında bulundu. Alman Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sebastian Fischer, “Daha fazla tırmanıştan ve bölgesel bir yangından kaçınmak elzemdir. Tüm aktörleri azami itidal göstermeye çağırıyoruz, kısasa kısas mantığı yanlış yoldur.” dedi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Haniye’nin ölümüne neden olan saldırıyı kınadı. Saldırıdan sonra bölgede gerilimin daha da tırmanacağına dikkat çeken Peskov, “Bu tür saldırılar bölgede barışı yeniden inşa etme girişimlerini hedef alıyor ve Orta Doğu’da durumu istikrarsızlaştırıyor.” ifadelerini kullandı.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Haniye’nin suikast sonucu öldürülmesini “korkakça bir eylem ve tehlikeli bir gelişme olarak” nitelendirdi ve Filistin için birlik çağrısında bulundu.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, “Bu kesinlikle kabul edilemez bir siyasi suikasttır ve gerilimin daha da tırmanmasına yol açacaktır.” açıklamasını yaptı. Rusya Dışişleri Bakanlığı ise, “Hamas liderinin öldürülmesinin ardından tüm tarafları Orta Doğu’da büyük çaplı bir silahlı çatışmayı tetikleyebilecek adımlardan kaçınmaya çağırıyoruz.” dedi.
Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından Haniye suikastına ilişkin yapılan açıklamada, suikastın bölgeyi kaosa sürükleyeceği ve barış şansını baltalayacağı ifade edildi. Katar Başkanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman El Sani, X’te yaptığı açıklamada, “Bir taraf diğer taraftaki müzakereciyi öldürdüğünde arabuluculuk nasıl başarılı olabilir? Barışın ciddi ortaklara ve insan hayatının hiçe sayılmasına karşı küresel bir duruşa ihtiyacı var.” dedi.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Haniye’nin İran’da öldürülmesi kınanırken, olayın bölgesel istikrarsızlığın daha da artmasına yol açabileceğini aktardı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, “Gazze’nin en kısa sürede kapsamlı ve kalıcı bir ateşkese ulaşması gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Haniye suikasti kınanarak, İsrail’in “bölgedeki maceraperestliği” sert bir dille eleştirdi. “Pakistan, bölgede artan İsrail maceracılığını ciddi endişeyle izliyor. İsrail’in son eylemleri, zaten istikrarsız bir bölgede tehlikeli bir tırmanışa yol açıyor ve barış çabalarını baltalıyor.” denildi.
Irak Dışişleri Bakanlığı da Haniye’nin öldürülmesini “en güçlü şekilde” kınadı. Yapılan açıklamada, “Saldırgan operasyon, uluslararası hukukun açık bir ihlali ve bölgesel güvenlik ve istikrara yönelik bir tehdittir. Bu zor zamanlarda Filistin halkı ve liderleriyle tam dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor, uluslararası toplumu sorumluluklarını üstlenmeye ve devletlerin egemenliğine yönelik tekrarlanan saldırıları ve ihlalleri durdurmak için gerekli önlemleri almaya çağırıyoruz.” ifadelerine yer verdi.
Malezya Dışişleri Bakanlığı, “Malezya, hedef gözetilerek yapılmış suikastlar da dahil olmak üzere tüm şiddet eylemlerini kati surette kınıyor ve barışsever tüm ulusları bu tür eylemleri kınamaya çağırıyor. Bu olay, tırmanışın azaltılmasına olan acil ihtiyacın altını çiziyor ve tüm tarafların yapıcı bir diyalogda bulunma ve barışçıl çözümler peşinde olma ihtiyacını güçlendiriyor.” dedi.
Ürdün Dışişleri Bakanlığı, “Ürdün, İsrail’in, Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas) Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’yi (Allah ona rahmet etsin) İran’ın başkenti Tahran’da uluslararası hukuku ve uluslararası insancıl hukuku ihlal ederek suikastle öldürmesini en sert şekilde kınıyor. Bu, bölgede daha fazla gerginlik ve kaosa yol açacak tırmandırıcı bir suçtur” dedi.
Afganistan’daki Taliban hükümeti, açıklamasında, “İsmail Haniye’nin şehadeti İslam ümmeti için önemli bir kayıptır ve suikastı bir suçtur.” dedi.
Lübnan’ın geçici Başbakanı Najib Mikati, “Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin suikastını şiddetle kınıyoruz ve bu eylemi, bölgedeki küresel endişe ve tehlikenin kapsamını genişleten ciddi bir tehdit olarak görüyoruz.” şeklinde konuştu.
Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı el-Karadaği, “Kayıp ve acı çilesine rağmen Haniye’nin şehadeti her zaman paha biçilmez direniş ve fedakarlığın sembolü olarak kalacaktır.” dedi.
İran destekli Hizbullah’tan gelen açıklamada, “Biz Hizbullah olarak Hamas hareketindeki sevgili kardeşlerimizle bu büyük liderin kaybından duyduğumuz acıyı, düşmanın işlediği suçlardan duyduğumuz öfkeyi ve hareketlerimizdeki liderlerin halklarını ve mücahitlerini şehadete götürmelerinden duyduğumuz gururu paylaşıyoruz.” denildi.
İsrail Kültür Bakanı Amichai Eliyahu, “Dünyayı bu pislikten temizlemenin doğru yolu budur. Hayali barış anlaşmaları artık yok. Merhamet yok. Haniye’nin ölümü dünyayı biraz daha iyi hale getirecektir.” diye konuştu.
Yemen’deki Husilerin lideri Muhammed Ali el Husi, Haniye’nin öldürülmesini kınadı ve “İsmail Haniye’yi hedef almak iğrenç bir terör suçudur. Bu, kanunların açık bir ihlalidir.” dedi.
İsrail’in Menfaat Konseyi Üyesi ve eski İran Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanı Muhsin Rızai, İsrail’in Haniye suikastı nedeniyle “büyük bir bedel ödeyeceğini” söyledi. Rızai, “Bu tür aşağılık güç gösterilerinin, Filistin’in cesur ve yenilmez çocuklarının kahramanca yüzleşmesindeki zayıflıklarını ve çaresizliklerini telafi edebileceğini düşünenler ne kadar aptaldır. İsrail büyük bir bedel ödeyecek.” dedi.
2024-2025 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI YAKLAŞIK FİYATLAR
Özel okullarda ücretlendirme; eğitim-öğretim, yemek, genel giderler, kıyafet, ek yayınlar, servis olmak üzere 6 ana gider başlığından oluşuyor.
İstanbul’un yüzde 100, Ankara’nın ise yüzde 60 daha pahalı olduğu Antalya’da fiyatlar yerel ve zincir okullarda şu şekilde:
Eğitim-öğretim yerellerde 130 bin TL-280 bin TL arası. Yemek 80 bin TL- 200 bin TL arası. Genel giderler 20 bin TL-60 bin TL arası. Kıyafet 20 bin TL-60 bin TL arası. Ek yayınlar 25 bin TL-75 bin TL arası. Servis ücreti Antalya’da geçen sene başında 2 bin 500- 4 bin TL aralığındayken nisan ayında yüzde 30 zamla 3 bin 200-5 bin TL bandına yükseldi. Bu yıl ağustos ayında UKOME toplantısında yeni dönemin ücretleri belirlenecek.
Antalya Özel Okullar Birliği Sözcüsü ve ATSO 48’inci Eğitim Faaliyetleri Meslek Komitesi’nden meclis üyesi Kenan Çelik, 2024-2025 eğitim-öğretim döneminde özel okulların fiyatlarıyla ilgili bilgi verdi.
Özel okullarda en temel gider kaleminin eğitim-öğretim ve yemek bedelleri olduğunu belirten Çelik, “Özellikle ilkokul, ortaokul ihtiva eden okullar, fiyatlara yemeği de ekliyor. Bunun dışında yayın, genel gider, kıyafet ve servis şeklinde diğer giderler var. Bazı okullar servis ücretini okul ücretine dahil ederek fiyat açıklıyor. Bazı okullar velilerle servis firmalarını buluşturuyor. Antalya’da özel okulları ve ücretlerini, servis, kıyafet hariç iki kategoride ayırabiliriz. Yerel okullar dediğimiz birinci grupta fiyatlar 180 bin TL ile 280 bin TL arasında değişiyor. İkinci grup zincir okullarda ise 280 bin TL ile 500 bin TL arasında. Servis ve kıyafet ücretleri ayrı olmak üzere. Bunları KDV dahil rakamlar olarak belirtebiliriz.” dedi.
ÖZEL OKUL ORANI YÜZDE 12’YE DÜŞTÜ
Türkiye’de üç yıl öncesine kadar çok hızlı ivmeyle artan özel okulların okullaşma oranının yüzde 17-18’lere kadar ulaştığını söyleyen Kenan Çelik, “Ama salgının etkileriyle gereğinden fazla özel okul açılması, özel okulcuları olumsuz etkiledi. Bazı kapanmalar, el değiştirmeler oldu, küçülmeler oldu. Şu an Türkiye’de özel okullaşma oranı yüzde 11-12 bandına düştü. Türkiye’de böyleyken Antalya’da ise son iki-üç yıldır özel okullarla ilgili pozitif bir durum gelişti. Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle bu iki ülkeden vatandaşların Antalya’ya yönelmesi özel okulları pozitif etkiledi.” diye konuştu.
ANTALYA’DA RUS-UKRAYNALI ÖĞRENCİLERİN ETKİSİ
Antalya ile ilçelerine göç eden Rus ve Ukraynalı ailelerin çocuklarının yanı sıra İran’dan da göç alındığını belirten Çelik, “Tüm bu ailelerin geneli özel okulları tercih etti. Geçici ikametgah ve misafir öğrenci statüsünde bu öğrenciler, Antalya’daki okullarda eğitim-öğretim hayatına devam edebiliyor. Tabii dil ciddi bir problem. Ana dili Türkçe olan çocuklarla aynı sınıfta bulundurmak ve eğitim-öğretim yapma zorlukları çok ciddi boyutlarda. Hem özel okullarda hem devlet okullarında bu yaşandı, yaşanmaya devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
İSTANBUL YÜZDE 100, ANKARA YÜZDE 60 DAHA PAHALI
Özel okul fiyatlarına ilişkin Türkiye’nin diğer illerindeki durumu da anlatan Çelik, şöyle devam etti:
“Antalya baz alındığında özel okul fiyatları İstanbul’da en az yüzde yüz 100 oranında artar. Yani ikinci grup dediğimiz zincir okullar milyonu aşıyor. İzmir, Antalya ile neredeyse aynı gibi. Ankara yine yüzde 60 oranında daha pahalı. Konya, Kütahya ya da Sivas’ı ele aldığınızda, bizim ücretlerimizin biraz daha altında seyrederler. Çünkü Antalya’da son iki üç yılda iş yeri, konut kiralarında da ciddi artışlar oldu. Yani şehrin nüfusunun büyüklüğü ve maliyet artışları söz konusu.”
FİYAT ARTIŞI YÜZDE 150’Yİ GEÇİYOR
Geçen yıla göre özel okul fiyatlarındaki artış oranının yüzde 150’yi geçtiğini söyleyen Çelik, “Tabii bu artış kayıtları da etkiliyor. Bu ücretleri ödeyemeyen veliler devlet okullarına geçmeyi tercih ediyor veya bütçelerine daha uygun okul arıyorlar. Bu konuda devletimiz ‘Belli bir oranda (yüzde 65) artış yapabilirsiniz’ açıklaması yaptı. Ama maalesef gerçek fiyatlar o oranı karşılamıyor. Bütün özel okulcular ürününü satmak ister, öğrenci azalsın istemez. Ancak devletimizin açıkladığı artış oranıyla özel okulculuğu sürdürebilmek çok kolay değil.” diye konuştu.
‘YEREL OKULLARI TERCİH EDİN’
Kenan Çelik, çocuklarını özel okula göndermek isteyen velilere şu uyarılarda bulundu:
“Özel okul seçiminde velilerimize ilettiğim şey şu; çocuklarınızın eğitimi çok önemli. Çocuklarınız her şeyimiz, çocuklarınızın eğitimiyle ilgili karar verirken lütfen reklamlarda okulların sizin görmenizi istediği şeyleri önünüze koyduğunu unutmayın. Mutlaka okulun içine gidin. Kurucusuyla konuşun. Onunla tartışın, çocuğunuzu yetiştirmek, büyütmek istediğiniz, felsefenize uygun bir okul mu, değil mi, ona bakın. Ben yerel okulları ve kurucusunun eğitimci olduğu okulları tercih etmelerini şiddetle tavsiye ediyorum.”
2024-2025 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI YAKLAŞIK FİYATLAR
Özel okullarda ücretlendirme; eğitim-öğretim, yemek, genel giderler, kıyafet, ek yayınlar, servis olmak üzere 6 ana gider başlığından oluşuyor. İstanbul’un yüzde 100, Ankara’nın ise yüzde 60 daha pahalı olduğu Antalya’da fiyatlar yerel ve zincir okullarda şu şekilde:
Eğitim-öğretim yerellerde 130 bin TL-280 bin TL arası. Yemek 80 bin TL- 200 bin TL arası. Genel giderler 20 bin TL-60 bin TL arası. Kıyafet 20 bin TL-60 bin TL arası. Ek yayınlar 25 bin TL-75 bin TL arası. Servis ücreti Antalya’da geçen sene başında 2 bin 500- 4 bin TL aralığındayken nisan ayında yüzde 30 zamla 3 bin 200-5 bin TL bandına yükseldi. Bu yıl ağustos ayında UKOME toplantısında yeni dönemin ücretleri belirlenecek.
AA muhabirinin stratejiden derlediği bilgilere göre, Türkiye, son 20 yılda gerçekleştirdiği reformlar, sahip olduğu ekonomik ve siyasi istikrar, genç ve dinamik nüfus yapısı, jeostratejik konumu gibi pek çok unsur sayesinde bu alanda büyük bir ivme yakaladı.
Stratejiye göre, 1973-2002 döneminde sadece 15 milyar dolar yatırım alan Türkiye, 2002-2023 dönemde ise 262 milyar dolar yatırım çekti. Son 20 yılda, Türkiye’nin UDY’den aldığı pay yüzde 0,2’den yüzde 0,9’a yükseldi.
Bu dönemde, Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası sermayeli şirket sayısı 5 bin 600’den 82 bin 700’e yükselirken, ülkeye çekilen UDY’nin cari dengeye ortalama katkısı yüzde 40 oldu.
STARTUP’LARA YAPILAN YATIRIMLAR UDY’DE ÖNEMLİ BİR YER TUTMAYA BAŞLADI
Ayrıca, stratejide, son yıllarda teknoloji girişimlerine (startup) yapılan yatırımların UDY akımlarında önemli bir yer tutmaya başladığı belirtiliyor.
Türkiye’nin, sağlıklı bir girişimcilik ekosisteminde bulunması gereken tüm paydaşlara sahip durumda olduğu kaydedilen stratejide, Türkiye’nin, güçlü bir girişimcilik kültürünün varlığı, genç, dinamik ve geniş yetenek havuzu ile gerçekleştirilen reformlar sayesinde teknoloji girişimciliği alanında bölgesinde ön plana çıktığı vurgulandı.
Stratejide yer alan bilgilere göre, erken aşama yatırımlarda, 2010-2020’de yıllık ortalama 104 işlem üzerinden 74 milyon dolarlık yatırım alan Türkiye’nin girişim ekosistemi, 2021-2023’te tarihi zirvelerine ulaşarak yıllık ortalama 338 işlem aracılılığıyla 1,33 milyar dolarlık yatırım çekti.
Türkiye’de unicorn seviyesine ulaşan girişim sayısının 5’e ulaştığı belirtilen stratejide, decacorn seviyesine ulaşan girişim sayısının ise 2 olduğu ifade edildi.
TÜRKİYE’YE GELEN UDY’LER REEL EKONOMİNİN GELİŞİMİNE ÖNEMLİ KATKILAR SUNDU
UDY’nin Türkiye ekonomisine katkısına da yer verilen stratejide, uluslararası sermayeli şirketlerin 2006’daki kayıtlı istihdamı 500 bin kişi seviyelerinde iken 2021’de 1 milyon 320 bine ulaştığı bilgisi paylaşıldı.
Bu şirketlerin, Türkiye’deki toplam kayıtlı istihdam içerisindeki payı ise 2006’da yüzde 7,6’dan 2021’de yüzde 8,8’e yükseldi.
Türkiye UDY Stratejisi’nde verilen bilgiye göre, 2006-2021 döneminde Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 31’i uluslararası sermayeli şirketler tarafından yapıldı. Bu şirketlerin ihracatı 2006’da 25 milyar dolar seviyelerinden, 2021’de 63 milyar doların üzerine çıktı.
Söz konusu dönemde, uluslararası sermayeli şirketlerce yapılan ihracatın yüzde 61’i orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerden oluşurken, bu oran, Türkiye ortalamasının üzerinde seyretti.
Stratejide Türkiye’ye gelen UDY’lerin sadece cari açığın finansmana destek olmakla kalmadığı, aynı zamanda, uluslararası sermaye ile kurulan şirketlerin Türkiye’de yürüttüğü faaliyetler sayesinde reel ekonominin gelişimine de önemli katkılar sunduğu vurgulandı.
AR-GE harcamalarına da yer verilen stratejide, bu dönemde Türkiye’deki toplam özel sektör AR-GE harcamalarının yüzde 30,3’ünün uluslararası sermayeli şirketlerce yapıldığı kaydedildi. Bu şirketler, bahsi geçen dönemde yıllık ortalama 730 patent başvurusu yaparken, AR-GE yapan uluslararası sermayeli şirket sayısı da 6 katına çıktı.
Stratejiye göre, bu dönemde, uluslararası sermayeli şirketler, toplam tedariklerinin yüzde 71,8’ini yerelden gerçekleştirdi.
BEYRUT’DAKİ SALDIRI! FUAD ŞÜKÜR ÖLDÜ MÜ?
İsrail ordusu, dün gece Lübnan’ın başkenti Beyrut’a düzenlediği hava saldırısında Hizbullah’ın komutanlarından Fuad Şükür’ü öldürdüğünü duyurdu. İsrail ordusu yaptığı yazılı açıklamada, saldırının savaş uçaklarıyla gerçekleştirildiğini belirterek, öldürülen komutanın Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah’ın “sağ kolu” olduğunu iddia etti. Hizbullah ise İsrail’in hedef aldığı üst düzey komutanın yıkılan binanın enkazı altında olduğunu, arama ve kurtarma çalışmalarının devam ettiğini duyurdu.

“HER İKİ KIRMIZI ÇİZGİ DE İSRAİL TARAFINDAN AŞILMIŞ OLDU”
Peki bu saldırıların perde arkasında neler var? TEPAV Dış Politika Programı Direktörü ve eski diplomat Gülru Gezer ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi KKTC/Lefkoşa Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Emete Gözügüzelli, Milliyet.com.tr’den Sercan Dinç’e değerlendirmelerde bulundu.
Gülru Gezer: İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri’ne yönelik saldırı sonrasında İsrail’den yanıt bekliyorduk. Dün gece Beyrut’ta Hizbullah mahallesinde saldırı düzenlendi. Fuad Şükür; Nasrallah’ın en kıdemli danışmanlarından birine yönelik suikast girişimi gerçekleşti. Hizbullah için bu kırmızı çizgi. Hizbullah’ın aslında iki kırmızı çizgisi var; Birincisi Beyrut’ta vurulmak. İkincisi ise sivil kayıpların olması. Her iki kırmızı çizgi de dün gece İsrail tarafından aşılmış oldu.
Tabi bu artık savaşın çok farklı noktaya evrildiğini gösteriyor. Çünkü nisanda İran’ın Şam Büyükelçiliğinin konsolosluk birimi vurulduğundan İran, ‘Bu bizim topraklarımıza yönelik saldırıdır. Egemenliğimizin ihlalidir’ diyerek 13 Nisan’da İsrail’e yönelik geniş çaplı İran İslam Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana ilk saldırısını gerçekleştirmişti.
“GERİ DÖNÜLMEZ BİR NOKTAYA GELMİŞ BULUNUYORUZ”
Bu sefer İsmail Haniye Tahran’da öldürüldü. Buna tabi ki hem Hamas’ın bir yanıtı olacaktır, hem İran’ın bir yanıtı olacaktır. Hamas’tan gelen ilk açıklamalarda bu saldırının yanıtsız kalmayacağı ifade edildi. Savaşın çok kritik bir noktaya evrildiğini görüyoruz. Küresel etkileri olabilecek bölgesel savaşa evrilme ihtimali an meselesi. Geri dönülmez bir noktaya gelmiş bulunuyoruz.
“TAKTİKSEL BİR STRATEJİ”
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Bu haince bir öldürmedir ve savaş suçudur. Bu nedenle Haniye’nin Hamas’ın lideri olarak ve Beyrut’ta gerçekleştirilen saldırılara baktığımızda Netanyahu’nun stratejisi ve temel amacı bölgesel çatışma alanını genişletmek. Ve bu genişletme programında bir strateji değişikliğine gidildiğini görüyoruz. Özellikle bu mücadeleyi veren Filistin halkının direnişiyle ilgili mücadeleyi veren, destekleyen liderlerin hedef alınarak öldürülmesi yoluna gidilmesinde taktiksel bir strateji var.
O da sahada arzu ettiği başarıyı elde edemeyen Netanyahu’nun sahanın dışındaki alanlarda sivil olarak liderleri hedef alarak, demolarize olan ordusuna moral depolamak ve aynı zamanda bundan sonra genişletilecek savaş stratejisinde kamuoyunu da etkileyerek kendisine destek sağlamak.
NETANYAHU’NUN SAVAŞ STRATEJİSİ: ABD’NİN FİİLİ OLARAK BÖLGEDE ÇATIŞMAYA GİRMESİ
Bu saldırılar bize şunu da göstermektedir; Birincisi Netanyahu’nun savaş stratejisi taktiksel olarak gerginliği tırmandırıcı ve ABD’yi doğrudan fiili olarak bu çatışmaya sokacak şekilde bölgede konuşlanmayı sağlayacak bir atmosfer yaratmaya çalışıyor. Bu bilinçli bir hamledir. ABD askerlerinin bölgeye donanmasıyla yığılması ve özellikle Netanyahu’nun ortaya koyduğu savaş ve saldırı eylemlerinde önemli bir hamledir.
“SAVAŞIN ÖNÜMÜZDEKİ YIL İÇERİSİNDE DAHA BÜYÜK POTANSİYELE EVRİMLEŞECEK SÜRECE DOĞRU GİDİYORUZ”
Ne misilleme, ne haince öldürülme uluslararası hukuk kabul etmez. Netanyahu bunu yapıyorsa belli bir amaç doğrultusunda planlı yapıyor.
Uzun vadeye yayılacak şekilde bir savaş sürecine girmek ve bu savaşın özellikle önümüzdeki yıl içerisinde daha büyük potansiyele evrimleşecek sürece doğru gidiyoruz. Çok tehlikelidir. Küresel ve dünya barışının bölgemizde hissedilmesi için ivedi olarak hayata geçirilmesi gerekiyor. Netanyahu’nun BMGK’nın alacağı olağanüstü toplantıyla derhalde diğer devletlerin içişlerine müdahale etmek, egemenliklerini ihlal etmek, haince suikast planları gerçekleştirmek gibi uluslararası hukuka aykırı ilkeleri yerlebir eden Netanyahu’ya dünya kamuoyu güçlü bir şekilde karşı durmak zorundadır. Bu kabul edilemez.
ABD’DEN ALDIĞI TAKTİK VE STRATEJİK DESTEK SÖZ KONUSU
Netanyahu’nun bunu ABD Kongresi’ndeki ziyaretinden sonra gerçekleştirmesi kesinlikle ve kesinlike ABD’den aldığı taktik ve stratejik destekle söz konusudur. Çünkü ABD ve İsrail’in aslında geçmişinde suikastle adam öldürmek sorun değil.
2006 öncesinde olaylara bakıldığında ölümler yüksek mahkemeye taşınmış ve yüksek mahkeme de 5 yıl boyunca bu davaya bakmayarak nihayetinde 14 Aralık 2006 verdiği kararla ‘ne uygulanabilir, ne uygulanamaz’ demiş. Dolayısıyla bunu sürümcemede belirsiz bırakarak İsrail’e yeşil ışık yakmıştır.
PHOENİX STRATEJİSİ
İkinci Vietnam Savaşı’ndan merkez istihbarat teşkilatının Vietkong Sempatizanlarını ortadan kaldırmak için Phoenix programı uygulayarak 40 bine yakın kişiye suikastlerle öldürüldüğü ve bu ABD’nin kendi içerisinde bir istihbarat biriminin kurulduğu stratejiydi. Bu strateji özellikle de 11 Eylül sonrasında çok daha somut, net bir şekilde ‘hedefle öldürme’ stratejisine girmiş, İsrail de bu merkezden aldığı eğitimler ve taktiksel destekle birlikte askeri personeline bu yönde eğitimler verilmiştir. Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada ABD ziyareti sonrasında tamamıyla böyle bir stratejiye girilmesi aynı Phoenix Stratejisi bağlamında Vietnam’da ABD’nin uyguladığı taktikle Filistin’in önde gelen siyasi liderlerinin hedef noktasına getirilerek bu mücadeleyi, gerginliği tırmandırmak stratejisine girilmiştir.
Bunda uluslararası hukukta hedefli öldürme noktasında uygulamasının özellikle gerçekleştirilmesi ve bunun bu şekilde ortaya konması belli bir amaca hizmet ediyor. O da bölgesel çatışmayı daha fazla yaymak.
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, X hesabından yaptığı açıklamada, “Bir seyyid gider, bir seyyid gelir” mesajını paylaştığı bir video yayınladı. Hamaney, dün İran’da Haniye ile görüşmüştü.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, X hesabından, “Bugün İran, acıya ve sevince ortak olan, direniş yolunun daimi ve gururlu yoldaşı, Filistin direnişinin cesur lideri, Kudüs şehidi Hacı İsmail Haniye’nin yasını tutuyor. Dün onun muzaffer elini kaldırdım ve bugün onu omuzlarıma alacağım. İki gururlu millet olan İran ve Filistin arasındaki bağ eskisinden daha güçlü olacak, mazlumların direniş ve savunması kuvvetlenecektir. İran İslam Cumhuriyeti, toprak bütünlüğünü ve şerefini savunacak, terörist işgalcileri korkakça eylemlerinden dolayı pişman edecektir. Şüphesiz ki Allah çok merhametlidir ve intikam sahibidir”. dedi.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Haniye’nin suikast sonucu öldürülmesini “korkakça bir eylem ve tehlikeli bir gelişme olarak” nitelendirdi ve Filistin için birlik çağrısında bulundu.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, “Bu kesinlikle kabul edilemez bir siyasi suikasttır ve gerilimin daha da tırmanmasına yol açacaktır.” açıklamasını yaptı. Rusya Dışişleri Bakanlığı ise, “Hamas liderinin öldürülmesinin ardından tüm tarafları Orta Doğu’da büyük çaplı bir silahlı çatışmayı tetikleyebilecek adımlardan kaçınmaya çağırıyoruz.” dedi.
Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından Haniye suikastına ilişkin yapılan açıklamada, suikastın bölgeyi kaosa sürükleyeceği ve barış şansını baltalayacağı ifade edildi.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Haniye’nin İran’da öldürülmesi kınanırken, olayın bölgesel istikrarsızlığın daha da artmasına yol açabileceğini aktardı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, “Gazze’nin en kısa sürede kapsamlı ve kalıcı bir ateşkese ulaşması gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Malezya Dışişleri Bakanlığı, “Malezya, hedef gözetilerek yapılmış suikastlar da dahil olmak üzere tüm şiddet eylemlerini kati surette kınıyor ve barışsever tüm ulusları bu tür eylemleri kınamaya çağırıyor. Bu olay, tırmanışın azaltılmasına olan acil ihtiyacın altını çiziyor ve tüm tarafların yapıcı bir diyalogda bulunma ve barışçıl çözümler peşinde olma ihtiyacını güçlendiriyor.” dedi.
Lübnan’ın geçici Başbakanı Najib Mikati, “Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin suikastını şiddetle kınıyoruz ve bu eylemi, bölgedeki küresel endişe ve tehlikenin kapsamını genişleten ciddi bir tehdit olarak görüyoruz.” şeklinde konuştu.
Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı el-Karadaği, “Kayıp ve acı çilesine rağmen Haniye’nin şehadeti her zaman paha biçilmez direniş ve fedakarlığın sembolü olarak kalacaktır.” dedi.
İsrail Kültür Bakanı Amichai Eliyahu, “Dünyayı bu pislikten temizlemenin doğru yolu budur. Hayali barış anlaşmaları artık yok. Merhamet yok. Haniye’nin ölümü dünyayı biraz daha iyi hale getirecektir.” diye konuştu.
Yemen’deki Husilerin lideri Muhammed Ali el Husi, Haniye’nin öldürülmesini kınadı ve “İsmail Haniye’yi hedef almak iğrenç bir terör suçudur. Bu, kanunların açık bir ihlalidir.” dedi.
İsrail’in Menfaat Konseyi Üyesi ve eski İran Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanı Muhsin Rızai, İsrail’in Haniye suikastı nedeniyle “büyük bir bedel ödeyeceğini” söyledi. Rızai, “Bu tür aşağılık güç gösterilerinin, Filistin’in cesur ve yenilmez çocuklarının kahramanca yüzleşmesindeki zayıflıklarını ve çaresizliklerini telafi edebileceğini düşünenler ne kadar aptaldır. İsrail büyük bir bedel ödeyecek.” dedi.
Türkiye’nin ihracatı haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,3 azalarak 19 milyar 49 milyon dolara geriledi. Aynı dönemde ithalat, yüzde 8,4 azalarak 168 milyar 869 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Dış ticaret açığı haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10,8 artarak 5 milyar 298 milyon dolardan 5 milyar 871 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Haziran ayında yüzde 79,7 iken, 2024 Haziran ayında yüzde 76,4’e geriledi.
DIŞ TİCARET AÇIĞI OCAK-HAZİRAN DÖNEMİNDE GERİLEDİ
İhracat ocak-haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,6 artarak 126 milyar 278 milyon dolar, ithalat yüzde 8,4 azalarak 168 milyar 869 milyon dolar olarak açıklandı.
Ocak-haziran döneminde dış ticaret açığı yüzde 30,5 azalarak 61 milyar 325 milyon dolardan 42 milyar 591 milyon dolara indi. İhracatın ithalatı karşılama oranı, 2023 Ocak-Haziran döneminde yüzde 66,8 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 74,8’e yükseldi.
Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, haziran ayında yüzde 9,4 azalarak 19 milyar 404 milyon dolardan 17 milyar 584 milyon dolara geriledi.
İHRACATTA İLK SIRA ALMANYA’NIN
Haziran ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 555 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 287 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 59 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 984 milyon dolar ile İtalya, 853 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 30,1’ini oluşturdu.
Ocak-Haziran döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 10 milyar 201 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 7 milyar 785 milyon dolar ile ABD, 6 milyar 962 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 6 milyar 454 milyon dolar ile İtalya ve 6 milyar 241 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,8’ini oluşturdu.
İTHALATTA ÇİN ÖNE ÇIKTI
İthalatta Çin ilk sırayı aldı. Haziran ayında Çin’den yapılan ithalat 3 milyar 394 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 2 milyar 948 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 1 milyar 930 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 190 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 169 milyon dolar ile İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 42,7’sini oluşturdu.
Ocak-Haziran döneminde ithalatta ilk sırayı Rusya aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 22 milyar 41 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 21 milyar 281 milyon dolar ile Çin, 12 milyar 765 milyon dolar ile Almanya, 9 milyar 675 milyon dolar ile İtalya, 8 milyar 135 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 43,8’ini oluşturdu.
BAKAN ŞİMŞEK: OLUMLU GÖRÜNÜM SÜRÜYOR
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dış ticaret ve turizm verilerini değerlendirdi.
Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Dış dengede ve turizmde olumlu görünüm sürüyor. Yıllık dış ticaret açığı haziranda bayram etkisi kaynaklı geçen aya göre sınırlı arttı. Buna rağmen geçen yıla kıyasla açık 32 milyar dolar iyileşti. İkinci çeyrekte yıllık ziyaretçi sayısı 60 milyon kişiye, turizm geliri ise 58 milyar dolara ulaştı. Cari açıkta devam eden düşüşün yılın kalanında da sürmesini ve 2024 yılında cari açığın milli gelire oranının yaklaşık yüzde 2’ye gerilemesini bekliyoruz. Program hedeflerimiz için sürdürülebilir cari açık büyük önem taşıyor.”
]]>Bu yılın başlarında kredi faizlerinin, KMH ve kredi kartı nakit çekimi faiz oranlarına göre daha yüksek olması nedeniyle vatandaşlar kredi kartlarından nakit çekimi ve KMH hesaplarını kullanmaya başlamıştı.
‘ATILAN ADIMLAR OLUMLU YANSIDI’
Milliyet’in haberine göre; konuyla ilgili merak edilenleri açıklayan Yeminli Mali Müşavir ve Ekonomist Muhammet Bayram şu ifadeleri kullandı:
“Ekonomi yönetiminin uygulamış olduğu adım ekonomiyi resesyona sokmadan enflasyonu baskı altına almaktır. Ekonomiyi resesyona sokmamak adına bir kısım harcamaların önü açıldı diyebiliriz.
Yılın ikinci çeyreğinde, ilk çeyreğe göre hızlı bir düşüş yaşayan nakit çekim faizleri uzun bir süre artırılmamıştı, üye iş yerlerinin POS cihazı ücretleri de artırılmamıştı. Burada asıl amaç ekonomiyi resesyona sokmadan enflasyonu düşürmekti.
Bu adımlar atılırken yüksek politika faizi oluşturuldu. Kredi kartı akdi faizi 4.25, gecikme faizi 4.55’e getirildi. Kredi kartı nakit çekimi faiz oranı yüzde 5’lere çıktı.
‘İKİNCİ ÇEYREKTE HIZLI DÜŞÜŞ SAĞLANDI’
Bununla birlikte iç talebin yavaşlaması ve ekonominin resesyona girmeden durağanlaşması sağlandı. Atılan adımlarla birlikte ikinci çeyrekte kredi kartı nakit çekiminde hızlı düşüş sağlandı. Atılan adımlar olumlu yansıdı, bu talebi kısacaktır. Arz noktasında da malını satamayan kişiler indirime gidecektir. Enflasyonun önemli ürün kalemlerinde eksiye gideceğini söyleyebiliriz.
NAKİT ÇEKİMDE DÜŞÜŞ SÜRER Mİ?
Kredi kartı nakit çekiminde düşüş sürer. Yüzde 5’ler seviyesinde olan nakit avans faiz oranı yeterli bir seviyede. En azından nakit avanstan para çekip, borsa ve kripto paraya girme dönemi kapandı. Dövizde zaten yükseliş yok. Nakit çekimler amacı dışında kullanılmıştı. Şu anda faizlerin yüksek olmasından dolayı nakit çekimler durağanlaştı. Önümüzdeki süreçte de kredi kartı nakit avans çekiminde düşüşler sürecektir.
KARTLI HARCAMALARIN KISILMASI İÇİN YENİ ADIM GELİR Mİ?
Hükümet kredi kartı kullanımının yaygınlaştırılmasını istiyor. POS cihazı maliyetleri düşürülürse kredi kartı kullanımı daha da yaygınlaşır. Kredi kartı yaygınlaşırsa o durumda esnaf sattığı ürün için fiş, fatura kesmek zorunda kalır. Kayıt dışı ekonomi de azalır.
‘KOLAYCA İHBAR EDEBİLİRSİNİZ’
Kredi kartı harcamalarının daha fazla olmasının teşvik edilmesi gerekiyor. Yeni vergi paketi ile beraber ihbar edenlere yüzde 10 ihbar tazminatı getirildi. Eğer size fiş, fatura verilmiyorsa bunu kolayca ihbar edebilirsiniz.
KREDİ KARTI FAİZ ORANLARI NE DURUMDA?
Şu anda yüzde 4.25 oranında akdi faiz, yüzde 4.55 oranında gecikme faizi var. Siz sadece asgariyi öderseniz yüzde 4.25 faiz çıkıyor. Asgariden sonraki kısmı ödemezseniz yüzde 4.55 faiz uygulanıyor. Kredi kartı nakit avans için yüzde 5 faiz uygulanıyor.
TAKSİT SAYISI VE LİMİTTE SINIRLAMA GELİR Mİ?
Ben bunu bekliyorum. Kişinin gelirinin çok üstünde bir limit belirlenebiliyor. Bu da kişilerin gelirinin çok üzerinde harcama yapmasına neden oluyor. Ayrıca kredi kartlarına taksit sınırlamasının getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bazı sektörlerdeki harcamalar için taksit sınırlaması getirilmelidir.”
Gram altın güne 2 bin 577 TL’den başlarken, ons altının değeri ise 2.415 dolardan işlem görüyor.
GÜNCEL ALTIN SATIŞ FİYATLARI
* Gram altın satış fiyatı: 2.577,52 TL
* Çeyrek altın satış fiyatı: 4.270,00 TL
* Yarım altın satış fiyatı: 8.533,00 TL
* Tam altın satış fiyatı: 16.790,99 TL
* Cumhuriyet altını satış fiyatı: 17.013,00 TL
* Gremse altın satış fiyatı: 42.106,24 TL
* Ons altın satış fiyatı: 2.415,68 dolar
DOLAR 33 TL’NİN ÜSTÜNDE HIZLANDI!
İşte böylesi kritik ve yoğun güne dolar kuru 33 TL’nin üstündeki yükselişini hızlandırarak 33,11 TL’ye yükseldi. Euro/TL kuru ise 35,84 TL’de yatay.

Fed’in bugün politika faizini sabit bırakması bekleniyor. Piyasalar Fed’in eylül ayından itibaren faiz indirimlerine başlamasını fiyatlıyor. Ancak Bank Of America ekonomistleri, Fed’in enflasyonun yüzde 2’ye doğru gittiğini görmeden faiz indirimi konusunda bir adım atmayacağını raporladı.
Piyasalar Fed kararı sonrası basın toplantısında konuşacak Fed Başkanı Jerome Powell’ın ne kadar şahin ne kadar güvercin bir tonda konuşacağına odaklanacak.
Fed’in eylül ayında faiz indirimi konuşulur iken Türkiye piyasalarının semalarında da faiz indirimleri aynı şekilde dillendirilmeye başlamıştı. Buna gerekçe olarak da haziran ayından itibaren gerileyen ve yıl sonunda yüzde 40’lara gerilemesi beklenen enflasyon öne sürüldü. Ancak hem TCMB Başkanı Fatih Karahan hem de TCMB Başkan Yardımcısı Osman Cevdet Akçay erken faiz indirimi beklentilerini söndüren açıklamalar yaptılar.
Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da Bloomberg’e konuşan Başkan Fatih Karahan, Haziran ayında gerileyen enflasyona ilişkin olarak “Tek bir veriyle çıkarım yapmak sağlıklı olmaz” açıklamasını yapmıştı.

Reuters’e konuşan Osman Cevdet Akçay ise “Faiz indirimi gündemde değil” açıklamasını yaptı ve ekledi: “Faiz indirimi başladığı zaman da sıkı para politikası korunacaktır. Aylık enflasyonun ana eğiliminde kalıcı bir düşüş gözlenmeden ve yakından takip ettiğimiz diğer göstergeler de buna eşlik etmeden faiz indirimi gündeme gelmeyecek.”
ENFLASYONDA GEÇİCİ YÜKSELİŞ
Öte yandan TCMB dün yayımladığı PPK metninde temmuz ayında enflasyonun geçici yükseliş sergileyeceği mesajını verdi. TCMB öncü göstergelerin temmuz ayında aylık tüketici enflasyonunu yukarı çekecek kalemlerin enerji, işlenmemiş gıda, alkol-tütün grupları olduğuna işaret ettiğini açıkladı.
Küresel piyasalarda ise Bank Of Japan 10 yıllık aşırı gevşek para politikasının ardından politikasını yüzde 0.25’e yükseltti ve tahvil alımlarını 2025-2026 yıllarında azaltacağını açıkladı.

PETROL DE YÜKSELİYOR
Petrol, Hamas lideri İsmail Haniye’nin, İran’ın başkenti Tahran’da kaldığı konutunda uğradığı saldırıda öldürüldüğünün bildirilmesi ve bir sektör raporunun ABD stoklarında beşinci haftada düşüş olduğunu göstermesinin ardından dört seansta ilk kez yükseldi.
Brent, önceki üç günde yüzde 4,1 düştükten sonra varil başına 79 dolara yakın işlem gördü ve ABD ham petrolü yaklaşık 76 dolar civarında. Hamas, İsrail’in İran’da bir hava saldırısında İsmail Haniye’yi öldürdüğünü söyledi. Ayrı olarak, Amerikan Petrol Enstitüsü ham petrol stoklarının geçen hafta 4,5 milyon varil düştüğünü söyledi. Çarşamba günü resmi rakamlarla doğrulanırsa, bu Ocak 2022’den bu yana en uzun düşüş olacak.
Ham petrol, en büyük ithalatçı olan Çin’deki zayıf talep görünümü nedeniyle bu yıl en büyük aylık düşüşünü yaşayacak. OPEC+ arz kısıtlamaları ve Fed’in yakında faiz oranlarını düşürmeye başlayacağı beklentileri nedeniyle vadeli işlemler bu yıl hala ılımlı bir şekilde yüksek seyrediyor.
]]>Fed’in bugün politika faizini yüzde 5,25-5,50 seviyesinde sabit tutacağına kesin gözüyle bakılırken, politika metni ve Fed Başkanı Jerome Powell’ın sözle yönlendirmelerinden alınacak sinyallerin gelecek dönem para politikasına yönelik ipuçları vermesi bekleniyor.
Para piyasalarındaki fiyatlamalar Fed’in yılın geri kalanında 3 kez faiz indirimine gidebileceğini gösterirken, Fed’den alınacak sinyallerin yanı sıra cuma günü açıklanacak istihdam raporundaki verilerin bankanın faiz indirimi konusundaki soru işaretlerini azaltabileceği öngörülüyor.
Dün ülkede açıklanan verilere göre, JOLTS açık iş sayısı, haziranda 8 milyon 184 bine gerilemesine karşın beklentilerin üzerinde kaldı. Bugün ise ADP özel sektör istihdamı verileri yatırımcıların odağına yerleşirken, iş gücü piyasasındaki olası soğuma sinyallerinin Fed’in sıkı para politikasını gevşetme konusunda elini rahatlatacağı bildiriliyor.
Öte yandan, bilanço sezonunda açıklanan şirket finansal sonuçları hisse ve sektör bazlı oynaklığın güçlü kalmasına neden oluyor.
ABD’li teknoloji şirketlerinden Microsoft’un geliri, nisan-haziran döneminde yüzde 15 artarken, net karı yüzde 10 yükseldi. Microsoft’un karı bu dönemde piyasa beklentilerini geride bırakmasına karşın, şirketin bulut gelirlerindeki artışın öngörülerin altında kalması ve yapay zeka yatırımlarının istenilen performansı hala sergileyememesi sonrası şirketin pay vadeli kontratlarında satış baskısının artığı görüldü.
Bugün ise Meta Platforms’un bilançosu yatırımcıların odağında bulunuyor.
Tahvil piyasaları bugünkü Fed kararları öncesinde dün alış ağırlıklı bir seyir izlerken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,14’e geriledi, dolar endeksi de 104,4’e indi.
Bununla birlikte, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin İran’ın başkenti Tahran’da ikamet ettiği konuta İsrail ordusunun düzenlediği hava saldırısında öldürülmesi ve İsrail’in Lübnan’ın başkenti Beyrut’a düzenlediği saldırılar risk algısının güçlenmesine neden oldu.
Altının ons fiyatı dün yüzde 1,2 değer kazanmasının ardından yeni günde de yükseliş eğilimini sürdürerek 2 bin 420 dolara çıkarken, Brent petrolün varil fiyatı Orta Doğu’da gerilimin daha da geniş bir alana yayılabileceği endişesiyle yüzde 1 artışla 79,3 dolara yükseldi.
New York Borsası’nda dün Nasdaq endeksi yüzde 1,28 ve S&P 500 endeksi yüzde 0,50 gerilerken, Dow Jones endeksi yüzde 0,50 yükseldi. ABD’de endeks vadeli kontratlar yeni güne de karışık seyirle başladı.
Avrupa’da dün İngiltere hariç alış ağırlıklı bir seyir hakim olurken, bölgede açıklanan verilerden karışık sinyaller alındı.
Buna göre, Almanya ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde beklentilerin aksine yüzde 0,1 daralırken, Avro Bölgesi’nde büyüme öngörüleri aşarak ikinci çeyrekte yüzde 0,3 oldu.
Almanya’da enflasyon ise aylık bazda yüzde 0,3 ve yıllık bazda yüzde 2,3 ile tahminlere paralel gerçekleşti.
Söz konusu verilerin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda Avrupa Merkez Bankasının (ECB) yılın geri kalanında en az iki faiz indirimine gideceği öngörülmeye devam ediyor.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,22 gerilerken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,42, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,49 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,79 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne yükselişle başladı.
Asya pay piyasalarında bugün alış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, Japonya Merkez Bankası (BoJ) politika faizini 15 baz puan artırarak yüzde 0,25’e çıkardı.
Bankadan yapılan açıklamada tahvil alım programının da gelecek dönemde küçültüleceği belirtilerek, aylık JGB (Japon Devlet Tahvili) alımlarının Ocak-Mart 2026 döneminde 3 trilyon yene indirileceği ve her çeyrekte bu miktarın 400 milyar yen azalacağı ifade edildi.
Bölgede açıklanan verilere göre Japonya’da sanayi üretimi yüzde 3,6 azalışla tahminlerin üzerinde kalırken, Çin’de imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) 49,4’e, hizmet sektörü PMI da 50,2’ye geriledi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,2, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,9, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi ise yüzde 1,8 yükseldi.
Yurt içinde dün düşüş eğiliminde hareket eden Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,39 azalışla 10.691,68 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün yatay seyirle 33,0850’den kapanırken, bugün bankalararası piyasanın açılışında 33,1400 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde dış ticaret dengesi, yurt dışında ise Avro Bölgesi’nde enflasyon ve ABD’de ADP özel sektör istihdamı ile Fed’in faiz kararı başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.600 ve 10.500 puanın destek, 10.800 ve 11.000 seviyelerinin direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, haziran ayı dış ticaret dengesi
10.00 Türkiye, haziran ayı Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE)
10.55 Almanya, temmuz ayı işsizlik oranı
12.00 Avro Bölgesi, temmuz ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)
15.15 ABD, temmuz ayı ADP özel sektör istihdamı
17.00 ABD, haziran ayı bekleyen konut satışları
21.00 ABD, Fed’in Faiz Kararı
21.30 ABD, Fed Başkanı Powell’ın Konuşması
Bakan Yardımcısı Aydın, törende yaptığı konuşmada, “Bakanlık olarak Türkiye Yüzyılı’nın emektarlarına huzurlu ve refah içinde hayatlarını idame ettirebilmeleri için neler yapabiliriz gayreti içerisinde olduk” dedi.

Emekliler Yılı kapsamında birçok anlaşmaya imza attıklarını dile getiren Aydın, “Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın 2024 yılını ‘Emekliler Yılı’ ilan etmesiyle birlikte Bakan’ımız Prof. Dr. Vedat Işıkhan öncülüğünde kamu kurum ve kuruluşlarımız ve özel sektör firmalarıyla bir araya geldik. Emeklilerimiz için avantaj ve ayrıcalıklar elde ettik. Bu vesileyle tüm bakanlıklarımızla kurum ve kuruluşlarımızla ciddi mesafeler aldık” diye konuştu.
Anlaşmalarla emeklilerin yapacakları harcamalarda giyimden ulaşıma, gıdadan ev araç ve gereçlerine kadar pek çok alanda indirimler yapıldığına dikkati çeken Aydın, sosyal güvenlik il müdürlüklerinin 3 bin 700’ü aşan firmayla görüşme yaparak anlaşmalara imza attığını ifade etti.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının şehirlerarası yolcu taşımacılığında emeklilere özel yüzde 20, demir yolu taşımacılığında yüzde 10 indirim yaptığını anımsatan Aydın, ayrıca PTTcell tarafından emeklilere özel uygun fiyatlı konuşma ve internet hizmeti sunan ‘Emekli Paketi’ oluşturulduğuna, PTT Kargo’da emeklilerin yüzde 20 indirimden faydalandırıldığına dikkati çekti.

Emeklilere, PTT bünyesinde bulunan misafirhanelerde 2024 yılı içinde yüzde 15, PTT lokal ve sosyal tesislerinde ise yüzde 20 indirim uygulandığını da aktaran Aydın, emeklilere yönelik çalışmalarla ilgili desteklerinden ötürü ilgili tüm kurum ve kuruluşlara teşekkürlerini iletti.
“EMEKLİ VATANDAŞLARIMIZIN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMAK ADINA ADIMLAR ATIYORUZ”
Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, “Bizler de hükümet olarak emekli vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmak adına adımlar atıyoruz. Elbette bu noktada tecrübesi ile günümüzün modern ihtiyaçlarını harmanlayan PTT gibi köklü bir kurumun da katkısı büyük” diye konuştu.

Sayan, yapılan işbirlikleriyle emeklilerin PTT’ye ait misafirhanelerden indirimli yararlanmasının önünün açıldığına işaret ederek, “Bizler bu ve bunun gibi çalışmaların artması için elimizden gelen desteği göstermeye hazırız” ifadesini kullandı.
SGK Başkanı Raci Kaya, emeklilerin sosyal ve ekonomik olarak refahlarının artırılması için çalışmalara hız kesmeden devam ettiklerinin altını çizerek, emeklilere daha iyi bir yaşam sunmak için yapılan bu protokollerin, başta emekliler olmak üzere tüm taraflara hayırlı olmasını diledi.

BKM Genel Müdürü Ozan Deniz, “PTT’nin sağlayacağı katkı ve kurumlarımızın işbirliğinin getireceği sinerji ile hem emeklilere TROY kart sağlanması noktasında hem de firmaların, markaların emeklilere yönelik gerçekleştirecekleri indirim ve kampanyalar noktasında daha destekleyici ve teşvik edici olacağımıza inanıyorum.” açıklamasında bulundu.

PTT Genel Müdürü Gülten de “SGK ve TROY iş birliğiyle karşılıklı imzaladığımız protokol kapsamında emekli vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetlerimizi sunmayı sürdürüyoruz” dedi.

Türkiye Yüzyılı’nın Emektarları Projesi kapsamında yapılan işbirliğiyle PTTBank ve TROY, emeklilerden TROY logolu banka/kredi kartı kullananlara özel indirim, fırsat, promosyon ve kampanya imkanları sağlayacak.
]]>
PEZEŞKİYAN YEMİN EDEREK GÖREVİNE BAŞLADI
Pezeşkiyan, törende yemin ederek ülkenin 9’uncu cumhurbaşkanı olarak resmen görevine başladı. Pezeşkiyan, yemin töreninde yaptığı konuşmada, kurulacak yeni hükümetin İran ve dünya için yeni fırsatlar sunacağını belirterek, “Kurulacak yeni hükümet ile birlikte ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri ve halkın sorunlarını anlama fırsatı, halkın taleplerini duyma ve yöntemsel sorunları düzeltme ve önümüzdeki tehditler karşısında milli birliği oluşturma fırsatı yakalayacağız” ifadelerini kullandı.
‘İSLAMİ VE DEVRİMCİ KİMLİĞİMİZ İLE BÖLGENİN İLK SIRASINDA YER ALAN BİR ÜLKE OLACAĞIZ’
Devlet ve toplum arasındaki güveni yeniden tesis edeceklerini kaydeden Pezeşkiyan, 14’üncü dönem hükümetinin ulusal birlik hükümeti olacağını ve halktan aldığı oy ve güvenle hareket edeceğini söyledi. Pezeşkiyan, “Anayasaya ve Dini Liderimiz Ayetullah Ali Hamaney’in vizyonuna bağlı kalarak bölgede ekonomiden kültüre ve teknolojiye kadar İslami ve devrimci kimliğimiz ile bölgenin ilk sırasında yer alan bir ülke olacağız. Ülkenin gençlerine, kadınlarına, farklı etnik gruplarına ulusal fırsat gözüyle bakmalıyız. Memleketin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm üretebilirler ve bu zamana kadar ülke yönetiminde kenarda bırakılmış bu fırsatları artık değerlendirmeliyiz” dedi.

Konuşmasında dış politikaya dair mesajlar da veren Pezeşkiyan, hükümeti döneminde bölge ülkeleri ile ilişkileri geliştirmeye önem vereceğini ve bu doğrultuda hareket edeceğini belirterek, “Bölge ülkeleri ortak çıkarlarını kendi aralarındaki rekabet ve gerilimler ile yok etmemelidir. Hükümet olarak güçlü bir bölgesel işbirliğinden yanayız” ifadelerini kullandı.
‘MÜSLÜMANLARA İNSANLIK DERSİ VEREMEZLER’
ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Kongresi’ndeki konuşmasına değinen Pezeşkiyan, “Gazzeli çocukları öldürenlere silah temin edenler, Müslümanlara insanlık dersi veremezler. Gazze’de kadın ve çocuklar ile savaşan ve onları bombalayan bir rejimin liderinin teşvik edilmesi ve alkışlarla karşılanmasını dünyada hiç kimse kabul edemez” dedi.

‘BENİM HÜKÜMETİM HİÇBİR ŞEKİLDE BASKI VE ZORBALIĞA TESLİM OLMAYACAKTIR’
ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı maksimum baskı politikasında başarısız olduğunu kaydeden Pezeşkiyan, “Benim hükümetim hiçbir şekilde baskı ve zorbalığa teslim olmayacaktır. Şu ana kadarki duruşumuz ve müzakereler, her zaman taahhütlerimize bağlı kaldığımızı göstermiştir. İran milletine karşı baskı ve yaptırımlar sonuç vermemiştir ve bu millet ile gereken saygıyı göstererek konuşmanız gerekir” dedi.

İRAN’DAN BATILI ÜLKELERE ÇAĞRI
İran dış politikasının ülkenin ulusal çıkarları doğrultusunda küresel ve bölgesel istikrar ve barışı sağlamak üzerine olacağını kaydeden Pezeşkiyan, dünyaya açılmak ve küresel ticarette yer almak istediklerini söyledi. Pezeşkiyan, “Dünyada yeni yükselen güçlü oyuncular ile ilişkilerimizi güçlendireceğiz. Doğuda yer alan komşularımız ve Farsça konuşan ülkeler ile işbirliğimizi artıracağız. Batılı ülkeleri gerçekçi olmaya ve karşılıklı saygı çerçevesinde ilişki geliştirmeye çağırıyoruz. İran’ın dünya ile ticaretini ve ekonomisini normalleştirmek istiyorum ve İran’a yönelik zalimce yaptırımları kaldırmak için çalışacağım” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
İran’da 5 Temmuz’da yapılan 14’üncü cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Türk kökenli Tebriz Milletvekili Mesut Pezeşkiyan, oyların yüzde 53.7’sini alarak ülkenin yeni cumhurbaşkanı olmuştu.

1 SAAT İÇERİSİNDEKİ AKTARMALAR ARTIK ÜCRETSİZ
Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, seçim öncesi gelen talepler sonrası aktarma ücretleriyle ilgili çalışma yapacağının da sözünü vermişti. UKOME kararıyla o söz de yerine getirildi. SAMKART ile yapılan yolculuklarda ilk 1 saat içindeki aktarma ücretsiz olacak.
SERVİS ÜCRETLERİNDE MESAFE BAZLI ON-LINE HESAPLAMA DÖNEMİ
Öğrenci servis ücretlerinin hesaplanmasında hem veliler hem de taşımacılar için daha adil ve şeffaf bir sistem UKOME kurulunda alınan kararla hayata geçirildi. Yeni alınan kararla mesafeye göre belirlenecek servis ücretleri belediyenin web sitesi üzerinden ev adresi ve okul adresi girilerek otomatik olarak hesaplanacak.

18 YAŞIN ALTIDAKİLERE TOPLU TAŞIMA DESTEĞİ
UKOME kurulunda alınan kararla 18 yaşın altındakilere tüm toplu taşıma araçlarından indirimli olarak faydalanabilmesini sağlamak için yürürlükteki tüm paso ve benzeri belge düzenlemeleri kaldırıldı. Gençlerin indirimli yolculuk yapabilmeleri için 18 yaşın altında olmaları yeterli sayılacak.
TURİZM ODAKLI TOPLU TAŞIMA HATLARI HAYATA GEÇİYOR
Büyükşehir Belediyesi “Odak Samsun” projesi kapsamında turizm odaklı toplu taşıma hatlarını da hayata geçiriyor. Samsun-Vezirköprü Şahinkaya Kanyonu, Samsun-Kuş Cenneti ve Samsun-Ayvacık Barajı’na otobüslerle hizmet sağlanacak. Turizme yeni bir ivme kazandırmak adına yapılan çalışmayla Samsun’a yaşayan herkesin de şehrin güzelliklerini görmesine imkan tanınıyor.

Turizm otobüs hatlarının güzergah ve ücret tarifeleri UKOME kurulunda alınan kararla belirlendi. Şehirler arası yolculuk konforu sağlayacak yeni nesil otobüslerle yapılacak turizm seferlerinde seyahat süresinin 150 dakika olacağı 138 km’lik Samsun-Vezirköprü Şahinkaya Kanyonu Hattı’nın ücreti 100 TL, indirimli kullanıcılar için ise 80 TL, seyahat süresinin 90 dakika olacağı 57 km’lik Samsun-Kuş Cenneti Hattı’nın ücreti 55 TL, indirimli kullanıcılar için ise 45 TL, seyahat süresinin 90 dakika olacağı 74 km’lik Samsun-Ayvacık Barajı Hattı’nın ücreti 75 TL, indirimli kullanıcılar için ise 60 TL olarak belirlendi.
“HEMŞEHRİLERİMİZ HER ŞEYİN EN İYİSİNİ HAK EDİYOR”
UKOME kararlarını değerlendiren Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, “Samsun’umuz, hemşehrilerimiz her şeyin en iyisini hak ediyor diyerek hizmet yolculuğumuza devam ediyoruz. UKOME kararları da bunun bir parçası. Uygulama ile toplu taşımayı daha fazla cazip hale getirmiş olacağız. Bu trafiğe de olumlu yansıyacak. Öğrencilerimizin, hemşehrilerimizin her zaman yanlarında olmak bizlerin birer vazifesi. Bu sorumlulukla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bir yandan da ‘Odak Samsun’ projemize katkı sağlayacak, turizm destinasyonlarımızı herkese tanıtacak toplu taşıma hatlarını hayata geçiriyoruz. Samsun bizim evimiz, yuvamız. İnsanımızın mutluluğunu öncelemek, şehrimizi tanıtmak bizim en büyük görevimiz” dedi.
Haber7 – ÖZEL
Sosyal medyada bazı büyük şirketlerin vergi ödemediği veya düşük oranda vergi ödediğine dair iddialar gündemde geniş yankı uyandırdı. Şirketlerin vergi ödemediğine dair yer alan iddialarda özellikle son üç yıldır ödenmediğine ilişkin ibareler dikkat çekti.
Konuyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın X hesabından yapılan açıklamada, Vergi Denetim Kurulunun risk analiz sistemi üzerinden yaptığı tespitler neticesinde, 2 bin 815 büyük mükellefin halihazırda toplam yüzde 27’si nezdinde vergi incelemelerine devam edildiğini bildirdi.
Öte yandan vergi ve sosyal güvenlik alanına ilişkin düzenlemeler içeren kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
Kayıt dışı para ile mücadelenin devam ettiğini her fırsatta ve atılan her adımda belli eden ekonomi yönetimi vergide adaleti arttırmaya yönelik çalışmalarına devam ettiklerinin altını çizdi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Kayıt dışılıkla mücadelemiz hız kesmiyor. Gelir beyan etmediği halde yüksek harcaması olan mükelleflere yönelik denetimleri yoğunlaştırıyoruz. Vergide adaleti artırmaya yönelik uygulamalarımız devam edecek.” ifadelerini kullandı.
Büyük firmaların olduğu birçok mükellefin vergi ödemediği iddialarına ilişkin konuyu Vergi Uzmanı İsmail Vefa Ak, Haber7’ye değerlendirdi. İddiaların yetersiz olduğunu ve vergi konusunun oldukça hassas olduğunu vurgulayan İsmail Vefa Ak, ekonomi yönetiminin bu konuda sıkı politika uyguladığının altını çizdi.
VERGİ TARTIŞMALARINDA ‘SİYASİ’ ALGI
Vergi hususunun toplumda önemli ve hassas bir noktaya temas ettiğini belirten Vergi Uzmanı İsmail Vefa Ak, sosyal medyada yer alan iddiaların ‘vergi’ üzerinden siyasi arenaya taşınmasının etik olmadığını dile getirdi. İsmail Vefa Ak, vergi tartışmalarının teknik boyuttan çıkarak siyasete malzeme olarak kullanıldığının altını çizdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yaptığı bir açıklamada belediyelerin çok fazla sosyal güvenlik prim borcu olduğunu belirten Vefa Ak, 96 milyarlık prim borcunun büyük bir kısmının CHP’li belediyelere ait olduğunu vurguladı. Vergi konusunun teknik olmaktan ziyade siyasi mecralarda karşımıza çıktığını söyleyen İsmail Vefa Ak, vergi konusunun teknik açıdan incelenmesi gerektiğini belirtti.
O İDDİALARA UZMAN İSİMDEN AÇIKLAMA
Kamuoyuna yansıyan belgeler ile kesin hususa varmanın yetersiz olduğunu dile getiren Vergi Uzmanı İsmail Vefa Ak, bu şirketlerin vergi ödememesinin nedenini yatırımlardan, zarar etmelerinden ya da birtakım vergi teşviği istisnalarından kaynaklı olabileceğini belirtti. Vefa Ak, ancak bu nedenlerin vergi kaçırmak mı yoksa üç hususa bağlı olarak mı olup olmadığının anlaşılması ve kesin karara varılması için uzun soluklu, detaylı bir inceleme gerektiğini vurguladı. Konunun bu üç teorik üzerinden incelenmesi gerektiğini söyleyen Ak, “Bu şirketler gerçekten vergi kaçırıyor mu” sorusuna yanıt olarak, “Evet olabilir. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı bu konu üzerinde sıkı çalışmalar yürütüyor.” dedi.
DİKKAT ÇEKEN ‘ÜÇ YIL’ VURGUSU!
Sosyal medyada yer alan belgelerde çoğu şirketin ‘son üç yıldır vergi ödemediği’ şeklindeki ibarelere değinen Vergi Uzmanı İsmail Vefa Ak, üç yıl önce pandemi ve deprem gibi ekonomik kriz oluşturabilecek atmosferlerde olabileceğini dile getirdi. Pandemi döneminde tüm dünyanın ekonomik açıdan sert politikalardan geçtiğini ifade eden Vefa Ak, Türkiye’de bu konuda ekonomik krizin derinleşmemesi adına vergi konusunda birtakım af yasaları çıkardığını ve bu konunun bir ucunun bu döneme değindiğini söyledi.

İsmail Vefa Ak, deprem döneminde ise 11 ilin yıkılması ile ekonomik koşulların zorlaştığının altını çizdi. Bu şartlarda birçok global ekonomi yönetiminin yaptığı şekilde denetimin sıkı olmadığını ifade eden Ak, bu şekilde zor durumda kalan vatandaşlara af yasaları ile kolaylık sağlandığını dile getirdi. Ancak gelinen noktada af yasalarının 2023 yılı itibarıyla bittiğini söyleyen Vefa Ak, zarar eden şirketlerin gerçekten vergi kaçırıp kaçırmadığı noktasında sıkı bir denetimden geçtiğini vurguladı.
BÜYÜK ŞİRKETLER GERÇEKTEN VERGİ KAÇIRIYOR MU?
Kamuoyunda kamu ihaleleri alan şirketler üzerinden yapılan tartışmalara yönelik açıklamalarda bulunan Vergi Uzmanı İsmail Vefa Ak, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, otoyollar, demiryolları ve havalimanları gibi mega yatırımlara değindi. Bu yatırımların sadece inşaat kısmının 5-10 yıl arasında sürdüğünü söyleyen Vefa Ak, bu yatırımların ciddi bir finansman kaynağına ihtiyacı olduğunu dile getirdi. İsmail Vefa Ak, bu yatırımların kara geçmesi için oldukça uzun bir süre gerektiğini belirtti. Bu büyük yatırımların yaklaşık beş yıl içerisinde başa baş noktasına geleceğini ifade eden Vefa Ak, dolayısıyla bu şirketlerin beş yıl içerisinde daha çok vergi ödeyen konumunda görülebileceği yönünde tahminlerde bulundu.
GALERİYE GİT
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’in Gazze’deki katliamlarına yönelik yaptığı son çıkış Tel Aviv’de geniş yankı uyandırdı. Erdoğan’ın “Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, nasıl Libya’ya girdiysek bunun benzerini aynen onlara da yaparız.” açıklaması İsrail basınının manşetlerinde yer aldı.
Türkiye’nin askeri gücüne dikkat çekildi. Ankara’nın İsrail’le savaşan gruplara silah ve askeri destek sağlayabileceğine vurgu yapıldı.
İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz ise Türkiye’yi NATO üzerinden hedef almaya çalıştı.
TEL AVİV’İ ENDİŞELENDİREN AÇIKLAMALAR
Türkiye Gazze’deki katliama sessiz kalmıyor, her platformda sesini çıkarıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu katliamın durması için sıkı bir diplomasi trafiği yürütüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e yönelik açıklamaları Tel Aviv’i endişelendiriyor.
KATZ HADDİNİ AŞTI
İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, haddini aştı. Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan hadsiz paylaşımlar yaptı. Katz, bu kez NATO üzerinden Türkiye’yi hedef almaya çalıştı. İsrailli diplomatlara seslendi. Tüm NATO üyeleriyle acilen temasa geçmeleri talimatını verdi. Türkiye’nin kınanması çağrısı yaptı.
Ayrıca Türkiye’nin NATO’dan ihraç edilmesi gerektiğini de söyledi. Türkiye’nin Gazze diplomasisi İsrail’de endişe kaynağı oluşturdu. Zira Ankara batılı ülkeler ve NATO içinde İsrail’e karşı duran sayılı ülkeler arasın yer alıyor.
Katz’ın NATO çıkışını da bu bağlamda okumak gerekiyor. Çünkü NATO’nun İsrail’e destek vermemesinin önündeki engel Türkiye olarak görülüyor.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ALTINI ÇİZMİŞTİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’daki NATO Zirvesi sonunda yaptığı basın toplantısında İsrail’in NATO ile ortak ilişkisine izin vermeyeceklerinin altını çizmişti.
Bunun farkında olan İsrail basını da Erdoğan’ın “Karabağ ve Libya’ya girdik aynısını Filistinliler için yaparız” açıklamasını manşetlere taşıdı.
‘ERDOĞAN ASKERİ ADIM ATMAYACAK ANCAK BAŞKA CİDDİ KAYGILAR VAR’
Yediot Ahronot Gazetesi “Erdoğan askeri adım atmayacak ancak başka ciddi kaygılar var” başlığını attı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e savaş açmayacağını yazan Yediot Ahronot Gazetesi, ancak İsrail’e karşı savaşan herkese yardım edebileceği veya silah sağlayabileceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çıkışı Tel Aviv’i kaygılandırdığını vurguladı.
Çünkü Ankara BM’de, uluslararası arenada ve NATO’da etkili bir ülke.
Gazete, Ankara’nın bu diplomatik gücüyle İsrail’e zarar verme ihtimali olduğunu yazdı.
Batılı ülkelerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları karşısında sessiz kalmasının ise İsrail’de hayal kırıklığına yol açtığını belirtti.
ESKİ BÜYÜKELÇİ LİEL’DEN YORUM ALDILAR
Globes, Ankara’nın Hamas’ın yakın dostu olduğunu hatırlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e saldırmasının şaşırtıcı olmadığı yorumunu yaptı.
Haberde, “Ancak, dışişleri bakanlığı koridorlarında dahi Erdoğan’ın sözlerini duyunca çok şaşırdılar” denildi.
Gazete, İsrail’in Türkiye’deki eski Büyükelçisi Alon Liel’in de yorumunu aldı. Liel Türkiye’nin İsrail ile savaşan güçlere finansal veya askeri kaynak sağlayabileceğinin altını çizdi.
“CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, ORTA DOĞU’NUN EN BÜYÜK ORDULARINDAN BİRİNİN BAŞKOMUTANI”
Israel Hayom Gazetesi ise, “Erdoğan orta Doğu’daki çatışmalara böyle müdahale ediyor” manşetini tercih etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerini “alışılmadık” diye niteledi.
Türk liderin Orta Doğu’nun en büyük ordularından birinin başkomutanı olduğunu yazdı. Gazeteye göre, Türk ordusunun özellikle günümüzde en fazla öne çıkan unsuru, oyunun kurallarını değiştiren silah “Erdoğan’ın ‘drone ordusu.” görülüyor
Gazete, bu bağlamda Türk SİHA’larının Libya ve Karabağ’daki etkisini de hatırlattı.
“İSRAİL, LÜBNAN’A GİRERSE BÖLGEYE ASKER GÖNDERİLEBİLECEK” İDDİASI
Jerusalem Post Gazetesi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarını haberleştirdi. Türkiye ilişkilerinde uzman isimlerin görüşlerine yer verdi. Buna göre, eğer İsrail Lübnan’a girerse Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgeye asker gönderebileceğine dikkati çekti.
Gazete, Erdoğan’ın doğrudan İsrail’e askeri bir harekette bulunmayacağını da yazdı.
]]>Gülen, sigorta sektörünün Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (SEDDK) son dönemde uyguladığı güçlü sermaye politikasına paralel olarak her geçen gün daha da dirençli bir yapıya kavuştuğunu belirtti.
Gülen, “Düzenleme ve denetlemeleriyle sektörümüze yön veren SEDDK’nın attığı adımlar bize destek oluyor. Sektörümüzün öz kaynakları yüzde 130’a yakın artarken sermaye yapımızda her geçen gün daha da güçleniyor. Bu yolda aktif büyüklüğümüz yılın ilk yarısında 1,7 trilyon lirayı aşma başarısını gösterdi.” açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin sigortacılığında dünya devi sigorta gruplarının yatırımları bulunduğunun altını çizen Gülen, “Bu dev şirketlerin ülkemiz ekonomisine ve geleceğine olan güvenleri yatırım yaptıkları ilk günkü gibi aynı heyecanla devam ederken, sektörümüze olan yatırım ilgisi yerli ve yabancı yatırımcılar tarafından hala yüksek düzeyde olmaya devam ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Sektörde yılın ilk yarısında toplamda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 80,7 oranında nominal büyümeyle 380,4 milyar lira prim üretimi olduğunu belirten Gülen, şu değerlendirmede bulundu:
“Sigorta sektörünün özellikle sağlık sigortaları ile yangın ve doğal afet branşlarındaki olumlu görünümle yılın ilk yarısında hayat dışı branşlarda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 81,3 oranında, reelde de yüzde 5,7’lik büyümeyle 337 milyar lira prim üretimi gerçekleşti. Hayat sigortalarında özellikle tasarrufa yönelik ürünlerin ilgi görmeye başlamasının verdiği olumlu etkiyle yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 75,9 oranında büyümeyle 43,3 milyar lira üretim gerçekleşti. Bu alanda uzun bir aradan sonra reelde yüzde 2,5 gibi bir oranda büyüme yaşanması bizleri mutlu etti.”
OTO SİGORTALARINDA TOPLAMDA 131,4 MİLYAR LİRA PRİM ÜRETİMİ
Gülen, oto sigortalarının toplamda 131,4 milyar lira prim üretimiyle sektörün toplam prim üretiminin yüzde 39’unu gerçekleştirerek bu anlamda sektörün lokomotifi olmaya devam ettiklerine vurgu yaparak, “Bu alanın daha sağlıklı bir yapıya kavuşması için ve zorunlu trafik sigortasında yaşanan tartışmaların gündemden çıkarılması için regülatör kurumumuz SEDDK ile yoğun bir şekilde çalışarak hem sektör hem de kamuoyunu mutlu edecek bir sonuca ulaşacağımıza inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Sağlık sigortalarının istikrarlı büyümesini sürdürdüğünü aktaran Gülen, bu branşta 6 ayda 63 milyar lirayı aşan prim üretildiği, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 100,4 oranında reelde de yüzde 16,8 büyüme yaşandığı Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nda ise 6 ayda 19,4 milyar lira prim üretimi olurken, bu alanda reel büyüme 42,3 olduğu bilgisini paylaştı.
Türkiye’de büyük acılar yaşatan 6 Şubat 2023 tarihindeki Kahramanmaraş depremleri ile birlikte Yangın ve Doğal Afetler branşında farkındalığın artmaya başladığını aktaran Gülen bu branşta da 6 ay sonunda prim üretiminin geçen yılın aynı dönemine göre nominalde yüzde 124,3, reelde ise yüzde 30,7 oranında artarak 57.8 milyar liraya ulaştığının altını çizdi.
Gülen, “Bu branş içinde yer alan Zorunlu Deprem Sigortasında 6 ayda yüzde 44,8’lik reel büyüme ile 5,9 milyar lira, İhtiyari Deprem Sigortasında da reelde yüzde 49,5 oranında büyüme ile 11,4 milyar lira tutarında prim üretimi oldu. Sel teminatında da geçen yılın aynı dönemine göre reelde yüzde 40’lık artışla 1,3 milyar liralık üretim gerçekleşti.” açıklamasında bulundu.
İlk 6 ay itibarıyla gelinen noktada sektörün prim üretiminin beklenen seviyelerde gerçekleştiğinin görüldüğüne vurgu yapan Gülen, sigorta sektörünün 2024’te enflasyonun üzerinde büyüme başarısı göstereceğini ve yüzde 80 büyüme beklentisi altında yıl sonunda 900 milyar lira seviyelerine ulaşan prim üretimi öngördüklerini aktardı.
“BES İSTİKRARLI ŞEKİLDE BÜYÜMESİNİ SÜRDÜRÜYOR”
Kurulduğu 2003’ten itibaren 20 yılı aşkın süredir istikrarlı büyümesini sürdüren BES’in 2013’ten bu yana devlet desteğiyle ülke tasarruflarının merkezinde konumlanmaya başladığına işaret eden Gülen, şunları kaydetti:
“BES istikrarlı şekilde büyümesini sürdürüyor. Yılın ilk yarısında katılımcı sayısında 16,5 milyon aşılırken, Devlet katkısı dahil toplam fon büyüklüğünde ise 1 trilyon liralık kritik eşiğinin hızlıca üstüne gelindi. Öte yandan bu yıl başına göre gönüllü BES tarafında katılımcı sayısı artışı yüzde 6 seviyesinde gerçekleşirken fon büyüklüğü tarafında ise yüzde 41’lik dikkate değer bir büyüme yaşandı. Fonlardaki bu büyüme hem katılımcıların katkı payı artışından hem de fonların son birkaç yılda gösterdiği yüksek performansı istikrarlı biçimde sürdürmesinden kaynaklanırken, hem katılımcı sayısında hem de fonlardaki büyümenin bu yılın ikinci yarısında da aynı ivmeyle sürmesini bekliyoruz.”
Merkez Bankaı, aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana, beklentiler öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası sürdürüleceği mesajını verdi.
TCMB PPK özetinde şöyle devam edildi:
“Hizmet enflasyonundaki yüksek seyir ve katılık, enflasyon beklentileri, jeopolitik riskler ve gıda fiyatları enflasyonist baskıları canlı tutmaktadır.
Yıllık enflasyon haziran ayında, temel mal grubunda yüzde 50,6 olurken, hizmet sektöründe yüzde 95,3 ile yaklaşık 45 puan yukarıda gerçekleşmiştir. Ayrıca, hizmet sektörüne ait yayılım endeksi, fiyat artışlarının sektör geneline yayılmaya devam ettiğini göstermiştir. Bu bakımdan, yakın dönem tüketici enflasyonu gerçekleşmeleri dikkate alındığında, başta kira olmak üzere belirli hizmet kalemlerinde enflasyonun bir süre daha yüksek seyretme riski bulunmaktadır. Haziran ayı özelinde, haberleşme hizmetleri ve bayramın da etkisiyle ulaştırma hizmetleri öne çıkan kalemler olmuştur. Kira artışı ise bu dönemde önceki aylara göre yavaşlasa da yüksek seyrini sürdürmüştür.
TÜFE’DEKİ YILLIK KİRA ENFLASYONU YAVAŞLAYACAK
Perakende Ödeme Sistemi (PÖS) mikro verileri üzerinden takip edilen öncü göstergeler, sözleşme yenileme oranının temmuz ayında artmasının da etkisiyle aylık kira enflasyonunun yükseleceğine işaret etmektedir. Diğer yandan, gerek PÖS mikro verilerinden elde edilen yeni ve yenilenen sözleşmelerdeki kira artış oranları gerekse konut değerleme raporları üzerinden takip edilen kira oranları, TÜFE’deki mevcut yıllık kira enflasyonunun altında değerler almaktadır. Bu durum, önümüzdeki dönemde TÜFE’deki yıllık kira enflasyonunun yavaşlayacağını ima etmektedir. Buna karşın, bu kalemdeki yüksek atalet neticesinde kira enflasyonunun yüksek seviyesini koruyarak; dezenflasyon sürecinde, azalarak da olsa, tüketici enflasyonunun seyrinde önemli olmaya devam edecektir.
ÖZEL ÜNİVERSİTE FİYATLARINA VURGU
Ulaştırma hizmetleri fiyatları haziran ayında Kurban Bayramı’nın da etkisiyle yüksek bir aylık artış kaydetmiştir. Haberleşme hizmetleri fiyatlarındaki artış ise cep telefonu ve internet ücretlerinin yanı sıra posta hizmetleri kaynaklı olarak bir önceki aya kıyasla güçlenmiştir. Ayrıca, özel okullara ilişkin ücret güncellemeleriyle eğitim hizmetleri diğer hizmetler alt grubu içerisinde öne çıkmıştır. Geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin yüksek olduğu ve ücret gelişmelerinden de etkilenen özel okul ücretlerinin tüketici enflasyonuna olan etkisinin, fiyat açıklama tarihlerine bağlı olarak, yaz aylarında kademeli olarak yavaşlayacağı değerlendirilmektedir. Öte yandan, eğitim hizmetleri enflasyonunda eylül ayında özel üniversite ücretlerine bağlı fiyat ayarlamalarının etkisinin hissedileceği not edilmelidir.
Yurt içi üretici fiyatları haziran ayında yüzde 1,38 oranında artmış, yıllık enflasyon düşük bazın da etkisiyle 7,59 puan gerileyerek yüzde 50,09 olmuştur. Ana sanayi gruplarına göre incelendiğinde, enerji fiyatları yüzde 2,22 oranındaki yükselişle öne çıkarken, kalan gruplarda aylık fiyat artışlarının başta ara malı olmak üzere daha ılımlı seyrettiği izlenmiştir.
Uluslararası emtia fiyatlarında nisan ayı sonlarında başlayan gerileme haziran ayında da devam etmiştir. Alt kırılım bazında, küresel enerji fiyatları yataya yakın seyrederken, enerji dışı emtia fiyatları gerilemiştir. Temmuz ayının ilk üç haftası itibarıyla emtia fiyatları alt grup bazında ayrışmakla birlikte toplamda yatay seyretmiştir. Bu dönemde küresel enerji fiyatları yükselirken, enerji dışı emtia fiyatlarındaki düşüşler devam etmiştir. Özellikle haziran ayında ortalama 82,6 ABD doları seviyesinde olan Brent ham petrol fiyatlarının temmuz ayının ilk üç haftasında 87 ABD doları civarına yükseldiği izlenmiştir.
Küresel Arz Zinciri Baskı Endeksi haziran ayında tarihsel eğilimine yakın seyretmiştir. Küresel navlun endeksleri son dönemde farklılaşan bir görünüm sergilemiştir. Küresel ve Çin’e yönelik konteyner endeksleri nisan ayı sonrasında artış kaydederken, kuru yük taşımacılık endeksleri görece ılımlı seyrini sürdürmektedir. Yurt içinde tedarikçilerin teslimat sürelerinde mayıs ayında görülen sınırlı artış, haziran ayında normalleşme eğilimi göstermiştir. Sepet döviz kurundaki ılımlı seyrin devamı ile kur kaynaklı baskılar önemli ölçüde azalmıştır. Haziran ayında imalat sanayi PMI verileri gerek girdi gerekse nihai ürün fiyatları endeksinde yavaşlama göstererek, enflasyonist baskıların hafiflediğini göstermiştir.
ENFLASYON GÖRÜNÜMÜ ÜZERİNDE YUKARI YÖNLÜ RİSK TEŞKİL ETMEYE DEVAM EDİYOR
Temmuz ayı Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarına göre enflasyon beklentileri tüm vadelerde düşüş göstermeye devam etmiştir. On iki ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 31,8’den 1,8 puan düşüşle yüzde 30,0’a; yirmi dört ay sonrasına ilişkin beklenti ise yüzde 20,3’ten 1,0 puan düşüşle yüzde 19,3 seviyesine gerilemiştir. Buna ek olarak, cari ve gelecek yıl sonuna ilişkin enflasyon beklentileri sırasıyla 0,5 ve 0,1 puan aşağı yönlü güncelleme ile yüzde 43,0 ve yüzde 25,4 olmuştur. Beş yıl sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi ise yüzde 11,5 seviyesinde ölçülmüştür. Enflasyon beklentileri tüm vadelerde gerilese de mevcut seviyeler enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk teşkil etmeye devam etmektedir. Reel sektör beklentilerine bakıldığında haziran ayında yüzde 56,2 olan firmaların on iki ay sonrasına ilişkin yıllık enflasyon beklentisi, temmuz ayında yüzde 55,0’a gerileyerek sınırlı iyileşme göstermiştir. Hanehalkının on iki ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentilerinde ise aynı dönemde yüzde 71,49’dan yüzde 71,98’e sınırlı bir artış gözlenmiştir. Kurul, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının öngörüler ile uyumunu yakından takip etmektedir.
TEMMUZ AYINDA ENFLASYON AYLIK BAZDA YÜKSELECEK
Öncü göstergeler temmuz ayında aylık enflasyonun, para politikasının görece etki alanı dışında kalan yönetilen-yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamaları ile işlenmemiş gıda fiyatlarındaki arz yönlü gelişmeler neticesinde geçici olarak artacağına işaret etmektedir. Buna karşın, ana eğilimdeki yükselişin nispeten sınırlı kalacağı öngörülmektedir. Enerji fiyatlarında, meskenlere yönelik elektrik tarifesinde yapılan artış, akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarında ÖTV güncellemesi ve şebeke suyu fiyat yükselişine bağlı olarak temmuz ayında belirgin bir artış öngörülmektedir. Elektrikte ticarethanelere yönelik fiyat artışının, hizmet sektörü fiyatlarını maliyet kanalıyla temmuz ve izleyen aylarda olumsuz yönde etkilemesi beklenmektedir. Akaryakıt fiyatlarındaki artışa istinaden ulaştırma hizmetleri fiyatlarında yukarı yönlü seyir gözlenmektedir. Alkollü içecekler ve tütün grubunda fiyatlar otomatik vergi artışını takiben yükselirken alkollü içeceklerde üretici firma kaynaklı fiyat artışları da görülmektedir. Alkollü ve alkolsüz içecek fiyatlarındaki görünüm, içecek hizmetleri kanalıyla lokanta-otel grubunu da olumsuz etkilemektedir. Ayrıca, tütün ürünlerinde vergi kaynaklı etkinin kısmi bir şekilde nihai fiyatlara yansıtılması sonucu, artış ihtiyacının bir kısmının sonraki aya sarkacağı tahmin edilmektedir. Gıda grubunda temmuz ayında taze meyve ve sebze fiyatları mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıkların da etkisiyle önemli ölçüde yükselirken, taze meyve sebze dışı gıdada daha ılımlı bir seyir izlenmektedir. Öncü veriler, son dönemde döviz kurundaki ılımlı görünüm ve iç talep gelişmelerinin yansımalarıyla birlikte temel mal grubunda fiyat artışının diğer gruplara kıyasla ılımlı seyrettiğine işaret etmektedir. Özetle, öncü göstergeler temmuz ayında aylık tüketici enflasyonunu yukarı çekecek kalemlerin enerji, işlenmemiş gıda, alkol-tütün grupları olduğuna, buna karşın bu grupların dışlandığı çekirdek göstergelerde artışın görece daha sınırlı seyrettiğine işaret etmektedir.”
]]>Türkiye’nin lider gıda markası Ülker, spor alanındaki iş birliklerine bir yenisini daha ekledi. Uzun yıllardır futbol ve basketbol başta olmak üzere spora destek veren Ülker, Türkiye Milli Paralimpik Komitesi’yle iş birliği anlaşması imzaladı.
Çamlıca Kampüsü’nde düzenlenen törende sponsorluk anlaşmasını Ülker CEO’su Mete Buyurgan ile Türkiye Milli Paralimpik Komitesi Başkanı Dr. Av. Murat Aksu imzaladı. Törende, para okçulukta ülkemizi temsil edecek Nil Mısır ve para atletizm branşında mücadele eden sporcumuz Serkan Yıldırım da hazır bulundu.
Ülker CEO’su Mete Buyurgan törende yaptığı konuşmada spora verdiği desteği şu sözlerle ifade etti: “Sporun ülkemizi gerek sevinçte gerek hüzünde bir araya getiren en güçlü temel taşlarından biri olduğunu biliyoruz. Bu bilinçle, uzun yıllardır Ülker ve alt markalarıyla futbol ve basketbol başta olmak üzere spora destek veriyoruz. Paralimpik milli sporcularımızın azim ve kararlılığı hayatın her alanında bizlere ilham veriyor.
Onların bu anlamlı yolculuğunda yanlarında olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Umarım, bu anlaşmayla sağlayacağımız destek ve motivasyon, bir yandan toplumdaki fırsat eşitliği farkındalığını artırırken diğer yandan da sporcularımızın hedeflerine ulaşmalarına katkı sağlar. Tüm sporcularımıza, Türkiye’yi en iyi şekilde temsil edeceklerine inandığımız Paris 2024 Paralimpik Oyunları için de şimdiden gönülden başarılar diliyoruz.”

Türkiye Paralimpik Komitesi Başkanı Murat Aksu; Ülker’in komiteye ve sporculara verdiği bu desteğin Paris Paralimpik Oyunlar öncesi tüm sporcularımıza ve ekibe büyük motivasyon kaynağı olduğunu belirterek;
‘’Türkiye’nin ve dünyanın en değerli markalarından birisi olan Ülkerin bu desteği, sporcularımızın başarılarının daha geniş kitlelere ulaşmasına ve toplumda büyük bir farkındalık yaratmasına vesile olacaktır. Paralimpik sporcularımızın azim ve kararlılıkla elde ettikleri başarılar, Ülkerin güçlü iletişim ve pazarlama gücüyle daha fazla görünürlük kazanacaktır.
Bu iş birliği, sadece bugünümüzü değil, geleceğimizi de şekillendirecektir. Ülkerin desteği, genç nesillere ilham kaynağı olacak ve onların da hayallerine ulaşma yolunda cesaret bulmalarını sağlayacaktır. Ülkere, bu anlamlı destek için yürekten teşekkür ederiz. Birlikte,
büyük başarılara imza atacağımıza ve paralimpik sporcularımızın bu iş birliğiyle, sporun birleştirici ve dönüştürücü gücünü Paris’teki müsabakalarda en iyi şekilde ortaya koyacağına inancımız tamdır. ‘’ dedi.
PARALİMPİK SPORCULARDAN ANLAMLI MESAJLAR
Törene katılan paralimpik sporculardan para okçulukta ülkemizi temsil edecek olan Milli sporcu Nil Mısır, Ülker’in verdiği desteği şu sözlerle ifade etti.
“Ülker’in desteği, biz paralimpik sporcular için büyük bir umut ve ilham kaynağı. Bu köklü markanın bizimle olması, başarılarımızın daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayacak ve toplumda farkındalık yaratacak.
Ülker’in bu değerli katkısı, sporun birleştirici gücünü ve paralimpik sporcuların azmini vurgulamak için büyük bir fırsat. Paralimpik sporcular olarak, her gün daha büyük hedeflere ulaşmak için çalışıyoruz. Ülker’in sağladığı bu destek, bize yalnızca maddi yardım sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda moral ve motivasyon kaynağı oluyor.
Ülker’in iletişim gücü ve geniş etki alanı, başarılarımızın daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayarak, sporumuzun hak ettiği değeri bulmasına yardımcı olacak. Ülker ailesine bu değerli destekleri için içtenlikle teşekkür ederim. Onların yanımızda olması, bizim daha büyük başarılara imza atmamız için büyük bir motivasyon kaynağı.
Bu büyük ailenin bir parçası olmak, bana güç ve cesaret veriyor. Ülker’in desteğiyle, paralimpik sporcular olarak sporumuzu daha geniş kitlelere tanıtma şansını yakalayacağız ve toplumda pozitif bir değişim yaratacağız.” dedi
Para atletizm branşında mücadele eden Milli sporcu Serkan Yıldırım ise TMPK- Ülker iş birliği ile ilgili olarak şunları söyledi:
“Ülker’in desteği, bizim için sadece bir sponsorluk değil, aynı zamanda büyük bir moral kaynağı. Ülker gibi güçlü bir markanın bizimle olması, sporcu olarak kendimize olan güvenimizi artırıyor ve bizi daha büyük başarılara teşvik ediyor.
Bu iş birliği, paralimpik sporcuların azmini ve kararlılığını daha geniş kitlelere duyurma fırsatı sunuyor Paralimpik sporcular olarak, toplumda daha fazla tanınmak ve sporun birleştirici gücünü göstermek istiyoruz. Ülker’in köklü geçmişi ve yüksek iletişim gücü, bizim hikayelerimizi ve başarılarımızı daha fazla insana ulaştırmamıza yardımcı olacak.
Bu destek, bizim eşit şartlarda yarışma amacımıza ulaşmamız için büyük bir adım. Ülker ailesine bu değerli katkıları için minnettarım. Onların desteği, bizim sporumuza olan bağlılığımızı ve tutkumuzu daha da güçlendirecek. Ülker’in yanımızda olması, bizlere ilham veriyor ve sporumuzu daha geniş kitlelere tanıtma fırsatı sunuyor.”
TEKERRENK PROJESİYLE TEKERLEKLI SANDALYELER RENKLENDİ
Ülker, aynı zamanda Türkiye Milli Paralimpik Komitesi iş birliğiyle uygulanan tekeRRenk projesinde de yer alıyor. 2024 Paris Paralimpik Oyunları için bir ekip çalışmasıyla hayata geçirilen “tekeRRenk” projesi, 2020-2024 yılları arasında ülkemizdeki 10 milyonu aşkın engelli bireye ve tekerlekli sandalyelere yönelik bakış açısını iyileştirmek amacıyla başlatıldı.
Bugüne kadar 13 şehirden 9-47 yaş aralığındaki 54 engelli milli ve Paralimpik sporcunun hayat hikayesinden alınan ilhamla tasarlanan jant aksesuarları, 108 farklı desenle tekerlekli sandalyelere uygulandı. Paris 2024 Paralimpik Oyunları’nda farklı branşlarda yarışacak
tekerlekli sandalye kullanıcısı sporcuların jant aksesuarları ise, yine projenin kurucu tasarımcısı Birnur Temel’in çizimleriyle tasarlandı ve uygulandı.
Sanatın ifade ve sporun farkındalık gücünden ilham alınarak, sporcuların her bir hayat hikayesinin dikkatlice dinlemesi sonucu tasarlanan tekerlekli sandalye jantları sporculara ağırlık yaratmayacak bir şekilde, uzun bir AR-GE süreci sonunda üretildi. Milli sporcuların elçiliğini üstlendiği bu proje, Türkiye genelinde onlarca şehir ve yüzlerce sandalye olmak üzere kapsayıcılık konusunda bir farkındalık projesi olarak devam ediyor.
TECAVÜZCÜ DOKUZ ASKER
İsrail devlet televizyonu KAN’ın, dün Sde Teiman Askeri Üssü’nde 9 askerin cinsel işkence ve darp ettikleri bir Filistinlinin ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı haberini yayımlamasıyla askeri polis, konu hakkında soruşturma başlattı, askerler gözaltına alındı.

‘NEDEN ASKERLERİMİZ GÖZ ALTINDA?’
Bu haberin ardından aralarında askerlerin de bulunduğu İsrailli aşırı sağcılardan oluşan silahlı ve yüzleri maskeli bir grup, cinsel işkence yapmakla suçlanan askerlerin gözaltına alınmasını protesto ederek askeri üsse baskın düzenledi.
‘YEMEN TARLASI’
İsrail ordusu güney komutanlığının sorumluluğunda olan Sde Teiman Askeri Üssü adını, 1949 ile 1950 arasında Yemen’den İsrail’e getirilen 49 bin Yemenli Yahudi’nin ilk etapta yerleştirildiği bölge olmasından alıyor. Bu nedenle “Yemen tarlası” ismini taşıyor.

TOPLAMA KAMPI OLDU
İsrail, bu askeri üste 2008 ve 2014’te Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılar sırasında alıkoyduğu yüzlerce Filistinli için toplama kampları kurdu.
‘YASA DIŞI SAVAŞÇILAR’
Ordu, 7 Ekim 2023’ten sonra “yasa dışı savaşçılar” oldukları iddiasıyla Gazze Şeridi’nden yüzlerce Filistinli sivili bu üste insanlık dışı şartlar altında tutmayı sürdürdü.

İSRAİLLİ STK İNSANLIK DIŞI MUAMELELERİ YAZDI
İsrailli sivil toplum örgütü “İsrail Sivil Haklar Derneği (ACRI)”, söz konusu üste oldukça kötü alıkonulma şartlarını açığa çıkaran bir makale yayımladı.
İSRAİLİN İŞKENCE ÇEŞİTLERİ
‘DERHAL KAPATILMALI’
ACRI, ülkedeki 5 STK’dan biri olarak bu hapishanenin derhal kapatılması için İsrail Yüksek Mahkemesine başvuranlar arasında yer alıyor.
Mahkemeye sunduğu dilekçede ACRI, son birkaç ayda söz konusu hapishanede “hayal etmesi dahi mümkün olmayan olaylara” dair birçok delilin biriktiğini kaydetti.
ACRI’N DİLEKÇESİ
“Anestezi olmaksızın cerrahi operasyonlar yapılıyor, tutuklular günlerce ağır şartlarda tutuluyor, organlarının kesilmesine yol açacak şekilde uzuvları kelepçeli kalıyor, tıbbi tedavi ve tuvalet ihtiyaçları karşılanırken dahi gözleri uzun süre bağlı tutuluyor ve alıkonulan bazı Filistinliler darp ve ihlallerle dolu şekilde sürekli gözetim altında tutuluyor.”
Dilekçede, üssün bir hapishane olması için kanuna göre alıkonulanların “sağlık ve onurlarını zedelemeyecek” şartları sağlaması gerektiğine işaret edildi.
“Alıkonulanlar için asgari oranda insani şartları sağlamadığımız takdirde bizler de insan olmayacağız” ifadelerine yer verilen dilekçede, alıkonulan kişilere uygulanan muamelenin yasa dışı olduğu kaydedildi.

İŞKENCE TANIKLARI KONUŞTU
Haaretz gazetesinin, askeri üsteki tanıklardan aldığı bilgiye göre, esirlerin korunması görevini üstlenen “Birim 100” üyeleri, son aylarda çok sayıda şiddet olayına karıştı.
Sde Teiman’da görev yapan bir asker, “Birim 100” üyelerinin alıkonulan Filistinlilerin bulunduğu alana pimi çekilmiş el bombası attıklarını söyledi. Tanıklık yapan asker, şiddetli darptan dolayı bazı Filistinlilerin dişlerinin ve kaburga kemiklerinin de kırıldığını aktardı.
Söz konusu üste tutulan Filistinlerin sayısına ilişkin İsrail makamlarından henüz açıklama yapılmadı.
TUTUKLARIN SAĞLIK GÜVENCESİ YOK
Haaretz’in haberine göre hükümet, İsrail Yüksek Mahkemesine 15 Temmuz’da Sde Teiman’daki tutukluların çoğunun başka yerlere naklinin yapılacağını iletti. Haberde ayrıca 7 Ekim’den bu yana aktif olarak kullanılan Sde Teiman üssünde tutulan Filistinli esirlerden 36’sının öldürüldüğü kaydedildi.
“ÖZELLiKLE 2023’ÜN HAZİRAN AYIYLA, 2024 HAZİRAN ARASINDA PİYASADA BİR YÜZDE 25 DAHA DARALMA OLDUĞUNU GÖRDÜK”
Pandemi sürecinde ikinci el araç piyasasında fiyatların günlük değiştiği bir zaman yaşadıklarını hatırlatan Konya Oto Galericiler Odası Başkanı Abdullah Acıbadem, “Araç fiyatlarında, arz talep dengesizliğinden dolayı rakamlar hep yukarıya doğru seyretti. Tabii alınan tedbirler oldu. Çünkü baktığımızda bu işi sadece destek olarak yapanların haricinde sektöre dışarıdan çok fazla kişi dahil oldu. Haliyle insanlar da aracı tamamen bir yatırım aracı olarak görmeye başlayınca fiyatlarımız bizim hep yukarıya doğru seyretti. Geçen yılla bu yıl arasına baktığımız zaman özellikle ilk 6 aylık dönem 2023’ün ilk 6 ayı ile 2024’ün ilk 6 ayı arasında piyasada araç fiyatlarında bir gerileme oldu. Pazar da yüzde 17 daraldı. Özellikle 2023’ün Haziran ayı ile 2024 Haziran arasında piyasada bir yüzde 25 daha daralma olduğunu gördük. İstatistik kurumun açıklamalarına göre şöyle söyleyelim fiyatlar bu saatten sonra daha da düşer mi, düşmesinin imkanı yok. Ülkemize bu araçlar döviz üzerinden geliyor. Hep dile getiriyoruz şu an araba almanın tam zamanı. Kesinlikle araba alacak kişiler burada aracın fiyatının daha da düşeceğini asla düşünmesin. Biz sonbaharla birlikte araç fiyatlarının biraz daha yukarıya doğru tırmanacağını düşünüyoruz. Tabii burada döviz kuruyla alakalı bir değişiklik olursa döviz kuru da tabii bunu mutlaka tetikleyecek. Fiyatlar yukarıya doğru gidecek” ifadelerini kullandı.
“GALERİCİLERİN PANDEMİ SÜRECİNDE HİÇBİR ŞEKİLDE STOKÇULUK YAPTIĞINI ASLA DÜŞÜNMÜYORUZ”
Arabaların fiyatlarının yükselmesinde, piyasayla alakalı hep galericilerin ön plana çıkartıldığını söyleyen Abdullah Acıbadem, “Bazıları sosyal medyada bununla alakalı çok karalama yapıyor. Bu yanlış bir şeydir. Galericiler burada binici kullanıcılar arasında bir köprüdür. Kesinlikle galericilerin pandemi sürecinde hiçbir şekilde stokçuluk yaptığını asla düşünmüyoruz. Stok yapmak demek bugün en az 300-500, bin araba, 2 bin araba, yüksek rakamlardaki sayılarda stok yapan ve bu stoku kapasitesinde bu bütçeyi bulunduracak kişiler lazım. Bunu da bugün Konya için bakalım ya da Türkiye genelinde normal ortalama bir galericinin 20-25 civarında ortalama bir araç sayısı stoku vardır. Yani bununla nasıl stok yapabilir. Biz Konya Vergi Dairesi Başkanlığımızla da sürekli istişare içerisindeyiz” diye konuştu.
“DOLANDIRICILIKLARA MARUZ KALMAMA ADINA BURADA TERCİH TİCARET BAKANLIĞI’NDAN YETKİLİ OTO GALERİCİ ESNAF OLMASI LAZIM”
Otomobil alacak olan kişiler otomobili galerici esnafından alması gerektiğini ifade eden Acıbadem, “Bununla alakalı vatandaş işte gerekli yetki belgesini Ticaret Bakanlığı’ndan alıyor. Bu yetki belgesiyle araç satışı yapıyor. Diğer türlü son zamanlarda daha sık rastlamaya başladık. Bu nedir işte vatandaş internet ortamında aracın rakamını örnek söyleyeyim ki 1 milyonluk bir arabayı 800 bin liraya ilana atıyor. Arabası kendisinin falan değil. Aracın ilanını kopyalıyor. Kopyalamanın haricinde yeni gelişen bir sistem var, onu da söyleyelim. Örnek olarak sizin bir arabanız var. Onu size fiyatını daha düşük olarak yansıtıyor. Alıcıyı satıcıyı notere getiriyor. Bu arada parayı kendi hesabına aktartıyor. Ondan sonra alıcıyla satıcı karşı karşıya geliyor. Böyle dolandırıcılıklara maruz kalmama adına burada tercih Ticaret Bakanlığı’ndan yetkili oto galerici esnafı olması lazım. Çünkü burada bir muhatap var ve ben şuna hakimim ki Konya’da galericiler sitesinde 850 tane esnafımız var. Bizim buradaki esnafla alakalı biz hiçbir şekilde bir sorunla bu şekilde karşılaşmadık. Böyle bir durum olduğu zaman da müşteriyle galerici arasında bir uyuşmazlık olursa biz burada devreye girip orta noktayı bulmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bireylerin eğitim seviyelerinin yükseldikçe nitelikli iş gücü ihtiyacının karşılandığını ve verimliliğin arttığını belirtti.
Daha iyi eğitim almış ve becerilerini geliştirmiş insan kaynağının ekonomik kalkınmanın önemli bir faktörü olduğunu dile getiren Bahçıvan, “Sanayide nitelikli eleman eksikliğinin üretimde kapasite artışını engellediğini ve ülkemizin uluslararası rekabet gücünü olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz. Bu nedenle, sürdürülebilir büyüme için insan kaynağının niteliğinin geliştirilmesi son derece önemlidir.” dedi.
Bahçıvan, sanayinin katma değerli üretime geçiş yapabilmesi ve yüksek teknoloji alanlarına yönelebilmesi için nitelikli iş gücüne büyük ihtiyaç duyduklarının altını çizdi.
Bahçıvan, bu konudaki çalışmaları “ara eleman değil aranan eleman” vurgusunun yanı sıra “gelecek mesleki eğitimde” mottosuyla yönlendirdiklerini belirterek, “Bu kapsamda, Milli Eğitim Bakanlığımız (MEB) ile 2019’dan itibaren yürüttüğümüz İSO MEİP Mesleki Eğitim İşbirliği Projesi ile İstanbul’daki 44 meslek lisesinde 150’den fazla sanayicimizle kapsamlı, yenilikçi, katılımcı ve sonuç odaklı bir model oluşturduk.” ifadelerini kullandı.
Sanayi-okul iş birliklerinin, okullardaki istihdam odağını artırdığını ve istihdam oranlarının yaklaşık 4 kat artmasına katkı sağladığını gördüklerini belirten Bahçıvan, şunları kaydetti:
“Türkiye genelinde birçok alanda meslek lisesi mezunlarının alanında istihdam oranları yüzde 10’un altındayken, İSO MEİP okullarında bu oran geçtiğimiz yıl yüzde 40’ı aştı. Bu da mesleki eğitim yolculuğumuzda doğru yolda ilerlediğimizi gösteriyor. İSO olarak, bu modelin Türkiye geneline yaygınlaştırılması ve sanayimizin nitelikli iş gücü ihtiyacının büyük ölçüde karşılanmasına katkıda bulunması için çalışmalarımızı titizlikle sürdürüyoruz.”
“DESTEKLER SAĞLANMALI”
Erdal Bahçıvan, Türkiye İş Kurumu İşgücü Piyasası Araştırması’na (İPA) göre, işverenlerin nitelikli eleman bulmakta en çok zorlandığı sektörlerin başında imalat sanayisinin geldiğini bildirdi.
İstanbul’da, eleman temininde güçlük çekilen sektörlerin yüzde 43,2’sini imalat sanayisinin oluşturduğunu aktaran Bahçıvan, bu durumun sanayinin tüm alanlarında nitelikli iş gücü ihtiyacının olduğunu gösterdiğini söyledi.
Toplumu, aileleri ve öğrencileri mesleki eğitime daha yakınlaştırmak ve talebi artırmak amacıyla maddi teşviklerin önemli olduğunu düşündüklerini belirten Bahçıvan, şu ifadeleri kullandı:
“Bu kapsamda çocuklarını mesleki eğitime yönlendiren ailelere eğitim süresince sosyal yardım sağlanması, meslek lisesindeki öğrencinin ilk yılından itibaren sosyal güvencesinin başlatılıp devlet tarafından ödenmesi, eğitim süresince burs verilmesi, mezun olduktan sonra kendi alanında çalışmak şartıyla belirli bir süre için vergi muafiyeti tanınması ve erkek öğrenciler için askerlik avantajı getirilmesi gibi teşvikleri MEB ile yaptığımız görüşmelerde dile getiriyoruz. Sanayinin kapılarını öğrencilere açmak, onların son teknolojik gelişmelere tanıklık etmelerini sağlamak ve fabrikalarda uygulamalı eğitim vermek, mesleki eğitimi güçlendiren adımlar arasındadır.”
“SPESİFİK ALANLARDA İHTİYAÇ VAR”
Yenibiriş Yönetici Ortağı Uğur Karaboğa ise, emek yoğun işlerde nitelikli çalışanların üretimin önemli bir gücü olduğunu belirterek, “Endüstri meslek liseleri ve ön lisans mezunu olan bu teknik elemanları sadece ara eleman olarak nitelendirmek artık tam anlamıyla kavramın karşılığını vermiyor. Özellikle pandemi süreci ve sonrasında global çapta önemli bir tedarik zinciri krizi yaşandığı biliniyor. Mavi yaka ya da beyaz yaka gibi kavramların yanına eklenen ‘gri yaka’ kavramı da bu nedenle çok daha tanımlayıcı bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Gri yakayı, bilgiyi üreten ve aynı zamanda icraata geçiren profesyonel emekçilere verilen yeni bir isim olarak tanımlayabiliriz.” diye konuştu.
Söz konusu çalışanların sanayi, enerji, lojistik ve tarım gibi sektörlerde oluşturdukları değerin her geçen gün arttığına işaret eden Karaboğa, “Özellikle teknik eleman ve deneyimli usta, hizmet sektörü çalışanı konusu önemli. Burada az evvel bahsettiğimiz gri yaka çalışanlarda açıklar var. Örneğin inşaat sektöründe sıva ustası açığı olduğunu biliyoruz. Öte yandan ağır vasıta sürücüleri, vinç operatörleri gibi spesifik alanlarda ihtiyaç olduğunu da biliyoruz. Teknik eleman olarak bakım onarım teknisyenleri yine talep gören alanlar arasında yer alıyor.” ifadelerini kullandı.
“BÖLGEYE VE İHTİYAÇLARA UYGUN MESLEK OKULLARI DESTEKLENMELİ”
Uğur Karaboğa, tüm bunların yanı sıra iş dünyasındaki gözlemlere dayanarak bakım onarımda kadın istihdamının önemli bir başlık olduğunu söyledi. Kadın çalışanların bu çalışma alanında çok başarılı olabileceğinin bilindiğini ancak bu anlamda ciddi bir kaynak eksikliği bulunduğunu belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Enerji ve hizmet sektörlerinde de benzer durumlarla karşılaşıyoruz. Hizmet kalitesinin artması için sertifika ve deneyim sahibi servis, mutfak ve müşteri karşılama gibi alanlarda çalışanlara ihtiyaç var. Tüm bu başlıklar için eğitim sistematiğinin düzenlenmesinin ve teşvik edilmesinin yanı sıra özel sektör iş birliklerinin öneminin altını çizmek isteriz.”
Karaboğa, bölgeye ve ihtiyaçlara uygun meslek okullarının desteklenmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
500 Büyük şirketlerine nazaran daha küçük ve orta ölçekli kuruluşları (KOBİ) kapsayan araştırma sonuçları, üretimden satışların 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 42,2 artarak 695 milyar liraya yükseldiğine işaret etti. 2023’te yüzde 67,7 olan yıllık enflasyondan arındırıldığında üretimden satışların reel olarak yüzde 13,7 gerilemesi dikkati çekerken, yılın ortalama enflasyonundan (53,86) arındırıldığında ise reel gerileme yüzde 7,6 oldu.
KOBİ’lerin üretimden satışlarının, 500 büyük sanayi kuruluşuna paralel olması dikkati çekti. Üretimden satışlar baz alınarak yapılan 2023 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına göre Biska Tekstil 2 milyar 958 milyon TL ile ilk sırayı aldı. Onu 2 milyar 949 milyon TL ile Karel Elektronik ve 2 milyar 945 milyon TL ile Küçükçalık Tekstil takip etti.
KOBİ’lerin ihracatlarındaki düşüş dikkati çekti
2023 yılında zayıflayan küresel büyüme dinamiklerine rağmen Türkiye’nin ihracatı sınırlı da olsa (binde 5) 255,4 milyar dolara yükselirken, aynı dönemde sanayi ihracatı binde 2 düşüşle 245,6 milyar dolara gerilemişti.
İSO İkinci 500’ün ihracatı ise 2023’te yüzde 6,5 gerileyerek 15 milyar dolar olarak gerçekleşti. Yaklaşık bir ay önce açıklanan en büyük 500 sanayi kuruluşunun ihracatı ise 2023’te yüzde 2,9 gerileyerek 95,1 milyar dolar olmuştu.
İSO’nun araştırma sonuçlarına göre bu durum, nispeten daha küçük ve orta ölçekli kuruluşların dış pazarlara açılma ve rekabet gücünü koruma anlamında önemli ölçüde zorlandığını ortaya koydu.
Özellikle ihracattaki düşüşün etkisiyle İSO İkinci 500’ün Türkiye’nin toplam sanayi ihracatından aldığı pay 2023’te bir önceki yıla göre 0,4 puan azalarak yüzde 6,1’e geriledi.
KOBİ’lerin finansman gideri bir yılda iki katına çıktı
İSO İkinci 500’ün dönem kârı 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 26,8 ile sınırlı oranda artarak 94 milyar 741 milyon liraya yükselirken, dönem kârının net satışlara oranı ise yüzde 9,4’ten yüzde 8,2’ye geriledi.
KOBİ’lerin finansman gideri ise aynı dönemde yüzde 103 artarak 65 milyar 598 milyon liraya yükseldi.
Böylece finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı 12,9 puan artarak yüzde 45,1 oldu.
Kârlılıktaki zayıf performans, kar ve zarar eden kuruluşlar sayısında da kendini gösterdi.
2022’de 43 olan zarar eden şirket sayısı, 2023’te 72’ye yükselerek 2018’den beri en yüksek seviyeye çıktı.
Net kambiyo zararı bir yılda 5 katına çıktı
KOBİ’lerin net kambiyo zararı, döviz kurlarındaki sert yükselişlerin etkisiyle 2022’deki 856 milyon liradan 2023’te 4 milyar 101 milyon liraya yükseldi.
Araştırma sonuçlarına göre net kambiyo zararındaki bu yüksek artışa karşın kambiyo işlemleri haricindeki diğer gelirlerden elde edilen net kar 18,5 milyar liraya çıkarak kur zararını fazlasıyla telafi etti. Üretim faaliyeti dışı gelirler içerisinde faiz, temettü, iştirak, menkul kıymet, duran varlık satışı, komisyon vb. gibi pek çok kalem yer alıyor.
Aktif toplamı, enflasyon düzeltmesinin etkisiyle 1,4 trilyon liraya ulaştı
2023 yılında enflasyon düzeltmesi sonrası veriler ile İSO İkinci 500’ün aktif toplamı yüzde 110,4 artarak 1,4 trilyon liraya ulaştı.
Bu artışın 343 milyar liralık kısmı enflasyon düzeltmesinden kaynaklandı.
Özkaynaklar 2023’te enflasyon düzeltmesi sonrası verilerle yüzde 152,1 oranında artarak 740 milyar liraya yaklaştı. Bu kalemde enflasyon düzeltmesinin etkisi 339 milyar lira oldu.
Devreden KDV alacakları yüzde 58 arttı
İSO’nun açıklamasına göre sanayicilerin son yıllarda makul bir çözüm bulunmasını beklediği konulardan biri olan devreden KDV alacakları, gerek İSO 500 gerekse İSO İkinci 500 şirketleri için ciddi bir sorun olmaya devam ediyor.
İSO 500 için 2023 yılında enflasyon düzeltmesi sonrası veriler ile yüzde 36,5 artışla 66,8 milyar TL’ye yaklaşan KDV alacakları, İSO İkinci 500’de enflasyon düzeltmesi sonrası veriler ile bir önceki yıla göre yüzde 58,3 artarak 14,1 milyar TL’ye yükseldi.
İSO İkinci 500 araştırmasının sonuçlarına göre 2023 yılında İSO İkinci 500’ün üretimden satışları yüzde 42,2 oranında artarak 695 milyar TL’den 988 milyar TL’ye çıktı.
İSO’dan yayımlanan bültende 2021 ve 2022 yıllarına göre zayıf bir performansa işaret eden bu artışta yavaşlayan küresel talep, yaşanan deprem felaketi, uzun seçim dönemi ve ardından yeni ekonomi politikaları doğrultusunda uygulanan sıkılaşma politikalarının belirleyici olduğu belirtildi.
İSO İkinci 500’ün üretimden satışlarındaki değişimler, yıl sonu TÜFE enflasyonundan arındırılarak incelendiğinde; 2023 yılında üretimden satışların yüzde 13,7 oranında gerilediği görüldü.
İSO İKİNCİ 500’ÜN EN BÜYÜK ÜÇ ŞİRKETİ
Üretimden satışlar baz alınarak yapılan 2023 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına göre Biska Tekstil 2 milyar 958 milyon TL ile ilk sırayı aldı. Onu 2 milyar 949 milyon TL ile Karel Elektronik takip ederken Küçükçalık Tekstil 2 milyar 945 milyon TL ile üçüncü oldu.
2023 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına üretimden satışları 2 milyar 958 milyon TL ile 1 milyar 294 milyon TL arasında kalan şirketler girebildi. İSO İkinci 500’ün 2022 yılı listesinde yer alan şirketlerin üretimden satışları ise 2 milyar 54 milyon TL ile 886 milyon TL bandında gerçekleşmişti.
2023 yılında 76 yeni kuruluş İSO İkinci 500 sıralamasında yer alma başarısı gösterdi. 37 kuruluş geçen yıl İSO 500’de iken bu yıl İSO İkinci 500’e geriledi. 387 kuruluş ise son iki yılda da İSO İkinci 500 sıralamasında yer aldı.
2023 yılında İSO İkinci 500, satışlarının yanı sıra kârlılıkta da zayıf bir performans ortaya koydu.
Söz konusu yılda İSO İkinci 500’ün faaliyet kârı yüzde 44,9 oranında artarak 100,4 milyar liradan 145,5 milyar liraya çıktı. Buna karşılık aynı dönemde faaliyet kârlılığı oranı yüzde 12,6 ile aynı kaldı.
Benzer şekilde, faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr büyüklüğü yüzde 46’lık artışla 121,1 milyar liradan 176,8 milyar liraya ulaştı. Bu artışa rağmen FAVÖK karlılığı sadece binde 1 puan artarak yüzde 15,3 oldu.
Vergi öncesi kâr ve zarar toplamı ise yüzde 26,8 artarak 74,7 milyar liradan 94,7 milyar liraya yükseldi. Ancak satış kârlılığı oranı 1,2 puan düşüşle yüzde 9,4’ten yüzde 8,2’ye indi.
NET KAMBİYO ZARARINDA ARTIŞ
İSO İkinci 500’ün kârlılık bileşenlerini yansıtan bu tablo geçen yıl ile kıyaslandığında, 2023’ün en çarpıcı gelişmesinin, net kambiyo zararının neredeyse 5 katına çıkarak 4,1 milyar liraya ulaşması olduğu görülüyor.
Net kambiyo zararındaki bu yüksek oranlı artışa karşılık kambiyo işlemleri haricindeki diğer gelirlerden elde edilen net kar 18,5 milyar liraya çıkarak kur zararını fazlasıyla telafi etti. Böylece net üretim faaliyeti dışı gelirlerin net satışlara oranı yüzde 0,8’den yüzde 1,2’ye çıktı.
Üretim faaliyeti dışı gelirler içerisinde faiz, temettü, iştirak, menkul kıymet, duran varlık satışı, komisyon vb. gibi pek çok kalem yer alıyor.
FİNANSMAN GİDERLERİ ARTTI
Finansman giderleri 2023 yılında da; İSO 500’deki gibi, İSO İkinci 500’de de sanayi kuruluşlarının karlılıklarında temel belirleyicilerden biri olmayı sürdürdü.
İSO İkinci 500’ün finansman giderleri yüzde 103,1 oranında artarak 65,6 milyar TL’ye yükseldi. Aynı yılda faaliyet kârı yüzde 44,9 artışla 145,5 milyar TL’ye çıktı. Böylece finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı 12,9 puan artışla yüzde 45,1’e yükseldi.
Son 12 yıllık ortalamanın yüzde 44 olduğu düşünüldüğünde; yıllardan beri hep işaret dildiği gibi sanayici elde ettiği kârın yarısına yakınını finansman giderlerine ayırmak gerçeğinden kurtulamıyor. Şirketler faaliyet karlılığını büyük oranda korusa da artan finansman maliyetleri ve kambiyo zararları dönem karlılığını zayıflatıyor.
]]>
İSPANYA’DA TURİST VERGİSİ
Barcelona’da bir başka tedbir de turist vergisi oldu. Barselona yerel yönetimi kente ayak basan turistlerden 3,25 euro alıyor. Yerel yönetim elde edilecek geliri şehrin alt yapısını geliştirmek ve verilen hasarı gidermek için kullanacaklarını açıkladı. İspanya’nın Valensiya kenti de bu yıldan itibaren oteller, pansiyonlar, apartman daireleri ve kamp alanları da dahil olmak üzere her türlü konaklama yerinde konaklayan turistlerden vergi almaya başladı.
YUNANİSTAN İNCELİYOR
Yunanistan da İspanya gibi kısa vadeli kiralamaya daha fazla kısıtlama getirmeyi tartışıyor. Başbakan Kriakos Miçotakis “Uzun vadeli kiralamalar için daha fazla mülk serbest bırakmak amacıyla kısa vadeli kiralamaları mantıksal olarak sınırlayıp sınırlayamayacağımızı görmek için esas olarak Atina’daki Airbnb pazarını inceliyoruz” dedi. Yunanistan’daki Airbnb pazarı, fiyatların artması ve uzun dönemli kiralamalar için arzın tükenmesinden sorumlu tutuluyor . Birçok Yunan kiralayacak mülk bulmakta zorlanıyor.

TURİST VERGİSİ YAYILIYOR
Portekiz’in turistik kenti Olhão da turizm vergisi almaya başladı. Şehirde Nisan-Ekim ayları arasında turistlerden geceleme başına 2 euro tahsil edecek. Bu ücret Kasım-Mart arasındaki dönemde ise 1 euroya düşürülecek, çocuklardan ücret alınmayacak. Portekiz’in turizm merkezi Algarve’nin iki belediyesi de vergi alacak. Turistlerin son derece yoğun olduğu Venedik de turistlerden günlük ücret almaya başlıyor.
MİLANO’DA TUHAF YASAKLAR
İtalya’nın turistik şehri Milano’da da turistlere yönelik kısıtlamalar başladı. Şehirde belli saatlerde cam ve teneke ambalajda içecek satışı yasaklandı. Gerekçe olarak, kent sakinlerinin gece hayatından rahatsız olması gösterildi. Belediye, gece yarısından sonra dondurma ve pizza satışını da engellemeye hazırlanıyor.

TÜRKİYE DE SINIRLADI
Türkiye’de de günlük kiralık evlerin turizm işletmelerine verdiği zarar nedeniyle kısıtlamalara gidildi. 1 Ocak 2024 tarihi itibariyle turizm amaçlı kiralama faaliyeti yapan gerçek veya tüzel kişilerin başvuru yapması zorunluluğu getirildi. Buna göre artık bir evi 100 günden kısa süreli kiraya verecek ev sahipleri, izin belgesi alacak ve bazı yükümlülükleri üstlenecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yönetilecek süreç kapsamında, kiraya verilecek bir ev için her şeyden önce izin belgesi alınması gerekecek. Bakanlık, izin belgesini alan vatandaşa bir plaket verecek ve bu plaket, kiralanacak evin kapısına asılacak.
“HİBRİT DOMATESLER HASTALIĞA YAKALANMIYOR, VERİMİ DE LEZZETİ DE ÇOK GÜZEL”
Geçen yıl yerli domatesten kar elde edemedikleri için hibrit domatese yöneldiklerinin altını çizen seracılık yöntemiyle domates üreten Ömer Sancak, “Çiftçilik, hayvancılık ve seracılık yapıyorum. Bu sene ilk kez hibrit domates ürettim. İtalya’dan bir firmadan tohumları aldık. Geçen yıl ürettiğim domateslerden verim alamadığım için bu yöntemi seçtim. Yerli domatesler hastalığa yakalanıp, virüsten yakamızı kurtaramıyorduk. Hibrit domateslerim çok iyi çıktı. Tonaj ve kalite olarak da çok verimliler. Alan da satan da memnun. Yerli ürün ektiğimde ilk hasatta güzel verim alıyorduk ama gün geçtikçe mantar hastalıkları ve virüse yakalanıyordu. Ayrıca dalda bekleme süresi de çok kısa oluyordu. Biz üreticilerin kâr yapması için domatesin dayanıklı olması gerekiyor. Tam hasadın ortasında bizim domatesimiz bitiyor. Bu sene Allah’a şükür öyle olmadı. Bu domatesle biz 10 salkıma kadar domates alıyoruz. Önceki senelerde ise 5-6 salkımda sezonu bitiriyorduk. Bu sene şu anda 7-8 salkımdayız hiçbir hastalık yok. Çok memnun kaldık. Şu anda perakende olarak kilosunu 20 TL’den satıyorum. Fiyatlardan da şu anda memnunuz. Geçen sene ürünün yarısında domates bitti, hastalıktan dolayı. Biraz zarar ettik. Bu sene beklentimiz yüksek, yüzümüz gülüyor” dedi.
“VİRÜSE VE HASTALIĞA DAYANIKLI DOMATES YETİŞTİRİYORUZ”
Deneme üretimi yaptıkları domateslerin hastalığa yakalanmadığını belirten Ziraat Mühendisi Sadık Altay, “4 yıldır birçok tarımsal ürünün ıslahı için çalışmalar yürütüyoruz. Bu yıl 19 Mayıs ilçemizde dünyada yaygın olan bu rugosa virüs dediğimiz kahverengi olgunluk virüsüne karşı dayanıklı çeşitlerimiz var bu serada, şahit çeşitlerle beraber. Rugosa virüs domateslerde ciddi ürün kaybına, verim kaybına sebep oluyor. Bu da üreticiyi ciddi mağdur ediyor. Buradaki serada virüse dayanıklı salkım domates yetiştiriliyor. Salkım halinde hasat edilen bir çeşidimizde toleranslar yüksek, verimi oldukça iyi, meyve dayanımı da güzel ve raf ömrü uzun. Salkımın dışında burada beef çeşidinde virüse dayanıklı domates yetiştiriyoruz. Çiftçilerimiz üretimi ticari yaptığı için hastalık dayanımı, son yıllarda ön plana çıkan rugosa hastalığı, virüsü ciddi ürün kayıpları neden olduğu için şu an bütün üreticiler bu konuda arayış içinde. Biz de böyle bir yenilik yaptık, bölgemize getirdik. İnşallah çiftçilerimize gelecek yıl bunu ciddi olarak sunacağız” diye konuştu.
“DOMATESLERİN GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMEDİ, MELEZ ÜRÜNLERDEN ELDE EDİLDİ”
Yüksek dayanıklı domateslerin genetiği değiştirilmiş ürün olmadığını vurgulayan Altay, “Hibrit olarak üretilen salkım ve beef çeşidindeki domateslerimiz hiçbir ürün kaybımız yok. Kalitemiz çok iyi, tadı, aroması ve verimi çok yüksek. Dalda bekleme süresi uzun. Domateslerin hasat etmediğimiz sürece bile daldan düşmüyor. Bu da bize kolaylık sağlıyor. Ürünü para ettiği döneme kadar ağacında bekletebiliyoruz. Bu büyük bir avantaj tabii üretici için. Bu domates çeşitleri yurt dışından geliyor. Türkiye’de de Antalya’da ıslah istasyonumuz var. Çeşitlerimiz uzun yıllar çalışma sonucunda oluşuyor. Böyle melez çeşitlerimiz, F1 dediğimiz hibrit. Bunu ıslahçı, domates konusunda, dünya genelinde çalışan, dünyanın her yerinde ıslah projesi yürüten firmalar yapıyor. Üreticiler, her yıl tohum ya da fide alıp dikiyor. Şöyle bir takıntı oluşmasın. GDO’lu dolu ürün değil bunlar. Bunlar melez dediğimiz üründen. Yani bunun tohumundan tekrar domates üretebilirsiniz ama bu anneye, babaya, dedeye geriye doğru açılım gösterebilir. Üreticinin istediği pazar ürünü ise standart tek tip ürünü istiyor. Raf ömrü uzun, tezgahta bekleyebilen ondan dolayı her yıl yeni tohum alması gerekiyor. Ama yoksa bundan tohum alıp ekse üretebilir ama bu kaliteyi yakalayamaz. Bu tür ürün de çıkabilir içinde, bunun dışında da çıkabilir. O yüzden tohum alıp dikmesi veya fide alıp dikmesi daha mantıklı” şeklinde konuştu.
Uzun süre bozulmadan dalda kalabilen domatesler, üretici tarafından satılacağı zaman salkımdan kopartılıp tüketiciyle buluşturuluyor.
SANTA MARIA’NIN RAF ÖMRÜ UZUN OLUYOR
Santa Maria armudunun ince kabuklu ve şekerlenmesinden dolayı uzun süre çürümeden kalabildiğini söyleyen armut üreticisi Enes Uğur, “Armut hasadımız çok iyi geçti. Armut Bursa için çok güzel bir ürün, fiyatı da çok güzel. Bu sene güzel bir kar elde etmek istiyoruz. Hastalıksız ve dolusuz çok güzel bir sezon olmasını ümit ediyoruz. Bu armut İtalya’dan geldiği için Santa Maria diyoruz. Santa Maria armudunun özelliği ise ince kabuklu olması ve şekerlenmesi. Bu topraklarda yetiştiği için raf ömrü uzun oluyor. Santa Maria armudu başka bölgede buradaki gibi ince kabuklu ve raf ömrü uzun olmuyor” dedi.
REKOLTE YÜZDE 30 ARTTI
Geçtiğimiz yıla göre yüzde 30 daha fazla verim aldıklarını ifade eden Uğur, “Rekolte bu sene geçen seneye göre yüzde 30 daha fazla. 10 ton meyve beklenen bahçelerden 13-14 ton meyve toplanıyor. İsrail pazarı Filistin’deki zulümden dolayı kapalı ama Rusya, Suudi Arabistan, Irak gibi yerlere ihracat devam ediyor. Araplar daha çok küçük armutları, Ruslar ise büyük armutları seviyorlar. Armutlarımızın yüzde 60-70’i Rusya’ya gidiyor” şeklinde konuştu.
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ SICAK HAVALARA RAĞMEN DESTEK VERİYOR
İşçi bulmanın zor olduğunu kaydeden Uğur, 40 dereceleri bulan sıcaklıklara rağmen üniversite öğrencilerinin tarlada hasada destek verdiklerini söyleyerek, “Normalde çalıma saatlerimiz 8.00-17.00 ama biz 6.00-15.00 arasında çalışıyoruz. Yapılan anlaşmaya göre farklı saatlerde de çalışan var. Armudun budaması eylül ayında başlayıp nisan ve mayıs ayına kadar devam ediyor. Şubat ayında da ilaçlaması başlıyor. Armudun bu zamana kadar gelmesi çok zorlu bir süreçten geçiyor. Armut ağacının yetişmesi aşağı yukarı 30 yıl sürüyor. 100 dönüm kadar Santa Maria hasadı yapılıyor. 20’şer kişiden oluşan 3 grup halinde çalışıyoruz. 5-6 kişi günde 20 ton mal topluyor. İşçi bulmak biraz zor. Daha doğrusu işini iyi yapan yok. Üniversite öğrencileri bize destek oluyor. İşçilerin aldığı para çalışma saatine göre değişiyor. 900 liraya da çalışan da var, bin liraya da çalışan var. Armudun kilosunun fiyatı tarladan çıkma büyük boy 35 lira, küçük boyları ise 17-18 lira arası” diye konuştu.
50-55 BİN TON ARASI REKOLTE BEKLENİYOR
Armut hasadında bu yıl çiftçinin yüzünün güldüğünü ifade eden Gürsu Ziraat Odası Başkanı Kamil Dönmez, “2024 yılı Santa Maria hasadına yaklaşık 3-4 gün önce başladık. Rekoltemizde bu sene kayıp yok. 50-55 bin civarında rekoltemiz var. Hasat yoğun bir şekilde devam ediyor. Bereketli bir sezon yaşıyoruz. Bizdeki satış fiyatı ya erken dalda satış fiyatı olur. 18-20 kilogram civarında bir satış oldu. Ayrıca ürünü kendileri toplayıp depoya teslim eden çiftçi arkadaşlarımız, 30-35 lira bandında ürünü depoya teslim ediyorlar. Gürsu olarak 50-55 bin ton civarında bir Santa Mariamız var. Bursa’ya baktığımız zamanda toplam 100 bin ton Santa Maria var. 20 gün hasat yapıp piyasaya sokarsanız, her yer armut sirkesi, armut çürüğü olur. Bunun böyle olması mümkün değil. Bunun için ürünler depoya girmek zorunda. Ürünü periyotlar halinde 6-7 ay içinde depodan pazara çıkarmak zorundasınız. 100 bin ton armudu 20 günde pazara çıkardığınızda ne satabilirsiniz, ne tüketebilirsiniz” dedi.
ABD Merkez Bankasının (Fed) yarın politika faizini son kez yüzde 5,25-5,50 seviyesinde sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, politika metni, ekonomik projeksiyonlar ve Fed Başkanı Jerome Powell’ın açıklamalarından alınacak sinyallerin varlık fiyatlarının yönü üzerinde belirleyici olması bekleniyor.
Para piyasalarındaki fiyatlamalar Fed’in yılın geri kalanında 3 kez faiz indirimine gidebileceğini gösterirken, Fed’den alınacak sinyallerin yanı sıra cuma günü açıklanacak istihdam raporundaki verilerin bankanın faiz indirimi konusundaki soru işaretlerini azaltabileceği öngörülüyor.
Söz konusu belirsizliklerin yanı sıra bugün Microsoft ile yeniden piyasaların odağına yerleşecek olan şirket finansal sonuçları Apple, Amazon ve Meta Platforms gibi dev şirketlerle devam edecek. Trilyon dolar büyüklüğündeki söz konusu şirketlerin finansal sonuçlarının hisse ve sektör bazlı oynaklığı artıracağı tahmin ediliyor.
Tahvil piyasaları yarınki Fed kararları öncesinde yatay seyrederken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, şu sıralarda yüzde 4,18, dolar endeksi 104,6 seviyesinde bulunuyor.
Altının ons fiyatı yeni günde yüzde 0,2 artışla 2 bin 387 dolardan, Brent petrolün varil fiyatı ise yatay seyirle 78,6 dolardan işlem görüyor.
New York Borsası’nda dün Nasdaq endeksi yüzde 0,07 ve S&P 500 endeksi yüzde 0,08 yükselirken, Dow Jones endeksi yüzde 0,12 geriledi. ABD’de endeks vadeli kontratlar yeni güne düşüşle başladı.
Avrupa’da dün İngiltere hariç satış ağırlıklı bir seyir hakim olurken, bugün Almanya ve Avro Bölgesi’nde büyüme ve Almanya’daki enflasyon verileri yatırımcıların odağına yerleşti.
Analistler, bölgede ekonomik aktiviteye yönelik endişelerin geçen hafta açıklanan verilerin ardından güçlendiğini kaydederek, bugün açıklanacak verilerin Avrupa Merkez Bankasının (ECB) gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin önemli sinyaller verebileceğini ifade etti.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,08 yükselirken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,98, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,53 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,51 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne karışık seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında bugün satış baskısının öne çıktığı görülürken, Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) yarın açıklayacağı para politikası kararlarına ilişkin belirsizlikler risk iştahını törpülüyor.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda bankanın politika faizini yüzde 70 ihtimalle sabit bırakacağı öngörülürken, yüzde 30 ihtimalle de 10 baz puan artırabileceği tahmin ediliyor.
Analistler, bankanın tahvil alımlarını yakında sonlandıracağına yönelik beklentilerin ise günden güne güçlendiğini ifade etti.
Öte yandan, ülkede açıklanan verilere göre, işsizlik oranı haziranda 2,5’e indi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,2, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,2 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi ise yüzde 0,6 geriledi.
Yurt içinde dün düşüş eğiliminde hareket eden Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 1,45 azalışla 10.733,75 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün yüzde 0,4 yükselişle 33,0778’den kapanırken, bugün bankalararası piyasanın açılışında 33,0660 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu toplantı özeti, yurt dışında ise Avro Bölgesi ve Almanya’da büyüme ile ABD’de JOLTS açık iş sayısı başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.700 ve 10.500 puanın destek, 10.800 ve 11.000 seviyelerinin direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, temmuz ayı ekonomik güven endeksi
11.00 Almanya, 2. çeyrek Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH)
12.00 Avro Bölgesi, temmuz ayı tüketici güven endeksi
12.00 Avro Bölgesi, 2.çeyrek Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH)
14.00 Türkiye, temmuz ayı TCMB PPK toplantı özeti
15.00 Almanya, temmuz ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)
16.00 ABD, mayıs ayı konut fiyat endeksi
17.00 ABD, haziran ayı JOLTS açık iş sayısı
17.00 ABD, temmuz ayı New York Fed tüketici güven endeksi
İsrail’de Gazze’den alıkonulan Filistinlilerin tutulduğu Sde Teiman askeri üssündeki bir Filistinliye cinsel istismar ve işkencede bulundukları suçlamasıyla 9 askerin gözaltına alınmasıyla başlayan kriz, askerlerin sorgu için götürüldüğü askeri üste devam etti.
İsrail basınındaki haberlere göre, yaklaşık 100 kişilik İsrailli aşırı sağcı grup, gözaltına alınan 9 İsrail askerinin çıkarıldığı askeri mahkemenin de içinde bulunduğu Beit Lid askeri üssüne girdi.
Basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, askeri mahkemeye zorla giren İsrailli aşırı sağcı göstericiler ve onları önlemeye çalışan askerler arasında arbede yaşandı.
İsrail askerleri ve polislerinin, göstericileri askeri üsten çıkarmaya çalışırken kargaşa yaşandığı görüldü.
Beit Lid askeri mahkemesinden çıkarılan İsrailli aşırı sağcılar, askeri üssün gözaltı merkezinin önünde gösterilerine devam etti.
İsrailli aşırı sağcı gruplar, askeri hapishanenin bulunduğu bölümdeki demir kapıyı yumrukladı.
İsrail askerleri, göstericileri alandan uzaklaştırmak için askeri üsten sıktıkları tazyikli suya başvurdu.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı aşırı sağcı Itamar Ben-Gvir, polise kanunu çiğneyenlere karşı harekete geçme talimatı verdiğini açıkladı.
İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin de bölgedeki askeri üsse geldiği bildirildi.
İsrail muhalefetinden eski Savunma Bakanı Benny Gantz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, iktidar koalisyonu içindeki “şiddete çağrı yapan aşırıcı figürleri” eleştirerek İsrail’in sorrumlu kararlar alacak bir hükümete ihtiyaç duyduğunu belirtti.
9 İsrail askerinin bir Filistinliye cinsel işkence yapma suçlamasıyla gözaltına alınması
İsrail’de, Gazze Şeridi’nde alıkonulanların tutulduğu Sde Teiman gözaltı tesisinde Filistinlilere cinsel işkence yapmak ve cinsel istismar etmekle suçlanan 9 İsrail askerinin gözaltına alındığı haberleri ülkede siyasetin merkez gündemi oldu.
CİNSEL İŞKENCEYE MARUZ KALAN FİLİSTİNLİ YÜRÜYEMİYOR
Olayın kurbanı Filistinlinin hastaneye kaldırıldığı ve yürüyemediği İsrail basınında yer aldı.
Gözaltına alınan bazı askerlerin, askeri savcılığın gönderdiği askerlere göz yaşartıcı gaz sıktığı, taraflar arasında sözlü atışmalar yaşandığı görüntüler sosyal medyaya yansımıştı.
İsrailli aşırı sağcı milletvekillerinin de aralarında yer aldığı onlarca kişilik aşırı sağcı gösterici grubu, Sde Teiman askeri üssüne zorla girerek baskın düzenlemişti.
İsrail basınına yansıyan görüntülerde, aşırı sağcı Milletvekili Zvi Sukkot’un askeri üssün zincirli kapısını aralayarak içeri girmeye çalıştığı, askerlerin kendisini engellemeye çalıştığı görülmüştü.
Bunun ardından kalabalığın askeri üssün demir kapısını tutmaya çalışan askerleri zorlayarak içeri girdiği görülmüştü. Göstericilerin, askeri üssün içine doğru koşuşturduğu askerlerin bazılarını engellemeye çalıştığı anlar ile arbede ve kargaşa görüntüleri sosyal medyaya yansımıştı.
Ordu radyosunun haberine göre, silahlı ve üniformalı bazı yedek askerler de göstericilere destek olmak üzere bölgeye gelmişti.
Katil Binyamin Netanyahu, askeri üsse düzenlenen baskını kınayarak sükunet çağrısı yapmıştı.
İsrail’de iktidar koalisyonundaki sağ ve aşırı sağ partiler, askeri savcılığın askerleri gözaltına alma girişimine karşı çıkmıştı. Buna karşın muhalefet, “bağımsız yapıların soruşturmalarını yürütmesi gerektiği, kimsenin hukuktan üstün olmadığı” vurgusu yapmıştı.
SDE TEİMAN GÖZALTI MERKEZİ İŞKENCELERLE GÜNDEMDE
İsrail’in güneyinde yer alan ve alıkonan Gazzelilerin tutulduğu Sde Teiman gözaltı merkezi sık sık işkencelerle gündeme geliyor.
New York Times gazetesinde geçen ay çıkan haberde, Sde Teima gözaltı merkezinde alıkonan Gazzelilerin etrafı açık bir alanda gözleri bağlı olarak günde 18 saate kadar elleri kelepçeli şekilde yerde sessiz şekilde oturtulduğu belirtilmişti.
Haberde, gözaltı merkezine getirilen Filistinli tutukluların burada 3 aya kadar kaldığı ve sorgulama süreçlerinde birçok kişinin insanlık dışı muameleye ve işkenceye maruz kaldığı kaydedilmişti.
Burada tutulan ve daha sonra serbest bırakılan bazı Gazzeliler, Sde Teima’da maruz kaldıkları işkenceleri dile getirmişti.
]]>‘İSTİHDAM ALANI GENİŞLEYECEKTİR’
Dağlıoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanımızın belirlediği dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alma hedefi doğrultusunda, bu strateji sayesinde ülkemizin küresel rekabetçiliği artacak, ekonomik büyüme hızlanacak ve nitelikli istihdam alanları genişleyecektir.” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisinin yeni stratejisinin, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi, tersine küreselleşme ve korumacılık eğilimleri, makroekonomik belirsizlikler, iklim değişikliği ve çevresel sürdürülebilirlik, dijitalleşme, bölgesel ve ulusal sanayi politikalarının ağırlık kazanması gibi küresel eğilimlerin dikkate alarak hazırlandığını bildiren Dağlıoğlu, bu eğilimlerin, yatırımcıların kararlarını etkileyen önemli faktörler ve Türkiye’nin bu değişen dünya düzenine uyum sağlamasının, stratejinin en kritik unsurlarından biri olduğunu belirtti.
‘STRATEJİNİN ANA HEDEFİ, TÜRKİYE’NİN KÜRESEL SERMAYE AKIMLARINDAN ALDIĞI PAYI NİTELİKLİ YATIRIMLARLA ARTIRMAK’
Burak Dağlıoğlu, Türkiye UDY Stratejisi’nin, küresel ekonomik coğrafyanın yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’yi dünyanın önde gelen yatırım, üretim ve ihracat merkezlerinden birine dönüştürmenin yol haritası olarak tasarlandığını anlatarak, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi tarafından ilgili tüm paydaşların aktif katkılarıyla hazırlanan strateji belgesinde, küresel trendleri göz önünde bulunduran, sürdürülebilir kalkınma odaklı ve kanıta dayalı bir yaklaşımın benimsendiğini söyledi.
Türkiye’deki uluslararası doğrudan yatırım politikalarının çatısını oluşturan bu belgenin sadece Yatırım Ofisi için değil, ekosistemdeki tüm paydaşlar için bir rehber olmasının hedeflendiğini kaydeden Dağlıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma hedeflerine hizmet edecek olan strateji belgesinin odak noktası, yüksek katma değerli, yeşil ve dijital dönüşümü destekleyen, yüksek teknolojiye dayalı ve kaliteli istihdam sağlayan nitelikli yatırımları ülkemize daha fazla çekmektir. Stratejinin ana hedefi, Türkiye’nin küresel sermaye akımlarından aldığı payı nitelikli yatırımlarla artırmak ve 2028 yılı itibarıyla yüzde 1,5’e çıkarmak olarak belirlenmiştir.

Türkiye, 21 yıldır kesintisiz bir şekilde yürüttüğü reform süreciyle ekonomide özel sektörün önünü açan, yatırımcı dostu bir ortam oluşturmuş ve uluslararası doğrudan yatırımlar için halihazırda bir çekim merkezine dönüşmüştür. Ülkemiz yeni dönemde de bu vasfını güçlendirerek sürdürecek ve uluslararası yatırımların tercih ettiği, büyüyüp geliştiği lider ekonomilerden biri olmaya devam edecektir.”
‘BU YATIRIMLARIN HER BİRİ GELECEĞİMİZİN TEMİNATI OLACAK PROJELERDİR’
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Dağlıoğlu, Türkiye’nin 2024-2028 stratejisi kapsamında hedeflenen nitelikli yatırımlar arasında iklim dostu yatırımlar, dijital yatırımlar, küresel tedarik zinciri odaklı yatırımlar, bilgi yoğun yatırımlar, nitelikli istihdam sağlayan yatırımlar, katma değerli hizmet yatırımları ve nitelikli finansal yatırımlarının yer aldığını, bu yatırımların, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasına ve teknolojik dönüşümüne önemli katkılar sağlayacağını vurgulayarak, “Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun bir parçası olarak, bu yatırımların her biri geleceğimizin teminatı olacak projelerdir.” dedi.
Türkiye’nin yeni stratejisinin, yeşil ve dijital dönüşümü destekleyerek sürdürülebilir kalkınmayı hedeflediğini belirten Dağlıoğlu, yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik edecek, çevre dostu teknolojilerin kullanımını yaygınlaştıracak ve dijital altyapıyı güçlendirecek politikalar uygulanacağını, bu sayede Türkiye’nin iklim dostu ve dijital dönüşüm süreçlerinin hızlanacağını, uluslararası yatırımcılar için cazip bir yatırım ortamı oluşacağını, Türkiye Yüzyılı’nda, yeşil ve dijital dönüşümün öncü ülkelerinden biri olmayı amaçladıklarını kaydetti.
‘YENİ STRATEJİ, TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL REKABET GÜCÜNÜ ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ARTIRACAK’
Yeni stratejinin uygulanmasında 5 temel politika alanına odaklanılacağını bildiren Dağlıoğlu, bu alanların “yatırım ortamı rekabetçiliği”, “yeşil dönüşüm”, “dijital dönüşüm”, “küresel tedarik zinciri” ve “nitelikli insan kaynağı” olduğunu aktardı.
Dağlıoğlu, yeni stratejinin, Türkiye’nin bölgesel rekabet gücünü önemli ölçüde artıracağına işaret ederek, “Türkiye, sahip olduğu stratejik konum, nitelikli iş gücü ve güçlü lojistik altyapısı ile bölgesinde öne çıkmaktadır. Strateji, bu avantajları kullanarak bölgesel doğrudan yatırım pastasından daha fazla pay almayı hedeflemekte. Ayrıca, Türkiye’ye gelen yatırımların bölgesel payı artırılarak ülkemizin ekonomik ve teknolojik gelişimi desteklenecektir. Türkiye Yüzyılı’nda, bölgesel liderlik hedefimizi pekiştirmek istiyoruz.” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisinin yeni stratejisi kapsamında yatırımcılara geniş teşvik mekanizmaları sunulacağını aktaran Dağlıoğlu, “Bu teşvikler arasında vergi indirimleri, yatırım destekleri, altyapı hizmetleri ve bürokratik süreçlerin hızlandırılması yer almaktadır. Ayrıca, teknoloji girişimciliği ekosisteminin geliştirilmesi amacıyla yenilikçi finansman imkanları ve dijital altyapı yatırımları da desteklenecektir. Bu teşvikler, uluslararası yatırımcıların Türkiye’de yatırım yapmalarını cazip hale getirecektir. Türkiye Yüzyılı’nda, yatırımcılar için en cazip ülkelerden biri olmayı hedefliyoruz.” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’Yİ BİR BÖGLESEL EKONOMİK MERKEZDEN KÜRESEL EKONOMİK GÜÇ MERKEZİNE DÖNÜŞTÜRMEYE KARARLIYIZ’
Burak Dağlıoğlu, Türkiye UDY Stratejisi’nin sunuş yazısındaki değerlendirmesinde de Türkiye’nin, çeşitlenmiş ekonomisi ve girişimciliği destekleyen iş kültürü sayesinde finansal ve stratejik yatırımlar için dünyanın önde gelen bir yatırım destinasyonu olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin, 2003-2022 dönemindeki yükselen ekonomik performansı ve yatırımcılara sunduğu üst düzey değer önerileri sayesinde uluslararası doğrudan yatırım girişlerinde önemli bir ivme yakaladığını ve toplamda çektiği 262 milyar dolar uluslararası doğrudan yatırım ile Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı kapsayan bölgesinde ön plana çıktığını dile getiren Dağlıoğlu, bugün itibarıyla 80 binin üzerinde çok uluslu şirketin faaliyet gösterdiği Türkiye’nin, bu şirketlerin üretim faaliyetlerinin AR-GE merkezleri, tasarım ekipleri, satın alma ofisleri, lojistik üsleri ve bölgesel yönetim merkezleriyle desteklendiği bir bölgesel ekonomik merkez haline geldiğini belirtti.
Dağlıoğlu, “Ülkemizin bu performansını, Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu Türkiye Yüzyılı vizyonu ile artırarak devam ettirmeye ve Türkiye’yi bir bölgesel ekonomik merkezden küresel ekonomik güç merkezine dönüştürmeye kararlıyız. Ülkelerin rekabetçilik gücünün sürdürülebilirlik hedeflerine uyum ve dijital dönüşüm kabiliyeti ile yeniden tanımlandığı, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemeçte Türkiye, bu sınamayı başarıyla geçmeye en hazır ülkeler arasındadır.” ifadelerini kullandı.
Mevcut küresel ekonomik gelişmeleri de göz önüne alarak, Türkiye’deki UDY politikalarının çatısını oluşturan Türkiye UDY Stratejisi’ni (2024-2028) Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi tarafından ilgili paydaşların katkılarıyla hazırladıklarını hatırlatan Dağlıoğlu, bir rehber niteliği taşıdığına inandıkları bu belgenin Türkiye için hayırlı olmasını diledi.
]]>Habere göre, bir Filistinli mahkum alıkonulduğu İsrail’deki cezaevinde gardiyanlar tarafından dövüldü ve kaburgaları kırılarak öldürüldü.
Filistinli mahkumlardan biri, kronik hastalığının tedavi edilmemesi, diğeri de saatlerce yardım çığlıkları atmasına rağmen müdahale edilmemesi sonucunda hayatını kaybetti.
“İsrail-İnsan Hakları İçin Doktorlar” (PHRI) adlı STK tarafından doğrulanan otopsi raporlarına göre, bu üç kişi, 7 Ekim’den bu yana İsrail hapishanelerinde ölen Batı Şeria veya İsrail’den gelen 13 Filistinli arasında yer alıyor. Gazze’den getirilen ve yaşamını yitiren mahkumların sayısı ise tam olarak bilinmiyor.
İnsan hakları örgütleri, İsrail’in “tıka basa” dolu olan cezaevlerindeki koşulların tehlikeli şekilde kötüleştiğini ve yaygın olarak şiddet uygulandığını bildirdi.
Merkezi İsrail’de bulunan insan hakları örgütü “Hamoked”in icra direktörü Jessica Montell, WP’ye yaptığı açıklamada, “Şiddet her yere yayılmış durumda. Aşırı kalabalık. Görüştüğümüz her mahkum 30 kilo vermiş.” diye konuştu.
İsrail’deki İşkenceye Karşı Halk Komitesi’nin İcra Direktörü Tal Steiner, İsrail’in söz konusu hak ihlallerinin, ülkedeki “intikam atmosferi”nden kaynaklandığını belirtti.
Steiner, cezaevlerindeki şiddetin, politika yapıcıların desteğinin ve hesap verebilirlik eksikliğinin bir “kombinasyonu” olarak nitelendirdi.
Tanıklar, gardiyanların “çıldırmışçasına” mahkumlara saldırdığını söyledi
İsrail’deki cezaevinde Aralık 2023’te gardiyanlar tarafından şiddetli şekilde dövülmesinin ardından yaşamını yitiren 23 yaşındaki Abdulrahman Bahash’ın 2 mahkum arkadaşı, isimlerinin açıklanmaması koşuluyla arkadaşlarını ölüme götüren o günü WP’ye anlattı.
Tanıklar, gardiyanların koğuştaki tüm hücreleri bastığını ve mahkumları dövmeden önce kelepçelediğini kaydetti.
Görgü tanıklarından 28 yaşındaki eski bir mahkum da gardiyanların kendilerine “çıldırmışçasına” saldırdığını, coplarla tekmelerle vurduğunu söyledi.
Tanık, Bahash ve hücresindekilerin “tecrit odalarından” oluşan bir alana götürüldüğünü, daha sonra Bahash’ın vücudunda morluklarla döndüğünü ve kaburgalarının kırılmış olabileceğini söylediğini aktardı.
Bahash’ın ayakta duramaz hale geldiğini dile getiren tanık, arkadaşının olaydan 3 hafta sonra 1 Ocak’ta hayatını kaybettiğini ifade etti.
İsrailli yetkililer, mahkumun ailesinin otopsi raporunu ve Bahash’ın cesedini görmesine izin vermedi.
Bahash’ın ailesi adına otopsi sonucunu gören PHRI doktoru Daniel Solomon’un bildirdiğine göre, otopsi raporu, Bahash’ın “kaburga kırıkları ve dalak yaralanması”nın muhtemelen saldırı sonucu meydana geldiğini gösteriyor.
“DOKTORA İHTİYACIM VAR!”
Kasım 2023’te Megiddo Hapishanesinde hayatını kaybeden 33 yaşındaki Abdul Rahman al-Maari’nin kardeşi İbrahim, Maari’nin Şubat 2023’te geçici kontrol noktasında alıkonulduğunu, Hamas’la bağlantılı olmak ve ateşli silah bulundurmakla suçlandığını dile getirdi.
İbrahim, 7 Ekim’den sonra kardeşiyle irtibatı kaybettiklerini belirtti.
PHRI’den Doktor Danny Rosin’in incelediği otopsi raporunda, Maari’nin kaburgalarının kırıldığı; sırt, kalça, sol kol, baş ve boyun taraflarında çürüklerin görüldüğü bilgisi yer alıyor.
Aynı bölümde tutulan 32 yaşındaki Khairy Hamad, hücre araması yapılırken gardiyanlara cevap verdiği gerekçesiyle Maari’nin, elleri kelepçeli şekilde merdivenlerden aşağı atıldığını ve başından kanlar geldiğini aktardı.
Tanıklardan Sariy Khourieh, saatlerce acı içinde feryat edişini dinledikleri Maari’nin “Doktora ihtiyacım var!” diye bağırdığını anlattı.
Khourieh, saat 04.00 sularında Maari’nin sustuğunu, ilerleyen saatlerde de gardiyanların onun cesedini gördüğünü ifade etti.
İsrail’deki bir cezaevinde tutulan 21 yaşındaki Muhammed al-Sabbar ise Hirschsprung (kalın bağırsak felci) hastalığının tedavi edilmemesinin ardından 28 Şubat’ta hayatını kaybetti.
Otopsi raporuna göre kronik rahatsızlığının düzgün bir şekilde tedavi edilmesi durumunda Sabbar’ın ölümü önlenebilirdi.
YILLIK İZNİN YANI SIRA 8 BRÜT MAAŞ MÜJDESİ
Mahkeme, işe iade kararı süresinde uygulanmaması halinde de işverenin Burcu K.’ye 8 aylık brüt ücreti ile yıllık izin ücreti, kıdem ve ihbar tazminatlarının tamamı olan 450 bin TL ödemesine karar verdi.
Kararın gerekçesinde, davalı işverenin davacıdan beklediği performansı ölçecek bir performans değerlendirme sisteminin olmadığı, sadece davacı vekili tarafından dosya içerisine ‘saha kanal hedef tablosu’ sunulduğu ve bunun davacıya daha önceden tebliğ edilmediği belirtildi.
Ayrıca davacıya ait 3 aylık ‘saha kanal hedef tablosu’nda davacının toplam hedef ve gerçekleşme oranlarının ortalamasının yüzde 92,2 olduğu, davalının iddia ettiği davacının düşük verimini ve performansını artıracak eğitimler verildiğine dair bir belgenin olmadığı belirtildi. Davacının performansının sadece işverenin hedeflerine göre belirlenmesinin objektif niteliklerden uzak olduğundan davanın kabulüne karar verildiği belirtildi.
“İŞVEREN OBJEKTİF KRİTERLER BERİLMELİ”
Burcu K.’nin avukatı Senem Yılmazel, verim düşüklüğü nedeniyle bir işçiyi işten çıkarmak için işverenin objektif kriterler belirlemesi, bu kriterleri işçiye tebliğ etmesi ve işçiye eğitimler vermesi gerektiğini söyleyerek, “Eğer performansı düşükse neden düşük, bunlar nasıl artırılabilir gibi önlemler alınması lazım. İş hukukunda öncelikle işçiliğin lehine yorum söz konusudur. Diğer tarafta fesih son çaredir. Yani bir işveren, iş sözleşmesini feshetmeden önce ‘nasıl verimini artırırım, nasıl iş yerinde devamını sağlarım’, bunları düşünmelidir. Ancak burada böyle bir durum söz konusu değildir. Müvekkile eğitimler verilmemiş. Yani feshin son çare kuralına da uyulmamıştı. Dolayısıyla ‘senin performansın kötü, verimliliğin kötü, seni işten çıkarıyorum’ gibi bir durum söz konusu değil. İşveren buna dair objektif kriterler belirlemeli. Bu kriterleri dediğim gibi işçiye tebliğ etmeli, eğitimleri vermeli. Yine olmuyorsa başka bir işte görevlendirerek o işçinin o iş yerinde devamlılığını sağlamalı. Bu koşullar yerine getirilmediği için delillerle de kanıtlayarak biz bu davayı kazandık” dedi.
2 HAFTA İÇİNDE DAVA AÇILMASI GEREKİYOR
İşe iade davalarında süre ve usullere uyulması gerektiğini belirten Yılmazel, “İşe iade davası açmak için fesih tarihinden en geç 1 ay içerisinde dava açmak gerekir. Ancak ara buluculuk zorunlu yoldur. Yani fesih halinden itibaren en geç 1 ay içerisinde arabulucuya başvurmak gerekir. Bu da yeterli değil, ara bulucuya başvurduktan sonra son ara buluculuk tutanağıyla en geç 2 hafta içinde mutlaka davanın açılması gerekiyor. Eğer bu sürelere uyulmazsa süreden dava reddedilir. Dolayısıyla bu süre koşullarının sağlanması gerekli. Davayı kazandıktan sonra da o sürelere uygun ihtar çekilmesi gerekiyor. İşveren eğer işe iade alırsa 4 aylık brüt ücreti öder, işe iade almazsa 8 aylık brüt ücreti öder. İhbar tazminatı, kıdem tazminatı varsa fazla çalışmaları varsa bunları ödemekle yükümlüdür” dedi.
Ekipler, ayrıca Hilal Şahin’e ailesinin Yusuf Gença’dan ayrılması ya da nikah kıyması yönünde baskı yaptığını belirledi. Cinayeti Abidin Uçar ile A.D.’nin (17) gerçekleştirdiği, saldırıyı Hilal Şahin’in ailesinin azmettirdiği tespit edildi. Ekipler, Hilal Şahin’in eski eşi Abidin Uçar, babası Hacı Şahin (58), kardeşi Şahan Şahin (31), amcası Musa Şahin (52), kuzenleri Biran Şahin (23), Mehmet Sait Sızmaz (37), eşi Meltem Sızmaz’ı (37) ve A.D.’yi gözaltına aldı. Baba Hacı Şahin, kardeşi Musa Şahin ve oğlu Şahan Şahin, eski damatları Abidin Uçar’ı eve çağırarak cinayeti planladıklarını belirlendi.

SALDIRI ÖNCESİ ÇARŞAF GİYDİ
Olay günü amca Musa Şahin, kara çarşaf giyen Abidin Uçar ile şapka takan A.D.’yi otomobille eve yakın parka getirdiği tespit edildi. Uçar ile A.D.’nin dikkat çekmemek için kol kola girip aile gibi davranarak sokakta yürüdükleri sonrasında da Yusuf Gença’nın evine gittikleri tespit edildi. Şüpheli A.D.’nin kapıyı çaldığı, Abidin Uçar’ın da kapının açılması üzerine içeri girip önce eski eşinin birlikte Yusuf Gença’ya ardından da eski eşi Hilal Şahin’e ateş ettikten sonra kaçtı. Gença ölürken, Hilal Şahin ise ağır yaralandı.
DAVA AÇILDI
Olaydan sonra yakalanıp tutuklanan Abidin Uçar, A.D., Hacı Şahin, Musa Şahin, Şahan Şahin, Biran Şahin ile adli kontrolle serbest bırakılan Mehmet Sait Sızmaz ve eşi Meltem Sızmaz hakkındaki soruşturma tamamlandı. Savcı, sanıkların ‘tasarlayarak ve töre saiki ile öldürme’ ile ‘öldürmeye teşebbüs’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve ayrıca 20’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırladı. Adana 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen davaya devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanıklar Abidin Uçar, A.D., Hacı Şahin ve Musa Şahin ile olayda ağır yaralanan Hilal Şahin, öldürülenin babası Esef Gença ile tarafların avukatları katıldı. Yargılama sırasında daha önce tahliye edilen Şahan Şahin ve Biran Şahin ise duruşmaya katılmadı.

‘EŞİM ÇOCUKLUK ARKADAŞIMLA KAÇTI’
Sanık Abidin Uçar, 10 yıllık eşi Hilal Şahin’in çocukluk arkadaşı olan Yusuf Gença ile kaçtığını söyledi. 3-5 ay geçtikten sonra eşinin kötü yola düştüğünü iddia eden Uçar, “Yusuf’a birkaç defa sosyal medyadan yazdım, ‘Onu kötü yola sokma’ dedim. Yusuf da ‘Benim malım seni ilgilendirmez’ dedi. Daha sonra çocuklarımı yanıma aldım. Kızımın vücudunda morluklar vardı. Yusuf, kızıma cinsel istismarda bulunmuş. Kızımın karakolda bu yönde ifadesi var” dedi.
‘AYAKLARINA SIKACAKSIN’
Kayınpederi Hacı Şahin’ın kızı Hilal’in kötü yola düştüğünü öğrendiğini ve kendisine ‘Ayaklarına sıkacaksın’ dediğini iddia eden Abidin Uçar, savunmasında şunları söyledi:


‘CİNAYETTEN HABERİM YOKTU’
12-13 yaşından bu yana uyuşturucu kullandığını belirten sanıklardan A.D. de olayın böyle olacağını bilmediğini cinayetten haberini olmadığını ileri sürdü.

Diğer sanıklar da olayla ilgilerinin olmadığını belirterek, suçlamaları kabul etmedi.

‘AİLEMDEN ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM’
Hilal Şahin, eski eşi Abidin Uçar tarafından uyuşturucuya alıştırıldığını söyledi.

Daha sonra Yusuf Gença ile kaçtığını belirten Hilal Şahin, “Olay günü kapı çaldı. 2 kişi içeri girdi. Biri peçeliydi, diğer şapkalıydı. Önce Yusuf’a, sonra bana ateş edildi. Benim öldüğümü düşünerek başımda kelime-i şahadet getirdi. Sesinden hatırladığım kadarıyla bu şahıs eski eşim Abidin’dir. Sadece Abidin’den şikayetçiyim, ailemden şikayetçi değilim” dedi.

Mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların tutukluluğunun devamına karar verirken duruşmayı eksiklerin tamamlanması için erteledi.
Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türk mobilya sektörünün son 20 yılda dünya ticaretinde, üretimde, katma değerde ve tasarımda adından başarıyla söz ettirdiğini söyledi.
Bu süre zarfında Türkiye’nin dünya mobilya ihracatında 7’nciliğe yükseldiğini, üretimde ilk 12 ülke arasına girdiğini, tasarımda üst sıralara yerleştiğini dile getiren Güleç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son 20 yıldaki başarımızın altına yatan neden üretim. Mobilyada 46 bin üretici firmamız var. İmalatçı firmaların yüzde 10’u, imalat sanayisinde çalışanların da yüzde 5’i mobilyacı. Firmalarımız, hem istihdam ve ihracat kaynağı hem de katma değer sağlıyor. 10 yıl önce dünya mobilya ticaretinden yüzde 0,7 pay alırken bugün yüzde 2 pay alıyoruz. Türkiye’nin ihracatındaki payımız da yüzde 0,8 iken yüzde 2’yi aşmış durumda.”
“MOBİLYADA BAŞARI HİKAYEMMİZ VAR, TÜM DÜNYA ÜRÜNLERİMİZİ TERCİH EDİYOR”
Ahmet Güleç, bahsettiği verilerin Türkiye’nin mobilyada bir başarı hikayesi yakaladığını gösterdiğini belirterek, Türk mobilyasının dünyanın her yerinden tercih edildiğini vurguladı.
Türkiye’nin 20 yıl önce dış ticaret açığı verdiği mobilyada halihazırda yıllık 5 milyar dolarlık ihracat başarısı yakaladığını, sadece 500 milyon dolarlık ithalat yaptığını, net 4,5 milyar dolar dış ticaret fazlası verdiğini anlatan Güleç, yüzde 80 yerli olan sektörün daha çok büyümeye ihtiyacı olduğunu söyledi.
Güleç, 2028’de dünyanın ilk 5 mobilya ihracatçısı ve üreticisi olmak istediklerini, 12 milyar dolarlık ihracat hedeflerinin bulunduğunu kaydederek, şu ifadeleri kullandı:
“Burada önümüzdeki konu üretim. Üretim için ne lazım? İstihdam, meslek sahibi olan insanlarımızın bulunması. Ancak bugün baktığımızda en büyük sorun imalatta çalışacak insan bulamamak. Yıllık 12 milyar dolarlık mobilya üretiyoruz. Direkt mobilya imalatında 260 bin kişi çalışıyor. Mağazalarımızla birlikte toplam 500 bin kişi istihdam ediyoruz. Mobilya sektörümüz dünya ile yarışırken istihdamının da avantajını kullanmıştır. Bu başarı girişimcilerimizle birlikte çalışanlarımızın da başarısı.”
“TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR”
MOSFED Başkanı Güleç, imalatta çalışacak personel bulamadıklarını, insanların bu alanda çalışmak istemediğini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu bizim için ciddi anlamda tehlike çanları demektir. Mobilyada yaklaşık 30 tane mesleğimiz var. Yeni teknolojilerle birlikte belki 35 meslek var. Bunları yetiştirmemiz lazım ancak çalışacak eleman bulamıyoruz. Endüstri meslek liselerini özendirmemiz gerekiyor. İnsanlar bu işi neden tercih etmiyor? Hem sivil toplum hem üretici hem de kamu olarak bu işi ciddiye almamız gerekiyor. İnsanlarımız mobilyada ya da imalatta çalışmayı tercih etmiyorsa oturup düşünmeliyiz.”
Güleç, sektörde hangi meslek dalında en çok eleman ihtiyacı olduğuna ilişkin, “İster oymacı ister döşemeci deyin, ister kaplama dikiş ustası ister CNC operatörü deyin, isterseniz düz işçi deyin hepsine ihtiyacımız var.” diye konuştu.
Gerek ekonominin genelinde gerekse mobilya sektöründeki birçok sorunun zamanla aşılabileceğini dile getiren Güleç, “Ancak çalışacak insan bulamazsak pazarlarımızı kaybederiz. 200 ülkeye ihracat yapıyoruz ve Türk mobilyası olarak dünyanın her yerindeyiz. Eğer imalat yapamaz, imalatta çalışan bulamazsak hiçbir sorunu çözemeyiz.” dedi.
“MESLEK LİSESİ” VE “VERGİSEL AVANTAJ” ÇAĞRISI
Güleç, sektördeki istihdam sorununun çözümü için anne babalara büyük görev düştüğünü ifade ederek, “Mobilya sektöründe çok iş var. Çocuklarını mobilya sektörüne, endüstri meslek liselerine, çıraklık okullarına yönlendirsinler. Burada mutlu olabilecekleri ve geleceği olan bir meslek var. Mobilya, geleceği olan bir meslek.” çağrısında bulundu.
Sektördeki maaşlara ve kazançlara değinen Güleç, iyi meslek sahibi olanların ücret noktasında çok başarılı olduğunu, katma değerli üretim yapan firmaların, “meslek sahibi insanlar gelsin maaş problemi yok” dediğini anlattı.
Güleç, “Her şeyden önce imalat sektöründe çalışanları maliye politikasıyla ödüllendirmemiz gerekiyor. İmalat sanayisi için ‘tehlikeli iş yeri’ diyoruz. Buralarda çalışan insanlar neden aynı vergiyi versin? Bu insanlar vergi politikalarıyla desteklenmeli. Kıdem noktasında, emeklilik primi anlamında neden daha fazla desteklemiyoruz?” diye konuştu.
İmalat sanayisinde çalışanlara sosyal prestij kazandırmaları gerektiğini vurgulayan Güleç, “Bir ülke üretmiyorsa dış ticaret açığını kapatamaz. Katma değerli üretim sadece telefon veya bilgisayar yapmak değildir. Katma değer her yerde, mobilyada, tekstilde, metalde, imalattadır. İmalat da bizim geleceğimizdir.” ifadelerini kullandı.
“MOBİLYA BÖLÜMÜNDEN MEZUN OLAN HERKESİ İSTİHDAM ETMEYE HAZIRIZ”
Ahmet Güleç, MOSFED olarak daha önce İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile protokol imzaladıklarını anımsatarak, meslek liselerinin mobilya bölümünden mezun olan herkesi istihdam etmeye hazır olduklarını söyledi.
Güleç, “Hangi bölgede, hangi meslek lisemiz varsa, kaç tane mezun verecekse hepsini istihdam etmeye hazırız. 15 mobilya derneğimizle üzerimize düşeni yaparız. İnsanlarımızın meslek liselerini tercih etmeleri için üzerimize düşen ne varsa sahada da çalışmaya hazırız. ‘Türkiye’nin geleceği ihracatta’ diyoruz ama ihracatın geleceği de imalatta.” şeklinde konuştu.
“EN AZ PERSONEL SORUNU YAŞAYAN FİRMADA BİLE YÜZDE 30 MAVİ YAKA SIKINTISI VAR”
Modoko Başkanı Koray Çalışkan da sektörde yaşanan yetişmiş ve ara eleman sıkıntısından bahsederek, sektörün iç pazardaki cirosunun ve ihracat rakamlarının geçen yılla aynı olmasına rağmen ciddi sıkıntılar yaşadıklarını söyledi.
Çalışkan, “Mobilya sektörü dolaylı olarak 500 bin kişinin çalıştığı bir sektör. Bahsettiğim gibi sektörümüz geçen yıla göre büyümemiş olmasına rağmen personel bulmakta problem yaşıyor. Hangi firmaya giderseniz gidin en az personel sorunu yaşayan firmada bile yüzde 30 mavi yaka sıkıntısı var.” dedi.
Bu soruna çözüm bulma çalışmaları kapsamında Türkiye’nin en çok mobilya üreticisinin bulunduğu bölgelerden olan Ümraniye’de İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Ümraniye Kaymakamlığı ile işbirliği yaptıklarını anlatan Çalışkan, “Ne kadar ilkokul varsa müdürlerini Sayın Kaymakamımızın öncülüğünde topladık. ‘Akademik başarısı çok olmayan çocuklarımız LGS’ye girerken meslek liselerini tercih etsin’ dedik.” diye konuştu.
İmalat sanayisinde çalışanların gelirlerinin her geçen gün arttığını vurgulayan Çalışkan, “Niye? Çünkü yapan yok. Avrupa’da görüyorsunuz bir usta bir yere giderken jiple gidiyor neredeyse. Bizde de yavaş yavaş olmaya başladı.” ifadelerini kullandı.
“BİR SÜRE SONRA KENDİ İŞLERİNİ KURABİLİYORLAR”
Koray Çalışkan, mobilya üretiminde çalışanların sektöre çırak olarak katılmış olsa bile bir süre sonra kendi işini kurabildiğini, sektördeki şirketlerin sahiplerinin birçoğunun ustalıktan geldiğini söyledi.
Metalden döşemeciye, cila ustasından vasıfsız elemana kadar her türlü personele ihtiyaç bulunduğunu dile getiren Çalışkan, doğan çocuğa lazım olan beşikten ölen kişi için ihtiyaç duyulan tabuta kadar bir insanın tüm yaşamında mobilyaya ihtiyaç duyduğunu, Türkiye’nin avantajını koruyabilmesi için gençlerin mobilya üretimine özendirilmesi ve sektörün teşvik edilmesi gerektiğini anlattı.
İmalat sanayisindeki şirketlere de destekler verilmesi ve onlar için projeler üretilmesi gerektiğini vurgulayan Çalışkan, mobilyadaki eleman sıkıntısının devam etmesi durumunda ithalatın ve ürün fiyatlarının artacağını bildirdi.
Çalışkan, sektörde çalışmayı düşünen gençlere yönelik şu açıklamalarda bulundu:
“Oğlum 13 yaşında. Çok iyi yerlere gelebilsin okuyarak ama ‘kesinlikle sanayi içerisinde ol’ diyorum. Çünkü sanayide dışarıda yapacaklarından çok daha fazlasını yapıp, kendine fayda sağladığı gibi ekonomiye, memlekete ve millete de katkı sağlayabilir. Mobilya gibi avantajlı sektörler, giren herkesi bugüne kadar mutlu etmiş. Bundan sonrasında potansiyel daha fazla. Çünkü giren sayısı azalıyor. Girenlerin mutlu olduğunu, kısa vadede gelir anlamında da ciddi gelir elde ettiklerini, genel itibarıyla avantaj sağladıklarını görüyorum. Kime önerdiysek, kime bu fırsatları anlattıysak girenlerin mutluluğunu görüyorum.”
Haber7
Piyasalar, yurt içi veri akışının sakin kalacağı haftada başta Fed’in faiz kararı olmak üzere beş önemli gelişmeye odaklanacak.
Piyasaların bu haftaki en önemli gündem maddesi çarşamba günü açıklanacak olan Amerikan Merkez Bankası (Fed) faiz kararı olacak. Bunun yanında cuma günü açıklanacak olan temmuz ayı ABD tarım dışı istihdam verisi de takip edilecek bir diğer önemli veri olacak. Sırasıyla çarşamba ve perşembe günleri faiz kararlarını açıklamak adına toplanacak olan Japonya Merkez Bankası (BoJ) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) kararları da yatırımcılar tarafından yakından takip edilecek.
Altın, ABD’de çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksinin Fed’in Eylül ayında faiz indirimi olasılığını desteklemesiyle yükselişe geçti.
Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, güne yüzde 0,58 azalışla 10.827,98puandan başladı.
Piyasalarda gündemi Gedik Yatırım Danışmanlığı Müdür Yardımcısı Onur Can Bal, Haber7’ye değerlendirdi.
FAİZ İNDİRİMLERİ BAŞLAYACAK MI?
Fed faiz kararının sabit bırakılmasını beklediğini söyleyen Gedik Yatırım Danışmanlığı Müdür Yardımcısı Onur Can Bal, Fed’ten eylül ayına kadar bir sürpriz beklenmediğini de açıkladı. Onur Can Bal, Fed Başkanı Powell’in olumlu yorumlarını erken fiyatlamamak gerektiğini ve Powell’ın faiz indirimleri için belirgin güvene ihtiyaçları olduğunu her fırsatta dile getirdiğini vurguladı. Fed’in ilk faiz indirimine eylül ayında gitmesini beklediklerini belirten Onur Can Bal, ancak açıklanacak olan karar metnindeki ifadelerin takip edilmesi gerektiğini dile getirdi. Bal, Fed’in 2024 yılını iki faiz indirimi ile kapatmasını öngördüklerini ifade etti.
Bu hafta piyasaların Japonya ve İngiltere Merkez Bankaları’nın kararlarının da takip edileceğini söyleyen Gedik Yatırım Danışmanlığı Müdür Yardımcısı Onur Can Bal, iki toplantıdan da ‘sürpriz karar çıkabilir’ dedi. Japonya’da faiz artırımının masada durduğunu belirten Bal, İngiltere’de ise faiz indirimine gidilmesinin masada olduğunu dile getirdi.
ALTINDA FED ETKİSİ
Küresel çapta Merkez Bankaları’nın faiz indirimlerine yaklaştığı dönemde altın için destekleyici konjektör olduğunu belirten Gedik Yatırım Danışmanlığı Müdür Yardımcısı Onur Can Bal, 2024 ve 2025 yılı için altın yılı olduğunu dile getirdi. Geçtiğimiz aylarda altında rekor seviyelerin takip edildiğini söyleyen Onur Can Bal, ABD tarafından gelen belirsiz veriler ile altında baskının devam ettiğini de açıkladı. Bal, altının aşağıda 2.300 dolar, yukarıda ise 2.450 dolar seviyelerinde hareket ettiğini ifade etti.
Cuma günü ABD’den gelen Haziran ayına ait kişisel gelir ve tüketim harcamaları verileri ile altının yükseldiğini dile getiren Gedik Yatırım Danışmanlığı MY Onur Can Bal, altında kısa vadeli hareketlerin paniğe neden olmaması gerektiğini orta uzun vadede yatırımcısına kar getireceğini söyledi.
BORSA 10 BİN PUANIN ALTINA GERİLEDİ
Borsa İstanbul’da yılın ilk yarısında beklenen yabancı girişinin olmadığını ifade eden Gedik Yatırım Danışmanlığı Müdür Yardımcısı Onur Can Bal, yabancı yatırımcının sabit gelirli TL varlıklarına yöneldiğini belirtti. Bal, yılın son çeyreğine ve 2025 yılı için yabancının faiz indirimlerine gidilmesi ile ilgisinin artacağını dile getirdi. Endekste bankacılık tarafında geçen hafta düzeltme hareketleri ile endeksi baskıladığını söyleyen Onur Can Bal, baskının diğer sektörlere de yayılması ile kırılma seviyelerinin takip edildiğini ve satışları da beraberinde getirdiğini açıkladı.
Moody’s kararının da geri kaldığını ifade eden Onur Can Bal, finansal politikaların sonuç döneminde olduğumuzu ve kısa vadeli çok önemli bir katalizör olmadığının altını çizdi. 11 bin puanın altında dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Onur Can Bal, 50 günlük basit hareketli ortalamanın takip edilmesi gerektiğini vurguladı. Bal, 10.650 seviyesinin kırılması ile satışların derinleşebileceğini dile getirdi.
Teknopark İstanbul açıklamasına göre, teknopark bünyesinde yer alan kuluçka merkezi Cube Incubation’da, Türkiye için farklı alanlarda stratejik öneme sahip birçok proje geliştiriliyor.
2014’te Cube Incubation’da faaliyetlerine başlayan Radarsan, bu girişimler arasında yer alıyor. Radarsan’ın kurucu ortakları, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı’nın davetiyle yurt dışındaki profesyonel işlerini bırakarak Teknopark İstanbul’da, uzaktan algılama teknolojileri konusunda uzmanlaşmış bir yüksek teknoloji girişimi olan Radarsan’ı kurdu.
Radarsan’ın ana faaliyet alanını; sensör füzyonu, radar ve yapay zeka projeleri oluşturuyor. Şirket ayrıca katma değerli, ihracata yönelik AR-GE projeleri üzerine çalışıyor.

Teknopark İstanbul’un AR-GE ve İnovasyon Destek Programı’ndan yararlanan Radarsan, 2022’de Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı kuruluşu olan Savunma Sanayi Teknolojileri (SSTEK) AŞ tarafından geliştirdiği yüksek teknolojiler ile yatırım yapılmaya değer görülerek iştirak oldu.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Radarsan Genel Müdürü Serhat Doğan, yerli ve milli imkanlarla tasarladıkları dünyanın ilk doğuştan yapay zeka tabanlı trafik radar sistemi olan Trafidar’ın odak ürünleri olduğunu belirtti.
Trafidar’ın, Radarsan’ın 10 yıllık AR-GE çalışmaları sonucunda geliştirdiği yapay zeka platformunun en önemli ürünlerinden biri olarak öne çıktığını aktaran Doğan, “Trafidar, Savunma Sanayii Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı ortak projelendirilmesi çerçevesinde sahadaki kullanıcı ihtiyacına binaen geliştirildi. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından kullanılacak olan bu sistem, teknik istekler dokümanı ile tanımlanan yüksek doğruluk oranlarıyla karayollarında gece-gündüz ve hava koşullarından bağımsız olarak dört şeride kadar olan araçların hızını, plakasını, markasını, modelini, tipini, konumunu ve rengini tespit ederek PolNet’e iletiyor.” ifadesini kullandı.

MANPRO, TERÖRLE MÜCADELE, İSTİHBARAT, KAÇAKÇILIK VE ORGANİZE SUÇLARLA MÜCADELEDE KULLANILIYOR
Doğan, geliştirilen yapay zeka platformunun bir başka stratejik ürününün ManPro olduğunu belirterek, ManPro’nun İHA’ların kırsalda yaptığı fonksiyonun bir benzerini şehir merkezlerinde yaparak terörle mücadele, istihbarat, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelede kullanıldığını ifade etti.
Savunma sanayi, otomotiv ve endüstride seri üretim hatlarında dijitalleşme ve kalite kontrol yapan CoVision’ın ise otonom ve uzaktan algılama yöntemleriyle derin öğrenim yapay zeka görüntü işleme teknikleri kullanılarak geliştirildiğini vurgulayan Doğan, şunları kaydetti:
“CoVision, insan gözüyle yapılan tüm kontrolü otonom hale getirerek ölümcül kazalara neden olabilecek üretim kaynaklı hataları önleyerek kalite kontrol süreçlerini hızlandırıyor, maliyetin düşmesini sağlıyor. Dünyanın en iyi üretim sistemi olarak adlandırılan Toyota Üretim Sisteminde 2018 itibarıyla araçların üretim kalitesi CoVision’a emanet. Radarsan, sivil sektörde edindiği bu tecrübeyi halihazırda başladığı savunma sanayi üretimlerine aktararak üretim kaynaklı hataları fabrika içerisinde yakalayarak güvenlik güçlerine sahadaki ihtiyaç durumunda en iyi koşulda çalışan sistemleri göndermeyi hedefliyor.
Ayrıca, yapay zeka tabanlı insandan bağımsız karar metodlarıyla parça özelinde kanıta dayalı izlenebilirlik sistemi kurmayı, projelerdeki en büyük maliyet kalemlerinden biri olan Entegre Lojistik Destek (ELD) maliyetini minimize etmeyi, ihracatta Made in Türkiye algısına kaliteli ürünün müşteriye gitmesini sağlayarak pozitif katkı sağlamayı hedeflemektedir.”
Teknopark İstanbul Genel Müdürü Fatih Özsoy da Radarsan’ın kurucularının Cumhurbaşkanlığı’nın davetine icabet ederek Türkiye’de çalışmalara başlaması ve Teknopark İstanbul’da büyük başarılara imza atmalarından mutluluk ve gurur duyduklarını belirtti.
Türkiye’nin beyin göçünü önleyecek altyapıları oluşturmada teknoparkların büyük sorumluluklar üstlendiğini aktaran Özsoy, “Bilim ve teknoloji alanında yetişmiş insanlarımızın ülkemizde çalışmalarını rahatlıkla sürdürebilmelerinin sağlanmasını, geleceğe yönelik kritik adımlardan biri olarak görüyoruz. Beyin göçünü tersine çevirmek için gayret gösteriyoruz. Kendileri, çalışmaları ve bu yaklaşımlarıyla başarılı girişimcilerimiz ve gençlerimiz için iyi bir rol model olmaktadır. Ülkemizin rekabet gücünü artıracak yeni projelerini heyecanla bekliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Mahkeme, işe iade kararı süresinde uygulanmaması halinde de işverenin Burcu K.’ye 8 aylık brüt ücreti ile yıllık izin ücreti, kıdem ve ihbar tazminatlarının tamamı olan 450 bin TL ödemesine karar verdi.
Kararın gerekçesinde, davalı işverenin davacıdan beklediği performansı ölçecek bir performans değerlendirme sisteminin olmadığı, sadece davacı vekili tarafından dosya içerisine ‘saha kanal hedef tablosu’ sunulduğu ve bunun davacıya daha önceden tebliğ edilmediği belirtildi.
Ayrıca davacıya ait 3 aylık ‘saha kanal hedef tablosu’nda davacının toplam hedef ve gerçekleşme oranlarının ortalamasının yüzde 92,2 olduğu, davalının iddia ettiği davacının düşük verimini ve performansını artıracak eğitimler verildiğine dair bir belgenin olmadığı belirtildi. Davacının performansının sadece işverenin hedeflerine göre belirlenmesinin objektif niteliklerden uzak olduğundan davanın kabulüne karar verildiği belirtildi.
“İŞVEREN OBJEKTİF KRİTERLER BERİLMELİ”
Burcu K.’nin avukatı Senem Yılmazel, verim düşüklüğü nedeniyle bir işçiyi işten çıkarmak için işverenin objektif kriterler belirlemesi, bu kriterleri işçiye tebliğ etmesi ve işçiye eğitimler vermesi gerektiğini söyleyerek, “Eğer performansı düşükse neden düşük, bunlar nasıl artırılabilir gibi önlemler alınması lazım. İş hukukunda öncelikle işçiliğin lehine yorum söz konusudur. Diğer tarafta fesih son çaredir. Yani bir işveren, iş sözleşmesini feshetmeden önce ‘nasıl verimini artırırım, nasıl iş yerinde devamını sağlarım’, bunları düşünmelidir. Ancak burada böyle bir durum söz konusu değildir. Müvekkile eğitimler verilmemiş. Yani feshin son çare kuralına da uyulmamıştı. Dolayısıyla ‘senin performansın kötü, verimliliğin kötü, seni işten çıkarıyorum’ gibi bir durum söz konusu değil. İşveren buna dair objektif kriterler belirlemeli. Bu kriterleri dediğim gibi işçiye tebliğ etmeli, eğitimleri vermeli. Yine olmuyorsa başka bir işte görevlendirerek o işçinin o iş yerinde devamlılığını sağlamalı. Bu koşullar yerine getirilmediği için delillerle de kanıtlayarak biz bu davayı kazandık” dedi.
İşe iade davalarında süre ve usullere uyulması gerektiğini belirten Yılmazel, “İşe iade davası açmak için fesih tarihinden en geç 1 ay içerisinde dava açmak gerekir. Ancak ara buluculuk zorunlu yoldur. Yani fesih halinden itibaren en geç 1 ay içerisinde arabulucuya başvurmak gerekir. Bu da yeterli değil, ara bulucuya başvurduktan sonra son ara buluculuk tutanağıyla en geç 2 hafta içinde mutlaka davanın açılması gerekiyor. Eğer bu sürelere uyulmazsa süreden dava reddedilir. Dolayısıyla bu süre koşullarının sağlanması gerekli. Davayı kazandıktan sonra da o sürelere uygun ihtar çekilmesi gerekiyor. İşveren eğer işe iade alırsa 4 aylık brüt ücreti öder, işe iade almazsa 8 aylık brüt ücreti öder. İhbar tazminatı, kıdem tazminatı varsa fazla çalışmaları varsa bunları ödemekle yükümlüdür” dedi.

ÖNCE TEHDİT GELDİ SONRA UYARILAR SIRALANDI
İsrail ordusu saldırıdan direkt Hizbullah’ı sorumlu tutarken, Hizbullah ise saldırıyla bir bağlantısının olmadığını savundu. İsrail hükümetinin Lübnan’a yönelik Mecdel Şems saldırısına sert bir misilleme yapacağı tehdidinin ardından başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere bazı ülkelerden vatandaşlarına uyarı geldi.

ABD’DEN ‘SAVAŞ KORKUSU’
ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, Mecdel Şems olayından kaynaklı bölgede artan tansiyon nedeniyle Lübnan’daki uçak seferlerini aksatan değişikliğin meydana geldiği belirtilerek ABD vatandaşlarına Lübnan’a seyahat etmemeleri uyarısı yapıldı.
Açıklamada, “Lübnan’da tam kapsamlı bir savaş korkusu, İsrail ile İran destekli Hizbullah arasındaki şiddetli çatışmalar son haftalarda arttı” ifadesi yer aldı.

AVUSTRALYA ‘DERHAL HAREKET EDİN’ DEDİ
Avustralya hükümeti de vatandaşlarına daha önce yayınlanan ve mevcut gelişmelerin ardından güncellenen Lübnan’a seyahat etmemeleri yönündeki çağrısını yineledi.
Hükümetin açıklamasında, “Güvenlik durumunun istikrarsızlığı ve güvenlik durumunun daha da kötüleşme riski nedeniyle Lübnan’a seyahat etmemenizi tavsiye etmeye devam ediyoruz. Lübnan’daki Avustralyalılar, ticari uçuşlar devam ederken derhal ülkeyi terk etmelidir. Beyrut havalimanı kapanabilir ve uzun bir süre boyunca ülkeyi terk edemeyebilirsiniz” ifadeleri kullanıldı.
‘DURUM KÖTÜYE GİDERSE ‘DIŞARI ÇIKAMIYABİLİRSİNİZ’
Norveç’in Beyrut’taki Büyükelçiliğinin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Norveç vatandaşlarına ülkeyi terk etme çağrısı yapıldı ve ülkeye mevcut seyahat uyarıları yinelendi.
Lübnan’da Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmanın arttığı uyarısı yapılan paylaşımda, durumun daha kötüye gitmesi halinde Lübnan dışına seyahat seçeneklerinin sınırlı hale gelebileceği de kaydedildi. Paylaşımda, böyle bir durumun yaşanması karşısında Norveç Büyükelçiliğinin, vatandaşlarının ülkeyi terk etmelerine yardımcı olmak için çok sınırlı kaynaklara sahip olacağı da hatırlatıldı.
OLASILIKLAR ‘GÖZ ARDI EDİLEMEZ’
Almanya da diğer ülkeler gibi daha önceki Lübnan’a seyahat uyarısını güncelledi.
26 Haziran’daki güncellemeye göre Alman vatandaşlarına Lübnan’a seyahat etmemeleri konusunda uyarıda bulunulan yazılı açıklamada, Alman vatandaşlarına acilen Lübnan’dan ayrılmaları çağrısı yapıldı.
Açıklamada, bölgedeki güvenlik durumunun oldukça değişken olduğu ve Lübnan ile İsrail arasındaki sınır bölgesinde askeri çatışmaların son haftalarda yoğunlaştığı belirtilerek, “Durumun daha da şiddetlenmesi ve çatışmanın genişlemesi göz ardı edilemez.” ifadesi kullanıldı.
Gerilimin daha da artmasının Refik Hariri Havalimanı’ndaki hava trafiğinin tamamen durmasına da yol açabileceği uyarısında bulunulan açıklamada, bu durumda Lübnan’ı hava yoluyla terk etmenin mümkün olmayacağı kaydedildi.
‘ŞAHSİ TAHLİYE PLANI’
İngiltere’nin, Ekim 2023’te vatandaşlarına yaptığı ülkeyi terk etme tavsiyesi ise geçerliliğini koruyor.
İngiltere Dışişleri Bakanlığınca yayımlanan güncel seyahat uyarısında, “Bakanlık, İsrail ile Lübnan Hizbullah’ı ve Lübnan’daki diğer gruplar arasındaki çatışmalar nedeniyle Lübnan’a tüm seyahatlere karşı uyarıyor.” açıklaması yapıldı.
İsrail-Lübnan sınırında karşılıklı füze ve top atışları olduğunu belirtilen uyarıda, Beka Vadisi ile Litani nehrinin kuzeyinde de riskler bulunduğu kaydedildi. Seyahat uyarısında Lübnan’daki yabancı misyonların etrafında protestolar yapıldığı anımsatılan uyarıda, şunlar kaydedildi:
“Tansiyonun yüksek olduğu bölgede gerginlik çok kısa sürede artabilir, Lübnan’dan çıkış rotalarını etkileyebilir. Siyasi ve güvenlik durumlarının kötüye gitmesi halinde Lübnan dışına ticari seferler ciddi şekilde aksayabilir, kısa süre kala iptal edilebilir, tüm ülkedeki yollar kapatılabilir. İngiliz Büyükelçiliğinin sağlayabileceği yardım kısıtlı olabilir. Eğer şu an Lübnan’daysanız ayrılmanızı tavsiye ediyoruz.”
Dışişleri Bakanlığının acil durumda tahliye gerçekleştiremeyebileceği de vurgulanan seyahat uyarısında, herkesin şahsi tahliye planı yapması tavsiye edildi.
BELÇİKA’DAN AÇIKLAMA
Belçika Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, bölgedeki son gelişmeler ışığında İsrail, Filistin toprakları ve Lübnan’a tüm seyahatlerin iptal edilmesi tavsiye
‘ASKERİ ÇATIŞMA ÖNLENMELİ’
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri’nde bulunan Mecdel Şems beldesine yönelik saldırı şiddetle kınandı.
“Yeni bir askeri çatışmayı tırmandırmayı önlemek için her şeyin yapılması” gerektiği belirtilen açıklamada, Fransız vatandaşlarının Lübnan, İsrail ve Filistin topraklarına seyahat etmemeleri tavsiye edildi.
‘ÜLKEYİ TERK EDİN!’
İsveç Dışişleri Bakanlığı sayfasından yapılan duyuruda, “Lübnan’daki durum tehlikeli ve öngörülmez, bu nedenle İsveç vatandaşlarının ülkeyi terk etmesini tavsiye ediyoruz” ifadesi kullanıldı.
İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström de X hesabından yaptığı paylaşımda, “Defalarca söyledim, yine söylüyorum: İsveç vatandaşlarının Lübnan’ı terk etmesi veya söz konusu ülkeye gitmekten kaçınması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.
DANİMARKA’DAN UYARI
Danimarka Dışişleri Bakanlığı ise X hesabından yaptığı paylaşımda, vatandaşlarının Lübnan’a yapacakları seyahatleri durdurmasını tavsiye ederken, ülkeyi terk etmelerini istedi.
‘KIRMIZI KOD’
Hollanda Dışişleri Bakanlığının, Lübnan’a seyahatten kaçınılması ve bu ülkedekilerin acilen ayrılmaları yönünde 26 Haziran’da verdiği uyarının hala devam ettiği bilgisine yer verilen internet sayfasında, “Lübnan için seyahat tavsiyesinin renk kodu kırmızıdır. Durumunuz ne olursa olsun oraya seyahat etmeyin. Başınız belaya girerse Hollanda Büyükelçiliği size her zaman yardımcı olamayabilir” ifadeleri yer alıyor. Hollanda merkezli Transavia Havayollarının Amsterdam-Beyrut seferleri iptal edilirken, bilet satış sayfasında gelecek 1 hafta boyunca Beyrut’a sefer olmadığı görülüyor.
‘GERGİNLİK TIRMANABİLİR’
İrlanda da daha önce yaptığı Lübnan’a seyahat uyarısını güncelledi.
27 Haziran’da İsrail-Lübnan sınırında yükselen tansiyon nedeniyle İrlanda, Lübnan’da bulunan vatandaşlarına “ülkeyi terk etme ve bu ülkeye seyahatlerini iptal etme” çağrısı yapmıştı. İrlanda Dışişleri Bakanlığının yayımladığı seyahat uyarısında, İsrail-Lübnan sınırındaki gerginliğin kısa sürede daha da fazla tırmanabileceği belirtilmişti.
Bu durumun Lübnan’dan ayrılmayı da etkileyebileceğine işaret edilen açıklamada, “Bakanlık, tüm İrlanda vatandaşlarına imkan varken ticari seferlerle ülkeden ayrılmayı şiddetle tavsiye ediyor” ifadesi kullanılmıştı.
Hidrojenin küresel ısınmayla mücadelede diğer kaynaklardan daha avantajlı olduğunu vurgulayan Günay, Paris Anlaşması çerçevesinde Avrupa Birliği (AB) için net sıfır emisyon hedefinin 2050, Türkiye için ise 2053 olarak öngörüldüğünü anımsattı.
Günay, hidrojenin yeşil dönüşümün merkezinde yer aldığına dikkati çekerek, “Hidrojeni elde etmek için elektroliz yöntemiyle suyun hidrojen ve oksijene ayrılması gerekiyor. Bu işlemde kullandığınız elektriği yenilenebilir kaynaklardan üretiyorsanız, yeşil hidrojen olarak adlandırılıyor. Yeşil hidrojen, dünyada da tercih edilen bir kaynak. Karbonsuzlaşma hedefinde temel gaye fosil yakıtlardan uzaklaşma ve yenilenebilire yönelme. Bu anlamda da hidrojen ön plana çıkıyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin başta AB olmak üzere birçok ülkeden fazla rüzgar ve güneş enerjisi potansiyeline sahip olduğuna işaret eden Günay, yeşil hidrojen üretiminde bunun önemli avantaj sağladığını söyledi.
Türkiye’nin kendi ihtiyaçları dışında AB’ye de hidrojen ihraç edebilecek durumda olduğunu dile getiren Günay, “Fosil yakıtlarımız olmadığı için belki dövündük ülke olarak, millet olarak. Bundan daha değerli sonsuz güneş ve rüzgar kaynağı var ve bedava. Türkiye’nin emrinde şu an. Türkiye yenilenebilirde toplam potansiyelinin ancak 10’da birini enerji piyasasına kazandırmış durumda. Geriye en az 10 kat enerji piyasasına kazandırabilecek kaynağımız var.” değerlendirmesinde bulundu.
“TÜRKİYE, SANTRAL YAPIM MALİYETLERİ AÇISINDAN AVANTAJLI”
Günay, hidrojenin doğal gazın kullanılabildiği tüm alanlarda kullanılabileceğini ve gazın hidrojenle ikame edilebileceğini anlattı.
Türkiye’nin artan enerji ihtiyacının karşılanmasında hidrojenin önemine dikkati çeken Günay, 2050 yılına kadar Türkiye’nin enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sinin yeşil hidrojenden karşılanabileceğini ifade etti.
Günay, enerji üretim maliyetleri açısından Türkiye’de söz konusu santrallerin yapımının daha uygun olduğunu belirterek, “Bizim insanımız biraz daha pratik, iş gücümüz biraz daha ucuz.” dedi.
Verimlilik konusundaki avantajlara da dikkati çeken Günay, “Almanya’da 1 megavatlık güneş santrali yapmış olsanız, elde edeceğiniz elektrik 1 milyon kilovatsaat, Türkiye’de 2 milyon kilovatsaate yakın ve maliyetleri daha aşağıda. Hidrojendeki en önemli konu üretim maliyeti. Türkiye’nin bu anlamda da avantajı var ve bu avantajı pratiğe dönüştürmek durumundayız.” değerlendirmesini yaptı.
AB’nin 2030 yılı hedefi kapsamında 20 milyon tonluk hidrojene ihtiyaç duyduğunu aktaran Günay, şunları kaydetti:
“Bunun 10 milyon tonu AB ülkelerinde üretilecek, 10 milyon tonu da ithal edilecek. Türkiye bu anlamda en önemli ülke olabilir. Dünyada hidrojen alanında baş döndürücü bir gelişme yaşanıyor. Japonya, Amerika, Almanya, Çin hidrojen konusunda çalışıyor. Ayrıca, sadece AB merkezi fonlarıyla desteklenen yüze yakın hidrojen vadisi var dünyada. Diğer ülkelerle birlikte 616 hidrojen vadisi var. Bunlar, hidrojenin üretildiği ve bazı sanayi dallarındaki üretimler için kullanıldığı, tüketildiği alanlar.”
Günay, temiz enerji dönüşümüne katkı sağlamak amacıyla hidrojen boru hatlarının haritalandırıldığı European Hydrogen Backbone İnisiyatifi’ne katılım çalışmalarına hız vermesi gerektiğini belirterek, “Maalesef ki Türkiye bu projenin içerisinde değil. Türkiye yenilenebilir kaynakları açısından Avrupa’nın en önemli ülkesi. Hidrojen üretimi noktasında, hidrojen tedarik noktasında da AB’nin hedefinde olmalı.” ifadelerini kullandı.
İstanbul Ticaret Odası Stratejik Araştırmalar Merkezi (İTOSAM) tarafından yayınlanan istihdam raporunda, “İstihdam anketinden elde edilen sonuçlara göre, firmalarda ciddi düzeyde bir ilave çalışan ihtiyacı bulunmaktadır. Rapor için gerçekleştirilen mülakat çalışmasına katılan bir imalat sanayi şirketi ‘kalifiye (mavi yakalı) personel’ ve ‘vasıflı usta’ bulmanın çok zor olduğunu, kriterleri gevşetmeye başladıklarını ifade etmektedir. Öyle ki usta kaynakçı 10 yıllık bir bankacıdan daha yüksek maaş almaktadır” değerlendirmesi yapıldı.
İTOSAM’ın “İstihdamı Kazanmak: Firmaların Çalışan İstihdamında Yaşadığı Sorunlar ve Çözüm Önerileri” raporunda, Türkiye’nin kapsayıcı bir ekonomik kalkınma serüveni için daha nitelikli ve dengeli bir istihdam piyasasına ihtiyaç duyduğu vurgulandı.
Rapora göre mavi yakalı çalışan istihdamında yaşanan sorunlar arasında teknik eğitim sistemindeki yapısal sorunlar ve imaj-statü problemleri ön planda bulunuyor. Beyaz ve gri yakalı çalışanlarda ise yükseköğretim sistemindeki yapısal sorunlar ve teknolojik açık öne çıkıyor.
İstanbul’un Türkiye’deki toplam istihdamın yüzde 20’sini barındırdığına dikkat çekilen istihdam raporunda, işveren tarafından ilan edilmiş ve doldurulmayı bekleyen “açık işlerde” mavi yakalı mesleklerin ciddi bir hakimiyeti olduğu görülüyor.
Raporda, temelde zanaatkarlar, operatörler ve montajcılardan oluşan orta vasıflı mavi yakalı mesleklerdeki ‘açık iş’ payının işsiz payından daha yüksek olduğu belirtilerek, “İş beğenmeme olgusunun ülkemizde temelde bu mesleklerde yaşandığı söylenebilir. Bu mesleklerde özel olarak yaşanan sorunlar arasında ise mesleki eğitimdeki yapısal sorunlar, imaj-statü problemleri ve organizasyonel sorunlar yer almaktadır” tespiti yapıldı.
“MAVİ YAKALI ÇALIŞAN İHTİYACI SÜREKLİLİK ARZ EDİYOR”
Anket yapılan firmaların görüşleri rapora şöyle aktarıldı: “Lojistik sektöründe faaliyet gösteren bir firma, mavi yakalı çalışan bulmada da mevcut mavi yakalı çalışanları elde tutmada da önemli sorunlar yaşadıklarını ifade etmiştir. Firmaya göre üniversite mezunları ‘dört yıllık üniversite bitirdim, bu mavi yakalı işi nasıl yapayım’ diye bir yaklaşım içinde olma eğilimindedir. Öte yandan, firmaya göre mevcut mavi yakalı çalışanlar da yüzde 10 gibi görece ufak bir ücret farklılığı nedeniyle toplu bir şekilde başka bir firmaya kolayca geçebilmektedir. Tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir firma ise mavi yakalı çalışan bulamadıklarını ifade etmektedir. Bu durumun özellikle İstanbul’da geçerli olduğunu ve bu nedenle üretimi belli oranda Anadolu’ya kaydırdıklarını ifade etmektedir. İmalat sektöründe faaliyet gösteren bir firma ise gençlerin (mavi yakalı) işlere ‘ilgi göstermediğini’, vasıflı mavi yakalı çalışan bulmanın zor olmasının yanı sıra yetiştirecek eleman bulmakta da ciddi sorunlar yaşadıklarını ifade etmiştir.”
“USTA KAYNAKÇI 10 YILLIK BİR BANKACIDAN DAHA YÜKSEK MAAŞ ALMAKTADIR”
İmalat sektöründe faaliyet gösteren ve ankete katılan bir başka firmanın da “kalifiye (mavi yakalı) personel ve ‘vasıflı usta’ bulmanın çok zor olduğunu, bu nedenle kriterleri gevşetmeye başladıklarını ifade ettiğinin belirtildiği raporda, şöyle devam edildi: “Dahası, işe başlayanların bir kısmının da işi ağır bulmalarından dolayı ‘üç-beş gün’ çalıştıktan sonra işi bırakıp gittiklerini belirtmektedir. Yine, vasıflı çalışanları elde tutabilmek için ‘her türlü problemlerini çözmeye’ ve olabildiğince iyi ücret vermeye çalıştıklarını belirtmektedir. Öyle ki ‘usta kaynakçı’ 10 yıllık bir bankacıdan daha yüksek maaş almaktadır. Hizmetler sektöründe faaliyet gösteren bir firma da ‘teknik personel’ bulmakta sıkıntı yaşadıklarını ve ‘elemanların vasıf kazandıktan sonra yaptıkları ilk işin kaçmak’ olduğunu ifade etmektedir. Firma vasıflı veya yetiştirilmek üzere mavi yakalı çalışan ihtiyacının süreklilik arz ettiğini belirtmektedir. Yine, başka bir firma da teknik alanlarda vasıflı eleman bulmakta sıkıntı yaşadıklarını belirtmektedir.”
Raporun sonuç bölümünde ise “Çalışanlar-firmalar-toplum üçgeninde ortaya çıkan bu kaybet-kaybet-kaybet sarmalının kazan-kazan-kazan iklimine çevrilebilmesi için çok boyutlu ve kapsamlı bir istihdam stratejisinin, politikasının, planının geliştirilmesi ve atılacak kısa, orta, uzun vadeli somut adımların belirlenmesi, programlanması ve atılması gerekmektedir.” denildi.
]]>Türkiye’nin 2024-2028 dönemini kapsayan UDY Stratejisi’ne ilişkin Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Resmi Gazete’de yayımlandı.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi tarafından hazırlanan stratejiye göre, dinamik ve sağlam ekonomisiyle Türkiye, uluslararası doğrudan yatırımlar için önemli bir çekim merkezi olurken, Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesiştiği noktadaki jeostratejik konumu ve dünya standartlarındaki ulaşım altyapısı sayesinde de firmaların küresel pazarlara erişimini kolaylaştırıyor.
Türkiye ayrıca, sahip olduğu geniş yetenek havuzu ile firmaların ihtiyaç duyduğu kalifiye iş gücünü sağlıyor ve tüm sektörlerin rekabetçiliğini destekliyor.
Son 21 yılda hayata geçirdiği “yatırımcı dostu” reformlar, alt ve üstyapısına yaptığı yatırımlar ve uyguladığı cazip teşviklerle iş ve yatırım ortamını sürekli iyileştiren Türkiye, UDY’lerin yöneldiği öncü destinasyonlardan biri oldu.
Türkiye, 2003-2023 dönemindeki yükselen ekonomik performansı ve yatırımcılara sunduğu üst düzey değer önerileri sayesinde UDY girişlerinde önemli bir ivme yakaladı ve toplamda çektiği 262 milyar dolar UDY ile bölgesinde 2. sırada yer aldı.
Aynı dönemde ev sahipliği yaptığı çok uluslu firma sayısını 5 bin 600 seviyesinden 80 binin üzerine çıkaran Türkiye, bu şirketlerin üretim faaliyetlerinin AR-GE merkezleri, tasarım ekipleri, lojistik üsleri ve yönetim merkezleri ile desteklendiği bir bölgesel ekonomik merkez haline geldi.
Türkiye’nin söz konusu başarılı performansını yeni dönemde de artırarak devam ettirmesi ve bir bölgesel ekonomik merkezden küresel ekonomik güç merkezine dönüşmesi hedefleniyor. Bu doğrultuda, Türkiye UDY politikasının genel çerçevesini çizmek ve bu alandaki uygulamalara rehberlik etmek üzere Türkiye UDY Stratejisi (2024-2028) hazırlandı.

STRATEJİ, İHTİYAÇ DUYULAN NİTELİKLİ UDY’LERİN ÇEKİLMESİ İÇİN “BİR YOL HARİTASI” OLARAK TASARLANDI
Türkiye UDY Stratejisi, küresel ekonominin yeniden şekillendiği ve belirsizliklerin giderek arttığı bir dönemde Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu nitelikli UDY’lerin ülkeye çekilmesini hızlandırmak amacıyla ekosistemdeki tüm paydaşlara “bir yol haritası” olarak tasarlandı. Strateji geliştirilirken, Türkiye’nin temel politika belgelerindeki öncelikleri ve UDY alanındaki küresel eğilimleri göz önünde bulunduran, sürdürülebilir kalkınma odaklı, ilgili paydaşların katkı ve yönlendirmelerini dikkate alan, veri ve kanıta dayalı bir yaklaşım benimsendi.
YEŞİL VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM GİBİ FENOMENLER, UDY AKIMLARININ EN ÖNEMLİ BELİRLEYİCİLERİ HALİNE GELDİ
Strateji kapsamında yapılan analizlerde, Kovid-19 salgını sonrasında küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmaların ve ortaya çıkan jeopolitik gerilimlerin dünya genelinde uluslararası yatırımların görünümünü önemli ölçüde etkilediği tespit edildi. Ayrıca, ham madde ve pazara yakınlık, üretim tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve dost ülkelerden tedarik gibi faktörlerin uluslararası şirketlerin yatırım kararlarında çok daha fazla önem kazandığı görüldü.
Benzer şekilde, yeşil ve dijital dönüşüm gibi fenomenler de UDY akımlarının en önemli belirleyicileri haline geldi. Diğer taraftan, son dönemde ortaya çıkan yeni teknolojiler ve bunlar neticesinde gelişen nitelikli hizmet girdileri de imalat sanayini dönüştürürken, artık ham madde ve ara malların yanında, hizmet girdileri de üretim süreçlerinin önemli bir unsuru oluyor.
TÜRKİYE, DÖNÜŞÜM SÜRECİNDEN KAZANÇLI ÇIKABİLECEK ÜLKELERİN BAŞINDA GELİYOR
Söz konusu gelişmeler sadece UDY projelerinin yapısını değil, aynı zamanda ev sahibi ülkelerden beklentileri de değiştiriyor. Tedarik zincirlerinin hem coğrafi açıdan hem de nitelik bakımından yeniden kurgulanmasına neden olan bu durum, bir yandan Türkiye gibi önde gelen UDY destinasyonu ülkeler için önemli fırsatlar yaratıyor diğer yandan ise yatırım çekme konusundaki küresel rekabeti daha da artırıyor.
Türkiye, sahip olduğu üretim kabiliyetleri, nitelikli insan kaynağı, gelişmiş pazarlara yakın konumu ve küresel entegrasyonu ile global ekonomide gözlemlenen bu dönüşüm sürecinden kazançlı çıkabilecek ülkelerin başında geliyor.
ÖNCELİKLENDİRİLEN 8 NİTELİKLİ UDY ALANINA UYGUN YATIRIM PROJELERİ İÇİN HEDEF ODAKLI FAALİYETLER YÜRÜTÜLECEK
Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma hedeflerine hizmet edecek olan strateji belgesinin odak noktası, Türkiye’ye yüksek katma değerli, sürdürülebilir, dijital dönüşümü destekleyen, yüksek teknolojiye dayalı ve kaliteli istihdam sağlayan nitelikli UDY’leri çekmek oldu.
Gerçekleştirilen analizler ışığında stratejide önceliklendirilen 8 nitelikli UDY profili, “iklim dostu yatırımlar”, “dijital yatırımlar”, “küresel tedarik zinciri odaklı yatırımlar”, “bilgi yoğun yatırımlar”, “nitelikli istihdam sağlayan yatırımlar”, “katma değerli hizmet yatırımları”, “nitelikli finansal yatırımlar”, “bölgesel kalkınmayı destekleyen yatırımlar” olarak belirlendi.
Strateji döneminde söz konusu alanlara uygun yatırım projelerinin Türkiye’ye daha fazla çekilmesi için hedef odaklı faaliyetler yürütülecek.
6 TEMADAN OLUŞAN POLİTİKA ÇERÇEVESİ OLUŞTURULDU, BU TEMALARIN ALTINDA 32 POLİTİKA GELİŞTİRİLDİ
Stratejinin ana hedefi, Türkiye’nin UDY pastasından aldığı payı nitelikli UDY projeleriyle artırmak ve 2028 yılında yüzde 1,5’e çıkarmak olurken, bu hedefe ulaşmada, Türkiye’nin her bir nitelikli UDY profilindeki yatırım çekme performansını artırması ve bölgesel pastadan daha fazla pay alması önem taşıyor. Bu nedenle Türkiye’nin geniş rekabet bölgesine gelen UDY akımlarından 2028 yılı itibarıyla yüzde 12 pay alması hedefleniyor. Ayrıca, strateji döneminde nitelikli UDY profilleri özelinde çekilecek proje sayıları ve bölgesel pay hedefleri de belirlendi.
Ortaya konulan söz konusu hedeflere ulaşmak için stratejide, 6 temadan oluşan bir politika çerçevesi oluşturuldu. Yatırım gündemini etkileyen küresel eğilimler ve uluslararası yatırımcıların yer seçim kriterleri göz önünde bulundurularak oluşturulan bu temalar, “yatırım ortamı rekabetçiliği”, “yeşil dönüşüm”, “dijital dönüşüm”, “küresel tedarik zinciri”, “nitelikli insan kaynağı” ve “iletişim ve tanıtma” olarak belirlendi. Devamında ise bu temaların altında toplam 32 politika geliştirildi.
Söz konusu temalar ve bunlar doğrultusunda oluşturulan politikalar tasarlanırken 12. Kalkınma Planı başta olmak üzere Türkiye’nin diğer temel strateji belgeleriyle uyum gözetildi.
Strateji kapsamında yürütülecek proje ve faaliyetler ise söz konusu 32 politika ile eş güdüm içerisinde tasarlanan yıllık eylem planları çerçevesinde icra edilecek. 2024 yılı eylem planında 81 eyleme yer verildi. Bu eylem planları da UDY paydaşı kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde etkin bir şekilde uygulanacak ve Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu (YOİKK) bünyesinde takip edilecek.
Türkiye UDY Stratejisi’ne “https://www.invest.gov.tr/tr/sayfalar/fdi-strategy.aspx” web sayfasından ulaşılabiliyor.
1969 yılında faaliyetlerine başlayan ve 2013 yılı itibarıyla iklimlendirme sektöründe Avrupa’nın ilk üç şirketi arasında yer alan BDR Thermea Group bünyesine katılan Baymak, 55’inci yaşını kutluyor. Geride bıraktığı 55 yıl boyunca, yenilikçi çözümler üretme ve müşterilerine en iyi hizmeti sunma vizyonundan ödün vermeyen Baymak, gelecekte de aynı kararlılıkla ilerleyerek, yeni başarı hikayeleri yazmayı hedefliyor.
İstanbul’daki toplam 60 bin m2 alan üzerine kurulu iki üretim tesisinde çevre dostu iklimlendirme cihazları üreten şirket, yaygın hizmet ağıyla Türkiye’nin her noktasına ulaşıyor. Toplam 500’den fazla çalışanı, 600’ün üzerindeki bayisi, 2 bin 100’den fazla satış noktası ve 300’ün üzerinde yetkili servis noktası bulunan Baymak, 65 farklı ülkeye ihracat da yapıyor.
Geçen yılı yaklaşık yüzde 65’lik büyüme ile kapatan şirket, 2023’ü klimada yüzde 30, kombide yüzde 20, ısı pompasında yüzde 50 ve su ısıtıcıları grubunda yüzde 80’in üzerinde bir büyüme ile tamamlamış durumda. Ayrıca 2030 dünya vizyonunda diğer elektrikli ısıtma sistemleri ile fosil yakıtlı kazanları geride bırakacağı öngörülen ısı pompasında da geçen yıl yüzde 52 oranında büyüme yakaladı.
Bu başarılı performansı önümüzdeki dönemde de devam ettirmeyi hedeflediklerini söyleyen Baymak Genel Müdürü Ülkü Özcan, “55 yıldır, sürdürülebilir bir dünya için iklimlendirme sektörünün üzerine düşen sorumlulukların bilincinde bir şirket olarak, geleceğin teknolojisiyle ısıtma soğutma alanında yenilikçi çözümler üretiyoruz. Geride bıraktığımız yarım asrı aşan sürede, enerji dönüşümünün liderliğini üstlenme vizyonumuzla, iklimlendirme sektöründe adımızın üst sıralara yazılmasından gurur duyuyoruz. BDR Thermea Group’un parçası olmaktan aldığımız güçle üretimden hizmete, teknolojiden topluma katkıya kadar her alandaki sürdürülebilir stratejimizle gelişiyor ve büyüyoruz. Önümüzdeki dönemde de hedeflerimiz doğrultusunda sektörümüzde katma değer üretmeye kararlılıkla devam edeceğiz.”
Sırada Yeni Yatırımlar Var
Önümüzdeki dönemde gerek pazarlama gerekse üretim yatırımı planlamalarını kademeli olarak hayata geçirerek, pazarın büyümesine katkı sağlayacaklarının altını çizen Özcan, “Bu kapsamda, üretim tesisimizde yeni boyler hattı için yatırım yaptık. Yeni yatırımımızı 2025 yılı içerisinde ile devreye alacağız. Emayeli ve emayesiz olmak üzere 2 ayrı ürün için montaj hattı olacak. Böylece mevcut üretim kapasitemize 175 bin adete eklemeyi planlıyoruz. Bununla birlikte yaklaşık 140 kişiye istihdam sağlamayı hedefliyoruz. Ayrıca bayi yapılanmamızda var olan sistemi daha da güçlendirerek, hizmet kalitemizi bir üst düzeye taşıyacağımız yeni bir sisteme geçeceğiz” diye ekliyor.
Sürdürülebilir Bir Dünya İçin Çevreye Duyarlı Üretim
İklim krizinin etkileri ve pahalı enerji tüketimine alternatif çözümler sunmaya odaklanan Baymak, sürdürülebilirlik kapsamında hatlarının bir kısmında doğalgaz yerine elektrik kullanmaya hazırlanıyor. Böylelikle şirketin daha az karbon ayak izi bırakacağını söyleyen Özcan, BDR Thermea Group’un sürdürülebilirlik taahhütleri doğrultusunda çevreye duyarlı yöntemlerle üretim yaptıklarına dikkat çekerek, “Geleceğin iş dünyasında, tedarik süreçlerinin izlenebilir olmasının, sürdürülebilirlik anlamında kritik rol oynayacağının da bilincindeyiz. Değer zincirimiz üzerinde büyük bir etkiye sahip tedarikçilerimizle kalite ve sürdürülebilirliği merkeze alan bir süreç yürütüyoruz.” dedi.
Isıtma ürün yelpazesinde yoğuşmalı kombi, duvar tipi ve yer tipi yoğuşmalı kazan, merkezi sistem kazan brülör, radyatör, oda termostatı, vana ve genleşme tanklarını ürün gamında bulunduran Baymak; soğutma alanında ise duvar ve salon tipi split klimalar, multi split klimalar ile sektörün en geniş ürün portföyüne sahip şirketleri arasında yer alıyor. Öte yandan Baymak yeşil enerji kaynaklarını kullanarak, enerji tüketimini optimize eden ‘çevre dostu’ bir yaklaşımla ‘Baymak Green House’ konsepti ile fark yaratıyor. Isı pompası, güneş kolektörü, pv panel, araç şarj istasyonu ve boyler ürünlerini kullanarak, havadan ve güneşten gelen enerjiyle evlerde ısıtma, soğutma, sıcak su sağlayabilen ‘Baymak Green House’ konsepti ile geleceğin ‘akıllı ev’lerini de tüketicilerle buluşturuyor.
Eşitlikçi Ve Kapsayıcı Şirket Kültürü
Cinsiyet ve fırsat eşitliği de Baymak kültürünün önemli bir parçası ve öncelikli konuları arasında yer alıyor. Tüm çalışanlarının mesleki ve kişisel gelişimlerini ele alırken eşitlikçi ve kapsayıcı bir yaklaşım benimsediklerine de değinen Özcan, şöyle devam ediyor: “Şirket çalışanlarımızda kadın – erkek eşitliğini önemsiyor buna göre aksiyon alıyoruz. Şu anda yöneticilerimizin yüzde 44’ü kadın çalışanlardan oluşuyor. Çalışan kadınların oranını artırmak da öncelikleri hedeflerimizden. Öte yandan önem verdiğimiz diğer bir konu ise eğitim. Baymak Akademi’nin gücünü kullanarak sektörde sadece bugünün ihtiyaçlarını değil, geleceğin getireceklerini de düşünerek teknik donanıma sahip ve hizmet sürecinde yüksek memnuniyet odaklı bir çalışan profili yaratmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz.”
]]>DEVREDEN KDV’NİN İADESİ
Yeni yasayla vergi aslı da uzlaşma kapsamından çıkarıldı. Vergi Usul Yasası’nda bu kapsamdaki hükümler yürürlükten kaldırıldı. Mevcut uzlaşma başvuruları önceki hükümlerine göre sonuçlandırılacak. “Devreden KDV’nin iadesi” sisteme dahil edildi. Buna göre; birleşme, devir ve bölünme işlemlerinde, devreden KDV ve iade hakkı, 5 takvim yılı kriterine veya zaman aşımına bağlı olmaksızın vergi incelemesi yoluyla yeni şirkete aktarılacak. Yurtdışına çıkış harcı ise 150 TL’den 500 TL’ye çıkarıldı. Harç, her yıl yeniden değerleme oranında artırılacak. Son yıllarda 9 milyona yakın vatandaşın yurtdışına çıkış yaptığı hesabıyla bütçeye yıllık gelir etkisinin 4.3 milyar TL olacağı öngörülüyor.
TEMEL TUTARLAR ARTIRILDI
Vergi Usul Yasası’ndaki cezalarda temel tutarlar da artırıldı. Bu cezalar şimdiye kadar “yeniden değerleme oranında” güncelleniyordu. Yeni yasayla 250, 500, bin TL gibi eski mevzuatta yer alan tutarlar 5 bin, 10 bin, 20 bin TL gibi güncel değerlere çekildi. Diğer yandan, ticari olmayan gezi, eğlence gibi faaliyetlerde kullanılan deniz taşıma araçlarına yat limanlarında verilen kiralama, bakım gibi hizmetlerde KDV istisnası ve indirimi kaldırıldı. Bu kalemden de yıllık toplam 5 milyar 400 milyon TL gelir bekleniyor. Öte yandan, vergi kaybı cezası, vergi dairesinin bilgisi dışında kayıt dışı faaliyette bulunarak vergi kaybına neden olunması halinde yüzde 50 artırılacak.
FARKLI IBAN’A BÜYÜK CEZA
Kanun dışında belge düzenleyenlere 2 kat özel usulsüzlük cezası kesilecek. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların bilgi değişimi hükümleri kapsamında bilgi toplanması kurallarına uymayanlara da özel usulsüzlük cezası verilecek. Mal teslimi veya hizmet ifalarına ilişkin tahsilatların, banka ve finans kurumları, ödeme kuruluşları veya PTT aracılığıyla başkalarının adı veya hesabı kullanılarak yapılması halinde her işlem için, miktarın yüzde 10’u oranında ceza kesilecek. Kredi kartı ve benzeri ödeme araçlarıyla tahsilatların, kendi adına kayıtlı olmayan ödeme sistemleri veya cihazları aracılığıyla yapılması durumunda, tahsilatı yapana ve adına kayıtlı cihazları kullandıranlara ayrı ayrı her işlem için özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanacak.
GİB’E FAZLA MESAİ ÜCRETİ
Yeni vergi düzenlemesi, bazı durumlarda özel usulsüzlük vergisinin 10 kat artışlı uygulanması ve her bir tespit için ayrı ayrı ceza kesilmesini de içeriyor. Örneğin; Kullanılma zorunluluğu getirilen cihaz ve sistemlerle nitelikleri belirlenen veya onaylanan elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri üreten, ithal edenler bu kapsama giriyor.
Pakete göre ayrıca, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın fiilen mesai dışında çalışan personeline, her bir saat için 160 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı tutarında fazla çalışma ücreti de ödenecek. Bu ödemenin bütçeye yıllık etkisinin ise 348 milyon TL seviyelerinde olabileceği hesaplandı.
YAP-İŞLET-DEVRET’TEN YÜKSEK GELİR BEKLENTİSİ
YAP-işlet-devret modeli ile kamu özel işbirliği projeleri kapsamında elde edilen kazançlardan alınan yüzde 25’lik kurumlar vergisi yüzde 30’a çıkarıldı. Böylece 557 milyon TL ek vergi bekleniyor. Ayrıca asgari kurumlar vergisi uygulamasıyla 62 bin kurumlar vergisi mükellefinden ilave 70 milyar TL yıllık gelir öngörülüyor. Küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinin oranı yüzde 15 oldu. Asgari kurumlar vergisi oranı ile yeni oran arasındaki fark, küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisi oranı olacak. Çok uluslu şirketlerde küresel asgari kurumlar vergisi uygulamasına yönelik düzenlemelerin bütününden 40 milyar TL gelir tahmin ediliyor.
‘ÇOK KAZANANDAN ÇOK AZ KAZANANDAN AZ’
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yeni vergi paketinin Meclis’ten geçerek yasalaşmasıyla ilgili sosyal medya hesabı X üzerinden yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı: “Vergi düzenlemelerini içeren kanun Yüce Meclisimizde kabul edildi. Vergilemede adaleti ve etkinliği artırmayı, kayıt dışı ekonomiyle mücadeleyi hedefleyen bu yasa vatandaşlarımıza yük getirmiyor. Amacımız, çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi almaktır. Vergi gelirlerinde sağlanan iyileşmeyi vatandaşlarımızın refahı ve ülkemizin istikrarı için verimli alanlara yönlendireceğiz.”
PRİM ORANLARINDA DEĞİŞİKLİK
Kısa vadeli sigorta kolları prim oranı yüzde 2.25 olarak değiştirildi. Bunun SGK’nin gelirinde yüzde 12.5 artış sağlayacağı tahmin ediliyor. SGK prim gelirinde aylık 911 milyon 375 bin 357 TL, beş aylık dönemde yaklaşık 4.6 milyar TL, bir yılda yaklaşık 10.9 milyar TL artış öngörülüyor. 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı sayılanlardan, ilk defa emekli aylığı bağlananların, aynı işyerinde çalışmaya devam etmeleri halinde 5 puanlık sosyal güvenlik destek priminin Hazine’den ödenmesine ilişkin uygulama sonlandırıldı. Bu kalemden kamu giderinde yıllık 13.7 milyar TL azalma bekleniyor.
Akademik personelden polise, memurdan sürekli işçiye kadar onlarca pek çok kadro başvuru bekliyor. Başvuru için kadro açan kurumlarla irtibata geçilebiliyor. Başvuru şartları arasında KPSS ya da kurumların taleplerine göre başkaca yeterlilikler yer alabiliyor.
Hürriyet’ten Burak Taşçı’nın haberine göre; Emniyet Genel Müdürlüğü 2500 polis alacak. Pek çok devlet üniversitesi akademik personel için kadro açtı. Sürekli işçi statüsü için çalışan arayan kurumlar dikkat çekiyor.
En düşük memur maaşı enflasyon farkıyla 40 bin lira seviyesine yükseldi. Kamu memuru ya da sözleşmeli personel yılda iki kez zam alıyor. Nöbet ya da vardiyalı çalışma sistemi dışında çalışan personeller hafta sonları izin yaparken hafta içi saat 08:30 ile 17:00 arasında çalışma imkanı buluyorlar.
İşte kadro açan kurumlar, kadro sayıları ve başvuru tarihleri…
AMASYA ÜNİVERSİTESİ
30 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 29 Temmuz – 12 Ağustos)
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ
10 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 29 Temmuz – 12 Ağustos)
ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ
59 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 29 Temmuz – 12 Ağustos)
DÜZCE ÜNİVERSİTESİ
57 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 29 Temmuz – 12 Ağustos)
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
65 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 29 Temmuz – 12 Ağustos)
TÜRKİYE ELEKTRİK İLETİM.A.Ş.GEN.MD.
SÜREKLİ İŞÇİ STATÜSÜNDE 240 TEKNİKER ALIM İLANI ( 5 Ağustos – 9 Ağustos)
KİLİS 7 ARALIK ÜNİVERSİTESİ
21 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 27 Temmuz – 10 Ağustos)
GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ
9 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 29 Temmuz – 12 Ağustos)
GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ
2 ÖĞRETİM ELEMANI ALACAK ( 29 Temmuz – 12 Ağustos)
ADLİ TIP KURUMU BAŞKANLIĞI
80 SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALACAK ( 5 Ağustos – 11 Ağustos)
MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ
3 ÖĞRETİM ELEMANI ALACAK ( 26 Temmuz – 9 Ağustos)
MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ
13 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 26 Temmuz – 9 Ağustos)
HAKKARİ ÜNİVERSİTESİ
22 SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALACAK ( 26 Temmuz – 9 Ağustos)
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
1 ÖĞRETİM ELEMANI ALACAK ( 26 Temmuz – 9 Ağustos)
MUŞ ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİ
25 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 26 Temmuz – 9 Ağustos)
ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
9 SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALACAK ( 29 Temmuz – 9 Ağustos)
JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
31 PERSONEL TEMİN EDECEKTİR ( 25 Temmuz – 2 Ağustos)
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ
3 ÖĞRETİM ÜYESİ İPTAL İLANI ( 25 Temmuz – 5 Ağustos)
ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ
19 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 25 Temmuz – 8 Ağustos)
ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ
25.07.2024 TARİHLİ İLANDA DÜZELTME YAPILMIŞ OLUP 1 DOKTOR ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAKTIR ( 25 Temmuz – 8 Ağustos)
ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ
36 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 25 Temmuz – 8 Ağustos)
KARABÜK ÜNİVERSİTESİ
46 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 24 Temmuz – 7 Ağustos)
EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
2500 POLİS MEMURU ALACAK ( 23 Temmuz – 29 Temmuz)
EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
POLİS AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI 210 KOMİSER YARDIMCISI ALACAK ( 23 Temmuz – 29 Temmuz)
YOZGAT BOZOK ÜNİVERSİTESİ
59 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 23 Temmuz – 6 Ağustos)
NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ
16 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 22 Temmuz – 5 Ağustos)
TÜRK-ALMAN ÜNİVERSİTESİ
15 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 22 Temmuz – 5 Ağustos)
TÜRK-ALMAN ÜNİVERSİTESİ
4 ÖĞRETİM ELEMANI ALACAK ( 22 Temmuz – 5 Ağustos)
SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI
25 SAYIŞTAY DENETÇİ YARDIMCISI ADAYI ALACAK ( 21 Ağustos – 28 Ağustos)
VAN YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ
56 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 22 Temmuz – 5 Ağustos)
SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ
SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ 121 ADET SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALIM İLANI ( 22 Temmuz – 5 Ağustos)
KAYSERİ ÜNİVERSİTESİ
3 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 22 Temmuz – 5 Ağustos)
KAYSERİ ÜNİVERSİTESİ
4 ÖĞRETİM ELEMANI ALACAK ( 22 Temmuz – 5 Ağustos)
TARSUS ÜNİVERSİTESİ
19 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 19 Temmuz – 5 Ağustos)
AFYONKARAHİSAR SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ
45 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 19 Temmuz – 2 Ağustos)
TEKİRDAĞ NAMIK KEMAL ÜNİVERSİTESİ
2 ÖĞRETİM ELEMANI ALACAK ( 19 Temmuz – 2 Ağustos)
KAFKAS ÜNİVERSİTESİ
68 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 19 Temmuz – 2 Ağustos)
SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ
125 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 19 Temmuz – 2 Ağustos)
BARTIN ÜNİVERSİTESİ
32 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 19 Temmuz – 2 Ağustos)
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ
53 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 18 Temmuz – 1 Ağustos)
GİRESUN ÜNİVERSİTESİ
9 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 18 Temmuz – 2 Ağustos)
ANKARA HACI BAYRAM VELİ ÜNİVERSİTESİ
20 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 18 Temmuz – 1 Ağustos)
YALOVA ÜNİVERSİTESİ
2 ÖĞRETİM ELEMANI ALACAK ( 18 Temmuz – 1 Ağustos)
SİİRT ÜNİVERSİTESİ
58 ÖĞRETİM ELEMANI ALACAK ( 18 Temmuz – 1 Ağustos)
BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ
24 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 17 Temmuz – 31 Temmuz)
BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ
13 ÖĞRETİM GÖREVLİSİ ALACAK ( 17 Temmuz – 31 Temmuz)
YALOVA ÜNİVERSİTESİ
14 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 17 Temmuz – 31 Temmuz)
ADANA ALPARSLAN TÜRKEŞ BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ
11 ÖĞRETİM ELEMANI ALACAK ( 17 Temmuz – 31 Temmuz)
BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ
25 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 17 Temmuz – 31 Temmuz)
BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ
2 ÖĞRETİM ELEMANI ALACAK ( 17 Temmuz – 31 Temmuz)
SİVAS BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ
29 ÖĞRETİM ELEMANI ALACAK ( 17 Temmuz – 31 Temmuz)
BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ
21 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 17 Temmuz – 31 Temmuz)
BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ
24 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 17 Temmuz – 31 Temmuz)
BURDUR MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ
53 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 17 Temmuz – 31 Temmuz)
İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ
110 SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALACAK ( 14 Temmuz – 29 Temmuz)
AKSARAY ÜNİVERSİTESİ
38 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 12 Temmuz – 29 Temmuz)
NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ
76 ÖĞRETİM ÜYESİ ALACAK ( 12 Temmuz – 29 Temmuz)
TAŞKÖPRÜ (YALOVA) BELEDİYE BAŞKANLIĞI
2 MEMUR ALACAK ( 26 Ağustos – 29 Ağustos)
ABD’de ekonomik aktivitenin endişe edildiği kadar güç kaybetmeden enflasyonist baskıların azalması, “yumuşak iniş” senaryolarının öne çıkmasını sağlarken, risk iştahını da besliyor.
ABD Merkez Bankasının (Fed) çarşamba günü politika faizini son kez yüzde 5,25-5,50 seviyesinde sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, politika metni, ekonomik projeksiyonlar ve Fed Başkanı Jerome Powell’ın açıklamalarından alınacak sinyallerin varlık fiyatlarının yönü üzerinde belirleyici olması bekleniyor.
Para piyasalarındaki fiyatlamalar Fed’in yılın geri kalanında 3 kez faiz indirimine gidebileceğini gösterirken, Fed’den alınacak sinyallerin yanı sıra cuma günü açıklanacak istihdam raporundaki verilerin bankanın faiz indirimi konusundaki soru işaretlerini azaltabileceği öngörülüyor.
Öte yandan, bu hafta bilanço sezonu da yoğun şekilde devam edecek. Apple, Microsoft, Amazon ve Meta Platforms gibi dev şirketlerin açıklayacağı finansal sonuçların hisse ve sektör bazlı oynaklığı artıracağı tahmin ediliyor.
Tahvil piyasaları yoğun haftaya alış ağırlıklı bir seyirle başlarken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, şu sıralarda yüzde 4,18’e geriledi. Dolar endeksi de yüzde 0,1 azalışla 104,3 seviyesinde bulunuyor.
Altının ons fiyatı haftaya yüzde 0,3 artışla 2 bin 393 dolardan, Brent petrolün varil fiyatı da yüzde 1,2 yükselişle 80,7 dolardan başladı.
ABD seçimleri de yatırımcılar tarafından yakından takip edilirken, eski ABD Başkanı ve Cumhuriyetçilerin başkan adayı Donald Trump, ABD’yi “gezegenin kripto başkenti ve dünyanın Bitcoin süper gücü” olmasını sağlamayı planladığını açıkladı.
Trump’ın açıklamalarının ardından kripto paralarda dalgalanmaların arttığı görülürken, şu sıralarda Bitcoin 69 bin 700 dolardan işlem görüyor.
New York Borsası’nda cuma günü Nasdaq endeksi yüzde 1,03, S&P 500 endeksi yüzde 1,11 ve Dow Jones endeksi yüzde 1,64 yükseldi. ABD’de endeks vadeli kontratlar yeni haftaya da yükselişle başladı.
Avrupa’da bu hafta İngiltere Merkez Bankasının (BoE) faiz kararının yanı sıra bölge genelinde açıklanacak enflasyon ve büyüme verileri yatırımcıların odağına yerleşti.
BoE’nin perşembe günkü toplantıda politika faizini sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken, politika metni ve BoE Başkanı Andrew Bailey’nin yapacağı sözle yönlendirmelerden alınacak sinyallerin gelecek dönemde atılacak adımlara ilişkin ipucu vermesi bekleniyor.
Bölgede ekonomik aktiviteye yönelik endişeler geçen hafta açıklanan verilerin ardından güçlenirken, bu hafta açıklanacak büyüme ve enflasyon verilerinin söz konusu endişeleri ne yönde etkileyeceği takip ediliyor.
Cuma günü İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,21, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,22, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,65 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,12 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya da yükselişle başladı.
New York borsasında cuma günü öne çıkan alış ağırlıklı seyrin haftanın ilk işlem gününde Asya pay piyasalarına taşındığı görülürken, Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) çarşamba günü açıklayacağı para politikası kararları yakından takip edilecek.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda bankanın politika faizini yüzde 70 ihtimalle sabit bırakacağı öngörülürken, yüzde 30 ihtimalle de 10 baz puan artırabileceği tahmin ediliyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 2,6, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,2, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,9 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi ise yüzde 0,1 yükseldi.
Yurt içinde cuma günü dar bantta hareket eden Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,18 artışla 10.891,42 puandan tamamladı.
Dolar/TL, cuma günü yatay bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının hemen altında 32,9456’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,9690 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise ABD’de Dallas Fed imalat sanayi endeksi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.800 ve 10.700 puanın destek, 10.900 ve 11.000 seviyelerinin direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
17.30 ABD, temmuz ayı Dallas Fed imalat sanayi endeksi
GÖKBEY hangi ülkelere satılacak, KAAN Türk Hava Kuvvetleri’ne ne zaman teslim edilecek, dünya devleri için hangi parçalar üretiliyor? Hakan Çelik’in TUSAŞ Genel Müdürü Dr. Mehmet Demiroğlu ile İngiltere Farnborough’da gerçekleştirdiği röportajdan satır başları şöyle:
“GÖKBEY MİLLİ MOTORLA UÇTU”
TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, GÖKBEY’in uçuşu ile ilgili olarak “Biz şunu gösterdik Türkiye’de; biz istersek beraber çalıştığımız zaman herhangi bir şeyi yaparız ve bunu yaptık. HÜRJET uçtu, arkasından GÖKBEY milli motorla uçtu. Arkasından ATAK-2 uçtu. Daha sonra sene sonuna doğru ANKA-3 uçtu ve KAAN 21 Şubat’ta ilk uçuşunu yaptı. Gelişmiş ülkelerden de ilgi var.” dedi.
“500 HELİKOPTER ÜRETİMİ YAPACAĞIZ”
TUSAŞ Genel Müdürü, GÖKBEY için planlanan üretim sayısını da paylaştı. “500 tane helikopter yapmayacaksak, biz bir yerde bir şeyi yanlış yapıyoruz demektir. 10 milyar dolar civarına çıkar bu helikopterler. Ülkelere, bölgelere satacağımızı düşündüğümüz helikopter sayısı, 500’den aşağı olmayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Şekli şemali de güzel helikopterlerin. Bizim helikopterimiz… “ diye konuştu.
“HÜRJET’LERİ 2026’DA VERECEĞİZ”
HÜRJET hafif taarruz uçağı olabilecek bir uçak. Bunun üzerinde de çalışıyoruz. Müşteri bu ürün envanterinizde var mı diye soruyor. 17 tane şu anda. 2026’da vermeye başlayacağız. Bu ciddi bir boşluğu dolduracak. Fiyat performansı ve kalitesine baktığımız zaman daha avantajlı halinde. Türk ordusu kullanıyorsa daha prestijli hale geliyor.
AVRUPA VE ABD’YE ÜRÜN SATACAK NİTELİKTEYİZ.
ABD’li bir firma ile görüştük. “Meksika sınırında uğraşıyorsunuz, AKSUNGUR verelim” dedik. Avrupa ve ABD’ye ürün satacak yetkinlikteyiz.
“BOEİNG VE AİRBUS İLE ÇALIŞIYORUZ”
Boeing ve Airbus ile de çalışıyoruz. Milyar dolarlık iş hacmi sağlayacak. Bu önemli bir gelişme bizim için. Kapasitemizi artırmaya devam edeceğiz. Ürünlerimizi üretip teslim etmemiz lazım.
“KENDİ SINIFINDAKİ EN İYİ HELİKOPTER”
Demiroğlu, ATAK helikopteri ayrıntıları da paylaştı. Demiroğlu, “Kendi sınıfındaki en iyi helikopter, kullanıcı memnun. 24 tane daha yapıyoruz. Biz ATAK’tan memnunuz. Bu mühimmatların hemen hemen hepsi ya ROKETSAN’dan ya MKE’den geliyor. Bizim diyeceğimiz ürünler. 20 milimetrelik topunu yurt dışından temin ediyorduk ama alamadık, kestiler. Biz de kendi topumuzu ürettik. Yüzde 70-80’lere doğru gidiyoruz yerlilik oranlarında. Bazı platformlarda yüzde 100’lere ulaştı. İstediğimiz her şeyi yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ANKA 3’ÜN TESTLERİ SÜRÜYOR”
Mehmet Demiroğlu, ANKA-3’ün geliştirme çalışmaları için de “ANKA-3 Şu anda iki tane prototiple uçuyor. Geliştirme ve zarf açma testlerini ifa ediyor. Yüksekliğini, hızını, taşıdığı yükü artırıyoruz. TUSAŞ’ın 3 ana birimi seri üretim yapıyor. Üçünün de ciromuza katkıları birbirine yakın.” dedi.
“KAAN BİZİM UÇAĞIMIZ… İLK TESLİMATI 2028’DE”
Türkiye’nin milli muharip uçağı KAAN için de gözler 2028’de. KAAN’ın sadece bir uçak projesi olmadığının altını çizen Demiroğlu, söyle konuştu:
“KAAN aynı zamanda bir ekosistem projesi. 2028 şu an bizim için ilk teslimatı yapacağımızı planladığımız yıl. 2029’a kalabilir ama 2039’a kalmaz. İlk parçasının imalatından 14 yıl sonra yere kondu, 22 ay sonra da uçtu. F-22 80’lerde tasarlanmaya başladı. O süreç içinde teknolojide ciddi gelişmeler oldu. F-22 zamanının en iyi uçağı ama bizim KAAN’a ekleyeceğimiz bazı sistemler F-22’de yok. KAAN bizim uçağımız… İnsanlardaki teveccühü görüyoruz. ‘Bu uçak benim’ diyor. Bizim için müthiş bir motivasyon kaynağı. Baskı oluşturuyor ama motivasyon kısmı daha baskın.”

MİLLİ MUHARİP UÇAK KAAN’IN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?
21 Şubat 2024’te ilk uçuşunu gerçekleştirerek 13 dakika havada kaldı. Bu uçuşta 8000 feet irtifaya çıktı ve 230 knot hıza ulaştı.
5’inci nesil çok rollü savaş uçağı olan KAAN, hem hava-hava, hem de hava-yer muharebelerinin gereksinimleri için üstün kabiliyetler sağlıyor.
Türk Havacılık Uzay Sanayii’nin, yüksek hayatta kalma kabiliyetine haiz, güçlü ve atik platformu KAAN; sahip olduğu akıllı ve güçlü savaş kabiliyetleri ile tam bir savaşçıdır.
İşte Kaan’ın teknik özellikleri…
* Hem hava-hava, hem de hava-yer muharebelerinin gereksinimlerini sağlıyor
* Kokpit tasarımı, beşinci nesil savaş uçaklarının sahip olması gereken kabiliyet ve donanımlar gözetilerek pilotun iş yükünü en aza indirgemeye yönelik olarak olgunlaştırılıyor
* Yüksek durumsal farkındalık, optimize edilmiş pilot iş yükü, muharebe hasar tespiti
Yeni nesil görev sistemleri
* Diğer unsurlarla (insansız hava araçları, F-16’lar, TSK’nın hava, kara ve deniz unsurları) müşterek çalışılabilirlik
* Düşük görünürlük ve kızılötesi iz
* Sensör ve veri füzyonu destekli atış kontrol sistemi ile hassas vuruş
* Kısa dönüş süresi
* Dahili silah yuvası ve supercruise kabiliyeti
* 14 metre kanat açıklığına sahip KAAN, 21 metre uzunluğunda ve 6 metre yüksekliğinde.
KAAN’ın azami hızı ise 1,8 Mach (40.000 ft) olarak açıklandı.
Su miktarı; Alibey’de yüzde 28,08, Büyükçekmece’de yüzde 56,23, Darlık’ta yüzde 61,38, Elmalı’da yüzde 64,17, Istrancalar’da yüzde 39,67, Kazandere’de yüzde 30,85, Pabuçdere’de yüzde 41,33, Sazlıdere’de yüzde 53,98, Terkos’ta yüzde 72,82 ve Ömerli’de 65,11 olarak kaydedildi.
Melen ve Yeşilçay’dan bu yıl şu ana kadar 319,97 milyon metreküp su alındı. İçme suyu arıtma tesislerinden bu yıl kente verilen su miktarı ise 654 milyon 82 bin metreküp olarak hesaplandı.
Bu yıl şu ana kadar barajlara düşen yağış miktarı metrekare başına 359,68 kilogram oldu.
Kente su sağlayan baraj ve göletler 868 milyon 683 bin metreküp biriktirme hacmine sahipken su miktarı bugün itibarıyla 518,73 milyon metreküp olarak kaydedildi.
İstanbul’da şehre verilen su miktarı dün itibarıyla 3 milyon 245 bin metreküp olurken bu suyun 1 milyon 188 bin metreküpü regülatörlerden, 2 milyon 57 bin metreküpü ise barajlardan alındı.
SON 10 YILIN DOLULUK ORANLARI
İSKİ istatistiklerine göre, 28 Temmuz tarihli baraj doluluk oranları 2014’te yüzde 19,34, 2015’te yüzde 79,06, 2016’da yüzde 63,08, 2017’de yüzde 71,88, 2018’de yüzde 73,38, 2019’da yüzde 69,36, 2020’de yüzde 58,13, 2021’de yüzde 68,02, 2022’de yüzde 67,47, 2023’te yüzde 38 iken bugünkü oran yüzde 59,49 olarak kayıtlara geçti.
“TÜM İSTANBULLULARIN KENDİ ÇAPINDA ÇÖZÜM ÜRETMESİ GEREKİYOR”
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bugün itibarıyla İstanbul barajlarındaki su değerlerine ve yağış miktarına bakıldığı zaman son 10 yıldaki en düşük değerin gerçekleştiğini, barajlardaki doluluk oranına bakıldığı zaman ise son 10 yıldaki 4. en düşük değerin ölçüldüğünü söyledi.
Bu durumda yağışın yıllar içinde kendi yapısı gereği bazı yıllar fazla, bazı yıllar az olmasının etkisinin büyük olduğunu belirten Toros, “Baraj bölgelerindeki yağışların en düşük değerlerinin yaşanıyor olması ciddi bir kuraklıkla iç içe olduğumuzu, kuraklık yaşadığımızı da gösteriyor. Özetle yağış miktarındaki azalmaya bağlayabiliriz.” dedi.
Toros, barajlardaki su seviyesinin azalmasına karşı alınması gereken tasarruf önlemlerine dikkati çekerek, şunları aktardı:
“Elimizdeki su miktarı belli ama günlük tüketilen su miktarı da belli. Şu anda günlük ortalama İstanbul’da 3,5 milyon metreküp su kullanıyoruz. Barajlardaki suyu çoğaltamayacağımıza göre o zaman elimizdeki var olan suyu daha idareli nasıl kullanabiliriz konusunda tüm İstanbulluların kendi çapında çözüm üretmesi gerekiyor. Suyu en fazla nerelerde kullanıyoruz? Yaz dönemi havalar sıcak, duş alma ihtiyacımız doğuyor. Duş esnasında suyu daha az nasıl kullanabiliriz? Duş başlıklarını tasarruflu başlıklarla değiştirerek. 10 litre suyla da duş alabilirsiniz, 50 litre suyla da alabilirsiniz. Bu sizin duyarlılığınıza, farkındalığınıza bağlı. Suyu en fazla nerede kullanıyoruz? Sifonlarda kullanıyoruz. Daha kontrollü su tüketimiyle sifonu her çektiğinizde 3-4 litre değil de ihtiyaca göre belki 1, 2, 3 litre farklı kademeli sifon sistemiyle bunu yapabiliriz.”
“SUYUN HER DAMLASI DEĞERLİDİR, HER DAMLAYI SAYARAK KULLANALIM”
Prof. Dr. Hüseyin Toros, İstanbul’un çok geniş bir alanda olduğunu ve değişik farklı farklı bölgelerinin bulunduğunu belirterek, “Atalar ‘Damlaya damlaya göl olur.’ demişler. Evinizde deneyebilirsiniz; bir musluğu damla damla açık bırakın, bir günde ne kadar suyun aktığını göreceksiniz. Damlaya damlaya İstanbul barajlarının yok olmasına yol açabiliyor. Onun için diyoruz ki suyun her damlası değerlidir. Her damlayı sayarak kullanalım, her damlanın önemli olduğunun farkına vararak kullanalım.” diye konuştu.
Barajlardaki suyun İstanbul’a yetmediğini ve bu durumun bir İstanbul gerçeği olduğunu kaydeden Toros, “İstanbul’un barajlarının toplam su bütçesi tamamı dolu olsa bile 900 milyon metreküpü bulmuyor. Bugün biz 3,5 milyon metreküpten bahsediyoruz. 100 günde 350 milyon metreküp, 300 günde 1 milyar metreküpün üzerine geçiyor. Yıllık biz 1 milyar 100 bin metreküpün üzerinde su kullanıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
“BARAJLARDAKİ SU SEVİYESİ HER GÜN DÜŞMEYE DEVAM EDİYOR”
Sitelerde, parklarda, bahçelerde ve farklı yerlerde yağmur hasadı yapılarak, suyun bol olduğu kış mevsiminde suyu biriktirip ihtiyaç duyulan sıcak günlerde bitkilerin sulanması ve evlerin farklı ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılabileceğine işaret eden Toros, suyla ilgili yapılacak her tasarrufun hem ekonomiye katkı sağlayacağını hem de İstanbul genelinde su ihtiyacının azalmasıyla barajlardaki suyun daha uzun vadeli kullanılabileceğini ifade etti.
Toros, temmuz, ağustos ve eylül aylarının İstanbul’un en az yağış aldığı dönemler olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ekimde yağışlarımız yavaş yavaş artmaya başlıyor. Dolayısıyla önümüzde daha ağustos ve eylül ayları var. Burada da geçmiş verilere baktığımız zaman İstanbul barajlarına su getirecek yağışın geçmişte olmadığını görüyoruz. Bugünlerde zaman zaman ciddi sağanaklar alıyoruz ama barajlara bu su yansımıyor. Barajlardaki su seviyesi her gün düşmeye devam ediyor. Bu yaz yağmurları yerler sıcak olduğu için, toprak kuru olduğu için daha çok bulunduğu bölgede o bölgenin su ihtiyacını karşılıyor veya buharlaşıp yok olup gidiyor. Bizim kasım, aralık ayına kadar ciddi yağış alma ihtimalimiz biraz düşük gözüküyor geçmiş verilerden. Onun için elimizdeki suyu daha verimli nasıl kullanabiliriz konusunda hep beraber çalışmalarımızı arttırabiliriz.”
Türkiye’de yerli sperma üretiminde söz sahibi kuruluşlardan birinin de Bakanlığa bağlı TİGEM olduğunu belirten Yumaklı, kuruluşun Sultansuyu Tarım İşletmesi Sperma Üretim Merkezi’nde genetik kapasitesi yüksek boğalardan sperma elde edildiğini kaydetti.
Bakan Yumaklı, özel sektör aracılığıyla çiftçilere ulaştırılan bu dondurulmuş spermaların, hayvansal üretimde kullanılmasıyla et ve süt verimi daha yüksek büyükbaş hayvanların yetiştirildiğini aktardı.
Sultansuyu Tarım İşletmesi bünyesindeki Sperma Üretim Merkezi’nde, Türkiye’deki dondurulmuş boğa sperması üretiminin yüzde 38’inin gerçekleştirildiğini bildiren Yumaklı, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Merkezimiz Türkiye’deki izinli merkezler arasında en yüksek paya sahip. Aynı şekilde elde ettiği satış rakamıyla bu alanda açık ara lider konumda. Sultansuyu Tarım İşletmemizde yeni boğaların tedariki amacıyla da Boğa Anası ve Boğa Adayı Üretim Tesisi’ni projelendirdik. Böylelikle bu tesiste ülke içerisindeki tüm sperma üretim merkezlerinin boğa ihtiyaçlarının 2026 yılından itibaren karşılanmasını hedefliyoruz. TİGEM’in hayvancılık yol haritasının en önemli enstrümanlarından biri olan suni tohumlama ve yerli sperma kullanımının artırılmasına büyük katkıları var. Kuruluşumuz Türkiye’nin yanı sıra yurt dışında da gıda güvenliğinin sağlanmasına yönelik önemli çalışmalar yürütüyor. 2023’te Azerbaycan’a 7 bin 200 dozluk satışla ilk ihracatını gerçekleştiren TİGEM, bu yıl dost ve kardeş ülkeye farklı ırklardan 9 bin doz sperma daha ihraç etti. Bu sayede Azerbaycanlı yetiştiricileri de TİGEM’in üstün özelliğe sahip genetik materyaliyle buluşturmuş olduk. Yaptığımız işbirliklerinin, ülkemizin bilgi ve tecrübesinin kardeş ülkelere aktarılarak bu ülkelerin tarım sektörlerini güçlendireceğini umut ediyoruz. Bakanlık olarak köklü bağlara sahip olduğumuz çevre ülkelerde tarımsal üretimin artırılması ve geliştirilmesine yönelik işbirliği ve desteklerimiz devam edecek.”
YILDA 1 MİLYON DOZ SPERMA ÜRETİLİYOR
Yumaklı, Sultansuyu Tarım İşletmesi Sperma Üretim Merkezi’nde yılda 1 milyon doz sperma üretildiğini vurgulayarak, bugüne kadar 7,5 milyon doz dondurulmuş boğa sperması üretilen merkezden özel sektöre 5,5 milyon doz sperma satışı gerçekleştirildiğini açıkladı.
Halihazırda 42 baş boğa ile faaliyetlerine devam eden TİGEM bünyesindeki tesiste siyah alaca, simmental, esmer, şarole, limuzin ve Belçika mavisi ırklarından üretim yapıldığını aktaran Yumaklı, şunları kaydetti:
“Kuruluş, yetiştiricilerin talepleri doğrultusunda ırk çeşitlendirme çalışmalarına devam ediyor. Merkezdeki üstün vasıflı boğa sayısının artırılarak yıllık dozun 1,5 milyona çıkarılması hedefleniyor. Öte yandan yüksek kaliteli boğa sperması ihracatı, genetik çeşitliliğin ve hayvan ıslahının geliştirilmesine katkı sağlarken Türkiye’nin tarım ve hayvancılık alanındaki teknolojik ve bilimsel ilerlemelerini yansıtarak küresel pazarda rekabet edebilirliğini de artırıyor. Sperma ihracatı aynı zamanda, ekonomik büyümeye katkıda bulunurken, Türk çiftçilerine ve üreticilerine yeni pazarlar ve iş fırsatları da sağlıyor.”
]]>
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM), hakkında tutuklama kararı çıkardığı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde alkışlarla karşılanması uluslararası hukukçular ve Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerini çileden çıkardı.

ABD’li uluslararası hukukçu ve eski BM İnsan Hakları Yetkilisi Craig Mokhiber, sosyal medya platformu X’teki hesabı aracılığıyla Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde çekilen fotoğrafı ile Adolf Hitler’in yandaşları arasında çekilmiş fotoğrafını yan yana koyarak, “Tarih her şeyi yazıyor” notunu paylaştı. Mokhiber’in mesajını yanıtlayan BM Raportörü Francesca Albanese de gönderiye yorum olarak, “Tam da bugün bunu düşünüyordum” diye yazdı. Albanese’nin cevabı, İsrail ve onun en başta gelen iki destekçisi ABD ve Almanya’yı harekete geçirdi.

ABD: GÖREVİNDE DURAMAZ
İsrail’in Gazze’de işlediği katliamlara karşı yönelttiği sert eleştirilerle bilinen Albanese’nin X’teki mesajına tepki gösteren ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Lindha- Thomas Greenfield, mesajı anti-semitizm şeklinde değerlendirerek, “İnsan haklarını desteklemekle görevli BM yetkililerinin anti-semitik tavırlarına yer yok. ABD olarak, Albanese’nin bu tavrını kesinlikle tasvip etmediğimizi vurgularken kendisinin bu görevi sürdürmek için elverişli olmadığını düşündüğümüzü bildirmek istiyoruz” diyerek Albanese’nin görevinden alınmasını istedi.

ALMANYA ERİŞİM YASAĞI GETİRDİ
Albanese’nin mesajı, Almanya’yı da harekete geçirdi. Mesajın altına yorum yazan Alman kullanıcılar, BM Raportörüne ağza alınmayacak hakaretler savurdu. Craig Mokhiber ise hakaretleri yanıtlayarak, “Bu tür durumlarda genellikle Alman trollerin harekete geçtiğini ve utanmazca yaklaşık 40 bin insanı katleden savaş suçlusu bir lideri savunduğunu” dile getirdi. Hamzajazaeri adlı bir diğer kullanıcı ise Almanya’da yaşadığını ve bir süre sonra Mokhiber’in mesajına erişim yasağı uygulanmaya başlandığını görsel paylaşarak teyit etti.
İSRAİL’E MEYDAN OKUDU
Mokhiber’in yayınladığı mesaja tepki gösteren İsrail Dışişleri Bakanlığı, resmi X hesabı üzerinden yayınladığı açıklamada, Albanese’yi BM’deki görevini bir kalkan gibi kullanarak “Holokost’un anısını suistimal etmek”, “Nefret yaymak” ve “Anti-semitizm” yapmakla suçladı. Albanese ise İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına karşı geri adım atmadı. Açıklamayı alıntılayan Albanese, “Holokost’un anısı dünyadaki vicdanlı insanlar sayesinde duruyor. Kurumsal bağırışlarınız ve seçici öfkeniz nihayet harekete geçen uluslararası adaleti durduramayacak” diyerek İsrail’e karşı UCM ve UAD’de işletilen hukuki sürece vurgu yaptı.

SOYKIRIMA KARŞI DİK DURUŞ
İşgalci İsrail güçlerinin 7 Ekim 2023’ten beri Gazze’ye yönelik sürdürdüğü saldırılarda ölü sayısı 39 bini aşarken yaralı sayısı ise 90 bine yaklaştı. Gazze’deki Filistinlilere insani yardım, sağlık malzemesi ve yakıt ulaştırılmasını engelleyen İsrail’e, BM platformlarından en sert tepki gösterenlerden biri Francesca Albanese olmuştu. İsrail’in 27 Mayıs’ta Gazze’nin güneyindeki Refah’ta bir çadır kenti vurarak yüzlerce Filistinliyi öldürmesini “Soykırım” olarak niteleyen Albenese, İsrail’in hesap vermekten kaçmasının engellenmesi için dünyaya çağrı yapmıştı.

Kilogram fiyatı 100-200 lira arasında değişen sardalya, yaz sofralarında bolca tüketiliyor. Karadeniz’in meşhur hamsisine benzerliğiyle tanınan, pulları çok kolay temizlenebilen sardalya, çok kısa sürede pişirilebiliyor.
Tavada kızartılan ya da temizlemeden doğrudan ızgarada veya mangalda asma yaprağına sarılarak pişirilen sardalya, tuzlanmış ve konserve haline getirilerek tüketicilere her mevsim ulaştırılabiliyor.
Sardalyanın en yağlı ve lezzetli dönemi ekim ayına kadar devam ediyor.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi, Su Ürünleri Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Ender Künili, AA muhabirine, sardalyanın Çanakkale bölgesini özellikle göç zamanı çok yoğun kullandığını, bu bölgede beslenme ve üreme aktivitelerinde bulunarak, besleyiciliğinin arttığını söyledi.
Sardalyanın Çanakkale bölgesinde yoğun olarak avlandığını anlatan Künili, “Sardalya Çanakkale sevdalısı bir balık olup, üreme ve beslenme zamanı Çanakkale’de bol miktarda faaliyetlerde bulunur. Beslenme amaçlı buralarda yer edinir kendine. Dolayısıyla endüstriyel balıkçılığın yasaklandığı 15 Nisan’dan sonra daha çok küçük balıkçıların ağlarına takılır ve amatör balıkçılar tarafından da yakalanarak tezgahlarda yerini alır.” ifadesini kullandı.
“BALIK, OMEGA 3 YAĞ ASİTLERİ BAKIMINDAN OLDUKÇA ZENGİNLEŞTİĞİ BİR DÖNEME GİRER”
Künili, temmuzun sonundan ekim ayına kadar sardalyanın yağlandığını aktardı.
Bu zamanlarda tezgahlarda yer alan sardalyanın halkın damak tadına hitap edecek şekilde en güzel yağlı formuna ulaştığını vurgulayan Künili, şunları kaydetti:
“Bu dönemde Çanakkale sardalyası tüketim için arzu edilen en güzel halini alır. Çanakkale sardalyasını kendi familyasındaki diğer türlerden ayıran en önemli özellikleri arasında bu bölgede barınmasına bağlı olarak gelişen biyokimyasal kompozisyonundaki farklılığın lezzete etkisi vardır. Buradaki sardalyalar aminoasit içeriği bakımından ve bazı vitamin ve mineraller bakımından oldukça zenginleşir. Aynı zamanda yağ asidi kompozisyonu da buna göre değişiklik gösterir. Balık, omega 3 yağ asitleri bakımından oldukça zenginleştiği bir döneme girer. Bu durum göç zamanı ve beslenme faaliyetleri için tercih ettiği bölge olan Saroz’dan tutun Marmara’nın girişine kadar her kısımda ve Çanakkale’nin kıyılarında beslendiği mikro canlılar ve planktonların çeşitliliği ile ilgilidir. Bu organizmalar sardalyanın içerdiği besin bileşenlerine etki ediyor. Dolayısıyla bundan da kaliteli besin bileşeni ortaya çıkıyor.”
“ÇANAKKALE SARDALYASI HER MEVSİM GENİŞ TÜKETİCİ KİTLESİNE ULAŞMAKTA”
Ender Künili, sardalyanın geleneksel tüketiminin Çanakkale’de çok eski zamanlara dayandığını söyledi.
İnsanların eskiden sezon dışında da sardalya tüketebilmek için farklı yöntemler tercih ettiğini vurgulayan Doç. Dr. Künili, “Özellikle yöre halkı bu güzel lezzetli dönemlerinde yakalanan balıkları tuzlama şeklinde işleyerek konserve sistemi ile kış zamanları da tüketebiliyorlardı. Bu metotlar aroma ve lezzet olarak sardalya üzerine olumlu etki etmekte, güvenlik açısından tüketilebilirliğini artırmakta, besleyiciliği konusunda da hiçbir değişikliğe neden olmamaktadır.” diye konuştu.
Çanakkale sardalyasının endüstriyel firmalarca da tüketiciye sunulduğunu vurgulayan Künili, “Bu sayede de Çanakkale sardalyası her mevsim geniş tüketici kitlesine ulaşmakta ve sevilerek tüketilmektedir. Özellikle yaz mevsiminde Çanakkale bölgesinde kendisine yer edindiği için bu dönemlerde avlandığında, sardalya kent halkı tarafından doğrudan ızgaraya atılarak veya temizlenerek mangalda asma yaprağına sarılarak pişirilir. Ağustos ve eylül arasında sardalyanın mangaldan dağılan kokusu kent sokaklarında çok rahat olarak tanınmaktadır.” dedi.
Çanakkale Balık Hali esnafından Doğan Uyar da sardalyanın mangalda ızgarada ve fırında pişirilerek tüketilebilen bir tür olduğunu belirtti.
Uyar, uygun fiyatıyla bu dönemde piyasada bolca bulunan sardalyanın en taze şekliyle sofralara ulaştığını dile getirdi.

Kerem Sarp, AJet’in, Türk Hava Yollarıyla (THY) mantalite olarak, çalışma kültürü olarak tamamen birbirinden ayrı ve prensiplerinin farklı olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Belki tam anlatamadık, bizim en büyük eksikliğimiz bu olabilir. Biz bunu anlatmak için ilk önce şunları yaptık; bir, bu tamamen düşük maliyetli bir hava yolu konseptiyle çalışacak. Sektördeki taşıyıcıların hizmet kalitesine ise yakın ve bunun birazcık daha üstünde hizmet vereceğiz. Ama ilk başta ne yaptık? Biz bütün kontuarları THY’den ayırdık. Niye? THY marka algısıyla AJet’in marka algısı birbirinin içine girmesin diye. Yurt içi meydanlarda, yurt dışı meydanlarda fiziki şartların izin verdiği her yerde bunu yaptık. İki, yurt dışı ve yurt içinde teşkilat yapılanmamız olmadığı için handling firmalarıyla bizim adımıza bizi temsil edecek birer tane yetkili atadık ve bunlarla ilgili kontakları bitirdik. Bir operasyon anında bir aksaklık olduğunda bu kişilerin yolcularımızla ilgilenmesi ve onların uçuş aksaklığında yaşadığı sorunları tolere edip azaltması için kontratlarımızı bu şekilde bütün dünyanın her yerinde yaptık.”
– “2025’e gelmeden 150 uçağa daha hızlı ulaşacağımızı görüyoruz”
Sarp, 6 aylık dönemde bakıldığında proje takvimleriyle birebir aynı gittiklerinin bilgisini paylaşarak, kendilerinin ayrı bir IT yapısına sahip olduklarını belirtti.
Kerem Sarp, “Bizim amacımız ekim sonuna doğru bu takvimde ilerleyip AJet’in dijitalleşmede diğer sektördeki düşük maliyetli hava yollarıyla aynı teknolojiye kavuşması ve ondan sonra da hızlı bir şekilde teknolojisini daha fazla ilerleterek, birçok işini yapay zekaları kullanarak, iş süreçlerini kısaltarak kullanıcının daha hızlı erişebileceği bir iş modeline geçmeyi planlıyoruz.” diye konuştu.
Herkeste bir marka karmaşası olmasının doğal olduğunu anlatan Sarp, halihazırda hem Anadolu Jet uçaklarının, hem de AJet uçaklarının varlığından bahsetti.
Sarp, “Şimdi uçakların boyanması belli bir süre istiyor ve bunun için de yeterli şekilde hangarlarda bir kapasitenin olması lazım. Bu uzun soluklu bir iş. İkincisi bizim düşük maliyetli hava yolu modelini çok iyi uygulayabilmemiz için, maliyetleri de aşağıya getirmek için bizim filo yaşımızın daha düşük olması gerekiyor. Bunun için de filomuza yeni uçakların girmesi gerekiyor. Önümüzdeki sene yaklaşık 40’a yakın yeni nesil uçağın girişi planlanıyor ve bu uçakların gelmesiyle birlikte uçaklar gelirken tamamı AJet logolarıyla ve AJet olarak boyanmaya başlanacak. AJet’in marka olarak alanlarda görünürlüğü daha fazla artacak.” ifadesini kullandı.
Markanın dönüşüm sürecinin biraz uzun olacağını kaydeden Sarp, filodaki uçak durumunu da anlattı.
Kerem Sarp, 3 yıllık süreçte 100’e yakın uçağın AJet işletme ruhsatına geçmesini planladıklarını aktararak, “Bu sene 5’ti bunu 8 yaptık. Önümüzdeki sene için şu anda biz pilot alım ilanlarına çıktık, yurt içi ve yurt dışı. Buradan gelecek pilot sayısı bizim için çok önemli. Buradan gelecek pilot sayısına göre de hemen mevcutta eskide kullanılan Anadolu Jet uçaklarını hızlı şekilde kendi işletme ruhsatımıza geçirip yine onları AJet olarak uçuracağız.” bilgisini paylaştı.
On yıllık stratejilerine değinen Sarp, filodaki uçak sayısını 2028’de 150’ye ulaştırma, ondan sonra da 200 uçağı geçme hedeflerinin olduklarını vurguladı.
Sarp, bu hedefleri sürekli takip ettiklerini dile getirerek, “Ben şunu söylüyorum, biz 2025’e gelmeden önce eğer beklediğimiz büyümeleri gerçekleştirirsek, 150 uçağa daha hızlı ulaşacağımızı görüyoruz. Şu anda ciddi anlamda bir talep var. Bu talebi karşılamakta şu anda zorluk çekiyoruz. Yani bugün 80 değil, 90 değil, bundan 10 tane daha fazla uçağımız olsaydı şu anda çok daha fazla opere edebileceğimizi ve bu uçakları da doldurabileceğimizi görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
AJet Genel Müdürü Sarp, iç hatlarda çok ciddi bir talep olduğunu, dış hatlara da daha ağırlık vermek istediklerini vurgulayarak, bunu karşılayabilmek için kendilerinin uçak sayılarını, pilot sayılarını artırmaları ve hızlı bir şekilde de bu büyümeye ayak uydurmaları gerektiğini aktardı.
– “Şu anda 32 ülkeye uçuyoruz, 2033’te bunu 50 ülkeye çıkartmayı hedefliyoruz”
Sarp, yeni rotalara da değinerek, şu anda yaklaşık 32 ülkede, 52 yurt dışı noktasına uçtuklarını belirtti. İlk başta 32 ülkeyi 2025’e kadar 43 ülkeye, 2033’te ise bunu 50 ülkeye çıkartmayı hedeflediklerini kaydeden Sarp, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi bizim dar gövde uçaklarının, operasyon yaptığımız uçakların yaklaşık 5-5,5 saatlik uçuş süresini göz önüne aldığınızda Sabiha Gökçen Havalimanı’na 5-5,5 saatlik uzaklıktaki mesafe neresi var? Avrupa’nın tamamını kapsıyorsunuz. Avrupa’da uçmadığımız şu anda ülkeler var, başkentler var. Aynı zamanda ülkenin büyüklüğüne baktığınızda sadece bir-iki noktaya uçtuğumuz yerler var. Yine diğer şehirlere sefer sayısı artırmayı ve oralara başlamayı düşünüyoruz. Orta Doğu coğrafyası var, Türki Cumhuriyetler var. Yine aynı şekilde de bizim gidebileceğimiz bu uçaklarla Kuzey Afrika’daki belli destinasyonlar var. Ağustos’ta Kahire’yi açıyoruz. Kahire’den sonra ekimde Şarm El-Şeyh ve Hurgada uçuşlarına başlıyoruz ve bu noktaları tamamen kapsayacak şekilde, hangi yıl hangisini açacağımızın planları şu anda elimizde var. Yani önümüzdeki 10 yıllık stratejik planında belli bir plan dahilinde büyüme stratejilerimizi koydum, bunlar yeni hatlar. Yine aynı şekilde günde bir sefer olan yeri günde iki sefere nasıl çıkartırız? Haftada üç uçtuğumuz yeri her gün sefer koyacak şekilde nasıl planlayabiliriz? Bunların tamamen stratejilerini hazırladık. Yani bizim 10 yıllık süreçte dış hatlarda ortalama yıllık yüzde 16 gibi büyüme hedefimiz var. İç hatlarda da bu artan talebi karşılamak için 10 yıllık süreçte ortalama yüzde 6’lık bir büyüme hedefimiz var”
İç hatlarda kapasite artışından ödün vermeyi düşünmediklerini aktaran Sarp, dış hatlarda da 10 yıllık periyotta 70’e 30 olan dengenin, 50-50’ye gelmesini hedeflediklerini dile getirdi.
– “Bir yerde kapasite artarsa tekel kırılır, arz attığı için fiyatlar aşağı gelmeye başlar”
Kerem Sarp, bir yerde kapasite arttığı, tekel kırıldığı zaman, arz arttığı için fiyatların otomatikman aşağı gelmeye başlayacağını söyleyerek, aslında şu anda AJet’in havacılıktaki yapacağı aksiyonlardan birisinin de bu olduğuna vurgu yaptı.
Sarp, “AJet, THY’den ayrı, kendi büyüme stratejilerini hayata geçirdiğinde bu büyümeyle birlikte uçuş ağının gelişmesi, frekansların derinleşmesi, daha fazla frekansı koyması, yurt içi ya da yurt dışında, otomatikman zaten pazara sunduğunuz arzı artırdığı için ekonomik ücretlerin bulunması noktasında da katkı sağlayacak. En büyük etkenlerden birisi de bu olacak. Bugüne kadar bir başkanlık düzeyinde görülen Anadolu Jet’in kendine özgün bir pazarlama stratejisi, büyüme stratejisi yoktu. Bu sadece şirket bünyesinde değil, aynı zamanda dışarıda büyümek istediğinizde, yurt dışında yeni frekanslar açmak istediğinizde, gittiğinizde oranın lokal ve sivil otoritesi tarafından da dikkate alınmıyordu. Niye? Diyordu ki zaten siz grup olarak ya da işte THY zaten TK koduyla uçuyordu. Zaten buraya 3 tane uçuyorsun diyordu. Anadolu Jet bir tane daha artırmak istediğinde zaten yeterince kapasiteyi kullanmışsınız.” açıklamasında bulundu.
Son bir, bir buçuk yılda Anadolu Jet’te alamadıkları izinlerin olduğunu, ancak ayrı bir şirket olup, ayrı bir tüzel kişiliğe kavuştuklarında muhataplarının bakış açısının değiştiğini anlatan Sarp, THY şemsiyesinden ayrıldıktan sonra şu anda artık kendilerinin yurt dışında da ayrı bir tüzel kişilik olarak görüldüğünü belirtti.
Sarp, “Bu yüzden izinleri daha rahat alıyoruz ve daha fazla uçuş imkanı sağladığımızda fiyatlar da biraz daha aşağıya gelecek. Çünkü arz fazlası olacak. Talep yeterince artmadığı, bu seviyelerde kaldığı müddetçe de yine aynı şeyi yaşayacağız. Fiyatlar aşağıya gelecek.” dedi.
“ÖNCELİKLERİMİZDEN BİRİSİ HİZMET STANDARTLARIMIZI LOW-COSTLARIN BİR ÇITA ÜSTÜNE ÇIKARTMAK”
AJet Genel Müdürü Sarp, önceliklerinin, hizmette bir standardı tutturmak olduğunu kaydederek, yolcunun memnuniyetinin kendileri için önemli olduğunu söyledi.
Sarp, “Şimdi biz kampanyalar yapıyoruz işte 1 avroya bilet sattık, 290 lira iç hatları sattık. Şimdi yoğun sezonda yüzde 40, yüzde 20 dış hatlara indirimler uyguladık ve bundan sonra da kampanyalarımız hızlıca devam edecek. Bu yönümüzü de kullanacağız. Maliyetleri aşağı getirdiğimiz müddetçe bunun yansıması olacak yolcu nezdinde. Daha ekonomik şartlarda bilet alacaklar. Ama biz bunu yaparken salt low-cost mantığıyla ‘yolcu uçağa nasıl biniyorsa binsin, deneyimde sorun yaşadı, yaşamadı, benim için önemli değil, benim standardım bu’ demiyoruz.” ifadesini kullandı.
Sektördeki low-cost olarak görülen hava yolu firmalarının sunduğu standardın bir tık üzerine çıkmayı hedeflediklerini anlatan Sarp, rötar konusunun sadece bir hava yoluna ait bir şey olmadığını dile getirdi.
Kerem Sarp, “Bugün sadece AJet konuşuldu. Yarın başka bir hava yolu konuşulabilir ama sektörün genel bir sorunudur. Bizim yaşadığımız sorunun bir benzerini şu anda Türkiye’deki taşıyıcılar yaşıyor, Avrupa’daki taşıyıcılar yaşıyor. Haberleri görüyorsunuz işte sürekli onlar da aynı şeyi söylüyorlar. İşte hava yoğunluğu, hava sahasının yoğun olması. Yine aynı şekilde Avrupa hava sahasındaki trafiğin artmasının da etkisi var.” diye konuştu.
Bununla birlikte “on time” performanslarını yani zamanında kalkış oranlarını da daha yukarıya çıkaracaklarını kaydeden Sarp, bu alanda da örnek gösterilecek bir hava yolu olmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Zehirlendikleri değerlendirilen 12 kişi, Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil yoğun bakımda gözetim altına alındı.
Atatürk Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Mevlana Gül, gazetecilere, hastaların 96 saat gözetim altında tutulacağını söyledi.
Mantar alırken dikkatli olunması gerektiğini belirten Gül, “Şu an yoğun bakımda 12 hastayı mantar zehirlenmesi açısından takip ediyoruz. Şu anda henüz böbrek, karaciğer yetmezliği yaşayan bir hastamız yok, uygun antidot tedavisiyle takip ediyoruz. Her şey kontrol altında ama ilerleyen saatlerde neler gelişebileceğini tahmin edemiyoruz.” dedi.
Gül, bilinçsiz şekilde mantar tüketilmemesi gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Kültür mantarı olsa dahi temizliğine dikkat etmeden pişirildikten sonra ısıtıp tekrar yenildiği sürece iyice yıkanmamışsa böbrek yetmezliğine götürebilecek ishale sebep olabilir ama toplama mantarlarda 96 saat sonra bile çok hızlı ilerleyen karaciğer yetmezliğine sebep olabildiği için bunlara dikkat etmek gerekiyor. Geçmiş haftalarda artan yağışlar nedeniyle çok fazla mantar zehirlenmesiyle karşılaşmaktayız. Bunun sebebi halkın bilinçsiz şekilde toplaması, pişirmesine ve yıkamasına dikkat etmeden tüketmeleri. Ciddi bir uyarıda bulunmak istiyorum. Lütfen denetimden geçmemiş ve paketlenmemiş, üzerinde son kullanma ve paketleme tarihini görmediğiniz mantarları tüketmeyin. Marketten alınan kültür mantarlarında da paketlemenin çok düzgün, temiz ve parlak göründüğünden emin olunmalı.”
Rengi değişmiş mantarların da tüketilmemesi gerektiğini ifade eden Gül, “Mantar zehirlenmesiyle gelen hastalarımıza kaç kişiyle yedikleri, nereden aldıkları, kaç kişide bu semptomların görüldüğünü soruyoruz. Eğer birlikte yenilendiyse sadece bize başvuran değil, diğer yiyen kişilerde de aynı semptomların gelişebileceği, erken tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabileceğini bildirmek isteriz.” dedi.
– “DIĞER ZEHiRLENENLER DE BiZiMLE AYNI YERDEN ALAN AiLELER”
Mantardan zehirlenen 67 yaşındaki emekli öğretmen Fevzi Aydemir de mantarı yedikten birkaç saat sonra ciddi derecede ağrısı olduğunu söyledi.
Aydemir, eşinin ve kızının da zehirlendiğini belirterek şunları kaydetti:
“Köye giderken bir marketin yanında mantar satıyorlardı. Bu sene hiç mantar almamıştık, alayım da yiyelim dedim. Kendi topladığımız mantarları yemedik, oradan aldığımız mantarları akşam 20.00 gibi yedik, gece 04.00’te ailecek eşim ve kızımla kıvranmaya başladık. İlk mantardan olduğunu düşünmedik, sonra aklımıza gelince herhalde zehirlendik dedim ve ambulans çağırdım. Hastaneye geldik, müdahale ettiler. Biz 3 kişi geldik, 2 de torunum vardı, Allah’tan onlar yemedi. Aslında mantarın mevsimi geçti, bu yıl yağışlardan dolayı mantarların olduğunu ve zehirli olabileceğini anlamadık. Diğer zehirlenenler de bizle aynı yerden alan aileler, onlar da zehirlenmiş şekilde geldiler. Çok sıkıntı çektik, halkımıza tavsiyem, satın alacağız mantarlara dikkat edin, sakın sokaktan mantar almayın. Bir daha yemeyi bırak mantar bile almayacağım.”

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu tarafından 19 Nisan 2024’te Ankara’dan ilk seferine uğurlanan Turistik Diyarbakır Ekspresi, dünyanın en prestijli dergilerinden Time tarafından her yıl düzenli olarak hazırlanan “Dünyanın En Harika Yerleri” özel sayısında, en güzel gezilecek 100 yer arasına girdi.

“TREN, YOLCULARI UÇSUZ BUCAKSIZ ANADOLU BOZKIRLARINDAN MEZOPOTAMYA’YA TAŞIYOR”
Time Dergisi’nde yayımlanan Dünyanın En Harika Yerleri Listesi’nde, Turistik Diyarbakır Ekspresi ile yolculara eşsiz bir deneyim sunulduğu vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:
“Yeni bir gezi treni servisi, yolcuları uçsuz bucaksız Anadolu bozkırlarından ve Türkiye’nin doğudaki dağlarından medeniyetin beşiği olarak bilinen Mezopotamya’nın kuzey düzlüklerine taşıyor. Devlet Demiryolları tarafından Nisan ayında açılışı yapılan haftalık Diyarbakır Ekspresi, Türkiye’nin başkenti Ankara’dan, ülkenin güneydoğusundaki Diyarbakır’a kadar bin 50 kilometre boyunca raylarda ilerliyor.

4.yüzyılda inşa edilmiş etkileyici siyah bazalt duvarlarla çevrili olan Diyarbakır’ın tarihi binlerce yıl öncesine dayanıyor. 180 kişi kapasiteli trende yolcular, lavabo ve mini buzdolabıyla donatılmış konforlu yataklı kabinlerinin pencerelerinden ya da yemekli vagonda ızgara köfte ve diğer Türk lezzetlerini yerken, sürekli değişen manzarayı izleyebiliyor. Gezi durakları, iki yönde de yaklaşık 24 saatlik yolculukta farklı duraklarda birkaç saatlik molalarla yolcuların keşif yapılmasına olanak tanıyor.

Cuma günü öğleden sonra Ankara’dan doğuya doğru yola çıkan yolcular, cumartesi sabahı gün doğmadan üç saat önce Bronz Çağı’ndan günümüze ulaşan, M.Ö. 3 bin yılından kalma duvar resimlerinin de bulunduğu Arslantepe’nin evi Malatya’ya varıyor. Batıya dönüş esnasında yolcular, M.Ö. 8. yüzyıldan beri tepeden şehri izleyen Harput Kalesi’nin de bulunduğu Elazığ’da 4 saat, pazartesi sabahı ise karlarla kaplı uyuyan volkan Erciyes Dağı’nın gölgesindeki eski Selçuklu kalesi Kayseri’de 3 saat keşif imkânı buluyor. Tüm bunlar, daha az ziyaret edilen bu bölgenin sunduğu zengin olanakların sadece bir kısmı.”

TURİSTİK DİYARBAKIR EKSPRESİ İLE 729 KİŞİ SEYAHAT ETTİ
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, seyahat severler için bir alternatif olarak hayata geçirdikleri Turistik Diyarbakır Ekspresi’nin, bin 51 kilometrelik Ankara – Diyarbakır parkurunda 180 kişilik kapasitesi ve 6 yataklı, bir yemekli vagon ile 19 Nisan – 16 Haziran arasında yaptığı 8 seferde 729 yolcuya unutulmaz bir deneyim yaşattığını söyledi.

“TURİZM ELÇİSİ TRENLERİMİZ GEÇTİĞİ İLLERİN EKONOMİSİNE KATKI SAĞLIYOR”
Bakan Uraloğlu, Turistik Diyarbakır Ekspresi ile seyahat eden yolcuların güzel anılar biriktirdiğini belirterek, “Eşsiz coğrafyalarda süzülen turizm elçisi trenlerimiz turizme alternatif sunarak geçtiği illerin ekonomisine de katkı sağlıyor. Ünü ülke sınırlarını aşan ve dünyanın en güzel rotalarından birisinde hizmet veren Turistik Diyarbakır Ekspresimiz de bunlardan biri. Bölge ekonomisini canlandırmaya katkı sağlayan Turistik Diyarbakır Ekspresiyle, güzergah boyunca buralardaki tarihi ve kültürel değerler ile doğa harikası manzaraları görme imkânı sunuldu. Aslında turistik trenler hem vatandaşlarımıza hem de yurtdışından ülkemize gelen konuklarımıza, demiryollarımızın yeni yüzü ve vizyonuyla, dahası Türkiye’nin yeni yüzü ve vizyonuyla örtüşen bir etkinlik sunuyor.” açıklamasında bulundu.
Hazine ve Maliye Bakanlığı sosyal medyada bazı büyük şirketlerin vergi ödemediği veya düşük oranda vergi ödediğine dair haberlerin çıkması üzerine bir açıklamada bulundu.
Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan yazılı açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Sosyal medyada bazı hesaplar üzerinden dijital vergi levhası bilgilerinin paylaşılarak vergi yükümlülükleri ile ilgili haberler yapıldığı görülmektedir. Bu çerçevede aşağıdaki açıklamayı yapma zarureti doğmuştur.
Mükelleflerimizin beyanlarının doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak amacıyla Vergi Denetim Kurulumuzun risk analiz sistemi üzerinden yaptığı tespitler neticesinde, 2815 büyük mükellefin halihazırda toplam yüzde 27’si nezdinde vergi incelemelerine devam edilmektedir. Bu oranın müteakip dönemde daha da artırılması planlanmaktadır.
Ayrıca yine sürekli zarar beyan eden mükelleflerden büyüklüğü ve sektörüne göre beyanı riskli değerlendirilen öncelikle 735 mükellef nezdinde vergi incelemeleri yürütülmektedir. Buna ek olarak vergi inceleme istatistikleri mükellef büyüklüklerine göre tespit edilerek Vergi Denetim Kurulu yıllık faaliyet raporunda ayrıca kamuoyuyla paylaşılacaktır. Bilindiği üzere, ekonomi yönetimi olarak Eylül 2023’te açıkladığımız Orta Vadeli Program’da vergide adaletin güçlendirilmesi ve doğrudan vergilerin payının artırılması konusunda kararlılığımızı ortaya koymuştuk.
Bu doğrultuda az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını hedefleyen ve kayıt dışılıkla mücadelemize katkı sağlayan vergi paketimiz de dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Vergide etkinlik ve adaletin güçlendirilmesini sağlayacak olan bu paket ile; vergi cezaları artırılacak, bazı istisna ve indirimler kaldırılacak ve kayıt dışı ekonomi ile daha güçlü bir şekilde mücadele edilecektir.
Bu paket, son günlerde kamuoyunda dile getirilen eleştirilere de kritik bir düzenleme ile yanıt vermektedir. Paketle birlikte, istisnalar nedeniyle ödenecek vergisi çıkmayan mükelleflere yurt içi asgari kurumlar vergisi getirilmektedir. Buna göre, kazançlarından istisna ve indirimler düşüldüğünde ödenecek vergisi çıkmayan mükellefler, bu indirimler düşülmeden önceki kurum kazançları üzerinden artık yüzde 10 oranında asgari vergi ödeyeceklerdir.
Diğer taraftan, Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak gerek vergi incelemeleri ile gerekse saha denetimleri ile kayıt dışılıkla mücadelemiz aralıksız devam etmektedir. Vergi kanunlarına uymayan mükellefler hakkında tüm yasal işlemler istisnasız uygulanmaktadır. Bu mücadelemize destek vermek amacıyla vergi cezalarının artırılmasına yönelik hükümler de yeni kabul edilen Kanun’da yer almaktadır.”
“ARZU EDERLERSE AÇIKLAMA YAPABİLİRLER”
“Bu kapsamda, vergi mahremiyeti nedeni ile Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak mükellef bazında detaylı bilgi paylaşılması mümkün olmamakla birlikte, haberlere konu olan mükellefler arzu ederlerse kendileriyle ilgili açıklama yapabilirler. Vergide adalet, etkinlik ve kazanca göre vergileme, politikalarımızın ana unsurudur.”
]]>GÖKBEY hangi ülkelere satılacak, KAAN Türk Hava Kuvvetleri’ne ne zaman teslim edilecek, dünya devleri için hangi parçalar üretiliyor? Hakan Çelik’in TUSAŞ Genel Müdürü Dr. Mehmet Demiroğlu ile İngiltere Farnborough’da gerçekleştirdiği röportajdan satır başları şöyle:
“GÖKBEY MİLLİ MOTORLA UÇTU”
TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, GÖKBEY’in uçuşu ile ilgili olarak “Biz şunu gösterdik Türkiye’de; biz istersek beraber çalıştığımız zaman herhangi bir şeyi yaparız ve bunu yaptık. HÜRJET uçtu, arkasından GÖKBEY milli motorla uçtu. Arkasından ATAK-2 uçtu. Daha sonra sene sonuna doğru ANKA-3 uçtu ve KAAN 21 Şubat’ta ilk uçuşunu yaptı. Gelişmiş ülkelerden de ilgi var.” dedi.
“500 HELİKOPTER ÜRETİMİ YAPACAĞIZ”
TUSAŞ Genel Müdürü, GÖKBEY için planlanan üretim sayısını da paylaştı. “500 tane helikopter yapmayacaksak, biz bir yerde bir şeyi yanlış yapıyoruz demektir. 10 milyar dolar civarına çıkar bu helikopterler. Ülkelere, bölgelere satacağımızı düşündüğümüz helikopter sayısı, 500’den aşağı olmayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Şekli şemali de güzel helikopterlerin. Bizim helikopterimiz… “ diye konuştu.
“HÜRJET’LERİ 2026’DA VERECEĞİZ”
HÜRJET hafif taarruz uçağı olabilecek bir uçak. Bunun üzerinde de çalışıyoruz. Müşteri bu ürün envanterinizde var mı diye soruyor. 17 tane şu anda. 2026’da vermeye başlayacağız. Bu ciddi bir boşluğu dolduracak. Fiyat performansı ve kalitesine baktığımız zaman daha avantajlı halinde. Türk ordusu kullanıyorsa daha prestijli hale geliyor.
AVRUPA VE ABD’YE ÜRÜN SATACAK NİTELİKTEYİZ.
ABD’li bir firma ile görüştük. “Meksika sınırında uğraşıyorsunuz, AKSUNGUR verelim” dedik. Avrupa ve ABD’ye ürün satacak yetkinlikteyiz.
“BOEİNG VE AİRBUS İLE ÇALIŞIYORUZ”
Boeing ve Airbus ile de çalışıyoruz. Milyar dolarlık iş hacmi sağlayacak. Bu önemli bir gelişme bizim için. Kapasitemizi artırmaya devam edeceğiz. Ürünlerimizi üretip teslim etmemiz lazım.
“KENDİ SINIFINDAKİ EN İYİ HELİKOPTER”
Demiroğlu, ATAK helikopteri ayrıntıları da paylaştı. Demiroğlu, “Kendi sınıfındaki en iyi helikopter, kullanıcı memnun. 24 tane daha yapıyoruz. Biz ATAK’tan memnunuz. Bu mühimmatların hemen hemen hepsi ya ROKETSAN’dan ya MKE’den geliyor. Bizim diyeceğimiz ürünler. 20 milimetrelik topunu yurt dışından temin ediyorduk ama alamadık, kestiler. Biz de kendi topumuzu ürettik. Yüzde 70-80’lere doğru gidiyoruz yerlilik oranlarında. Bazı platformlarda yüzde 100’lere ulaştı. İstediğimiz her şeyi yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ANKA 3’ÜN TESTLERİ SÜRÜYOR”
Mehmet Demiroğlu, ANKA-3’ün geliştirme çalışmaları için de “ANKA-3 Şu anda iki tane prototiple uçuyor. Geliştirme ve zarf açma testlerini ifa ediyor. Yüksekliğini, hızını, taşıdığı yükü artırıyoruz. TUSAŞ’ın 3 ana birimi seri üretim yapıyor. Üçünün de ciromuza katkıları birbirine yakın.” dedi.
“KAAN BİZİM UÇAĞIMIZ… İLK TESLİMATI 2028’DE”
Türkiye’nin milli muharip uçağı KAAN için de gözler 2028’de. KAAN’ın sadece bir uçak projesi olmadığının altını çizen Demiroğlu, söyle konuştu:
“KAAN aynı zamanda bir ekosistem projesi. 2028 şu an bizim için ilk teslimatı yapacağımızı planladığımız yıl. 2029’a kalabilir ama 2039’a kalmaz. İlk parçasının imalatından 14 yıl sonra yere kondu, 22 ay sonra da uçtu. F-22 80’lerde tasarlanmaya başladı. O süreç içinde teknolojide ciddi gelişmeler oldu. F-22 zamanının en iyi uçağı ama bizim KAAN’a ekleyeceğimiz bazı sistemler F-22’de yok. KAAN bizim uçağımız… İnsanlardaki teveccühü görüyoruz. ‘Bu uçak benim’ diyor. Bizim için müthiş bir motivasyon kaynağı. Baskı oluşturuyor ama motivasyon kısmı daha baskın.”
Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin getirilmesi için anlaşma imzalanması çağrısı yapılan, Netanyahu hükümetine karşı her hafta cumartesi günü düzenlenen protestolar devam etti.
Binlerce kişi, Gazze’deki esirlerin geri getirilmesi konusunda siyasi iradenin kayıtsızlığı ve savaşın yönetimini eleştirerek, ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifasını ve erken seçim talep ettikleri protestolarını yineledi.

Tel Aviv, Hayfa ve Batı Kudüs’ün yanı sıra Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya kenti ile ülkenin çeşitli noktalarında hükümetin istifasını ve esirlerin geri getirilmesini talep etti.
Protestoların merkezi, binlerce İsraillinin akşam saatlerinde toplandığı başkent Tel Aviv’de yer alan, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı yapılan gösterilerde sembolleşen, polisin demir bariyerlerle kapattığı Kaplan Caddesi oldu.
Ellerinde İsrail bayrakları bulunan protestocular, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde yazıların yer aldığı pankart, afiş ve dövizler taşıdı. Caddede kurulan platformda hükümetin eleştirildiği konuşmalar yapıldı.
Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin yakınları da yakındaki Menachem Begin Caddesi’nde Savunma Bakanlığının önünde Netanyahu ve hükümete eleştirilerini yöneltti. İsrailli esir yakınları, Netanyahu ve kabine üyelerini, “esirleri geri getirecek anlaşmaya engel olmakla” suçladı, Netanyahu’nun ABD Kongresinde yaptığı konuşmada “esir takası anlaşmasına değinmemesini” eleştirdi.

İsrailli esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davul ve düdük çalan protestocular, “Hepsi hemen eve”, “Yardım” yazılı dövizler taşıdı, Netanyahu’yu suçlayan sloganlar attı. Göstericiler, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak.”, “Sen baştasın, sen suçlusun.” diye bağırdı.
Kaplan Caddesi’nden yürüyerek bakanlık binasının önündeki Menachem Begin Caddesi’ne gelen hükümet karşıtı protestocular, esir takası talep eden göstericilerle eylemlerini sürdürdü.
Netanyahu’nun evinin önünde de gösteri yapıldı
Sahil kenti Hayfa’nın yanı sıra kuzeyde Kayserya kentinde Netanyahu’nun şahsi konutunun çevresinde de binlerce gösterici, İsrail bayrakları, meşaleler, davul ve düdüklerle toplandı. Göstericiler, “Sen baştasın, sen suçlusun.” sloganları atarak hükümetin istifasını ve erken seçim talep etti.
Batı Kudüs’te de İsrailliler, esirlerin serbest bırakılması için hükümetin anlaşma yapması talebiyle yürüdü.
Hükümetin istifası ve Gazze Şeridi’ndeki esirlerin geri getirilmesi için bir an önce anlaşma imzalanmasını isteyen İsrailliler, ülkenin çeşitli noktalarındaki yolları ve kavşakları kapattı. İsrail polisinin bazı noktalarda göstericilere güç kullanması sonucu arbede yaşandı.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in 7 Ekim’de Gazze Şeridi’ne başlattığı saldırıların durdurulması için taraflar arasında uzunca süredir müzakereler devam ediyor.
İsrail basınındaki haberlere göre, güvenlik teşkilatı ve müzakereleri yürüten istihbarat teşkilatları anlaşma yapılması yönünde görüş bildirmişti. Buna karşın Netanyahu’nun hükümetindeki aşırı sağcı koalisyon ortaklarının baskısı karşısında anlaşmaya yanaşmadığı ifade edilmişti.
Esir takası müzakerelerinin ivme kazandığı geçen haftalarda Netanyahu, Refah Sınır Kapısı ve Gazze’nin Mısır sınırındaki İsrail işgalinin devam etmesinin olası mutabakatın şartlarından biri olduğunu söylemişti.
İsrail basınında, Netanyahu’nun yeni talepleriyle esir takası müzakerelerini zora soktuğuna dair haberler yer almıştı.
HABER7
7 Ekim’den bu yana 10 aydır Gazze Şeridi’ne saldıran terör devleti İsrail 3 esiri kurtarma dışında hiçbir başarı elde edemezken, Gazze’de istiklal mücadelesi veren Hamas’ın oluşturduğu direniş tünellerinin karmaşık ağı hâlâ çözülemedi. İsrail ordusunun keşfedip kimisini incelemeye aldığı, kimisini bombaladığı tünellerin hem yan kollarının bulunduğu hem de süratle yeniden restore edilebildiği belirtildi. Gazze’nin hudut bölgelerinden İsrail’e çok yakın noktalarda hala tünel ağının mevcudiyetini koruduğu kaydedildi. Filistinli mücahidlerin 7 Ekim’deki Aksa Tufanı benzeri yeni bir operasyon yapabilmesinin imkanının bulunduğu vurgulandı.
| Hamas’ın Gazze’deki hakimiyetini koruyabilmek için geliştirdiği teknolojiler arasında, yer altına ördüğü tünel ağı geliyor. İçerisinde haberleşmenin olduğu, kamera sistemlerinin bulunduğu, internet hizmetinin kesintiye uğramadığı savaş tünelleri, modern dünyanın en spesifik olguları arasında yer alıyor. 7 Ekim’den bu yana süren Gazze savaşında sivilleri öldürmekten başka bir şey yapamayan İsrail ordusunun gerçek manada kabusu olan tünellerde Hamas, şimdiye kadar yankı uyandıran başarılar elde etti. Kaç kilometre olduğu, yer altında kaç katlı ve hangi derinlikte yapılar olduğu hiçbir zaman öğrenilemeyen Hamas tünellerinde ciddi mühendislik başarısı bulunduğu belirtiliyor. |
‘ENDİŞE VERİCİ’ DİYEREK DUYURDULAR
İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (İDF) Gazze tünelleriyle ilgili raporu, İsrail merkezli medya kuruluşu N12’de yayınlandı. Amit Segal imzalı haberde, “Hamas’ın Gazze’nin altında kazdığı tünel ağının İDF için büyük baş ağrısı oluşturduğu, güvenlik yetkililerinin bu tünel sistemini ‘örümcek ağına’ benzettiği ve bir tünel kesildiğinde alternatif yolların hemen devreye girdiği” ifade edildi.
İsrail medyasında “İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin son değerlendirmesi endişe verici” ifadesiyle yayınlanan rapora göre İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde devam eden çatışmalar sırasında Hamas’ın tünel sisteminin yüksek kalitede olduğunu ve çoğu tünelin restore edildiğini değerlendirdi.

TABURLAR HALA AKTİF, KUZEYDEN GÜNEYE İRTİBAT KURULABİLİYOR
Hamas’ın kuzey ve güneydeki askerî bağlantısının hala aktif olduğuna değinilen haberde, “Taburlar ve tugaylar arasında bağlantı var ve Gazze Şeridi’nin kuzeyi ile güneyi arasında da bağlantı var. Burada Hamas açısından stratejik kollar ve arterlerden bahsediyoruz. Çünkü ancak onlar aracılığıyla mücadelede ve karar alma süreçlerinde sürekliliği koruyabilirler” denildi.
Özellikle Han Yunus’ta hasarlı tünellerin büyük kısmının onarıldığı ve bunun, tünellerin inşası için gerekli bileşenler de dahil olmak üzere beton fabrikalarının restorasyonuna ek olarak yapıldığı belirtildi.
İşgalci ordunun değerlendirmesine göre, Hamas’ın merkez kampları ile Gazze merkezindeki Şucaiye ve gündeydeki Refah’ta tünellerin büyük bölümü oldukça yüksek kalitede.

HAMAS BAŞARDI
N12’deki haberde görüşüne yer verilen fakat ismi açıklanmayan bir subay, “Gazze Şeridi boyunca tamamen iletişim kurabilen ve birbirine bağlanabilen Hamas, yeraltında kaybolmayı başardı ve manevra yapan kuvvetlere aniden saldırılar başlatmaya muvaffak oldu. Tünellere güvenerek kimi nereye ve ne zaman göndereceğini biliyorlardı.” dedi.

İSRAİL ORDUSU TÜNELLERLE İLGİLİ HER ŞEYİ BİLMEDİĞİNİ BİLİYOR
Hamas’ın Gazze’nin altında kazdığı tünel ağlarını iyi bilen bir güvenlik yetkilisinin, “Bu bir örümcek ağı gibi. Bir tüneli keserseniz, otomatik olarak alternatif tüneller ortaya çıkıyor. O da var olmaya devam edebiliyor” şeklindeki görüşü aktarıldı.
Başka bir uzman ise Hamas tünelleriyle ilgili, “Bu, sistemi tutan damarlar gibi, içlerinden kan akıyor.” benzetmesi yapıyor.
Haberde, “İDF, devasa tünel projesi ve yeraltı şehri hakkında her şeyi bilmediklerini biliyor.” deniliyor.

İSRAİL’DE BASKIN KORKUSU
Refah’taki mevcut durumun, savaş sonrasında Kassam Tugayları’na sınıra yakın noktalarda cephanelik oluşturma ve baskın düzenleme kabiliyeti sağladığı tespiti aktarıldı.

SANSÜR MESAJI
N12’deki haberde “Burada yayınlanan her şeyin sansür tarafından yayına onaylandığını belirtiyoruz” sözlerine yer vermesi ise dikkat çekti. İsrail’de medyaya uygulanan sansürün boyutunu gözler önüne seren bu ifadeler, işgal ülkesinde basına yönelik baskının boyutunu gösterdi.
Ülkede 10 adayın katılacağı devlet başkanlığı seçimi yarışı, Büyük Vatansever Kutup (Gran Polo Patriotico) adayı Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve muhalefet koalisyonu Birleşik Demokratik Platform (PUD) adayı Edmundo Gonzalez arasında geçecek.
Devlet başkanı adaylarından Gonzalez’in seçimi kazanması durumunda, iktidardaki Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) 25 yıllık yönetimi son bulacak.
Maduro ise devlet başkanlığı seçimini kazandığı takdirde göreve üçüncü kez seçilmeye hak kazanacak. Venezuela’da 10 yıl sonra ilk kez tüm muhalefet partileri seçimi boykot etmeme kararı aldı.
Devlet Başkanı Maduro, 26 Temmuz’da Bolivar Bulvarında düzenlediği seçim kampanyasının kapanışında son yılların en kalabalık mitingine hitap etti.
Gonzalez ise seçim kampanyasının son gününde başkent Karakas’taki Las Mercedes semtinde, az sayıda toplanan destekçileriyle bir araya geldi.
Şehrin en sembolik cadde ve meydanları Maduro’nun dev afişleriyle donatılırken, muhalefetin seçim kampanyası ise bu konuda beklenen etkiyi gösteremedi.
– ANKETLERDE BELİRSİZLİK HAKIM
Ülkenin en büyük medyası Telesur’un haberine göre, Uluslararası Danışmanlık Hizmetleri tarafından yayımlanan anketlerde, Maduro, ortalama yüzde 71 ile önde görünürken, en yakın rakibi Gonzalez ise yüzde 23,9 ile ikinci sırada yer alıyor.
Muhalefete yakın medya tarafından yayımlanan anketlerde ise Gonzalez, ortalama yüzde 60 ile en yakıp rakiplerine büyük fark atıyor.
– ADAYLARIN VAATLERİ
Seçimin favorilerinden Maduro, kazandığı takdirde 6 yıllık görev süresinde ihracata yönelik ekonomik dönüşüm, komşu ülke Guyana ile yaşanan ihtilaflı Esequibo bölgesindeki Venezuela’nın haklarının korunması, sosyal programların devam ettirilmesi, konut yardımı ve istihdamın arttırılması için yeni paketlerin açıklanacağını söyledi.
61 yaşındaki Maduro, seçim kampanyası sırasında yaptığı konuşmalarda, ülke ekonomisinin güçlendirilmesi, enflasyonla mücadele, Amazon Ormanlarının ve diğer doğal rezervlerinin de korunması için adımlar atacaklarını bildirdi.
Muhalefet koalisyonu adayı, eski Arjantin ve Cezayir Büyükelçisi emekli diplomat Gonzalez ise seçimleri kazandıktan sonra ülkedeki kurumların güçlendirileceğini, ekonominin yeniden canlandırılması için teşvik paketleri açıklayacaklarını duyurdu.
Siyasi yasaklı olduğu için devlet başkanı adayı olamayan eski milletvekili Maria Corina Machado, mitinglerde 74 yaşındaki Gonzalez’e “büyük” destek verdi ve halktan oy istedi.

– “MADURO’NUN EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE YANINDA DURACAĞIZ”
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Venezuelalılar, destekledikleri adayların seçimden galip çıkacağına inandıklarını belirtti.
Seçimde Maduro’yu destekleyeceğini dile getiren Silvano Morales, “Aşırıcılar, halkı temsil etmiyor. Daha çok Kuzey Amerika imparatorluğunu temsil ediyorlar (ABD’yi kastederek) bunlar, vatanı sattı ve birçok ölümden sorumlular. Maduro’nun en güçlü şekilde yanında duracağız.” ifadesini kullandı.
Ramon Martinez, ülkeye uygulanan ekonomik ambargolardan muhalefeti sorumlu tutarak, “Ülkeye daha fazla ekonomik ambargo uygulanması için ABD’ye çağrıda bulundular. Bunlar, bu halka ihanet ediyor. Dünkü mitingde binlerce kişi toplandı, inanıyorum ki Maduro, bu seçimden zaferle çıkacak.” diye konuştu.
Venezuelalı Simon Bolivar da Devlet Başkanı Maduro’yu destekleyeceğini ve seçimlerden galip çıkacaklarına inandığını kaydetti.
– “ÖZGÜR VE ADİL SEÇİMLERİ HAK EDİYORUZ”
Stefania isimli üniversite öğrencisi, seçimde muhalefet koalisyonu adayı Gonzalez’i destekleyeceğini ve mevcut hükümetin değişmesi gerektiğini vurguladı.
Machado ve Gonzalez’in mitingine insanların gönüllü katıldığını savunan Stefania, “Halk, artık çok yorgun ve değişim istiyor. Halk, Gonzalez’in kazanmasını istiyor. Özgür ve adil seçimleri hak ediyoruz.” diye konuştu.
Bir başka Venezuelalı İan Consuegra da muhalefet adayı Gonzalez için oyunu atacağını belirterek, “Bizleri 20 yıldan fazladır yöneten bu mevcut hükûmetin gitmesini istiyoruz. Özgür bir Venezuela’da hayatımı sürdürmek istiyorum. Umarım bu hükümet, yenilgiyi olgunluk ve saygıyla karşılar.” dedi.
Seçimlerden zaferle çıkan aday, 10 Ocak 2025’te ülkenin yeni devlet başkanı olarak yemin edecek.
Aralarında Türkiye’nin de olduğu çok sayıda ülke, Venezuela’daki seçimlere gözlemci gönderdi. Venezuela Ulusal Seçim Konseyi’nin (CNE) talebi üzerine Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne bağlı 4 uzman da seçimlerde gözlemci olarak görev yapacak.
Paris’te düzenlenen 2024 Olimpiyat Oyunları kapsamında dün Sen Nehri’nde yapılan açılış töreninde, 6 bin 800 sporcu 85 tekneyle 6 kilometrelik güzergahta geçit yaptı.
Yaklaşık 4 saat süren tören, canlı performansların yanı sıra hazırlanan videolarla desteklenen televizyon yayınlarıyla dünya genelinde takip edildi.
ELEŞTİRİLERİN HEDEFİ OLDU
Törende sergilenen performanslar ise, LGBT propagandası yapıldığı ve Leonardo da Vinci’nin Hz. İsa’nın havarileri ile yediği yemeği konu alan “Son Akşam Yemeği” isimli tablosunun “drag queen” gösterisiyle canlandırılmasıyla dine hakaret içerdiği gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu.
FRANSA KATOLİK KLİSESİ TEPKİLİ
Fransa Katolik Kilisesine ait X hesabından, Olimpiyat Oyunları açılış törenine ilişkin Fransız piskoposların görüşü yayımlandı.
Törende Hristiyanlıkla alay eden sahnelerin yer aldığı belirtilen açıklamada, “Bu tören maalesef Hristiyanlıkla alay eden sahneleri içeriyordu, bu durumu derin bir üzüntüyle karşılıyoruz.” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, bu durum karşısında Hristiyanlarla dayanışma ifade eden diğer dinlerin mensuplarına teşekkür edildi.
“Bu sabah düşüncelerimiz, bazı sahnelerin aşırılığı ve provokasyonu nedeniyle incinen tüm kıtalardaki Hristiyanlarla beraber.” ifadelerine yer verilen açıklamada, Olimpiyat Oyunları’nın bazı sanatçıların ideolojik önyargılarının ötesinde bir durum olduğunun farkına varılması istendi.
Açıklamada, sporun, sporcuların ve izleyicilerin kalbine derinden işleyen bir faaliyet olduğu vurgulanırken, dini inançlara saygı çerçevesinde, sporda ve Olimpiyat Oyunları sırasında paylaşılan tüm değerlere herkesin ihtiyacı olduğu kaydedildi.
“BU GERÇEKTEN GEREKLİ MİYDİ?”
Avrupa Parlamentosu’nun (AP) aşırı sağcı Fransız üyesi Marion Marechal, X hesabından, “Paris 2024 açılış törenini izleyen ve Son Akşam Yemeği’nin bu ‘drag queen’ parodisi karşısında hakarete uğradığını hisseden dünyadaki tüm Hristiyanlar, şunu bilin ki konuşan Fransa değil, her türlü provokasyona hazır solcu bir azınlık.” açıklamasını yaptı.
Aşırı sağcı lider Marine Le Pen’in yeğeni olan Marechal, bu olayın kendisini temsil etmediğini “Benim adıma değil” etiketini paylaşarak gösterdi.
Aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partili milletvekili Laure Lavalette ise X hesabından, Son Akşam Yemeği tablosu ve törendeki performansının yer aldığı bir resmi paylaşarak tepkisini ortaya koydu.
Lavalette, Macron’a hitap ederek, “Sayın Cumhurbaşkanı, hepimiz Paris 2024 Olimpiyat Oyunları nedeniyle çok mutluyuz ve bu akşam siyaset konuşmak istemiyorum. Ancak bu gerçekten gerekli miydi?” ifadelerini kullandı.
FRANSIZ AVUKAT MAHKEMEYE TAŞIYACAK
Fransız avukat Fabrice di Vizio, X hesabından yaptığı açıklamada, Hz. İsa’nın havarileri ile yediği yemeği konu alan “Son Akşam Yemeği” tablosunun Olimpiyat Oyunları açılışında “drag queen” gösterisiyle canlandırılmasına ilişkin, 29 Temmuz’da suç duyurusunda bulunacağını duyurdu.
Di Vizio, şunları kaydetti:
“Ben bir Katolik olarak Tanrı önünde yemin ederim ki (şikayet) edeceğim. Bunu pazartesiden itibaren yapacağım ve tüm Hristiyanları, uğradığımız manevi zararın giderilmesi için bana eşlik etmeye davet ediyorum. Bana ‘dine hakaret hakkından’ ve ifade özgürlüğünden bahsetmesinler.”
KÜSTAH ALAYCILIK
Törene, Fransa dışından tepki verenler arasında ABD’nin Minnesota eyaletinden Winona-Rochester Piskoposu Robert Barron da yer aldı.
Katolik din adamı Barron, X hesabından yaptığı videolu paylaşımda, daha önce Fransa’da 3 yıl yaşadığını ve olimpiyatların açılış törenlerini izlemekten zevk aldığını söyledi.
Paris’teki törende “Son Akşam Yemeği”yle dalga geçildiğini ve bu görüntülerin tüm dünyaya yayıldığını kaydeden Barron, “Fransa, kültürünü öne çıkarmak isterken Hristiyanlığın merkezinde yer alan son akşam yemeğiyle, Hz. İsa’nın çarmıha gerilme beklentisiyle kanını ve etini vermesiyle dalga geçti.” diye konuştu.
Gösteriyi, “Bir tür iğrenç, küstah alaycılık” sözleriyle niteleyen Barron, Fransa’nın Hristiyanlıkta önemli bir ülke olduğunu ifade etti.
Barron, böylesine bir Fransa’nın Hristiyanlık inancıyla dalga geçme yolunu seçtiğini belirterek, “İslam’la bu şekilde dalga geçmeye cesaret edebilirler miydi? Kur’an’dan bir sahneyle böyle açıkça dalga geçebilirler miydi?” diye sordu.
Piskopos Barron, Hristiyanların sessiz kalmaması ve sesini duyurması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti;
Beş ay sonra ata toprağım Rize’de olmaktan memnuniyet duyuyorum. Köküm sensin, dalım sensin, evim sensin, yolum sensin, gönlüm sensin, dilim sensin. Rabb’im vermiş seni bize ömrüm sana feda Rize.
“BİZİM ARAMIZA KİMSE GİREMEZ”
Köküm olan, dalım olan, evim barkım yolum olan, gönlümden ve dilimden düşmeyen Rize’yi bugün bir kez daha sevgiyle selamlıyorum. Rize’yle bizim aramıza kimse giremez. Gönülden gönüle giden şu gizli yolu kimse yıkamaz. Rize her zamanki gibi maşallah evladını yine aşkla bağrına basıyor. Rabb’im muhabbetimizi arttırsın diyorum. Sevgili kardeşlerim Rize’ye dün öğleden sonra geldik. Hem sizlerle kucaklaşalım hem de inşaatı tamamlanan eserlerin toplu açılışını yapalım istedik.

Rize’ye hizmet bizim ev ödevimiz. Ev ödevimizi Allah’a şükür bugüne kadar aksatmadık. Hemşehrilerimden daima tam not aldık. Girdiğimiz tüm seçimlerde Rize’nin güçlü desteğini yanımızda bulduk. 31 Mart’ta da Rizeli hemşehrilerimiz bize sahip çıktı. Partimizden ve ittifakımızdan desteklerini esirgemedi.
AK Parti’nin gerçek belediyecilik vizyonuna verdiğiniz destek için her birinize sizlerin şahsında tüm hemşehrilerime teşekkür ediyorum. Bizim şehirlerimize hizmet sevdamız dönemlik değil ömürlüktür. Rize ile bağımız da bu can tende oldukça güçlenerek devam edecektir. Allah ömür verdikçe Rize ve diğer 80 ilimiz için çalışmaya, taş üstüne taş koymaya, hayalleri tek tek gerçekleştirmeye devam edeceğiz.
“GECE GÜNDÜZ DEMEDEN ÇALIŞILDI, AFET KONUTLARI TAMAMLANDI”
Bugün Rize’de afet konutlarının anahtar teslimini yapmak ve inşaatı tamamlanan eserlerin açılışını gerçekleştirmek üzere bulunuyoruz. 2021 yılında Rize’miz sel afetine maruz kaldı. Bir bayram günü yaşanan sel felaketinde can kayıplarımız oldu. Selde vefat eden kardeşlerimize tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Son yılların en şiddetli sel baskınında yuvalarımız, dükkanlarımız da zarar görmüştü.
Devlet olarak bayram günü acıyı yaşamış kardeşlerimize yaralarının sarılacağı, evlerinin en kaliteli şekilde yapılacağının sözünü vermiştik. Hemen birkaç gün içinde kolları sıvadık, temellerimizi attık, gece gündüz demeden arkadaşlarımız çalıştı. Afetzede kardeşlerimiz için inşa ettiğimiz köy evlerimizi, konutlarımızı, dükkanlarımızı, çay alım evlerini, altyapıları ve çevre düzenlemeleri ile birlikte söz verdiğimiz şekilde hamdolsun pırıl pırıl tamamladık.
Afet Başkanlığımız TOKİ ile beraber Çayeli Büyükköy ve Merkez Muradiye’de toplam 108 konutun yanı sıra 10 dükkanı tüm altyapısı ve üstyapısıyla birlikte tamamladı. Bugün işte bunların anahtar teslimini gerçekleştiriyoruz. Rabb’im Rize’mize ve ülkemize bir daha bu tür acılar yaşatmasın niyazında bulunuyorum.

Tabii biz Rize’de sadece afet bölgesinde çalışmadık. Şehrimizin birçok noktasında kentsel dönüşüm projeleri hayata geçirdik. Gerçekten muhteşem eserlere imza attık. Yine TOKİ tarafından Rize Merkez Taşlıdere’de 133 konut ve 20 dükkan ile Rize Güneysu’da 127 sosyal konut inşa edildi. Kentsel dönüşüm projelerimizde 260 konutun ve 21 dükkanın yapımını tamamladık. Yeni, sıcak, güvenli yuvalarının da kardeşlerime hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Böylece toplamda 368 konut ve 31 dükkanı teslim etmiş oluyoruz.
“AYDER’E TOPLAM 2 MİLYAR 687 MİLYON LIRALIK YATIRIM YAPTIK”
Resmi açılışını yaptığımız bir diğer eser Ayder Yenileme ve Koruma Projesi Kapalı Otopark inşaatı ile altyapı ve çevre düzenlemesidir. 1800 araçlık kapalı otoparkımız eşine az rastlanır şekilde üstü yeşil alan ve ağaçlarla süslenerek yer altına inşa edildi. Artık araçlar burada otoparka bırakılıyor. Vatandaşımız aracına biniyor, ziyaretini yapıyor, keyfini çıkarıyor ve aracına geri dönüyor.
Ayder’in hiçbir yerinde insan kaynaklı kirlilik yaşanmıyor. Toplam 517 milyon lira maliyetle hizmete verdiğimiz bu önemli altyapı yatırımının da şehrimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Böylece sadece çevre ve şehircilik alanında bugün Rize’mize 855 milyon liralık bir yatırımı kazandırmış oluyoruz. Karadeniz’in gözbebeği olan Ayder’e yaptıklarımız bunlarla sınırlı değil. Altyapı yenilemesi, çevre düzenlemeleri ve diğer pek çok çalışmamızla Ayder’imizi kirlilikten, çirkin yapılaşmadan kurtardık. Yıktığımız çarpık binaların yerine bir termal otel ve 6 apart otel inşa ettik. Bu otellerin tüm inşa malzemeleri de bölgenin yöresel özelliklerine ve renklerine uygun şekilde doğal malzemelerle yapıldı.
Ayder’de daha evvel yapılmış tüm otellerin, evlerin kirli suları fırtına deresine akıyordu. Son teknolojiye sahip bir arıtma tesisi yaparak su kirliliğini de önledik. Güncel rakamlarla Ayder’e toplam 2 milyar 687 milyon liralık yatırım yaparak eski güzelliğine kavuşturduk. Ayder’in güzelliğine güzellik katan bütün bu projelerde emeği olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızı, Sayın Bakan ve ekibini tebrik ediyor, mimarlarımıza, mühendislerimize, işçilerimize ayrıca teşekkür ediyorum.

Bunlarla birlikte diğer bakanlık ve belediyelerimizin yapımı tamamlanan eserlerini de bugün resmen sizlerin istifadesine sunuyoruz. Rize Belediyemizin merkezde hayata geçirdiği dört farklı projeyi, Milli Eğitim Bakanlığımızın Merkez, Pazar ve Ardeşen’de inşa ettiği anaokullarını ve ilkokulları, Gençlik ve Spor Bakanlığımızca Güneysu, Ardeşen ve Kalkandere’de tamamlanan eserleri, İl Özel İdaremizin şehrimize ve ilçelerimize kazandırdığı eserleri, projeleri ve yapım işlerini, Milli Parklar 12. Bölge Müdürlüğü ile İller Bankamız tarafından tamamlanan düzenleme ve yapım işlerini bugün resmen açıyoruz.
Böylece farklı alanlarda toplam tutarı 1,6 milyar lirayı bulan 32 kalem hizmet eser ve yatırımı şehrimize kazandırıyoruz. Bu hizmetlerin Rize’mize kazandırılmasında vesile olan belediyemizi ve kurumlarımızı da tebrik ediyorum. Rabb’im Rizeli kardeşlerimizin hayır duasını alacak daha nice açılışlar yapmayı bizlere nasip eylesin. Her zaman ne diyoruz? Aşkınan, çalışan yorulmaz. Biz de ülkemize, milletimize ve Rizeli hemşehrilerimize hizmet ettiğimiz sürece yorulmuyoruz, yorulmayacağız.

Rize’nin ve bölgenin ekonomisine çarpan etkisi yapacak diğer vizyon projelerimizin inşaası hızla devam ediyor. Rize İyidere Lojistik Limanı’nın yapımında önemli bir eşiği daha aştık. Liman inşaatının gerçekleşme oranı yüzde 50’yi geçti. Proje bedeli 6,4 milyar liraya varan bu muazzam projeyi inşallah 2026’da tamamlamayı hedefliyoruz.
Liman hizmete girdiğinde burası inşallah Karadeniz havzasında büyük tonajlı gemilerin yeni adresi olacaktır. Sefer süresini kimi rotalarda bir aydan 15 güne indiren özelliğiyle bu liman ülkemizin deniz ticaretinden aldığı payı daha da artıracak. Tüm bunlara ilave olarak daha pek çok projemizi hizmete sunarak ekonomik, ticari ve turizm açısından bölgemizi hak ettiği yere getireceğiz.
“LAF ÜRETMİYORUZ, IŞ ÜRETİYORUZ”
İşte görüyorsunuz bizim gündemimizde toplu açılışlar var. Bizim gündemimizde hizmet var, eser var, yatırım var. Bizim gündemimizde şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı’na hazırlamak var. Biz çalışıyoruz. Laf üretmiyoruz. İş üretiyoruz iş. Biz koşuyoruz. Biz tüm Türkiye’ye hizmet götürüyoruz. Ülkemize, milletimize, insanlığa eser kazandırmak için ter döküyoruz. Bakınız dün İstanbul’da HİT 30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı’nı gerçekleştirdik.
Türkiye’yi ileri teknolojinin tasarım, geliştirme ve üretim merkezi yapacak gerçekten önemli bir programı iş dünyamızın istifadesine sunduk. Bugün buradayız. Sizlerle birlikteyiz. Toplu açılış yapıyoruz. Ağustos ayında başka illerimizde açılışlar gerçekleştireceğiz. Yani bahanelere sarılmadan, ona buna kulak asmadan, bölgemizdeki sıkıntılara aldırmadan, Türkiye Yüzyılı’nın inşası için mücadele ediyoruz.
Peki biz bunları yaparken muhalefet ne yapıyor? 22 yıldır ne yapıyorlarsa bugün de onu yapıyorlar. İş yapmak, hizmet etmek yerine mazeret üretiyorlar. Çığırtkanlık yaparak cazgırlık yaparak defolarını kapatmaya çalışıyorlar. Şimdi bakınız değerli hemşehrilerim bu haftaki grup toplantımızda hükümet olarak emeklilerimizle ilgili gayretlerimizden bahsettim. Son 22 yılda en düşük emekli aylığı ve asgari ücretin nereden nereye geldiğini rakamlarla ortaya koyduk. Dolar bazında reel olarak ve enflasyonla karşılaştırılmalı bir şekilde neler yaptığımızı tek tek anlattım. Muhalefete başta emeklilerimiz olmak üzere milletimize meydanlarda verdikleri ancak tutmadıkları sözleri hatırlattım. Popülizm yapmak yerine Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan borçlarını ödemelerini ülkemiz için daha hayırlı olacağını söyledim.
“CHP’Lİ BELEDİYELER ZATEN ÇÖP TOPLAMIYOR Kİ”
Bunu söyledim diye adeta kıyamet koptu. Bunlar Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi çok rahatsız oldu. Borçlarının hatırlatılması CHP’yi ciddi manada tedirgin etti. Öyle ki dengeleri bozuldu. Muvazeneleri kaydı. Motor su kaynattı. Kendilerini savunma adına söyledikleri sözlerin aslında beceriksizliğini ikrar etmek olduğunu anlayamıyorlar. Borç alınırken dost, ödenirken düşmandır misali. Bunlar da borçlarının üstüne yatmak için abuk sabuk işler yapıyorlar.
Bilhassa CHP’nin Sayın Genel Başkanı her açıklamasıyla kendini ve partisini gülünç durumlara düşüyor. Neymiş? Hükümet mali darbe yapma peşindeymiş. Neymiş? Şayet borçlarını öderlerse CHP’li belediyeler iş yapamaz. Hatta çöpleri bile elleriyle toplamak zorunda kalırlarmış. İyi de CHP’li belediyeler zaten çöp toplamıyor ki. CHP deyince aklına ne geliyor? Çöp, çukur, çamur. Devraldığınız belediyelerde milleti çöp dağlarıyla çamurlarla çukurla tekrar tanıştırmayı başardınız. Kamyonla toplamadığınız çöpleri ellerinizle mi toplayacaksınız?
“SGK’YA EN FAZLA BORC U OLAN İLK 5 BELEDİYE CHP’Lİ BELEDİYELER”
CHP Genel Başkanının SGK prim borçlarını ödememek için gösterdiği çabayı izledikçe gülsek mi ağlasak mı inanın bilemiyoruz. Kardeşlerim biz kimseye iftira atmıyoruz. Sadece gerçekleri ortaya koyuyoruz. Şimdi bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunların niçin paniklediğini aslında rakamlar bizlere anlatıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’na en fazla borcu olan ilk 5 belediye Cumhuriyet Halk Partili belediyeler.
Toplam 96 milyar liralık borcun 65,1 milyar lirası yani yüzde 68’i CHP’li belediye ve iştiraklerine ait. Büyükşehirlerde durum çok daha kötü. Büyükşehir borçlarının yüzde 76’sı CHP’li belediyelere ait. SGK’ya borçluluk noktasında zirveyi bunlar kimseye bırakmıyor. Bir diğer önemli husus şudur. Borcu en fazla olan belediyeler CHP’nin sürekli kazandığı belediyeler. Dahası CHP geçen belediyelerin borcu katlanarak artıyor.
“SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNE KAST ETMEK BUNLARIN BİR GELENEĞİ”
Çalışma Bakanlığımızın yayınladığı en borçlu belediyeler listesine şöyle bir bakın. İlk 5 belediyenin borcunun son 5 yılda 9 ila 883 kat arasında arttığını görürsünüz. Yani bunların borç ödeme gibi bir kültürleri böyle bir alışkanlıkları yok.
Eski Genel Başkanları Genel Müdürlüğü döneminde SSK’yı batırmıştı. Belediye başkanları Kılıçdaroğlu’nun kötü mirasını aynen sürdürüyor. Anlaşılan sosyal güvenlik sistemine kast etmek bunların bir geleneği.
Meydanlarda vaat dağıtmayı biliyorlar. Atıp tutmayı çok seviyorlar. Ama iş devlete ve millete olan borçlarını ödemeye gelince ara ki bulasın. Ne sözlerine sadıklar ne de borçlarına sadıklar.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti;
Beş ay sonra ata toprağım Rize’de olmaktan memnuniyet duyuyorum. Köküm sensin, dalım sensin, evim sensin, yolum sensin, gönlüm sensin, dilim sensin. Rabb’im vermiş seni bize ömrüm sana feda Rize.
“BİZİM ARAMIZA KİMSE GİREMEZ”
Köküm olan, dalım olan, evim barkım yolum olan, gönlümden ve dilimden düşmeyen Rize’yi bugün bir kez daha sevgiyle selamlıyorum. Rize’yle bizim aramıza kimse giremez. Gönülden gönüle giden şu gizli yolu kimse yıkamaz. Rize her zamanki gibi maşallah evladını yine aşkla bağrına basıyor. Rabb’im muhabbetimizi arttırsın diyorum. Sevgili kardeşlerim Rize’ye dün öğleden sonra geldik. Hem sizlerle kucaklaşalım hem de inşaatı tamamlanan eserlerin toplu açılışını yapalım istedik.
Rize’ye hizmet bizim ev ödevimiz. Ev ödevimizi Allah’a şükür bugüne kadar aksatmadık. Hemşehrilerimden daima tam not aldık. Girdiğimiz tüm seçimlerde Rize’nin güçlü desteğini yanımızda bulduk. 31 Mart’ta da Rizeli hemşehrilerimiz bize sahip çıktı. Partimizden ve ittifakımızdan desteklerini esirgemedi.
AK Parti’nin gerçek belediyecilik vizyonuna verdiğiniz destek için her birinize sizlerin şahsında tüm hemşehrilerime teşekkür ediyorum. Bizim şehirlerimize hizmet sevdamız dönemlik değil ömürlüktür. Rize ile bağımız da bu can tende oldukça güçlenerek devam edecektir. Allah ömür verdikçe Rize ve diğer 80 ilimiz için çalışmaya, taş üstüne taş koymaya, hayalleri tek tek gerçekleştirmeye devam edeceğiz.
“GECE GÜNDÜZ DEMEDEN ÇALIŞILDI, AFET KONUTLARI TAMAMLANDI”
Bugün Rize’de afet konutlarının anahtar teslimini yapmak ve inşaatı tamamlanan eserlerin açılışını gerçekleştirmek üzere bulunuyoruz. 2021 yılında Rize’miz sel afetine maruz kaldı. Bir bayram günü yaşanan sel felaketinde can kayıplarımız oldu. Selde vefat eden kardeşlerimize tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Son yılların en şiddetli sel baskınında yuvalarımız, dükkanlarımız da zarar görmüştü.
Devlet olarak bayram günü acıyı yaşamış kardeşlerimize yaralarının sarılacağı, evlerinin en kaliteli şekilde yapılacağının sözünü vermiştik. Hemen birkaç gün içinde kolları sıvadık, temellerimizi attık, gece gündüz demeden arkadaşlarımız çalıştı. Afetzede kardeşlerimiz için inşa ettiğimiz köy evlerimizi, konutlarımızı, dükkanlarımızı, çay alım evlerini, altyapıları ve çevre düzenlemeleri ile birlikte söz verdiğimiz şekilde hamdolsun pırıl pırıl tamamladık.
Afet Başkanlığımız TOKİ ile beraber Çayeli Büyükköy ve Merkez Muradiye’de toplam 108 konutun yanı sıra 10 dükkanı tüm altyapısı ve üstyapısıyla birlikte tamamladı. Bugün işte bunların anahtar teslimini gerçekleştiriyoruz. Rabb’im Rize’mize ve ülkemize bir daha bu tür acılar yaşatmasın niyazında bulunuyorum.
Tabii biz Rize’de sadece afet bölgesinde çalışmadık. Şehrimizin birçok noktasında kentsel dönüşüm projeleri hayata geçirdik. Gerçekten muhteşem eserlere imza attık. Yine TOKİ tarafından Rize Merkez Taşlıdere’de 133 konut ve 20 dükkan ile Rize Güneysu’da 127 sosyal konut inşa edildi. Kentsel dönüşüm projelerimizde 260 konutun ve 21 dükkanın yapımını tamamladık. Yeni, sıcak, güvenli yuvalarının da kardeşlerime hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Böylece toplamda 368 konut ve 31 dükkanı teslim etmiş oluyoruz.
“AYDER’E TOPLAM 2 MİLYAR 687 MİLYON LIRALIK YATIRIM YAPTIK”
Resmi açılışını yaptığımız bir diğer eser Ayder Yenileme ve Koruma Projesi Kapalı Otopark inşaatı ile altyapı ve çevre düzenlemesidir. 1800 araçlık kapalı otoparkımız eşine az rastlanır şekilde üstü yeşil alan ve ağaçlarla süslenerek yer altına inşa edildi. Artık araçlar burada otoparka bırakılıyor. Vatandaşımız aracına biniyor, ziyaretini yapıyor, keyfini çıkarıyor ve aracına geri dönüyor.
Ayder’in hiçbir yerinde insan kaynaklı kirlilik yaşanmıyor. Toplam 517 milyon lira maliyetle hizmete verdiğimiz bu önemli altyapı yatırımının da şehrimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Böylece sadece çevre ve şehircilik alanında bugün Rize’mize 855 milyon liralık bir yatırımı kazandırmış oluyoruz. Karadeniz’in gözbebeği olan Ayder’e yaptıklarımız bunlarla sınırlı değil. Altyapı yenilemesi, çevre düzenlemeleri ve diğer pek çok çalışmamızla Ayder’imizi kirlilikten, çirkin yapılaşmadan kurtardık. Yıktığımız çarpık binaların yerine bir termal otel ve 6 apart otel inşa ettik. Bu otellerin tüm inşa malzemeleri de bölgenin yöresel özelliklerine ve renklerine uygun şekilde doğal malzemelerle yapıldı.
Ayder’de daha evvel yapılmış tüm otellerin, evlerin kirli suları fırtına deresine akıyordu. Son teknolojiye sahip bir arıtma tesisi yaparak su kirliliğini de önledik. Güncel rakamlarla Ayder’e toplam 2 milyar 687 milyon liralık yatırım yaparak eski güzelliğine kavuşturduk. Ayder’in güzelliğine güzellik katan bütün bu projelerde emeği olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızı, Sayın Bakan ve ekibini tebrik ediyor, mimarlarımıza, mühendislerimize, işçilerimize ayrıca teşekkür ediyorum.
Bunlarla birlikte diğer bakanlık ve belediyelerimizin yapımı tamamlanan eserlerini de bugün resmen sizlerin istifadesine sunuyoruz. Rize Belediyemizin merkezde hayata geçirdiği dört farklı projeyi, Milli Eğitim Bakanlığımızın Merkez, Pazar ve Ardeşen’de inşa ettiği anaokullarını ve ilkokulları, Gençlik ve Spor Bakanlığımızca Güneysu, Ardeşen ve Kalkandere’de tamamlanan eserleri, İl Özel İdaremizin şehrimize ve ilçelerimize kazandırdığı eserleri, projeleri ve yapım işlerini, Milli Parklar 12. Bölge Müdürlüğü ile İller Bankamız tarafından tamamlanan düzenleme ve yapım işlerini bugün resmen açıyoruz.
Böylece farklı alanlarda toplam tutarı 1,6 milyar lirayı bulan 32 kalem hizmet eser ve yatırımı şehrimize kazandırıyoruz. Bu hizmetlerin Rize’mize kazandırılmasında vesile olan belediyemizi ve kurumlarımızı da tebrik ediyorum. Rabb’im Rizeli kardeşlerimizin hayır duasını alacak daha nice açılışlar yapmayı bizlere nasip eylesin. Her zaman ne diyoruz? Aşkınan, çalışan yorulmaz. Biz de ülkemize, milletimize ve Rizeli hemşehrilerimize hizmet ettiğimiz sürece yorulmuyoruz, yorulmayacağız.
Rize’nin ve bölgenin ekonomisine çarpan etkisi yapacak diğer vizyon projelerimizin inşaası hızla devam ediyor. Rize İyidere Lojistik Limanı’nın yapımında önemli bir eşiği daha aştık. Liman inşaatının gerçekleşme oranı yüzde 50’yi geçti. Proje bedeli 6,4 milyar liraya varan bu muazzam projeyi inşallah 2026’da tamamlamayı hedefliyoruz.
Liman hizmete girdiğinde burası inşallah Karadeniz havzasında büyük tonajlı gemilerin yeni adresi olacaktır. Sefer süresini kimi rotalarda bir aydan 15 güne indiren özelliğiyle bu liman ülkemizin deniz ticaretinden aldığı payı daha da artıracak. Tüm bunlara ilave olarak daha pek çok projemizi hizmete sunarak ekonomik, ticari ve turizm açısından bölgemizi hak ettiği yere getireceğiz.
“LAF ÜRETMİYORUZ, IŞ ÜRETİYORUZ”
İşte görüyorsunuz bizim gündemimizde toplu açılışlar var. Bizim gündemimizde hizmet var, eser var, yatırım var. Bizim gündemimizde şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı’na hazırlamak var. Biz çalışıyoruz. Laf üretmiyoruz. İş üretiyoruz iş. Biz koşuyoruz. Biz tüm Türkiye’ye hizmet götürüyoruz. Ülkemize, milletimize, insanlığa eser kazandırmak için ter döküyoruz. Bakınız dün İstanbul’da HİT 30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı’nı gerçekleştirdik.
Türkiye’yi ileri teknolojinin tasarım, geliştirme ve üretim merkezi yapacak gerçekten önemli bir programı iş dünyamızın istifadesine sunduk. Bugün buradayız. Sizlerle birlikteyiz. Toplu açılış yapıyoruz. Ağustos ayında başka illerimizde açılışlar gerçekleştireceğiz. Yani bahanelere sarılmadan, ona buna kulak asmadan, bölgemizdeki sıkıntılara aldırmadan, Türkiye Yüzyılı’nın inşası için mücadele ediyoruz.
Peki biz bunları yaparken muhalefet ne yapıyor? 22 yıldır ne yapıyorlarsa bugün de onu yapıyorlar. İş yapmak, hizmet etmek yerine mazeret üretiyorlar. Çığırtkanlık yaparak cazgırlık yaparak defolarını kapatmaya çalışıyorlar. Şimdi bakınız değerli hemşehrilerim bu haftaki grup toplantımızda hükümet olarak emeklilerimizle ilgili gayretlerimizden bahsettim. Son 22 yılda en düşük emekli aylığı ve asgari ücretin nereden nereye geldiğini rakamlarla ortaya koyduk. Dolar bazında reel olarak ve enflasyonla karşılaştırılmalı bir şekilde neler yaptığımızı tek tek anlattım. Muhalefete başta emeklilerimiz olmak üzere milletimize meydanlarda verdikleri ancak tutmadıkları sözleri hatırlattım. Popülizm yapmak yerine Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan borçlarını ödemelerini ülkemiz için daha hayırlı olacağını söyledim.
“CHP’Lİ BELEDİYELER ZATEN ÇÖP TOPLAMIYOR Kİ”
Bunu söyledim diye adeta kıyamet koptu. Bunlar Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi çok rahatsız oldu. Borçlarının hatırlatılması CHP’yi ciddi manada tedirgin etti. Öyle ki dengeleri bozuldu. Muvazeneleri kaydı. Motor su kaynattı. Kendilerini savunma adına söyledikleri sözlerin aslında beceriksizliğini ikrar etmek olduğunu anlayamıyorlar. Borç alınırken dost, ödenirken düşmandır misali. Bunlar da borçlarının üstüne yatmak için abuk sabuk işler yapıyorlar.
Bilhassa CHP’nin Sayın Genel Başkanı her açıklamasıyla kendini ve partisini gülünç durumlara düşüyor. Neymiş? Hükümet mali darbe yapma peşindeymiş. Neymiş? Şayet borçlarını öderlerse CHP’li belediyeler iş yapamaz. Hatta çöpleri bile elleriyle toplamak zorunda kalırlarmış. İyi de CHP’li belediyeler zaten çöp toplamıyor ki. CHP deyince aklına ne geliyor? Çöp, çukur, çamur. Devraldığınız belediyelerde milleti çöp dağlarıyla çamurlarla çukurla tekrar tanıştırmayı başardınız. Kamyonla toplamadığınız çöpleri ellerinizle mi toplayacaksınız?
“SGK’YA EN FAZLA BORC U OLAN İLK 5 BELEDİYE CHP’Lİ BELEDİYELER”
CHP Genel Başkanının SGK prim borçlarını ödememek için gösterdiği çabayı izledikçe gülsek mi ağlasak mı inanın bilemiyoruz. Kardeşlerim biz kimseye iftira atmıyoruz. Sadece gerçekleri ortaya koyuyoruz. Şimdi bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunların niçin paniklediğini aslında rakamlar bizlere anlatıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’na en fazla borcu olan ilk 5 belediye Cumhuriyet Halk Partili belediyeler.
Toplam 96 milyar liralık borcun 65,1 milyar lirası yani yüzde 68’i CHP’li belediye ve iştiraklerine ait. Büyükşehirlerde durum çok daha kötü. Büyükşehir borçlarının yüzde 76’sı CHP’li belediyelere ait. SGK’ya borçluluk noktasında zirveyi bunlar kimseye bırakmıyor. Bir diğer önemli husus şudur. Borcu en fazla olan belediyeler CHP’nin sürekli kazandığı belediyeler. Dahası CHP geçen belediyelerin borcu katlanarak artıyor.
“SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNE KAST ETMEK BUNLARIN BİR GELENEĞİ”
Çalışma Bakanlığımızın yayınladığı en borçlu belediyeler listesine şöyle bir bakın. İlk 5 belediyenin borcunun son 5 yılda 9 ila 883 kat arasında arttığını görürsünüz. Yani bunların borç ödeme gibi bir kültürleri böyle bir alışkanlıkları yok.
Eski Genel Başkanları Genel Müdürlüğü döneminde SSK’yı batırmıştı. Belediye başkanları Kılıçdaroğlu’nun kötü mirasını aynen sürdürüyor. Anlaşılan sosyal güvenlik sistemine kast etmek bunların bir geleneği.
Meydanlarda vaat dağıtmayı biliyorlar. Atıp tutmayı çok seviyorlar. Ama iş devlete ve millete olan borçlarını ödemeye gelince ara ki bulasın. Ne sözlerine sadıklar ne de borçlarına sadıklar.

“2021 YILINDAN İTİBAREN İLİMİZDE GÖRÜLEN KESTANE GAL ARISIYLA SEBEBİYLE KESTANE BALI ÜRETİMİNDE DÜŞÜŞLER YAŞANDI”
Konu ile ilgili konuşan Kastamonu Tarım ve Orman İl Müdürü Bekir Yücel Tanrıkulu, “Kastamonu, yüzde 72 orman varlığıyla, zengin florasıyla ve eşsiz doğasıyla Türkiye’de en önemli orman varlığına sahip illerden bir tanesi oluyor. Bu eşsiz doğası içerisinde tabii ki kestane ağaçları da önemli bir yere sahip. Kestane balı da, kestane çiçeklerinden elde edilen bir baldır. Yılın belirli bir döneminde yılın 15 gün gibi çok kısa bir süresinde arıcılarımız, kestane çiçeklerinden kestane balı üretmeye çalışıyor. Kastamonu’da 80 ila 85 bin kolonisiyle yaklaşık bin 218 işletmesiyle önemli arıcılık hizmetlerinden bir tanesi. 80 bin hektarlık Türkiye’deki kestane ağacı varlığı içerisinde yüzde 25’ine sahip Kastamonu’da 20 bin hektarlık alanda kestane ağaçları bulunmaktadır. Dolayısıyla kestane balı üretimi de Türkiye’de önemli üretim merkezleri içerisinde yer alıyoruz. Özellikle 2021 yılından itibaren ilimizde görülen kestane gal arısıyla sebebiyle son 2 yıldır kestane balı üretiminde biraz düşüşler yaşandı. Buna iklim değişikliği de etkili oldu. Biraz daha geçtiğimiz yıllara göre ortalama verim konusunda düşüşler gözlemlemekteyiz. Özellikle koloni başına 8 ila 10 kilo arasında olan kestane balı üretimi bu yıl yaklaşık 3 ila 4 kilo arasına kadar düşmüş. Buna rağmen Kastamonu’da yine de 200-250 ton arasında kestane balı üretimiyle ülkemizde önemli üretim merkezleri arasında bulunuyor” dedi.

“ARICILIK KONUSUNDA KASTAMONU, TÜRKİYE’DE ÖNEMLİ BİR MERKEZ OLACAKTIR”
Kastamonu’nun önümüzdeki yıllarda arıcılık noktasında Türkiye’de önemli bir merkez olacağına inandıklarını söyleyen Tanrıkulu, “2022 yılında Kastamonu Üniversitemiz ile Arı Yetiştiricileri Birliği ve Kastamonu Tarım ve Orman İl Müdürlüğümüz tarafından yapılan çalışmalar neticesinde kestane balına coğrafi işaret aldık. Yine Arı Yetiştiricileri Birliğimiz, Kastamonu kestane balı olarak markalaşmasını yaptık. Şu anda birliğe üye arıcılarından elde ettikleri balları Kastamonu kestane balı markası altında satışını yapmaktadırlar. Son zamanlarda özellikle yetiştiricilerimizden ya da diğer illerden kestane balı üretimi için ilimize gezginci arıcı olarak gelmektedirler. Bu gezginci arıcılık konusunda İl ve İlçe Müdürlüklerimiz vasıtasıyla bizler bunların çalışmalarını da yapıyoruz. Bizlerden izin aldıktan sonra ilimize gelebiliyorlar. Bu da arıcılık konusunda bizleri, Türkiye’de önemli bir merkez olacağımıza işaretlerden bir tanesi oluyor” şeklinde konuştu. Kestane gal arısıyla ilgili mücadelenin 7-8 yıl daha süreceğini belirten Tanrıkulu, “Kestane Gal Arısıyla ilgili sorunlar ve sıkıntılar azalmaya başladıktan sonra bizler, tekrardan kestane balında verimin artmasını bekliyoruz. Fakat kestane gal arısıyla mücadeledeki çalışmalar yaklaşık 7-8 yılı bulacaktır. Bunan ardından inşallah Kastamonu’da kestane ağaçlarındaki çiçekler sağlıklı bir şekilde artmaya başladıktan sonra verimde artacaktır. Bu konuyla ilgili İl Müdürlüğümüzün ve Orman Bölge Müdürlüğümüzün birlikte yürüttüğü projemiz bulunuyor. Kestane ağaçlarının etrafının biraz daha açılmasını amaçlıyoruz ve bu sayede kestane varlığının da artırılmasını hedefliyoruz” diye konuştu.
“BU YIL TAHMİNLERİMİZ ÜZERİNE 100 İLA 150 TON ARASINDA BİR ÜRETİM GERÇEKLEŞTİRDİK”
Kastamonu Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Cem Başar ise, “Kastamonu kestane balı coğrafi işaretli bir ürünümüzdür. Kastamonu’nun özellikle sahil ilçelerindeki kestane ormanlarında doğal olarak üretim yapılmaktadır. Yaklaşık 50 ila 60 civarında kovanda bu yıl üretim yapıldı. 2024 yılı maalesef hem iklim değişikliğini hissedilir derecede gördük hem de yoğun olarak kestane ormanlarımızı saran kestane gal arısıyla birlikte üretimde oldukça düştü. Normal bir sezona göre yaklaşık yüzde 25 civarında bir üretim aldık. Bu da koloni başına 3 kilogram civarında bir üretime sahip olduk. Kastamonu, bu yıl tahminlerimiz üzerine 100 ila 150 ton arasında bir üretim gerçekleştirdik. Tüm üreticilerimizi hayırlı ve bereketli bir sezon diliyorum” dedi.
Normal şartlarda Kastamonu’da yaklaşık 400 ton civarında kestane balı üretiminin olduğunu söyleyen Başar, “Bu 2020 yıllarının başından itibaren sürekli olarak düşüş göstermeye başladı. Hem küresel iklim değişikliğini çok şiddetli görüyoruz hem de 2021 yılından kestane gal arısı zararlısı ilimize giriş yaptı. Kestane gal arısı zararlısı şiddetli bir şekilde Kastamonu’yu sardı. Bu yüzden yıldan yıla 400 tonlardan üretim 100 ila 150 tona kadar düştü. Şu anda aynı kovan sayısıyla yani kovan sayısı değişmemekle birlikte yaklaşık olarak 100 ila 150 ton arasında bir üretim gerçekleştirildi. Şu anda kestane balının sağımı bitti, üreticilerimiz ürünlerini piyasaya çıkarmaya başladı. Piyasadan da yoğun bir talep var. Bu talebe karşılık üretilen ürünümüz çok az. Alacak insanlarımızın biran önce ballarını almalarını tavsiye ediyoruz. Kestane balının bu yıl perakende fiyatı 2 bin lira civarındadır” ifadelerini kullandı.
“KOVAN BAŞINA BU YIL ANCAK 3 KİLOGRAM BAL ALABİLDİK”
İnebolu’nun Dibek köyünde kestane balı üretimi yapan Orhan Anadolu da, şöyle konuştu: “Ben, 2009 yılından bu tarafa kestane balı üretmekteyim. Kestane balı üretimi bazı yıllara göre değişkenlik gösterebiliyordu. Kış mevsiminde çok fazla arılarımızda zayiat oluyordu. Ben, 150 ila 200 kovan arısıyla çalışmaktayım. 2009 yılları ile 2022 yılları arasında kestane balımızın kovan başı ortalama 8 ila 14 kilo arasında değişkenlik gösteriyordu. Özellikle 2022 yılından sonra kestane gal arısının ormanlarımızda görülmesiyle birlikte üretimimizde büyük bir zayiat verdi. Kovan başına ancak 3 kilogram bal alabildik. Bu yıl fakat kovan başına birazcık daha artış gösterdi ve 5-6 kiloya kadar çıktığını gördük. Bu da bizlere demek ki kestane gal arısıyla yapılan mücadeleler gerçekten meyvesini veriyor. Başarılı bir mücadele oluyor. Geçtiğimiz yıl kestane balının fiyatı bin liraydı, bu yıl ise bin 750 lira ile 2 bin lira arasında satılıyor. Kestane balında verim az olduğundan dolayı fiyatı da yüksek. Kestane gal arısı, kestane ormanlarına büyük zararlar verdi. Birde bizlerin maliyetleri oluyor. 150-200 kovan ile arıcılık yapmak çok zor bir iş. Bizler de bunlara bir bedel ödüyoruz, bunların maliyeti oluyor. Bu seferde kestane balı beklentilerimizin altında olunca mecburen fiyatı yükselmiş oluyor. Girdi maliyetleri de yüksek ne yazık ki. Bizlerde ancak bu şekilde zam yaparak maliyetlerin altından kalkmaya çalışıyoruz”.
Öte yandan, Kastamonu Orman Bölge Müdürlüğü laboratuvarında çoğaltılan ‘Torymus Sinensis’ böceği, kestane ağaçlarının yoğun olarak bulunduğu ormanlık alanlara bırakılıyor. Gal arılarının yumurtalarıyla beslenen böcekler ile ağaçların kurumasının ve yüzde 80 civarında meyve kaybına sebep olan gal arılarının azaltılması hedefleniyor.
Avrupa Birliği’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi, küresel sıcaklık ölçümlerinin yapılmaya başladığı tarihten bu yana Dünya tarihinin en sıcak günü rekorunun önce 21 Temmuz’da kırıldığını açıkladı, bir gün sonra ise bu rekor egale edilerek yeni zirvenin 22 Temmuz Pazartesi günü görüldüğünü bildirdi. ÇEDAŞ’ın verilerine göre de 17 Temmuz tarihinden itibaren bölgede günlük tüketimlerde yılın zirve rakamlarına ulaşıldı.
ÇEDAŞ’ın hizmet verdiği Sivas, Tokat ve Yozgat’ta günlük toplam elektrik tüketim rekoru 2023 yılında 9 bin 595 MWh ile 15 Ağustos’ta kırılırken, bu yıl 17 Temmuz Çarşamba günü elektrik tüketimi 9 bin 674 MWh ile bu rakamın üzerine çıktı. Bir gün sonra ise bu rekor da egale edildi ve 18 Temmuz Perşembe günü bu kez günlük tüketim 9 bin 678 MWh ile yeni zirve noktasına ulaştı. Bölgedeki elektrik tüketimi 19 Temmuz Cuma günü de 2023 yılındaki zirve rakamının üzerini görerek 9 bin 639 MWh seviyesinde gerçekleşti. Aradan iki gün geçtikten sonra bu kez Dünya’nın en sıcak günü olarak kayıtlara geçen Pazartesi günü ÇEDAŞ’ın hizmet bölgesinde günlük tüketim bu kez 9 bin 883 MWh ile yeni bir rekor kırdı. Ancak asıl rekor 10 bin 22 MWh ile 23 Temmuz Salı günü yaşandı. Böylece 8 günlük sürede Sivas, Tokat ve Yozgat’ın toplam tüketiminde 5 gün rekor kırılmış oldu.
HAZİRAN AYINDA TÜKETİM YÜZDE 20,5 ARTTI
Bu yıl hizmet bölgelerinde haziran ayından itibaren elektrik tüketimlerinde ciddi bir artış gözlemlediklerini ifade eden ÇEDAŞ Genel Müdürü Niyazi Kıvılcım, “Yaz aylarında sıcak havalarda özellikle günün belirli saatlerinde klimaların yoğun kullanımı ile enerji tüketiminde büyük artışlar yaşanıyor. Bu yıl haziran ayında hava sıcaklıkları, tarımsal abonelerin kullanımındaki artış ve 9 güne uzayan Kurban Bayramı tatili nedeniyle bölgemize gelen ziyaretçilerin de etkisi ile bölgemizdeki elektrik tüketimi de arttı. 2023 yılı haziran ayında üç ilimizdeki toplam elektrik tüketimi 199 bin 419 MWh iken, bu yıl aynı dönemde bu tüketim yüzde 20,5 artarak 240 bin 349 MWh’ye çıktı. Temmuz ayında da benzer bir hareket gözlemlemekteyiz. 2023 yılında 1-23 Temmuz tarihleri arasında bölgemizdeki toplam elektrik tüketimi 191 bin 524 MWh düzeyindeydi. Bu yıl aynı tarihlerde tüketim yüzde 12,4 artarak 215 bin 305 MWh’ye ulaşmış durumda” dedi.
“TEKNOLOJİYE YAPTIĞIMIZ YATIRIMLARLA BİRÇOK NOKTADA ARIZALARI OLMADAN YAKALAYABİLİYORUZ”
Artan talebe yanıt vermek hedefi ile sahadaki personel ve araç sayısını artırdıklarını dile getiren Niyazi Kıvılcım, “Hizmet verdiğimiz bölgenin enerji altyapısını yeni yatırımlarımız ile güçlendirirken, düzenli olarak bakım ve onarım çalışmaları yapıyoruz. Teknolojiye yaptığımız yatırımlarla birçok noktada arızaları olmadan yakalayabiliyoruz. SCADA merkezimiz ile birçok noktada meydana gelen kesintilere 2-3 dakika içinde çözüm üretiyoruz. Hedefimiz, bölgemizdeki enerji ihtiyacını en kaliteli ve güvenli şekilde karşılarken, tüketicilerimize en iyi hizmeti sunmak” değerlendirmesinde bulundu.
MEKANLAR VE ETKİNLİKLER
Ana atletizm etkinlikleri Paris’in kuzey eteklerinde bulunan Stade de France’da düzenlenecek. Şehrin her yerine yayılmış ek Olimpik ve Paralimpik mekanlar var. Pont d’Iena bisiklet etkinliklerine ev sahipliği yapacak, plaj voleybolu Eyfel Kulesi yakınlarında gerçekleşecek ve maraton Hotel de Ville’de başlayıp Les Invalides’te sona erecek. Açık su yüzme ve triatlon etkinlikleri, su kalitesiyle ilgili tarihi endişelere rağmen Seine’de gerçekleşecek.
SU KALİTESİ VE GÜVENLIK ÖNLEMLERİ
Haziran ortasında yapılan testler, Seine’deki E. coli seviyelerinin kabul edilebilir sınırların on katı üzerinde olduğunu ortaya koydu. Ancak organizatörler, Temmuz’daki güneş ışığının ve yağmur suyu depolama havzası gibi girişimlerin su kalitesini iyileştireceğini umuyor. 17 Temmuz’da Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, yüzerek nehrin güvenliğine olan güvenini gösterdi.
GÜVENLİK VE KATILIM
Paris 2024, 35.000 ila 45.000 personelin katıldığı kapsamlı bir operasyonla güvence altına alınacak. Modern Olimpiyat tarihinde ilk kez, açılış töreni Seine Nehri boyunca bir geçit töreni içerecek. Başlangıçta, 600.000 seyirciye nehir kıyılarından izlemek için ücretsiz bilet verilecekti, ancak olası drone saldırıları konusundaki endişeler bu sayıyı 326.000’e düşürdü ve 220.000’i davetli misafir ve 104.000’i bilet sahibi oldu. Seine Nehri boyunca bir “terörle mücadele çevresi” oluşturulacak ve sakinlerin ve çalışanların özel geçişlere sahip olması gerekecek.
GÜVENLIK TEHDTLERİ
2024’ün başlarında, istihbarat servisleri şüpheli İslamcı militanlar tarafından gerçekleştirilen iki komployu ortaya çıkardı. Mayıs ayında, bir adam Bordeaux’daki meşale yarışına saldırı planladığı iddiasıyla gözaltına alındı ve bir diğeri de Güney Fransa’da bir Olimpik futbol sahasına saldırı planladığı iddiasıyla tutuklandı.
FİNANSAL YÖNLER VE ÇEVRESEL HEDEFLER
Paris 2024 Oyunları’nın tahmini maliyeti yaklaşık 9,8 milyar dolar olup, bu önceki dört Oyunun maliyetlerinden daha azdır. Finansman öncelikle özel şirketlerden, bilet satışlarından ve yayın haklarından gelmektedir. Fransız hükümetinin güvenlik gibi masraflar için yaklaşık 3,2 milyar ila 5,4 milyar dolar arasında bir tutarı karşılaması gerekebilir.
Paris 2024, Londra 2012 ve Rio 2016 Oyunları’nın karbon ayak izinin yarısını hedefleyerek tarihin en yeşil Olimpiyatları olmayı hedefliyor. Mekanların neredeyse %95’i mevcut veya geçici yapıları kullanacak ve geri dönüştürülmüş malzemelere ve karbon emisyonlarını en aza indirmeye büyük önem verilecek. Bununla birlikte, bazı ulusal takımların Olimpiyat Köyü için binlerce klima ünitesi sipariş ettiği bildirildi.
EKONOMIK ETKİ
Paris, Oyunlar sırasında milyonlarca ziyaretçi bekliyor ve bilet sahiplerinin yaklaşık 2,8 milyar dolar harcaması bekleniyor. Yüksek talebi öngören Paris otelleri, fiyatlarını önemli ölçüde artırdı, ancak raporlara göre birçoğu beklenenden düşük rezervasyonlar yaşadı. Şehirdeki toplu taşıma ücretleri Oyunlar sırasında iki katına çıkacak ve Louvre, Ocak ayında giriş ücretlerini neredeyse %30 artırdı.
Amerikan teknoloji şirketlerinden Alphabet’in geliri, bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 14 ve net karı yüzde 28,6 artış kaydederek beklentileri aşsa da yapay zeka konusunda henüz istenilen ilerlemeyi gerçekleştirememesi yatırımcıları tedirgin etti.
Elektrikli otomobil üreticisi Tesla’nın net karı ise bu yılın ikinci çeyreğinde 2023’ün aynı dönemine kıyasla yüzde 45 düştü. Bilanço tarafında gelecek hafta Microsoft ve Meta Platforms gibi şirketlerin finansal sonuçları yatırımcıların odağına yerleşirken Fed’in faiz kararı ve yoğun veri gündeminin piyasaların yönü üzerinde belirleyici olması bekleniyor.
Fed’in gelecek hafta politika faizini sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken politika metni ve Fed Başkanı Jerome Powell’ın açıklamalarından alınacak ipuçlarının varlık fiyatlarını etkileyeceği öngörülüyor.
Para piyasalarındaki fiyatlamalar, bankanın yıl sonuna kadar yapacağı 3 toplantıda da faiz indirimine gidebileceği ihtimalini öne çıkarırken özellikle cuma günü açıklanacak istihdam raporundaki verilerin söz konusu beklentileri değiştirebileceği ifade ediliyor.
Tahvil piyasalarında bu hafta yatırımcıların “bekle-gör” duruşu nedeniyle oynaklık sınırlı kalırken ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, haftayı 10 baz puan azalışla yüzde 4,20’den tamamladı. Dolar endeksi de 104,3’te yatay seyretti.
Geçen hafta altının ons fiyatı yüzde 0,6 azalışla 2 bin 387 dolara gerilerken gümüşün onsu yüzde 4,4 ile düşüş eğilimini üçüncü haftaya taşıdı.
Elektrikli otomobillerin gelecekte daha az bakır kullanabileceğine yönelik haber akışıyla düşüş eğilimini üst üste üçüncü haftaya taşıyan bir diğer metal olan bakırın libresi yüzde 3,2 değer kaybıyla 4,1 dolara gerilerken Brent petrolün varil fiyatı haftayı yüzde 2,6 azalışla 79,7 dolardan tamamladı.
NEW YORK BORSASI KARIŞIK SEYRETTİ
New York borsasında geçen hafta bilanço sezonu, hisse ve sektör bazlı oynaklığa neden olsa da ülkede ikinci çeyrekte büyümenin yüzde 2,8’le beklentileri aşması, “yumuşak iniş” beklentilerini güçlendirdi.
Ülkede dün açıklanan verilere göre kişisel tüketim harcamaları, haziranda aylık yüzde 0,3 ile beklentilere paralel artış kaydetti.
Kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi de haziranda aylık yüzde 0,1 ve yıllık bazda yüzde 2,5 ile beklentiler dahilinde arttı.
Fed’in enflasyon göstergesi olarak dikkate aldığı gıda ve enerji kalemlerinin hesaplama dışı tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi ise haziranda aylık bazda yüzde 0,2 ile beklentilere paralel artarken yıllık bazda yüzde 2,6 ile beklentilerin biraz üzerinde yükseldi. Çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi, mayısta da yıllık yüzde 2,6 artmıştı.
Öte yandan, ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Başkan Joe Biden’ın adaylıktan çekilmesinin ardından Demokratların en güçlü başkan adayı konumunda bulunuyor.
Başkan Biden’ın sağlık durumuna ilişkin endişeler ve Cumhuriyetçilerin adayı eski ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırıya uğramasının ardından anketlerde Trump’ın büyük oranda favori konumuna yerleşmesi, Demokratlar arasında tartışmalara neden olmuştu. Analistler, Trump’ın ABD’deki anketlerde hala önde olduğunu belirtiyor.
Bu gelişmelerle geçen hafta Nasdaq endeksi yüzde 2,08 ve S&P 500 endeksi yüzde 0,83 değer kaybederken Dow Jones endeksi yüzde 0,75 değer kazandı.
Gelecek hafta pazartesi Dallas Fed imalat aktivite endeksi, salı New York Fed tüketici güven endeksi ile JOLTS açık iş sayısı, çarşamba Fed’in faiz kararı ve ADP özel sektör istihdamı, perşembe haftalık işsizlik başvuruları ve ISM imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) ile cuma istihdam raporu, fabrika siparişleri kişisel gelir ve dayanıklı tüketim malları siparişleri takip edilecek.
AVRUPA’DA İNGİLTERE MERKEZ BANKASININ FAİZ KARARI YATIRIMCILARIN ODAĞINDA OLACAK
Avrupa borsalarında da geçen hafta karışık bir seyir hakim olurken İngiltere Merkez Bankasının (BoE) perşembe günkü para politikası kararları yatırımcıların odağına yerleşti.
Bankanın gelecek hafta politika faizini sabit tutması beklenirken politika metni ve BoE Başkanı Andrew Bailey’nin açıklamalarından alınacak sinyallerin gelecek dönem para politikası için ipuçları verebileceği tahmin ediliyor.
Öte yandan, bölgede geçen hafta açıklanan verilerin ekonomik aktivitenin yavaşlamaya devam ettiğini göstermesi risk iştahını törpülüyor.
Buna göre, Almanya’da imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) 42,6 ve hizmet sektörü PMI 52, Avro Bölgesi’nde imalat sanayi PMI 45,6 ve hizmet sektörü PMI 51,9 ile öngörülerin altında kalırken İngiltere’de imalat sanayi PMI 51,8 ile beklentilerin üzerinde, hizmet sektörü PMI 52,4 ile tahminlerin altında gerçekleşti.
Bu gelişmelerle İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 1,59 ve Almanya’da DAX endeksi yüzde 1,35 yükselirken İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,18 ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,22 geriledi.
29 Temmuz haftasında, salı Avro Bölgesi ve Almanya’da büyüme ile enflasyon, çarşamba Almanya’da işsizlik ve Avro Bölgesi’nde enflasyon ve cuma bölge genelinde imalat sanayi PMI verileri takip edilecek.
ASYA’DA BOJ’UN SÜRPRİZ FAİZ ARTIRIM İHTİMALİ DEVAM EDİYOR
Asya pay piyasalarında satış baskısının geçen hafta derinleştiği görülürken ABD’de Donald Trump’ın tekrar başkan seçilme ihtimalinin ticaret savaşlarını yeniden gündeme taşıyabileceği endişesi, risk algısının yükselmesinde etkili oldu.
Asya’da gelecek hafta gözler, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) çarşamba günkü faiz kararına çevrilirken bankanın sürpriz bir adımla 10 baz puan faiz artırabileceği ifade ediliyor.
Geçen hafta ülkede açıklanan verilere göre, imalat sanayi PMI 49,2’ye inerken hizmet sektörü PMI 53,9’a ve bileşik PMI da 52,6’ya çıktı. Japonya’da hizmet sektörü Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) de yüzde 3 artışla beklentileri oldukça geride bıraktı.
Buna karşın, Japonya’da Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), temmuzda yıllık yüzde 2,2 artarak öngörülerin altında kaldı.
Söz konusu gelişmelerle dolar/yen paritesi haftalık bazda yüzde 2,3 azalışla 153,8’e geriledi.
Çin tarafında geçen hafta ekonomiyi destekleyici adımlar öne çıkarken Çin Merkez Bankası (PBoC), resesyon endişelerinin öne çıktığı ülkede 1 ve 5 yıllık borçlanma faizlerini 10’ar baz puan indirerek sırasıyla yüzde 3,35 ve yüzde 3,85’e düşürdü.
Bu gelişmelerle, Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 5,98, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,28, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 2,27 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 3,07 değer kaybetti.
Gelecek hafta salı Japonya’da işsizlik, çarşamba Çin’de imalat sanayi ve hizmet sektörü PMI ve Japonya’da sanayi üretimi verileri takip edilecek.
YURT İÇİNDE TCMB SÜRPRİZ YAPMADI
Yurt içinde, geçen hafta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) faiz kararı takip edilirken banka, politika faizini yüzde 50 seviyesinde sabit bıraktı.
Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 2,37 değer kaybıyla 10.891,42 puandan tamamlarken dolar/TL, haftayı bir önceki kapanışın yüzde 0,24 altında, 32,9456’dan tamamladı.
29 Temmuz haftasında salı tüketici güven endeksi, çarşamba günü dış ticaret istatistikleri ve perşembe imalat sanayi PMI verileri takip edilecek.
Ocak-haziran dönemindeki patent başvuru sayısı ise 3 bin 56 olarak kayıtlara geçti. 2023 yılının aynı döneminde bu rakam 3 bin 179 olarak gerçekleşmişti.
YABANCI PATENT BAŞVURULARI YÜZDE 48,9 ARTTI
Yabancı patent başvuruları ise haziranda 2023’ün aynı ayına göre yüzde 38,6 artışla 653’e yükseldi. Ocakta 582, şubatta 676, martta 651, nisanda 581 ve mayısta 758 yabancı patent başvurusu yapıldı.
Ocak-haziran dönemindeki yabancı patent başvurusu 2023’ün aynı dönemine kıyasla yüzde 48,9 yükselişle 3 bin 901’e ulaştı.
Böylece 2024’ün ilk 6 aylık döneminde yapılan toplam patent başvuruları 2023’ün aynı döneminde kıyasla yüzde 20 yükselişle 6 bin 957 olarak kayıtlara geçti. Geçen yılın aynı döneminde bu sayı 5 bin 798 olarak hesaplanmıştı.
EN FAZLA YABANCI PATENT BAŞVURUSU ALMANYA’DAN
TÜRKPATENT’e haziran ayında patent için başvuruların ülkelere dağılımına bakıldığında 122 ile Almanya ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi 102 ile ABD, 46 ile Fransa, 41 ile Japonya, 39 ile İtalya, 38’er ile Çin ve Hollanda, 36 ile İsviçre, 31 ile Güney Kore, 25 ile Birleşik Krallık, 23 ile Avusturya, 19 ile Belçika ve 10 ile Finlandiya takip etti.
Bu yılın ocak-haziran döneminde ise en fazla yabancı başvuruyu 645’er ile Almanya ve ABD yaptı. Bu ülkelerin ardından 280 ile İtalya, 255 ile Fransa, 249 ile İsviçre ve 237 ile Japonya geldi.
EN ÇOK PATENT BAŞVURUSU YAPAN İLLER İSTANBUL VE ANKARA
Haziran ayında patent başvurularının illere göre dağılımına bakıldığındaysa en fazla başvurunun 198 ile İstanbul ve 128 ile Ankara’dan yapıldığı görüldü. Bu illeri 31 ile Kocaeli, 19 ile Mersin, 14’er ile Bursa ve İzmir, 9 ile Kayseri, 7’şer ile Adana, Konya, Sakarya ve Sivas, 6’şar ile Çanakkale, Elazığ, Gaziantep, Manisa ve Samsun ve 5’er ile Trabzon ve Şanlıurfa izledi.
Yılın ilk 6 ayında İstanbul’dan 1177, Ankara’dan 506, İzmir’den 177, Kocaeli’nden 145 ve Bursa’dan 113 patent başvurusu yapıldı.
PATENT TESCİLLERİ YÜZDE 45,2 ARTTI
Tescil sayılarında da dikkati çeken artışlar yaşandı.
Ocak-haziran döneminde toplam patent tescil sayısı yüzde 45,2 artarak 5 bin 272’ye çıktı.
Toplam tescil sayısı 1708, marka tescil sayısı 66 bin 110, tasarım tescil sayısı 23 bin 543 olarak kayıtlara geçti.
172 COĞRAFİ İŞARET BAŞVURUSU YAPILDI
Coğrafi işaret başvuruları, 2024’nin ilk 6 ayında 2023’ün aynı dönemine oranla yüzde 65,38 artış gösterdi. Bu dönemde 172 coğrafi işaret başvurusu yapılırken bu sayı 2023 ocak-haziran döneminde 104 olarak hesaplanmıştı.
Coğrafi işaret tescil sayısı, 2023 yılının ocak-haziran döneminde, 90 iken bu yılın aynı döneminde 88 oldu.
Şehir merkezindeki bir restoranda sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bir araya gelen Kurum, daha sonra TOKİ tarafından yapımı tamamlanarak hizmete açılan Rize Belediye Bloklarında incelemelerde bulundu, vatandaşlarla sohbet etti.

Kurum, gazetecilere, bu alanda deniz dolgusu üzerine yapılan binaların yıkılarak 200 dükkan ve 400 yeni ofisin Rize’ye kazandırıldığını belirtti.
Deprem bölgesinde çalışmalar yürütülürken bir taraftan da 81 ilde yapılması gereken alt ve üstyapı çalışmalarına devam ettiklerini vurgulayan Kurum, “Yarın, inşallah Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleri ile yaklaşık değeri 2 milyar 700 milyon lirayı bulan çok önemli projelerin açılışlarını gerçekleştireceğiz. Yarın saat 14.00’de milletimizle, Rizeli kardeşlerimizle kucaklaşacak ve bu muhteşem eserleri toplu açılışla birlikte milletimizin hizmetine sunmaya devam edeceğiz.” dedi.

AYDER’DE YAPILAN ÇALIŞMALAR
Bakan Kurum, kentsel dönüşüm ve doğa koruma projeleri yaptıklarına dikkati çekerek, “En önemlisi doğa ve koruma projesi olarak değerlendirdiğimiz Ayder’imiz, Ayder’imizde yaptığımız yenileme çalışmalarımız. Bu kapsamda başlattığımız çalışmaların son safhasına gelmiş durumdayız. Ayder’in doğal güzelliğine zarar vermeyecek şekilde tamamen yerin altında, Ayder’e gelen turistlere hizmet verecek 1800 araçlık otoparkı yarın inşallah açıyor olacağız.” diye konuştu.
Ayder’in güzelliğine zarar verdiğini düşündükleri, görüntü kirliliğine sebebiyet veren salıncakların kaldırıldığını anımsatan Kurum, bu kapsamda yenileme çalışmalarının devam ettiğini anlattı.

Bakan Murat Kurum, apart, termal tesis ve otellerin yeni binalara taşınacağını belirterek, “Oradaki görüntü kirliliği, binaların gözümüzün nuru yaylamıza zarar vermemesi için çalışmalarımızı özenle yürütüyoruz.” dedi.
Rize’nin sellerin yaşandığı il olduğunu, vatandaşlara bazı sözler verildiğini ifade eden Kurum, şu değerlendirmede bulundu:
“Elazığ, Malatya, Antalya yangınlarda olduğu gibi sözlerimizi tutmuş, evlerini hızlı şekilde teslim etmiştik. AFAD ve Bakanlığımız ile yaptığımız çalışmalarda selde yaşanan hasarlar nedeniyle vatandaşlarımıza verdiğimiz sözlerimizi yarın inşallah tutuyor olacağız. Yarın, o konutların anahtar teslimlerini yapıyor olacağız. Sahilde Millet Bahçesi ile nefes alacağı, Karadeniz rüzgarının hakim olacağı bir projeyi gerçekleştiriyoruz. 250 dönüm alanda gerçekleşiyor.”
Biyolojik arıtma tesisi inşaatının da başladığını dile getiren Kurum, “Rize, sadece Rize’den ibaret değil. Bugün İstanbul’da, Ankara’da, 81 ilimizde de Rizeli kardeşlerimiz var. Biz de onları mutlu etmek, onların dualarını almak için gece gündüz tüm ekibimizle, arkadaşlarımızla birlikte çalışıyoruz. Eserlerimiz, Rize’mize, memleketimize, ülkemize hayırlı olsun.” diye konuştu.

“YIKILAN OTELLERİN YERİNE HİÇBİR YAPI YAPILMAYACAK”
Kurum, kentsel dönüşüm çalışmalarının vatandaşlarla uyumlu şekilde yürütüldüğüne dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Rize meydan diye bildiğimiz bölümde vatandaşlarımızla görüşmelerimizi yapıyoruz. İkinci etap diye belirlediğimiz alanda vatandaşlarımızın talepleri doğrultusunda projeye dahil edip, dönüşümü gerçekleştireceğiz. Deniz Sitesi ve Müftülük Sitesi’nin dönüşümünü gerçekleştirdik. Salarha ve Yağlıtaş’ta rezerv konut gerçekleştirdik. Bu konutlarla birlikte de şehrin içinde tıkanmış, sıkıntı, problem yaşadığımız tüm alanların dönüşümünü inşallah gerçekleştireceğiz. Rize, bu işler bittiğinde Ayder’in turizmi, doğa koruma projesi tamamlanmış bir cazibe merkezi, yine Pokut Yaylası’na gittiğinizde her türlü biyolojik çeşitliliği gördüğünüz, doğanın korunduğu, oradaki yapıların korunduğu, sahile geldiğinizde yürüyüş yollarıyla, bisiklet yollarıyla milletimizin huzur içerisinde gezdiği ve üreten, istihdam oluşturan şehir olacaktır, olmaya devam edecektir.”

Ayder’in planlı bir şekilde taşındığına işaret eden Kurum, şunları kaydetti:
“Termal oteli, 7-8 otel ile görüşüp onun yerine taşıyacağız. Yıkılan otellerin yerine hiçbir yapı yapılmayacak. Termal otelin altında arazi almıştık. Apartları buraya yapıp planlı şekilde taşıyor olacağız. Aslında yapmış olduğumuz çalışmalar da imar planı çerçevesinde yapılan çalışmalar. Bu manada Çamlıhemşin’de belediye başkanımızla, milletvekilimizle, valimizle hep birlikte bu istişareleri yürütüyoruz. İnşallah vatandaşlarımızla nasıl horonla başladıysak, nasıl orada büyük bir coşkuyla başladıysak, yine aynı coşkuyla projemizi milletimize verdiğimiz sözler doğrultusunda tamamlayacağız.”
Daha sonra Vali İhsan Selim Baydaş’ı ziyaret eden Kurum’a, AK Parti Rize Milletvekili Muhammed Avcı ve Belediye Başkanı Rahmi Metin eşlik etti.
Hükümet ve Merkez Bankası (TCMB), geçen yılın Haziran ayından bu yana sıkı para politikası ve koordineli mali politika ile yıllardır süregelen alışılmışın dışındaki politikaları tersine çevirmeye çalışıyor.
Türkiye ziyareti sırasında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de dahil olmak üzere hükümet yetkilileriyle bir araya gelen Patrone, ekonomik programdan, para politikası ve maliye politikasının eş güdüm içinde yürütülmesinden ve iş dünyasının bu politikalara verdiği destekten “çok etkilendiğini” söyledi.
Geçen yılın Haziran ayından bu yana politika faizini yüzde 8.5’ten yüzde 50’ye yükselten TCMB, şu anda yüzde 71.6 olan enflasyonu yıl sonuna kadar %40’a düşürmeyi hedefliyor.
Patrone EBRD’nin İstanbul ofisinde Reuters’a yaptığı açıklamada, bu yıl enflasyonda düşüş beklentilerinin EBRD’nin ekonomi ekibinin hedefleriyle uyumlu olduğunu söyledi.
Bankacılıktan sorumlu başkan yardımcılığı görevini yürüten Patrone, “Bu yüzden gidişat kesinlikle doğru gibi görünüyor. Ve bunun sonucunda yatırımcıların Türkiye’ye güveni geri geliyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın mevcut ekonomi politikalarına yönelik fikrini değiştirme olasılığı sorulduğunda, Patrone alternatif bir yol olmadığını söyledi.
Patrone, “Yaptığımız görüşmelerde bunun (ekonomi planının) tamamlanacağı konusunda temkinli bir iyimserlik olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de alternatif yok ve yeni ekonomik planın sonuçlarını görmeye başladık” dedi.
EBRD geçen yıl meydana gelen depremlere karşılık başlatılan programlara ve yeşil enerji yatırımlar öncülüğünde Türkiye’ye 2.5 milyar euro, yani 2.71 milyar dolar ile rekor seviyede yatırım yapmıştı. EBRD bu yılın başından bu yana ise yaklaşık 1 milyar euro yatırım yaptı.
Patrone, EBRD’nin bu yıl Türkiye’ye yapacağı yatırımın büyük ihtimalle geçen yılki rekor seviyeye ulaşacağını ve depremlerle ilgili yatırımlar kapsamnda belediye düzeyi altyapıya odaklanacağını ve bölgedeki küçük ve orta ölçekli işletmeleri destekleyeceğini söyledi.
Patrone, “Yatırım inceleme sürecimiz geçen yılki seviyeye ulaşacağımız konusunda bize güven verecek kadar geniş çaplı. Doğru yoldayız” dedi.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, geçen yılki depremden etkilenen bölgeye yönelik 500 milyon euro değerinde finansman için EBRD ile Mart ayında mutabakat zaptı imzalamıştı. EBRD, depremden etkilenen bölgeye iki yıl içinde 1.5 milyar euroya kadar yatırım yapma taahhüdünde bulunmuştu.
Ekonomi yönetimi, doğrudan yabancı yatırım çekmeyi ve yatırımları, üretimi ve ihracatı artırarak ekonomik büyümenin yapısını değiştirmeyi hedeflediğini ve aynı zamanda enflasyonu düşürme çabalarını sürdürdüğünü dile getiriyor.
Patrone, “Yatırımcılar yeniden Türkiye’ye güvenmeye başlıyor. Bu, portföy yatırımcıları ve aynı zamanda doğrudan yabancı yatırımlar için geçerli” dedi ve 12-18 ay öncesine göre Türkiye’ye daha fazla doğrudan yabancı yatırımcı ilgisi gözlemlediğini belirtti.
Patrone, “İleride de muhtemelen devam edecek. 2025’te ne olacağını görelim ancak 2025’in sonuna doğru doğrudan yabancı yatırımcı ilgisinin ivme kazanacağını düşünüyorum” dedi.
Patrone, Türkiye’nin tasarruf amaçlı uyguladığı politikaların kamu-özel işbirliği projelerini etkilediğini ama altyapı projelerinin devam etmesi gerektiğini söyledi.
Kamuda araç ve bina kullanımından hangi yatırımların önceliklendirileceğine kadar birçok alanda tasarruf ve verimlilik artışı öngören adımlar Mayıs’ta ayında açıklanmıştı.
Patrone, “Mali yükü azaltılmak isteniyor ama ülkedeki altyapı projelerinin devam etmesi gerektiği de kabul ediliyor… Kesinlikle değişiklikler olacak. Ancak gidişatta büyük çaplı değişiklikler beklemiyorum” dedi.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:
Sözlerimin hemen başında imalat, istihdam, ihracatla, ticaretle, yatırımlarıyla Türkiye ekonomisine katkı veren tüm sanayicilerimize teşekkür ediyorum. Savunma sanayinden otomotive, kimyadan güneş enerjisi hücrelerine oldukça geniş yelpazedeki şirketlere teşekkürlerimizi bizzat ifade ettik. Bundan sonra da sözlerin yanında olmayı özellikle sizlerin ortaya koyduğu icraatla yanında olmayı sürdüreceğiz, yeter ki siz çalışın, üretim, istihdam sağlayın. Allah’ın izniyle bizi sizlerden hiçbir zaman kimse ayıramayacaktır.
Sermaye düşmanlığı, yatırım karşıtlığı yapanlara da asla fırsat vermeyiz. Bugünkü toplantımız samimiyetimizin ileri teknolojiye atfettiği önemin sembolüdür. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızı, ekibini kutluyorum.
Özellikle dünyamızın içinden geçtiği dönüşüm sürecinde geleceği öngörerek atılan adımlar Türkiye’nin hedefleri açısından çok önemlidir. Programın doğru zamanda yapılmış hamle olduğuna inanıyorum.
“KATİL NETANYAHU ABD’DE ALKIŞLANIYOR”
İkinci dünya savaşının galiplerinin çıkarlarını korumak amacıyla kurulan mevcut küresel sistem miadını doldurmaya başlamıştır. Sadece yakın geçmişte yaşanan krizlere bakmak bile sistemin iflas bayrağını çoktan çektiğini göstermeye yeterlidir. Suriye’deki ihtilaf 13 yıldır sürüyor, Ukrayna’daki savaş devam ediyor, Yemen istikrara kavuşmadan Sudan karıştı, Gazze’de 40 bin sivil hayattan koptu, soykırımın önüne 10 aydır geçilemedi. İşte herhalde ABD’nin kongresinde gördük. Kim alkışlanır? İnsanlığa hizmeti olan alkışlanır. 40 bine yakın insanları katledenleri düşünün Temsilciler Meclisi alkışlıyor. Onlara karşı tam aksi bir tavır ortaya konuyor. Bu dünyanın nereye gittiğini gösteriyor. 7 Ekim’den beri insanlar sinema filmi izler gibi bebeklerin öldürülmesini uzaktan seyrediyor. Bunların katili Netanyahu ABD’de alkışlanıyor. Bu nasıl bir iştir? Bunu anlamak mümkün mü? Hani demokrasi, hani özgürlük, hani insan hakları…
“AKIL VE VİCDAN TUTULMASIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Hepsi bir tarafta orada bir alkış curcunasıdır gidiyor. Bırakın katliamı durdurmayı, kasabı kongresinde ağırlayan, hezeyanlarla dolu konuşmasını 57 kez ayakta alkışlayan akıl ve vicdan tutulmasıyla karşı karşıyayız. Lafa gelince tüm dünyaya demokrasi dersi verenler çağımızın Hitler2ini baş tacı edenler utanmıyor.
Yüzleri kızarmıyor, adalet yok, hukuk yok, kural yok, merhamet yok. Barış için sorumluluk almak yok. İnsanlığın umudunu artıracak hiçbir çaba yok. Zalimin zulmünden dolayı itibar gördüğü, mazlumun hakkının yok sayıldığı cinnet haline şahitlik ediyoruz.
Tüm bunlar bize şunu gösteriyor, küresel sistemin kökten sarsıldığı kaostan güçlü durabilen, ayakta durabilen, kendi göbeğini kendi kesebilen ülkeler başarıyla çıkma şansına sahiptir. Türkiye olarak meselelere bu zaviyeden bakıyoruz.
“SON DÖNEMDE AÇIKLANAN VERİLER DOĞRU YOLDA OLDUĞUMUZU GÖSTERİYOR”
Kalkınma yolculuğumuzu hız kesmeden sürdürüyoruz. Elbette sarsıldık, sıkıntılar yaşadık, fedakarlıklarda bulunmak zorunda kaldık. Hedeflerimizden kopmadık, kopmuyoruz. Küresel ekonomik fırtınadan ülkemizin en az şekilde etkilenmesi için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Son dönemde açıklanan veriler doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Yurt dışındaki piyasa aktörlerinin de Türkiye ve Türk ekonomisine güveni yükseliyor. İçeride ekonomi programını kararlılıkla uygularken yatırım ortamının iyileştirilmesi için gerekli adımları atıyoruz.
“TÜRKİYE YÜZYILI’NI YATIRIMIN YÜZYILI YAPMAYI HEDEFLİYORUZ”
Togg artık yollarda. Yapamazsınız diyenlere, yapsanız bile satamazsınız diyenlere gurur duymak yerine Togg’a çamur atanlara rağmen hedefimize ulaştık. Togg’da gösterdiğimiz irade diğer sektörlere ilham kaynağı oldu. Kısa süre önce dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi BYD, 1 milyar doları aşan yatırım sözleşmesi imzaladık. Başka şirketlerle de görüşmelerimiz sürüyor. Tüm bunlar birer başlangıç. Önümüzdeki dönemde uluslararası doğrudan yatırımlarda daha güçlü canlanma göreceğiz. Türkiye Yüzyılı’nı yatırımın yüzyılı yapmayı hedefliyoruz.
“TÜRKİYE YENİ DÖNEMİN FORVETİ OLACAK”
Avrupa Yeşil Mutabakatı, sınırda karbon düzenlemesinin sanayiye ket vurmaması için teşvikleri devreye alıyoruz. 750 milyon dolarlık finansmanı sanayici, KOBİ’lere sunduk. Katma değerli üretimle küresel rekabet gücümüzü artıracak, ekonomik ve teknolojik bağımsızlığımızı güçlendirecekleri desteklemeye devam edeceğiz. Türk ekonomisi çok boyutlu dönüşümden geçiyor. Kabuk değiştiriyor. İş dünyamız şunu çok iyi bilsin, bu sürecin sonunda ekonomimiz farklı bir lige yükselecek. Gelişmiş ülkeler dahil tüm dünyayı menfi etkileyen sis bulutu dağıldığında Türkiye yeni dönemin forveti olacak. Yüksek teknolojili yatırımlar için davet programıyla yüksek katma değerli üretim kapasitemizi en üst seviyeye taşıyacak süreci başlatıyoruz.
“6 BİN DOLARA KADAR HİBE SAĞLAYACAĞIZ”
Üretim kapasitemizi yıllık 1 milyon adede çıkarmayı öngören 5 milyar dolarlık teşvik paketini devreye alıyoruz. Amacımız yüksek yerlilik oranına sahip yeni nesil enerjili araçları ülkemize kazandırmaktır. Birlikte sektörümüzü geleceğe hazırlamayı hedefliyoruz. Batarya üretimini bir diğer öncelikli alan olarak belirledik. Batarya çağrımız ile 2030 yılına kadar 80 gigawattlık kapasite inşa ederek bölgesel güç olmayı hedefliyoruz. Megawatt saat başına 6 bin dolara kadar sağlayacağımız hibe içeren teşvik paketini yatırımcıların istifadesine sunuyoruz.
“ÇİP FABRİKASI İÇİN 5 MİLYAR DOLARLIK TEŞVİK PAKETİNİ DEVREYE ALIYORUZ”
Küresel teknoloji yarışının en kıyasıya hissedildiği alanlardan biri de çip teknolojileri. Yapay teknoloji başta olmak üzere çip teknolojilerinin önemi artıyor. Teknoloji üretimi hızla artan ülke olarak çip tasarlama ve üretme kapasitemizi geliştirmemiz önemli. Ülkemiz büyüyen bir ekosisteme sahiptir. Güncel üretim teknolojilerine dayalı en az endüstriyel ölçekli çip fabrikasını ülkemize kazandırmak için 5 milyar dolarlık teşvik paketini devreye alıyoruz.
Güneş enerjisinde 15 gigawattlık kapasite için hücre başına megawatt başına 8 bin dolara kadar hibe desteği vereceğiz, paketin toplamı 2.5 milyar doları buluyor.
Büyük teknoloji firmalarının araştırma geliştirme merkezlerini Türkiye’ye kazandıracak modeli devreye alıyoruz. Ar-Ge faaliyetleri açısından dünyanın ilk 1000 firmasının personel giderlerinin yarısını 5 yıl süreyle karşılayacağız. Togg’un uzun vadede başarısı için kritik öneme sahip TruTech firması 10 milyar liranın üzerinde Ar-Ge yatırımıyla otonom araç projelerini Türkiye’de geliştirecek.
“30 MİLYAR DOLARLIK KAYNAĞI YÜKSEK TEKNOLOJİ ALANLARINA YÖNLENDİRECEĞİZ”
Açıkladığımız çağrıların odak alanlarımız arasında öncelikli olarak belirlediğimiz ilk çağrılar olduğunu vurgulamak istiyorum. Hiper ölçekli veri merkezleri, endüstriyel robotik sistemler olmak üzere çağrılarımızı kamuoyuyla paylaşacağız. Yatırım projelerine kapsamlı destekler sunulmaya devam edilecek. Vergi teşvik ve hibelerden oluşan 30 milyar dolarlık kaynağı yüksek teknoloji alanlarına yönlendireceğiz.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:
Sözlerimin hemen başında imalat, istihdam, ihracatla, ticaretle, yatırımlarıyla Türkiye ekonomisine katkı veren tüm sanayicilerimize teşekkür ediyorum. Savunma sanayinden otomotive, kimyadan güneş enerjisi hücrelerine oldukça geniş yelpazedeki şirketlere teşekkürlerimizi bizzat ifade ettik. Bundan sonra da sözlerin yanında olmayı özellikle sizlerin ortaya koyduğu icraatla yanında olmayı sürdüreceğiz, yeter ki siz çalışın, üretim, istihdam sağlayın. Allah’ın izniyle bizi sizlerden hiçbir zaman kimse ayıramayacaktır.
Sermaye düşmanlığı, yatırım karşıtlığı yapanlara da asla fırsat vermeyiz. Bugünkü toplantımız samimiyetimizin ileri teknolojiye atfettiği önemin sembolüdür. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızı, ekibini kutluyorum.
Özellikle dünyamızın içinden geçtiği dönüşüm sürecinde geleceği öngörerek atılan adımlar Türkiye’nin hedefleri açısından çok önemlidir. Programın doğru zamanda yapılmış hamle olduğuna inanıyorum.
“KATİL NETANYAHU ABD’DE ALKIŞLANIYOR”
İkinci dünya savaşının galiplerinin çıkarlarını korumak amacıyla kurulan mevcut küresel sistem miadını doldurmaya başlamıştır. Sadece yakın geçmişte yaşanan krizlere bakmak bile sistemin iflas bayrağını çoktan çektiğini göstermeye yeterlidir. Suriye’deki ihtilaf 13 yıldır sürüyor, Ukrayna’daki savaş devam ediyor, Yemen istikrara kavuşmadan Sudan karıştı, Gazze’de 40 bin sivil hayattan koptu, soykırımın önüne 10 aydır geçilemedi. İşte herhalde ABD’nin kongresinde gördük. Kim alkışlanır? İnsanlığa hizmeti olan alkışlanır. 40 bine yakın insanları katledenleri düşünün Temsilciler Meclisi alkışlıyor. Onlara karşı tam aksi bir tavır ortaya konuyor. Bu dünyanın nereye gittiğini gösteriyor. 7 Ekim’den beri insanlar sinema filmi izler gibi bebeklerin öldürülmesini uzaktan seyrediyor. Bunların katili Netanyahu ABD’de alkışlanıyor. Bu nasıl bir iştir? Bunu anlamak mümkün mü? Hani demokrasi, hani özgürlük, hani insan hakları…
“AKIL VE VİCDAN TUTULMASIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Hepsi bir tarafta orada bir alkış curcunasıdır gidiyor. Bırakın katliamı durdurmayı, kasabı kongresinde ağırlayan, hezeyanlarla dolu konuşmasını 57 kez ayakta alkışlayan akıl ve vicdan tutulmasıyla karşı karşıyayız. Lafa gelince tüm dünyaya demokrasi dersi verenler çağımızın Hitler2ini baş tacı edenler utanmıyor.
Yüzleri kızarmıyor, adalet yok, hukuk yok, kural yok, merhamet yok. Barış için sorumluluk almak yok. İnsanlığın umudunu artıracak hiçbir çaba yok. Zalimin zulmünden dolayı itibar gördüğü, mazlumun hakkının yok sayıldığı cinnet haline şahitlik ediyoruz.
Tüm bunlar bize şunu gösteriyor, küresel sistemin kökten sarsıldığı kaostan güçlü durabilen, ayakta durabilen, kendi göbeğini kendi kesebilen ülkeler başarıyla çıkma şansına sahiptir. Türkiye olarak meselelere bu zaviyeden bakıyoruz.
“SON DÖNEMDE AÇIKLANAN VERİLER DOĞRU YOLDA OLDUĞUMUZU GÖSTERİYOR”
Kalkınma yolculuğumuzu hız kesmeden sürdürüyoruz. Elbette sarsıldık, sıkıntılar yaşadık, fedakarlıklarda bulunmak zorunda kaldık. Hedeflerimizden kopmadık, kopmuyoruz. Küresel ekonomik fırtınadan ülkemizin en az şekilde etkilenmesi için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Son dönemde açıklanan veriler doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Yurt dışındaki piyasa aktörlerinin de Türkiye ve Türk ekonomisine güveni yükseliyor. İçeride ekonomi programını kararlılıkla uygularken yatırım ortamının iyileştirilmesi için gerekli adımları atıyoruz.
“TÜRKİYE YÜZYILI’NI YATIRIMIN YÜZYILI YAPMAYI HEDEFLİYORUZ”
Togg artık yollarda. Yapamazsınız diyenlere, yapsanız bile satamazsınız diyenlere gurur duymak yerine Togg’a çamur atanlara rağmen hedefimize ulaştık. Togg’da gösterdiğimiz irade diğer sektörlere ilham kaynağı oldu. Kısa süre önce dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi BYD, 1 milyar doları aşan yatırım sözleşmesi imzaladık. Başka şirketlerle de görüşmelerimiz sürüyor. Tüm bunlar birer başlangıç. Önümüzdeki dönemde uluslararası doğrudan yatırımlarda daha güçlü canlanma göreceğiz. Türkiye Yüzyılı’nı yatırımın yüzyılı yapmayı hedefliyoruz.
“TÜRKİYE YENİ DÖNEMİN FORVETİ OLACAK”
Avrupa Yeşil Mutabakatı, sınırda karbon düzenlemesinin sanayiye ket vurmaması için teşvikleri devreye alıyoruz. 750 milyon dolarlık finansmanı sanayici, KOBİ’lere sunduk. Katma değerli üretimle küresel rekabet gücümüzü artıracak, ekonomik ve teknolojik bağımsızlığımızı güçlendirecekleri desteklemeye devam edeceğiz. Türk ekonomisi çok boyutlu dönüşümden geçiyor. Kabuk değiştiriyor. İş dünyamız şunu çok iyi bilsin, bu sürecin sonunda ekonomimiz farklı bir lige yükselecek. Gelişmiş ülkeler dahil tüm dünyayı menfi etkileyen sis bulutu dağıldığında Türkiye yeni dönemin forveti olacak. Yüksek teknolojili yatırımlar için davet programıyla yüksek katma değerli üretim kapasitemizi en üst seviyeye taşıyacak süreci başlatıyoruz.
“6 BİN DOLARA KADAR HİBE SAĞLAYACAĞIZ”
Üretim kapasitemizi yıllık 1 milyon adede çıkarmayı öngören 5 milyar dolarlık teşvik paketini devreye alıyoruz. Amacımız yüksek yerlilik oranına sahip yeni nesil enerjili araçları ülkemize kazandırmaktır. Birlikte sektörümüzü geleceğe hazırlamayı hedefliyoruz. Batarya üretimini bir diğer öncelikli alan olarak belirledik. Batarya çağrımız ile 2030 yılına kadar 80 gigawattlık kapasite inşa ederek bölgesel güç olmayı hedefliyoruz. Megawatt saat başına 6 bin dolara kadar sağlayacağımız hibe içeren teşvik paketini yatırımcıların istifadesine sunuyoruz.
“ÇİP FABRİKASI İÇİN 5 MİLYAR DOLARLIK TEŞVİK PAKETİNİ DEVREYE ALIYORUZ”
Küresel teknoloji yarışının en kıyasıya hissedildiği alanlardan biri de çip teknolojileri. Yapay teknoloji başta olmak üzere çip teknolojilerinin önemi artıyor. Teknoloji üretimi hızla artan ülke olarak çip tasarlama ve üretme kapasitemizi geliştirmemiz önemli. Ülkemiz büyüyen bir ekosisteme sahiptir. Güncel üretim teknolojilerine dayalı en az endüstriyel ölçekli çip fabrikasını ülkemize kazandırmak için 5 milyar dolarlık teşvik paketini devreye alıyoruz.
Güneş enerjisinde 15 gigawattlık kapasite için hücre başına megawatt başına 8 bin dolara kadar hibe desteği vereceğiz, paketin toplamı 2.5 milyar doları buluyor.
Büyük teknoloji firmalarının araştırma geliştirme merkezlerini Türkiye’ye kazandıracak modeli devreye alıyoruz. Ar-Ge faaliyetleri açısından dünyanın ilk 1000 firmasının personel giderlerinin yarısını 5 yıl süreyle karşılayacağız. Togg’un uzun vadede başarısı için kritik öneme sahip TruTech firması 10 milyar liranın üzerinde Ar-Ge yatırımıyla otonom araç projelerini Türkiye’de geliştirecek.
“30 MİLYAR DOLARLIK KAYNAĞI YÜKSEK TEKNOLOJİ ALANLARINA YÖNLENDİRECEĞİZ”
Açıkladığımız çağrıların odak alanlarımız arasında öncelikli olarak belirlediğimiz ilk çağrılar olduğunu vurgulamak istiyorum. Hiper ölçekli veri merkezleri, endüstriyel robotik sistemler olmak üzere çağrılarımızı kamuoyuyla paylaşacağız. Yatırım projelerine kapsamlı destekler sunulmaya devam edilecek. Vergi teşvik ve hibelerden oluşan 30 milyar dolarlık kaynağı yüksek teknoloji alanlarına yönlendireceğiz.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:
Sözlerimin hemen başında imalat, istihdam, ihracatla, ticaretle, yatırımlarıyla Türkiye ekonomisine katkı veren tüm sanayicilerimize teşekkür ediyorum. Savunma sanayinden otomotive, kimyadan güneş enerjisi hücrelerine oldukça geniş yelpazedeki şirketlere teşekkürlerimizi bizzat ifade ettik. Bundan sonra da sözlerin yanında olmayı özellikle sizlerin ortaya koyduğu icraatla yanında olmayı sürdüreceğiz, yeter ki siz çalışın, üretim, istihdam sağlayın. Allah’ın izniyle bizi sizlerden hiçbir zaman kimse ayıramayacaktır.
Sermaye düşmanlığı, yatırım karşıtlığı yapanlara da asla fırsat vermeyiz. Bugünkü toplantımız samimiyetimizin ileri teknolojiye atfettiği önemin sembolüdür. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızı, ekibini kutluyorum.
Özellikle dünyamızın içinden geçtiği dönüşüm sürecinde geleceği öngörerek atılan adımlar Türkiye’nin hedefleri açısından çok önemlidir. Programın doğru zamanda yapılmış hamle olduğuna inanıyorum.
“KATİL NETANYAHU ABD’DE ALKIŞLANIYOR”
İkinci dünya savaşının galiplerinin çıkarlarını korumak amacıyla kurulan mevcut küresel sistem miadını doldurmaya başlamıştır. Sadece yakın geçmişte yaşanan krizlere bakmak bile sistemin iflas bayrağını çoktan çektiğini göstermeye yeterlidir. Suriye’deki ihtilaf 13 yıldır sürüyor, Ukrayna’daki savaş devam ediyor, Yemen istikrara kavuşmadan Sudan karıştı, Gazze’de 40 bin sivil hayattan koptu, soykırımın önüne 10 aydır geçilemedi. İşte herhalde ABD’nin kongresinde gördük. Kim alkışlanır? İnsanlığa hizmeti olan alkışlanır. 40 bine yakın insanları katledenleri düşünün Temsilciler Meclisi alkışlıyor. Onlara karşı tam aksi bir tavır ortaya konuyor. Bu dünyanın nereye gittiğini gösteriyor. 7 Ekim’den beri insanlar sinema filmi izler gibi bebeklerin öldürülmesini uzaktan seyrediyor. Bunların katili Netanyahu ABD’de alkışlanıyor. Bu nasıl bir iştir? Bunu anlamak mümkün mü? Hani demokrasi, hani özgürlük, hani insan hakları…
“AKIL VE VİCDAN TUTULMASIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Hepsi bir tarafta orada bir alkış curcunasıdır gidiyor. Bırakın katliamı durdurmayı, kasabı kongresinde ağırlayan, hezeyanlarla dolu konuşmasını 57 kez ayakta alkışlayan akıl ve vicdan tutulmasıyla karşı karşıyayız. Lafa gelince tüm dünyaya demokrasi dersi verenler çağımızın Hitler2ini baş tacı edenler utanmıyor.
Yüzleri kızarmıyor, adalet yok, hukuk yok, kural yok, merhamet yok. Barış için sorumluluk almak yok. İnsanlığın umudunu artıracak hiçbir çaba yok. Zalimin zulmünden dolayı itibar gördüğü, mazlumun hakkının yok sayıldığı cinnet haline şahitlik ediyoruz.
Tüm bunlar bize şunu gösteriyor, küresel sistemin kökten sarsıldığı kaostan güçlü durabilen, ayakta durabilen, kendi göbeğini kendi kesebilen ülkeler başarıyla çıkma şansına sahiptir. Türkiye olarak meselelere bu zaviyeden bakıyoruz.
“SON DÖNEMDE AÇIKLANAN VERİLER DOĞRU YOLDA OLDUĞUMUZU GÖSTERİYOR”
Kalkınma yolculuğumuzu hız kesmeden sürdürüyoruz. Elbette sarsıldık, sıkıntılar yaşadık, fedakarlıklarda bulunmak zorunda kaldık. Hedeflerimizden kopmadık, kopmuyoruz. Küresel ekonomik fırtınadan ülkemizin en az şekilde etkilenmesi için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Son dönemde açıklanan veriler doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Yurt dışındaki piyasa aktörlerinin de Türkiye ve Türk ekonomisine güveni yükseliyor. İçeride ekonomi programını kararlılıkla uygularken yatırım ortamının iyileştirilmesi için gerekli adımları atıyoruz.
“TÜRKİYE YÜZYILI’NI YATIRIMIN YÜZYILI YAPMAYI HEDEFLİYORUZ”
Togg artık yollarda. Yapamazsınız diyenlere, yapsanız bile satamazsınız diyenlere gurur duymak yerine Togg’a çamur atanlara rağmen hedefimize ulaştık. Togg’da gösterdiğimiz irade diğer sektörlere ilham kaynağı oldu. Kısa süre önce dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi BYD, 1 milyar doları aşan yatırım sözleşmesi imzaladık. Başka şirketlerle de görüşmelerimiz sürüyor. Tüm bunlar birer başlangıç. Önümüzdeki dönemde uluslararası doğrudan yatırımlarda daha güçlü canlanma göreceğiz. Türkiye Yüzyılı’nı yatırımın yüzyılı yapmayı hedefliyoruz.
“TÜRKİYE YENİ DÖNEMİN FORVETİ OLACAK”
Avrupa Yeşil Mutabakatı, sınırda karbon düzenlemesinin sanayiye ket vurmaması için teşvikleri devreye alıyoruz. 750 milyon dolarlık finansmanı sanayici, KOBİ’lere sunduk. Katma değerli üretimle küresel rekabet gücümüzü artıracak, ekonomik ve teknolojik bağımsızlığımızı güçlendirecekleri desteklemeye devam edeceğiz. Türk ekonomisi çok boyutlu dönüşümden geçiyor. Kabuk değiştiriyor. İş dünyamız şunu çok iyi bilsin, bu sürecin sonunda ekonomimiz farklı bir lige yükselecek. Gelişmiş ülkeler dahil tüm dünyayı menfi etkileyen sis bulutu dağıldığında Türkiye yeni dönemin forveti olacak. Yüksek teknolojili yatırımlar için davet programıyla yüksek katma değerli üretim kapasitemizi en üst seviyeye taşıyacak süreci başlatıyoruz.
]]>ABD Başkanı Joe Biden partisinin içindeki siyasi baskılara daha fazla dayanamadı. Kasım ayında gerçekleşecek seçimlerden çekildiğini açıkladı. Biden geçtiğimiz günlerde başkanlık adaylığından ayrılmayacağını duyurmuş; Kararı parti içinde ve seçmenler tarafından tepkiyle karşılanmıştı.
Art arda gerçekleştirdiği gaflar, sağlık sorunları hakkında spekülasyonlar ve rakibi Trump’ın canlı yayında kendisine karşı üstün performansı, Biden’ın kritik kararında önemli faktörler kuşkusuz…
Biden çekilirken, yardımcısı Kamala Harris’i destekleyeceğini belirtti. Yüksek olasılıkla aday gösterilmesi beklenen Harris ise durumu olumlu karşıladı ve memnuniyet duyacağını duyurdu. Parti içinde önemli bir konuma sahip olan eski başkan Barak Obama’nın ve tecrübeli siyasetçi Nancy Pelosi’nin Harris’e destek açıklamamaları ise kafa karıştırdı. Beyaz Saray muhabirlerinin isim vermeden aktardığı raporlara göre, Obama’nın eşi Mişel Obama’yı aday olarak düşündüğü iddia edildi. Pelosi’nin de “adayları görmek gerekiyor” şeklindeki açıklaması, kuşkusuz Harris’ten farklı opsiyonların da masada olduğunun kanıtı.
Trump’ın rakibi 19-22 Ağustos tarihlerindeki kongrede belli olacak. Delegelerin yarısından fazlasının oyunu alan adayın kim ya da kimler olacağı netlik kazanmamışken; Harris’in başarılı kariyeri oldukça dikkat çekici.
HARRIS HIRSIYLA ÖN PLANA ÇIKAN BİR SİYASETÇİ KONUMUNDA
Kamala Harris, 1964’te Kaliforniya’nın Oakland kentinde, göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Harris liseyi Kanada’da okudu. Howard Üniversitesi’nde siyaset bilimleri ve ekonomi eğitimi aldı. Ardından da San Franciso’da hukuk eğitimini tamamladı.
Kamala Harris, 1990 yılında hukuk fakültesini bitirdi. 2003’te San Francisco’nun ilk kadın eyalet savcısı oldu. 2010’da ise 32. Kaliforniya Eyalet Başsavcısı seçildi.
Yıllar geçtikçe siyasete olan ilgisi artan Kamala Harris 2015’te Senato’ya aday oldu. 2017’de seçildi. Harris’in Senato’ya girişinde, eski başkan Obama ve mevcut başkan Biden’ın etkisi büyüktü.
Harris Senato’ya girdikten iki yıl sonra başkanlık adaylığına talip olduğunu açıkladı. Ancak yıl içerisinde desteğini yitirdi ve adaylıktan çekildi. Demokratlar daha tecrübeli bir siyasetçi olan Joe Biden’ın, Trump’ı mağlup edebileceğini değerlendi. Nitekim bu tahmin başarılı oldu ve Biden seçimi kazandı. Bu seçim galibiyetinde ise yardımcısı Harris’ti.
Trump’ın kazanma yolunda ilerlediği bir yarışta Harris bir anda kendisini mücadelenin içinde bulacak gibi görünüyor. Eğer seçimden galibiyetle ayrılırsa, Birleşik Devletler Tarihi’nin ilk siyahi ve Güney Asya kökenli kadını durumunda olacak.
YAŞ HARRIS İÇİN BİR AVANTAJ OLABİLİR
Nikki Haley Cumhuriyetçilerin önseçimleri sırasında seksen yaşındaki adayını değiştiren ilk partinin kazanacağı söylemişti. Bunu kendisinin seçilmesi için söylemişti ancak yaptığı dinamiklik vurgusu önemliydi. 81 yaşındaki Biden’ın aksine 59 yaşındaki Harris oldukça dinç bir görüntüye sahip ve sadece bu gerçek bile Trump’ın en güçlü saldırı hatlarından birini etkisiz hale getiriyor. Nitekim devam eden seçim kampanyası boyunca Trump, Biden’ın yaşından dolayı Başkanlık görevini yürütemediğini vurgulamış; Biden yarıştan çekildiğini açıklarken bile “bu söylediklerini yarın unutacak” yorumunda bulunmuştu.
Harris’e karşı ise ciddi bir argümanı olmadı. “O sürekli kahkaha atan biri, ilginç hareketler sergiliyor, Biden’dan daha kolay yenebileceğim bir rakip” açıklamasıyla yetinmek durumunda kaldı.
Realiteye baktığımızda, Harris eski bir savcı, Trump hüküm giymiş bir suçlu durumunda bulunuyor. Dolayısıyla halk nezdinde daha iyi bir imaja sahip olduğu kuşkusuz. Anketler, seçmenlerin kayda değer bir kısmının Trump’ın suç işlediğini düşündüğünü ancak yine de ona oy vermeyi planladığını gösteriyor. Bu durum oldukça önemli zira, seçmenin, rakibi görevini yerine getiremediğine inandıkları Biden yerine, kötünün iyisi olarak Trump’a yönelmelerine işaret ediyor olabilir. Harris’in adaylığı ise bu durumu tersine çevirme ihtimaline sahip.
Son kamuoyu yoklamalarında Harris, Trump’ın 2 puan gerisinde, %46’ya %48 durumunda. Biden ise Trump’ın 3 puan gerisinde bulunuyordu. Harris’in destekçilerinin bilhassa Afro-Amerikalılar, genç seçmenler ve kadınlar olduğu biliniyor.
Kuşkusuz bu denklemde Harris’in muhtemel rakiplerini de incelemek gerekiyor. Kaliforniya Valisi Gavin Newsom bu adaylardan biri. Newsom, karizmatik bir tarza sahip ve Biden’a yönelik eleştirileriyle dikkat çekiyor. Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, 10 yetişkin Amerikalıdan altısı Newsom’u tanıyor. Ancak ona karşı olumlu bakış açısının Kaliforniya yönetimindeki aksaklıklar gerekçe gösterilerek olumsuza doğru yöneldiği değerlendiriliyor.
HARRIS’IN PARTİ İÇİNDEKİ RAKİPLERİNİN ESAS HEDEFİ 2028 SEÇİMLERİ
Michigan Valisi Gretchen Whitmer ise bir başka önemli aday olarak görülüyor. Whitmer, birçok yorumcunun 2028’de başkanlık yarışına gireceği yönünde spekülasyon yaptığı, popülerliği giderek artan, ülkenin orta batı bölümünden bir Demokrat. Geçmişte Biden için kampanya yürütmüştü..
Whitmer, daha önce New York Times’a yaptığı açıklamada 2028’de X kuşağından bir başkan görmek istediğini söylemiş; Ancak kendi ismini öne çıkartmaktan kaçınmıştı.
Kentucky Valisi Andy Beshear, Maryland Valisi Wes Moore, Senatörler Amy Klobuchar ve Cory Booker diğer olası adaylar. Michelle Obama’nın adaylığı ise oldukça zayıf bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.
Anketlerse, Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump’ın başarılı seçim kampanyasıyla, Kamala Harris de dahil olmak üzere tüm rakiplerinin önünde olduğunu gösteriyor. Ancak kesin bir yargıya ulaşmak henüz mümkün değil.
]]>Türk boğazlarında, Karadeniz’de, Ege’de ve Akdeniz’de tam anlamıyla denizlere hakim olan Türklerin okyanuslara ulaşıp bir cihan imparatorluğu kurduğunu dile getiren Uraloğlu, “Bizler için denizlerimiz mavi vatanımızdır. Her zaman belirttiğimiz üzere bir karış toprağımız ne ifade ediyorsa denizlerimizin bir kum tanesi, bir avuç suyu da bizler için aynı anlam ve önemi taşımaktadır.” diye konuştu.
Uraloğlu, Türkiye’nin deniz ulaşımı alanında uluslararası ticaret faaliyetleri açısından anahtar konumda olduğunu belirterek, “Özellikle son 22 yılda bir kaptanın oğlu olan Sayın Cumhurbaşkanı’mız liderliğinde denizcilik faaliyetlerinden sorumlu bakanlık olarak attığımız her adımı bu bilinçle atıyoruz.” ifadesini kullandı.
Son 22 yıldır hayata geçirdikleri tüm proje ve çalışmalarla Türkiye’nin, uluslararası denizcilik arenasındaki yerini ön sıralara taşıyarak gurur verici başarılara yelken açtığını söyleyen Uraloğlu, bugün denizcilikte öncü ülkeler arasında olan bir Türkiye’den bahsettiklerini, gemilerde dalgalanan Türk bayrağının dünyanın en prestijli bayrakları arasında olduğunu dile getirdi.
“TÜRK BOĞAZLARI TÜM DÜNYA İÇİN ÖNEMLİ BİR GEÇİŞ KORİDORU”
Bakan Uraloğlu, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak denizlerde seyir, can, mal ve çevre emniyetine de büyük önem verdiklerini belirterek, uydu yardımlı arama kurtarma çalışmalarına ve gelişmiş haberleşme sistemlerine değindi.
Boğazlardaki gemi trafiğinin yönetilmesi amacıyla 2003’te Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri Merkezinin kurulduğuna işaret eden Uraloğlu, yoğun gemi trafiğinin yaşandığı deniz yetki alanlarını da kapsam altına almak amacıyla Gemi Trafik Yönetim Sistemi projesini hayata geçirdiklerini anlattı.
Uraloğlu, İzmit, İzmir ve Mersin’de hayata geçirdikleri gemi trafik hizmetleri merkezlerinden bahsederek, “Ankara’da gemi trafik hizmetleri merkezlerinden elde edilen verilerle tüm kapsama alanlarını gösterir Gemi Trafik Yönetim Merkezini de hayata geçirdik. Bu sistemin 2003 yılında hizmete başlaması da elbette bir tesadüf değildir.” diye konuştu.
İstanbul ve Çanakkale boğazlarında kurulu gemi trafik hizmetleri merkezlerinin Türk boğazlarındaki yoğun gemi trafiğini yönettiğini dile getiren Uraloğlu, “Bilindiği üzere Türk boğazları, Karadeniz ve Akdeniz ekonomik havzaları başta olmak üzere tüm dünya için önemli bir su yolu ve enerji geçiş koridorlarından biridir.” ifadesini kullandı.
Özellikle İstanbul Boğazı’nın Asya ve Avrupa kıtalarının birbirine 700 metre kadar yaklaştığı ve gemilerin çok kritik rota değişimi yapmasını gerektiren bir ticaret geçiş koridoru olduğunu söyleyen Uraloğlu, burada oluşan akıntıların ve sis gibi zorlu şartların İstanbul Boğazı’nı daha da zorlu hale getirebildiğini dile getirdi.
Çanakkale Boğazı’nın da en az İstanbul Boğazı kadar kendine has seyir emniyeti açısından tehlike oluşturacak potansiyele sahip olduğunu belirten Uraloğlu, Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri’nin önemine işaret etti.
“İSTANBUL BOĞAZI’NDA 2023’TE 416 MİLYON TON YÜK TAŞINDI”
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri’ne ilişkin detaylar paylaşarak şu bilgileri verdi:
“İstanbul Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi ve Çanakkale Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi olmak üzere iki parçadan oluşmakta ve toplamda 204 millik bir alanı kapsamaktadır. İstanbul Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi, İstanbul Boğazı’nın Karadeniz girişinden başlamak üzere Sektör Türkeli, Sektör Kandilli, Sektör Kadıköy ve Sektör Marmara olmak üzere 4 sektörden oluşmaktadır.
Sorumluluk sahası 80 millik bir alanı kapsamaktadır. Çanakkale Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi’miz ise Çanakkale Boğazı’nın Marmara Denizi girişinden itibaren Sektör Gelibolu, Sektör Nara ve Sektör Kumkale olmak üzere 3 sektörden oluşmaktadır. Sorumluluk sahası da 124 mildir.”
Uraloğlu, bu iki merkezin toplam 16 trafik gözlem istasyonunda deniz trafiğini 7 gün 24 saat gözlemlediğini ve yönettiğini belirterek şöyle devam etti:
“İstanbul Boğazı’nda 2023 yılında toplam 39 bin gemi hareketiyle toplam 416 milyon ton yük taşındı ve bu yüklerin yaklaşık 165 milyon tonu petrol dahil olmak üzere tehlikeli yükler kapsamındaydı. Bu tehlikeli yükleri taşıyan 9 bin 300 civarındaki tankerlerden 2 bini de 200 metre ve üzeri boya sahip tek seferde bir milyon varilin üzerinde ham petrol taşıyan gemilerdir.
Çanakkale Boğazı’nda da yine 2023 yılında toplam 44 bin 892 gemi hareketi gerçekleşti ve 550 milyon ton yük taşındı. Bu boğazımızda da tehlikeli yük miktarı toplam 185 milyon ton oldu. 200 metre üzerinde 2 bin 500 tanker geçişi gerçekleşti.”
“SON 5 YILDA 250 METREDEN BÜYÜK GEMİ SAYISINDA İSTİKRARLI ARTIŞ VAR”
Bakan Uraloğlu, son 5 yılda özellikle 250 metreden büyük gemilerin sayısında istikrarlı bir artış gördüklerini belirterek, bu noktada seyir emniyeti ile can, mal, çevre ve deniz güvenliğini artırmak için Gemi Trafik Hizmetleri Merkezleri ile Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün sorumluluklarının daha da arttığını söyledi.
Bu kapsamda Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü tarafından verilen kılavuzluk hizmetindeki artışların dikkati çektiğini vurgulayan Uraloğlu, İstanbul Boğazı’nda 2003 yılında yüzde 40 olan kılavuzlama oranının 2023’te yüzde 65’e yükseldiğini, söz konusu oranın Çanakkale Boğazı’nda yüzde 29’dan yüzde 55’e ulaştığını ifade etti.
Uraloğlu, bu oranların 150 metre üstü gemilerde İstanbul Boğazı’nda yüzde 99’a, Çanakkale Boğazı’nda yüzde 78’e yükseldiğini, refakat hizmeti verilen gemi sayısının 2023 itibarıyla yıllık bazda İstanbul Boğazı’nda 8 bine, Çanakkale Boğazı’nda ise 2 bin 500’e ulaştığını bildirdi.
“DENİZDE DAHA GÜVENLİ VE TAMAMEN MİLLİ BİR TÜRKİYE İNŞA EDİYORUZ”
Bakan Uraloğlu, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün görev ve sorumluluklarını en üst düzeyde yerine getirmek için sürekli olarak gelişen teknolojiye ayak uydurduğunu ve filosunu güçlendirmeye devam ettiğini söyledi.
Uraloğlu, “Daha dün Genel Müdürlüğümüzün operasyonel gücüne güç katacak ve başta Türk boğazları olmak üzere ihtiyaç duyulan her yerde kullanılacak olan 2 adet 70 ton ve 2 adet 80 ton çekme kapasitesine sahip 4 römorkör ile 6 adet kılavuzluk botunun Türk tersanelerinde yerli olarak üretilmesine yönelik yatırımın imzaları atıldı.” dedi.
Bu alandaki yerlileştirmeye işaret eden Uraloğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Yeni nesil yerli römorkörlerimizin yanı sıra yerli elektronik fener, şamandıra, sinyalizasyon sistemleri ile radar ve kameralarımızla hem daha güvenli bir deniz trafiği sağlıyor hem de filomuzu ve teknolojimizi millileştiriyoruz. Denizde daha güvenli ve tamamen milli bir Türkiye inşa ediyoruz. Bu sahada milli yazılım ve teknolojinin geliştirilmesine yönelik adımlar da atıyoruz.
Ana yüklenici HAVELSAN ile Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’müz arasında Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri Sistem Yükseltme Projesi de imza altına alınmıştır. Proje, yazılım, sensörler ve bilişim altyapısı, ülkemiz milli yetkinlikleri ve üretim kabiliyetleri göz önünde bulundurularak tasarlanmıştır. Alt yüklenici ASELSAN tarafından da yerli üretilen radar, elektro-optik kamera ve radar yön bulucu gibi sistemleri de entegre edilerek yerli üretim oranının en üst seviyeye çıkarılması amaçlanmıştır.”
URALOĞLU, BOĞAZDAN GEÇEN BİR GEMİNİN KAPTANIYLA SOHBET ETTİ
Bakan Uraloğlu, açıklamasının ardından İstanbul Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi’nde incelemelerini sürdürdü.
Buradaki görevlilerle konuşan ve yetkililerden bilgi alan Uraloğlu, İstanbul Boğazı’ndan geçen bir geminin kaptanıyla da sohbet etti.
Kaptana geminin ne taşıdığını ve ne kadar zamandır seyirde olduğunu soran Uraloğlu, konuşmanın sonunda yolculuğun iyi geçmesi temennisinde bulundu.
Ülke hayvancılığının geliştirilmesi ve sürdürülebilirliğin sağlanması, etkinliğin artırılması, üretim planlamasına katkı verilmesi, yerli üretimin teşvik edilmesi, üretim, verimlilik ve kalitenin artırılması amacıyla hazırlanan karara göre, büyükbaş hayvancılık destekleri kapsamında programlı aşıları tamamlanmış, 4 ay ve üzeri yaşta buzağı ve malaklar için hastalıktan ari işletmeler hariç 500 baş ile sınırlı olmak üzere 1000 lira temel destek ödenecek.
Küçükbaşta Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği’ne (TÜDKİYEB) üye yetiştiricilere, (Birlik olmayan illerde bu şart aranmayacak) yıl içinde doğan ve doğduğu işletmede en az 4 ay kalan oğlak ve kuzular için 200 lira temel destek ödemesi yapılacak.
Ayrıca, atık desteği kapsamında Bakanlıkça programlanan aşı uygulamaları sonrasında oluşan atıklar için hayvan sahiplerine, büyükbaş hayvan atıkları için hayvan başına 5 bin lira, küçükbaş hayvan atıkları için 1000 lira destek sağlanacak.
ARICILIK VE İPEK BÖCEĞİ DESTEKLERİ
Arıcılık desteği kapsamında, Arıcılık Kayıt Sistemi’ne kayıtlı üretici/yetiştirici örgütlere üye üreticilere arılı kovan başına 100 lira, üye olmayanlara ise 80 lira temel destek ödemesi yapılacak.
İpek böceği desteği çerçevesinde, ürettiği yaş kozayı Kozabirlik kooperatifleri veya faaliyet alanı kozadan flatürle ipek çekimi ve işleme olan tüzel kişilik vasıflarına haiz işletmelere satan üreticilere kilogram başına 1000 lira temel destek verilecek.
DİĞER DESTEKLER
Ürettiği çiğ sütü 1 Ocak 2025’ten itibaren süt işleme tesislerine satan ve bir tarımsal amaçlı örgüte üye veya ortak olan üreticilere, manda, koyun, keçi ve niteliğine, pazarlama şekline göre inek sütü için Bakanlığın belirleyeceği dönemler ve kriterler ile üretim maliyeti dikkate alınarak belirlenen birim tutarlar üzerinden temel destek ödemesi yapılacak.
Besilik erkek sığır (karkas) desteği kapsamında, Hayvancılık Bilgi Sistemi’ne kayıtlı, yurt içinde doğmuş, en az 200 kilogram karkas ağırlığa ulaşan erkek sığırlarını (manda dahil) mevzuata uygun kesimhanelerde kestiren yetiştiricilere, en fazla 200 baş ile sınırlı olmak üzere hayvan başına 500 lira temel destek ödemesi sağlanacak.
Ürettiği tiftiği, Tiftik ve Yapağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliğine (Tiftikbirlik), Tiftikbirlik’e bağlı kooperatiflere, TÜDKİYEB’e bağlı birliklere veya Bakanlığa kayıtlı yün işleme tesislerine satan üreticilere, kilogram başına 80 lira destek ödenecek.
Su ürünleri alanında alabalık ve sazanda 350 tona kadar kilogram başına 1,2 lira, yeni türler için kilogram başına 3 lira ve midye için kilogram başına 1 lira temel destek ödemesi yapılacak.
KADIN ÜRETİCİLERE İLAVE DESTEK
Ayrıca, temel destek şartlarını sağlayan kadın veya son takvim gününde 41 yaşından gün almamış ve birinci derece tarımsal amaçlı örgütlere üye olan yetiştiricilere ilave destekler sağlanacak. Ari işletmelerde doğan dişi hayvanlar için de yetiştiricilere ilave destek verilecek.
Desteklerden, çiğ süt piyasasının düzenlenmesi uygulaması hariç kamu kurum ve kuruluşları yararlanamayacak.
Çiğ süt desteğiyle küçük ölçekli balıkçılık desteğine ilişkin hükümler 1 Ocak 2025’te yürürlüğe girecek, diğer hükümler 1 Ocak 2024’ten geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.
]]>Standart TL mevduatın toplam içindeki oranı artarken kur korumalı mevduat hesaplarında da son 24 haftanın en sert düşüşü gerçekleşti.
Kur korumalı mevduat hesapları bir haftada 60.9 milyar lira geriledi ve KKM bakiyesi 1.88 trilyon liraya indi. KKM’nin toplam mevduat içindeki oranı da yüzde 11,23’e düşerek 1 Nisan 2022 haftasındaki seviyesine geldi.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu haftalık bankacılık sektörü verilerini yayımladı. Buna göre sektörün kredi hacmi 19 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre 41.56 milyar lira azaldı ve 13 trilyon 915,5 milyar liraya geriledi. Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 74 milyar 128 milyon lira artarak 16 trilyon 747 milyar 35 milyon liraya çıktı. Standart TL mevduat 19 Temmuz haftasında 75.9 milyar lira artarak 8 trilyon 618,8 milyar liraya yükseldi.
DÖVİZ MEVDUATLARI 1.36 MİLYAR DOLAR ARTTI
Merkez Bankası haftalık para ve banka istatistiklerine göre ise yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı 19 Temmuz haftasında parite etkisinden arındırılmış olarak 1 milyar 360 milyon dolar yükseldi. Gerçek kişilerin döviz mevduatı aynı hafta parite etkisinden arındırılmış olarak 349 milyon dolar artarken, tüzel kişilerin döviz mevduatında parite etkisinden arındırılmış artış 1 milyar 11 milyon dolar oldu.
Uzun bir süredir yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatında gerileme yaşanıyordu, geçen hafta bu durum terse döndü. BDDK verilerine göre tüketici kredileri, 19 Temmuz itibarıyla 11 milyar 431 milyon lira düşüşle 1 trilyon 729 milyar 272 milyon liraya geriledi.
Söz konusu tutarın 448 milyar 389 milyon lirası konut, 87 milyar 406 milyon lirası taşıt ve 1 trilyon 193 milyar 477 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu. Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 13 milyar 736 milyon lira artarak 1 trilyon 734 milyar 887 milyon liraya çıktı.
Bankaların bireysel kredi kartı alacakları da yüzde 1,6 azalışla 1 trilyon 461 milyar 786 milyon liraya indi. Bireysel kredi kartı alacaklarının 518 milyar 404 milyon lirasını taksitli, 943 milyar 381 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu. Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 19 Temmuz itibarıyla önceki haftaya göre 13 milyar 323 milyon lira artışla 238 milyar 385 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 180 milyar 901 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı. Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 20 milyar 638 milyon lira yükselerek 3 trilyon 23 milyar 363 milyon lira oldu.
YABANCI, TAHVİLDE 700 MİLYON DOLARLIK NET SATIŞ YAPTI
Son dönemde yabancı yatırımcı TL tahvillere büyük ilgi gösteriyordu. 19 Temmuz ile biten haftada ise yabancı yatırımcılar 700 milyon dolarlık net tahvil satışı gerçekleştirdi. Buna karşılık hisse senedi piyasasında yabancı yatırımcı 124.2 milyon dolarlık net alım yaptı. Merkez Bankası haftalık verilerine göre yerel seçimden bu yana yabancı yatırımcı tahvilde 9.91 milyar dolarlık net alım yaparken, hisse senedinde 1.05 milyar dolarlık net satış gerçekleştirdiler.
Yabancının yerel seçimden bu yara net girişi ise 8.87 milyar dolar oldu. Merkez Bankası verilerine göre böylece yabancı yatırımcıların 12 Temmuz haftasında 41 milyar 52,2 milyon dolar olan hisse senedi stoku 19 Temmuz haftasında 41 milyar 448 milyon dolara yükseldi. Yabancının DİBS stoku ise 13 milyar 174,1 milyon dolardan geçen hafta 12 milyar 291,9 milyon dolara geriledi.
TOPLAM REZERVLERDE TARİHİ ZİRVE DEVAM EDİYOR
Merkez Bankası (TCMB) toplam rezervleri, 19 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre 114 milyon dolar artışla 153 milyar 910 milyon dolara çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.
Merkez Bankası haftalık verilerine göre, 19 Temmuz itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 350 milyon dolar artışla 94 milyar 695 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 12 Temmuz’da 94 milyar 345 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Bu dönemde altın rezervleri ise 237 milyon dolar azalışla 59 milyar 451 milyon dolardan 59 milyar 214 milyon dolara geriledi.
Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 19 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre 114 milyon dolar artarak 153 milyar 796 milyon dolardan 153 milyar 910 milyon dolara çıktı Merkez Bankası’nın net uluslararası rezervleri aynı haftada, bir önceki haftaya göre 489 milyon dolar artarak ile 48 milyar 190 milyon dolar oldu. Merkez Bankası swap hariç net rezervleri 19 Temmuz haftasında 22.9 milyar dolara yükseldi bir önceki hafta swap hariç net rezervler 22.2 milyar dolar seviyesinde bulunuyordu.
Vergi Usul Kanunu’nda “özel usulsüzlükler ve cezaları” hükmünde yapılan değişikliğe göre, bir takvim yılı içerisinde ilgili hükümler uyarınca birden fazla özel usulsüzlük cezası kesilmesi durumunda caydırıcılığı artırmak amacıyla artan ceza uygulaması getirilecek.
Öte yandan hükme, mükellef grupları ve ilgili usulsüzlüklere yönelik cezaların yer aldığı yeni bir cetvel de eklenecek.
Bu kapsamda yer alan bazı cezaların, her yıl yeniden değerleme oranında yükseltilmesinin yanı sıra tutarları yeniden belirlenerek caydırıcılığın artırılacağı öngörülüyor. Bir takvim yılı içerisinde birden fazla özel usulsüzlük cezası kesilmesi durumunda caydırıcılığı artırmak amacıyla artan ceza uygulaması getirilecek.
Kanun kapsamı dışında belge düzenleyenlere 2 kat özel usulsüzlük cezası kesilecek, bu durumun idarenin bilgisine girmeden önce belgeyi almak zorunda olanlar veya belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından 5 iş günü içerisinde bildirilmesi halinde ise kanun kapsamı dışında belge düzenleyenlere 6 kat özel usulsüzlük cezası kesilecek.
Yasada sayılan belgeleri düzenleme zorunluluğu bulunanların yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde bu durumun belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından 5 iş günü içerisinde idareye bildirilmesi halinde bu kimselere ceza kesilmeyecek, belgeleri düzenlemeyen, eksik veya yanıltıcı düzenleyenlere ise özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanacak.
Teklifle, öngörülen artan tutarlı ceza uygulamasında uygulanacak ceza tutarlarına ilişkin cetvel, kanuna eklenecek.
CEZALAR YENİDEN BELİRLENİYOR
Düzenlemeyle damga vergisi ödenmemiş kağıtları, vergi ve cezası tahsil edilmeden tasdik eden veya örneklerini çıkarıp veren noterler adına kesilen özel usulsüzlük cezasının her bir kağıt için alt sınırı 40 Türk lirası olarak belirlenecek.
Vergi Usul Kanunu’nun ilgili hükümlerine uymayanlara yönelik cezalar her yıl yeniden değerleme oranında artırılırken, düzenlemeyle bu cezalar yeniden belirlenerek caydırıcılığının artırılması hedeflenecek.
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların bilgi değişimi hükümleri kapsamında bilgi toplanmasına ilişkin hüküm uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilecek.
Elektronik ticaretin yanı sıra internet dahil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla kendisine bilgi verme yükümlülüğü getirilenlerin, bu yükümlülüklerine ilişkin olarak bildirimde bulunmamaları veya bildirimlerini eksik ya da yanıltıcı bir şekilde yapmaları durumunda uygulanması gereken özel usulsüzlük cezası, bu mükelleflerin ekonomik ve ticari büyüklükleri ile orantılı olacak.
Tevsik zorunluluğu kapsamında olup da bu zorunluluğa uymayanlara uygulanan özel usulsüzlük cezası da artırılacak. Bu zorunluluğa uymadan ödeme yapanların, durumu 5 iş günü içerisinde idarenin bilgisine girmeden bildirmesi durumunda ise ceza kesilmeyecek.
Mal teslimi veya hizmet ifalarına ilişkin tahsilatların, banka ve benzeri finans kurumları, ödeme kuruluşları veya PTT aracılığıyla başkalarının adı veya hesabı kullanılarak yapılması durumunda her bir işlem için bu hükme göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere işleme konu tutarın yüzde 10’u oranında, mal teslimi ya da hizmet ifasını yapanlarla adına veya hesabına ödeme yapılanlara ayrı ayrı özel usulsüzlük cezası kesilecek. Bu hüküm uyarınca bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 20 milyon lirayı geçemeyecek.
Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu uyarınca izin verilen durumlar hariç olmak üzere kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart, karekod, elektronik cüzdan ve benzeri ödeme araçları kullanılmak suretiyle gerçekleştirilen tahsilatların, kendi mükellefiyeti adına kayıtlı olmayan ödeme sistemleri veya cihazları aracılığıyla yapılması durumunda, tahsilatı yapan mükelleflere ve kendi adına kayıtlı olan bu sistemleri veya cihazları kullandıranlara ayrı ayrı her bir işlem için bu hükme göre belirlenen özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanacak. Bu kapsamda bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 20 milyon lirayı aşamayacak.
İstenilen teminatın süresinde verilmemesi veya tamamlanmaması halinde teminatı vermeyenler veya tamamlamayanlar adına, hüküm kapsamında verilmesi veya tamamlanması gereken teminat tutarı kadar özel usulsüzlük cezası kesilecek.
Vergi güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılma zorunluluğu getirilen cihaz ve sistemlerle nitelikleri belirlenen veya onaylanan elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri üreten, ithal eden, bu cihazlara çeşitli hizmetler veren ödeme kaydedici cihaz üreticisi veya ithalatçıları ile bu cihazlara ilişkin hizmet veren güvenli servis sağlayıcıları, bankalar, elektronik para kuruluşları, ödeme kuruluşları, şarj ağı işletme lisansı sahipleri ve elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması hususlarından herhangi biri için hizmet verme konusunda yetkilendirilenler ile sipariş, satış, muhasebe, stok takip gibi programları kullandıran, teslim eden veya satan mükelleflere ilişkin olarak bunlar tarafından yapılması, yapılmaması ya da yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davrananlara, her bir tespit için ayrı ayrı olmak üzere hükümde yer alan özel usulsüzlük cezasının 10 katı tutarında ceza kesilecek. Bu hüküm uyarınca bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 20 milyon lirayı geçemeyecek.
Bu hüküm kapsamındaki tek bir fiilin, Kanun’un ilgili hükmünde yer alan özel usulsüzlük cezasını gerektiren birden fazla cezayı gerektirmesi halinde, bu cezalardan en ağır olanı kesilecek.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI PERSONELİNE FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETİ
Teklifle, vergiye gönüllü uyumun artırılması amacıyla vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılacak. Vergi Usul Kanunu’nda bu kapsamdaki hükümler yürürlükten kaldırılacak.
Gelir İdaresi Başkanlığının normal mesai saati haricinde ve daire dışında fiilen çalışan personeline, bu şekilde çalıştıkları her bir saat için 160 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda fazla çalışma ücreti ödenecek.
Bu ödeme damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmayacak. Her bir personel için ödenebilecek fazla çalışma ücreti ayda 50 saati ve fazla çalışma ücreti ödenebilecek personel sayısı ise Başkanlık taşra teşkilatı kadro ve pozisyonlarında bulunan toplam memur ve sözleşmeli personel sayısının yüzde 20’sini geçemeyecek.
Mevcut uzlaşma başvuruları, Vergi Usul Kanunu’nun değiştirilmeden önceki hükümlerine göre sonuçlandırılacak.
Ticari olmayan gezi, eğlence, spor gibi faaliyetlerde kullanılan deniz taşıma araçlarına yat limanlarında verilen kiralama, bakım gibi hizmetlerde KDV istisnası ve indirimi kaldırılacak.
Teklifin 11 maddesinin daha kabul edilmesinin ardından TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, birleşime ara verdi. Aranın ardından komisyonun yerini almaması üzerine Bozdağ, birleşimi saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.
İstanbul Ticaret Borsası’nın (İTB) aylık ‘Borsa Meydanında Sektörler Konuşuyor’ toplantılarında zeytinyağında taklit ve tağşiş konuşuldu. İTB Meclis Başkanı Ahmet Bülent Kasap’ın açılış konuşmasıyla başlayan toplantıya, Uluslararası Zeytinyağı Konseyi İcra Direktörü Jaime Lillo Lopez video mesaj ile katıldı; Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Dr. Ersin Dilber, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Tan, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emre Uygun, TARİŞ Genel Müdürü Güngör Şarman da katıldı.
LOKANTALARA DİKKAT
İstanbul Ticaret Borsası Meclis Üyesi Osman Berberoğlu, taklit ve tağşiş edilmiş zeytinyağının, ev dışı tüketim ve e-ticaret yoluyla tüketicilere çok daha kolay ulaştığına işaret ederek, “Lokantalarda kullanılan yağların markasını, niteliğini, etiketini kimse sormuyor. Kim buralarda kullanılan yağlardan emin olabilir? Denetimsiz bir ortamda, kaygısız ve haklarından habersiz tüketiciye kaliteli yağ sunulmasını beklemek; maliyetlerle zorlanan işletmecilerden iyi niyet beklemek gerçekçi değil. Devlete de, sektöre de, tüketiciye de düşen çok daha fazla sorumluluk var” dedi.
”ZEYTİNYAĞI ESANSI”
İTB Meclis Başkanı Ahmet Bülent Kasap, Akşam Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, zeytinyağı olmayan bitkisel yağlara ‘zeytinyağı esansı’ katılarak zeytinyağı görünümünde katıldığına işaret ederek, şu bilgileri verdi: Piyasada profesyonel mutfaklar için üretilen zeytinyağı aroması katılmış ‘salata yağları’ var. Bu yağlar Türk Gıda Kodeksi’ne uygun üretiliyor. Ancak sorun şu ki, tüketicinin çoğu bu yağları da zeytinyağı sanıyor. Ayrıca e-ticaret platformlarında zeytinyağı algısı oluşturacak şekilde satılabiliyorlar. Bu daha büyük bir sorun. Zira büyük e-ticaret platformlarında ‘en çok satan’ yağlar bunlar.
Kasap, bu yağların Türkiye’de üretiminin devasa boyuta ulaştığını da rakamlarla anlattı: Yakın zamanda yurtdışındaki bir fuarda, bir Çinli firma Türkiye’ye 30 ton zeytinyağı aroması sattığını söyledi. 30 ton aroma ile kaç ton, zeytinyağı tadı ve kokusunda salata yağı üretilir? Ambalajlarına bakılırsa, aroma oranı binde 1 ile binde 3 oranında öneriliyor. Bu durumda sadece bir Çinli firmanın sattığı 30 ton aroma ile 10 ila 30 bin ton arasında ‘zeytinyağı görünümlü yağ’ üretilebilir.
AVRUPA FİYATI 8 EURO
Kasap, zeytinyağının raf fiyatının Avrupa’da ortalama 8-10 euro, Türkiye’de de 300 TL civarında olduğunu hatırlatarak, “İnternette litresi 90 liraya sızma ve üstelik ‘taş baskı’ ibaresiyle zeytinyağı satıldığını görürseniz, onun ne kadar zeytinyağı olduğunu tahmin edebilirsiniz. Piyasada satış kontrol mekanizması olmadığından bu mümkün olabiliyor” dedi.
E-TİCARET VE LOKANTALAR İÇİN DENETİM ÖNERİLERİ
Bülent Kasap, önerilerini şöyle dile getirdi: Devletimiz, ev dışı tüketim ve e-ticarete yeni denetim uygulamaları getirmeli. E-ticarette şüpheli indirimler, platformlarla işbirliğine gidilip denetime tabi tutulabilir. Restoranların menülerine, yemeklerde kullanılan yağların içerik ve markalarının yazılması zorunluluğu getirilebilir. İkinci olarak, tüketicilerimiz ‘ucuz etin yahnisi olmaz’ atasözünü unutmamalı, inanılmayacak indirimlere inanmamalı.
EN ÇOK TAKLİT VE TAĞŞİŞ YAPILAN ÜRÜN
Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Dr. Ersin Dilber, zeytinyağının talebe bağlı değer artışı nedeniyle en çok taklit ve tağşişi yapılan ürünler arasında olduğuna işaret ederek, “İzlenebilirlik Uygulaması ile ürünün üreticisine kadar ulaşmayı ve bu sorunun önüne geçmeyi hedefliyoruz” diye konuştu. Dr. Mustafa Tan, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin de dahil olduğu bir denetim mekanizması kurulması önerisinde bulunurken; Uygun da, etkin bir denetimin Türkiye’ye uluslararası pazarlarda güç kazandıracağına işaret etti.
]]>
”Bu fiyata verip para da kazanıyoruz”
Bir kebabın 500 liradan satılmasına anlam veremediğini dile getiren işletme sahibi Fuat Demirbağ, “Ömrümüz halka hizmet etmekle geçti. Allah’a şükürler olsun ki 15 yıldır bu faaliyeti Elazığ’da yapıyorum. Böyle salatasıyla her şeyi ile tabak dolu. Biz sürümden kazanıyoruz. Normalde Adana kebabı batıda 300 ila 500 liradan satanlar da var. 500 liraya kebap olmaz. Her şeyin bir maliyeti olur, bin maliyeti olmaz. Ben bunları söylediğimde bazı insanların zoruna gidiyor. İnsanlara zulmederek bir yere gelemezsiniz. İki şubemde 15 tane personelim var. Biz kebap işinde sürümden kazanıyoruz. Ulusal medyada bizi eleştirenler de oldu koruyan kollayan da oldu. Allah, bizi koruyanlardan razı olsun. Bizi eleştiren taraflar işi bilmeyen taraflar. Birisi gidip Antalya’da, Adana’da herhangi bir yerde 600 liraya kıyma alıyor. 600 liraya aldığını bir kıymadan 10 şiş kebap yapıyorsun. Her bir şişi 500 liraya sattığınızda 5 bin lira bir para kazanıyorsunuz. Bunun maliyeti zaten belli 600 liraya kıyma, 10 tane ekmek, 500 lira da salatasına gitse bile 3 bin 800 lira gibi kazanç elde ediyorlar. Bu parayı kazanmak gerçekten de yanlış bir şey. Bana at eti, martı eti ve kuş eti satıyor dediler. Bu ne doyumsuzluktur böyle. İnsanları kandırmak uğruna böyle şeyler yapıyorlar. Biz bu fiyatları bu şekilde veriyoruz doğrudur ve bu işlerden de para kazandığımız da doğrudur” dedi.

”Fuat ustanın 500 liraya mal ettiği şeyi, başka yerde 2 bin liraya yakın fiyat ödeyip kalkıyorum”
Müşterilerden Murat Çalı, “Ben ve çevrem genelde burada yemek yiyoruz. Bana mangalımı en leziz bir şekilde yapıp veriyor. Ben evde yapsam bu fiyata mal edemem, bana daha pahalıya mal olur. Bize gerekli lezzeti hesaplı sunduklarından dolayı teşekkür ederim. Başka bir yere yemek yemeye gittim, şu an Fuat ustanın bana 400-500 liraya mal ettiği şeyi 2 bin liraya yakın fiyat ödeyip kalkıyorum” diye konuştu.

“Burası öğrenci için gayet uygun”
Arkadaşı ile birlikte yemek yemeye gelen öğrencilerden Ali Fırat Çelik ise ”Burası öğrenci için gayet uygun. Fiyatları da gayet iyi ve hijyen kurallarına uygun yemekler yapılıyor. Lezzeti de iyi. Sürekli geliyoruz ve gayet de memnunuz” şeklinde konuştu.



‘TÜRKİYE YÜZYILINA YAKIŞIR DEV ESER; YUSUFELİ BARAJI’
Türkiye’de hidroelektrik enerji üretim kapasitesinin yıllık 44 milyar kilovatsaatten 112 milyar kilovatsaate yükseltildiğini kaydeden Balta, şunları söyledi:
“Ülkemiz son 21 yılda her alanda olduğu gibi yerli ve yenilenebilir enerji konusunda da atılım yapmış, bu kaynakların başında gelen hidroelektrik enerji üretiminde önemli mesafe katetmiştir. 2002 yılında 125 olan hidroelektrik santral sayısı günümüz itibarıyla kamu-özel sektör iş birliği sayesinde 750’ye, hidroelektrik enerji üretim kapasitemiz ise yıllık 44 milyar kilovatsaatten 112 milyar kilovatsaate yükseltilmiştir. Yusufeli Barajı ve HES’de suyun ışığa dönüştüğü bu atılımdaki özel yerini almıştır. Ülkemizin en yüksek barajı olan Yusufeli, 275 metrelik yüksekliği ile çift eğrilikli beton kemer barajlar kategorisinde dünyada da beşinci sıradadır. Türkiye yüzyılına yakışır dev eser Yusufeli Barajı ve HES kurulu gücüyle yıllık ortalama 1 milyar 888 milyon kilovatsaat enerji üretim kapasitesine sahiptir. Bu üretim miktarı ile 750 bin adet yerli ve milli otomobil TOGG’un enerjisi karşılanabilir. Ayrıca baraj ile 2,5 milyon kişinin enerji ihtiyacı karşılanacaktır. Bu güzide tesis üreteceği enerji ile ekonomimize yıllık yaklaşık 6 Milyar TL katma değer sağlayacaktır.”
‘GELECEĞE MİRAS KALACAKTIR’
Bölgedeki diğer barajların taşkın riskini azaltacağına dikkati çeken Mehmet Akif Balta, 2022’de su tutulmaya başlanılan Yusufeli Barajı’nda elektrik enerjisi üretimi için ıslak testlere ise 25 Ağustos 2023 tarihinde başlanıldığı bilgisini paylaştı. Balta, “8 Temmuz 2024 tarihi itibarıyla Yusufeli Barajı’nda toplam 1.200.000.000 kWh elektrik enerjisi üretilmiştir. Bunun ekonomiye katkısı bugün itibarıyla 2,7 milyar TL’dir. 27.06.2024 tarihi itibarıyla baraj rezervuarı ilk kez maksimum işletme kotu olan 710 metreye ulaşılmıştır. Yusufeli Barajı tünelli dolusavakların kapak testleri ve dolusavak deşarj kapasitesinin tespiti çalışmaları yapılmıştır. Yusufeli Barajı ve HES’te 2 tip dolusavak yapısı bulunmaktadır. Yusufeli Barajı’nda ilk kez baraj gövdesi üzerinde bulunan üstten aşmalı dolusavaklar açılarak test edilmiştir. ‘Mühendislik harikası’ olarak ifade edebileceğimiz bu baraj; aynı zamanda insanımızın inandığında neler yapabileceğini de gösteren dev bir eser olarak geleceğe miras kalacaktır” diye konuştu.
‘BARAJLA BİRLİKTE 46 TÜNEL, 23 KÖPRÜ ve 92 MENFEZ YAPILDI’
Yusufeli projesi kapsamında yaklaşık 110 kilometre yol, 46 tünel, 23 köprü ve 92 menfezi de Artvin’e kazandırdıklarını aktaran Balta, “Geleneksel mimariye uygun olarak inşa edilen yeni Yusufeli ilçesinde 2 bin 698 konut ve 323 iş yeri hak sahiplerine teslim edilmiştir. Barajdan etkilenen köylerin yeni yerleşimleri kapsamında 7 köyde yeni yerleşim yeri oluşturularak 507 konut ve 10 iş yeri hak sahiplerine teslim edilmiştir. ‘Vatandaşlarımız tarım yapsın’ diye baraj gölü altında kalacak olan 1,1 milyon metreküp mümbit tarım toprağı yeni yerleşim yerine taşınmıştır. Su altında kalacak olan 1700 mezarlık ilçe merkezi ve köylerde yeni mezarlık alanlarına taşınmıştır. Baraj kapsamında yeni yerleşim yerinin içme suyu meselesi de çözülmüştür” ifadelerini kullandı.
‘500 SOKAK KÖPEĞİ NAKLEDİLDİ’
Yeni yerleşim alanlarına DSİ ve Orman Genel Müdürlüğü (OGM) iş birliği ile 22 bin 094 ağaç ve 81 bin 280 fidan dikildiğini belirten Mehmet Akif Balta, DSİ tarafından 2003-2024 yılları arasında Artvin iline toplam 219 milyar 359 milyon 497 bin 044 lira yatırım yapılarak, 141 tesisi hizmete alındığını belirtti. Balta, “Yeni yerleşim yerine DSİ tarafından 40 bin 250 metrekare çim serilmiştir. Bu çalışmalar yürütülürken sokak hayvanları da unutulmamıştır. STK’larla iş birliği içinde çalışarak Ardanuç ilçesinde içinde ameliyathanesi de bulunan hayvan toplama merkezi yapılmıştır. Eski Yusufeli ilçemizden yaklaşık 500 sokak köpeği toplanarak buraya götürülmüştür. DSİ tarafından yeni yerleşim yerinde bulunan köpekler için 100 kulübe de yapılmıştır. Özellikle belirtmek isterim ki, yeni yerinde Yusufeli; inşallah, ekonomisi, ekolojisi ve sosyal yapısı ile bambaşka bir yerleşim yeri olmuştur” dedi.
İktisadi Kalkınma Vakfı’nın 2023 verilerine göre, Türkiye 1 milyon 55 bin 885 başvuruyla en çok vize başvurusu yapan 2. ülke olarak konumlanıyor. Başvurular sonucunda 612 bin 841 kişiye çok girişli uniform Schengen vizesi verilirken, ret oranı ise 2022’ye göre 6 puan yükselerek yüzde 21,7’ye çıktı.
Birleşik Arap Emirlikleri tarafından direkt yetkilendirilmesi bulunan resmi acente DubaiVizeAl Yönetim Kurulu Üyesi Burak Akdemir, başvuruların reddedilmesiyle popüler hale gelen yerlerin başında Dubai olduğunu ve 1 günle vize alınabildiğini anlattı.
ONAYLANMAYAN VİZE SORUNU
Sorunsuz tatil yapmak isteyenlerin kolay vize ya da vizesiz ülkelere seyahat seçeneklerini değerlendirdiklerini belirten DubaiVizeAl Yönetim Kurulu Üyesi Burak Akdemir, “Schengen vize başvurularında son dönemde gözle görülür bir artış var. Ancak vize başvurusu için gerekli olan randevular ileri tarihlere veriliyor, hatta bazen gerçekleştirilmek istenen seyahat tarihinden bile geç gerçekleştirilebiliyor. Başvuruların reddedilmesi ya da randevunun geç verilmesi sonucu başvuru yapanların hem yatırdıkları harçlar yanıyor hem de tatil için ödedikleri bedelin belli bir kısmı ceza olarak kesilebiliyor. Üstelik, ilkinde reddedilen vize başvurularının sonraki başvurularda çıkma ihtimali daha da düşüyor. Vatandaşlarımız, bu kadar stresin üstüne bir de istedikleri tatili gerçekleştirmiyorlar” ifadelerini kullandı.
VİZESİZ YERLER TERCİH EDİLİYOR
“Türk tatilciler daha kolay erişilebilir ve vizesiz destinasyonlara yöneliyor. Bu durum, Dubai gibi turistik cazibe merkezlerine olan talebi artırıyor” diyen Burak Akdemir, “Dubai Vizesi Yetkili Başvuru Merkezi olarak, eşsiz turistik yerleri, Türk damak tadına yakın yemek seçenekleriyle, deniziyle kumuyla, alışverişiyle, gece hayatıyla gidenlerin tekrar gitmek istediği Dubai’ye online başvuruyla 1 günde vize hizmeti veriyoruz. Dubai vizesi, Birleşik Arap Emirlikleri’ni oluşturan yedi emirlikte geçerli. Dubai, son derece çekici turistik aktiviteleri ve göz alıcı şehir hayatı ile biliniyor. Dubai’nin sunduğu eşsiz deneyimler, Türk tatilcileri her geçen gün yeni keşifler için bu gözde şehre çekmeye devam ediyor. Türk tatilciler için alternatif bir destinasyon olarak öne çıkıyor” şeklinde konuştu.
TATİLİNİ RİSKE ATMAK İSTEMEYENLERİN ALTERNATİFİ BELLİ
30 ve 60 günlük tek ya da çok girişli Dubai vizelerinin yanı sıra 2 yıllık freelancer serbest çalışma vizesi, ekspres vize de verildiğini dile getiren Akdemir, “Vatandaşlarımız, tatil planlarını riske atmak istemiyor ve Dubai gibi daha erişilebilir destinasyonları tercih ediyor. Türkiye’den Dubai’ye seyahat eden tatilciler için vizenin yanı sıra havalimanı karşılama ve istenilen noktaya transfer, araç kiralama, seyahatini en güzel hâtıralarla ölümsüz kılmak isteyenler için Dubai’nin olmazsa olmazı çöl safari turu, helikopter turu ve kişiye özel rehberlerimizle şehir turu hizmetleri de sunuyoruz” diye konuştu.
Akdemir, yeni popüler seyahat rotaları arasında Mısır, Bali, Umman, Katar gibi alternatif destinasyonların da yer aldığını belirtti.
İlgililer de üründe verim ve kaliteyi artırma çalışmaları kapsamında üreticilere, hasat konusunda aceleci davranılmaması, fındığın tam olgunlaştıktan sonra yerden toplanması yönündeki uyarılarını sürdürüyor.
Trabzon Ticaret Borsasınca (TTB) 11 yıl önce başlatılan “Fındıkta Verim ve Kaliteyi Artırma Projesi” çerçevesinde “Fındığı daldan değil yerden toplayın” sloganıyla kampanya yürütülüyor.
Üreticilere her yıl hasat öncesince çeşitli uyarıların yer aldığı afiş ve broşür dağıtılıyor, bilgilendirme yapılıyor.
“EN RANDIMANLI FINDIK YERDEN TOPLANANDIR”
TTB Yönetim Kurulu Başkanı Eyyüp Ergan, AA muhabirine, Trabzon’da 64 bin hektar dikili fındık alanı olduğunu söyledi.
Hasada sayılı günler kaldığını anımsatan Ergan, “Üretici de bahçeye girmek için son hazırlıklarını tamamlıyor. Şu anda temizlikler yapılıyor. Sahildekiler hemen hemen bitirdiler çünkü onlar tahminen 10 gün sonra başlayacaklar. Yüksek yerlerde çiftçilerimiz de hazırlıklarını yavaş yavaş tamamlamaya çalışıyor.” dedi.
Ergan, TTB olarak verim ve kaliteyi artırma çalışmalarına önem verdiklerini vurgulayarak, “Verim ve kaliteyi artırma çalışmasıyla biz sürekli üreticilerimize ‘fındığı yerden toplayın’ diyoruz. Olmadan, dökülmeden asla toplamayın. Bu randıman ve kalite kaybına sebebiyet veriyor.” diye konuştu.
Arazi yapısının da önemli olduğuna dikkati çeken Ergan, “Dökülüp de kaybolmayacağı yerlerde kesinlikle fındığın yerden toplanmasını öneriyoruz. En kaliteli fındık, yerden toplanan fındıktır. En randımanlı fındık yerden toplanandır.” ifadelerini kullandı.
“RANDIMANI İYİ OLAN FINDIK DAHA YÜKSEK RAKAMA SATILIYOR”
Ordu’da Altınordu Ziraat Odası Başkanı Atakan Akça ise fındığın üreticinin yanı sıra bölgede ticaret yapan veya farklı mesleklerle uğraşan çok sayıda kişinin geçim kaynağı olduğuna işaret etti.
Kentteki tüm paydaşların katılımıyla toplanan komisyonun ürünün olgunlaşmasıyla ilgili tespit yaptığını ifade eden Akça, sahil, orta ve yüksek kesim için fındık toplama tarihlerinin belirlendiğini kaydetti.
Akça, bazı üreticilerin işçilikle alakalı sıkıntı olduğu veya il dışından gelinmesi dolayısıyla hasada erken başlama eğilimi gösterdiğini anlatarak, şu değerlendirmede bulundu:
“Bunlar başlayınca diğer üreticiler de bir şekilde fındık toplamaya başlıyorlar. Bu çok yanlış bir uygulama. 12 ay fındık için bir sürü mücadele veriyoruz. Bakım ve besleme yapıyoruz. Lütfen 10 gün daha bekleyelim veya yetkililerin açıklamış olduğu tarihlere üreticilerimiz uysun. Bunlar tamamen üreticilerimizin menfaatine olan açıklamalardır.”
Ürünün erken toplanması halinde randıman kaybı olacağını dile getiren Akça, randımanı iyi olan fındığın daha yüksek rakama satıldığının altını çizdi.
En büyük maliyetin toplama ücreti olduğunu belirten Akça, şunları kaydetti:
“Biz bu maliyetleri düşürebilmek, fındığın da kalitesinin en üst seviyede olabilmesi için üreticimize birkaç yöntem söyledik. Bunlardan biri, bahçelerin dip temizliğinin düzgün ve doğru yapılarak fındığın yerden toplanması işlemi. Bununla hem işçilik olarak az ödeme yapacaksınız hem de iki veya üç randıman daha yüksekte fındık hasat etmiş olacaksınız.”
YERDEN HASAT YÖNTEMİ DAHA FAYDALI VE AVANTAJLI
Giresun’da, Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Fındık Araştırma Enstitüsünde yapılan çalışmalar da yerden hasat yönteminin daha faydalı ve avantajlı olduğunu ortaya koyuyor.
Enstitü yetkililerinden alınan bilgiye göre, daldan hasat yönteminde kişi günde ortalama 70-75, yerden hasat şeklinde ise 110-120 kilogram arasında zuruflu fındık toplayabiliyor.
Yerden hasat edilmesi, ürünün tam hasat olgunluğunda toplanması dolayısıyla randıman ve kaliteye olumlu yansıyor. Yine bu yöntemde dal ve dalcıklar ile gelecek yılın mahsulünü oluşturacak tomurcuklar zarar görmüyor.
Bu yöntemde hasat bir defada değil, çeşit bazında olgunlaşan ürün kendiliğinden veya hafif silkelemek suretiyle yere düştükçe gerçekleştiriliyor. Süreç, 3-5 gün aralıklarla devam ediyor.
Yerden fındık hasadında dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da ürünün yerde fazla bekletilmemesi. Aksi halde küf oluşumu ve kalite kayıpları yaşanabiliyor.
Harcama ve ödemelerin yapılabilmesinin, SGK’nin ana gelir kaynağı olan sigorta primlerinin düzenli ve eksiksiz toplanmasına bağlı olduğuna işaret eden Işıkhan, şunları kaydetti:
“31 Mart yerel seçimlerinden önce SGK’ye prim borçları biriken belediyelerin olduğuna dikkati çekmiş ve belediyelerin borçlarını ödemesi için bir çağrı yapmıştık. Bunu sözde bırakmadık, SGK aracılığıyla tüm borçlu belediyelere, herhangi bir parti farkı gözetmeksizin borç bildirimlerini gönderdik. Bazı belediyeler bu çağrılarımızı dikkate alıp borçlarını ödeme iradesi gösterdi. Buradan kendilerine teşekkür ediyorum. Ancak bunca uyarıya rağmen hala harekete geçmemiş olan belediyelerin sayısı da ne yazık ki oldukça fazla.”
“BORCUN YÜZDE 80’İ BELEDİYE ŞİRKETLERİNE AİT”
Tüm uyarıların ardından SGK’nin, kanunun öngördüğü şekilde alacaklarını tahsil etmesi gerektiğini vurgulayan Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Elbette bu bizim tercih ettiğimiz bir yol değil, ancak ilgili belediyelerin prim borçları artmış durumda ve her geçen gün de bu borçlar büyümekte. Bu noktada yapılması gereken neyse, usulüne uygun şekilde duruma müdahale edilmesi gerekiyor. SGK’ye olan prim borçlarının bir an önce tahsil edilmesi gerekiyor. Bugün itibarıyla belediyelerin prim borçları toplam 96 milyar liraya ulaşmış durumda ve bu borcun yüzde 80’i belediye şirketlerine aittir. Esasında bu milli bir kaynaktır. Vatandaşımızın çalışarak, üreterek, alnının teriyle bütçeye kazandırmış olduğu doğal bir gelir kaynağıdır. Ve yine vatandaşlarımızın yararına kullanılması gereken bir kaynaktır. Belediye çalışanlarının emeğinin karşılığı ve gelecek yatırımları olan sigorta primlerinin ödenmeyerek bu paraların başka kalemlere aktarılması asla doğru bir yaklaşım değildir.”
“ARZUMUZ, TAHSİLAT SÜRECİNİ SORUNSUZ ŞEKİLDE YÖNETMEK”
Işıkhan, bakanlık olarak emeğin korunmasının yanında emek sömürüsüne engel olmak için de çalıştıklarını dile getirerek, “Amacımız, SGK’ye olan prim borçlarını tahsil ederek, kayıt dışı ile mücadele ederek ve istihdamı artırarak SGK’nin prim gelirlerini artırmaktır, emeklilerimiz başta olmak üzere vatandaşlarımıza daha iyi imkanlarla hizmet vermektir. Bizler sosyal güvenlik gibi devlet ve millet için hayati önem taşıyan toplumsal bir temel ihtiyacın hem ihyası hem de sürdürülebilirliği için çalışıyoruz.” diye konuştu.
Borçlu belediyelere işbirliği çağrısında bulunan Işıkhan, “SGK’ye olan borçların yapılandırılması ve ödeme planlarının oluşturulması konusunda belediyelere her türlü desteği vermeye hazırız. Bu hususta arzumuz, tahsilat sürecini sorunsuz ve en kolay şekilde yönetmektir.” ifadesini kullandı.
“SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİMİZİ KORUMAK ORTAK SORUMLULUĞUMUZ”
Sosyal güvenlik sisteminin önemine değinen Işıkhan, şunları söyledi:
“SGK’nin sağlıklı işleyen, daha güçlü bir kurum haline gelebilmesi için bu sürecin zorunluluğunu, bu ülkenin bir vatandaşı olarak hepimizin çok iyi anlaması gerekmektedir. Sosyal güvenlik sistemimizin mali yapısını korumak ve geleceğe güvenle bakmak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Sen ben yok, biz varız. Unutmamalıyız ki hepimiz aynı gemideyiz. Büyük Türkiye gemisinin hepimizin desteği ve uyumuyla alacağı daha çok yol, aşacağı daha çok ufuk var. Bu noktada herkes üzerine düşeni hakkıyla yerine getirirse tüm hedeflerimize başarıyla ulaşacağımızı düşünüyorum.”
]]>Buna göre, dün piyasalar kapandıktan sonra bilançolarını açıklayan ABD’li teknoloji devlerinden Alphabet’in hisseleri, şirketin bu yılın ikinci çeyreğinde geliri ve karının beklentileri aşmasına karşın YouTube reklam gelirinin beklentileri karşılayamaması ve yapay zeka konusunda henüz istenilen ilerlemeyi gerçekleştirememesi nedeniyle yüzde 5,03 değer kaybetti.
ABD’li elektrikli otomobil üreticisi Tesla’nın hisseleri de şirketin dün açıkladığı finansal sonuçlarının öngörülerin gerisinde kalması ve Robotaxi tanıtımını ertelemesinin ardından yüzde 12,33 düştü.
Öte yandan, bu süreçte yapay zeka konusunda yatırımcıların şirketleri yeniden değerlendirdiği görülürken, çip üreticilerinin hisselerindeki düşüş de öne çıktı. Dün Nvidia’nın hisseleri yüzde 6,8, Broadcom’un hisseleri yüzde 7,6 ve Arm’ın hisseleri yüzde 8,2 değer kaybetti.
Söz konusu hisselerin yanında Tayvan Semiconductor’un piyasalardaki satış baskısını nasıl karşılayacağı merak edilse de Asya’da etkili olan Gaemi Tayfunu nedeniyle Tayvan borsalarında bugün de işlem gerçekleşmedi.
Makroekonomik veri tarafında bugün gözler ABD’de açıklanacak büyüme verilerine çevrilirken, bu verilerden alınacak sinyallerin piyasalarda oynaklığı artırması bekleniyor.
Analistler, siyasi taraftaki gelişmelerin de yatırımcılar tarafından yakından takip edildiğini belirterek, buradan gelecek olası haber akışının varlık fiyatları üzerinde etkili olabileceğini ifade etti.
ABD Merkez Bankası’nın (Fed) enflasyonla mücadele kapsamında gelecek hafta politika faizini son kez sabit bırakması beklenirken, yıl sonuna kadar 3 faiz indirimi yapacağı yönündeki fiyatlamalar günden güne güçlenmeye devam ediyor.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda yıl sonunda politika faizinin yüzde 55 ihtimalle yüzde 4,50-4,75 aralığında, yüzde 36 ihtimalle 4,75-5,00 aralığında olacağı öngörülüyor.
Tahvil piyasaları dar banttaki hareketini sürdürürken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, şu sıralarda yüzde 4,26 ve dolar endeksi 104,2 seviyesinde bulunuyor.
Altının ons fiyatı önceki dün yüzde 0,5 gerilemesinin ardından yeni günde önceki kapanışın yüzde 1,1 altında 2 bin 372 dolardan, Brent petrolün varil fiyatı ise yüzde 0,7 azalışla 80,2 dolardan işlem görüyor.
Bakır tarafındaki fiyatlamalar ise dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor. Piyasalarda “Dr. Copper” olarak da bilinen bakır madeninin, dünya genelindeki imalat sanayinde oldukça yaygın şekilde kullanılması nedeniyle fiyatının artmasının “ekonomik aktivitenin güçlü kalacağı”, fiyatının gerilemesinin ise “ekonomik aktivitenin zayıflayacağı” şeklinde yorumlandığı belirtiliyor. Bununla birlikte elektrikli araçlarda yeni teknolojilerle birlikte daha az bakır kullanılabileceğine ilişkin haber akışı da bakır konusunda soru işaretlerini artırırken, günümüzün en önemli iletken maddelerinden olan bakırın libresi düşüş eğilimini üst üste 9. güne taşıyarak şu sıralarda önceki kapanışın yüzde 0,5 altında 4,07 dolardan alıcı buluyor.
New York Borsası’nda dün Nasdaq endeksi yüzde 3,64, S&P 500 endeksi yüzde 2,31 ve Dow Jones endeksi yüzde 1,25 geriledi. ABD’de endeks vadeli kontratlar yeni güne ise yükselişle başladı.
Avrupa borsalarında da dün satış baskısının etkili olduğu görülürken, bölgede açıklanan makroekonomik veriler resesyon endişelerinin artmasına neden oldu.
Buna göre, Almanya’da imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) 42,6 ve hizmet sektörü PMI 52, Avro Bölgesi’nde imalat sanayi PMI 45,6 ve hizmet sektörü PMI 51,9 ile öngörülerin altında kalırken, İngiltere’de imalat sanayi PMI 51,8 ile beklentilerin üzerinde, hizmet sektörü PMI 52,4 ile tahminlerin altında gerçekleşti.
Dün İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,17, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,12, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,92 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,48 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de düşüşle başladı.
Asya pay piyasalarındaki fiyatlamaların sertleştiği görülürken, Japonya bu duruma öncülük ediyor.
Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) gelecek hafta yapacağı toplantıda sürpriz faiz artırımına gidebileceğine ilişkin söylentilerin ABD teknoloji hisselerinde kaydedilen satış baskısıyla birleşmesi, Japonya pay piyasalarındaki düşüşün derinleşmesine neden oluyor.
Para piyasalarındaki fiyatlamalar BoJ’un gelecek hafta yüzde 87 ihtimalle faiz artışına gideceğine işaret ederken, bugün ülkede açıklanan hizmet sektörü Üretici Fiyat Endeksi’nin (ÜFE) yüzde 3 artışla beklentileri oldukça geride bırakmasının Banka’nın politika alanını rahatlattığı bildiriliyor.
Söz konusu gelişme, dolar/yen paritesinin de düşüş eğilimini üst üste 4. işlem gününe taşımasında önemli rol oynarken, parite şu sıralarda 152,7 ile 3 Mayıs’tan bu yana en düşük seviyede bulunuyor.
Çin tarafında ise piyasalar desteklenmeye devam ederken, bugün 1 yıllık borçlanma kredisi maliyeti yüzde 2,30’a indirildi, likidite miktarı da 100 milyar yuandan 200 milyar yuana çıkarıldı.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 3,2, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,7, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,6 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,7 geriledi.
Yurt içinde dün satış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,88 azalışla 10.991,57 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün satış ağırlıklı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 altında 32,8279’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,9480 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde kapasite kullanım oranı, yurt dışında ise ABD’de büyüme başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.900 ve 10.750 puanın destek, 11.000 ve 11.250 seviyelerinin direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, temmuz ayı reel kesim güven endeksi
10.00 Türkiye, temmuz ayı kapasite kullanım oranı
11.00 Almanya, temmuz ayı Ifo iş dünyası güven endeksi
14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri
15.30 ABD, 2. çeyrek GSYH
15.30 ABD, haziran ayı dayanıklı mal siparişleri
15.30 ABD, haftalık işsizlik başvuruları
15.30 ABD, 2. çeyrek çekirdek kişisel tüketim harcamaları
18.00 Avro Bölgesi, ECB Başkanı Christine Lagarde’ın konuşması
FBI ajanlarının mitingde neler olduğunu öğrenmek için “yorulmadan” çalıştıklarını aktaran Wray, FBI’ın soruşturma boyunca tüm kaynakları kullandığını söyleyerek, “Altına bakılmadık taş bırakmayacağız. Saldırgan ölmüş olabilir ama FBI’ın soruşturması devam ediyor” dedi.
ÇATIDA 8 BOŞ MERMİ KOVANI BULUNDU
Saldırganın öldürülmeden önce 8 el ateş edip etmediği sorulan Wray, saldırganın bulunduğu çatıda sekiz mermi kovanı bulunduğunu ve saldırganın bir dronu olduğunu teyit etti. Şu anda saldırganın herhangi bir suç ortağına ulaşılamadığını ifade eden Wray, saldırganın evinde 1 ve aracında 2 patlayıcı cihaz ve telefonunda şifreli mesajlaşma uygulamaları bulunduğunu açıkladı. Wray, saldırganın telefonuna girmeyi başardıklarını aktardı. Patlayıcıların uzaktan patlatılmalarını sağlayabilecek alıcılara sahip olduğunu söyleyen Wray, saldırganın kendisinde de bir verici olduğunu belirtti.

SALDIRGAN MİTİNG ÖNCESİ BÖLGEDE DRON UÇURMUŞ
Wray, saldırganın olay günü yerel saatle 15.50 ya da 16.00 sularında mitingden 2 saat önce miting alanında sahnenin 200 metre ötesinde dron uçurduğunu belirterek, dronun yaklaşık 11 dakika boyunca havada olduğunu ifade etti. FBI’ın saldırganın dronun uçuş rotasını tersine mühendislikle belirlediğini söyleyen Wray, saldırganın dron ile çektiği görüntülerin incelendiğini açıkladı.
SALDIRGANIN EVİNDE 14 SİLAH BULUNDU
Wray, FBI ajanların saldırganın evinde yaptıkları aramada 14 silah bulduğunu söyleyerek, “Suikast girişiminde kullandığı silah, yasal olarak satın alınan AR tarzı bir tüfekti. Anladığım kadarıyla onu ilk satın alan kişi olan babasından satın aldı. Yine yasal olarak” dedi.

SALDIRGAN DAHA ÖNCE FBI’IN RADARINA GİRMEMİŞ
Wray, silahlı saldırganın suikast girişiminden önce FBI’ın radarında olmadığını söyleyerek, saldırgan hakkında FBI veri tabanında bilgi olmadığını ifade etti. Wray, “Henüz saldırganın neden saldırdığına dair net bir resme sahip değiliz” dedi.
Wray, saldırganın kullandığı silahın katlanabilir dipçikli olduğunu ve bu nedenle ateş etmeden önce silahlı olduğunun fark edilmediğini belirtti. Wray, FBI’ın saldırganı henüz onu silahla dolaşırken gören herhangi bir tanık bulamadığını söyledi.
SALDIRGAN, SUİKAST GİRİŞİMİ ÖNCESİ KENNEDY SUİKASTINI ARAŞTIRMIŞ
Saldırganın 6 Temmuz’da 1963’te eski Başkan John F. Kennedy’ye suikast düzenleyen Lee Harvey Oswald’ın Kennedy’den ne kadar uzakta olduğunu araştırdığını belirten Wray, “Bu, onun ruh hali açısından açıkça önemli olan bir arama” ifadelerini kullandı. Wray, aynı gün saldırganın Trump’ın mitingi için kayıt yaptırdığını belirtti.

DONALD TRUMP’A SUİKAST GİRİŞİMİ
ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı ve eski Başkan Trump’a Pensilvanya eyaletine bağlı Butler kentinde 13 Temmuz’da düzenlediği seçim mitinginde 20 yaşındaki Thomas Matthew Crooks tarafından suikast girişiminde bulunulmuş, Trump açılan ateş sonucu kulağından yaralanmıştı. Crooks, Gizli Servis ajanları tarafından vurularak etkisiz hale getirilmişti.
Barajın, Türkiye Cumhuriyeti’nin hayata geçirdiği büyük yatırımlar arasında yer aldığına dikkat çekilen açıklamada, “Ülkemize kazandırılan bu abidevi eser, ismine yakışır şekilde ülkemizin ve Avrupa’nın en büyük barajı durumunda. Tesis, aynı zamanda mühendislik alanında dünyada da söz sahibi yapılar arasında bulunuyor. Atatürk Barajı, sahip olduğu elektrik kurulu gücü, gövde dolgu hacmi ve baraj gölü açısından ülkemizde ve Avrupa’da en büyük olma unvanını elinde bulunduruyor. Bununla birlikte tesis, taşkın kontrol hacmi bakımından dünyada üçüncü, gövde dolgu hacmi bakımından ise 6. sırada yer alıyor.” değerlendirmesinde bulunuldu.
Açıklamada, barajda 1990 yılında su tutulmaya başlandığı anımsatılarak, “Baraj rezervuarında depolanan 48,7 milyar metreküp su, ülkemizin su depolama kapasitesinin yaklaşık yüzde 26’sını oluşturuyor. Bu müthiş su kütlesi, başta hidroelektrik enerji üretimi ve tarım olmak üzere, su ürünleri üretimi, ulaşım, su yolu taşımacılığı ve turizm gibi sektörlere de hizmet sunuyor.” ifadesi kullanıldı.
Atatürk Barajı’nın 8 türbinden oluşan 2 bin 400 megavat kurulu güce sahip olduğuna işaret edilen açıklama, şöyle devam etti:
“Atatürk Barajı ve HES, yıllık 8,9 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi üretim kapasitesine sahip. Dev tesis, bu özelliğiyle ülkemizin ve Avrupa’nın en büyük hidroelektrik santrali konumunda bulunuyor. Atatürk Barajı ilk türbinin devreye alınarak enerji üretmeye başladığı 1992 yılından bu yana yaklaşık 210 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi üreterek ülke ekonomisine bu yolla yaklaşık 500 milyar lira katkı sağladı.”
Açıklamada, Atatürk Barajı’yla sulanabilen 800 bin hektarlık alanın, Türkiye’nin ekonomik olarak sulanabilir arazisinin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturduğu bildirildi.
Barajda depolanan suların 1995’ten itibaren tarım arazileriyle buluştuğunun anımsatıldığı açıklamada, “O tarihten bu yana sulanan arazi miktarı sürekli arttı ve günümüz itibarıyla yaklaşık 450 bin hektara ulaştı. Atatürk Barajı 1995 yılından günümüze kadar tarımsal sulama yoluyla ülke ekonomisine yaklaşık 423 milyar lira katkı sağladı. Atatürk Barajı’nın, enerji ve tarımsal sulama başta olmak üzere taşkın kontrol ve diğer gelir getirici faaliyetlerle birlikte milli ekonomiye her yıl yaklaşık 1,7 milyar dolar katkı sağladığı hesaplanıyor. Bu katkı, sulama sahasının tamamına su iletilmesiyle daha da artacak.” ifadeleri kullanıldı.
SU ÜRÜNLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ VE TURİZME KATKI SAĞLIYOR
Açıklamada, Atatürk Baraj Gölü’nde çeşitli türlerde balık yetiştiriciliği ve avcılık da yapıldığına dikkat çekilerek, sazan türü balıkların yetiştirilerek bölgenin gıda çeşitliliğine ve yeni iş alanlarına kavuşmasına katkı sağladığı belirtildi.
Baraj gölünün çeşitli kesimlerinde tesis edilen iskeleler vasıtasıyla yolcu ve yük taşımacılığı yapıldığının da aktarıldığı açıklamada, Atatürk Barajı’nın her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırladığı bildirildi.
Açıklamada, barajın işletme ömrüne de işaret edilerek, şunları kaydedildi:
“Fırat Nehri üzerinde Atatürk Barajı’nın akış yukarısında inşa edilen Keban ve Karakaya gibi büyük barajlar, filtre görevi görerek baraj rezervuarının rüsubatla dolmasını engelliyor. Bu avantaj sayesinde Atatürk Barajı daha uzun yıllar ülke ekonomisine katkı sağlamaya ve ülkemizde inşa edilen en büyük mühendislik eseri olarak Ulu Önder’in ismini yaşatmaya devam edecek.”
Bolat, törende, Türkiye’ni dünyanın gelişmiş en modern gümrük kapılarına sahip olduğuna dikkati çekerek, gümrüklerin daha etkin ve verimli şekilde hizmet verebilmesi için Bakanlığın modern ekipmanlara sahip olduğunu söyledi.
MİLTAR Projesi’nin uygulanmaya başlandığı zamandan bu yana başarılı şekilde etkilerini görmeye devam ettiklerini belirten Bolat, “Bu konuda SSB’nin işbirliği ve koordinasyonu söz konusu projenin başarısında büyük rol oynamıştır. Savunma sanayisinde son yıllarda atılan adımlarla ülkemiz, dünyada daha saygın bir konuma ulaşmıştır. Türkiye’nin savunma sanayisindeki artan ihracatı ülkeye yeni ufuklar kazandıracaktır.” dedi.

Bolat, Ticaret Bakanlığının misyonunun kanunlara uygun, adil, güvenli ve sürdürülebilir ticari hayatı sağlamak ve güçlendirmek olduğuna işaret ederek, sürekli iyileştirilen anlayışla 7 gün 24 saat çalışma esasına uygun olarak faaliyetlerine devam ettiklerini söyledi.
Gümrüklerin, bir ülkenin ekonomik sınırlarını koruyarak, dış ticaretin düzenlenmesinde kritik rol oynadığını ifade eden Bolat, şu değerlendirmede bulundu:
“Gümrük, bir ülkenin bağışıklık sistemi gibidir. Zararlı unsurları filtreleyerek ekonomik ve sosyal yapının sağlığını korur. Dolayısıyla, sınır kapılarında denetim ve gözetim işinin yapıldığı bu mekanların daima iyileştirilmeye ve geliştirilmeye ihtiyacı vardır. Hem insan hem de teknoloji faktörünü kullanarak gereken güvenlik, denetim ve yakalamalar sağlanacaktır. Bakanlık olarak, ülkemizin güvenliğinin korunması ve ekonomik refahının artırılması için takip ettiğiniz üzere kaçakçılıkla amansız şekilde mücadele ediyoruz.”
Bolat, ticareti serbest ürünlerin kaçakçılığının ülke için vergi kaybına yol açtığını, dürüst tacir ve üreticiler karşısında da orantısız ve negatif bir mekanizmaya dönerek rekabeti bozduğunu belirterek, gümrük idarelerinden toplanan vergi gelirlerinin ülkenin bütçe yönetimine büyük katkı sağladığını söyledi.

Dürüst ticaret yapanların haklarını, ürünlerin gerekli testlerini yaparak tüketicilerin güvenliğini sağlamanın da asli görevleri arasında yer aldığını vurgulayan Bolat, şunları kaydetti:
“Tek bir yurttaşımızın kaçak bir üründen dolayı zarar görmemesi için daima dikkatli ve teyakkuz halindeyiz. Bundan dolayı, kaçakçılıkla mücadelemize tavizsiz devam ediyoruz. Yasa dışı ürün kaçakçılığı ise gençlerimiz başta olmak üzere tüm toplum için büyük risk doğurmakta, ayrıca bu ürünlerin ticaretinden elde edilen gelirler terörün ve yasa dışı suç örgütlerinin finansmanına gitmektedir. Bu nedenlerle, gümrük kaçakçılığını sadece bir ekonomik mesele olarak değil aynı zamanda ulusal güvenlik meselesi olarak görmek ve buna uygun politikalar geliştirmek, devletlerin öncelikli sorumlulukları arasında yer almaktadır. Son 1 yıl itibarıyla uyuşturucu yakalaması yaklaşık 12,5 milyar liraya, yasa dışı ve kaçak ticaret yakalamaları da 35,5 milyar liraya ulaşmıştır.”
Bolat, Bakanlık olarak yasal ticaret akışının kesintisiz sürmesi, kontrol ve denetimlerin uluslararası standartlara uygun yapılması için çalışmaları sürdürdüklerine dikkati çekerek, bu amaçlar doğrultusunda gümrük kontrollerine hız kazandıran fiziki müdahalesiz kontrol sistemlerine yatırımlar yaptıklarını ifade etti.

Envantere ilave edilen son teknolojiye sahip teknik cihaz ve bilgi sistemleriyle bu alanda dünyanın sayılı gümrük idareleri arasında yer aldıklarını vurgulayan Bolat, “Kesintisiz bir şekilde sürdürülen kaçakçılıkla olan mücadelemiz kendi içinde de bir maliyete sahiptir
Kaçakçılıkla mücadelede en çok kullandığımız sistemlerin başında gelen Araç ve Konteyner Tarama Sistemleri bu projeye kadar yurt dışından ithal edildi. Bu durum ülkemizin dış ticaret dengesi için negatif bir etki oluşturdu. Söz konusu cihazlar için 140 milyon dolarlık bir bedel ödendi, bu maliyetten kurtulmak için Bakanlığımızın ve SSB’nin ortak girişimleriyle MİLTAR Projesi’ni hayata geçirdik.” ifadelerini kullandı.
MİLTAR Projesi’nin başarısının ardından, tarama sistemlerinin yerli üretiminin devam etmesine ve ürün yelpazesini genişletmeye karar verdiklerini bildiren Bolat, söz konusu projenin sadece Türkiye’nin güvenlik ve ticaret altyapısını güçlendirmekle kalmayıp, aynı zamanda yerli teknoloji ve sanayinin gelişimine de önemli katkılarda bulunacağını aktardı.
Yerli üretim sayesinde, dışa bağımlılığı azaltarak ülke kaynaklarıyla daha güçlü ve bağımsız bir sistem oluşturmayı hedeflediklerini belirten Bolat, “Böylece ülkemizin savunma ve güvenlik alanındaki kapasitesini artırırken aynı zamanda ekonomik büyümemize ve ihracat potansiyelimizin artırılmasına da katkı sağladık. Ülkemizin potansiyeli, kapasitesi çok büyük. Kendi dijital ve bilişim ihtiyaçlarına cevap verecek niteliktedir. Yeter ki buna inanalım ve gerekli desteği sağlayalım. Artık yüksek teknolojik ürünleri ihraç eden ülke haline geldik. Katedeceğimiz mesafenin büyüklüğünün farkındayız. Projede emeği ve desteği bulunan herkese teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

“DIŞA BAĞIMLILIĞIMIZ GÜN GEÇTİKÇE AZALIYOR”
SSB Başkanı Haluk Görgün de Başkanlık olarak ileri teknoloji kazanım çalışmalarını bütüncül bir yaklaşımla takip ederek, desteklemeye ve yönetmeye gayret gösterdiklerini söyledi.
Görgün, savunma sanayi şirketlerinin askeri ürün ve platformların yanı sıra yüksek teknolojili ve stratejik alanlarda da dışa bağımlılığı en aza indirecek şekilde çalışmalarına devam ettiğin dikkati çekerek, “Ülkemiz savunma sanayi alanında özellikle son yıllarda çok ciddi bir atılım içerisinde. Yürütmekte olduğumuz projeler vasıtasıyla ihracatımız her geçen gün daha da artıyor ve büyüyor. Dışa bağımlılığımız da buna paralel olarak gün geçtikçe azalıyor.” dedi.
Gümrük denetimlerinin başarıyla gerçekleştirilebilmesi ve ülke güvenliğini tehdit edebilecek unsurların ülkeye giriş ve çıkışını önlemek amacıyla MİLTAR Projesi’ni Bakanlıkla hayata geçirdiklerini anımsatan Görgün, şu değerlendirmede bulundu:
“Projeyle özellikle kargo ve araç inceleme, katı ve likit patlayıcı ve kimyasal madde saldırı tespiti gibi yetenekler kazanılmış oldu. Bu projelerin yerli ve milli olarak geliştirilmesiyle kaynaklarımızın yurt içinde kalmasına katkı sağlamayı, maliyetlerin düşürülmesine ve yeni bir alanda da dünya pazarına girecek bir ürüne sahip olmayı önemsiyoruz.”

Görgün, savunma sanayi ekosistemi olarak Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada gelişen koşullar karşısında ihtiyaçlarının en üst seviyede karşılanabilmesi için çalışmaya devam edeceklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlılığı, liderliği ve verdiği güçle birlikte Türkiye Yüzyılı’nın öncü sektörlerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. İleri bir teknolojiye sahip savunma sanayi ürünlerinin inovasyon odaklı diğer sektörlere öncülük etmesine katkıda bulunmak amacıyla da kamu, akademi ve özel sektörle hep birlikte gerçekleştireceğimiz çalışmalarda tüm paydaşlarımıza başarılar diliyorum.”
En düşük emekli maaşı üzerinden yaşanan tartışmaları değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sıkıntıların farkındayım” mesajı verdi.

“Sorunlarınızı çözmek için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz.” diyen Erdoğan, muhalefetin “En düşük emekli aylığı asgari ücret seviyesine çıksın” çağrısına da yanıt verdi.

“ENFLASYONDA EN KÖTÜSÜ GERİDE KALDI”
Dış siyasette tüm bu hamleleri yaparken, bir diğer temel önceliğimiz olan ekonomide de sıkıntılarımızın üstesinden geliyoruz. Orta Vadeli Programın olumlu sonuçlarını görmeye başladık. Enflasyonda en kötü tabloyu geride bıraktığımıza inanıyoruz. Enflasyon, inşallah bundan sonra daha hissedilir biçimde düşecektir. Aşırı kâr hırsının şişirdiği fiyat balonu, kimi sektörlerde yavaş yavaş sönüyor. Fiyatlama davranışlarının, tekrar piyasa gerçekleriyle uyumlu hale gelmeye başladığını görüyoruz. Bu dengelenme önümüzdeki dönemde güçlenerek devam edecek. Sene sonunda enflasyonu, hedeflediğimiz seviyelere mutlaka indireceğiz.
“TÜRKİYE, HEDEFLERİNE EMİN ADIMLARLA İLERLEMEKTEDİR”
Bunun piyasadaki ana aktörler tarafından da kabul edilmesi, ekonomideki yol haritamızın sağlamlığının delilidir. Kredi derecelendirme kuruluşları da Türk ekonomisiyle ilgili daha objektif değerlendirmeler yapıyorlar. Moody’s geçen hafta kredi notumuzu iki kademe birden artırması, bunun en son örneğiydi. Tam 11 yıl sonra gelen bu not artırımı, esasen Türkiye için çok geç kalmış bir adımdı. Peki bunlar yeterli mi? Elbette değil. Türkiye’nin ekonomik kapasitesinin bu oranların çok çok üzerinde olduğunu gayet iyi biliyoruz. Kredi derecelendirme şirketleri adaletli davrandıkça, inşallah bu notlar da hak ettiğimiz seviyelere çıkacaktır. Burada şunu çok net vurgulamak isterim: Milletimiz gönlünü ferah tutsun. Türkiye, doğru yoldadır ve hedeflerine emin adımlarla ilerlemektedir. Daha önce nasıl enflasyonu tek haneye indirdiysek, inşallah aynısını yine başaracağız. Bunu, AK Parti ve Cumhur İttifakından başka yapabilecek kimse de yoktur.

“BAKANLIĞIMIZ BORÇLARIN TAHLİSİNE BAŞLAYACAK”
Şu anda belediyelerin borçlarıyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığımız kaynağında bu borçların tahlisine başlayacaktır. Öyle 25 kuruşa simit yok. Milletin varlığını değişik yerlerde harcamaya müsaade yok. Dolayısıyla Bakanlığımız bu tahsili yerinde yapacaktır. Biz siyasette hiçbir zaman böyle ucuz yollara meyletmedik, Sırf seçim kazanacağız diye böyle sözler vermedik. Gerçekten yapmak isteyip de irademizi aşan sebeplerden dolayı yapamadığımız hususlar elbette olmuştur. Ama gayretimize, samimiyetimize halkımız şahittir.
“EMEKLİ AYLIĞINI 380 DOLARA YÜKSELTTİK”
Hayatlarının ikinci baharında emeklilerimizin yanında yer almayı asli görevimiz olarak görüyoruz. Son 21 yılda emeklilerimizin hayat kalitesini yükseltecek birçok adım attık. Bizden önce emekli maaşları gerçekten insani standartların çok altındaydı. Kasım 2002’de nasıl bir ücret tablosuyla karşı karşıya olduğumuzu burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlendiğimizde en düşük emekli aylığı 66 lira, yani 43 dolardı. Yine bu dönemde asgari ücret 184 lira olarak uygulanıyor, bu rakam da 122 dolara tekabül ediyordu. Emeklilerimizin önemli bir kısmı asgari ücretin 3’de biri civarında aylık almaktaydı. Bu dengesizliği giderecek pek çok düzenlemeyi hayata geçirdik. En düşük emekli aylığını, geçtiğimiz hafta yapılan artışla 12 bin 500 liraya, yani 380 dolara yükselttik. Son 2 yılda en düşük emekli aylığını yüzde 257 oranında artırmış olduk. Bu yıl ocak ayında bütçe imkanlarımızı zorlayarak tüm emekli aylıklarını yüzde 49,3 oranında artırmıştık.
“DEPREMİN FATURASI AZALDIKÇA, ORTAYA ÇIKAN İLAVE KAYNAĞI HALKIMIZIN EMRİNE SUNACAĞIZ”
Temmuzda da SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin aylıklarına yüzde 24,7; emekli sandığı emeklilerimizin aylıklarına yüzde 19,3 oranında zam yaptık. Dolayısıyla 2024 yılında emekli maaşlarında yüzde 78 ilâ 86 oranında artışa gitmiş durumdayız. Yaptığımız bu artış, enflasyon beklentisinin oldukça üzerindedir. Yine geride bıraktığımız dönemde emeklilerimize tek seferlik 5’er bin lira ödeme yaparak, onlara destek olduk. Bunun yanı sıra, emeklilerimize bayram ikramiyesi ödemesini biz başlattık. 2018 yılında bin lira olarak başlayan bu ödemeleri, son iki bayramdır 3 bin lira olarak gerçekleştiriyoruz. Emeklilerimize sunduğumuz bir diğer imkân banka promosyonudur. Son olarak kamu bankalarımızın öncülüğünde emeklilerimize ödenen promosyon tutarlarının yükseltilmesini temin ettik. Maaş düzeylerine göre emeklilerimiz 8 ile 12 bin lira arasında promosyon alıyor. Hatta özel bankalarda bu tutar 18 bin liraya kadar yükseliyor. Tüm bunlarla birlikte Çalışma Bakanlığımız, “emekliler yılı” kapsamında bu sene emeklilerimize farklı alanlarda pek çok imkân sağlıyor. İnşallah çok daha fazlasını yapacağız. Depremin toplam 104 milyar doları bulan faturası azaldıkça, ekonomide uyguladığımız politikalar daha fazla sonuç verdikçe inşallah ortaya çıkan ilave kaynağı, başta emeklilerimiz olmak üzere halkımızın emrine sunacağız.
“AMACIMIZ; İNSANLARIMIZIN REFAHINI KALICI OLARAK ARTIRMAKTIR”
Emekli kardeşlerimizin şunu bilmesini arzu ediyorum: Gösterdiğimiz tüm bu çabalara rağmen, Cumhurbaşkanınız olarak yaşadığınız sıkıntıların tamamının farkındayım. Serzenişlerinizi duyuyorum. Sorunlarınızı çözmek için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz.
]]>İşte Yıldırım’ın o yazısı;
Dün Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nda faizleri değiştirmedi. Yaptığı açıklamayla ihtiyatlı ve şahin bir duruş ortaya koyan Merkez Bankası eylül ayı için faiz indirim beklentilerine gem vurdu.
Yine dün Ekonomi Gazetesi’nden Vahap Munyar’a konuşan Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın açıklamaları Merkez Bankası’nın özet tek sayfalık resmi açıklamasını tamamlar, hatta geleceğin röntgenini çeker nitelikteydi.
Trend ve tahmin üzerine yazmaya çalışan birisi olarak Hakan Aran’ın sözlerini reel sektörü ve Türkiye’yi iyi kavrayan, 100 yılı bulan en büyük özel sektör bankasına yakışır içerikte buldum.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın 2024’ün ikinci yarısı ve 2025 yılı için, enflasyon, faizler ve şirketler kesimi ile ilgili adeta yol haritası niteliğindeki açıklamaları özetle şöyle:
TEMMUZDAN İTİBAREN SOĞUMA BAŞLADI
“Temmuz ayında ekonomideki soğumanın başladığını görüyoruz. 1-15 Temmuz arasındaki veriler bu trendi gösteriyor. Kredi kartı harcamaları bir önceki aya göre düştü.
Bunu öncü gösterge olarak adlandırabilirsiniz. Kredi kartı kullanımı Ocak ayının bile altına indi. Bunlar, Temmuz ayında vatandaşın frene bastığını gösteriyor.
Kemer sıkmayı Haziran’a kadar hissetmemiştik. Kemerler şu anda sıkılıyor. Temmuz, ağustos, eylül ayı enflasyon rakamları muhtemelen bu durumu teyit edecek, baz etkisine ilave düşüş olacak.
Ben bu yılı yüzde 38-42 bandında bir enflasyonla tamamlayacağımızı düşünüyorum. Bu durumda politika faizinin ekim, kasım, aralık ayı toplantılarının birinde tek seferde veya parça parça yüzde 50’den 45’e indirileceğini tahmin ediyorum.
Ekonomideki soğumanın ve kemer sıkmanın reel sektörde, vatandaşta izdüşümü var. Ekonomi yönetimi tüm yönleriyle düşünülmesi gerektiği için, hedeflere zarar vermeyecek indirimler yapılır diye düşünüyorum.”
ŞİRKETLERE FİYATLAMA UYARISI
“Krediye erişimin hâlâ pahalı olduğu ve kredi kullanmanın tercih edilmediği bir ortam yaşanıyor. Bu ortamda doğru fiyatlamayı yapamayan, yanlış fiyatlamayla pazar dışında kalanların talep az olduğu için çabuk eleneceği, malını satamayacağı, o yüzden nakit akışını döndüremeyeceği bir Eylül-Aralık ayı yaşayacağımızı öngörüyorum.
Eylül-Aralık ayı, ‘Ticaret dönsün, eve ekmek girsin, ben işimi devam ettireyim’ anlayışıyla kanaatkâr fiyatlama yapanların işini döndüreceği ama ‘Enflasyon bu kadar, bu malı yerine koyma rakamım bu, malımın fiyatı budur’ diyenlerin oyun dışı kalacağı bir dönem olabilir.
‘Ben tüm maliyetlerimi bu fiyatlamadan çıkartacağım’ diyenlerin malına talep olmayacağından nakit akışı konusunda muhtemelen problem yaşayacakları bir son çeyrek göreceğiz.”
2025 SONUNA KADAR RAHAT YOK
Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın 2025 yılına yönelik değerlendirmeleri de şu şekilde:
“2025’te enflasyonun yüzde 42 olduğu ama Merkez Bankası’nın hedefinin yüzde 14- 21 bandında yer aldığı bir yıl başlayacak.
Merkez Bankası, 42’yi 14-21’e nasıl getirecek? Ekonomiyi gevşetemez. Kredi büyümesinde yüzde 2 sınırını artıramaz.
Yüzde 45 enflasyon varken yüzde 50 pahalı iken, yüzde 25 enflasyonda da yüzde 30 pahalı olacak. Yani kredide pahalılık devam edecek.
2025 yıl boyunca rahatlama bekleyen, ‘Nasıl olsa biraz hafifler, ben de paraya erişirim’ diye düşünenler, nefesini 2025 sonuna kadar tutamayanlar muhtemelen çok zorluk yaşayacaklar.
KOBİ’lerden büyüklere tüm şirketler vardiya azaltmaya, sonrasında verimlilik artışı için robotlaşmaya ağırlık verecek. 2025 yılında işsizlik artacak, istihdam piyasası olumsuz etkilenecek. Bunun Merkez Bankasını, elini daha çabuk tutacağı ve artık sıkılaşmayı, istihdamı belli bir oranda gözeterek yapacağı noktaya getirecektir diye tahmin ediyorum.
Enflasyonun gelecek yılı yüzde 14-21 bandının üst kısmında, 20-21 bitirmesini bekliyorum. Bu durumda yüzde 45 olan politika faizinin 25’e kadar düşürülme imkanı olacağını düşünüyorum. 2025 izin verildiği kadar büyüyen krediye erişip akıllıca kullanan, iş yerinde verimliliği artırmaya yönlendirenin güçleneceği bir yıl olacak.”
UCUZ KREDİLER NEREYE GİTTİ?
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran ihracat konusunda şu saptamayı yaptı:
“Merkez Bankası döviz rezervlerini ‘kasa doldu’ denecek düzeyde artırana ve enflasyon yüzde 10’lu seviyelere gelene kadar bir denge noktası oluşmayacağı için ne ihracatçının ne üreticinin rahat yüzü göremeyeceği düşüncesindeyim.
Onlar sıkıntı yaşamaya, kurdan şikayet etmeye, ‘Ben artık üretemiyorum, ihraç edemiyorum, maliyetim daha fazla’ deyip ‘Sattığımdan zarar ediyorum’ şikayetine maalesef bu söylediğim konjonktür boyunca devam edecek. Bu şikayetlerin önüne geçebilecek bir mekanizma yok.
Eğer siz bir yanlış yaptıysanız, yanlışınızla yüzleşmeniz gerekiyor. Biz ekonomide yanlış politika izledik. Şu andaki sıkıntılarla yüzleşmeden düzelme olmaz.
Biz onu yaptık tamam geçmişte kaldı, şimdi çaresi yok mu? O yanlış yapılırken ihracatçı çok kazandı. Yanlış yapılırken yatırım yapan iş insanı çok kazandı. Yani, çok ciddi miktarda ucuz TL ihracatçıya, üreticiye, yatırım yapana verildi. Uzun vadelerle verildi. Yüzde 8.5, 10, 12.5’ten verildi. Bu kaynakları alıp ne yaptılar?
Bu kaynaklarla daha verimli, daha rekabetçi olmaları için yatırım mı yaptılar? Yoksa zaten aslında her an rekabette, fiyatta sorun yaşayabilecekleri üretim bandını çoklayıp ‘5 üretirken 10 üretip 10 satacağım’ şeklinde mi hareket ettiler?
Şu anda öyle bir tabloya gelindi ki, elde çok yüksek kapasite var ama kârlı değil. İşte en büyük problem bu.
Bu problemi her seferinde yaşamamak için Türkiye’nin toplam faktör verimliliğini artıracak olan projeler üzerinde kümelenmesi lazım. Bu da 5 yıllık bir planla olur. Ancak bu şekilde Türkiye rekabetçi bir yapıya gelebilir.”
MÜŞTERİSİ AÇ İKEN BANKA TOK YATAMAZ
Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, sağlıklı kredi kullandırılmaması halinde finans kesiminin de olumsuz tablodan nasibini alacağını belirterek sözlerine şöyle devam etti:
“Hepimiz için düzlüğe çıkmanın tek koşulu, hatayı yaptığımız ilk noktaya geri dönmek. O yer de, kabul edilebilir bir enflasyon, hane halkının, çalışanın, ücretlinin enflasyona ezdirilmediği, o düzeydeki ücret artışının sanayiciyi yormayacak noktaya gelmesi.
Sen fiyatını artıramayan ihracatçıyı, üreticiyi her sene yüzde 50 yüzde 70 ücret artışıyla yüz yüze getirirsen bu insan batar. O yüzden tekrar yüzde 10’lu seviyelere getirmemiz lazım ki bu kişiler rekabet gücünü koruyabilsin.
Reel sektörde sorun varken, ülkede kârlılık düşerken bankaların kârlılığının artması bence sorun olurdu. Eğer siz içinde bulunduğunuz bu koşullardan aynı şekilde etkilenmiyorsanız zaten yanlış bir şeyler yapıyorsunuz demektir.
Müşteriyle her zaman yüz yüze bakan bir kurum olarak müşterimiz açken biz tok yatan konumda olmak istemeyiz. Bizim de bu dönemde sıkıntı yaşamamız kadar doğal bir şey yok.”
Yumaklı, “Yakala kısırlaştır sal modeli kanun içine konulmuş. Bu modelin uygulanabilirliği istenilen düzeyde olmamış. Hayvanların sahiplendirilmesi için yoğun kampanya yapılsın. Köpekler önce sokaktan çekilip sonra rehabilite edilecek.” dedi.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Yumaklı, AA Editör Masası toplantısında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Bakan Yumaklı, açıklamasında şunları kaydetti;
(Başıboş sokak köpekleri düzenlemesi) Bu alanda 2004 ve 2021’de düzenlemeler yapılmış. Bu düzenlemelerin temel sebebi o dönemlerde ortaya çıkan sorunları çözmek amacıyla. Temel olarak da şunu söyleyebiliriz. Evcil hayvanların mal statüsünden can statüsüne taşınması, dönüştürülmesi bu düzenlemeler sayesinde olmuş. 2021 yılındaki düzenlemenin temel gerekçesi o dönemde hayvanlara yapılan işkenceler çok gündemdeydi. O süreçte o sorunu çözmek üzere buradaki düzenlemeler gerçekleştirilmiş.

Bu düzenlemeleri yaparken yakala, kısırlaştır, sal modeli kanuni düzenlemenin içerisine konulmuş. Tabii geçen süreç içerisinde bu modelin uygulanabilirliği maalesef istenilen düzeyde olmamış ve popülasyon kontrol altına alınamamış. Herkesin artık kabul ettiği diye baştan söylediğim husus şu. Artık herkes kabul ediyor ki, bu popülasyonun artması sebebiyle artık sosyal hayatın farklı şekillerde ve olumsuz bir biçimde etkilenmesi söz konusu.

Hepimizin çok yakından gördüğü, bildiği ve özellikle bizleri derinden yaralayan birçok olaya da şahit olduk. Biz bu sorunu çözmek için bakanlık olarak bizim koordinasyonumuzda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı hep birlikte bir çaba başlattık. Bazı bakanlıklar dönem dönem girdiler bu çalışmanın içerisine. Ve bu teknik konuları çalıştık. Daha sonra AK Parti Grubu bizim teknik çalışmamızı ve toplumun diğer kesimlerini dinledi ve bu yasal düzenleme konusunu meclisin gündemine getirdi.
“4 MİLYON CİVARINDA BAŞIBOŞ KÖPEK OLDUĞUNU TAHMİN EDİYORUZ”
Burada şu hususun özellikle altını çizmek istiyorum. Sorun, bu hayvanların sahipsiz olma sorunudur. Sahipsizlik, sorumsuzluğu getirmektedir. Yani dolayısıyla buradaki temel bakış açımız ilk başlangıçta toplumsal hayatı etkileyen hususların elimine edilmesi ve sahiplendirme, daha sonra da popülasyonun kontrol altına alınması için kısırlaştırma, rehabilitasyon ve diğer hususlardı. Yaklaşık 4 milyon civarında bir hayvan olduğunu, başıboş köpek olduğunu tahmin ediyoruz. Neden bunu bu şekilde söylüyorum? Çünkü sürekli yer değiştiren, tam sayamadığımız, hiçbir yerel yönetimin bize net rakam veremediği bir ortamda elimizdeki verilerden hareketle bunu tahmin ettik.
“BUGÜNLERİ MUMLA ARAR HALE GELEBİLİRİZ”
Bu köpeklerin yılda bir, iki kez yavrulayabiliyor olması, her batında 6-8 hayvan, yavru meydana gelmiş olması. Bunlardan bir bölümü elbette yaşamına devam edemiyor ama, ben buradaki artış hızını herkesin kendi hesaplamasına bırakayım. Belli bir rakam söylemeye gerek yok burada. 4 milyonun üzerine eğer kontrol altına alınmazsa, bu artış hızıyla, senede iki kez doğum, her batında 6-8 yavru nereye gideceğini ben herkesin kendi hesaplamasına bırakmak istiyorum. Hiçbir şeye dokunmazsak, bu şekilde devam edilirse, karşılaşacağımız o kadar çok problem olacak ki zaten bugünü herhalde, mumla arar hale gelebiliriz.
“DÜZENLEMEYE UYMAYAN BELEDİYELER İÇİN HAPİS CEZASI ÖNGÖRÜLÜYOR”
Bu hayvanların sokaklarda başıboş olmasının, sahipsiz ve sorumsuz bir şekilde, sorumlusu olmayan bir şekilde yaşamına devam etmesinin getireceği, bugün itibarıyla getirdiği ve ileride getireceği sorunları herhalde herkes kabul ediyor artık. Bunun çözümü, sokaklardan bu hayvanların, evvela evvel emirde çekilmesidir. Bu konuda sorumluluğu olan tüm kurumlar, vazifelerini yerine getirecek, bu kadar basit. Yerel yönetimler, belediyeler. Ben sokaklardaki köpeklere dokunmayacağım. Onları toplayacağım şeklinde bir yaklaşım içinde olabilirler mi bu kanun çıktıktan sonra ve yaptırımı ne olacak? Olamazlar çünkü bu konuda kanun görevlerini yerine getirmeyen zaten kamu görevlileri için hali hazırda mevcut da yasal düzenlemeler de var. Ama burada tekrar belirtiliyor bu. 6 aydan 2 yıla kadar bu görevlerini yerine getirmeyenlere hapis cezası öngörülüyor.
Şunu bir kez daha söyleyelim; Sorun sokaklarda sahipsiz, başıboş köpeklerin olması sorunudur. Toplumsal hayatı etkilemektedir. Bunun çözümü sokaklardan, toplumsal hayattan bu hayvanların çekilmesidir. Ondan sonraki süreçte bunların rehabilite edilmesi, kısırlaştırılması, sahiplendirilmesi, sahiplendirilmeyenlerin de, barınaklarda, bakım evlerinde bakılmasıdır. Özellikle gündeme, maalesef hepsinin toplu bir imhası diye vurgulanan konu da söylendiği gibi değil. Burada, saldırgan artık işte o tariflendi, yasada da tariflenmiş vaziyette. Önce hali hazırda mevcut veteriner kanununa da atıf yapılıyor. Orada hangi hayvanların, hangi şartlarda, nasıl ötenazi yapılabileceğine dair de zaten kriterler belli. Bu vardı zaten. Bu yerine getirilmiyordu. Tekraren bu kanunda ona atıf yaparak, sorumluların, ilgililerin, bu vazifelerini yerine getirmeleri sağlanıyor.
]]>14 maddelik yasa teklifi ile tüketicinin ekonomik çıkarlarının korunması ve zarara uğramasının engellenmesi hedefleniyor.
YANILTICI REKLAMA CEZALAR ARTIYOR
Reklam ve haksız ticari uygulamalar hakkında maktu olarak belirlenmiş olan idari para cezalarının yetersiz kalması nedeniyle, caydırıcılığın artırılarak tüketicilerin etkin şekilde korunabilmesi amacıyla düzenleme yapıldı.
Teklifle, aldatıcı reklam ve ticari faaliyette bulunanlara uygulanan idari para cezaları 10 kat arttırılacak. Yerel platformda yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında haksız ticari uygulamanın “3 aya kadar tedbiren durdurulması” veya “tedbiren durdurulması yaptırımı” veya “60 bin Türk Lirasından 600 bin Türk Lirasına kadar idari para cezası” uygulanacak.
İdari para cezası, aykırılık ülke genelinde gerçekleşmiş ise 600 bin Türk Lirasından 6 milyon Türk Lirasına kadar uygulanacak.
Denetimlerde yetkili ve görevli kişi veya kuruluşlara her türlü bilgi ve belgenin doğru olarak gösterilmemesi durumunda 7 gün içinde bilgi ve belgelerin doğru olarak verilmesi veya yerinde inceleme imkanının sağlanması ihtar edilecek. İhtara rağmen aykırılığın devamı halinde 80 bin Türk Lirasından az olmamak üzere aykırılığın gerçekleştiği tarihten bir önceki mali yıl sonunda oluşan yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde biri oranında idari para cezası verilecek.
Gayrisafi gelirin bildirilmediği veya yanlış bildirildiği durumlarda ön ödemeli konut satışlarında 6 milyon Türk Lirası, diğer satışlarda 1 milyon Türk Lirası idari para cezası uygulanacak.
“DOĞRUDAN SATIŞ” YÖNTEMİ KANUNLAŞACAK
Teklifle, şimdiye kadar yönetmelikle, uygulanan “doğrudan satış” yöntemi de kanunlaşacak. Buna göre, doğrudan satış şirketleri sermaye şirketi olarak kurulamayacak. Böylece saadet zinciri olarak nitelendirilen ve yasal olmayan satışların yaratacağı mağduriyetin önüne geçilecek.
KONUT KREDİSİNE ONLİNE İŞLEM
Teklifle son olarak, Bankacılık Kanunu’nda da değişikliğe gidilecek. Düzenlemeyle, tüketicinin banka şubesine gitmeden, konut ve tüketici gibi kredi imkanlarına ulaşımı ve hesap kapatabilmesi, bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilebilecek.
ELEKTRONİK TİCARETE DÜZENLEME
Teklifte, işletmelerin ürünlerini yurt dışı pazarlara ulaştırmalarını kolaylaştıran elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların sınır ötesi elektronik ticaret faaliyetlerinin yanı sıra yüksek teknoloji yatırımlarının teşvik edilmesi amacıyla pazar yerleri üzerinden yurt dışına yapılan satışlar ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından teşvik belgesi alınarak gerçekleştirilen yatırım harcamalarının toplamının iki katının lisans ücretinin hesaplanmasına esas teşkil eden net işlem hacminden indirilmesine yönelik düzenleme yapıldı.
Adil rekabet ortamının ve sektörün çok oyunculu yapısının korunması amacıyla yapılan düzenlemeyle tanınan indirim imkanından yararlanılabilmesi için elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının net işlem hacminin, kanun kapsamında yer alan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimlerinin toplamını ifade eden ve Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi (ETBİS) verileri kullanılarak Bakanlıkça hesaplanan elektronik ticaret hacminin yüzde 20’sini aşmaması şartı getirildi.
2024 yılına ilişkin lisans ücretinin hesaplanmasında uygulanmak üzere, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının pazar yerleri üzerinden yurt dışına yapılan satışlar ile yatırım teşvik belgesi alınarak gerçekleştirilen yatırım harcamalarının toplamının 4 katının, 2025 yılına ilişkin lisans ücretinin hesaplanmasında ise söz konusu satış ve harcamaların 3 katının net işlem hacminden indirilmesine ilişkin düzenleme de teklifte yer aldı.
TENMAK’IN GELİRLERİNE DÜZENLEME
Teklifle, Anayasa Mahkemesinin, Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumunun (TENMAK) kuruluşuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin “Kurum gelirleri” başlıklı maddesinin iptal kararı dikkate alınarak, kurumun gelirlerine ilişkin düzenleme yapıldı.
TENMAK’ın gelirlerini, genel bütçeden yapılacak Hazine yardımları, kurum faaliyetlerinden elde edilecek gelirler, yayın gelirleri, kuruma ait taşınır veya taşınmaz malların gelirleri, işletme ve şirketler ile diğer birimlerden aktarılan gelirler, radyoaktif atık yönetimi için kuruma ödenen bedeller, fikri ve sınai mülkiyet haklarından elde edilen gelirler, kuruma yapılacak her türlü yardımlar, bağışlar ve vasiyetler oluşturacak.
Kurum, görev alanı ile ilgili konularda insan kaynağı yetiştirilmesi ve geliştirilmesini sağlamak amacıyla Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen üst limitler dahilinde, diğer mevzuatta yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın kurum tarafından çıkarılan yönetmeliğe göre ödül ve burslar verebilecek.
]]>Anadolu Ajansı’nda Editör Masası programına konuk olan Bakan Yumaklı, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
Bu alanda 2004 ve 2021’de düzenlemeler yapılmış. Temel sebebi o dönemlerdeki sorunları çözmek amacı ile yapılmış. Evcil hayvanların mal statüsünden can statüsüne dönüştürülmesi bu düzenlemeler ile olmuş. 2021’deki düzenlemenin temel gerekçesi işkenceleri çözmek için bu gerçekleşmiş. Yakala kısırlaştır sal modeli kanun içine konulmuş. Bu modelin uygulanabilirliği istenilen düzeyde olmamış. Herkesin kabul ettiği şu; bu popülasyonun artması ile sosyal hayatın farklı şekillerde etkilenmesi söz konusu. Hepimizin yakından gördüğü, bildiği, bizleri derinden yaralayan olaylara şahit olduk. Diğer bakanlıklarla çalışma başlattık. Daha sonra AK Parti grubu teknik çalışmamızı dinledi ve bu yasal düzenleme konusu meclis gündemine getirildi.
“4 MİLYON SAHİPSİZ HAYVAN VAR”
Sorun; bu hayvanların sahipsiz olma sorunudur. Toplumsal hayatı etkileyen olumsuzlukların elimine edilmesi ve kısırlaştırılacak. Hiçbir yerel yönetimin bize rakam veremediği ortamlarda bunu tahmin ettik. 4 milyonun üzerinde artış kontrol altına alınmazsa bunun nereye gideceğini herkes hesaplamalı. Bu şekilde devam edilirse çok problem olacak. Bu günü mumla arayabiliriz.
UYUTMA TARTIŞMALARI
Bu yasanın bir katliam yasası olarak söyleniyor olması anlam veremediğimiz bir husus. Bunu hazırlarken sorunu çözmeye odaklandık. Bu yasa geçtikten sonra sokaklarda hayvan görmeyeceğiz. Hayvanların sahiplendirilmesi için yoğun kampanya yapılsın.
“GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEYENE HAPİS CEZASI VAR”
Bu konuda sorumluluğu olan tüm kurumlar görevini yerine getirecek. Kanunda görevini yerine getirmeyenler için hapis cezası var.
ÖTANAZİ İFADESİ
Ötanazi kelimesini kullandığınızda sokaklardan tüm hayvanlar toplanıp öldürülecek gibi olmayan bir şeyi sürekli tekrar ettiler. Bu doğru değil. Ne öneri ne de çalışma oldu. Köpekler önce sokaktan çekilip sonra rehabilite edilecek. Bakım evlerine götürülerek, bunların sahiplendirilmesinin sağlanması ve sahiplendirilmeyenlerin bakım evlerinde tutulması söz konusu. Hayati tehlike arz edenler, hastalık taşıyanlar olabilir. Bu veteriner hizmetler kanununda böyle durumla karşılaşılırsa veteriner onayı ile bu hayvanlara ötanazi uygulanabilir. Kanuna bu şekilde yazılmıştı ve speküle edildi. Yanlış anlamaya mahal vermemek için vekillerimiz yeniden öneri vererek bunun değişmesini sağladı.
Bu konunun bu kadar ajite edilmesindeki amaç bu hayvanların tekrar sokaklara bırakılması.
EVLADINI KAYBEDEN ANNEYE MUHALİF VEKİLİN TEPKİSİ
Buna bir bakan olarak değil bir baba olarak bakıyorum. Hangimiz bir başkasının acısı üzerinden kendi ideoloji durumu için gayret sarf eder? Bunun ne insani tarafı ne de inanç tarafı var. Bir tarafta vatandaşın sorununu çözmek için gayret sarf ederken, insanların acısını dindirmeye çalışırken kendimizi bundan zarar görmüş insanların yerine koyalım. Hiçbir kelime buradaki hususun garipliğini tarif edemez. Bizim insanımız ne ara bu hale geldi, şaşırmamak elde değil. Ne olur, ne elde edeceğiz de o insanların acısını yok sayıp hakarete varan kelimeler kullanıyoruz. Bu kadar ileri gidilmesinin nedeni ideolojik. Hükümetin bu çabalarını tersine çevirmek için ne gerekiyorsa yapmanın sonucu. Köpekleri toplamayın, katliam yasası çıkmasın… İyi de sorun zaten o. Başka beyanatlar verenler de var. Hükümetimiz bu konuda kararlı. Meclis’imiz gereğini yapıyor. İnsanımızı mağdur eden bu husus çözülecek.
]]>Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği (TSPB), 2024 yılı Haziran ayı “Finansal Piyasa Özet Verileri”ni açıkladı.
TSPB’nin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) kaynaklarından derleyerek hazırladığı “Finansal Piyasa Özet Verileri”ne göre, 2023 yılı sonunda 2 trilyon 600 milyar lira olan yerli yatırımcıların pay senedi varlıkları, bu yılın ilk yarısında yüzde 42,3 artarak Haziran 2024 itibarıyla 3 trilyon 699 milyar liraya ulaştı.
Yerli yatırımcıların pay senedi varlıklarındaki artış yıllık bazda ise yüzde 91,1 oranında gerçekleşti. TSPB verileri, pay senetlerinin sunduğu getiri ile gerek yıllık gerekse bu yılın ilk yarısında yerli yatırımcılara enflasyonun üzerinde bir getiri sunduğunu ortaya koydu.
2024 yılı Haziran sonu itibarıyla 3 trilyon 699 milyar lira olan yerli yatırımcıların pay senedi varlıklarının, 1 trilyon 762 milyar lirası kurumsal yatırımcılar ve tüzel kişilere, 1 trilyon 937 milyar lirası ise bireysel yatırımcılara ait.
TSPB tarafından açıklanan verilere göre, 2023 yılı sonunda 22 trilyon 608 milyar lira olan yerli yatırımcıların finansal varlıkları, 6 ayda yüzde 15,4 büyüyerek, bu yıl haziran ayı sonu itibarıyla 26 trilyon 9 milyar liraya yükseldi. Yerli yatırımcıların finansal varlıkları 2023 Haziran-2024 Haziran dönemini kapsayan bir yılda ise yüzde 45,2 arttı.
Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği Finansal Piyasa Özet verilerine göre, bu yılın ilk yarısında yerli yatırımcıların finansal varlıklarında en yüksek büyüme pay senedinin ardından özel eurobond varlıklarında yaşandı. Bu yılın ilk yarısında yerli yatırımcıların özel eurobond varlıkları yüzde 38,3 artarak 604,5 milyar liraya, kamu eurobond varlıkları ise yüzde 11,9 artarak 1 trilyon 645 milyar liraya çıktı.
Yerli yatırımcıların TL mevduatları yıllık bazda yüzde 54, son altı ayda ise yüzde 15 artarak 2024 Haziran ayı sonunda 9 trilyon 772 milyar liraya çıktı. Yerli yatırımcıların döviz mevduatları ise yıllık bazda yüzde 23,2, bu yılın ilk yarısında ise yüzde 3,4 artarak haziran ayı sonunda 5 trilyon 356 milyar lira oldu.
TSPB verileri, yerli yatırımcıların pay senedi ve özel eurobond varlıklarının dışındaki varlıklarındaki artışın enflasyonun altında kaldığını ortaya koydu.
YABANCI YATIRIMCILARIN FİNANSAL VARLIKLARI BİR YILDA YÜZDE 135,2 YÜKSELDİ
TSPB tarafından açıklanan 2024 yılı Haziran ayı Finansal Piyasa Özet Verileri’ne göre, 2023 yılı sonunda 2 trilyon 574 milyar lira olan yurt dışı yerleşiklerin (yabancı yatırımcı) finansal varlıkları da bu yılın ilk yarısında yüzde 44,9 artarak haziran ayı sonu itibarıyla 3 trilyon 730 milyar liraya çıktı.
Yabancı yatırımcıların finansal varlıkları 2023 Haziran-2024 Haziran dönemini kapsayan bir yılda ise yüzde 135,2 arttı.
TSPB verileri, bu yılın ilk yarısında yabancı yatırımcıların döviz tevdiat hesabı haricindeki tüm varlıklarındaki büyümenin enflasyonun üzerinde olduğunu ortaya koydu. Yabancı yatırımcıların TL mevduat varlıkları altı ayda yüzde 44,9 artarak 419 milyar liraya, döviz tevdiat hesabı varlıkları ise aynı dönemde yüzde 3,8 artarak 649 milyar liraya çıktı.
TSPB verileri, yabancı yatırımcıların son yıllarda gerileyen pay senedi varlıklarında geçen yıl gerçekleşen seçimlerin ardından hükümetin uyguladığı para politikalarının da etkisiyle yaşanan ivmenin bu yılın ilk yarısında da artarak devam ettiğini ortaya koydu.
TSPB Özet Verilere göre, 2023 yılı sonunda 1 trilyon 557 milyar lira olan yabancı yatırımcıların pay senedi varlıkları, altı ayda yüzde 46 artarak bu yıl haziran ayı sonu itibarıyla 2 trilyon 274 milyar liraya yükseldi.
Yabancı yatırımcıların pay senedi varlıklarındaki artış yıllık bazda ise yüzde 190,2 oranında gerçekleşti.
Geçen yıl sonunda 77,5 milyar lira olan yabancı yatırımcıların devlet iç borçlanma senedi varlıkları, altı ayda yüzde 344,8 artarak Haziran 2024 sonu itibarıyla yaklaşık 345 milyar liraya, özel sektör borçlanma aracı varlıkları ise aynı dönemde yüzde 688 rekor artışla 13,3 milyar liraya çıktı.
Öte yandan TSPB tarafından yayımlanan Türkiye Sermaye Piyasası Genel Görünümü Temmuz 2024 Raporu, şirketlerin halka arza olan ilgisinin artarak sürdüğünü ortaya koydu.
TSPB’nin Borsa İstanbul’dan derlediği verilere göre, 2021 yılında 52, 2022 yılında 40, 2023 yılında ise 54 şirketin halka arzı gerçekleşti. Verilere göre, bu yılın ilk altı ayında ise 22 şirketin halka arzı gerçekleşti. Söz konusu 22 şirket, halka arzlarla sermaye piyasalarından toplam 46,6 milyar lira kaynak sağladı.
TSPB verileri, 2021’den bu yılın Haziran sonuna kadar olan 3,5 yıllık dönemde 168 şirketin, gerçekleştirdiği halka arzlarla sermaye piyasalarından toplamda 166,8 milyar TL’lik kaynak sağladığını ortaya koydu.
]]>ABD’li teknoloji şirketlerinden Alphabet’in geliri, bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 14 ve net karı yüzde 28,6 artış kaydederek beklentileri aşsa da şirketin yapay zeka konusunda henüz istenilen ilerlemeyi gerçekleştirememesi yatırımcıları tedirgin ediyor.
ABD’li elektrikli otomobil üreticisi Tesla’nın net karı ise bu yılın ikinci çeyreğinde 2023’ün aynı dönemine kıyasla yüzde 45 düştü. Şirketin Robotaxi tanıtımını da ertelemesinin ardından vadeli işlem piyasalarındaki pay vadeli kontratları yaklaşık yüzde 7 geriledi.
Söz konusu gelişmelerle ABD’de vadeli endeks kontratları güne yüzde 1’e yakın düşüşle başlarken, bugün Qualcomm ve IBM gibi şirketlerin finansal sonuçları yatırımcıların odağında olacak.
Analistler, siyasi taraftaki gelişmelerin de yatırımcılar tarafından yakından takip edildiğini belirterek, buradan gelecek olası haber akışının varlık fiyatlarında oynaklığı artırabileceğini dile getirdi.
Tahvil piyasaları ise dar banttaki hareketini sürdürürken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, şu sıralarda yüzde 4,24 ve dolar endeksi 104,4 seviyesinde bulunuyor.
Altının ons fiyatı önceki kapanışın yüzde 0,2 üzerinde 2 bin 415 dolardan, Brent petrolün varil fiyatı ise yüzde 0,5 azalışla 80,3 dolardan işlem görüyor.
Elektrikli araçlarda yeni teknolojilerle birlikte daha az bakır kullanılabileceğine ilişkin haber akışının ardından düşüş eğilimini üst üste 8. güne taşıyan bakırın libresi de önceki kapanışın yüzde 0,7 altında 4,14 dolardan alıcı buluyor.
New York Borsası’nda dün Nasdaq endeksi yüzde 0,06, S&P 500 endeksi yüzde 0,16 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,14 geriledi. ABD’de endeks vadeli kontratlar yeni güne ise yüzde 1’e yakın düşüşle başladı.
Avrupa borsalarında dün karışık bir seyir izlenirken, bugün bölge genelinde açıklanacak imalat sanayi ve hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri yakından takip edilecek.
Analistler, bölge genelinde ekonomiye ilişkin endişelerin devam ettiğini belirterek, PMI verilerinin ekonomik aktiviteye yönelik vereceği sinyallerin varlık fiyatları üzerinde etkili olabileceğini söyledi.
Dün İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,38 ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,31 gerilerken, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,82 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,07 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise düşüşle başladı.
Asya pay piyasalarında yeni günde satış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, özellikle Tesla’nın üretim sürecinde yer alan şirketlerin dün açıklanan bilançonun ardından düşüş eğiliminde hareket ettiği görülüyor.
Öte yandan, bugün Japonya’da açıklanan makroekonomik verilere göre, ülkede imalat sanayi PMI 49,2’ye inerken, hizmet sektörü PMI 53,9’a ve bileşik PMI da 52,6’ya çıktı.
Analistler, Japonya’da ekonomik aktivitenin güçlü kaldığına ilişkin işaretlerin enflasyonu destekleyebileceğine ve Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) faiz artırımı konusunda elini rahatlatabileceğine işaret ettiğini, bu durumun dolar/yen paritesinde düşüş eğiliminin üst üste 3. işlem gününe taşınmasında etkili olduğunu vurguladı.
Parite, yeni günde yüzde 0,6 azalışla 154,7 seviyesinde bulunurken, analistler, BoJ’un sürpriz faiz artırımı ihtimalinin masada olduğu konusunda piyasalarda fikir birliği olduğunu ifade etti.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,1, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,7, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,3 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,8 geriledi.
Yurt içinde satış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,74 azalışla 11.089,53 puandan tamamladı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), dün politika faizini yüzde 50 seviyesinde sabit tutarken, politika metninde “enflasyonla mücadele konusunda kararlı olunduğu” mesajı verildi.
Dolar/TL, dün satış ağırlıklı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,2 altında 32,8577’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,8580 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde finansal hizmetler güven endeksi, yurt dışında ise dünya genelinde imalat sanayi ve hizmet sektörü PMI verileri ile ABD’de yeni konut satışlarının takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 11.000 ve 10.900 puanın destek, 11.150 ve 11.250 seviyelerinin direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, temmuz ayı finansal hizmetler güven endeksi
10.30 Almanya, temmuz ayı imalat sanayi/hizmet sektörü/bileşik PMI
11.00 Avro Bölgesi, temmuz ayı imalat sanayi/hizmet sektörü/bileşik PMI
11.30 İngiltere, temmuz ayı imalat sanayi/hizmet sektörü/bileşik PMI
15.30 ABD, haziran ayı toptan eşya stokları
16.45 ABD, temmuz ayı imalat sanayi/hizmet sektörü/bileşik PMI
17.00 ABD, haziran ayı yeni konut satışları
BU SÜRECE NASIL GELİNDİ?
FARC, 1964 yılında Marksist-Leninist bir ideoloji doğrultusunda kuruldu ve Kolombiya’nın kırsal alanlarında gerilla mücadelesi verdi. 2016 yılında Kolombiya hükümeti ile FARC arasında tarihi bir barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşma, FARC’ın silah bırakmasını ve siyasi bir parti olarak faaliyet göstermesini öngörüyordu. Ancak, anlaşmanın ardından FARC içerisindeki bazı fraksiyonlar silah bırakmayı reddetti ve mücadeleye devam etti.
FARC’ın en büyük fraksiyonu olan Estado Mayor Central, barış anlaşmasını ihanet olarak nitelendirmiş ve silahlı mücadeleyi sürdürme kararı almıştır. Bu grup, uyuşturucu ticareti ve yasadışı altın madenciliği gibi faaliyetlerle kendini finanse etmekte ve Kolombiya’nın kırsal bölgelerinde etkinlik göstermektedir. Kolombiya hükümeti, Estado Mayor Central’ın barış sürecini tehdit ettiğini ve güvenlik risklerini artırdığını öne sürerek, ateşkesi sona erdirme kararı aldı. Hükümet, bu fraksiyona karşı kararlı bir duruş sergilemekte ve askeri operasyonlarla bu tehdidi bertaraf etmeye çalışmaktadır.
GELECEKTE NELER OLACAK?
Ateşkesin sona erdirilmesi, Kolombiya için ciddi güvenlik riskleri doğuruyor. Estado Mayor Central’ın yeniden silahlı mücadeleye dönmesi, ülkenin bazı bölgelerinde şiddet olaylarının artmasına yol açabilir. Bu durum, Kolombiya’daki güvenlik ve istikrarı olumsuz etkileyecek ve barış sürecine olan güveni sarsacaktır.
Kolombiya hükümetinin askeri operasyonları artırması, kısa vadede Estado Mayor Central’ı zayıflatabilir. Ancak, bu operasyonların uzun vadede kalıcı bir çözüm getirmesi zor görünüyor. Estado Mayor Central, köklü bir örgüt yapısı ve geniş bir destek ağına sahip. Bu nedenle, askeri operasyonların yanı sıra siyasi ve sosyal çözümler de üretilmelidir.
KALICI BARIŞ İÇİN NE YAPILMALI?
Kolombiya’da kalıcı bir barışın sağlanması için, hükümetin ve FARC’ın yeniden masaya oturması gerekmektedir. Müzakerelerin yeniden başlaması, her iki taraf için de güven artırıcı adımlar atılmasıyla mümkün olabilir. Hükümetin özellikle kırsal kesimlerde yaşayan halkın yaşam koşullarının iyileştirilmesi, sağlık, eğitim ve altyapı hizmetlerinin artırılması gerekmektedir. Aynı zamanda, FARC’ın da silah bırakma konusunda kararlı olması ve barış sürecine tam anlamıyla sadık kalması gerekmektedir.
Uluslararası toplumun da Kolombiya’daki barış sürecine destek vermesi önemlidir. Birçok ülke ve uluslararası örgüt, Kolombiya’da barışın sağlanması için çaba göstermektedir. Bu çabaların artırılması ve Kolombiya hükümeti ile Estado Mayor Central arasında yeniden müzakerelerin başlaması için baskı yapılması gerekmektedir. Uluslararası toplumun sağlayacağı maddi ve manevi destek, barış sürecinin başarılı olmasında kritik bir rol oynayacaktır.
Kolombiya’da barışın sağlanması, sadece ülke için değil, aynı zamanda bölge ve dünya için de büyük bir kazanım olacaktır. Bu zorlu süreçte, tüm tarafların barışa olan inançlarını koruması ve yapıcı adımlar atması gerekmektedir. Kolombiya halkı, yıllardır süren çatışmalardan sonra hak ettiği barış ve huzura ancak bu şekilde kavuşabilir.
Son olarak, Kolombiya’da barış sürecinin başarıya ulaşması, diğer çatışma bölgelerine de örnek teşkil edebilir. Bu nedenle, Kolombiya’da barışın sağlanması, sadece yerel değil, küresel bir öneme sahiptir. Kolombiya hükümeti, FARC ve uluslararası toplum, birlikte hareket ederek bu zorlu süreci başarıya ulaştırabilir ve Kolombiya’yı barışa kavuşturabilir.
]]>
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un himayelerinde, İstanbul Üniversitesi (İÜ) ve Cihannüma Dayanışma ve İşbirliği Derneği tarafından İÜ Rektörlük binasında, “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. Yılında Uluslararası Kıbrıs Sempozyumu” düzenlendi.
Sempozyumda konuşan Tatar, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılında Türkiye’de olmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi.
Tatar, Kıbrıs Türkü’nün tek yürek halinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yaşatılması, güçlendirilmesi için birlikte mücadeleyi sürdürmek zorunda olduğunu belirterek, “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yıl dönümünü kutlarken, Doğu Akdeniz’de her türlü tahakküme, her türlü saldırıya rağmen Türk Devleti’nin varlığıyla büyük bir başarıya imza attığımızı beyan etmek istiyorum.” diye konuştu.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni güçlendirmek, ekonomik, sosyal ve kültürel mirasını devam ettirmek için büyük bir çaba içerisinde olduklarını dile getiren Tatar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Uluslararası toplum insan hakları ihlaliyle bize diz çökertmeye çalışıyor. Bu çağda seyahat, ticaret ve sporda bile ambargo uygulanması onların ne kadar samimiyetten uzak olduğunu gösteriyor. Kıbrıs Türkü’nü umutsuzluğa, federasyona sürüklemek istiyorlar. Federasyonun tehlikelerinin farkındayız. Federasyonun ön şartı ‘Sıfır asker, sıfır garantidir.’ Bu nedir? Türkiye Cumhuriyeti olmadığı için garantörlük hakkı ortadan kalkacak, Kıbrıs Türkü kendini Avrupa’nın kucağında bulacak. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin sağlanması için Türkiye’nin tam desteğiyle çalışıyoruz.”
Tatar, 1974 Barış Harekatı’nın çok başarılı bir harekat olduğunu; bu harekat sonrası Türkiye’nin çok büyük ambargolarla karşı karşıya kaldığını kaydetti.
“Kıbrıs meselesi Türkiyesiz çözülemez”
Ersin Tatar, 18 Temmuz’da, “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. Yıl Dönümü” başlıklı başkanlık tezkeresinin TBMM’de ittifakla kabul edilmesinden büyük mutluluk duyduğunu vurgulayarak, “Bu tezkere bizim için çok önemli ve kıymetliydi çünkü bir kez daha Türkiye iki devletli siyaseti nasıl desteklediğini ittifakla, oy birliğiyle belli etti. İlk tezkere 1974 Barış Harekatı dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin adaya çıkmasını temin eden bir tezkeredir. 50 yıl sonra, 18 Temmuz 2024’de Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçen tezkerede barış harekatına atıfta bulunuluyor.” dedi.
Türklerin Kıbrıs’taki varlığının 500. senesini kutlayacağı süreçte bu durumun kimse tarafından sorgulanamayacağının altını çizen Tatar, sözlerini şöyle tamamladı:
“Tarihi mücadelelerle dolu mücahit halkın elbette kendi devletini kurması en doğal hakkıdır. Biz de bunu yaptık. Bizim kurumsal ve konjonktürel varlığımız her zaman olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti ile bu yolu yürümemizden geçer. Kıbrıs meselesi Rauf Denktaş’ın söylediği gibi Türkiyesiz çözülemez. Türkiye, her zaman ana vatan olarak orada olacaktır ve bu süreci birlikte yöneteceğiz. Ben, Türkiye ve Ankara ile istişare etmeden bu konuda adım atmam ve bu benim en büyük hakkımdır çünkü bölgenin en büyük ülkesi Türkiye’dir. Bu ada Türkiye’nin burnunun dibindedir ve Türkiye garantör ülkedir.”
İngiltere’de düzenlenen ve havacılık, savunma ve uzay sanayisinin dünyadaki en prestijli etkinliklerinden olan Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı kapsamında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Mehmet Demiroğlu, TUSAŞ’ın, alanındaki her türlü platformu tasarlama, üretme, test etme ve uçurma kabiliyetine sahip olduğunu söyledi.

YENİ BİR KİLOMETRE TAŞI
Demiroğlu, Türkiye’nin ilk özgün helikopteri GÖKBEY’in ilk yurt dışı uçuş gösterisini yapmasının yeni bir kilometre taşı olduğunu dile getirerek, bu tür platformları uygun maliyetle, yüksek kalitede ve zamanında üretmeyi hedeflediklerini anlattı.

Gelecek aylarda KAAN’ın diğer prototiplerinde ise çok hızlı bir ilerleme görüleceğini ifade eden Demiroğlu, ikinci prototipinin gelecek yıl sonunda çıkacağını ve ilk uçuşunun 2025’in sonuna doğru yapılacağını bildirdi.

ÖNCELİKLENDİRME YAPILACAK
Demiroğlu, tedarik zincirinden kaynaklanan aksaklıkları düzeltmeye odaklandıklarını belirterek, Savunma Sanayii Başkanlığı ve diğer müşterilerinin ihtiyaçlarına yönelik bir önceliklendirme yapacaklarını kaydetti.
Demiroğlu, tedarik zincirlerini büyütmek ve üretim tabanlarını genişletmek üzerine çalıştıklarını söyledi.

TÜM ÜRÜNLERE BÜYÜK İLGİ
GÖKBEY’den KAAN’a ve diğer ürünlere kadar neredeyse tüm ürünler için yoğun ilgiye şahit olduklarını ifade eden Demiroğlu, “Kontratlar üzerinde çalışıyoruz. Bazı sözleşmelerimiz var, bazı çok ileri düzey görüşmelerimiz var. GÖKBEY için büyük bir ilgi görüyoruz. HÜRJET ve HÜRKUŞ’a çok iyi bir ilgi söz konusu. AKSUNGUR da çok iyi satıyor. Afrika, Orta Asya ve Uzak Doğu ülkeleriyle ihracata yönelik görüşmelerimiz var. Bu konuda haberler duyacaksınız. HÜRJET Avrupa’daki bir ülkeden ilgi görüyor. Çok yakın çalışıyoruz. HÜRJET, eylülde Mısır’a gidiyor” diye konuştu.

Demiroğlu, bu süreçlerin uzun iş geliştirme süreçleri olduğunu belirterek, yurt dışı müşterilerinin ilk olarak bu ürünlerin Türkiye içinde ilgi görüp görmediğine baktıklarını kaydetti.
GÖKBEY’LER AĞUSTOS AYINDA TESLİM EDİLECEK
Bu kapsamda HÜRJET ve HÜRKUŞ için Türk Hava Kuvvetleri ile sözleşme imzalandığını anımsatan Demiroğlu, “3 GÖKBEY helikopterini ağustosta Jandarma Genel Komutanlığı’na teslim edeceğiz. Planımız bu ve bu plana sadık kalıyoruz. GÖKBEY’in çok iyi bir iş çıkaracağı konusunda umutlu ve heyecanlıyız.” ifadelerini kullandı.
Demiroğlu, GÖKBEY’in iş geliştirme süreçlerinde satışları için ilk tekliflerinin yerli motorla olacağını ancak uluslararası müşterilere iki seçenek sunmayı planladıklarını dile getirdi.

“İLGİDEN MEMNUNUZ”
HÜRJET’in ise temelde eğitim için dizayn edildiğini ve dünyada bu tür uçaklarda büyük boşluk olduğunu aktaran Demiroğlu, “Bu ilgiyi görmekten memnuniyet duyuyoruz.” dedi.
Demiroğlu, 10 tonluk ağır klasman helikopterler üzerinde de çalışmalarını yoğunlaştırdıklarını sözlerine ekledi.
Bolat, şirketin gelecekteki operasyonel hedefleri ve kültürel projelerine ilişkin konuşmasında, THY’nin sanat ve kültürü dünyayla buluşturma misyonunu sürdürdüğünü ve Refik Anadol’la gerçekleştirdiği yeni projenin 4 farklı kıtadan insanları bir araya getirerek, onların duygularını dijital sanat eserine dönüştürdüğünü kaydetti.
Bolat, bu projenin, dünyaca ünlü Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarafından da akademik makale olarak değerlendirildiğine işaret etti.
Proje kapsamında Brezilya ormanlarından bir adam, Kenya’daki çay bahçelerinden bir kadın, Avustralya’da babası genç yaşta vefat eden bir kız çocuğu ve İzlandalı bir kamyon şoförü seçilerek, farklı yerlerdeki deneyimlerinin bir sanat eseri haline getirildiğini anlatan Bolat, bu 4 farklı karakterin hikayelerinin, THY’nin dünya genelinde kültürleri nasıl birleştirdiğinin göstergesi olarak anlatıldığını kaydetti.
GÖBEKLİTEPE’NİN 3 BİN YILLIK EKMEĞİ THY YOLCULARINA İKRAM EDİLECEK
Bolat, THY’nin kültür ve tarihi tanıtma misyonuna değinerek, Türkiye’nin 12 bin yıl önce Anadolu’da başlayan ilk medeniyetlerin izlerini taşıdığına işaret ederek, Göbeklitepe ve diğer tarihi alanların önemine dikkati çekti. Bolat, “Amacımız, ülkemizin kültürünü ve tarihini dünya genelinde tanıtmak ve kültürleri buluşturarak daha geniş kitlelere ulaştırmak.” şeklinde konuştu.
THY Yönetim Kurulu Başkanı Bolat, şirketin gelecek 10 yılda farklı alanlarda misyonlar üstleneceğine işaret ederek, “Dünya genelinde en çok yere uçan havayolu olma hedefinin yanı sıra kültürel tanıtım ve uluslararası işbirlikleriyle de ön planda olacağız.” dedi.
Başkan, Göbeklitepe’de 12 bin yıllık buğdayın evcilleştirildiğini ve ilk ekmeğin 3 bin yıl önce üretildiğini hatırlatarak, bu tarihi ekmeği yeniden ürettiklerini ve yolculara ikram edeceklerini dile getirdi. Bolat, Anadolu’nun tarihi ve kültürel zenginliklerini tanıtarak, THY yolcularına unutulmaz deneyim yaşatmak istediklerini kaydetti.
THY, BÜYÜME POTANSİYELİYLE DÜNYANIN İKİNCİ BÜYÜK HAVA YOLU OLMA YOLUNDA
Bolat, şirketin gelecekteki hedef ve stratejilerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak, gelecek 10 yıl içinde THY’nin filosunu 810 uçağa çıkarmayı planladıklarını ifade etti.
THY’nin son 20 yılda kaydettiği büyümeye dikkati çeken Bolat, “20 yıl önce THY, Avrupa Hava Yolları Birliği içerisinde onuncu sıradaydı. Bugün birinci sıradayız. Bu büyüklüğe ulaşırken Alitalya gibi bir zamanlar üstümüzde olan rakiplerimiz battı. THY ise istikrarlı şekilde büyümeye devam etti.” dedi.
Bolat, THY’nin büyüme potansiyelinin, ilerleyen yıllarda şirketi United Airlines’ın ardından dünyanın ikinci büyük hava yolu yapacağı değerlendirmesinde bulundu.
THY’nin gelecek 10 yıldaki stratejik planlarını içeren yeni bir kitabın da hazırlandığını belirten Bolat, “Bu kitapta, iştiraklerimizin büyümeye nasıl katkı sağlayacağını ve THY’nin gelecek on yıldaki ülke ekonomisine katkısını anlatıyoruz. Yeni edisyon yakında yayınlanacak.” diye konuştu.
Şirketin dijitalleşme konusundaki hedeflerine vurgu yapan Bolat, gelecek 10 yıl içinde dijital alanda dünyanın ilk üç büyük hava yolu arasında yer almayı planladıklarını belirtti.
Bolat, THY’nin son iki yılda teknoloji şirketleri aracılığıyla geliştirdiği uygulamalarına da dikkat çekerek, THY’nin web sitesi ve mobil sistemlerinin belirli bir olgunluğa ulaştığını ve bu alandaki çalışmaların hız kesmeden devam ettiğini kaydetti.
“THY, HAVACILIK SEKTÖRÜNDE ÖNEMLİ OYUNCU OLARAK KALMAYA DEVAM EDECEK”
Bolat, konuşmasında, havacılık sektörünün zorluklarına da atıfta bulunarak, son 20 yılda 81 hava yolu şirketinin iflas ettiğini fakat THY’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ve havacılıkla ilgili yaptığı atılımlarla bu zorlukların üstesinden gelmeye devam ettiğini kaydetti.
Bolat, THY’nin gelecekteki büyüme hedefleri ve stratejilerinin, şirketin havacılık sektöründe önemli oyuncu olarak kalacağına işaret ettiğini vurguladı.
Bolat, ayrıca, Türkiye’de uçak motorlarının bakımını yapacak merkezler kurarak, ülkeye stratejik ve ekonomik katkılar sağlamayı hedeflediklerinin altını çizdi.
İsrail’den gelen eleştirilerin ardından Adidas, Filistinlilerin hakları konusunda uzun süredir sesini yükselten Hadid’i ayakkabı reklamından çıkardı.
HADİD’E DESTEK ADİDAS’A BOYKOT
Daily Mail’in konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı haberine göre Hadid, hukuki süreçler için konuyu avukatlarına bildirirken marka ise reklam kampanyasının “neden olduğu herhangi bir üzüntü veya sıkıntı” için özür diledi.
Şirketin kararının ardından çok sayıda sosyal medya kullanıcısı Hadid’i savunarak Adidas’a tepki gösterdi.
Sosyal medya kullanıcısı bir kişi “Bella Hadid bir kahraman! Umarım Adidas boykottan zarar görür.” derken başka bir kullanıcı da “Üzgünüm çocuklar, Bella Hadid’e yaptıkları korkakça muamele yüzünden Adidas almıyorum.” ifadelerini kullandı.
Adidas’a yönelik tepkiler boykot çağrılarına evrilirken kullanıcılar, “Bella Hadid olayından sonra güle güle Adidas diyeceğiz. Soykırım suçlularını cesaretlendirenler, dürüstçe kazandığımız paradan hiç para almamalı. Araplar ve Filistin yanlısı boykot Starbucks ve McDonald’s’ta deprem oluyor… Adidas, adios!” paylaşımları yaptı.
Siyasi analist Sami Hamdi, boykotların, Gazze Şeridi’ne yönelik ölümcül saldırılarını sürdüren İsrail’i desteklediği düşünülen diğer şirketler üzerindeki etkisine dikkati çekti.
Hamdi, “McDonald’s, Starbucks, KFC ve diğer markalar, Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerdeki boykot hareketlerinin etkilerini şimdiden yaşamaya başladı ve bu markaların birçoğu birçok şubesini kapatmak zorunda kaldı. Adidas’ın da aynı şekilde boykot edilmesi yönünde çağrılar yapılmaya başlandı bile.” dedi.

TEL AVİV’DE BÜYÜYEN PANİK!
Hamdi, Tel Aviv’in, kamuoyunda kendisine yönelik gün geçtikçe artan olumsuz algı nedeniyle giderek daha fazla sıkıntı yaşadığına işaret etti.
“Tel Aviv’de, İsrail’in kamuoyu söylemi üzerindeki tekelini kaybettiğine dair artan bir panik var.” diyen Hamdi, İsrail’in müttefiklerinin giderek artan Filistin yanlısı kamuoyu baskısından rahatsızlık duymaya başladığını söyledi.
Hamdi, “Bu nedenle İsrail, kamuoyu belirlemede çok etkili olan Filistinli sesleri boğmak için umutsuz bir çabayla Filistin sempatisini uzaktan da olsa ima eden markalara saldırıyor. Bella Hadid’in önce işe alınması, sonra da işten çıkarılması, Almanya ve Adidas’ın, geçmişte yaşanan bir soykırımla ilgili vicdan azabını, bugün yaşanan soykırımı kınayan ve sesi giderek daha gür çıkan bir kamuoyuyla birlikte nasıl yönetecekleri konusundaki kafa karışıklığını ve belirsizliği yansıtıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
KARLAR RİSK ALTINDA
Adidas’ın 2023 yıllık raporu, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’nın, 8,2 milyar avroluk satışıyla şirketin toplam satışlarının yüzde 39’unu oluşturarak en büyük paya sahip olduğunu gösteriyor.
Asya-Pasifik bölgesinde satışlar aynı yıl 2,3 milyar avro (küresel satışların yüzde 11’i) olarak gerçekleşirken dünyanın bu 4 bölgesi Adidas’ın satışlarının yüzde 50’sine denk geliyor.
Bu bölgelerdeki önemli Müslüman nüfus göz önüne alındığında, Adidas’ın duruşunun 2024 satışlarını nasıl etkileyeceği konusunda soru işaretleri ortaya çıkarken İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ardından Starbucks ve McDonald’s gibi markaların yakın zamanda karşı karşıya kaldığı tepkiler akıllara geliyor.
Şubat ayında McDonald’s, çatışmanın 2023’ün son çeyreğinde, özellikle Orta Doğu’da ve Malezya ve Endonezya gibi Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerdeki satışlarını “önemli ölçüde etkilediğini” duyurmuştu.
Starbucks ise boykotlar nedeniyle Orta Doğu’da çalışan yaklaşık 2 bin kişiyi işten çıkardığını açıklamıştı.
Son dakika haberi… Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) faiz kararını açıkladı. Buna göre PPK politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını, piyasa beklentisine paralel bir şekilde yüzde 50’de sabit bıraktı.
PPK tarafından yayımlanan karar metninde haziran ayında aylık enflasyonun ana eğilimi belirgin bir zayıflama kaydettiği ifade edildi.
Öncü göstergelerin temmuz ayında aylık enflasyonun, yönetilen-yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamaları ile işlenmemiş gıda fiyatlarındaki arz yönlü gelişmeler neticesinde geçici olarak artacağına işaret ettiği belirtilen karar metninde “Buna karşın, ana eğilimdeki yükselişin nispeten sınırlı kalacağı öngörülmektedir. Yakın döneme ilişkin göstergeler yurt içi talebin, halen enflasyonist düzeyde olmakla birlikte, yavaşlamaya devam ettiğini teyit etmektedir” denildi.
Likidite koşullarının muhtemel gelişmeler göz önünde bulundurularak yakından izlendiğini belirten TCMB, “Sterilizasyon araçları, gerektiğinde çeşitlendirilerek etkin şekilde kullanılacaktır.” dedi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:
“Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 50’de sabit tutulmasına karar vermiştir.
Haziran ayında aylık enflasyonun ana eğilimi belirgin bir zayıflama kaydetmiştir. Öncü göstergeler temmuz ayında aylık enflasyonun, para politikasının görece etki alanı dışında kalan yönetilen-yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamaları ile işlenmemiş gıda fiyatlarındaki arz yönlü gelişmeler neticesinde geçici olarak artacağına işaret etmektedir. Buna karşın, ana eğilimdeki yükselişin nispeten sınırlı kalacağı öngörülmektedir. Yakın döneme ilişkin göstergeler yurt içi talebin, halen enflasyonist düzeyde olmakla birlikte, yavaşlamaya devam ettiğini teyit etmektedir. Hizmet enflasyonundaki yüksek seyir ve katılık, enflasyon beklentileri, jeopolitik riskler ve gıda fiyatları enflasyonist baskıları canlı tutmaktadır. Kurul, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının öngörüler ile uyumunu yakından takip etmektedir.
“DEZENFLASYON SÜRECİNİ GÜÇLENDİRECEK”
Parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Kurul, parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de göz önünde bulundurarak politika faizinin sabit tutulmasına karar vermekle birlikte, enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu yinelemiştir. Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşu sürdürülecektir.
Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Para politikasındaki kararlı duruş; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşürecek ve dezenflasyon sürecini güçlendirecektir.
Kredi büyümesi ve kompozisyonu göz önünde bulundurularak makro finansal istikrarı ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyecek şekilde yabancı para kredilere yönelik ek önlemler alınmıştır. Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması durumunda parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenmeye devam edilecektir. Likidite koşulları muhtemel gelişmeler göz önünde bulundurularak yakından izlenmektedir. Sterilizasyon araçları, gerektiğinde çeşitlendirilerek etkin şekilde kullanılacaktır.
YÜZDE 5 HEDEFİNE VURGU
Kurul, politika kararlarını parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de dikkate alarak, enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir.
Enflasyon ve enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve Kurul, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanacaktır.
Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki toplantıya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel ile ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı.
TOPLANTI SONRASI İLK AÇIKLAMA
Toplantı sonrasında yapılan yazılı açıklamada, ekonominin yol haritası olan 12’nci Kalkınma Planı ile Orta Vadeli Program’da (OVP) belirlenen eylemlerin etkin bir koordinasyon içinde kararlılıkla uygulandığı ve olumlu sonuçları almaya devam edileceği belirtildi.
Programın temel hedefi olan enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesine yönelik uygulanan politikalar sayesinde geçiş süreci tamamlandığı ve Haziran ayı ile birlikte dezenflasyon süreci başladığı aktarıldı.
Cari işlemler açığı önemli ölçüde gerilerken rezervlerin artmaya devam ettiğine dikkat çekilen açıklamada, “Azalan risk primimiz sayesinde ülkemizin dış finansmana erişimi artarken finansman maliyetleri de düşmektedir. Dış kaynak girişinin güçlenmesi ve Türk lirasına ilginin artması finansal istikrarı sağlamlaştırırken dezenflasyon sürecimize pozitif katkı sağlamaktadır. Programımızın oluşturduğu güven ortamı sonucunda uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları not artırımına devam etmektedir” ifadeleri kullanıldı.
Kurul’da ayrıca, Türkiye’nin gri listeden çıkarılmış olmasının yatırım ortamının iyileştirilmesi bakımından olumlu bir gelişme olarak değerlendirdiği vurgulandı.
Son dönemde uygulamaya alınan kamuda tasarruf ve verimliliği artırmaya yönelik tedbirler ile kayıt dışılığı azaltmaya ve vergide adaleti güçlendirmeye ilişkin düzenlemeleri içeren yeni vergi paketi mali disiplinin daha da iyileşmesini sağlayacağı ifade edilen açıklamada, “Programımızın nihai amacı sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümeye ulaşmak, fiyat istikrarının tesisi ile kalıcı refah artışını sağlamaktır. Bu süreçte, gençler ve kadınlar başta olmak üzere toplumumuzun tüm kesimlerini kapsayan kalkınma odaklı politikalarımızla istihdam sağlamaya devam edeceğiz” denildi.
Bugünkü toplantıda ele alınan temel hususlara ise açıklamada şu şekilde yer verildi:
“2024-2026 dönemini içeren OVP’de öngörülen yapısal reformlarda gelinen aşama ile 2025-2027 dönemini kapsayan OVP’nin hazırlık süreci değerlendirilmiştir. Eylül ayında yayımlamayı planladığımız OVP ile temel politika önceliklerimiz korunacak, makroekonomik göstergeler ve yapısal reform gündemimiz son gelişmeler çerçevesinde katılımcı bir yaklaşımla gözden geçirilecektir. İklim değişikliğinin etkileri de göz önünde bulundurularak tarımsal üretimde sürdürülebilirliğin temini amacıyla sulama tesislerinin enerji ihtiyacının içme suyu amacı taşımayan baraj ve göletlerin rezervuarlarında kurulacak güneş enerji santrallerinden karşılanmasına yönelik çalışmalar ele alınmış ve bu kapsamda önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyulan yatırımlar istişare edilmiştir. Eğitim-istihdam-üretim ilişkisinin güçlendirilmesi ile işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu nitelikli istihdamın tespiti ve sağlanması amacıyla oluşturulan İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulları ele alınmış, Kurul’un işlevselliğinin ve etkinliğinin artırılmasına yönelik yapılan çalışmalar değerlendirilmiştir.”
]]>Turkcell, 26 Temmuz- 11 Ağustos tarihlerinde Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenecek olan yaz olimpiyatlarında Türkiye’yi atletizm ve yüzmede temsil edecek ay-yıldızlı sporcuları, atletizm ve yüzme federasyonu başkanlarını ve antrenörleri Turkcell Plaza’da konuk etti.
“Spor, Türkiye markasını güçlendiren en etkili yollardan biri”
Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç 10 yılı aşkın süredir Türkiye Yüzme ve Atletizm Federasyonlarının ana sponsoru olduklarını belirterek şunları söyledi: “Türkiye’nin Turkcell’i olarak ülkemizin bugününe ve geleceğine yatırım yapmayı, asli işimizin vazgeçilmez bir parçası olarak görüyoruz. Sporun birleştirici gücüne inanıyor, Türkiye’nin yarınları olan gençlerin gelişimi için sporun taşıdığı öneme odaklanıyoruz. Daha çok gencimizi spora yönlendirmek, olimpik branşların gelişimine destek olmak ve ülkemizin uluslararası arenalarda daha çok temsil edilmesine katkı sağlamak en büyük önceliklerimizden. Bugün, olimpiyatlar öncesi yüzme ve atletizm federasyon başkanlarımız, antrenörlerimiz ve milli sporcularımızla bir arada olmaktan büyük mutluluk duyduk. Bu vesileyle kendilerine Paris’te başarılar diliyorum. Bayrağımızı gururla dalgalandıracaklarına yürekten inanıyorum.”
Başkan Erkan Yalçın: Yüzücülerimize güveniyoruz
Türkiye Yüzme Federasyonu Başkanı Erkan Yalçın da Türkiye’nin hem sporcu başarısı hem de tesisleşme konusunda dünyaya örnek çalışmalar ortaya koyduğunu belirterek şöyle dedi: “Bu tesisler sayesinde 7’den 70’e herkes yüzme sporunu yapabiliyor. Bu yatırımların meyvelerini de alıyoruz. 8 sporcumuzla Paris Olimpiyatları’na katılıyoruz. Sporcularımıza güveniyoruz” dedi.
“Atletizmde başarıyı hedefliyoruz”
Türkiye Atletizm Federasyonu Başkanı Fatih Çintimar da kafilede çok sayıda genç atlet olduğuna işaret ederek, “Bu durum, Türkiye’nin spora ve sporcuya yaptığı yatırımların bir yansıması. Çok verimli bir hazırlık süreci geçirdik. Paris’ten ülkemizi mutlu edecek sonuçlarla döneceğimize inancım tam. Tüm sporcularımıza bir kez daha başarılar diliyorum” dedi.
Atletizm ve yüzmede Türkiye’yi toplam 24 sporcu temsil edecek
Yüzme:
Kuzey Tunçelli – 800m serbest, 1500m serbest ve 10km maraton
Emir Batur Albayrak – 1500m serbest ve 10 km maraton
Berkay Ömer Öğretir – 100m kurbağalama
Berke Saka – 200m bireysel karışık ve 100m sırtüstü
Ecem Dönmez – 4×200 serbest kadın bayrak takımı
Ela Naz Özdemir – 4×200 serbest kadın bayrak takımı
Gizem Güvenç – 4×200 serbest kadın bayrak takımı
Zehra Duru Bilgin – 4×200 serbest kadın bayrak takımı
Atletizm:
Kaan Kigen Özbilen – Maraton
Ersu Şaşma – Sırıkla atlama
Yasmanı Copello Escobar – 400 m engelli
Tuğba Danışmaz – Üç adım atlama
Berke Akçam – 400 m engelli
Salih Korkmaz – Yürüyüş
Mazlum Demir – Maraton yürüyüş bayrak takımı
Ayşe Tekdal – Maraton yürüyüş bayrak takımı
Buse Savaşkan – Yüksek atlama
Necati Er – Üç adım atlama
Özkan Baltacı – Çekiç atma
Emel Dereli – Gülle atma
Kayhan Özer- 100 m
Alperen Acet – Yüksek atlama
Meryem Bekmez – Yürüyüş
Eda Tuğsuz – Cirit atma
]]>Anadolu Ajansının ev sahipliğinde İspanyol Haber Ajansı (EFE), İtalyan ANSA Haber Ajansı ve Yunanistan Haber Ajansı (AMNA) katkılarıyla hazırlanan “Yeşil Hattımız: Çevre” fotoğraf sergisinin açılışına katılan Polat, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Yaz mevsiminin gelmesi ve iklim krizi nedeniyle orman yangını sayısında önceki yıllara kıyasla olağanüstü bir artış yaşandığını belirten Polat, “Ancak kaybedilen orman varlığı miktarı anlamında alınan tedbirler, hava ve yer unsurları konusundaki donanımımızın artmasıyla birlikte daha övünç kaynağı diyebileceğimiz noktadayız. Yangınlardan önce, yangın esnasında ve yangın sonrası olmak üzere 3 ana kategoride çalışmalar yapıyoruz. Yangınlardan önce vatandaşların bilinçlendirilmesi, yangınla mücadele edecek personelimizin eğitilmesi gibi mental konuların dışında ormanlık alanlardaki yanıcı maddelerin alan dışına çıkartılması ve yanmaya sebep olabilecek birtakım unsurların uzaklaştırılması gibi çalışmalar yapılıyor.” dedi.
Türkiye’nin son yıllarda hava gücü ve hava filosu konusunda önemli atılımlar yaparak dünyadaki sayılı ülkelerden biri haline geldiğini ifade eden Polat, bu unsurlar sayesinde orman yangını tespitinin çok hızlı gerçekleştirilebildiğini kaydetti.
Orman yangınlarıyla mücadelede İnsansız Hava Aracı (İHA) teknolojisini dünyada kullanan iki ülkeden birinin Türkiye olduğu bilgisini veren Polat, şöyle devam etti:
“İHA’larımız 1 dakika gibi bir sürede kendi alanını tamamen tarayarak çok uzak mesafelerden de olsa yangını başlangıç kısmında yakalayabiliyor, hemen yangın yönetim merkezine bildiriyor veya duyarlı vatandaşlarımızın hızlı reaksiyonuyla ihbar da alıyoruz. Bunlar gerçekleştiğinde gerek hava araçlarımız gerekse yerdeki unsurlarımız derhal harekete geçiriliyor. Bütün bunların hareketleri bir ekran üzerinden izlenerek sevk ve idaresi de yapılmış oluyor. Bu ulaştığımız, Türkiye tarihinde zirve nokta. Şu günlerde, yaz aylarında ortalama 50-60 arasında adetsel olarak yangın kaydı yapıyoruz fakat ekrana yansıyanlar bir elin parmaklarını geçmiyor. Bunun anlamı şu, Türkiye bu konuda çok ilerledi. Görünmez ateş kahramanları yangını daha büyümeden anlattığım mekanizma sayesinde önleyebiliyor, söndürebiliyor. Bu çok gurur verici bir şey.”
“YANAN ALANLAR BİR YIL İÇİNDE FİDANLARLA BULUŞTURULUYOR”
Orman yangını sonrasında yapılan faaliyetlerin başında ağaçlandırma çalışmaları gelmesine rağmen medyada, “Buralar birileri tarafından ranta kurban edilecek, başka amaçlarla kullanılacak, o sebeple yakılıyor” şeklinde provokasyonlar yayıldığını söyleyen Polat, anayasa ve yasalar gereği yanan ormanlık alanda ağaçlandırma dışında hiçbir faaliyet yapılamayacağının hüküm altına alındığına dikkati çekti.
Yanan alanların bir yıl içerisinde fidanlarla buluşturulduğunu, bazı ağaçların ise tabiatları gereği yanan alanlarda tohumlarını bırakarak yine bir yıl içinde yeşerdiğini anlatan Polat, “Eğer bu doğal yoldan başarılamazsa insan müdahalesiyle dikim ve ekim yapılabiliyor. Bunun örneklerini internet sitelerimizde görebilirsiniz. İklim kriziyle birlikte yangınlarda geçen yıla göre sayısal olarak 2 katlık bir artış var. Önümüzdeki yıllarda bunun daha da artmasından korkuyoruz o yüzden şimdiden tedbirlerimizi alıyoruz. İnsan unsurumuzu eğitmeye devam ediyoruz. Antalya’da uluslararası yangın eğitim merkezi var, burada yangına müdahale edecek bütün personelimiz bir simülasyon eşliğinde topografya, ağaç türü, eğim, rüzgar gibi unsurlar girilerek bir simülasyon ortamında çıkarılmış yangın üzerinde artı hemen yanı başındaki platformlarda fiziken tatbikatlar yaparak yangına karşı müdahale bilgisini ve becerisini artırıyor.” diye konuştu.
Yangın eğitim merkezinde farklı ülkelerden gelen yangın görevlilerine de eğitim verildiğini, bu noktada Türkiye’nin orman yangınlarına karşı mücadelede diğer ülkelere kıyasla daha ileri bir noktada olduğunu aktaran Polat, vatandaşlardan orman yangınlarına sebep olacak aktivitelerden kaçınmalarını istedi.
Ormanları tüm insanlığın geleceği, nefesi ve ciğeri şeklinde tanımlayan Polat, sözlerini şöyle tamamladı:
“İklim değişikliğinin meydana getirdiği doğa olayları, bütün ülkeleri etkiliyor, bunun milliyeti yok. Ormanlar ortak varlığımızdır ve örneğin Yunanistan’da yanan bir orman bizim de nefesimizin azalması anlamına geliyor, tersi de doğru. Dolayısıyla orada meydana gelecek orman varlığı kaybı Türkiye’nin orman varlığı kaybı gibidir. O yüzden ülkelerin medya organlarının veya haber ajanslarının objektif bir platformda buluşarak birbirlerine materyal aktarmaları, ortak bir medya dili geliştirmeleri ve o ülkelerin ayrı ayrı vatandaşlarını bilinçlendirmeleri takdire şayan bir şey. Bunun örneğini de burada görüyoruz. Kendilerini tebrik ediyorum ve devamını diliyorum.”
Türk savunma sanayisinin önde gelen şirketlerinden ASELSAN da fuara ilk defa katılım sağlayarak askeri ve sivil alandaki hava platformu sistemlerini sergiliyor.
ASELSAN Genel Müdürü Akyol, şirketin yüksek teknoloji alanındaki hedefleri, uzay ve uydu çalışmaları ve geleceğe dönük vizyonuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Akyol, 49 yıl önce kurulan ASELSAN’ın Türkiye’nin önde gelen savunma sanayi şirketlerinden olduğunu vurgulayarak, “Özellikle platformlarımıza elektronik sistemler konusunda çözüm sağlayan bir şirketiz. Geçtiğimiz yıllarda kara ve denizdeki birçok ürünü başarıyla silahlı kuvvetlerimize ve dünyadaki şirketlere teslim ettik.” diye konuştu.
Havacılık alanında da Türkiye’nin son yıllarda önemli atılımlar yaptığına işaret eden Akyol, Türkiye’nin helikopterleri, uçakları, İHA’ları ve milli uydusuyla bu alanda ihracat yapabilecek seviyeye geldiğini ve ASELSAN’ın da bu ürünlerin tamamında elektronik sistemleri sağlayan şirket olduğunu dile getirdi.
Akyol, ASELSAN’ın, dünyanın önde gelen prestijli etkinliklerinden Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı’na katılarak 6 teknoloji alanında 50’den fazla ürünü dünyadaki kullanıcılarla buluşturmak istediğini belirtti. ASELSAN Genel Müdürü, aviyonik sistemler, elektronik harp çözümleri, elektro-optik kameralar, radar sistemleri ve haberleşme teknolojilerinin bu ürünler arasında yer aldığını söyledi.
Bu ürünlerin havacılık ve uzay sektöründeki önemine dikkati çeken Akyol, “Bu teknolojiler, uçaklar, insansız hava araçları (İHA) ve diğer platformlara güç veriyor. Özellikle Aesa burun radarı ve ASELFLIR-500 elektro-optik kameramız gibi ürünlerle sektördeki iddiamızı ortaya koyuyoruz.” ifadesini kullandı.

“YATIRIMLARIMIZ ÜLKEMİZE STRATEJİK KATKI SAĞLARKEN ULUSLARARASI İŞBİRLİKLERİNİ DE ARTIRIYOR”
ASELSAN’ın yüksek teknoloji üretimiyle Türkiye’ye stratejik ve ekonomik katkı sağladığının altını çizen Akyol, “Bir kilogram başına 2 bin dolar ihracat yapabilen bir şirketiz. Yatırımlarımız ülkemize stratejik katkı sağlarken uluslararası işbirliklerini de artırıyor.” dedi.
Akyol, Türk devletinin, milletin ve şirketin hissedarlarının desteğiyle bu hedeflere doğru ilerlediklerini belirterek, ASELSAN’ın yüksek teknoloji ve inovasyon odaklı yaklaşımıyla savunma sanayisinde global ölçekteki hedeflerine ulaşmak için çalışmalarını sürdüreceğini vurguladı.
Ahmet Akyol, “Bugün itibarıyla ASELSAN, 2,5 milyar dolar yıllık gelire, 18 ülkede ofisi, fabrikası ve faaliyeti olan uluslararası konuma ve Türkiye’de 16 farklı yerde değişik iştirakiyle uluslararası şirkete dönüştü.” ifadesini kullandı.
Şirketin iştirakleriyle, yaklaşık 14 bin kişilik çalışan ailesiyle 2030 ve 2040 hedeflerini ortaya koyduğunu ve 2030 yılı için kapsamlı program hazırladıklarını söyleyen Akyol, şöyle devam etti:
“Şu anda içinde ürün ve teknoloji yol haritaları, daha yalın ve hızlı işleyiş, dijital dönüşüm, seri üretim kapsamında yapılacak ilave yetenekler ve bütün bunların kombine edildiği ve insana biraz daha fazla yatırım yapıldığı bir anlayışla 2030 programını uyguluyoruz. Bu programın amacı, ASELSAN’ı bulunduğu noktadan, şu an dünyanın 47. büyük savunma sanayi şirketi konumundayız, 7 yıl sonra dünyadaki ilk 30’un içine dahil edebilmek. Bunun da anahtarı, birinci önceliği, her şeyin üstünde gelen önceliğimiz ihracat. Bütün ekiplerimizle gece gündüz dünyanın dört bir yanında bu geliştirdiğimiz yetkinliklerin ihracatla buluşması için çalışıyoruz.”
Akyol, ASELSAN’ın geçen yıl 20 yeni ürünü ilk defa ihraç etme imkanı bulduğunu, bugün itibarıyla şirketin ürünlerinin ihraç edildiği ülke sayısının 88’e ulaştığı bilgisini verdi.
Geçen yıl 600 milyon dolarlık yeni ihracat sözleşmesi imzaladıklarını, bu yıl rakamı biraz daha yukarı çıkarmaya çalıştıklarını belirten Akyol, “ASELSAN’ın bütün ekiplerinin birinci önceliği, ihracat ve uluslararası işbirliği odaklı. (Önceliğimiz) Bu imkanlarımızı, sistemlerimizi büyütmek, geliştirmek ve 2030’da bulunduğumuz noktanın bir üst ligine ASELSAN’ı taşımak.” dedi.
“ASELSAN’IN FAALİYETLERİNİN ODAĞINDA YETİŞMİŞ GENÇ VE DİNAMIK İNSAN KAYNAĞI VAR”
Akyol, şirketin başarısının arkasındaki en önemli faktörlerden birinin “nitelikli insan kaynağı” olduğunu dile getirerek, ASELSAN’ın tüm faaliyetlerinin en önemli odak noktasında, yetişmiş genç ve dinamik insan kaynağı olduğunu ifade etti.
ASELSAN’ı diğer uluslararası firmalardan ayıran faktörlerden birinin, yüzde 63’ü mühendis ve 34 yaş ortalamasına sahip nitelikli kadroları olduğunu söyleyen Akyol, bugün itibarıyla şirketin kendi bünyesinde yaklaşık 11 bin çalışan olduğunu, 18 iştiraki dahil edildiğinde 14 bin kişilik kadroya sahip olduklarını dile getirdi.
ASELSAN Genel Müdürü Akyol, şunları kaydetti:
“Lise çağından, ASELSAN meslek liseleriyle gençliğimizi desteklemeye çalışıyoruz. Sonrasında staj programlarımız var. Her yıl binden fazla öğrencimizi gerek meslek lisesi gerek üniversite öğrencilerimizi staja alıp ASELSAN deneyimini erken yaşta kazandırmaya çalışıyoruz ve çok daha üzerine önemli düştüğümüz, aday mühendislik müessesimiz var. Bu sene 3. sınıfa indirdik. 3. ve 4. sınıftaki üniversite öğrencisi arkadaşlarımızı 3. sınıfta haftada bir gün, 4. sınıfta haftada 2 gün ASELSAN’da çalışır hale getiriyoruz. Onların erken yaşta bu deneyimi kazanması, hem okurken hem endüstride olanları deneyimlemesini istiyoruz. Sonrasında da ASELSAN’a başladıklarında gelişim durmasın, devam etsin amacıyla 4. nesil üniversite olan ASELSAN Akademi’yi tesis ettik. Çok seçkin üniversitelerimizin hocaları, çalışanlarımızı ASELSAN’da YÖK ile yaptığımız bir protokolle master ve doktora yaptırıyorlar. Dolayısıyla, liseden üniversiteye, üniversiteden ASELSAN’da çalışırken devamlı insan kaynağının kıymetinin geliştirildiği bir anlayışı taşıyoruz. Bir taraftan da seçim aşamasında da zaten oldukça zorlayıcı kriterlerle en nitelikli kadroları aramıza kazandırmaya çalışıyoruz.”
“ASELSAN, YURT DIŞINDA ÇALIŞAN TÜRK MÜHENDİSLERDEN DE YOĞUN İLGİ GÖRÜYOR”
Akyol, şirketin yurt dışında çalışan Türk mühendislerden de yoğun ilgi gördüğünü vurgulayarak, “2023’te yurt dışından dönmek isteyen mühendis başvurularının, 2024’ün ilk 6 ayında geçen yılın 2 katına çıktığını görüyoruz. Bu, ASELSAN’ın küresel ölçekteki başarısının ve cazibesinin göstergesidir.” diye konuştu.
TÜRASAŞ’ın listede yer alan 9 kamu kuruluşundan biri olduğunu belirten Uraloğlu, “TÜRASAŞ, önceki yıla göre 64 basamak yükselerek sanayinin dev şirketleri arasındaki yerini sağlamlaştırdı. TÜRASAŞ 3 bölge müdürlüğündeki yaklaşık 4 bin personelle toplam 370 bin metrekare kapalı alanda milli ve yerli teknolojiler geliştirip üretiyor. Demir yollarımızı modern yerli araçlarımızla donatmayı sürdürüyoruz. Türkiye’nin üreten gücü olmaktan gurur duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, yeni koşullara hızla uyum sağlayan fabrikalarda yerli ve milli ürünlerin imalatını sürdürdüklerini vurgulayarak, tasarım hızı saatte 176 kilometre olan Milli Elektrikli Tren setinin uluslararası standartlarda üretildiğini bildirdi.
Setlerin, sadece Türkiye’de değil diğer ülkelerde de kullanılmak için üretildiğinin altını çizen Uraloğlu, şu bilgileri verdi:
“Avrupa Birliği Demiryollarında Karşılıklı İşletilebilirlik Sertifikasına sahip (TSI) setler, ihtiyaca göre bölgesel ve şehirlerarası çalıştırılmak üzere 3’lü, 4’lü, 5’li ve 6’lı araç sayısına sahip olarak üretiliyor. 5 araçtan oluşan her setimiz 324 yolcu taşıyor. İlk üç seti şu an yolcu taşımacılığına devam eden tren setlerimizin dördüncüsünün de montaj işlemleri ve fabrika testleri de devam ediyor. TÜRASAŞ tarafından üretilen demir yolu intermodal yük taşımacılığında en çok tercih edilen vagonlardan olan milli yük vagonu ise Avrupa’da sınıfının darası en hafif ve en fazla yük taşıyan vagondur, 3 bojili ve iki şaseli TSI sertifikasına sahip son teknoloji ürünü vagon yerlileşme ve millileşme hareketi doğrultusunda oluşturuldu.”
MİLLİ ELEKTRİKLİ HIZLI TREN 2025’TE RAYLARA İNİYOR
Bakan Uraloğlu, saatte 225 kilometre hıza uygun ve 8 araçlı olarak üretilecek Milli Elektrikli Hızlı Tren Seti’nin tasarım çalışmalarının final aşamasında olduğunu belirtti. 584 yolcu taşıma kapasiteli trenin tasarım sürecinin yüzde 90’ını tamamlayarak prototip üretimine yönelik süreçleri de başlattıklarını aktaran Uraloğlu, şunları kaydetti:
“İlk prototip montajını 2024 sonunda bitireceğiz ve Milli Elektrikli Hızlı Trenimizi 2025 yılında raylarda göreceğiz. İlklerin ve ‘en’lerin projesi Eskişehir – 5000 kapsamında, TCDD Taşımacılık AŞ’nin ihtiyaçlarına uygun yerli ve milli yeni nesil elektrikli anahat lokomotifini geliştirdik. Montajı ve fabrika içi statik testleri tamamlanan lokomotifin dinamik testleri devam ediyor. 5 megavat gücünde, TSI sertifikasına sahip, yük ve yolcu taşımacılığı yapabilecek, saatte 140 kilometre hıza sahip TÜRASAŞ marka yeni nesil bir elektrikli anahat lokomotifini geliştirdik. Eskişehir-5000 projemizin öne çıkan birçok özelliği de bulunuyor. Örneğin cer motorlarının her biri bin 280 kilovat gücünde ve bugüne kadar ülkemizde tasarlanan en yüksek güçlü cer motoru özelliğini taşımaktadır. Cer konvertörlerinin her biri 2,5 megavat gücünde olup bir raylı sistem aracı için ülkemizde tasarlanan en yüksek güçlü yüksek gerilim cer konvertörü, ayrıca anahat lokomotifler için yerli olarak tasarlanmış ilk araç gövdesi, ilk boji ve ilk tren kontrol ve yönetim sistemi bu projemizle hayat buldu. Lokomotifte yaklaşık 115 malzeme yerli tedarikçiden temin yapılarak, ekonomiye ve cari açığın azaltılmasına büyük katkı sağlandı.”
BBC News muhabiri Victoria Gill’in haberine göre Güneş ışığının nüfuz edemediği 5 km derinlikte, oksijenin deniz suyunu hidrojen ve oksijene ayıran doğal olarak oluşan metalik “nodüller” tarafından üretildiği tespit edildi. Birkaç madencilik şirketi, deniz bilimcilerinin yeni keşfedilen süreci bozabileceğinden ve oksijene bağımlı deniz yaşamına zarar verebileceğinden endişe ettiği bu nodülleri toplamayı planlıyor.
İskoç Deniz Bilimleri Derneği’nden baş araştırmacı Prof. Andrew Sweetman, “Bunu ilk kez 2013’te gördüm, deniz tabanında tamamen karanlıkta muazzam miktarda oksijen üretiliyordu. Bunu görmezden geldim çünkü bana öğretilen şey şuydu: Oksijeni yalnızca fotosentez yoluyla elde edersiniz.“ sözlerini kullandı.
“Sonunda, yıllardır bu potansiyel olarak büyük keşfi görmezden geldiğimi fark ettim” açıklamasında bulunan Prof. Andrew Sweetman ve meslektaşları araştırmalarını Hawaii ve Meksika arasındaki derin deniz bölgesinde gerçekleştirdiler.

BBC’nin haberinde yer alan bilgilere göre bulunan nodüller, deniz suyunda çözünmüş metal parçalar veya diğer döküntüler üzerinde toplandığında oluşuyor ve bu milyonlarca yıllık bir süreçten geçiyor. Bu nodüller lityum, kobalt ve bakır gibi pil yapımında kullanılan metalleri içerdiğinden, birçok madencilik şirketi bunları toplayıp yüzeye çıkarmak için teknoloji geliştiriyor. Prof. Sweetman, ürettikleri koyu oksijenin deniz tabanındaki yaşamı da destekleyebileceği bilgisini paylaştı.
YAŞAM ALANLARININ YOK OLMASINA NEDEN OLABİLİR
Nature Geoscience dergisinde yayınlanan keşfi, önerilen derin deniz madenciliği girişimlerinin riskleri hakkında yeni endişeler doğuruyor. Keşfin yapıldığı Clarion-Clipperton Bölgesi, halihazırda çok sayıda deniz tabanı madenciliği şirketi tarafından araştırılan bir alan olup, bu şirketler nodülleri toplayıp yüzeydeki bir gemiye taşımak için teknoloji geliştiriyorlar.
ABD Ulusal Oşinografi ve Atmosfer İdaresi, deniz tabanı madenciliğinin “deniz tabanı yaşam alanlarının yok olmasına yol açabileceği” uyarısında bulundu.
44 ülkeden 800’ü aşkın deniz bilimci, çevresel risklere dikkat çeken ve madencilik faaliyetlerine ara verilmesini talep eden bir dilekçeye imza attı.
Derin okyanusta sürekli olarak yeni türler keşfediliyor – Ay’ın yüzeyi hakkında derin deniz hakkında bildiğimizden daha fazla şey bildiğimiz sıklıkla söylenir. Ve bu keşif, nodüllerin kendilerinin orada yaşamı desteklemek için oksijen sağlayabileceğini düşündürüyor. Deniz tabanı madenciliği dilekçesini imzalayan bilim insanlarından biri olan ve Edinburgh Üniversitesi’nden deniz biyoloğu Prof. Murray Roberts, BBC News’e verdiği demeçte, “Derin deniz nodül alanlarında şerit madenciliğinin, zar zor anlayabildiğimiz ekosistemleri yok edeceğine dair ezici kanıtlar var. Bu alanlar gezegenimizin çok büyük alanlarını kapladığı için, bunların önemli bir oksijen üretim kaynağı olabileceğini bilerek derin deniz madenciliğine devam etmek çılgınlık olur.” dedi.
Prof. Sweetman şunları ekledi: “Bu çalışmanın madenciliğe son vereceğini düşünmüyorum. Bunu daha ayrıntılı bir şekilde keşfetmemiz ve gelecekte derin okyanusa girip onu mümkün olan en çevre dostu şekilde çıkarmak istiyorsak bu bilgileri ve topladığımız verileri kullanmamız gerekiyor.”
Türkiye’nin coğrafi konumu sayesinde lojistik avantaja sahip olduğunu, Türkiye’de birçok üretici olduğunu ve kaliteli üretim yapıldığını aktaran Önder, “Şu anda gelişmekte olan birçok ülke var dünyada. Özellikle Afrika ve Hindistan ile çevresi de önümüzdeki dönemde potansiyeli 3 katına çıkacak bölgeler arasında. Bu nedenle Türkiye sadece iklimlendirme sektöründe değil, diğer sektörlerde de bu bölgelerde ihracatını artırmak için birçok faaliyette bulunacaktır.” ifadelerini kullandı.
Küresel ısınma nedeniyle son 10 yılda mevsimlerde değişiklik olduğuna, yaz mevsiminde rekor sıcaklıklar yaşandığına işaret eden Önder, değişen iklim koşullarıyla klima kullanımının ihtiyaç haline geldiğini söyledi.
Önder, şöyle devam etti:
“Hala çoğu tüketici aşırı sıcaklık deneyimlediğinde klimaya ihtiyaç duyuyor, fakat bilinçli tüketici sayısında da bir artış gözlemliyoruz. Yani klimayı sıcaklar bastırdığında değil daha önceden planlı şekilde alan ve montaj için sıkışık zamanları değil, servislerin daha rahat olduğu ayları seçen tüketiciler de var. Bu değişimde Daikin gibi sektörün öncüsü firmaların klima verimliliklerini her yıl geliştirilmesi ve artık ısıtma ihtiyaçları için de pek çok soğuk bölgede dahi klimaların tercih edilebilir bir teknolojik altyapıya sahip olmasının da bu konuda rolü yüksek.”
KLİMA LÜKS DEĞİL İHTİYAÇ
Satış açısından enflasyonist ortamda tüketicilerin stok bulamama ya da fiyat artışı ihtimali düşüncesiyle talebi öne çekebildiğini dile getiren Önder, şöyle konuştu:
“Şu an küresel ısınma sebebiyle klima lüks ürünü değil ihtiyaç haline geldi. Klima yoksa belirli şehirlerde uyuyamıyorsunuz ya da iş yerinde çalışamıyorsunuz. Aynı zamanda, özellikle salgın ve büyük şehirlerde hava kirlilik oranlarının dönem dönem artması sebebiyle, tüketiciler iç ortam hava kalitesine önem vermeye başladı. Daikin olarak klima ürün gamımızda bu beklentiyi karşılayacak hava temizleme teknolojisinin yanı sıra 3 adet hava temizleme filtresine sahip klima modellerimizle kullanıcılarımızın kaliteli iç ortam havasına sahip olmasını sağlıyoruz.”
Çoğu ülke ve şirketin karbon nötr olma hedefinin mevcut olduğuna değinen Önder, binalarda kullanılan iklimlendirme sistemlerinin enerji tüketimlerinin, toplam enerji tüketimindeki oranının oldukça önemli olduğuna işaret etti.
Otellerde toplam enerjinin yüzde 70’inin, ofislerde ise yüzde 50’sinin Havalandırma ve İklimlendirme (HVAC) cihazları tarafından harcandığına dikkati çeken Önder, şunları kaydetti:
“Ürünlerimizin sahip olduğu çevreci özellikleri ve verimlilikleri ile bugün ‘Yeşil Binalarda’da iklimlendirme çözüm ortağı olabiliyoruz. Yeşil binalar ve sürdürülebilirlik artık hayatımızda, küresel ısınmaya karşı önlemler iyi niyet yaklaşımlarından öteye geçti. Bina yönetmelikleri ve sektöre yönelik direktifler sistemleri ciddi biçimde değiştiriyor. Hem iklimlendirme hem de soğuk depolama cihazları bu yeniliklere göre şimdiden şekilleniyor ve Daikin olarak bu konuda da R32 soğutucu akışkana sahip ürünlerimizle sektöre öncülük ediyoruz.”
Gelecek dönemde de iklimlendirme sektörüne çözümlerini sunmaya devam edeceklerini dile getiren Önder, iklimlendirme sektöründe küresel olarak beklentilerin Hindistan ve Afrika’da yükseleceği yönünde olduğunu belirtti.
Bu bölgelerde hem nüfus hem satın alma gücü açısından orta sınıfın çok güçlenmesinin beklendiğini ifade eden Önder, “Yani hem ekonomik olarak güçlenecek hem nüfus olarak 2-3 katına çıkması bekleniyor. Afrika ise bakıldığında çok fazla dil konuşulması, siyasi gerilimler gibi durumlar sebebiyle karışık bir bölge olmakla birlikte, bölge aynı zamanda yer altı kaynakları açısından çok zengin ve artık buralara başka ülkeler de yatırım yapmaya başlıyor. Halkın da bu büyümesi, yatırımlara paralel zenginleşmesi bekleniyor. O sebeple bu bölgelerde klima ihtiyacının 3 katına çıkacağı öngörüyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
“YERELLEŞTİRME ÇALIŞMALARI DAIKIN TÜRKİYE OLARAK BİZİM İÇİN ÖNEMLİ BİR KONU”
Özellikle Avrupa ülkelerinde, Avrupa’da üretip Avrupa’ya satma konusundaki teşviklere değinen Hasan Önder, bazı ülkelerin bunu teşvik etmek için daha düşük vergi uyguladıklarını bildirdi.
Dünyadaki lojistik krizlerinden etkilenmemek ve taleplere hızlı cevap vermek adına yerinde üretimin tercih edilebildiğini ifade eden Önder, Daikin Türkiye olarak Hendek’teki fabrikalarında kombi, klimanın yanı sıra VRV, fancoil gibi ürünlerin de üretimini yaptıklarını kaydetti.
“Sadece Türkiye için üretim yapmıyoruz aynı zamanda bize bağlı olan CIS ülkeleri için de üretim yapıyoruz.” diyen Önder, sözlerini şöyle tamamladı:
“Burada üretim yaptığımız için üretim planlamalarımızı oluşabilecek yoğunluklara göre planlayabiliyoruz. Yerelleştirme çalışmaları Daikin Türkiye olarak bizim için önemli bir konu. Ürettiğimiz her bir ürünün yerlilik oranını gün geçtikçe artırıyoruz. Yerlileştirme çalışmalarıyla maliyet, kalite ve tedarik süreçlerini iyileştirmeye devam ediyoruz. Yaptığımız uygulamalardan bahsetmek gerekirse 2021-2022 mali yıl döneminde toplamda 13 tedarikçiyle 80 parça yerlileştirildi ve 2022 mali yıl döneminde de yüzde 30 maliyet avantajı sağlandı. Önümüzdeki dönem için de parçalarda tedarikçilerimizle yerlileştirme projesi sürdürüyoruz ve böylece maliyet avantajı da sağlamayı hedefliyoruz.”

GE Aerospace, Türk Havacılık Uzay Sanayii ve TEI ile GE Aerospace’in F404 motorunun yeni HÜRJET uçak versiyonlarına entegre edilmesini değerlendirme ve bu konuda iş birliği yapmayı amaçlayan bir Mutabakat Anlaşması imzaladığını duyurdu. Bu anlaşmanın şirketlerin HÜRJET programındaki mevcut ilişkilerinin devamı niteliğinde olduğu belirtildi.
Anlaşma, kendi türünde Türkiye’de üretilen ilk uçak olan HÜRJET ileri seviye eğitim jeti programının başarısını yansıtıyor. Üç şirketin HÜRJET programının birinci aşamasına ilişkin mevcut iş birliğini genişleten bu anlaşama; Türkiye’nin ileri teknoloji sanayi altyapısını desteklemekte, savunma-havacılık endüstrisinde ve küresel ölçekte bir teknoloji ve mühendislik merkezi olarak konumunu güçlendirmektedir.
Üç şirket arasında daha önce yapılan iş birliğine sayesinde F404 motoru, Türk Hava Kuvvetleri’nin şu anda kalifikasyon aşamasında olan HÜRJET eğitim jetine başarıyla dâhil edilmişti. HÜRJET’in, küresel eğitim jeti pazarında son derece rekabetçi olması bekleniyor.

Türk Havacılık Uzay Sanayii Genel Müdürü Dr. Mehmet Demiroğlu yaptığı açıklamada “HÜRJET, modern aviyonik ve yüksek performans özelliklerinin yanı sıra tek motorlu, tandem koltuk konfigürasyonunda mükemmel bir performans sunarak modern pilot eğitiminde kritik bir rol oynuyor. Bu Mutabakat Anlaşmasının tüm ilgili taraflara büyük başarı getireceğine inanıyoruz.” dedi.
Anlaşma kapsamında üç şirket, HÜRJET programının yeni versiyonlarının uçuş testlerinde GE Aerospace Savunma ve Sistemlerine ait diğer motor ve sistem ürünlerinin uygulanmasını araştırmak için iş birliğini sürdürme konusunda anlaşmaya vardı. Bu yeni versiyonlar ve potansiyel yeni müşteriler için taraflar, 1985 yılında GE Aerospace ve Türk Havacılık Uzay Sanayii arasında kurulan bir ortak girişim şirketi olan TEI’nin, F404 motorlarının montaj bakım, onarım ve revizyon faaliyetlerini Türkiye’de sağlaması bekleniyor. TEI, ayrıca Türk Havacılık Uzay Sanayii’nin HÜRJET uçaklarının, Türkiye ve yurtdışı müşterileri için motor bakım, onarım ve revizyon hizmetleri sağlaması bekleniyor. Söz konusu anlaşma, TEI’nin HÜRJET uçakları dışındaki platformlar için küresel F404 son kullanıcılarına hizmet sunabilmesine de imkan tanıyacak.

TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut F. Akşit, “Geçtiğimiz 40 yılda TEI, uluslararası OEM’lerin askerî ve ticari motorları için en büyük parça ve modül tedarikçilerinden biri olmanın yanı sıra dünya genelinde kullanılan çeşitli askerî motorlar için yetkili bir bakım merkezi olmuştur. Bugün imzalanan anlaşma TEI’nin 40 yıllık tecrübesini yansıtıyor. Ülkemizin en önemli havacılık programlarından biri için üretimini gerçekleştireceği motorlar ve son kullanıcılar için sağlayacağımız entegre lojistik destek; ülkemizin askerî ve sivil havacılık sektöründeki çalışmalarımızı büyütecek. TEI’nin programdaki taahhüdünün ve ortaklığının Türkiye’nin savunma ve havacılık endüstrilerine yeni bir başarı hikâyesi ekleyeceğine inanıyoruz.” dedi.

TEI; GE Aerospace ve ortakları için, CFM LEAP, GEnx ve GE9X motorlarına üretilen türbinler ve kompresörler de dâhil olmak üzere, yüzlerce motor bileşeni üretmekte ve CFM RISE (Sürdürülebilir Motorların Devrimsel İnovasyonu) Programı için prototip oluşturan GE Aerospace’in küresel tedarik zincirine katkıda bulunmaktadır.
GE Aerospace Savunma ve Sistemleri Başkanı ve CEO’su Amy Gowder, yaptığı açıklamada, “Bu Mutabakat Anlaşması ile GE Aerospace olarak, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına olan yaklaşık 60 yıllık bağlılığımızı derinleştirmekten ve küresel perspektife sahip bir program oluşturmak için tarafların güçlü yönlerini geliştiren bu iş birliğine katılmaktan gurur duyuyoruz. Uzun vadeli ortaklar olarak GE Aerospace, Türk Havacılık Uzay Sanayii ve TEI güçlerini birleştirerek HÜRJET programının başarısının devam etmesini sağlayacaktır.” dedi.

F404 motorlu uçakların toplamda 16 ülkede faaliyet halinde ya da sipariş edilmiş olması ve dünyanın dört bir yanında hava kuvvetlerine entegre edilmesi için tercih edilmiş olması, F404 turbofan motorlarının kendi sınıfında çok yönlü özelliği ile en ön sırada yer aldığının önemli bir göstergesidir.
GE Aerospace, İstanbul, Ankara ve Gebze’de bulunan ofis ve tesislerinde 440’tan fazla çalışanı ve Türkiye genelinde 2 bin 300’den fazla ticari uçak ve savunma motorundan oluşan güçlü varlığı ile yaklaşık 60 yıldır Türkiye’nin havacılık sektörüne katkı sağlayan sadık bir ortağıdır. Buna ek olarak; GE Aerospace, yakın zamanda ikinci yerleşkesinin açılışını gerçekleştirdiği Türkiye Teknoloji Merkezi’ndeki yetkin mühendisleri ile özgün programları, yeni motor programları, yazılım geliştirme ve katmanlı üretim alanlarındaki mühendislik çalışmalarını destekleyerek ülkenin gelişmiş havacılık ve uzay merkezi konumunu güçlendirmektedir.
Gazze katliamının ilk günlerinden itibaren Suriye ve Irak’tan götürülen 2.000’i aşkın PKK’lı terörist, İsrail ordusu ile birlikte soykırıma ortak oldu. Katliama destek amacı ile bölgeden 2 bin 500 kişilik yeni bir ekip daha yola çıkma hazırlığı yapıyor.
Son katliam kafilesinde PKK’lıların yanında 600’den fazla DEAŞ’lı terörist de yer alıyor. Bu kapsamda başta Deyrizor, Rakka, Tabka, Guveran, Sinai, el-Alaya, Şeddadi ve el-Kisra gibi hapishanelerde tutulan 1.000 DEAŞ’lı serbest bırakıldı.
İSRAİL’DEN 18 GÜNLÜK EĞİTİM
İsrail’den gelen ve aralarında Ezidi-Kürt subaylar ve MOSSAD ajanlarının da yer aldığı özel ekip, seçilen PKK ve DEAŞ’li teröristlere Sincar’da 18 günlük özel eğitim veriyor. Sonrasında ise sahte pasaportlarla bu teröristler Erbil üzerinden Gazze’ye taşınıyor. Teröristler Gazze’de Avrupa, Kafkasya, ABD ve Sırbistan gibi farklı coğrafyalardan gelen paralı teröristler ve özel eğitimli ABD ve İsrail ordu mensupları ile müşterek hareket edecek.
HAMAS’I HEDEF GÖSTERDİLER
Bir dönem Suriye ve Irak’ta sayıları 65 bini aşan DEAŞ terör örgütü mensubundan 3-4 bini ABD ordusu ve CIA tarafından Badiye Çölü’ne taşındı. Suriye savaşı ile birlikte ortaya çıkan terör aparatı DEAŞ’ın 2015-2024 aralığında 8 binden fazla üyesi, PKK saflarına katıldı. Bu terörist geçişlerinin özellikle TSK’nın Suriye operasyon süreçlerinde gerçekleştiği görüldü.
Kritik dönemlerde devreye giren DEAŞ faktörünün aradan geçen dokuz aya rağmen Gazze’de ciddi bir askeri başarı elde edemeyen İsrail’in isteği ile desteğe gittiği öğrenildi. DEAŞ’ın son salıverilme tiyatrosu ile eş zamanlı yayınlanan örgüt bildirisinde HAMAS, mürtet (dinden çıkmış) ve savaşılması farz olan bir yapı olarak nitelendirildi. DEAŞ sözde sözcüsünün fetvası İsrail’e terörist transferinin de işaret fişeği olarak yorumlandı.

AYNI TAKTİĞİ UYGULUYORLAR
Suriye ve Irak’tan Gazze katliamı için yapılan terörist transferinde de Türkiye pasaportlularla aynı yöntemler uygulanıyor. Başta Kürt İsrail dostluk Birliği, Salti Vakfı, Kürt Enstitüsü, İsrailli Yahudi Kürtler Birliği, Bat İlan Enstitüsü ve benzeri sekiz sözde sivil toplum örgütü aktif rol üstleniyor.
İsrail Meclis Başkanı Mickey Levy, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın yakın dostu olduğu belirtilen Ofra Bengio ve Efraim İnbar gibi bir çok ismin de bu sürece yoğun katkısı var. Bölgeye gönderilen Kürt asıllı asker ve MOSSAD temsilcileri Gazze’de savaşan ve Babil, Dicle, Mezopotamya, Barzan, Rojova, Ninova gibi isimler verilen Kürt Siyonist silahlı gruplarının görüntülü mesajlarını ve davetlerini izletiyor.

Soykırıma destek amaçlı götürülen isimler dil ve adaptasyon amaçlı küçük gruplara bölünerek Gazze ile ilgili detaylı eğitimlere tabi tutuluyor. İsrailli Kürtlerin yaşadığı Kiryat, Afula, Kiryat Malachi gibi yerleşkelerden getirilen 100’ü aşkın Kürt asıllı siyonist bu teröristlere tercümanlık ve rehberlik desteği sunuyor. İsrail’de hâlen 320 bin Kürt kökenli Yahudi yaşamakta. Erbil’den Tel Aviv’e aktarmalı günlük ortalama 55-60 uçuş seferi düzenleniyor. Suriye ve Irak’tan giden ve Gazze’de öldürülenler büyük oranda İsrail’e defnedilmekte.
Gazze katliamının ilk günlerinden itibaren Suriye ve Irak’tan götürülen 2.000’i aşkın PKK’lı terörist, İsrail ordusu ile birlikte soykırıma ortak oldu. Katliama destek amacı ile bölgeden 2 bin 500 kişilik yeni bir ekip daha yola çıkma hazırlığı yapıyor.
Son katliam kafilesinde PKK’lıların yanında 600’den fazla DEAŞ’lı terörist de yer alıyor. Bu kapsamda başta Deyrizor, Rakka, Tabka, Guveran, Sinai, el-Alaya, Şeddadi ve el-Kisra gibi hapishanelerde tutulan 1.000 DEAŞ’lı serbest bırakıldı.
İSRAİL’DEN 18 GÜNLÜK EĞİTİM
İsrail’den gelen ve aralarında Ezidi-Kürt subaylar ve MOSSAD ajanlarının da yer aldığı özel ekip, seçilen PKK ve DEAŞ’li teröristlere Sincar’da 18 günlük özel eğitim veriyor. Sonrasında ise sahte pasaportlarla bu teröristler Erbil üzerinden Gazze’ye taşınıyor. Teröristler Gazze’de Avrupa, Kafkasya, ABD ve Sırbistan gibi farklı coğrafyalardan gelen paralı teröristler ve özel eğitimli ABD ve İsrail ordu mensupları ile müşterek hareket edecek.
HAMAS’I HEDEF GÖSTERDİLER
Bir dönem Suriye ve Irak’ta sayıları 65 bini aşan DEAŞ terör örgütü mensubundan 3-4 bini ABD ordusu ve CIA tarafından Badiye Çölü’ne taşındı. Suriye savaşı ile birlikte ortaya çıkan terör aparatı DEAŞ’ın 2015-2024 aralığında 8 binden fazla üyesi, PKK saflarına katıldı. Bu terörist geçişlerinin özellikle TSK’nın Suriye operasyon süreçlerinde gerçekleştiği görüldü.
Kritik dönemlerde devreye giren DEAŞ faktörünün aradan geçen dokuz aya rağmen Gazze’de ciddi bir askeri başarı elde edemeyen İsrail’in isteği ile desteğe gittiği öğrenildi. DEAŞ’ın son salıverilme tiyatrosu ile eş zamanlı yayınlanan örgüt bildirisinde HAMAS, mürtet (dinden çıkmış) ve savaşılması farz olan bir yapı olarak nitelendirildi. DEAŞ sözde sözcüsünün fetvası İsrail’e terörist transferinin de işaret fişeği olarak yorumlandı.

AYNI TAKTİĞİ UYGULUYORLAR
Suriye ve Irak’tan Gazze katliamı için yapılan terörist transferinde de Türkiye pasaportlularla aynı yöntemler uygulanıyor. Başta Kürt İsrail dostluk Birliği, Salti Vakfı, Kürt Enstitüsü, İsrailli Yahudi Kürtler Birliği, Bat İlan Enstitüsü ve benzeri sekiz sözde sivil toplum örgütü aktif rol üstleniyor.
İsrail Meclis Başkanı Mickey Levy, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın yakın dostu olduğu belirtilen Ofra Bengio ve Efraim İnbar gibi bir çok ismin de bu sürece yoğun katkısı var. Bölgeye gönderilen Kürt asıllı asker ve MOSSAD temsilcileri Gazze’de savaşan ve Babil, Dicle, Mezopotamya, Barzan, Rojova, Ninova gibi isimler verilen Kürt Siyonist silahlı gruplarının görüntülü mesajlarını ve davetlerini izletiyor.

Soykırıma destek amaçlı götürülen isimler dil ve adaptasyon amaçlı küçük gruplara bölünerek Gazze ile ilgili detaylı eğitimlere tabi tutuluyor. İsrailli Kürtlerin yaşadığı Kiryat, Afula, Kiryat Malachi gibi yerleşkelerden getirilen 100’ü aşkın Kürt asıllı siyonist bu teröristlere tercümanlık ve rehberlik desteği sunuyor. İsrail’de hâlen 320 bin Kürt kökenli Yahudi yaşamakta. Erbil’den Tel Aviv’e aktarmalı günlük ortalama 55-60 uçuş seferi düzenleniyor. Suriye ve Irak’tan giden ve Gazze’de öldürülenler büyük oranda İsrail’e defnedilmekte.
]]>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan başkanlığında bugün toplanacak.
Saat 14.00’te faiz kararı açıklanacak. Geçen ay gerçekleştirilen PPK toplantısında politika faizi yüzde 50 seviyesinde sabit tutulmuştu.
BEKLETİ SABİT BIRAKILMASI YÖNÜNDE
Ekonomistler, TCMB politika faizini yüzde 50’de sabit bırakmasını bekliyor.
Ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentilerinin medyanı ise yüzde 45 olarak hesaplandı.
TCMB’DEN YENİ ADIM GELİR Mİ?
Kurul’un en önemli gündem maddelerinden biri piyasadaki Türk Lirası fazlalığı olacak.
TCMB’nin piyasadaki likidite fazlasının çekilmesi konusunda yeni adımlar atabileceği belirtiliyor.
Bu noktada faiz koridoru ile ilgili bir kararın alınabileceği ifade ediliyor.
Gecelik faiz geçen hafta boyunca politika faizinin altına kaldı. Geçici likidite sterilizasyonu için depo ihaleleri başlatıldı. Son olarak cuma günü gecelik piyasada faiz yüzde 49.63 seviyesindeydi.
TEPAV’DAN FAİZ KORİDORU ÖNERİSİ
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), faiz koridoru alt sınırının 2 puan artışla yüzde 49’a yükseltilmesi önerisinde bulundu.
Açıklamada, döviz alımları nedeniyle sistemdeki likidite fazlasının kalıcı olacağı öngörülüyorsa faiz koridorunda teknik bir değişikliğe ihtiyaç olabileceği bildirildi.
TEPAV, daha önce yaptığı bir değerlendirmede, yaz aylarında enflasyon eğilimi göz önünde bulundurularak eylül ayından itibaren faizin düşürülebileceğini kaydetmişti.
FAİZ KORİDORU NEDİR?
Faiz koridoru son olarak mart ayında genişletilmişti. TCMB, 150 baz puan olan marjı 300 baz puan olarak güncellemişti.
Karar ile faiz koridorunun alt bandını oluşturan gecelik borç alma faizi yüzde 47, üst bandını oluşturan gecelik borç verme faizi ise yüzde 53 olmuştu. Geç likidite penceresi faiz oranı ise yüzde 56 olarak belirlenmişti.
Merkez Bankası, ekonomideki para akışını ve faiz oranlarını dengede tutmak için faiz koridorunu kullanır. Faiz koridoru, bankaların Merkez Bankası’ndan borç alırken veya borç verirken uygulanan en yüksek ve en düşük faiz oranlarını belirler. Koridorun içinde kalan faiz oranları, piyasadaki para akışını etkiler.
ENFLASYON BEKLENTİLERİ GERİLİYOR
Enflasyon beklentilerinde de gerileme sürüyor.
Piyasa katılımcılarının yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 43,52’den yüzde 42,95’e geriledi. Temmuz ayı beklentisi ise 2,41’den yüzde 2,77’ye yükseldi.
Vatandaşın yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 90’ın üzerinde seyrediyor.
TCMB’nin 2024 yılı için enflasyon tahmini ise yüzde 38 olarak belirlenmişti.
Enflasyon, haziranda aylık bazda yüzde 1,64 artış göstermişti. Yıllık enflasyon ise yüzde 71,6 olarak gerçeklemişti.
MOODY’S KREDİ NOTUNU 2 KADEME YÜKSELTTİ
Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Türkiye’nin kredi notunu, sıkı para politikası duruşu başta olmak üzere ekonomideki değişimi gerekçe gösterek iki kademe yükseltti. Kredi notu görünümü de pozitif olarak korundu.
Açıklamada, TCMB’nin para politikasının kredibilitesini hızla artırdığı ve bunun da Türk Lirası’na olan güvenin yeniden tesis edilmesine yardımcı olduğu aktarıldı.
TL MEVDUATI DESTEKLEYECEK KARARLAR
Kur korumalı mevduata uygulanabilecek en düşük faiz oranı yüzde 40’tan yüzde 35’e indirildi. Karar ile KKM’den Türk Lirası mevduata geçişlerin hızlandırılması hedeflendi. Yeni açılacak ve yenilenecek KKM hesapları için de ek getiri gibi isimler altında bir ödeme yapılamayacak.
Döviz kredileri için yüzde 2 olan aylık büyüme sınırı yüzde 1,5’e düşürüldü. TL kredilerde yüzde 2 olan aylık büyüme sınırı sabit tutuldu. Zorunlu karşılık uygulamasında değişiklik ile dezenflasyon patikası ile kredi büyümesinin uyumlu seyrinin sürdürülmesi amaçlandı.
Yurt dışında yerleşik vatandaşlar mevduat ve katılım sistemi (YUVAM) için de faiz oranı alt sınırı politika faizinin yüzde 70’ine indirildi. Buna göre vadelere göre ilave getiri oranları da 2’şer puan azaltıldı. İlave getiri oranı 3, 6, 12 ve 24 ay vadeli hesaplar için sırasıyla yüzde 1, yüzde 2, yüzde 3 ve yüzde 4 olarak belirlendi.
DOLARDA SINIRLI YÜKSELİŞ
Türk Lirası’nın temmuz ayında dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 1 civarında seyretti.
TL, yerel seçimler sonrasında dolar karşısında nisan ayını yatay, mayısı çok sınırlı değer artışı, haziranı ise yüzde 1,8’lik değer kaybı tamamlamıştı.
REZERVLER REKOR KIRDI
Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 5 milyar 348 milyon dolar artışla 153 milyar 796 milyon dolara çıkarak rekor kırdı. Swap hariç net rezervler, 18 Temmuz haftasında 4 milyar dolarlık artışla 22,2 milyar dolara yükseldi.
Yabancı yatırımcıların yıl başından bu yana tahvil alımı 10 milyar doları aştı. Geçen hafta 895 milyon dolarlık tahvil alan yabancı yatırımcı, yaklaşık 58 milyon dolarlık hisse sattı.
]]>
“ÖZELLİKLE RUSLAR TARAFINDAN DA BOL BOL TÜKETİLİYOR”
Çanakkale’nin Lapseki ilçesi, kirazı ve şeftalisiyle önemli bir rekolte ve pazar payına sahip. Kiraz sezonunun sona erdiği ilçede şeftali hasadı ise başladı. Şeftali denince de akla Lapseki ilçesi ve Umurbel beldesi geliyor. Yetkililer, yörede 40 bin dekar alanda bu yılki şeftali üretiminin 150 ton arasında olmasını bekliyor. Geçen yıl coğrafi tescil işaretli Lapseki şeftalisinde yaklaşık 90 bin ton arası şeftali ihracatı gerçekleşirken, bu yıl ise bu rakamın yaklaşık 100 bin ton olması bekleniyor. Hasadı başlanan Lapseki şeftalisinin 30 ile 35 lira arasında satılması ise üreticiyi memnun etti. Üreticiler bu fiyatın hasat sonuna kadar böyle devam etmesini istiyor. Lapseki ilçesinde toprak yapısı ve rüzgarın etkisiyle daha lezzetli yetişen coğrafi tescilli işarete sahip şeftali, iç pazarda olduğu kadar yurt dışında da büyük rağbet görüyor. Aromasıyla, büyüklüğüyle ve görüntüsüyle dikkat çeken şeftaliler, özellikle Ruslar tarafından da bol bol tüketiliyor.

“ŞU ANDA 30 İLE 35 LİRA”
Yaklaşık bir buçuk aydır şeftali hasadının devam ettiğini belirten Lapseki İlçe Tarım ve Orman Müdürü Ali Kaçan, “Şeftali ve nektarin hasadımız devam ediyor. Bütün çeşitler devreye girince bir hafta içinde üretimimiz pik seviyeye ulaşacak. Üreticimiz de memnun. Lapseki’mizde 40 bin dekar alanda şeftali ve nektarin üretimi yapılıyor. Bu yıl ise 150 bin tona yakın bir üretimimiz var. İhracatımızda artıyor. İhracatçılar Lapseki’mizdeki şeftali ve nektarinleri tercih ediyorlar. Yıllardır biz Rusya’ya ve dış pazara ürün sunuyoruz. İstanbul ve İzmir piyasası da bizim ürünlerimizi tercih ediyorlar. Ürünümüzün farklılığını coğrafi işaretimizle süsledik. Üreticimiz memnun, Lapseki’miz geçiş iklimine sahip bir coğrafya. Biz İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri olarak sahadayız. Üreticimizde bu konuda neyi nasıl yapması gerektiğini çok iyi biliyorlar. Üretimlerini, attıkları ilaçları zamanında takip ediyorlar ve sağlıklı bir şekilde ürün üretiyoruz. Tüketiciler, üzerinde Lapseki ve Çanakkale yazan tüm ürünleri gönül ferahlığıyla tüketebilirler. Şu anda 30 ile 35 lira arasında üreticiyi memnun eden fiyatlarla deva ediyoruz. İnşallah bu fiyatlar ürünün bol olduğu zamanlarda da devam eder. Böylelikle üretici hem kendi hem de ülke ekonomisine katkı sağlamaya devam edecektir” dedi.

Lapseki’nin aranan ürünlerin üretildiği yer olduğunu da kaydeden Müdür Ali Kaçan sözlerine şöyle devam etti: “Herkes ürün üretebilir. Herkes ürün yetiştirebilir. Fakat Lapseki, ürettiği ürünün farklılığını ortaya koyuyor. Coğrafi işaret buradan ortaya çıkıyor.”
Umurbey’de meyvenin bol olduğunu belirten şeftali üretici Hikmet Şahin ise, “Fiyat durumları şu anda iyi. Bereket versin. Fiyatlar 30 ile 35 lira. Fiyatlardan memnunum. Malına bakarsan, kalitesi iyi olursa, fiyatlarda karşılıyor” diye konuştu.



Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, turizmde dolandırıcılık vakalarının çeşitli dönemlerde farklı alanlarda yoğunlaştığını anlattı.
Bağlıkaya, salgın sürecinde ve sonrasında villa kiralamalarında dolandırıcılık vakalarının daha çok yaşandığını, son zamanlarda bungalov turizminde de bu tip olayların sık yaşanmaya başladığını aktardı.
2023’te dolandırıcılık vakalarıyla ilgili 12 bin 691 ihbara ilişkin işlem gerçekleştirdiklerinin altını çizen Bağlıkaya, “TÜRSAB olarak bu tip nitelikli dolandırıcılık vakalarının önüne geçmek için özel bir dijital denetim ekibi kurduk. Ekiplerimiz, ilgili kurum ve kuruluşlarla koordineli olarak yoğun bir biçimde çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca, internet üzerinden oluşturduğumuz ‘TÜRSAB Dijital Doğrulama Sistemi’ ile vatandaşlarımıza tatil satın aldıkları şirketin TÜRSAB üyesi seyahat acentesi olup olmadığını kontrol etme imkanı sunuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Bağlıkaya, internet üzerinden tatil satın alan vatandaşların sayısının son yıllarda giderek arttığını belirterek, “Buna paralel olarak sahte web siteleri ve sosyal medya hesapları üzerinden yapılan dolandırıcılıklarda artış gözleniyor.” dedi.
Kullanıcıların internet üzerinden tatil paketi alırken, satın alımın yapıldığı web sitesinin TÜRSAB üyesi acente olup olmadığını kontrol etmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Bağlıkaya, bunun, özel geliştirdikleri Dijital Doğrulama Sistemi üzerinden kontrol edilebildiğini ve seyahat acentelerinin sayfalarında bu sistemin logosunun bulunduğunu dile getirdi.
“EKİPLERİMİZ 2024 HAZİRAN SONU İTİBARİYLE TOPLAM 16 BİN 705 İŞLEM GERÇEKLEŞTİRDİ”
Acente kimliğini kullanarak yapılan dolandırıcılık faaliyetlerine karşı aldıkları önlemlere değinen Bağlıkaya, şunları kaydetti:
“Birlik olarak gerek TÜRSAB Doğrulama Sistemi’miz gerek dijital denetimlerimiz gerekse de fiziki denetimlerimizle her tür sahtecilik ve dolandırıcılığa karşı büyük bir gayret ve özveriyle çalışıyoruz. Özellikle sosyal medya mecralarındaki sahte hesaplar üzerinden verilen ilanlarla vatandaşlar mağdur edilebildiğini dikkate alarak bu tip istenmeyen olayların önüne geçmek için denetim çalışmalarımızı hız kesmeden sürdürüyoruz. Dijital denetim ekiplerimiz 2024 Haziran sonu itibariyle toplam 16 bin 705 işlem gerçekleştirdi.
Ekibimiz hem gelen ihbarlarla hem de internet üzerinden gerçekleştirdikleri yoğun taramalarla buldukları dolandırıcılık amaçlı sayfaları, haklarında işlem yapılması için yetkili kurumlarla paylaşıyor. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nı ziyaret ederek sektörümüz adına bilgi paylaşımında bulunduk. Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı vasıtasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına 581 dosya sunduk. Mağdur olan vatandaşlarımızı da bu dosyaya yönlendirdik.”
Firuz Bağlıkaya, ayrıca Google ve META şirketleriyle de yakın temas içerisinde olduklarını aktararak, nitelikli dolandırıcılık amacıyla hareket eden web sitelerini Google ile paylaştıklarını, arama motoru üzerinde özellikle üst sıralarda listelenmesinin önüne geçtiklerini bildirdi.
“META İLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ GÖRÜŞMELERDE DE ÖNEMLİ BİR MESAFE ALDIK”
Gerçek seyahat acentelerinin web sayfalarını taklit eden sitelere erişimin engellenmesi için aksiyon alınmasını sağladıklarını belirten Bağlıkaya, “META ile gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde de önemli bir mesafe aldık. Dolandırıcılık amaçlı sosyal medya hesaplarının askıya alınması konusundaki temaslarımız ve sektörümüz adına bilgilendirmelerimiz devam ediyor.” dedi.
Bağlıkaya, TÜRSAB olarak bu tür dolandırıcılıklara maruz kalan mağdur vatandaşlara ve şirket ünvanları dolandırıcılık olaylarında kullanılan seyahat acentelerine gerekli hukuki adımları atabilmeleri noktasında da destek vermeye çalıştıklarını söyledi.
Mağdurları, şikayet dilekçe örnekleri ve başvuru şekilleri konularında bilgilendirerek savcılıklara yönlendirdiklerini belirten Bağlıkaya, “Ayrıca, bu tür dolandırıcılık olaylarında ünvanları kullanılmış acentelerimizin sosyal medya hesaplarında bu hususu dile getiren notlar düşmeleri gerektiğine yönelik önerilerde bulunuyoruz. META ya da Google benzeri internet veya sosyal medya mecralarında hizmet sağlayıcı firmalara şikayetlerin iletilmesi de ayrı bir önem arz ediyor. İlgili departmanlarımız bu konuda da mağdurları bilgilendirip yönlendiriyorlar.” ifadelerini kullandı.
Bağlıkaya, tatil satın alınan web sayfasının adres çubuğundaki isminin dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Zira dolandırıcılar herhangi bir tur şirketinin sayfasını kopyalayıp adres çubuğundaki bölümde küçük bir harf değişikliği yapmak suretiyle benzer bir domain adı ve sayfa tasarımıyla sahte bir site oluşturabiliyor.” dedi.
Ayrıca dolandırıcıların, izlerinin sürülmesini kolaylaştırması nedeniyle çoğunlukla sabit telefon numarası kullanmadığı bilgisini veren Bağlıkaya, sözlerini şöyle tamamladı:
“Görüşme ve yazışmalarını genelde WhatsApp hatları üzerinden gerçekleştirerek sahte rezervasyon işlemi sürecini tamamlamaktalar. Bu noktanın tüketiciler tarafından göz önünde bulundurulması önem taşıyor. Rezervasyon yapıldığında ödeme, seyahat acentelerinin kurumsal IBAN’ına yapılır. Ancak seyahat acentesi olmayan kişiler ödemeleri şahsi IBAN’larına almak suretiyle mağduriyete yol açmaktadır.
Sosyal medya hesaplarında kullanıcı adlarının sıklıkla değişmiş olması, olası dolandırıcılığa işaret eden bir diğer nokta. Vatandaşlarımızın bu hususa dikkat etmesini özellikle tavsiye ediyoruz. Ürünün fiyatının piyasa değerinin çok altında olması hali de şüphe sebebi olup vatandaşlarımızın bu hususa da dikkat etmesini özellikle öneriyoruz.”
Erdoğan, 21 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Sakarya Gaz Sahası’ndaki gaz üretiminde kullanılacak yeni bir doğal gaz gemisi alındığını, söz konusu yüzer gaz işletme platformu gemisinin Türkiye’ye gelmek üzere gelecek hafta yola çıkacağını dile getirdi.
Erdoğan, aynı açıklamada, 300 metre boyunda 58 metre genişliğindeki geminin yaklaşık 2 ay sonra Türkiye’de olacağını müjdeledi. Faaliyete geçtiğinde 5 milyon hane halkına yetecek kadar doğal gazı üretecek bu platformun bir üs gibi Karadeniz’de 15-20 yıl hizmet vermesi planlanıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da Kasım 2023’te yaptığı açıklamada, filoya denizde konumlanarak üretim yapabilecek yüzer üretim, depolama ve tahliye (FPSO) gemisinin eklenmesinin planlandığını duyurmuştu.
Bayraktar, “Dünyada fazla olmayan ama önümüzdeki süreçte FPSO dediğimiz, platform yerine denizin ortasında lokasyon üzerinde konumlandıracağımız bir gemiyi filomuza katıyoruz.” ifadesini kullanmıştı.
Enerjide bağımsızlık hedefine emin adımlarla ilerleyen Türkiye, kendi karasularında 4 sondaj gemisi ve 2 sismik araştırma gemisiyle çalışmalarını sürdürüyor.
Türkiye’nin denizlerde doğal gaz ve petrol arama çalışmalarına yönelik sismik ve sondaj faaliyetleri için kurduğu enerji filosunda Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdülhamid Han sondaj gemileri ile Barbaros Hayrettin Paşa ve MTA Oruç Reis sismik arama gemileri olmak üzere toplam 6 gemi bulunuyor.
SİSMİK GEMİLER
Deniz araştırma, arama ve işletme ruhsat alanlarında sismik veri toplama projeleri sürdüren Türkiye, bu çalışmaları önceleri hizmet alımı şeklinde yürütürken, 2012’nin sonunda Türkiye’nin ilk sismik arama gemisi olarak devreye giren Barbaros Hayreddin Paşa sayesinde ülkede yerli envanter oluşturulmaya başlandı.
31 Aralık 2012’de satın alınan Barbaros Hayreddin Paşa gemisi, denizin 8 kilometre altındaki jeolojik yapıları inceleyebiliyor, iki ve üç boyutlu sismik veri toplayabiliyor. Brüt 4 bin 711 ton ağırlığındaki gemi, yön ve pozisyon tayinini uydu haberleşmesiyle otomatik olarak yapabiliyor. Uzunluğu 84, genişliği 21,6 metre olan gemide bir helikopter pisti bulunuyor.
Barbaros Hayreddin Paşa gemisi şu an Kastamonu açıklarındaki İnebolu Limanı’nda göreve hazır şekilde bekliyor.
Diğer sismik araştırma gemisi MTA Oruç Reis’in inşasına ise 2012’de tamamen yerli imkanlarla başlandı. İleri teknoloji ürünü birçok bilimsel ve teknik ekipmanla donatılan gemi, 2017 yılı ağustos ayı içinde operasyon test, eğitim ve tecrübe faaliyetlerine başladı.
Açık denizlerde iki ve üç boyutlu derin sismik araştırmalar yapabilecek kapasitede modern sevk ve manevra sistemleriyle donatılan MTA Oruç Reis gemisiyle, petrol ve doğal gaz araştırmalarının yanı sıra kara alanlarının deniz altındaki devamlılıklarının izlenmesi bağlamında kıta sahanlığı gibi stratejik öneme sahip bilimsel araştırmalar da etkin bir şekilde icra edilebiliyor.
MTA Oruç Reis ile deniz tabanından itibaren 15 bin metre derinlikteki jeolojik yapılar görüntülenebiliyor. Modern uzaktan kumandalı su altı aracıyla 1500 metre su derinliğindeki deniz tabanı ayrıntılı olarak izlenebiliyor, deniz suyundan ve tabanından numune alınarak ölçüm ve analizler anında yapılabiliyor.
Boyu 87, genişliği 23 metre olan gemide değişik açılarda aktif 35 kamera bulunuyor.
Zonguldak açıklarındaki Filyos Limanı’nda bulunan MTA Oruç Reis Sismik Araştırma Gemisi, destek gemileriyle eylül sonunda Somali’ye gitmeye hazırlanıyor.
SONDAJ GEMİLERİ
Türkiye’nin ilk milli sondaj gemisi olan Fatih, 2017’de Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) envanterine katıldı. Fatih, İstanbul’un fethinin 567. yıl dönümü 29 Mayıs 2020’de Karadeniz’deki ilk milli sondajı gerçekleştirmek üzere Haydarpaşa Limanı’ndan uğurlandı. Fatih, 20 Temmuz 2020’de Zonguldak açıklarındaki ilk olarak Tuna-1 olarak isimlendirilen lokasyonda 3 bin 500 – 4 bin metre derinlik hedefiyle Karadeniz’deki ilk milli derin deniz sondajına başladı.
Güney Kore’de 2011’de inşa edilerek denize indirilen Fatih sondaj gemisi, 6. nesil teknolojiyle çalışmalarını sürdürüyor. Gemi, 229 metre uzunluğunda, 36 metre genişliğinde ve 51 bin 283 groston ağırlığa sahip. Fatih’in 12 bin 200 metre derinlikte ve çok yüksek basınç altında dahi deniz sondajı yapabilme kabiliyeti bulunuyor.
İki kulesinin toplam yük kaldırma kapasitesi 1750 ton olan Fatih, aktif konumlandırma sistemi sayesinde 6 metre yükseklikteki dalga boyunda bile sabit kalarak operasyonlarını sürdürebiliyor.
Fatih’le Karadeniz’de yapılan Türkiye tarihinin en büyük doğal gaz keşfi, aynı zamanda 2020’de denizlerdeki en büyük keşif olarak kayıtlara geçti. Fatih, 23 Mayıs 2024’te Karadeniz’deki Göktepe-2 kuyusunda başladığı sondaj çalışmalarına devam ediyor.
YAVUZ SONDAJ GEMİSİ
Yavuz sondaj gemisi 2011’de yapımının tamamlanmasının ardından Tanzanya, Kenya, Malezya ve Filipinler başta olmak üzere farklı ülkelerde görev aldı. Türkiye’nin ikinci sondaj gemisi Yavuz, TPAO tarafından 2018’de satın alınarak envantere katıldı.
Yaklaşık 230 metre uzunluğa ve 36 metre genişliğe sahip gemi, deniz seviyesinden yaklaşık 103 metre yükseklikte sondaj kulesine sahip. 12 bin 200 metre derinliğe kadar çok yüksek basınç altında dahi sondaj yapabilen gemi, dinamik pozisyonlama sistemiyle 6 metreye ulaşan dalgalarda sondaja devam edebiliyor. Yavuz gemisi çift kuleli tasarımla hem asıl hem yardımcı işlerin yapılabildiği eş zamanlı operasyona imkan sağlıyor.
Dünya genelinde bu konseptteki 16 gemiden biri olma özelliğini taşıyan Yavuz’da spor ve sinema salonu, dinlenme odaları bulunuyor. Gemide tam zamanlı bir doktorun görev aldığı 4 yataklı mini bir hastane de yer alıyor. Elektrik ihtiyacını 42 megavat kapasiteli dizel jeneratörlerden karşılayan Yavuz’un 7,5 milyon litre yakıt kapasitesi bulunuyor.
Yavuz sondaj gemisi, Karadeniz’de doğal gaz arama çalışmalarını sürdürüyor.
KANUNİ SONDAJ GEMİSİ
Türkiye’nin üçüncü sondaj gemisi olan Kanuni, 2020 başında filoya dahil oldu. 2012’de inşa edilen gemi 227 metre uzunluğa ve 42 metre genişliğe sahip. Mart 2020’de Taşucu Limanı’na ulaşan gemi, bakım, güncelleme ve reaktivasyon işlemlerinin ardından 13 Ekim 2020’de Taşucu’ndan ayrıldı.
19 Ekim 2020’de Haydarpaşa Limanı’na ulaşan Kanuni, 13 Kasım 2020’de Haydarpaşa Limanı’ndan Karadeniz’e doğru yola çıktı. Kanuni, Filyos Limanı’ndaki kule montajı, deniz seyir testi, sondaj ekipmanlarının montajı ve kuyu dibi emniyet sistemi bakım işlerinin tamamlanmasının ardından Sakarya Gaz Sahası’ndaki görevine başladı.
Kanuni sondaj gemisi, ilk görevi için 5 Mayıs 2021’de Karadeniz’e açıldı. İlk sondajını Sakarya Gaz Sahası’nda yapan gemi, Türkali-2 kuyusunda derin deniz kuyu testlerini gerçekleştirdi.
Kanuni, Karadeniz’de doğal gaz arama çalışmalarına devam ediyor.
ABDÜLHAMİD HAN SONDAJ GEMİSİ
Abdülhamid Han sondaj gemisi 2022 yılında Türkiye’nin filosuna katılan dördüncü gemi oldu.
TPAO tarafından Kasım 2021’de 180 milyon dolara satın alınan gemi, Güney Koreli Daewoo Shipbuilding & Marine Engineering firması tarafından “Cobalt Explorer” adıyla Okpo Tersanesi’nde inşa edildi. Güney Kore’deki Okpo Limanı’ndan 7 Mart 2022’de yola çıkan gemi, Mayıs 2022’de Mersin’in Taşucu Limanı’na ulaştı. Yedinci nesil üstün teknolojiye sahip 238 metre uzunluğunda ve 42 metre genişliğinde olan geminin kule yüksekliği 104 metre.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 13 Haziran 2022’de geminin adının “Abdülhamid Han” olarak belirlendiğini açıkladı.
Aktif konumlandırma sistemi bulunan 200 mürettebat kapasiteli gemi, kontroller ve boyama çalışması gibi sondaja hazırlık süreci için yaklaşık 2 ay limanda kaldı. 12 bin 200 metre derinlikte sondaj yapabilen gemi, teknik donanımı ve fiziki özellikleriyle filonun “en güçlüsü” olarak görev yapıyor.
Gemi, 9 Ağustos 2022’de limanda düzenlenen uğurlama töreni ile Yörükler-1 Kuyusu’na sondaj için gönderilmiş ve 17 Ağustos 2022’de ilk sondajını gerçekleştirmişti.
]]>
BORSA İSTANBUL TEMMUZ-ARALIK 2024 TEMETTÜ TAKVİMİ
Temettü verimleri, temettü kararlarının açıklandığı vakit oluşa son fiyat ve brüt temettü üzerinden hesaplama yapılmıştır. Temettü ödemelerini taksit ile yapacaklar için ise temettü verimi hesabı, toplam temettü tutarından sağlanmıştır. İşte Borsa İstanbul Temmuz-Aralık 2024 temettü takvimi:
|
]]>
Bağlıkaya, salgın sürecinde ve sonrasında villa kiralamalarında dolandırıcılık vakalarının daha çok yaşandığını, son zamanlarda bungalov turizminde de bu tip olayların sık yaşanmaya başladığını aktardı.
2023’te dolandırıcılık vakalarıyla ilgili 12 bin 691 ihbara ilişkin işlem gerçekleştirdiklerinin altını çizen Bağlıkaya, “TÜRSAB olarak bu tip nitelikli dolandırıcılık vakalarının önüne geçmek için özel bir dijital denetim ekibi kurduk. Ekiplerimiz, ilgili kurum ve kuruluşlarla koordineli olarak yoğun bir biçimde çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca, internet üzerinden oluşturduğumuz ‘TÜRSAB Dijital Doğrulama Sistemi’ ile vatandaşlarımıza tatil satın aldıkları şirketin TÜRSAB üyesi seyahat acentesi olup olmadığını kontrol etme imkanı sunuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Bağlıkaya, internet üzerinden tatil satın alan vatandaşların sayısının son yıllarda giderek arttığını belirterek, “Buna paralel olarak sahte web siteleri ve sosyal medya hesapları üzerinden yapılan dolandırıcılıklarda artış gözleniyor.” dedi.
Kullanıcıların internet üzerinden tatil paketi alırken, satın alımın yapıldığı web sitesinin TÜRSAB üyesi acente olup olmadığını kontrol etmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Bağlıkaya, bunun, özel geliştirdikleri Dijital Doğrulama Sistemi üzerinden kontrol edilebildiğini ve seyahat acentelerinin sayfalarında bu sistemin logosunun bulunduğunu dile getirdi.
“EKİPLERİMİZ 2024 HAZİRAN SONU İTİBARİYLE TOPLAM 16 BİN 705 İŞLEM GERÇEKLEŞTİRDİ”
Acente kimliğini kullanarak yapılan dolandırıcılık faaliyetlerine karşı aldıkları önlemlere değinen Bağlıkaya, şunları kaydetti:
“Birlik olarak gerek TÜRSAB Doğrulama Sistemi’miz gerek dijital denetimlerimiz gerekse de fiziki denetimlerimizle her tür sahtecilik ve dolandırıcılığa karşı büyük bir gayret ve özveriyle çalışıyoruz. Özellikle sosyal medya mecralarındaki sahte hesaplar üzerinden verilen ilanlarla vatandaşlar mağdur edilebildiğini dikkate alarak bu tip istenmeyen olayların önüne geçmek için denetim çalışmalarımızı hız kesmeden sürdürüyoruz. Dijital denetim ekiplerimiz 2024 Haziran sonu itibariyle toplam 16 bin 705 işlem gerçekleştirdi. Ekibimiz hem gelen ihbarlarla hem de internet üzerinden gerçekleştirdikleri yoğun taramalarla buldukları dolandırıcılık amaçlı sayfaları, haklarında işlem yapılması için yetkili kurumlarla paylaşıyor. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nı ziyaret ederek sektörümüz adına bilgi paylaşımında bulunduk. Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı vasıtasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına 581 dosya sunduk. Mağdur olan vatandaşlarımızı da bu dosyaya yönlendirdik.”
Firuz Bağlıkaya, ayrıca Google ve META şirketleriyle de yakın temas içerisinde olduklarını aktararak, nitelikli dolandırıcılık amacıyla hareket eden web sitelerini Google ile paylaştıklarını, arama motoru üzerinde özellikle üst sıralarda listelenmesinin önüne geçtiklerini bildirdi.
“META İLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ GÖRÜŞMELERDE DE ÖNEMLİ BİR MESAFE ALDIK”
Gerçek seyahat acentelerinin web sayfalarını taklit eden sitelere erişimin engellenmesi için aksiyon alınmasını sağladıklarını belirten Bağlıkaya, “META ile gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde de önemli bir mesafe aldık. Dolandırıcılık amaçlı sosyal medya hesaplarının askıya alınması konusundaki temaslarımız ve sektörümüz adına bilgilendirmelerimiz devam ediyor.” dedi.
Bağlıkaya, TÜRSAB olarak bu tür dolandırıcılıklara maruz kalan mağdur vatandaşlara ve şirket ünvanları dolandırıcılık olaylarında kullanılan seyahat acentelerine gerekli hukuki adımları atabilmeleri noktasında da destek vermeye çalıştıklarını söyledi.
Mağdurları, şikayet dilekçe örnekleri ve başvuru şekilleri konularında bilgilendirerek savcılıklara yönlendirdiklerini belirten Bağlıkaya, “Ayrıca, bu tür dolandırıcılık olaylarında ünvanları kullanılmış acentelerimizin sosyal medya hesaplarında bu hususu dile getiren notlar düşmeleri gerektiğine yönelik önerilerde bulunuyoruz. META ya da Google benzeri internet veya sosyal medya mecralarında hizmet sağlayıcı firmalara şikayetlerin iletilmesi de ayrı bir önem arz ediyor. İlgili departmanlarımız bu konuda da mağdurları bilgilendirip yönlendiriyorlar.” ifadelerini kullandı.
Bağlıkaya, tatil satın alınan web sayfasının adres çubuğundaki isminin dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Zira dolandırıcılar herhangi bir tur şirketinin sayfasını kopyalayıp adres çubuğundaki bölümde küçük bir harf değişikliği yapmak suretiyle benzer bir domain adı ve sayfa tasarımıyla sahte bir site oluşturabiliyor.” dedi.
Ayrıca dolandırıcıların, izlerinin sürülmesini kolaylaştırması nedeniyle çoğunlukla sabit telefon numarası kullanmadığı bilgisini veren Bağlıkaya, sözlerini şöyle tamamladı:
“Görüşme ve yazışmalarını genelde WhatsApp hatları üzerinden gerçekleştirerek sahte rezervasyon işlemi sürecini tamamlamaktalar. Bu noktanın tüketiciler tarafından göz önünde bulundurulması önem taşıyor. Rezervasyon yapıldığında ödeme, seyahat acentelerinin kurumsal IBAN’ına yapılır. Ancak seyahat acentesi olmayan kişiler ödemeleri şahsi IBAN’larına almak suretiyle mağduriyete yol açmaktadır. Sosyal medya hesaplarında kullanıcı adlarının sıklıkla değişmiş olması, olası dolandırıcılığa işaret eden bir diğer nokta. Vatandaşlarımızın bu hususa dikkat etmesini özellikle tavsiye ediyoruz. Ürünün fiyatının piyasa değerinin çok altında olması hali de şüphe sebebi olup vatandaşlarımızın bu hususa da dikkat etmesini özellikle öneriyoruz.”
ABD Başkanı Biden, dün adaylıktan çekildiğini duyurarak, Başkan yardımcısı Kamala Harris’i desteklediğini açıkladı.
Başkan Biden’ın sağlık durumuna ilişkin endişeler ve Cumhuriyetçilerin adayı ABD eski Başkanı Donald Trump’ın saldırıya uğramasının ardından anketlerde Trump’ın büyük oranda favori konumuna yerleşmesi Demokratlar arasında tartışmalara neden olmuştu. Analistler, Trump’ın ABD’deki anketlerde hala önde olduğunu belirtti.
Makroekonomik veriler tarafında ise bu hafta gözler ABD’deki büyüme başta olmak üzere yoğun veri gündemine çevrilirken, ABD Merkez Bankasının (Fed) gelecek dönem politikalarına yönelik fiyatlamalar Banka’nın yıl sonuna kadar 3 kez faiz indirimine gidebileceğini gösteriyor.
Özellikle iş gücü piyasası tarafından alınacak verilerin söz konusu fiyatlamaları etkilemesi beklenirken, son verilerden alınan sinyallerin iş gücü piyasasında soğumaya işaret etmesi Fed’in genişleyici politika adımları için alan açtığı gerekçesiyle dünya genelinde yüksek seyreden risk algısını törpüleyen etkenlerden biri olarak dikkati çekiyor.
Öte yandan, hafta genelinde Alphabet, Tesla, Qualcomm ve IBM gibi dev şirketlerin bilançoları başta olmak üzere yoğun şirket finansal sonuçları takviminin hisse ve sektör bazlı oynaklığı artırması bekleniyor.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi haftaya yüzde 4,23 seviyesinden başlarken, altının ons fiyatı şu sıralarda önceki kapanışın yüzde 0,2 üzerinde 2 bin 405 dolardan alıcı buluyor. Brent petrolün varil fiyatı da önceki kapanışa göre yüzde 0,5 artışla 82,2 dolarda seyrediyor.
Dolar endeksi 104,3 seviyesinde olurken, düşüş eğilimini üst üste 6. iş gününe taşıyan bakırın libresi de şu sıralarda yüzde 0,6 değer kaybıyla 8 Nisan’dan bu yana en düşük seviye olan 4,22 dolardan alıcı buluyor.
New York Borsası’nda cuma günü Nasdaq endeksi yüzde 0,81, S&P 500 endeksi yüzde 0,71 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,93 geriledi. ABD’de endeks vadeli kontratlar yeni haftaya ise yükselişle başladı.
Avrupa borsalarında cuma günü karışık bir seyir izlenirken, Avrupa Merkez Bankası (ECB), geçen hafta 3 temel politika faizini de sabit bıraktı.
Analistler, hafta boyunca bölgede açıklanacak makroekonomik verilerin yakından takip edileceğini belirterek, bölge genelinde görülen yavaşlama sinyallerinin ECB’yi faiz indirimlerinde daha hızlı davranmaya yönlendirebileceğini aktardı.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda ECB’nin senenin geri kalanında en az iki faiz indirimine gideceğine kesin gözüyle bakıldığını ifade eden analistler, açıklanacak makroekonomik verilerden alınacak sinyaller ve ECB yetkililerinin sözle yönlendirmelerinin söz konusu fiyatlamaları değiştirebileceğini bildirdi.
Cuma günü İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,6, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,91, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,69 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 1 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya alış ağırlıklı bir seyirle başladı.
Asya pay piyasaları haftaya karışık seyirle başlarken, Çin Merkez Bankası (PBoC) resesyon endişelerinin öne çıktığı Çin ekonomisini desteklemek adına 1 ve 5 yıllık borçlanma faizlerini 10’ar baz puan indirerek sırasıyla yüzde 3,35 ve yüzde 3,85’e düşürdü.
Dolar/yen paritesi, haftaya değer kaybıyla başlamasının ardından şu sıralarda önceki kapanışın yüzde 0,4 altında 156,8 seviyesinde bulunurken, bu durumun Japonya pay piyasalarındaki satış baskısında etkili olduğu ifade ediliyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,2, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,1 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1 gerilerken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,7 yükseldi.
Yurt içinde cuma günü dar bantta hareket eden Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,15 artışla 11.156,20 puandan tamamlayarak kapanış rekoru kırdı.
Bununla birlikte cuma günü uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu 2 kademe artırarak “B3″ten “B1″e yükseltirken, kredi notu görünümünü “pozitif” olarak korudu.
Analistler, piyasa beklentilerinin Moody’s’in bir kademe not artışı yapacağı yönünde olduğunu belirterek, söz konusu adımın beklentilerden daha iyi olduğunu kaydetti.
Dolar/TL, cuma günü satış ağırlıklı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,2 altında 33,0249’tan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 33,0600 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Piyasa Katılımcıları Anketi ve yurt dışı Üretici Fiyat Endeksi, yurt dışında ise ABD’de Chicago Fed ulusal aktivite endeksi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 11.250 ve 11.350 puanın direnç, 11.000 ve 10.900 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, temmuz ayı TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi
10.00 Türkiye, yurt dışı Üretici Fiyat Endeksi
15.30 ABD, haziran ayı Chicago Fed ulusal aktivite endeksi
Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklama şöyle:
Ticaret Bakanlığı bünyesinde çalışmalarını sürdüren Reklam Kurulu mevzuata uymayan firmalara durdurma ve para cezası uygulamıştır.
Kurul tarafından incelenen 927 adet dosyada aldatıcı reklam veya haksız ticari uygulama olduğu tespit edilerek durdurma cezası ve toplam 148.783.980,00 TL idari para cezası uygulanmıştır.
Ticaret Bakanlığı bünyesinde bulunan Reklam Kurulu’nun 347 sayılı toplantısında yılın ilk 7 ayında Kurul tarafından toplam 1.064 adet dosya hakkında görüş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.
TEMMUZ AYI DENETLEMELERİNDEN DE CEZA ÇIKTI
Reklam Kurulu’nun 9 Temmuz 2024 tarihinde gerçekleştirilen 347 sayılı toplantısında karara bağlanan 133 adet dosyadan 116’sı mevzuata aykırı bulunurken söz konusu reklam ve ticari uygulamalar hakkında durdurma cezası ile birlikte toplam 21.350.201,00-TL idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir. Ayrıca, Kurul tarafından 1 adet dosya hakkında erişimin engellenmesi kararı verilmiştir.
Toplantıda ayrıca tüketicilerin ekonomik tercih ve menfaatlerini etkileyen reklam ve ticari uygulamaların ele alındığı toplantıda öne çıkan birkaç konuya aşağıda yer verilmiştir.
TİCARET BAKANLIĞI’NA BAĞLI REKLAM KURULUNDAN SON YAPILAN TOPLANTIDA 22 MİLYONA YAKIN İDARİ PARA CEZASI
Ticaret Bakanlığı’na bağlı Reklam Kurulu’nun bu ay ki toplantısında, kamuoyunda “indirim marketi” olarak bilinen perakende işletmelerin internet siteleri aracılığıyla yaptıkları tanıtım ve mesafeli satış uygulamaları haksız ticari uygulama boyutuyla ele alınmıştır.
Yapılan incelemeler sonucunda, belirtilen internet sitelerinde ürünleri görmek ve sepete eklemek için üyelik gerektiği ancak satın alma işlemi için ürün stoklarının kontrol edilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Üyelik olmasına rağmen en yakın şubede bile ürünün stokta olmadığı belirtildiği için siparişin tamamlanamadığı tespit edilmiştir.
İncelemeler sonucunda, internet sitelerinde tüketicilerin ürünleri görüntülemek ve satın almak için üyelik gerektiği ancak ‘’teslimat adresine göre stok bilgilerinin değişebileceği’’ bilgisinin eksik olduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca ürün fiyatının geçerliliği süresi veya stok sınırı hakkında bilgi verilmediği için tüketicilerin yanıltıldığına karar verilmiş ve idari yaptırım uygulanmıştır.
Reklam Kurulu, tüketici mağduriyetlerini önlemek ve reklam mevzuatına uyumu artırmak amacıyla, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu ile iş birliği yaparak elektronik ticaret sektöründeki tüm reklam verenleri bilgilendirmiştir.
TİCARET BAKANLIĞI TÜKETİCİLERİ YANILTAN SAHTE YORUMLARIN YAYINLANMASINA ‘DUR’ DEDİ
Reklam Kurulu, elektronik ticarette tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyen tüketici yorumlarının düzenlenmesindeki eksiklikleri belirleyerek, sahte ve yanıltıcı yorumların önlenmesi için internet sitelerine yönelik idari yaptırım kararı almıştır.
Bu kararlar, özellikle turizm ve yeme içme gibi hizmet sektörlerindeki tüketici deneyimlerini koruma amacını taşımaktadır.
Reklam Kurulu, değerlendirme sıralaması ve koşulları konusunda tüketicilerin yeterince bilgilendirilmediği ve sadece mal ve hizmet satın alanların yorum yapmasına izin verilmesi kuralına aykırı şekilde tüketici yorumlarına yer veren internet siteleri hakkında idari yaptırım uygulamıştır.
Tüketicilerimizin korunması amacıyla Ticaret Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Reklam Kurulu, çevrimiçi alışverişlerde gerçek deneyimlere dayanmayan yorumlarla tüketicilerimizin satın alma kararlarının manipüle edilmesini önlemeye yönelik inceleme ve denetimlere devam etmektedir.
]]>En düşük emekli maaşının 10 bin TL’den 12 bin 500 TL’ye çıkaracak olan teklif bu hafta TBMM Genel Kurulu’na gelecek. Ortalama 3.7 milyon emekliyi yakından ilgilendiren bu teklif TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek. Bu hafta düzenlemenin yasalaşması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu düzenlemeyi onaylamasının ardından Resmi Gazete’de yayımlanacak. Peki, Emekli ek zam farkı ne zaman hesaplara yatacak? 12 bin 500 TL hesaplara yattı mı?

EMEKLİ EK ZAM FARKI NE ZAMAN HESAPLARA YATACAK?
Emekli ek zam farkı için sona gelindi. En düşük emekli maaşı 12500 TL’ye çıkarılacak ve bu durum bütçeye 33.2 milyon TL’lik ilave maliyet getirecek. Heyecanla beklenilen bu düzenleme bu hafta Genel Kurul’da yasalaşması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu düzenlemeyi onaylaması ardından Resmi Gazete’de yayımlanacak.
3 milyon 703 bin emekli zam farklarını ağustos ayının başında alacak.
4A SSK EMEKLİ MAAŞI ÖDEME TARİHLERİ
4A SSK emekli maaşı ödeme tarihleri;
Tahsis numarası son rakamı 9 olanlar ayın 17’sinde,
Tahsis numarası son rakamı 7 olanlar ayın 18’inde,
Tahsis numarası son rakamı 5 olanlar ayın 19’unda,
Tahsis numarası son rakamı 3 olanlar ayın 20’sinde,
Tahsis numarası son rakamı 1 olanlar ayın 21’sinde,
Tahsis numarası son rakamı 8 olanlar ayın 22’sinde,
Tahsis numarası son rakamı 6 olanlar ayın 23’ünde,
Tahsis numarası son rakamı 4 olanlar ayın 24’ünde,
Tahsis numarası son rakamı 2 olanlar ayın 25’inde,
Tahsis numarası son rakamı 0 olanlar ayın 26’sında yapılmaktadır.
4B BAĞKUR EMEKLİ MAAŞI ÖDEME TARİHİ
4B Bağkur emekli maaşı ödeme tarihleri;
Tahsis numarası son rakamı 9,7 ve 5 olanlar ayın 25’inde,
Tahsis numarası son rakamı 3, 1 olanlar ayın 26’sınde,
Tahsis numarası son rakamı 8, 6 ve 4 olanlar ayın 27’sinde,
Tahsis numarası son rakamı 2 ve 0 olanlar her ayın 28’inde emekli maaşlarını alıyorlar.
HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI DESTEK VERECEK
Takvim Gazetesi’nden Çığıl Ön Yener’in haberi doğrultusunda, bu sürecin tamamlanması ile en düşük emekli maaşı 12 bin 500 TL olacak. Temmuz zammı ile birlikte kök aylığıyla ek ödemesinin toplamı 12500 TL’nin altında kalanlar için gelirleri 12500 TL’ye çıkarılacak.
Bu durumun gerçekleşmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığı destek verecek.
DUL VE YETİM MAAŞI NE KADAR OLDU?
En düşük emekli maaşının 12500 TL’ye çıkarılmasının ardından dul ve yetimlerin alacağı aylık maaş miktarı değişti. Bu bağlamda hissesi %75 olan dul ve yetimler 9375 TL, hissesi %50 olan dul ve yetimler ise 6250 TL alacak. Hissesi %50 olan dul ve yetimler 3125 TL aylık ödeme alacaktır.
EVDE BAKIM MAAŞI NE KADAR OLDU?
Evde bakım maaşı7 bin 608 TL’den yüzde 19 artarak 9 bin 77 TL’ye yükseltildi.
YAŞLI AYLIĞI NE KADAR OLDU?
Sosyal yardım ödemelerine yapılacak olan artışlar doğrultusunda yaşlı aylığı 3504 TL’den 4181 TL’ye çıkarıldı.
]]>Şanghay Vadeli İşlemler Borsası’nda Eylül vadeli bakır kontratı, 11 Nisan’dan bu yana en düşük seviyesini gördükten sonra öğle arasında %0,8 düşerek 76.350 yuan/tona geriledi.
Geçen hafta Çin’de yapılan kritik toplantıda, metal talebi beklentileri üzerinde baskı yaratan ekonomideki zorluklara rağmen teşvik tedbirlerine ilişkin ayrıntılar verilmedi.
Abalistler, son fiyat düşüşünün Çin’de bazı fiziksel alımları artırdığını, ancak insanların SHFE fiyatlarının 75.000 yuan/tona veya daha da altına düşmesini beklemesi nedeniyle alımların çok güçlü olmadığını belirtti.
Bu arada, LME depolarındaki bakır stokları Eylül 2021’den bu yana en yüksek seviyesine ulaşırken, Çin’deki stoklar Mayıs 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine çıktı.
Haziran ayında Çin’in rafine bakır ihracatı geçen yıla kıyasla yaklaşık yedi kat arttı.
LME’de alüminyum %0,3 düşüşle 2.345,50 dolar/tondan, kurşun %0,1 artışla 2.130 dolar/tondan, çinko %0,4 artışla 2.786,50 dolar/tondan, kalay %0,3 artışla 31.135 dolar/tondan ve nikel %0,1 artışla 16.270 dolar/tondan işlem gördü.
Bu arada SHFE kontratları genel olarak zayıftı. Alüminyum %0,3 düşüşle 19.540 yuan/tondan, nikel %1,2 düşüşle 129.170 yuan/tondan, kurşun %0,8 düşüşle 19.290 yuan/tondan, kalay %0,8 düşüşle 259.600 yuan/tondan, çinko ise %0,2 artışla 23.520 yuan/tondan işlem gördü.
DEMİR CEVHERİ, YATIRIMCILARIN ÇİN’DE GELEN SİNYALLERİ SİNDİRİRKEN DAR ARLIKTA İŞLEM GÖRDÜ
Demir cevheri vadeli işlemleri, yatırımcıların ve borsa işlemcilerinin, üçüncü genel kurul toplantısının ardından Çin’den gelen karışık piyasa sinyallerini değerlendirmesiyle, dar aralıkta işlem gördü
Dalian Emtia Borsası’nda (DCE) Eylül vadeli demir cevheri, sabah işlemlerini %0,37 artışla 804 yuan/ton (110,55 dolar) seviyesinde tamamladı.
Singapur Borsası’nda ağustos ayı demir cevheri, %0,2 düşüşle 104,3 dolar/tona geriledi.
Çin, deflasyonun eşiğinde olduğu ve uzun süren emlak krizi, artan borç ve zayıf tüketici ve iş dünyası güveni ile karşı karşıya olduğu bir dönemde büyümeyi desteklemek amacıyla bugün kısa vadeli politika faizini ve gösterge borç verme faiz oranlarını düşürdü.
İndirimler, Çin’in geçen hafta beklenenden daha zayıf ikinci çeyrek ekonomik verileri bildirmesi ve üst düzey liderlerin üçüncü genel kurul toplantısında bir araya gelmesinin ardından geldi.
Ancak bu artış, uzun süredir beklenen Çin politikası güncellemesinin büyük bir değişiklik göstermemesinin ardından ihtiyatı tamamen ortadan kaldırmayı başaramadı.
Analistler, üçüncü genel kurulda zayıf ekonomik büyümeyi düzeltmek için çok az şey yapıldığını belirtti.
Öte yandan ABD Başkan Joe Biden’ın yeniden yarışa girmeme kararının belirsizlik yarattığı ve küresel piyasaları sarsabileceği kaydedildi.
DCE’de koklaşabilir kömür ve kok kömürü sırasıyla %2,5 ve %2,2 düştü.
Şanghay Vadeli İşlemler Borsası’nda inşaat demiri %0,14, sıcak haddelenmiş rulo %0,25, filmaşin %0,61 düştü, paslanmaz çelik ise %0,76 arttı.
]]>İsrail’in Hudeyde Limanı’na saldırısı, Binyamin Netanyahu hükümetinin açıklamasına göre, Husilerin 19 Temmuz’da Tel Aviv’e gerçekleştirdiği insansız hava araçlı saldırıya karşılık olarak verildi.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre, Husilerin Tel Aviv’deki ABD konsolosluk binası yakınlarına düzenlediği bu saldırıda, bir İsrailli öldü, 10 kişi yaralandı.

Evimiz İsrail Partisi lideri Avigdor Liberman, İsrail’in saldırdığı Hudeyde Limanı’nın “tamamen yok edilmesi” yönünde çağrıda bulundu.
Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023’ten beri Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koyuyor ve bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenliyor.
Husiler, Gazze Şeridi ve Filistin ile dayanışma çerçevesinde, dini, ahlaki ve insani görevlerinin gereği olarak, İsrail’in Kızıldeniz, Umman Denizi ve Hint Okyanusu’ndaki gemilerini veya bağlantılı gemileri işgal altındaki Filistin’in (İsrail) limanlarına yönelmesini engelleme kararlarını, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırıları sona erip bölgedeki abluka bitene kadar uygulamaya devam edeceğini duyurmuştu.
ABD öncülüğünde kurulan koalisyon ise 12 Ocak 2024’ten bu yana, Husilerin bu saldırılarına karşılık Yemen’in çeşitli bölgelerindeki hedefleri vurmaya başladı.
Washington ve Londra’nın müdahalesi ve gerilimin tırmanmasıyla, Husiler, artık tüm ABD ve İngiliz gemilerini askeri hedefleri arasında gördüğünü duyurdu.
Yemen’in dünyaya açılan kapısı
Hudeyde limanı, Yemen’in Kızıldeniz üzerindeki batı kıyılarının orta kesimlerinde yer alıyor ve ülkenin başlıca dış ticaret limanı sayılıyor.
Bölgenin Doğu ile Batı arasındaki küresel ticaret hareketine yakınlığı nedeniyle liman, 1961 yılında dönemin Sovyetler Birliği’nin desteğiyle inşa edildi.
Önünden doğudan batıya çeşitli emtia ve petrol ticareti yapan gemiler geçen limanın yakınında da tam tersi yönde, doğu ile batı arasındaki uluslararası internet hatları, deniz alanının tabanından geçiyor.
Limandan, aynı zamanda, savaştan bu yana ülkeye ulaşan insani yardımların yanı sıra, çeşitli ihracat ve ithalat ürünleri ile Yemen’in geçmişte tanık olduğu ve halen devam eden büyüme ve gelişme sürecinin gerektirdiği her türlü emtianın geçişi gerçekleşiyor.
Hudeyde Limanı, Kızıldeniz kıyısındaki diğer limanlara göre stratejik konumu, uluslararası nakliye hatlarına yakınlığı, dalgalardan ve su akıntılarından doğal koruması ve muson rüzgarlarına maruz kalmaması gibi bir dizi avantaja sahip olması bakımından benzersiz sayılıyor.
Nakliye şeridi 10 bin 433 deniz mili uzunluğunda, 200 metre genişliğinde ve yaklaşık 10 metre derinliğinde olan liman, maksimum 31 bin ton yük kapasiteli konteyner gemilerini kabul etme kapasitesine sahip.
Limanda, 2014 yılına kadar, 250 metre uzunluğunda iki rıhtımın yanı sıra toplam bin 461 metre uzunluğunda 8 rıhtım bulunuyordu ve liman rıhtımı petrol tankerleri ve diğer petrol ürünlerinin boşaltılmasına ayrılmıştı.
Hayati tesislerin hedef alınması
Yangının ve yükselen dumanın büyüklüğünü ortaya koyan görüntülerde, İsrail’in Hudeyde Limanı’ndaki petrol ve petrol ürünlerinin depolarını kasten bombaladığı görülüyor.
İsrail’in bu saldırısı, Yemen’i artan yakıt ihtiyacını karşılamakta ek zorluklarla karşı karşıya bırakıyor.
Zorlu insani koşullar tehlikeli bir şekilde tırmanırken, Hudeyde kentinin en önemli enerji santrallerinden birinin yanı sıra, petrol tesisi ofisleri de İsrail tarafından vuruldu.
Yemen hükümetinin 2010 yılına ait verilerine göre, limandaki toplam alanı bir milyon metrekareyi aşan 12 depo kısmen veya tamamen İsrail bombardımanına maruz kaldı.
Husiler, şu ana kadar, limandaki toplam hasarın boyutunu, kargo gemilerini ve insani yardım karşılama imkanının kalıp kalmadığına ilişkin bir açıklama yapmadı.
Son olarak, Gazze’deki Sağlık Bakanlığı 18 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ile koordinasyonlu olarak atık sulardan alınan numunelerde yapılan incelemelerde çocuk felci virüsünün tespit edildiğini ve binlerce kişinin çocuk felcine yakalanma riskiyle karşı karşıya olduğunu duyurmuştu.
– ÇOCUKLARI BEKLEYEN HASTALIK TEHLİKESİ
Gazze’nin kuzeyindeki okullardan birinde 3 çocuğuyla yaşayan Tamir Gaben, çocuklarının çocuk felcine yakalanmasından korktuğunu söyledi.
Gaben, “Okullarda durum çok kötü. Yiyecek yok, içecek yok. Çocuklar çöplüklerin yakınında oynuyor. Hastalanıp ölenler oldu. Saldırılarda ölmeseler bile virüse yakalanıp hastalanarak ölecekler.” dedi.
İsrail’in evlerini bombalamasının ardından bir okula yerleştiklerini anlatan Zaim ez-Zaim (48) ise virüs ve hastalıklarla dolu atık su göletleriyle çevrili bir yerde yaşadıklarını ancak başka seçenekleri olmadığını vurguladı.
Atık sular ve çöpler nedeniyle hastalandıklarını kaydeden Zaim, şimdi de çocuk felci tehlikesinin kapıda olduğunu dile getirdi.
Bir atık su birikintisinin yakınında yaşayan Edhem en-Nemr (55) ise çocukları ve torunlarının savaşın başından bu yana hastalıklar mücadele ettiğini dile getirdi.
İsrail’in su kuyularını ve arıtma tesislerini tahrip ettiğini ve temiz su bulamadıklarını belirten Nemr, çevrede akan ya da birikinti halini alan atık suların hastalıkların yayılmasının başlıca sebebi olduğunu aktardı.

– CİLT HASTALIKLARINDA GÖRÜLMEMİŞ BİR ARTIŞ YAŞANIYOR
Gazze’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesinde görev yapan doktor Sahir Nasr ise atık sulardan kaynaklı hastalıklara yakalanan çok sayıda kişinin hastaneye müracaat ettiğini dile getirdi.
Nasr, “Son zamanlarda cilt hastalıkları, bakteriyel, viral hastalıklar ve mantar hastalıkları ile hepatitte anormal bir artış gözlüyoruz. Mantar hastalıklarının da bağışıklığı düşük olan insanlarda görüldüğünü hatırlatmak gerekir. Savaştan önce böyle bir şey yoktu. Hastaneye müracaat eden 5 hastadan 3 ya da 4’ü cilt hastalığına yakalanmış oluyor. Daha önce görmediğimiz hastalıklarla da karşılaşıyoruz.” dedi.
Bu hastalıkların çoğunlukla bağışıklığın düşük olması, yetersiz beslenme, ilaç eksikliği ve kişisel temizliğin yapılamamasından kaynaklandığına dikkati çeken Nasr, okullarda içme suyuna atık su karıştığını, bunun da hastalıklara yol açtığını ifade etti.
Nasr, yeterli miktarda gıda, vitamin, antibiyotik, ilaç ve merhemin bulunmayışının da hastalıkların yayılmasını kolaylaştırdığını aktardı.

– ALT YAPININ TAHRIP EDİLMESİ
Gazze Belediyeler Birliği Koordinatörü Hüsni Muhenna, “İsrail, Gazze’de altyapıyı tahrip ederek, atık suların sokaklarda ve alçak bölgelerde taşmasına ve bazı bölgelerde deniz kıyısına sızmasına yol açtı ve bu da bir çevre felaketine sebep oldu.” dedi.
Muhenna, İsrail’in, belediyelerin ekipman ve çalışanlarına yönelik saldırıları nedeniyle gereken hizmeti veremediklerini ve gerçek ve tehlikeli bir kriz yaşadıklarını dile getirdi.

Son olarak, Gazze’deki Sağlık Bakanlığı 18 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ile koordinasyonlu olarak atık sulardan alınan numunelerde yapılan incelemelerde çocuk felci virüsünün tespit edildiğini ve binlerce kişinin çocuk felcine yakalanma riskiyle karşı karşıya olduğunu duyurmuştu.
– ÇOCUKLARI BEKLEYEN HASTALIK TEHLİKESİ
Gazze’nin kuzeyindeki okullardan birinde 3 çocuğuyla yaşayan Tamir Gaben, çocuklarının çocuk felcine yakalanmasından korktuğunu söyledi.
Gaben, “Okullarda durum çok kötü. Yiyecek yok, içecek yok. Çocuklar çöplüklerin yakınında oynuyor. Hastalanıp ölenler oldu. Saldırılarda ölmeseler bile virüse yakalanıp hastalanarak ölecekler.” dedi.
İsrail’in evlerini bombalamasının ardından bir okula yerleştiklerini anlatan Zaim ez-Zaim (48) ise virüs ve hastalıklarla dolu atık su göletleriyle çevrili bir yerde yaşadıklarını ancak başka seçenekleri olmadığını vurguladı.
Atık sular ve çöpler nedeniyle hastalandıklarını kaydeden Zaim, şimdi de çocuk felci tehlikesinin kapıda olduğunu dile getirdi.
Bir atık su birikintisinin yakınında yaşayan Edhem en-Nemr (55) ise çocukları ve torunlarının savaşın başından bu yana hastalıklar mücadele ettiğini dile getirdi.
İsrail’in su kuyularını ve arıtma tesislerini tahrip ettiğini ve temiz su bulamadıklarını belirten Nemr, çevrede akan ya da birikinti halini alan atık suların hastalıkların yayılmasının başlıca sebebi olduğunu aktardı.

– CİLT HASTALIKLARINDA GÖRÜLMEMİŞ BİR ARTIŞ YAŞANIYOR
Gazze’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesinde görev yapan doktor Sahir Nasr ise atık sulardan kaynaklı hastalıklara yakalanan çok sayıda kişinin hastaneye müracaat ettiğini dile getirdi.
Nasr, “Son zamanlarda cilt hastalıkları, bakteriyel, viral hastalıklar ve mantar hastalıkları ile hepatitte anormal bir artış gözlüyoruz. Mantar hastalıklarının da bağışıklığı düşük olan insanlarda görüldüğünü hatırlatmak gerekir. Savaştan önce böyle bir şey yoktu. Hastaneye müracaat eden 5 hastadan 3 ya da 4’ü cilt hastalığına yakalanmış oluyor. Daha önce görmediğimiz hastalıklarla da karşılaşıyoruz.” dedi.
Bu hastalıkların çoğunlukla bağışıklığın düşük olması, yetersiz beslenme, ilaç eksikliği ve kişisel temizliğin yapılamamasından kaynaklandığına dikkati çeken Nasr, okullarda içme suyuna atık su karıştığını, bunun da hastalıklara yol açtığını ifade etti.
Nasr, yeterli miktarda gıda, vitamin, antibiyotik, ilaç ve merhemin bulunmayışının da hastalıkların yayılmasını kolaylaştırdığını aktardı.

– ALT YAPININ TAHRIP EDİLMESİ
Gazze Belediyeler Birliği Koordinatörü Hüsni Muhenna, “İsrail, Gazze’de altyapıyı tahrip ederek, atık suların sokaklarda ve alçak bölgelerde taşmasına ve bazı bölgelerde deniz kıyısına sızmasına yol açtı ve bu da bir çevre felaketine sebep oldu.” dedi.
Muhenna, İsrail’in, belediyelerin ekipman ve çalışanlarına yönelik saldırıları nedeniyle gereken hizmeti veremediklerini ve gerçek ve tehlikeli bir kriz yaşadıklarını dile getirdi.

Dünyanın en önemli savunma sanayisi fuarları arasına adını yazdırmayı başaran SAHA EXPO, bu yıl gücünü ve kapasitesini artırarak kapılarını açacak. SAHA EXPO, 1200’ün üzerinde firmanın katılımıyla düzenlenecek.
Uluslararası ilginin yüksek olduğu SAHA EXPO, çok önemli global anlaşmalara zemin hazırlayacak; yerli üreticileri, teknolojileri dünyanın ihtiyacı olan alıcılarla buluşturacak. Fuarda ihracat ağırlıklı 1 milyar doları aşkın iş hacmi hedefleniyor.

ZİYARETÇİ SAYISI İKİYE KATLANACAK
Türk savunma, havacılık ve uzay sanayisinin tanıtımına ve ihracat potansiyelinin artırılmasına azami katkı sağlayacak şekilde gerçekleştirilen SAHA EXPO, bölgenin en büyük sektör buluşması olacak ve geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da önemli işbirlikleri için etkin bir platform oluşturacak.
Geleceği şekillendiren teknolojilerin yer alacağı fuarda yerli ve yabancı çok sayıda firma, kurum ve kuruluş en son ve yeni ürünlerini sergileme fırsatı bulacak. Önceki fuarda 78 binin üzerinde profesyonel ziyaretçiyi ağırlayan SAHA EXPO, bu yıl İstanbul Fuar Merkezi’nin 8 sergi salonu, fuaye ve dış alanlarını kapsayan toplam 90 bin metrekarelik alanda gerçekleştirilecek. SAHA EXPO’da 150 binden fazla profesyonel ziyaretçinin ağırlanması hedefleniyor.
“ÜSTÜNE YENİ BİR FUAR KOYARAK BÜYÜYOR”
SAHA İstanbul Genel Sekreteri Levent Kerim Uça, fuar hakkında AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu. SAHA EXPO’nun çok kısa sürede dünyada örneği olmayan bir başarı yakaladığını vurgulayan Uça, “2018 yılında küçük bir alanda başlayan fuarımızı 2021’de 40 bin metrekarelik bir alanda gerçekleştirdik. Fuar 2022’de 60 bin metrekareye çıktı, bu sene 90 bin metrekareye çıkıyor. Sektörel bir fuarın bu kadar kısa sürede, her sene yüzde 50 oranında, yani neredeyse her dönem üstüne yeni bir fuar daha koyarak büyümesi gibi bir örnek dünyada yok.” dedi.

SAHA EXPO 2022 Fuarı’na, 109 ülkeden 390’ı yabancı ve 567’si yerli olmak üzere toplam 957 firma, 289 resmi delegasyon, 103 ticari delegasyon, 40 bini sektör profesyoneli olmak üzere 78 bin 643 ziyaretçi katıldığına işaret eden Uça, bu rakamları daha da yukarılara taşıyacaklarını bildirdi. Uça, “Yerli ve yabancı 1200’den fazla katılımcı firma, 500’den fazla resmi ve ticari delegasyon, 150 bin ziyaretçi, 25 bin B2B görüşme ve fuar esnasında gerçekleştirilecek imza törenleri ile ihracat ağırlıklı 1 milyar doların üzerinde ekonomik değer rakamlarına ulaşmayı öngörüyoruz. Diğer bir ifade ile savunma ve havacılık sanayiimizin her anlamda rekorlara koştuğu bir ortamda biz de SAHA EXPO olarak yeni rekorlara imza atmayı hedefliyoruz.” diye konuştu.
40 ÜLKEDEN KATILIM, 150 TİCARİ ALIM HEYETİ
Fuardaki yabancı katılımına dikkati çeken Uça, şu değerlendirmelerde bulundu:
“SAHA EXPO’ya bu sene dünyanın 5 kıtasından, yaklaşık 40 ülkeden 200 yabancı stantlı katılımcı bekliyoruz. Aralarında dünyanın en önde gelen firmaları da olmak üzere Amerika’dan Avustralya’ya, Güney Pasifik’ten Avrupa ve Afrika’ya kadar çok farklı coğrafyalardan savunma, havacılık ve uzay sanayisinde faaliyet gösteren firmaları fuarda yerli firmalarımızla ve ziyaretçiler ile buluşacak, işbirliği için bir araya gelecek. Katılımcı firmalara resmi delegasyonları, ticari alım heyetlerini ve ziyaretçileri de eklediğimizde dünyanın her noktasından bu fuara bir kişi veya bir firmanın temas edeceğini söyleyebiliriz.”

SAHA EXPO’da katılımcıları, resmi heyetlerin yanı sıra uluslararası ticari alım heyetleriyle de buluşturduklarını vurgulayan Uça, “Belki Türkiye’de bir ilk olarak savunma sanayisine yönelik sektörel bir fuarda bu kadar geniş kapsamlı ticari alım heyetleri bulunacak. Fuara katılan firmalarımızın özelliklerine göre yani onlara alıcı olabilecek, bizim KOBİ’lerimizin de ürün satabilecekleri veya işbirliği yapabilecekleri firmaları özel çalışmalarla belirleyip bu heyetleri fuarımıza getiriyoruz. Bu yılki fuarda 150 civarında ticari alım heyeti planlıyoruz.” dedi.
ÜST DÜZEY KONUKLAR, RESMİ HEYETLER
SAHA İstanbul Genel Sekreteri Levent Kerim Uça, SAHA EXPO’da gerçekleştirilecek çok sayıda uluslararası panelde yurt içi ve dışından profesyonellerin bir araya gelip sektörü ilgilendiren konuları detaylı şekilde değerlendireceğini söyledi.

Fuarda bu sene dünyanın farklı ülkelerinden ve NATO gibi önemli uluslararası organizasyonlarından 400 civarında resmi heyet mensubunun ağırlanmasının öngörüldüğünü ifade eden Uça, şunları kaydetti:
“Dünyanın her yerinden, başbakan, bakan düzeyinden, genelkurmay başkanlarına ve daha alt düzeydeki yetkililere kadar sektör profesyonellerini fuarımızda katılımcı firmalar ile bir araya getireceğiz. 2022 yılında İngiltere Savunma Bakanı SAHA EXPO’yu ziyaret etmişti. Bu sene de benzer nitelikteki yabancı üst düzey ziyaretçileri fuarımıza bekliyoruz. Resmi heyetleri ilgilendikleri alanlardaki özellikle KOBİ ölçeğindeki yerli firmalarımızla buluşturmayı amaçlıyoruz.”
FUARA BİR GÜN EKLENDİ, HALK GÜNÜ 2’YE ÇIKTI
SAHA EXPO, geçen yıllarda 4 gün olarak düzenlenirken bu yıl fuara bir gün daha eklendi.
Savunma, havacılık ve uzay endüstrisi alanındaki son teknolojik gelişmeleri yerinde deneyimlemek, teknolojiye hükmedenlerin, geleceği şekillendireceği yeni dünyanın kapısını aralamak isteyenler için fuarın halka açık gün sayısı 2’ye çıkarıldı. Buna göre, 25 Ekim Cuma ve 26 Ekim Cumartesi günleri 18 yaş sınırı çerçevesinde halk günleri olarak planlandı.
]]>
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, demiryollarında yürütülen elektrifikasyon çalışmalarına dair açıklamalarda bulundu. Mevcut hatların elektrikli hale getirilmesi çalışmalarının, Türkiye için ekonomik ve stratejik olarak büyük önem arz ettiğinin altını çizen Bakan Uraloğlu, Türkiye genelinde artan yolcu ve yük taşımacılığı arzının karşılanabilmesi, işletmeciliğin daha ekonomik ve çağın koşullarına uygun hale getirilebilmesi için projelerin duraksamadan hazırlandığını ve yapım aşamasının devam ettiğini söyledi.

“1 ADET ELEKTRİKLİ LOKOMOTİFİN ÇEKERİ 2 ADET DİZEL LOKOMOTİFİN ÇEKERİNE EŞİT”
Maliyet olarak elektrikli lokomotif giderlerinin, dizel lokomotif giderinin yüzde 33’üne tekabül ettiğini vurgulayan Uraloğlu, “Genel olarak 1 adet elektrikli lokomotifin çekeri 2 adet dizel lokomotifin çekerine eşit. Böylece az lokomotif ile çok daha fazla yük daha kısa sürede taşınacağından hat kabiliyetinin ve kapasitesinin artması da sağlanıyor.” diye konuştu.

“ELEKTRİKLİ LOKOMOTİFLERİN BAKIM MALİYETİ, DİZEL LOKOMOTİFLERE KIYASLA DAHA UCUZ”
Elektrikli lokomotiflerin işletme ve bakım kolaylığı sağladığını da belirten Bakan Uraloğlu, elektrikli lokomotiflerin bakım maliyetinin, dizel lokomotiflere kıyasla daha ucuz olduğunun altını çizdi. Uraloğlu, “Sadece bakım maliyeti ve ucuzluk olarak bakmıyoruz. Doğal yaşama ve çevreye olan hassasiyetimizle Türkiye’nin ulaşım ağını güçlendirmeye devam ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 22 yılda kendi demiryolu ekosistemimizi oluşturma yolunda çok önemli mesafe kat ettik. Yüksek hızlı ve hızlı demiryolu inşaatında çok önemli işlere imza attık. Artık Milli Elektrikli Lokomotiflerimiz, Milli Hızlı Trenimiz, Milli Elektrikli Setlerimiz, Milli Vagonlarımızın tasarımından üretimine kadar ileri teknoloji kullanılarak milli ve yerli imkanlarla üretim yapıyoruz.” şeklinde konuştu.

Öz kaynaklar ile yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretilmesi yönünde yaptıkları çalışmalarla, daha çevreci ve daha ekonomik bir ulaşım imkanı sağladıklarının da altını çizen Bakan Uraloğlu, “Elektrifikasyon sistemlerini yaygınlaştırarak elektrik enerjisi yönünden dışa bağımlılığı azaltarak daha az dışa bağımlılığı olan kendi enerji kaynaklarımızdan azami derecede istifade ederek, ithal edilen petrole ödenen dövizden tasarruf sağlamayı hedefliyoruz” dedi.

“MEVCUT KONVANSİYONEL HATLARIMIZIN 993 KİLOMETRELİK KESİMİNDE YAPIM ÇALIŞMALARIMIZ DEVAM EDİYOR.”
Son 21 yılda mevcut hatların elektrikli hale getirilmesi kapsamında yapılan çalışmalar ile 2002 yılında 2 bin 122 kilometre olan elektrikli hat uzunluğunun yüzde 237 oranında bir artışla 2024 yılı Mayıs ayı itibariyle toplam 7 bin 142 kilometreye ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, “Mevcut konvansiyonel hatlarımızın 993 kilometrelik kesiminde yapım çalışmalarımız devam ediyor. Bu hatlar; Malatya – Elazığ, Karaman – Ulukışla, Alayunt – Afyon – Konya, Köseköy – Gebze. Tobalı – Ödemiş hattımızda ise çalışmalarımızı tamamladık. 2 bin 926 kilometrelik kesim için ise proje ve ihale hazırlık çalışmaları devam ediyor. Mevcut ve yapımı devam eden projelerimiz ile orta vadede elektrikli hat oranımızı yüzde 90’a yükseltmeyi hedefliyoruz.” açıklamasında bulundu.
Ekonomideki tüm dengeleri bozan yüksek enflasyona karşı üretmeye ve ihracat yapmaya devam eden Egeli ihracatçılar, döviz kurlarının enflasyon rakamlarının gerisinde kalmasından dolayı uluslararası arenada rekabette zorlansalarda mevcudu koruma mücadelelerini sürdürüyorlar.
TARIM İHRACATININ LİDERİ SU ÜRÜNLERİ VE HAYVANSAL MAMULLER SEKTÖRÜ
Ege İhracatçı Birlikleri’nin ihracatından 7,4 milyar dolarlık ihracatla yüzde 41 pay alan tarım sektörleri arasında Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği son 1 yıllık dönemde 1 milyar 624 milyon dolarlık ihracat performansıyla tarım sektörleri arasında ihracat şampiyonu oldu. ESÜHMİB, iştigal sahasındaki ürünlerin ihracatına getirilen tedbir kararlarına rağmen geçtiğimiz 1 yıllık süreçte ihracatını yüzde 2 artırmayı başardı. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, ihracat tedbirleri kaldırıldığı takdirde Ege Bölgesi’nde, 2 milyar doları geçecek ilk tarım sektörü olacağının ipuçlarını veriyor.
ÜÇÜNCÜLÜK YARIŞI NEFES KESİYOR
Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği ile Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği arasındaki üçüncülük yarışı son hızıyla devam ediyor. 2023 yılı sonunda 1 milyar 340 milyon dolarlık ihracatla EHKİB üçüncü olurken, 2024 yılı içindeki atağıyla EYMSİB üçüncülüğe yükseldi. EYMSİB geçtiğimiz 1 yıllık süreçte 1 milyar 358 milyon dolarlık ihracata imza atarken, EHKİB aynı dönemde 1 milyar 334 milyon dolar ihracatı hanesine yazdırdı.
2024 YILINDA İHRACAT ARTIŞ REKORTMENİ EMİB OLDU
Ege Maden İhracatçıları Birliği, 2024 yılının ilk yarısında başarılı bir grafik ortaya koydu. İhracatını yüzde 20’lik artışla 541 milyon dolardan 651 milyon dolara çıkaran Ege Maden İhracatçıları Birliği, 2024 yılında EİB bünyesindeki 12 ihracatçı birliği arasında ihracatını en çok artıran birlik olma başarısı gösterdi. EMİB’in yıllık ihracatı da yüzde 7’lik artışla 1 milyar 100 milyon dolardan 1 milyar 175 milyon dolara çıktı. EMİB, 2024 yılı sonu için ortaya koyduğu 1 milyar 250 milyon dolar ihracat hedefine koşar adım ilerliyor.
2022 yılı sonunda 1 milyar dolar barajını geçme mutluluğu yaşayan Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, son 1 yılda 1 milyar 43 milyon dolarlık ihracat yaparak 1 milyar dolar üzerinde tutunmayı sürdürdü.
KURU MEYVE SEKTÖRÜ 2024 YILINDA İLK KEZ 1 MİLYAR DOLARI GEÇTİ
Üretim ve ihracatında dünya lideri olduğumuz çekirdeksiz kuru üzüm, kuru kayısı ve kuru inciri dünya genelinde 100’den fazla ülkeye ihraç eden Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 2024 yılının ilk yarısında vites artırdı ve tarihinde ilk kez yıllık bazda 1 milyar dolar eşiğini geçti.
EKMİB, son 1 yıllık dönemde ihracatını yüzde 18 geliştirdi ve 872 milyon dolardan 1 milyar 31 milyon dolara ilerletti. Kuru meyve ürünlerinin ortalama ihraç fiyatının dolar bazında yüzde 30 artışı bu başarıda itici güç oldu.
KİMYA SEKTÖRÜ EİB ÇATISI ALTINDA TEMSİLİ HAK EDİYOR
Ticaret Bakanlığı faaliyet illerine göre ihracat istatistiklerinde İzmir, 5,8 milyar dolarlık kimya ürünleri ihraç ediyor. Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde temsil edilmeyen Egeli kimya ihracatçıları son 1 yıllık dönemde EİB bünyesinden 1 milyar 610 milyon dolarlık kimya ürünleri ihracatı kayda aldırdı. Bu rakamlar, Ege İhracatçı Birlikleri’nin uzun yıllardır Ege Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği kurulması talebinin ne denli haklı bir talep olduğunu gözler önüne seriyor.
EGE’DE OTOMOTİV SEKTÖRÜ İHRACATTA 1 MİLYAR DOLARI AŞTI
Çinli otomotiv devi BYD’nin Manisa’da yatırım kararıyla morallenen Egeli otomotiv endüstrisi ihracatçıları 2024 yılında ihracatta 1 milyar doları aşmanın mutluluğunu yaşıyor. Otomotiv yan sanayiinde dünya devlerinin en güvenilir tedarikçileri olan Egeli ihracatçılar son 1 yıllık dönemde 1 milyar 40 milyon dolarlık ihracata imza attılar.
Ekonomi yönetiminin son bir yıldır uyguladığı para ve mali politikalar, art arda atılan yeni adımlar uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının da notlarına olumlu yansıyor. Notlardaki görünüm ise yabancı yatırımcının bir ülkeye gidebilmesinde göz önünde bulundurduğu en önemli kriterlerin başında geliyor.
Mart ayında Fitch Ratings’in, mayısta da Standard & Poor’s’un (S&P) Türkiye’nin kredi notunu artırmaları ve not görünümünü pozitife yükseltmelerinin ardından 19 Temmuz gecesi de Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu 11 yıl aradan sonra ve ilk kez iki basamak birden artırarak ‘B3’ten ‘B1’e yükseltti, not görünümünü de pozitif tuttu. Notun iki kademe birden artması; yabancı yatırımcının güvenindeki hızlı toparlanmanın ispatı ve sağlanan istikrarın işareti olarak değerlendiriliyor.
GÜVEN ARTIYOR
Moody’s’in kararının yabacı yatırımcının gelmesi ve piyasaya etkisini ekonomistlere sorduk. AKŞAM’a açıklamalarda bulunan Ekonomist ve Sagam Strateji Danışmanlık Kurucusu Murat Sağman, “Moody’s’in notunu artırmada temel itici güç; ortodoks para politikasına kararlı geri dönüş, Türkiye’nin başlıca makroekonomik dengesizliklerinin azalması, enflasyonun ve iç talebin ılımlı hale gelmeye başlaması, dış kırılganlığının azalması, enflasyonist baskıların gelecek aylarda ve 2025’e doğru hafifleyeceğine dair fazla güven vermesi, para politikasının kredibilite artışı ve bunun Türk Lirası’na güveni artırması” dedi.
Piyasaların 1 kademe not artışını satın aldığını ancak kendisinin 2 kademe artış beklediğiyle ilgili günler öncesinden tweet attığını belirten Sağman, piyasaya sürpriz olan kararda tahminin tutmasından dolayı da mutlu olduğunu söyledi.
GAYRETLER GÖRÜLÜYOR
Mehmet Şimşek dönemiyle birlikte yabancının bakış açısının çok negatiften olumluya döndüğünü, ekonomide çok iyi çabaların olduğunu ve bu olumluya dönüşün yabancılar tarafından da görüldüğünü belirten Sağman, “Not artışı iyi gelişme ama daha yolumuz var. Şu anda ‘yatırım yapılabilir’ olmak için 3 notumuz daha bulunuyor. Yabancı açısından 2 yıl sonra bu ‘yatırım yapılabilir’ notunu alabiliriz. Yabancı girişinin hızlanması için makroekonomik ortamın daha da düzelmesi ve öngörülebilirliğin artması gerekiyor. Özellikle bundan sonra doğrudan yabancı sermaye yatırımları için altyapı ve en önemlisi hukuktan kurumsal yapıya kadar birçok alanda güçlü bir hikaye gerekiyor” diye konuştu. Kararın pazartesi günü piyasalar açıldığında olumlu yansıyacağını da belirten Sağman, “Pozitif bir borsa göreceğiz” diye konuştu.
BORSA HAREKETLENECEK
Görüşünü aldığımız ALB Yatırım Başekonomisti Filiz Eryılmaz da kredi derecelendirme kuruluşlarının; para politikasında ortodoksluğa geçişin ve mali politika tarafında da vergi paketi, kamuda tasarruf adımları gibi gayretleri olumlu değerlendirerek kredisini yükselttiğini söyledi. Eryılmaz, “Enflasyonun önümüzdeki yıl iyileşeceğini düşünüyorlar, 2.5 yılda cari açığın (döviz açığı) ilk kez 30 milyar doların altına indiğini görüyorlar. Gri listeden çıkış, CDS’teki (kredi risk primi) düşüş önemliydi. Yabancı da atılan adımları genel olarak doğru buluyor. Yabancı yatırım için kredi notu çok önemli” dedi. Karar nedeniyle pazartesi günü borsanın 11 bin 800’lere doğru biraz daha hareketinin hızını artıracağını da belirten Eryılmaz, “Son çeyrekte güçlü bir yabancı yatırım, göreceğiz” dedi.
DAHA FAZLASININ GELECEĞİNİ GÖSTERİYOR
BLUEBAY Varlık Yönetimi Gelişen Piyasalar Kıdemli Stratejisti Timothy Ash, 2 kademe not artırımının nadiren görüldüğüne dikkat çekti. Bunun, daha fazlasının geleceğini gösterdiğini belirten İngiliz ekonomist Ash, “Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in reformları etkisini gösterdi” dedi.
İŞ DÜNYASI KARARDAN MEMNUN
TİCARET BAKANI ÖMER BOLAT: Artan kredi notları doğru yolda ilerlediğimizi tescil ediyor. Artan kredi notları; yüksek ekonomik büyüme performansı, azalan işsizlik oranı, yükselen döviz rezervleri, artan ihracat, azalan dış ticaret açığı ve cari işlemler açığı, hızla düşen CDS primi ve benzeri makroekonomik göstergelerdeki olumlu gelişmeler ümit verici olup, doğru yolda ilerlediğimizi tescil ediyor.
İSTANBUL TİCARET ODASI (İTO) BAŞKANI ŞEKİB AVDAGİÇ: Enfl asyonla mücadelemizi S&P, Fitch ve Moody’s Türkiye’yi asıl hak ettiği minimum not olan ‘yatırım yapılabilir’ ve üstüne çıkarana kadar, ekonominin tüm unsurlarıyla bir denge içinde sürdürmeliyiz.
ANKARA TİCARET ODASI (ATO) BAŞKANI GÜRSEL BARAN: Moody’s’in kararı memnuniyet verici bir gelişme. Bir süredir enflasyon başta olmak üzere negatif göstergelerle mücadele edilen ülkemiz açısından, bir dönüm noktası.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, demiryollarında yürütülen elektrifikasyon çalışmalarına dair açıklamalarda bulundu. Mevcut hatların elektrikli hale getirilmesi çalışmalarının, Türkiye için ekonomik ve stratejik olarak büyük önem arz ettiğinin altını çizen Bakan Uraloğlu, Türkiye genelinde artan yolcu ve yük taşımacılığı arzının karşılanabilmesi, işletmeciliğin daha ekonomik ve çağın koşullarına uygun hale getirilebilmesi için projelerin duraksamadan hazırlandığını ve yapım aşamasının devam ettiğini söyledi.

“1 ADET ELEKTRİKLİ LOKOMOTİFİN ÇEKERİ 2 ADET DİZEL LOKOMOTİFİN ÇEKERİNE EŞİT”
Maliyet olarak elektrikli lokomotif giderlerinin, dizel lokomotif giderinin yüzde 33’üne tekabül ettiğini vurgulayan Uraloğlu, “Genel olarak 1 adet elektrikli lokomotifin çekeri 2 adet dizel lokomotifin çekerine eşit. Böylece az lokomotif ile çok daha fazla yük daha kısa sürede taşınacağından hat kabiliyetinin ve kapasitesinin artması da sağlanıyor.” diye konuştu.

“ELEKTRİKLİ LOKOMOTİFLERİN BAKIM MALİYETİ, DİZEL LOKOMOTİFLERE KIYASLA DAHA UCUZ”
Elektrikli lokomotiflerin işletme ve bakım kolaylığı sağladığını da belirten Bakan Uraloğlu, elektrikli lokomotiflerin bakım maliyetinin, dizel lokomotiflere kıyasla daha ucuz olduğunun altını çizdi. Uraloğlu, “Sadece bakım maliyeti ve ucuzluk olarak bakmıyoruz. Doğal yaşama ve çevreye olan hassasiyetimizle Türkiye’nin ulaşım ağını güçlendirmeye devam ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 22 yılda kendi demiryolu ekosistemimizi oluşturma yolunda çok önemli mesafe kat ettik. Yüksek hızlı ve hızlı demiryolu inşaatında çok önemli işlere imza attık. Artık Milli Elektrikli Lokomotiflerimiz, Milli Hızlı Trenimiz, Milli Elektrikli Setlerimiz, Milli Vagonlarımızın tasarımından üretimine kadar ileri teknoloji kullanılarak milli ve yerli imkanlarla üretim yapıyoruz.” şeklinde konuştu.

Öz kaynaklar ile yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretilmesi yönünde yaptıkları çalışmalarla, daha çevreci ve daha ekonomik bir ulaşım imkanı sağladıklarının da altını çizen Bakan Uraloğlu, “Elektrifikasyon sistemlerini yaygınlaştırarak elektrik enerjisi yönünden dışa bağımlılığı azaltarak daha az dışa bağımlılığı olan kendi enerji kaynaklarımızdan azami derecede istifade ederek, ithal edilen petrole ödenen dövizden tasarruf sağlamayı hedefliyoruz” dedi.

“MEVCUT KONVANSİYONEL HATLARIMIZIN 993 KİLOMETRELİK KESİMİNDE YAPIM ÇALIŞMALARIMIZ DEVAM EDİYOR.”
Son 21 yılda mevcut hatların elektrikli hale getirilmesi kapsamında yapılan çalışmalar ile 2002 yılında 2 bin 122 kilometre olan elektrikli hat uzunluğunun yüzde 237 oranında bir artışla 2024 yılı Mayıs ayı itibariyle toplam 7 bin 142 kilometreye ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, “Mevcut konvansiyonel hatlarımızın 993 kilometrelik kesiminde yapım çalışmalarımız devam ediyor. Bu hatlar; Malatya – Elazığ, Karaman – Ulukışla, Alayunt – Afyon – Konya, Köseköy – Gebze. Tobalı – Ödemiş hattımızda ise çalışmalarımızı tamamladık. 2 bin 926 kilometrelik kesim için ise proje ve ihale hazırlık çalışmaları devam ediyor. Mevcut ve yapımı devam eden projelerimiz ile orta vadede elektrikli hat oranımızı yüzde 90’a yükseltmeyi hedefliyoruz.” açıklamasında bulundu.
Teknopark Ankara’da saha ve trafik güvenliği alanlarında faaliyet gösteren MESAN Elektronik Sanayi Ticaret AŞ, güvenlik güçleriyle diğer kamu kurum ve kuruluşlarına kritik görevlere yönelik cihaz ve sistemler sağlıyor.
AR-GE çalışmalarıyla yurt dışından temin edilen çeşitli cihaz ve ekipmanlara daha gelişmiş yerli alternatifler geliştiren MESAN, yurt içindeki ihtiyacı karşılamaya devam ederken, ihracat gerçekleştirdi ve geliştirdiği çözümü patentle tescilledi.
MESAN Genel Müdürü Mustafa Ünlü, Medar MTS’nin LiDAR (lazer) tabanlı bir mobil hız tespit sistemi olduğunu ve araç üzerinde, yol kenarında tripod üzerinde ya da bir direk üzerinde kullanılabildiğini söyledi.
3 YILDIR 81 İLDE AKTİF KULLANILIYOR
2020 öncesine kadar Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığına doppler tabanlı hız tespit sistemleri temin ettiklerini belirten Ünlü, teknoloji ilerledikçe LiDAR tabanlı sistemlere geçişin gündeme geldiğini ve ihtiyaç oluşturduğunu dile getirdi.
AR-GE faaliyetlerini bu çerçevede ilerletip LiDAR tabanlı bir mobil hız tespit geliştirdiklerini anlatan Ünlü, 3 yıllık AR-GE çalışması sonucu Jandarma Genel Komutanlığı trafik timleri için yeni tip hız tespit sistemini geliştirdiklerini belirtti. Ünlü, ardından onaylanan sistemin seri üretimine geçilerek Jandarma Genel Komutanlığına teslim edildiğini ve bugün itibarıyla ürünün 3 yılı aşkın süredir 81 ilde aktif olarak kullanıldığını vurguladı.
Son dönemde LiDAR teknolojisinin öne çıktığına işaret eden Ünlü, şöyle konuştu:
“Hem donanımsal anlamda önü çok açık, hem de yazılımsal anlamda vermiş olduğu keskin verilerle, geliştirme anlamında size çok fazla iş yapabilmenizi sağlıyor. Trafik sektöründe de çok ciddi anlamda kullanılabilir hale geldi. Özellikle global oyunculara da baktığınız zaman doppler tabanlı çalışan sistemlerin üretici ve geliştiricilerinin yüzde 80’e yakınının LiDAR teknolojisine geçmiş durumda olduğu ve tüm yatırımların da buraya odaklandığı görülüyor.
NEDEN LİDAR?
Hız tespit uygulamasında yol kenarına tripod üzerine ya da araç üzerine sistemi monte ettiğinizde 4-5 şeritli bir yola baktığınız zaman yoğun trafikte araç kaçırılmaması gerekli. Trafikte hayalet okumaların önüne geçilmesi şart, yani araç geçmediği halde yol kenarında bir levha veya bir bileşen rüzgardan dolayı salınım yapıyorsa araç gibi yansıma almamanız gerekli. Tampon tampona trafikte araçları birbirinden ayırt edebilmeniz şart. Büyük bir sinyal kümesi içerisinden her hedefi doğru şekilde ayırt etmek ve bu sorunları klasik doppler çözümleriyle bertaraf etmek zordur. Ancak LiDAR ile nokta atışı yaparsanız ki bizim sistemimiz bu yaklaşımla çalışıyor; yolu örümcek ağı gibi sarıyoruz; bu sayede araçları birbirinden rahatlıkla ayırıyor ve yanlış okumaların/araç kaçırmaların önüne geçiyoruz. Biz bu sebeple LiDAR teknolojisini tercih ettik.”
Mustafa Ünlü, ana hedeflerinden birinin ihracat olduğunu, buna da yurt içindeki projelerin vesile olduğunu söyledi. Jandarma Genel Komutanlığına 300 sistem teslim ettiklerini belirten Ünlü, sahadan gelen geri dönüşlerle sistemi sürekli geliştirdiklerini, ilave edilmesi gereken unsurları sisteme kazandırdıklarını ifade etti. Ünlü, bu sayede sistemin anlık hız tespiti yanında plaka tanıma gerçekleştirip, merkezde araç sorgulamalarını yapıp aranan araç uyarısının tekrar ekibe aktarabilir hale gelmesini sağladığını belirtti.
Sistemi rakiplerinden ayıran bir özelliğin de detaylı araç sınıflaması yapabilir hale gelmesi olduğunu anlatan Ünlü, başlangıçta 2 olan araç sınıflandırmasının 5’e çıktığını ve bu sayede şerit ihlalini de tespit etme imkanına kavuştuklarını kaydetti. Ünlü, “LiDAR teknolojisiyle hem araç sınıflarını hem şeridi hem de araç hızlarını çok keskin şekilde oluşturabiliyoruz. Dolayısıyla bütün bu verileri harmanlayıp farklı farklı uygulamaları da yapabilir hale geldik. Yani tek bir sistemle plaka tanıma, şerit ihlali tespiti yapabildiğiniz, trafik istatistik raporları oluşturabildiğiniz, anlık hız tespiti gerçekleştirebildiğiniz bir çözüm oluşturduk.” değerlendirmesini yaptı.
ABD VE BAE’DEN BİZE SATIN TALEBİ
“Milli ve özgün mobil hız tespit sistemiz Medar MTS bu kapsamında ülkemizin ilk ve tek patente sahip çözümü oldu.” diyen Ünlü şu ifadeleri kullandı;
“Amerika kıtası ve Hollanda’daki büyük trafik güvenliği fuarlarında boy gösterdik. Çok ciddi talepler aldık, beklediğimiz üzerinde bir ilgi gördük. Çünkü market bazı global oyuncular tarafından penetre edilmiş durumda ve kullanıcılar artık oradan farklı ve yenilikçi sistemlere yönelmek istiyorlar. Rakip ürünlerin fiyatları çok yüksek, bu tip firmalar zaten satış yaptıkları için ürünlerine yenilikçi özellikler katmayı pek tercih etmiyorlar. Bizim gibi yenilikçi firmalar orada yeni sistemlerle, yeni teknolojilerle yer aldığında çok ilgi çekiyor. Bu faaliyetler ve yurt dışı pazarlama çalışmaları sonucu 3 ülkeye ihracat yaptık. Şu an 7 farklı son kullanıcı tarafından ülkemizle birlikte 4 ülkede ürünlerimiz kullanılıyor. Yeni pazarlara da açılıyoruz. İnşallah yakın zamanda da haberlerini vereceğiz. Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri ve bir Türk cumhuriyeti ülkesine satış yaptık.”
Trafik güvenliği alanında ürün gamını genişletmeye yönelik AR-GE çalışmaları bulunduğunu, 2025 yılında 2 yeni ürünü duyurmayı planladıklarını aktaran Ünlü, bunlardan birinin istatistik tabanlı diğerinin ise yine özel konseptte hız tespiti ve güvenlik amaçlı olacağını belirtti.
Yurt dışı pazar payını artırmak için ciddi çaba sarf ettiklerini vurgulayan Ünlü, sözlerini, “Yurt içinde ise Jandarma Genel Komutanlığı gerçekten oldukça vizyoner bir yaklaşımla avantajları ve günümüz teknolojisini takip ederek LiDAR tabanlı mobil hız tespit sistemine geçme kararı verdi. Benzer şekilde önemli hedeflerimiz arasın Emniyet Genel Müdürlüğümüze de kendi sistemlerimizi kazandırmak istiyoruz. Bunun için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. HAB bölgesinde 11 bin metrekare alan içinde kurduğumuz yeni tesisimiz ile bölge gücü olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.” diye tamamladı.
]]>SERVİS ÜCRETİ KALKTI
Bodrum Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Serdar Kocadon, ilçede lüks, orta ve alt segment olmak üzere farklı kategorilerde restoranların olduğunu söyledi. “Bu afaki fiyatların olduğu lüks restoranlar dolu. Onların farklı bir müşteri kitlesi var. Ancak orta ve alt segmentin müşteri trafiğinde düşüş var maalesef” diyen Kocadon, şunları anlattı: “Bazı restoranlarımız servis ya da kuver ücretini kaldırdı. Bazıları da menülerinde yüzde 10-20 arası indirim yapıyor.” Maliyetlerin yüksek olduğunu vurgulayan Kocadon, “Otellerdeki gibi yüzde 40-50 indirim yapamazlar. Zaten öyle bir kârları da yok. Sezon kısa. İşletmelerimiz bu dönemi boş geçirmemek için çalışıyor” dedi.

TRAFİK % 40 DÜŞTÜ
Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl de, restoranların müşteri trafiğinin yüzde 40 düştüğünü söyledi. Sadece yerli turist değil yabancıların da fiyata tepki gösterdiğini anlatan Bingöl, Türkiye’de fiyat kavramının kalmadığını kaydetti. Bingöl, “Artık Nişantaşı ile Güngören’de bir kahve aynı fiyat. Oysa kira ve hizmet farklı. Evet maliyetler arttı ancak fırsatçılık da var. Bu durum en çok işini hakkıyla yapana zarar veriyor” diye konuştu.
MÜŞTERİ ENAYİ DEĞİL!
Turizm beldelerinde de benzer soruna dikkat çeken Bingöl, “Çeşme ya da Bodrum’un en lüks restoranında örneğin lahmacunu 800’e satılıyor. Bunu gören X restoran da ‘madem orada lahmacun 800’e satılıyor’ diyerek 600 TL fiyat yazıyor. Bunu gören müşteri de tepki koyuyor. Adam haklı, enayi değil. O parayı sana neden versin? Diğer yer bir marka oluşturmuş. Hizmeti farklı, alıcısı farklı. Sen daha marka olmadan böyle fiyat yazarsan tepki görürsün” dedi. Turizm beldelerinde müşteri trafiğinin yüzde 50 düştüğünü anlatan Bingöl, “Fiyatları yüzde 10-20 indirdiler. Özellikle 100 liralık lahmacunu 600’e satmaya kalkanlar, 50 liralık böreğe 250 lira isteyenler fiyatını daha da çekecek” şeklinde konuştu.
ARZ YÜKSEK TALEP DÜŞÜK
Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmecileri Derneği (TÜRYİD) Başkanı Kaya Demirer, turizm beldelerinde sezonluk iş yapıldığına dikkati çekerek, “12 ay açık olan bir işletmeye göre onların sınırlı bir süreleri var. 3-4 ay iş yapıyorlar. Boş kaldıklarında da panikle fiyat kırabilirler. Bu arz-talep meselesi. Şu anda tatil bölgelerinde arz var ancak talep düştü. Çünkü müşterinin alım gücünde azalma var. Talep düşünce arz tarafı mecburen fiyat kırdı” dedi. Sektörde maliyetlerin çok yüksek olduğunu anlatan Demirer, “Asgari ücrete ara zam gelmedi ancak biz sektör olarak temmuzda yüzde 20-25 ara zam yapmak zorunda kaldık. Çünkü personel gider. Maliyetlerimiz son 4 yılda yüzde 900 artarken kur yüzde 400 arttı” ifadelerini kullandı. Hizmetin enflasyon içinde en yüksek paya sahip sektörlerden biri olduğunu aktaran Demirer, “Maliyetleri düşürmek için Tarım, Maliye ve Çalışma Bakanlığı’nın içinde olduğu bir kurul kurulmalı. Bu fiyatları nasıl düşürebiliriz yolları aranmalı” diye konuştu.
ÇEŞME’DE SOKAKLAR DOLU MEKâNLAR BOŞ
Shine Hospitality CEO’su Ayça Bilgin, Çeşme’nin en durgun sezonlarından birini yaşadığını söyledi. Bilgin, “Oteller boş kaldı, fiyat kırıyorlar. Sokaklar dolu ama mekânlar boş. Bazı restoranlar bir kademe indirim yaptı ancak burada sezon çok kısa. İki aylık bir dönem var. Maliyetler yüksek. O nedenle çok büyük fiyat düşüşleri olmuyor” ifadelerini kullandı.

SON 48 SAATTE 7 FARKLI KATLİAM
İsrail ordusunun son 48 saatte Gazze’nin çeşitli bölgelerinde 7 “katliam” gerçekleştirdiği, söz konusu saldırılarda 71 Filistinlinin daha hayatını kaybettiği, 163 kişinin yaralandığı belirtildi.
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısının 38 bin 919’a, yaralananların sayısının da 88 bin 622’ye yükseldiği kaydedildi.
ÇOK SAYIDA CESET HALEN ENKAZ ALTINDA!
Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında cesetlerin bulunduğu ancak İsrail’in engellemeleri nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı yinelendi.

KATİL İSRAİL’İN GECE SALDIRILARINDA EN AZ 24 FİLİSTİNLİ ŞEHİT OLDU
Öte yandan İsrail ordusunun gece boyunca Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu en az 24 Filistinli hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı.
Filistin resmi haber ajansı WAFA’da yer alan habere göre, İsrail ordusu Gazze’nin farklı bölgelerini hava saldırıları ve topçu atışlarıyla hedef aldı.
İsrail topçu birlikleri, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi’ni gece boyunca bombaladı.
Filistin Kızılayına bağlı ambulans ekipleri, Tel el-Heva Mahallesi’ndeki “Toplum Fakültesi” yakınlarına düzenlenen saldırıda ölen 6 kişinin cesetlerini El-Ehli Baptist Hastanesi’ne nakletti.

Kurtarma ve sivil savunma ekipleri İsrail ordusunun, Gazze’nin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’ne düzenlediği hava saldırısına hedef olan Ayyad Ailesi’ne ait evin enkazından 6 kişinin cenazesini çıkardı. Saldırıda yaralanan 10 kişi El-Ehli Baptist Hastanesi’ne nakledildi. Enkazda arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği, ölü sayısının artabileceği belirtildi.
İsrail ordusuna ait savaş uçakları Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda Şureyhi Ailesi’nin evini bombaladı. Saldırıda Yasin Şureyhi isimli Filistinli, eşi ve 2 çocuğuyla beraber can verdi. Şureyhi ailesinin evin enkazından çıkarılan cansız bedenleri Avde Hastanesi’ne kaldırıldı.

Cibaliya Mülteci Kampı’nın El-Alemi bölgesinde Ebu Casir Ailesi’ne ait ev İsrail savaş uçakları tarafından bombalandı. Saldırıda hayatını kaybeden 4 kişinin cenazeleri Kemal Advan Hastanesi’ne nakledildi.
İsrail savaş uçakları Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki El-Beric Mülteci Kampı’nda El-Butran Ailesi’nin evini bombaladı, saldırıda 3 kişi yaşamını yitirdi. Kamptaki Şehitler Kavşağı çevresinde sivillerin yaşadığı bir diğer ev de İsrail savaş uçaklarının hedefi oldu.

SİYONİSTLER HAN YUNUS VE REFAH’I “GELİŞİGÜZEL” BOMBARDIMANA TUTTU
Haberde, İsrail topçu birliklerinin gece boyunca Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus ve Refah kentini bombaladığı belirtildi.
Sivil yerleşim yerlerini “gelişigüzel” hedef almaya devam eden İsrail güçleri, Han Yunus’un kuzeyindeki 5. Cadde’de bisikletiyle ilerleyen bir sivili insansız hava aracıyla (İHA) doğrudan hedef aldı. Hayatını kaybeden bisiklet sürücüsünün cenazesi sivil savunma ekipleri tarafından Nasır Hastanesi’ne götürüldü.
Savaş uçakları, Nusayrat Mülteci Kampı’nda Ebu Sidre Ailesi’ne ait sivillerin yaşadığı evi bombaladı. Saldırıda ölenlerin olduğu, arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

DSÖ’DEN KORKUTAN AÇIKLAMA
Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus ile orta kesimindeki Deyr el-Belah kentlerinde tip iki çocuk felci virüsü tespit edildiğini bildirdi.
Ghebreyesus, sosyal medya platformu X’ten yaptığı açıklamada, Han Yunus ile Deyr el-Belah kentinde alınan numunelerde yapılan incelemeler sonucu 6 örnekte tip iki çocuk felci virüsü saptandığını kaydetti.
Bölgede henüz felç vakasına rastlanmadığını belirtilen Ghebreyesus, DSÖ, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve diğer ortaklarının, virüsün yayılmasını durdurmak ve gerekli müdahale yöntemlerini belirlemek için risk değerlendirmesi yaptığını aktardı.
Ghebreyesus, Gazze’de sağlık sisteminin çökmesi, nüfusun sürekli yerinden edilmesi, tıbbi malzeme sıkıntısı, su kalitesinin düşük olması gibi birçok olumsuz etkenin, çocuk felci de dahil olmak üzere aşıyla önlenebilir hastalık riskini artırdığını vurguladı.
Bu olumsuz etkenlerin çocuk felci gibi hastalıkların yayılması için uygun ortam yarattığına işaret eden Ghebreyesus, “(Hastalıklarla) etkili bir müdahale için ateşkes şart.” ifadesini kullandı.


SON 48 SAATTE 7 FARKLI KATLİAM
İsrail ordusunun son 48 saatte Gazze’nin çeşitli bölgelerinde 7 “katliam” gerçekleştirdiği, söz konusu saldırılarda 71 Filistinlinin daha hayatını kaybettiği, 163 kişinin yaralandığı belirtildi.
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısının 38 bin 919’a, yaralananların sayısının da 88 bin 622’ye yükseldiği kaydedildi.
ÇOK SAYIDA CESET HALEN ENKAZ ALTINDA!
Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında cesetlerin bulunduğu ancak İsrail’in engellemeleri nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı yinelendi.

KATİL İSRAİL’İN GECE SALDIRILARINDA EN AZ 24 FİLİSTİNLİ ŞEHİT OLDU
Öte yandan İsrail ordusunun gece boyunca Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu en az 24 Filistinli hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı.
Filistin resmi haber ajansı WAFA’da yer alan habere göre, İsrail ordusu Gazze’nin farklı bölgelerini hava saldırıları ve topçu atışlarıyla hedef aldı.
İsrail topçu birlikleri, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi’ni gece boyunca bombaladı.
Filistin Kızılayına bağlı ambulans ekipleri, Tel el-Heva Mahallesi’ndeki “Toplum Fakültesi” yakınlarına düzenlenen saldırıda ölen 6 kişinin cesetlerini El-Ehli Baptist Hastanesi’ne nakletti.

Kurtarma ve sivil savunma ekipleri İsrail ordusunun, Gazze’nin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’ne düzenlediği hava saldırısına hedef olan Ayyad Ailesi’ne ait evin enkazından 6 kişinin cenazesini çıkardı. Saldırıda yaralanan 10 kişi El-Ehli Baptist Hastanesi’ne nakledildi. Enkazda arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği, ölü sayısının artabileceği belirtildi.
İsrail ordusuna ait savaş uçakları Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda Şureyhi Ailesi’nin evini bombaladı. Saldırıda Yasin Şureyhi isimli Filistinli, eşi ve 2 çocuğuyla beraber can verdi. Şureyhi ailesinin evin enkazından çıkarılan cansız bedenleri Avde Hastanesi’ne kaldırıldı.

Cibaliya Mülteci Kampı’nın El-Alemi bölgesinde Ebu Casir Ailesi’ne ait ev İsrail savaş uçakları tarafından bombalandı. Saldırıda hayatını kaybeden 4 kişinin cenazeleri Kemal Advan Hastanesi’ne nakledildi.
İsrail savaş uçakları Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki El-Beric Mülteci Kampı’nda El-Butran Ailesi’nin evini bombaladı, saldırıda 3 kişi yaşamını yitirdi. Kamptaki Şehitler Kavşağı çevresinde sivillerin yaşadığı bir diğer ev de İsrail savaş uçaklarının hedefi oldu.

SİYONİSTLER HAN YUNUS VE REFAH’I “GELİŞİGÜZEL” BOMBARDIMANA TUTTU
Haberde, İsrail topçu birliklerinin gece boyunca Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus ve Refah kentini bombaladığı belirtildi.
Sivil yerleşim yerlerini “gelişigüzel” hedef almaya devam eden İsrail güçleri, Han Yunus’un kuzeyindeki 5. Cadde’de bisikletiyle ilerleyen bir sivili insansız hava aracıyla (İHA) doğrudan hedef aldı. Hayatını kaybeden bisiklet sürücüsünün cenazesi sivil savunma ekipleri tarafından Nasır Hastanesi’ne götürüldü.
Savaş uçakları, Nusayrat Mülteci Kampı’nda Ebu Sidre Ailesi’ne ait sivillerin yaşadığı evi bombaladı. Saldırıda ölenlerin olduğu, arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

DSÖ’DEN KORKUTAN AÇIKLAMA
Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus ile orta kesimindeki Deyr el-Belah kentlerinde tip iki çocuk felci virüsü tespit edildiğini bildirdi.
Ghebreyesus, sosyal medya platformu X’ten yaptığı açıklamada, Han Yunus ile Deyr el-Belah kentinde alınan numunelerde yapılan incelemeler sonucu 6 örnekte tip iki çocuk felci virüsü saptandığını kaydetti.
Bölgede henüz felç vakasına rastlanmadığını belirtilen Ghebreyesus, DSÖ, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve diğer ortaklarının, virüsün yayılmasını durdurmak ve gerekli müdahale yöntemlerini belirlemek için risk değerlendirmesi yaptığını aktardı.
Ghebreyesus, Gazze’de sağlık sisteminin çökmesi, nüfusun sürekli yerinden edilmesi, tıbbi malzeme sıkıntısı, su kalitesinin düşük olması gibi birçok olumsuz etkenin, çocuk felci de dahil olmak üzere aşıyla önlenebilir hastalık riskini artırdığını vurguladı.
Bu olumsuz etkenlerin çocuk felci gibi hastalıkların yayılması için uygun ortam yarattığına işaret eden Ghebreyesus, “(Hastalıklarla) etkili bir müdahale için ateşkes şart.” ifadesini kullandı.


Bakan Kacır’ı, burada Manisa Valisi Enver Ünlü, AK Parti Manisa Milletvekili Murat Baybatur, Manisa İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Zafer Tombul, Manisa Emniyet Müdürü Fahri Aktaş, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar, Yunusemre Kaymakamı Atilla Kantay, Manisa Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Sait Türek, Manisa Bilim Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Mehmet Üçbaş, Manisa KOSGEB İl Müdürü Oğuz Kılınç ve Zafer Kalkınma Ajansı Manisa Temsilcisi Cansu Uyar karşıladı.

Karşılama sonrası basına kapalı gerçekleşen programda Bakan Kacır, Vali Ünlü ve Manisa Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Türek ile diğer yetkililerden bilgi aldı.
‘BATIYA UYARI ATIŞI’ DİYE DUYURDULAR
Çinli otomobil üreticisi BYD, Türkiye’de 1 milyar dolarlık yatırımla fabrika kurma kararı uluslararası basında büyük yankı uyandırdı. BYD’nin 150 bin araç üretim kapasiteli fabrika ile Batılı rakiplerine uyarı atışı yaptığı ifade edildi.
BBC (İngiltere): Tesla’nın Çinli rakibi Türkiye’de 1 milyar dolarlık tesis kuruyor. Duyuru, Çinli EV üreticilerinin Avrupa Birliği ve ABD’de artan baskıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde geldi. Türkiye, AB Gümrük Birliği’nin bir parçası; bu da ülkede üretilen ve Blok’a ihraç edilen araçların ek tarifeden muaf olabileceği anlamına geliyor. ABD’li yatırımcı Warren Buffett’ın desteklediği BYD, Elon Musk’un Tesla’sından sonra dünyanın en büyük ikinci elektrikli araç şirketi.”
Financial Times (İngiltere): “İkinci büyük elektrikli araç üreticisi, Blok’un Çin ithalatına erişimi kısıtlamasıyla AB üretimini genişletiyor. BYD ayrıca Macaristan’da da gelecek yıl üretime başlayacak bir tesis kuruyor ve bu ülkede ikinci bir tesis kurmayı düşünüyor. Türkiye, Hyundai, Toyota, Renault ve Ford gibi yabancı grupların çoğunlukla ortak girişimler yoluyla ülkede faaliyet gösterdiği büyük bir otomotiv endüstrisine sahiptir.
Otomobil üreticileri geçen yıl Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon araç üretti. UBS’deki analistler, Avrupa’daki yerel üretimin her zaman AB gümrük vergilerinin ‘olası bir sonucu’ olduğunu söyledi:
‘BYD zaten bu nedenle Macaristan’da bir tesise yatırım yapıyor. Doğu Avrupa’da üretilen Çin otomobilleri, büyük Avrupalı rakipleri tarafından üretilen otomobillere göre hâlâ kabaca yüzde 25’lik bir maliyet avantajına sahip.’ BYD’li yetkililer de ‘Çin’den Avrupa’ya otomobil göndermek uzun vadeli olmayacak. Uzun vadede yerel üretim yapmaktır’ dedi.”
Reuters (İngiltere): “Anlaşma, Aralık 2023’te Çin’e yapılan ziyaretten bu yana Çinli yetkililerle yapılan görüşmelerin sonucu.”
Elektrek (ABD): “Anlaşma, BYD’nin ilk fabrikasını Tayland’da açmasının ardından geldi; yurtdışı pazarlarda genişlerken Brezilya ve Meksika’da başka fabrikalar da planlanıyor. BYD, AB’de satılan her Seal U modelinden yaklaşık 14 bin 300 euro (15 bin 360 dolar) kazanıyor. BYD ikinci çeyrekte 426 bin 39 EV sattı. Tesla, ‘dünyanın en büyük EV üreticisi’ ünvanını çok az farkla (443 bin 956) alabildi.”
Investors Business Daily (ABD): “Çin’in BYD’si bu hareketle Tesla dahil Batılı elektrikli araç üreticisi olan rakiplerine uyarı atışı yaptı. Ezeli rakip Tesla (TSLA), 2023’te çeşitli Avrupa pazarlarında EV satışlarına hakim oldu. BYD’nin elektrikli araçlarının çoğu hâlâ Çin’de satılıyor ancak satışlar, Avrupa da dahil olmak üzere kendi ana pazarı dışında artıyor.”
Nikkei Asia (Japonya): “Türkiye’nin sert oyunu işe yaramış gibi görünüyor. Bu, Türkiye’de yabancı bir üreticinin sahip olduğu ilk EV fabrikası olacak. BYD, 2004 yılında AB’ye katılan ve euroya geçmeye hazırlanan Macaristan’da halihazırda bir fabrika inşa ediyor. Bir Türk fabrikası bu planları destekleyecek.”
France 24 (Fransa): “Yıllık 100-125 bin araç kapasiteli bir fabrika makul bir yatırım olacak.”
Bloomberg (ABD): “Çin’in BYD’si, 1 milyar dolarlık Türkiye fabrikası için imzayı bastı, gözü Avrupa’da.”
Benzinga (ABD): “Warren Buffett’ın desteklediği BYD, Türkiye’de.”
Carscoops (ABD): “BYD, Türkiye fabrikasıyla AB’yi atlatacak”
South China Morning Post (Çin): “Yeni fabrika BYD’nin Avrupa Birliği’ne erişimini iyileştirecek.”
Seeking Alpha (ABD): “Bir diğer Çinli EV üreticisi SWM de Türkiye’ye gidiyor.”
Agenzia Nova (İtalya): “Çin’in BYD’si Türkiye’ye fabrika açıyor.”
News.Az (Azerbaycan): “İmza sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BYD ekibiyle İstanbul’da görüştü.”

RESMEN TERÖRİST İLAN EDİLDİ
Pakistan hükümeti, TLP’nin bir hafta süren Gazze’ye destek gösterileri ardından, parti ile masaya otururken, yapılan toplantı sonucu tarafların anlaşmaya vardığı belirtildi.
DÜNYAYA AYNISINI YAPMAYA DAVET EDECEK
Anlaşma dahilinde Pakistan hükümeti, İsrail Başbakanı’nı resmen “terörist” olarak tanıyacak ve uluslararası toplumu da aynısını yapmaya davet edecek.
Federal hükümet ile TLP’yi temsil eden Allama Ghulam Abbas Faizi ve Shafique Amini arasında 18 Temmuz’da başlayan görüşmeler sonucu hükümetin, “İsrail’in zulmüne maruz kalan Filistinli kurbanlarına” yönelik desteğin hızlandırılacağını açıklandı.
İMZALAR ATILDI
Anlaşma, Pakistan Başbakanı’nın Siyasi İşler Danışmanı Sanaullah ve Enformasyon Bakanı Tarar tarafından imzalandı.
Sanaullah, TLP’nin Filistin halkına yönelik çabalarını tebrik ederek, hükümetin Gazze’ye daha fazla insani yardım sevkiyatı yapılacağını bildirdi.
Filistin’e 31 Temmuz’a kadar 1000 tondan fazla gıda ve ilaç sevkiyatı yapılacağını duyuran Sanaullah, hükümetin, Filistin halkına tıbbi yardım sağlanması ve bölgeye sağlık personeli gönderilmesi konusunda da mutabık kalındığını söyledi.
Filistin hükümetinin gerekli düzenlemeleri yapması halinde yaralı Filistinlilerin tedavileri için Pakistan’a getirileceğini belirten Sanaullah, ülkedeki okul ve hastanelerin Filistinlilere eğitim ve tıbbi imkanlar sağlamak üzere açık olduğunu da kaydetti.
NETANYAHU BİR TERÖRİST
Sanaullah, İsrail’i “terörist devlet” ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu da uluslararası yasalara göre savaş suçlusu olarak tanımlayarak, Pakistan’ın Filistinlilere yardım etmek ve İsrail’i kınamak için mümkün olan her yolu kullanacağını aktardı.
Netanyahu’nun yargılanmasını talep eden Sanaullah, “Netanyahu bir terörist ve savaş suçlarının failidir.” ifadesinin ardından, “Netanyahu, İsrail tarafından Filistin’de işlenen vahşetten sorumludur. Biz onu terörist olarak adlandırıyor ve uluslararası kamuoyundan İsrail Başbakanı Netanyahu’yu terörist olarak tanımasını talep ediyoruz” çağrısında bulundu.

İSRAİL’İ DESTEKLEYEN ŞİRKETLERİN TESPİTİ İÇİN KOMİTE KURULDU
“Sadece İsrail’i değil, İsrail ile ilişkili tüm ürünleri ve bu zulme doğrudan veya dolaylı olarak karışan veya bunlara yardım eden şirketleri boykot edeceğiz.” diyen Sanaullah, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını finansal olarak destekleyen şirketleri tespit edilmesi ve bu şirketlerin ürünlerinin yasaklanması için komite kurulduğunu açıkladı.
Pakistan hükümetinin, Filistinlilere karşı savaş suçu işleyen İsrail güçlerine doğrudan ya da dolaylı olarak yardım eden şirketlerin ürünlerinden ya da hizmetlerinden faydalanmayacağını aktaran Sanaullah, uluslararası camiayı da Netanyahu’yu yaptıklarından sorumlu tutmaya ve adalete teslim etmeye davet etti.
Sanaullah, TLP’nin Filistin halkına olan tutkusunu tebrik ederek hükümetin, ABD’de tutuklu Aafia Sıddıki’nin serbest bırakılması için çabaların hızlandırılması konusunda parti ile mutabık kaldığını kaydetti.
TLP ise anlaşmaya varılmasının ardından, Ravalpindi şehrinin Faizabad ilçesinde düzenlediği eylemi önceki akşam sonlandırmıştı.
]]>Moody’s’ten yapılan açıklamada, kredi notunun B1’e yükseltilmesinin temel itici gücünün yönetimdeki gelişmeler, özellikle ortodoks para politikasına kararlı ve giderek daha iyi yerleşen geri dönüş olduğu belirtildi.
MOODY’S GERİDE KALMIŞTI
AA Finans analisti ve ekonomist Haluk Bürümcekçi, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, “Moody’s diğer kredi derecelendirme kuruluşlarından çok geride kalmıştı, aradaki farkın kapanması için acele etmeliydi.” dedi.
Bürümcekçi, şu anda hepsinin Türkiye için aynı yerde ve pozitif görünümde olduğunu bundan sonraki ilk kararlarının da birer kademe not artışı olacağı öngörüsünde bulundu.
ASH: NADİREN GÖRÜLEN BİR ŞEY
Bluebay Varlık Yönetimi Gelişen Piyasalar Kıdemli Stratejisti Timothy Ash de 2 kademe not artırımının nadiren görüldüğüne dikkati çekti.
Bu kararın Moody’s’in Türkiye’nin kredi notu konusunda Standard & Poor’s’un (S&P) ve Fitch Ratings’in ne kadar gerisinde olduğunu ve onlara yetişmesi gerektiğini ortaya koyduğunu belirten Ash, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in reformlarının etkisini gösterdiğini söyledi.
Ash, “Türkiye’nin kredi notunun 2 kademeli yükseltilmesi ve olumlu görünüm, daha fazlasının geleceğini gösteriyor.” diye konuştu.
“NOT ARTIŞININ 2 KADEME OLMASI BİRAZ SÜRPRİZ BİR GELİŞME”
İstanbul Topkapı Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ise kararın önemli ve olumlu bir gelişme olduğunu ifade etti.
Not artışının 2 kademe birden yükseltilmesinin ve bunun ilk kez olmasının da bundan sonraki döneme ilişkin olumlu seyrin beklentisinin bir yansıması gibi gözüktüğünü belirten Aslanoğlu, bu açıdan not artışının sürpriz olmadığını ancak 2 kademe olmasının biraz sürpriz bir gelişme olduğunu dile getirdi.
Aslanoğlu, şunları kaydetti:
“Ama bu nottaki diğer ülkelere baktığımızda Türkiye’nin normal koşullarda çok çok daha iyi yerlerde olmasını beklediğimiz de kesin. Önümüzdeki süreçte yatırım yapılabilir kategoriye gitmek için bu sürecin devamlılığı ve reform tarafının özellikle güçlü bir şekilde ilerlemesi gerekiyor. Unutmayalım bir yıl gibi bir süre sonra böyle bir artırım geldi. Bir yılda para politikası olsun, birtakım gri listeden çıkmak olsun, maliye politikası olsun, birçok adımlar atılmaya çalışıldı ve bu çok zorlu bir süreç. Makro dengelerin korunması, bu notların da sürdürülebilirliği açısından son derece önemli. Umarım bu süreç gelir dağılımı etkileri de minimize edilerek ve sürdürülebilir bir şekilde devam ettirilebilir. O zaman yeni not artışları da gelecektir.”
FİTCH’TEN DE İKİ KADEME ARTIŞ BEKLENİYOR
Pariterium Danışmanlık Kurucusu Dr. İsmet Demirkol da “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının ortodoks para politikasına devam etmesi, özellikle dış finansal kırılganlıklara karşı yapılan mali desteklerin devamı, TL’nin daha değerli kılınabilmesi açısından enflasyonla mücadelede olumlu göstergelerin devam etmesi not artışının 2 kademe olarak devam etmesinde katkı sağladı.” dedi.
Moodys’in bu kararının Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS) gerilemesine katkı sağlayacağı öngörüsünde bulunan Demirkol, S&P ve Fitch Ratings’in de Türkiye’nin kredi notunu 2 kademe artırmasının beklenebileceğini ifade etti.
Demirkol, bu kararın ileriki yıllarda, özellikle 2025’te Türkiye’ye yabancı sermaye girişinin önünün açılabilmesi için de katkı sağlayabileceğini vurgulayarak, kararın belki de doğrudan yabancı yatırım girişlerinin kalıcı hale gelmesinde de büyük katkı sağlayabileceğini kaydetti.
Moody’s ocak ayında da Türkiye’nin kredi notu görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çıkarmıştı.
Diğer kredi derecelendirme kuruluşlarından S&P, mayıs ayında Türkiye’nin kredi notunu “B”den “B+”ya yükseltirken, kredi notu görünümünü “pozitif” olarak korumuştu.
Fitch Ratings ise martta Türkiye’nin kredi notunu “B”den “B+”ya yükseltirken, not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çevirmişti.
Denetimlerde, ürünlerin etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark bulunup bulunmadığına ve etiket fiyatının değişim tarihi ile ürünün önceki fiyatına bakıldı. Ayrıca manav reyonundaki meyve ve sebzelerin menşei ve geliş fiyatı bilgisi Hal Kayıt Sistemi üzerinden kontrol edildi.
İstanbul Ticaret İl Müdürü İsmail Menteşe, Ümraniye’de yapılan denetimler sırasında AA muhabirine, hem 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamındaki yönetmelikler doğrultusunda hem de 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun kapsamında haksız fiyat, stokçuluk alanlarında denetimlerin sürdüğünü söyledi.
Menteşe, denetimlerle ilgili şu bilgileri verdi:
“Temmuz ayı içinde yaptığımız denetimlerde 6 bin 498 firma denetledik. Bu firmalarda toplam 85 bin 464 ürünü inceledi arkadaşlarımız. Yaptığımız bu incelemelerde de toplam 9 bin 751 ürünle ilgili mevzuata aykırılık tespit ettik. Biz bu ürünlerde tespit ettiğimiz aykırılıklara da idari işlem tesis ettik. Bunların karşılığı yaklaşık olarak 34 milyon 254 bin 454 liraya tekabül ediyor. Bunların dağılımına baktığımızda 19 gün içinde, yani temmuz ayı içinde İstanbul Ticaret İl Müdürlüğü personeli olarak 2 bin 132 restoran, kafe denetlemişiz. Bu denetimlerimizle 2 bin 742 uygunsuzluk gördük ve bunlara da idari işlem tesis ettik. Bunun karşılığı yaklaşık 6 milyon 32 bin 400 liraya tekabül ediyor.”
19 günlük süreçte 3 bin 12 yerel ve ulusal markette denetim yapıldığını ifade eden Menteşe, 70 bin 693 ürünün incelendiğini dile getirdi.
Menteşe, yapılan incelemelerde alım ile satım arasında ifade edilemeyecek ölçüde bir artış gördükleri ürünlerle ilgili bilgi ve belge talep edildiğini ve bu belgelerin önce Ticaret İl Müdürlüğünde incelendiğini, aşırı artış tespitinde ise İç Ticaret Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan Haksız Fiyat Değerlendirme Kuruluna yönlendirdiklerini anlattı.
CİMER’e gelen şikayetlerin de değerlendirildiğini söyleyen Menteşe, “Temmuz ayı içinde 361 CİMER şikayeti gelmiş Ticaret İl Müdürlüğümüze. Bunlarla ilgili incelemeler yapmışız. Buradaki 211 aykırılığa da işlem tesis ettik. Haksız fiyat artışı dediğimiz denetimlerimizle ilgili yaklaşık 5 bin 103 ürünle ilgili temmuz ayı içinde bilgi, belge talep ettik. Şu ana kadar gelen evrakları incelediğimizde 97 ürünle ilgili ifade edilemeyecek artış var diye düşündüğümüz ürünleri Ticaret Bakanlığımız bünyesindeki Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulumuza gönderdik.” dedi.
KÜNYE BİLGİSİ OLMAYAN ÜRÜN TESPİTİ
Menteşe, künye bilgisinin önemini vurgulayarak, meyve sebzenin kimlik kartı olan künyelerin Hal Kayıt Sistemi’nde kontrol edildiğini belirtti.
Künye bilgisi olmayan ürünlerin tespit edildiğini söyleyen Menteşe, şunları kaydetti:
“Temmuz ayının ilk 19 gününde 227 uygunsuzluk tespit ettik. Bunları hem kendi açımızdan haksız fiyat artışı olarak değerlendiriyoruz hem de ilgili birime yönlendiriyoruz. Bunların da yaklaşık olarak idari işlem karşılığı 13 milyon 983 bin 654 lira civarında. 8 firmayla ilgili stokçuluk şikayeti vardı. Onunla ilgili 2 şüphelendiğimiz konuyu Ticaret Bakanlığımız bünyesindeki yine aynı kurulumuza yönlendirdik. 101 civarında fırınla ilgili şikayet vardı. Onları denetledik. Onlarla ilgili de 34 fırınla ilgili işlem tesis ettik. Dolayısıyla İstanbul Ticaret İl Müdürlüğü olarak tüketiciyi koruma anlamında elimizden gelen gayreti sarf etmeye devam ediyoruz.”
“TAZE İNCİR, BUHARKENT EKONOMİSİNE EN BÜYÜK KATKIYI SAĞLAYAN ÜRÜN”
2024 sezonunun taze incir hasadının başladığını ve bir yıl boyunca bu hasadın beklendiğini ifade eden Buharkent Belediye Başkanı Mehmet Erol, “Taze incir, Buharkent ekonomisine en büyük katkıyı sağlayan üründür. Geçmişten gelen bir alışkanlık ve gelenekle Buharkent olarak biz Aydın’da taze incir hasadına yoğunlaştık. Diğer yerlere göre 15 gün önce hasadına başlıyoruz ancak bu sene aşırı sıcaklar hasadın daha da erken yapılmasına, bu da üründe artışa neden oldu. Bu durum da fiyatların düşürdü. Fiyatların düzelmesini bekliyoruz. Kuru incirde de taze incirde de Buharkent erken hasadı ve toptan ticaretinin yapıldığı tek nokta Buharkent. Aynı zamanda ilçemiz Türkiye’de marka konumunda. Buharkent olarak biz taze incir üretiminde binden fazla üretici ve 25 bin tondan fazla taze incir üretimi ile farklı bir ilçeyiz. Havaların düzelmesi ile kalitemiz daha da artacaktır. Üreticimizin bol ve bereketli bir sezon geçireceğini düşünüyoruz. 2024 yılı taze incir sezonumuzun üreticimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
“İÇ VE DIŞ PİYASAYA GÖNDERİMLERİMİZ SÜRÜYOR”
Buharkent Toptancı halinin en eski esnaflarından olan İbrahim Sancak, 2024 sezonunun hayırlı olmasını dileyerek: “Bu sene 25 bin ton ürün beklentisi ile yine sezonumuza başladık. 10 günlük süreç içerisinde fiyatlar 100 TL’lerden 25 TL’lere kadar geriledi. Aşırı derecede sıcakların olması incirin normal olgunlaşma sürecini erkene almasından kaynaklandı. Şu anda hem iç piyasaya hem de yurt dışına gönderimlerimiz devam ediyor. İnşallah bir-iki gün içerisinde fiyatlar normal değerlerine dönecektir. Hem üreticimiz hem tüccarımız hem de tüketicimiz memnun kalacaktır. Türkiye’de taze incirinin üretiminin ve ticaretinin yapıldığı Buharkent’ten tüm taze incir tüketicilerine afiyet ve şifa olsun diyoruz” dedi.
“PAZAR HARİÇ HER GÜN GELİYORUM”
Bursa’dan taze incir almaya gelen tüccarlardan Salih Çakır, “Buharkent’e Pazar hariç haftanın 6 günü gelerek ortalama 3-4 ton taze incir götürüyorum. Buharkent’in taze inciri turfanda geldiği, aroması ve lezzeti güzel olduğu için tercih ediyoruz” dedi.
Aydın’ın en küçük ve en uzak ilçeleri arasında yer alan Buharkent’te sabahın erken saatlerinde yediden yetmişe herkes taze incir hasadı için seferber oluyor. Taze incirler tek tek elle toplanarak öğle sıcağına kalmadan toptancı haline getiriliyor. Halde yaşanan yoğun hareketliliğin ise yaklaşık 40 gün süren taze incir hasadı ile son bulması bekleniyor.

İddiaya göre Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Başkanı Aydın Ağaoğlu’ndan yaklaşık bir buçuk yıl önce, Mecidiyeköy’deki bir AVM otoparkında 0-3 saatlik süreden kısa bir süre kalmasına rağmen 20 liralık ücret talep edildi. İşletmenin ücret iadesi teklifini kabul etmeyen Ağaoğlu konuyu Tüketici Hakem Heyeti’ne taşıdı. Ağaoğlu’nun heyete başvurusu işletmenin ‘0-3 saatlik sınır aşıldı’ şeklinde beyan vermesi ve plaka tanıma sisteminde giriş çıkış saatinin herhangi bir belgede ibraz edilmemesi göz önünde bulundurularak reddedildi. Bunun üzerine Tüketici Mahkemesi’ne başvuran Ağaoğlu’na dava sonucunda 20 liralık otopark ücretinin iade edilmesine karar verildi.
Daha önce Ulaştırma Koordinasyon Merkezleri’nin (UKOME) ‘0-3 saat ücretsiz’ kararını uygulamayan iki işletmeye karşı da hukuki mücadelesini kazanan Ağaoğlu, otoparklarda giriş çıkış saatlerinin ibraz edilmesinin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. Ağaoğlu, “Aynı işletmenin Ataşehir’deki AVM otoparkıyla de mücadele verdim ve orası 0-3 saat ücretsiz oldu. Yine, Ümraniye’deki farklı bir AVM’nin otoparkıyla aynı mücadeleyi verdim ve 0-3 saati ücretsiz hale getirdiler. İşletmeye sizinle de mücadele vereceğim deyip 20 lirayı kabul etmedim” dedi. UKOME tarafından 2007 yılında alınan 0-3 saat ücretsiz kuralının bazı AVM’lerde hala uygulanmadığına değinen Ağaoğlu, tüketicileri bu saat aralıklarında ödeme yapmamaları konusunda uyardı. Otopark plaka tanıma sistemlerindeki soruna da değinen Ağaoğlu, tüketicinin fazla ücret ödememesi ve keyfi uygulamalar olmaması adına işletmeler tarafından giriş ve çıkış saatinin ibraz edilmesinin önemini aktardı.
MECİDİYEKÖY VE FLORYA’DAKİ AVM’LERDE 0-1 SAAT SONRASINDA ÜCRET TALEBİ
Mecidiyeköy Yolu Caddesi’nde bulunan ve uzun bir süredir hizmet veren AVM’nin otoparkında 0-3 saat aralığında ücret uygulamasını devam ettirdiği, aynı uygulamanın Florya sahilinde bulunan bir AVM’de ise 0-1 saat sonrasında ücret uygulanması şeklinde sürdürdüğü görüldü.

ÜÇ SAAT ÜCRETSİZ KURALI VAR
Alışveriş merkezlerinin otoparklarında üç saat ücretsiz kuralı olduğunu ifade eden Ağaoğlu, “Bu AVM’lerin birçoğunda plaka okuma sistemine geçildi. Vatandaş olarak orada üç saatten az kalınca da ücret alınması sürdürülüyor. Ben Mecidiyeköy’de çok bilinen büyük bir alışveriş merkezine girdim. Üç saat dolmamıştı. Bir saati biraz geçmişti. Çıkışta bariyer açılmadı. Arkamda kuyruk oldular. Sinirlendim, geri geri çıktım, gittim. ‘Burada bir saati geçince ücret alıyoruz’ dediler. Ben orada kartvizitimi bıraktım. Beni aradılar. ‘Biz ücreti iade edelim’ dediler. ‘Hayır hiç kimseden almamanız gerekiyor. Üç saat dolmadan kimseden almayacaksınız. Ben bu işin peşini bırakmam’ diyerek Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurdum. Tüketici Hakem Heyeti’ne ‘Aydın Ağaoğlu’nun aracı üç saatten fazla kaldı’ diyerek yalan bir beyanda bulunmuşlar. Ama benim elimde kayıt yok çünkü ödeme belgemde giriş çıkış saatleri yazılmamıştı, ispat edememiştim. Tüketici Hakem Heyeti beni haksız buldu. Talebimi reddetti” dedi.
İNTERNETTEN HAKLARINI ARASINLAR
Ağaoğlu, “Konuyu hukukçu arkadaşlarımızla, Tüketici Mahkemesi’ne taşıdık. Mahkeme, ‘burada otopark işletmesi dosyaya giriş çıkış kayıtlarına ait belge sunamadığından tüketici haklıdır’ diyerek bizim haklılığımıza karar verdi. Tüketiciler mutlaka üç saatten önce girip çıkmadıklarını kontrol etsinler, üç saat dolmadıysa ödedikleri ücret hukuka aykırıdır. İlgili belediyeye de şikayet edebilecekleri gibi internet üzerinden tüketici hakem heyetlerine de başvurarak bedel iadesi talep edebilirler. Tüketiciler ödeme belgesi alıyorlar. Bu ödeme belgesinde saat yazmıyorsa kendi giriş çıkış saatlerini not etsinler. Hakem heyetlerine başvurup internetten haklarını arasınlar” şeklinde konuştu.
20 LİRAYI KABUL ETMEDİM
Ağaoğlu, “20 lira bir ücret aldılar. Kartımı bıraktım ve beni on dakika sonra aradılar. ‘Hemen iade edelim’ dediler. ‘Hayır, sizin Ataşehir’de işlettiğiniz bir AVM otoparkında aynı durumla bir süre önce karşılaşmıştım’ dedim. Orada da mücadele vermiştim ve orası üç saat ücretsiz. Ümraniye’de bir alışveriş merkezinde İstanbul’da yine üç saat ücretsiz hale gelene kadar mücadele verdim. ‘Sizinle de mücadele vereceğim’ deyip 20 lirayı kabul etmeyip durumu ve dosyayı Hakem Heyeti’ne aktardım” dedi.
ÜCRETSİZ HALE GELENE KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ
Giriş-çıkış plaka okuma sistemlerindeki kayıtların otopark işletmesinde olduğunu, tüketicinin elinde yalnızca ödeme belgesi olduğunu söyleyen Ağaoğlu, “Orada da saat yazmıyordu. Konuyu hukukçularımız Tüketici Mahkemesi’ne taşıdılar ve haklı bulundular. O aldıkları bedelin haksız olduğu ortaya çıkmış oldu. Şimdi o alışveriş merkezini belediyeye de şikayet edeceğim ve üç saat ücretsiz olana kadar da mücadelemizi sürdüreceğiz. Burada şu çok önemli. Vatandaşlar avukata gidip dava açmak istediğinde, yani Hakem Heyeti’nin yanlış kararını düzeltmek için mücadeleye giriştiğinde alacakları kazanç avukatlık ücretini dahi karşılamayacak. Bu nedenle tüketici hakem heyetlerinin doğru karar vermesi ve tedbir alınması gerekir” diye konuştu.

TÜKETİCİ GİRİŞ-ÇIKIŞ SAATİNİ BİLMEDEN ÖDEMEK ZORUNDA KALIYOR
UKOME’nin AVM’lere yönelik 0-3 saat ücretsiz otopark kararını hatırlatan Tüketici Konfederasyonu Başkan Vekili Avukat İbrahim Güllü ise, “Üç saatin altında herhangi bir şekilde tüketiciden otopark ücreti alınamaz. Ancak son zamanlarda alışveriş merkezlerinde plaka okuma sistemi devreye sokuldu. Plaka okuma sistemlerinde, ödeme belgesinde çoğu AVM’lerde maalesef giriş ve çıkış saati belirtilmiyor. Dolayısıyla tüketici orada ne kadar kaldığını bilemediğinden bu parayı ödemek durumunda kalıyor. Tüketicinin hakkını arayabilmesi için ödeme belgelerine aracın giriş ve çıkış saatlerinin mutlaka yazılması gerekiyor. Tüketici eğer ödeme belgesinde giriş ve çıkış saati belli değilse kendisi not alsın. Üç saatten aşağı kaldığını düşünüyor ise mutlaka Tüketici Hakem Heyeti’ne e-devlet uygulaması üzerinden başvurarak ödemiş olduğu paranın ticari faiziyle iadesini talep etsin” dedi.
“ZORUNLULUK GELMELİ”
Güllü, “Şimdi gerek tüketicinin bilgilendirilmesi açısından gerekse hakkını arayabilmesi açısından plaka okuma sistemi uygulayan AVM’lerde ödeme belgelerine mutlaka aracın giriş ve çıkış saatlerinin belirtilmesi gerekir. Aracın giriş ve çıkış saati belirtilmediği takdirde bu sefer tüketici hakem heyetleri tüketicinin ne zaman aracının girdiğini ve ne zaman çıktığını bilmediğinden dolayısıyla orada üç saat kalıp kalmadığını belirleyemediğinden maalesef olumsuz karar verebiliyorlar. Halbuki aracın giriş ve çıkış saatini gösteren sistem o işletmenin elinde. Dolayısıyla tüketiciyi yormamak ve gereksiz yargılamaların, itirazların önüne geçebilmek adına mutlaka ödeme belgelerine giriş ve çıkış saatlerinin yazılma zorunluluğu getirilmesi gerekir” ifadelerini kullandı.
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin deniz otobüsü seferleriyle ilgili yaptığı açıklamada, “Büyükşehir belediyesi olarak ilimizdeki kara trafiği yoğunluğunu azaltmak, yerli ve yabancı misafirlerin mavi turizmi daha yakından görmeleri için başlattığımız deniz ulaşımını 15 gün boyunca kullanan vatandaşlarımızdan gelen talep üzerine saat ve ücretlendirmeler de güncelleme yaptık”
Talepler üzerine 15 Temmuz itibariyle yapılan değişiklikler aşağıdaki gibidir:
Fethiye – Marmaris sefer saatleri ve fiyat tarifesi:
Fethiye – Marmaris (Seyir süresi 2 saat 15 dakika)
Pazartesi: 08:00, 14:00, Salı: 08:00, 11:00, 17:00, 19.40, Çarşamba: 11:00, 17:00, 19:40, Perşembe: 11:00, 17:00, Cuma: 08:00, Cumartesi: 08:00, 14:00,19.40, Pazar: 11:00, 17:00
Marmaris – Fethiye (Seyir süresi 2 saat 15 dakika) Pazartesi: 17:00, Salı: 11:00, 17:00, Çarşamba: 08:00, 14:00, Perşembe: 08:00, 14:00, 19:40, Cuma:17:00, Cumartesi: 11:00, 17:00, Pazar: 08:00, 14:00, 19:40. 1 kişi tek yön: 300 TL
Şehiriçi Toplu Taşıma Araçları Seyahat Kartları Yönetmeliği Gereği Öğrenci Kartı Bulunanlar ve Öğretmenler ile 60-65 Yaş Yolcu: 200 TL. 65 yaş üzeri yolcu: ücretsiz. 0-5,5 yaş grubu: ücretsiz. Gazi ve şehit yakınları (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından gazi kartı ve şehit yakınlarına ücretsiz seyahat kartı bulunan kişilere): Ücretsiz. Yüzde 40 ve üzeri engelli (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından ücretsiz seyahat kartı bulunan kişilere): Ücretsiz
Bodrum – Turgutreis sefer saatleri ve fiyat tarifesi: Bodrum – Turgutreis (Seyir süresi 35 dakika) Her gün: 11:15, 19:50, Turgutreis – Bodrum (Seyir süresi 35 dakika) Her gün: 10:20, 19:00 1 kişi tek yön: 100 TL. Şehiriçi toplu taşıma araçları seyahat kartları yönetmeliği gereği öğrenci kartı bulunanlar ve öğretmenler: 60 TL, 65 yaş üzeri yolcu: Ücretsiz, 0-5,5 yaş grubu: Ücretsiz Gazi ve Şehit Yakınları (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından gazi kartı ve şehit yakınlarına ücretsiz seyahat kartı bulunan kişilere): Ücretsiz. yüzde 40 ve üzeri engelli (aile ve sosyal politikalar bakanlığından ücretsiz Seyahat Kartı Bulunan Kişilere): Ücretsiz
Didim – Turgutreis – bodrum sefer saatleri ve fiyat tarifesi: Didim – Turgutreis (Seyir süresi 1 saat 10 dakika) Her gün: 09:00, 17:45, Turgutreis – Didim (Seyir süresi 1 saat 10 dakika). Her gün: 12:00 20:35
Didim – Bodrum (Seyir süresi 1 saat 40 dakika), Her gün: 09:00, 13:45, 17:45, Bodrum – Didim (Seyir süresi 1 saat 40 dakika). Her gün: 11:15, 15:45, 19:50 1 kişi tek yön: 150. Şehir içi toplu taşıma araçları seyahat kartları yönetmeliği gereği öğrenci kartı bulunanlar ve öğretmenler: 100 TL. 65 yaş üzeri yolcu: 75 TL. 0-5,5 yaş grubu: Ücretsiz. Gazi ve şehit yakınları (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından gazi kartı ve şehit yakınlarına ücretsiz seyahat kartı bulunan kişilere): Ücretsiz
Yüzde 40 ve üzeri engelli (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından ücretsiz seyahat kartı bulunan kişilere): Ücretsiz.
Girişim firmalarının Hollanda üzerinden Avrupa pazarına adım atmasını ve yabancı yatırımcıya erişimini sağlamak amacıyla özel olarak kurgulanmış , Ufuk Avrupa ve Pazar Genişletme Programı olan Entertech Netherlands Expanding Programı’nın, başvuru dönemi başladı. Kayıtların 1 Ağustos’a kadar devam edeceği program, Exelerate iş birliği ile yürütülecek ve Amsterdam merkezli gerçekleştirilecek. Türk girişimcilerin Hollanda pazarına sorunsuz bir şekilde giriş yapmalarını sağlama ve Avrupa genelinde işlerini büyütmeleri için gereken kaynakları ve ağları sunma amacını taşıyan programın hedefleri arasında; ürün ve çözümlerin Hollanda – Avrupa pazarına uygunluğunu doğrulamak, yeni iş birlikleri ile yatırım fırsatları elde etmek, Avrupa ticaret ağları – nitelikli paydaşlarla bağlantı kurmak, potansiyel müşteriler, ortaklar ve yatırımcılarla tanışma fırsatları yer alıyor.
Girişimcileri globale entegre edecek tüm destekleri sağlıyor!
Temel olarak Hollanda – Avrupa pazarına giriş için gerekli olan yerel kaynaklara ve ağlara erişim, pazar uyumunun doğrulanması, ilk ticari iş birliklerinin başlatılması, Avrupa genelinde geniş bir ağ oluşturma imkânı, mentorluk desteği, uluslararası pazar hazırlığı, kültürel – lojistik destek ile tanıtım pazarlama desteği gibi faydalar sunacak olan Entertech Netherlands Expanding Programı, girişimcilerin uluslararası pazarlara açılmaları için gerekli tüm aşamaları ve destekleri kapsıyor.
Entertech İstanbul Teknokent Genel Müdürü Dr. Muhammed Kasapoğlu, Türkiye’nin teknoloji ve inovasyon ekosistemini uluslararası arenada tanıtma, global trendleri yakından takip ederek rekabet avantajı elde etme ve girişimciler için ek bir kaynak sağlama amacı taşıyan programın önemi hakkında; “Avrupa’daki finansal teşvik ve hibelerden yararlanmayı ve bu sayede ekosistemi güçlendirmeyi hedeflediklerini ve bir teknokentin yurt dışında şube açmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.
Kasapoğlu, bu açılımın global ağ ve iş birlikleri oluşturmaya yardımcı olduğunu, daha geniş yatırım ve finansman fırsatlarına erişimi artırdığını, yerel girişimlerin pazarlarını genişletme imkânı sağladığını, farklı ülkelerdeki teknolojik gelişmeler ve yeniliklerden haberdar olarak bunları yerel ekosisteme aktarma fırsatı sunduğunu ve global piyasada rekabet edebilme süreçlerini hızlandırdığını belirtti. Ayrıca, Hollanda’nın girişimcilik ekosisteminde özel bir konuma sahip olduğunu da sözlerine ekledi.
Avrupa’da Çeşitli Girişimcilik Programlarıyla Yenilikçi Yolculuklar!
Avrupa’nın en büyük dört girişimcilik ekosisteminden birine sahip, 2020 yılında global olarak 5,3 milyar dolarlık risk sermayesi yatırımı çeken ve Dünya Ekonomik Forumu’nun 2021 Küresel Rekabetçilik Raporu’nda 141 ülke arasında 4. sırada yer alan Hollanda’nın özellikle tarım ve gıda sektörlerinde hızlı bir gelişime sahip olduğunu kaydeden Dr. Muhammed Kasapoğlu, “Gıda ve tarım alanında küresel ihracatta ikinci sırada yer alan ülke, bu alanda faaliyet gösteren küresel oyuncuları kendine çekebilecek yetkinlikte bulunuyor. Aynı zamanda yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırımla küresel tarımsal gıda Ar-Ge’sine öncülük ediyor. Biz de Entertech İstanbul Teknokent olarak, Entertech Netherlands Expanding Programı ile Hollanda’da gıda ve tarım alanlarına odaklanıyoruz. Bu alanlarda yenilikçi çözümler sunan girişimciler, Hollanda’nın güçlü tarım ve gıda sektöründen faydalanarak büyük bir avantaja sahip olacaklar. Bu program Avrupa geneline odaklanmış olup bizim için sadece bir başlangıç. Daha önce Almanya ile oyun teknolojileri alanında çalışma gerçekleştirmiştik. Şimdi Hollanda’dayız ve sonraki dönemlerde de başka ülkelerde yeni programlar geliştirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
]]>Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası Avro Bölgesi’nde yükselen enflasyona karşı artan faiz oranları, Alman şirketlerin yatırım yapma arzusunu frenlerken, Çin ve Türkiye başta olmak üzere birçok ülkenin Almanya’dan ithal ettiği malları giderek daha fazla üretebilmesi Avrupa’nın en büyük ekonomisinin resesyondan uzaklaşmasını zorlaştırıyor.
Yapısal sorunların da ekonomiyi frenlediği Almanya’da, bir zamanlar oldukça başarılı olan “Ucuz enerji ve ara malı ithal et, bunları işle ve yüksek kaliteye sahip mal olarak ‘Made in Germany’ algısıyla pahalı bir biçimde ihraç et” başlıklı iş modeli artık işe yaramıyor.
Kovid-19 salgını, tedarik zinciri kesintileri, Rusya-Ukrayna Savaşı gibi son dönemde yaşanan çok sayıda kriz, Alman ekonomisinin zayıf yönlerini su yüzüne çıkarırken, ülkenin; jeopolitik sorunlar, iklim değişikliği, durgun ekonomi ve demografik zorlukların üstesinden gelme konusunda birtakım sorunlarla karşı karşıya bulunması da dikkati çekiyor. Almanya’nın halen “kendi ürettiği bürokrasi, kurallar ve prosedürler altında da ezildiği” belirtiliyor.
EKONOMİ RESESYONA GİRMEKTEN KIL PAYI KURTULDU
Alman ekonomisi, 2 yıllık durgunluk döneminin ardından yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,2 büyümeyle teknik resesyona girmekten kıl payı kurtulmuştu. Bununla beraber ülke ekonomisi, özellikle bölgedeki diğer ülkelere oranla daha büyük öneme sahip imalat sektöründeki kalıcı zayıflık nedeniyle kırılganlığını koruyor.
Ülke ekonomisi, her ne kadar Kovid-19 salgını ve Ukrayna-Rusya Savaşı sonrası tedarik zincirinde ortaya çıkan dar boğazlar hafiflese de faizlerin yükselmesi, ekonomiye güvenin azalması ve alışılmışın dışındaki yüksek enflasyon ortamında tüketicilerin satın alma gücünün düşmesi sonucu talepte yaşanan durgunluktan olumsuz etkileniyor.
Almanya Federal İstatistik Ofisi (Destatis) verilerine göre, ekonominin büyümesinde önemli yeri olan sanayide üretim mayısta bir önceki aya göre yüzde 2,5 gerileyerek, son 2,5 yılın en kötü daralmasını kaydetti.
Destatis verileri mayısta “çoğu sanayi sektöründe” düşüş eğilimi olduğunu gösterirken, özellikle otomotiv sektöründeki üretimin nisanda yüzde 4,5 yükselmesinin ardından mayısta yüzde 5,2 gerilemesi dikkati çekti.
Almanya’nın ihracatı da Çin’in ithalatındaki gerilemenin etkisiyle mayısta aylık bazda yüzde 3,6 düştü.
Uzmanlar, daha parçalanmış bir küresel ekonomi ve Çin’in ihracatta hedef pazar olmaktan ziyade giderek daha çok rakip ülke olmaya doğru evrilmesinin, ülke ihracatını baskılayan önemli faktörler olduğunu belirtiyor.
ING Küresel Makro Araştırma Başkanı ve Almanya Başekonomisti Carsten Brzeski, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Özel tüketim zayıf kalmaya devam ediyor ve sanayi üretimi ivme kazanamıyor. Büyümenin ana itici gücü yine ihracat. Şimdilik iyimserliğe tekrar veda etmek için çok erken ancak Alman ekonomisinin toparlanmasının inatçı olmaya devam edeceği çok açık.” ifadesini kullandı.
ÜLKE EKONOMİSİ DURGUNLUĞUN ÜSTESİNDEN GELMEKTE ZORLANIYOR
Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanlığı, ülke ekonomisi için “Son piyasa duyarlılığı ve ekonomik göstergeler zayıfladı. Sanayide halen zayıf seyreden dış talep, iç ekonomideki toparlanma ile ancak kısmen telafi edilebilmektedir.” değerlendirmesinde bulunurken, Ekonomi Araştırma Enstitüsünün (Ifo) açıkladığı İş Ortamı Güven Endeksi, haziranda 88,6 puana gerileyerek beklentilerin aksine azaldı.
Ifo Başkanı Clemens Fuest, ankete ilişkin değerlendirmesinde, Avrupa’nın en büyük ekonomisinin performansına ilişkin daha kötümser beklentiler nedeniyle Ifo İş Ortamı Güven Endeksi’nin haziranda gerilediğini belirterek, “Alman ekonomisi durgunluğun üstesinden gelmekte zorlanıyor.” ifadesini kullandı.
Avrupa Ekonomik Araştırmalar Merkezi (ZEW) Ekonomik Güven Endeksi’nde ise Avrupa Merkez Bankasının (ECB) gelecekteki para politikasının netlik kazanmamasının etkisiyle temmuzda 11 ay sonra ilk kez geriledi.
ZEW Başkanı Prof. Dr. Achim Wambach, Almanya’ya yönelik ekonomik beklentilerin bir yıldır ilk kez düştüğünü belirterek, “Ekonomik görünüm kötüleşiyor.” ifadesini kullandı. Wambach, mayıs ayında ihracatta beklenenden daha keskin bir düşüş yaşanması, Fransa’daki siyasi belirsizlik ve ECB’nin gelecekteki para politikasının netlik kazanmamasının bu düşüşe katkıda bulunan faktörler olduğunu kaydetti.
Ayrıca, inşaat ruhsatlarındaki düşüş de inşaat krizinin erken sona erdiğini göstermiyor. Bu yılın ocak-mayıs döneminde Almanya’da verilen yapı ruhsatlarının sayısı yıllık yüzde 21,5 geriledi.
TOPARLANMANIN BUNDESBANK’IN BEKLEDİĞİNDEN BİRAZ DAHA YAVAŞ OLMASININ MUHTEMEL
Almanya Merkez Bankası (Bundesbank), yaklaşık iki yıl süren zayıflık döneminin ardından Alman ekonomisinin yavaş yavaş yükselişe geçtiğini öngörüyor.
Bundesbank, ülke ekonomisine ilişkin ilk yarı yıla ait raporunda, Almanya’da bu yıl için takvim etkisinden arındırılmış Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) büyüme tahminini yüzde 0,4’ten 0,3’e ve gelecek yıl için yüzde 1,2’den 1,1’e indirdi.
Raporda, Alman ekonomisinin yaklaşık iki yıl süren zayıflık döneminin ardından yavaş yavaş toparlandığına vurgu yapılırken, “Sadece özel tüketim kademeli olarak yeniden toparlanmakla kalmayacak, aynı zamanda ihracat yılın ikinci yarısından itibaren yeniden iyileşecek.” yorumunu yer verildi.
Bundesbank uzmanları, bu yıl ekonomide toparlanmanın Bundesbank’ın başlangıçta beklediğinden biraz daha yavaş olmasının muhtemel olduğunu, ülkede istikrarlı bir iş gücü piyasası ve kademeli olarak düşen enflasyonun var olduğunu hatırlattı.
Bundesbank’a göre, ECB’nin enflasyonu düşürmeye yönelik faiz artırımlarıyla yükselen borçlanma maliyetleri Almanya’da yatırım ve inşaat sektörü üzerinde baskı oluşturuyor, enflasyonun uzun bir süre için ECB’nin yüzde 2 hedefinin üstünde kalması da özel tüketimi baskılıyor.
IMF ALMANYA’DA “DURGUN” BÜYÜMENİN DEVAM ETTİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR
Alman ekonomisi baskı altında kalmaya devam ederken, ABD ve İngiltere gibi diğer sanayileşmiş ülkelerin enflasyon ve yüksek faiz oranlarıyla daha iyi başa çıkması dikkati çekiyor.
Avro Bölgesi’nin diğer büyük ekonomilerin de ekonomik büyüme Almanya’ya kıyasla daha iyi bir seyir izliyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun temmuz sayısında Almanya’da “oldukça durgun” ekonomik büyümeye ilişkin önceki tahminini değiştirmedi.
IMF, Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinden Almanya’nın büyüme tahminini sanayi üretiminde süregelen zayıflığı sebep göstererek bu yıl için yüzde 0,2 ve gelecek yıl için yüzde 1,3 olarak korudu. IMF, Fransa ekonomisine ilişkin büyüme beklentisini de bu yıl için yüzde 0,7’den yüzde 0,9’a çıkarırken, gelecek yıl için ise yüzde 1,4’ten yüzde 1,3’e indirdi.
IMF, küresel ekonominin ise 2024’te yüzde 3,2 büyümesini bekliyor.
HÜKÜMET 49 TEDBİR İÇEREN BÜYÜME PAKETİ HAZIRLADI
Alman hükümeti “Büyüme Girişimi-Almanya için Yeni Ekonomik Dinamikler” adı verilen bir büyüme paketi ile ekonomiyi canlandırmayı hedefliyor.
Paket, rekabetçiliğin güçlendirilmesi, bürokrasinin azaltılması, daha iyi çalışma teşvikleri, güçlü bir ekonomi için etkin bir finans merkezi ve yarının ekonomisi için verimli enerji piyasası gibi beş alanda 49 önlem içeriyor.
Pakette, Alman vatandaşları için gelir vergisi indiriminin 2025 ve 2026 yıllarında 23 milyar avroya ulaşacağı öngörülüyor. Paket, şirketler için daha iyi amortisman koşulları ve genişletilmiş araştırma ödeneği de sağlayacak.
Pakete göre, yabancı vasıflı işçileri Almanya’ya çekmek için iş gücü piyasasında teşvikler verilecek. Ayrıca yaşlıların daha uzun süre çalışması ve uzun süreli işsizlerin iş bulma olasılığının artması için mali teşvikler de sağlanacak.
Alman hükümetinin tahminine göre, paket 2025’te yaklaşık yarım puanlık bir ek büyümeye (GSYH’ya 26 milyar avro katkı) yol açacak.
İŞSİZ SAYISI VE ŞİRKET İFLASLARI ARTMAYA DEVAM EDİYOR
Almanya’da işsiz sayısı, durgun ekonominin iş gücü piyasasını olumsuz etkilemeye devam etmesi nedeniyle haziranda bir önceki aya göre 19 bin kişi artarak 2 milyon 781 bine yükseldi.
Ülkede mayısta yüzde 5,9 olan mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı ise haziranda yüzde 6’ya yükselerek, Mayıs 2021’den beri en yüksek seviyeye ulaştı.
Federal İş Ajansı Başkanı Andrea Nahles, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Alman iş gücü piyasasında zayıflığın devam ettiğini belirterek, şirketlerin yeni personel arayışlarında halen temkinli olduklarını ifade etti.
Bu arada, Almanya’da iflas eden orta ve büyük ölçekli şirketlerin sayısı, enflasyon, zayıflayan talep artan maliyetler ve faiz oranlarıyla bu yılın ilk yarısında 2023’ün aynı dönemine göre yüzde 41 arttı.
Alman ekonomi gazetesi Handelsblatt’ın şirketlere yeniden yapılandırma hizmeti sağlayan Falkensteg verilerine dayandırdığı haberine göre, 2024’ün ocak-haziran döneminde yıllık cirosu 10 milyon avronun üzerinde olan 162 şirket iflas başvurusunda bulundu.
Böylece, iflas eden orta ve büyük ölçekli şirketlerin sayısı 2023’ün aynı dönemine kıyasla yüzde 41 arttı.
Söz konusu iflasların yeniden yapılandırma uzmanlarının yılın başında bekledikleri yüzde 30’luk artışı önemli ölçüde aşması dikkati çekti.
Yılın ilk yarısında iflas eden şirketler arasında Münih merkezli Avrupa’nın üçüncü büyük tur operatörü FTI, büyük mağaza zinciri Galeria ve moda şirketi Esprit gibi önde gelen isimler de yer alıyor.
Emlak şirketleri, otomotiv tedarikçileri ve makine mühendisliği şirketleri iflaslardan özellikle etkilendi.
Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip Almanya’da artan iflasların nedenleri arasında Kovid-19 salgının etkileri, enflasyon, artan enerji ve malzeme maliyetleri ve zayıflayan talep gösterildi.
BÜROKRASİ SORUNU DEVAM EDİYOR
Almanya’da şirketlerin hızla değişen küresel ekonomiye uyum sağlamasında bürokrasi önemli bir sorun haline gelirken, şirketlerin başta inşaat ruhsatı olmak üzere izin almaları diğer AB ülkelerine kıyasla uzun bir süre gerektiriyor.
Bu arada, Almanya’da hükümeti oluşturan Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP) arasında ekonomik ve sosyal politikalar konusunda yaşanan anlaşmazlıkların da kararların alınmasını geciktirerek ekonomiyi olumsuz etkilediği ifade ediliyor.
ÇİN ETKİSİ
Almanya’nın diğer büyük Avrupa ekonomilerine kıyasla Çin’e daha fazla bağımlı olması dikkati çekiyor. Çin’in Almanya’dan satın aldığı malları giderek daha fazla üretebilmesi Alman ekonomisinin büyümesini zorlaştırıyor.
İhracat ağırlıklı bir ekonomiye sahip olan Almanya, Çin’in küresel ekonomiye açılmasından yıllardır en çok yararlanan ülkelerden biri konumunda bulunuyordu.
Alman otomobilleri ve makineleri, Çin’de yoğun talep görüyor. Çin’e yapılan ihracat, Almanya’nın 2. Dünya Savaşı sonrası en uzun ekonomik büyümesini destekledi. Çin, son 8 yıldır Almanya’nın en büyük ticaret ortağı olurken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi geçen yıl 253 milyar avro oldu.
Alman kamuoyu, 2022’de Rusya’ya olan enerji bağımlılığının enerji kriziyle sonuçlanmasının ardından Çin’e olan ekonomik bağımlılığı tartışmaya devam ediyor
Almanya’nın Çin’e bağımlılığı; dış ticaret, tedarik zincirleri veya “büyük pazar” konusunda dikkati çekiyor. Elektrikli otomobiller için önemi giderek artan lityum bataryalar ve nadir toprak elementler gibi ham maddelerde Almanya’nın Çin’e “güçlü bir ithalat bağımlılığı” olduğu görülüyor.
Çin, başta Alman otomobil üreticileri olmak üzere Alman şirketleri için hem satış hem de büyüme açısından büyük önem taşıyor. Alman şirketleri, küresel pazar için Çin’deki en son teknolojileri geliştiriyor ve test ediyor.
Dahası Alman sanayisinde kullanılan ara ürünlerin çoğunluğunun Çin’den geldiği belirtiliyor.
Çin’in Alman ekonomisi için önemini vurgulayan Alman iş dünyası da “Çin olmadan yapamayacakları” uyarısında bulunuyor.
Dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahip Çin’de borç seviyesi ekonominin istikrarına ilişkin korkuları körüklerken, herhangi bir krizin Alman mallarına olan talebi düşürmesi bekleniyor.
Öte yandan, ABD’nin, Almanya’ya Çin merkezli Telekom şirketlerin ekipmanlarını kullanmaktan kaçınması için uzun süredir baskı uyguladığı dikkati çekerken, Alman hükümeti de Çinli tedarikçilerle ticareti sekteye uğratmadan ve Pekin’in tepkisini çekmeden nasıl bir yol izleneceği konusunda uzun süredir devam eden bir anlaşmazlık yaşıyor.
SOSAD Başkanı, kalifiye eleman ihtiyacının giderilmesi için de önemli bir çözüm önerisi sundu. Timuçin, meslek liselerine verilen önemin artırılması gerektiğini ve bu okulların sayısının çoğaltılması gerektiğini belirtti. Ayrıca, ortaokul mezunu öğrencilere ve ailelerine yönelik kariyer günleri düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
“UMUDUMUZU TÜKETMİŞ DEĞİLİZ”
Timuçin, 1. Organize Sanayi Bölgesinin Cazibe Merkezine alınması için umutlarının devam ettiğini belirterek, “Cumhurbaşkanımız sağ olsun Demirağ Organize Sanayi Bölgesi’ne cazibe merkezi desteklerinden faydalanmaları için yetki verdi ama şu ana kadar 1. Organize Sanayinde cazibe merkezi desteklerinden maalesef faydalanamıyoruz. Aslında hala da umudumuzu tüketmiş değiliz. Talebimiz var. 1.Organize Sanayiyi daha doğrusu Sivas’taki organize sanayilere de cazibe merkezi desteklerinin verilmesi gerektiğine inanıyoruz ve bu konuda Cumhurbaşkanımızdan ilgi bekliyoruz. Sivas 1. Organize Sanayi bölgemizde firmalarımız yirmi senelik, yirmi beş senelik geçmişe sahip oturmuş firmalar ve bu firmalar ağırlıklı olarak ihracat yapmakta. Bu firmalarımıza böyle bir destek verildiği takdirde çok hızlı büyüyeceklerini ve ülke ekonomisine çok büyük katkıları olacağını hatta çalışan sayısının da en az yüzde 25 arttırılacağını biz ifade ettik. Hatta biz bunu taahhüt ettik. Eğer 1. Organize Sanayiye de, cazibe merkezi destekleri verilirse en az dört bin kişilik yeni bir istihdam alanı açabiliriz. Bu hala da geçerli” dedi.
“FİRMALARIMIZIN KALİFİYE ELEMANINA İHTİYACI VAR”
Kalifiyeli elemanlara ihtiyacın olduğuna değinen Timuçin, “Firmalarımızın kalifiye elemanına ihtiyacı var. Bu elemanları sağlamak için de meslek liselerine değer vermemiz önem vermemiz gerekiyor. Bu okullarımızın sayısını arttırmamız gerekiyor. Şimdi biz Sivas Organize Sanayicileri olarak diyoruz ki nasıl üniversitelerimizde son sınıf öğrencilerine, kariyer günleri yapılıyor, üniversitelerimiz o lise öğrencilerine üniversitelerinin tanıtımını yapıyor. Gelin biz de milli eğitimle birlikte ortaokul mezunu çocuklara, ortaokul mezunu çocuklarının ailelerine, anne babalarına kariyer programları yapalım, tanıtım programları yapalım. Gelin Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM)’e başvurun. Çünkü devletimiz, milli eğitim bakanlığı vasıtasıyla çok güzel bir program yaptı. Gençler hem okuyor hem maaş alıyor. Para kazanıyor hem de diploma sahibi oluyor ve mesleğinde çok iyi yetişiyor. Çünkü genelde meslek liselerinde olursa üç gün fabrikalarda eğitim görülüyor. MESEM dediğimiz okullarda çalışıyor okuyorsa haftanın dört günü firmalarda eğitim görüyor ve kendisini yetiştiriyor. Biz firma olarak da eski adı çıraklık okulu denen bu okullardan çok faydalandık ve çok iyi yetişmiş elemanlara sahip olduk. Bugün geldiğimiz noktada bu elemanların çok büyük katkısı vardır” şeklinde konuştu.

Şanlıurfa’nın enerji altyapısı güçleniyor
Şehir şebekesini her geçen gün daha da güçlendirdiklerini ve kısa süre önce mevcut şebekenin gücünü %11 oranında artıracak yeni dağıtım hatları döşediklerini ifade eden Dicle Elektrik Şanlıurfa İl Müdürü Naci Obut, özelleşmeden günümüze Şanlıurfa’ya yapılan yatırımları da açıkladı. Obut, Şanlıurfa’nın enerji altyapısına 2024 yılında 4 milyar TL yatırım yapılacağını, bununla birlikte özelleşme sürecinde şehre yapılan yatırımın 14 milyar TL’yi aşacağını belirtti. Naci Obut, “Şirketimizce Şanlıurfa ili genelinde devir tarihinden itibaren, 2024 yılında yapımına devam edilen 4 milyar TL tutarındaki şebeke yatırımlarıyla birlikte, toplamda 14 milyar TL tutarında şebeke yatırımı gerçekleşmiş olacak. 2023 yılı sonuna kadar yaptığımız şebeke yatırımlarıyla Şanlıurfa şehir merkezinin yaklaşık %60’ının yenileme, akıllı şebeke dönüşümü ve kapasite artışı ihtiyaçları bu güne kadarki imar gelişimine paralel şekilde karşıladık.” diye konuştu.

“Tüm teknik gereksinimleri sağlamış olacağız.’’
İl Müdür Obut, 2024 yılında yapımına devam edilen bu çalışmalar kapsamında; 94 adet beton köşk, 3 adet dağıtım merkezi, 208 kilometre orta gerilim yeni yeraltı şebekesi, 250 kilometre alçak gerilim yeraltı ve beton direkli şebeke, 163 kilometre yeni aydınlatma şebekesi tesis edildiğini belirtti. Obut, açıklamasında “208 kilometrelik orta gerilim yeraltı şebekesi ile Şanlıurfa şehir şebekesine 14 adet yeni kaynak fider kazandırmış olacağız. Böylelikle ring şebeke yapısını güçlendirerek enerji arz güvenliğini en üst seviyeye çıkarmayı hedefliyoruz. 2024 yılında Şanlıurfa şehir şebekesinde yapacağımız projelerle 112 bin abonenin yer aldığı bölgelerdeki şebekeleri akıllı şebeke olarak yenileyecek, gerekli kapasite artışı ve yeni kaynak fider girişleriyle ring şebeke yapısını güçlendireceğiz. Böylelikle 2024 yılında Şanlıurfa ili şehir merkezinde yıl sonuna kadar bitirilmesi planlanan şebeke yatırımlarıyla, şehir merkezinin yaklaşık %80’inin arz güvenliğine dair tüm teknik gereksinimleri sağlamış olacağız.’’ ifadelerini kullandı

2025 yılında yapılacak yatırımlar
Dicle Elektrik Şanlıurfa İl Müdürü Obut, 2025 yılında yapılacak yatırımlardan bahsederek şunları kaydetti: “2025 yılında Şanlıurfa şehir merkezi için 4,6 milyar TL yatırım bedelli 49 proje gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu yatırımlarla yeni imara açılan bölgelerdeki genişleme yatırımlarına, mevcut şebekede yenileme ve akıllı şebeke dönüşümüne, iyileştirme ve kapasite artış yatırımlarına devam edeceğiz. Bu sayede şehir merkezinin 5 yıllık sürede teknik gereksinimlerinin tümünün karşılanmasını ve arz güvenliğinin optimum seviyeye çıkarılmasını amaçlıyoruz.’’

10 yılda şebeke %75 oranında yenilendi
İl Müdürü Naci Obut, 2013-2023 yılları arasındaki 10 yılda gerçekleştirilen 4,4 milyar TL şebeke yenileme/akıllı şebeke dönüşüm yatırımlarıyla ilçelerdeki şebekelerin %75 düzeyinde yenilendiğini de kaydetti. Obut, açıklamasına, “2023 yılı ve öncesinde Harran, Hilvan, Suruç ve Viranşehir ilçe merkezlerinin şebeke yenilemesi işlemlerini tamamladık. Siverek ilçe merkezinde yapımına devam ettiğimiz Şirinkuyu Mahallesi’nin işlemlerinin de tamamlanmasıyla şebeke yenileme çalışmalarını bitirmiş olacağız. Geriye kalan Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar ve Halfeti ilçe merkezlerinin ise 2013-2023 yılları arası ilçe merkezi şebeke yenileme ve akıllı şebeke dönüşüm yatırımlarını toplamda %70 düzeyinde tamamladık. Şebekelerin geriye kalan kısımlarına dair çalışmaların tamamlanması için 2025 yılında 350 milyon TL tutarında 9 proje yatırımı planlıyoruz. Böylelikle şirketimizce Şanlıurfa ili geneli kırsal şebekelerde 2024 yılında yapımına devam edilen projelerle, devir tarihinden günümüze kadar 4,9 milyar TL şebeke yatırımı sağlanmış olacak.” ifadeleriyle son verdi
]]>Gazze Şeridi’ne yönelik 7 Ekim 2023’ten bu yana devam eden saldırılar ile İsrail ordusunun verdiği kayıplar, askerlikten muaf olan Haredilerin de silah altına alınması tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
75 YIL SONRA İLK CELPLER GÖNDERİLECEK
İsrail ordusunun, 21 Temmuz itibarıyla 1949’dan bu yana zorunlu askerlik muafiyetinden yararlanan binlerce Haredi’ye askerlik hizmeti için celp göndermeye başlaması bekleniyor.
Haredilerin on yıllardır İsrail’de sahip olduğu bu muafiyet İsrail’deki halkçı ve laik kesim tarafından sert şekilde eleştiriliyor.
Açıklamaları Haredilere yönelik dini bir fetva olarak kabul edilen kıdemli hahamlar ise zorunlu askerliğin reddedilmesi, hatta celp emirlerinin yırtılması yönünde çağrıda bulunuyor.
ORDUYA ÖZEL İSTEK
Haredilerin kadınlarla bir arada bulunmamak, özel yiyecek sağlanması ve Şabat’a saygı gösterilmesi gibi orduya özel düzenlemeler getiren “özel istekleri” bulunuyor.
Şas Partisi ve Birleşik Tevrat Yahudiliği partileri, Haredilerin askerlik hizmetine karşı çıkıyor. Bu partilerin halihazırda hükümetten çekilme kararı almamaları, 2022’nin son aylarında kurulan koalisyon hükümetinin dağılmasından endişe eden Netanyahu’ya bir çıkış yolu sundu.
Ancak, özellikle iki partinin tabanını oluşturan Haredilerin İsrail’de askere alınmasına karşı protestoların artması durumunda, koalisyon hükümetinden çekilme her iki siyasi partinin de gündeminde bir seçenek olmayı sürdürüyor.

HAREDİLER ASKERLİK YAPMAMA HAKKINA SAHİPTİ
Hayatlarını Tevrat’ı okumaya adadıklarını söyleyen Harediler, laik dünyaya entegrasyonun dini kimliklerini ve toplumlarının devamlılığını tehdit ettiğini düşünüyor.
Harediler dini okullara devam ederek tecil haklarını askere alınma yaşı olan 18’den askerlikten muaf tutulma yaşı olan 26’ya kadar kullanıp askerlik yapmama hakkına sahip olabiliyorlar.
ASKERE ALINAN HAREDİ SAYISININ 4 BİN 800 OLMASI BEKLENİYOR
İsrailli gözlemciler, ordunun Haredilere askerlik celbi gönderme nedenini, Haredilerin kendi iradeleriyle askerlik şubelerine gidip teslim olmayı istememelerinin bir işareti olarak değerlendiriyor.
İsrail gazetesi “Maariv”e göre, ilk aşamada, askere alınacak 1800 Haredi’ye ek olarak 2024 yılı boyunca 3 bin genç Haredi askere alınacak ve sayı bu sene için 4 bin 800’e çıkacak.
Aynı şekilde 2025 ve 2026’da da her sene 4 bin 800 Haredi’nin askere alınması planlanıyor.
Askere alınan Haredilerin yüzde 50’sini 18-21 yaş arası, yüzde 40’ını 21-23 yaş arası ve geri kalan yüzde 10’nu da 23 yaş üstü Harediler oluşturacak.
Gazze Şeridi’nde 7 Ekim’den bu yana devam eden saldırılar, işgal altındaki Batı Şeria’daki yoğun baskınlar ve 8 Ekim’den itibaren Lübnan Hizbullahı ile karşılıklı saldırılar gölgesinde İsrail ordusu aylardır personel sıkıntısı çekiyor.

YOĞUN PROTESTOLAR
Ordunun askerlik çağrısı niyetini duyurmasının ardından yüzlerce Haredi, 16 Temmuz Salı günü Ultra Ortodoksların kalesi kabul edilen Bney Brak şehrinde gösteri yaptı.
İsrail polisinden yapılan yazılı açıklamada, göstericilerin bir yolu kapattığı ve “Naziler” sloganı atarak polise saldırdıkları” belirtildi.
Polisin güç kullanmak zorunda kaldığı ifade edilen açıklamada 9 Haredi Yahudi’nin kamu düzenini ihlal suçlamasıyla gözaltına alındığı aktarıldı.
Bu protestodan saatler önce Harediler, bir haham ile orduya katılma planlarını görüşmek üzere şehre gelen iki subaya saldırdı.
İsrail devlet televizyonu KAN, eski hahambaşı Yitzhak Yosef’e ait olduğu belirtilen ve Haredileri zorunlu askerliği reddetmeye ve askerlik celplerini yırtmaya çağıran bir ses kaydı yayımladı.

Haredilerin askere alınması konusunda bölünmüş hükümet koalisyonunun çökmesinden korkan Netanyahu, Haredilerin askerlik hizmetinden muafiyetini koruyacak eski bir yasa tasarısını geçirmeye çalıştı.
Ancak Yüksek Mahkeme daha önce benzeri görülmemiş bir kararla Netanyahu’nun yolunu tıkadı.
İsrail Yüksek Mahkemesi, 25 Haziran’da oy birliğiyle Ultra Ortodoks Yahudi erkeklerin zorunlu askerlikten muaf tutulmasının yasal dayanağının bulunmadığına ve askerliğe uygun olanların göreve alınması gerektiğine karar vermişti.
Kararda, askere alınmayanların kamu tarafından finanse edilen sosyal yardım ve eğitim yardımlarından da yararlanamayacaklarına yer verilmişti.
Ultra Ortodoks Yahudileri askerlik hizmetinden kurtaran yasal muafiyet Mart 2024’te sona ererken askerlik yapmayı reddedenler, artık devlet desteği alamayacak.
Çoğu dini gerekçelerle askere gitmeyi reddeden Harediler, 9 milyonluk ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti, 1959 yılında Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve Kıbrıs Türkleri ile Rumlar arasında imzalanan Zürih ve Londra anlaşmalarıyla kuruldu.
Bu anlaşmalarda yer alan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör devletleri olarak kabul edildi.
1960 yılında, uluslararası antlaşmalar uyarınca ve Türkler ile Rumlar arasındaki ortaklık temelinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, iki halkın da eşit siyasi hak ve statüye sahip olmasını öngörüyordu.
Ancak, Rum tarafı, Ortaklık Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından;
Kıbrıs Türklerini devlet kurumlarından uzaklaştırma, adadaki varlıklarını sona erdirme ve adanın Yunanistan’a bağlanması amacına yönelik faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.
Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumların tek taraflı güç kullanımıyla Anayasa’yı feshetmelerinin ardından 1963’te fiilen son buldu.
Rumlar, Enosis’e ulaşma hedefiyle silahlanarak, Yunanistan’ın da desteğiyle, 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türklerine karşı baskı, zulüm ve ambargoyu durmaksızın devam ettirdi.
Takvimler Kasım 1973’ü gösterirken, Yunanistan’da Dimitrios Yoannidis’in önderliğinden bir grup albay ihtilal yaparak ülkenin yönetimini ele geçirdi.
Komşuda yaşanan askeri darbe kısa bir süre sonra Atina’nın dış politikasını da etkiledi.
Cunta rejimi yönünü hızla Kıbrıs’a çevirdi ve adada kontrolü ele geçirmek için çalışmalarını yoğunlaştırdı.
ATİNA’DA DARBE KIBRIS’TA TÜRKLERE YÖNELİK ŞİDDETİ KÖRÜKLEDİ
Nihai amaca ulaşılabilmesi için İslam ve Türk karşıtı EOKA örgütünün kullanılmasına karar verildi.
EOKA, Yunan ordusundaki Rum bir subay olan Yeoryos Grivas tarafından kurulmuş;
Dünya Savaşları’nda ve komünizm karşıtı silahlı mücadelede faaliyet göstermişti.
EOKA, yapı olarak Filistin’de gerilla yöntemlerini kullanarak İngilizler ile savaşan Yahudilerin terör örgütü Irgun’u örnek almıştı.
Yunan İç Savaşı’nda Yunan komünistlere karşı mücadele eden Grivas, 1951 yılında adada gönüllüler toplayarak Yunanistan’a eğitime götürmüş;
1954 yılında eğitimi alan savaşçılar ile Kıbrıs’a geri dönmüştü..
EOKA 1 Nisan 1955 tarihinde ilk sabotaj eylemini gerçekleştirmişti.
Örgüt, ilerleyen günlerde Makarios karşıtı faaliyetlerini yoğunlaştırdı.
Diplomatik görüşmelerin kesilmesinden kısa bir süre sonra, 15 Temmuz 1974 sabahına, Kıbrıslılar silah ve top sesleriyle uyandı.
Ancak bu kez saldırıya maruz kalan sistematik olarak katledilmeye başnana Türkler değil, Makarios’un Başkanlık Sarayı’ydı.
Yunan subayların komutasındaki, Rum Milli Muhafız Ordusu ve EOKA darbe düzenledi.
Öldü denilen Makarios, kaçmayı başardı.
“Yaşıyorum, direnişe devam” mesajı verdi.
Ardından da adadaki İngiliz üslerinden Malta’ya oradan da İngiltere’ye kaçmayı başardı.
Darbede hayatını zor kurtaran Makarios, 19 Temmuz 1974’te BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada; hem Yunanistan’ın amacını açık biçimde ortaya koydu.
Hem yapılan katliamları hem de Kıbrıs Türklerini bekleyen tehlikeleri anlattı.
Makarios tarihi konuşmasında “Güvenlik Konseyi üyelerine, Atina darbesi tarafından yaratılan bu anormal duruma son vermek için ellerinden geleni yapmaları çağrısında bulunuyorum” dedi.
“Kıbrıs’taki olaylar sadece Kıbrıslı Rumların iç meselesi değildir. Kıbrıs Türkleri de etkilenmektedir.
Yunan cuntasının darbesi bir işgaldir ve sonuçlarından hem Rumlar hem de Türkler olmak üzere tüm Kıbrıs halkı zarar görmektedir.” ifadelerini kullandı.
Darbenin başarılı olmasının ardından EOKA’nın tanınan simalarından Nikos Sampson yeni hükûmetin geçici devlet başkanı olarak ilan edildi.
Makarios yandaşı 2 bin kadar Yunan öldürüldü.
Binlerce kişi hapishaneye gönderildi.
Kısa bir süre sonra da “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti” kuruldu.
ANKARA SOYKIRIMI ÖNLEMEK İÇİN HAREKETE GEÇTİ
Darbe ve Rumlar arasında yaşanan çatışmalar, Kıbrıs Türklerini de harekete geçirdi.
Darbe haberini, uzun yıllar Türk Ajansı Kıbrıs Müdürü olarak görev yapan Kemal Aşık’tan alan Rauf Denktaş;
Kıbrıs Türklerine olayın Rumlar arasında bir mesele olduğunu aktardı.
Çatışmalara müdahil olunmaması gerektiğini söyledi.
Öte yandan Ankara’ya mesaj göndererek Enosis için son adımın atıldığını belirtti.
Müdahaleden başka bir çare olmadığının altını çizdi.
Denktaş’ın mesajı, Türkiye’de karşılık buldu.
Ankara ilk olarak İngiltere ile birlikte adaya ortak müdahalede bulunma fikrini değerlendirdi.
Düşüncelerini paylaşmak için başkent Londra’ya hareket etti.
Ancak diplomatik temaslardan sonuç alamadı.
Kısa bir süre sonra Türk Büyük Millet Meclisi Ada’ya tek başına müdahale etme kararı aldı.
BARIŞ HAREKATI SABAH SAATLERİNDE BAŞLADI
Türk ordusu, adaya saat 06.05’ten itibaren havadan indirme ve denizden çıkarma yapmaya başladı.
İlk taburlar inerken ciddi bir ateşle karşılaşmadılar.
Denizden çıkarmaysa Karaoğlanoğlu Plajı’na yapıldı.
Harekâtın ikinci günü Rumlar, havadan inen birliklerle denizden çıkan birliklerin birleşmesini engellemek istedi.
Saldırılarını yoğunlaştırdı..
Savaş sürerken haberleşme ve koordinasyon eksikliğinden dolayı Kocatepe muhribi, Türk uçaklarınca batırıldı ve 54 asker şehit düştü.
Dış baskıların artması neticesinde Ankara, BMKG’nin 353 sayılı kararını kabul etti.
Harekatın üçüncü gününde saat 17.00’den itibaren ateş kesmeye karar verdi.
Başarılı bir operasyonla ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı da birleştirildi.
25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz 1974’te imzalanan Cenevre Deklarasyonu ile son buldu.
Deklarasyonda, Yunanistan ve Rumlar tarafından işgal edilen Türk acilen boşaltılması ile Ada’da barışın ve anayasal düzenin yeniden tesisini teminen;
Dışişleri bakanları arasında müzakerelere devam edilmesi kararı alındı.
Öte yandan deklarasyonla Ada’da Kıbrıs Türk toplumu ile Kıbrıs Rum toplumu olmak üzere iki özerk yönetimin mevcudiyeti ilkesel olarak tanındı..
YUNANİSTAN ULUSLARARASI HUKUKU HİÇE SAYDI
Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunan yönetimi uluslararası hukukun kararını reddetti.
Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri olumsuz karşıladı
Ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü.
2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de bir sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı.
Ve 16 Ağustos’ta tekrar ateşkes ilan edildi.
İkinci harekat sırasında geri çekilen Rum askerleri, geçtikleri Türk köylerini yakarak silahsız insanları katletti.
Toplu katliamlar, katliam çukurları ve mezarlar, harekatın bitiminde ortaya çıkarıldı.
Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, Türk ordusu 498 şehit verirken Kıbrıs Türk tarafı ise 70’i mücahit, 270 kişiyi kaybetti.
Kıbrıs Türkleri genel olarak ise 1672 şehit verdi.
TÜRK ORDUSU’NUN OPERASYONU ATİNA’NIN DENGESİNİ BOZDU
Türkiye’nin başlattığı harekat başarıyla sonuçlanırken Ada’da yaşayan Kıbrıs Türk halkının güvenliği de sağlandı ve Ada’ya barış hakim oldu.
Kıbrıs’ta mevcut sınırların çizilmesine olanak sağlayan harekatın peşine Kıbrıslı Türkler, 1 Ekim 1974’te Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’ni kurdu.
Ardından Kıbrıs Türklerinin devlet yapısını kökleştirme, anayasa yapma ve çok partili sisteme geçme gibi tecrübeler yaşadığı Kıbrıs Türk Federe Devleti 13 Şubat 1975’te ilan edildi.
KTFD Meclisi, 15 Kasım 1983’te oy birliğiyle aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti..
Gelişmelerin ardından Yunanistan’daki cunta idaresi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki Nikos Sampson Hükûmeti görevini bıraktı.
Askeri hükûmet ise idareyi sivillere devretme kararı aldı.
Ve yedi yıldır Fransa’da sürgünde bulunan Konstantin Karamanlis’i hükûmeti kurması için Yunanistan’a çağırdı.
Karamanlis’in 24 Temmuz 1974’te hükûmeti kurması ile 1967’den beri devam eden cunta rejimi de son bulmuş oldu.
]]>Türkiye’nin, dünyanın en önemli boğazları arasında bulunan İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın kontrolünü elinde tutan ülke olarak Akdeniz ve Karadeniz Havzası’ndaki ülkelerin deniz ulaşımı ve uluslararası ticaret faaliyetleri açısından anahtar konumda olduğuna işaret eden Uraloğlu, “Bu nedenle yaklaşık 8 bin 333 kilometre kıyı şeridi uzunluğuyla kara sınırlarının 3 katı kadar deniz sınırlarına sahip doğal bir yarımada olan ülkemizi, bu zengin potansiyelini en iyi şekilde değerlendirerek dünya denizciliğinde daha üst sıralara çıkarmak en büyük hedefimizdir.” diye konuştu.
Türkiye’nin denizcilikte öncü bir ülke olduğunu dile getiren Uraloğlu, Bakanlığın hayata geçirdiği denetim ve uygulamalarla Paris Mou’da 2008 yılında beyaz listeye geçildiğini ve Türk bayrağının dünyanın en prestijli bayrakları arasında yer aldığını ifade etti.
DENİZLER 7/24 İZLENİYOR
Türkiye’nin, 1000 grostondan büyük 2 binden fazla gemisiyle 48,9 milyon detveyt tona ulaşan deniz ticaret filosu ile dünyada 12’nci sırada yer aldığına dikkati çeken Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Tekirdağ, Ambarlı, Kocaeli ve Mersin’de bulunan konteyner limanları dünyada ilk 100 liman arasındadır. 2023 yılında 217 limanımızda elleçlenen yük miktarı 521 milyon ton, elleçlenen konteyner miktarı ise 12 milyon 566 bin TEU olarak gerçekleşmiştir. 2024 yılında ise rekor büyüme rakamlarına ulaşarak 2023 yılındaki bu miktarları geride bırakacağımızı düşünüyoruz. Çünkü daha bu yılın ilk yarısında limanlarda elleçlenen yük miktarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,2 artarak 269 milyon 182 bin 694 tona, elleçlenen konteyner miktarı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11,2 artarak 6 milyon 781 bin 483 TEU’ya yükseldi. Yeni rekorlar ufakta görünüyor.”
Denizlerin güvenliği ve çevrenin korunması adına atılan her adımın gelecek nesillere daha güvenli bir dünya bırakmada etkin rol oynayacağını vurgulayan Uraloğlu, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına ait sistemlerle seyir, can, mal ve çevre emniyetini artırmak için denizlerin 7/24 izlendiğini söyledi.
Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi’nin önemli bir görevler üstelendiğini dile getiren Bakan Uraloğlu, şunları ifade etti:
“Denizlerimizi COSPAS-SARSAT uydu yardımlı arama kurtarma sistemi ve gelişmiş haberleşme sistemleriyle dinliyoruz. Otomatik tanımlama sistemlerimizle görüyoruz. Gemi trafik hizmetleri merkezlerimizle yönetiyoruz. Arama kurtarma merkezimizle de dünya denizlerinde acil durumdaki gemilerimizin veya gemi insanlarımızın problem yaşamaları halinde gerekli müdahaleyle arama kurtarma sahamızdaki tüm deniz unsurlarının acil durum koordinasyonunu sağlıyoruz. Ayrıca ana arama ve kurtarma koordinasyon merkezimiz sadece Türk arama kurtarma bölgesi içinde değil dünyanın her noktasında ülkemiz ve dünya denizciliğine hizmet vermektedir. Komşu ve diğer ülkelerin kurtarma merkezlerinin de anlık irtibat kurabildiği ülkemizdeki tek merkezdir. 2023 yılında merkezimize gelen ihbarlarla da 339 olayda 806 kişiyi kurtarmış olmanın gurur ve mutluluğunu da yaşıyoruz. Bundan dolayı sizlere teşekkür ediyorum.”
Mavi Vatan olarak adlandırılan denizlerde seyir emniyetini, can, mal ve çevre güvenliğini artırmaya yönelik yatırımların hızla devam ettiğini söyleyen Uraloğlu, Ulusal Deniz Emniyeti Başkanlığı gibi kurumlarla deniz ve kıyıların korunmasını ulusal bir öncelik haline getirerek, gelecek nesillere tertemiz ve güvenli denizler bırakacaklarını vurguladı.

Uraloğlu, gemilerin seyir emniyetini artırmak üzere ilerleyen yıllarda Otomatik Tanımlama Sistemi’nin geliştirilmiş bir alternatifi olacak veri alışveriş sisteminin yerli ve milli imkanlarla geliştirilmesine yönelik AR-GE çalışmalarına da başlayacaklarını ifade etti.
KKTC’de kurulacak Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesi’ni de başlattıklarını belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Projemizi 2026 yılında tamamlamayı planlıyoruz. Projenin tamamlanmasının ardından hem ülkemizin hem de KKTC’nin Mavi Vatan’daki hakimiyetini önemli ölçüde artıracağız. Denizlerde mesafe kateden tankerler kadar fabrikalar, limanlar, tersaneler de deniz kirliliği için büyük riskler taşımaktadır. Deniz kirliliğin önlenmesi, oluşmasından sonra ivedilikle müdahalesi ve asgari zararla bertaraf edilmesi hem çevresel hem de ekonomik açıdan büyük önem arz etmektedir. Ulusal Deniz Emniyeti Başkanlığı’mız bünyesinde bulunan dünyanın sayılı, ülkemizin tek simülatör merkeziyle ülkemizde yaşanabilecek kirliliği ve deniz kazaları olaylarıyla etkin müdahaledeki en önemli merkezimizdir.”
Bakan Uraloğlu’na, incelemesinde Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, Vali Recep Soytürk ve Marmaraereğlisi Kaymakamı Gökhan Gürbüzerol eşlik etti.
Göreve geldikleri günden itibaren ekip arkadaşlarıyla birlikte il il gezdiklerini dile getiren Bakan Murat Kurum, “Vatandaşlarımızın depremzede kardeşlerimizin ihtiyaçlarını gidermek için yollardayız. Geçen 16 günlük sürede; bir evladı ve hizmetkarı olmaktan şeref duyduğum afetzede kardeşlerimizin hep yanında olduk. İlk ziyaretimizi 2 hafta önce Malatya, Maraş ve Hatay’a yaptık. Geçtiğimiz hafta; Adıyaman, Gaziantep, Kilis, Osmaniye ve Adana’mızdaydık. Sizlere deprem bölgesinde; aynı derdi, aynı hüznü ve aynı umudu taşıdığımız kardeşlerimizin gönül dolusu selamlarıyla geldik. Buradan sonra da inşallah Şanlıurfa’mıza ve Diyarbakır’ımıza geçeceğiz. Orada da kardeşlerimizin taleplerini dinleyeceğiz. Şu anda Gakkoşların diyarı, benim kalbimin her daim sokaklarında attığı Elazığ’ımızdayız. Ben kendimi hep buraya ait hissettim. Dünde burada toplantıları yaparken o acı günleri hatırladık. O kışın soğuğunda ki beraber ele ele verdiğimiz Elazığ’ın dar sokağındaki mücadeleyi hatırladık. Bizim ne zaman azme ve huzur ihtiyacımız olsa, aklımıza hemen Harput Kalesi gibi dimdik duran Gakkoşlar gelir. Her gör düğü yerde bizi kucaklayan bir evladı gibi bağrına basan Elazığ’ın şefkatli anneleri ve babaları gelir. Bana ‘Kara Murat’ diye seslenen, benim güzel hemşerilerim gelir. Allah tüm Elazığlı kardeşlerimizden razı olsun. İnşallah onları bir evladı olarak bizde Elazığ’ımız için 11 ilimiz için, depremden etkilenen tüm alanlarımız için aynı kararlılıkla çalışacağız. Sivrice’de, Maden’de, Sürsürü’de, Abdullahpaşa’da, Rüstempaşa’da, Mustafapaşa’da kardeşlik şuur ile koştuk. Vatandaşlarımız sözler verdiysek 2020 Ocak depreminde Elazığı’mıza, ilçelerde, köylerde, merkezde 26 bin konutu söz verip kazandıysak, Elzığımızın cehresini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde baştan aşağı yenilediysek inşallah aynı anlayışla Elazığ’ımızın ihtiyaçlarını gidereceğiz. 6 Şubat depremi nedeniyle hasar gören konutlarımızı hızlı bir şekilde ihyasını aynı şekilde gerçekleştireceğiz” diye konuştu.
“YILSONUNA KADAR TOPLAMDA EN AZ 200 BİN KONUTU TESLİM EDECEĞİZ”
11 ili ayağa kaldırmak için gece gündüz çalıştıklarını belirten Kurum, ” 24 saat esası ile gece gündüz ziyaretlerimizi gerçekleştiriyor, bir saatin ve dakikanın dahi kıymetli olduğunu anlayışıyla çalışmalarımızı yapıyoruz. Şuana kadar 11 ilimizde 283 bin yuvamız, konutumuzun inşa sürüce başlatılmıştır. 4 bin 500’e yakın köyümüzde; köy evlerinin yapımı, kırsal kalkınmanın sağlanması ve oradaki özgün mimari doğrultusunda bakanlığımız konutların yapımını gerçekleştirmektedir. Şu ana kadar; toplamda 76 bin yuvamızı kardeşlerimize teslim ettik. Yılsonuna kadar toplamda en az 200 bin konutu teslim edeceğiz. İnşallah bur çerçevede her ay 25-30 bin konutun teslimiyle birlikte ailelerimiz evlerine kavuşana kadar durmadan duraksamadan çalışacağız. Kardeşlerimize verdiğimiz sözleri tutacağız. 2025 yılı sonuna kadar, 11 ilde 6 Şubat depremi nedeniyle evine girmeyen hiçbir afetzede vatandaşımız kalmayacak. Elazığ özelinde 6 Şubat depreminde 3 bin 93 yeni yuvamızı ve iş yerimizi kurduk, milletimizin duasını aldık. Şimdi devam eden 13 bin 500 kontumuzun inşası, vatandaşlarımızın talepleri doğrultusunda yapmış olduğumuz görüşmeler çerçevesinde hızlı bir şekilde devam etmektedir. Onları da hızlı bir şekilde tamamlayacağız” şeklinde konuştu.
“11 İL 2025 YILININ SONUNDA İNŞALLAH BÖLGENİN VE ÜLKEMİZİN CAZİBE MERKEZİ OLACAKTIR”
Devletin kudretli ve güçlü olduğunu aktaran Kurum, “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde depremde, selde, yangında, heyelanda milletimizin ihtiyaçlarını gidermek anlamında yapılması gereken çalışmaları an ve an takip etmektedir. Cumhurbaşkanımızın liderliği ekip arkadaşlarıyla birlikte vatandaşlarımızın o ihtiyaçlarının giderilmesi anlayışı ve siyasetimizin merkezinde de her zaman insanımız oldu. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın düsturu ile hareket etmeye çalışıyoruz. Bu anlamada yardıma ihtiyacı olan ailelerimizi bizzat tespit etmek, o ihtiyaçları gidermek, onlara sımsıkı sarılmak bizim en asli vazifemizdir. Hep birlikte bu anlayışla nasıl 2003 Bingöl depreminde vatandaşlarımızla el ele verip sorunları giderdiysek, 2011 Van depreminde, ilin yeninde ihyası için çalışmalarımızı yapmışsak, 2020 Elazığ-Malatya depreminde milletimize sözlerimizi tuttuysak, İzmir depreminde Bayraklı’da verdiğimiz sözleri tek tek gerçekleştirdiysek, Kastamonu, Bartın, Rize, Giresun’da ki sellerde milletimizle omuz omuza mücadele ettiysek 6 Şubat depremi nedeniyle yaşadığımız bu hasarları hızlı bir şekilde gidereceğiz. 2025 yılında bölgemiz, Harput Kalesinin o kudretiyle birlikte Gakkoşlarımızın üretimini, istihdamının Elazığ’ın bu bölge için yeni yatırımlarımızla birlikte sokaklarında annelerimizin huzur içerisinde gezdiği, çocuklarımızın cıvıl cıvıl seslerinin duyulduğu, gülümsemelerinin duyulduğu ve inşallah üretin bir Elazığ’ı kazandırmak için hep birlikte çalışacağız. 2025’den sonra yüzlerce yıldır Harput Kalesinden yükselen o güzel selamlara Hatay’dan Habibi Neccar Cami’den minareleriyle cevap verilecek. Adıyaman’dan Ulu Cami’den, Kahramanmaraş’ta o kahramanlık diyarlarının sergilendiği şehrimizden cevap verilecek ve 11 il 2025 yılının sonunda inşallah bölgenin ve ülkemizin cazibe merkezi olacaktır. 11 ilimiz yeniden Anadolu’nun en güçlü, en sarsılmaz yıldız şehirleri olacaktır. Biz bu anlayışla çalışacağız ve mücadele edeceğiz. Rabbim bizi vatandaşlarımıza ve hemşerilerimize mahcup etmesin. Bu manada dün kendi kararlarımızı aldık ve hep birlikte istişare ettik. Yapılması gereken işlere karar verme ve tartışma fırsatımız oldu. Bugünde muhtarlarımız ve sivil toplum örgütlerimizle şehrimizin ihtiyaçlarını dinlemek için bir aradayız. Milletimizin devletimize tam anlamıyla güvenmektedir. Bizde milletimizin bu güvenini boşa çıkarmamak adına çalışacağız. Milletimize 22 yıldır verdiğimiz sözlerimizi tuttuğumuz gibi yine tutmaya devam edeceğiz” dedi.
Toplantıya, Vali Numan Hatipoğlu, AK Parti Elazığ Milletvekilleri Prof. Dr. Erol Keleş, Mamut Rıdvan Nazırlı ve Ejder Açıkkapı, Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları, TOKİ Başkanı Mustafa Levent Sungur ve diğer protokol üyeleri katıldı.
Haber7
Piyasalar, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in bu akşam açıklayacağı kredi notu kararına odaklanırken, iş dünyasının önemli temsilcileri kuruluştan güçlü not artışı bekliyor.
Ocak ayında Türkiye’nin not görünümünü yukarı yönlü revize eden Moody’s’in, değerlendirmesini 19 Temmuz Cuma gecesi yayınlaması bekleniyor. Yabancı ilgisinin arttığı dönemde kredi notu kararı önem taşıyor. Beklentiler kredi notunun en az 1 puan artırılarak B3’ten B2’ye çıkarılması yönünde. Ancak 2 kademe artış düşünenler de bulunuyor.
Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, güne yüzde 0,05 yükselişle 11.144,59 puandan başladı.
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu faiz kararını 23 Temmuz Salı günü açıklayacak. Banka bir önceki toplantıda politika faizini yüzde 50 seviyesinde sabit tutmuştu.
Altın fiyatları, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Eylül ayında faiz indirimine gideceğine dair artan iyimserlik ve zayıflayan doların talebi artırmasıyla Çarşamba günü yükselişini tüm zamanların en yüksek seviyesine taşıdı. Hafta ortasında işlemlerde ise rekor sonrası altın fiyatlarında gevşeme görüldü.
Piyasalarda gündemi Ahlatcı Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Yücel Tonguç Erbaş, Haber7’ye değerlendirdi.
GÖZLER MOODY’S KARARINDA!
İki kademe not artışı ihtimalinin düşük olduğunu vurgulayan Ahlatcı Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Yücel Tonguç Erbaş, Moody’s’ten bir kademeli not artışına kesin gözüyle baktığını belirtti. Erbaş, yurt içi ekonomideki olumlu gelişmelerin piyasalara pozitif yansıdığını dile getirdi. Bir kademeli not artışı ile diğer kredi derecelendirme kuruluşlarından da önümüzdeki süreçte not artışlarının yolunu açacağını ifade eden Yücel Tonguç Erbaş, merkez bankasının rezervlerindeki iyileşmenin önemini vurguladı. Moody’s kararı sonrası pazartesi günü beklenen üzerine bir kademeli not artışının piyasaya olumlu yansıyacağını dile getiren Erbaş, kar realizasyonlarını da beraberinde getireceğini belirtti.
FAİZ İNDİRİMLERİ BAŞLAYACAK MI?
Fed’in faiz indirimleri ile Avrupa ve Türkiye’de de faiz indirimlerinin başlayacağının daha önceden konuşulduğunu söyleyen Ahlatcı Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Yücel Tonguç Erbaş, senaryonun aksine Avrupa Merkez Bankası’nın geçtiğimiz ay bir faiz indirimine gittiğini ancak Fed’in faiz indirimlerini sene sonuna ötelediğini vurguladı. Erbaş, faiz indirimlerinin gündeme gelmesini ‘acele kararlar’ olarak nitelendirdi. Faiz indirdikten sonra duraksamaları piyasaların negatif algıladığını dile getiren Erbaş, Fed’in faiz indirmeme sebeplerinden birinin de bu durum olduğunu belirtti. Global merkez bankalarından yola çıkarak Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nı değerlendiren Erbaş, merkezin ‘yeterli veri’ vurgusunun önemine dikkat çekti. Erbaş, TCMB’nin 2025 yılının ilk çeyreğinde bir faiz indirimine gidebileceği yönünde tahminlerde bulundu.
ALTINDA FED ETKİSİ!
Altın fiyatlarını etkileyen birçok bileşenin olduğunu söyleyen Ahlatcı Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Yücel Tonguç Erbaş, ons altında 2.450 seviyesinin kırılarak rekor seviyeleri altının test ettiğini belirtti. Kur tarafında hareketlilik beklemediklerini belirten Erbaş, gram altında belirleyici unsurun ons altın olduğunun altını çizdi. ABD’de yaşanan siyasi gelişmeler ile doların desteklendiğini belirten Tonguç Erbaş, ons altında son günlerde baskı yaşandığını dile getirdi. Geri çekilmelerin altında fırsat oluşturduğunu söyleyen Erbaş, yıl sonuna doğru altında yükseliş trendinin devam edeceğini de belirtti.
Divan, yarın açıklayacağı danışma görüşünde İsrail’in Filistin’i işgali, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki ilhak uygulamaları, Doğu Kudüs’ün statüsünü değiştirme çabaları, apartheid ve ayrımcı uygulamaların hukuka aykırılığı, bunların başta İsrail olmak üzere tüm devletler ve uluslararası kuruluşlar açısından doğuracağı sonuçlar hakkında kanaatini açıklayacak.
Divan Başkanı Lübnanlı Yargıç Nawaf Salam tarafından halka açık oturumda okunacak danışma görüşünde, İsrail’in Filistin’i işgalinin hukuka aykırı olduğu, İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal ettiği, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin hukuka aykırı olduğu, Filistinlilere yönelik ayrımcı ve ırkçı uygulamaların hak ihlali teşkil ettiğinin teyit edilmesi bekleniyor.
49 ÜLKE BEYANDA BULUNDU
Hollanda’nın idari başkenti Lahey’deki Barış Sarayı’nda faaliyetlerini sürdüren Divan’da, 19-26 Şubat 2024 tarihlerinde yapılan duruşmalarda, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 49 ülke, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Afrika Birliği, İsrail’in Filistin topraklarını işgal ve ilhakına ilişkin kendi görüşlerini sözlü olarak Divan’a sunmuştu.
Bunun öncesinde de yine aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 54 devlet ve 3 uluslararası kuruluş Ağustos 2023’e kadar yazılı beyanlarını Divana ulaştırmıştı.
Türkiye, İsrail’in Filistin’i işgali, Batı Şeria’daki ilhakı ve özellikle Doğu Kudüs’ün statüsünün korunmasına ilişkin olarak Divan’a yazılı beyanını ilk ulaştıran ülke olmuştu.
Divan önünde, danışma görüşünde ilk defa bu kadar çok sayıda devletin yazılı ve sözlü beyanda bulunduğu görülürken, yazılı beyanda bulunan İsrail’in sözlü duruşmalarda yer almaması dikkati çekmişti.
UYGULAMALAR HUKUKA AYKIRI
Duruşmalara katılan devletlerin büyük çoğunluğu, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin ve Filistinlilere yönelik uygulamalarının hukuka aykırı olduğunu savunmuştu.
Belçika, İsviçre, İrlanda, İspanya ve Norveç gibi batılı ülkeler dahil çoğunluğu Orta Doğu’dan olan ülkelerin yer aldığı, 19-26 Şubat 2024 tarihinde gerçekleşen duruşmalarda, “İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde egemenlik hakkının bulunmadığı”, “İlhak yoluyla toprak edinmenin hukuka aykırı olduğu”, “Filistin topraklarındaki ilhak ve yerleşimci uygulamalarının demografik yapıyı zorla değiştirmek anlamına geldiği”, “Diğer devletlerin, İsrail’in Filistin’deki işgalini tanımama yükümlülüğü olduğu” ve “İsrail’in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellediği” savunulmuştu.
TÜRKİYE FİLİSTİN İŞGALİNE KARŞI ÇIKTI
Türkiye, UAD’nin danışma görüşü oluşturulması sürecinde 26 Şubat 2024’te yaptığı sunumda, İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellediğini ve bu sebeple işgali “derhal ve koşulsuz olarak” sona erdirmesi gerektiğini vurgulamıştı.
Sunumunda, İsrail’in Filistin’deki işgaline son vermesi ve 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören kalıcı ve sürekli bir çözüme ulaşılması çağrısını yineleyen Türkiye, uluslararası toplumu ve kuruluşları, üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye davet etmişti.
Türkiye, özellikle Doğu Kudüs’ün statüsünün değiştirilmesinin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına aykırılık teşkil ettiğini belirtmişti.
– ABD ve İngiltere, İsrail’in tezlerini savundu
ABD ve İngiltere ise İsrail’in tezlerini savunarak, Divan’dan herhangi bir danışma görüşü vermemesini istemişti.
İngiltere, İsrail-Filistin uyuşmazlığının ikili müzakereler yoluyla çözülmesi ve Divan önüne getirilmemesi gerektiğini savunurken, ABD tarafı ise İsrail’in Filistin’i işgalini “güvenlik endişeleri” gerekçesiyle meşru göstermeye çalışmıştı.
BM Genel Kurulu, UAD’den görüş istemişti
BM Genel Kurulu 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’den, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltti.
BM Genel Kurulunun Divana sunduğu sorular, şu şekilde:
“1- İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir?
2- İsrail’in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?”
Danışma görüşü talebi 17 Ocak 2023’te BM Genel Sekreteri tarafından UAD’ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin’e, danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.
Danışma görüşü nedir?
Birleşmiş Milletlerin temel yargı organı Divan’ın görevleri arasında ilk olarak, devletler arasında ortaya çıkan hukuki ihtilafları uluslararası hukuka uygun şekilde çözmek, ikinci olarak da kendisine yönlendirilen hukuki konularda danışma görüşü bildirmek bulunuyor.
BM organları ve faaliyet alanlarıyla ilgili olması şartıyla BM yetkili kuruşları uluslararası hukuka ilişkin konu hakkında UAD’den danışma görüşü isteyebilir. Devletler, Divan’dan danışma görüşü isteyemez.
UAD bu meselede İsrail’in, işgal ettiği Filistin’deki politikaları ve uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin bağlayıcı olmayan danışma görüşünü açıklayacak.
Danışma görüşünün etkisi nedir?
UAD’nin verdiği danışma görüşleri her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor.
Danışma görüşleri, ileride açılabilecek benzer konulardaki davalarda Divan’ın ne yönde karar verebileceğini de gösterirken, danışma görüşü aleyhine hareket eden devletler açısından politik baskı aracı olarak kullanılabiliyor.
Divan’ın, İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004’te verdiği danışma görüşünde, duvarın hukuka aykırı olduğunu tespit etmesinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail’e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartı koyması dikkati çekiyor.
Yine UAD’nin 22 Temmuz 2010’da, uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmenin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova’nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.
UAD’nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırı olduğu yönünde olması durumunda, bunun İsrail ve diğer ülkeler açısından getirdiği sonuçları da tespit etmesiyle, İsrail’in Gazze’de ve diğer Filistin topraklarında uyguladığı ihlallerin sonlandırılması yönündeki baskının artması bekleniyor.
Buna ek olarak, İsrail’e askeri, siyasi ve mali destek veren ülkelerin de uluslararası toplum tarafından bu desteklerini sonlandırmaları yönünde gelecek çağrıları yanıtlamak zorunda kalmaları öngörülüyor.
Danışma görüşü, İsrail’in Adalet Divanında yargılandığı davadan farklı
Güney Afrika’nın, İsrail aleyhine, Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali sebebiyle Uluslararası Adalet Divanında açtığı dava, iki ülke arasında çekişmeli yargılama anlamına gelirken, yarın başlayacak danışma görüşü, iki devletin karşı karşıya geldiği bir dava niteliği taşımıyor.
Danışma görüşünde, davalı-davacı şeklinde ayrım bulunmuyor ve UAD, BM organları ya da kuruluşlarının faaliyet alanlarına ilişkin yönelttiği sorular hakkındaki görüşünü açıklıyor.
Divan Statüsü’nün 66. maddesi gereği, BM üyesi ülkeler, danışma görüşü istenen konular üzerine yazılı ve sözlü beyanda bulunma hakkına sahip.
Çekişmeli davalardan farklı olarak herhangi bir ad-hoc hakim atanmadığından, danışma görüşü kararını UAD’nin daimi 15 hakimi verecek.
Buna ek olarak soykırım davası sadece Gazze’de işlenen soykırım suçlarını ve ihlalleri ele alırken, yarın açıklanacak danışma görüşünün kapsamında, Gazze’nin yanı sıra Batı Şeria ve Doğu Kudüs dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarındaki başta işgal ve ilhak olmak üzere birçok uluslararası hukuk kuralının ihlali yer alıyor.
Buna göre, konut ve ofis alım satımında ve kiralamasında piyasa değeri üzerinden vergi alınması ve konutunu, alımdan sonraki 3 yıl içerisinde satanlardan 2 kat, 5 yıl içerisinde satanlardan 1 kat daha fazla vergi alınmasının ikinci vergi paketine dahil edilmesi kesinleşti. Ayrıca, ikinci ve daha fazla evi olanlardan “kademeli yükselen” ilave emlak vergisi ve hayalet ev olarak adlandırılan 600 bin boş konuttan “ek emlak vergisi” talep edilecek.
230 BİN LOJMANDA KİRA FİYATI DÜZENLEMESİNE GİDİLECEK
Kira gelirini beyan etmeyen veya eksik beyan edenler için de ceza tutarları arttırılacak. Aynı şekilde kira giderini beyan etmeyenlerin de ceza tutarları artırılacak. Sayısı 230 bini aşan lojmanlarda da “kira fiyatı” düzenlemesine gidilecek. Lojmanlar, piyasadaki kira değerine göre yüzde 20 fiyat avantajıyla kullandırılabilecek.
Bu nedenle lojman olan bölgelerde fiyat araştırması yapılacak. Denetimin yoğunlaşacağı öncelikli alanlar da belirlendi. Kazancına göre kayıp, kaçak ve kayıtdışılığın fazla olduğu alanlar olarak belirlenen büfeler, güzellik salonları, estetisyen ve doktorlar, kuaförlere denetimde öncelik verilecek.
Vergi ve sosyal güvenlik alanına ilişkin düzenlemelerin yasalaşmasıyla oluşacak mali etki analiz edildi. Buna göre, kısa vadeli sigorta kolları prim oranının yüzde 2,25 olarak belirlenmesiyle SGK’nin gelirlerinde yüzde 12,5 artış sağlanacak. Yurt içi asgari kurumlar vergisi uygulamasına yönelik düzenlemeyle yıllık ilave 70 milyar lira gelcek. Yurt dışına çıkış harcının 500 liraya çıkarılmasının yıllık gelir etkisi 4,3 milyar lira olacak.
SGK’NIN GELİR YÜZDE 12.5 ARTACAK
En düşük emekli aylığının 12 bin 500 liraya yükseltilmesini de içeren Vergi Kanunları ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin etki analizi yapıldı. Buna göre, düzenlemeler kapsamında hayata geçirilmesi beklenen, ticari olmayan gezi, eğlence, spor gibi faaliyetlerde kullanılan deniz taşıma araçlarına limanlarda verilen kiralama, bakım gibi hizmetlere KDV istisnası uygulanmaması ve mevcut istisnanın kısmi istisnaya dönüştürülmesi halinde de yıllık toplam etkinin 5,4 milyar lira olacağı tahmin ediliyor.
Kanun teklifiyle, serbest bölgelerde faaliyet gösteren kurumların yurt içine yaptıkları satışlardan elde edilen kazançlara tanınan gelir ve kurumlar vergisi istisnasının kaldırılması, sadece bu bölgelerde imal edilen ürünlerin yurt dışına satışından elde edilen kazançların gelir veya kurumlar vergisinden müstesna olması öngörülüyor. İstisnanın ihracat ile sınırlandırılması durumunda 2025 yılı için 2,5 milyar lira gelir etkisi olması bekleniyor. Düzenleme kapsamında kısa vadeli sigorta kolları prim oranının yüzde 2,25 olarak belirlenmesiyle SGK’nin gelirlerinde yaklaşık yüzde 12,5 artış sağlayabileceği tahmin ediliyor.
33,2 MİLYAR LİRALIK MALİYET
Bu yılın mart ayı verilerine göre kısa vadeli sigorta kollarına tabi olup prim oranı yüzde 2 olan 18 milyon 225 bin 229 sigortalı bulunduğu, yüzde 2 olan kısa vadeli sigorta prim oranının yüzde 2,25 olması halinde tüm sigortalıların prime esas kazanç alt sınırı üzerinden bildirildiği varsayımı altında prim gelirlerinde aylık 911 milyon 375 bin 357 lira, beş aylık dönemde yaklaşık 4,6 milyar lira, bir yıllık süreçte ise yaklaşık 10,9 milyar lira artış olması öngörülüyor.
En düşük emekli aylığı düzenlemesiyle aylıkları yükseltilecek kişi sayısının 3,7 milyon olacağı; en düşük emekli aylığı ödeme tutarının 2024 yılı temmuz ödeme dönemi itibarıyla 12 bin 500 liraya yükseltilmesi halinde 2024 yılı için 33,2 milyar lira maliyet öngörülüyor.
Düzenleme kapsamında, Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yapılan değişiklikle, Türkiye’de kurulmuş olmaları şartıyla kurumlar vergisinden istisna tutulanlardan taşınmazlara yatırım yapan fon ve ortaklıkların, ticari mal niteliğinde olanlar dahil sahip oldukları taşınmazlardan elde ettikleri kazançların yüzde 50’sinin, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken ayı izleyen ikinci ayın sonuna kadar kar payı olarak dağıtılması gerekecek. İstisna kazancın yüzde 50’sinin dağıtıldığı varsayımında, ortaklara dağıtılan kar paylarından alınacak gelir ve kurumlar vergisinin etkisinin 7,2 milyar lira olması bekleniyor.
Etki analizine göre yap-işlet-devret modeli ile kamu özel işbirliği projeleri kapsamında elde edilen kazançlar dan alınan yüzde 25’lik kurumlar vergisi oranı yüzde 30’a çıkarılacak. Böylelikle 557 milyon lira kurumlar vergisi etkisi oluşacak. Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yurt içi asgari kurumlar vergisi uygulamasına yönelik düzenleme yapılması durumda 62 bin kurumlar vergisi mükellefinin etkilenmesi ve ilave 70 milyar liralık yıllık gelir etkisi olması bekleniyor.
ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERDEN 40 MİLYAR TL GELİR
Çok uluslu şirketlerde küresel asgari kurumlar vergisi uygulamasına yönelik düzenlemelerin bütününden de 40 milyar lira gelir etkisi tahmin ediliyor. Yurt dışına çıkış harcının 500 liraya çıkarılmasıyla 2023 yılındaki gibi 8 milyon 743 bin kişinin yurt dışına harç ödeyerek çıkış yapacağı varsayımıyla yıllık gelir etkisinin 4,3 milyar lira olacağı tahmin ediliyor.
“VERGİ BARIŞI” LİTERATÜRDEN SİLİNİYOR
Uzlaşma yoluyla vergi borcunun silinmesi veya vergi affı gibi uygulamaların gerçekleşmemesi için de kararlı adımlar atılacak. TBMM’ye sunulan Torba Yasa Teklifi’nde bu hedefe yönelik adımların ilki atılmış ve artık uzlaşmaların vergi aslı üzerinden yapılmamasını sağlayacak madde teklife eklenmiş, sadece cezaların/faizlerin uzlaşma kapsamına girebileceği vurgulanmıştı. İkinci pakette, uzlaşmadan sonra gerçekleşebilecek olumsuzluklara yönelik “maddi/manevi yüksek ve caydırıcı cezalar” uygulanması için çalışma yapıldığı da öğrenildi.
Bu uygulamalarla, “vergi affı” gibi Türkiye’ye özgü, sisteme/güvene zarar veren ve haksız rekabete neden olan uygulamaların ortadan kaldırılması hedefleniyor. Vergi Usul Kanununda yer alan cezalarda da rekor artış planlanıyor. Tamamen kayıt dışı olan, hiç mükellefiyet tesis ettirmeden kazanç elde edenle, kayıtlı olup vergi kaçıranların cezaları arasında da farklılaşmaya gidilecek.
ÇÖZÜM ÜRETİYORUZ
Daha önce yüksek hızlı trene binmemiş ve bu yönde talebi bulunan devlet himayesindeki çocuklarla Konya’ya yüksek hızlı trenle giden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş temmuz ayı memur maaş katsayılarına yapılan yeni düzenleme sonrasında sosyal yardım modelleri kapsamındaki ödemelere ilişkin soruya karşılık da yeni hizmet modelleri ve alanları geliştirmeyi, ortaya çıkacak yeni zorluklara ve risklere çözümler üretmeyi sürdürdüklerini bildirdi.
ENGELLİ AYLIĞI ARTTI
Sosyal yardım ödemelerinde yapılan artışlarla birlikte yaşlı aylığının 3 bin 504 liradan 4 bin 181 liraya yükseldiğini ifade eden Göktaş, buna ek olarak yüzde 40-69 arası engelli oranına sahip vatandaşların aylığının 2 bin 797 liradan 3 bin 338 liraya, yüzde 70 ve üzeri engelli raporu bulunan vatandaşların aylığının da 4 bin 196 liradan 5 bin 7 liraya çıktığını vurguladı.
AĞUSTOSA YANSITILACAK
Evde Bakım Yardımı’nın 7 bin 608 liradan 9 bin 77 liraya, koruyucu ailelere çocuk başına yapılan ödemelerin aylık ortalamasının 8 bin 515 liradan, 10 bin 159 liraya yükseldiğini ifade eden Göktaş, “Sosyo Ekonomik Destek hizmetinde çocuk başına yapılan ekonomik destek tutarı ortalama 5 bin 330 liradan 6 bin 360 liraya yükseldi. Ayrıca ağır silikozis aylığı da 7 bin 698 liradan 9 bin 185 liraya çıkıyor. Artış yapılan yeni ödeme tutarı, temmuz ayı ödemesi olarak ağustos dönemine yansıtılacak” diye konuştu.
11 BİN ÇİFT YARARLANDI
Deprem bölgesinde pilot uygulaması devam eden Aile ve Gençlik Fonu’ndaki son duruma ilişkin soru üzerine Göktaş, projeye gençlerin yoğun ilgisinin olduğunu söyledi. Göktaş, “Bugün itibarıyla 11 bin 11 çiftimiz fondan yararlanmak için başvurdu. 3 bin 500’den fazla gencimize evlilik ve danışmanlık hizmeti vermeye başladık” dedi. Aile ve Gençlik Fonu projesinin uygulamasında deprem bölgesinin pilot bölge olarak seçildiğini anımsatan Göktaş, “Bu konuda yeni bir bilgiyi paylaşmak istiyorum, önümüzdeki dönemde doğum oranının en düşük olduğu üç ilimizi de pilot uygulama kapsamına almayı, Aile ve Gençlik Fonu’muzu buralarda uygulamayı hedefliyoruz” dedi.
DUL VE YETİM AYLIKLARI ARTTI
En düşük emekli maaşının 10 bin TL’den 12 bin 500 TL’ye yükseltilmesi ile birlikte dul ve yetim aylıkları da arttı. Dul ve yetim aylıkları, ölen emeklinin maaşına göre belirleniyor. Eğer ölen emeklinin çocuğu yoksa, eşine maaşının yüzde 75’i oranında ödeme yapılıyor. Çocuklar varsa, eşe yüzde 50, çocuklara ise yüzde 25 oranında ödeme yapılıyor. Ancak toplam ödeme, ölen emeklinin maaşını geçemiyor. Bir emekli 20 bin TL maaş alıyorsa ve vefat ederse, çocuğu yoksa eşi 15 bin TL (yüzde 75) alıyor. İki çocuğu varsa, eş 10 bin TL (yüzde 50), her bir çocuk ise 5 bin TL (yüzde 25) alıyor. Eğer dört çocuğu varsa, eş yine 10 bin TL alır, çocuklar ise 2 bin 500’er TL alıyor. En düşük emekli maaşı olan 12 bin 500 TL üzerinden hesaplandığında, ölen kişinin çocuğu yoksa eşine 9 bin 375 TL (yüzde 75) bağlanır. Çocuk varsa, eşe 6 bin 250 TL, iki çocuğa ise 3 bin 125’er TL ödenecek.
DÖRT BAKANLIK DOĞURGANLIK HIZI İÇİN ÇALIŞMA GRUBU KURACAK
Bakan Göktaş, doğurganlık hızının azalması ve nüfusun yaşlanması ile ilgili politikaları çok katmanlı olarak geniş bir perspektifle oluşturmaya çalıştıklarını belirterek, “Bununla ilgili önemli bir saha çalışması başlatacağız” dedi. Çalışmaları çok boyutlu olarak sürdürdüklerini vurgulayan Göktaş, “Bu konuda, bakanlığımızla birlikte Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Sağlık, Hazine ve Maliye Bakanlıkları yetkililerinden oluşan bir çalışma grubu oluşturuyoruz. Saha çalışmaları ile bu grubu besleyecek ve konuyu çok boyutlu ele alacağız” dedi.
Serbest bırakıldıktan sonra Gazze Şeridi’nin merkezindeki Deyr el-Belah kentindeki Aksa Şehitleri Hastanesi’nde tedavi altına alınan Filistinliler, alıkonuldukları süre boyunca aç bırakıldıklarını ve İsrail askerleri tarafından işkence gördüklerini anlattı.
İsrail, dün Gazze Şeridi’nde alıkoyduğu, aralarında yaşlı bir kadının da bulunduğu 16 Filistinliyi serbest bıraktı. Deyr el-Belah’ın doğusundaki Kissufim askeri bölgesinden giriş yapan Filistinlilerden 13’ü sağlık durumlarının kötü olması nedeniyle Aksa Şehitleri Hastanesi’ne götürüldü.
İsrail ordusu, 7 Ekim’den bu yana Gazze’de aralarında çocuk, kadın, gazeteci, sağlık çalışanı olmak üzere binlerce Filistinliyi alıkoydu, bunlardan bir kısmını serbest bırakırken, kalanların akıbetinin ne olduğu bilinmiyor.
“Her gün açlık, susuzluk ve işkenceyle geçti”
Görme engelli Nadur Halid Gaseliyye (27), Gazze Şeridi’nin kuzeyinde sığındıkları bir barınma merkezinde aralarında yaşlıların da bulunduğu 10 kişiyle birlikte alıkonulduğunu söyledi.
Gaseliyye, görme engelli olmasına ve bunu belirtmesine rağmen İsrail askerlerinin diğer Filistinlilere yaptıkları gibi onun da gözlerini bağladığını ifade etti.
“Alıkonulma çok zordu, her gün açlık, susuzluk ve işkenceye maruz bırakıldık. Son günlerde suyumuzu kesmeye başladılar” diyen Gaseliyye, bu süre boyunca yaşadığı zorlukları şu sözlerle aktardı:
“Cezaevinde hava çok sıcaktı. Çok terliyordum. Gözlerimdeki bağ şiddetli ağrı ve yanmaya neden oluyordu. Yüzümü suyla yıkamalarını istedim ama reddettiler. Nakil sırasında şiddetli dayak da dahil olmak üzere çeşitli işkencelere maruz kaldık. Silahların dipçiğiyle sırtımıza ve omurgamıza vurdular. Bazı insanlar bu yüzden öldü. Dayakların şiddetinin yanı sıra üzerimize köpekleri salıyorlardı ve elektrikli cop kullanıyorlardı.”
Filistinliler en korkunç işkence ve aşağılanmalara maruz kalıyor
Serbest bırakılan 35 yaşındaki Muhammed Habib ise “ağır dayaklara, çıplak aramaya ve çok kötü muamelelere maruz kaldıklarını” belirtti.
Tutuldukları hapishanede “insanların dayanılmaz trajik koşullarda yaşam mücadelesi verdiğine ve insan haklarının ayaklar altına alındığına” dikkati çeken Habib, uluslararası toplumun ve insan hakları kuruluşlarının sessizliğinden güç alan İsrail güçlerinin hapishanelerde Filistinlilere en korkunç işkence, aşağılama ve kötü muamelede bulunduğunu vurguladı.
İşgal altındaki Doğu Kudüs’e gittiği sırada yolda alıkonulan 64 yaşındaki Filistinli kadın Necah Safi, İsrail askerlerinin “Batı Şeria’da bulunma süresi bittiği” gerekçesiyle kendisini alıkoyduğunu ifade etti.
Hasta kız kardeşine tedavisi sırasında refakat etmek için Batı Şeria’ya geldiğini belirten Safi, kardeşinin ölümünden sonra İsrail saldırıları nedeniyle Gazze Şeridi’ne dönemediğini ve Batı Şeria’da mahsur kaldığını dile getirdi.
Hapishanelerde çıplak arama yapılıyor
Askerlerin kendisini kelepçeledikten sonra bir sorgu merkezine götürdüğünü ve bütün gece orada kaldığını, ardından Remle hapishanesine nakledildiğini söyleyen Safi, yaşadığı şiddeti şu sözlerle anlattı:
“İsrailli kadın askerler Filistinlileri soydu ve güvenlik görevlilerinin önünde çıplak olarak arama yaptı. Askerler fotoğrafımı çekmek için beni başörtümü çıkarmaya zorladı. Başörtümü çıkarmayı reddettiğim için bana küfür ve hakaret yağdırdılar.”
Cezaevi idaresinin 27 günden uzun bir süre zarfında ailesiyle iletişim kurmasına ve onlara nerede tutulduğunu söylemesine izin vermediğini belirten Safi, askerlerin alıkoydukları tüm Filistinli kadınları hücrelerde tecrit altında tuttuklarını ve her gün hakaret ve küfür yağdırarak hem psikolojik hem fiziksel şiddet uyguladıklarını anlattı.
Filistinli yaşlı kadın, İsrail askerlerinin kendisini Deyr al-Belah’a götürerek serbest bıraktıktan sonra bulundukları bölgeye doğru ateş açtıklarını aktardı.
İsrail ordusu geçtiğimiz aylarda sağlık durumları kötüleşen onlarca esiri ayrı gruplar halinde serbest bıraktı.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi’nden yapılan son açıklamaya göre, İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde 310 sağlık personeli ile 36 gazetecinin de aralarında bulunduğu 5 bin kişiyi alıkoymuştu.

‘OYLAMAYLA İKİ DEVLETİ ÇÖZÜM YOK EDİLEMEZ’
Birleşmiş Milletler (BM), İsrail meclisinin “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önergeyi kabul etmesine tepki göstererek, “Oylamayla iki devletli çözüm yok edilemez.” açıklamasında bulundu.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in daha önce yaptığı açıklamada mevcut gelişmelerin “iki devletli çözümü kalbinden bıçakladığını” söylediğini anımsatan Dujarric, Guterres’in İsrail meclisinin aldığı karar karşısında hayal kırıklığına uğradığını dile getirdi.

Dujarric, “Oylamayla iki devletli çözüm yok edilemez.” diyerek, BM’nin 1967 sınırlarınca iki devletli çözümü desteklediğinin altını çizdi.
İsrail meclisinin aldığı kararın BM kararları, uluslararası hukuk ve daha önce varılan anlaşmalarla uyumsuz olduğunu kaydeden Dujarric, “Guterres, taraflara iki devletli çözümden uzaklaştıracak tüm adımlardan kaçınma çağrısı yapıyor.” mesajını verdi.
ABD: KARARA SEVİNMEDİK
ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail meclisinde “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önergenin kabul edilmesi kararına “çok sevinmediklerini” duyurdu.

Önerge hakkında birebir konuşamayacağın belirten Patel, “ABD, hem İsrailliler hem de Filistinliler için barış inşa etme konusunda kararlı.” ifadelerini kullandı.
HAMAS: ÖNERGENİN KABUL EDİLMESİ BMGK KARARLARININ HAFİFE ALINMASIDIR!
Hamas’tan yapılan açıklamada da, “Siyonist Knesset’te Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan önergenin kabul edilmesi, Filistin topraklarında hiçbir meşruiyeti olmayan işgalci bir tarafın verdiği geçersiz bir karardır.” ifadeleri kullanıldı.

‘ULUSLARARASI TOPLUM CİDDİ OLARAK HAREKETE GEÇMELİ’
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Filistin halkımızın, Siyonist terör hükümetinin kendisine karşı yürüttüğü faşist imha savaşı karşısında direnişini, mücadelesini ve meşru savunmasını sürdüreceğini teyit ediyoruz. Bu karar uluslararası topluma bir meydan okuma mesajı ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Filistin’e Birleşmiş Milletlere tam üyelik verilmesini destekleyen kararlarının hafife alınması anlamına geliyor.”
Hamas, “İsrail Meclisinin bu suç niteliğindeki kararlarını, uygulamalarını durdurmak ve Filistin halkının tüm haklarına erişmesini sağlamak için uluslararası toplumun ciddi olarak harekete geçmesi gerektiğini” vurguladı.
ÖNERGENİN KABUL EDİLMESİ FRANSA’DA ŞAŞKINLIK YARATTI
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından kabul edilen kararlara aykırı olarak İsrail Meclisinde “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önergenin kabul edilmesinden duyulan “şaşkınlık” vurgulandı.
İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in İsrail polisi eşliğinde işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya düzenlediği baskının “sorumsuz” olarak nitelendirildiği açıklamada, bu tür eylemlerin bölgeyi istikrarsızlaştırdığı duyuruldu.

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM VURGUSU
Açıklamada, Fransa’nın söz konusu baskını kınadığı, “barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayan iki devletli çözümün acilen hayata geçirilmesi gerektiği” kaydedildi.
“Sadece iki devletli bir çözüm hem İsraillilere hem de Filistinlilere adil ve kalıcı bir barış getirebilir ve bölgede istikrarı garanti altına alabilir” ifadesi kullanılan açıklamada, “İsrailli ve Filistinli siyasi liderlerin barışa yönelik gönüllü ve cesur bir taahhütte bulunmalarının” gerekliliğinin altı çizildi.
Kudüs’teki kutsal yerlerin tarihi statüsünün korunmasının önemi hatırlatılan açıklamada, Ürdün’ün bu konudaki “özel rolüne” dikkati çekildi.

NE OLMUŞTU?
İsrail meclisinde “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önerge kabul edilmişti.
Söz konusu önergede, “Filistin devletinin kurulmasının İsrail devleti ve vatandaşları için tehdit oluşturacağı” iddiasına yer verilmişti.
]]>STEAM OYUN PLATFORMUNA GÖNDERİLEN MESAJ
İsmini vermek istemeyen soruşturma ekibinden 3 kaynak, ABC’ye, Crooks’un suikast girişiminin arkasında yatan nedeni belirlemek için çalışan müfettişlerin, “Steam” adlı oyun platformuna gönderilen bir mesaj bulduklarını açıkladı. Kaynaklar, Crooks tarafından yazıldığına inandıkları mesajda, “13 Temmuz prömiyerim olacak, olup biteni izleyin” ifadesinin kullanıldığını belirtti.
MERMİNİN UZUN MESAFEDE RÜZGARA KARŞI GİDİŞATI
Crooks’un elektronik aletlerinde incelemeleri sürdüren yetkililerin, telefonda Trump ve başkan Joe Biden’in resimlerini bulduğu, ayrıca internet kayıtlarında “merminin uzun mesafede rüzgara karşı gidişatı” konusunda aramalara rastladığı kaydedildi.
1 SAAT ÖNCEDEN FOTOĞRAFI ÇEKİLİP POLİSLE PAYLAŞILMIŞ
Diğer yandan olay günü Crooks silahını ateşlemeden önce seçim mitingi alanında yaşananalar hakkında da yeni detaylar ortaya çıkıyor. Gizli Servis ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) yetkililerinin dün Senato üyelerine verdiği kapalı brifingten sızan bilgilere göre, Crooks’un Trump kürsüye çıkmadan 1 saatten önce sırtında çanta ile meydanda dolaştığı, elindeki telemetre aleti ile ölçümler yaparken kolluk kuvvetlerinin dikkatini çektiği belirtildi.
AP’ye konuşan, söz konusu brifingten bilgisi olan 8 güvenlik yetkilisine göre, Crooks’un “şüpheli” durumunun telsizle üst makamlara haber verildiği, alandan fotoğrafının çekilip paylaşıldığı ancak bu süreçte Crooks’un gözden kaybolarak Trump kürsüye çıktıktan sonra 135 metre uzaklıktaki binanın çatısında görüldüğü aktarıldı.
ÇATIYA ÇIKAN POLİSE SİLAH DOĞRULTMUŞ
Mitinge katılanların uyarısı üzerine bina yakınında bulunan yerel bir polis memurunun çatıya çıkmaya çalıştığı, ancak Crooks’un kendisine silah doğrultması üzerine karşılık veremeden geri çekildiği belirtildi. Hemen sonra da Crooks’un Trump’ı hedef alarak silahını ateşlediği bildirildi.
Gizli Servis yetkilileri, Crooks’un saldırıyı gerçekleştirdiği alanın güvenliğinin yerel ve eyalet polislerinin görev alanı içinde olduğunu savunurken, yerel kolluk kuvvetleri de en üst yetkili birim olarak Gizli Servisin böyle bir görevlendirme yapmadığı ve de personel sayılarının buna yeterli olmadığı şeklinde karşılık veriyor.
CUMHURİYETÇİLER GİZLİ SERVİS DİREKTÖRÜNE TEPKİLİ
Trump’a yönelik suikast girişimini engellemede başarısız olmakla eleştirilen ABD Gizli Servisi üzerinde de baskılar gittikçe artıyor. Kongre’de Senato üyelerine verilen brifingten sonra dün Milwaukee şehrinde devam eden Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’ne katılan Gizli Servis Direktörü Kimberly Cheatle, burada bir grup Cumhuriyetçi Kongre üyesinin tepkisiyle karşılaştı.
Tennessee Senatörü Marsha Blackburn, kongre alanında yürüyen Cheatle’nin peşinden giderek, “Bu bir suikast girişimiydi. İnsanlara cevap borçlusun. Başkan Trump’a cevap borçlusunuz” diye bağırdı.
Gruptaki Wyoming Senatörü John Barrasso da Cheatle’nin hiçbir cevap vermeden yürümeye devam etmesine tepki göstererek, “Bu sessizlik gerçeklere karşı duvar örmektir” ifadesini kullandı.
Sosyal medya hesaplarından paylaşılan görüntülerde Cheatle’nin daha sonra durup etrafını çeviren Kongre üyelerini başını sallayarak dinlediği, sordukları sorulara ise “Burası bunlara cevap vermenin yeri ve zamanı değil.” diyerek yanıtsız bıraktığı duyuldu.
Blackburn ve Barrasso, dün Senato üyelerine verilen brifingten sonra yaptığı açıklamalarda, Gizli Servisin, Trump’a suikast girişimi öncesi zanlıyı “şüpheli” olarak bir saat önceden bildiğini duyurmuş, buna rağmen saldırının engellenememesi nedeniyle Cheatle’ye istifa çağrısında bulunmuştu.
TRUMP’A SUİKAST GİRİŞİMİ
Eski ABD Başkanı Trump, 13 Temmuz’da Pensilvanya’da Butler bölgesinde mitingde kürsüden destekçilerine hitap ettiği sırada silahlı saldırıya uğramıştı. Saldırıda mitinge katılan 1 kişi ölmüş, 2 kişi yaralanmış, ABD Gizli Servisi saldırganın etkisiz hale getirildiğini açıklamıştı. FBI, saldırıyı suikast girişimi olarak tanımlamış, incelemelerin ardından suikast girişiminde bulunan ve olay mahallinde öldürülen kişinin 20 yaşındaki Thomas Matthew Crooks olduğunu bildirmişti.
]]>
‘OYLAMAYLA İKİ DEVLETİ ÇÖZÜM YOK EDİLEMEZ’
Birleşmiş Milletler (BM), İsrail meclisinin “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önergeyi kabul etmesine tepki göstererek, “Oylamayla iki devletli çözüm yok edilemez.” açıklamasında bulundu.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in daha önce yaptığı açıklamada mevcut gelişmelerin “iki devletli çözümü kalbinden bıçakladığını” söylediğini anımsatan Dujarric, Guterres’in İsrail meclisinin aldığı karar karşısında hayal kırıklığına uğradığını dile getirdi.

Dujarric, “Oylamayla iki devletli çözüm yok edilemez.” diyerek, BM’nin 1967 sınırlarınca iki devletli çözümü desteklediğinin altını çizdi.
İsrail meclisinin aldığı kararın BM kararları, uluslararası hukuk ve daha önce varılan anlaşmalarla uyumsuz olduğunu kaydeden Dujarric, “Guterres, taraflara iki devletli çözümden uzaklaştıracak tüm adımlardan kaçınma çağrısı yapıyor.” mesajını verdi.
HAMAS: ÖNERGENİN KABUL EDİLMESİ BMGK KARARLARININ HAFİFE ALINMASIDIR!
Hamas’tan yapılan açıklamada da, “Siyonist Knesset’te Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan önergenin kabul edilmesi, Filistin topraklarında hiçbir meşruiyeti olmayan işgalci bir tarafın verdiği geçersiz bir karardır.” ifadeleri kullanıldı.

‘ULUSLARARASI TOPLUM CİDDİ OLARAK HAREKETE GEÇMELİ’
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Filistin halkımızın, Siyonist terör hükümetinin kendisine karşı yürüttüğü faşist imha savaşı karşısında direnişini, mücadelesini ve meşru savunmasını sürdüreceğini teyit ediyoruz. Bu karar uluslararası topluma bir meydan okuma mesajı ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Filistin’e Birleşmiş Milletlere tam üyelik verilmesini destekleyen kararlarının hafife alınması anlamına geliyor.”
Hamas, “İsrail Meclisinin bu suç niteliğindeki kararlarını, uygulamalarını durdurmak ve Filistin halkının tüm haklarına erişmesini sağlamak için uluslararası toplumun ciddi olarak harekete geçmesi gerektiğini” vurguladı.
ÖNERGENİN KABUL EDİLMESİ FRANSA’DA ŞAŞKINLIK YARATTI
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından kabul edilen kararlara aykırı olarak İsrail Meclisinde “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önergenin kabul edilmesinden duyulan “şaşkınlık” vurgulandı.
İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in İsrail polisi eşliğinde işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya düzenlediği baskının “sorumsuz” olarak nitelendirildiği açıklamada, bu tür eylemlerin bölgeyi istikrarsızlaştırdığı duyuruldu.

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM VURGUSU
Açıklamada, Fransa’nın söz konusu baskını kınadığı, “barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayan iki devletli çözümün acilen hayata geçirilmesi gerektiği” kaydedildi.
“Sadece iki devletli bir çözüm hem İsraillilere hem de Filistinlilere adil ve kalıcı bir barış getirebilir ve bölgede istikrarı garanti altına alabilir” ifadesi kullanılan açıklamada, “İsrailli ve Filistinli siyasi liderlerin barışa yönelik gönüllü ve cesur bir taahhütte bulunmalarının” gerekliliğinin altı çizildi.
Kudüs’teki kutsal yerlerin tarihi statüsünün korunmasının önemi hatırlatılan açıklamada, Ürdün’ün bu konudaki “özel rolüne” dikkati çekildi.

NE OLMUŞTU?
İsrail meclisinde “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önerge kabul edilmişti.
Söz konusu önergede, “Filistin devletinin kurulmasının İsrail devleti ve vatandaşları için tehdit oluşturacağı” iddiasına yer verilmişti.
]]>“PAHALIYA SATAMADIKLARI İÇİN İNİDİRİME GİTTİLER”
İç pazarda yüzde 20’den fazla daralma olduğunu söyleyen Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Bodrum Bölge Temsil Kurulu Başkanı Mustafa Demir, “Özellikle temmuzun ikinci yarısından başlayarak, ağustosun ilk iki haftası dahil yüzde 50’lere yakın indirim yapan otellerimiz var. Pahalı satamadıkları için indirime gidildi.” dedi.
Sabit maliyetler, elektrik, personel ve otel kiraları, sabit diğer yiyecek-içecek ve temizlik maliyetleri değişken olduğu için otelcilerin en azından odalar boş kalmasın düşüncesiyle indirime gittiğini belirten Demir, “Para kazandıkları bir sezon değil ama en azından personellerini tutabilecekleri bir sezon olacak.” dedi.
“YÜZDE 20 DARALMA VAR”
Geçen senelerde Bodrum’da temmuz-ağustos aylarında yüzde 60’lara yakın otel doluluk oranını iç pazarın oluşturduğunu söyleyen Demir, “Bu dönem oluşturmadığını görüyoruz. Bu yüzden otellerde boşluk var, günübirlik kiralamalar Bodrum’da arttı. Ekonomik durum da belli o nedenle Bodrum’da iç pazarda yüzde 20’nin üzerinde bir daralma var.” ifadelerini kullandı.

“YARIMADANIN HER YERİ PAHALI DEĞİL”
Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bodrum, 11 bölgeden oluşan bir yarımada ve yarımadanın her yeri pahalı değil. Magazinden dolayı herkes Yalıkavak ve Türkbükü’nü biliyor. Gümbet, Akyarlar, Yalıçiftlik buralar yiyecek-içecek açısından uygun. Bodrum merkezde şu anda 1500-2 bin liraya oda ücreti var. İç pazarda sezon uzamaz çünkü 9 Eylül’de okullar açılacak. İç pazarımız Eylül 15 deyince bitiyor ama fiyat indirimleri Avrupa pazarında devam ederse eylül ayının temmuzdan daha iyi olacağını umut ediyorum. Avrupalı bir aile tatiline 2 bin 200 euro para harcıyor bunun içine uçak bileti ve konaklama dahil. 80 euro bandında 120 euro aralığında 5 yıldızlı otelde, her şey dahil fiyat verebiliyorsanız Avrupalı oraya tatile gidiyor. Şu an da bu fiyatı Portekiz, İspanya, Tunus, Mısır ve Yunanistan veriyor ve bunlar bizim rakiplerimiz.”

“TEKNE TURLARINDA DOLULUK YÜZDE 100’E ÇIKTI”
Günübirlik tekne turlarında talebin yüzde 100’e ulaştığını söyleyen Kumbahçe Tekneciler Kooperatif Başkanı Vahap Özkan, “Bodrum’da bir algı yapıldı. ‘Lahmacun bin lira, 2 bin lira. Çok pahalı’ dediler. İnsanlar artık bunlardan sıkıldı. Bodrum’da günlük tekne turu 600 lira, ortalama 6-7 saat tur yapıyoruz ve yemeğimizi veriyoruz. Her koyda 1 saat yüzüyorsunuz ve sadece 600 lira. Bana göre Türkiye’nin en ucuz yeri Bodrum. Haziranda Avrupa Kupası maçlarından dolayı Avrupa pazarında bir azalma vardı. Şu anda gelmeye başladılar ve doluluk oranımız son 1 haftada yüzde 100’e çıktı. Yerli turist Bodrum’u seviyor ve geliyor. Televizyonda sürekli algı yaparak, Bodrum’u kötüleyerek bir yere varamazsınız. Gerçekten suiistimal eden esnafımız var. Bodrum boş gibi gösteriyorlar, Bodrum dolu.” dedi.

“YALAN YANLIŞ HABERLER BİZİ ETKİLİYOR”
Kumbahçe sahilinde 25 yıldır restoran işletmeciliği yapan Ali Akgünel ise “Fiyatlarımız belli, müşterilerimiz geldiğinde direkt fiyatlara bakabilir. Şehir merkezinde lahmacun 100 lira bizde 150 lira. Sahil kenarındasın, Türkbükü’nde sosyete olduğu için bu fiyat bin lira. İnsanlar geliyor fiyatlara bakıyor, iş yok. Fiyatlar yüksek, ona göre fiyat yazıyoruz. Yalan yanlış haberler bizi etkiliyor. Bodrum’da her bütçeye uygun tatil var. Kalamar-karides bizde 500 lira, bir balık 400 lira. Bu çok mu? Böyle giderse buraya kimse gelmez, Bodrum’u bitirdiler. Bodrum en güzel yerlerden biri.” ifadelerini kullandı.
Restoran işletmecisi Feyzullah Çicek de “Yerli turist bayramda Bodrum’u 10 gün hareketlendirdi. Şu anda bomboş, insanlar Yunan adalarına gidiyor. Kasaptan eti pahalı alınca kaç paraya satacağız? 20 personel var, kira var, enerji maliyetleri var. Fiyatlarda indirim yapamayız. Şu an kurtardığı fiyatlar böyle. Fiyatlar zaten dip fiyat. Bir müşteri levrek, çipura yanına salatasını yiyorsa 250-300 lira arasında bir para ödüyor.” dedi.
TÜRSAB BAŞKANI DA KONUYA DİKKAT ÇEKMİŞTİ
Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, iç turizmde artan maliyetlerden dolayı Türk turistlerin daha çok yurt dışı turizmini tercih etmesi ve bazı kesimlerin Yunan adalarında uygulanan kapıda vize uygulamasının kaldırılmasına yönelik taleplerini değerlendirdi.
Seyahat acenteleri olarak kapıda vize uygulamasının sonlandırılması yönünde bir taleplerinin bulunmadığının altını çizen Bağlıkaya “Tam aksine seyahat etmeyi ve tatile çıkması en temel insan hakları arasında görüyoruz. Bu sebeple uzun yıllardan beri erken rezervasyon kampanyaları üzerine ciddi adımlar attık. İçinde bulunduğumuz ekonomik koşulların da etkisiyle vatandaşlarımızın tatile erişimi zorlaşırken, kapıda vizenin kaldırılması şeklindeki taleplerle bu zorluğu daha da artırmanın yanlış olacağını düşünüyoruz” dedi.
SEYAHATLERİ ENGELLEMEK ÇÖZÜM DEĞİL
Vatandaşın kendi ülkesinde tatil imkânı bulamayıp, yurt dışında tatil yapmayı tercih ettiği durumda, bir turizm başarısından söz edilemeyeceğini kaydeden Bağlıkaya “Turizmde kötü bir gidişat varsa bunun çözümü, rakiplerimize yapılan seyahatleri engellemek değil, turist memnuniyetsizliğinin nereden kaynaklandığını bulmaktan geçiyor. Sorunu doğru bir şekilde teşhis etmez ve gerekli adımları atmazsak turizmdeki sıkıntılar sadece iç pazarla sınırlı kalmayacak, ülkemize gelen ziyaretçi sayısını da olumsuz etkileyerek çok daha fazla büyüyecektir. Uluslararası düzeyde çok keskin bir rekabet var. Turizm tanıtım ve pazarlaması için sektörden toplanan büyük bütçelerin heba edilmemesi ve sektörün faydasına kullanılması çok büyük önem arz ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

‘YARIMADANIN HER YERİ PAHALI DEĞİL’
Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bodrum, 11 bölgeden oluşan bir yarımada ve yarımadanın her yeri pahalı değil. Magazinden dolayı herkes Yalıkavak ve Türkbükü’nü biliyor. Gümbet, Akyarlar, Yalıçiftlik buralar yiyecek-içecek açısından uygun. Bodrum merkezde şu anda 1500-2 bin liraya oda ücreti var. İç pazarda sezon uzamaz çünkü 9 Eylül’de okullar açılacak. İç pazarımız Eylül 15 deyince bitiyor ama fiyat indirimleri Avrupa pazarında devam ederse eylül ayının temmuzdan daha iyi olacağını umut ediyorum. Avrupalı bir aile tatiline 2 bin 200 euro para harcıyor bunun içine uçak bileti ve konaklama dahil. 80 euro bandında 120 euro aralığında 5 yıldızlı otelde, her şey dahil fiyat verebiliyorsanız Avrupalı oraya tatile gidiyor. Şu an da bu fiyatı Portekiz, İspanya, Tunus, Mısır ve Yunanistan veriyor ve bunlar bizim rakiplerimiz.”

‘TEKNE TURLARINDA DOLULUK YÜZDE 100’E ÇIKTI’
Günübirlik tekne turlarında talebin yüzde 100’e ulaştığını söyleyen Kumbahçe Tekneciler Kooperatif Başkanı Vahap Özkan, “Bodrum’da bir algı yapıldı. ‘Lahmacun bin lira, 2 bin lira. Çok pahalı’ dediler. İnsanlar artık bunlardan sıkıldı. Bodrum’da günlük tekne turu 600 lira, ortalama 6-7 saat tur yapıyoruz ve yemeğimizi veriyoruz. Her koyda 1 saat yüzüyorsunuz ve sadece 600 lira. Bana göre Türkiye’nin en ucuz yeri Bodrum. Haziranda Avrupa Kupası maçlarından dolayı Avrupa pazarında bir azalma vardı. Şu anda gelmeye başladılar ve doluluk oranımız son 1 haftada yüzde 100’e çıktı. Yerli turist Bodrum’u seviyor ve geliyor. Televizyonda sürekli algı yaparak, Bodrum’u kötüleyerek bir yere varamazsınız. Gerçekten suiistimal eden esnafımız var. Bodrum boş gibi gösteriyorlar, Bodrum dolu” dedi.
‘YALAN YANLIŞ HABERLER BİZİ ETKİLİYOR’
Kumbahçe sahilinde 25 yıldır restoran işletmeciliği yapan Ali Akgünel ise “Fiyatlarımız belli, müşterilerimiz geldiğinde direkt fiyatlara bakabilir. Şehir merkezinde lahmacun 100 lira bizde 150 lira. Sahil kenarındasın, Türkbükü’nde sosyete olduğu için bu fiyat bin lira. İnsanlar geliyor fiyatlara bakıyor, iş yok. Fiyatlar yüksek, ona göre fiyat yazıyoruz. Yalan yanlış haberler bizi etkiliyor. Bodrum’da her bütçeye uygun tatil var. Kalamar-karides bizde 500 lira, bir balık 400 lira. Bu çok mu? Böyle giderse buraya kimse gelmez, Bodrum’u bitirdiler. Bodrum en güzel yerlerden biri” ifadelerini kullandı.
Restoran işletmecisi Feyzullah Çicek de “Yerli turist bayramda Bodrum’u 10 gün hareketlendirdi. Şu anda bomboş, insanlar Yunan adalarına gidiyor. Kasaptan eti pahalı alınca kaç paraya satacağız? 20 personel var, kira var, enerji maliyetleri var. Fiyatlarda indirim yapamayız. Şu an kurtardığı fiyatlar böyle. Fiyatlar zaten dip fiyat. Bir müşteri levrek, çipura yanına salatasını yiyorsa 250-300 lira arasında bir para ödüyor” dedi.
Sokak sokak bozuk para aradıklarını dile getiren işletme çalışanı Doğan İnal “Bozuk para arayışındayız. İşi gücü bıraktık 1 TL ara, 10 TL ara, 5 TL ara. Sigaranın fiyatını ya 70 TL yapın ya 100 Lira yapın. 1 TL mi verelim adama, 4 lira mı alalım, çıkıp piyasadan 10 TL mi arayalım? Yani işi gücü bıraktık bozuk para arıyoruz. Bir karı da yok. Parayı ürüne bağla ne olacak, 50 kuruş para kazanacaksın. Adama bozuk para ara, ona yalvar, buna yalvar. Böyle bir şey yok. Düzenleyin şu fiyatları, fiyatları indirin” dedi.

Hiçbir işletmede bozuk para olmamasından dert yanan İnal “Kimsede bozuk para yok, şuan 1 TL’ye sakız da yok. Adam üstüne sakız ver diyor ama 1 TL’ye sakız yok. En ucuz sakız 7 TL. İnsanlar 10 TL veriyor 3 TL üzerini veremiyoruz. Hem kağıt para sıkıntısı var, hem madeni para sıkıntısı var, en çokta para sıkıntısı var. Tuvalete gidip 1 TL soruyoruz yok, kimden para arayacağımızı da şaşırdık. Bu sigara fiyatlarını kim ayarlıyorsa helal olsun yani. Bize mal getirdikleri zaman 1 torba da bozuk para getirsinler. Neyse parası veririz, bu kadarda olmaz” ifadelerini kullandı.

“ DARPHANEDEKİ ARKADAŞLARA SESLENİYORUM; ŞU 1 TL’LERE BİRAZ AĞIRLIK VERİN, BİZE YETİŞTİRİN”
Piyasada bozuk para kalmayışını müşteriye de anlamadıklarını kaydeden İnal “1 TL kar edeceğiz ya adama fazla para veriyoruz o şekilde de adamdan kurtulamıyoruz. Adamla neredeyse dövüşeceğiz. Adam soruyor ‘Neden eksik aldın’ aldık işte para üstü yok ne edelim. Sonra bu adam yakamızı da bırakmıyor. 2 TL borcun olsun diyoruz ona da ‘Yok, hak geçer’ diyor. Ne yapalım şimdi bizde de para üstü yok. Ya 2 TL vereceksin, ya 2 TL bırakacaksın. Darphanedeki arkadaşlara sesleniyorum; şu 1 TL’lere biraz ağırlık verin, bize yetiştirin” şeklinde konuştu.
“HERKES BOZUK PARALARINI KUMBARALARA ATIYOR”
İşletmeye müşteri olarak gelen Alaattin Memişoğlu ise evlerdeki kumbara ve işletmelerdeki yardım kutuları nedeniyle esnafın bozuk para bulmakta güçlük çektiğini ifade ederek “Adam doğru demiş. Bir de evlerde bir kumbara olayı var. Herkes bozuk paralarını kumbaralara atıyor. Bir de yardım kutuları var. Hal böyle olunca esnafımızda bu hale geldi. En son yazı yazmak zorunda kaldı. Evlerdeki bozuk para kutularını esnafa verelim. Durum kötü” diye konuştu.
AP’nin en büyük grubu Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) aday gösterdiği ve 6-9 Haziran’da yapılan seçimlerin ardından AB liderlerinin üzerinde uzlaşarak AP’ye önerdiği von der Leyen, Genel Kurul’da güvenoyu aldı.
Kapalı zarf usulüyle yapılan oylamada milletvekillerinin 401’i “evet” , 284’ü “hayır” oyu verirken, 15’i ise çekimser kaldı.
Von der Leyen böylece 2019’dan bu yana yürüttüğü AB Komisyonu Başkanı görevine 5 yıl daha devam etme hakkı kazandı.
URSULA VON DER LEYEN KİMDİR?
İkinci kez AB Komisyonu Başkanlığı görevine getirilen von der Leyen, 8 Ekim 1958’de Belçika’da doğdu.
Alman bir ailede dünyaya gelen von der Leyen’in babası Ernst Albrecht, AB’nin atanan ilk yetkililerinden biri ve Aşağı Saksonya Eyalet Başkanı’ydı.
Von der Leyen’in siyasetle iç içe geçen çocukluk ve gençlik yılları, onun gelecekteki kariyerinin temelini oluşturdu.
Alman siyasetçi, üniversite hayatına ekonomi alanında başlasa da Hannover Tıp Fakültesinde 1987’de tıp diplomasını aldı.
Siyasi kariyeri 1990’da Almanya Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) partisine katılmasıyla başlayan von der Leyen, Aşağı Saksonya Parlamentosu üyeliği ve eyalet hükümetinde çeşitli bakanlık pozisyonlarında görev aldı.
Von der Leyen, 2005’te, Dönemin Başbakanı Angela Merkel’in kabinesinde Aile, Yaşlılar, Kadınlar ve Gençlik Bakanı olarak atanmasıyla federal hükümette yer almaya başladı.
2009-2013 döneminde Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı olarak görev yapan Von der Leyen, 2013’te Almanya’nın ilk kadın Savunma Bakanı olarak bir ilke imza attı ve bu görevi, 2019’a kadar sürdürdü.
Von der Leyen’in, AB Komisyonu Başkanı olma yolculuğu Temmuz 2019’da aday gösterilmesiyle başladı. Tecrübeli siyasetçi, AP’nin ve AB liderlerinin çoğunluğunun desteğini arkasına olarak Komisyon’a Başkan olarak seçilen ilk kadın olarak 1 Aralık 2019’da görevi devraldı.
Von der Leyen’in görev süresi boyunca karşılaştığı krizler ve sıcak çatışmalar karşısında takındığı tutum, sıklıkla eleştirildi.
Kovid-19 salgını sırasında AB’nin ilk aşı tedarik süreci ve dağıtım gecikmeleri nedeniyle eleştirilere maruz kalan von der Leyen’e bu konuda “görevi ve unvanı kötüye kullanmak” gibi çeşitli suçlamalarla dava açıldı.
Von der Leyen’in iddialı iklim politikaları için yaptığı baskı da bunların ekonomik etkilerinden endişe duyan bazı üye ülkelerin ve aşırı sağ partilerin muhalefetiyle karşılaştı.
Von der Leyen’in, İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze’ye başlattığı saldırıların ardından takındığı tavır ve İsrail’e sunduğu “koşulsuz destek”, Avrupa’da yaşayanların yanı sıra AB yönetimi ve AP içinde tepkilere neden oldu.
Saldırıların başladığı günlerde İsrail’e “destek” ziyaretinde bulunan ilk liderlerden biri olan von der Leyen’in sivil kayıplara rağmen “İsrail’in kendini savunma hakkına” vurgu yapan söylemleri, Filistinli sivillerin karşı karşıya kaldığı insani krize karşı duyarsızlık suçlamalarına yol açtı.
AB’nin yürütme organı Komisyon’a başkanlık edecek von der Leyen, kanun teklifleri sunarak yasama sürecini başlatacak, AB müktesebatını ve bütçeyi uygulayacak, idari denetim yapacak ekibin başında olacak.
Türkiye, Somali offshore’unda petrol ve doğal gaz arayacak. Karadan 50 kilometre ve 100 kilometre açıkta saha bulunuyor. Sismik işlem gerçekleştireceğiz. Oruç Reis gemimizi gönderiyoruz. Bu iş sondaja ve sondaj sonrası keşifle neticelenecek. Deniz derinliği 2000-3000 metre.
Deniz tabanıyla birlikte 7 kilometrelik sondaj gerçekleştirmiş olacağız. 2016 yılından itibaren ortaya koyduğumuz stratejik çerçevede kendi ekipmanlarımızla bu faaliyetleri yapacak durumdayız. Oruç Reis 50 kişilik ekiple Somali’ye gidecek, 5 tane destek gemisi eşlik edecek, deniz kuvvetleri iştirak edecek.
Bakan Bayraktar, imza töreninde yaptığı konuşmada şunları kaydetti;
Hepinizin bildiği gibi ülkemizin petrol ve doğalgaz aramacılığında son 8 yılda çok önemli gelişmeler kaydettik. 2016 yılında başladığımız ve adına Milli Enerji ve Maden Politikası dediğimiz stratejinin önemli unsurlarından bir tanesi, Türkiye’nin kendi karalarında ve denizlerinde kendi imkan ve kabiliyetleriyle, kendi gemileriyle, kendi sondaj ve sismik gemileriyle petrol ve doğalgaz aramacılığı konusuydu ve bu konuda Türkiye olarak çok önemli bir mesafe kat ettik.
“GABAR’DA PETROL ÜRETİM HEDEFİMİZ GÜNLÜK 100 BİN VARİL”
Türkiye, bugün dünyanın en önemli derin deniz gemi filolarına sahip bir ülke haline geldi. Türkiye Petrolleri 4 deniz derin deniz sondaj gemisi ve 2 tane sismik gemisi ile beraber çok yoğun bir şekilde denizlerimizde aramalarına devam ediyor. Hepinizin malumu, Türkiye bu aramalarının neticesinde Akdeniz’de yaptığı çalışmalar ve akabinde hemen akabinde Karadeniz’de çok önemli bir doğalgaz keşfi gerçekleştirdi. 2020 yılının ağustos ayında cumhuriyet tarihinin en önemli doğalgaz keşfini gerçekleştirdik ve çok kısa bir zaman içerisinde de buradan ülkemizin doğalgaz ihtiyacının bir kısmını karşılayacak şekilde üretim aşamasına geldik. Şu anda buradan günlük olarak 5.5 milyon metreküplük bir üretim yapıyoruz Sakarya Gaz Sahası’ndan. Ama elbette ki gaz alanının yanı sıra petrol alanında da önemli bir keşfe imza attık, 2021 yılında, eylül ayında ve şu anda Gabar’da 41 kuyuda 45 bin varillik bir günlük üretime çıktık. İnşallah bu üretim en kısa sürede 100 bin varil ile çıkarmayı hedefliyoruz.
“TÜRKİYE’NİN PETROL ARAMA VE BULDUĞU ZAMAN DA ÜRETME YETKİSİ OLACAK”
Ama ülkemizin ihtiyaçları artıyor. Ülkemizin ihtiyaçları bunun çok daha ötesinde. Bunun için benim zaman zaman dile getirdiğim, Türkiye’nin sadece kendi karalarında ve denizlerinde arama değil, ama bunun ötesinde belli coğrafyalarda, belli ülkelerde doğalgaz ve petrol aramasında ortaklıklar yoluyla veya kendi başına, kendi milli petrol şirketlerimizin, doğalgaz şirketimizin daha aktif bir sürece gireceğimizi ifade etmiştim. Bunun bir örneğini açıkçası bugün görüyoruz. Somali’yle 7 Mart 2024 tarihinde yine bu salonda yaptığımız bizim bakanlıklar arası yaptığımız anlaşmanın, bugün itibarıyla artık daha somut hale döndüğünü görüyoruz. Ve daha önce ifade etmiştim. Somali, özellikle Somali Denizi Offshore’u çok önemli bir petrol ve doğalgaz kaynağı olduğunu düşündüğümüz bir alan. Somali Devleti’yle ülkemizin ilişkileri iki kardeş ülkeye yaraşır şekilde, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Cumhurbaşkanlarının ortaya koyduğu hedef doğrultusunda daha ileri götürülmek üzere bize böyle bir misyon yüklendi ve bu çerçevede biz bugün burada Somali Offshore’unda üç tane blokta anlaşmamızı imza ettik. Türkiye Petrolleri Genel Müdürümüz bu anlaşmaya imza koydu Türkiye adına ve bu sayede bizim şu anda Somali denizlerinde üç tane blokta ki her bir blok 5 bin kilometrekarelik bir alanı temsil ediyor. Buralarda Türkiye’nin münhasıran arama ve petrol bulduğumuz zaman da üretme yetkisine sahip olacak.
“ORUÇ REİS GEMİMİZİ SOMALİ’YE GÖNDERİYORUZ”
Bir üretim paylaşım anlaşmasını imza etmiş olduk. Bahsettiğimiz bu blokların 2 tanesi karadan yaklaşık 50 kilometre açıkta, bir diğeri 100 kilometre açıkta üç saha. Biz ilk etapta bu sahalarda bir sismik faaliyet, üç boyutlu sismik faaliyet gerçekleştireceğiz. Bunun için Oruç Reis gemimizi inşallah eylül sonu, ekim başı gibi bu bölgeye gönderiyoruz. Orada aylarca sürecek çok önemli bir sismik çalışma yapacaklar ve bu çalışmanın sonucunda da ortaya çıkan değerlendirmelere göre de inşallah bu iş sondaja ve sondaj sonrasında da ümit ediyoruz bir keşifle neticelenecek ve hakikaten hem Somali için hem de ülkemiz için çok önemli bir ve tarihi bir adım olacak.
Bu belirlediğimiz 3 saha 3 blokta deniz derinliği yaklaşık 2 bin metre, yer yer 3 bin metre ve deniz tabanından sonra da biz 4 bin metreye kadar yani toplamda deniz yüzeyinden 7 kilometrelik bir yerde bir sondaj faaliyeti gerçekleştirmiş olacağız. Elbette böyle komplike bir operasyonu gerçekleştirebilmek için ciddi bir tecrübeye sahip olmanız lazım. Hamdolsun bizim bu bahsettiğim 2016 yılından itibaren ortaya koyduğumuz strateji çerçevesindeki gelişmelerle biz şu anda kendi mühendislerimizle, kendi teknik ekip ekipmanımızla beraber bu faaliyetleri yapacak durumdayız. Bunları da inşallah Somali’de bu bloklarda gerçekleştireceğiz.
Oruç Reis yaklaşık 50 kişilik bir ekiple Somali’ye hareket edecek. Ama sadece Oruç Reis değil, onun yanında 5 tane destek gemisi de mutlaka ona eşlik edecek bu operasyon sırasında. Elbette deniz kuvvetlerimizin de burada bu gemilerimize iştirak edeceğini ifade etmem doğru olur. Ben bu vesileyle bu imza edilen anlaşmanın iki ülke için hayırlı olmasını diliyorum. Çok önemsiyorum. Elbette Somali dün biliyorsunuz Nijer’deydik. Orada da petrolle ilgili bir anlaşma imza ettik. Ama biz diğer coğrafyalarda da diğer bölgelerde de yapacağımız bu faaliyetlerle ülkemizin bu alandaki eksiğini inşallah kapatmaya gayret edeceğiz. Bu anlaşmanın milletimize, Somali halkına da hayırlar getirmesini diliyorum.
]]>Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Fakültesi Endüstriyel Tasarım Bölümü ikinci sınıf öğrencileri de bu yaklaşımdan yola çıkarak Doğa Koruma Merkezi (DKM) desteğiyle geçen şubat ayı sonunda ODTÜ Yalıncak Ormanı’nda gerçekleştirdikleri doğa yürüyüşünü kapsayan 7 haftalık süreçte, biyomimikri eskiz analiz yöntemini benimseyen sürdürülebilir ve çevre dostu aydınlatma ürünü tasarımları geliştirdi.
Tasarım sürecine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan ODTÜ Mimarlık Fakültesi Endüstriyel Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağla Doğan, hem iç hem dış mekanda aynı anda kullanılabilen aydınlatma ürünlerinde biyomimikri yaklaşımını temel alarak doğadan esinlenen, doğadan öğrenen tasarım yaklaşımının benimsendiğini söyledi.
“ÖĞRENCİLER DOĞA YÜRÜYÜŞLE İLHAM KAYNAKLARINI ZENGİNLEŞTİRDİ”
Projelerde en az ikisi aydınlatma işlevi görecek şekilde minimum 3 birim kullanıldığını belirten Doğan, “Doğadan öğrenen tasarım yaklaşımıyla geliştirilen eğitim projemizde öğrencilerimiz biyomimikri stratejilerinden faydalandı ve ilham kaynaklarını araştırdılar. Bu süreci desteklemek amacıyla DKM’nin desteği ve doğa rehberlerinin de katkılarıyla bir doğa yürüyüşü gerçekleştirdik. Bu yürüyüş, biyomimikri stratejilerinin daha iyi anlaşılmasını sağladı ve aynı zamanda da bu ilham kaynaklarının analizini zenginleştirdi.” dedi.
ODTÜ Mimarlık Fakültesi Endüstriyel Tasarım Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gülay Hasdoğan, endüstriyel tasarım bölümü olarak doğaya ve çevreye zarar vermeden insanların ihtiyaçlarını karşılayan ve yaşamlarını kolaylaştıran ürünler geliştirilmesine odaklandıklarını ifade etti.
Hasdoğan, öğrencilerden doğadan esinlenerek, doğanın prensiplerini anlayacak projeler tasarlamalarını, bunu yaparken de kullandıkları malzemelerin doğaya zarar vermemesini istediklerini kaydetti.
TASARLANAN AYDINLATMA ÜRÜNLERİ
Katıldığı doğa yürüyüşü sonrası aldığı ilhamla grubuyla birlikte “Flame” ismini verdiklerini bir aydınlatma ürünü tasarlayan ODTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü 2. sınıf öğrencisi Nevra Bahar Hasgüvenç, projesini şöyle anlattı:
“Doğanın içinde barındırdığı bütünlük, uyum, harmoni gibi özellikleri kendi projemizin içerisine aktarma fırsatı bulduk. Flame, ilhamını ateşin dansından alan 3 parçalı modüler bir aydınlatma ünitesi. Alevin doğal hareketi bizim projemizin fonksiyonel ve estetik temelini oluşturuyor. Küçük parça üzerinde var olan kaydırmalı dokunmatik bir ekran sayesinde parçamız doğada var olan birbirine dönüşme prensibini ışığın dönüşümüyle yansıtabiliyor ve bu şekilde hem metaforik hem de fiziksel anlamda bu dönüşümü deneyimleyebiliyoruz. Enerji verimliliği açısından LED teknolojiyi kullanmaya çalıştık. Eğer kendi kazanımlarımdan yola çıkarak projemizi de özetleyecek şekilde bir cümle kuracak olursam, ileride herhangi bir şekilde fikren bir karanlık içerisine düşersem doğanın ışığını kendime fener ve rehber edineceğimi söyleyebilirim.”
Grup arkadaşlarıyla birlikte hayata geçirdiği “Liorby” isimli aydınlatma projesinde yusufçuk böceğinin kanatlarından ve kamp ateşinden esinlenerek yola çıktıklarına, tasarımda kullandıkları materyallerin seçiminde de olabildiğince çevre dostu ürünler tercih ettiklerine dikkati çeken Mehmet Kala, hem el feneri hem acil durum ışığı şeklinde kullanılabilen tasarımın, farklı modları sayesinde yabani hayvan ve böceklerin ilgisini çekmeden aydınlatma sağladığından bahsetti.
Grubuyla birlikte “Maskhue” ismini verdikleri minimal bir aydınlatma ürünü dizayn eden İrem Kocaarık, “Lambaya baktığınızda tasarım sürecimizde doğadan ilham aldığımız kaynakları görebilirsiniz. Örneğin, sırtındaki aydınlatma elemanları tırtılın boğumlarından ilham alınmış ve çalışma aydınlatmasının başlığı da bukalemunun oynayan gözünden ilham alındı. Lamba hem iç mekanda hem dış mekanda kullanılabiliyor. Yaptığımız çalışmalarda sürdürülebilirliğe önem veriyor, malzeme seçimlerinde ve enerji kaynağında buna dikkat ediyoruz. Düşük enerjiyle yüksek verimli tasarımlar ortaya koymaya çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.
Haber7
Piyasalar, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in cuma günü açıklayacağı kredi notu kararına odaklanırken, iş dünyasının önemli temsilcileri kuruluştan güçlü not artışı bekliyor.
Ocak ayında Türkiye’nin not görünümünü yukarı yönlü revize eden Moody’s’in, değerlendirmesini 19 Temmuz Cuma gecesi yayınlaması bekleniyor. Yabancı ilgisinin arttığı dönemde kredi notu kararı önem taşıyor. Beklentiler kredi notunun en az 1 puan artırılarak B3’ten B2’ye çıkarılması yönünde. Ancak 2 kademe artış düşünenler de bulunuyor.
Borsa İstanbul, dün günü yatay negatif tamamlarken; haftanın 4’üncü işlem gününe rekor seviyeden başladı ve sonrasında da primli seyrine devam ederek rekor seviyesini yükseltti.
ABD’nin 5 Kasım’daki başkanlık seçimine geri sayım devam ederken, Donald Trump’a yönelik suikast girişimi sonrası yeni bir Trump döneminin neler getirebileceği tartışılıyor.
Avrupa Merkez Bankası (AMB) bugün TSİ 15:15’te faiz kararını açıklayacak. Bloomberg anketine katılan ekonomistlerin tamamı ana refinansman faizi, marjinal borç verme faizi ve mevduat faizinin sabit bırakılmasını bekliyor.
Altın fiyatları, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Eylül ayında faiz indirimine gideceğine dair artan iyimserlik ve zayıflayan doların talebi artırmasıyla Çarşamba günü yükselişini tüm zamanların en yüksek seviyesine taşıdı. Hafta ortasında işlemlerde ise rekor sonrası altın fiyatlarında gevşeme görüldü.
Piyasalarda gündemi Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, Haber7’ye değerlendirdi.
GÖZLER MOODY’S KARARINDA!
Yarın Moody’s tarafından bir kademeli not artışı beklediğini söyleyen Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, kredi not görünümünü pozitifte tutacağını belirtti. İki kademeli not artışının da sürpriz olmayacağını ifade eden Eryılmaz, kredi derecelendirme kuruluşlarının rezervlere dikkat ettiğini vurguladı. Borsa İstanbul’da tarihi zirvelerin takip edildiğini söyleyen Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, 11 bin puan seviyesinde Moody’s fiyatlanmasının da yer aldığını belirtti.
PİYASALARDA TRUMP ETKİSİ!
ABD başkanlık yarışı için Trump’ın anketlerde önde gittiğini söyleyen Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, suikast sonrası başkanlığının netleştiğini vurguladı. Eryılmaz, Trump’ın daha kapalı ve korumacı politikalar izlediğini söyleyerek piyasanın bu senaryoları fiyatlamaya başladığını belirtti. Fed’in eylülde faiz indirime gitmesini beklediklerini ancak Trump’ın bu noktada açıklamalarına değinen Eryılmaz, Fed tarafında bu sürecin belirsizliğe yol açtığını dile getirdi.
MERKEZ BANKALARI FAİZ İNDİRİMİNE BAŞLAYACAK MI?
Avrupa Merkez Bankası’ndan bir sürpriz beklemediğini belirten Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, metinde yol haritasına ilişkin ipuçlarının takip edileceğini vurguladı. Eryılmaz, Fed’in eylülde faiz indirmesine yönelik tahminlerde bulundu. Büyümenin istenir düzeyde olmadığını dile getiren Eryılmaz, yine açıklanan verilere göre temkinli hareket edileceğinin altını çizdi.
ALTINDA TARİHİ REKOR!
Altında yaz durgunluğu sonrası mini ralli yaşandığını vurgulayan Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, altının birçok etmenden desteklenerek yükseliş gösterdiğini belirtti. Jeopolitik riskler, Trump suikasti, Fed Başkanı Powell’ın açıklamaları, açıklanan ekonomik veriler ve merkez bankalarının altın alımlarının altın için önemine değinen Eryılmaz, tüm bu etmenlerin desteklenmesi ile altında yeni rekor seviyelerin görülebileceğini açıkladı.
Divan, yarın açıklayacağı danışma görüşünde İsrail’in Filistin’i işgali, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki ilhak uygulamaları, Doğu Kudüs’ün statüsünü değiştirme çabaları, apartheid ve ayrımcı uygulamaların hukuka aykırılığı, bunların başta İsrail olmak üzere tüm devletler ve uluslararası kuruluşlar açısından doğuracağı sonuçlar hakkında kanaatini açıklayacak.
Divan Başkanı Lübnanlı Yargıç Nawaf Salam tarafından halka açık oturumda okunacak danışma görüşünde, İsrail’in Filistin’i işgalinin hukuka aykırı olduğu, İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal ettiği, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin hukuka aykırı olduğu, Filistinlilere yönelik ayrımcı ve ırkçı uygulamaların hak ihlali teşkil ettiğinin teyit edilmesi bekleniyor.
49 ÜLKE BEYANDA BULUNDU
Hollanda’nın idari başkenti Lahey’deki Barış Sarayı’nda faaliyetlerini sürdüren Divan’da, 19-26 Şubat 2024 tarihlerinde yapılan duruşmalarda, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 49 ülke, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Afrika Birliği, İsrail’in Filistin topraklarını işgal ve ilhakına ilişkin kendi görüşlerini sözlü olarak Divan’a sunmuştu.
Bunun öncesinde de yine aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 54 devlet ve 3 uluslararası kuruluş Ağustos 2023’e kadar yazılı beyanlarını Divana ulaştırmıştı.
Türkiye, İsrail’in Filistin’i işgali, Batı Şeria’daki ilhakı ve özellikle Doğu Kudüs’ün statüsünün korunmasına ilişkin olarak Divan’a yazılı beyanını ilk ulaştıran ülke olmuştu.
Divan önünde, danışma görüşünde ilk defa bu kadar çok sayıda devletin yazılı ve sözlü beyanda bulunduğu görülürken, yazılı beyanda bulunan İsrail’in sözlü duruşmalarda yer almaması dikkati çekmişti.
UYGULAMALAR HUKUKA AYKIRI
Duruşmalara katılan devletlerin büyük çoğunluğu, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin ve Filistinlilere yönelik uygulamalarının hukuka aykırı olduğunu savunmuştu.
Belçika, İsviçre, İrlanda, İspanya ve Norveç gibi batılı ülkeler dahil çoğunluğu Orta Doğu’dan olan ülkelerin yer aldığı, 19-26 Şubat 2024 tarihinde gerçekleşen duruşmalarda, “İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde egemenlik hakkının bulunmadığı”, “İlhak yoluyla toprak edinmenin hukuka aykırı olduğu”, “Filistin topraklarındaki ilhak ve yerleşimci uygulamalarının demografik yapıyı zorla değiştirmek anlamına geldiği”, “Diğer devletlerin, İsrail’in Filistin’deki işgalini tanımama yükümlülüğü olduğu” ve “İsrail’in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellediği” savunulmuştu.
TÜRKİYE FİLİSTİN İŞGALİNE KARŞI ÇIKTI
Türkiye, UAD’nin danışma görüşü oluşturulması sürecinde 26 Şubat 2024’te yaptığı sunumda, İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellediğini ve bu sebeple işgali “derhal ve koşulsuz olarak” sona erdirmesi gerektiğini vurgulamıştı.
Sunumunda, İsrail’in Filistin’deki işgaline son vermesi ve 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören kalıcı ve sürekli bir çözüme ulaşılması çağrısını yineleyen Türkiye, uluslararası toplumu ve kuruluşları, üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye davet etmişti.
Türkiye, özellikle Doğu Kudüs’ün statüsünün değiştirilmesinin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına aykırılık teşkil ettiğini belirtmişti.
– ABD ve İngiltere, İsrail’in tezlerini savundu
ABD ve İngiltere ise İsrail’in tezlerini savunarak, Divan’dan herhangi bir danışma görüşü vermemesini istemişti.
İngiltere, İsrail-Filistin uyuşmazlığının ikili müzakereler yoluyla çözülmesi ve Divan önüne getirilmemesi gerektiğini savunurken, ABD tarafı ise İsrail’in Filistin’i işgalini “güvenlik endişeleri” gerekçesiyle meşru göstermeye çalışmıştı.
BM Genel Kurulu, UAD’den görüş istemişti
BM Genel Kurulu 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’den, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltti.
BM Genel Kurulunun Divana sunduğu sorular, şu şekilde:
“1- İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir?
2- İsrail’in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?”
Danışma görüşü talebi 17 Ocak 2023’te BM Genel Sekreteri tarafından UAD’ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin’e, danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.
Danışma görüşü nedir?
Birleşmiş Milletlerin temel yargı organı Divan’ın görevleri arasında ilk olarak, devletler arasında ortaya çıkan hukuki ihtilafları uluslararası hukuka uygun şekilde çözmek, ikinci olarak da kendisine yönlendirilen hukuki konularda danışma görüşü bildirmek bulunuyor.
BM organları ve faaliyet alanlarıyla ilgili olması şartıyla BM yetkili kuruşları uluslararası hukuka ilişkin konu hakkında UAD’den danışma görüşü isteyebilir. Devletler, Divan’dan danışma görüşü isteyemez.
UAD bu meselede İsrail’in, işgal ettiği Filistin’deki politikaları ve uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin bağlayıcı olmayan danışma görüşünü açıklayacak.
Danışma görüşünün etkisi nedir?
UAD’nin verdiği danışma görüşleri her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor.
Danışma görüşleri, ileride açılabilecek benzer konulardaki davalarda Divan’ın ne yönde karar verebileceğini de gösterirken, danışma görüşü aleyhine hareket eden devletler açısından politik baskı aracı olarak kullanılabiliyor.
Divan’ın, İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004’te verdiği danışma görüşünde, duvarın hukuka aykırı olduğunu tespit etmesinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail’e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartı koyması dikkati çekiyor.
Yine UAD’nin 22 Temmuz 2010’da, uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmenin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova’nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.
UAD’nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırı olduğu yönünde olması durumunda, bunun İsrail ve diğer ülkeler açısından getirdiği sonuçları da tespit etmesiyle, İsrail’in Gazze’de ve diğer Filistin topraklarında uyguladığı ihlallerin sonlandırılması yönündeki baskının artması bekleniyor.
Buna ek olarak, İsrail’e askeri, siyasi ve mali destek veren ülkelerin de uluslararası toplum tarafından bu desteklerini sonlandırmaları yönünde gelecek çağrıları yanıtlamak zorunda kalmaları öngörülüyor.
Danışma görüşü, İsrail’in Adalet Divanında yargılandığı davadan farklı
Güney Afrika’nın, İsrail aleyhine, Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali sebebiyle Uluslararası Adalet Divanında açtığı dava, iki ülke arasında çekişmeli yargılama anlamına gelirken, yarın başlayacak danışma görüşü, iki devletin karşı karşıya geldiği bir dava niteliği taşımıyor.
Danışma görüşünde, davalı-davacı şeklinde ayrım bulunmuyor ve UAD, BM organları ya da kuruluşlarının faaliyet alanlarına ilişkin yönelttiği sorular hakkındaki görüşünü açıklıyor.
Divan Statüsü’nün 66. maddesi gereği, BM üyesi ülkeler, danışma görüşü istenen konular üzerine yazılı ve sözlü beyanda bulunma hakkına sahip.
Çekişmeli davalardan farklı olarak herhangi bir ad-hoc hakim atanmadığından, danışma görüşü kararını UAD’nin daimi 15 hakimi verecek.
Buna ek olarak soykırım davası sadece Gazze’de işlenen soykırım suçlarını ve ihlalleri ele alırken, yarın açıklanacak danışma görüşünün kapsamında, Gazze’nin yanı sıra Batı Şeria ve Doğu Kudüs dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarındaki başta işgal ve ilhak olmak üzere birçok uluslararası hukuk kuralının ihlali yer alıyor.
Üreticiler, verimli bir sezon geçirmek için son hazırlıklarını yavaş yavaş tamamlıyor.
Trabzon Ticaret Borsası (TTB) Yönetim Kurulu Başkanı Eyyüp Ergan, AA muhabirine, hasada kısa bir süre kala bahçelerde fındık altı temizliklerinin yapıldığını söyledi.
Fındık altı otu temizliğinin önemli olduğunu belirten Ergan, “Fındık toplandığı zaman, yere düşen fındıkların kaybolmaması, çürümemesi için bu temizliklerin yapılması gerekiyor.” dedi.
Ergan, fındıktaki verim ve kaliteyi artıracak diğer işlemlerin tamamlandığını, bundan sonra fındığı toplamaya yönelik çalışmaların başlayacağını ifade etti.
“ÜRETİCİLERİMİZE FINDIĞI DÖKÜLDÜKTEN SONRA YERDEN TOPLAMALARINI TAVSİYE EDİYORUZ”
Fındığın yerden toplanmasının önemine işaret eden Ergan, şunları kaydetti:
“Yıllardır söylüyoruz, ‘Fındığı alttan toplayalım” diye. Yani fındık dökülsün, öyle toplayalım. Fındığı erken toplamak randımana zarar veriyor. Yani 50 randıman gelecek fındık erken toplandığında 48 randıman gelebiliyor. Bu da yüzde 2’lik bir fark demektir. Onun için üreticilerimize müsait olan yerlerde, döküldükten sonra fındığı yerden toplamalarını tavsiye ediyoruz.”
Bölgede havanın fındık için uygun koşullarda geçtiğine işaret eden Ergan, “Onun için fındık dallarının güneşten, kuraklıktan yorulmadığı görülüyor. Yağmurun da güneşin de faydası var, çok orantılı hava şartları yaşadık fındık için. İnşallah önümüzdeki zamanlarda fındık toplandığında bunların faydası gözle görülecektir.” diye konuştu.
Ergan, “Üreticilerimize hayırlı bir sezon diliyorum. Sanayicilerimize de hayırlı bir sezon diliyorum çünkü bunu üreteceksin, satacaksın. Hepimiz iç içeyiz, beraberiz.” dedi.
“VERİM GEÇEN SENEYE ORANLA DAHA GÜZEL”
Yomra ilçesinin İkisu Mahallesi’ndeki fındık üreticilerinden Hacı Mehmet Boran da yaklaşık 25 dönümlük fındık bahçesinin bakımıyla ilgilendiğini söyledi.
Hasada kısa süre kaldığını dile getiren Boran, “Şu anda bahçelerimizde alt temizliği yapıyoruz. Biz geç kaldık biraz, bir an önce bu işlemlerin tamamlanması gerekiyor. Bu sene geçen seneye göre daha yüksek bir verim alacağıma inanıyorum. Şu anda gördüğümüz o. Dökülenler olmasına rağmen yine de verim inşallah bu sene iyi olacak.” dedi.
Salih Boran da verimli bir sezon geçirmek için 6 dönümlük fındık bahçelerindeki ot temizliği çalışmalarını tamamlayarak, hasada hazır olduklarını anlattı.
“FINDIKTA ERKEN HASADA BAŞLAMAYALIM”
Ordu’daki fındık üreticileri de hasat öncesi bahçelerinde ot temizliği işlerini tamamlamak için çalışıyor.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, üreticilerin yeni sezon öncesi gübreleme, dal budama, kireçleme, ilaçlama gibi çalışmalar yaptığını bildirdi.
Hasada kısa bir zaman kaldığını anımsatan Soydan, “Üreticilerimiz şu anda bahçelerinde dip temizleme yani yabancı otları temizleme sürecine girdiler. Fındık toplamadan önce bu bahçelerin tamamıyla temiz olması gerekir. Fındık yere düştüğü zaman bütün fındıkların görülebilmesi lazım. Bu anlamda da üreticilerimiz bu çalışmalarını yapacaklar.” ifadelerini kullandı.
Soydan, fındığın doğru zamanda toplanması gerektiğine dikkati çekerek, “Bir yıl beklediğimiz ve mücadelesini yaptığımız fındıkta erken hasada başlamayalım çünkü erken hasada girdiğimiz zaman fındıkta kalite, verim ve randıman kaybı olacak. Bu da bize ekonomik anlamda olumsuz yansımış olacak.” uyarısında bulundu.
Altınordu ilçesinde fındık üretimi yapan 60 yaşındaki Ali Özkurt da 2 ton civarında olan ürününü 3 çocuğuyla beraber toplayacağını söyledi.
Hasada yönelik bahçedeki ot biçme dışındaki tüm işlemleri yaptıklarını belirten Özkurt, fındığı toplamak için az bir zaman kaldığı için ot temizliğine de yavaş yavaş başladıklarını kaydetti.
Kurumun 2023 yılında gösterdiği performansı 2024 yılında da artırarak sergilediğini, Kurulun da geçen yılın tamamında 447 karar aldığını dile getiren Küle, şu ifadeleri kullandı:
“Bu yılın ilk yarısında 96 rekabet ihlali, 143 birleşme-devralma kararını da içeren 283 kararı ele aldık. Bu, geçen yıla göre ortalamada yüzde 25 artış anlamına geliyor. Bu rakamlar rekabet ihlallerine göz yummama taahhüdümüzdeki kararlı duruşumuzun bir yansıması niteliğindedir.”
Kurul kararlarının ayrıntıları hakkında da bilgi veren Küle, “Rekabet ihlali kararlarının 90’ı teşebbüsler arası rekabeti kısıtlayıcı anlaşmalara yönelik iken, 4’ü hakim durumun kötüye kullanılmasına, 2’si de her iki ihlal türüne yöneliktir.” dedi.
66 UZLAŞMA, 11 TAAHHÜT KARARI ALINDI
Küle, klasik usulde soruşturmaların hızlı ve etkin şekilde yürütülmesi için uzlaşma ve taahhütleri mevzuata kazandırdıklarına işaret ederek, “Bunlara ilişkin ikincil mevzuatımızı da ivedilikle geliştirdik. Böylece daha soruşturmanın en başında, bizzat endişeye yol açan oyuncular tarafından tasarlanan taahhütlerle daha yapısal ve kalıcı çözümler üretilmesinin yolunu açtık.” değerlendirmesinde bulundu.
Uzlaşma ve taahhütlere yılın ilk yarısında etkin şekilde başvurulduğuna dikkati çeken Küle, bu dönemde soruşturmaların 66’sında uzlaşma, 11’inde taahhüt kararı alındığını ve soruşturmaların çoğunun ivedilikle sonuçlandırıldığını bildirdi.
Küle, toplumsal refahın maksimizasyonu, ihlalin kapsamı veya ağırlığı doğrultusunda bazı ihlallerin klasik usulle de soruşturulmasının gerektiğini vurgulayarak, soruşturmalarda hızlı ve etkin sonuç almak için yapılan kanun değişikliyle soruşturma sürecinin kısaltıldığını söyledi.
İhlaller sonucunda ortaya çıkan rekabet zararlarına ilişkin de konuşan Küle, şunları kaydetti:
“Esasa ilişkin 2,5 milyar lirayı aşan idari para cezası uyguladık. Bilişim ile eğitim alanında faaliyet gösteren şirketlerin çalışanların ücretlerini ve yan haklarını sınırlandırmaları karşısında yürüttüğümüz soruşturmaları cezayla sonlandırdık. Ferrero hakkında yürütülen soruşturmayı, aralarında fındık üreticilerinin ürünlerini referans fiyatının altındaki fiyatlardan almayacağını taahhüdünün de bulunduğu taahhütlerle sonlandırdık.”
Küle, cezalara ilave olarak, bozulan pazarda rekabetin yeniden tesisi için tedbirler de aldıklarını belirterek, esasa ilişkin yaptırımların yanında, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un caydırıcılığı ve soruşturmaların güvenliğini sağlamak üzere usule ilişkin de yaptırımlar öngördüklerini anlattı.
Kuruma yanlış bilgi verilmesi, yerinde incelemenin engellenmesi veya zorlaştırılmasının da idari para cezası gerektirdiğine işaret eden Küle, şu değerlendirmede bulundu:
“Teşebbüsler rekabet ihlalinden kaçınmak kadar soruşturmanın selametini tehlikeye düşürmeye sebep olabilecek davranışlardan kaçınmaya da dikkate etmelidir. Bu çerçevede, 2024 yılının ilk yarısında usule ilişkin uygulanan cezalar 1,5 milyar lirayı buldu.
Bunlar arasında örneğin Google ve Meta, haklarında yürütülen soruşturmalarımız sonucunda alınan tedbir kararlarına uyum sağlamadıkları gerekçesiyle, uyum sağlayana kadar geçen süre doğrultusunda sırasıyla 482 milyon lira ve 551 milyon lira cezaya tabi tutulmuştur. Bu yılın ilk 6 ayında esastan ve usulden verilen tüm cezaların toplamı yaklaşık 4 milyar 150 milyon liraya vardı.”
“143 BİRLEŞME-DEVRALMA İŞLEMİNE İZİN VERDİK”
Küle, Kuruma başvurmaksızın birleşme-devralma işlem gerçekleştirildiğinde cezai yaptırım uyguladıklarını ifade ederek, birleşme-devralma dosyalarındaki artışı da ekonomik aktivitelerdeki canlılığın artışının bir yansıması olarak gördüklerini söyledi.
Rekabeti sınırlayıcılık açısından şüphe görmedikleri 140 birleşme devralma işlemine süreci aksatmadan izin verdiklerini vurgulayan Küle, “Ancak rekabeti sınırlayıcı sonuç doğuracağından şüphelendiğimiz 3 işleme bu sorunları giderecek şekilde şartlar ilave ederek ‘koşullu’ izin verdik. Böylece toplam 143 birleşme-devralma işlemine izin vermiş olduk.” diye konuştu.
Küle, yılın ilk 6 ayındaki soruşturmaların sektörlere göre dağılımına ilişkin ise şu bilgileri verdi:
“Tamamlanan soruşturmalarda yoğunluk gıda, kimya ve otomotiv sektörlerinde iken devam eden soruşturmalarımız da nazara alındığında gıda, eğitim, inşaat, enerji, bilişim ve platform hizmetlerinde yoğunlaşmaktadır. Tüm gayemizle sorunlu sektörleri odağımıza alıyor, bu sektörleri inceleyerek olası sorunlara karşı erkenden aksiyon almak yönündeki hedefimizi de uygulamaya devam ediyoruz. Keza stratejik olarak önceliğe aldığımız gıda, sağlık sektörleri ile dijital pazarlarda yoğun çalışmalarımıza devam etmekteyiz.”
Küresel anlamda süregelen risklere işaret eden Avdagiç, jeopolitik belirsizliklerin ekonomiyi etkilediğini ve dış konjonktürde şu anda Türkiye’nin yol haritasını çok belirgin şekilde etkileyecek büyük bir olay görmediklerini söyledi.
Doğrudan yabancı yatırımların önemine dikkati çeken Avdagiç, bu kapsamda Çin’in elektrikli araç üreticisi BYD’nin 1 milyar dolarlık yatırımının fevkalade bir iş olduğunu dile getirdi.
Avdagiç, şöyle devam etti:
“Türkiye’de otomotiv alanında uzun zamandır bir greenfield yatırım yoktu, yeni bir marka yatırımı yoktu. Son 20 yılda sıfır otomotiv yatırımı olarak Togg dışında bir yatırım olmadı. Mevcut firmaların yatırımları oldu ama ilk defa bir yabancı yatırımcı otomotiv ana sanayisinde uzun zamandan sonra böyle bir karar aldı. Son dönemde ABD’nin de Avrupa’nın da gündeme getirdiği bir yaklaşım var. Birtakım dengeleyici vergilerle Çinli firmaları kendi bölgelerine yatırım yapmaya zorlamak. Türkiye, bu konuda öncü bir süreç yürüttü. BYD’nin kuracağı otomobil fabrikası kıvanç verici.”
“YILIN İLK 6 AYINDA ÖNEMLİ ARTILAR VE BAŞARILAR OLDU”
Şekib Avdagiç, birkaç Çin firmasının hızla Türkiye’de doğrudan yatırıma gelebileceğini düşündüğünü ifade etti.
Avdagiç, “Bu otomotiv olabilir, beyaz eşya olabilir, bu sektörlere hizmet eden tedarik sanayi olabilir. Teknolojik, ev ve ev içi elektroniği diyelim, bu konularda onların çok kuvvetli markaları var. Dolayısıyla bu konuda Türkiye ve Türkiye üzerinden AB daha cazip bir noktada olabilir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Avrupalı firmalardan ziyade Çinli firmaların doğrudan yatırım yapma anlamında öne çıkacağını düşünüyorum. Çok netleşmediği için isim veremiyorum ama birkaç yatırım daha öngörüyoruz.” diye konuştu.
Yılın ilk 6 ayında önemli artılar ve başarılar elde edildiğini dile getiren Avdagiç, bu dönemde geçen yıla göre cari açıkta dengelenme olduğunu söyledi.
Avdagiç, şu değerlendirmede bulundu:
“Geçen sene biliyorsunuz enflasyonla mücadele programına rağmen bazı süreçler devreye girdi, EYT devreye girdi. Öte yandan, bu kapsamda emekli olanlara ödenen paralarla piyasaya çok ciddi bir nakit ve çok ciddi bir alım gücü girdi. Şirketlerden rutin dışında birden büyük bir kaynak emekli olanlara aktarıldı. Ana kitle EYT’den emekli oldu ancak Türkiye’nin normal emekli sayısının iki katı kadar da her ay EYT’den emekli olmaya devam ediyor. EYT süreci henüz bitmedi. Birkaç sene daha devam edecek. Dolayısıyla piyasaya ilave bir nakit girişi olarak önümüzde durmaya devam edecek. Burada hane halkının enflasyon beklentisinin Merkez Bankasının enflasyon beklentisiyle örtüştüğü günü yakalamak çok önemli. Kamunun öngörüsüyle halkın öngörüleri örtüştüğü anda biz enflasyonda çok daha hızlı adım atabiliriz.”
Avdagiç, enflasyonda temmuz ve ağustosta baz etkisiyle çok hızlı bir düşüş olacağını, bunun dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
İTO olarak enflasyonda aylık artış trendini takip ettiklerini belirten Avdagiç, “Aylık ne kadar artıyor ve bunun yıllık kümülatifi ne kadar olacak? Dolayısıyla şu anda enflasyonla mücadele devam ediyor. Biz enflasyonla mücadelenin diğer tüm unsurları da dikkate alarak devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Enflasyonla mücadelenin sonunda oluşacak yükü de hasarı da minimize edecek bir yaklaşım sergilememiz gerekiyor.” dedi.
“MİSAFİR PARA, HER MİSAFİR GİBİ GÜNÜ GELDİĞİNDE KALKAR GİDER”
İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye’nin, ihracatı gelecek dönemde de en öncelikli konu olarak gündemde tutması gerektiğini düşündüklerini dile getirdi.
Yılın ilk 6 ayında ülkeye dışardan çok ciddi miktarda fon girişi olduğuna dikkati çeken Avdagiç, bunun “misafir para” olduğunu ifade etti.
Avdagiç, şöyle konuştu:
“Dolayısıyla misafir para, her misafir gibi günü geldiğinde kalkar gider. Halbuki biz misafir para yerine sürdürülebilir ihracata, yani kendi kazancımıza daha fazla ağırlık vermeliyiz. Biz misafir parayla finansal dengelerimizi belli bir noktaya getirme konusunda önemli başarılar elde ettik. Bu elbette çok değerli. CDS’lerde ciddi düşüş oldu, artık kalıcı bir şekilde 300’lerin altına geriledik. Tabii bizim beklentimiz 150’lere kadar gerilemesi. Türkiye’nin hak ettiği rakam oralarda, 100-150 bandını çok hızlı bulmamız gerekiyor. Yılın ikinci yarısında ise altını çizdiğimiz en önemli konu ihracat. Şu anda bize göre Türkiye’nin önümüzdeki dönemde en üzerinde durması gereken konu ihracatın sürdürülebilirliği ve seviyesinin muhafazası.
Özellikle şu anda konfeksiyon, hazır giyim, ayakkabı, deri gibi hızlı tüketim sezonluk ürünlerde daralma emareleri görüyoruz. İhracat orta ve uzun vadeli bir iş. Siz çok uzun vadede müşteriyle ilgileniyorsunuz, bununla ilgili üretim bantlarınızı kuruyorsunuz, ihracatınızı devam ettiriyorsunuz. Yıl başında bu makas açılmaya başladığından itibaren söylüyoruz ki döviz kuruyla enflasyon arasındaki korelasyon kaybolmamalı. Bu birebir korelasyon olacak anlamına gelmiyor ve bu korelasyon kaybolmamalı. Bu korelasyonu kaybettiğiniz anda kısa vadede siz burada kuru baskılarsınız, dışarıdan fon getirirsiniz, resim o anda güzel gözükür.”
Avdagiç, ihracatı önceleyen politikalara daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğini, yılın ikinci yarısı için bu konuda önemli beklentileri olduğunu söyledi.
“ENFLASYONLA MÜCADELENİN TEK BOYUTLU OLMAMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
Şekib Avdagiç, özellikle Anadolu’da belli yerlerde 6’ncı, 7’nci bölge teşviklerinden faydalanılarak yapılan çok ciddi yatırımlar bulunduğunu belirterek, “Burada çok ciddi istihdamlar var. Dolayısıyla bu sosyal barışa da çok ciddi katkı sağlıyor. Bu durumun muhafaza edilmesi gerekiyor. Bu anlamda enflasyonla mücadelenin tek boyutlu olmaması gerektiğini düşünüyoruz.” diye konuştu.
İstanbul’a gelen turist sayısına değinen Avdagiç, kentte bu açıdan ilk 6 ayın iyi geçtiğini kaydetti.
İstanbul’da otel fiyatlarında ve doluluklarında çok rahatsız edici bir durumun söz konusu olmadığını dile getiren Avdagiç, “Bütün maliyet artışlarına rağmen turistleri muhafaza etmek için döviz bazında fiyat düşürmeyle karşı karşıya kaldık. Yılın ikinci yarısına yönelik eğer makro süreçte bir sıkıntı yaşamazsak İstanbul’un bu seneyi geçen seneki rakamlara benzer bir şekilde kapatılabileceğini öngörüyoruz.” dedi.
Küresel anlamda süregelen risklere işaret eden Avdagiç, jeopolitik belirsizliklerin ekonomiyi etkilediğini ve dış konjonktürde şu anda Türkiye’nin yol haritasını çok belirgin şekilde etkileyecek büyük bir olay görmediklerini söyledi.
Doğrudan yabancı yatırımların önemine dikkati çeken Avdagiç, bu kapsamda Çin’in elektrikli araç üreticisi BYD’nin 1 milyar dolarlık yatırımının fevkalade bir iş olduğunu dile getirdi.
Avdagiç, şöyle devam etti:
“Türkiye’de otomotiv alanında uzun zamandır bir greenfield yatırım yoktu, yeni bir marka yatırımı yoktu. Son 20 yılda sıfır otomotiv yatırımı olarak Togg dışında bir yatırım olmadı. Mevcut firmaların yatırımları oldu ama ilk defa bir yabancı yatırımcı otomotiv ana sanayisinde uzun zamandan sonra böyle bir karar aldı. Son dönemde ABD’nin de Avrupa’nın da gündeme getirdiği bir yaklaşım var. Birtakım dengeleyici vergilerle Çinli firmaları kendi bölgelerine yatırım yapmaya zorlamak. Türkiye, bu konuda öncü bir süreç yürüttü. BYD’nin kuracağı otomobil fabrikası kıvanç verici.”
“YILIN İLK 6 AYINDA ÖNEMLİ ARTILAR VE BAŞARILAR OLDU”
Şekib Avdagiç, birkaç Çin firmasının hızla Türkiye’de doğrudan yatırıma gelebileceğini düşündüğünü ifade etti.
Avdagiç, “Bu otomotiv olabilir, beyaz eşya olabilir, bu sektörlere hizmet eden tedarik sanayi olabilir. Teknolojik, ev ve ev içi elektroniği diyelim, bu konularda onların çok kuvvetli markaları var. Dolayısıyla bu konuda Türkiye ve Türkiye üzerinden AB daha cazip bir noktada olabilir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Avrupalı firmalardan ziyade Çinli firmaların doğrudan yatırım yapma anlamında öne çıkacağını düşünüyorum. Çok netleşmediği için isim veremiyorum ama birkaç yatırım daha öngörüyoruz.” diye konuştu.
Yılın ilk 6 ayında önemli artılar ve başarılar elde edildiğini dile getiren Avdagiç, bu dönemde geçen yıla göre cari açıkta dengelenme olduğunu söyledi.
Avdagiç, şu değerlendirmede bulundu:
“Geçen sene biliyorsunuz enflasyonla mücadele programına rağmen bazı süreçler devreye girdi, EYT devreye girdi. Öte yandan, bu kapsamda emekli olanlara ödenen paralarla piyasaya çok ciddi bir nakit ve çok ciddi bir alım gücü girdi. Şirketlerden rutin dışında birden büyük bir kaynak emekli olanlara aktarıldı. Ana kitle EYT’den emekli oldu ancak Türkiye’nin normal emekli sayısının iki katı kadar da her ay EYT’den emekli olmaya devam ediyor. EYT süreci henüz bitmedi. Birkaç sene daha devam edecek. Dolayısıyla piyasaya ilave bir nakit girişi olarak önümüzde durmaya devam edecek. Burada hane halkının enflasyon beklentisinin Merkez Bankasının enflasyon beklentisiyle örtüştüğü günü yakalamak çok önemli. Kamunun öngörüsüyle halkın öngörüleri örtüştüğü anda biz enflasyonda çok daha hızlı adım atabiliriz.”
Avdagiç, enflasyonda temmuz ve ağustosta baz etkisiyle çok hızlı bir düşüş olacağını, bunun dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
İTO olarak enflasyonda aylık artış trendini takip ettiklerini belirten Avdagiç, “Aylık ne kadar artıyor ve bunun yıllık kümülatifi ne kadar olacak? Dolayısıyla şu anda enflasyonla mücadele devam ediyor. Biz enflasyonla mücadelenin diğer tüm unsurları da dikkate alarak devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Enflasyonla mücadelenin sonunda oluşacak yükü de hasarı da minimize edecek bir yaklaşım sergilememiz gerekiyor.” dedi.
“MİSAFİR PARA, HER MİSAFİR GİBİ GÜNÜ GELDİĞİNDE KALKAR GİDER”
İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye’nin, ihracatı gelecek dönemde de en öncelikli konu olarak gündemde tutması gerektiğini düşündüklerini dile getirdi.
Yılın ilk 6 ayında ülkeye dışardan çok ciddi miktarda fon girişi olduğuna dikkati çeken Avdagiç, bunun “misafir para” olduğunu ifade etti.
Avdagiç, şöyle konuştu:
“Dolayısıyla misafir para, her misafir gibi günü geldiğinde kalkar gider. Halbuki biz misafir para yerine sürdürülebilir ihracata, yani kendi kazancımıza daha fazla ağırlık vermeliyiz. Biz misafir parayla finansal dengelerimizi belli bir noktaya getirme konusunda önemli başarılar elde ettik. Bu elbette çok değerli. CDS’lerde ciddi düşüş oldu, artık kalıcı bir şekilde 300’lerin altına geriledik. Tabii bizim beklentimiz 150’lere kadar gerilemesi. Türkiye’nin hak ettiği rakam oralarda, 100-150 bandını çok hızlı bulmamız gerekiyor. Yılın ikinci yarısında ise altını çizdiğimiz en önemli konu ihracat. Şu anda bize göre Türkiye’nin önümüzdeki dönemde en üzerinde durması gereken konu ihracatın sürdürülebilirliği ve seviyesinin muhafazası.
Özellikle şu anda konfeksiyon, hazır giyim, ayakkabı, deri gibi hızlı tüketim sezonluk ürünlerde daralma emareleri görüyoruz. İhracat orta ve uzun vadeli bir iş. Siz çok uzun vadede müşteriyle ilgileniyorsunuz, bununla ilgili üretim bantlarınızı kuruyorsunuz, ihracatınızı devam ettiriyorsunuz. Yıl başında bu makas açılmaya başladığından itibaren söylüyoruz ki döviz kuruyla enflasyon arasındaki korelasyon kaybolmamalı. Bu birebir korelasyon olacak anlamına gelmiyor ve bu korelasyon kaybolmamalı. Bu korelasyonu kaybettiğiniz anda kısa vadede siz burada kuru baskılarsınız, dışarıdan fon getirirsiniz, resim o anda güzel gözükür.”
Avdagiç, ihracatı önceleyen politikalara daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğini, yılın ikinci yarısı için bu konuda önemli beklentileri olduğunu söyledi.
“ENFLASYONLA MÜCADELENİN TEK BOYUTLU OLMAMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
Şekib Avdagiç, özellikle Anadolu’da belli yerlerde 6’ncı, 7’nci bölge teşviklerinden faydalanılarak yapılan çok ciddi yatırımlar bulunduğunu belirterek, “Burada çok ciddi istihdamlar var. Dolayısıyla bu sosyal barışa da çok ciddi katkı sağlıyor. Bu durumun muhafaza edilmesi gerekiyor. Bu anlamda enflasyonla mücadelenin tek boyutlu olmaması gerektiğini düşünüyoruz.” diye konuştu.
İstanbul’a gelen turist sayısına değinen Avdagiç, kentte bu açıdan ilk 6 ayın iyi geçtiğini kaydetti.
İstanbul’da otel fiyatlarında ve doluluklarında çok rahatsız edici bir durumun söz konusu olmadığını dile getiren Avdagiç, “Bütün maliyet artışlarına rağmen turistleri muhafaza etmek için döviz bazında fiyat düşürmeyle karşı karşıya kaldık. Yılın ikinci yarısına yönelik eğer makro süreçte bir sıkıntı yaşamazsak İstanbul’un bu seneyi geçen seneki rakamlara benzer bir şekilde kapatılabileceğini öngörüyoruz.” dedi.
Kovid-19 öncesine göre yüksek kalan enflasyon, hane halkının satın alma gücünü düşürürken, enflasyona karşı faizlerin artırılması da şirketlerin yatırım için kredi maliyetlerini yükseltiyor.
Yüksek enflasyon ve faiz sonrası ekonomide durgunluk Avrupa’nın önde gelen şirketlerinin birçoğunda satış ve kar düşüşlerine de yol açıyor.
İlaç, kimya, banka, imalat, teknoloji ve otomotiv sektörleri başta olmak üzere neredeyse tüm sektörlere yayılan işten çıkarmalara son olarak, merkezi İngiltere’de bulunan Unilever’in 2025 yılı sonuna kadar Avrupa’daki tüm ofis görevlilerinin üçte birini (yaklaşık 3 bin 200) azaltma kararı eklendi.
Küresel bankalar geçen yıl 60 binden fazla kişiyi işten çıkarırken, bu yılda ekonomide durgunluk nedeniyle kar marjlarını korumaya çalışmak için yeniden yapılanmaya gidiyor.
En son İspanyol Sabadell’e bağlı olan İngiliz bankası TSB, 8 Mayıs’ta 250 kişiyi işten çıkaracağını ve 36 şube kapatacağını açıklamıştı.
Finlandiyalı madencilik ekipmanları üreticisi Metso, yeniden yapılanma ve verimliliğini artırmak amacıyla 240 çalışanıyla yollarını ayırmaya karar verdi.
Alman çelik üreticisi Thyssenkrupp’ın malzeme ticareti bölümü Schulte de 450 personeli işten çıkaracağını açıkladı.
Belçikalı metal geri dönüşüm şirketi Umicore, Alman otomotiv katalizörleri bölümünde 2027’ye kadar pozisyonlarda yüzde 14’lük azalma planladığını belirtti.
Polonya’nın en büyük kargo şirketi PKP Cargo, çalışanlarının yaklaşık yüzde 30’u ile yollarını ayıracağını duyurdu.
BİRÇOK SEKTÖRDEN ŞİRKET KÜÇÜLMEYE GİDİYOR
Fransız süpermarket zinciri Casino, mali durumunu iyileştirmek için 1293 ila 3 bin 267 arasında çalışanını işten çıkaracağı bilgisini verdi.
İngiliz tüketici sağlığı şirketi Haleon, İngiltere’deki fabrikasını gelecek iki yıl içinde kapatacağını ve bunun 435 pozisyonu etkileyeceğini belirtti.
Perakendeci Ted Baker, İngiltere’deki 15 mağazasını kapatacağını ve bunun yaklaşık 250 kişinin işini etkileyeceğini; telekomünikasyon şirketi Teleno, Norveç’teki biriminin yaklaşık 100 çalışanını işten çıkaracağını ve geçici personel sayısını azaltacağını açıkladı.
Vodafone İspanya, 1200’e kadar çalışanını işten çıkarmayı planladığını; elektrikli süpürge üreticisi Dyson, küresel yeniden yapılanmanın bir parçası olarak İngiltere’de yaklaşık 1000 kişiyi işten çıkaracağını duyurdu.
İlaç üreticisi Indivior, bazı ilaçlarının satışının durdurulmasının ardından yaklaşık 130 kişiyi işten çıkaracağını, Alman ilaç ve kimya şirketi Bayer de yeni kurumsal yapılanmada bu yıl da istihdamını azaltmaya devam edeceğini bildirdi.
Yine Alman ilaç şirketi Curevac da yeniden yapılanmaya giderek, bu kapsamda iş gücünün yaklaşık yüzde 30’unu işten çıkaracağını açıkladı.
Almanya’nın diğer kimya şirketi BASF da Finlandiya’daki Harjavalta fabrikasında işten çıkarmaları değerlendirdiğini, İsveçli tahsili gecikmiş kredilerin takibini yapan Intrum, maliyetleri düşürmek için çalışanların sayısını azaltacağını belirtti.
İsviçre merkezli ilaç şirketi Novartis, maliyet düşürme çabaları kapsamında 680 kişiyi; rüzgar türbini üreticisi Siemens Gamesa da iş gücünün yaklaşık yüzde 15’ini işten çıkarmayı planladığını kaydetti.
Finlandiya merkezli ormancılık ürünleri sağlayıcısı Upm-Kymmene Almanya’daki bir gazete kağıdı fabrikasını kapatacağını ve bunun 345 kişiyi etkileyeceğini açıkladı.
Buna göre, lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 2022’de yüzde 75,1 iken, 2023’te yüzde 75,6 olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunları için kayıtlı istihdam oranı ise 2022’de yüzde 67,3 iken 2023’te yüzde 67,7 olarak hesaplandı.
Lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip bölümler sırasıyla özel eğitim öğretmenliği (yüzde 96,2), tıp (yüzde 95,3), dil ve konuşma terapisi (yüzde 93,9), elektrik öğretmenliği (yüzde 93,2) ve ebelik (yüzde 92,4) oldu.
Uluslararası Standart Eğitim ve Öğretim Alanları Sınıflaması 2013’e göre, lisans seviyesinde kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan sağlık ve refah (yüzde 87,4), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 83,7), eğitim (yüzde 79,8), bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 79,6) ile iş, yönetim ve hukuk (yüzde 74,8) olarak belirlendi.
Ön lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip bölümler, polis meslek eğitimi (yüzde 92,1), elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı (yüzde 88,7), endüstriyel kalıpçılık (yüzde 86,1), metalurji (yüzde 85,5) ile avcılık ve yaban hayatı (yüzde 84,7) ve kaynak teknolojisi (yüzde 84,7) olarak sıralandı.
Ön lisans mezunlarının eğitim ve öğretim alanlarına göre kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu alanlar, mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 77,3), doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 71,7), hizmetler (yüzde 71), bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 70,4) ile tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik (yüzde 69,6) olarak kayıtlara geçti.
LiSANS MEZUNLARINDA ORTALAMA İLK İŞ BULMA SÜRESİ 14,4 AY
Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 2022 yılında 15 ay iken 2023’te 14,4 ay oldu. Ön lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi ise 2022’de 16,8 ay iken 2023 yılında 15,9 ay olarak hesaplandı.
Lisans mezunlarının mezuniyetleri sonrası ilk iş bulma süre ortalamasının en kısa olduğu bölümler, dil ve konuşma terapisi (2,3 ay), tıp (4,2 ay), özel eğitim öğretmenliği (4,2 ay), eczacılık (5,5 ay) ile ebelik (7,3 ay) oldu. Lisans mezunları için ilk iş bulma süresinin en kısa olduğu ilk 5 eğitim ve öğretim alanı, sağlık ve refah (8,7 ay), mühendislik, imalat ve inşaat (11,6 ay), bilişim ve iletişim teknolojileri (11,9 ay), eğitim (12,1 ay) ile hizmetler (13,5 ay) olarak gerçekleşti.
Ön lisans mezunlarının mezuniyetleri sonrası ilk iş bulma süre ortalaması en kısa 5 bölüm, polis meslek eğitimi (2,9 ay), optisyenlik (9 ay), aşçılık (10,7 ay), sivil havacılık kabin hizmetleri (11,6 ay) ile eczane hizmetleri (11,9 ay) oldu.
Lisans mezunları için ilk iş bulma süresi en kısa ilk 5 eğitim ve öğretim alanı, hizmetler (13,4 ay), doğa bilimleri, matematik ve istatistik (13,7 ay), mühendislik, imalat ve inşaat (14,4 ay), sağlık ve refah (15,3 ay) ile bilişim ve iletişim teknolojileri (16,3 ay) olarak kayıtlara geçti.
ORTALAMA KAZANCIN EN YÜKSEK OLDUĞU LİSANS BÖLÜMÜ PİLOTAJ
Lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek 5 bölümün sırasıyla pilotaj, matematik mühendisliği, uçak mühendisliği, kontrol ve otomasyon mühendisliği, gemi makineleri işletme mühendisliği olduğu görüldü.
Ön lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek 5 bölüm, perakende satış ve mağaza yönetimi, polis meslek eğitimi, uçak teknolojisi, marka iletişimi ile elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı olarak sıralandı.
Ücretli çalışan (SGK 4/A) lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan, sağlık ve refah (yüzde 79,3), iş, yönetim ve hukuk (yüzde 79,3), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 63,9), eğitim (yüzde 62,7) ile bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 59,4) oldu. En düşük uyum ise yüzde 19,9 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleşti.
Ücretli çalışan (SGK 4/A) ön lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk 5 alanın, iş, yönetim ve hukuk (yüzde 65,6), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 59,5), hizmetler (yüzde 57,8), sağlık ve refah (yüzde 45,4) ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 44,3) olduğu görüldü. En düşük uyumun ise yüzde 8,1 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleştiği tespit edildi.
Bakan Uraloğlu, yaklaşık 16 milyona ulaşan emekli nüfusunun fiziksel ve ruhsal sağlıkları ile sosyal ve kültürel yönden yaşamlarına destek olmak amacıyla ulaştırma modlarında indirim uygulamalarını hayata geçirdiklerini belirterek, bu uygulamaların büyük ilgi gördüğünü ve 353 binden fazla emeklinin demiryolu, şehirlerarası otobüsler ve havayolu seyahatlerinde indirimli bilet imkanından yararlandığını açıkladı.

98 BİN 200 EMEKLİ TRENLERDE UYGULANAN İNDİRİM İMKANINDAN YARARLANDI
Ekonomik ve konforlu ulaşımın en temel ihtiyaçlardan olduğunu vurgulayan Bakan Uraloğlu, emekliler için 1 Nisan’da yüksek hızlı, anahat ve bölgesel trenlerde yüzde 10 indirim kampanyası başlattıklarını belirtti. Uraloğlu, trenlerde 60 – 64 yaş yolculara yüzde 15, 65 yaş ve üstü yolculara yüzde 50 indirim uygulandığını da anımsatarak, “Yaşa bakılmaksızın emekli vatandaşlarımıza yüzde 10 emekli indirimi kampanyası uygulayarak seyahatlerini kolaylaştırmayı amaçladık. İndirimden bugüne kadar 98 bin 200 kişi yararlandı.” ifadelerini kullandı. Yaz mevsimi nedeniyle seyahat hareketliliğinin arttığına da dikkati çeken Uraloğlu, yaşa bakılmaksızın emeklilere sağlanan yüzde 10 indirim uygulamasından bugüne kadar yüksek hızlı trenlerde 58 bin 674, bölgesel trenlerde 22 bin 921, anahat trenlerinde ise 16 bin 605 kişinin yararlandığının bilgisini verdi.

250 BİNDEN FAZLA EMEKLİ ŞEHİRLERARASI OTOBÜSLE İNDİRİMLİ SEYAHAT ETTİ
Bakan Uraloğlu, otobüs ile şehirlerarası seyahat eden emekliler için de bilet fiyatlarında yüzde 20 indirim imkanı tanıdıklarını kaydederek, “Düzenlememizin hayata geçtiği 31 Mayıs tarihinden beri toplam biletli yolcu sayısı 13 milyonu aştı. Bu dönemde 250 binden fazla emeklimiz ise bu indirimlerden yararlandı. Otobüsler, 314 milyon 548 bin 449 kilometre ile dünyanın çevresini 7 bin 848 kez turlayacak kadar yol kat etti.” şeklinde konuştu.
5 BİN 145 EMEKLİ THY İLE SEYAHAT ETTİ
Türkiye Yüzyılı’nın mimarı emekliler için havayolu ulaşımında da kolaylıklar sağlamaya devam ettiklerini vurgulayan Uraloğlu, “Türk Havayolları ile seyahat eden emekli ve 60 yaş üstü yolcularımız için yurt içi ve yurt dışı uçuşlarda yüzde 15 indirim uygulamamız devam ediyor. Ocak 2024’ten bu yana bu haktan yararlanan emeklilerimizin sayısı 5 bin 145’e ulaştı.” dedi.

8 BİN 173 EMEKLİ 10 BİN 642 ADET KARGO GÖNDERİMİ GERÇEKLEŞTİRDİ
Emeklilere öncelik ve ayrıcalık tanıyan bir diğer çalışmayı PTT eliyle hayata geçirdiklerini de hatırlatan Bakan Uraloğlu, “10 Haziran tarihinde emeklilerimizin kargo gönderiminden faydalanmaları için yüzde 20’lik bir indirim kampanyası başlatmıştık. Bugün itibariyle 8 bin 173 vatandaşımız 10 bin 642 adet kargo gönderiminde bulunarak kampanyadan faydalandı. Sosyal destek hizmetleri ile refah düzeyini artırıcı düzenlemelerimizle emeklilerimize katkı sağlamaya devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı. Uraloğlu, kampanyadan en çok İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Balıkesir’de yaşayan emekli vatandaşların faydalandığının detayını da verdi.
Cumhuriyetçi Parti’nin Başkan adayı Donald Trump’ın hafta sonu gerçekleştirilen suikast girişiminin ardından anketlerde rakibi Joe Biden’ı geride bırakmasıyla başkanlık yarışı kızıştı.
Trump’ın yeniden seçilme ihtimalinin güçlenmesi ticaret savaşlarının başlayabileceği endişesini gündeme getirirken, Biden’ın politikalarında da korumacı söylemlerin öne çıkması teknoloji hisselerindeki satış baskısının artmasına neden oldu.
Bloomberg’in konuya ilişkin haberinde, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin müttefiklerine, “Tokyo Electron ve ASML Holding NV gibi şirketlerin Çin’e gelişmiş yarı iletken teknolojisine erişim sağlamaya devam etmesi halinde en ağır ticari kısıtlamaları kullanmayı düşündüğünü” söylediği aktarıldı.
Haberin ardından çip üreticilerinden Nvidia’nın hisseleri yüzde 6,6, Broadcom’un hisseleri yüzde 7,9, AMD’nin hisseleri yüzde 10,2 ve Qualcomm’un hisseleri yüzde 8,6 değer kaybetti.
Ayrıca, ABD’li teknoloji devlerinden Microsoft’un hisseleri yüzde 1,3, Alphabet’in hisseleri yüzde 1,5, Apple’ın hisseleri yüzde 2,5, Amazon’un hisseleri yüzde 2,6 ve Meta’nın hisseleri yüzde 5,7 düştü.
Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı eski ABD Başkanı Donald Trump’ın yorumları da çip şirketlerinin hisseleri üzerindeki baskıyı artırdı. Trump, Bloomberg Businessweek’e verdiği röportajda, Tayvan’ın Amerika’nın yarı iletken işinin neredeyse tamamını aldığını ileri sürdü ve Tayvan’ın ABD’ye savunma için ödeme yapması gerektiğini ifade etti.
Öte yandan, ABD Merkez Bankasının (Fed) dün yayımlanan “Bej Kitap” raporunda, ekonomik aktivitenin bölgelerin çoğunda “hafif ila ılımlı” hızda büyümesini sürdürdüğü aktarıldı. Raporda, “Ekonominin geleceğine ilişkin beklentiler, yaklaşan seçimler, iç politika, jeopolitik çatışmalar ve enflasyona ilişkin belirsizlik nedeniyle gelecek 6 ayda büyümenin daha yavaş olacağı yönündeydi.” değerlendirmesinde bulunuldu.
Ayrıca Fed yetkilileri sözle yönlendirmelerini sürdürürken, Fed Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller, bankanın faiz indirimine gitme zamanının “yaklaştığını” ifade etti.
New York Fed Başkanı John Williams da The Wall Street Journal gazetesine verdiği röportajda, iş gücü piyasası koşullarının kademeli olarak soğuduğuna dair işaretlerle birlikte son üç aylık enflasyon verilerinin bankayı “aradığı dezenflasyonist trende yaklaştırdığını” belirtti.
Söz konusu gelişmelerin ardından para piyasalarında Fed’in bu sene en az iki faiz indirimine gideceğine kesin gözüyle bakılırken, üç faiz indirimi olabileceğine ilişkin tahminler de güç kazanmaya devam etti.
Analistler, ABD’de dün açıklanan verilerin ülkede sanayi üretiminin beklentileri geride bıraktığını hatırlatarak, ülkede yumuşak iniş ihtimalinin risk iştahını desteklemeye devam ettiğini ifade etti.
Tahvil piyasalarında oynaklığın sınırlı kalmaya devam ettiği görülürken, dün ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,16 ile 13 Mart’tan bu yana en düşük günlük kapanışını gerçekleştirdi.
Altının ons fiyatı ise 2 bin 483,72 dolarla rekor kırmasının ardından artan satış baskısıyla günü önceki kapanışının yüzde 0,4 altında 2 bin 459 dolardan tamamlarken, şu sıralarda yüzde 0,4 artışla 2 bin 469 dolardan alıcı buluyor.
Dolar endeksi 103,8’de dengelenirken, Brent petrolün varil fiyatı 84,6 dolardan satılıyor.
ABD’de bilanço sezonu da hisse ve sektör bazlı oynaklığı artırırken, dün Johnson & Johnson’un hisseleri, ikinci çeyrekte şirketin finansal sonuçlarının beklentileri aşması sonrası yüzde 3,7 değer kazandı. Bugün ise Tayvan Semiconductor ve Netflix başta olmak üzere şirket finansal sonuçları izlenmeye devam edilecek.
New York Borsası’nda dün Nasdaq endeksi yüzde 2,77 ve S&P 500 endeksi yüzde 1,39 gerilerken, Dow Jones endeksi yüzde 0,59 yükseldi ve rekor kapanış gerçekleştirdi. ABD’de endeks vadeli kontratları yeni güne ise yükselişle başladı.
Avrupa borsalarında dün karışık bir seyir izlenirken, bugün ECB’nin para politikası kararları ile ECB Başkanı Christine Lagarde’ın yapacağı açıklamalar yatırımcıların odağına yerleşti.
ECB’nin bugün politika faizini sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken, politika metni ve Lagarde’ın açıklamalarından gelecek dönem politikalara ilişkin alınacak olası ipuçların varlık fiyatlarında oynaklığı artırması bekleniyor.
Bölgede dün açıklanan enflasyon verileri yakından takip edilirken, Avro Bölgesi’nde yıllık enflasyon beklentilere paralel yüzde 2,5 oldu.
İngiltere’de ise yüzde 1,9 gerilemesi öngörülen yıllık enflasyonun yüzde 2 seviyesinde gerçekleşmesinin ardından İngiltere Merkez Bankasının ağustosta faiz indirimine gideceğine ilişkin fiyatlamalar güç kaybetti.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,28 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,03 yükselirken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,12 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,44 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise yükselişle başladı.
Asya pay piyasalarında karışık bir seyir öne çıkarken, ABD’nin gelişmiş çiplerin Çin’e satılmasını engellemek için yeni adımlar atabileceği ihtimali bölgede risk algısının güçlü kalmasına neden oluyor.
Öte yandan, dolar/yen paritesi düşüş eğilimini sürdürürken, dün yüzde 1,4 azalışla 156,17 seviyesine inmesinin ardından şu sıralarda bu seviyenin hemen altında seyrediyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 2,2 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,2 gerilerken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,2 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,4 yükseldi.
Yurt içinde yatay bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,05 azalışla 11.134,08 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 33,0794’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 33,0970 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde kısa vadeli dış borç istatistikleri, yurt dışında ise ECB’nin faiz kararı başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 11.250 ve 11.350 puanın direnç, 11.000 ve 10.900 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, mayıs ayı kısa vadeli dış borç istatistikleri
15.15 Avro Bölgesi, ECB’nin faiz kararı
15.30 ABD, haftalık işsizlik başvuruları
15.30 ABD, temmuz ayı Philadelphia Fed imalat endeksi
15.45 Avro Bölgesi, ECB Başkanı Lagarde’ın konuşması
17.00 ABD, haziran ayı öncü endeks
Uzun süredir taslak üzerinde ilgili tarafların görüşleri de alınarak çalışma yaptıklarını belirten Şimşek, “Dar gelirlilere yük getirmeyecek şekilde hazırlanan yeni vergi taslağımızın Bakanlık bünyesindeki çalışmaları tamamlandı. Paket hükümet ve partimizin ilgili organlarında da ele alındı” açıklamasında bulundu.
SERMAYEYE VERGİ UYGULAMASI
Şimşek, kayıt dışılığı önleyecek, vergide etkinlik, adalet ve verimliliği sağlayacak düzenlemeler yaptıklarını bildirerek, taslakla vergi güvenliğini önceliklendirdiklerini ve istisnaların kaldırılması yönünde adım attıklarını söyledi. Taslağa son şeklini verirken tarafların taleplerine yönelik de düzenlemelere gittiklerini aktaran Bakan Şimşek, “Taslağımız, dar gelirli vatandaşa yönelik hükümler içermemesine karşın bu şekilde itham edildiğimiz yönlere çekildi. Pakette, vergi adaletinin güçlendirilmesi, sermayeye yönelik vergi uygulamaları getirilmesi ve doğrudan vergilerin payının artırılması için düzenleme önerileri bulunuyor. Çalışmalarımızı, Türkiye’de vergilendirilmemiş alan bırakılmaması amacıyla yürütmeye devam edeceğiz. Kayıt dışılıkla kararlı mücadele ve gönüllü uyumu artıracak, bu yolla mali disiplini güçlendirecek adımlar atacağız” dedi.
Buna göre, vergi paketinin taslağında yer alan bazı temel hükümler ise şu şekilde sıralanıyor:
ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ YÜZDE 15
YILLIK konsolide hasılatı 750 milyon Euro eşiğini aşan çok uluslu şirketlerin düşük vergileme yapılan ülkelerdeki şube, iştirak ve işyerlerinin asgari yüzde 15 kurumlar vergisine tabi tutulmasına yönelik yeni bir vergileme sistemi oluşturulacak. OECD’nin kurallarına uyumlu hazırlanan model, çok uluslu şirketlerin kazançlarının her hal ve takdirde yüzde 15 vergi yükü taşımasını amaçlıyor. Asgari kurumlar vergisi uygulamasına geçmeyen ülkeler, vergileme haklarını bir başka ülkeye devretmiş oluyor. Türkiye’de nihai ana işletmesi yurt dışında bulunan 1024 grup bulunurken, bunların ülkede 2 bin 134 işletmesi yer alıyor.
İŞE YENİ BAŞLAYAN 3 YIL MUAF OLACAK
KURUMLAR vergisi mükelleflerinin hesaplayacakları kurumlar vergisinin tespitine yönelik vergi güvenlik müessesi getiriliyor. Mükelleflerin ödeyecekleri kurumlar vergisi, beyan ettikleri kazancın indirim ve istisnalar düşülmeden önceki tutarının yüzde 10’undan aşağı olamayacak. Taslağa göre yeni işe başlayanlardan 3 yıl asgari vergi alınmayacak, mevcut yatırım teşvik belgesi olan mükelleflerin hakları korunacak, bazı istisna kazançlar kapsam dışında bırakılacak. Mikro ve küçük işletmelerin teknoloji geliştirme bölgeleri kazanç istisnası ile AR-GE ve tasarım indirimleri kapsam dışında olacak.
YAP-İŞLET-DEVRET YÜZDE 30 ÖDEYECEK
TÜRKİYE’deki büyük yatırımlardan elde edilen kazançlara da artırımlı kurumlar vergisi uygulanacak. Yap-işlet-devret modeli ile kamu işbirliği projeleri kapsamında faaliyet gösteren kurumların bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı yüzde 25 yerine yüzde 30 olacak.
SERBEST BÖLGEDE İHRACATA BAKILACAK
MEVCUT uygulamada serbest bölgelerdeki üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançların tamamı, üretilen ürünlerin yurtiçine ya da yurtdışına satılıp satılmadığına bakılmaksızın kurumlar vergisinden istisna. Ancak bu istisna artık sadece ihracat gelirleri ile sınırlandırılacak. Böylece yurtiçine yapılan satışlardan elde edilen kazançlardan vergi alınmaya başlanacak.
VERGİ ASLI İLE UZLAŞMA BİTİYOR
VERGİ aslı uzlaşma kapsamı dışına çıkarılıyor, sadece cezalar için uzlaşma başvurusu yapılabilecek. Mevcut durumda mükellefler haklarında yazılan raporlar üzerine kaçakçılık cezası olmadığı sürece uzlaşma isteyebiliyor. Tasarıda uzlaşmanın konusu ceza ile sınırlandırılıyor. Vergi asılları için uzlaşma istenilemeyecek.
TCMB’DEN TL MEVDUATI DESTEKLEYECEK YENİ ADIM
MERKEZ Bankası (TCMB), Kur Korumalı Mevduat’tan (KKM) TL mevduata geçişin desteklenmesi ve KKM hesaplarının azaltılmasına yönelik adımlarına devam etti. TCMB’nin bankalara gönderdiği uygulama talimatıyla KKM hesaplarına uygulanan faiz oranı alt sınırı, politika faiz oranının yüzde 80’inden yüzde 70’ine indirildi. Vade sonunda TCMB tarafından ödenecek kur farkı tutarı, politika faizi esas alınarak hesaplanmaya devam edilecek. Ayrıca, yeni açılacak ve yenilenecek hesaplar için “ek getiri” adı altında herhangi bir ödeme yapılamayacağı bildirildi. Böylece KKM hesaplarında azalmanın hızlanması ve TL mevduatın payının artması bekleniyor.
Değişiklikler, 22 Temmuz 2024’ten itibaren geçerli olacak.
Daha önce KKM hesaplarına uygulanan faiz oranı alt sınırı, yüzde 50 olan politika faizinin yüzde 80’i seviyesinde bulunan yüzde 40’a karşılık geliyordu. Yüzde 40 seviyesi, yeni uygulama talimatıyla yüzde 35’e indirildi.
BAŞKASININ IBAN’INI KULLANANA CEZA
PAKETTE cezalarda etkinliğin artırılması için düzenlemeler de yer alıyor. Usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları artıyor. Başkasına ait POS Cihazı kullananlara, başkasının IBAN’ını kullananlara ağır cezalar geliyor. Ödemeleri başkalarının hesabına yapılan havaleler ile kabul edenlere ve hesaplarını başkalarına kullandıranlara ceza kesilecek. Öte yandan, kayıt dışı faaliyetlere artırımlı vergi ziyaı cezası uygulanacak. Kayıt dışı faaliyette bulunan bir başka anlatımla vergi dairesinin bilgisi dışında çalışanlara kesilecek vergi ziyaıcezası; verginin 1 katı olarak kesilecek cezalarda 1.5 kat, verginin 3 katı olarak kesilecek cezalarda 4.5 kat kesilecek.
]]>Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Ticaret Bakanlığı olarak adil ve rekabetçi bir iç piyasa ile istikrarlı bir iç ticaret ortamı tesis etmekle birlikte, tüketici mağduriyetlerini ortadan kaldırmak amacıyla başta gıda ve temel ihtiyaç malzemeleri olmak üzere çeşitli sektörlerde yoğun denetim faaliyetleri yürütülmektedir. Bu çerçevede gerekli tüm hukuki ve idari tedbirler hızlı bir şekilde alınmaktadır.
OTOMOTİV TİCARETİNDE DÜZENLEMELER – DENETLEMELER
Bu hassasiyete binaen motorlu kara taşıtlar’ piyasasındaki arz ve talep dengesizlikleri sonucu ikinci el otomobil satışlarında yaşanan fiyat artışları ile stokçuluk ve sıfır taşıta erişim sıkıntılarını ortadan kaldırmak amacıyla alınan makroekonomik tedbirlerin yanında, ihtiyaç duyulan düzenlemeler Ticaret Bakanlığı olarak gecikmeksizin hayata geçirilmiştir.
Araç fiyatlarındaki köpüğün ortadan kaldırılması hususunda yapılan çalışmalarımızda 294 milyon lirası, stokçuluk faaliyetleri olmak üzere otomotiv sektörüne 457 milyon TL ceza kesildi.
MOTOSİKLETLER DE AYNI DÜZENLEME KAPSAMINA ALINDI
Bu kapsamda, motorlu kara taşıtları piyasasında ortaya çıkan aşırı ve adil olmayan fiyat artışlarının ve stokçuluğun önüne geçilmesini temin etmek üzere, 16 Ağustos 2022 tarihinde yürürlüğe alınan ve piyasa üzerindeki olumlu etkisini göz önünde bulundurarak 1 Ocak 2025 tarihine kadar uzatılan 6 ay – 6 bin kilometre düzenlemesi olarak bilinen pazarlama ve satış kısıtlaması kapsamında bugüne kadar yaklaşık 52 Milyon TL, son 1 yılda otomobil yetkili bayisi ile oto galerilere yaklaşık 17 milyon TL idari para cezası uygulanmıştır. Ayrıca motosikletler de aynı düzenlemelerin kapsamına alınmıştır.
Bunun yanı sıra, ikinci el motorlu kara taşıtlarının üretici veya distribütör tarafından tavsiye edilen güncel satış fiyatının üzerinde bir fiyattan ilan yoluyla pazarlanmasına kısıtlama getirilmiştir. Söz konusu düzenlemeye aykırı hareket edenlere Ticaret Bakanlığı tarafından son 1 yılda yaklaşık 90 milyon TL idari para cezası uygulanmıştır.
Diğer taraftan, ilk tescil motorlu kara taşıtı ticaretiyle iştigal eden yetkili bayilerin, tüketicinin ilk tescil motorlu kara taşıtlarına ulaşmasını zorlaştırıcı faaliyetlerde bulunması yasaklanmıştır. Söz konusu düzenlemeye aykırı faaliyette bulunduğu tespit edilen yetkili bayilere stokçuluk kapsamında Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu eliyle uygulamanın yürürlüğe girmesinden itibaren yaklaşık 294 Milyon TL, son 1 yılda ise yaklaşık 219 milyon TL idari para cezası uygulanmıştır. Bu bayilerin ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yetki belgeleri iptal edilerek, bu işletmelerin 1 yıl süreyle ikinci el taşıt ticaretiyle iştigal etmeleri engellenmiştir.
EMLAK SEKTÖRÜNDE DÜZENLEMELER – DENETLEMELER
Ticaret Bakanlığı olarak özellikle yaşanan deprem felaketinden sonra, gayrimenkul sektöründe yaşanan gerçeklikten uzak spekülatif fiyat artışları sonucu oluşan tüketici mağduriyetlerini ortadan kaldırmak ve sektörde adil, rekabetçi ve istikrarlı bir piyasa yapısını yeniden tesis etmek üzere çalışmalarımız titizlikle sürdürülmektedir. Bu kapsamdaki çalışmalarımızda ise ilan platformlarından temin ettiğimiz konut ilanlarına yönelik inceleme ve denetimlerimiz devam etmekte olup, vatandaş mağduriyetine yol açanlar hakkında idari para cezaları uygulanmaktadır.
Emlak sektöründe gerçekleştirilmeye çalışılan bilinçli fiyat artışlarını engellemek adına emlak sektörüne 121 milyon TL idari para cezası uygulandı.
Bu kapsamda, konut ilan fiyatlarında fahiş artış yaparak piyasayı ve serbest rekabeti bozan ve tüketici mağduriyetine sebep olan emlak işletmelerine son 1 yıl içinde yaklaşık 89 milyon TL idari para cezası uygulanmıştır. Bu denetim çalışmalarımıza ek olarak Ticaret Bakanlığımızca otomotiv, emlak ve kuyum sektörlerinde yetki belgesi almaksızın faaliyette bulunduğu tespit edilen işletmelere uygulama başladığı an itibariyle yaklaşık 75 Milyon TL, son 1 yılda ise yaklaşık 72 milyon TL idari para cezası uygulanmıştır.”
]]>BMGK’da, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un başkanlığında Filistin’deki durum hakkında oturum düzenlendi.
Lavrov, konuşmasına başlamadan önce, BMGK’ye giren ve kimliği bilinmeyen iki kadın ellerinde resimlerle “Esirleri serbest bırakın.” diye bağırdı. Lavrov, gösteri düzenleyenlere “Derdiniz ne? Biriniz gelin, açık bir şekilde anlatın.” dedi. Söz konusu kişilerden cevap gelmeyince göstericiler güvenlik tarafından dışarıya çıkarıldı.
Bunun ardından Lavrov, konuşmasına geçti.
“Orta Doğu daha önce benzeri görülmemiş güvenlik riskleriyle karşı karşıya.” uyarısında bulunan Lavrov, akan kanı durdurmak ve sivillerin acısını dindirmek için dürüst diyaloğa ihtiyaç olduğunu söyledi.
Lavrov, Rusya’nın tarihsel olarak bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler yürüttüğünü belirterek, ülkesinin Filistin’in BM üyeliğini de desteklediğini, halihazırda BM üyesi 150 ülkenin Filistin’i tanıdığını kaydetti.
BMGK’nin son 10 ayda bakanlar düzeyinde Filistin’deki durumu görüşmek için 4. kez bir araya geldiğini, 4 BMGK kararının kabul edildiğini ifade eden Lavrov, “Ancak işgal altındaki Filistin topraklarında akan kan, bu kararların sadece kağıtta mürekkep olduğunu gösteriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Lavrov, “Dostu ABD’nin desteğiyle İsrail’in kapsamlı askeri operasyonu son 10 ayda çok korkunç bir yıkıma yol açtı.” dedi.
Gazze’de 10 ayda 40 bine yakın sivilin öldürüldüğünü ifade eden Lavrov, bunun Ukrayna’nın güneydoğusunda “10 yıldır süren ihtilafta” ölenlerin iki katı olduğunu söyledi.
Lavrov, (BM Genel Sekreteri Antonio) Guterres’in 2009’da söylediği gibi “Gazze’deki ihtilaf, dünyada insanların kaçmasına bile izin vermeyen tek ihtilaf” olduğunu belirterek, durumun daha da kötüleştiğine işaret etti.
Rusya Dışişleri Bakanı, Orta Doğu’da kötüleşen durumdan ABD politikalarını sorumlu tuttu.
Filistin’in BM Daimi Temsilcisi Mansur: Gazze en çok belgelenen soykırım olarak tarihe geçecek
Filistin’in BM Daimi Temsilcisi Riyad Mansur ise “Gazze en çok belgelenen soykırım olarak tarihe geçecek.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in aylardır kıtlık, susuzluk ve hastalığı silah olarak kullanarak bir insani facia yarattığını aktaran Mansur, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Filistin halkı ve esirleri umursamadığını dile getirdi.
Mansur, Netanyahu’nun uluslararası hukuk ve insan onurunu da umursamadığını, sadece siyasi yaşamını düşündüğünü belirtti.
“Size soruyorum BM Güvenlik Konseyi, bu akıl hastasının Filistin halkına yönelik soykırımını kim durduracak? Kim onun karar vermesini engelleyecek?” sorularını yönelten Mansur, artık değişim zamanı olduğunu vurguladı.
İsrail’in Gazze’de yaptığı toplu cezalandırmadır”
“Uluslararası toplumun Gazze’deki duruma tepki vermekte başarısız” olduğuna işaret eden Lavrov, konuya ilişkin alınan hiçbir BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmadığının altını çizdi.
7 Ekim saldırılarının kabul edilemez olduğunu belirten Lavrov, “İsrail’in Gazze’de yaptığı toplu cezalandırmadır.” ifadesini kullandı.
Toplu cezalandırmanın uluslararası insancıl hukukun ihlali olduğunu dile getiren Lavrov, “Bir ihlalle başka ihlaller yaparak savaşamazsınız.” dedi.
BM Genel Sekreteri’nin ofisini de “çifte standart” uygulamakla suçlayan Lavrov, Gazze’ye yönelik saldırılardan bahsederken saldırının kim tarafından yapıldığını açık şekilde söylemediklerini ancak söz konusu Ukrayna olunca hemen Rusya’yı suçladıklarını kaydetti.
Lavrov, BM çalışanlarının tüm üyelere karşı tarafsız olması zorunluluğunun altını çizdi.
“İsrail, gerginliği artırmak istiyor”
Orta Doğu’da gerginlik ve İran’ın dahil olma ihtimaline ilişkin soruya Lavrov, “İran gerginliği artırmak istemiyor. İsrail istiyor.” dedi.
Lavrov, Hizbullah’ın da itidalli davrandığını ancak ABD ve İsrail’in çatışmayı körüklemeye, “kapsamlı savaş” başlatmaya çalıştığını söyledi.
Rusya Dışişleri Bakanı, Batı’nın gerginliği azaltmak için ihtiyaç olan tüm çabayı sarf etmesi gerektiğini ifade etti.
“İstanbul’da barış sağlanmak üzereydi”
Ukrayna’daki durum hakkında da konuşan Lavrov, “Minsk Anlaşması uygulansaydı Ukrayna, Kırım hariç 1991 sınırlarını muhafaza ederdi.” diye konuştu.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin “barış önerisinin” tek taraflı ve kabul edilemez olduğunu vurgulayan Lavrov, İstanbul’da 2022’de yürütülen müzakerelerde barışın sağlanmak üzere olduğunu anımsatarak, “Dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Ukrayna’ya imzalamayın talimatını verdi ve masadan kalktılar.” ifadesini kullandı.
Lavrov, “Ukrayna’ya silah pompalamayı bırakırsanız savaş sona erer.” dedi.
“Avrasya güvenlik modelini savunuyoruz”
NATO’nun adil olmayan ve agresif bir politikası bulunduğunu kaydeden Lavrov, kendilerinin Avrasya güvenlik modelini savunduklarını söyledi.
Lavrov, bu modelin eşitlik temelli olacağını ve herkesin çıkarlarını gözeteceğini belirtti.
“ABD halkının seçeceği her liderle çalışmaya hazırız”
Eski ABD Başkanı Donald Trump ve Ukrayna’ya desteğin kesilmesini savunan yeni başkan yardımcısı adayı J.D Vance’in seçilmesi durumunda ilişkilerin nasıl olacağının sorulması üzerine Lavrov, “ABD halkının seçeceği her liderle çalışmaya hazırız.” dedi.
Lavrov, Trump’ın başkan olduğu dönemde Rusya’ya yoğun ekonomik ve diplomatik yaptırım uygulandığını ancak buna rağmen “diyalog kanallarının en üst seviyede açık” olduğunu bildirdi.
Mevcut ABD yönetimiyle diyaloğun bulunmadığını ifade eden Lavrov, ilişkilerin saygılı ve eşit zeminde yürümek zorunda olduğunun altını çizdi.
Bölgedeki bir restoran da ustalık yapan Cengiz Tunç, AA muhabirine, sütlacın bir asır önce bölgede hancılık yapan Ahmet Karakullukçu ve Hacı Osman Konak tarafından yapılmaya başlandığını söyledi.

Bir asırlık ‘sütlü ilaç”ın, Hamsiköy sütlacına dönüş hikayesini anlatan Tunç, şunları kaydetti:
“Midesinden rahatsızlanan Ahmet Karakullukçu’nun kaynattığı sütün içine pirinç atıp yedikten sonra Osman Konak amcaya bunun kendisine iyi geldiğini söylüyor. Osman amca bunu içine şeker koymasını istiyor. Ahmet Karakullukçu amcanın yediği zaman iyi geldiğini söylüyor. Ertesi gün sütlacın başka bir hal aldığını görüyor ve bir şeyin eksik olduğunu söylüyor. İçine her tatlıya koyulduğu gibi biraz daha tuz ilave ediyorlar. Daha da güzel bir hal alıyor ve burada adı süt ilacı olarak tarihimize geçti. Bundan sonra süt ilacını ismini değiştirdiler sütlaç oldu.”
Türkiye’nin birçok noktasında sütlaç üretildiğini ama Hamsiköy sütlacının farklı olduğunu vurgulayan Tunç, “Köydeki hayvanlar, yeşil doğada güzel çiçekleri otlayarak süt yapıyorlar ve sütlaçtaki lezzet tabii ki farklı oluyor. İneklerden dolayı, aynı zamanda otlaklarından dolayı yani yemiş olduğu çiçeklerden, ottan dolayı Hamsiköy sütlacı lezzetli oluyor.” diye konuştu.
Tunç, sabah erken saatlerde kalktığını, yaylalardan süt aldığını ifade etti.

Sütlacın yaklaşık bir buçuk saatte üretildiğini anlatan Tunç, şunları aktardı:
“Sütümüzü kaynatıyoruz. Kaynadıktan sonra tabii sütün miktarına göre pirincini ilave ediyoruz. Sütü pirinçle beraber pişiriyoruz. Süt kıvamını aldığı zaman onu tabi ki ustamız görebiliyor. Onu herkesin görme şansı yok. 100 kilo süt yaklaşık 1 saat süreyle pişiyor. Suyu buharlaştırıyor. Ondan sonra şekerini ilave edip 10-15 dakika karıştırdıktan sonra kaseye koyup kızartmaya başlıyoruz.”
Sütlacın orijinalinin kızarmamış olduğunu belirten Tunç, “Hamsiköy’ün orijinal sütlacı normalde kızarmamıştır. Ama daha sonraki yıllarda bunu bir değişiklik yapalım dediler herhalde. Kızartalım onu, üzerine fındık ilave edelim, bal ilave edelim, muz ilave edelim diyerek sütlacı aslında asıllının dışına çıkardılar. Aslında orijinal Hamsiköy sütlacı, yanıksız, sade sütlaçtır.” diye konuştu.

Tunç, turistlerin sütlaca ilgisinin altını çizerek, “Hamsiköy sütlacı bilindikten sonra hep tercih edilmiştir. Yerli ve yabancı turistlerimiz var. Onlar aslında bunu muhallebi olarak biliyorlar ama bunu sıcak olarak sevdiklerini de söylüyorlar. Piştiği zaman sıcak sıcak yemeği daha çok tercih ediyorlar ama o şansı yakalayamıyorlar tabii normal olarak bizim yaptığımız şekilde yemek durumunda kalıyorlar.” dedi.
İstanbul’dan Hamsiköy’e sütlacı yemeye gelen Hatun Gazioğlu ise “Hemen hemen her yıl gelirim, Trabzon’u ziyaret ederim ve sütlaç için bu Hamsiköy’e mutlaka çıkarım. Sütlacımızı çok seviyorum. Herkesin gelmesi ve denemesi gerekiyor.” ifadesini kullandı.

Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu tarafından düzenlenen İşyurtları Ürün ve El Sanatları Fuarı Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda kapılarını açtı. 42 iş yurdunda üretilen el emeği, gözü nuru ürünün sergilendiği fuarda birbirinden güzel ürünler sergileniyor.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Gümüş, İş Yurtları Kurumu’nda görevli Hakim Neslihan Gedikbaş ve Breaking News Turkey sunucusu Elif Tayhan, fuar alanındaki stantları tek tek gezerek ürünleri inceledi. Başsavcısı Hüseyin Gümüş ve Hakim Neslihan Gedikbaş, fuar hakkında Breaking News Turkey’in sorularını da yanıtladı.
GÜMÜŞ: HÜKÜMLÜ VE TUTUKLULARI GELECEĞE HAZIRLIYORUZ
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Gümüş, “Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda hükümlü ve tutukluların göz nuru ile yaptıkları el emeği ürünler vatandaşımızın beğenisine sunuluyor. Her bir ürünün kendine göre özelliği ve hikayesi var. Her stantta harika ürünler var.
Ancak bu fuar bir alışveriş etkinliği değil, bu fuar geleceğe umutla bakan, gelecek için planlar yapan ama halen cezaevinde hükümlü ve tutuklu olan vatandaşların el emekleri ve göz nuru ile yaptıkları ürünlerin sergilendiği, vatandaşın beğenisine sunulduğu ve pazarlandığı bir fuardır.
Hükümlü ve tutukluların, vatandaşlarla buluşması da sağlanıyor. Bakanlığımızın hükümlü ve tutukluları, özgürlüğe kavuşma süreçlerinde topluma yararlı birey olmaları yönünde destekleri, yönlendirmeleri, meslek edindirmeleri sonucunda iş atölyelerinde üretilen ürünler burada sergileniyor.
Bizler hak ve adaletin sağlanması yolunda hakim, savcı ve tüm yargı çalışanları olarak yargı hizmeti sunmaya devam ederken, diğer yandan Bakanımız Yılmaz Tunç’un önderliğinde, tüm Bakanlık ve teşkilat birimleriyle, hükümlü ve tutuklularla el birliği içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte bize önderlik ve rehberlik eden başta Bakanımız Yılmaz Tunç olmak üzere herkese teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
GEDİKBAŞ: HEPSİNE MAAŞ VERİYORUZ
Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda kurulan fuardan sorumlu olan İş Yurtları Kurumu’nda görevli Hakim Neslihan Gedikbaş, “İş Yurtları Kurumu, hükümlü ve tutukluların cezalarını infaz ederken, var olan mesleklerini geliştirmek veya meslek sahibi edindirerek, topluma yeniden kazandırmayı amaç edinmiş bir kurumdur. Adalet Bakanlığı’na bağlı özel bütçeli bir kuruluştur. Şu an bu fuarda 42 iş yurdumuz var.
Hükümlü ve tutuklulara 200’den fazla iş kolunda meslek sahibi olmaları için yardımcı oluyoruz. Bu eğitimleri alanında uzman eğitimciler tarafından yapıyoruz. Yine ustalık, çıraklık ve kalfalık gibi belgeler de veriyoruz.
Hükümlüleri meslek edindirirken ücretsiz çalıştırmıyoruz, hepsinin maaşı oluyor. Özel sektörden gelen bazı firmalar da bizimle çalışmak istiyor, onlarla da çalışmalar yapıyoruz. Aldıkları maaşlarla, ailelerine yardım da edebiliyorlar. Hayatı boyunca çalışmamış hükümlü ve tutuklularımız da var, onlar da sabah işe gider gibi uyanıp, atölyelere gidiyorlar ve çalışma disiplinini öğreniyorlar.
Çalışmalarımız büyüyerek devam ediyor, birçok alanda faaliyet gösteriyoruz. Bu yıl hedefimiz 9 fuara ulaşmak, inşallah devam edeceğiz. Türkiye çapında 425 cezaevi var, 368’inde iş yurdu var. Her iş yurdunda da faklı ürünler üretiliyor” ifadelerini kullandı.
Enstitü Müdürü Sezer Öz’den çalışmalarına ilişkin bilgi alan Yumaklı, enstitü bünyesinde inşaatı devam eden 200 sığır kapasiteli sağmal ahır ile genetik laboratuvarını gezdi.
Bakan Yumaklı, burada yaptığı değerlendirmede, enstitünün, hayvansal üretimde AR-GE ve inovasyonla ilgili çalışmaların yapıldığı çok önemli bir merkez olduğunu söyledi.
Kısa süre önce 2024-2028 yıllarını kapsayan Hayvancılık Yol Haritası’nı açıkladığını anımsatan Yumaklı, verimli, kaliteli ve sağlıklı üretimi artırırken aynı zamanda suni tohumlama, yerli sperma üretimi, soy kütüğü çalışmaları ve ari işletme gibi verimliliği artıracak destekleri çoğaltma kararlılığında olduklarını bildirdi.
Yumaklı, enstitünün bu çalışmalardaki önemine işaret ederek “Gen kaynaklarımızın yerinde korunması ve geliştirilmesi, halk elinde ıslah çalışmaları, kaliteli yerli sperma üretimi gibi AR-GE faaliyetlerinin artırılması, yol haritamızın önemli ayaklarını oluşturmaktadır.” diye konuştu.
Hayvancılık Yol Haritası’nın diğer bir önemli ayağının da hayvancılık işletmelerinin dirençli, güçlü ve sürdürülebilir bir üretim modeliyle çalışabilmesi olduğunu aktaran Yumaklı, tarımsal üretimde sürdürülebilir, verimli kaliteli, kayıtlı ve sektöre yatırım yapılan bir üretim planlaması için bu çalışmaları da başlattıklarını anlattı.

“AMACIMIZ ÜRETİCİNİN 3 YIL ÖNÜNÜ GÖRECEĞİ BİR PERSPEKTİF ÇİZMEK”
Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, hayvansal üretim planlamasının 1 Ocak’ta yürürlüğe girdiğini anımsatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi hayvancılıkta planlı üretimle ilgili uzun süredir üzerinde çalıştığımız ve bugünlerde Resmi Gazete’de yayımlanma sürecinde olan üretim planlamamızın en önemli ayaklarından birisini oluşturan desteklerimizle ilgili birkaç başlığı sizlerle paylaşmak istiyorum: Üretim planlamasının temel amacı, üreticilerimizin ister bitkisel ister hayvansal üretimde 3 yıl önlerini görebilecekleri bir perspektif çizmek. Yeni modelimizde destekleme tutarları, katsayılar üzerinden belirlendi ve performansa dayalı bir destekleme sistemi oluşturuldu. Destek konusu her üretim için değil, performansa dayalı üretim için gerçekleşmiş olacak. Temel hayvancılık desteklerimiz, büyükbaş ile küçükbaş hayvancılık, arıcılık ve ipek böceği faaliyetlerinin desteklenmesinden oluşacak. Her bir destek için de temel destek tutarları belirlendi. Aile işletmeleri, genç ve kadın girişimciler, birinci derecede tarımsal örgüt üyeleri, planlama bölgelerinde bu işleri yapanlar da ilave destekleri kazanmış olacak.”
Suni tohumlama, soy kütüğü, yerli sperma, ari işletme gibi konularda da ilave desteklerin verileceğini bildiren Yumaklı, ürün geliştirme desteklerinin de çiğ süt, besilik erkek sığır (karkas) ve tiftik üretimini kapsayacağını söyledi.
Yumaklı, yeni destekleme modelinin kadınlar ve gençler için ilk kez uygulanacağını da aktarırken “Onları üretime teşvik ederken aynı zamanda verimliliği artırıcı kriterleri sağlayan üreticilerimizin de bu desteklerden daha fazla faydalanacağının altını çizmek istiyorum.” ifadesini kullandı.
Amaçlarının, bütün kategorilerde verimli ve kaliteli üretim ile ülke ihtiyacının yanı sıra ihraç edebilir ürünler üretebilmeyi sağlamak olduğuna işaret eden İbrahim Yumaklı, planlı üretimi destekleyecek bu destek modelinin ülkeyi daha müreffeh yarınlara taşıyacağını belirtti.
Bakan Yumaklı, enstitünün de sadece ülkeye değil, uluslararası boyutta yardım ve destek isteyen bütün ülkelere hizmet vereceğini kaydederek, “Bu merkezin bütün tesislerinin yeniden revizyonu ve ilaveleri de inşallah bu yılın sonuna kadar tamamlanmış olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tunceli’de Munzur Üniversitesinde düzenlenen Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Araştırma ve İnovasyon Kapasitesinin Geliştirilmesi Projesi’nin açılışında yaptığı konuşmada, etkinliğe katılmaktan dolayı mutluluk duyduğunu söyledi.

Projenin Türkiye’ye ve millete hayırlı olmasını temenni eden Kacır, “Proje bünyesinde oluşturduğumuz merkezlerin ve bu alandaki çalışmaların ülkemizin nadir toprak elementi tedarik zincirini daha da güçlendirmesini temenni ediyorum. Dünya son yıllarda gerilimler, krizler ve kimi yerlerde çatışmaların tetiklediği zor ve keskin bir dönemeçten geçiyor. Ticaret savaşları, iklim değişikliği ve küresel salgınlar başta olmak üzere çok boyutlu sınamalar, küresel ekonomideki belirsizlik tablosunun devam edeceğine işaret ediyor. Türkiye olarak son 22 yıldır sahip olduğumuz güçlü siyasi istikrar, inşa ettiğimiz rekabetçi üretim altyapısı ve adeta sıfırdan inşa ettiğimiz AR-GE ve üretim ekosistemiyle küresel sistemde yaşanan belirsizliklerin başarıyla üstesinden geliyoruz.” diye konuştu.
Kacır, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda, ülkenin katma değerli üretim ve yüksek teknolojide öncü ülkeler arasında yer almasını sağlayacak projeleri hayata geçirdiklerini bildirdi.

” ‘DEVRİM’ OTOMOBİLİ HAYALİNİ, DEVRİN OTOMOBİLİ TOGG’U ÜRETEREK GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRDÜK”
Türkiye’yi teknoloji geliştirmede ve kalkınmada dünyanın en üst ligine taşıdıklarını söyleyen Kacır, şöyle konuştu:
“Ülkemiz bugün ticari araçlardan beyaz eşyaya, güneş panelinden demir çeliğe pek çok alanda Avrupa’nın lider üreticisi konumundadır. Görüntüleme ve haberleşme uydularını kendi imkanlarıyla geliştirebilen, üretebilen ve test edebilen bir Türkiye var artık. 60 yıl öncesinin ‘Devrim’ otomobili hayalini, devrin otomobili Togg’u üreterek gerçeğe dönüştürdük. Yeni nesil otomobil ve batarya üretimi yatırımlarını ülkemize çekerek elektrikli araç ve batarya üretiminde dünyanın önde gelen oyuncularından biri oluyoruz. 5G teknolojilerinden uçan akıllı mobilite sistemlerine, bataryadan çip teknolojilerine, güneş panellerinden rüzgar türbinlerine, biyoteknolojik ilaçlardan yeni nesil uydu teknolojilerine ve hızlı trenlere pek çok alanda hep birlikte büyük atılımlar gerçekleştiriyoruz. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin de ilerisine taşıyacak bu projeleri tasarlayıp uygularken eş zamanlı olarak fiziksel ve teknolojik altyapı, insan kaynağı gibi tüm başlıklarda ihtiyaç ve kaynak analizlerimizi eksiksiz yerine getiriyoruz.”

Kacır, özellikle farklı sektörlerde yeni buluşların tohumunu atan malzeme teknolojilerinde kabiliyetlerinin geliştirilmesini Milli Teknoloji Hamlesi’nin vazgeçilmez bir unsuru olarak değerlendirdiklerini dile getirerek, “Kararlı ve yüksek dayanımlı yapılarıyla ön plana çıkan nadir toprak elementleri, özellikle elektronik, yenilenebilir enerji sanayi, elektrikli araçlar ve batarya, savunma ve havacılık gibi yüksek teknolojili sektörlerin AR-GE ve inovasyon kapasitesinde kritik role sahip. Nadir toprak elementlerine erişimi uzun dönemli, kalıcı olarak sağlamak ve bu elementlere dayalı teknoloji geliştirme kapasitesini oluşturmak, ileri üretim ve yenilikçilikte rekabet avantajına sahip olmak isteyen ülkelerin ajandalarında en üst sıralarda yer alıyor. Bizler de nadir toprak elementlerimize erişimimizi temin edecek ve bu alanda yetkinliklerimizi daha ileriye taşıyacak projeleri hayata geçiriyoruz.” ifadelerini kullandı.

“98 AR-GE PROJESİNE 228 MİLYON LİRANIN ÜZERİNDE DESTEK OLDUK”
TÜBİTAK ile nadir toprak elementlerine dayalı ileri malzeme çalışmalarını öncelikli AR-GE ve yenilik konuları arasında değerlendirerek desteklediklerini ifade eden Kacır, şöyle devam etti:
“TÜBİTAK destek programları kapsamında bugüne kadar 98 sanayi, akademi ve kamu AR-GE projesine 228 milyon liranın üzerinde destek olduk. Diğer yandan, Eskişehir’in Beylikova ilçesinde bulunan dünyanın en büyük ikinci nadir toprak elementi rezervinin işletilmesi için pilot üretim tesisi kurduk. Ülkemizi küresel nadir toprak elementleri tedarik zincirinde önemli bir oyuncu haline getirecek endüstriyel ölçekteki tesisin devreye alınması için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu üretim altyapısı ve tamamlayıcı rol üstlenecek AR-GE kaynağımızla Türkiye’yi elektrikli araçlar, batarya ve yenilenebilir enerji teknolojilerinde ham maddeden son ürüne, üretim zincirinin farklı halkalarında da söz sahibi konuma taşıyacağız. Avrupa Birliği (AB) destekleriyle, Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında hayata geçirdiğimiz ‘Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Araştırma ve Yenilik Kapasitesinin Geliştirilmesi Projesi’ ile ülkemizde sürdürülebilir ve güvenilir bir nadir toprak elementi tedarik zinciri kurmak için önemli bir adım daha atıyoruz.”
Kacır, nadir toprak elementleri alanında Türkiye’nin arz güvenliğinin tahkimi için bütüncül bir cevap sunan 14 milyon avro tutarındaki proje kapsamında Munzur Üniversitesi Nadir Toprak Elementleri Uygulama ve Araştırma Merkezi (MUNTEAM) bünyesinde gelişmiş bir laboratuvar altyapısı kurduklarını ifade etti.

Son teknoloji ekipman altyapısını nitelikli insan kaynağıyla buluşturarak nadir toprak elementleri bazlı yüksek katma değerli ürünlerin Türkiye’de üretilmesi ve geliştirilmesi için yetkinliklerini genişlettiklerini anlatan Kacır, şunları kaydetti:
“Rüzgar enerjisi sanayi, elektrikli araçlar, havacılık ve uzay teknolojileri başta olmak üzere yüksek teknolojili sektörlerde kullanılan optoelektronik malzemeler, mıknatıslar gibi nitelikli ürünleri ülkemizde üretmek üzere AR-GE çalışmalarını gerçekleştirme imkanına sahibiz. Proje kapsamında yürüteceğimiz çok boyutlu çalışmalarla kamu, üniversite ve sanayi işbirliğini artırarak AR-GE ve üretim kabiliyetlerimizin ekonomik değere dönüşmesini sağlayacağız. Ülkemizin temiz enerji ve mobilite çözümleri geliştirme ve uygulama becerisini perçinleyen bu proje kapsamında aynı zamanda Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) bünyesinde bir pilot geri dönüşüm tesisi de kuruyoruz. Nadir toprak elementlerinin çevreci yöntemlerle geri kazanımına imkan tanıyacak bu tesis, bünyesindeki yüksek kalite test ve analiz altyapısıyla MTA’nın nadir toprak elementleri alanında ülkemizin ihtiyaçlarına cevap vermesini sağlıyor olacak. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve döngüsel ekonomi hedeflerimizle uyumlu bir ulusal nadir toprak elementi tedarik zinciri kurulması için önemli bir basamak konumundaki bu tesis şimdiden ülkemize hayırlı olsun.”

“AVRUPA BİRLİĞİ İLE İŞBİRLİĞİNİ SÜRDÜRME İRADESİ TAŞIYORUZ”
Kacır, gelecek dönemde gerek MTA gerekse de MUNTEAM laboratuvarlarının uluslararası ölçekte çalışmalarını sürdürmeleri için akreditasyon başvuru süreçlerini destekleyeceklerini aktardı.
Oluşturulan altyapıların yetkinliklerini eğitim, danışmanlık ve işbirliği faaliyetleri ile daha da artıracaklarını vurgulayan Kacır, şunları dile getirdi:
“Ülkemizin teknoloji odaklı kalkınma yolculuğunda stratejik ihtiyaçlarımıza cevap veren bu projeyi Avrupa Birliği yeşil dönüşümü ve kritik ham madde tedarikine katkı sağlaması açısından da kıymetli görüyorum. Her fırsatta vurguluyoruz, Türkiye, coğrafi konumu, güçlü üretim ve teknoloji altyapısı, nitelikli insan kaynağıyla Avrupa değer zincirinin vazgeçilmez unsurudur. Türkiye’yi Avrupa’nın vazgeçilmez bir parçası olarak görmeyen bir yaklaşımla Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşümde, döngüsel ekonomide, katma değerli üretim ve teknoloji geliştirmede hedeflerine ulaşması asla mümkün değildir. Avrupa Birliği programlarını, Avrupalı dostlarımızın bu yaklaşımımızı paylaştığının önemli birer göstergesi olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de ikiz dönüşümü ve kritik ham madde tedarikini öncelikleyen projelerde kazan-kazan prensibi doğrultusunda Avrupa Birliği ile işbirliğini sürdürme iradesi taşıyoruz. Projede emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”
Konuşmaların ardından Bakan Kacır ve katılımcılar, açılış kurdelesini kestikleri Munzur Üniversitesi Nadir Toprak Elementleri Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde incelemede bulundu.
]]>Haber7
Küresel piyasalarda, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın faiz indirimlerine başlamada geç kalmak istemediklerini belirtmesine karşın, ABD’de Donald Trump’ın başkanlığı kazanacağı ihtimalinin artması ile ticaret savaşları ve jeopolitik risklerin tekrar yükselebileceği ihtimali yön bulmayı zorlaştırıyor.
Altın fiyatları ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz kararı, jeopolitik riskler, açıklanan ekonomik veriler, merkez bankalarının altın talebi ve Çin’in yaptığı altın stokundan etkileniyor.
Küresel risklerin artmasıyla altın fiyatlarında rekorlar üst üste geliyor. Gram altın, 2 bin 615 TL seviyelerine ulaşarak rekor tazeledi.
Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi yeni bir rekor kırarak 11.186 puan seviyesine ulaştı.
Bu hafta piyasalarda öne çıkan bir diğer başlık ise Moody’s’in Türkiye’nin kredi notunu değerlendireceği karar olacak. Kredi derecelendirme kuruluşunun cuma günü Türkiye ile ilgili değerlendirmesini yayınlaması bekleniyor. Yabancı yatırımcıların ilgisinin arttığı bir dönemde kredi notu kararı büyük önem taşıyor. Moody’s’in ve diğer büyük kredi derecelendirme kuruluşlarının izleyeceği yol da merak konusu.
Ekonomist Cüneyt Paksoy, piyasalarda gündemi Haber7’ye değerlendirdi.
PİYASALARDA TRUMP ETKİSİ
Global piyasalarda makro veriler ve mikro gelişmeler ile önemli günlerin yaşandığını belirten Ekonomist Cüneyt Paksoy, ABD seçimlerinin riskli bölgeye taşındığını vurguladı. Trump’ın suikast sonrası başkanlığının güçlenmesini ‘büyük bir riskin ayak sesleri’ olarak nitelendiren Paksoy, ABD’de de yaşanan her gelişmenin tüm dünyayı etkileyebileceğinin altını çizdi.
İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırıma değinen Cüneyt Paksoy, Ukrayna ve Rusya’nın da aynı zamanda farklı gelişmeler ile farklı boyutlar kazandığını da hatırlattı. Paksoy, Trump’ın seçilmesi durumunu ‘belirsiz’ olarak nitelendirdi.
Piyasanın Trump fiyatlamasını dengelemesinin bir kez daha Merkez Bankaları’nda olduğunu söyleyen Cüneyt Paksoy, Powell’ın açıklamalarında da bu detayların yer aldığını belirtti. Powell’ın faiz indirimini destekleyecek açıklamalarını değerlendiren Paksoy, piyasanın Fed’ten iki faiz indirimi beklediklerini söyledi.
31 Temmuz’daki Fed faiz toplantısının kritik olduğunu vurgulayan Ekonomist Paksoy, eylül ayı ile faiz indirimlerinin kuvvetlendiğini dile getirdi. 2008 krizinde ‘kötü veri – iyi piyasa’ modeline değinen Paksoy, bu modeli ‘kötü veri – riskli başlık – iyi piyasa’ olarak nitelendirdiğini ve sürdürülebilirlik açısından riskli olduğunun altını çizdi.
ALTINDA İVME YUKARI
Altını etkileyen birçok etmenin olduğunu söyleyen Ekonomist Cüneyt Paksoy, bu kadar risk etmeni içerisinde altının ‘güvenli liman’ olduğunu vurguladı. Altının destekleyici unsurların bir arada olması ile altında ivmenin yukarı yönlü olduğunu belirten Paksoy, ivmenin yukarı yönlü olduğunu dile getirdi.
Ons altında 2.500 seviyesinin önemli olduğunu ifade eden Paksoy, bu bölgenin geçmesi ile 3.000 seviyelerinin görülebileceğini vurguladı. Uzun orta vadede 3.000 seviyelerine yükselmesinin kuvvetli olduğunu açıklayan Cüneyt Paksoy, kısa vadede geri çekilmelerin alım fırsatı oluşturduğunun altını çizdi.
Gram altında da hareketliliklerin yaşandığını belirten Ekonomist Paksoy, teknik ve temel hikayenin değişmediği süreçte gram altının 3.000 seviyelerini geçeceği yönünde tahminlerde bulundu. Paksoy, altının portföylerde dengeleyici unsur olduğunu da vurguladı.
GÖZLER MOODY’S KARARINDA
Piyasanın yüzde 100’ünün Moody’s not artışı beklediğini dile getiren Ekonomist Cüneyt Paksoy, yüzde 40’ın iki kademeli, yüzde 60’ın ise tek kademeli bir artış beklediğini söyledi. Moody’s tarafından bir not artışı gelmemesinin fiyatlama içerisinde olmamasına dikkat çeken Paksoy, bir not artışı gelmediği senaryoda endeksin negatif etkileneceğini açıkladı.
Paksoy, Moody’s tarafından tek kademeli not artışı beklediğini belirtti. Moody’s tarafından iki kademeli not artışının da ‘sürpriz’ olarak karşılanmayacağını vurgulayan Paksoy, fiyatlama içerisinde tek kademeli not artışının yer aldığının altını çizdi.
Teknik seviyeleri değerlendiren Ekonomist Cüneyt Paksoy, 11.200 seviyelerine yaklaşıldığını ve bu seviyelerin önemine değindi. Paksoy, bu seviyelerden bir kar satışının gerçekleştiğini ve gelecek kar satışlarının 10.500 bandında olmasının endekste ivmeyi yukarı taşıyabileceği yönünde tahminlerde bulundu. Yeniden 10 bin puan seviyelerinin altına sarkmaların ‘zaman ve mal’ kaybı olduğunu söyleyen Paksoy, fiyatlanan sektörlerin bankacılık ve holdingler olduğunu dile getirdi.
AK Parti TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler tarafından açıklanan vergi paketi Meclis Başkanlığına sunuldu. Güler, vergi paketine ilişkin yaptığı açıklamada en düşük emekli maaşının 12 bin 500 liraya çıkarılacağını ve bunun maliyetinin yaklaşık 33 milyar 200 milyon lira olduğunu dile getirdi. Öte yandan vergi paketinde kısa vadeli sigorta kolları prim oranının yüzde 2’den yüzde 2,25’e çıkarılması ve ilk defa yaşlılık veya emekli aylığı bağlananların aynı iş yerinde Sosyal Güvenlik destek primine tabi çalışmaya devam etmeleri halinde işverenlere sağlanan 5 puanlık Sosyal Güvenlik destek priminin hazine tarafından ödenmesine yönelik uygulamanın sonlandırılması da yer aldı.
Sosyal Güvenlik Başuzmanı İsa Karakaş, İhlas Haber Ajansı’na vergi paketindeki düzenlemeleri ve bunun en düşük emekli ücretine olan etkisini değerlendirdi. Karakaş, kanun teklifine bakıldığında 10 bin lira olan taban maaşların 12 bin 500 liraya yükseleceğini hatırlatarak, geçmiş dönemlerde de 5 bin liradan 7 bin 500 liraya ve 7 bin 500 liradan yine 2 bin 500 liralık zamla 10 bin liraya çıkarıldığını söyledi.
”KÖK MAAŞI 6 BİN VE ALTINDA OLANLAR İKİ KAT ÜCRET ALACAK”
Karakaş, yapılan düzenlemeyle en az çalışmış olanların çok kazançlı olduğunu belirterek, ”SSK ve Bağ-Kur emeklilerini yüzde 24,73 oranında güncellediğimiz zaman yeni bulduğumuz kök maaş 6 bin 250 lira ve altında ise 12 bin 500 liraya çıkarıldığı için bunlar adeta sosyal yardım şeklinde ikinci maaşı almış gibi olmaktadırlar. Yani kök maaşı 6 bin 250 lira ve altında olanlara 6 bin 250 lira bir sosyal yardım söz konusu olmaktadır. Bu durumda 12 bin 500 liraya çıkmaktadır. Yine az önce söylediğim TÜFE ile güncelleme yaptıktan sonra maaşı 10 bin lira olan bir kişinin zaten maaşı 12 bin 473 liraya denk gelecektir. Bu durumda olan bir emeklimize ise sadece 27 lira oranında bir ilave yapılmış olacaktır. Yani görüldüğü üzere 3 milyon 700 bini aşkın emekliye yapılacak olan iyileştirme kimisine 10 lira, kimisine 20 lira, kimisine 300, kimisine bin lira, kimisine 2 bin lira, kimisine de 2 bin 500 lira şeklinde olacağını söyleyebiliriz. Bu anlamda standart olarak herkese 2 bin 500 ödenmesi söz konusu değildir” açıklamasında bulundu.
”DUL VE YETİMLER ÖLEN KİŞİNİN MAAŞINDA NE KADAR PAYA SAHİP İSELER O ORANDA ALACAKLARDIR”
Dul ve yetim aylıklarında da güncellemeler olduğuna dikkati çeken Karakaş, ”Dul ve yetimler, ölen kişinin maaşında ne kadar paya sahip iseler o oranda alacaklardır. Dolayısıyla dul eş çalışıyorsa çocuk sayısına göre bunların payı değişmektedir. Örneğin yüzde 50 oranında eşinin maaşını alan bir dul erkek veya kadın, daha önceden kök maaşı düşük olması nedeniyle 5 bin lira alırken, şimdi 12 bin 500 lira iyileştirmeyle birlikte 5 bin lira yerine 6 bin 125 lira alacaktır. Yine örnek olarak yüzde 25’ini alıyorsa, kök maaşı da düşükse daha önceden 2 bin 500 lira alıyorsa bir yetim, bunun 3 bin 125 liraya yükseleceğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla payları oranında almaya devam edeceklerdir” ifadelerini kullandı.
“KISA VADELİ SİGORTA KOLLARI PRİM ORANININ YÜZDE 2’DEN YÜZDE 2,25’E ÇIKARILMASI, EN DÜŞÜK EMEKLİ ÜCRETİNİN MALİYETİNİ KARŞILAYACAK”
Vergi paketinde çalışma hayatına dair birçok iyileştirmenin bulunduğuna ve bunun en düşük emekli ücretini doğrudan ilgilendirdiğine dikkati çeken Karakaş, “33 milyar lirayı aşan bu maliyetin hükümetin hazineden ekstradan bir lira bile çıkmadan yapıldığını söyleyebiliriz. Maliyeti karşılamaya bakınca hükümet, işverenlerin, gerek çalışanların, gerek emekli çalışanların maaşlarına bağlı olarak işverenlerden, patronlardan yüzde 2 oranında kısa vadeli sigorta kolları dediğimiz yani iş kazası, meslek hastalığı primi yüzde 2 iken, bunu yüzde 2,25’e yükseltmektedir. Dolayısıyla bu yüzde 0,25’lik orandan emeklilerin maaşlarının finansmanının sağlandığını söyleyebiliriz. Hatta buna ilaveten hükümet halihazırda patronlara, işverenlere 16’dan fazla teşvik ve destek sağlamaktadır. En son EYT’de normalde emekli çalışanlardan dolayı işverenlere herhangi bir teşvik ve destek verilmezken, EYT’yle birlikte işverenlerin talebi doğrultusunda EYT’linin yeniden işe alınması halinde 5 puanlık bir destek verilmişti. Dolayısıyla hükümetin bu 5 puanlık desteği işverenlere vermek yerine emeklilerin finansmanında kullanacağını söyleyebiliriz” diye konuştu.
Türkiye’nin geçen yıldan itibaren makro ekonomi politikalarındaki değişimi başlatarak çok iyi bir adım attığını söyleyen Wietoska, bu değişimin yerel seçimlerde de sürdürülmesinin önemli olduğunu dile getirdi.
Wietoska, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) yerel seçimlerden önce politika faizindeki 500 baz puanlık artışının “güçlü bir mesaj ve oyun değiştirici” olduğunu ifade ederek, “Bu adımın ardından bir U dönüşü oldu diyebiliriz. Yurt içi yatırımcılar ve yabancılar lirada bir devalüasyon bekliyordu ancak TCMB faiz artırımıyla para biriminde bir başka keskin değer kaybının stratejisinin bir parçası olmadığını açık şekilde ortaya koydu.” diye konuştu.
Yatırımcılarla iletişimin açık ve net olmasının da ileriye dönük politikalara olan güveni artırdığını söyleyen Wietoska, TCMB’nin önünde bir takım zorluklar bulunduğunu ancak bu sorunları aşabilecek gerekli çerçevenin bulunduğunu aktardı.
Wietoska, son aylarda Türkiye’ye ilişkin algının oldukça olumlu olduğunu, net rezervlerin 10 milyar doları aştığını ve uluslararası rezervlerin 150 milyar dolar seviyesine yaklaştığını anımsattı.
POLİTİKA FAİZİNDE 500 BAZ PUAN İNDİRİM BEKLENTİSİ
Enflasyonun zirveyi gördüğüne dikkati çeken Wietoska, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ekonominin dengelenmesi açısından ilk aşama başarıyla tamamlandı. Şimdi ikinci aşama başlıyor. Enflasyon zirvenin ardından düşüşe geçiyor ve güçlü bir dezenflasyon süreci bekliyoruz. Yıl sonu itibarıyla enflasyonun yüzde 40 seviyesine gerileyeceğini öngörüyoruz. Bundan sonra ikinci aşamada enflasyonu yüzde 20’ye düşürmek asıl soru işareti olacak. Ayrıca, büyüme de yavaşlıyor ve büyüme yavaşladığında TCMB’nin reaksiyonu da önemli olacak.”
Wietoska, büyüme yavaşladığında ve enflasyon gerilediğinde faiz indirimi için doğru zaman olacağını belirterek, “Bu yıl kasım ve aralık olmak üzere 500 baz puan faiz indirimi öngörüyoruz. Bu baz senaryomuz ve gevşeme gelecek yılın başlarında da sürecektir.” dedi.
TCMB’nin sıkı para politikası duruşunu sürdürmesinin önemli olduğunu kaydeden Wietoska, “Kolay olmayacak ama daha önce dünyada yüzde 75 enflasyonu olan hiçbir ülke resesyona girmeden enflasyonu düşürmedi. Türkiye resesyona girmeden ekonomisini dengelemeyi başarabilirse eşsiz bir örnek olacak ki Türkiye’nin bunda başarılı olacağı konusunda oldukça iyimseriz. Ancak yarı yolda politika hataları olmamalı.” diye konuştu.
Yıl sonu dolar/TL beklentilerinin ise 37 olduğunu kaydeden Wietoska, TL’de reel anlamda değer kazancı öngördüklerini söyledi.
TL TAHVİLLERE 10 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE GİRİŞ OLABİLİR
Uluslararası yatırımcıların Türkiye algısındaki değişimi de değerlendiren Wietoska, “carry trade” ve yabancı para cinsinden ticarete ilginin oldukça yüksek olduğunu ve son 6 ayda bu alanda Türkiye ile ilgilenmeyen yatırımcı neredeyse olmadığını söyledi.
Wietoska, ancak asıl önemli noktanın Türk lirası cinsinden tahvillere yatırım olduğunun altını çizerek, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Burada da bakış açısında büyük bir değişiklik söz konusu. Yabancılar tahviller konusunda oldukça heyecanlı. Kısa süre önce uluslararası yatırımcılarla bir toplantıdaydım ve Türkiye en gözde ülkelerden biriydi. Yatırımcılar sabit gelir ticaretine girmekle çok daha fazla ilgileniyorlar. Henüz yolun başındayız ancak son 8 haftada (Türk lirası cinsinden tahvillere) 8,5 milyar dolarlık giriş gördük. Bu rakam yıl sonuna kadar 20 milyar dolara kadar çıkabilir. Yani bu yılın sonuna kadar en az 10-15 milyar dolarlık daha tahvil girişi için imkan var. Önümüzdeki yıl bu rakam daha da artabilir ve mevcut yaklaşık 10 milyar dolara kıyasla toplamda 30-40 milyar dolara ulaşabilir.”
Deutsche Bank ekonomistleri, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,5 büyümesini bekliyor.
TÜRKİYE’DEN URANYUM ZENGİNİ ÜLKEYE ÜST DÜZEY TEMAS
Nijer’de askeri darbenin üzerinden neredeyse 1 yıl geçerken ülkede değişen siyasi ve diplomatik dengeler yeni aktörlere hareket alanı açtı.
General Abdurrahmane Tchiani önderliğinde 26 Temmuz 2023’te başa gelen askeri yönetim, Batılı müttefikleriyle neredeyse tüm bağlarını koparırken, yeni ittifaklar ve ilişkilerle ülkenin siyasi ve ekonomik gelişiminin önünü açmaya çalışıyor.
Batı’nın Afrika’daki en yakın müttefiklerinden biri kabul edilen Nijer’deki yönetim değişikliği en çok Fransa ile ilişkileri etkiledi.
Tchiani yönetimi başa geçtikten çok kısa süre sonra 4 Ağustos 2023’te Fransa ile askeri işbirliğini sonlandırdı ve 25 Ağustos’ta da Fransa’nın Niamey Büyükelçisi Sylvain Itte’yi “istenmeyen kişi” ilan etti.
Itte’nin istenmeyen kişi ilan edilmesi, iki ülke arasında benzeri görülmemiş bir diplomatik krize neden olsa da Fransa, kararın meşru olmadığı gerekçesiyle Itte’nin ülkede kalması için her yolu denedi.
Büyükelçi Itte, yeni yönetimle yaklaşık 1 ay boyunca adeta köşe kapmaca oynadı ve “yakalanmamak” için büyükelçilik yerleşkesinden hiç ayrılmadı.
Nijer halkı, Fransız Büyükelçiliği önünde neredeyse her gün Itte’nin ülkeyi terk etmesi için eylem yaparken, yerleşkenin elektrik ve suyu kesildi, gıda tedariki de engellendi.
Kendisine 25 Ağustos’ta ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre verilen Büyükelçi Itte, 27 Eylül’de Nijer’den ayrıldı.
Itte’nin diplomatik bir kriz sonrası ülkeden ayrılmasının ardından Fransa, 22 Aralık 2023’te hem Niamey Büyükelçiliğini kapattı hem de ülkede konuşlu 1500 askerini geri çekti.
ECOWAS’TAN ASKERİ MÜDAHALE TEHDİDİ
Öte yandan Nijer’in de üyesi olduğu Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Nijer’e darbe sonrası bir dizi yaptırım uyguladı ve ECOWAS üyesi komşu ülkeler Nijer’e tüm sınırlarını kapattı.
ECOWAS, darbenin ilk gününden beri ev hapsinde tutulan devrik lider Muhammed Bazum’un serbest bırakılması ve anayasal düzene dönülmesi yönündeki çağrılarını sık sık tekrarlasa da askeri yönetimden beklediği tepkiyi alamadı.
Üye ülkelerin liderleri sık sık darbe gündemiyle bir araya gelirken bir yandan da din adamları, eski siyasetçiler ve kanaat önderlerinden oluşan arabulucu heyetleri de askeri yönetimle görüşmelerde bulundu.
Tüm girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle Ağustos 2023’te Nijer’e askeri operasyon düzenlenebileceğini duyuran ECOWAS, krizlere müdahale için kurduğu ihtiyat kuvvetlerinin hazırlanması talimatını verdi.
ECOWAS’ın bu talimatı bir süre sadece bölgesel değil uluslararası kamuoyunda da geniş yankı bulsa da topluluk Nijer’e herhangi bir askeri müdahalede bulunmadı.
3 ÜLKEDEN KONFEDERASYON KARARI
Askerlerin yönetimde olduğu komşu ülkeler Mali ve Burkina Faso ise ECOWAS’ın operasyon tehdidine karşı Nijer’i korumak üzere harekete geçti.
ECOWAS’ın Nijer’e olası askeri müdahale planına karşı ortak savunma gücü oluşturan üç ülke, Eylül 2023’te “Sahel Devletleri İttifakını (AES)” kurdu.
Söz konusu üç ülke, Ocak 2024’te de ECOWAS’tan ayrıldıklarını duyurarak, konfederasyon kurma konusunda anlaştı.
AES’nin Nijer’de 6 Temmuz’da düzenlenen ilk zirvesinde de Nijer, Mali ve Burkina Faso’nun konfederasyon kurmalarına olanak veren ortak bildiri imzalandı.
ABD’NİN, RUSYA VE İRAN RAHATSIZLIĞI NİAMEY İLE ASKERİ İLİŞKİLERİ KOPARDI
Nijer’deki yeni yönetim, Fransa ile ilişkileri koparsa da ABD tarafıyla diyaloğu sürdürdü ve ABD’nin o dönem yeni atanan Niamey Büyükelçisi Kathleen FitzGibbon’un darbeden kısa süre sonra ülkeye girişine müsaade etti.
ABD, Fransa’nın aksine, Nijer’e yapılan yardımların kesilmemesi için de yaşanan yönetim değişikliğini uzun süre “darbe” olarak nitelemekten kaçındı.
Darbe sonrası Fransa ve Avrupalı askeri birlikleri ülkeden gönderen Niamey yönetimi, Mali ve Burkina Faso gibi Rusya ile yakınlaşma sürecine girdi.
Bu süreçte, İran’ın Nijer’den uranyum satın alması konusunda uzlaşıldığı, hatta 2 ülke arasında bu minvalde bir ön anlaşma imzalandığı iddiaları ABD basınında geniş yer aldı.
İddiaların ardından ABD Afrika Komutanlığından (AFRICOM) bir heyetin 12-13 Mart’ta Niamey’e yaptığı ziyarette, Nijer’in İran ve Rusya ile yakınlaşmasından duyulan rahatsızlıktan bahsetmesi ise askeri yönetimi kızdırdı.
Niamey yönetimi, 17 Mart’ta, 2012’de ABD ile imzalanan askeri işbirliği anlaşmasını feshetti ve ABD askerlerinin en kısa sürede ülkeden ayrılması talebinde bulundu.
ABD MİLYON DOLARLIK İHA ÜSSÜNDEN ÇEKİLİYOR
Nijer’de yaklaşık 1000 askeri ve insansız hava aracı (İHA) üssü bulunan ABD, işbirliğinin sonlanması üzerine haziranda başlattığı çekilme sürecini büyük ölçüde tamamladı.
İlk etapta başkent Niamey’de Avrupa ülkeleriyle ortak kullandıkları 101. hava üssünden çekilen ABD, Sahra çölünün kuzey ucunda yer alan Agadez’deki İHA üssü Niger 201’den de 15 Eylül’e kadar çıkmış olacak.
Niger 201, ABD’nin Cibuti’deki daimi üssünden sonra İHA operasyonlarını da yürüttüğü Afrika’daki en büyük ikinci üssü konumunda bulunuyor.
İnşaatı ve finansmanı ABD’ye, mülkiyeti ise Nijer ordusuna ait üs, yüksek teknolojili uydu iletişim sistemleriyle 2019’dan bu yana hizmet veriyor.
Nijer devletinden 10 yıllığına kiralanan Niger 201, ABD’nin en büyük ve en pahalı İHA üssü olarak kabul ediliyor.
İnşası için 110 milyon, yıllık bakımı için ise 30 milyon dolar harcayan ABD, söz konusu üssü, Sahel’deki ana istihbarat ve gözetleme merkezi olarak kullanıyor.
RUS ASKERİ EĞİTMENLER NİJER’DE
ABD ve Fransa ile askeri işbirliklerini fesheden Nijer, bu süreçte Rusya ile yakınlaşmaya devam etti.
Nijer ve Rusya arasında ocakta imzalanan askeri işbirliği kapsamında Rus askeri eğitmenler nisanda Nijer’e geldi.
Rus eğitmenler, Moskova’dan tedarik edilen hava savunma sistemlerinin kullanımına ilişkin Nijer güçlerini eğitecek.
FRANSIZ ŞİRKETİN URANYUM RUHSATI IPTAL EDİLDİ
Dünyanın en büyük uranyum tedarikçileri listesinde 7’nci sırada yer alan Nijer, 2022 verilerine göre, dünyadaki uranyum arzının yüzde 5’ini karşıladı.
Nijer, 311 bin 110 metrik tonluk uranyum rezerviyle Fransa’nın 3. AB’nin de 2. en büyük uranyum tedarikçisi konumunda bulunuyor.
Fransa, devlete ait nükleer enerji şirketi Orano, eski ismiyle “Areva” üzerinden eski sömürgesi Nijer’den yaklaşık 50 yıldır uranyum temin ediyor.
Askeri yönetimin Fransa ile diplomatik ve askeri ilişkileri sonlandırmasının ardından uranyum tedariki konusunda da Fransa zor bir dönemece girdi.
Niamey yönetimi, Orano’nun ülkenin kuzeyindeki Imouraren uranyum yatağındaki işletme ruhsatını 20 Haziran itibarıyla sonlandırdı.
Niamey buna gerekçe olarak, söz konusu yatağı 2015’te faaliyete sokmayı planlayan Orano’nun uyarılara rağmen sahada madencilik çalışmalarına başlamamasını gösterdi.
Orano, 2011’de yaşanan Fukuşima nükleer felaketinin ardından uranyum piyasasının düşmesiyle söz konusu sahadaki çalışmalarını askıya almıştı.
Askeri hükümet ise mart ayından başlayarak 3 ay içinde söz konusu sahada madencilik çalışmalarına başlanmazsa şirketin işletme ruhsatının geri çekileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.
Imouraren, yaklaşık 200 bin ton rezerviyle dünyanın en önemli uranyum yataklarından biri kabul ediliyor.
TÜRKİYE’DEN NİJER’E ÜST DÜZEY ZİYARET
Türkiye ile Nijer arasında ekonomik, siyasi ve askeri ilişkiler, yeni yönetimin iş başına gelmesinin ardından da devam etti.
Başbakan ve Ekonomi ve Finans Bakanı Ali Mahamane Lamine Zeine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davetlisi olarak 1 Şubat’ta Türkiye’ye gitti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilen Zeine, savunma sanayii şirketlerini ziyaret etti, heyetler arası görüşmelerde bulundu.
Bu ziyaretten sonra Türkiye’den de üst düzey bir heyet, bugün Niamey’de temaslarda bulunacak.
Heyette Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ve Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar yer alıyor.
]]>İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Ticaret Borsası iş birliğinde düzenlenen Özbekistan Ticaret ve Yatırım Fırsatları Toplantısı, T.C. Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapçıoğlu, İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Metin Akdaş ile İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak’ın açılış konuşmalarıyla başladı.
ÖZBEKİSTAN’DAN ÜST DÜZEY KATILIM
Özbekistan Navoi Valisi Tursunov Normat Tulkunovıch’in sunum gerçekleştirdiği toplantıda, Özbekistan Yatırım Sanayi ve Ticaret Bakan Yardımcısı Akrom Aliyev bir konuşma yaptı. Toplantıya, Navoi İli Vali Yardımcısı Gafforov Elbek Istamovich, Özbekistan Türkiye Ticaret Evi Yönetim Kurulu Başkanı Yangibaev Khamid Davronbekovich katıldı.
KEBAPÇIOĞLU: İKİ ÜLKE ARASINDAKİ BAĞ GÜÇLENECEK
Özbekistan’la Türkiye’nin derin bir ilişkisi olduğunu vurgulayan T.C. Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapçıoğlu, Özbekistan’daki ticaret ve yatırım fırsatlarını konu alan bir toplantının düzenlenmesinin Türkiye-Özbekistan bağlarına güçlü bir ivme kazandıracağını belirterek, Dışişleri Bakanlığı olarak gereken ilgi ve katkıyı vereceklerini ifade etti.
ÖZPOYRAZ: YATIRIMCI SAYISI ARTIRILMALI
Özbekistan’ın en önemli ihraç ürünlerinden birinin pamuk ve pamuk ipliği olduğunu söyleyen İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, Dikili, Kınık ve Bayındır ilçelerindeki Tarıma Dayalı İhtisas Organize Bölgelerinde, Özbekistan ile iş birliğinin yapılabileceğini vurguladı. Özpoyraz, Özbekistan ile iş yapan firma ve yatırımcı sayısının artırılmasına odaklanılması gerektiğini belirtti.
AKDAŞ: TİCARET FAZLASI VEREN BİR KONUMDAYIZ
Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Metin Akdaş, İzmir’in Özbekistan ile yaptığı ticarette, ticaret fazlası veren bir konumda olduğunu belirterek “Özbekistan ile geçtiğimiz yıl imzalanan Tercihli Ticaret Anlaşması, karşılıklı ticaretimizin gelişmesi adına atılmış olumlu bir adımdır. Özbekistan ile dış ticaretimiz, 2023 yılında 3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam, gerçek potansiyelin çok altındadır. İzmir ile Özbekistan arasında 110 milyon dolar olan ticaret hacminin de istenen seviyede olmadığını görüyoruz. İzmir’in barındırdığı potansiyel, kentimiz ile Nevai bölgesi arasında yapılabilecek geniş işbirliklerinin varlığına işaret etmektedir.” dedi.
UÇAK: SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIMDA İŞ BİRLİĞİ
İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak yaptığı açılış konuşmasında, kuraklık ve aşırı hava şartları oldukça hassas bir bölgede yer alan Özbekistan’ın, modern tarım teknikleri ve teknolojilerini benimsediğini söyleyerek, tarımsal sulama sistemlerinin teşvik edilerek sürdürülebilir tarım ve su yönetimi konularında iş birliği yapılabileceğini vurguladı.
NAVOİ VALİSİ TULKUNOVİCH: ULAŞTIRMA HİZMETLERİNİN YÜZDE 50’SİNİ DEVLET KARŞILIYOR
Özbekistan Navoi İli Valisi Tursunov Normat Tulkunovich yaptığı sunumda, Navoi bölgesinin tamamının Organize Sanayi Bölgesi olarak yasal statüye sahip olduğunu anlattı. Vali, buraya yapılacak yatırımların teşvik edilmesi amacıyla emlak, su ve kurumlar vergisi gibi vergilerden yatırımcıların muaf tutulduğundan bahsetti. Aynı zamanda, ihracatı ve yatırımı kolaylaştıracak imkanlar sağlamak için ulaştırma hizmetlerinin yüzde 50’sinin devlet tarafından karşılandığını ve devletin yer tahsis kolaylığı sağladığını belirtti. Vali, Türkiye ile birlikte çalışabileceklerini belirterek, Özbekistan’a Türk yatırımcıları davet etti ve ortak projelerin geliştirilmesi için destek vereceklerini vurguladı.
BAKAN YARDIMCISI ALİYEV: NÜFUSUN YÜZDE 60’I GENÇ
Özbekistan Yatırım Sanayi ve Ticaret Bakan Yardımcısı Akrom Aliyev, Özbekistan nüfusunun yüzde 60’ını gençlerin oluşturduğunu vurguladı. Özbekistan’da büyük reformlar yapıldığını ve bu reformların meyvelerini yavaş yavaş almaya başladıklarını belirten Bakan Yardımcısı Aliyev, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ticaretin katlanarak artması için tüm şartların mevcut olduğunu vurguladı.
]]>İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Ticaret Borsası iş birliğinde düzenlenen Özbekistan Ticaret ve Yatırım Fırsatları Toplantısı, T.C. Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapçıoğlu, İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Metin Akdaş ile İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak’ın açılış konuşmalarıyla başladı.

ÖZBEKİSTAN’DAN ÜST DÜZEY KATILIM
Özbekistan Navoi Valisi Tursunov Normat Tulkunovıch’in sunum gerçekleştirdiği toplantıda, Özbekistan Yatırım Sanayi ve Ticaret Bakan Yardımcısı Akrom Aliyev bir konuşma yaptı. Toplantıya, Navoi İli Vali Yardımcısı Gafforov Elbek Istamovich, Özbekistan Türkiye Ticaret Evi Yönetim Kurulu Başkanı Yangibaev Khamid Davronbekovich katıldı.
KEBAPÇIOĞLU: “İKİ ÜLKE ARASINDAKİ BAĞ GÜÇLENECEK”
Özbekistan’la Türkiye’nin derin bir ilişkisi olduğunu vurgulayan T.C. Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapçıoğlu, Özbekistan’daki ticaret ve yatırım fırsatlarını konu alan bir toplantının düzenlenmesinin Türkiye-Özbekistan bağlarına güçlü bir ivme kazandıracağını belirterek, Dışişleri Bakanlığı olarak gereken ilgi ve katkıyı vereceklerini ifade etti.
ÖZPOYRAZ: “YATIRIMCI SAYISI ARTIRILMALI”
Özbekistan’ın en önemli ihraç ürünlerinden birinin pamuk ve pamuk ipliği olduğunu söyleyen İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, Dikili, Kınık ve Bayındır ilçelerindeki Tarıma Dayalı İhtisas Organize Bölgelerinde, Özbekistan ile iş birliğinin yapılabileceğini vurguladı. Özpoyraz, Özbekistan ile iş yapan firma ve yatırımcı sayısının artırılmasına odaklanılması gerektiğini belirtti.

AKDAŞ: “TİCARET FAZLASI VEREN BİR KONUMDAYIZ”
Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Metin Akdaş, İzmir’in Özbekistan ile yaptığı ticarette, ticaret fazlası veren bir konumda olduğunu belirterek “Özbekistan ile geçtiğimiz yıl imzalanan Tercihli Ticaret Anlaşması, karşılıklı ticaretimizin gelişmesi adına atılmış olumlu bir adımdır. Özbekistan ile dış ticaretimiz, 2023 yılında 3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam, gerçek potansiyelin çok altındadır. İzmir ile Özbekistan arasında 110 milyon dolar olan ticaret hacminin de istenen seviyede olmadığını görüyoruz. İzmir’in barındırdığı potansiyel, kentimiz ile Nevai bölgesi arasında yapılabilecek geniş işbirliklerinin varlığına işaret etmektedir.” dedi.
UÇAK: “SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIMDA İŞ BİRLİĞİ”
İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak yaptığı açılış konuşmasında, kuraklık ve aşırı hava şartları oldukça hassas bir bölgede yer alan Özbekistan’ın, modern tarım teknikleri ve teknolojilerini benimsediğini söyleyerek, tarımsal sulama sistemlerinin teşvik edilerek sürdürülebilir tarım ve su yönetimi konularında iş birliği yapılabileceğini vurguladı.
NAVOİ VALİSİ TULKUNOVİCH: “ULAŞTIRMA HİZMETLERİNİN YÜZDE 50’SİNİ DEVLET KARŞILIYOR”
Özbekistan Navoi İli Valisi Tursunov Normat Tulkunovich yaptığı sunumda, Navoi bölgesinin tamamının Organize Sanayi Bölgesi olarak yasal statüye sahip olduğunu anlattı. Vali, buraya yapılacak yatırımların teşvik edilmesi amacıyla emlak, su ve kurumlar vergisi gibi vergilerden yatırımcıların muaf tutulduğundan bahsetti. Aynı zamanda, ihracatı ve yatırımı kolaylaştıracak imkanlar sağlamak için ulaştırma hizmetlerinin yüzde 50’sinin devlet tarafından karşılandığını ve devletin yer tahsis kolaylığı sağladığını belirtti. Vali, Türkiye ile birlikte çalışabileceklerini belirterek, Özbekistan’a Türk yatırımcıları davet etti ve ortak projelerin geliştirilmesi için destek vereceklerini vurguladı.

BAKAN YARDIMCISI ALİYEV: “NÜFUSUN YÜZDE 60’I GENÇ”
Özbekistan Yatırım Sanayi ve Ticaret Bakan Yardımcısı Akrom Aliyev, Özbekistan nüfusunun yüzde 60’ını gençlerin oluşturduğunu vurguladı. Özbekistan’da büyük reformlar yapıldığını ve bu reformların meyvelerini yavaş yavaş almaya başladıklarını belirten Bakan Yardımcısı Aliyev, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ticaretin katlanarak artması için tüm şartların mevcut olduğunu vurguladı.
Özellikle sosyal medyada yürütülen ‘Bodrum çok pahalı’, ‘şezlonglar boş’, ‘ilçeye kimse gelmiyor’ algısına turizmciler isyan etti. Lahmacunla başlayan fiyat kıyaslamasında, 1 top dondurmaya kadar sosyal medyadan paylaşımlar haberlere bile konu oldu. İlçenin en pahalı restoranların çeken vatandaşlar bunları sosyal medyada paylaşınca turizmciler bu duruma tepki gösterdi.
SAHİLDE ADIM ATACAK YER YOK
Bodrum’un Ortakent Sahili’nde rengarenk görüntüler oluşurken, sahilde iğne atsan yere düşmeyecek kadar dolu olması yapılan sosyal medya paylaşımlarının tam tersini gösterdi. Hava sıcaklığının 40 dereceye kadar çıkmasıyla birlikte büyük bir kısmı yerli turistten oluşan vatandaşlar sahile akın etti. Adım atacak yer kalmayan sahilde denize girenler nedeniyle şezlonglar boş olduğu görüldü.
FİYATLAR BÖLGE BÖLGE DEĞİŞİYOR
Bodrum’da bulunan 13 koyda ise fiyatlar bölgesine göre değişiklik gösteriyor. Bodrum merkezin fiyatları orta ve yüksek gelirlilere göre değişkenlik gösterirken, Gümbet mahallesi düşük bütçeli tatil yapma fırsatı sunuyor. Bitez, Ortakent, Akyarlar ve Turgutreis orta ve yüksek gelirlilerin tatil yapabileceği bölgeler arasında yer alıyor. Gümüşlük, Kadıkalesi ve Gündoğan ise düşük, ota ve yüksek gelirli vatandaşların tatil yapma imkanı sağlıyor. Bodrum’un pahalı algısını yöneten Yalıkavak ve Türkbükü’de ise jet sosyetenin, iş, sanat ve spor camiyasının ünlü isimlerinin, Ultra zengin olarak tabir edilen gelir düzeyleri çok yüksek olan vatandaşlara tatil yapma tercihi sunuyor. Torba ve Yalıçiflik mahalleleri ise gelir düzeyinin düşük ve orta ölçekli olan vatandaşlara hitap ediyor.
Acropol Of Bodrum Beach Hotel Genel Müdür Okan Çağla ise, “Daha ağırlıklı Ortakent Sahili’nde iç pazardan misafirlerimiz var. Kötü bir turizm sezonu yaşıyoruz diyemeyiz. Çok iyi bir sezon olduğu da söylenemez. Bu çıkan pahalı fiyat haberleri doğruları yansıtmıyor. Bodrum’da her bütçeye göre bir tatil var. Zaten oda başkanları, STK başkanları ortak bir açıklama yaparak olumsuz ve yüksek fiyat algısı ve haberleriyle ilgili açıklamalarda bulundular. Bu sosyal medyada yürütülen pahalı algısı ve Bodrum çok pahalı haberleri gerçeği yansıtmıyor. Yüksek fiyatlı tatil Bodrum’un her yerinde değildir. Bodrum’da her bütçeye göre bir tatil var. Yoğun bir gün yaşıyoruz ve bu saatten sonra da böyle gitmesini bekliyoruz turizmin. Bunu zaman gösterecek, şuan için gayet iyi her şey” dedi.
Herodot Beach Otel İşletmecisi Hasan Yiğit de otelinin ve beachin tamamen dolu olduğunu ifade ederek, “Otelimiz ağzına kadar dolu, beache gelen 20 kişiyi redetmek zorundan kaldık doluluktan dolayı. Bir tane boş şezlongumuz, masamız ve sandalyemiz kalmadı. Yapılan haberler doğru değil, başka amaç ve maksatlar güdülüyor. 2 haftadır yaz coşkusu devam ediyor. Bodrum’un bazı bölgelerinde pahalı bölgeleri var ama Ortakent sahili için pahalı demek mümkün değil bence. Ortakent Sahili’nde yerli turist sayımız biraz daha fazladır” diye konuştu.
Buna göre, Fed’in eylülde faiz indirimlerine başlamasının ardından aralık ayında da politika faizini düşüreceği beklenirken, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) da aynı aylarda Fed’e eşlik edeceği öngörülüyor.
Öte yandan, Cumhuriyetçi Parti’den başkanlık için yarışan eski ABD Başkanı Trump’ın hafta sonu Pensilvanya’daki mitingde kürsüden destekçilerine hitap ettiği sırada silahlı saldırıya uğraması sonrası Trump’ın başkanlık ihtimali oldukça güçlenirken, bu durumun ticaret savaşlarının gündeme getirmesiyle Asya’da satış baskısının artması da dikkati çekiyor.
Analistler, söz konusu gelişmelerin fiyatlamaları zorlaştırdığını kaydederek, yeniden başkan seçilmesi halinde Trump’ın izleyeceği politikalara yönelik haber akışının yatırımcıların odağında olduğunu bildirdi.
Enflasyon tehlikesinin azalması ve ticaret savaşlarının yeniden gündeme gelebileceği endişesi tahvil piyasalarında alış ağırlıklı bir seyrin öne çıkmasına neden olurken, dün ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,17 ile 13 Mart’tan bu yana en düşük günlük kapanışını gerçekleştirdi.
Emtia piyasalarında da hareketlilik öne çıkarken, dün altının ons fiyatı yüzde 1,9 artışla 2 bin 469 dolarla rekor kapanış gerçekleştirmesinin ardından yeni günde önceki kapanışın yüzde 0,1 altında 2 bin 467 dolardan alıcı buluyor.
Dolar endeksi 104,2 seviyesinde bulunurken, Brent petrolün varil fiyatı 83 dolardan satılıyor.
ABD’de bilanço sezonu da hisse ve sektör bazlı oynaklığı artırırken, ABD’nin büyük bankalarından Morgan Stanley’nin net karı bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 41 arttı, Bank of America’nın net karı ise yüzde 6,7 azaldı.
Morgan Stanley ve Bank of America’nın hisseleri, beklentilerin üzerinde gerçekleşen finansal sonuçları sonrası sırasıyla yüzde 0,8 ve yüzde 5,3 değer kazandı.
Bugün de Johnson & Johnson başta olmak üzere şirket finansal sonuçları takip edilecek.
New York Borsası’nda dün Nasdaq endeksi yüzde 0,2, S&P 500 endeksi yüzde 0,64 ve Dow Jones endeksi yüzde 1,85 yükselirken, S&P ve Dow Jones endeksleri rekor kapanış gerçekleştirdi. ABD’de endeks vadeli kontratları yeni güne ise karışık seyirle başladı.
Avrupa borsalarında satış ağırlıklı seyir dün de devam ederken, bugün Avro Bölgesi’nde açıklanacak enflasyon verileri yatırımcıların odağına yerleşti.
Ayrıca, yarın ECB’nin açıklayacağı faiz kararının varlık fiyatları üzerinde etkili olması beklenirken, politika metni ve ECB Başkanı Christine Lagarde’ın yapacağı açıklamalardan alınacak ipuçları yakından takip edilecek.
ECB’nin yarın politika faizini sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılırken, bölgede makroekonomik verilerin ekonomik aktivitenin öngörülenden daha fazla yavaşladığına ilişkin endişeler varlığını koruyor.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,22, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,69, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,39 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,02 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında Hong Kong hariç satış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, Çin ile ABD arasındaki olası ticaret savaşları piyasaları baskılayan ana etken olmayı sürdürüyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,2, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,7 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,2 gerilerken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,3 yükseldi.
Yurt içinde dün alıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,67 artışla 11.139,34 puandan tamamlayarak, rekor kapanış gerçekleştirirken, gördüğü en yükse seviyeyi de 11.188,12 puana taşıdı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 33,0551’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 33,0910 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde konut satış istatistikleri, yurt dışında ise Avro Bölgesi’nde enflasyon ve ABD’de inşaat izinleri ile Fed’in Bej Kitap Raporu başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 11.250 ve 11.350 puanın direnç, 11.000 ve 10.900 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, haziran ayı konut satış istatistikleri
10.00 Türkiye, mayıs ayı konut fiyat endeksi
10.00 Türkiye, mayıs ayı özel sektörün yurt dışından sağladığı kredi borcu
12.00 Avro Bölgesi, haziran ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)
15.30 ABD, haziran ayı konut başlangıçları
15.30 ABD, haziran ayı inşaat izinleri
16.15 ABD, haziran ayı sanayi üretimi
16.15 ABD, haziran ayı kapasite kullanım oranı
21.00 ABD, Fed’in Bej Kitap Raporu
Business Insider’da yer alan habere göre Bank of America, “Yüksek getirili tahviller son yıllarda ABD hisse senetleriyle birlikte hareket etti, ancak son zamanlarda en düşük kaliteli şirketler geride kalıyor, hatta hisse senedi endeksleri birkaç büyük oyuncuya dayanıyor” dedi. Yılbaşından bu yana S&P 500 yaklaşık %19 yükselirken, iShares High Yield Corporate Bond ETF %4 arttı.
Ultra-riskli tahviller ve güvenlik açığı
Bankaya göre daha da endişe verici olan, tahvil piyasasının derinliklerinde, ultra-riskli tahvillerin daha az riskli muadillerinden ayrışması. Bank of America, en düşük kaliteli CCC dereceli kurumsal borcun, daha güvenli B dereceli tahvillerden son 25 yılın en geniş ayrışmasını gösterdiğini belirtti. Banka, “Çöp tahvil spreadleri 1999 gibi uyarı veriyor” dedi. BofA “1999’da, CCC’den B’ye spread oranı, dot-com piyasasının zirve yapmasından yaklaşık bir yıl önce 3x’in üzerine çıktı” ifaderiyle dot-com krizine atıfta bulundu.
Dot-com balonu ve ayı piyasası
Mart 2000’deki dot-com balonu krizi, Nasdaq 100’ün %78 düşmesine yol açan 30 aylık bir ayı piyasası gerilemesiyle sonuçlandı. Tahvil piyasasından gelen bu uyarı sinyali, şirketlerin yapay zekadan ne zaman kar elde edeceği konusundaki belirsizlikle birleşince, Bank of America yatırım konusunda temkinli bir görüşe sahip.
Yatırımcılar için öneriler
Banka, yatırımcıların tahvil piyasasındaki risklerini “kredi kalitesini artırarak” azaltmaları ve mega-cap teknoloji hisse senetleri yerine değer hisselerini tercih etmeleri gerektiğini söyledi. Bank of America, “ABD hanehalklarının 2024’ün ikinci yarısında mega-cap teknoloji hisselerinden kar elde etmesini bekliyoruz. Kredi piyasaları hisse rallisini doğrulamıyor ve yatırımcılar yapay zekadan sabırsızlanıyor” dedi.
Bu durum, yatırımcılar için piyasaların ne kadar kırılgan olabileceğini ve dikkatli olunması gerektiğini gösteriyor. Bank of America’nın bu uyarısı, piyasaların dikkatle izlenmesi ve risklerin yönetilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bank of America Global Research hisse senedi stratejisti Savita Subramanian geçen ay MorningStar’ın yıllık yatırım konferansında yaptığı konuşmada Amerikan hisse senedi piyasasında değer hisselerinin cazip değerlemeler sunduğunu ifade etmişti.. Subramanian, büyüme odaklı şirketlerin öne çıktığı bu dönemde, değer hisselerinin düşük çarpanlarla işlem gördüğünü vurgulamıştı.

Çöp tahvil spread nedir?
Çöp (Junk) tahvil spread, genellikle düşük kredi notuna sahip olan ve dolayısıyla daha yüksek risk taşıyan “çöp” tahviller ile daha yüksek kredi notuna sahip, daha güvenli tahviller arasındaki getiri farkını ifade eder. Bu spread, riskli ve güvenli tahviller arasındaki faiz farkını ölçerek, yatırımcıların risk iştahını ve piyasa koşullarını değerlendirmelerine yardımcı olur.
IMF’nin raporunda, küresel ekonominin gelecek yıl ise yüzde 3,3 büyümesinin tahmin edildiği aktarıldı. Fonun nisan ayındaki tahminlerinde küresel ekonominin 2025’te yüzde 3,2 büyümesi öngörülmüştü.
Hizmet enflasyonunun, dezenflasyondaki ilerlemeyi geciktirdiği ve bunun da para politikasının normalleşmesini zorlaştırdığı kaydedilen raporda, enflasyona yönelik yukarı yönlü risklerin ve artan ticari gerilimler ile politika belirsizliği bağlamında faiz oranlarının daha uzun süre yüksek kalması ihtimalinin arttığı ifade edildi.
Raporda, bu riskleri yönetmek ve büyümeyi korumak için politika bileşiminin fiyat istikrarını sağlayacak ve azalan tamponları yenileyecek şekilde dikkatli bir şekilde sıralanması gerektiği vurgulandı.
TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN TAHMİN
Ülkelerin ekonomik büyüme tahminlerinin de paylaşıldığı raporda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,6 ve gelecek yıl yüzde 2,7 büyümesinin beklendiği kaydedildi.
IMF nisan ayındaki tahminlerinde Türkiye ekonomisinin 2024’te yüzde 3,1 ve 2025’te yüzde 3,2 büyümesini öngörmüştü.
ABD’NİN BÜYÜME BEKLENTİSİ DÜŞÜRÜLDÜ
ABD ekonomisine ilişkin büyüme beklentisi 2024 yılı için yüzde 2,7’den yüzde 2,6’ya düşürülen raporda, ülke ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininin ise yüzde 1,9 olarak korunduğu aktarıldı.
Raporda, Euro Bölgesi ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin ise bu yıl için yüzde 0,8’den yüzde 0,9’a çıkarıldığı, 2025 yılı için yüzde 1,5’te sabit bırakıldığı kaydedildi.
Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinden Almanya’nın büyüme tahminin bu yıl için yüzde 0,2 ve gelecek yıl için yüzde 1,3 olarak korunduğu belirtilen raporda, Fransa ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 0,7’den yüzde 0,9’a çıkarıldığı, gelecek yıl için ise yüzde 1,4’ten yüzde 1,3’e indirildiği bildirildi.
Raporda, İtalya ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin 2024 yılı için yüzde 0,7’de sabit bırakıldığı ve gelecek yıl için yüzde 0,7’den yüzde 0,9’a çıkarıldığı, İspanya ekonomisine ilişkin büyüme tahminin de bu yıl için yüzde 1,9’dan yüzde 2,4’e yükseltildiği ve gelecek yıl için yüzde 2,1 olarak korunduğu kaydedildi.
IMF’nin raporunda, İngiltere ekonomisinin büyüme beklentisi bu yıl için yüzde 0,5’ten yüzde 0,7’ye yükseltilirken, gelecek yıl için yüzde 1,5’te sabit tutulduğu ifade edildi.
ÇİN EKONOMİSİ NE KADAR BÜYÜYECEK?
Raporda, yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülke ekonomileri grubunda ise Çin ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 4,6’dan yüzde 5’e ve gelecek yıl için yüzde 4,1’den yüzde 4,5’e yükseltildiği aktarıldı.
Hindistan ekonomisinin bu yıla dair büyüme beklentisinin yüzde 6,8’den yüzde 7’ye yükseltildiği belirtilen raporda, ülke ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininin ise yüzde 6,5’te sabit tutulduğu kaydedildi.
Raporda, Rusya ekonomisine ilişkin büyüme tahminin ise bu yıl için yüzde 3,2 olarak korunduğu, gelecek yıl için yüzde 1,8’den yüzde 1,5’e indirildiği bildirildi.
]]>Raporda, küresel ekonominin nisan ayında yapılan tahminlerle uyumlu olarak 2024’te yüzde 3,2 büyümesinin beklendiği belirtildi.
IMF’nin raporunda, küresel ekonominin gelecek yıl ise yüzde 3,3 büyümesinin tahmin edildiği aktarıldı. Fonun nisan ayındaki tahminlerinde küresel ekonominin 2025’te yüzde 3,2 büyümesi öngörülmüştü.
Hizmet enflasyonunun, dezenflasyondaki ilerlemeyi geciktirdiği ve bunun da para politikasının normalleşmesini zorlaştırdığı kaydedilen raporda, enflasyona yönelik yukarı yönlü risklerin ve artan ticari gerilimler ile politika belirsizliği bağlamında faiz oranlarının daha uzun süre yüksek kalması ihtimalinin arttığı ifade edildi.
Raporda, bu riskleri yönetmek ve büyümeyi korumak için politika bileşiminin fiyat istikrarını sağlayacak ve azalan tamponları yenileyecek şekilde dikkatli bir şekilde sıralanması gerektiği vurgulandı.
Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,6 büyümesi bekleniyor
Ülkelerin ekonomik büyüme tahminlerinin de paylaşıldığı raporda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,6 ve gelecek yıl yüzde 2,7 büyümesinin beklendiği kaydedildi.
IMF nisan ayındaki tahminlerinde Türkiye ekonomisinin 2024’te yüzde 3,1 ve 2025’te yüzde 3,2 büyümesini öngörmüştü.
ABD ekonomisinin büyüme tahmini düşürüldü, Euro Bölgesi’nin yükseltildi
ABD ekonomisine ilişkin büyüme beklentisi 2024 yılı için yüzde 2,7’den yüzde 2,6’ya düşürülen raporda, ülke ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininin ise yüzde 1,9 olarak korunduğu aktarıldı.
Raporda, Euro Bölgesi ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin ise bu yıl için yüzde 0,8’den yüzde 0,9’a çıkarıldığı, 2025 yılı için yüzde 1,5’te sabit bırakıldığı kaydedildi.
Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinden Almanya’nın büyüme tahminin bu yıl için yüzde 0,2 ve gelecek yıl için yüzde 1,3 olarak korunduğu belirtilen raporda, Fransa ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 0,7’den yüzde 0,9’a çıkarıldığı, gelecek yıl için ise yüzde 1,4’ten yüzde 1,3’e indirildiği bildirildi.
Raporda, İtalya ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin 2024 yılı için yüzde 0,7’de sabit bırakıldığı ve gelecek yıl için yüzde 0,7’den yüzde 0,9’a çıkarıldığı, İspanya ekonomisine ilişkin büyüme tahminin de bu yıl için yüzde 1,9’dan yüzde 2,4’e yükseltildiği ve gelecek yıl için yüzde 2,1 olarak korunduğu kaydedildi.
IMF’nin raporunda, İngiltere ekonomisinin büyüme beklentisi bu yıl için yüzde 0,5’ten yüzde 0,7’ye yükseltilirken, gelecek yıl için yüzde 1,5’te sabit tutulduğu ifade edildi.
Çin ekonomisinin büyüme beklentisi yükseltildi
Raporda, yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülke ekonomileri grubunda ise Çin ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 4,6’dan yüzde 5’e ve gelecek yıl için yüzde 4,1’den yüzde 4,5’e yükseltildiği aktarıldı.
Hindistan ekonomisinin bu yıla dair büyüme beklentisinin yüzde 6,8’den yüzde 7’ye yükseltildiği belirtilen raporda, ülke ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininin ise yüzde 6,5’te sabit tutulduğu kaydedildi.
Raporda, Rusya ekonomisine ilişkin büyüme tahminin ise bu yıl için yüzde 3,2 olarak korunduğu, gelecek yıl için yüzde 1,8’den yüzde 1,5’e indirildiği bildirildi.
]]>“715 futbol sahası büyüklüğünde bir alan rehabilite edilecek”
Toplantıda bir konuşma yapan Yeniköy Kemerköy Enerji Genel Müdürü Erol Demir, rehabilitasyonun ilk yılında 65 hektarlık alanda yaklaşık 150 bin fidanın toprakla buluştuğunu söyledi. “Bu yılın sonunda 511 hektarda çok daha kapsamlı bir çalışmayı hayata geçireceğiz, sadece ağaç dikim mevsiminin gelmesini bekliyoruz. Önümüzde 715 futbol sahası büyüklüğünde rehabilite edilecek bir alan var. Bugün sizlerle beraber izlemiş olduğumuz konsept rehabilitasyon videomuzda doğaya geri kazandırma süreci tamamlandıktan sonraki Hüsamlar’ı gösterdik.” dedi.
“Milaslılar için yeni bir mesire alanı olacak”
Demir, rehabilitasyon öncesinde bölge halkı, üniversiteler ve yerel yöneticilerle bir araya geldiklerini bölgenin dokusuna uygun bir planlama yaptıklarını söyledi. Bu kapsamda hangi ağaçların nerelere dikileceğine karar verildiğini, bakımlarının düzenli bir şekilde yapıldığını belirten Demir, “Rehabilitasyon bölgesini sadece ağaçlandırmakla kalmayıp aslında bir mesire yeri haline getireceğiz, Milas halkı için yeni bir eğlence ve dinlenme yeri olacak. Bölgede üç tane göletimiz, yürüyüş ve dinlenme alanlarımız da olacak. Hüsamlar Yeniden diye çıktığımız bu yolda, Milas’tan ve Hüsamlar’dan bir süreliğine emanet olarak aldığımız alanları onlara geri vereceğiz” dedi.

“Bu proje, rehabilitasyon için örnek olacak”
Sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yapmaya da büyük önem verdiklerini belirten Demir, bu kapsamda 70 yıllık geçmişiyle Türkiye’nin en köklü çevre derneklerinden biri olan Türkiye Tabiatını Koruma Derneği ile izleme protokolü imzaladıklarını söyledi. “Derneğin bilim kurulu, sahadaki çalışmaları izledi, değerlendirdi ve raporladı. Dernek, sahada yaptığı incelemelerden sonra rehabilitasyon süreçleri ile ilgili iki rapor hazırladı ve bu raporları kendi web sitesinde yayımladı. Yani süreç boyunca şeffaf bir çalışma yürüttük” şeklinde konuştu.
Ali Rıza Koç: “Doğru yapılanı desteklemek, yanlış olanı söylemek gibi bir misyonumuz var”
Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Başkanı Ali Rıza Koç ise bir sivil toplum kuruluşu olarak bu çalışmada izleme ve raporlama görevi üstlendiklerini söyledi. TTKD olarak doğru yapılanı desteklemek, yanlış olanı söylemek misyonumuz var. Türkiye’de maalesef rehabilite edilen maden sayısı çok az, Yeniköy Kemerköy Enerji’nin başlattığı bu projeyi bu nedenle çok önemli buluyoruz. Oldukça şeffaf bir süreci birlikte yürüttük. Bilim kurulumuzun hazırladığı raporların şirket tarafından ciddiye alınıp projenin başarısı için gerekli olan adımları attıklarını görmek çok sevindirici. Bu rehabilitasyon projesinin ülkemize örnek olacağını düşünüyorum” dedi.
Sultan Gündüz, “Rehabilitasyonun kalbinde Milas’ın simgesi 500 yıllık anıt zeytin ağacı olacak”
Rehabilitasyon projesinin danışmanlarından Doç. Dr. Sultan Gündüz ise süreçte bölgedeki köylerde yaşayanlarla yakın ilişki kurduklarını ve onları da sürece dahil ederek rehabilitasyon çalışmasında onların önerilerini temel alan bir plan hazırladıklarını söyledi. Gündüz, “Bir rehabilitasyon projesinin doğanın ve bölge halkının ihtiyaçlarını karşılaması gerekiyor. Bizim de bunu başardığımızı düşünüyorum. Henüz yolun başındayız ancak rehabilitasyon alanında hayatın yeniden başladığını görmek hepimiz için heyecan verici. Biliyoruz ki bitkilerin de bir sosyolojisi var. Her bir bitki diğeri ile bir ilişki kurarak varlığını sürdürüyor. Hüsamlar’da biz bu ilişkileri de gözeterek çok detaylı ve geniş bir plan yaptık ve o planın merkezine bir zeytin ağacı yerleştirdik. 500 yaşında anıt ağaç olarak planlanan zeytin ağacı bulunduğu yerden uygun tekniklerle taşınarak rehabilitasyonun merkezinde yer alacak ve Milas’ı simgeleyecek” dedi.
İskender Gökçe: “Bu proje Hüsamlar’a iyi gelecek”
Hüsamlar Sosyal ve Kültürel Yardımlaşma Derneği Başkanı İskender Gökçe kamulaştırmadan sonra Hüsamlıların birlik ve beraberliklerini sürdürmeleri için dernekleştiklerini söyleyerek sözlerine şu şekilde devam etti: “Biz, Hüsamlar yok olmasın diye seneler evvel bir araya geldik ve dernekleştik. Yeniköy Kemerköy Enerji’nin bu rehabilitasyon planını biz de destekliyoruz. Çok değerli bir çalışma. Umarım uygulamaya geçildiğinde de yine hep birlikte oluruz. Biz Hüsamlar için bir araya geldik. Bu proje Hüsamlar’a iyi gelecek”
]]>Bakan Şimşek, uzun süredir teklif üzerinde ilgili tarafların görüşleri de alınarak çalışma yaptıklarını belirterek, “‘Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması’ ilkemiz doğrultusunda dar gelirlilere yük getirmeyecek şekilde hazırlanan yeni vergi taslağımızın bakanlık bünyesindeki çalışmaları tamamlandı. İlk paket, hükümet ve partimizin ilgili organlarında da ele alındı. Artık konu Yüce Meclis’in takdirinde” dedi.
Şimşek, kayıt dışılığı önleyecek, vergide etkinlik, adalet ve verimliliği sağlayacak düzenlemeler yaptıklarını, vergi güvenliğini önceliklendirdiklerini ve istisnaların kaldırılması yönünde adım attıklarını söyledi. Taslağa son şeklini verirken tarafların taleplerine yönelik de düzenlemelere gittiklerini ifade eden Şimşek, “Taslağımız, dar gelirli vatandaşa yönelik hükümler içermemesine karşın bu şekilde itham edildiğimiz yönlere çekildi. Pakette, vergi adaletinin güçlendirilmesi, sermayeye yönelik vergi uygulamaları getirilmesi ve doğrudan vergilerin payının artırılması için düzenleme önerileri bulunuyor. Çalışmalarımızı, Türkiye’de vergilendirilmemiş alan bırakılmaması amacıyla yürütmeye devam edeceğiz. Kayıt dışılıkla kararlı mücadele ve gönüllü uyumu artıracak, bu yolla mali disiplini güçlendirecek adımlar atacağız” diye konuştu.
ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERE ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ
Teklif ile yıllık konsolide hasılatı 750 milyon euro eşiğini aşan çok uluslu şirketlerin düşük vergileme yapılan ülkelerdeki şube, iştirak ve iş yerlerinin asgari yüzde 15 kurumlar vergisine tabi tutulmasına yönelik yeni bir vergileme sistemi oluşturulacak. OECD’nin kurallarına uyumlu hazırlanan model, çok uluslu şirketlerin kazançlarının her hal ve takdirde yüzde 15 vergi yükü taşımasını amaçlıyor. Asgari kurumlar vergisi uygulamasına geçmeyen ülkeler, vergileme haklarını bir başka ülkeye devretmiş oluyor. Türkiye’de nihai ana işletmesi yurt dışında bulunan 1024 grup bulunurken, bunların ülkede 2 bin 134 işletmesi yer alıyor.
Teklif ile ayrıca kurumlar vergisi mükelleflerinin hesaplayacakları kurumlar vergisinin tespitine yönelik vergi güvenlik müessesi getiriliyor. Mükelleflerin ödeyecekleri kurumlar vergisi, beyan ettikleri kazancın indirim ve istisnalar düşülmeden önceki tutarının yüzde 10’undan aşağı olamayacak. Yeni işe başlayanlardan 3 yıl asgari vergi alınmayacak, mevcut yatırım teşvik belgesi olan mükelleflerin hakları korunacak, bazı istisna kazançlar kapsam dışında bırakılacak. Mikro ve küçük işletmelerin teknoloji geliştirme bölgeleri kazanç istisnası ile AR-GE ve tasarım indirimleri kapsam dışında olacak.
YAP-İŞLET-DEVRET MODELİNE KURUMLAR VERGİSİ
Teklif ile Türkiye’deki büyük yatırımlardan elde edilen kazançlara da artırımlı kurumlar vergisi uygulanacak. Yap-işlet-devret modeli ile kamu işbirliği projeleri kapsamında faaliyet gösteren kurumların bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı yüzde 25 yerine yüzde 30 olacak. Ayrıca mevcut uygulamada yatırım fon ve ortaklıklarının kazançlarının tamamı kurumlar vergisinden istisna tutuluyor. Bu istisna kar dağıtım şartına bağlanıyor. Teklif ile istisna kazancın yüzde 50’si ortaklara dağıtıldığında kar paylarını alanlardan gelir ve kurumlar vergisi alınacak.
SERBEST BÖLGLEERDE VERGİ İSTİSNASINA SINIRLAMA
Mevcut uygulamada serbest bölgelerdeki üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançların tamamı, üretilen ürünlerin yurt içine ya da yurt dışına satılıp satılmadığına bakılmaksızın kurumlar vergisinden istisna. Ancak bu istisna artık sadece ihracat gelirleri ile sınırlandırılacak. Böylece yurt içine yapılan satışlardan elde edilen kazançlardan vergi alınacak.
Teklif ile yurt içi asgari kurumlar vergisi uygulamasının yanı sıra, vergi güvenliğini sağlamak amacıyla ticari kazanç elde eden gelir vergisi mükellefleri ile kurumlar vergisi mükelleflerine yapılan bazı ödemelere gelir ve kurumlar vergisi kesintisi getiriliyor. Kapsama alınacak ödemeler Cumhurbaşkanı kararı ile belirlenecek. Hasılat ile beyan arasındaki fark izaha davet nedeni olacak. Ayrıca, serbest meslek kazancı ve ticari kazanç yönünden gelir vergisi mükelleflerinin yılın belirli zamanlarında hasılatları tespit edilecek, beyanları ile tespit edilen hasılatları arasında uyumsuzluk olanlar izaha davet edilecek.
CEZALARDA ETKİNLİK ARTACAK
Teklif ile cezalarda etkinliğin artırılması için düzenlemeler de yer alıyor. Usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları artıyor. Başkasına ait pos cihazı kullananlara, başkasının IBAN’ını kullananlara ağır cezalar geliyor. Ödemeleri başkalarının hesabına yapılan havaleler ile kabul edenlere ve hesaplarını başkalarına kullandıranlara ceza uygulanacak. Ayrıca kayıt dışı faaliyetlere artırımlı vergi ziyaı cezası uygulanacak. Kayıt dışı faaliyette bulunanlara uygulanacak vergi ziyaı cezası; verginin 1 katı olarak kesilecek cezalarda 1,5 kat, verginin 3 katı olarak kesilecek cezalarda 4,5 kat kesilecek.
Mevcut durumda mükellefler haklarında yazılan raporlar üzerine kaçakçılık cezası olmadığı sürece uzlaşma isteyebiliyor. Teklif ile uzlaşmanın konusu ceza ile sınırlandırılıyor. Vergi asılları için uzlaşma istenilemeyecek.
]]>Hudson Enstitüsü kıdemli analisti Dr. Can Kasapoğlu, ROKETSAN SUNGUR hava savunma sisteminin teknik özelliklerini ve Türkiye’ye katkılarını AA Analiz için kaleme aldı.
ROKETSAN’ın tek er tarafından kullanılan, omuzdan atılan hava savunma sistemi (man-portable air defense system / MANPADS) SUNGUR, Türk savunma sanayii ve Türkiye’nin askeri kapasitesi açısından önemli bir eşiği temsil ediyor.
Halihazırda, uluslararası silah sistemleri pazarında en uzun menzile sahip MANPADS olan SUNGUR, teknik özellikleriyle ön plana çıkıyor. Ayrıca ROKETSAN’ın, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yapımı Stinger MANPADS programına katılmasının ardından geliştirdiği kapasiteyi, müteakip olarak milli bir çözüme teşmil etmesi de kritiktir. Zira, söz konusu yol haritası, Türk savunma sanayi için doğru bir uluslararası işbirliği paradigmasını ve NATO eko-sistemi içinde izlenen isabetli bir askeri endüstriyel stratejiyi ortaya koyuyor.
SUNGUR KRİTİK BİR TAKTİK YETENEK SUNACAK
Öncelikle SUNGUR’un teknik niteliklerini hızlıca değerlendirelim. ROKETSAN’ın açıklamalarına göre[1]sistem, 8 kilometrelik bir etkili menzile ve 4 kilometrenin üzerinde bir azami irtifaya sahip. SUNGUR, mevcut profiliyle, Rus Su-25[2]ve Avrupa merkezli MBDA tarafından dizayn edilen Mistral MANPADS çözümlerinin önünde. [3] Elbette diğer tüm silah sistemlerine dair vurgumuzu, askeri bilimlerin objektif çerçevesinde SUNGUR için de yineleyeceğiz. Tüm test verileri ve resmi açıklamalardan daha kıymetli olan, SUNGUR’un bundan böyle yolculuğunda, gerçek çatışma sahalarından elde edilecek verilerin analizidir.
SUNGUR’un kızılötesi görüntüleyici arayıcı başlık ve güncellenmeye açık Dost-Düşman Tanıma (IFF) altyapısı gibi özellikleri oldukça dikkat çekici. Geçtiğimiz aylarda ilk ihracat başarısına[4]imza atmaya yakın olduğu vurgulanan SUNGUR, şimdiden küresel silah pazarındaki yerine dair önemli ipuçları sunuyor. Yaklaşık 15 kilogram ağırlığı ile oldukça hafif ve portatif bir sistem[5]olan SUNGUR, omuzdan ateşlenebilmesinin yanı sıra, hava, kara ve deniz platformlarına entegre edilebilmesiyle esnek bir harekat tasarısı sunmak üzere dizayn edildi.
MANPADS TAKTİK KAPASİTESİ NEDİR?
Tek er tarafından kullanılan hava savunma sistemleri (MANPADS), dayanıklı olmaları, hafif ve portatif dizayn felsefeleri, birim maliyetleri ve asimetrik etkileriyle pek çok aktörün dikkatini çeken çözümler. Özellikle yeni nesil MANPADS örnekleri, hedef tespit, güdüm sistemleri, karşı önlemlerden kaçınma ve menzil irtifa parametrelerinde, ilk nesillere göre çok daha tehlikeli ve sonuç alıcıdır.
Süregelen Rusya-Ukrayna savaşı, MANPADS kullanımına dair önemli dersler[6]sunuyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırılarının ilk aşamalarında, söz konusu sistemler, Rus Hava-Uzay Kuvvetleri (VKS) için alçak irtifayı oldukça zorlu ve tehlikeli hale getirdi. Dahası, güdümlü mühimmat alanında yaşanan eksiklikler ve envanter zafiyeti, Rus hava platformlarını da alçak irtifalara zorladı. Son dönemde bu sorun güdümsüz mühimmata eklenen kitlerle çözülmeye çalışılsa da, Rus saldırılarına karşı başında böyle bir yola gidilmedi. Ukrayna’nın, savaşın başında İzyum’da bir Rus Su-34 savaş uçağını[7]MANPADS ile düşürmesi, o dönemde ciddi bir etkiyi beraberinde getirdi.
Günümüzde pek çok ülkenin hava kuvvetleri, NATO standartlarına ulaşmadı. Akıllı mühimmat eksikliği, pek çok savaş uçağını, görevlerini icra edebilmek için alçak irtifada uçmaya zorluyor. İşte MANPADS kabiliyeti, tam da bu noktada devreye giriyor.
Elbette, ihraç potansiyeli çok yüksek olan SUNGUR’a dair ciddi bir siyasi-askeri hassasiyeti belirtmekte de yarar var. Türkiye, SUNGUR’la birlikte ilk kez MANPADS ihraç eden ülkeler kulübüne katılacak. MANPADS ihracatı, doğası gereği, çok kritik bir konu zira böyle bir asimetrik taktik kapasiteye ulaşmaya çalışan kötü niyetli aktörler de hayli fazla. Bahse konu olan tehdit, yalnızca askeri hedefler değil, havaalanları ve sivil havacılık için de geçerli. O nedenle, MANPADS ihracatı hususlarında, ithal eden ülkenin son kullanıcı hassasiyeti ve envanteri üzerindeki tam kontrolü oldukça elzemdir.
SUNGUR, TÜRKİYE’YE HANGİ ASKERİ KABİLİYETLERİ KAZANDIRACAK?
Özellikle alçak irtifada seyreden döner ve sabit kanatlı insanlı platformlar ve SİHA’lar karşısında önemli bir yetenek olarak tasarlanan SUNGUR, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) kritik bir taktik kapasite sağlayacak.
Her şeyden önce, önemli bir alanda dışa bağımlılık sona erecek ve ihracat portföyü de açılacak. Söz konusu çözüm, kara birliklerine hava savunmada caydırıcı yetenekler kazandıracak. SUNGUR, Türk askeri üslerinin alçak irtifa tehditlerine karşı korunmasında, ve kritik tesislere ve üslere karşı oluşabilecek tehditlere karşı da önemli rol oynayacak.
SUNGUR’un Türk askeri envanterine milli bir çözüm kazandırması, harekat bağımsızlığı açısından da dikkate değer. Örneğin, 2016 yılında Suriye’nin kuzeyinde icra edilen Fırat Kalkanı Harekatı sırasında, Baas rejimine bağlı Suriye Arap Hava Kuvvetleri’ne ait L-39Z Albatros eğitim/hafif taarruz uçağının ileri konuşlu TSK personeline saldırması[8]sonucunda acı kayıplar verildi. Bu elim olay sonrasında TSK, Suriye sınırına Stinger füzeleri ile donatılan Atılgan alçak irtifa hava savunma sistemleri sevk etti. Söz konusu vakada, ilgili birliklerin elinde SUNGUR MANPADS olması, çok şeyi değiştirirdi.
TB-2 SERTİFİKASYONU KRİTİK
Son olarak, SUNGUR’a ilişkin bir diğer bilgiyi eklemekte yarar var. Esnek bir füze konfigürasyonuna sahip SUNGUR’un, TB-2 dahil olmak üzere SİHA entegrasyonunun gündemde olduğu haberlere yansıdı. KIZILELMA, ANKA-3, AKINCI gibi stratejik platformlara hava-hava füzesi sertifikasyonu mülahazası zaten planlar arasında. Öte yandan, TB-2 gibi sistemlerin hava-hava kabiliyetiyle mücehhez olması, özellikle yükselen bir trend haline gelen dronların diğer dronlarla mücadelesi ve robotik harp hususunda yeni bir sayfa açacaktır.
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı arasında “Su Verimliliği Seferberliği İşbirliği” protokolü imzalandı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın imza attığı protokol töreni Ankara’da gerçekleştirildi.
“2 MİLYAR 400 MİLYON İNSAN TEMİZ SUYA HASRET”
Bakan Yumaklı, yaptığı konuşmada, bacasız sanayi olarak nitelendirilen turizmde en önemli girdilerden bir tanesinin su olduğunun altını çizerek, “Küresel iklim değişikliğinin bu bağlamda tehdit etmesi sebebiyle bizlerde suyun verimli kullanımı için çok farklı eylemler oluşturuyoruz. Dünyada 80 ülkenin su sıkıntısı çektiği, 2 milyar 400 milyon insanında temiz suya hasret kaldığını belirtmemiz gerekir” ifadesini kullandı.
“2030 YILINDA SU FAKİRİ ÜLKELER ARASINA GİRMEMİZ İŞTEN BİLE DEĞİL”
Bakan Yumaklı, “Su zengini ülke değiliz. Su stresi altında bir ülkeyiz. Eğer bugün burada imzalayacağımız protokol de dahil olmak üzere belirlenmiş olan eylemleri hayata geçirmediğimiz takdirde 2030 yılında su fakiri ülkeler arasına girmemiz işten bile değil” diye konuştu.
“SU VERİMLİLİĞİ SEFERBERLİĞİNİ ULUSLARARASI ARENAYA TAŞIYACAĞIZ”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Suyumuzu korumakla vatanımızı korumak arasında mahiyet itibarıyla hiçbir fark yoktur” şiarını hatırlatan Bakan Yumaklı, “Suda Sıfır Kayıp ilkesiyle yola çıktık. Saygıdeğer hanımefendinin başlattığı ‘Su Verimliliği Seferberliğini’ bütün ülke çapına hatta uluslararası arenaya da taşıyacağız” ifadelerini kullandı.
“İÇME SUYU SİSTEMLERİNDE SU KAYBINI YÜZDE 25’E DÜŞÜRME HEDEFİNDEYİZ”
Geçtiğimiz yıl yayımlanan Su Verimliliği Belgesini hatırlatan Bakan Yumaklı, “9 ulusal hedef ve 114 eylem vardı. Bu kapsamda 2033 yılına kadar; kişi başı 150 litre olan günlük ortalama su tüketiminin 120 litreye düşürme hedefindeyiz. İçme suyu sistemlerinde ortalama yüzde 32 olan su kaybının yüzde 25’e düşürme hedefindeyiz” şeklinde konuştu.
“162 ADET SEKTÖREL SU VERİMLİLİĞİ REHBERİ YAYIMLANDI”
Mevcutta yüzde 50 civarında olan tarımsal sulama randımanının yüzde 60’a yükseltilmesini, endüstriyel kullanımda da yüzde 30’luk su tasarrufunu amaçladıklarını dile getiren Bakan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Hedeflerin gerçekleşmesine yönelik 162 adet sektörel su verimliliği rehberi yayımlanmış durumda. Turizm tesislerinde büyük alanları kapsayan peyzaj alanlarının kurakçıl peyzaja geçilmesiyle birlikte önemli bir su kazanımı etkisi olacaktır. Gri su ve yağmur suyu sistemleri ile suyun yeniden kullanımının eylem planlarımız ile uyumlu faaliyetlerimiz olacak.”
“Turizm Sektörü İçin Su Verimliliği Rehberi”ne dikkati çeken Bakan Yumaklı, şöyle konuştu:
“Sektöre özgü, dünyada kabul gören, mevcut en iyi tekniklerin yaygınlaştırılmasını istiyoruz. Bu uygulamaları yaygınlaştıracak sistemleri oluşturmak ve teşvik etmek de işbirliği içerisinde yürütmekte son derece önemli. Bugün burada imzalanan iş birliği protokolüyle, gerçekten çok geniş bir alana insan popülasyonu anlamında da çok geniş bir kitleye hitap edeceğimizi düşünüyorum.”
“SU TURİZM İÇİN HAYATİ ROL OYNAMAKTA”
Bakan Ersoy ise yaptığı konuşmada, suyun öneminin altını çizerek, “Su sadece yaşamın devamı için değil, aynı zamanda ekonomik kalkınma, tarım, enerji üretimi ve turizm gibi birçok sektörde de hayati rol oynamaktadır. Bu açıdan değerlendirdiğimizde; su kaynaklarımızın sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi, geleceğimiz için bir ihtiyaç değil, büyük bir zorunluluktur” ifadelerini kullandı.
“KAMUOYUNDA SUYUN ÖNEMİ KONUSUNDA FARKINDALIK OLUŞTURACAĞIZ”
Bakan Ersoy, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bakanlıklarımız arasında kurulan bu iş birliği; su kaynaklarının etkin ve verimli kullanımını sağlamaya yönelik önemli bir adım olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu protokol çerçevesinde, su tasarrufu sağlayacak projeler geliştirerek, mevcut su kaynaklarının daha etkin kullanımı sağlayacak ve kamuoyunda suyun önemi konusunda farkındalık oluşturacağız.”
“10 YIL İÇİNDE YÜZDE 40 ORANINDA SU KAZANIMININ SAĞLANMASINI HEDEFLİYORUZ”
Kültür ve Turizm Bakanlığının turizm bölgelerinde suyun verimli kullanımını teşvik edecek, su tüketimini azaltacak uygulamaları hayata geçireceklerine dikkati çeken Bakan Ersoy, “Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planıyla; turizm sektöründe su kullanım verimliliğinin artırılmasını, bunun neticesi olarak da önümüzdeki 10 yıl içinde yüzde 40 oranında su kazanımının sağlanmasını hedefliyoruz. Turizm sektörü için hazırladığımız Su Verimliliği Rehberinde; peyzaj alanlarında kurakçıl peyzaj uygulamalarına geçilmesi bunun yanı sıra sulama yöntemi-zamanı ve süresinin optimize edilmesi gerektiğinin altı çiziliyor” açıklamasında bulundu.
Bu süreci Türkiye Sürdürülebilir Turizm Programı çerçevesinde de ele aldıklarını belirten Ersoy, “Otellerin ve işletmelerin sürdürülebilirlik belgesi alabilmesi için ‘su tasarrufu kriterleri’ getirmiştik. Hatta bu kriteri, programın ilk aşaması olarak değerlendirdik. Türkiye Sürdürülebilir Turizm Programı kapsamında; Türkiye’de 1. Aşama Belgesi’ne sahip 17 bin 237 konaklama tesisi 3. Aşama Sertifikasına sahip bin 73 konaklama tesisi bulunuyor” ifadelerine yer verdi.
Atık su arıtma tesislerini işaret eden Bakan Ersoy, “Arıtılmış suyun, atık su arıtma tesis alanı içerisinde sulama suyu, yangın suyu gibi alanlarda kullanılmasının yanında, ilerleyen zamanlarda arıtılmış suyun gri su şebekesine alınabilmesi ve bu sayede diğer alanlarda kullanılabilmesi için gerekli altyapı tesis inşa aşamasında hazırlanmaktadır. Buna ilave olarak, tesisler yağmur suyunun toplanabilmesi de göz önünde bulundurularak projelendirilmektedir” şeklinde konuştu.
“EKONOMİMİZDE OLUMSUZLUKLAR OLSA DA ÇEŞME TURİZMİNDE YİNE DOLULUKLARI GÖRÜYORUZ”
Çeşme olarak Haziran ayını yüzde 50-60 dolulukla geçirdiklerini ifade eden Demir, “Ama Temmuz’un ilk haftası ile birlikte bu doluluk yüzde 70-80’e ilerledi. Bu hafta sonuna baktığımızda, otellerimizde neredeyse yer kalmadı. Restoran ve beachlerdeki rezervasyonlar dolma noktasına geldi. Her ne kadar turizmde, iç turizmde ve ekonomimizde olumsuzluklar olsa da Çeşme turizminde yine dolulukları görüyoruz. Önümüzdeki günlerde de dolulukları yaşıyor olacağız” diye belirtti.
“AĞUSTOS’UN SONUNA KADAR ÇEŞME TURİZMİNDE CİDDİ BİR HAREKETLİLİK BEKLİYORUZ”
EURO 2024 nedeniyle, özellikle Orta Avrupa’dan gelecek misafirlerin tatillerini ertelediklerini vurgulayan Demir, “Ama özellikle Edirne gümrük kapısından güzel haberler alıyoruz. Giriş kapısında ciddi kuyrukların oluştuğu, 2-3 gündür çok sayıda Türk misafirin Türkiye’ye giriş yapmakta olduğu ile ilgili fotoğraflar geldi. Temmuz’un 12′!sinden itibaren Ağustos’un sonuna kadar Çeşme turizminde ciddi bir hareketlilik bekliyoruz. Yüzde 100 olmasa da yüzde 80-90 doluluklarla Ağustos’un sonuna kadar gidebileceğimizi düşünüyoruz” diye konuştu.
“ÇEŞME, ALAÇATI BOMBOŞ DEĞİL, BOMBOŞ OLMADI, OLMAYACAK”
Son günlerde sosyal medya sayfalarında ‘Alaçatı sokakları bomboş, plajlar bomboş’ diye paylaşımlar gördüklerini söyleyen ÇEŞTOB Başkanı Demir, “Bunu yadırgıyoruz. Bomboş değiliz. Evet, sakin olabilir. Geçmiş yıllara göre daha az misafirimiz olabilir, ama kesinlikle hiçbir şekilde Alaçatı sokakları boş değil. Özellikle akşam saatlerinde dopdolu. Geçtiğimiz günlerde Alaçatı’yı ziyaret edeyim dedim. Hacı Memiş’e gidemeden geri döndüm. Çünkü adım atacak yer yoktu. Ama öğle saatlerinde Alaçatı’yı gezmeye kalkarsanız, zaten taş binalar, sıcaklık 36 derece, o saatlerde Alaçatı sokaklarının dolu olmasını hiçbirimiz beklemeyiz. Plajların dolu olmasını bekleriz. Dolayısıyla Çeşme, Alaçatı bomboş değil, bomboş olmadı, inşallah olmayacak. Biz, Çeşme’de turizmi en güzel şekilde yaşatmak için uğraş veriyoruz”
“TURİZM DESTİNASYONLARINI LEKELEMEMEK LAZIM, PAHALILIĞIN NEDENİ HERKESÇE MALUM”
” ‘Çeşme çok pahalı’ deniyor. Bu algı hızlı bir şekilde yayıldı. Özellikle son haftalarda, bazı sosyal medya platformlarında bunu sıklıkla görmeye başladık” diye belirten ÇEŞTOB Başkanı Demir, “Çeşme turizmine, Bodrum’a ve kıyılardaki tüm turizm destinasyonlarına leke atılıyor. Böyle olmasını istemiyoruz. Bu beldeler, hem iç turizmin, hem dış turizmin en güzel tatil beldeleridir. Buraları lekelememiz lazım. Buraları yaşatmamız lazım. Turizm destinasyonlarında, şehir destinasyonlarının bir tık üzerinde fiyatlandırmalar olabilir. Ama turizm beldelerine, ‘Çok kazık, her şey çok pahalı’ demek yanlış olur. Bir top dondurmanın 40 lira, 100 lira olduğu konuşuluyor. Gelen misafirlerimiz 40 liralık dondurmayı da, 100 liralık dondurmayı da görüyor. Serbest piyasa şartlarında, daha uygun fiyatlı yerlerden alışveriş yapılabilir. Zaten ÇEŞTOB olarak, enflasyona rağmen fiyatların makul seviyelere gelmesi için uğraş veriyoruz. Bu pahalılığın nedenleri herkesçe malum. Türkiye’de, özellikle enflasyon, gizli enflasyonu üst üste koyduğumuzda ciddi bir fiyat aralığı görüyoruz. Bu fiyat aralıkları da ister istemez fiyatlara yansıyor. Fırsatçılar yok mu? Tabii ki var. Biz de tüketici olarak fırsatçılarla mücadele ediyoruz” diye konuştu.
“TÜRKİYE TURİZMİ DE, ÇEŞME’DE TURİZM HAREKETLİLİĞİ DE BİTMEYECEK”
Türkiye turizminin de, Çeşme’deki turizm hareketliliğinin de bitmeyeceğini ifade eden ÇEŞTOB Başkanı Demir, “Sonsuz kadar devam edecek. Biz de bu turizm hareketinde, en iyi standartlarda misafirlerimize hizmet etmek için Çeşme’nin mavi sularında onları ağırlamak için ve lezzet dolu Alaçatı sokaklarında gezinmelerine katkı sağlamak için elimizden geleni yapacağız” dedi.
“YUNAN ADALARI DA NEREDEYSE ÇEŞME’NİN, BODRUM’UN FİYATLARINA YAKLAŞMIŞ”
Yunan adalarının bu sene çok moda olduğuna dikkat çeken Demir, “Biz de sık sık gidip geliyoruz. Yunan adalarının kültür yapısı ve kanunları Türkiye ile aynı değil. Yunanistan küçük bir ülke olduğu için bazı standartlar farklı uygulanıyor. Evet, plajları ücretsiz. Yeme içme konusunda geçtiğimiz aylarda daha uygunluk görüyorduk, ama daha geçtiğimiz günlerde Yunan adasındaydım. Üzülerek ifade ediyorum; artık Yunan adaları da uyanmış demeyeceğim, onlar da ayaklarına sıkıyorlar, fiyatlarını güncellemişler. 40-50 Euro’ya araba kiralarken, 100 Euro’ya çıkmış. 8-9 Euro’ya kalamar fiyatlandırılırken, 13 Euro’ya yükselmiş. Yani Yunan adaları da neredeyse Çeşme’nin, Bodrum’un fiyatlarına yaklaşmış. Yunan adaları, alkoldeki vergiler açısından Türkiye şartlarına göre çok daha avantajlı olmasına rağmen, neredeyse bizdeki fiyatlara yaklaşmış durumda. Bunun analizlerinin yapılması lazım. Hepimizin seyahat özgürlüğü var. Gelen konuklarımız, Türkiye’de yaşayan insanların kapı vizesi alarak bu adalarda tatil yapması güzel bir şey. Bunu destekliyoruz. Ama onların Çeşme’den geçerken Çeşme’ye de katkılarının olduğunu, en azından bir gece konakladıklarını, yemek yediklerini, kahvaltı yaptıklarını unutmayalım. Geçiş noktası olmamıza rağmen bu adalara gidenlerden yararlandığımızı sevinerek ifade etmek isterim” diyerek açıklamalarını tamamladı.
Analizde, “Kredilerin gelişimi ve kompozisyonu, iç talep koşulları, fiyat istikrarı ve makro finansal istikrar açısından önem taşımaktadır. 2018 yılı sonrası azalan yabancı para (YP) krediler son dönemde artış eğilimine girmiştir. Bu artış sonrasında TCMB, sıkı para politikası duruşunu destekleyici ilave sıkılaşma adımları atmış ve 23 Mayıs 2024 tarihinde yatırım hariç YP kredilerde aylık yüzde 2 büyümenin aşılması durumunda zorunlu karşılık tesisi uygulamasını devreye alarak YP kredilere yönelik sınırlama getirmiştir. Bu yazıda YP kredilerde son dönemdeki artışın dinamikleri incelenmekte, kredi vadelerindeki gelişmeler arz/talep yönlü faktörlerle analiz edilmektedir.” ifadesi kullanıldı.
Geçen yılın ikinci yarısından itibaren başlayan parasal sıkılaştırma döngüsünde TL ve YP kredi faiz oranları arasındaki farkın açıldığı belirtilen analizde, “İyileşen kur beklentilerinin de katkısıyla firmaların YP cinsi kredi talebi canlanmıştır. Aynı dönemde bankaların uluslararası piyasalardan borçlanma koşulları iyileşmiş ve yurt dışı YP borçların sektörün toplam yükümlülükleri içindeki payı artmıştır. Artan sermaye ve efektif girişleri ile kapatılan TCMB taraflı swap işlemleri neticesinde bankaların YP likidite pozisyonu güçlenmiştir. Bahse konu arz ve talep yönlü bileşenler YP kredileri desteklemiştir.” değerlendirmesinde bulunuldu.
KREDİ VADELERİNDE KISALMA VURGUSU
Kredilerin gelişiminde büyüme hızının yanı sıra vade kompozisyonunun da finansal istikrar açısından önem taşıdığı ifade edilerek şu bilgiler verildi:
“Uzun vadeli krediler daha çok yatırım amaçlı kullanılmakta ve firmaların iş ve finansal çevrimlerden kaynaklı kredi standartlarında yaşanabilecek değişimlerden daha az etkilenmesini sağlayarak finansal istikrarı desteklemektedir. Bahse konu dönemde ise YP kredilerdeki artışa rağmen vadelerin kısaldığı dikkati çekmektedir. Bu durum, tarihsel olarak yatırım ve proje finansmanı amacıyla kullandırılan YP kredilerin son dönemde işletme sermayesi finansmanı amacıyla kullandırıldığını ima etmektedir. Bu eğilimin temel sürükleyicisini belirleyebilmek amacıyla banka ve firma düzeyinde bir veri seti kullanılmıştır.
Firma talebinin kontrol edildiği modelde arz yönlü faktörlere odaklanılmıştır. Sonuçlar, YP kredi tutarı ile yurt dışı YP fonlamanın payı ve döviz likiditesi arasında pozitif bir ilişkiye işaret etmektedir. Diğer yandan, YP kredi vadesi ile yurt dışı YP fonlamanın payı arasında pozitif, döviz likiditesi arasında ise negatif bir ilişki bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle, yurt dışı YP fonlama payı yüksek olan bankaların daha fazla ve daha uzun vadeli YP kredi verdiği görülmektedir. Yurt dışı YP fonlama oranı 1 puan arttığında bankaların YP kredi tutarı yüzde 0,8, vadesi yüzde 0,7 artmaktadır. Fakat bir önceki ay döviz likiditesi daha yüksek olan bankaların daha kısa vadeli olarak daha fazla YP kredi verdiği dikkati çekmektedir. Döviz likiditesi oranı 1 puan arttığında bankaların YP kredi tutarı yüzde 3,6 artarken, vadesi yüzde 1,5 kısalmaktadır.”
“FİNANSAL İSTİKRAR İÇİN RİSKLİ”
Küresel likidite gelişmelerine ve sermaye akımlarına duyarlılığını sınırlamak amacıyla çekirdek dışı YP yükümlülüklerin vadesinin uzamasının ve bankaların yurt dışından daha uzun vadeli borçlanmasının daha düşük zorunlu karşılık oranları ile desteklendiği belirtilen analizde, bulguların, zorunlu karşılık uygulamasının yurt içi YP kredilerin vadesine yansıdığına ve yurt dışından daha fazla borçlanan bankaların daha fazla YP krediyi daha uzun vade ile verdiğine işaret ettiği bildirildi.
Ayrıca, sonuçların son dönemde kısalma eğiliminde olan YP kredi vadesinde bankaların döviz likiditesi kaynaklı gelişmelerin sürükleyici olduğunu ima ettiği belirtilen analizde, bankaların artan döviz likiditesinin, daha fazla ve daha kısa vadeli YP kredi arzına neden olduğunun görüldüğü vurgulanarak şunlar kaydedildi:
“Özetle, YP kredilerin tutarı ile yurt dışı borçlanma ve döviz likiditesi arasında pozitif bir ilişki varken, YP kredi vadelerinin sektörün güçlenen döviz likiditesiyle kısaldığı görülmektedir. Ayrıca firmaların artan döviz kuru riski de finansal istikrara yönelik potansiyel risk teşkil etmektedir. Bu kapsamda, YP kredilerin yatırım amaçlı ve uzun vadeli kullanımı bahse konu risklerin orta-uzun vadede yönetilmesi için büyük önem arz etmektedir. Mayıs ayında getirilen YP kredi düzenlemesinde iki yıldan uzun vadeli yatırım kredilerinin istisna tutulması da bu amaca hizmet etmektedir.”
2017’den bu yana gayrimenkul sektöründe pazarlama ve satış danışmanlığı hizmeti veren Vesta Global Kurucu Ortağı Armağan Akyüz, “Yurt dışına yatırımda yatırımcı portföyü tabana indi. Evini, arabasını satıp son parası ile yatırım yapan var. Türkiye’de fiyatların çok artması, insanların elindeki varlıkları satıp yurt dışına yatırmasına yol açıyor” dedi.
Vesta Global özellikle son yıllarda tüm dünyada yükselişe geçen Golden Visa başvurularında hem Türk hem de yabancı vatandaşlara çift yönlü hizmet veriyor. Hem şirketlerle hem de bireylerle çalışan Vesta Global, danışanların elde etmek istedikleri faydaya göre seçenekler sunarak bu süreçteki her aşamayı “anahtar teslim” yürütüyor.
Türklere yaşatılan vize sıkıntısı yükselişi hızlandırdı
Vesta Global Kurucu Ortağı Armağan Akyüz, 2017’ye göre talebin 10 kat arttığını belirterek son durumu şöyle özetledi:
“Özellikle AB’nin, ABD’nin Türklere yaşattığı vize sıkıntısı bu artışta büyük oranda etkili oldu. Türkiye’deki yüzde 25 kira sınırlaması, yurt dışına yatırım tercihini de etkiliyor. Artış pandemiden sonra da ivmelendi ama vize problemi birinci etken olarak ön plana çıkıyor. İş adamları vize probleminden kurtulmak için vatandaşlık almaya çalışıyor. Türk vatandaşlarının eğilimi şu an Yunanistan ağırlıklı şekilleniyor. Yunanistan hızlı bir süreçle Golden Visa ve oturum izni verdiği için insanlar vize problemini bu şekilde çözmek istiyor. Ayrıca aldıkları gayrimenkulün euro bazlı kira getirisi de oluyor. İlk olarak Yunanistan ardından da Karayip Adaları’nda pasaport programları şu an çok popüler. Bir dönem sonra Portekiz’e daha çok ağırlık olabilir. Portekiz, gayrimenkul yoluyla vatandaşlık programını kapattı, fonlar vasıtasıyla programını devam ettiriyor. Sürelerde kolaylık oldu, Portekiz vatandaşlık prosedürü eski popülerliğine kavuşuyor.”
Dünyada ‘varlığın ülke değiştirmesi’ diye bir konsept ortaya çıktı
Vesta Global Kurucu Ortağı Teuta Narazan ise, ülkelerin sundukları programların ve kişilerin tercihlerinin zaman içinde değiştiğini belirterek Golden Visa talebinin çok arttığını söyledi.
İnsanların zamanla yurt dışına yatırım yapmanın ve Golden Visa programlarına başvurmanın çok kolay olduğunu gördüğünü ifade eden Narazan, şu değerlendirmede bulundu:
“Eskiden insanlar başka bir ülke pasaportunun olmasını gözlerinde büyütüyordu. Artık o kadar kolay bir şey ki, bir insan bize başvurduğunda 4 ay içerisinde ikinci bir pasaporta sahip olabiliyor, oturum izni alabiliyor. İnsanlar risklerini bölmek istiyor. Artık sırf Türkiye’de de değil dünyada da ‘varlığın ülke değiştirmesi’ diye bir konsept ortaya çıktı. İnsanlar bulundukları coğrafyanın, ekonomik ve politik sistemin altında kalmak istemiyorlar. Globalleşen dünyada Amerikalının da Türkün de İngiliz’in de yani herkesin bir B planına ihtiyacı var. Buna bağlı olarak varlığını bu şekilde değerlendirmek isteyen yatırımcılar da ortaya çıktı.”
Amerikalı iş insanı Türk vatandaşlığı için şu an Türkiye’de gayrimenkul yatırımı yapıyor
Türk Vatandaşlığı Programı’nda şu an bir ABD vatandaşı ile çalıştıklarını söyleyen Narazan, “Sanılanın aksine, Ortadoğulu değil, Çinli değil Amerikalı. Amerikalı bir danışanımız Türk vatandaşlığı için şu an burada gayrimenkul yatırımı yapıyor. Dünyada çift yönlü bir alışveriş ve transfer gerçekleşiyor. Türk vatandaşlığı talebinde bir düşüş görülüyor. Bunda deprem etkisi, fiyatların çok yükselmesi, döviz gibi konuların etkisi var. Yabancılar Türkiye’deki ekonomik ortamı takip ediyorlar, Türkiye’de döviz paritesinin doğru konumlanmadığını düşünüyorlar” bilgisini verdi.
Türkiye’deki özel okul fiyatları Türkleri endişelendirdi
Narazan, Türkiye’de özel okul fiyatlarının ulaştığı nokta karşısında birçok insanın endişelendiğini bunun için de farklı arayışlara girdiğini de sözlerine ekledi.
Narazan, “İnsanlar ben bu paraları yatırım olarak kullanayım, bunun karşılığında çocuğum Avrupa Birliği vatandaşı olsun diyor. Burada en kritik nokta gerçekten bunun insanlar tarafından ulaşılabilir olduğunu öğrenmeleri. Yalnızca İstanbul, Ankara, İzmir değil, Tekirdağ, Gaziantep, Kars, Aydın gibi Türkiye’nin birçok ilinden başvuru alıyoruz” diye konuştu.
]]>Türkiye İhracatçılar Meclisi Sektörler Konseyi Üyesi ve Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, 2024 yılının ilk yarısında yüksek girdi maliyetleri ve düşük döviz kuruna rağmen madencilik sektörünün büyük bir özveriyle çalışarak önemli bir başarıya imza attığının altını çizdi.
Maden sektöründe ihracatlarını artırmak için 2024 yılının ilk yarısında dünyanın dört bir tarafında pazarlama faaliyetleri düzenlediklerini ve arı gibi çalıştıklarını anlatan Alimoğlu, “2024 yılında ilk kez Güney Kore’de KINTEX fuarına milli katılım organize ettik. Çin’deki Xiamen Uluslararası Doğal Taş Fuarı’na 2024 yılında 11. kez milli katılım organizasyonu gerçekleştirdik. Suudi Arabistan’a yönelik sektörel ticaret heyeti yaptık. İzmir Marble Fuarı’nda dünyanın dört bir tarafından doğal taş ithalatçılarını Türkiye’de ağırladık. Tüm bu gayretlerimiz sonucunda 2024 yılının ilk yarısında başarılı bir dönem geçirdik. 2024 yılı sonu için belirlediğimiz 1 milyar 250 milyon dolar ihracat hedefine ulaşmak için yılın ikinci yarısında da çalışmalarımızı sürdüreceğiz” diye konuştu.
Ege Maden İhracatçıları Birliği’nin ihracatında doğal taş sektörünün 328 milyon dolarlık payla toplam ihracatın yüzde 53’ünü yaptığı bilgisini veren Alimoğlu şöyle devam etti; “Doğal taş ihracatımızda işlenmiş ürünler 261 milyon dolar olurken, blok doğal taş ihracatımız 67,5 milyon dolar oldu. İşlenmiş doğal taş ihracatımızın payı yüzde 80’e ulaştı. Metalik cevherler ihracatımız ise; yüzde 55’lik artışla 172 milyon dolardan 268 milyon dolara çıktı. İhracat artışımızda sürükleyici metalik cevherler oldu.”
YEŞİL DÖNÜŞÜMÜN ANAHTARI KRİTİK MİNERALLER OLACAK
İklim değişikliğini durdurabilmek ve daha yeşil bir dünya için Avrupa Birliği’nin 2019 yılında ortaya koyduğu Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatının önümüzdeki dönem dünya için olduğu kadar maden sektörü içinde öncelikli gündem maddesi olduğuna temas eden Alimoğlu, “Yeşil dönüşümün anahtarı ise kritik mineraller. Burada bir örnek vermek istiyorum. Özellikle elektrik dönüşümü için bakır kritik öneme sahip. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre yılda 125-130 milyar dolar düzeyinde yeni bakır madeni yatırımı yapılması gerekirken, yıllık yatırım hacmi 2012’den beri azalıyor. 2023 yılında ise 104 milyar dolar düzeyinde kaldı. Bakır bu konuda sadece bir örnek. Geniş kapsamlı düşündüğümüzde beklenen talep artışı zengin maden yataklarına sahip ülkemiz için bir fırsat kapısı” olacak diye sözlerini noktaladı.
ÇİN, ABD VE İSPANYA MADEN İHRACATINDA LİDER ÜLKELER
Ege Maden İhracatçıları Birliği, 2024 yılının ilk yarısında 143 ülkeye maden ürünleri ihraç ederken, zirvede 154 milyon dolarlık taleple Çin yer aldı. EMİB üyeleri 2023 yılının Ocak – Haziran döneminde Çin’e 57 milyon dolar olan ihracatlarını 2024 yılının aynı zaman aralığında yüzde 167 oranında artırmayı başardılar.
Ege Bölgesi’nden ABD’ye yapılan maden ihracatı yüzde 12’lik artışla 100 milyon dolardan 112 milyon dolara çıkarken, İspanya’ya maden ihracatı yüzde 23’lük artışla 41 milyon dolardan 50 milyon dolara yükseldi.
TRUMP İLE KONUŞMAMIZ SAMİMİYDİ
Olay sonrasında Trump ile yaptığı konuşmaya değinen Biden, “Çok samimiydi. Ona ne kadar endişeli olduğumu ve nasıl olduğunu bildiğimden emin olmak istediğimi söyledim. Sesi iyi geliyordu. İyi olduğunu söyledi ve onu aradığım için teşekkür etti” dedi. “Bu silahlı saldırı yarışın gidişatını değiştirdi mi?” sorusu karşısında “Bunu ben bilmiyorum. Siz de bilmiyorsunuz” diyen Biden, güvenlik açığı olup olmadığı sorusuna ise “Durum Odası’nda FBI ve Gizli Servis ile iki toplantı yaptım. Ve hepsinden tamamen bağımsız bir analiz istedim. Bu analizin sonucu geldiğinde ne olacağını göreceğiz” yanıtını verdi.
HATASINI KABUL ETTİ
Joe Biden, suikast girişiminden günler önce bağışçılarıyla yaptığı özel telefon görüşmesinde “(Eski ABD Başkanı) Trump’ı hedef alma zamanı geldiğini” söylemesinin “hata” olduğunu belirterek, “Ona odaklanalım demek istemiştim.” dedi.
28 KEZ YALAN SÖYLEDİ
Soru üzerine Trump ile gerçekleştirdiği seçim münazarasına da değinen Biden, daha sonra münazaranın tamamını izlemediğini ifade etti. Basının yalnızca kendi performansını gündeme getirmesine tepki gösteren Biden, Trump’a ithafen “Neden söylediği yalanlar hakkında konuşmuyorsunuz? Bu konuda neredesiniz? Basın neden bundan hiç bahsetmiyor? O tartışmada 28 kez yalan söylediği doğrulandı” ifadelerini kullandı.
“ONDAN SADECE 3 YAŞ BÜYÜĞÜM”
İlerleyen yaşı nedeniyle yapılan ABD başkanlık yarışından çekilme çağrılarına yanıt veren Biden, “Ben yaşlıyım. Ama Trump’tan sadece üç yaş büyüğüm ve zihinsel durumum oldukça iyi” ifadelerini kullandı. “Üç buçuk yılda herhangi bir başkanın uzun zamandır yapamadığını yaptım” diyen Biden, “İnsanların neden ‘Tanrım, adam 81 yaşında’ dediklerini anlıyorum. Vay be! 83, 84 yaşına geldiğinde ne olacak? Bu makul bir soru” şeklinde konuştu. Demokrat seçmenlerin ön seçim döneminde kendisini liste başı olarak seçtiğini hatırlatan Biden, “Onları dinliyorum” dedi.
Seçim yarışında kalmak ya da yarıştan çekilmek gibi konularda kime danıştığı sorusuna ise Biden, “Kendime. Bunu uzun zamandır yapıyorum” yanıtını verdi.
TRUMP KIŞKIRTICI DİL KULLANIYOR
8 Temmuz’da bağışçılarla yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında kullandığı “Trump’ı hedefe koymanın zamanı geldi” ifadelerine açıklık getiren Biden, “Bu kelimeyi kullanmak bir hataydı” şeklinde konuştu. “Ona odaklanın demek istedim. Ne yaptığına odaklanın. Politikalarına odaklanın, münazarada söylediği yalanların sayısına odaklanın” diyen Biden, “Ben ‘İlk günden diktatör olmak istiyorum’ diyen adam değilim. Seçimin sonucunu kabul etmeyi reddeden adam ben değilim. Bu seçimin sonucunu otomatik olarak kabul etmeyeceğini söyleyen adam değilim. Ülkenizi sadece kazandığınızda sevemezsiniz. Dolayısıyla odak noktamız onun söyledikleriydi” diye konuştu.
Kullandığı dilin kışkırtıcı olabileceği konusunda vicdan muhasebesi yapıp yapmadığı sorulan Biden, “Birilerini kışkırtabilirim diye bir şey söylemiyor musunuz?” yanıtını verdi. Kendisinin değil, rakibi Trump’ın kışkırtıcı bir dil kullandığını söyleyen Biden, “Ben böyle bir dil kullanmadım. Rakibim böyle bir dil kullanıyor. Kaybederse ortalığın kan gölüne döneceğinden bahsediyor, Kongre Binası’nda yaşananlar nedeniyle tutuklanan ve hapse mahkum edilen herkesi nasıl affedeceğinden bahsediyor” dedi.
Osmaniye temaslarının ardından Adana’ya giden Bakan Kurum, aynı ilgiyi Şambayadı Mahallesi’nde de gördü. Bakan Murat Kurum, TOKİ konutlarında inceleme yaptığı sırada yeni evlenen Hatice ve Gökhan Başpınar’ın çay davetini kırmadı. Aile üyelerinin, “Çok şükür hiçbir eksiğimiz yok, hepsini yerine getiriyorlar ve bizi mağdur etmiyorlar. Allah sizlerden razı olsun.” ifadelerinin üzerine Bakan Kurum, “İnşallah tüm deprem bölgesinde bu gülen yüzleri görmek istiyoruz. Tüm ailelerimiz böyle sevinsin istiyoruz. Bunun için de arkadaşlarımız çalışıyor. İnşallah daha güzel günlerde, hep bir arada olalım.” dedi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin izlerini silmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda depremin ilk anından itibaren bölgede olan ve elini hiçbir zaman depremzede vatandaşların üzerinden çekmeyen Bakan Murat Kurum, asrın felaketinden etkilenen 11 ilin yeniden ayağa kaldırılması ve depremzede vatandaşların bir an önce sıcak yuvalarına kavuşabilmesi için gece gündüz demeden çalışmalarını sürdürüyor.
İSTASYON CADDESİ’NDE VATANDAŞLARIN BÜYÜK İLGİSİYLE KARŞILANDI
Üç günde 5 şehre; Adıyaman, Gaziantep, Kilis, Osmaniye ve Adana’ya giden Bakan Kurum, afet konutlarını inceledi ve vatandaşların taleplerini yerinde dinledi. Bakan Murat Kurum, 6 Şubat depremlerinden etkilenen Osmaniye programında, İstasyon Caddesi’nde vatandaşların büyük ilgisiyle karşılandı. Vatandaşlarla tek tek tokalaşan Bakan Kurum, onların taleplerini dinledi.
“TOKİ BAŞKANLIĞIMIZ EN KISA ZAMANDA PROJELENDİRİP YAPACAK”
Bir depremzede vatandaş, yıkılan binalarının TOKİ tarafından yapılmasını talep etmesi üzerine Bakan Kurum, “Hayırlı olsun.” diyerek kendisiyle tokalaştı. Bakan Murat Kurum, yapılan evlerin zemin artı 4 katı geçmediğini belirterek, “Dükkânı olana dükkân, evi olana ev, AFAD’dan hak sahibi olana AFAD’dan, olmayanları ise kentsel dönüşümden hak sahibi yapacağız. Mevcut arsa değerlerinizi hesaplayacağız. Yeni yapacağımız projeden bu değerleri düşeceğiz. Maliyetlerde ise Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla indirim yapacağız. Kalan bir borcunuz varsa da uzun vadede ödeme imkanına erişeceksiniz. Burayı da sizlerin talepleri doğrultusunda TOKİ Başkanlığımız en kısa zamanda projelendirip yapacak.” dedi.
VATANDAŞLAR, BAKAN KURUM’A TEŞEKKÜR ETTİ
Bakan Murat Kurum’un sözleri üzerine kendisine sarılarak ve elini sıkarak teşekkür eden vatandaşlar, “Allah sizden ve devletimizden razı olsun Murat Bakanım, iyi ki varsınız. Allah ayağınıza taş değdirmesin.” şeklinde konuştu. Bakan Kurum daha sonrasında diğer vatandaşların da taleplerini bir bir dinleyerek, projelerini inceledi.
“TÜM DEPREM BÖLGESİNDE BU GÜLEN YÜZLERİ GÖRMEK İSTİYORUZ”
Osmaniye temaslarının ardından Adana’ya giden Bakan Kurum, aynı ilgiyi Şambayadı Mahallesi’nde de gördü. Bakan Murat Kurum’u gören depremzede vatandaşlar, kendisine teşekkürlerini iletti. Bakan Murat Kurum, Çukurova ilçesine bağlı Şambayadı Mahallesi’ndeki TOKİ konutlarında inceleme yaptığı sırada yeni evli bir çiftin çay davetini de kırmadı. Deprem zamanında nişanlı olan ve bu yıl evlenen Hatice ve Gökhan Başpınar’ın evine konuk olan Bakan Kurum, “İnşallah tüm deprem bölgesinde bu gülen yüzleri görmek istiyoruz. Tüm ailelerimiz böyle sevinsin istiyoruz. Bunun için de arkadaşlarımız çalışıyor. Hayırlı uğurlu olsun, evinizde güle güle oturun. İnşallah daha güzel günlerde, hep bir arada olalım.” ifadelerini kullandı.
“ÇOK ŞÜKÜR BİR EKSİĞİMİZ YOK, HEPSİNİ YERİNE GETİRİYORLAR”
Bakan Kurum, aileye herhangi bir eksikleri ve sıkıntıları olup olmadığını sordu. Hatice Başpınar, “Çok şükür bir sıkıntımız yok, hepsini yerine getiriyorlar. Bizi mağdur etmediler. Allah sizlerden razı olsun.” ifadeleriyle Bakan Kurum’a teşekkürlerini iletti.
]]>Osmaniye ise Türkiye’de fıstık üretimin ortalama yüzde 40’ını, işlemesinin ise yüzde 98’ini gerçekleştiriyor. Osmaniye Valisi Erdinç Yılmaz “Güvenli ve güvenilir gıdada önemi fazlasıyla artan coğrafi işaretli ürünlerin korunması ve sürdürülebilirliğinin de sağlanması ve markalaşması adına ürünümüzün AB tarafından tescil edilmesi çok önemlidir” diye konuştu.
ÜRÜN MARKETLERE GİRECEK
Yer fıstığı üretimi ve ihracatı yapan Fahri Uyduran ürünün AB tescili almasının yurt içinin yanı sıra yurt dışında da büyük fayda sağlayacağını söyledi. Tescille ürünün hem üretiminin hem de ihracatının artacağını belirten Uyduran, şöyle konuştu: “Avrupa Birliği’nde bulunan marketlerin farkındalığına bu ürün girecek. Bu da onların da coğrafi işaretli, kendilerinin de tanıdığı bu ürünü almasına neden olacak. Tabii tüketim, talep arttıkça da bu ürün havzasında daha fazla ekilecek. Daha fazla insan bu işten ekmek yiyecek.” Uyduran, AB tescilinin yer fıstığının üretilmesine ve işlenmesine de belli bir standart, kalite getireceğini belirtti. Osmaniye’deki üretimin belli bir standardın üzerine geldiğinin altını çizen Uyduran “Artık saatte 1 ton fıstık eleyen değil 5 ton eleyen makineler var. Saatte 500 kilogram fıstığı seçebilecek değil, 3-4 ton ürünü seçebilecek optik okuyuculu makineler var. O yüzden sorun yok” dedi.
GAZİANTEP’İN ÜRÜNLERİ TKDK İLE KALKINACAK
Gastronomi alanında UNESCO’nun “Yaratıcı Şehirler Ağı”nda yer alan Gaziantep’in coğrafi işaretli ürünleri Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) desteğiyle daha da kalkınacak. Gaziantep bu yıl TKDK tarafından yürütülen IPARD III Programı’na dahil edildi. Kentin programa dahil edilmesinin ardından başvurularını hazırlayan 13 yatırımcı, desteklere başvurdu. 100’den fazla coğrafi işaretli ürünü bulunan kentte yatırımcılar, Antep fıstığı, mercimek, badem işleme ve yeni tescillenen Araban Sarımsağı depolama tesisine destek almak için başvuru yaptı.
Analistler, saldırının ABD’de daha fazla siyasi çekişmeye neden olma potansiyeli taşımasına karşın, Trump’ın başkanlık yarışını kazanma ihtimalini artırdığını belirtti.
Bu durumun ABD’nin gelecek dönemde izleyeceği ekonomi politikalarını da etkilemesinin öngörüldüğünü aktaran analistler, özellikle Trump döneminde öne çıkan ticaret savaşlarının yeniden gündeme gelebileceği olasılığının Çin başta olmak üzere bazı ülkelerin pay piyasalarında satış baskısının artmasına neden olduğunu ifade etti.
Öte yandan, Fed Başkanı Powell’ın dünkü açıklamaları para piyasalarındaki fiyatlamaların netleşmesine neden olurken, yıl sonuna kadar bankanın en az iki kez faiz indireceğine kesin gözüyle bakılmaya başlandı.
Powell, dün Washington Ekonomi Kulübü’nde yaptığı konuşmada, bu yılın ikinci çeyreğindeki üç verinin enflasyonun yüzde 2’ye düştüğüne dair “güveni biraz artırdığını” ifade etti.
Ayrıca iş gücü piyasasında beklenmedik bir zayıflama görülmesi halinde bankanın bir tepki verebileceğine işaret eden Powell, Fed’in ilk faiz indirimine eylül ayında gitme ihtimaline ilişkin para piyasalarındaki fiyatlamaların sorulması üzerine ise “Herhangi bir toplantıyla ilgili şu ya da bu şekilde herhangi bir sinyal vermeyeceğim.” dedi.
Powell’ın açıklamalarının ardından bankanın eylülde faiz indirimine gideceğine kesin gözüyle bakılırken, makroekonomik verilerden alınacak sinyaller de yakından takip ediliyor.
Bu gelişmelerin ardından dün ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi günü yüzde 4,23’ten tamamlarken, bugün yüzde 4,22 seviyesinde bulunuyor.
Dolar endeksi üç günlük düşüşün ardından dün yüzde 0,2 artışla 104,26 seviyesine çıkarken, şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 104,34 seviyesinde seyrediyor.
Altının ons fiyatı şu sıralarda 2.430 dolar seviyelerinden işlem görüyor. Brent petrolün varil fiyatı ise yaklaşık 84 dolardan alıcı buluyor.
Bununla birlikte, ABD’de bilanço sezonunda bugün United Health, Bank of America ve Morgan Stanley başta olmak üzere birçok şirketin finansal sonuçlarının hisse ve sektör bazlı fiyatlamalarda oynaklığı artırması bekleniyor.
Kripto para piyasalarında hafta sonundan bu yana yükseliş eğiliminin öne çıkması dikkati çekerken, Bitcoin’in fiyatı cuma gününden bu yana yaklaşık yüzde 10 yükselişle 64 bin dolar seviyesine çıktı.
New York Borsası’nda dün Nasdaq endeksi yüzde 0,4 ve S&P 500 endeksi yüzde 0,28 yükselirken, Dow Jones endeksi yüzde 0,53 artışla rekor kapanış gerçekleştirdi. ABD’de endeks vadeli kontratları yeni güne de yükselişle başladı.
Avrupa borsalarında ise dün negatif bir seyir hakim olurken, söz konusu seyre lüks mal üreten şirketler ile yenilenebilir enerji sektöründeki şirketler öncülük etti.
Analistler, ABD’de Trump’ın başkan seçilmesi halinde uygulayacağı politikalara ilişkin belirsizliklerin Avrupa’da risk algısının yükselmesine neden olduğunu bildirdi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,85, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,19, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,84 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,59 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de satış ağırlıklı bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında yeni günde karışık bir seyir öne çıkarken, ABD ile Çin arasında yeni bir ticaret savaşı dalgasının başlayabileceği ihtimali piyasalardaki tedirginliğin başlıca sebebi olarak görülüyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,3 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,2 artarken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,1 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,2 geriledi.
Yurt içinde cuma günü alıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,37 artışla 11.064,85 puandan tamamlayarak, tüm zamanların en yüksek günlük ve haftalık kapanışını gerçekleştirdi.
Dolar/TL, dün satıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,2 altında 32,9969’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 33,0324 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde hazine nakit dengesi, yurt dışında ise Almanya ve Avro Bölgesi’nde ZEW beklenti endeksleri ile ABD’de perakende satış verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 11.100 ve 11.200 puanın direnç, 11.000 ve 10.900 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
11.00 Türkiye, haziran ayı bütçe dengesi
12.00 Almanya, temmuz ayı ZEW ekonomik güven endeksi
12.00 Avro Bölgesi, temmuz ayı ZEW ekonomik güven endeksi
12.00 Avro Bölgesi, mayıs ayı dış ticaret dengesi
15.30 ABD, haziran ayı perakende satışlar
TRUMP İLE KONUŞMAMIZ SAMİMİYDİ
Olay sonrasında Trump ile yaptığı konuşmaya değinen Biden, “Çok samimiydi. Ona ne kadar endişeli olduğumu ve nasıl olduğunu bildiğimden emin olmak istediğimi söyledim. Sesi iyi geliyordu. İyi olduğunu söyledi ve onu aradığım için teşekkür etti” dedi. “Bu silahlı saldırı yarışın gidişatını değiştirdi mi?” sorusu karşısında “Bunu ben bilmiyorum. Siz de bilmiyorsunuz” diyen Biden, güvenlik açığı olup olmadığı sorusuna ise “Durum Odası’nda FBI ve Gizli Servis ile iki toplantı yaptım. Ve hepsinden tamamen bağımsız bir analiz istedim. Bu analizin sonucu geldiğinde ne olacağını göreceğiz” yanıtını verdi.
28 KEZ YALAN SÖYLEDİ
Soru üzerine Trump ile gerçekleştirdiği seçim münazarasına da değinen Biden, daha sonra münazaranın tamamını izlemediğini ifade etti. Basının yalnızca kendi performansını gündeme getirmesine tepki gösteren Biden, Trump’a ithafen “Neden söylediği yalanlar hakkında konuşmuyorsunuz? Bu konuda neredesiniz? Basın neden bundan hiç bahsetmiyor? O tartışmada 28 kez yalan söylediği doğrulandı” ifadelerini kullandı.
“ONDAN SADECE 3 YAŞ BÜYÜĞÜM”
İlerleyen yaşı nedeniyle yapılan ABD başkanlık yarışından çekilme çağrılarına yanıt veren Biden, “Ben yaşlıyım. Ama Trump’tan sadece üç yaş büyüğüm ve zihinsel durumum oldukça iyi” ifadelerini kullandı. “Üç buçuk yılda herhangi bir başkanın uzun zamandır yapamadığını yaptım” diyen Biden, “İnsanların neden ‘Tanrım, adam 81 yaşında’ dediklerini anlıyorum. Vay be! 83, 84 yaşına geldiğinde ne olacak? Bu makul bir soru” şeklinde konuştu. Demokrat seçmenlerin ön seçim döneminde kendisini liste başı olarak seçtiğini hatırlatan Biden, “Onları dinliyorum” dedi.
Seçim yarışında kalmak ya da yarıştan çekilmek gibi konularda kime danıştığı sorusuna ise Biden, “Kendime. Bunu uzun zamandır yapıyorum” yanıtını verdi.
“Hedef” ifadesine açıklık getirdi
TRUMP KIŞKIRTICI DİL KULLANIYOR
8 Temmuz’da bağışçılarla yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında kullandığı “Trump’ı hedefe koymanın zamanı geldi” ifadelerine açıklık getiren Biden, “Bu kelimeyi kullanmak bir hataydı” şeklinde konuştu. “Ona odaklanın demek istedim. Ne yaptığına odaklanın. Politikalarına odaklanın, münazarada söylediği yalanların sayısına odaklanın” diyen Biden, “Ben ‘İlk günden diktatör olmak istiyorum’ diyen adam değilim. Seçimin sonucunu kabul etmeyi reddeden adam ben değilim. Bu seçimin sonucunu otomatik olarak kabul etmeyeceğini söyleyen adam değilim. Ülkenizi sadece kazandığınızda sevemezsiniz. Dolayısıyla odak noktamız onun söyledikleriydi” diye konuştu.
Kullandığı dilin kışkırtıcı olabileceği konusunda vicdan muhasebesi yapıp yapmadığı sorulan Biden, “Birilerini kışkırtabilirim diye bir şey söylemiyor musunuz?” yanıtını verdi. Kendisinin değil, rakibi Trump’ın kışkırtıcı bir dil kullandığını söyleyen Biden, “Ben böyle bir dil kullanmadım. Rakibim böyle bir dil kullanıyor. Kaybederse ortalığın kan gölüne döneceğinden bahsediyor, Kongre Binası’nda yaşananlar nedeniyle tutuklanan ve hapse mahkum edilen herkesi nasıl affedeceğinden bahsediyor” dedi.
‘KİRACI-EV SAHİBİ SORUNLARI ALDI BAŞINI GİDİYOR’
Temmuz ayında açıklanan kira artış oranının yüzde 65 civarında olduğunu belirten İzmir Emlak Kulübü Derneği Başkanı Rıdvan Akgün, kira bedellerinin bir anda yükseldiğini dile getirdi. Kiracılar ile ev sahipleri arasındaki anlaşmazlıkların arttığını ifade eden Akgün, “1 Temmuz’dan itibaren Türkiye genelinde bir milat başladı. Yüzde 25 kira artışı, 2 yıl devam etmişti. Ev sahipleri mutsuzdu, kiracılar mutluydu. İki yıl çabuk bitti. Kiracılar yüzde 65,07 zam oranıyla bu aydan itibaren karşı karşıya kaldı. Çaresizlik var. Artış yapmayanlar evi terk etmeye çalışıyor. Ödeyemeyecek konumda olanlar, yeni bir hayata tutunmaya çalışıyor. Kiracı-ev sahibi sorunları aldı başını gidiyor.” diye konuştu.

‘TAHLİYELER GÜNDEME GELEBİLİR’
Kiracıların bir anda kira bedellerini çok artırmak istemediğini vurgulayan Akgün, iki yıldır bekleyen ev sahiplerinin de rakamları yükselttiğini söyleyerek, “Ev sahipleri, iki yıldır bekledim, diyor. Yüzde 65,07’nin 07’sini bile istiyor. Tahliyeler gündeme gelebilir. Sürece arabulucular ve hukukçular katılabilir.” dedi.

İzmir’deki ortalama kira fiyatlarından örnekler veren Akgün, “Yeni dönemde 3 artı 1 evin kirası, ortalama 20 bin lira olması gerekirken enflasyon artışı ile rakam çok yükseliyor. 15 bin liraya oturan bir kiracının yeni kira bedeli 23-24 bin liraya kadar çıkıyor. Halbuki ev boş olsa belki 20 bin liraya kiraya verilecek. Yüzde 65,07 rutinde çok yüksek. Ama geçmişten gelen yüzde 25’lerin verdiği ağır tahribattan dolayı yüzde 65,07’lere saldıran mülk sahipleri var.” dedi.

‘SEKTÖRÜN BELİRLEYİCİSİ, EV SAHİPLERİ’
Kira bedellerinin yaz aylarında kaçınılmaz artış trendine girdiğini ifade eden Akgün, kiralık dairelerin giderek azaldığını belirterek, “Arz oluşmamış, talep çok fazla. İnsanlar ya evleniyor ya boşanıyor. Mülk sahipleriyle sorun yaşayan kiracılar tahliye ediliyor. Ciddi bir sirkülasyon var kira sektöründe.” diye konuştu.

İzmir’de boş bir dairenin fiyatının lokasyona göre, 15 ile 30 bin lira arasında değiştiğini kaydeden Akgün, ev sahiplerinin sektörün belirleyicileri olduğunu vurguladı. Akgün, şunları kaydetti: “Mülk sahiplerinin çoğu, kira bedellerini kendi belirliyor. 15 bin lira daireye 35 diyen de 40 diyen de var. Serbest piyasada mülk sahipleri istediği rakamı veriyor. Çaresiz kalan, ev arayan vatandaşlar, yüksek bedellerle karşı karşıya kalıyor. Fiyatı belirleyen mülk sahipleri, onlara destek veren de emlak müşavirleri oluyor.”

‘BANKA KREDİSİ ALABİLİYOR, EV KİRALAYAMIYORSUNUZ’
Ev sahiplerinin yeni kiracı ararken çok seçici davrandığının altını çizen Akgün, şöyle konuştu: “Geçmişte insanlar, boş evlerini kiraya verebilmek için bin takla atardı. Şimdi ise öyle bir konuma geldik ki GBT (Genel Bilgi Toplama) isteyenler de var. KKB (Kredi Kartı bilgisi) isteyen de var. Ekonomik olarak insanların bankalara borcu olup olmadığı ile ilgili araştırma, findeks raporu isteyenler de var. Mutlaka kefil istiyorlar. Mutlaka çalışsın, düzenli geliri olsun, maaşı olsun, tahliye taahhütnamesi versin gibi şartları var. Bankaya gidip, krediyi rahat alıyorsunuz ama kolay kolay daire kiralayamayabiliyorsunuz. Kız istemeye gidiyorsunuz, gönüller bir olunca onu da çok rahat alıyorsunuz; ama bu tarafta mülk sahipleri, kiracılara inanılmaz kriterler dayatıyor. Kiracılara Allah yardım etsin. Yasa onlardan yana gibi bile görünse, Allah hepsine ev nasip etsin. “
Zelenskiy, ABD’de yapılacak başkanlık seçimlerine ilişkin, “Eğer Sayın Donald Trump başkan olursa kendisiyle çalışacağız. Bundan korkmuyorum.” dedi.
ABD’de Cumhuriyetçi Parti’de çoğunluğun Ukrayna’yı ve halkını desteklediğini belirten Zelenskiy, “İki partinin de desteğine sahibiz ve ABD siyasetinin Cumhuriyetçi kanadıyla güçlü ilişkilerimiz var.” ifadesini kullandı.
“KASIMDA HAZIRLANMIŞ BİR PLANIMIZ OLACAĞINA DAİR HEDEF BELİRLEDİM”
Zelenskiy, Ukrayna Barış Zirvesi çerçevesinde yapılacak görüşmeler hakkında bilgi vererek, ağustos başında güvenlikten sorumlu danışmanlar düzeyinde ilk toplantının Katar’da yapılacağı bilgisini paylaşarak, “Bu toplantı enerji güvenliğiyle ilgili olacak. Toplantıda enerji güvenliğine ilişkin plan hazır olacak.” diye konuştu.
Ağustosta Türkiye’de serbest seyrüsefer konusuna ilişkin bir toplantı düzenleneceğini belirten Zelenskiy, bu toplantıda gıda güvenliği konusunun gündeme geleceğini kaydetti.
Zelenskiy, eylülde de Kanada’da esir değişimi ve Ukraynalı çocukların geri dönüşünün insani yönüne ilişkin bir toplantı düzenleneceğini, bu toplantıda bir plan geliştirileceğini aktardı.
“Bu 3 maddeden sonra, eğer başarılı olursa tüm maddeleri uygulama planı, tam olarak hazır olacak. Kasımda hazırlanmış bir planımız olacağına dair hedef belirledim.” diyen Zelenskiy, söz konusu planın İkinci Barış zirvesi için hazır olacağını, Rusya temsilcilerinin de bu zirveye katılması gerektiğini ifade etti.
“F-16’LARDAN DAHA FAZLASINI BEKLİYORUZ”
Ukrayna’nın, ortaklarıyla 23 ikili güvenlik işbirliği anlaşması imzaladığını hatırlatan Zelenskiy, “Bu anlaşmalar paradan silaha, insani yardımdan yeniden inşaya, siber güvenlikten hava savunmasına kadar her şeyi içeriyor. Bu anlaşmaların yaklaşık tutarı 38 milyar dolardır. Bunun güçlü bir sonuç olduğuna inanıyorum.” dedi.
Zelenskiy, Batılı ülkelerin, ülkesine F-16 uçaklarını verme sözüne değinerek, “ortakların yıl sonuna kadar teslim etme sözü verdiği F-16 uçaklarının Rus hava filosuyla aynı düzeyde savaşmak için yetersiz olduğunu, daha fazlasını beklediklerini” kaydetti.
Devlet Başkanı Zelenskiy, Ukraynalı pilotların F-16’larda eğitim süresinin azaltılması, eğitim üssünün genişletilmesi ve uçak sayısının 4-5 yıl içinde değil, yakın gelecekte artırılması gerektiğinin altını çizdi.
“25 HAVA SAVUNMA SİSTEMİNE İHTİYACIMIZ VAR”
Ukrayna’nın ne kadar “Patriot” hava savunma sistemine ihtiyacı olduğuna ilişkin Zelenskiy, “Hava savunma sistemi yapımız açısından askerlerimize göre 25 sisteme ihtiyacımız var. Bununla Ukrayna’nın hava sahası tamamen kapatılacaktır.” diye konuştu.
Zelenskiy, askeri yardımlarla gelen silahların Rusya topraklarında kullanılması için izin alma konusuna ilişkin soruyu yanıtlarken, “uzun menzilli silahların kullanımı konusunda bazı olumlu sinyaller almaya başladıklarını” aktardı.
“(BATILI SİLAHLARIN RUSYA TOPRAKLARINDA KULLANILMASI) BU KESİNLİKLE ADİL BİR YANITTIR”
Batılı ülkelerin Ukrayna’ya verdiği silahların Rusya topraklarında kullanılmasını “kesinlikle adil” olarak nitelendiren Zelenskiy, “Bir füze veya bombanın atıldığı nokta var. Biz bunun nereden geldiğini anlıyoruz ve buna yanıt veremememiz adil değil. Bu hakkımız olan kesinlikle adil bir yanıttır.” diye konuştu.
Zelenskiy, Ukrayna’nın ortaklarının daha önce yerli üretim silahlarla Rusya’yı vurmayı onaylamadığını belirterek, “Şimdi bu konu gündeme bile gelmiyor ve bu kötü değil.” dedi.
Ülkesinin enerji sisteminin savunulmasına değinen Zelenskiy, “Enerji sistemimizin korunması kısmen Rusya’nın enerji üretim tesislerine güçlü darbe vurmuş olmamıza bağlıdır. Şimdi ortaklarımızla enerji güvenliği konusunu çözmeyi görüşebiliriz. Çünkü enerji güvenliği herkes için çok önemli hale geldi.” ifadelerini kullandı.
“(MACARİSTAN İLE) İLİŞKİLER KURMAYI DENEMELİYİZ”
Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Ukrayna ziyaretini de değerlendiren Zelenskiy, “Ziyaretin Ukrayna’ya yapılmış olması her halükarda iyi bir şey. Çünkü somut ilişkilerimiz yoktu. Komşuyuz. Macarlarla savaş durumunda değiliz. Güçlü, dostane, en azından pragmatik ilişkiler kurmalıyız.” şeklinde konuştu.
Orban’ın Ukrayna’dan sonra Rusya’ya yaptığı ziyareti doğru bulmadığını söyleyen Zelenskiy, şu ifadeleri kullandı:
“Onun Ukrayna’ya yaptığı ziyaretin doğru olduğuna inanıyorum. Eğer Ukrayna’yı daha sonra Rusya’ya gitmesini kolaylaştırmak için kullandıysa bence bu yanlıştır. Bu arada o Kiev’deyken onun Rusya’yı ziyaret edeceğinden haberim yoktu. Rusya ziyaretini desteklemiyorum. Ancak bu onun kararıdır.”
Zelenskiy, Macaristan ile devletler arası ilişkiler kurmanın önemli olduğunu vurgulayarak, “Ülkeler arasında ilişkiler kurmaya çalışmamız gerektiğine gerçekten inanıyorum. Bunu denemeliyiz.” sözlerini kaydetti.
]]>Ev sahiplerinin artık GBT (Genel Bilgi Toplama), kredi kartı bilgisi, borç araştırması, findeks raporu ve kefil istediği öğrenildi. Bunun yanı sıra kiracılara tahliye taahhütnamesi dayanması da istekler arasında yer alıyor. İşte merak edilen tüm detaylar…
Temmuz ayında açıklanan kira artış oranının yüzde 65 civarında olduğunu belirten İzmir Emlak Kulübü Derneği Başkanı Rıdvan Akgün, kira bedellerinin bir anda yükseldiğini dile getirdi.
Kiracılar ile ev sahipleri arasındaki anlaşmazlıkların arttığını ifade eden Akgün, “1 Temmuz’dan itibaren Türkiye genelinde bir milat başladı. Yüzde 25 kira artışı, 2 yıl devam etmişti. Ev sahipleri mutsuzdu, kiracılar mutluydu. İki yıl çabuk bitti. Kiracılar yüzde 65,07 zam oranıyla bu aydan itibaren karşı karşıya kaldı. Çaresizlik var. Artış yapmayanlar evi terk etmeye çalışıyor. Ödeyemeyecek konumda olanlar, yeni bir hayata tutunmaya çalışıyor. Kiracı-ev sahibi sorunları aldı başını gidiyor.” diye konuştu.
“TAHLİYELER GÜNDEME GELEBİLİR”
Kiracıların bir anda kira bedellerini çok artırmak istemediğini vurgulayan Akgün, iki yıldır bekleyen ev sahiplerinin de rakamları yükselttiğini söyledi.
Akgün, “Ev sahipleri, iki yıldır bekledim, diyor. Yüzde 65,07’nin 07’sini bile istiyor. Tahliyeler gündeme gelebilir. Sürece arabulucular ve hukukçular katılabilir” dedi. İzmir’deki ortalama kira fiyatlarından örnekler veren Akgün, “Yeni dönemde 3 artı 1 evin kirası, ortalama 20 bin lira olması gerekirken enflasyon artışı ile rakam çok yükseliyor. 15 bin liraya oturan bir kiracının yeni kira bedeli 23-24 bin liraya kadar çıkıyor. Halbuki ev boş olsa belki 20 bin liraya kiraya verilecek. Yüzde 65,07 rutinde çok yüksek. Ama geçmişten gelen yüzde 25’lerin verdiği ağır tahribattan dolayı yüzde 65,07’lere saldıran mülk sahipleri var” dedi.
“SEKTÖRÜN BELİRLEYİCİSİ, EV SAHİPLERİ”
Kira bedellerinin yaz aylarında kaçınılmaz artış trendine girdiğini ifade eden Akgün, kiralık dairelerin giderek azaldığını belirterek şöyle devam etti:
“Arz oluşmamış, talep çok fazla. İnsanlar ya evleniyor ya boşanıyor. Mülk sahipleriyle sorun yaşayan kiracılar tahliye ediliyor. Ciddi bir sirkülasyon var kira sektöründe” diye konuştu. İzmir’de boş bir dairenin fiyatının lokasyona göre, 15 ile 30 bin lira arasında değiştiğini kaydeden Akgün, ev sahiplerinin sektörün belirleyicileri olduğunu vurguladı. Akgün, şunları kaydetti: “Mülk sahiplerinin çoğu, kira bedellerini kendi belirliyor. 15 bin lira daireye 35 diyen de 40 diyen de var. Serbest piyasada mülk sahipleri istediği rakamı veriyor. Çaresiz kalan, ev arayan vatandaşlar, yüksek bedellerle karşı karşıya kalıyor. Fiyatı belirleyen mülk sahipleri, onlara destek veren de emlak müşavirleri oluyor.”
“BANKA KREDİSİ ALABİLİYOR, EV KİRALAYAMIYORSUNUZ”
Ev sahiplerinin yeni kiracı ararken çok seçici davrandığının altını çizen Akgün, şöyle konuştu:
“Geçmişte insanlar, boş evlerini kiraya verebilmek için bin takla atardı. Şimdi ise öyle bir konuma geldik ki GBT (Genel Bilgi Toplama) isteyenler de var. KKB (Kredi Kartı bilgisi) isteyen de var. Ekonomik olarak insanların bankalara borcu olup olmadığı ile ilgili araştırma, findeks raporu isteyenler de var. Mutlaka kefil istiyorlar. Mutlaka çalışsın, düzenli geliri olsun, maaşı olsun, tahliye taahhütnamesi versin gibi şartları var. Bankaya gidip, krediyi rahat alıyorsunuz ama kolay kolay daire kiralayamayabiliyorsunuz. Kız istemeye gidiyorsunuz, gönüller bir olunca onu da çok rahat alıyorsunuz; ama bu tarafta mülk sahipleri, kiracılara inanılmaz kriterler dayatıyor.”
Altının gram fiyatı, yeni güne yükselişle başlamasının ardından saat 10.50 itibarıyla bir önceki kapanışın yüzde 0,1 altında 2 bin 559 lira seviyesinde bulunuyor. Aynı dakikalar itibarıyla çeyrek altın 4 bin 200 liradan, Cumhuriyet altını 16 bin 736 liradan satılıyor.
Altının ons fiyatı ise şu sıralarda bir önceki kapanışın yüzde 0,2 altında 2 bin 406 dolardan işlem görüyor.

Hafta sonu ABD’de Cumhuriyetçi Parti’den başkanlık için yarışan eski ABD Başkanı Donald Trump’a suikast girişiminde bulunulması yeni haftada varlık fiyatları üzerinde etkili olurken, bu gelişmenin ardından piyasalarda Trump’ın yeniden başkan seçilme olasılığı fiyatlanıyor.
Analistler, bu hafta Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz kararının piyasaların odağında bulunduğunu belirtti.
Bugün ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın açıklamalarının takip edileceğini aktaran analistler, Fed’in bu yıl faiz indirimine başlayacağı beklentilerinin gücünü koruduğunu, yatırımcıların Powell’ın açıklamalarından bankanın bundan sonraki politikalarına dair daha fazla ipucu arayacağını söyledi.
Analistler, bugün veri gündeminde Avro Bölgesi’nde sanayi üretimi ve ABD’de New York Fed sanayi endeksinin öne çıktığını dile getirerek, teknik açıdan altının ons fiyatında 2 bin 420 ve 2 bin 450 dolar seviyelerinin direnç, 2 bin 400 ve 2 bin 350 dolar seviyelerinin ise destek konumunda olduğunu bildirdi.
BİTCOİN YENİDEN REKORA KOŞUYOR
Kripto para birimi Bitcoin’in fiyatı, eski ABD Başkanı Donald Trump’a suikast girişiminin ardından başkanlık yarışını kazanma ihtimalinin arttığına yönelik beklentiler nedeniyle 62 bin doların üzerine çıktı.

Bitcoin dahil küresel kripto para piyasasının değeri 24 saatte yüzde 4,1 artarak 2 trilyon 300 milyar dolara yükseldi. Analistler, Bitcoin ve diğer kripto para birimlerinin fiyatlarındaki artışın, kripto paralara yönelik olumlu yorumlarda bulunan Trump’a suikast girişiminin ardından başkanlık yarışını kazanma ihtimalinin arttığı beklentisi nedeniyle yaşandığını belirtiyor.
Analistler, Bitcoin ve diğer kripto para birimlerinin fiyatlarındaki artışın, kripto paralara yönelik olumlu yorumlarda bulunan Trump’a suikast girişiminin ardından başkanlık yarışını kazanma ihtimalinin arttığı beklentisi nedeniyle yaşandığını belirtiyor.
Sağ kulağından yaralanan Trump’ın sağlık durumunun iyi olduğu bildirilmişti.
BİTCOİN VE ETHEREUM FİYATLARINDA SON DURUM
Saat 9.30 itibarıyla son 24 saatte fiyatında yüzde 4,6’ya yakın artış yaşayan Bitcoin, 62 bin 922 dolar seviyesine çıktı.
Piyasa değeri bakımından ikinci sırada yer alan Ethereum da son 24 saatte yüzde 4,7 değer kazanarak 3 bin 353 dolar seviyesine yükseldi.

GÜNCEL DOLAR KURU
Dolar/TL, yeni güne de değer kazancıyla başlamasının ardından saat 10.10 itibarıyla önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 33,0840’tan işlem görüyor. Aynı dakikalarda avro/TL önceki kapanışın hemen üstünde 36,0530, sterlin/TL yüzde 0,1 azalışla 42,8910’dan satılıyor.
Dolar endeksi cuma gününü yüzde 0,3 azalışla 104,1 seviyesinden kapatırken, şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 104,3 seviyesinde seyrediyor.
Hafta sonu ABD’de Cumhuriyetçi Parti’den başkanlık için yarışan eski ABD Başkanı Donald Trump’a suikast girişiminde bulunulması yeni haftada varlık fiyatları üzerinde etkili olurken, bu gelişmenin ardından piyasalarda Trump’ın yeniden başkan seçilme olasılığı fiyatlanıyor.
Analistler, bu hafta Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz kararının piyasaların odağında bulunduğunu belirtti.
Bugün ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın açıklamalarının takip edileceğini aktaran analistler, Fed’in bu yıl faiz indirimine başlayacağı beklentilerinin gücünü koruduğunu, yatırımcıların Powell’ın açıklamalarından bankanın bundan sonraki politikalarına dair daha fazla ipucu arayacağını söyledi.
Analistler, bugün veri gündeminde Avro Bölgesi’nde sanayi üretimi ve ABD’de New York Fed sanayi endeksinin öne çıktığını dile getirerek, teknik açıdan dolar endeksinde 105 ve 106 seviyelerinin direnç, 103 ve 102 seviyelerinin ise destek konumu olarak öne çıktığını kaydetti.
]]>Bu kararın ardından farklı markalardan da yatırım haberi gelebileceğini belirten Eroldu, Togg da dahil olmak üzere yerli üreticilerin Çinli markalarla gireceği rekabetle ilgili, ”Rekabet bütün oyuncuları dinç tutacak. Bugün otomotivde rekabetçilik endeksine baktığımız zaman Hindistan, Çin, Türkiye, Fas sıralamasını görüyoruz.
Dolayısıyla biz Türk otomotiv sanayi olarak Çinlilerin Türkiye’de yapacakları üretimle rekabet ederiz. Sadece hammadde konusunda onların bir sıkıntısı yok ancak biz ve Avrupalılar birçok hammaddeyi ithal ediyoruz. Adil şartlardaki bir rekabette bizim Çin ile bir derdimiz olmaz” diye konuştu.

TEŞVİKLER TOGG’U ETKİLER Mİ
BYD yatırımı için verilen ilave gümrük vergisi muafiyeti ve Plug-In Hybrid (şarj edilebilir hibrit) araçlara ÖTV avantajı teklifiyle ilgili soruları da yanıtlayan Eroldu, “Bu belirli bir avantaj sağlayacaktır ancak orada da yüz binlerce araçtan söz etmiyoruz belirli bir limiti var. Yüzde 30 ÖTV ise aslında çok sınırlı bir alanı temsil ediyor. Şu anda yüzde 5’ten daha küçük bir alan. Togg gibi veya diğer elektrikli araçlarda yüzde 10’luk ÖTV var, içten yanmalılarda yüzde 80’lik ÖTV var. Bu bir avantaj sağlayacaktır ama sonuçta oradaki teşvik de sonsuza giden bir rakam değil. O yüzden çok rahatsız etmez diye düşünüyorum” görüşünü paylaştı.
Eroldu ayrıca, BYD’nin otomotiv sektörüne sağlayacağı toplam cirosal değerin tahminen 3.8 milyar Euro seviyesinde olacağını da belirtti. Sektörde Oyak Renault, TOFAŞ ve Ford Otosan gibi markaların yakında devreye alacağı yeni yatırımlarının olacağını da hatırlatan Eroldu, BYD ile birlikte otomotiv sanayi kapasitesinin 2.4 milyon ulaşabileceğini söyledi.
SON SEKİZ YILIN EN DÜŞÜK YERLİLİK ORANI
Otomotiv satışlarında yerli oranının gerilediğine dikkat çeken Eroldu, ”Toplam taşıt araçlarında bu sene yüzde 32’ye geriledik. En son 2016 yılında yüzde 33 ile kapatmışız. En büyük kayıp şu anda hafif ticari araçta. Ama bunun da biz geçici olduğunu düşünüyoruz. Dış ticaret dengesinde, geçen seneyi 1.4 milyar dolar eksiyle kapatmıştık. Bu senenin ilk 5 ayında 109 milyon dolar gibi sıfır noktasına yakın bir yerdeyiz. Otomobilde ise ilk 5 ayda 2 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı var. Bu da tabi ülke ekonomisini açısından iyi bir sinyal değil” ifadelerini kullandı.
RAKAMLARLA YERLİ SANAYİNİN 50. YILI
OSD’nin 50. yılı kapsamında düzenlenen gala gecesinden hemen önce otomotiv gazetecilerinin sorularını yanıtlayan Eroldu, 1974 yılından bu yana Türk otomotiv sanayinin gelişimini rakamlarla anlattı. Sanayinin toplam kapasitesinin 2 milyon adedin üzerine çıktığını belirten Eroldu, şu rakamları verdi:
– 32 milyon toplam otomotiv üretimi.
– 19 milyon binek otomobil üretimi.
– 248 milyar dolar son 10 yılda yapılan ihracat.
– 19 milyon toplam otomotiv ihracatı.
]]>Daha önce Çinli markaların Türkiye pazarında dengeleri bozduğunu, üretim yapmazlarsa yaptırımların artması gerektiğini açıklayan OSD Başkanı Cengiz Eroldu, imzalanan BYD yatırımını değerlendirdi.
Rekabetin pazardaki bütün oyuncuları dinç tutup, teknolojik gelişmeleri de tetikleyeceğini açıklayan Eroldu, “BYD yatırımı Türkiye’deki diğer oyuncular için de iyi bir şey, buradaki rekabet bütün oyuncuları dinç tutacak. İkincisi de Çin’den belli bir teknoloji transferi de ülkeye gelecek. Bunları alt alta koyduğum zaman aslında hükümetin koyduğu vergilerin de doğru olduğunun bir göstergesi. Başka markalar da gelebilir.
Otomotivin ekonomiye olan katkısına baktığımız zaman, burada 1’e 3’lük bir katkı görüyoruz. Yani bu ne demek, otomotiv sektöründe yapılan doğrudan 1 liralık veya 1 dolarlık yatırım aslında ülke ekonomisine 3 katı katkı sağlıyor” dedi.
PAZAR EN BÜYÜK TEŞVİK
Akşam Gazetesi’nin haberine göre, daha başka markaların da gelmesini beklediğinin altını çizen Eroldu, “Yatırımların bence devamı gelebilir. OSD ile doğrudan temasta bulunan şu anda yok ama daha önce görüştüklerimiz oldu.
Bize de gelip danışanlar oldu ama bence olabilir çünkü Türkiye hem kendisi önemli bir pazar, ben hep şunu söylüyordum zaten Türkiye’nin kendisi, pazarın büyüklüğü bir teşvik zaten. Pazarı biz biraz daha büyütebilirsek aslında çok oyuncu zaten gelmeye doğru hareket edecek.
Zaten hep konuştuğumuz yeni teknolojilere yatırım yapılması da aslında bir ölçek sorunu. Biz Türkiye’deki ölçeği ne kadar büyütebilirsek Türk otomotiv sanayini de o kadar daha teknolojik hale getirebiliriz. Öbür türlü doğal olarak bu teknolojik ürünler pahalı yatırımlar belli bir ölçek olmadığı zaman da bu işlerin dışında kalacağız” diye konuştu.

YERLİLERDE KAN KAYBI
Pazarda yerli markaların satış adetlerindeki düşüşü değerlendiren Eroldu, “İlk 6 ayın sonuçlarına baktığımız zaman büyümenin olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Devam eden yatırımlarımız var, bunların da sonuçları, meyvelerini almaya başladığımız zaman bu rakamların tekrar olumlu seyre doğru geçtiğini göreceğiz.
Yerli üreticiler olarak kan kaybımız sürüyor. Yüzde 32 ile yakın senelerin en düşük iç pazar payını elde ettik. Biz geriledikçe maalesef dış ticaret açığında da sektör olarak eksi veriyoruz” açıklaması yaptı.
ÜRETİM DÜŞTÜ PAZAR ARTTI
Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) 2024 yılının ilk 6 aylık dönemine ilişkin verileri de açıkladı. Geçen yılın aynı dönemine göre toplam üretim yüzde 4 gerileyerek 707 bin 67 adet olarak gerçekleşti. Geçen yılın ilk 6 aylık dönemine göre paralel seyreden otomobil üretimi ise 460 bin 743 adet oldu.
OSD, 50 YAŞINDA
1974 yılında kurulan Türkiye otomotiv sanayisinin çatı kuruluşu Otomotiv Sanayii Derneği, 50’nci yılını kutladı. Türk otomotiv sanayisinin geçmişinin 1940’lara dayandığını söyleyen OSD Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Eroldu, “Montaj sanayi olarak başlayan yolculuğumuz ciddi bir inanmışlık, emek ve iş birliği sonucunda bizi bugün 2 milyon adetlik kapasitenin üzerine taşıdı. Son 10 yılda 248 milyar dolar ihracat ve 65 milyar dolar dış ticaret fazlasıyla ülke ihracatının yüzde 16’sını gerçekleştirdik.
Bugün ulaştığımız noktada 60 bini direkt olmak üzere değer zincirinde toplam 550 binin üzerinde istihdam sağlıyoruz. Yine son 10 yılda 11 milyar doların üzerinde yatırım yaptık. Bugün dünyada 13, Avrupa Birliği ülkeleri arasında ise 4’üncü büyük otomotiv üreticisi konumuna ulaştık” dedi.
Ardından ‘Enerji Koordinasyon Toplantısı’na katılan Bakan Bayraktar, burada yaptığı konuşmasında petrol ve doğalgazın önemine değinerek, “Bizim en önemli iki noktamız var. Bu iki konu da petrol ve doğalgaz. En önemli değişikliklerden bir tanesi kendi denizlerimizde, kendi gemilerimiz ile kendi mühendislerimiz ile bu aramaları yapmayı hedefliyoruz. Biz bu sayede Fatih, Yavuz, Kanuni ve en son Abdulhamit’i filomuza kattık. İki tane sismik gemimiz 4 tane derin sondaj gemimiz ile çok yoğun arama gerçekleştireceğiz. Bir taraftan başka keşiflere, özellikle Karadeniz’de keşiflere ihtiyacımız var. Bu anlamda Rize açıklarında arama programımız da var. Petrol rafinesi olduğunu düşündüğümüz alanda sondaja başlamayı hedefliyoruz” dedi.
‘GELİR GRUBUNA GÖRE FARKLILAŞTIRMAK İSTİYORUZ’
Enerji desteklemelerini gelir grubuna göre farklılaştırmak istediklerini dile getiren Bakan Bayraktar, “Yaptığımız böyle büyük projeler önümüzdeki yüzyıllara uzayacak projeleri konuşurken, günlük hayatın içerisinde bu arz güvenliğinin yanında enerjinin vatandaşlarımıza ucuz şartlarda, daha yetebilir koşullarda ulaşmasına gayret ediyoruz. Bu anlamda özellikle pandemi sürecinde başlayan dönemde çok ciddi devlet destekleriyle bu alanda vatandaşlarımızı destekliyoruz. Birkaç hususa değinmek istiyorum. Malumunuz bu Sakarya gaz sahasındaki keşiften sonra Cumhurbaşkanımızın müjdesi 2023 Mayıs ayıdaki elektrik faturalarının camilerde, Cemevlerinde bedava olmasıydı. Ondan sonraki süreçte de evlerinde mutfaklarında kullanabilecek kadar miktarı 12 boyunca toplam 300 metreküplük gazı vatandaşlarımıza bedava sunmuş olduk. Bunun toplam destek tutarında neredeyse 88 milyar lirayı buldu. Ama onu ötesinde bugün halen 2024 yılı içerisinde söylüyorum doğalgaz ve elektrikte toplam yaklaşık 584 milyar liralık bir desteğimiz var. Vatandaşımız en son temmuz ayında yaptığımız fiyat artışıyla beraber dahi bin liralık elektrik faturasının 400 lirasını ödüyor, devlet olarak 600 lirasını biz karşılıyoruz. Doğalgazda bin liralık faturanın 300 lirasını vatandaşımız, 700 lirasını yani yüzde 70’ini biz karşılıyoruz. Bütçe imkanları nispetinde bu destekleri devam ettirmeye çalışacağız. Ama yapmayı planladığımız değişikliklerden bir tanesi özellikle gerçekten ihtiyaç sahibi olan dar gelirli vatandaşlarımızı destek grupları içerisinde tutabilmek. Aylık elektrik tüketimi 400- 500 kilovat olan. Evinde elektrikli aracını şarj eden, elektrik tüketimi çok olan vatandaşlarımızın da mutlaka bu bedelleri ödemesi gerekiyor. Yani gelir grubuna göre farklılaştırmak istiyoruz” diye konuştu.
‘DOĞALGAZ GELMEZ DENİLEN YERLERE GİTMEYE BAŞLADI’
Bakan Bayraktar konuşmasında doğalgaz ile ilgili verilere de değinerek, “2002 yılında Türkiye’de sadece 5 ilde olan doğalgaz, Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu vizyon kapsamında Türkiye’deki bütün hane halkına biz doğalgazı getireceğiz doğrultusunda bugün 81 ilde 860’ın üzerinde yerleşim yerinde. 2002 yılında 7 organize sanayi bölgesinde doğalgaz vardı. Bugün 212 OSB’de doğalgaz var. Doğalgazın çevreci olması daha verimli bir yakıt olması, özellikle konutlarda kullanımının çok daha rahat olmasından dolayı bu hedef doğrultusunda bugüne kadar geldik. Şimdi doğalgaz gelmez denilen yerlere gitmeye başladı. Artık belde ve köylerimizden doğalgaz talebi almaya başladık. Bugün itibari ile Türkiye nüfusunun yüzde 84’üne doğalgaz ulaşmış durumda” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.
]]>Haber7 – ÖZEL
Tarihinin en çalkantılı dönemini geçiren Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşan kritik başkanlık seçimlerine kan bulaştı. Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump, Pensilvanya’daki mitinginde suikaste uğrarken, bütün dikkatler 3. Dünya Savaşı’nın yüksek sesle dillendirildiği mevcut süreçte yaşanan bu hadiseye çevrildi.
Dünyaya güvenlik ve demokrasi taşımakla övünen ABD’de iç güvenlik zafiyetinin ileri seviyeye ulaştığını gözler önüne seren saldırının arkasında hangi derin odakların yer aldığı tartışma konusu oldu.
Trump’a yönelik suikast girişimiyle ilgili Güvenlik Uzmanı Coşkun Başbuğ, Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Furkan Kaya ve gazeteci yazar Kemal Bozkurt Haber7‘ye değerlendirmelerde bulundu.

BAŞBUĞ: GÖZDAĞI VERDİLER
Konuyu emniyet tedbirleri açısından değerlendiren Terör ve Güvenlik Uzmanı Coşkun Başbuğ, zafiyet vurgusu yaptı.
Coşkun Başbuğ şöyle konuştu:
Başbuğ, kullanılan silah açısından da organizasyonda acemilikler bulunduğunu kaydederek, “Amatörce bir iş yapıldığı ortada. Bu bilerek mi böyle yapıldı yoksa imkan kabiliyet buna mı el veriyordu tartışılır ancak arkasında bir derin devlet anlamı çıkmasın diye bu şekilde yapıldığı kanaatindeyim.” diye konuştu.

KAYA: 61 YIL SONRA İLK
Doç. Dr. Furkan Kaya bu suikastin geçmiş yıllardaki vakaları hatırlattığını belirterek şunları söyledi:
“John Kenedy, 1963’de Dallas’ta makam arabasında halkı selamlarken 2 el ateş edilerek hayatını kaybetmişti ve yine kafasından vurulmuştu. O tarihten beri çeşitli suikast girişimleri haberleri duyduk ama belki de ilk defa bu şekilde bir olayla karşılaştık. “
KÜRESELCİLERE SAVAŞ AÇAN BAŞKAN
ABD içerisinde küreselciler ve ulusalcılar arasında ciddi bir mücadele olduğuna vurgu yapan Kaya, “Trump da bu anlamda önce Amerika diyerek ve Trumpizm adında bir Amerikan milliyetçiliği meydana getirerek küreselcilerin politikalarına karşı bir duruş sergilediğini ifade ediyor.” dedi.
Suikastin oluş şekline atıfta bulunan Furkan Kaya, suikastçinin çatıda olmasının ve ihtimallere karşı neden önlem alınmadığının halen bir soru işareti olduğunu söyledi. Ardından da sözlerini şöyle sürdürdü:
“En basit koruma tedbirlerinde bile muhakkak çatılarda güvenlik güçlerinin veya polislerin veya servisin elemanları yer alır. Ama bu oalyda böyle bir durum görmedik. Dolayısıyla Trump’a karşı bir yapılanmanın olabileceğini ifade edebiliriz.”

OLAY TRUMP’IN LEHİNE
Son olarak bu olayın Trump’a avantaj olarak döneceğini söyleyen ve kurgu iddialarına inanmadığını söyleyen Furkan Kaya, “Trump zaten öndeydi. Bu olay da kasım ayındaki seçimlere pozitif olarak etki yapacaktır. Kurgu iddiaları ihtimaldir ama ben böyle bir şeye inanmıyorum. Olayı ciddi bir suikast girişimi olarak düşünüyorum.” dedi.

BOZKURT: GİZLİ BİR GÜÇ DEVREYE GİRDİ
MÜSİAD ABD Başkan Yardımcısı ve habername.com Genel Yayın Yönetmeni Kemal Bozkurt, kızışan seçim sürecinde gizli güçlerin devreye girdiğini ifade etti.
Joe Biden’ın seçim çalışmalarını artırdığını dikkat çeken Bozkurt, gizli güçlerin devreye girdiğini belirterek “ Trump zaten öndeydi ama Demokrat Partililer ve Biden da seçimi kazanmak için var gücüyle çalışmaya başlayınca, tahminimi söylüyorum; gizli güçler bu ‘suikast oyunu‘nu yaparak Trump’ı alenen açık ara seçimi kazandırtma yoluna gittiler diye düşünüyorum.“ifadelerini kullandı.
Olayın kime yaradığını sorgulayan Bozkurt, “Trump açısından seçimi iyice avantajlı hale getirdiğini düşünüyorum.” yorumunda bulundu.
Başka ihtimallerin de söz konusu olabileceğini vurgulayan Bozkurt, “Trump ‘Ben iktidara gelirsem bütün savaşları da bitireceğim.’ diye söz verdi. Öyle ki, bir önceki başkanlık döneminde de son yüzyılda hiçbir savaşa katılmayan tek Amerikan başkanıydı.” diyerek cümlelerini sonlandırdı.
Ülkeyi dehşete düşüren ve öfkelendiren olayda, Nairobi’nin Mukuru gecekondu mahallesinde bulunan bulguların ardından Kriminal Soruşturma Müdürlüğü (DCI) Cumartesi günü terk edilmiş taş ocağından beş çanta daha çıkarıldığını, bunlardan üçünde kesik bacaklar ve iki gövde olmak üzere kadın vücut parçaları bulunduğunu duyurdu.

HENÜZ KİMLİKLER TESPİT EDİLMEDİ
Cuma günü polis en az altı kadının cesedini bulduğunu bildirirken, devlet tarafından finanse edilen polis gözlemcisi, çöp denizinde yüzen çuvallarda yedisi kadın olmak üzere dokuz cesedin bulunduğunu söyledi.
Kriminal Soruşturma Müdürlüğü (DCI) Cumartesi günü terk edilmiş taş ocağından beş çanta daha çıkarıldığını, bunlardan üçünün kesik bacaklar ve iki gövde de dahil olmak üzere kadın vücut parçaları içerdiğini söyledi. Soruşturma sürdürülürken olay yerine güvenlik şeridi çekildi.
Keşifler, Kenya’nın geçen yıl Hint Okyanusu kıyısına yakın bir ormanda, dünyanın en kötü tarikat katliamlarından biri olan, yüzlerce kıyamet tarikatına mensup kişinin cesetlerinin bulunduğu toplu mezarların keşfedilmesinin ardından başladı.
Geçtiğimiz ay hükümet karşıtı gösterilerde onlarca kişinin öldürülmesinin ardından ülkenin kolluk kuvvetleri de inceleme altına alındı. Hak grupları, kolluk kuvvetlerini aşırı güç kullanmakla ve protestocuları kaçırmakla suçluyor.

HALK SAKİNLİĞE DAVET EDİLDİ
DCI sözcüsü yaptığı açıklamada, “Kamuoyuna soruşturmalarımızın kapsamlı olacağını ve tarikat üyelerinin olası faaliyetleri ve seri cinayetler dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere geniş bir alanı kapsayacağını temin etmek istiyoruz.” dedi. Yapılan açıklamalarda aynı zamanda halk sakinliğe davet edildi ve “Halkımıza sakin kalmaları ve dedektiflerimize bu korkunç sahnenin kurbanlarına adaleti ulaştırma şansı vermeleri çağrısında bulunuyoruz.” sözleri kullanıldı.
Kenya geçen yıl Hint Okyanusu kıyısındaki bir ormanda, korkunç tarikat bağlantılı katliamlarından biri olan, kıyamet günü tarikatının yüzlerce müridinin cesetlerinin bulunduğu toplu mezarların bulunmasıyla sarsılmıştı.
Geçen ay hükümet karşıtı gösteriler sırasında onlarca kişinin öldürülmesinin ardından ülkenin kolluk kuvvetleri de mercek altına alınırken, hak örgütleri polisleri aşırı güç kullanmak ve protestocuları kaçırmakla suçluyor.
Cuma günü polis Mukuru’da en az altı kadın cesedi bulduğunu bildirirken, devlet tarafından finanse edilen polis gözlemcisi yedisi kadın dokuz ceset bulunduğunu söyledi. Mukuru bölgesinde gerginlik yükselirken, yerel medyada polisin öfkeli kalabalığı dağıtmak için havaya ateş açtığı bildiriliyor.
Yerel halk, Cuma günü Nairobi’nin Mukuru gecekondu mahallesindeki çöplükte cesetlerin bulunduğu çöplükte toplandı ve çöplerden bulunan cesetlerin ardından endişelerini dile getirdi.
Elde edilen bilgilere göre DCI, dedektiflerden ve adli tıp uzmanlarından oluşan bir ekibin olay yerine girmesi öfkeli üyeleri tarafından engellendi.

DAHA FAZLA CESET OLMASI BEKLENİYOR
İnsan hakları grubu Vocal Africa’nın yöneticisi Hüseyin Halid, CNN’e yaptığı açıklamada, “Burası cesetlerin atıldığı bir yer gibi görünüyor ve daha fazlasının da olabileceğini düşünüyorum”dedi. Tüm cesetlerin aynı renk kurdelelerle bağlandığını belirtilerek şu açıklama yapıldı: “Hepsi kadındı, hepsi aynı renk kurdelelerle bağlanmış, hepsi aynı renk çuvallarla taşınmıştı.'”
Bağımsız Polis Denetim Otoritesi (IPOA) Cuma günü, korkunç olayda herhangi bir polis müdahalesinin olup olmadığını araştırdığını söyledi.
Açıklamada, “Çuvallara sarılmış ve naylon iplerle sabitlenmiş cesetlerde işkence ve sakatlama izleri görüldü” denildi ve çöplüğün polis karakoluna 100 metreden daha yakın bir mesafede olduğu belirtildi.
Sosyal medyada bazı kişiler bu kişileri kadın cinayeti kurbanları olarak tanımlanırken, Kenya Devlet Başkanı William Ruto Cumartesi günü yaptığı açıklamada hiçbir Kenyalının hayatını kaybetmesi için “hiçbir gerekçe” olmadığını belirterek “Biz hukukun üstünlüğü tarafından yönlendirilen demokratik bir ülkeyiz. Nairobi’de ve ülkenin herhangi bir yerinde gizemli cinayetlere karışanlardan hesap sorulacaktır” dedi.
Kenya’nın korkulan polis gücü sık sık yargısız infazlar ve diğer hak ihlalleriyle suçlanıyor ancak mahkumiyet kararları nadiren çıkıyor.
Pazartesi günü, kıyamet günü tarikatı lideri Paul Nthenge Mackenzie, İsa ile buluşmak için açlıktan ölmeye teşvik etmekle suçlandığı 400’den fazla takipçisinin ölümüyle ilgili olarak 94 sanıkla birlikte yargılanmaya başladı.
Kendisi ve diğer sanıklar ayrıca “Shakahola orman katliamı” olarak adlandırılan olayla ilgili ayrı davalarda cinayet, adam öldürme ve çocuklara zulüm suçlamalarıyla karşı karşıya.
Türkiye’nin geleceğini kirli elleriyle boğmak isteyen hain zihniyetin, darbe kalkışmasıyla milletin iradesine ve demokrasiye göz diktiğini belirten Olpak, şunları kaydetti:
“Devletinin yanında olan güvenlik kuvvetlerimiz ve bu aziz vatan uğruna ülkesini canı pahasına koruyan milletimizin dünyaya örnek duruşu sayesinde geleceğimize uzanan eller kirli emellerine ulaşamadılar. 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü vesilesiyle ülkesi ve milleti için gözünü kırpmadan canını ortaya koyan tüm demokrasi kahramanlarımızı bir kez daha saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.”
Olpak, Türk iş dünyasının “Dünyaya Açılan Penceresi” ve “Kuzey Yıldızı” olan DEİK olarak, ülkeye değer katan vizyonlarıyla, misyonları olan “Ticari Diplomasi” faaliyetlerini hızla sürdürürken, üyelerinden aldıkları güçle ülkeyi daha güzel bir geleceğe taşıma hedefiyle çalışmaya devam ettiklerini belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yaklaşık 40 yıldır olduğu gibi DEİK olarak Türk özel sektörü adına üstlendiğimiz ticari diplomasi misyonumuz gereği iş dünyamıza yeni ufuklar açan faaliyetlerimize devam edecek ve tüm dünyaya yayılmış 152 İş Konseyimiz ile küresel ticaretin kalbinin attığı her coğrafyada bayrağımızı gururla dalgalandırarak, hepimizin ortak değeri ülkemiz için çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz.”
“GELECEK NESİLLERCE DAHA BARİZ İDRAK EDİLECEK ÇAĞDAŞ BİR DESTAN YAZILDI”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de FETÖ’nün hain darbe girişiminin üzerinden 8 yıl geçtiğini anımsattı.
Avdagiç, “Bu mayası bozuk şebeke, 17-25 Aralık yargı darbesiyle erişemediği menfur hedefine, 15 Temmuz 2016 gecesi kahraman ordumuz içine sızmış hain uzantıları aracılığıyla ulaşmaya tevessül etti. Ama Türk halkı o gece, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı ve öncülüğünde sokaklara ve meydanlara çıkıp yek vücut olarak bu ihanet örgütüne geçit vermedi. Vatanın bütünlüğüne, ülkenin bölünmezliğine, milletin birliğine ve bağımsızlığına uzanan bu karanlık ruhları ve yapılanmalarını darmadağın etti.” ifadelerini kullandı.
15 Temmuz gecesi Türk halkının 1915’te yazdığı Çanakkale Destanı ve 1922’de tüm varıyla gerçekleştirdiği Milli Mücadele destanı gibi eşsiz ve önemi gelecek nesillerce daha bariz idrak edilecek çağdaş bir destan yazdığını vurgulayan Avdagiç, şunları aktardı:
“Milletimiz 9 Eylül 1922’de mandacı zihniyetin kuklalarını Adalar Denizi’nin sularına döktüğü gibi, 15 Temmuz 2016’da da onların yeni versiyonlarını tarihin çöplüğüne süpürdü. 8 yıldır Türk halkı bu destanı evlatlarına okuyor, çocuklarına ezberletiyor, gençlerimizi emperyalist devletlerin yerli işbirlikçilerine karşı daima uyanık olacak şekilde yetiştiriyoruz. Ama iş dünyası olarak biz şunu biliyoruz ki yeni 15 Temmuz kalkışmalarının ve bu ihanet şebekelerinin türemesine engel olacak başlıca unsur, ekonomide, ticarette, bilimde, teknolojide, sanayide, velhasıl her alanda ülkemizin tek başına ve daha da güçlü şekilde ayakta durma kabiliyetine sahip olmasıdır.
Bu yüzden her gencimizin mutlaka ülkesi için bir değer üretmesi, her bilim adamımızın ülkesi için bir icat ve teknoloji geliştirmesi, her emekçimizin alın teriyle kutsanmış nitelikli üretim yapması, her tüccarımızın ülkesi için yeni pazarlar fethetmesi, her siyasetçimizin milletimizi yükseltme şuuruyla çalışması gerekiyor. Çünkü yeni ihanet girişim ve şebekelerinin filizlenmeden köklerinin kazınması, her ferdimizin millet ve vatan sevdasına tutulup bu sevdayla çalışmasına bağlıdır.”
Şekib Avdagiç, devletin, her türlü kutsal değeri hiçe sayıp kuklacılarına hizmet eden hain FETÖ terör örgütü kuklasının yeniden filizlenmemesi için 8 yıldır kararlılıkla mücadele ettiğini ifade etti.
Bu mücadelede İstanbul iş dünyası olarak devletin yanında olduklarını bildiren Avdagiç, mesajında şu ifadeleri kullandı:
“Nasıl 15 Temmuz gecesi, o zaman başkanlığını yürüttüğüm İstanbul Ticaret Odası Meclisi üyelerimizle sokaklara çıkıp bu hainlere gereken cevabı verdiysek, Nasıl 16 Temmuz günü Meclisimizi toplayıp bu hainlere hadlerini bildiren iş dünyasının en geniş kapsamlı ilk bildirisini yayınlayan kurum olduysak; nasıl temmuz gecesini, bu ülkenin şehit kanlarıyla sulanmış topraklarının ihanet, delalet ve zillet içindeki emperyalizm uzantılarına teslim edilmeyeceğinin tescillendiği bir geceye dönüştürdüysek, 8 yıldır da bu bilincin diri kalması, hainlerin unutulmaması, milletimizin aynı milli birlik ve kardeşlik duygusu içinde kenetlenip darbecilere, bağımsızlık ve özgürlük düşmanı çağdaş mandacılara karşı uyanık olması için çabalıyoruz.”
O gece hiç tereddüt etmeden, “Bir gül bahçesine koşarcasına ölümün güzel kucağına” atılan 252 şehidi rahmet, gazileri minnetle anan Avdagiç, mesajını, “Onlar, hainleri ‘vatanın harim-i ismetinde boğdular.’ Onlar bu milletin bir ana kucağı gibi olan sinesinde ebedi istirahatgahlarında huzur içindeler. Onlar ülkemizin istiklalini ve hürriyetini savunmanın, görevini hakkıyla yerine getirmenin ebedi saadeti içindeler.
Şimdi onların 15 Temmuz gecesi başlattığı Demokrasi ve Milli Birlik ruhunu yaşatma görevi bizimle sürüyor. Biz de 8 yıldır haykırdığımız gibi yine haykırıyoruz, bu kez milletine ihanet eden ve edeceklere, ‘bayrak’ şairimiz Arif Nihat Asya’nın dizeleriyle sesleniyoruz: ‘Şehitler tepesi boş değil / Toprağını kahramanlar bekliyor.” diye tamamladı.
“2025 YILINA GELDİĞİMİZDE DEPREM BÖLGESİNDE EVİNE GİRMEYEN TEK BİR AFETZEDE KALMAYACAK”
Bakan Kurum burada yaptığı konuşmada, “Osmaniye’mize tekrar başsağlığı dileklerimi iletiyorum, sizlere deprem bölgesini anbean takip eden buradaki süreci, buradaki vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını sürekli bizler aracılığıyla takip edip yapılması gereken işlerle ilgili her türlü talimatı veren Sayın Cumhurbaşkanımız, liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın da selamlarını, sevgilerini, muhabbetlerini Osmaniyeli kardeşlerimize iletmek istiyorum. Tabii göreve geldiğimiz andan itibaren 2 Temmuz’da biz de deprem bölgesine geçtik. Bugün yine bu memleketin bir evladı, bir kardeşi olarak hizmetkarı olarak Osmaniye’mizdeyiz. Biz de 11 ilimiz gibi Osmaniye’mizi de ayağa kaldırmak için hep birlikte gece gündüz çalışıyoruz. 6 Şubat’ta başladığımız seferberlik anlayışıyla yürüttüğümüz 11 ilde şu an 276 bin konutumuzun iş yerimizin inşası süratli bir şekilde devam etmektedir. Yine 4 bin 500’e yakın köyde vatandaşlarımızın köydeki yaşamlarını sürdürebilmesi, kırsal kalkınmayı devam ettirebilmemiz, yine orada köylerimizdeki ihtiyaçları giderecek her türlü altyapısıyla, üstyapısıyla inşaatlarımızı da sürdürmeye devam ediyoruz. Şu ana kadar 76 bin konutumuzu teslim ettik. İnşallah yıl sonuna kadar 200 bin konutumuzu 11 ilimizde teslim edeceğiz ve inşallah 2025 yılına geldiğimizde deprem bölgesinde evine girmeyen tek bir afetzede kardeşimiz kalmayacak” ifadelerini kullandı.

“BİZİM DE GAYEMİZ, AMACIMIZ DEPREMZEDE KARDEŞLERİMİZİN DUASINI ALMAKTIR”
Dünyanın en güzel duygusunun yuva kurmak olduğunu söyleyen Bakan Kurum, “Depremin hemen ardından 46 günde 11 ilde 180 bin konutun temelini atmış ve hızlı bir şekilde vatandaşlarımıza bu konutlarımızı teslim edeceğimizin sözünü vermiştik. İnşallah her ay 25-30 bin konutumuzun teslimini yapıp 2025 yılına geldiğimizde artık tüm deprem bölgesinde yeni konutların yükseldiği, yeni konutlarda vatandaşlarımızın oturduğu, ticaretiyle, turizmiyle, üretimiyle, istihdamıyla artık bölgenin kalkınma bölgesi olarak ilan edildiği bir deprem sürecini inşallah vatandaşlarımızla birlikte yaşayacağız. Hayatım boyunca şunu tüm kalbimle hissettim. Kurulan o yuvanın sakinlerinden dua almaktır. Bizim de gayemiz, amacımız depremzede kardeşlerimizin duasını almaktır. Onlarla el ele başlattığımız o seferberlik anlayışıyla çalışmalarımızı işin sonuna kadar sürdürmektir” diye konuştu.
“OSMANİYE’DE 3 BİN 572 YENİ YUVAYI VATANDAŞLARIMIZA TESLİM ETTİK”
Osmaniye’de bugüne kadar 3 bin 572 yeni konutu depremzedelere teslim ettiklerini aktaran Bakan Kurum, “İnşallah yıl sonuna kadar da başlamış olduğumuz şehrin dışındaki belirlenen alanlardaki konutlarımızın hemen hemen hepsi tamamlanacak. Ağustos, Eylül, Ekim ayı itibarıyla bu konut teslimlerini etap etap Osmaniyeli kardeşlerimize inşallah yapıyor olacağız. Burada başlatmış olduğumuz 9 bin 100 konutumuz, iş yerimiz Osmaniye’mizde hızlı bir şekilde tamamlanıp inşallah vatandaşlarımıza teslim edilecek ve biz de kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın mutluluğuna ortak olacağız” dedi.
“TÜRKİYE YÜZYILI’NI İNŞA ETMENİN YOLU DEPREM BÖLGESİNİ YENİDEN AYAĞA KALDIRMAKTAN GEÇİYOR”
Deprem bölgesinde sadece ev yapmadıklarını yeni bir sosyal yaşam alanı oluşturduklarını belirten Bakan Kurum, “Deprem bölgesinin iklim şartları, buradaki ekonomik şartlar, vatandaşlarımızın bizden talepleri, yine buradaki sosyal ihtiyaçları gözetecek projeler yapmaya çalışıyoruz ve yapılan projeler yeşil alanlarıyla, parklarıyla, bahçeleriyle inşallah geleceğin muhteşem Türk şehirleri olacaktır. İstiklal şehri bu anlamda istikbalimizin de inşallah şehirleri olacak. 11 il için söylüyorum tüm vatandaşlarımız için söylüyorum. Çok acı günler çektiler, çok zorluk çektiler. İnşallah istikbalimizi de hep birlikte inşa edeceğiz. Çünkü buradaki her bir kardeşlerimiz hep söylüyoruz bize deprem şehitlerimizin emanetidir. Bu emanete sahip çıkmak için biz de hep birlikte yollardayız. 11 ilimizin hiçbir yerinde hiçbir kardeşimiz kendisini asla ve asla yalnız hissetmeyecek. Ne dün ne de yarın hiç kimseyi geride bırakmadık, kimseyi ayırt etmedik. Bu anlayışta projelerimizi devam ettireceğiz. Buradaki tüm ekibimizle birlikte kendimize bir söz verdik. Depremzede kardeşlerimizin yüzü gülene kadar biz gülmeyeceğiz. Onlar evinde rahat uyuyana kadar biz evimizde rahat etmeyeceğiz. Burada ticaret, turizm, eski hale gelene kadar da var gücümüzle gece gündüz çalışacağız. Çünkü bizim Cumhurbaşkanımızın liderliğinde kutlu bir davamız var, iddiamız var. Bu ideal Türkiye Yüzyılı iddiasıdır. Ortak vatanımız Türkiye’dir, ortak idealimiz Türkiye Yüzyılı idealidir ve ortak derdimiz de hepimizin deprem bölgesidir, deprem bölgesindeki vatandaşlarımızdır ve bu anlamda Türkiye Yüzyılı’nı inşa etmenin yolu deprem bölgesini değerli arkadaşlar bir an önce ayağa kaldırmaktır ve buradan yeni kurulan her yuva burada yeni açılan her bir iş yeri ve buradaki sanayinin, turizmin yeniden canlanması Türkiye’yi olduğundan daha güçlü hale getirecektir” şeklinde konuştu.
Üsküp’e haftada 4 sefer düzenleyecek AJet, her yıl binlerce ziyaretçiyi İstanbul-Üsküp güzergahında uçurarak her iki ülkenin turizm ve ticaret hacmine katkı sağlamayı hedefliyor.
Üsküp’e yapılan ilk sefer sonrası düzenlenen lansmana Türkiye’nin Üsküp Büyükelçisi Fatih Ulusoy, AJet Genel Müdürü Kerem Sarp ve AJet yöneticileri katıldı.
Ulusoy, burada yaptığı konuşmada, Türkiye ve Kuzey Makedonya arasındaki bağları daha da güçlendirecek önemli bir gelişmeye tanıklık ettiklerini dile getirdi.
Ulusoy, “AJet’in ilk İstanbul-Üsküp uçuşu vesilesiyle düzenlenen bu tur, ülkelerimiz arasında turizm, ekonomik ve toplumlar arası ilişkilerin, ayrıca ulaştırma boyutunda ise bağlantısallığın geliştirilmesi adına önemli bir adımdır.” dedi.
AJet Genel Müdürü Sarp da AJet olarak, genişleyen uçuş ağlarına Üsküp’ü eklemekten büyük mutluluk duyduklarını ifade etti.
Sarp, VF koduyla ilk resmi uçuşlarına 31 Mart’ta başladıklarını hatırlatarak, “Bugün de ilk yurt dışı hat açılışımızı siz kıymetli misafirlerimizle yapmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bu yeni hat sayesinde misafirlerimiz İstanbul’un ve ülkemizin tarihi ve kültürel zenginliklerini keşfetme fırsatı bulacaklar.” diye konuştu.
AJet’in sayısı 80’i aşan uçak filosuyla, yolcularını, 32 ülke ve 93 destinasyonda misafir ettiğini dile getiren Sarp, “(AJet) Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan 40’ıncı yurt dışı noktası olan Üsküp’e uçuşlarının başlamasıyla 25 ülkede, toplam 72 destinasyona ulaşmış oldu.” ifadelerini kullandı.
“BENİM VE YÖNETİCİ ARKADAŞLARIMIN ORTALAMA TECRÜBESİ 20 YIL”
Sarp, Üsküp uçuşu öncesi İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’nda da basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
AJet’in tecrübeli bir ekiple çalıştığını belirterek, uçuş güvenliği konusundaki hassasiyetlerini vurgulayan Sarp, AJet ekibinin büyük bir kısmının Türk Hava Yolları’ndan geldiğini ve sektörde uzun yıllar tecrübesi olan profesyonellerden oluştuğunu söyledi.
Kendisinin ve yöneticilerin ortalama tecrübesinin 20 yıl olduğunu kaydeden Sarp, “Şu anda birçok altyapı iyileştirmesi devam ediyor. Kendi planımıza göre dijital hava yolu olarak konumlandıracağımız o seviyeye ekim ayında gelmeyi planlıyoruz.” diye konuştu.
Bayram dönemindeki yoğunluğa dikkati çeken Sarp, söz konusu dönemde yoğun bir trafikle birlikte, talepleri karşılamak için operasyonların ilk günde çok rahat bir şekilde geçtiğini ancak planda olmayan, teknik arızadan, bakımdan dolayı hizmet veremeyen uçakların yoğunlukta dengeyi bozduğunu dile getirdi.
Sarp, “Operasyona başlıyorsunuz, kapıyı kapatacaksınız. Amsterdam’dan gelen slot 390 dakika. Yani sana ‘uçakta yolcuyu 390 dakika beklet’ diyor. Bu da ‘seferi yapma’ anlamına geliyor. Başka bir noktadan 230 dakika geldi. 200 dakika geliyor. Bu sefer uçakları kaldıramıyorsunuz.” ifadelerini kullandı.
Bu şekilde bir süreci aslında sadece kendilerinin yaşamadığını aktaran Sarp, “Sektördeki oyuncuların yaşadığı bütün sorunların bir benzerini yaşayarak o dönemde biz, basında ya da yazılı, görsel medyada biraz daha öne çıkartıldık.” dedi.
Yolcu gözünde marka algısının tam oturmadığına ve standardı tam anlatamadıklarına dikkati çeken Sarp, şöyle devam etti:
“İnsanlar da haklı. Tatil planları var. Ona göre arabasını ayarlamış, otelini ayarlamış. Geç kalınca doğal olarak reaksiyon gösterdiler. Başlangıçta marka algısını, hep Türk Hava Yolları’yla yan yana gittiği için, aradaki ayrımı tam yapamadık. Bu sefer beklentiler farklı oldu. Beklentiler farklı olunca da düşük maliyetli hava yolu standardında hizmet verdiğinizde bu sefer beklentileri karşılamamış olduk. Bundan dolayı da biraz daha fazla bizle ilgili şikayetler gündemde olmaya başladı.”
Herhalükarda rötar konusunun bir gerçek olduğunu vurgulayan Sarp, Anadolu Jet’in 2023 Nisan-Haziran dönemindeki on-time performansıyla, AJet’in 2024 Nisan-Haziran on-time performansı arasında 5 puanlık bir fark ile daha iyi bir 3 ay geçirdiğine işaret etti.
Sarp, haziranın ilk haftasına iyi başladıklarını ancak bayram ve sonrası Avrupa hava sahasındaki hava durumundan kaynaklı yoğunluk ve yine aynı dönemdeki teknik nedenlerle yaşadıkları sorunlar dolayısıyla hazirandaki on-time performansında 4 puanlık bir fark olduğunu söyledi.
Sarp, 4 puanlık farkın realitede etkisinin bu kadar olmaması gerektiğine değinerek, “Uçağı gönderiyorsunuz. Uçağınız gelmiyor. Yani bu operasyon birbirine bağlı bir halka. Ben buradan uçağı gönderdim. Zamanında dönemedi. Dönemediği zaman peşindeki bütün seferleri otomatik olarak etkileniyor. Bunlar bizim kendi elimizle değiştiremeyeceğimiz şeyler.” diye konuştu.
“BİR SAATİN ÜZERİNDE RÖTAR YAPMAMAK İÇİN ELİMİZDEN GELEN GAYRETİ GÖSTERECEĞİZ”
Kerem Sarp, AJet’in yaz aylarında yaşanan rötar sorununu gidermek için çalışmalar yaptığını belirtti.
Sarp, “AJet olarak Ankara’da 5, Sabiha’da 7 tane yedeğimiz var. 12 tane uçağı yerde bırakmanızın hava yolu olarak size maliyeti maalesef çok fazla ama biz şu anda onu düşünmüyoruz. Bunu yapmaya başladığımızdan beri Ankara’da büyük bir sıkıntımız kalmadı. Sabiha’da da on-time performans konusunda belli bir noktaya getirdi. Ancak bu da yeterli değil, çünkü elimizde datalar var. Rötarlar eskisi gibi olmayacak ama bir Ankara’nın yüzde 80’lerine ulaşmanızın da Sabiha’da imkanı yok. Çünkü havalimanı yoğun. Yoğun bir Avrupa operasyonu yapıyorsunuz ve havalimanlarının da imkanları belli.” ifadelerini kullandı.
Yolcuların bir saate kadar olan rötarları tolere edebildiğini aktaran Sarp, “Kesinlikle biz bir saatin üzerinde rötar yapmamak için elimizden gelen gayreti göstereceğiz ve bunu da oturttuğumuz zaman tamamen artık AJet’in rötarla anılmasının önüne geçmeye çalışacağız.” açıklamasında bulundu.
Sarp, sürekli eleştirilere maruz kaldıklarını, markanın imajını korumak için çalıştıklarını ifade etti.
Her türlü eleştiriye açık olduklarını belirten Sarp, “Sektörün tamamında bu sorunlar var. Birebir ilgileniyoruz ama yalan ve iftiraya tahammülümüz yok. Gerçek mağduriyet yaşayan yolcuyla, gerçek olmayan konuları ayırt etmemiz gerekiyor. Bununla ilgili haftalık, müşteri deneyimi ekibimiz var, gelen şikayetleri analiz ederek neleri iyileştireceğimize birlikte bakıyoruz. Çalışan arkadaşlarla birlikte birçok iradeyi gösteriyoruz ve bunları iyileştirmek için de elimizden geleni yapıyoruz. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Haklı eleştirilerin tamamını alacağız.” dedi.
Sarp, geçen sene temmuz ve ağustos aylarında Anadolu Jet’in ortalama zamanında kalkış oranının yüzde 53 olduğu bilgisini paylaşarak, bu yıl ilave aldıkları önlemlerle AJet olarak bu oranın üzerinde performans göstermeyi beklediklerini dile getirdi.
“AMACIMIZ ANKARA’YI, AVRUPA’NIN NEREDEYSE BÜTÜN BAŞKENTLERİYLE BAĞLAMAK”
Sarp, 10 yıllık stratejilerinde 200 uçağa ulaşmayı planladıklarına dikkati çekerek, 5 yıl içinde de 150 uçağa ulaşacaklarını vurguladı.
Ankara’yı hem iç hatlarda koruyacaklarını hem de dış hatlarda yeni frekanslar açacaklarını belirten Sarp, “Amacımız Ankara’yı, Avrupa’nın neredeyse bütün başkentleriyle bağlamak. Bizim Ankara’yla ilgili ‘Ankara Plus’ dediğimiz bir ürün üzerinde şu anda paydaşlarla birlikte çalışıyoruz. Çünkü Ankara’ya olan turizmin artması gerekiyor. Ankara bizim için çok önemli. Ankara’da da bundan sonra büyüyeceğiz. 10 yıllık stratejide biz dış hatlarda ortalama yüzde 15, yüzde 16 büyümeyi planlıyoruz.” şeklinde konuştu.
Sarp, rötarlarla ilgili aksiyonları aldıklarını ve kış operasyonunda Avrupa hava sahasının da rahatladığını dile getirerek, “Doğal olarak rötarlar azalıyor, biz de kendimizin önüne koyduğu stratejileri daha hızlı bir şekilde çalışarak hayata geçireceğiz.” dedi.
Planladıkları yeni hatların olduğunu bildiren Sarp, Kahire’de açılışlarının olacağını sözlerine ekledi.
Cumhuriyetçi Parti’den başkanlık için yarışan eski ABD Başkanı Trump, Pensilvanya’da bir mitingde kürsüden destekçilerine hitap ettiği sırada silahlı saldırıya uğradı.
Sağ kulağından yaralanan Trump’ın, sağlık durumunun iyi olduğu bildirilmişti.
Olayda, mitinge katılanlardan 1 kişi de hayatını kaybetmişti.

ABD Gizli Servisi, şüpheli bir saldırganın, miting alanının dışındaki yüksek bir yerden kürsünün bulunduğu noktaya birçok kez ateş ettiğini açıklamıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırıyı suikast girişimi olarak tanımlamıştı.

DÜNYADAN PEŞ PEŞE TEPKİLER
ÇİN
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, eski ABD Başkanı Donald Trump’a miting sırasında düzenlenen suikast girişimine ilişkin üzüntüsünü ifade ettiği bildirildi.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Trump’a yönelik suikast girişimine ilişkin açıklama yaptı.
Eski ABD Başkanı Trump’a, Pensilvanya’daki seçim mitingi sırasında düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin gelişmeleri takip ettiklerini belirten Sözcü, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, Trump için üzüntüsünü ifade ettiğini belirtti.
RUSYA
Dünyanın dört bir yanında liderler saldırıyı kınayan açıklamalar yayımlarken, Rusya savaşta olduğu Ukrayna’nın en büyük destekçisi ABD’ye iğneleyici bir gönderme yaptı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, ABD’de başkan ve başkan adaylarına yönelik suikast girişimlerinin ülkenin iç siyasi yaşamında “gelenek” olduğunu söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova yaptığı açıklamada, yaşanan silahlı saldırının ardından ABD’nin “nefreti kışkırtma” politikalarını gözden geçirmesi gerektiğini söyledi. ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı yardımlara değinen Zaharova, bu fonların saldırıları körüklemek için kullanıldığını iddia etti. Zaharova, “Belki de bu parayı Amerikan polisini ve ABD’de de kanun ile düzeni sağlaması gereken diğer hizmetleri finanse etmek için kullanmak daha iyi olurdu” ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı Joe Biden’ın, ülkede başkan, başkan adaylarına, tanınmış kişilere ve siyasi şahsiyetlere yönelik suikast girişimlerinin ABD’nin iç siyasi yaşamının acı verici tezahürleri olduğunu belirttiğini kaydeden Zaharova, “Ama onun tam söylemediklerini söylemek isterim. Biden bunun yalnızca ABD iç siyasi yaşamının acı verici bir tezahürü olmadığını, aynı zamanda bir ‘gelenek’ olduğunu da söylemeliydi.” ifadelerini kullandı.
JAPONYA
Japonya Başbakanı Kişida Fumio, ABD’deki seçim kampanyası sırasında eski Başkan Donald Trump’ın saldırıya uğraması sonrası “demokrasiye meydan okuyan şiddete karşı durma” çağrısı yaptı.
Başbakan Kişida, sosyal medya hesabı X üzerinden yayımladığı mesajında, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı kararlı bir şekilde durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın hızlı bir şekilde iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
İktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Sekreter Vekili ve eski Savunma Bakanı Inada Tomomi ise açıklamasında, siyasetçilere yönelik protesto ve muhalefetin “daha radikal hale geldiğini hissettiğini” söyledi.
Japonya’da Temmuz 2022’de eski Başbakan Abe Şinzo’nun da seçim kampanyasında suikasta kurban gitmesini anımsatan Inada, “Söylem alanı radikalleşti. ‘Ne istersen yapabileceğin’ bir vaziyet oluşması durumunda seçimlerin adaleti ve güvenliği tehlikeye girecek. Böyle olursa demokrasinin kendisi korunamaz.” ifadesini kullandı.
İNGİLTERE
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, “Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm. Kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.” dedi.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer de sosyal medya hesabından saldırıya tepki gösterdi. Starmer paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm ve kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.
Siyasi şiddetin hiçbir türünün toplumlarımızda yeri yoktur ve düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birliktedir.”
İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy de “Birleşik Krallık hükümeti her türlü siyasi şiddeti en güçlü şekilde kınamaktadır. Pensilvanya’daki şok edici gelişmeleri izlerken, düşüncelerimiz ve en iyi dileklerimiz Başkan Trump’ın yanı sıra tüm kurbanlar ve aileleriyle birliktedir.” dedi.
MEKSİKA
Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, Trump’a yapılan saldırıya X hesabından tepki göstererek, “Nasıl olursa olsun, eski Başkan Donald Trump’ın başına gelenleri kınıyoruz. Şiddet mantıksız ve insanlık dışıdır.” ifadesini kullandı.
2 Haziran’daki seçimi kazanan Meksika’nın seçilmiş ilk kadın Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum da saldırıyı kınayarak, “Eski Başkan Donald Trump’ın iyi olduğunu bilmek sevindirici. Bu saldırıyı kınadığımızı ve her türlü siyasi şiddeti reddettiğimizi bir kez daha yineliyoruz. Barış ve demokrasi her zaman tek seçenek olmalı.” değerlendirmesinde bulundu.
VENEZUELA
Venezuela’da seçim mitingi sırasında, Trump’a yapılan saldırının haberini alan Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Trump’a yönelik saldırıyı “şiddetle” kınadıklarını dile getirerek, “Trump’ın kısa zamanda iyileşmesini diliyorum. Tanrı Amerikan halkına huzur ve sükunet versin.” diye konuştu.
Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce de sosyal medya hesabından Pensilvanya’daki saldırıyı kınayarak, “Derin ideolojik ve politik farklılıklarımıza rağmen, nereden gelirse gelsin şiddet her zaman herkes tarafından kınanmalı.” ifadesini kullandı.
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, X hesabındaki açıklamasında, şiddetin her türlüsünü kınadıklarını belirtti.
Küba’nın 65 yıldır saldırıların ve terörizmin kurbanı olduğunu hatırlatan Canel, “Silah ticareti ve ABD’deki politik şiddetin tırmanması, bu tür olaylara yol açmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
BREZİLYA
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ise X hesabından saldırıya tepki göstererek, “Eski Başkan Donald Trump’a yönelik saldırı herkes tarafından şiddetle kınanmalı. Bugün gördüklerimiz kabul edilemez.” dedi.
Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, sosyal medya hesabındaki paylaşımında, Trump ile dayanışma içerisinde olduğunu kaydetti.
Uruguay Devlet Başkanı Luis Alberto Lacalle de X hesabındaki açıklamasında, şiddettin her türlüsünü reddettiklerini, Trump ve ABD halkıyla dayanışma içerisinde olduklarını söyledi.
PARAGUAY
– “Son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz”
Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena, sosyal medya hesabından kınama mesajı yayımlayarak, “Tüm şiddet eylemlerini en güçlü şekilde kınıyoruz. Eski Başkan Donald Trump ile dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor ve son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
FRANSA
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Düşüncelerim, bir suikast girişiminin kurbanı olan ve kendisine acil şifalar dilediğim Başkan Donald Trump ile birlikte. Bir aktivist hayatını kaybetti ve çok sayıda kişi de yaralandı. Bu demokrasilerimiz için bir trajedidir. Fransa, Amerikan halkının şokunu ve öfkesini paylaşmaktadır” dedi.
MACARİSTAN
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, mesaj yayımlayan ilk liderlerden oldu. Orban açıklamasında, “Bu karanlık saatlerde düşüncelerim ve dualarım Başkan Donald Trump ile birlikte” dedi.
AVUSTURYA
Avusturya Başbakanı Karl Nehammer, “Donald Trump’ın Pennsylvania’daki mitinginde uğradığı suikast girişimi karşısında dehşete düştüm ve kendisine acil şifalar diliyorum. Siyasi şiddetin toplumumuzda yeri yoktur. Düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birlikte” ifadelerini kullanırken, İrlanda Başbakanı Simon Harris, “Dün gece Pennsylvania’da gördüklerimiz ürkütücü ve yanlıştı. Eski Başkan Trump’ın güvende olması ve suikast girişiminden sağ kurtulması sevindiricidir. Kalplerimiz öldürülen ve ağır yaralanan masum izleyicilerle birlikte. Siyasi şiddetin yeri olamaz” dedi.
HOLLANDA
Hollanda Başbakanı Dick Schoof, saldırıyı gördüğünde şoka uğradığını belirterek, “Eski başkan ve mevcut başkan adayı Donald Trump’a yapılan saldırı karşısında şok olduk. Yaralarının hafif olması sevindiricidir. Kendisine acil şifalar diliyor, kendisine ve ailesine en iyi dileklerimi gönderiyorum. Düşüncelerim bu saldırıdan etkilenen herkesle birlikte. Siyasi şiddet tamamen kabul edilemez” ifadelerini kullandı.
İSPANYA
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, “Donald Trump’a Pennsylvania’daki bir mitingde yapılan saldırıyı en güçlü şekilde kınadığımı ifade etmek istiyorum. Şiddet ve nefretin demokrasilerde yeri yoktur. Eski Başkan Trump’a ve diğer yaralılara acil şifalar dilerken, hayatını kaybedenlerin ailelerine en içten taziyelerimi iletiyorum” derken, Japonya Başbakanı Fumio Kishida, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı sağlam durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın bir an önce iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
ALMANYA
Almanya Başbakan Olaf Scholz, saldırıyı ‘alçakça’ olarak nitelendirerek, “ABD başkan adayı Donald Trump’a yapılan saldırı alçakçadır. Kendisine acil şifalar diliyorum. Düşüncelerim aynı zamanda saldırıdan etkilenen insanlarla birlikte. Bu tür şiddet eylemleri demokrasiyi tehdit etmektedir” dedi.
YUNANİSTAN
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, “Eski Başkan Trump’a yönelik saldırı karşısında dehşete düştük. Demokratik toplumlarımızda siyasi şiddet kabul edilemez. Kendisine tam ve hızlı bir iyileşme diliyoruz. Ayrıca saldırıda hayatını kaybeden ya da yaralanan görgü tanıklarının ailelerine de en içten taziyelerimizi sunuyoruz” ifadelerine yer verdi.
UKRAYNA
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD’nin bu olaydan daha güçlü çıkmasını dilediğini belirterek, “Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Pennsylvania’daki mitinginde vurulduğunu öğrendiğimde dehşete kapıldım. Bu tür bir şiddetin hiçbir haklı gerekçesi ve dünyanın hiçbir yerinde yeri yoktur. Şiddet asla galip gelmemelidir. Donald Trump’ın şu anda güvende olduğunu öğrendiğim için rahatladım ve kendisine acil şifalar diliyorum. Bu saldırının kurbanı olan miting katılımcısının yakınlarına başsağlığı diliyorum. Bu olay karşısında dehşete düşen herkese güç dileklerimi iletiyorum. Amerika’nın bu olaydan daha güçlü çıkmasını diliyorum” dedi.
NATO
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Trump’a yönelik saldırıyı kınadığını belirterek, “Eski Başkan Trump’a yönelik suikast girişimi karşısında şok oldum. Kendisine acil şifalar diliyorum ve düşüncelerim saldırıdan etkilenenlerle birlikte. Bu saldırıyı kınıyorum. Siyasi şiddetin demokrasilerimizde yeri yoktur. NATO Müttefikleri özgürlüğümüzü ve değerlerimizi savunmak için bir arada durmaktadır” dedi.
AVRUPA BİRLİĞİ
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, X hesabından yaptığı paylaşımda, Trump’ın uğradığı saldırı karşısında şoke olduğunu ifade etti.
“Siyasi temsilcilere yönelik kabul edilemez şiddet eylemlerine bir kez daha tanık olunduğunu” kaydeden Borrell, Trump’a yönelik suikast girişimini “şiddetle kınadığını” belirtti.
]]>Cumhuriyetçi Parti’den başkanlık için yarışan eski ABD Başkanı Trump, Pensilvanya’da bir mitingde kürsüden destekçilerine hitap ettiği sırada silahlı saldırıya uğradı.
Sağ kulağından yaralanan Trump’ın, sağlık durumunun iyi olduğu bildirilmişti.
Olayda, mitinge katılanlardan 1 kişi de hayatını kaybetmişti.

ABD Gizli Servisi, şüpheli bir saldırganın, miting alanının dışındaki yüksek bir yerden kürsünün bulunduğu noktaya birçok kez ateş ettiğini açıklamıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırıyı suikast girişimi olarak tanımlamıştı.

DÜNYADAN PEŞ PEŞE TEPKİLER
ÇİN
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, eski ABD Başkanı Donald Trump’a miting sırasında düzenlenen suikast girişimine ilişkin üzüntüsünü ifade ettiği bildirildi.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Trump’a yönelik suikast girişimine ilişkin açıklama yaptı.
Eski ABD Başkanı Trump’a, Pensilvanya’daki seçim mitingi sırasında düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin gelişmeleri takip ettiklerini belirten Sözcü, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, Trump için üzüntüsünü ifade ettiğini belirtti.
JAPONYA
Japonya Başbakanı Kişida Fumio, ABD’deki seçim kampanyası sırasında eski Başkan Donald Trump’ın saldırıya uğraması sonrası “demokrasiye meydan okuyan şiddete karşı durma” çağrısı yaptı.
Başbakan Kişida, sosyal medya hesabı X üzerinden yayımladığı mesajında, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı kararlı bir şekilde durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın hızlı bir şekilde iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
İktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Sekreter Vekili ve eski Savunma Bakanı Inada Tomomi ise açıklamasında, siyasetçilere yönelik protesto ve muhalefetin “daha radikal hale geldiğini hissettiğini” söyledi.
Japonya’da Temmuz 2022’de eski Başbakan Abe Şinzo’nun da seçim kampanyasında suikasta kurban gitmesini anımsatan Inada, “Söylem alanı radikalleşti. ‘Ne istersen yapabileceğin’ bir vaziyet oluşması durumunda seçimlerin adaleti ve güvenliği tehlikeye girecek. Böyle olursa demokrasinin kendisi korunamaz.” ifadesini kullandı.
İNGİLTERE
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, “Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm. Kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.” dedi.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer de sosyal medya hesabından saldırıya tepki gösterdi. Starmer paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm ve kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.
Siyasi şiddetin hiçbir türünün toplumlarımızda yeri yoktur ve düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birliktedir.”
İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy de “Birleşik Krallık hükümeti her türlü siyasi şiddeti en güçlü şekilde kınamaktadır. Pensilvanya’daki şok edici gelişmeleri izlerken, düşüncelerimiz ve en iyi dileklerimiz Başkan Trump’ın yanı sıra tüm kurbanlar ve aileleriyle birliktedir.” dedi.
MEKSİKA
Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, Trump’a yapılan saldırıya X hesabından tepki göstererek, “Nasıl olursa olsun, eski Başkan Donald Trump’ın başına gelenleri kınıyoruz. Şiddet mantıksız ve insanlık dışıdır.” ifadesini kullandı.
2 Haziran’daki seçimi kazanan Meksika’nın seçilmiş ilk kadın Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum da saldırıyı kınayarak, “Eski Başkan Donald Trump’ın iyi olduğunu bilmek sevindirici. Bu saldırıyı kınadığımızı ve her türlü siyasi şiddeti reddettiğimizi bir kez daha yineliyoruz. Barış ve demokrasi her zaman tek seçenek olmalı.” değerlendirmesinde bulundu.
VENEZUELA
Venezuela’da seçim mitingi sırasında, Trump’a yapılan saldırının haberini alan Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Trump’a yönelik saldırıyı “şiddetle” kınadıklarını dile getirerek, “Trump’ın kısa zamanda iyileşmesini diliyorum. Tanrı Amerikan halkına huzur ve sükunet versin.” diye konuştu.
Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce de sosyal medya hesabından Pensilvanya’daki saldırıyı kınayarak, “Derin ideolojik ve politik farklılıklarımıza rağmen, nereden gelirse gelsin şiddet her zaman herkes tarafından kınanmalı.” ifadesini kullandı.
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, X hesabındaki açıklamasında, şiddetin her türlüsünü kınadıklarını belirtti.
Küba’nın 65 yıldır saldırıların ve terörizmin kurbanı olduğunu hatırlatan Canel, “Silah ticareti ve ABD’deki politik şiddetin tırmanması, bu tür olaylara yol açmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
BREZİLYA
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ise X hesabından saldırıya tepki göstererek, “Eski Başkan Donald Trump’a yönelik saldırı herkes tarafından şiddetle kınanmalı. Bugün gördüklerimiz kabul edilemez.” dedi.
Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, sosyal medya hesabındaki paylaşımında, Trump ile dayanışma içerisinde olduğunu kaydetti.
Uruguay Devlet Başkanı Luis Alberto Lacalle de X hesabındaki açıklamasında, şiddettin her türlüsünü reddettiklerini, Trump ve ABD halkıyla dayanışma içerisinde olduklarını söyledi.
PARAGUAY
– “Son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz”
Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena, sosyal medya hesabından kınama mesajı yayımlayarak, “Tüm şiddet eylemlerini en güçlü şekilde kınıyoruz. Eski Başkan Donald Trump ile dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor ve son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
FRANSA
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Düşüncelerim, bir suikast girişiminin kurbanı olan ve kendisine acil şifalar dilediğim Başkan Donald Trump ile birlikte. Bir aktivist hayatını kaybetti ve çok sayıda kişi de yaralandı. Bu demokrasilerimiz için bir trajedidir. Fransa, Amerikan halkının şokunu ve öfkesini paylaşmaktadır” dedi.
MACARİSTAN
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, mesaj yayımlayan ilk liderlerden oldu. Orban açıklamasında, “Bu karanlık saatlerde düşüncelerim ve dualarım Başkan Donald Trump ile birlikte” dedi.
AVUSTURYA
Avusturya Başbakanı Karl Nehammer, “Donald Trump’ın Pennsylvania’daki mitinginde uğradığı suikast girişimi karşısında dehşete düştüm ve kendisine acil şifalar diliyorum. Siyasi şiddetin toplumumuzda yeri yoktur. Düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birlikte” ifadelerini kullanırken, İrlanda Başbakanı Simon Harris, “Dün gece Pennsylvania’da gördüklerimiz ürkütücü ve yanlıştı. Eski Başkan Trump’ın güvende olması ve suikast girişiminden sağ kurtulması sevindiricidir. Kalplerimiz öldürülen ve ağır yaralanan masum izleyicilerle birlikte. Siyasi şiddetin yeri olamaz” dedi.
HOLLANDA
Hollanda Başbakanı Dick Schoof, saldırıyı gördüğünde şoka uğradığını belirterek, “Eski başkan ve mevcut başkan adayı Donald Trump’a yapılan saldırı karşısında şok olduk. Yaralarının hafif olması sevindiricidir. Kendisine acil şifalar diliyor, kendisine ve ailesine en iyi dileklerimi gönderiyorum. Düşüncelerim bu saldırıdan etkilenen herkesle birlikte. Siyasi şiddet tamamen kabul edilemez” ifadelerini kullandı.
İSPANYA
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, “Donald Trump’a Pennsylvania’daki bir mitingde yapılan saldırıyı en güçlü şekilde kınadığımı ifade etmek istiyorum. Şiddet ve nefretin demokrasilerde yeri yoktur. Eski Başkan Trump’a ve diğer yaralılara acil şifalar dilerken, hayatını kaybedenlerin ailelerine en içten taziyelerimi iletiyorum” derken, Japonya Başbakanı Fumio Kishida, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı sağlam durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın bir an önce iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
ALMANYA
Almanya Başbakan Olaf Scholz, saldırıyı ‘alçakça’ olarak nitelendirerek, “ABD başkan adayı Donald Trump’a yapılan saldırı alçakçadır. Kendisine acil şifalar diliyorum. Düşüncelerim aynı zamanda saldırıdan etkilenen insanlarla birlikte. Bu tür şiddet eylemleri demokrasiyi tehdit etmektedir” dedi.
YUNANİSTAN
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, “Eski Başkan Trump’a yönelik saldırı karşısında dehşete düştük. Demokratik toplumlarımızda siyasi şiddet kabul edilemez. Kendisine tam ve hızlı bir iyileşme diliyoruz. Ayrıca saldırıda hayatını kaybeden ya da yaralanan görgü tanıklarının ailelerine de en içten taziyelerimizi sunuyoruz” ifadelerine yer verdi.
UKRAYNA
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD’nin bu olaydan daha güçlü çıkmasını dilediğini belirterek, “Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Pennsylvania’daki mitinginde vurulduğunu öğrendiğimde dehşete kapıldım. Bu tür bir şiddetin hiçbir haklı gerekçesi ve dünyanın hiçbir yerinde yeri yoktur. Şiddet asla galip gelmemelidir. Donald Trump’ın şu anda güvende olduğunu öğrendiğim için rahatladım ve kendisine acil şifalar diliyorum. Bu saldırının kurbanı olan miting katılımcısının yakınlarına başsağlığı diliyorum. Bu olay karşısında dehşete düşen herkese güç dileklerimi iletiyorum. Amerika’nın bu olaydan daha güçlü çıkmasını diliyorum” dedi.
NATO
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Trump’a yönelik saldırıyı kınadığını belirterek, “Eski Başkan Trump’a yönelik suikast girişimi karşısında şok oldum. Kendisine acil şifalar diliyorum ve düşüncelerim saldırıdan etkilenenlerle birlikte. Bu saldırıyı kınıyorum. Siyasi şiddetin demokrasilerimizde yeri yoktur. NATO Müttefikleri özgürlüğümüzü ve değerlerimizi savunmak için bir arada durmaktadır” dedi.
AVRUPA BİRLİĞİ
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, X hesabından yaptığı paylaşımda, Trump’ın uğradığı saldırı karşısında şoke olduğunu ifade etti.
“Siyasi temsilcilere yönelik kabul edilemez şiddet eylemlerine bir kez daha tanık olunduğunu” kaydeden Borrell, Trump’a yönelik suikast girişimini “şiddetle kınadığını” belirtti.
]]>HAVELSAN, katıldığı uluslararası fuar ve tatbikatlarda sahip olduğu yetkinlikleri vitrine çıkardı.
Şirket son olarak Polonya’nın Bydgoszcz kentindeki NATO Müşterek Kuvvet Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen NATO’nun en büyük dijital birlikte çalışabilirlik tatbikatı CWIX 2024’e katılım sağladı.

KARTAL YAZILIMI İLK SEFERDE NATO SERTİFİKASINI KAPTI
HAVELSAN’ın ürünü KARTAL Komuta Kontrol Yazılımı ve link bileşenleri, ilk defa katılmalarına rağmen NATO Sertifikasyonu olan Assurance Verification and Validation-AV&V testlerinin tamamından başarıyla geçti.
KARTAL ve link bileşenleri, CWIX tatbikatına ilk katılımlarında, NATO Federe Görev Ağı (Federated Mission Networking – FMN) uyumluluğunun resmi olarak onaylanması anlamına gelen özel testlerden de başarıyla geçerek NATO sertifikasyonuna hak kazandı. HAVELSAN, Hava Kuvvetleri Bilgi Sisteminin CWIX 2024’teki test ve sertifikasyon faaliyetlerine de destek verdi.
KARTAL Komuta Kontrol Yazılımı, Hava Kuvvetleri Komutanlığının Kontrol İhbar Merkezlerinde gerçek zamanlı tanımlanmış hava resmi üretme, gözetleme, silah kontrol ve bazı simülasyon fonksiyonlarını içeren temel bir komuta kontrol yazılımı olarak HAVELSAN tarafından geliştirildi.

Ülkelerin komuta ve kontrol bilgi sistemlerinin hem NATO hem de diğer ülkelerin sistemleri ile karşılıklı çalışabilirliklerinin test edildiği CWIX tatbikatlarında NATO görevlerine katılımın önemli bir ön şartı olan sertifikasyonların alınması HAVELSAN ürünlerinin geldiği seviyeyi göstermesi açısından önem taşıyor.
Geliştirdiği yeteneklerle 2012 yılından bu yana CWIX tatbikatlarına aktif olarak katılım sağlayan HAVELSAN; 2019 yılında DOOB ve KAŞİF, 2023 yılında da ADVENT CMS ve ADVENT MARTI ürünleri ile CWIX tatbikatlarından Assurance Verification and Validation-AV&V sertifikasyonunu almıştı.
Bu yıl 3-21 Haziran 2024 tarihlerinde icra edilen CWIX tatbikatına; NATO ve Avrupa Birliği dahil 42 farklı ülke, 18 ilgi alanında 480’den fazla sistem ve yaklaşık 2500 personel ile katılım sağladı.
HAVELSAN ise 25 personel ile katılım sağladığı CWIX tatbikatında; Hava, Deniz ve Taktik Data Link ilgi alanlarında 6 sistemi (KARTAL ve link bileşenleri, Taktik Data Link Yönetim Merkezi TDLYM, ADVENT CMS, ADVENT TRITON, ADVENT MARTI) ile görev aldı.

REKABETÇİ ÇÖZÜMLERE YENİLERİ EKLENECEK
HAVELSAN Genel Müdürü Mehmet Akif Nacar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, CWIX 2023 tatbikatında hak kazanılan iki ayrı sertifika ile ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
“NATO’nun en büyük birlikte çalışabilirlik tatbikatında operasyonel senaryo bazlı testler ve ikili testlerden başarı ile geçerek sadece bugünün değil, yarının ihtiyaçlarına yönelik proaktif yaklaşımımızın hasılasını aldığımızı görmek gurur verici. Bu sene, siber ve modelleme simülasyon ilgi alanlarında önümüzdeki yıldan itibaren çözümlerimiz ile aktif katılım sağlamaya yönelik olarak yerinde inceleme ve koordinasyon yapma fırsatı da yakaladık. Uzun zamandır sahip olduğumuz NATO standartlarında sistem oluşturma ve uyuşum tecrübesini, aldığımız yeni sertifikalarla daha da pekiştirerek Türk Silahlı Kuvvetlerine katkı sağlamaya ve uluslararası alanda rekabetçi çözümler üretmeye devam edeceğiz.”

İki ülke ekonomik ilişkilerini geliştirmek için Türkiye’yi ziyaret eden Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Nurbayeva Nazira Nurtulevna, Türk iş insanlarına “Aynı soydan aynı ırktan geldiğimiz iki ülke olarak ekonomik ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Ata topraklarına yatırım yapın” mesajını verdi.
Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Nurtulevna (sağda) İstanbul’daki toplantıda arkadaşımız Özgül Öztürk’ün sorularını yanıtladı.

35 ŞİRKETLE GÖRÜŞTÜ
Kazakistan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Nuriddin Amankul’un ve Türkiye’nin önde gelen 35 şirketinin üst düzey yöneticilerinin katılımıyla İstanbul Beyoğlu’nda 3 gün süren temaslarda bulunan Nurbayeva Nazira Nurtulevna, “Hedefimiz 2029 yılına kadar, şimdiki mevcut ekonomi kapasitemizi 2 kat artırarak gayrisafi yurt içi hasılasını 400 milyar dolara çıkarmaktır. Bu büyük bir iş. Bunu yapabilmek için ekonomimizin yılda yüzde 7-8 büyümesi gerekiyor. Bunun için yeni yatırımlar yapılması gerekiyor. Bu amaçla son 3 günde 35 köklü Türk şirketiyle, iş topluluklarıyla görüştük. Bunların çoğuyla anlaşmalara varıldı” dedi. Kazakistan’ın bağımsızlığını ilan ettiği 1990 yılından beri ülkelerine 70’ten fazla yatırım yaptığını hatırlatan Nurbayeva Nazira Nurtulevna, şunları kaydetti:
YENİ PROJELER YOLDA
“Bu çok iyi bir rakam. Şimdi de hayata geçmekte olan 35 farklı yatırım projesi var. Soda külünü ülke olarak yüzde 100 ithal ediyoruz. Ancak bir Türk şirketinin inşaatına başladığı yatırımla biz, 1-2 sene sonra ithalatçı ülke konumundan ihracatçı ülke konumuna geçeceğiz. Ek olarak da farklı şirketlerle kimyasal madde üretimi, inşaat ve hayvancılığın da içinde bulunduğu birçok alanda yatırımlar başladı.”
HEDEF: 10 MİLYAR DOLAR TİCARET
2005 yılından bu yana Türk şirketleri Kazakistan’a 5.1 milyar dolar yatırım yaptı. Bu yatırımların yüzde 53’ü ise son 6 yılda gerçekleşti. Kazak şirketlerin 2005 yılından bu yana Türkiye’ye yaptığı yatırım miktarı ise 1.1 milyar doları geçti. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 10 milyar dolara ulaşması hedefleniyor. Türkiye-Kazakistan arasındaki potansiyel arz eden öncelikli sektörler tarım ve gıda, madencilik ve metalürji, kimya ve petrokimya, sağlık ve ilaç, makine, inşaat ve yapı malzemeleri, turizm, tekstil olarak sıralandı.
500 MİLYON NÜFUSA ULAŞMA İMKANI
Avrupa ve Asya’nın kesiştiği noktada bulunan Kazakistan 500 milyondan fazla tüketicisi olan bölgesel bir pazara erişim imkanı sağlıyor. Kazakistan, sağladığı teşviklerle bölgeye yatırımın önünü açıyor. Kazakistan’da halihazırda Yıldız Holding, Yıldırım Holding, YDA Holding, Abdi İbrahim, Aselsan, TAV Havalimanları Holding ve Ülker Holding gibi birçok Türk şirketinin yatırımı bulunuyor. Kazakistan’ın güneyindeki Çimkent şehrinde Aksa Enerji tarafından 500 MW kapasiteli doğal gaz kombine çevrim santrali kurulacak. Alarko Holding, Kazakistan’da da 5 bin dönüm sera alanına ulaşacak.
Talebe yetişmek için fazla mesai yapan Darphane, ilk yarıda 11 milyon 413 bin 710 adet çeyrek altın üretti.
Darphane’nin çeyrek altın üretimi ocakta 1 milyon 826 bin 950, şubatta 2 milyon 260 bin 660, martta 2 milyon 460 bin 130, nisanda 3 milyon 53 bin 660, mayısta 1 milyon 443 bin 870, haziranda 368 bin 440 adet oldu. En yüksek üretim nisanda görülürken, geçen yılın ilk yarısına oranla toplam üretim artışı yüzde 3,6 olarak gerçekleşti.
Darphane’nin ürettiği diğer ziynet altın ürünlerine bakıldığında, 6 aylık süreçte 1 milyon 615 bin 585 adet yarım altın, 1 milyon 565 bin 802 adet tam altın, 135 bin 966 adet iki buçukluk ve 899 adet beşlik altın üretildi.
İlk yarıda üretilen toplam ziynet altın adedi 14 milyon 731 bin 962’ye ulaşırken, bu rakam 2023 sonunda 24 milyon 434 bin 311 olmuştu.
“GÜNLÜK ORTALAMA 300-400 KİLOGRAM CUMHURIYET ALTINI ÜRETİLİYOR”
Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hekim, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, çeyrek altın üretiminde mayıs ve haziran rakamlarının değişkenliğine işaret ederek, üretim miktarlarının vatandaşlar ve kuyumculardan gelen altın taleplerinin seyrine göre değiştiğini söyledi.
Yeni tarihli altınların yoğun talep gördüğünü ifade eden Hekim, şu bilgileri paylaştı:
“Cumhuriyet ziynet altınlarında tarih değişikliği miladi takvim yılı başında, Cumhuriyet sikke altınlarında ise her yıl Cumhuriyet Bayramı’nda yapılıyor. Bu tarihlerde kullanıma sunulan yeni tarihli altınlar vatandaşlarımızdan daha yoğun bir talep gördüğünden her yıl 1 Ocak ve 30 Ekim tarihleriyle birlikte Cumhuriyet altınlarına olan talepte dönemsel bir artış yaşanıyor. İlaveten, Cumhuriyet altınlarına olan talep artışı ya da azalışları küresel ölçekte yaşanan ekonomik ve politik gelişmeler sonucu altın fiyatında ons başına oluşan dalgalanmalardan da etkilenmektedir.”
Hekim, Darphane’nin Beşiktaş yerleşkesindeki mevcut fabrikasında tek vardiya olarak günlük ortalama 300-400 kilogram Cumhuriyet altını üretildiğini aktardı.
Dönemsel olarak oluşan aşırı taleple birlikte teslimatlarda gecikmeler yaşandığını anlatan Hekim, “Bu sorunun önüne geçmek maksadıyla Darphane’nin Kartal’daki yerleşkesinde yeni bir Cumhuriyet altını üretim fabrikası kuruldu. Birkaç aya kadar devreye almayı planladığımız yeni tesis, mevcut fabrika kapasitesinin çok üzerinde üretim yapacak modern ve yüksek teknolojiye sahip. Yeni fabrikanın devreye alınmasıyla Cumhuriyet altınlarında yaşanan dönemsel talep artışlarında gecikmelere fırsat vermeden vatandaşlarımızın talepleri karşılanacaktır.” diye konuştu.
“KMTS’NİN AĞUSTOS SONUNA DEVREYE ALINMASI HEDEFLENİYOR”
Hekim, Darphane’de 5’i ziynet, 5’i de sikke olmak üzere farklı özelliklerde 10 çeşit Cumhuriyet altını üretildiğini kaydetti.
Gram altın üretiminin Darphane’nin yetkilendirdiği rafinerilerde yapılabileceğini anımsatan Hekim, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu alanda üretim verisi takibi Kıymetli Maden Takip Sistemi (KMTS) ile gerçekleşebilecek. KMTS kapsamında faaliyet göstermek isteyen rafinerilerimiz Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nden izin almak zorundadır. Bu izin süreçleri halihazırda devam ediyor. Faaliyet izni verilecek kıymetli maden rafinerileri faaliyet izinlerini müteakiben en geç 15 gün içinde KMTS’ye kaydını yaptıracak. Sistemin, izin süreçlerinin ağustos sonuna kadar tamamlanarak devreye alınması hedefleniyor.”
Sağ kulağından yaralanan Trump’ın, sağlık durumunun iyi olduğu bildirilmişti.
Olayda, mitinge katılanlardan 1 kişi de hayatını kaybetmişti.

ABD Gizli Servisi, şüpheli bir saldırganın, miting alanının dışındaki yüksek bir yerden kürsünün bulunduğu noktaya birçok kez ateş ettiğini açıklamıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırıyı suikast girişimi olarak tanımlamıştı.

DÜNYADAN PEŞ PEŞE TEPKİLER
JAPONYA
Japonya Başbakanı Kişida Fumio, ABD’deki seçim kampanyası sırasında eski Başkan Donald Trump’ın saldırıya uğraması sonrası “demokrasiye meydan okuyan şiddete karşı durma” çağrısı yaptı.
Başbakan Kişida, sosyal medya hesabı X üzerinden yayımladığı mesajında, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı kararlı bir şekilde durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın hızlı bir şekilde iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
İktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Sekreter Vekili ve eski Savunma Bakanı Inada Tomomi ise açıklamasında, siyasetçilere yönelik protesto ve muhalefetin “daha radikal hale geldiğini hissettiğini” söyledi.
Japonya’da Temmuz 2022’de eski Başbakan Abe Şinzo’nun da seçim kampanyasında suikasta kurban gitmesini anımsatan Inada, “Söylem alanı radikalleşti. ‘Ne istersen yapabileceğin’ bir vaziyet oluşması durumunda seçimlerin adaleti ve güvenliği tehlikeye girecek. Böyle olursa demokrasinin kendisi korunamaz.” ifadesini kullandı.
İNGİLTERE
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, “Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm. Kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.” dedi.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer de sosyal medya hesabından saldırıya tepki gösterdi. Starmer paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm ve kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.
Siyasi şiddetin hiçbir türünün toplumlarımızda yeri yoktur ve düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birliktedir.”
İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy de “Birleşik Krallık hükümeti her türlü siyasi şiddeti en güçlü şekilde kınamaktadır. Pensilvanya’daki şok edici gelişmeleri izlerken, düşüncelerimiz ve en iyi dileklerimiz Başkan Trump’ın yanı sıra tüm kurbanlar ve aileleriyle birliktedir.” dedi.
MEKSİKA
Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, Trump’a yapılan saldırıya X hesabından tepki göstererek, “Nasıl olursa olsun, eski Başkan Donald Trump’ın başına gelenleri kınıyoruz. Şiddet mantıksız ve insanlık dışıdır.” ifadesini kullandı.
2 Haziran’daki seçimi kazanan Meksika’nın seçilmiş ilk kadın Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum da saldırıyı kınayarak, “Eski Başkan Donald Trump’ın iyi olduğunu bilmek sevindirici. Bu saldırıyı kınadığımızı ve her türlü siyasi şiddeti reddettiğimizi bir kez daha yineliyoruz. Barış ve demokrasi her zaman tek seçenek olmalı.” değerlendirmesinde bulundu.
VENEZUELA
Venezuela’da seçim mitingi sırasında, Trump’a yapılan saldırının haberini alan Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Trump’a yönelik saldırıyı “şiddetle” kınadıklarını dile getirerek, “Trump’ın kısa zamanda iyileşmesini diliyorum. Tanrı Amerikan halkına huzur ve sükunet versin.” diye konuştu.
Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce de sosyal medya hesabından Pensilvanya’daki saldırıyı kınayarak, “Derin ideolojik ve politik farklılıklarımıza rağmen, nereden gelirse gelsin şiddet her zaman herkes tarafından kınanmalı.” ifadesini kullandı.
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, X hesabındaki açıklamasında, şiddetin her türlüsünü kınadıklarını belirtti.
Küba’nın 65 yıldır saldırıların ve terörizmin kurbanı olduğunu hatırlatan Canel, “Silah ticareti ve ABD’deki politik şiddetin tırmanması, bu tür olaylara yol açmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
BREZİLYA
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ise X hesabından saldırıya tepki göstererek, “Eski Başkan Donald Trump’a yönelik saldırı herkes tarafından şiddetle kınanmalı. Bugün gördüklerimiz kabul edilemez.” dedi.
Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, sosyal medya hesabındaki paylaşımında, Trump ile dayanışma içerisinde olduğunu kaydetti.
Uruguay Devlet Başkanı Luis Alberto Lacalle de X hesabındaki açıklamasında, şiddettin her türlüsünü reddettiklerini, Trump ve ABD halkıyla dayanışma içerisinde olduklarını söyledi.
PARAGUAY
– “Son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz”
Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena, sosyal medya hesabından kınama mesajı yayımlayarak, “Tüm şiddet eylemlerini en güçlü şekilde kınıyoruz. Eski Başkan Donald Trump ile dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor ve son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Sağ kulağından yaralanan Trump’ın, sağlık durumunun iyi olduğu bildirilmişti.
Olayda, mitinge katılanlardan 1 kişi de hayatını kaybetmişti.

ABD Gizli Servisi, şüpheli bir saldırganın, miting alanının dışındaki yüksek bir yerden kürsünün bulunduğu noktaya birçok kez ateş ettiğini açıklamıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırıyı suikast girişimi olarak tanımlamıştı.

DÜNYADAN PEŞ PEŞE TEPKİLER
JAPONYA
Japonya Başbakanı Kişida Fumio, ABD’deki seçim kampanyası sırasında eski Başkan Donald Trump’ın saldırıya uğraması sonrası “demokrasiye meydan okuyan şiddete karşı durma” çağrısı yaptı.
Başbakan Kişida, sosyal medya hesabı X üzerinden yayımladığı mesajında, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı kararlı bir şekilde durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın hızlı bir şekilde iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
İktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Sekreter Vekili ve eski Savunma Bakanı Inada Tomomi ise açıklamasında, siyasetçilere yönelik protesto ve muhalefetin “daha radikal hale geldiğini hissettiğini” söyledi.
Japonya’da Temmuz 2022’de eski Başbakan Abe Şinzo’nun da seçim kampanyasında suikasta kurban gitmesini anımsatan Inada, “Söylem alanı radikalleşti. ‘Ne istersen yapabileceğin’ bir vaziyet oluşması durumunda seçimlerin adaleti ve güvenliği tehlikeye girecek. Böyle olursa demokrasinin kendisi korunamaz.” ifadesini kullandı.
İNGİLTERE
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, “Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm. Kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.” dedi.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer de sosyal medya hesabından saldırıya tepki gösterdi. Starmer paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm ve kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.
Siyasi şiddetin hiçbir türünün toplumlarımızda yeri yoktur ve düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birliktedir.”
İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy de “Birleşik Krallık hükümeti her türlü siyasi şiddeti en güçlü şekilde kınamaktadır. Pensilvanya’daki şok edici gelişmeleri izlerken, düşüncelerimiz ve en iyi dileklerimiz Başkan Trump’ın yanı sıra tüm kurbanlar ve aileleriyle birliktedir.” dedi.
MEKSİKA
Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, Trump’a yapılan saldırıya X hesabından tepki göstererek, “Nasıl olursa olsun, eski Başkan Donald Trump’ın başına gelenleri kınıyoruz. Şiddet mantıksız ve insanlık dışıdır.” ifadesini kullandı.
2 Haziran’daki seçimi kazanan Meksika’nın seçilmiş ilk kadın Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum da saldırıyı kınayarak, “Eski Başkan Donald Trump’ın iyi olduğunu bilmek sevindirici. Bu saldırıyı kınadığımızı ve her türlü siyasi şiddeti reddettiğimizi bir kez daha yineliyoruz. Barış ve demokrasi her zaman tek seçenek olmalı.” değerlendirmesinde bulundu.
VENEZUELA
Venezuela’da seçim mitingi sırasında, Trump’a yapılan saldırının haberini alan Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Trump’a yönelik saldırıyı “şiddetle” kınadıklarını dile getirerek, “Trump’ın kısa zamanda iyileşmesini diliyorum. Tanrı Amerikan halkına huzur ve sükunet versin.” diye konuştu.
Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce de sosyal medya hesabından Pensilvanya’daki saldırıyı kınayarak, “Derin ideolojik ve politik farklılıklarımıza rağmen, nereden gelirse gelsin şiddet her zaman herkes tarafından kınanmalı.” ifadesini kullandı.
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, X hesabındaki açıklamasında, şiddetin her türlüsünü kınadıklarını belirtti.
Küba’nın 65 yıldır saldırıların ve terörizmin kurbanı olduğunu hatırlatan Canel, “Silah ticareti ve ABD’deki politik şiddetin tırmanması, bu tür olaylara yol açmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
BREZİLYA
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ise X hesabından saldırıya tepki göstererek, “Eski Başkan Donald Trump’a yönelik saldırı herkes tarafından şiddetle kınanmalı. Bugün gördüklerimiz kabul edilemez.” dedi.
Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, sosyal medya hesabındaki paylaşımında, Trump ile dayanışma içerisinde olduğunu kaydetti.
Uruguay Devlet Başkanı Luis Alberto Lacalle de X hesabındaki açıklamasında, şiddettin her türlüsünü reddettiklerini, Trump ve ABD halkıyla dayanışma içerisinde olduklarını söyledi.
PARAGUAY
– “Son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz”
Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena, sosyal medya hesabından kınama mesajı yayımlayarak, “Tüm şiddet eylemlerini en güçlü şekilde kınıyoruz. Eski Başkan Donald Trump ile dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor ve son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
5 Kasım’daki başkanlık seçimlerindeki aday adaylarından eski Başkan Trump, Pennsylvania’daki mitinginde konuştuğu sırada kürsüde silahlı saldırıya uğradı.

Trump, saldırıda kulağından yaralanırken 20 yaşında olduğu belirtilen saldırgan öldürüldü, mitingde bulunan 1 kişi hayatını kaybetti.
ABD’DE 4 BAŞKAN SUİKAST SONUCU HAYATINI KAYBETTİ
Eski ABD Başkanı Abraham Lincoln, 14 Nisan 1865’te eşi Mary Todd Lincoln ile Washington’da “Amerikalı Kuzenimiz” adlı komedi oyununun özel bir gösterimine katıldıkları sırada suikasta uğradı.
Saldırıdan bir gün sonra hayatını kaybeden Lincoln, öldürülen ilk ABD başkanı oldu.
Suikasttan iki yıl önce İç Savaş sırasında Lincoln, Konfederasyon içindeki kölelere özgürlük tanıyan Özgürlük Bildirgesi’ni yayınlarken, siyahların haklarına verdiği destek öldürülme sebebi olarak gösterildi.
ABD’de suikasta kurban giden ikinci başkan ise 2 Temmuz 1881’de James Garfield oldu.
Garfield, görevinin 6. ayında silahlı saldırıya uğradı.
Ülkede üçüncü suikast ise 6 Eylül 1901’de 25. ADB Başkanı William MCKinley’e yapıldı.
MCKinley, New York’ta yaptığı bir konuşmanın ardından insanlarla tokalaşırken vuruldu.
ABD’de ölümle sonuçlanan son suikast ise Kasım 1963’te 25. ABD Başkanı John F. Kennedy’ye düzenlendi.

Kennedy, eşi Jacqueline Kennedy ile birlikte Dallas’ı ziyareti sırada silahlı saldırıya uğradı.
Hastaneye kaldırılan Kennedy kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.
ABD ESKİ BAŞKANLARI SALDIRIDAN KURTULDU
ABD’de eski başkanlar, ikinci dönemi için yürüttüğü kampanyalarda hedef haline gelirken, Eski ABD Başkanı Theodore Roosevelt, ikinci kez aday olduğu seçim kampanyası sırasında 14 Ekim 1912’de kurşunların hedefi oldu.
Roosevelt, Milwaukee’deki bir mitingde göğsünden vurulduğu bu saldırıyı yaralı atlattı.
5 Eylül 1975’e gelindiğinde suikastların hedefi bu sefer 38. ABD Başkanı Gerald Ford oldu.
Ford, aynı yıl birkaç hafta içinde iki suikast girişimine maruz kalırken bunları yara almadan atlattı.
İlk suikast girişiminde Ford, saldırganın silahının ateşlenmemesi sonucu kurtulurken 22 Eylül’de ise San Francisco’da bir otelin dışında kadın saldırganın ıskalaması sonucu kurşunların hedefi olmaktan kurtuldu.
40. ABD Başkanı Ronald Reagan ise Mart 1981’de başkent Washington bir konuşmasından çıkıp konvoyuna doğru yürürken uğradığı silahlı saldırı sonucu yaralandı.
Ülkenin 43. Başkanı George W. Bush’a ise 2005’te Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili ile Tiflis’te katıldığı bir mitingde konuşması esnasında el bombası atıldı. El bombasının pimi, mendil çok sıkı sarılı olduğundan takılı kalınca bomba infilak etmedi.
ABD BAŞKAN ADAYLARI SALDIRILARIN HEDEFİNDE
Silahlı şiddet olaylarının sıklıkla gerçekleştiği ABD’de, başkanların yanı sıra başkan adayları da suikast ve saldırıların hedefi oldu.
Eski Adalet Bakanı ve demokratların başkan adayı Robert F. Kennedy, 1968 Kaliforniya ön seçimlerini kazanması dolayısıyla yaptığı zafer konuşmasından birkaç dakika sonra Los Angeles’ta gerçekleştirilen silahlı saldırıda öldürüldü.
Kennedy, New York’tan ABD senatörü ve 5 yıl önce suikasta kurban giden Başkan John F. Kennedy’nin kardeşiydi.
1972’de ise bu sefer silahlı saldırının hedefi eski Alabama Valisi ve başkan aday adaylarından George Wallace oldu.
Maryland’de bir seçim kampanyası sırasında uğradığı saldırı sonucu Wallace’ın belden aşağısı felç kaldı.
]]>Irak Dışişleri Bakanı Fuat Hüseyin, NATO Zirvesi çerçevesinde bulunduğu ABD’nin başkenti Washington’da el-Hurra kanalına röportaj verdi.

TÜRKİYE VE SURİYE HEYETLERİ BAĞDAT’TA BİR ARAYA GELECEK
Bakan Hüseyin, Suriye krizini görüşmek üzere yakın zamanda Irak’ın başkenti Bağdat’ta Suriyeli ve Türk yetkililerin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirileceğini ifade etti.
Irak’ın Ankara ile Şam arasında arabuluculuk girişimi olduğunu belirten Hüseyin, Washington’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile konuyu ele aldığını söyledi.

TOPLANTI TARİHİ HENÜZ NETLEŞMEDİ
Irak’ın aynı zamanda Suriye tarafıyla da görüştüğünü kaydeden Hüseyin, iki ülke yetkililerinin hazır bulunacağı toplantının tarihine dair bilgi vermedi. Hüseyin, ülkesinin bölgenin istikrarı için dost ve müttefik ülkelerle iletişimde olduğunu vurguladı.

SURİYE’DEN JET HIZINDA YANIT: 2011 ÖNCESİNE GERİ DÖNÜLMELİ
Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı da konuya dair açıklamada bulundu. Bakanlıktan yapılan açıklamada normalleşmenin iki ülkenin ve halkının ortak çıkarlarına hizmet ettiğinin vurgulayarak,
‘NORMALLEŞME İKİ ÜLKENİN ÇIKARINA HİZMET ETMEKTEDİR’
“Aynı bağlamda Suriye, Suriye-Türkiye ilişkilerini düzeltmeye yönelik girişimleri göz önünde bulundurdu. Bu girişimlerin sonucunun medyanın bir hedefi olmadığına inanıyor. Aksine, mevcut gerçeklere dayanan ve iki ülke arasındaki ilişkiyi yönlendiren, temeli egemenliğe, bağımsızlığa ve toprak bütünlüğüne saygı olan belirli ilkelere dayanan amaca yönelik bir yoldur. Kendi güvenliklerini ve istikrarlarını tehdit eden her şeyle yüzleşmenin yanı sıra, iki ülkenin ve iki halkın ortak çıkarlarına hizmet etmektedir.” ifadeleri kullanıldı.

TERÖR ÖRGÜTLERİYLE ORTAK MÜCADELE VURGUSU
Bakanlık, “Suriye Arap Cumhuriyeti, iki ülke arasındaki ilişkilerin normal durumuna dönmesiyle temsil edilen arzu edilen sonuçlara ulaşılmasını sağlamak için bu konudaki her türlü girişimin açık temeller üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor” açıklamasında bulunan Bakanlık, “Bu temellerin başında yasadışı olarak bulunan güçlerin Suriye topraklarından çekilmesi ve sadece Suriye’nin değil, Türkiye’nin güvenliğini de tehdit eden terör örgütleriyle mücadele gelmektedir.” ifadelerini sözlerine ekledi.
Açıklamada, “Suriye-Türkiye ilişkilerine ilişkin pozisyon ve açıklamaların devam ettiği bir dönemde, Suriye Arap Cumhuriyeti, gerçekler ve olayların kanıtladığı üzere, bir yandan halklar ile diğer yandan Suriye’ye ve ülkelerine zarar veren hükümetlerin politika ve uygulamaları arasında net bir ayrım yapmak konusunda her zaman istekli olduğunu hatırlatmak ister.

Suriye, ülkelerin çıkarlarının çatışma veya düşmanlığa değil, aralarındaki sağlam ilişkilere dayandığına dair katı bir inanca dayanıyordu ve hala da öyle. Buna dayanarak Suriye, kendisi ve bu ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirmek için ortaya konan çeşitli girişimlere olumlu yaklaşma konusunda istekliydi.
‘İKİ ÜLKE ARASINDAKİ NORMAL İLİŞKİNİN GERİ DÖNÜŞÜ, 2011 ÖNCESİNDEKİ DURUMA GERİ DÖNÜŞE DAYANIYOR’
Suriye Arap Cumhuriyeti, Suriye-Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesi için samimi çaba gösteren kardeş ve dost ülkelere teşekkür ve takdirlerini ifade ederken, iki ülke arasındaki normal ilişkinin geri dönüşünün, iki ülkenin güvenlik, emniyet ve istikrarının temeli olan 2011 öncesindeki durumun geri dönüşüne dayandığını vurguluyor.” denildi.

‘TÜRKİYE PETROL VE DOĞAL GAZ KAYNAKLARINI MUTLAKA HEM KARADA HEM DENİZDE ARAMALIDIR’
Türkiye’nin bir paradigma değişikliğine gittiğini ve kendi petrol ve doğal gaz kaynaklarını hem karada hem de denizlerde araması gerekliliğini dile getiren Bakan Bayraktar, “Biz 2016 yılında çok önemli bir paradigma değişikliğini ve dedik ki Türkiye petrol ve doğal gaz kaynaklarının mutlaka hem karada hem denizlerde aramalıdır ve daha yoğun bir şekilde aramalıdır. Geçmişte Karadeniz’i hatırlayacaksınız 2010-2012 yıllarında derin deniz aramaları yaptık. O dönemden farklı bir şeyler yapmamız lazım dedik. Ve Milli Enerji ve Maden Politikası adını verdiğimiz stratejik dokümanla dedik ki biz artık bu aramaları kendi gemilerimizle, kendi mühendislerimizle, kendi teknik kabiliyetlerimizle, imkanlarımızla yapalım dedik.

Ve bu bugün dünyanın en büyük derin devlet filolarına sahip bir ülke haline geldik. Fatih, Yavuz, Kanuni ki bunlar aslında Trabzon için çok anlamlı isimler. Son olarak Abdülhamid Han’ın adını verdiğimiz dört tane derin deniz sondaj gemisi ve iki tane sismik gemimizle beraber kendi kıta sahanlığımızda, kendi münhasır ekonomik bölgemizde hem Doğu Akdeniz’de hem de Karadeniz’de aramalara başladık 2017 yılında. Onun dışında karalarda Türkiye’nin gitmediği, daha önce aranmamış coğrafyaları arayalım stratejisi doğrultusunda bir dönem adı terörle anılan Şırnak, Gabar, Hakkari, Van gibi yerlerde biz petrol aramaya başladık. Ve hamdolsun 2016’daki strateji değişikliğinden sonra bütün bu çalışmaların meyvelerini yavaş yavaş almaya başladık.
‘TARİHİN EN BÜYÜK DOĞAL GAZ KEŞFİ’
2020 yılında hepimizin malumu Sayın Cumhurbaşkanımızın milletimize bir müjde olarak açıkladığı Sakarya Gaz Sahası’ndaki doğal gaz keşfi Cumhuriyet tarihinin en büyük doğalgaz keşfidir. 2020 yılı için dünyada denizlerde yapılan en büyük doğal gaz keşfidir. Ve biz orada şu anda 710 milyar metreküplük bir rezerv keşfi ile beraber yine dünyada rekor sayılabilecek bir süre içerisinde 3 yıldan kısa bir süre içerisinde oradan doğal gazı üretmeye başladık. Bugün 2 milyon 400 bin haneye yetecek kadar doğal gazı kendi gazımız olarak Sakarya’da üretiyoruz. Yaklaşık günlük 5 buçuk milyon metreküplük bir üretimle gidiyoruz. Ama inşallah önümüzdeki aylarda bunu ilk etapta 10 milyon metreküpe yani 5 milyon abonenin yani 5 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacını karşılayacak şekle getireceğiz.

‘GABAR’DA PETROL ÜRETİMİ 45 BİN VARİLE ÇIKMIŞ DURUMDA’
Elbette bugün burada Trabzon’un henüz daha doğal gazla tanışmamış ilçelerinden ve mahallelerinden bahsediyoruz. Oranın taleplerini en kısa sürede yerine getirmekle alakalı ilgili arkadaşlarımıza gerekli talimatları verdik. Ama gelinen nokta itibariyle bu konforlu, bu çevreci, bu verimli yakıtı mutlaka biz hanelerimizle, sanayimizle, ticarethanelerimizle buluşturmak istiyoruz. Elbette bunu kendi ürettiğimiz doğal gazımız ile yapmamız çok daha anlam ifade ediyor. Petrol tarafında 2016 yılında yine bu strateji değişikliğini yaptığımız yılda günde 35 bin varil üreten Türkiye petrolleri, bugün sadece Gabar’da Türkiye’nin en kaliteli petrolünü 45 bin varil günlük üretime çıkarmış durumda.

2021 yılında yaptığımız bu keşif yine Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinin karalardaki en büyük keşfi. Şu anda 41 kuyudan 45 bin varil üretiyoruz. Hedefimiz inşallah en kısa bunu yıl sonu olarak, hedef olarak arkadaşlarımıza verdik ve kamuoyumuzla paylaştık, 100 bin varil, 95 kuyuyla üretime çıkabilmek. Ama ülkemiz çok büyük, ülkemizin ihtiyaçları artarak devam ediyor.
Türkiye’nin günlük petrol ihtiyacı 1 milyon varil. Bizim daha çok Gabar keşfetmemiz lazım, daha başka bölgelere gitmemiz lazım. Mutlaka Türkiye’nin Libya’da, Irak’ta, Somali’de, Kafkasya coğrafyasında farklı petrol sahalarında iş birlikleriyle, ortaklıklarıyla doğal gaz ve petrolde farklı alternatifleri de geliştirmesi gerekiyor” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN 70 YILLIK NÜKLEER RÜYASINI GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRECEĞİZ’
Türkiye’nin önünde 70 yıllık bir rüyayı gerçeğe dönüştürme hedefinin olduğunu ifade eden Bayraktar, “Türkiye’nin önünde bir de 70 yıllık bir rüyayı gerçeğe dönüştürmek var. Türkiye’nin 1950’lerden beri yapmak istediği nükleer enerjiden elektrik üretimiyle alakalı da şu anda devam eden Akkuyu’daki nükleer santral projemiz biliyorsunuz Mersin’de. Bu santralin de en kısa zamanda ilk reaktörünü önümüzdeki aylarda devreye almak suretiyle inşallah Türkiye’nin bu 70 yıllık rüyasını da gerçeğe dönüştüreceğiz.” dedi.

3 günlük tatili fırsat bilen tatilciler nedeniyle Ayvalık ile Midilli arasında karşılıklı seferler düzenleyen 4 firmaya ait feribotların günde karşılıklı dörder sefer yapacakları öğrenildi.
Sabah ve öğle saatlerinde kalkan feribotlar yolcuların yanı sıra özel araçları da taşırken, her feribotun dolu gidip dolu geldiği öğrenildi.

“SAYININ 5 BİNİ AŞMASI BEKLENİYOR”
3 günlük tatilin ilk gününde 2 bin kişinin Yunanistan’ın Midilli Adası’na gitmesi ve tatil süresince bu sayının 5 bini aşması bekleniyor. Ayvalık’ta bir seyahat acentesinin yetkilisi Nevzat Turhan, yaşanılan yoğunluğun sebebinin 15 Temmuz tatili olduğunu kaydederek, “Bunun bir başka nedeni de Nisan ayı ile birlikte başlayan kapıda vize uygulamasıdır. Zaten pandemi sonrasında da Midilli Adası’na yönelik talep yoğunlaşmıştı. Kapıda Vize Uygulaması ile birlikte bu yoğun artış katlanarak devam etti. Bugün 15 Temmuz tatili nedeniyle belki de Midilli-Ayvalık arasındaki seferlerin en kalabalık günü olacak. Bu yoğun talebin artma sebebi; Midilli’deki yemek-içmenin, eğlence sektörünün Türkiye’ye nazaran bizim halkımıza biraz daha ucuz gelmesi ve adadaki kültürün Türk kültürüne yakın olması da bu rağbeti arttırıyor” dedi.

“YUNAN ADALARINA SON ZAMANLARDA CİDDİ BİR TALEP VAR”
Ayvalık ile Midilli Adası arasında feribot işletmeciliği yapan bir firmanın sahibi Ali Jale ise 15 Temmuz tatili nedeniyle ciddi bir yoğunluğun olduğunu vurgulayarak, “Bu durum hafta sonu ile pazartesi günün de tatil olmasının yanı sıra içinde bulunduğumuz yaz sezonunun da etkisiyle ortaya çıktı. Bugün bizim kendi firmamıza ait gemimizde bin kişi karşıya geçecek. Bu 15 Temmuz periyodu boyunca da, 4-5 bin kişinin Midili’ye geçmesini bekliyorum. Yunan adalarına son zamanlarda ciddi bir talep var. Kapıda Kolay Vize’nin olması da bu talepte bir etken. Bugün yine 300 ile 400 civarında vatandaşımız bu uygulamayla Midilli’ye geçmiş olacak. Biz bu talepten memnunuz. Ancak şunu da belirtmek isterim ki; bu talebin oluşmasında biz ve bizimle birlikte Midilli-Ayvalık arasında seferler düzenleyen firmalarında etkisi büyük. Çünkü hepimiz dolu-boş gözetmeksizin her gün 6-7 sefer düzenliyoruz. Bu seferlerin bazıları 300 kişi ile bazen de 10 kişi ile olabiliyor. Ama biz 12 ay süresince bu sefer programımızı sürdürdüğümüz için artık insanlar Midilli Adası’na ne kadar kolay gidilebileceğini de biliyorlar. Dolayısıyla bu talebin yoğunlaşmasını yavaş yavaş bizim gibi firmalarla birlikte temeller atarak oluşturduk. Şimdi ise attığımız bu adımlar meyvesini vermeye başladı. Tatilcilerimiz; Midilli Adası’nın hizmet kalitesi, gastronomi açısından iyi bir noktada olması, alacakları hizmetin karşılığının verdikleri parayla orantılı olmasından ve pek çok vatandaşımız Schengen Vizesi alamamalarından dolayı adayı tercih ediyorlar” dedi.
Kapıda Kolay Vize Uygulaması’nın 31 Aralık 2024 tarihinde sona ereceğini hatırlatan Ali Jale, “Bu tarihe kadar bu uygulamadan yaralanmak isteyen vatandaşlarımız bizler başvuruda bulunarak bu uygulamadan yararlanabilirler” diye konuştu.


“SONUNDA YARGILANACAK OLAN İSRAİL DEVLETİ OLACAK”
Başbakan Binyamin Netanyahu da dahil olmak üzere pek çok İsrailli yetkili hakkında “tutuklama kararı” çıkartılacağını öngördüğünü belirten Olmert, “Ancak sonunda yargılanacak olan İsrail devleti olacak.” dedi.

“HAKKINIZDA TUTUKLAMA KARARI ÇIKARILACAĞI GÜN YAKLAŞIYOR”
Olmert, “İsrail’in, hükümet desteğiyle, Batı Şeria’da her gün işlediği ve sizin (Netanyahu) de kasıtlı olarak göz yumduğunuz suçlardan dolayı hakkınızda tutuklama kararı çıkarılacağı gün yaklaşıyor.” ifadesini kullandı.

“NETANYAHU VE ORDU KOMUTANLARI TÜM BU SUÇLARDAN HABERDAR”
“Arap düşmanı İsrail vatandaşlarının” Batı Şeria’da her gün Filistinlileri evlerinden, topraklarından kovmak niyetiyle suç işlediğini belirten Olmert, Netanyahu ve ordu komutanlarının bütün bu gelişmelerden haberdar olduğunu vurguladı.

“İSRAİL’E CİDDİ VE ACI VERİCİ YAPTIRIMLAR UYGULANACAK”
Batı Şeria’da işlenen suçlara ilişkin Netanyahu ve hükümet üyelerine uyarılarda bulunan Olmert, söz konusu suçlara sessiz kalmaya devam edildiği takdirde “İsrail’e ciddi ve acı verici yaptırımlar uygulanacak ve iyi bir savunmamız olmayacak.” dedi.

“SİZİ SAVUNABİLECEK TEK BİR KİŞİ BİLE BULUNAMAYACAK”
Olmert, konuştuğu bir kaç ordu yetkilisinin dahi Batı Şeria’da yapılanlardan utandığını vurgulayarak, “Sayın Başbakan, bu suçlamalar size yöneltildiğinde, aramızda veya bizi destekleyen uluslararası arenada sizi savunabilecek vicdan sahibi tek bir kişi bile bulunamayacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Eski Başbakan Olmert, masum insanlara saldıran, yağmalayan, yok eden, yakan ve öldüren yasa dışı yerleşimcilere ilişkin raporlardan herkesin haberdar olduğunu da belirtti.

Söz konusu suçları işleyen İsraillilerden çok azının cezalandırıldığını vurgulayan Olmert, “(Ulusal Güvenlik Bakanı) Ben-Gvir’in polis memurları tarafından yere atılan, dövülen ve aşağılanan protestocuların sayısından kesinlikle daha az” olduğunu vurguladı.

“HÜKÜMETİ BİR “ZORBA GİBİ KONTROL EDEN TİKTOK BAKANI BEN-GVIR”
İşlenen suçların hiçbirinin ülkenin en üst düzey liderlerinin desteği olmaksızın gerçekleşemeyeceğini belirten Olmert, bu isimlerden ilkinin ve en önemlisinin hükümeti bir “zorba gibi kontrol eden TikTok bakanı Itamar Ben-Gvir” olduğunu kaydetti.
Olmert, aşırı sağcı Bezalel Smotrich’in de yasa dışı Yahudi işgalcilerin Gazze Şeridi’ne ve Lübnan’ın güneyine yerleşmesini desteklediğini hatırlattı.

UAD, İSRAİL’İN FİLİSTİN’İ İŞGALİNİN HUKUKI SONUÇLARINA İLİŞKİN GÖRÜŞÜNÜ AÇIKLAYACAK
Uluslararası Adalet Divanı (UAD), İsrail’in, işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin kararını 19 Temmuz Cuma günü açıklayacağını bildirmişti.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’ye, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltmişti.

NETANYAHU İÇİN YAKALAMA KARARI BAŞVURUSU
Ayrıca Gazze’de işlenen suçlara ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han, 20 Mayıs’ta, Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında “yakalama kararı” başvurusunda bulunduğunu açıklamıştı.
Han, Netanyahu ve Gallant’ın 8 Ekim 2023’ten itibaren Gazze Şeridi’nde “savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan cezai sorumluluk taşıdığına inanmak için makul gerekçeler bulunduğunu” bildirmişti.

Roma Statüsü’nün ilgili maddelerinin ihlal edildiğine dikkati çeken Han, İsrailli yetkililere yöneltilen suçlar arasında “savaş suçu olarak sivillerin aç bırakılması”, “kasten büyük acılara veya vücutta ya da sağlıkta ciddi yaralanmalara neden olmak” ve “savaş suçu olarak zalimce muamelenin” yer aldığını kaydetmişti.

‘İKİNCİ ATEŞLEME SÜRECİ DE BAŞARIYLA TAMAMLANDI’
Türkiye’nin ilk yerli ve milli uydusu Türksat 6A’yı Space X’in Florida’daki uzay üssünden yörüngesine fırlatıp Türkiye’ye döndükten sonra ayaklarının tozuyla Yusufeli’ne geldiklerini ifade eden Uraloğlu, şunları söyledi:
“8 Temmuz’u 9 Temmuz’a bağlayan gece uydumuzu ilk yörüngesine başarıyla fırlattık ve uydumuzdan ilk sinyali planlanan şekilde 67. dakikada başarıyla aldık. Şu anda uydumuz 35 bin 786 kilometre uzaklıktaki yer sabit yörüngesine varmak için kimyasal itki sistemiyle ateşlenerek aşama aşama kalıcı yörüngesine doğru ilerliyor. Yörüngesine varması için planlanan bu ateşlemelerden ilkini 10 Temmuz günü gerçekleştirmiştik. Hamdolsun dün itibarıyla Türkiye saatiyle 20.00 civarında başlayan ve 69 dakika süren 2. ateşleme süreci de başarıyla sonuçlandı. Türksat 6A sorunsuz şekilde uzaydaki yolculuğuna devam ediyor ve bizler de sabırsızlıkla yörüngesinde hizmete başlayacağı anı bekliyoruz.”

Uraloğlu, Türkiye’nin ürettiği en yüksek değere sahip teknoloji projelerinden biri olan, ilk yerli ve milli haberleşme uydusunun Türksat 6A olduğuna işaret ederek, “Maalesef biz geçmişte ‘Siz yapamazsınız.’ nidalarıyla büyüdük. Ama Rabbimizin izniyle her geçen gün gücüne güç katan ülkemizin, her şeyin en iyisini, en güzelini hak eden milletimizin nelere imza atabileceğini, neler başarabileceğini Türksat 6A ile bir kez daha gösterdik.” diye konuştu.

Suyun medeniyet olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Bu noktada 2,3 milyar metreküp su depolama ve yıllık 1 milyar 900 milyon kilovatsaat enerji sağlama kapasitesiyle Cumhuriyet tarihimizin en gurur verici eserlerinden Yusufeli Barajı ve Hidroelektrik Santralimizin önemi de ortaya çıkmaktadır. Bir başka medeniyet göstergesi ise hiç şüphesiz yoldur. Su ile yol birleştiği zaman orada hayat binbir rengiyle ortaya çıkmakta, refah ve zenginlik artmaktadır.” ifadelerini kullandı.
‘6BİN 101 KİLOMETRE BÖLÜNMÜŞ YOL UZUNLUĞUNU 29 BİN 434 KİLOMETREYE ULAŞTIRDIK’
Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yol medeniyettir.” sözünden hareketle 2002’de 6 bin 101 kilometre devraldıkları bölünmüş yol uzunluğunu yaklaşık 29 bin 434 kilometreye ulaştırdıklarını, ana aksların tamamına yakınını bölünmüş yol haline getirdiklerini, bölünmüş yollarla bağlanan şehir sayısını 6’dan 77’ye yükselttiklerini belirtti.

Ülkenin yalçın kayalarını, derin vadilerini tünel ve viyadüklerle aştıklarını kaydeden Uraloğlu, 2002’de 311 kilometre olan toplam köprü uzunluğunu 779 kilometreye, 50 kilometre olan tünel uzunluğunu da 753 kilometreye çıkardıklarını aktardı.
Uraloğlu, başlattıkları otoyol seferberliği çerçevesinde 1714 kilometre olan otoyol ağını ise 3 bin 726 kilometreye çıkardıklarını, Türkiye’nin ulaşım altyapısını güçlendirmek, modernize etmek ve vatandaşlara daha konforlu bir yaşam sunmak hedefiyle önemli adımlar attıklarını ifade etti.

80 YILDA YAPILAN 50 KİLOMETRELİK TÜNEL UZUNLUĞUNDAN FAZLASINI TEK BİR PROJEDE TAMAMLADIK’
Yusufeli Barajı’nın yapımında Türkiye’nin ve milletin geleceği için doğdukları, büyüdükleri evlerini, iş yerlerini, geçmişlerini geride bırakan Yusufeli halkına fedakarlıkları için teşekkür eden Uraloğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı’mızın desteğiyle sizler için daha modern evler, iş yerleri ve altyapısıyla yeni bir ilçe inşa ettik. Bu noktada Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak bizler de Yusufeli Barajı kapsamında mevcut yerleşkesi ve kara yolunun bir bölümü sular altında kalan yeni Yusufeli ilçesinin ulaşımını sağlayacak bağlantı yollarını inşa etmenin gururunu yaşıyoruz.” dedi.

Uraloğlu, bu projenin Bakanlığın Karadeniz Bölgesi’ndeki en büyük projeleri arasında yer aldığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Bundan 22 yıl önce Türkiye’nin toplam tünel uzunluğu 50 kilometre iken biz sadece burada 56,7 kilometre uzunluğunda 39 tünel inşa ettik. Yani 80 yılda yapılan 50 kilometrelik tünel uzunluğundan fazlasını tek bir projede tamamladık. 69,2 kilometre uzunluğundaki Yusufeli relokasyon yollarını, Merkez Viyadüğü dışında 22 Kasım 2022’de Yusufeli Barajı ile hizmete açmıştık. Bu projemiz ile Artvin’i Erzurum’a, Kafkasları ve Karadeniz sahil kesimini Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya bağlayan kuzey-güney aksının standardını önemli ölçüde yükselttik. Yüksek dağların ve derin vadilerin bulunduğu bölgede, doğaya meydan okuyan yüksek teknoloji ürünü viyadüklerle ulaşım standardını artırarak daha güvenli ve konforlu seyahat imkanı sunduk.”
‘TABLİYELERİNİN YAPIMINA YAKLAŞIK 7 BİN 100 TON ÇELİK KULLANDIK’
Yusufeli Merkez Viyadüğü’nü vatandaşların bir an önce faydalanması için 11 Haziran’da araç trafiğine açtıklarını anımsatan Uraloğlu, “Viyadüğümüzün tamamlanmasıyla Yusufeli Barajı’nın su tutması sonucunda su altında kalan Artvin-Yusufeli-İspir-Erzurum güzergahında yeniden bütünlük sağladık. Yolun büyük bölümünü tünel, köprü ve viyadüklerle geçerek Artvin’in yüksek turizm potansiyeline sahip eşsiz doğasını koruduk.” diye konuştu.

Çelik ortotropik köprü olarak projelendirilen Yusufeli Merkez Viyadüğü’nü itme-sürme yöntemiyle hayata geçirdiklerini belirten Uraloğlu, “Tabliyelerinin yapımında yaklaşık 7 bin 100 ton çelik kullandık. Fransa’nın simge yapılarından biri olan Paris’in ortasındaki Eyfel Kulesi’nde 7 bin 300 ton çelik kullanıldığını düşündüğümüzde Yusufeli’nde hayata geçen projemizin ne kadar büyük olduğu daha da iyi anlaşılıyor.” dedi.
Uraloğlu, projeyle kış aylarında meydana gelen buzlanma, kaya düşmesi ve heyelan gibi doğa olayları sonucunda yaşanabilecek tehlikelerin önüne geçtiklerini, trafiği güvenli hale getirerek seyahat konforunu artırdıklarını, Yusufeli-Sarıgöl-Öğdem ile Yusufeli-İspir gibi yerel yol ağlarının da konforlu kara yolu bağlantısını sağladıklarını vurguladı.
Bakan Abdulkadir Uraloğlu, viyadüğe ilişkin şu bilgileri paylaştı:
“Baraj gölünün etrafından dolanan 16,2 kilometrelik yol kesimini 685 metrelik Merkez Viyadüğü ile geçerek mevcutta 91 kilometre olan Yusufeli-Artvin merkez yolu uzunluğunu 75 kilometreye düşürdük, yolu 16 kilometre kısalttık. Bu kısalma sayesinde 25 dakika kazanarak Yusufeli-Artvin arasında ortalama 95 dakika süren yolculuk süresini de 70 dakikaya indirdik. Böylece viyadüğümüzle zamandan 30 milyon lira, akaryakıttan 13 milyon lira olmak üzere yıllık toplam 43 milyon lira tasarruf edeceğiz. Çevreye zarar veren araçların karbon emisyonunu da 1005 ton azaltarak doğanın korunmasına katkı sağlayacağız.”
‘ARTVİN’DE 22 YILDA BAKANLIK OLARAK 86 MİLYAR LİRALIK YATIRIM GERÇEKLEŞTİRDİK’
Artvin’e son 22 yılda Bakanlık olarak 86 milyar liralık yatırım gerçekleştirdiklerinin altını çizen Uraloğlu, yüksek dağların ve derin vadilerin şehri Artvin’e 108’i tek tüp, 4’ü çift tüp olmak üzere toplam 110 bin 380 metre uzunluğunda 112 tünel, 1681 metre uzunluğunda 23 köprü inşa ettiklerini söyledi.
Uraloğlu, dünyanın deniz üzerine inşa edilen sayılı, Türkiye’nin ise Ordu-Giresun Havalimanı’ndan sonra ikinci havalimanı olan Rize-Artvin Havalimanı’nı 2022 yılında hizmete açtıklarını hatırlatarak, şunları kaydetti:

“Bu iki havalimanımız gibi deniz üzerine inşa edilmiş bir havalimanı Avrupa’da yok ve dünyada da örnekleri çok az. Hatta Rize-Artvin Havalimanımız dünyadaki 5. havalimanı oldu. 3 bin metre uzunluğundaki pisti ve yılda 3 milyon yolcuya hizmet verebilecek kapasitede terminal binası ile bölgenin hava yolu ulaşımı ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamaktadır. Daha bu yılın ilk 6 ayında yaklaşık 530 bin yolcu havalimanımızı kullanarak yolcu sayısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22 artış yakaladık. Rize-Artvin Havalimanı’mız açıldığı günden bu yana 15 binin üstünde uçak trafiğiyle 2 milyon 115 bin yolcuya hizmet verdi.”
Açılışa, Artvin Valisi Cengiz Ünsal, AK Parti Artvin Milletvekili Faruk Çelik, Karayolları Genel Müdürü Ahmet Gülşen, ilgili kurum müdürleri, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
Açılış sonrası Bakan Abdulkadir Uraloğlu, kendi kullandığı araçla viyadükten geçiş yaptı.
Uraloğlu, açılışın ardından Sarıgöl grup köy yolunda devam eden çalışmaları yerinde inceleyerek ilgililerden bilgi aldı.
“PAHALI” ALGISI OLUŞTU
Turizmcilere göre bu durum işini düzgün yapmayan işletmelerden ve ‘fiyatlar pahalı’ algısından kaynaklanıyor. TÜRSAB Batı Akdeniz BTK Başkanı Özgen Uysal, yabancı turistin artmasına rağmen yerli turist oranlarındaki düşüşte en büyük etkenin ‘pahalı’ algısının oluşmasından kaynaklandığını söyledi. Uysal, yabancı turistte düşüş olmadığını hatta bu yıl Dalaman’a inen yabancı yolcu sayısında artış olduğuna dikkat çekti. Uysal, “Yerli turistte gözle görülür bir azalma var. Yurt dışı yeme-içme fiyatlarının bizden pek bir farkı olmadığı ama algının bu şekilde olduğunun payı bunda büyük. Turizmcinin bu sene işi zor” dedi.

İNGİLİZLERDE %10 RUSLARDA %5 ARTIŞ
“Şu anda otel rakamları, kış sezonu otel fiyatlarından bile düşük” diyen Uysal, şöyle devam etti:
“Fiyatlarda yüzde 15-20 geri çekilme var. Hizmet fiyat dengesini ayarlayamayan otellerde indirim var diyebiliriz. Öte yandan, yabancı gelişlerinde sıkıntı yok. Antalya bu yıl rekor kırdı. Muğla’ya bakacak olursak; İngiliz sayılarında geçen yıla göre yüzde 10, Ruslarda yüzde 5, Almanlarda ise yüzde 2-3 artış var. Yerli turist ise bariz şekilde azaldı.”
Yerli turistin azalmasındaki sebeplere değinen Uysal, “Bunda tatil tercihlerinin değişmesi ya da bitmesi etkili oluyor. Yerli turisti buralara çekmeliyiz, yoksa seneye işimiz daha zor olacak” ifadelerini kullandı.

SOSYAL MEDYA FENOMENLERİ ZARAR VERİYOR
TÜRSAB Antalya Başkanı Rıza Perçin ise, sosyal medya fenomenlerinin algı yaparak ülke turizmine zarar verdiğini söyledi. Perçin, “Neye hizmet ettiği belli olmayan sosyal medya fenomenleri ve influencerlar, Türkiye pahalı, yurt dışı çok ucuz algısı yapıyor, bu da yerli turisti kaçırıyor. Bunun yanı sıra fiyatlar da biraz yüksek kaldı. Maliyetler arttı. Yüzde 56 doluluk oranının altına düşen oteller indirime gitti. Hedefler tutmayınca böyle indirimler normal. Erken rezervasyon yaptıranlar otel daha da ucuzladıysa parasını talep ediyor ve alıyor. Otellerimiz bu konuda müşterilere iyi yaklaşıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
“OTEL DOLULUKLARINDA SIKINTI VAR”
NG Hotels Yönetim Kurulu Başkanı ve Hizmet İhracatçıları Birliği Turizm Sektör Komitesi Başkanı Hediye Güral Gür Bloomberg HT’de yayınlanan Üst Düzey programında Arzu Maliki’nin konuğu oldu.
Gür, “Yatırımların tek bölgeye sıkışması arz-talepte sıkıntı yaratıyor. Otel doluluklarında sıkıntı var, bunun geçici olduğunu düşünüyoruz. Talep daralması yaşadığımız doğru” açıklamasında bulundu.

Gür’ün açıklamalarında öne çıkanlar şöyle:
Dünyada Türkiye mal ihracatında 30’uncu sırada ama hizmet ihracatı olarak da 23’uncu sıradayız. Hizmet ihracatından da aldığımız pay her gün artıyor. Biz de birlik olarak ihracatçılarımızı desteklemeye devam ediyoruz. 2023’te hizmet ihracatı olarak 101 milyar dolarlık bir ihracatımız oldu. 2024 için de 120 milyar dolarlık bir hedefimiz var. Umuyorum bu hedefte bir sapma olmaz ve biz bu dövizi ülkemize sağlarız”
Hizmet ihracatında öne çıkan sorunlar hakkında değerlendirmede bulunan Gür, “ Bizim için en önemli sorun şu anda personel. Artık nitelikli personelin ötesinde sıfırdan başlatacağınız elemanda da sıkıntı yaşanıyor. Bu sıkıntılar pandemi döneminde başladı, çalışanlar otellerin ne zaman açılacağını bilmediği için başka sektörlere kaydılar” dedi.
Gür, “Bunun dışında bir marka algımız var, bu marka algısının geliştirilmesi, yurtdışından daha zengin turistin Türkiye’ye getirilmesi üzerine çalışmalar yapılıyor. Bizim de tek güvencemiz ve desteğimiz Bakanlığımız ve Turizm Geliştirme Ajansı. Uzakdoğu ve Asya’dan gelen turist sayısı az bunu da artırmak için çalışmalar yapıyoruz. Amerikalı turistte de hedef 2 milyon turist. Zaten hedef biliyorsunuz turizmin 12 aya yayılması, kişi başı turizm gelirini arttırabilmenin yolu da buradan geçiyor. Yatırımların da tek bölgeye sıkışması ne kadar arz talep olacak konusunda dengede sıkıntı yaratıyor. Bakanlığın da turizmde yatırımda öncelikli bölgeleri var. Buralarda yatırım yapılması, kültür, inanç ve yayla turizmi için de yatırım yapılabilecek birçok destinasyon var. Yatırımların buralara kayması lazım” diye ekledi.
Şu anda otel doluluklarında bir sıkıntı olduğunu söyleyen Gür, “Hepimiz bunun kalıcı olmayacağına inanıyoruz o yüzden de umudumuzu kesmiyoruz. Umarım ki bir dahaki sene yüzde 80 doluluk yaşayacağımız bir sene yaşarız. Fazla arz olduğu zamanda doluluklara yansıyor” dedi.
“Türk turizmciler kapıda vize uygulamasının durdurulmasını mı istiyor?” sorusunu cevaplayan Gür, “Şu anda yükselen bir algı var işte Yunan Adaları çok güzel, daha uygun fiyatlı diye. Bundan faydalanmak isteyen tatilcileri de anlamak lazım yani bir şey diyemiyorum tabii ki… Burada da yine talebin iyi değerlendirilmesi lazım. Geçtiğimiz bayramda haberlere çıktı hep işte Rodos kapıyı kapattı ve birçok kişi kapıda kaldı. Özellikle bu tatilleri planlayan acentelerin de konuya hassasiyetle yaklaşması lazım. Bu aralar bazı misafirlerimizi kaptırıyor olabiliriz ama bunun da geçici olduğuna inanmak istiyorum. Şimdi tabii artan maliyetlerle turizmciler de bazı şeylere dayanmaya çalışıyorlar. Bunları dengeleyebildiğimiz zaman zaten her şey yoluna girecek” dedi.
Bodrum, Marmaris ve Fethiye gibi ünlü destinasyonlara sahip bölgeyi tercih eden turistler arasında İngilizler yine ilk sırada yer alıyor.
Muğla Valisi İdris Akbıyık, Yeryüzü cenneti Muğla’nın, Türkiye ve dünyanın turizm cenneti olduğunu, kente çok sayıda ülkeden turist geldiğini ifade etti.
Misafirlerin en iyi şekilde ağırlandığını belirten Akbıyık, şunları söyledi:
“1 Ocak-30 Haziran döneminde kente gelen turist sayısı 1 milyon 251 bin 796’ya ulaştı. Bunun 594 bin 991’ini İngilizler oluşturdu. İngiltere Muğla ve Türkiye için bir ana pazar. İngiltere’den sonra en fazla turist 116 bin 623 kişiyle Rusya, 101 bin 938 kişiyle Polonya, 80 bin 923 kişiyle Almanya, 30 bin 134 kişiyle Hollanda ve 327 bin 187 kişiyle diğer ülkelerden gelen turistlerden oluşuyor. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 12’lik artış var.”
Akbıyık, yabancı turist sayısındaki artışın gelecek aylarda devam etmesini beklediklerini dile getirdi.
Türkiye’nin gözde turizm merkezlerinden Muğla’nın geçen yıl yaklaşık 3 milyon turist ağırladığını vurgulayan Akbıyık, kentte yabancı turistlerin yanı sıra yerli turistlerin de yoğunluk oluşturduğunu her yıl yaklaşık 7 ila 10 milyon civarında da yerli turistin kenti ziyaret ettiğini kaydetti.
Vali Akbıyık, İngiltere’nin Muğla ve Türkiye için de en büyük kaynak pazarlarından biri olduğunu vurgulayarak, her yıl olduğu gibi bu yıl da kente en çok İngiltere’den turist geldiğini söyledi.
Misafirlerin en iyi şekilde ağırlandığını anlatan Akbıyık, dünyanın önemli turizm destinasyonları arasında yer alan Muğla’nın denizi, kumu, güneşi kadar tarihi ve doğal güzellikleri, antik kentleri, lüks konaklama tesisleriyle de öne çıktığını vurguladı.
Kentte yılın 12 ayı kültür, sanat ve spor aktivitelerinin sürdüğünü anlatarak, bir önceki yıldan daha fazla turisti bu yıl ağırlamayı planladıklarını ifade etti.
İNGİLİZLER MARMARİS’TEN VAZGEÇMİYOR
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Marmaris Bölge Temsil Kurulu Başkanı Suat Esin ise Marmaris’in ana pazarının İngiltere olduğunu ve bu pazarın her yıl artarak devam ettiğini söyledi.
Geçen yıl bölgeye gelen İngiliz turist sayısında artış yaşandığını ve bu yıl da artışın sürdüğünü belirten Esin, “Martın ilk haftası ilk uçuşlarımız İngiltere’den başladı. İlk turistlerimiz geldi o günden bu güne sayısal olarak artarak devam etti. Sayısal olarak İngiliz ve Polonya pazarında artış var. Geçen yıla göre yüzde 12 artış yaşandı.” dedi.
Esin, sayısal artışın yaşandığını ancak son dönemde yaşanan fiyat artışının turizme olumsuz yansıdığına değinerek, “Sayısal artış var ama harcamalara yansımıyor. Fiyatların artmış olması turizme olumsuz yansıyacak. Genel ve yerel yönetimler fiyat artışına acilen çözüm bulmalı yoksa ileriki yıllarda çok büyük sorun yaşayabiliriz.” diye konuştu.
Esin, İngiliz turistlerin önümüzdeki aylarda da bölgeye gelmeye devam edeceğini aktardı.
]]>Bakanlık olarak her alanda farklı çalışma yürüttüklerini belirten Ersoy, ülke turizmindeki hedeflere ulaşılması ve turizmin 12 aya yayılması için proje ve yatırımları sürdürdüklerini vurguladı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre yılın ilk 5 ayında Türkiye’de 17 milyon 809 bin 78 ziyaretçinin ağırlandığını hatırlatan Ersoy, “Turizm rakamlarını takip ediyoruz. 31 Temmuz’da kesin rakamları Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) açıklayacak. Kesin verilerle daha iyi yorum yapma şansımız var. Ama ilk 5 aylık rakamlara baktığımızda yabancı turist sayısında yüzde 14 civarında artış görüyoruz. Haziranda da büyüme devam ediyor. 31 Temmuz’da daha kesin veriler üzerine konuşacağız ama ilk rakamlara baktığımız zaman 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar hedefimize sadığız.” diye konuştu.

Bakan Ersoy, birçok alana yayılan turizm faaliyetlerinde, cazibe noktası haline gelen ören yerlerindeki çalışmaları da oldukça önemsediklerini anlattı.
Mevcut durumda antik kentlere yönelik de ciddi yatırımları hayata geçirdiklerini kaydeden Ersoy, “2019’da kazı çalışmalarına ayırdığımız ödenek 36,7 milyondu. 151 noktada kazı çalışması yürütüyorduk. Geçen sene arkeolojik bölgelerde bu rakamı restorasyonu da ilave ederek 36,7’den 1,1 milyara çıkardık. Bu sene de inşallah 6 milyar liradan fazla bir bütçeyi kazı ve restorasyon çalışmalarında kullanıyor olacağız.” ifadelerini kullandı.
“Kazı hafızasının Türk akademisyenlere aktarılması gerekiyor”
Ersoy, hayata geçirilen bir diğer projenin ise kazı başkanlıklarına Türk koordinatör hocaların atanması olduğunu dile getirdi.

Uzun yıllar çalışma yürütülen arkeolojik bölgelerdeki kazı hafızasının Türk akademisyenlere aktarılmasının oldukça önemli olduğuna değinen Ersoy, şöyle konuştu:
“163 yıldır süren bir gelenek var. Biliyorsunuz 163 yıl önce kazı programı, yabancı hocalarla, yabancı üniversitelerle başlamıştı. 163 yıl sonra 28 yabancı kazı başkanlığımıza Türk koordinatör kazı başkanları atadık. Yani yabancı kazı başkanlarıyla beraber çalışacakları ortamı yarattık. Bu koordinatör hocaları geniş bütçeler, ekip ve ekipman desteğiyle atıyoruz. O noktalarda sürecin daha da yoğun bir şekilde ilerlemesini planlıyoruz. Niye bunu planlıyoruz? Geçmişe baktığınızda 163 yılda Efes’in sadece yüzde 25’i kazılmış. Gelecek 4 yılda, Geleceğe Miras Projesi kapsamında bu oranı yüzde 40’ın üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Veya en çok ziyaretçi alan noktalarımızdan biri olan Hierapolis Antik Kenti 70 yıldan fazla bir süredir kazılıyor. Yüzde 3,5’u kazılmış. Gelecek 4 yılda bunu da yüzde 25’in üzerinde yüzde 30 seviyelerine taşıyacağımız bir kazı programıyla destekliyoruz.”
Arkeolojik çalışmaların kazı, restorasyon ve koruma olarak üç aşamada yapıldığını bildiren Ersoy, 12 aylık kazı programlarının yıl boyu değil iklim ve ortam şartlarına göre 5-6 ay kazı, sonrasında ise raporlama ve akademik çalışmalar şeklinde olduğunu söyledi.
Bakanlık olarak arkeolojik çalışmalarda son 60 yılda yapılan işi, gelecek 4 yılda yapma hedefleri olduğuna dikkati çeken Ersoy, projeleri sahiplenen ve titizlikle çalışmaları sürdüren kazı başkanlarına, arkeologlara ve kazılarda görev alanlara teşekkür etti.

Gece Müzeciliği uygulaması başarıyla sürüyor
Ersoy, Geleceğe Miras Projesi ve yürütülen diğer programların yanı sıra bu yıl devreye alınan Gece Müzeciliği uygulamasının da turizm faaliyetlerine katkı sağladığını belirtti.
Antalya gibi kentlerde gündüz hava sıcaklıklarının oldukça yükseldiğine işaret eden Ersoy, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Öyle durumlarda turist doğal olarak deniz kıyısından çıkmak istemiyor. Otelde kalmak istiyor. Gün batımından sonra gece belli saatte, havalar biraz serinledikten sonra turisti çıkarabiliyorsunuz. Gece Müzeciliği ile turistlere çıkabilecekleri, gezebilecekleri bir ortam yarattık. Şehir merkezlerinde olan, yoğun ziyaretçi alan noktalarda bu çalışma başlatıldı. Başarıyla da sürüyor. Uygulamada gerek gördükçe belli düzenlemeler, değişiklikler yapılıyor. Ama şu anda biz de çok memnuniyet alıyoruz. Özellikle esnaftan alıyoruz. Çünkü turistin otelden dışarı çıkması, gün batımından sonra buraları gezme şansı var. Zaten 15 Haziran-15 Eylül gibi ağırlıklı olarak sezonun yoğun olduğu dönemde yapılan bir çalışma. Gece Müzeciliği’nin turizm gelirinin tabana yayılması açısından bir faydası var. Ayrıca gördüğüm kadarıyla sosyal medyada da çok yoğun gece müzeciliği fotoğrafları paylaşılmaya başlanmış. Çünkü antik şehrin gündüz görünümü ve gece görünümü çok farklı. Bu da ayrı bir ziyaret vesilesi oluşturuyor.”
“MESAJLARI OLDUKÇA CESARET VERİCİYDİ”
Ash, “Öncelikle yabancı yatırımcılardan büyük bir ilgi vardı. 100’ün üstünde yabancı kurumdan yatırımcılar toplantıya katıldı ve bana sorarsanız, yalnızca bir ülkede bu kadar sayıda yatırımcı katılımı oldukça kayda değerdi. Bakan Şimşek, Merkez Bankası Başkanı Karahan ve Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay’ın sunumları da çok güçlüydü. Para ve maliye politikaları, ortodoks politikaların devam ettirilmesi gerektiği ve enflasyona odaklanılması konusunda tutarlı mesajlar verdiler. Enflasyon bir numaralı problem ve indirilmesi gerekiyor. Açık bir şekilde topluma ve yaşam standartlarına zarar veriyor, o yüzden ekonomi yönetiminin mesajları oldukça cesaret vericiydi” yorumunu yaptı.
“YÜZDE 35-40 ARASINDA VARSAYMAK OLDUKÇA MAKUL”
Ekonomi yönetiminin yıl sonu enflasyon tahminiyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Ash, “Biliyorsun enflasyon yüzde 70 gibi çok yüksek ve kötü bir noktadan başladı. Çoğu kişinin beklentisi, önümüzdeki aylarda baz etkisinin olumlu olması yönünde. Bence enflasyonun yıl sonunda yüzde 35-40 arasında varsaymak oldukça makul. Fakat enflasyonu o eşiğin altına indirmeye çalışmak oldukça zor olacaktır, özellikle enflasyon beklentilerinin ve enflasyonun çok yüksek olduğu bir periyottan çıktıktan sonra yapışkanlık olacaktır. Dolayısıyla bir sonraki adımda enflasyonu yüzde 35-40 arasından tek haneli rakamlara indirmek oldukça zor olacaktır. Sanırım bir süre daha sıkı politikanın devam etmesi gerekecek” diye konuştu.
“BATI İLE DAHA İYİ BİR İLİŞKİ”
“Sıkı para politikasının devam etmesi Türkiye’ye yönelik sıcak para akışı ve doğrudan yatırımları nasıl etkiler” sorusunu yanıtlayan Ash, şunları kaydetti:
“İki şey var; portföy yatırımları, yani kurumsal yatırımcılar, bu para zaten geliyor. Ödemeler dengesi verilerine göre kurumsal yatırımcılardan altı milyar dolar civarında bir giriş var, bu çok büyük bir giriş. Bu, uluslararası varlık yöneticileri arasındaki güveni, enflasyonla mücadele ve döviz kurunda gördüğümüz yeni istikrar açısından Şimşek programına olan güveni gösteriyor. Bu kesinlikle döviz kurunun istikrar kazanmasına ve Merkez Bankası’nın döviz rezervlerini yeniden inşa etmeye devam etmesine yardımcı olacaktır. Diğer topluluk ise doğrudan yabancı yatırım topluluğu. Fabrika kurmak, istihdam sağlamak ve iç pazar için üretim yapmak, aynı zamanda ihracat yapmak için Türkiye’ye gelen büyük çok uluslu şirketler. Son yıllarda Türkiye’ye doğrudan yabancı yatırım akışı çok zayıftı. Aslında bu yılın ilk beş ayına ait verilere baktığımızda net doğrudan yabancı yatırımın 2 milyar dolar civarında olduğunu görüyoruz. 2007-2008 döneminde Türkiye’nin yılda 20 milyar dolar elde ettiğini düşünürseniz bu rakamın çok düşük olduğunu görürsünüz. Makro istikrarsızlık, politikaların yönüne ilişkin belirsizlik, jeopolitik ortama ilişkin belirsizlik, genel olarak algılanan yüksek siyasi risk ve hukukun üstünlüğünün olmaması nedeniyle bu rakam Türkiye’ye geri gelmiyor. Dolayısıyla bunları iyileştirebilecek herhangi bir şey, bence buna yardımcı olabilecek makro istikrarı gördük. ABD ve AB ile ilişkilerin iyileştiğini gördük, bu da yine bazı yatırımların gelmesine yardımcı olacaktır. Önemli olan, doğrudan yabancı yatırımları düşündüğümüzde Ortadoğu’ya çok fazla odaklanılmasıdır. Türkiye’nin ticaretinin ve finansmanının üçte ikisi ABD ve Avrupa’dan geliyor. Dolayısıyla Batı ile daha iyi bir ilişkiye sahip olmanın, nihayetinde bu doğrudan yabancı yatırımların Türkiye’ye geri dönmesine yardımcı olacağını düşünüyorum.”
]]>Ayrıca, İTÜ Çekirdek son üç yıldır sadece yerel girişimleri değil; ITU Seed adıyla uluslararası girişimleri de destekliyor. Uluslararası girişimlere sunduğu imkân ve hizmetlerinin yanı sıra bu girişimlerin İstanbul üzerinden globale açılmaları için de rehberlik ediyor. ITU Seed’e, bugüne dek 80’den fazla ülkeden 900 girişim başvurdu ve 87 girişim programa kabul edildi.
Yatırım alan girişimlerin yüzde 85’ini yazılım girişimcileri oluşturuyor
Etki Yaratan Kuluçka Merkezi olmanın sorumluluğuyla girişimcilik ekosistemini desteklemeye devam eden İTÜ Çekirdek’teki girişimlerin hem Türkiye’den hem de dünyanın farklı ülkelerden yatırım aldığını belirten İTÜ ARI Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Attila Dikbaş, “Bu yıl TÜBİTAK’ın BİGG programını ödülünü hibeden yatırıma çevirmesi ile yatırım ekosisteminde BİGG girişimcileri kendini gösterdi. Girişimcilerimizden 20 tanesi yatırımlarını TÜBİTAK BİGG Fonu’ndan alırken iki tanesi Kitlesel Fonlama ile yatırımlarım turunu tamamladı. Geri kalan 18 girişimden 2 tanesi CVC, 2 tanesi kurumsal ve diğer 14 tanesi ise VC ve Melek Yatırımcılardan yatırımlarını aldılar. Yatırım alan girişimlerimizden yüzde 85’ini ise yazılım girişimcileri oluşturuyor. Yatırım alan girişimlerimizden 9 tanesi sağlık teknolojileri & yaşam bilimleri, 6 tanesi enerji sektörü, 5 tanesi otomotiv teknolojileri ve 5 tanesi eğitim sektörü odaklılar. Geri kalan 15 girişimimiz ağırlıklı olarak fintek, insurtech, cleantech, gıda teknolojileri ve e-ticaret alanlarında çalışmalarına devam ediyor. İTÜ ARI Teknokent’in kapısından giren yerel ve global tüm girişimcilerin her adımında yanında olma misyonumuz doğrultusunda, kendimizi ekosistem yapıcı olarak tanımlarken İTÜ Çekirdek’te her girişimciye kapılarımızı ardına kadar açıyor, başarıları daha ileriye birlikte taşıyoruz.’’ dedi.
2024 yılının yarısında yatırım alan 40 İTÜ Çekirdek girişimi ve yatırım tutarları şu şekilde:
•Intenseye: Fabrikalarda ve depolarda kaza ve yaralanma riskini düşüren bir yapay zekâ platformudur. En son aldığı yatırım tutarı $64.000.000.
•Lumnion: Sigorta Fiyatlaması üzerine GLM ve diğer algoritmalarla çalışan modelleme, davranışsal fiyatlama optimizasyon platformu. En son aldığı yatırım tutarı $1.000.000.
•Winfluencer: Influencer’lar ve e-ticaret sitelerini gelir ortaklığı modeli ile buluşturan, tam otomatize bir pazaryeri olan Winfluencer, marka Influencer iş birliğine yeni nesil teknolojik çözüm getiren bir uygulamadır. En son aldığı yatırım tutarı ₺10.000.000.
•Plantero: Hayvansal gıdalara alternatif bitki bazlı protein ve konsantreler. En son aldığı yatırım tutarı ₺4.450.000.
•Red Jacket: Fizik tedavi alanında VR ile oyunlaştırma. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000
•Elaves: 0-3 yaş arası çocukların ikinci dil edinimini destekleyen ekransız akıllı oyuncaklar ve dil edinim sürecine aileleri de dahil eden ve oyuncak yönetimini sağlayan ebeveyn mobil uygulamasını içerir. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Lingify: Yapay zekâ ile afazi terapisi destekleyici uygulamalar. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000
•Nexustech: GNSS alıcıları için karıştırma ve aldatma önleyici cihazı. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Pixel Cybernetics: Akıllı ev hizmet robotu (bilişsel sosyal asistan). En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000
•Enviculture: Biyobozunur Atıklardan Kaplanmış Kontrollü Salınım Yapan Gübrelerin Oluşturulması. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Orbycra: Yapay zekâ destekli kişiye özel tıbbi greft ve greft kalıbı sistemi geliştirmektedir. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Turnavi: Deniz araçlarının çoklu-ortam analiz ve tasarımı için çok maksatlı bir yazılım geliştirilmesi. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•CompE: Soğutma sistemlerinde enerji verimliliği sağlayan kompozit kanat tasarımı. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Numedyne: Mühendislik yazılımı geliştirme ve sayısal analiz çözümleri. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Deepwise. DİP: Dijital İkiz Platformu. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000
•Postut: İşbaşında deneyim paylaşımıyla mesleki eğitimi özgürleştiren bir mobil öğrenme platformudur. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Cyberware Secure Gateway: Otomotiv karayolu taşıtlarında araç seviyesinde merkezi siber güvenlik çözümleri sunarak siber saldırıların tespit ve eleminasyonunu sağlayan bir donanım ve yazılım sistemidir. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Bita Enerji: Enerji dağıtım hatlarında bakım sürelerinin ve enerji kesintilerinin yapay zekâ tabanlı iyileştirilmesini sağlar. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Pina Minds: Otonom Öğrenmeli Robot. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•ARTER: Enkaz altı canlı tespiti için uwb radar tabanlı arama tespit cihazı. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Tekno Sürüm: Yapay aeka destekli sürü yönetim platformudur. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•İletmen: Mikro teslimat çözümüdür. Restoranlardan başlayarak belli çaptaki dağıtım işini geliştirdiğimiz yazılım ile optimize şekilde yapmaktadır. En son aldığı yatırım tutarı $850.000.
•Plastic Move: Türkiye’de 1 yılda çöpe giden 5 milyar atık ekmekten doğada 3 ayda kaybolabilen biyoplastik hammaddesi üretir. En son aldığı yatırım tutarı gizlidir.
•Exar: AR, VR ve XR teknolojilerini kullanarak sanal fabrika turlarından 3D konfigüratörlere kadar çeşitli sektörlere çözümler sunan ve yapay zekâ, IoT ve bulut sistemleri gibi teknolojileri entegre ederek firmalara geleceğe yönelik 360 derece çözümler sunan bir şirkettir. En son aldığı yatırım tutarı gizlidir.
•Pubinno: Fıçı bira servisindeki kalite standartizasyonunu sağlayan ve zaiyatı engelleyerek %20 verimlilik arttıran akıllı bira musluğu. En son aldığı yatırım tutarı gizlidir.
•Pickies: Lokal kafe ve restoranlarda take-away siparişinizi online olarak önden oluşturup, sıra beklemeden siparişinizi teslim almanızı sağlayan ve bunu sosyalleşmeyle birleştiren bir pazaryeri uygulamasıdır. En son aldığı yatırım tutarı gizlidir.
•eGaranti: Tüketicilerin garanti süreçlerini tek panelden kontrol etmeleri için, firmalara bulut tabanlı çözümler sunan bir web uygulamasıdır. En son aldığı yatırım tutarı ₺18.265.700.
•CoolREG: Isıtma, soğutma ve sıcak su ihtiyacını tek cihazda sağlayabilen yüksek performanslı elektrik üretimi yapabilen ısı pompası teknolojisidir. En son aldığı yatırım tutarı ₺7.225.000.
•Postuby: ‘’Sosyal medyada ne paylaşsam?” problemini ortadan kaldıran yapay zekâ destekli pratik bir sosyal medya içerik yönetim platformudur. En son aldığı yatırım tutarı gizlidir.
•Arventek: Geliştirdiği bulut tabanlı RemoteSite platformu, dronlar tarafından çekilen görüntülerden şantiyenin yüksek doğrulukta 4 boyutlu dijital ikizini oluşturur, yapay zekâ ile drone verilerini anlamlandırarak şantiyelerde zorlu takip operasyonlarının daha hızlı ve verimli bir şekilde yönetilmesini sağlar. En son aldığı yatırım tutarı gizlidir.
•Copetract: Sözleşmeleri kolay bir şekilde akıllı sözleşmeye dönüştürürek dijitalleştiren platformdur. En son aldığı yatırım tutarı gizlidir.
•Sensemore: Dünya’nın en küçük ve kolay kullanımlı titreşim sensörü üretimini yapar. En son aldığı yatırım tutarı gizlidir.
•Rumitech: Güneşten ve rüzgârdan elde ettiği enerjiyi, sürdürülebilir yaşam kaynağına dönüştüren, kendi kendine yetebilen akıllı direk çözümleri üretmektedir. En son aldığı yatırım tutarı $250.000.
•Harcy: Tekstil atıklarından bina cephelerinde kullanılmak üzere ısı yalıtım malzemesi geliştirmektedir. En son aldığı yatırım tutarı $350.000.
•WordBaze: WordBaze, kullanıcılara daha özgür ve kişiselleştirilmiş bir öğrenme deneyimi sunan içerik sağlayıcısıdır. En son aldığı yatırım tutar ₺900.000.
•SOWEC: Dalga enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren bir enerji sistemi teknolojisidir. Sahip olduğu inovatif ürün ile uygun bir kıyı şeridi üzerinde kurulum gerçekleştirerek dalganın sahip olduğu potansiyel enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürür. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Asemli: Özel çocukların hem eğitim merkezlerinde hem de evlerinde eğitim döngüsü içinde tutan eğlenirken öğreten bir yazılımdır. En son aldığı yatırım tutarı ₺900.000.
•Hummingdrone: Tarım ve enerji sektörlerine yönelik yapay zekâ odaklı havadan görüntüleme, haritalama, analiz ve otonom drone çözümleri sunar. En son aldığı yatırım tutarı gizlidir.
•Clypp: İşyerleri için video kayıtları ve ekran görüntüleriyle desteklenen görselleştirilmiş süreç dokümantasyonu yapmayı sağlar. En son aldığı yatırım tutarı €1.000.000.
]]>Sektörler bazında incelendiğinde en yüksek artışlardan birisi inşaatta yaşandı. İnşaat sektöründeki ücretli çalışan sayısı mayısta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,1 artarak 1 milyon 823 bin 929’a çıktı.
Bu artışla, inşaat sektöründe son 99 ayın en yüksek ücretli çalışan sayısına ulaşılırken, tüm zamanların en yüksek ikinci rakamı görüldü. Sektörün rekoru Ekim 2017’de 1 milyon 833 bin 340 kişi olmuştu.
“TÜM ÜLKEDE HAREKETLİLİK YAŞANIYOR”
Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği (GYODER) Yönetim Kurulu Başkanı Neşecan Çekici, konuya ilişkin değerlendirmesinde, başta deprem bölgesi olmak üzere tüm ülkede hareketlilik yaşandığını belirterek, “Bir süredir inşaat faaliyetlerinde hareketliliğin başladığını görüyorduk, faaliyetlerdeki artış verilere de yansımaya başladı. Hareketliliğin başladığını görmek 250 alt sektörün beslenmesi açısından da sevindirici. İhtiyaç kaynaklı bir hareketlilik diyebiliriz.” dedi.
Avrupa’nın en büyük konut pazarı olan Türkiye’de evlilik, boşanma, tayin ve yurt dışındaki Türk vatandaşları kaynaklı ciddi talep olduğunu bildiren Çekici, “Bu talep, yıllık 800 binden fazla konut üretimini ilgilendiriyor. Piyasa son 2 yıldır durgundu. GYODER olarak iş gücü raporu hazırlıyoruz. Orada da bu konuları analiz etmiş olacağız.” diye konuştu.
“İNŞAAT TÜRKİYE’NİN LOKOMOTİF SEKTÖRÜ”
Anadolu Yakası İnşaat Müteahhitleri Derneği (AYİDER) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Şişik de inşaatın, Türkiye’nin lokomotif sektörü olmaya devam ettiğini aktararak, “İnşaat dediğimiz zaman akıllara hemen gayrimenkul gelse de alt ve üstyapı işlerinde de yoğunluk söz konusu. Bu alandaki hareketlilik de istihdamı artırıyor. Deprem bölgesindeki yeni konut ve yol projelerinin yanı sıra alt ve üstyapı projelerinin de çalışan sayısındaki artışta etkisi var.” ifadesini kullandı.
Sektördeki kalifiye eleman soruna da işaret eden Şişik, “Eleman bulmakta ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Günlük 3 bin liraya kadar yevmiye vermemize rağmen ne yazık ki usta bulmakta zorlanıyoruz. Bazen kalifiye işi yapacak kişi için 3 ay beklemek durumunda kalıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“GÜÇLÜ TALEP NEDENİYLE YENİ ARZLAR OLACAKTIR”
Helmann Holding Yönetim Kurulu Başkanı Selman Özgün de bu artışın sebebinin deprem bölgesindeki inşaat üretimi olduğunu belirterek, “Ayrıca, yükselen maliyetlerden daha fazla etkilenmek istemeyen şirketlerin başladıkları projelere hız vermesinin de etkili olduğunu düşünüyorum.” dedi.
Mayıs ayı itibarıyla ulaşılan rakamın tüm zamanların en yüksek ikinci verisi olarak kayıtlara geçtiğini bildiren Özgün, “Yeni projelerin de başlamasıyla açıklanacak yeni verilerle birlikte inşaat sektöründeki istihdam rakamında rekor kırılacaktır. Son dönemde kredi oranları yükselmiş ve konuta ulaşım zorlaşmış olsa da hala güçlü talep var. Bu güçlü talep nedeniyle yeni arzlar olacaktır.” diye konuştu.
“İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN ÜRETİM VE İSTİHDAMA KATKISI UZUN YILLAR SÜRECEK”
Özyurtlar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Özyurt da Türkiye’de büyüme ve istihdam açısından önemli konuma sahip inşaat sektörünün ve inşaata bağlı alt sektörlerin Türk ekonomisinin en önemli kaldıraçları olduğuna işaret ederek, “Resmi veriler de ‘rekor seviye’ olarak nitelendirebileceğimiz 1 milyon 824 bine yakın inşaat sektörü çalışanı olduğunu bize söylüyor. İnşaat sektörü uzun yıllar boyunca hem üretim hem de istihdam bakımından ülkemizin lokomotif sektörü olmaya devam edecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
“ARTIŞTA KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN DE ETKİSİ BULUNUYOR”
Bahaş Holding Üst Yöneticisi (CEO) Abdüssamet Bahadır da mayıs ayında inşaat sektöründe ücretli çalışan sayısının geçen yılın aynı dönemine göre 182 bin kişi arttığını ve bu artışın çok önemli olduğunu söyledi.
Bu verilerin, inşaatın Türkiye ekonomisindeki önemini artırdığını belirten Bahadır, “Deprem bölgesindeki inşaat yoğunluğu ve kentsel dönüşüm hareketinin de istihdam artışına neden olduğunu düşünüyorum. Sektörümüz istihdama katkı sağlamaya devam edecek.” ifadelerini kullandı.
]]>O dönem deprem bölgesini bakanlığın bir üssü gibi kullandıklarını belirten Kurum, “46 günde neredeyse tüm dünyaya örnek olacak, eşi benzeri görülmemiş bir seferberlik anlayışıyla 11 ilimizde 180 bin konutun temelini attık. Bu inançla çalışmalarımıza başladık. Hiçbir kimseyi birbirinden ayırmadık. Vatandaşımızın bizden nerede bir talebi varsa oraya koşmaya çalıştık ve vatandaşların taleplerini doğrudan kararlarımıza yansıtarak, sorunun değil çözümün aktörü olmaya gayret gösterdik.” dedi.
Bugün hep birlikte 21. yüzyılın en büyük konut yapım seferberliğini, deprem dönüşüm seferberliğini yürüttüklerini belirten Kurum, şehirleri, ilçeleri ve köyleri ayağa kaldırmak için çalıştıklarını, bir yandan vatandaşların ihtiyacı olan ticarethaneler, sağlık tesisleri yaparken diğer yandan altyapıda kanalizasyon ve içme suyu çalışmalarının devam ettiğini ifade etti.
Deprem bölgesindeki 11 ilde 276 bin konutun inşasının devam ettiğini dile getiren Kurum, şunları kaydetti:
“Bugüne kadar 76 bin konutun teslimi gerçekleşmiş ve inşallah bundan sonraki süreçte her ay 25-30 bin konutun teslimini planlıyoruz. Yıl sonuna kadar 200 bin konutun teslimini hedefliyoruz. İnşallah 2025 yılına geldiğimizde de İslahiye’de, Nurdağı’nda, Araban’da köylerimizde 11 ilimizde evine girmeyen depremzede kardeşimiz kalmasın istiyoruz. Bu anlayışla çalışıyoruz ve bir yuvamızı bir saat daha erken verebilmek için ekip arkadaşlarımız sahada gece gündüz çalışıyor. Gaziantep özeline baktığımızda şu ana kadar 14 bin 710 yeni yuvamızı, iş yerimizi vatandaşlarımıza teslim ettik. Bugün halen Nurdağı, İslahiye, Şahinbey ve Şehitkamil ilçelerinde 32 bin 299 konutumuzun, iş yerimizin inşası devam etmektedir.”
Yeni konutları çevre düzenlemeleriyle, parklarıyla, oyun alanlarıyla, bütün kamu binalarıyla birlikte tasarladıklarına işaret eden Kurum, şöyle devam etti:
“Yeni Nurdağı ve yeni İslahiye’yi oradaki sanayicisiyle, turizmin yeniden canlandığı bir anlayışla çalışmalarımızı yürütüyoruz. Burada yaşayan her bir vatandaşımız bize deprem şehitlerinin emanetidir anlayışıyla çalışıyor, şehitlerimizin emanetine sahip çıkabilmek ve milletimizi yalnız bırakmamak adına bu çalışmaları yürütüyoruz. Vatandaşlarımızın gönül rızasını alarak, çoğunluğun sesine kulak vererek, gerek şehir içi belirlediğimiz rezerv alanlarda gerekse şehrin dışındaki yine rezerv alanlarda bu süreci yürütüyoruz.”
Gaziantep’e yapılacak yatırımlar için istişarelerin yapıldığını söyleyen Kurum, yatırımcılar için yeni sanayi bölgeleri açacaklarını ve burada istihdamı ve üretimi artıracaklarını, Gaziantep’in yine ülkenin ve bölgenin lokomotif şehri olmaya devam edeceğini vurguladı.
Açıklamanın ardından basına kapalı devam eden toplantıya, AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, AK Parti Gaziantep Milletvekili Mesut Bozatlı, CHP Gaziantep Milletvekili Melih Meriç, MHP Gaziantep Milletvekili Sermet Atay, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, ilçe belediye başkanları ve ilgili kurumların müdürleri katıldı.
TMO’nun da Anadolu Ajansı gibi köklü bir kurum olduğunu ifade eden Güldal, kurumun hizmet verdiği sektörün üreticiler olmasının yanı sıra kurulduğundan itibaren çok farklı görevler de üstlendiğini söyledi.
“Türkiye’de depoculuğu en iyi bilen kurumların başında TMO geliyor”
Güldal, kurumun hububat, et, süt ve yağ sanayilerinin kuruluşlarına öncülük yaptığına işaret ederek, “Et ve Süt Kurumunun kuruluşuna öncülük yapmış, depoculuk konusunda faaliyetler göstermiş, Türkiye’de depoculuğu en iyi bilen kurumların başında TMO geliyor.” dedi.
Kurumun bu tecrübesini lisanslı depoculuk faaliyetlerinin gelişmesine de yansıttığını bildiren Güldal, şu an itibarıyla ülkede 11 milyon ton lisanslı depoculuk kapasitesinin bulunduğunu aktardı.
Güldal, TMO’nun kendisine sevk edilen ürünlerle ilgili piyasa düzenlemeleri yapmak gibi görevleri bulunduğuna işaret ederek, “TMO bugüne kadar 25’e yakın ana üründe görev almış ve bu görevleri başarılı bir şekilde yerine getirmiş durumda.” diye konuştu.
Kurumun, 86 yıllık tarihinde hep çiftçinin dostu olarak, hasat dönemi öncesi ve sonrasında üreticinin en iyi bildiği lokasyonlar olduğunu dile getiren Güldal, şehirlerde lokasyonların “ofis semtleri”, birçok mahallenin de “ofis mahallesi” olarak telaffuz edildiğini belirtti.
600’ün üzerinde alım noktası açıldı
Güldal, son yıllarda salgın, kuraklık ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi nedenlerle dünyanın birçok ülkesinde gıda arzı noktasında problemler yaşandığına dikkati çekerek, “Türkiye’de TMO’nun görev alanında ürünlerde herhangi bir problem yaşanmadı. Kuraklıkta ve savaş döneminde tedbirler alındı. Yine salgın döneminde TMO, regülasyonlarla sektörle beraber çalışarak görevini yerine getirdi.” ifadelerini kullandı.
TMO’nun ana görevinin hububat ve bakliyat ürünlerinde fiyatların normalin altına düşmesi halinde üreticiler lehine devreye girmek ve faaliyet göstermek olduğunun altını çizen Güldal, kurumun tüketiciler aleyhine fiyatların yükselmesi durumunda da piyasayı çeşitli enstrümanlar kullanarak regüle ettiğini bildirdi.
Güldal, bu yılın geçen sene kadar yüksek rekolteli bir yıl olmasa da yine oldukça iyi sayılabilecek bir üretim sezonu geçirdiklerine vurgu yaparak şöyle devam etti:
“Malum geçen senenin altında bir hububat rekoltesi bekleniyor. TMO, bu yıl da 600’ün üzerinde bir alım noktası açarak üreticilerimizin yanında oldu. Bugün itibarıyla baktığımızda hasat döneminin hemen hemen yarısını geçtik, 2,5 milyon ton ürün TMO’nun stoklarına intikal etmiş durumdadır. Üreticilerimizin ödemelerinin 45 güne kadar yapılacağı açıklaması yapılmıştı ama bugün itibarıyla 25-30 günlük vadelerde üreticilerimizin ödemelerini yapıyoruz. Bu anlamda da bir memnuniyet var. Ülke geneline baktığımızda arpa hasadının yüzde 70’ler, buğday hasadının da yüzde 60’lar seviyesinde gerçekleştiğini görüyoruz.”
Depolarla ilgili söylentilere itibar edilmemesini isteyen Güldal, kurumun geçen yıl hasat döneminde 13,1 milyon ton ürünü depolama yaparak alımını gerçekleştirdiğini bildirdi.
Güldal, bu yıl hasat dönemi girerken de sürekli depolamayla ilgili bir sıkıntının olmayacağını ve bunun için hazırlıkların yapıldığının altını çizdiklerini hatırlatarak, “Kapasitesi 4,5 milyon ton olan lisanslı depoların boş olarak hazır olduğunu, 2,5 milyon ton kiralık ve TMO depolarının hazır olarak tutulduğunu ve geçen sene olduğu gibi ihtiyaç durumunda da açık yığınlar şeklinde depolamaya devam edeceğimizi, bu şekilde 13 milyon ton ile TMO’ya ürün verilirse hepsini alabileceğimizi ve depolayabileceğimizi söylemiştik.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu yıl, geçen yıl kadar bir ürün gelmeyeceğini belirten Güldal, bunun depolanmasında sorun olmayacağını söyledi.
“Randevularımız ve alım yerlerimiz açık”
Güldal, açık yığınların toprak altında çürümeye terk edildiği yönünde sosyal medyada bir algı oluşturulmaya çalışıldığına işaret ederek, bunun kesinlikle yanlış olduğunu, açık yığın depolama şeklinde yapılan çalışmaların TMO’nun geçmişten beri uyguladığı bir yöntem olduğunu aktardı.
Buradaki ürün kaybının da normal depolardaki miktarlar kadar olduğunu dile getiren Güldal, “Yani binde 5 seviyesindedir. O da doldururken veya boşaltırken ortaya çıkacak kayıplardandır. Yani ürünün bozulmasını çürümesini önleyecek bütün tedbirler alınmıştır.” dedi.
Güldal, randevu sisteminin yenilendiğini ve bir sıkıntının olmadığının altını çizerek, hem TMO’nun internet sitesinden hem de e-Devlet’ten randevu alma imkanları getirdiklerini anlattı.
Üreticilerin randevularının SMS ile teyit edildiğini belirten Güldal, “İptal etmek isterse rahatlıkla iptal edebiliyor. Son üreticimiz gelene kadar randevularımız ve alım yerlerimiz açık olacaktır.” bilgisini paylaştı.
Güldal, üreticilerin TMO’nun vermiş olduğu fiyatların altında ürünlerini pazarlamamalarını da isteyerek, “Kendi kalite gruplarında fiyatları TMO’dan öğrenerek piyasadan onun altında fiyat istemesinler. Aksi takdirde TMO almaya hazır.” dedi.
Son dönemde aynı üründe 5 kata varan fiyat farkı vatandaşı dedektif yaptı. Artık market market gezip fiyat inceliyorlar. Uzmanlar ise afaki fiyatın fahiş fiyata girdiğini vurguluyor
Serbest piyasa ekonomisi gerekçesiyle şişirilen fiyatlar artık vatandaşları dedektif gibi yaptı. Temel gıda ürünlerinden temizlik ürünlerine kadar aynı marka aynı üründe beş kata kadar varan fiyat farkı insanları isyan ettiriyor. Arada fiyat farkının afaki oranlara çıkması nedeniyle artık vatandaşlar her bir ürünü tek tek inceliyor.
FİYAT FARKI 5 KATINA KADAR ÇIKIYOR
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada üç farklı fiyatıyla dikkati çeken diş macununun ardından birçok ürün markaj altına alındı. Deterjandan kağıt havluya peynirden hububat ve atıştırmalığa kadar, aynı ebatta aynı marka ürünler arasındaki fiyat farkı yok artık dedirtti. Yerli marka ürünlerde fiyat farkı iki-üç katına çıkıyor. Bu fark ithal marka ürünlerde ise neredeyse beş kat.

AYNI ÜRÜNDE İKİ KAT FARK
Sabahın haberine göre kağıt havlu bir sanal markette 100 TL iken aynı ürün başka bir sanal markette 185 TL. 800 gramlık beyaz peyniri bir zincir markette 169 TL iken, başka bir zincir markette 332 TL. 5 litre pet ayçiçek yağı büyük bir zincirin sanal marketinde 234 TL iken, başka bir markette üç kata yakın fiyat artışıyla 625 TL’den satılıyor. 500 ml sızma meyvemsi zeytinyağı bir markette 59 TL iken başka bir markette 238 TL. 393 gr 3’lü Burçak bisküvi bir markette 29 TL’den satılırken bu fiyat başka markette 42.50 TL’ye kadar çıkıyor.

İTHALDE FİYAT 5’E KATLIYOR
Aynı ürün arasındaki fiyat farkı özellikle ithal markalarda 4-5 kata kadar çıkabiliyor. Örneğin 100’lü tablet bulaşık makinesi deterjanının fiyatı 380 TL ile 1.359 TL arasında değişiyor. 12 kilogramlık bir çamaşır deterjanı online platform sitesinde 397 TL iken zincir markette 710, başka bir sanal markette ise 720 TL’ye çıkıyor. 2.600 ml sıvı bulaşık deterjanı bir markette 99 TL iken başka bir sanal markette aynı ürün 468 TL’den satılıyor.

BİR ÜRÜNDE İNDİRİRKEN DİĞERİNDE FİYATI ARTIRIYOR
Market indirimlerinin bir pazarlama stratejisi olduğunu söyleyen uzmanlar, “Örneğin siz diş macununda rakiplerinize oranla fiyatı düşürürsünüz. Ancak aynı raftaki diş fırçasının da fiyatını artırırsınız. Genellikle bu iki ürün birlikte alınır. Tüketici indirim var diye o ürünü alır ancak diğer üründeki fiyatın yüksekliğine dikkat etmez. Yine kahvaltılık reyonunda beyaz peynirde yüzde 50 indirim yaparsınız ancak zeytin, salam, sosis, yumurta gibi diğer ürünlerin fiyatını artırırsınız. Kişi indirimli ürün aldığını sanır” dedi.

AYNI MARKETTE ŞUBELER ARASI DAHİ FİYAT FARKI VAR
Aynı marka aynı ebatta ürünlerin arasındaki afaki fiyat farkı sadece farklı marketlerde değil aynı marketin şubeleri arasında dahi oluyor. Aynı üründe bazı şubelerinde indirim yaparken diğerlerinde yapmıyor. Marketler, bu durumun açıklamasını ise üründeki stokların artmasından kaynaklandığını, stok eritmek için o şubeye özel indirim yapıldığını aktarıyor. Ancak uzmanlar böyle bir durumun etik olmadığına dikkati çekiyor.
AFAKİ FARK FAHİŞ FİYAT UYGULAMASINA GİRER
Tüketici Başvuru Merkezi Başkanı Avukat İbrahim Güllü, serbest piyasa ekonomisinde marketler arasında fiyat farkının olması gerektiğini belirterek, “Ancak bu fark 3-4 kata çıkıyorsa burada fahiş fiyat uygulaması vardır. Bu durum fahiş fiyata girer ve tüketici bu konuda Ticaret Bakanlığı ve Cimer’e şikâyette bulunabilir” dedi.
Son dönemde tüketicinin fiyat algısının kaybolduğunu anlatan Güllü, o nedenle ne ucuz ne pahalı artık ayırt etmekte güçlük çekildiğini, bu nedenle fiyat karşılaştırması olan sitelere talebin arttığını kaydetti.
Ticaret Bakanlığı’nın bu tür afaki fiyat oyunlarının önüne geçmek için 7 Aralık 2022’de perakende yönetmeliğinde değişikliğe gittiğini aktaran Güllü, şunları anlattı:
“6585 Sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Kanunu’na dayanılarak çıkartılan perakende ticarette uygulanacak ilke ve kurallar hakkındaki yönetmeliğe 12/Ç maddesi eklendi. Buna göre zincir marketler için yeni kural getirildi.
Karara göre, şube sayısı 200’den fazla olan zincir mağazalar, satışa sundukları ürünler ile şubelerine ilişkin verileri bakanlıkça (Ticaret Bakanlığı) belirlenen sisteme aktarmakla yükümlü olacak. Bu veriler kurum, kuruluş ve kamuoyu ile paylaşılabilecek. Karar sayesinde tüketicinin fiyat karşılaştırması yapabilmesinin önü açılacak. Bu yönetmelik tam anlamıyla uygulanmaya başladığında bu kadar afaki fiyat farkları da kalmayacaktır.”
“Kontrolden çıkan anız yangını çiftçilerimizin emeklerinin yok olmasına sebep oluyor ve topraklarımızın geleceğini tehlikeye atıyor. Bir yıl boyunca gözü gibi bakıp, büyüttüğü ürününü hasat etmek isteyen üreticilerimizin bütün emekleri bir kıvılcımla kül oluyor.
Gıdaya olan ihtiyacımızın her zamankinden daha fazla olduğu günümüzde, tarımsal üretimi tehlikeye atma lüksümüz yoktur. Bu bilinçle hem vatandaşlarımız hem çiftçilerimiz toprağımızı koruma konusunda daha duyarlı olmalıdır.”
“ANIZ YAKMANIN SAĞLAYACAĞI FAYDA TOPRAĞA VE ÇEVREYE VERECEĞİ ZARARIN YANINDA ÇOK KÜÇÜKTÜR”
Üreticilerin hasat sonrası aynı araziye diğer bir ürünün ekimini yapacaksa mibzerin istenilen bir şekilde ekim yapmasını sağlamak, yakıt tasarrufu ve daha iyi tohum yatağı hazırlamak adına anız yaktıklarına dikkat çeken Bayraktar, ” Anız yakmak yabancı ot ve haşereleri yok etmenin yanı sıra ekin saplarının mibzer gözlerinin tıkanmasını engellese de, toprağa zarar veriyor. Anız yakmanın sağlayacağı fayda toprağa ve çevreye vereceği zararın yanında çok küçük kalıyor. Hasat sonrası tarla yüzeyinde kalan bitkisel artıklar toprağı tavında tutuyor ve meyilli arazilerde verimli toprağın su ve rüzgâr erozyonuyla kaybolmasına engel oluyor.
Anız yakmak, doğal ve tarımsal ekosistemin tahrip olmasına, zaten organik maddece yetersiz olan topraklarımızın iyice fakirleşmesine ve toprağın su tutma kapasitesinin azalmasına neden oluyor. Anız, yağışların şiddetle toprağa düşmesini engeller; yüzey akış hızını azaltır ve toprağa sızmasını sağlar.
Organik maddesi çok düşük ve erozyona çok açık olan topraklarda anız sürülerek veya parçalanarak toprağa yeniden kazandırılmalıdır. Omurgalı ve omurgasız canlıların yok olmasına kısacası doğanın ölümüne neden olan anız yangınları hasadın bitmesiyle sezon bitmeden birçok bölgede maalesef kendini gösteriyor. Diğer taraftan anız yangınları iklim değişikliğinin de etkisiyle artan hava sıcaklıklarıyla beraber sigara izmaritleri veya elektrik tellerinden çıkan kıvılcımlarla da oluşabiliyor.
Tüm bu nedenlerle anız yangınlarında başta yerel yönetimler ve itfaiye olmak üzere ilgili tüm kurumlar tedbirlerini almalıdır” diye konuştu.
“ÇİFTÇİLERİMİZ ANIZ YAKMAK YERİNE ALTERNATİF UYGULAMALARI TERCİH ETMELİDİR”
Bayraktar şöyle devam etti:
“Toprağın verimini genel olarak topraktaki mineral, gübre ve biyolojik canlılar belirler. Bunlar yakıldığı zaman çiftçilerimiz daha çok gübre atmak zorunda kalıyor. Oysa anız toprağa kazandırıldığı zaman toprağın daha az gübreye ihtiyacı olur ve verimde artış yaşanır.
Anız yakmakla toprağı işlemek kolaylaşıyor fakat toprağın gücü kayboluyor. Çiftçilerimiz bunun farkında olmalıdır. Toprağa kazandırılmayarak yakılan her anız, çiftçilerimizin daha fazla gübre kullanmasına dolayısıyla maliyetinin artmasına sebep oluyor. Unutulmamalı ki; organik maddece zengin toprağın su tutma kapasitesi artar.
Kişi başı yıllık su tüketiminin bin 313 metreküp olduğu ve su stresi yaşayan ülkemizde organik madde kaybına yol açacak uygulamalardan kaçınılmalıdır.”
“SON 5 YILDAKİ ORMAN YANGINLARININ YÜZDE 5,6’SI ANIZDAN”
“Ülkemizde meydana gelen yangınların bazıları anız kaynaklıdır. Bu yangınlarda ormanlarımızın kıyısında olan buğday ve arpa tarlaları büyük riskler taşıyor” uyarısında bulunan Bayraktar şunları kaydetti:
“Son 5 yılda 13 bin 619 orman yangını çıktı. Söz konusu orman yangınlarının yüzde 5,6’sı yani 763’ü anız yangınları sebebiyle gerçekleşti. Geçtiğimiz yıl ülkemizde meydana gelen 2 bin 579 orman yangının yüzde 5,3’ü yani 137’si anız yangınıydı.
Doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilir tarım için anız yakma gibi çağdışı uygulamalara son verilmeli, çiftçiye yeni öneriler sunulmalı, doğrudan ekim teknolojisi gibi var olan faydalı uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.”
Hayat pahalılığı, fahiş fiyatlar tartışılırken Ankaralı esnaf İlhami Altun, ‘enflasyona inat’ kampanyası başlatarak, önemli oranda bir farkındalık oluşturdu. Pahalılığa kendi çapında tepki koyan kuru temizleme esnafı İlhami Altun, bu çıkışıyla tepkilere de maruz kalmış. Aynı cadde üzerinde faaliyet yürüten esnaf, her seferinde Altun’u ilgili esnaf odasına ve belediyeye şikayet etmiş. Ancak Altun, baskılara boyun eğmemiş.

KURU TEMİZLEMEYİ ÖĞRETTİM
Akşam Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan İlhami Altun, “Ben emekli öğretmenim. Fizik öğretmenliği yapıyordum. 1990’ın başlarında bir gün Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol, beni çağırdı. Kız Meslek Liselerine kuru temizleme derslerinin altyapısını oluşturmak istiyordu. Beni 3 ay kurs almam için Almanya’ya gönderdi. Dönüşte, kuru temizleme makineleri alım komisyonu içinde yer aldım. Kız Meslek Liselerine makineleri yerleştirdik, bir taraftan da meslek edindirme kursları açarak, kalifiye kuru temizleme işçileri yetiştirdim. Bir anlamda Ankara’ya kuru temizleme işini öğreten kişi benim. Önceleri çamaşır makinelerinde yıkanırdı, kabarır, astarları çekerdi. Saatlerce bir elbiseyi ütülemekle uğraşırlardı. Şimdi öyle değil, her şey otomatik. Perkotilen denilen ilaç Almanya’da bir kimya mühendisi tarafından geliştirildi. Elbiseyi kuru atıyorsun, kuru çıkıyor” diye konuştu.
2008’de emekli olduktan sonra kuru temizleme işine girdiğini anlatan Altun, Ankara’nın çeşitli semtlerinde bu işi yaptığını söyledi.

HER ŞEY 50 LİRA
Altun, “En son Hoşdere’deki yeri açtım. 15 bin TL kira, 15 bin TL de depozito vererek tuttum. Ancak sonradan fark ettim ki benim kiraladığım yerin üstünde ve altında kuru temizleme dükkanları var. Aramızda da kısa mesafeler bulunuyor. Ben burayı tuttum ama ‘burada batarım, iş yapamam’ diye düşündüm. Ben de bir kampanya başlattım. ‘Ne getirirsen 50 TL’, ‘Enflasyona inat her şey 50 TL’ dedim. İnternet sitesi kurdum, oradan da duyurdum. Kuru Temizleme Odası’nın tespit ettiği fiyatların çok altında fiyatla işe başladım. Ocakta başladı kampanya, belli kalemlerde devam ediyor. Genelde piyasa fiyatlarının çok çok altında iş yapıyorum. Enflasyona inat devam ettiriyorum” dedi.
ESNAF AÇGÖZLÜ
Oda fiyatlarına göre bir takım elbiseyi 400 TL’ye temizlemem gerektiğini ancak kendisinin bir takımı 130 TL’ye yaptığını belirten İlhami Altun, şunları söyledi: “Bu zamlar çoğunlukla esnaftan kaynaklanıyor. Devletle ne alakası var, esnafın açgözlülüğü, doyumsuzluğu fahiş fiyatlarda etkili oluyor. Bakın size hesabını yapayım. Temizlikte kullandığımız bir yıldan fazla gidiyor. Kaynatıp kaynatıp kullanıyorsun. Bir makinenin bir sefer çalışması ortalama olarak 30 TL. Bu makine 25 parça alıyor. 25 parçadan, ben düşük fiyattan yapıyorum ya 50 TL’den 1250 TL eder. Bir makineden 1250 TL’de benim giderim 30 TL, hadi kira vs. maliyetlerini de ekle 100 TL, geriye kalıyor 1150 TL. Bu kadar da açgözlülük olmaz ki.”

RAKİPLER ŞİKAYET ETTİ
Kuru temizleme dükkanına, sökük ve yırtıklar için terzi makineleri koyduğunu ifade eden Altun, “Şikayet ettiler. Zabıta geldi, kaldırttı. Bir dükkana iki ruhsat verilmiyor. Ruhsata işletmek istedim kabul etmediler” dedi.
İlhami Altun, başına gelenleri şöyle anlattı: “Bu sefer beni Ankara Kuru Temizleyiciler Çamaşır ve Halı Yıkayıcılar Esnaf Odası’na şikayet ettiler. Cadde üzerindeki terzi ve kuru temizlemeci esnaf bir oldu beni her fırsatta şikayet etmeye başladılar. Oda’dan yaklaşık 20 gün önce beni aradılar. Oda Başkanı Cengiz Temel Bey aradı beni, ‘İlhami bey fiyatları çok ucuz tutuyorsun, piyasayı öldürdün’ dedi. Ben de Cengiz Bey’e dedim ki ‘başkanım bana teşekkür edecek yerde, serbest ekonomi sonuçta, niye bana baskı yapılıyor, ben de bundan sonra bedava yapacağım. Halka hizmet Hakk’a hizmet’ dedim. Onun inadına bir hafta da bedava iş yaptım.”
DİLEKÇE TARİHİNİN EMEKLİ AYLIĞINI YÜZDE 30 ETKİLEMESİ KABUL EDİLEMEZ
“Emeklilik dilekçesini 2025’te verenlerin 2024 yılında verenlere göre daha az emekli aylığı alacağına ilişkin yazım üzerine çok sayıda mesaj aldım” diyen Kıvanç, şu ifadeleri kullandı: “Emeklilik dilekçe tarihinin emekli aylığı miktarında yüzde 30 – 35 oranında fark yaratması akla mantığa aykırı olduğu için haklı olarak herkesin kafası karıştı. Kabul edilebilir bir fark değil. Ancak, maalesef böyle bir fark çıkması kanundan kaynaklanıyor.
Yıllık enflasyon yüzde 3 – 5 civarında olsa emeklilik dilekçe tarihinin emekli aylığı miktarına etkisi çok sınırlı kalır. Enflasyon yüksek olsa bile izleyen yıllardaki enflasyon aynı düzeylerde olduğunda da emeklilik dilekçe tarihinin aylık miktarına etkisi ihmal edilebilir düzeyde olur.
Ancak, enflasyonun hızla yükseldiği veya hızla düştüğü dönemlerde emeklilik dilekçe tarihi aylık miktarını çok etkiliyor. Malum, bu yıl enflasyonda hızlı bir düşüş bekleniyor.
2024 yılının başka bir özelliği daha var. SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıklarına ocak ayında enflasyonun üzerinde artış yapıldı. Geçen yılın ikinci yarısında enflasyon yüzde 37,57 olduğu için normalde ocak ayında SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıkları bu oranda artacaktı. Ancak, artış yüzde 49,25 olarak gerçekleşti.
EMEKLİ AYLIĞI NASIL HESAPLANIYOR?
Konunun anlaşılabilmesi için ilk defa emekli olanların aylığının nasıl hesaplandığı hakkında kısa bilgi vereyim. Emekli aylığı kişilerin tüm çalışma hayatları boyunca SGK’ya bildirilen prime esas kazanç (bunu brüt ücret olarak da kabul edebiliriz) tutarı ve prim gün sayısına göre belirlenen aylık bağlama oranına (ABO) göre değişiyor.
Emeklilik dilekçesi temmuz – aralık döneminde verildiğinde dilekçenin verildiği yılın ocak ve temmuz aylarında SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıklarına yapılan maaş zammı aynen yansıtılıyor. Emeklilik dilekçesi izleyen yılın ocak ayında verilirse önceki yıl ocak ve temmuzda aylıklara yapılan zamlar dikkate alınmıyor. Bunun yerine önceki yılın TÜFE artışının yüzde 100’ü ile milli gelirdeki gelişme hızının yüzde 30’unun toplamından oluşan güncelleme katsayısı üzerinden hesaplama yapılıyor.
DİLEKÇEYİ 1 OCAK 2025’TE VERENLER BU YILKİ OCAK VE TEMMUZ ZAMLARINDAN YARARLANAMAYACAK
SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıklarına ocakta yüzde 49,25, temmuz ayında da yüzde 24,73 oranında zam yapıldı. Yıllık artış yüzde 86,16 oldu. Emeklilik dilekçesini 31 Aralık 2024 tarihine kadar verenler ocak ve temmuz aylarındaki zamdan yararlanacaklar. 1 Ocak 2025 tarihinden sonra dilekçe verenler ise 2024 ocak ve temmuz aylarındaki maaş zamlarından yararlanamayacaklar.
Merkez Bankası 2024 yılı enflasyonunu yüzde 38 olarak tahmin ediyor. Merkez Bankası’nın piyasa katılımcıları ile yaptığı ankette ise 2024 yılı enflasyonu yüzde 43,52 olarak tahmin edildi. Orta Vadeli Program’da 2024 yılı gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) gelişme hızı yüzde 4 öngörüldü. Enflasyon tahminlerine göre, dilekçeyi 1 Ocak 2025 tarihinde verenlerin aylıkları 2024 yılı için yüzde 86,16 yerine yüzde 39,2 ile yüzde 44,72 arasında değişen oranda artırılacak.
YAKLAŞIK YÜZDE 30 ORANINDA MAAŞ FARKI OLACAK
İkisi arasındaki farkı daha iyi anlayabilmek için 2024 yılı ocak ayında 16.612 TL olan ve ocak ayında SSK ve BAĞ-Kur emekli aylıklarına yapılan zam yansıtılmamış maaş örneğini ele alalım.
Emeklilik dilekçesi 31 Aralık 2024 tarihine kadar verildiğinde 16.612 TL olan maaş önce ocak zammı uygulanarak 24.793 TL’ye çıkacak. Bu tutar temmuz ayındaki maaş zammı uygulandığında ise 30.925 TL olacak. Diyelim ki, bu yılın temmuz aralık döneminde enflasyon yüzde 10 oldu. Dilekçeyi 31 Aralık 2024 tarihinden önce vermiş olan söz konusu kişinin aylığı gelecek yıl ocak ayında yüzde 10 oranında artırılarak 34.016 TL olacak.
Emeklilik dilekçesi 1 Ocak 2025 tarihinden sonra verildiği takdirde ise 2024 ocak başında zamsız hali 16.612 TL olan aylık yüzde 39,2 oranında artırıldığında 23.124 TL’de, yüzde 44,72 oranında artırıldığında ise 24.040 TL’de kalacak. Ocak ayında ayrıca bu yılın ikinci yarısındaki yüzde 10’luk enflasyon oranında artırıldığında ise sırasıyla 25.436 TL veya 26.623 TL olacak.
Bu durumda, örneğimizdeki kişi emeklilik dilekçesini 31 Aralık 2024 tarihinde verdiğinde 2025 ocak ayında 34.016 TL aylık alacak.
Aynı kişi dilekçesini 1 Ocak 2025 tarihinde verdiğinde 2025 ocak ayı maaşı 25.436 TL ile 26.623 TL arasında kalacak. Gelecek yıl ocak ayı maaşları arasındaki fark yaklaşık 10 bin TL’ye kadar çıkabilecek.
ORTAYA ÇIKAN FARK İLERİDE TELAFİ EDİLİR Mİ?
Çok sayıda kişi, 2025 yılında ortaya çıkan bu farkın ileride telafi edilip edilemeyeceğini soruyor. Yaklaşık yüzde 30 oranındaki fark çok yüksektir. Bu farkın telafi edilebilmesi için önümüzdeki 3-4 yıl enflasyonun çok yüksek oranlarda çıkması gerekir. Böylece ortaya çıkan bu fark önemsiz hale gelir.
EYT’LİLER BİLMEYENLERE ANLATSIN
Benzer bir durum Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) 2023 yılında ilk emekli olduklarında ortaya çıktı. EYT’liler de 2022 yılında emekli aylıkları bilgisini e-Devlet’te her ay kontrol ediyorlardı. Yüksek ücretle çalışan kimi EYT’lilerin aylıkları e-Devlet’te her ay artıyordu. 2023 yılı ocak ayında emekli aylıklarına yüzde 30 oranında zam yapıldı. Ancak onların aralık ayında e-Devlet’te gördükleri emekli aylığı tutarı ocak ayında yüzde 30 oranında artmadı. Bağlanan aylıkları, 2022 Aralık ayında emekli olsalardı ocak ayından sonra alacakları aylığın yüzde 17 altında kaldı.
EMEKLİLİK DİLEKÇESİ İÇİN KARAR VERİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?
Yüz binlerce kişi şu an emekliliği hak etmiş veya yıl sonuna kadar hak edecek. Bunlar nasıl hareket etmeleri gerektiğine ilişkin karar vermeye çalışıyorlar.
Öncelikle şunu dikkate almak lazım: Emekli aylığı bağlanırken ortaya çıkan fark sadece 2025 yılında alınana değil ömür boyunca alınan emekli aylığına yansıyacak. Diğer yandan emeklilik dilekçesini 31 Aralık 2024 yerine 1 Ocak 2025 tarihinde verenler ise şu an 41.828 TL olan kıdem tazminatı tavanında yaşanacak artıştan yararlanacaklar. Gördüğüm kadarıyla karar vermekte en fazla zorlananlar, brüt ücreti 42 bin liranın üzerindeki kişiler.
Diyelim ki e-Devlet’te şu an görünen emekli aylığınız 31.000 TL. Yukarıda yaptığımız hesaplamaya göre, dilekçeyi 2025’te verdiğinizde emekli aylığı yaklaşık 10.000 TL daha az bağlanacak. Buna karşılık 20 yıldır çalışmakta olduğunuz işyerindeki brüt ücretiniz 50.000 TL.
Enflasyon bu yıl Merkez Bankası’nın tahminine uygun çıkarsa kıdem tazminatı tavanı ocak ayında yaklaşık yüzde 10 oranında artarak 46.000 TL civarına çıkacak. Kıdem tazminatındaki artış yaklaşık 4.200 TL’de kalacak. Söz konusu kişi emeklilik dilekçesini 1 Ocak tarihinde verdiğinde ömür boyu emekli aylığında uğrayacağı aylık 10.000 TL kayba karşılık 20 yıllık kıdem tazminatını ( 20 yıl X 4.200 TL olmak üzere) 84.000 TL daha fazla alacak.
Aynı kişi dilekçeyi 31 Aralık 2024 tarihinde verdiğinde emekli aylığı 10 bin lira daha fazla olacağından, kıdem tazminatında ortaya çıkacak 84 bin liralık kaybı 8,5 ayda telafi edebilecek. Ondan sonraki aylarda artıya geçecek.
KAMU İŞÇİLERİ ACELE ETMESİN
Ücretini ayın 14’ünde alan kamu işçilerinin acele etmesine gerek. Kamu işçileri için 14 Ocak 2025 tarihinde dilekçe vermek, 31 Aralık 2024 tarihinde verilmiş gibi kabul edilir. Kamu işçileri 14 Ocak tarihini beklediklerinde kıdem tazminatı tavanındaki artıştan da yararlanacakları için daha avantajlı olacaklar.
MEMURLAR 15 OCAK 2025 SONRASINI BEKLEMELİ
Buraya kadar anlattıklarım SSK (4/1-a) ve BAĞ – KUR’lular (4/1-b) için geçerlidir. Kamu görevlilerinin (4/1-c) dilekçeyi verdikleri tarih emekli aylığını etkilemiyor.
Ancak, kamu görevlilerinin emekli ikramiyeleri, dilekçenin verildiği tarihteki memur maaş katsayısı üzerinden hesaplanıyor. Dilekçeyi 15 Ocak 2025 tarihinden sonra veren kamu görevlilerinin emekli ikramiyeleri yaklaşık yüzde 10 oranında daha fazla olacak.”

“21. Yüzyıl’ın en büyük deprem dönüşüm seferberliğimizi 11 ilimizde yürütüyoruz”
Bakan Kurum, 21. Yüzyıl’ın en büyük deprem dönüşüm seferberliğini 11 ilde yürüttüklerini açıklayarak, “Bugün bizim için değerli olan aşıkların şehri, bizim yanımızda dimdik durmuş Adıyaman’dayız. Siyaset üstü bir bakışla Adıyaman’ımızın neye ihtiyacı varsa Belediye Başkanımız, Milletvekillerimiz, Valimizle hep birlikte istişare ediyoruz. Bunun sonucunda ne adım atılması gerekiyorsa hızlı bir şekilde atıyoruz. 6 Şubatta Anadolu coğrafyasının yaşadığı bugüne kadarki en büyük felaketi yaşadık. Bugün 11 ilde 14 milyon vatandaşı etkileyen deprem sebebiyle 21. Yüzyıl’ın en büyük deprem dönüşüm seferberliğimizi 11 ilimizde yürütüyoruz” dedi.

“Projelerimizi hızlı bir şekilde yürütüyoruz”
Bakan Kurum projelerin hızlı bir şekilde yürütüldüğünü belirterek, “Bu kapsamda Cumhuriyet tarihinin en büyük konut dönüşüm seferberliği içinde arkadaşlarımızla bu süreci yürütüyoruz. Adıyaman’ın iklim şartlarına uyumlu şeklinde gerek iklim değişikliğine uyum, gerek burada güneş panellerinin kullanılması gerek atık suların yeniden kullanılması anlayışıyla projelerimizin, konutlarımızın inşaatını yürütüyoruz. Burada yaklaşık 16 bin konutumuz inşaatı yürütülüyor. Burada 50 bin Adıyamanlı yaşayacak. Burası okulu, camisi, yeşil alanıyla, meydanıyla örnek bir şehir olmasını istiyoruz. Örnek bir şehircilik modeli olması amacıyla yerin altında da binlerce kilometrelik altyapı kanalizasyon, yağmur suyu gibi hatlarımızı şehrimizin ihtiyaçları doğrultusunda yapmaya gayret ediyoruz. 11 ilimizde 276 bin konutun inşaatı hızla ilerlemektedir. 441 bin hak sahibi vatandaşlarımız için yerinde gidip tespitleri yapmak suretiyle gerek şehrin çeperindeki belirlediğimiz alanlarda gerekse şehrin içindeki rezerv alanlarda projelerimizi hızlı bir şekilde yürütüyoruz” şeklinde konuştu.

“Her ay 25-30 bin konutu teslim edeceğiz”
Her ay 25-30 bin konutu teslim edeceklerini belirterek, “Burada köylerimizde hasarlar gördük. 4 bin 500 köyümüzde ekiplerimiz çalışmaktadır. Şuana kadar 76 bin konutumuzu tüm deprem bölgesinde teslimlerini gerçekleştirdik. Yıl sonuna kadar inşallah 200 bin konutun teslimini gerçekleştiriyor olacağız. 11 ilimizde çok önemli mesafeler kat ettik. Çabalarımızın meyvelerini konut teslimiyle almaya başladık. Çok daha hızlı çalışacağız hızlı mesafe kat edeceğiz. İnşallah hedefimiz her ay 25-30 bin konutu teslim etmektir. 2025 yılı sonuna kadar 11 il ve ilçelerimizde evine girmeyen depremzede kalmayacak. Bu anlayışla gece gündüz çalışacağız” ifadelerini kullandı.

“Projelerle Adıyaman’ın ticaretini, turizmini canlandırmak istiyoruz”
Bakan Kurum, “Adıyaman özeline baktığımızda bugüne kadar 8 bin 174 yuvamızı teslim ettik. Bugün merkez il ve ilçelerde 45 bin 444 konutun inşaatı devam ediyor. Adıyaman merkezde belirlediğimiz yıkımın yoğun olduğu yerlerde belirlediğimiz rezerv alanlarımız var. Bu alanlarda da 7 bölgede çalışmalar fiilen devam ediyor. Bu projelerle şehrin yeniden ticaretini, turizmini canlandıracak adımları atmak istiyoruz. Meydan projemiz, Adıyaman merkezinde kale altında buradaki tarihi, turizmi canlandıracak burada esnafın vatandaşımızın ihtiyaçlarını giderecek bir proje tasarladık. İstiyoruz ki geniş bir meydan olsun. Adıyaman’ın kadim kimliğini bu projede yaşatmak istiyoruz. Bu kapsamda bu projeyi yaptık. Bugün sivil toplum örgütümüz esnafımız muhtarlarımızla bir araya geldik. Ay sonunda proje tamamlanacak. Vatandaşlarımızla görüşmeleri yapacağız. Vatandaşlarımızın çoğunluğunun kabul etmesi durumunda meydan projemizi gerçekleştireceğiz. Adıyaman’a güzel bir meydan kazandırmak istiyoruz. Burada ulu camimiz yıkılmıştı. Buradaki restorasyon devam ediyor. Ulu cami etrafında da Adıyaman’a yakışacak bir eser yapmak istiyoruz. Burada da vatandaşlarımızın çoğunluğu isterse bir proje yapmak istiyoruz. Cendere köprüsü etrafında bir düzenleme yapmak istiyoruz. Bu düzenleme çerçevesinde orada tabiat parkını koruyacak bir doğa projesi yapmak istiyoruz” dedi.

“11 ilimiz Türkiye’nin kalkınma ve refah kapısı olarak anılacak”
Bakan Kurum son olarak, “Deprem bölgesinin ayağa kalkması hepimizin derdidir. Depremde kaybettiğimiz Şehitlerimizin emanetine sahip çıkacağız. 11 ilimizin hiçbir yerinde hiç kimse kendisini yalnız hissetmeyecek. Çünkü hepimiz kardeşiz. Devletimizin eli her zaman buradaki kardeşlerimizin omzunda olacak. 11 ilimizi Türkiye’nin kalkınma ve refah kapısı olarak anılacak. Asrın kalkınmasını herkesle birlikte geçireceğiz” diye konuştu.
Bakan Kurum açıklamasının ardından deprem konutlarının örnek dairesini gezdi.

Tarihi zirve kapsamında gerçekleştirdiği ikili görüşmeleri ve alınan kararları değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan önemli açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basın mensuplarına yaptığı açıklamalardan öne çıkan başlıklar şu şekilde;
“NATO Zirvesi öncesinde Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi’ndeydiniz. Türkiye’nin üye olma talebini de ifade ettiniz. Batı basınına baktığımızda da NATO üyesi ülkelerin liderleri arasında “Putin ile görüşebilen, tek lider” olarak sizi tanımladılar ve yorumladılar. Dolayısıyla Türkiye tam bir denge merkezinde görülüyor. Biraz önce de Tahıl Koridoru’yla ilgili yeni çalışmaları, Rusya-Ukrayna meselesindeki son durumu ifade ettiniz. Türkiye bu açıdan uluslararası politika bakımından da önümüzdeki bu netameli süreç bakımından da nasıl bir denge politikası yürütüyor?”
‘RUSYA, ÇİN VE BELARUS’LA MÜNASEBETLERİMİZİ DEVAM ETTİRİYORUZ’
Gerek Rusya, gerek Çin, hatta Belarus’la kırmadan, dökmeden münasebetlerimizi devam ettiriyoruz. Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’nde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile çok samimi bir havada görüştük.

Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’le de, Belarus Devlet Başkanı Sayın Lukaşenko ile de güzel görüşmelerimiz oldu. Bütün bu temasların bana göre getirisi er veya geç olacak. Bunu göreceğiz.
Bu arada bakan arkadaşlarımızın da görüşmeleri gerçekleşti. Partimizin üst düzey yönetimi Çin’deydi. Çin’de iktidar partisiyle üst düzey çok verimli görüşmeler yaptılar. Bu görüşmelerle ilgili arkadaşlarım bana brifing verdiklerinde “kendilerine çok üst düzey muamelesi yaptıkları.” aktardılar.
ÇİN LİDERİ Şİ CİNPİNG’DEN, BAŞKAN ERDOĞAN’A DAVET
Bu denli güzel ve başarılı bir ziyareti arkadaşlarımız gerçekleştirdi. Arkasından da biz Sayın Şi Cinping ile Astana’da bir araya geldik.
Onunla bu şekilde görüşmelerimizi yaptık. Kendisi bizi yeniden Çin’e davet etti. Ben de kendisini ülkemize davet ettim. “Önümüzdeki yıl iade-i ziyaretimi yapayım.” dedi. Bu şekilde de aramızdaki gerek siyasi, gerek ticari bütün bunları görüşme fırsatını da yakaladık.

Şimdi büyük ihtimalle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısından sonra bizim bir Çin ziyaretimiz olabilir. Ama 2025’te de inanıyorum ki Sayın Şi Cinping, bize iade-i ziyaretini yapacaktır.
‘BATI, UKRAYNA’DA BEKLEDİKLERİ NETİCEYİ HENÜZ ALABİLMİŞ DEĞİL’
Rusya-Ukrayna savaşı ve Batılı ülkelerin Rusya üzerinde uyguladıkları baskılara da değinen Erdoğan, “Dünya süratle bir değişim yaşıyor. Bu hızlı değişim içerisinde güçler özellikle büyük rol oynuyor. Güçlü olanların cirit attığı bir dünya düzeni ile karşı karşıyayız. Mesela Rusya, Çin ile dayanışma içinde. Bu durum Batı’yı ciddi manada rahatsız ediyor.
Batı, Ukrayna’ya gerek parasal, gerekse ayni noktada bütün imkanlarıyla, silah, mühimmat dahil her türlü desteği veriyor. Bütün bu desteklere rağmen şu anda Ukrayna’da bekledikleri neticeyi henüz alabilmiş değiller.
‘BİZ HEM RUSYA HEM UKRAYNA İLE İLETİŞİM HALİNDEYİZ’
Bu noktada en büyük güvenceleri NATO’nun varlığı. NATO büyük bir güç ve onları biraz rahatlatıyor. Bu Batılı ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri geliyor.

Amerika’nın yanında Almanya, Fransa, İngiltere gibi Batı ülkeleri yer alıyor. Böylece bu güç takviye oluyor. Bu takviyeye rağmen büyük güç rekabetinde arzu ettikleri neticeyi elde edemeyişleri bu ülkeleri ister istemez belli bir noktaya taşıyor.
‘TAHIL KORİDORUNU BİZ YENİDEN AÇALIM DİYORUZ, RUSYA VE UKRAYNA İLE GÖRÜŞÜYORUZ’
Burada Türkiye olarak bizim konumumuz ise farklı. Biz, hem Rusya hem Ukrayna ile iletişim halindeyiz. Bunu yaparken de mümkün olduğunca adilane yaklaşmanın gayreti içerisindeyiz.
Bu durum zaman zaman Rusya’yı da Ukrayna’yı da rahatsız edebiliyor. Ama biz diyoruz ki, “Her ikiniz hem bize komşusunuz, geçmişten bu yana aramızda ciddi münasebetlerimiz var. Örneğin Karadeniz Tahıl Koridorunda adil bir adım attık. Rusya’nın da Ukrayna’nın da taleplerini karşıladık. “Batı’ya bu tahıl koridorundan aldıklarınızdan verin ama bunun yanında Afrika’ya da verin, Türkiye olarak siz de alın.” dediler.

Biz de bunu elimizden geldiğince yapmaya çalıştık. Şimdi diyoruz ki; tahıl koridorunu biz yeniden açalım. Şimdi bunun görüşmelerini hem Rusya hem Ukrayna’yla yapıyoruz. Henüz bu konuda bir netice alamadık.
Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’le son görüşmem bunun üzerindeydi. NATO Zirvesinde Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenski ile yine bu konuları görüştük. Ukrayna tarafıyla da tahıl koridorunu çalıştırmak istiyoruz. Temenni ederim ki bu koridoru yeniden işletmeye başlarız.

‘3. DÜNYA SAVAŞI RİSKİ GÖRMÜYORUM’
Dünyanın dört bir yanında patlak veren savaşlar nedeniyle son yıllarda tüm dünyada sıkça dile getirilmeye başlayan olası 3. Dünya Savaşı riskine yönelik kendisine yöneltilen, “: 3. Dünya Savaşı riski hiç olmadığı kadar sık belirtilmeye başlandı. Siz son 2 büyük uluslararası zirveye katıldığınız. Şangay Zirvesi, sonrasında NATO Zirvesi. Bu iki zirvenin sonunda bu riskin yüksek olduğunu görüyor musunuz? Böyle bir kaygınız var mı?” sorusunu yanıtlayan Erdoğan, savaştan çok barışı konuşmalıyız diyerek şunları söyledi:

Doğrusu ben görmüyorum, görmek de istemiyorum. Dünyayı bundan önce savaşa sürükleyen gerekçeleri ve alınmayan önlemleri düşündüğümüzde bugün o hatalara düşmemeye özen göstermenin gerektiği ortadadır.
Savaştan çok barışı söylemeli, barışı konuşmalıyız. Attığımız her adımı gerilim değil barış için atmalı, planlarımızı barışı sağlamak ve kalıcı hale getirmek üzere yapmalıyız.
Bütün ülkelerin gerilim değil, barış ve huzur iklimini inşa edecek çabaları hayata geçirmesi gerekiyor.
“21. Yüzyıl’ın en büyük deprem dönüşüm seferberliğimizi 11 ilimizde yürütüyoruz”
Bakan Kurum, 21. Yüzyıl’ın en büyük deprem dönüşüm seferberliğini 11 ilde yürüttüklerini açıklayarak, “Bugün bizim için değerli olan aşıkların şehri, bizim yanımızda dimdik durmuş Adıyaman’dayız. Siyaset üstü bir bakışla Adıyaman’ımızın neye ihtiyacı varsa Belediye Başkanımız, Milletvekillerimiz, Valimizle hep birlikte istişare ediyoruz. Bunun sonucunda ne adım atılması gerekiyorsa hızlı bir şekilde atıyoruz. 6 Şubatta Anadolu coğrafyasının yaşadığı bugüne kadarki en büyük felaketi yaşadık. Bugün 11 ilde 14 milyon vatandaşı etkileyen deprem sebebiyle 21. Yüzyıl’ın en büyük deprem dönüşüm seferberliğimizi 11 ilimizde yürütüyoruz” dedi.
“Projelerimizi hızlı bir şekilde yürütüyoruz”
Bakan Kurum projelerin hızlı bir şekilde yürütüldüğünü belirterek, “Bu kapsamda Cumhuriyet tarihinin en büyük konut dönüşüm seferberliği içinde arkadaşlarımızla bu süreci yürütüyoruz. Adıyaman’ın iklim şartlarına uyumlu şeklinde gerek iklim değişikliğine uyum, gerek burada güneş panellerinin kullanılması gerek atık suların yeniden kullanılması anlayışıyla projelerimizin, konutlarımızın inşaatını yürütüyoruz. Burada yaklaşık 16 bin konutumuz inşaatı yürütülüyor. Burada 50 bin Adıyamanlı yaşayacak. Burası okulu, camisi, yeşil alanıyla, meydanıyla örnek bir şehir olmasını istiyoruz. Örnek bir şehircilik modeli olması amacıyla yerin altında da binlerce kilometrelik altyapı kanalizasyon, yağmur suyu gibi hatlarımızı şehrimizin ihtiyaçları doğrultusunda yapmaya gayret ediyoruz. 11 ilimizde 276 bin konutun inşaatı hızla ilerlemektedir. 441 bin hak sahibi vatandaşlarımız için yerinde gidip tespitleri yapmak suretiyle gerek şehrin çeperindeki belirlediğimiz alanlarda gerekse şehrin içindeki rezerv alanlarda projelerimizi hızlı bir şekilde yürütüyoruz” şeklinde konuştu.
“Her ay 25-30 bin konutu teslim edeceğiz”
Her ay 25-30 bin konutu teslim edeceklerini belirterek, “Burada köylerimizde hasarlar gördük. 4 bin 500 köyümüzde ekiplerimiz çalışmaktadır. Şuana kadar 76 bin konutumuzu tüm deprem bölgesinde teslimlerini gerçekleştirdik. Yıl sonuna kadar inşallah 200 bin konutun teslimini gerçekleştiriyor olacağız. 11 ilimizde çok önemli mesafeler kat ettik. Çabalarımızın meyvelerini konut teslimiyle almaya başladık. Çok daha hızlı çalışacağız hızlı mesafe kat edeceğiz. İnşallah hedefimiz her ay 25-30 bin konutu teslim etmektir. 2025 yılı sonuna kadar 11 il ve ilçelerimizde evine girmeyen depremzede kalmayacak. Bu anlayışla gece gündüz çalışacağız” ifadelerini kullandı.
“Projelerle Adıyaman’ın ticaretini, turizmini canlandırmak istiyoruz”
Bakan Kurum, “Adıyaman özeline baktığımızda bugüne kadar 8 bin 174 yuvamızı teslim ettik. Bugün merkez il ve ilçelerde 45 bin 444 konutun inşaatı devam ediyor. Adıyaman merkezde belirlediğimiz yıkımın yoğun olduğu yerlerde belirlediğimiz rezerv alanlarımız var. Bu alanlarda da 7 bölgede çalışmalar fiilen devam ediyor. Bu projelerle şehrin yeniden ticaretini, turizmini canlandıracak adımları atmak istiyoruz. Meydan projemiz, Adıyaman merkezinde kale altında buradaki tarihi, turizmi canlandıracak burada esnafın vatandaşımızın ihtiyaçlarını giderecek bir proje tasarladık. İstiyoruz ki geniş bir meydan olsun. Adıyaman’ın kadim kimliğini bu projede yaşatmak istiyoruz. Bu kapsamda bu projeyi yaptık. Bugün sivil toplum örgütümüz esnafımız muhtarlarımızla bir araya geldik. Ay sonunda proje tamamlanacak. Vatandaşlarımızla görüşmeleri yapacağız. Vatandaşlarımızın çoğunluğunun kabul etmesi durumunda meydan projemizi gerçekleştireceğiz. Adıyaman’a güzel bir meydan kazandırmak istiyoruz. Burada ulu camimiz yıkılmıştı. Buradaki restorasyon devam ediyor. Ulu cami etrafında da Adıyaman’a yakışacak bir eser yapmak istiyoruz. Burada da vatandaşlarımızın çoğunluğu isterse bir proje yapmak istiyoruz. Cendere köprüsü etrafında bir düzenleme yapmak istiyoruz. Bu düzenleme çerçevesinde orada tabiat parkını koruyacak bir doğa projesi yapmak istiyoruz” dedi.
“11 ilimiz Türkiye’nin kalkınma ve refah kapısı olarak anılacak”
Bakan Kurum son olarak, “Deprem bölgesinin ayağa kalkması hepimizin derdidir. Depremde kaybettiğimiz Şehitlerimizin emanetine sahip çıkacağız. 11 ilimizin hiçbir yerinde hiç kimse kendisini yalnız hissetmeyecek. Çünkü hepimiz kardeşiz. Devletimizin eli her zaman buradaki kardeşlerimizin omzunda olacak. 11 ilimizi Türkiye’nin kalkınma ve refah kapısı olarak anılacak. Asrın kalkınmasını herkesle birlikte geçireceğiz” diye konuştu.
Bakan Kurum açıklamasının ardından deprem konutlarının örnek dairesini gezdi.
UZMAN İSİM AÇIKLADI: OKUMADAN İMZALAMAYIN
Kiralarda uygulanan yüzde 25 zam sınırının kalkmasıyla birlikte gözler yeniden ev sahibi ile kiracılara çevrildi. Son 2 yılda artan anlaşmazlıklar ve dava süreçleri nedeniyle birçok olumsuz durum yaşanırken, iki taraf arasında hazırlanan kira sözleşmeleri de bu tip durumlar için büyük önem arz ediyor. Peki kira sözleşmelerinde nelere dikkat etmek gerekir? Hem kiracı hem de ev sahibi açısından kira sözleşmeleri nasıl hazırlanmalı? Konuya dair A Haber canlı yayınına bağlanan Avukat Zafer İşeri önemli bilgiler anlattı.
Son yıllarda Türkiye’de ev sahibi ve kiracı arasındaki anlaşmazlıklar giderek artıyor. Artan kira ücretleri ve uygulanan zam limitleri, bu ilişkilerde önemli gerilimlere neden oluyor. İşte bu durumu en aza indirebilmek adına hazırlanacak doğru bir kira sözleşmesinin önemi büyük. Peki, etkili bir kira sözleşmesi için nelere dikkat etmek gerekir?
YAZILI SÖZLEŞMENİN GÜCÜ
Kira sözleşmeleri sözlü olarak da yapılabilir, ancak hukuki anlaşmazlıklarda ispat güçlüğü çekilmemesi için yazılı yapılması önerilir. Ayrıca, yazılı sözleşme olmadan bazı temel hizmetlerin sağlanması güçleşebilir.
KİRA DÖNEMİ VE ÖDEME DETAYLARI
Sözleşmede kira dönemi, ödeme başlangıç tarihi ve kira bedelinin açıkça belirtilmesi gerekiyor. Ödeme detayları, sözleşme tarafları arasında herhangi bir anlaşmazlık çıktığında önemli bir referans noktası oluşturur.
İMZA KİMLER TARAFINDAN ATILMALI?
Kiralanacak ev eğer aile konutu ise eşlerden birinin imzası yeterli. Ancak öğrenci evleri gibi paylaşımlı konutlarda, tüm kiracıların imzası, sözleşmenin tüm bireyler için bağlayıcılığını sağlar.
TAŞINMAZIN DURUMU VE DEMİRBAŞLAR
Sözleşme, taşınmazın ve demirbaşların mevcut durumunu açıkça belirtmelidir. Bu, ileride çıkabilecek ihtilafların önüne geçilmesinde kritik bir role sahiptir.
ZAM ORANININ BELİRLENMESİ
Zam oranı, TÜFE’nin 12 aylık ortalamasını geçmeyecek şekilde belirlenmeli. Bu oran, kira sözleşmesinin yenileme dönemlerinde de göz önünde bulundurulmalıdır.
DEPOZİTO BEDELİ SÖZLEŞMEDE OLMALI
Kira sözleşmelerinde ödenen depozito ücretleri de sözleşmede yer almalı. Depozito bedeli kira sözleşmesi bittiğinde, taraflar eğer tahliye konusunda anlaşmışsa tahliye tarihindeki güncel kira bedeline oranlanması gerekir. Ancak kira sözleşmesinde “depozito bedeli güncel değere göre ödenmeyecek ve aynen ödenecektir” şeklinde bir madde varsa güncel bedel ödenmez.
TAHLİYE TAAHHÜDÜ NASIL DÜZENLENMELİ?
Son dönemde birçok ev sahibi kira sözleşmesinin yanında tahliye taahhütnamesi de imzalatmak istiyor. Ancak tahliye taahhüdü ile kira sözleşmesinin aynı gün imzalanması durumunda bu taahhütnamenin geçerliliği bulunmuyor. Tahliye taahhütnamesinini boş olarak hazırlanması da mümkün. Eğer kiracı bunu boş olarak imzalasa da geçerliliği bulunuyor.
GEÇ ÖDEMEYE CEZA YOK
Kiracı kira bedelini geç öderse, yasal faiz uygulanabilir fakat fazladan ceza şartı konulamaz. Ayrıca, kiracılar emlak vergisi gibi giderleri ödemek zorunda değildir.
SÖZLEŞMEDE KEFİL VE GARANTİ ŞARTLARI
Kira sözleşmelerinde kefil koşulu aranabilir. Müteselsil kefalet durumunda, kefil, borçtan doğrudan sorumlu tutulabilir.
KİRA ELDEN ÖDENMEMELİ
Elden yapılan ödemelerde, ödemenin yapıldığına dair yazılı bir belge alınmalıdır. Aksi halde, kiracı ödediği kira bedelini ispatlayamaz ve bu durum kötü niyetli ev sahipleri tarafından sorun yaratabilir.
Konuya dair A Haber canlı yayınına bağlanan avukat Zafer İşeri önemli bilgiler anlattı:
EV SAHİBİ YOKLUĞU VE İMZA ATMA KONUSU
İl dışında bulunma ya da emlak danışmanı gibi aracıların olması sebebiyle doğrudan ev sahibinin imzasını almak söz konusu olmayabiliyor. Böyle durumda imza atacak kişiler kiraya verecek kimsenin yetkisi olup olmadığını denetlemeli. Yani mutlaka yetkili kişilerle imza süreci yürütülmeli.
ZAM ORANLARI NASIL OLMALI VE HESAPLANMALI?
Kira sözleşmesi hazırlanırken kira artış oranı kira artış oranı belirtilmişse bu her evrede geçerlidir. Sadece yüzde 25 sınırını uyguladığımız son 2 yılda bir istisna söz konusu oldu. Kira sözleşmesinde tarafların kararlaştırdığı zam oranına göre periyodik artışlar yapılacak. Mevzuat bunun TÜFE’yi geçemeyeceğini söylüyor. 12 aylık ortalamaya bakılıyor. Bu yolda izlenirse uzun yıllar problemsiz şekilde ilerlenebilir. TÜFE’yi aşmayacak şekilde zamlar yapılabilir.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ NASIL OLUR?
Eğer kiracı bir yazılı belge ile belli sürede taşınmazı tahliye edeceğini taahhüt etmişse mahkeme sürecine gerek olmadan doğrudan belge İcra Müdürlüğüne verilip tahliye prosedürü başlatılıp hızlıca tamamlanır. Bu kiracılar için el bombası niteliğindedir ve bunun bilinçsizce yapılması durumunda istediği zaman gerekçe göstermeden tahliye edebilir.
Son zamanlarda kira artışlarıyla beraber mal sahipleri bu taahhütnameyi almadan sözleşmeyi imzalamamaya taşınmazlarını kiracılara vermemeye başladı. Eğer ki kira sözleşmesi ile aynı tarihte taahhütname imzalanmışsa yargı bunu geçersiz kılıyor. Çünkü eve girebilmek için mecburen iradesi sakatlanarak bunu imzalamıştır kabul ediliyor ve taahhütnameyi kabul ediyor.
Tahliye taahhütnamesinin düzenleme tarihinin ileriye atmak ya da buradaki tarihleri boş bırakmak gibi gerçeğe aykırı durumlar ortaya çıkıyor. Yüksek Mahkeme ne yazık ki boş bırakma ya da sonradan doldurma olgularını kiracının aleyhine kabul ediyor. Kiracı sorumlu davranmalı deniyor.
]]>Enflasyonun haziran ayında sekiz ay sonra ilk kez gerilemesi TCMB’nin yüzde 50 seviyesindeki politika faizini indirebileceği spekülasyonlarına yol açmıştı. Birçok analist TCMB’nin dördüncü çeyrekte faiz indirimi yapmasını beklerken Goldman Sachs bu çeyrekte bir indirim beklentisini dile getirmişti.
Perşembe günü TCMB’nin İstanbul’daki binasında konuşan Karahan faiz indirimi zamanlamasına ilişkin yorum yapmazken “Temkinli yaklaşımımızı korumamız gerekiyor” açıklamasını yaptı.
Enflasyonda düşüş sürecinin ve iç talebin zayıflamaya başlaması sonrası parasal gevşeme yolunda en büyük engel firmaların ve hanehalkının enflasyon beklentileri ile TCMB’nin tahminleri arasındaki fark oldu. TCMB bu yılsonunda enflasyonun yüzde 38’e gerilemesini, 2025 yılsonunda yüzde 14 ve 2026 sonunda yüzde 9’a düşmesini bekliyor.
Karahan “Bu yılki hedefi tutturmak kredibilite kazanmak için kritik ve bunun için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Ancak bunun nihai hedef olmadığını not etmek gerekir” dedi.
“BEKLENTİLERDE DAHA NET İYİLEŞME BEKLİYORUZ”
TCMB verisine göre 12 aylık enflasyon beklentilerinde hanehalkı ve firmalar, piyasalardan ayrışıyor. Hanehalkı bu yılsonunda yüzde 70 civarı TÜFE beklerken piyasa katılımcıları beklentileri TCMB tahmininin üst bandı olan yüzde 42’ye yakınsıyor. Karahan “Hanehalkı ve firma beklentilerinde daha net iyileşme görmek istiyoruz. Böylece enflasyon beklentilerinin dezenflasyon sürecine destek vereceğine ilişkin biraz daha rahat olabiliriz” diye konuştu.
Karahan, gelecek ay Ankara’da TCMB’nin enflasyon raporu sunumunu gerçekleştirecek.
Karahan haziran enflasyon verisinin ekonomist beklentilerinden düşük gelmesine rağmen bu düşüşün ciddi ve kalıcı olduğu sonucuna varmak için “erken” olduğunu belirtti.
TCMB Başkanı temmuzda elektrik ve yönlendirilen fiyatlardaki artışın aylık enflasyona 1,5 yüzde puan yukarı yönlü etki yapmasını bekliyor.
“LİRANIN REEL OLARAK DEĞER KAZANMASININ MÜHENDİSLİĞİNİ YAPMIYORUZ”
Karahan’a göre sıkı politikasının “sonuçlarından” birisi Türk lirasında reel değer kazanımı oldu. Karahan “Liranın reel olarak değer kazanmasının mühendisliğini yapmıyoruz. Bu daha çok faizlerin yüksek olduğu bu politikanın doğrudan bir sonucu” diye konuştu. Politika, lira cinsi varlıkları daha çekici hale getirirken ve bu varlıklara talebi artırırken nihayetinde kurun reel olarak değerlenmesine de yol açtı.
Goldman Sachs gibi küresel bankalar rekabetçilikte düşüş ve ihracatçıların yüksek kur talebi gibi potansiyel endişeler sebebiyle liradaki yükseşte “sınırlı bir alan” olduğunu söylemişti.
Karahan para politikasının iç talebi düşürdüğünü ve enflasyon beklentilerini çıpaladığını belirterek ikisinin de ithalatı ciddi ölçüde azalttığına dikkat çekti. Reel kurda değerlenme ihracatı pahalı hale getirse de, Karahan’a göre enflasyon beklentilerini çıpalaması dolayısıyla cari açığı etkisi iyileştirme yönünde.
Yine de yetkililer liranın aşırı değerlenme yaşamaması için temkinli ve bunun için offshore liraya yönelik düzenlemeler devreye giriyor. Yetkililer koordinasyonu sağlarken Karahan offshore swaplara ilişkin düzenlemelerin BDDK’nın uhdesinde bulunduğunu belirtti.
Bugüne kadar yürürlükteki düzenlemeler TCMB başkanına göre likidite sorununu daha yönetilebilir hale getirilmesinde yardımcı oldu.
“REZERV BİRİKTİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Karahan “Rezerv pozisyonumuzu iyileştirme ile ana hedefimiz olan dezenflasyonu başarma arasında denge kurmamız gerekiyor. Dezenflasyon aşırı likiditeden ve sermaye akımlarının yarattığı kırılganlıktan kaçınmayı gerektiriyor. Bu ödünleşimleri iyi yönettik ve regülasyonların gevşetilmemesi bize yardımcı oldu” ifadelerini kullandı.
Pozisyonlarını hedge etmek isteyen yabancı yatırımcılar liraya erişimin kolaylaştırılmasını talep ediyor. Yetkililer ise volatilite artışı yaşanmasını istemezken önceki yönetim liraya karşı kısa pozisyon alınmaması için bu kuralları hayata geçirmişti.
Bloomberg Economics’e göre TCMB ikinci çeyrekteki çok büyük sermaye akımları karşısında son 40 yılda görülmemiş ölçüde rezervlerini artırdı.
Rezervlerin daha da artırılmasının gerekliliğine işaret eden Karahan ana hedefleri doğrultusunda dezenflasyonun başarılması olduğunu söyledi. Karahan “Fiyat istikrarını önceliklendirmeye ve piyasa koşullarının elverdiği ölçüde rezerv biriktirmeye devam edeceğiz” değerlendirmesini yaptı.
“ANLAŞMALAR GÖZDEN GEÇİRİLECEK”
Karahan gelecekte TCMB’nin Döviz yükümlülüklerini düşürmek isteyeceğini ve yurtdışı merkez bankalarıyla yapılan mevduat anlaşmalarının gözden geçirilebileceğini vurguladı.
‘BAZI EVLER TAMAMEN YANMIŞ’
AA’nın aktardığına göre, Gazze’deki Sivil Savunma Birimi Sözcüsü Mahmud Basal yaptığı yazılı açıklamada, İsrail ordusunun Tel El Hava Mahallesi’nin sanayi bölgesinden ve Hasta Dostları Hastanesi’nden Tel El Hava’nın güneyine doğru geri çekildiğini söyledi. Basal, sivil savunma ekiplerinin Tel El Hava ve sanayi bölgesinde Filistinlilerin yakılmış cesetlerini bulduğunu ve bazı evlerin tamamen yandığını belirtti.
Sivil Savunma Sözcüsü, açıklamasında, Tel El Hava Mahallesi ile sanayi bölgesinden sürekli imdat çağrıları aldıklarını kaydederek, “Sanayi bölgesindeki ara sokaklarda ve evlerin içinde onlarca Filistinlinin cesedi bulundu” ifadelerine yer verdi.
El-Ehli Baptist Hastanesi’nden AA’ya verilen bilgilere göre ise Tel El Hava Mahallesi’nin çeşitli bölgelerinde 56 Filistinlinin cesedine ulaşıldığı kaydedildi. Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi’nden yapılan açıklamada ise “İsrail’in Tel El Hava Mahallesi’nde gerçekleştirdiği katliamlara ilişkin bilgiler var” ifadeleri kullanıldı.
ICRC: GÜNDE 500 İLA 2 BİN 500 TELEFON ALIYORUZ
ICRC ise Gazze’deki duruma ilişkin açıklama yaparak 7 Ekim 2023’ten bu yana yaklaşık 6 bin 400 Filistinlinin kendilerine kayıp olarak bildirildiğini duyurdu.
The Guardian’ın haberine göre, bu kişilerin çoğunun enkaz altında olduğuna ya da kimlik tespiti olmadan gömüldüğüne inanılıyor. Bazı kayıpların İsrail tarafından gözaltına alındığı düşünülürken bazıları ile ise iletişim kurulamadığı değerlendiriliyor. ICRC, nisan ayından bu yana kendilerine bildirilen yeni kayıp vakalarından yaklaşık 1100’ünün halen bulunamadığını kaydetti. ICRC Sözcüsü Sarah Davies, “Her hafta yardım hattımıza 500 ile 2 bin 500 çağrı geliyor; bunların çoğu kayıpların aile üyelerinden” dedi.
‘SALDIRI YA DA TAHLİYE EMRİ OLDUĞUDA DAHA ÇOK TELEFON ALIYORUZ’
Alınan çağrı ve taleplerin Gazze’deki duruma göre değişiklik gösterdiğini anlatan Davies, yüksek sayıda insanın yaşadığı yerlere yönelik saldırılar olduğunda ya da İsrail tarafından tahliye emirleri verildiğinde yardım hattına daha fazla telefon geldiğini söyledi. Davies, “Maalesef bunun gibi kaotik durumlarda insanlar kolayca birbirinden ayrılabiliyor. İnsanlar panikliyor, bazen karanlık oluyor, görmek zorlaşıyor; eğer yakınlarda patlamalar olursa, yakınlarındaki insanlar kaçıyor ve birbirini kaybediyor” diye konuştu.
Davies, insanlar yaralanıp ambulansla hastaneye kaldırıldığında aile üyelerinin yakınlarının hangi hastanede olduğunu her zaman bilemediğini belirterek, “İnsanlar telefonlarını kaybedebiliyor, iletişim kopabiliyor, SIM kartlar değişiyor. İnsanların savaş alanında birbirinden ayrılması için tarifsiz sebepler var” değerlendirmesinde bulundu.
BM: BİR ÇOCUK NESLİNİ TAMAMEN KAYBETMENİN EŞİĞİNDEYİZ
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) İletişim Direktörü Juliette Touma, İsrail saldırıları altındaki Gazze’de bir çocuk neslinin tamamını kaybetmenin eşiğinde olduklarını duyurdu.
BM Cenevre Ofisinin resmi X (eski adıyla Twitter) hesabından paylaşılan videoda, Touma, İsrail saldırıları altındaki Gazze’de çocukların durumuna ilişkin bilgi verdi. İsrail saldırılarının başladığı günden bu yana en az 600 bin çocuğun okula gidemediğini belirten Touma, pek çok okulun kapandığını, UNRWA okullarının ise sığınma yerlerine dönüştürüldüğünü kaydetti. Touma, “Bu demek oluyor ki, eğer bu savaş devam ederse bir çocuk neslinin tamamını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız” dedi.
Çocukların okuldan uzak kalma süresinin eğitimdeki kayıplarının telafisini zorlaştıracağının altını çizen Touma, son olarak çocuklar için ateşkes yapılması çağrısında bulundu.
Gemi, yat ve hizmetleri sektörünün ihracatı ise bu dönemde yüzde 36,8 artarak 923 milyon 516 bin dolara ulaştı. Geçen yılın aynı döneminde söz konusu tutar 675 milyon 269 bin dolar düzeyindeydi.
Yılın ilk yarısında en fazla gemi ve yat ihracatının yapıldığı şehir 485 milyon 410 bin dolarla İstanbul oldu. İstanbul’u 255 milyon 850 bin dolarla Yalova, 70 milyon 718 bin dolarla İzmir ve 54 milyon 830 bin dolarla Bursa izledi.
İlk sırada Norveç var
Gemi, yat ve hizmetleri sektörünün bu dönemde en fazla dış satım yaptığı ülke Norveç oldu. Norveç’e yılın ilk yarısında 147 milyon 562 bin dolarlık ihracat yapıldı. Bu ülkeyi 125 milyon 479 bin dolarla Marşal Adaları, 74 milyon 388 bin dolarla Almanya, 58 milyon 737 bin dolarla Yunanistan ve 56 milyon 434 bin dolarla İtalya takip etti.
Ülkelere göre sektörün dış satım hacmindeki değişime bakıldığında miktar bazında en fazla artış Brezilya’da kaydedildi.
Sektörün ihracatının önemli bölümünü 468,6 milyon dolarla gemi dış satımı teşkil etti. Söz konusu dönemde 163 milyon dolarlık römorkör, 43,7 milyon dolarlık deniz tankeri, 27,5 milyon dolarlık gemi yan sanayi ihracatı yapıldı.
“Kaliteli ürünler üretmeyi sürdürüyoruz”
Gemi, Yat ve Hizmetleri İhracatçıları Birliği Başkanı Cem Seven, yılın ilk 6 ayında geçen seneye göre bir atılım olduğunu belirtti.
Sektör olarak en güçlü oldukları ürün gruplarında römorkörler, feribotlar, balıkçı gemilerinin yer aldığını ifade eden Seven, “Yıllara sari bir iş gemi ve yat inşa işi. Bir geminin inşaatı yaklaşık 2-2,5 yıl sürüyor. 2,5 yıl önce almış olduğumuz siparişi bu mevsimde, bu aylarda teslim ediyoruz. Yatta keza imalat süresi 4 yılı buluyor. Türkiye’deki birçok ihraç konusu olan ürünlerden farklı dinamikler gösteriyor inşa süresi açısından. Dolayısıyla esasında bu 2 ila 4 yıl önce yoğun bir şekilde alınmış olan siparişlerin teslim edilmesi neticesindeki ihracat tablosuna yansıyan bir yükseliş olarak görülüyor” diye konuştu.
Seven, sektör olarak kaliteli ürünler üretmeyi sürdürdüklerini vurgulayarak, “Yıl sonu ihracat hedefimizi yine 1,8 milyar dolar ila 1,9 milyar dolar olarak tutturacağımızı düşünüyoruz, geçmişten alınan siparişlere istinaden” dedi.
Birçok sektörde, yurt dışındaki daralma nedeniyle sipariş düşüşlerinin yaşandığını belirten Seven, şu bilgileri verdi:
“Bizde tam tersi Uluslararası Denizcilik Örgütünün (IMO) getirdiği dekarbonizasyon kurallarında 2050’ye kadar emisyonların sıfırlanması hedefi var. IMO’nun getirmiş olduğu kurallar neticesinde bütün dünyaya ve Türkiye’ye çevre dostu gemilerin, yatların siparişinin çok artacağına delalet bu yeni kurallar. Bu şu demek oluyor; biz demek ki normal şartlar altında yurt dışından birçok sipariş alacağız özellikle gemi, balıkçı gemileri, römorkörlerde ve feribotlarda.”
“Römorkörde Çin’i geride bıraktık”
Cem Seven, son 1-1,5 yılda işçilik maliyetlerinin arttığına işaret ederek, “Sektörde İspanya ve Polonya’yı işçilikte geride bıraktık, onlardan daha pahalı hale geldik. Norveç ile de başa baş noktasındayız. Bu sürdürülebilir değil, bunu bağlı bulunduğumuz Ticaret Bakanlığımız başta olmak üzere tüm bakanlıklarımıza iletiyoruz” diye konuştu.
Türkiye’nin römorkörlerde Çin’i geride bırakarak dünyada ihracat şampiyonu olduğuna dikkati çeken Seven, “Keza balıkçı gemilerinde İspanyol tersanelerini geride bırakarak Türkiye 2023’te ihracat dünya şampiyonu oldu. Feribotta ilk 5’te, yatta ilk 10’da yer alıyor. Esasında çok gelecek vadediyor. Son derece başarılı olduğumuz bir sektör” ifadesini kullandı.
İhracat kilogram birim fiyatının özel maksatlı, özel yapılı gemilerde 20 doların üzerine, mega yatlarda ise 50 dolara kadar çıktığını dile getiren Seven, şunları kaydetti:
“İhracat kilogram birim fiyatını yükselttik, inovatif ve yüksek mühendislikli ürünler üretiyoruz. Devletimizin bütün beklentilerini sektör olarak yerine getiriyoruz ama enflasyonun yükselmemesi için uygulanan düşük kur politikası bizi rekabetçi olmaktan uzaklaştırmaya başladı, bunun da en kısa sürede çözümleneceğini umuyoruz.”
Kurul, Hedef Yatırım Bankası AŞ’nin 1 milyar 650 milyon lira, Huzur Faktoring AŞ’nin 350 milyon lira, Yapı Kredi Yatırım Menkul Değerler AŞ’nin 9 milyar 690 milyon lira, TEB Finansman AŞ’nin 1 milyar 325 milyon lira, Lider Faktoring AŞ’nin 295 milyon lira, Kent Finans Faktoring AŞ’nin 556 milyon 525 bin lira, Mercedes Benz Kamyon Finansman AŞ’nin 2 milyar 200 milyon lira, Limak Çimento Sanayi ve Ticaret AŞ’nin 750 milyon dolar ve Deniz Finansal Kiralama AŞ’nin 80 milyon dolar tutarındaki tahvil ve finansman bonosu ihracını onaylarken İş Yatırım Menkul Değerler AŞ’nin 40 milyar lira tutarındaki tahvil ve finansman bonosu, 200 milyon lira tutarındaki yapılandırılmış borçlanma aracı ihracı başvurusunu kabul etti.
SPK, Q Yatırım Bankası AŞ’nin emir iletimine aracılık, işlem aracılığı, portföy aracılığı, bireysel portföy yöneticiliği, yatırım danışmanlığı, en iyi gayret ve aracılık yüklenimi suretiyle halka arza aracılık, sınırlı saklama ve genel saklama hizmetlerinde bulunmasına, Kuveyt Türk Yatırım Menkul Değerler AŞ’nin işlem aracılığı, portföy aracılığı, bireysel portföy yöneticiliği, yatırım danışmanlığı, en iyi gayret ve aracılık yüklenimi suretiyle halka arza aracılık, sınırlı saklama ve genel saklama hizmetlerinde bulunmasına izin verilmesi talebinin olumlu karşılanmasına karar verdi.
Kurul, Nurol Portföy Yönetimi AŞ Değişken Şemsiye Fon, Nurol Portföy Yönetimi AŞ Fon Sepeti Şemsiye Fonu ve Nurol Portföy Yönetimi AŞ Hisse Senedi Şemsiye Fonu’nun kuruluşuna izin verilmesini onaylarken, Albaraka Portföy Yönetimi AŞ Dördüncü Karma Girişim Sermayesi Yatırım Fonu, Albaraka Portföy Yönetimi AŞ Beşinci Karma Girişim Sermayesi Yatırım Fonu, Azimut Portföy Yönetimi AŞ İkinci Gayrimenkul Yatırım Fonu, Nurol Portföy Yönetimi AŞ Yedinci Gayrimenkul Yatırım Fonu, RE-PIE Portföy Yönetimi AŞ Üçüncü Gayrimenkul Yatırım Fonu ve Ziraat Portföy Yönetimi AŞ Derin Teknoloji Girişim Sermayesi Yatırım Fonu’nun kuruluşlarına izin verilmesi ve katılma paylarının ihracına ilişkin ihraç belgelerinin onaylanması talebini olumlu karşıladı.
Suç duyuruları ve idari para cezaları
Alkim Alkali Kimya AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda 1 kişiye 139 bin 566 lira, Ayen Enerji AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda da 1 kişiye 311 bin 134 lira olmak üzere toplam 450 bin 700 lira idari para cezası uygulanmasına karar veren SPK, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (SPKn) ve ilgili mevzuat kapsamında yapılan incelemeler sonucunda 9 gerçek kişi, 6 içerik sağlayıcı ve telefon hattını kullandıran 7 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına hükmetti.
Öte yandan Kurul, Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik olarak internet aracılığıyla yurt dışında kaldıraçlı işlem yaptırıldığı belirlenen 28 internet sitesine erişimin engellenmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılmasını kararlaştırdı.
]]>Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı, mayısta 4 milyar 199 milyon dolar oldu. Bu dönemde hizmetler dengesi kaynaklı net girişler 4 milyar 724 milyon dolar, seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler de 3 milyar 915 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Birincil gelir dengesi kaleminde 1 milyar 607 milyon dolar ve ikincil gelir dengesi kaleminde de 153 milyon dolarlık net çıkış kaydedildi.
Mayısta yıllıklandırılmış cari açık ise 25 milyar 191 milyon dolara inerken, yıllıklandırılmış cari açıktaki son 1 yıllık iyileşme 31 milyar 831 milyon dolara işaret etti.
Öte yandan, cari açığın milli gelire oranı 2023 sonu milli geliri dikkate alındığında yaklaşık yüzde 2,25’e indi.
BAKAN BOLAT’TAN AÇIKLAMA
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “Dış ticaret dengesindeki olumlu gelişmeler, ekonomik büyümeyi daha dengeli bir yapıya kavuşturmakta ve cari işlemler hesabındaki iyileşmeyle birlikte makroekonomik istikrarı sağlamlaştırmaktadır.” dedi.
X hesabından açıklamada bulunan Bolat, şunları söyledi:
“Yıllıklandırılmış cari işlemler açığı son 1 yılda 31,8 milyar dolar geriledi.
2024 yılı Mayıs ayında cari işlemler açığı geçen yılın aynı ayına göre %84,1 oranında azalışla 1,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.
Cari işlemler açığı 2024 yılı Ocak-Mayıs döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %53,0 oranında azalışla 17,6milyar dolar olarak kaydedilmiştir.
Böylelikle zirve noktası olan 2023 yılı Mayıs ayında 57,0 milyar dolar olarak gerçekleşen yıllıklandırılmış cari işlemler açığı bir yıl sonra 31,8 milyar dolar azalarak 2024 Mayıs ayı itibariyle 25,2 milyar dolara gerilemiştir. Aynı dönemde yıllıklandırılmış dış ticaret açığı ise 35,1 milyar dolar gerilemiştir. Böylelikle 2023 Mayıs ayına göre yıllıklandırılmış cari işlemler açığı dış ticarette uygulanan politikaların etkisi ile %55,8 oranında düşmüştür.
2024 Mayıs ayında yıllıklandırılmış bazda ihracatımız %2,3’lük artış ile 260,0 milyar dolara yükselmiştir. Aynı ayda ithalatımız ise yıllıklandırılmış bazda %7,8’lik azalışla 347,1 milyar dolara gerilemiştir. Yıllıklandırılmış dış ticaret açığı %28,7 oranında azalarak 87,1 milyar olurken, ihracatın ithalatı karşılama oranı 7,4 yüzde puan artarak %74,9 olmuştur.
Dış ticaret açığındaki gerilemeye, hizmet ihracatımızdaki artış da eşlik etmektedir. Hizmet gelirleri Mayıs ayında yıllıklandırılmış bazda 105,0 milyar dolar ile rekorunu yenilemiştir. Hizmetlerin altında yer alan seyahat gelirleri ise 51,1 milyar dolara yükselmiştir. Mal ve hizmet ihracatını artırmaya yönelik destekler ve ithalatı düşürmeye yönelik tedbirlerin uygulamadaki sonuçları ile cari işlemler açığında önemli bir gerileme kaydedilmiştir.
Mayıs ayında mal ihracatı %16 artış ile 24,1 milyar dolarlık rekor seviyede gerçekleşirken, mal ithalatı %10,4 oranındaki gerileme ile 30,6 milyar dolar olmuştur. Mal ticaretindeki bu iyileşmeye hizmet ihracatındaki artışlar katkı vermiş, ve cari işlemler açığında ciddi bir düşüş sağlanmıştır. Haziran ayında ise takvim ve Kurban Bayramı tatili etkisiyle cari açıkta geçici bir artış beklenmekle birlikte, yıl sonunda cari işlemler açığının Orta Vadeli Program (OVP) hedefinin (34,7 Milyar Dolar) altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz.
Dış ticaret dengesindeki olumlu gelişmeler, ekonomik büyümeyi daha dengeli bir yapıya kavuşturmakta ve cari işlemler hesabındaki iyileşmeyle birlikte makroekonomik istikrarı sağlamlaştırmaktadır. 2024 yılı genelinde ihracattaki artış ve ithalattaki azalış eğiliminin sürmesi beklenmekte olup, dış ticaretin cari işlemler dengesine ve ekonomik büyümeye pozitif katkı yapacağı öngörülmektedir. Ticaret Bakanlığı olarak, küresel mal ve hizmet ihracatındaki payımızı artırmak amacıyla üretici ve ihracatçılarımızla yakın iş birliği içerisinde çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.”
]]>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Oda’nın temmuz ayı meclis toplantısında iş dünyasının gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Avdagiç, enflasyonla mücadelede yılın ilk yarısını geride bırakarak deflasyonist sürecin kapısının aralandığını belirtti. İş dünyası adına bir konunun altını çizmek istediklerini kaydeden Avdagiç, ”TÜFE’deki yıllık artış oranı yüzde 71,6. ÜFE’de yüzde 50,09. Odamızın açıkladığı fiyat endekslerinde de Ücretliler Geçinme Endeksi için artış yüzde 82,14 iken, Toptan Eşya Fiyatları Endeksi ise yüzde 60,49. Şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Son bir yılda TÜİK ve İTO endekslerinin ortalaması yüzde 66 iken, dolar-euro sepet kurdaki artış oranı sadece yüzde 25,2 düzeyinde. Makas yüzde 40’ın üzerinde. Burada hem dış ticaretimiz hem de iç piyasamız için denge bozucu şekilde açılmış bir makas görüyoruz. Kur ile enflasyon arasındaki korelasyonun zayıflamamasına dikkat etmek zorundayız. Zira bunun ekonomimiz için çok yönlü negatif etkileri olabilir. Geçmişte bunu tecrübe ettik ve tekrarlanmasını asla arzu etmiyoruz” açıklamasını yaptı.
Kur ve enflasyon arasındaki makasın açık kaldığı her an ihracatın aleyhine, ithalatın lehine işlediğini belirten Avdagiç, şunları söyledi: “Kur ve enflasyon arasında açılan makas eninde sonunda kapanıyor. Bizim bu sürecin kontrolünü elimizde tutmamız ve sürdürülebilir kılmamız ekonomimiz için çok önemli. Enflasyon ile kur sepeti arasındaki bağ kopuk kalırsa, yılın ikinci yarısında ihracatta kalıcı düşüş, ithalatta ise hızlı artışın devreye girmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle bir defa daha kur ve enflasyon arasındaki bağın zayıflamaması gerektiğine dikkat çekiyor, ekonomi yönetimimizin bu konuya hassasiyetinin artarak sürmesini önemle bekliyoruz.”
Avdagiç, ”Enflasyonla mücadeleye ’evet’ ama enflasyon ile kur sepeti arasındaki bağ kopuk kalırsa, yılın ikinci yarısında ihracatta kalıcı düşüş, ithalatta ise hızlı artışın devreye girmesi söz konusu olabilir” uyarısında bulundu.
“DEVLET TAHVİLİNE YABANCI GİRİŞİNİN REKOR SEVİYELERE ULAŞMASI SÜRPRİZ OLMAYACAKTIR”
Avdagiç, Türkiye ekonomisindeki normalleşmenin uluslararası yatırımcılar tarafından da dikkatle izlendiğini ve ciddi karşılık bulduğunu ifade etti. Bu kapsamda geçen yılın haziran ayından bu yana Türkiye’ye ciddi miktarda yabancı yatırım girişi olduğunu vurgulayan Avdagiç, “Özellikle tahvil tarafında, enflasyondaki belirgin yavaşlamayla birlikte büyük miktarlarda giriş bekliyoruz. Faizlerin düşmesiyle birlikte getirisi artan devlet tahviline yabancı girişinin önümüzdeki dönemde rekor seviyelere ulaşması sürpriz olmayacaktır” dedi.
Bu noktada, yurtdışından fon girişlerinin kaçınılmaz olarak TL’nin aşırı değerlenmesine yol açabileceğine dikkat çeken Avdagiç, ”Dolayısıyla burada döviz kuruna ilişkin kuyumcu terazisi hassaslığında bir dengelenmeye ihtiyaç duyulduğunu ifade etmek isteriz. Bu çerçevede özellikle yatırım, teşvik, faiz ve döviz politikasının dengeli bir şekilde götürülmesi gerektiğine inanıyoruz” diye konuştu.
“ENFLASYONDA YÜZDE 50 BANDININ ALTINA İNİLMESİ ÖNEMLİ BİR KIRILMA NOKTASI’ OLACAK”
Enflasyonun dar gelirliden iş dünyasına kadar herkesin yakından takip ettiği en önemli sorun olduğunu belirten Avdagiç, şöyle devam etti: ”En son haziran rakamları açıklandı. Beklentiler paralelinde mayıs ayında yüzde 75,45 ile zirve seviyesini gören yıllık TÜFE artışı, haziranda yüzde 71,6’ya geriledi. Hatırlanacağı gibi aylık TÜFE artışları, geçen yılın temmuz ayında yüzde 9,49, ağustosta da yüzde 9,09 olarak gerçekleşmişti. Önümüzdeki iki ayda artış oranlarının yüzde 2’ler civarında gelmesi halinde, iki ay sonra yıllık TÜFE’de yüzde 50’nin altını görmüş olacağız. Vurgulamak isterim ki, ’enflasyonda baz etkisiyle yüzde 50 bandının altına inilmesi önemli bir kırılma noktası’ olacaktır. Bunun psikolojik etkileri olacağı gibi, ileriye yönelik fiyatlama davranışlarının iyileşmesine de katkı sağlayacaktır.”
Avdagiç, iş dünyası olarak çok taraflı uluslararası ilişkiler kurmayı önemli bulduklarını belirterek, “Bu bağlamda, Azerbaycan ile güçlendirilen ilişkilere ilave olarak, diğer komşularımız ile de daha yakın iş birliği ve daha güçlü ekonomik ilişkilerin tesisi yönündeki çabaları takdirle karşılıyoruz” dedi.
Avdagiç, dünyanın geneline bakıldığında ülkelerin en yüksek ticareti komşularıyla yaptığının görüldüğüne işaret etti. Avdagiç, şunları söyledi: ‘‘Türkiye’nin toplam ihracatında sınır komşumuz olan ülkelerin payı hâlâ yüzde 12-13 seviyelerindedir. Komşularımızla ticaretimizde tek sevindiren rakam, tamamına karşı dış ticaret fazlası vermemiz. Ancak, gerek komşu ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyi gerekse de Türkiye’nin bu ülkelere yönelik yüksek ihracat potansiyeli dikkate alındığında, mevcut rakamlar oldukça düşük kalıyor. Biz şuna inanıyoruz. İyi komşuluk ilişkileri, ticaretin olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla gerek sınır komşularımız gerekse bölge ülkeleriyle dostluk temelinde ilişkilerin daha ileri boyutlara taşınması, kuşkusuz bu ülkelere yönelik ihracatımıza da büyük bir ivme kazandıracaktır. Son günlerde ilişkilerin yumuşatılması yolunda ortaya konulan iradenin, büyük önem taşıdığını belirtmek isterim. Unutmayalım ki, güçlü ticari bağların aşamayacağı sorun yoktur.”
]]>TAŞITLAR DA İZLENECEK
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda dün tasarruf tedbirlerini içeren yasa teklifiyle ilgili milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Hatipoğlu, izleme, denetleme sistemi ve bir de yaptırımla ilgili daha belirgin bir çerçeve sunmaya çalıştıklarını söyledi.
Hatipoğlu şöyle devam etti:
“Tasarruf tedbirlerimiz var ama uygulamada birtakım belki etkinlik eksiklikleri var. Bu etkinliği gidermek için bir izleme sistemi kuruyoruz, (Maliye Bakanlığında Tasarruf Tedbirleri İzleme Sistemi) adı altında bir bilgi sistemi, kendi imkânlarımızla geliştirdik. Kamu Taşıt Filo Sistemi geliştirdik tüm kamu taşıtlarına ilişkin bir filo yönetimi anlamında; bir izleme sistemi kuruyoruz. Denetlemeye ilişkin olarak da ilgili kamu idarelerinin denetim birimleri veya Hazine ve Maliye Bakanlığının denetim yapabileceğine ilişkin bir öneri var.”
UYMAYANA DİSİPLİN HÜKÜMLERİ UYGULANACAK
Yasa teklifine göre kamu kurum ve kuruluşlarının tasarruf tedbirlerine uygunluğu kendi idarelerince veya Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca yapılan izlenme, denetlenme sonucunda, alınan tedbirlere aykırı iş ve işlemleri tespit edilenler hakkında tabi oldukları mevzuat uyarınca disiplin hükümleri uygulanacak. Sonuçları idarelerce Cumhurbaşkanlığı’na bildirilecek.
ÇİFTE MAAŞ ÖNCE EMANET HESABA GELECEK
Teklif kamuda çifte maaşın da önüne geçmeyi hedefleyen kararlar içeriyor. Buna göre, her statüdeki kurum ve kuruluşun yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu, danışma kurulu üyeliğinde ve komisyon, heyet, komite ile benzeri organlarında görev alanlara, kurum içi ve kurum dışı ayrımı yapılmaksızın bu görevlerinden sadece biri için ücret ödenebilecek.
Yürütülen görevler nedeniyle huzur hakkı, ücret, ikramiye gibi her ne ad altında olursa olsun bir ayda yapılabilecek ödemelerin toplam net tutarı 108 bin gösterge rakamının, memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı geçemeyecek. Bu rakam şu anda 98 bin lira.
Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde milletvekilleri çifte maaşa sınır uygulamasında belirsizlikler olduğunu, özel sektörden gelen kişilerin bu sınıra dahil olup olmadığını, Varlık Fonu şirketlerinin kapsamda olup olmadığını sordu.
Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı İlhan Hatipoğlu, yapılan düzenleme ile hem kişi hem de kurumsal anlamda kapsamın genişletildiğini, ikinci olarak üst sınır getirildiğini ve üst sınırı aşan kısmın bütçeye gelir olarak kaydedileceğini ifade etti. Şu anda alınan birden fazla maaşın bildirilmesi gerektiğine dikkat çeken Hatipoğlu, “Birden fazla maaş aldığını kişi bildirmezse onu tespit etmek biraz zor olabilir. Şimdi emanet hesabına gelecek, kişinin hesabına gitmeden ilgili kamu idaresi, 10 yerde de yönetim kurulu üyesi olabilir ama bir tanesini ve o tutara kadar olan kısmı, eğer aşıyorsa aşan kısmı bütçeyi gelir kaydetmek suretiyle sınırın altında kalmasını sağlayacak” diye konuştu.
ÖTV İNDİRİMİNDE TOGG TARTIŞMASI
Yasa teklifinde hibrit araçlara yönelik getirilen ÖTV indiriminin TOGG’u olumsuz etkileyip etkilemeyeceği de Komisyon’da tartışıldı. Milletvekilleri uygulamanın TOGG’u olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Zekeriya Coştu, gelecekte güçlü bir oyuncu olma hedefindeki Türkiye’nin, TOGG ile önemli bir adım attığını vurguladı. Teklif hükmünün, tek bir firmaya ait ürünü işaret etmediğini, farklı ülkelerden yatırımcılarda da bu özelliklere uygun araçlar bulunduğunu anlatan Coştu, şarj edilebilir hibrit araçların teşvik edilmesinin önemli olduğunu ifade etti.
Coştu, teklif hükmünün sektörle ilgili uzun vadeli planlar açısından bugün atılması gereken önemli bir adım olduğunu söyleyerek, “Burada yüzde 10 vergi diliminin karşısında yüzde 30 gibi bir seviye öngörerek TOGG’u da korumuş oluyoruz. Bakanlığımızın TOGG’a yönelik hassasiyeti ortadadır. TOGG’un başarısında kayıp oluşmayacaktır” dedi.
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Oda’nın temmuz ayı meclis toplantısında iş dünyasının gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Avdagiç, enflasyonla mücadelede yılın ilk yarısını geride bırakarak deflasyonist sürecin kapısının aralandığını belirtti. İş dünyası adına bir konunun altını çizmek istediklerini kaydeden Avdagiç, ”TÜFE’deki yıllık artış oranı yüzde 71,6. ÜFE’de yüzde 50,09. Odamızın açıkladığı fiyat endekslerinde de Ücretliler Geçinme Endeksi için artış yüzde 82,14 iken, Toptan Eşya Fiyatları Endeksi ise yüzde 60,49. Şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Son bir yılda TÜİK ve İTO endekslerinin ortalaması yüzde 66 iken, dolar-euro sepet kurdaki artış oranı sadece yüzde 25,2 düzeyinde. Makas yüzde 40’ın üzerinde. Burada hem dış ticaretimiz hem de iç piyasamız için denge bozucu şekilde açılmış bir makas görüyoruz. Kur ile enflasyon arasındaki korelasyonun zayıflamamasına dikkat etmek zorundayız. Zira bunun ekonomimiz için çok yönlü negatif etkileri olabilir. Geçmişte bunu tecrübe ettik ve tekrarlanmasını asla arzu etmiyoruz” açıklamasını yaptı.
Kur ve enflasyon arasındaki makasın açık kaldığı her an ihracatın aleyhine, ithalatın lehine işlediğini belirten Avdagiç, şunları söyledi: “Kur ve enflasyon arasında açılan makas eninde sonunda kapanıyor. Bizim bu sürecin kontrolünü elimizde tutmamız ve sürdürülebilir kılmamız ekonomimiz için çok önemli. Enflasyon ile kur sepeti arasındaki bağ kopuk kalırsa, yılın ikinci yarısında ihracatta kalıcı düşüş, ithalatta ise hızlı artışın devreye girmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle bir defa daha kur ve enflasyon arasındaki bağın zayıflamaması gerektiğine dikkat çekiyor, ekonomi yönetimimizin bu konuya hassasiyetinin artarak sürmesini önemle bekliyoruz.”
Avdagiç, ”Enflasyonla mücadeleye ’evet’ ama enflasyon ile kur sepeti arasındaki bağ kopuk kalırsa, yılın ikinci yarısında ihracatta kalıcı düşüş, ithalatta ise hızlı artışın devreye girmesi söz konusu olabilir” uyarısında bulundu.
”Devlet tahviline yabancı girişinin rekor seviyelere ulaşması sürpriz olmayacaktır”
Avdagiç, Türkiye ekonomisindeki normalleşmenin uluslararası yatırımcılar tarafından da dikkatle izlendiğini ve ciddi karşılık bulduğunu ifade etti. Bu kapsamda geçen yılın haziran ayından bu yana Türkiye’ye ciddi miktarda yabancı yatırım girişi olduğunu vurgulayan Avdagiç, “Özellikle tahvil tarafında, enflasyondaki belirgin yavaşlamayla birlikte büyük miktarlarda giriş bekliyoruz. Faizlerin düşmesiyle birlikte getirisi artan devlet tahviline yabancı girişinin önümüzdeki dönemde rekor seviyelere ulaşması sürpriz olmayacaktır” dedi.
Bu noktada, yurtdışından fon girişlerinin kaçınılmaz olarak TL’nin aşırı değerlenmesine yol açabileceğine dikkat çeken Avdagiç, ”Dolayısıyla burada döviz kuruna ilişkin kuyumcu terazisi hassaslığında bir dengelenmeye ihtiyaç duyulduğunu ifade etmek isteriz. Bu çerçevede özellikle yatırım, teşvik, faiz ve döviz politikasının dengeli bir şekilde götürülmesi gerektiğine inanıyoruz” diye konuştu.
”Enflasyonda yüzde 50 bandının altına inilmesi önemli bir kırılma noktası olacak”
Enflasyonun dar gelirliden iş dünyasına kadar herkesin yakından takip ettiği en önemli sorun olduğunu belirten Avdagiç, şöyle devam etti: ”En son haziran rakamları açıklandı. Beklentiler paralelinde mayıs ayında yüzde 75,45 ile zirve seviyesini gören yıllık TÜFE artışı, haziranda yüzde 71,6’ya geriledi. Hatırlanacağı gibi aylık TÜFE artışları, geçen yılın temmuz ayında yüzde 9,49, ağustosta da yüzde 9,09 olarak gerçekleşmişti. Önümüzdeki iki ayda artış oranlarının yüzde 2’ler civarında gelmesi halinde, iki ay sonra yıllık TÜFE’de yüzde 50’nin altını görmüş olacağız. Vurgulamak isterim ki, ’enflasyonda baz etkisiyle yüzde 50 bandının altına inilmesi önemli bir kırılma noktası’ olacaktır. Bunun psikolojik etkileri olacağı gibi, ileriye yönelik fiyatlama davranışlarının iyileşmesine de katkı sağlayacaktır.”
”Türkiye’nin toplam ihracatında sınır komşumuz olan ülkelerin payı hâlâ yüzde 12-13 seviyelerinde”
Avdagiç, iş dünyası olarak çok taraflı uluslararası ilişkiler kurmayı önemli bulduklarını belirterek, “Bu bağlamda, Azerbaycan ile güçlendirilen ilişkilere ilave olarak, diğer komşularımız ile de daha yakın iş birliği ve daha güçlü ekonomik ilişkilerin tesisi yönündeki çabaları takdirle karşılıyoruz” dedi.
Avdagiç, dünyanın geneline bakıldığında ülkelerin en yüksek ticareti komşularıyla yaptığının görüldüğüne işaret etti. Avdagiç, şunları söyledi: ‘‘Türkiye’nin toplam ihracatında sınır komşumuz olan ülkelerin payı hâlâ yüzde 12-13 seviyelerindedir. Komşularımızla ticaretimizde tek sevindiren rakam, tamamına karşı dış ticaret fazlası vermemiz. Ancak, gerek komşu ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyi gerekse de Türkiye’nin bu ülkelere yönelik yüksek ihracat potansiyeli dikkate alındığında, mevcut rakamlar oldukça düşük kalıyor. Biz şuna inanıyoruz. İyi komşuluk ilişkileri, ticaretin olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla gerek sınır komşularımız gerekse bölge ülkeleriyle dostluk temelinde ilişkilerin daha ileri boyutlara taşınması, kuşkusuz bu ülkelere yönelik ihracatımıza da büyük bir ivme kazandıracaktır. Son günlerde ilişkilerin yumuşatılması yolunda ortaya konulan iradenin, büyük önem taşıdığını belirtmek isterim. Unutmayalım ki, güçlü ticari bağların aşamayacağı sorun yoktur.”
]]>Bu gelişmeler ışığında altın fiyatları güç kazandı. ABD’de faizlerin düşeceği beklentisi altına olan talebi artırdı.
Ons altın güne 2415 dolardan başladı. Gün içinde en düşük 2406 dolar, en yüksek de 2416 dolar seviyesi görüldü. Şu sıralar 2409 dolardan işlem görüyor.
TARİHİ ZİRVEYİ GÖRDÜ
Gram altın ise güne 2549 liradan başladı. Gün içinde en düşük 2548 lira, en yüksek de 2561 lira seviyesi görüldü. 2561 lira tarihi yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. Şu sıralar 2553 liradan alıcı buluyor.
Kapalıçarşı’da gram altın 2546 liradan alınırken 2567 liradan satılıyor.
DOLARIN GÖZÜ CARİ AÇIK RAKAMLARINDA
Dün 32,82 TL’ye kadar gerileyen kur bugüne 32,97 TL’den başladı. Euro ise 35,84 TL’den başladı. Bugün gözler saat 10:00’da açıklanacak cari açığa kilitlendi.
Dün aynı zamanda 2 farklı yerde konuşma yapan TCMB Başkanı Fatih Karahan ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ten aynı mesaj geldi: Haziran itibariyle dezenflasyon başlamıştır.
JP Morgan’ın toplantısında konuşan TCMB Başkanı Fatih Karahan, ülke risk primindeki düşüşe dikkat çekerek haziranda yıllık enflasyonun 3,8 puan azalarak yüzde 71,6 ya gerilediğini ve enflasyon göstergelerinin ana eğiliminin enflasyondaki yavaşlamaya işaret ettiğini söyledi.
Karahan “Haziran ayında dezenflasyon süreci başlamıştır.” dedi.
TÜSİAD toplantısında konuşan Bakan Şimşek’ten de “Enflasyonda en zoru geride kaldı” dedi. Bakan Şimşek “Dezenflasyon döneminin başındayız. Gelecek ay enflasyon yüksek ihtimalle yüzde 60 civarına inebilir, yıl sonunda enflasyonda yüzde 42’ye kadar toleransımız var.” dedi.
Enflasyon haziran ayında beklentilerin altında kalarak aylık yüzde 1,64, yıllık ise yüzde 71,60 olarak gerçekleşti.
Bugün açıklanacak cari açık rakamlarıyla ilgili de konuşan Bakan Şimşek “Yarın mayıs rakamları açıklanacak. Büyük ihtimalle cari açığın milli gelire oranı yüzde 2,5’in altına düşmüş olacak. Bu sene muhtemelen yüzde 2’nin altında bir cari açıkla devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Bugün cari açığın mayıs ayında 1.5 milyar dolar olarak, yıllık bazda ise 26,5 milyar dolar olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Amaçlarının vergilendirilmemiş bir alan bırakmamak, vergide adaleti ve etkinliği sağlamak olduğunun altını çizen Şimşek, “Çok güçlü şekilde kayıt dışı olanlar üzerinden bu vergi adaleti sağlanacak” diye konuştu.
Öte yandan KKM 2 trilyon liranın altına gerilerken, TCMB’nin rezervleri rekorunu yeniledi. TCMB toplam rezervleri, 5 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre 5 milyar 538 milyon dolar artışla 148 milyar 448 milyon dolara çıkarak rekor kırdı.
ABD’de ise Fed ve piyasanın istediği oluyor. ABD’de Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), haziranda aylık bazda yüzde 0,1 azalırken, yıllık bazda yüzde 3 artışla piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti.
Yüzde 3.1’lik beklentilerin altında kalan enflasyon sonrasında piyasalar Fed’den faiz indirim beklentisini öne çekti. Yatırım bankası JP Morgan, Fed’in eylül ayında faiz indirimlerine başlayabileceğini raporladı. Enflasyonun beklentilerin altında kalmaısnda yüzde 3,8 düşen benzin fiyatları etkili oldu.
Doların başlıca 6 para birimine karşı gücünü ölçen DXY endeksi 104,522’den 103,885’e kadar gerilese de bu seviyelerde kalıcı olamayarak yeniden yukarı döndü. Piyasalarda verinin ardından olumlu tepki gösterdi.
]]>KDP lideri Mesut Barzani, 3 Temmuz’da Bağdat’ı ziyaret etti. Altı yıl aradan sonra gerçekleşen ziyaret, bölge için oldukça kritik bir adım olarak yorumlandı. Barzani’nin görüşmesinde Şii siyasi liderlerin yanı sıra Sünni ve Türkmen toplumunun temsilcileriyle bir araya gelmesi de dikkat çekiciydi.
KDP ile İran hükümetine yakın mevcut Irak yönetiminin bir araya gelmesi jeopolitik açıdan yeni gelişmelerin kapısını aralayabilir. Irak’taki mevcut iç siyasi çekişme ve çatışmaların sona erdirilmesi için yeni bir adım atılması bölge istikrarı için oldukça önemli. Zira bölgedeki DEAŞ ve PKK terör örgütleri çatışmalardan besleniyor ve saldırılarını oluşan otorite boşluklarından faydalanarak artırabiliyor. Bu kapsamda Ankara’nın Bağdat ile müşterek hareket etme kararının ardından Kuzey Irak’taki operasyonlarını hızlandırması da dikkat çekici bir gelişme.
Türkiye ile iyi ilişkilere sahip KDP’nin de bu bağlamda Bağdat’a yakınlaşması başta güvenlik konusu olmak üzere birçok noktada fırsatlar oluşturabilir. Görüşmede memur maaşlarından petrol ihracatına kadar geniş ve bürokratik konuların ele alınması da tarafların istikrar arzusunu yansıtan cinsten.
İran’da Mesud Pezeşkiyan’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte, önümüzdeki dönemde İran-KDP yakınlaşmasının da mümkün olduğu değerlendirmeleri yapılıyor. Zira Pezeşkiyan, İran’ın etkin olduğu Irak’ta yeni bir çatışma alanı yaratılmamasından yana. Tahran ilerleyen dönemde Süleymaniye’deki Talabani yönetimine verdiği desteği azaltarak, Kürt bölgesinin meşru yönetimini KDP olarak tanıyabilir. Nitekim Talabani yönetimi İran’la yakın ilişkiler yürütse de aynı zamanda PKK ve ABD ile de denge kurmayı amaçlıyor.
Taraflar arasında en son gerilim Kerkük kentinde yaşanmıştı. DEAŞ’ın kente saldırı tehdidinin sona ermesiyle birlikte bölgede bulunan peşmerge güçleri bölgeyi terk etmek istememiş; Irak Ordusu ve Şii milisler şehre girerek peşmergelerin merkezden ayrılmasını sağlamıştı. Bu dönemde çatışmaların geniş çaplı bir noktaya ulaşmaması daha büyük bir kaosun önüne geçmişti. Tarafların itidalli davranmasıyla birlikte açılan yeni pencere, Irak’ın ihtiyacı olan istikrar için umut verici olarak yorumlanıyor.
Şİİ MİLİSLERİN VARLIĞI GÜÇ REKABETİNİ BERABERİNDE GETİRİYOR
Bölgedeki güç dengelerini anlamak için Irak’taki Şii milislerin varlığı ve peşmergenin gücünü değerlendirmek gerekir. İran destekli milisler, onlarca farklı fraksiyona ayrılmış olsalar da genel anlamdaki siyasetleri Tahran’ın menfaatlerini korumak üzerine şekilleniyor.
Irak Hizbullahı, Asaib el Hak, Bedir Hareketi, Mehdi Organizasyonu gibi yapıların binlerce silahlı milisi bulunuyor. ABD tarafından DEAŞ’a karşı Musul Operasyonu’nda onlarca zırhlı araç ve hava desteği alan gruplar ağır silahlara sahip.
Dolayısıyla her ne kadar Irak’ın isteği dahilinde ve Irak Ordusu ile koordineli olarak hareket ediyor olsalar da; Bağdat’ın bağımsızlığı yönünden, olası bir çıkar çatışması durumunda, ülkeyi iç savaşa sürükleyebilecek kadar büyük bir gücü barındırıyor.
Siyasi şartlar sebebiyle Şii milislerin dağıtılması şu aşamada mümkün değil. Bundan ötürü “bağımsız” politikalar izlemeye kararlı olan Bağdat yönetimi müttefiklerini artırarak gücünü yükseltmeyi hedefliyor. Askeri ve siyasi müttefiklerin artışıyla birlikte ekonomik şartların iyileştirilmesi için de adımların atılması gerektiği için, kalkınma projeleri oluşturuluyor. Doğalgaz hatlarının korunması için çalışmalar yürütülüyor. Onarım çalışmaları gerçekleştiriliyor.
ERBİL YÖNETİMİ BAĞIMSIZLIK HAREKETİNDEN VAZGEÇMEK DURUMUNDA KALMIŞTI
ABD tarafından destek alan bir başka yönetim olan KDP’nin ise bölgesel varlığını sürdürebilmesi için meşruluğunu artırması gerekiyor. Barzani yönetiminin bağımsızlık referandumu kararının ardından Beyaz Saray’ın kendisine sırt çevirmesi, ABD’nin desteğinin ne ölçüde olduğunu da göstermiş oldu. Erbil, bu doğrultuda başta Irak yönetiminden gelebilecek varoluşsal tehditlerin yanı sıra terör örgütleriyle de çetin bir sınav geçiriyor.
Kürt halkının temsilcisi olduğunu savunan PKK’lı militanlar propaganda çalışmalarıyla Erbil’i “işbirlikçilikle” suçluyor. DEAŞ militanları ise Erbil’i dinsiz bir yönetim olarak adlandırarak hedef tahtasına koymuş durumda. Tüm bu faktörler Süleymaniye’den gelen Kürtlerin tek temsilcisi olma amaçlarıyla da birleşince Erbil’i Bağdat’la yakın ilişkiler kurma noktasında ikna etmiş olarak gözüküyor.
Sonuç olarak, Barzani’nin yıllar sonra gerçekleştirdiği ziyaret yeni bir konjüktre işaret ediyor. Dengelerin istikrar üzerine kurulduğu, tarafların çatışmadan ziyade koordinasyonu ön plana aldığı; Terörle mücadele başta olmak üzere birçok konuda birlikte hareket etme zorunluluğu hem Erbil hem de Bağdat için kritik bir öneme sahip. Ve bu doğrultuda adımlar atılmaya devam etmesi beklenebilir. Bu süreçte yönetimlerin dikkat etmesi gereken konu ise kuşkusuz sabotaj denemeleri ve provokasyon çabaları olacaktır.
]]>“İSRAİL VE HAMAS TARAFINDAN KABUL EDİLDİ”
ABD’nin, Gazze’de ateşkes ve esirleri geri getirmek için aylardır çalıştığını dile getiren Biden, “6 hafta önce ortaya koyduğum detaylı plan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, G7, İsrail ve Hamas tarafından kabul edildi.” ifadesini kulandı.
Joe Biden, bunların karmaşık konular olduğunu vurgulayarak, hala bazı eksiklikler olduğunu, ancak ilerleme kaydettiklerini söyledi.
“Gidişat olumlu” diyen Biden, “Bunu başarma ve savaşı sonlandırma konusunda kararlıyım.” vurgusunu yaptı.
Biden, en başından beri bölgede taraflarla irtibat kurduğunu, Gazze’ye daha fazla yardım, gıda ve ilaç sokmak için çaba sarf ettiğini savundu.

“İSRAİL İŞBİRLİĞİ GÖSTERMEDİ”
“İsrail çok fazla işbirliği göstermedi” ifadesini kullanan Biden, İsrail’deki savaş kabinesinin, şimdiye kadar İsrail tarihinde gördüğü “en muhafazakar savaş kabinesi” olduğunu aktardı.
İsrail’e kendilerinin Afganistan’da yaptığı hatayı yapmamaları için uyarıda bulunduğunu belirten Biden, “Bizim yaptığımız hatayı yapmayın, size kötü adamları bulmanız için yardımcı oluruz dedim.” sözlerini sarf etti.
Joe Biden, “Bir yeri işgal etmeye gerek yok, kötü adamları yakalamak yeterli” diyerek, İsrail’in, Hamas’ın peşinden gidebileceğini kaydetti.
İSRAİL’E 1 TONLUK BOMBA SEVKİYATI ASKIYA ALINDI
İsrail’e 1 tonluk bomba sevkiyatının askıya alındığını anımsatan Biden, “Bunlar Gazze’de kullanılamaz. Büyük bir insani trajedi ve yıkım yaratıyorlar.” açıklamasında bulundu.
Biden, İsrail’i geçmişte ateşkese ikna edemediği için pişmanlık duyduğuna işaret ederek, “Şimdi bu savaşı sonlandırma zamanı.” görüşünü paylaştı.
ABD Başkanı Biden, İsrail’de popülaritesinin kendi ülkesinden daha yüksek olduğunu dile getirdi.
“UKRAYNA’YA SIRTIMI DÖNMEYECEĞİM”
Rusya’nın, Kiev’in 1 haftada düşeceğini öngördüğünü kaydeden Biden, sağlanan destek sayesinde “Kiev bugün hala ayakta ve NATO da hiç olmadığı kadar daha güçlü.” dedi.
Biden, güçlü bir NATO’nun, Amerika’nın güvenliği için de çok önemli olduğuna dikkati çekerek, NATO’nun kolektif savunma taahhüt eden 5. maddesinin kutsal olduğunu belirtti.
“(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’e boyun eğmeyeceğim” diyen Biden, NATO’yu güçlü tutmaya devam edeceğini, Amerika’nın kendini dünyadan soyutlayamayacağını söyledi.
Joe Biden, “Ukrayna’ya sırtımı dönmeyeceğim.” mesajını verdi.

“DÜNYADA BAŞ EDEMEYECEĞİM BİR LİDER YOK”
Putin gibi liderlerle 4 yıl daha baş edip edemeyeceğinin sorulması üzerine Biden, “Dünyada baş edemeyeceğim bir lider yok.” değerlendirmesinde bulundu.
Biden, Putin, davranışlarında değişlik göstermeye hazır olduğunu belirttiğinde onunla konuşabileceğini aktardı.
Putin’in büyük bir sorununun olduğunu ifade eden Biden, Rusya’nın kazandığını iddia ettikleri savaşı kazanamadığını, Ukrayna topraklarının sadece yüzde 17,4’ünü ele geçirdiğini anımsattı.
HARRİS’E “TRUMP” DEDİ
Fiziksel ve zihinsel sağlığıyla ilgili sorulara cevaben Biden, “Bu işi en iyi şekilde yapabilecek kişiyim.” savunmasını yaptı.
Avrupalı müttefiklerin kendisine, “Trump’ı yenmek zorundasın” dediğini aktaran Biden, Ukrayna’nın başarılı olması ve NATO’nun güçlü kalması için kendisine ihtiyaç olduğuna işaret etti.
Biden’ın, ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris hakkında konuşurken “Eğer Trump’ın iyi bir başkan yardımcısı olacağını düşünmeseydim, başkan olabileceğini düşünmeseydim, onu seçmezdim.” ifadelerindeki gaf ise dikkati çekti.
“UKRAYNA KONUSUNDA BAŞKOMUTANIMDAN TAVSİYE ALIYORUM”
Ukrayna’nın silah sevkiyatında tüm sınırlamaların kaldırılması çağrısına ilişkin bir soruyu cevaplarken Biden, “Ukrayna konusunda Başkomutanımdan tavsiye alıyorum.” dedi.
Başkanlığın yanı sıra aynı zamanda Başkomutan sıfatı da bulunan Biden, hatasını fark edince, savunma bakanı, istihbarat birimi ve Genelkurmay Başkanı’ndan tavsiye aldığını dile getirdi.
NATO Zirvesi kapsamında tüm basın mensupları tarafından yakından izlenen basın toplantısı, yaklaşık 1 saat sürdü.
İsrail’in Gazze’deki saldırıları başta olmak üzere terörle mücadele ve NATO ülkeleriyle ilişkileri hakkında birçok soruyu cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvenin başarıyla tamamlandığını söyledi.

“BARIŞ İÇİN GARANTÖRLÜĞE HAZIRIZ”
NATO Zirvesi’nde tüm devlet ve hükümet başkanları ile Gazze’de yaşanan katliamı görüştüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail’e askeri desteğin sürdürülmesi kabul edilemez. İttifakımızın temel değerlerini ayaklar altına alan İsrail yönetiminin NATO ile ilişkisini sürdürmesi kabul edilemez. Bu alanda girişimler Türkiye tarafından onaylanmayacaktır” dedi.
İki devletli çözüm için bir kez daha dünyaya çağrı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tüm baskılara rağmen Filistin’i tanıyan ülkelerin artmasından memnunuz. Barış için garantörlüğe hazırız” açıklamasını yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:
Bir NATO Zirvesini daha başarıyla tamamladık. Rusya – Ukrayna savaşı karşısında müttefikler olarak uluslararası hukuktan yana bir duruş sergiliyoruz. Ukrayna bağlamında aldığımız kararları gözden geçirdik, yeni somut adımlar üzerinde mutabık kaldık.
Zirvenin ilk oturumunda ittifak savunmasını ilgilendiren konuları istişare ettik. Türkiye’nin her zaman olduğu gibi müttefiklerini savunma sorumluluklarını yerine getirdiğini vurguladık. İttifak hareket ve misyonlarına bu alanda en fazla katkı sağlayan ülkelerden biriyiz. 75 yıllık Washington anlaşması ortadayken, müttefikler arasındaki savunma sanayii ticaretindeki bazı kısıtlamalar olmamalı.

TERÖRLE MÜCADELE
Terörle mücadele alanında ortak adımlar önemlidir. NATO’nun terörizmle mücadele politikası geçtiğimiz yıl güncellendi. Sayın Genel Sekreter de terörizmle özel koordinatör atamasını gerçekleştirdi. Türkiye, terörün vahşi ve kanlı yüzünü iyi bilen bir ülkedir. DEAŞ’la göğüs göğüse çarpışan ülkeyiz. Müttefiklerimizden terörle mücadelede bu alanda destek bekliyoruz. Bazı müttefiklerimizin terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısıyla kurduğu çarpık ilişkiyi kabul edemeyiz. Bu hatalı politikalardan vazgeçilmesi çağrısını yapıyorum.
GAZZE’DE İSRAİL KATLİAMI
Gazze’de 7 Ekim’den bu yana büyük bir katliam yaşanıyor. Tüm temaslarımda Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşananları görüştüm. İsrail soykırım suçlamasıyla yargılandığı davada gerekenleri ısrarla uygulamıyor. Netanyahu yönetimi tüm bölgenin güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Hiçbir hukuk tanımayan bir yapıyla karşı karşıyayız. İsrail’e askeri desteğin sürdürülmesi kabul edilemez. İttifakımızın temel değerlerini ayaklar altına alan İsrail yönetiminin NATO ile ilişkisini sürdürmesi kabul edilemez. Bu alanda girişimler Türkiye tarafından onaylanmayacaktır. Uluslararası camianın 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm için el ele vermesi önemlidir. Tüm baskılara rağmen Filistin’i tanıyan ülkelerin artmasından memnunuz. Barış için garantörlüğe hazırız.
Dünyamız zaten yeterince gerilim yaşamaktadır, buna yenilerini eklemenin hiçbir manası yoktur.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ülkemizin destek verdiğinin altını çizdik. NATO’nun Ukrayna savaşında bir taraf olmasına asla geçit vermemesi gerekir. Ortaya koyduğumuz dengeli, soğukkanlı ve hakkaniyetli tavrı bundan sonra da devam ettireceğiz.
Birçok ülke başkanları ile görüşmelerimiz oldu. Görüşmelerimizde ikili ilişkilerimizi geliştirmenin yollarını ve NATO’daki iş birliklerimizi görüştük. Yeni Genel Sekreter olarak göreve başlayacak Sayın Rutte’ye başarılar diliyorum. Başarılı hizmetleri için Sayın Stoltenberg’e de şükranlarımı sunuyorum.
TÜRKİYE’NİN FİLİSTİN’E YARDIMLARI
Her türlü adımları attık. Buna gıda yardımı, sağlık desteği dahil. 40 bine yakın insan bölgede öldü. Hastanelerimizi devreye soktuk. Yaralıları tedavi altına alıyoruz. Gıda desteği olarak 40 bine yakın tır, uçak tüm bunları bölgeye gönderiyoruz. Yardımlarımız devam ediyor, bundan sonra da devam edecek. Biz Filistinli kardeşlerimizi yalnız bırakamayız, onları terk edemeyiz. Başta Kızılay olmak üzere tüm kurumlarımız gereken destekleri sağlıyor.
Biz İsrail’i Lahey Adalet Divanı’na şikayet ettik. Bununla ilgili özellikle Adalet Bakanlığımız başta olmak üzere süreci çalıştırıyor. Diğer ülkelerin de biz şikayetçi olmasını bekliyoruz. İsrail’in anladığı dili kullanmamız lazım. Sayı ne kadar artarsa o kadar faydalı olur.

ABD’DEN F-16 TEDARİKİ
Dün akşam ve bugün sayın Biden ile görüştük. 3-4 hafta içinde F-35’lerin problemini çözeceğini söyledi. Parçalarla ilgili konuyu da sürekli görüşüyoruz.
ERDOĞAN-ESED GÖRÜŞMESİ NE ZAMAN?
Sayın Esed’e ‘Ya ülkeme gel ya da üçüncü bir ülkede yapalım’ çağrımı 2 hafta önce yaptım. Bu konuyla Dışişleri Bakanım ilgileniyor. Bu dargınlığı bitirip yeni bir süreci başlatalım istiyoruz.
“ŞANGHAY’A DAİMİ ÜYE OLMAK İSTİYORUZ”
Türkiye artık Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na daimi üye olarak katılmalıdır. Tüm daimi üyelerden bu konuda destek istedim.
ABD’DE SEÇİMLER
Buradaki yarışın biz tarafı değiliz. Bu yarış içinde kalan sürede kararı ABD’deki halk verecek. Bu eyaletlerin vereceği karar önemli. Türkiye olarak en hayırlı kararı verecek ABD delegesinin vereceği kararı izleyeceğiz.
EUROFİGHTER ALIMI
Scholz olumsuz bir yaklaşımda bulunmadı. Savunma Bakanları da olumlu bir istikamette görüşme sağladı. Almanya ve İngiltere tarafında da olumlu gelişmeler var.
TÜRKİYE’NİN NATO EVSAHİPLİĞİ
Henüz hangi şehirde olacağı kararlaştırılmadı. Büyük ihtimalle İstanbul’a yakışır. Böyle bir büyük organizasyon yaparız. NATO ile birlikte dünyaya selamımızı çakarız.

“HERKES BARIŞTAN YANA”
Herkes barıştan yana. Hangi liderle görüştüysem aynı fikirdeler. Barış burada eninde sonunda egemen olacak. Bizde yapılacak zirve barışın taçlandığı zirve olacak diye düşünüyorum. Temennimiz Dışişleri Bakanlığımızla birlikte yapacağımız görüşmelerle bu işin altyapısını oluşturacağız.
Sayın Putin ile Karadeniz Tahıl Girişimi’ni konuştuk. İki tarafı bütünleştirebilirsek temelleri atacağız. Beklentimiz bu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:
Bir NATO Zirvesini daha başarıyla tamamladık.
Zirvenin ilk oturumunda ittifak savunmasını ilgilendiren konuları istişare ettik. Türkiye’nin her zaman olduğu gibi müttefiklerini savunma sorumluluklarını yerine getirdiğini vurguladık. İttifak hareket ve misyonlarına bu alanda en fazla katkı sağlayan ülkelerden biriyiz. 75 yıllık Washington anlaşması ortadayken, müttefikler arasındaki savunma sanayii ticaretindeki bazı kısıtlamalar olmamalı.
Terörle mücadele
Terörle mücadele alanında ortak adımlar önemlidir. NATO’nun terörizmle mücadele politikası geçtiğimiz yıl güncellendi. Sayın Genel Sekreter de terörizmle özel koordinatör atamasını gerçekleştirdi. Türkiye, terörün vahşi ve kanlı yüzünü iyi bilen bir ülkedir. DEAŞ’la göğüs göğüse çarpışan ülkeyiz. Müttefiklerimizden terörle mücadelede bu alanda destek bekliyoruz. Bazı müttefiklerimizin terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısıyla kurduğu çarpık ilişkiyi kabul edemeyiz. Bu hatalı politikalardan vazgeçilmesi çağrısını yapıyorum.
Gazze’de İsrail katliamı
Gazze’de 7 Ekim’den bu yana büyük bir katliam yaşanıyor. Tüm temaslarımda Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşananları görüştüm. İsrail soykırım suçlamasıyla yargılandığı davada gerekenleri ısrarla uygulamıyor. Netanyahu yönetimi tüm bölgenin güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Hiçbir hukuk tanımayan bir yapıyla karşı karşıyayız. İsrail’e askeri desteğin sürdürülmesi kabul edilemez. İttifakımızın temel değerlerini ayaklar altına alan İsrail yönetiminin NATO ile ilişkisini sürdürmesi kabul edilemez. Bu alanda girişimler Türkiye tarafından onaylanmayacaktır. Uluslararası camianın 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm için el ele vermesi önemlidir. Tüm baskılara rağmen Filistin’i tanıyan ülkelerin artmasından memnunuz. Barış için garantörlüğe hazırız.
Dünyamız zaten yeterince gerilim yaşamaktadır, buna yenilerini eklemenin hiçbir manası yoktur.
Rusya-Ukrayna savaşı
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ülkemizin destek verdiğinin altını çizdik. NATO’nun Ukrayna savaşında bir taraf olmasına asla geçit verilmemesi gerekir. Ortaya koyduğumuz dengeli, soğukkanlı ve hakkaniyetli tavrı bundan sonra da devam ettireceğiz.
Birçok ülke başkanları ile görüşmelerimiz oldu. Görüşmelerimizde ikili ilişkilerimizi geliştirmenin yollarını ve NATO’daki iş birliklerimizi görüştük. Yeni Genel Sekreter olarak göreve başlayacak Sayın Rutte’ye başarılar diliyorum. Başarılı hizmetleri için Sayın Stoltenberg’e de şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye’nin Filistin’e yardımları
Her türlü adımları attık. Buna gıda yardımı, sağlık desteği dahil. 40 bine yakın insan bölgede öldü. Hastanelerimizi devreye soktuk. Yaralıları tedavi altına alıyoruz. Gıda desteği olarak 40 bine yakın tır, uçak tüm bunları bölgeye gönderiyoruz. Yardımlarımız devam ediyor, bundan sonra da devam edecek. Biz Filistinli kardeşlerimizi yalnız bırakamayız, onları terk edemeyiz. Başta Kızılay olmak üzere tüm kurumlarımız gereken destekleri sağlıyor.
Biz İsrail’i Lahey Adalet Divanı’na şikayet ettik. Bununla ilgili özellikle Adalet Bakanlığımız başta olmak üzere süreci çalıştırıyor. Diğer ülkelerin de biz şikayetçi olmasını bekliyoruz. İsrail’in anladığı dili kullanmamız lazım. Sayı ne kadar artarsa o kadar faydalı olur.
ABD’den F-16 tedariki
Dün akşam ve bugün sayın Biden ile görüştük. 3-4 hafta içinde F-35’lerin problemini çözeceğini söyledi. Parçalarla ilgili konuyu da sürekli görüşüyoruz.
Erdoğan-Esed görüşmesi ne zaman?
Sayın Esed’e ‘ya ülkeme gel ya da üçüncü bir ülkede yapalım’ çağrımı 2 hafta önce yaptım. Bu konuda Dışişleri Bakanım konuyla ilgileniyor. Bu dargınlığı bitirip yeni bir süreci başlatalım istiyoruz.
“Şanhay’a daimi üye olmak istiyoruz”
Türkiye artık Şanhay İşbirliği Teşkilatı’na daimi üye olarak katılmalıdır. Tüm daimi üyelerden bu konuda destek istedim.
ABD’de seçimler
Buradaki yarışın biz tarafı değiliz. Bu yarış içinde kalan sürede kararı ABD’deki halk verecek. Bu eyaletlerin vereceği karar önemli. Türkiye olarak en hayırlı kararı verecek ABD delegesinin vereceği kararı izleyeceğiz.
Almanya’dan Eurofighter alımı
Scholz olumsuz bir yaklaşımda bulunmadı. Savunma Bakanları da olumlu bir istikamette görüşme sağladı. Almanya ve İngiltere tarafında da olumlu gelişmeler var.
Türkiye’nin NATO ev sahipliği
Henüz hangi şehirde olacağı kararlaştırılmadı. Büyük ihtimalle İstanbul’a yakışır. Böyle bir büyük organizasyon yaparız. NATO ile birlikte dünyaya selamımızı çakarız.
Rusya-Ukrayna savaşı
Herkes barıştan yana. Hangi liderle görüştüysem aynı fikirdeler. Barış burada eninde sonunda egemen olacak. Bizde yapılacak zirve barışın taçlandığı zirve olacak diye düşünüyorum. Temennimiz Dışişleri Bakanlığımızla birlikte yapacağımız görüşmelerle bu işin altyapısını oluşturacağız.
Sayın Putin ile Karadeniz Tahıl Girişimi’ni konuştuk. İki tarafı bütünleştirebilirsek temelleri atacağız. Beklentimiz bu.
]]>

ZİRVEDE TERÖRLE MÜCADELENİN ALTI ÇİZİLDİ
Zirve öncesinde terörle mücadele konusunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda Müttefiklerin ittifak ruhuyla hareket etmesi gerektiğini vurgulamıştı. Zirve Bildirgesi’nde Ukrayna’dan sonra en fazla zikredilen konu terörle mücadele. Önümüzdeki dönemde NATO’daki büyük değişim dalgasından ilk nasibini alacak belgeyse “Terörle Mücadeleye İlişkin Güncellenmiş Politika Kılavuz İlkeleri ve NATO’nun Uluslararası Toplumun Terörle Mücadelesindeki Rolünün Güçlendirilmesine İlişkin Güncellenmiş Eylem Planı”.

Belgede güncellenecek kısımlara bakıldığındaysa Türkiye’nin PKK ve DEAŞ’a karşı yürüttüğü operasyonlarda karşılaştığı sorunlar dikkate alınmış gözüküyor. Unutulmamalı ki bazı müttefikler, PKK terör örgütünün Suriye kolu olan PYD’yi “halk” ya da “özgürlük” savaşçısı olarak tanımlamış; Türkiye aleyhinde çeşitli suçlamalarda bulunmuştu. Bu güncellemelerle beraber, terör tanımına ilişkin müttefiklerin görüşlerinin dikkate alınması gerektiğine karar verildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Newsweek dergisinde yayınlanan röportajında da müttefiklerimizden temel beklentimiz benzer bir terörle mücadele yaklaşımı benimsemeleri ifadelerini kullanması, Türkiye’nin masadan galip kalkan taraf olduğunu gösteriyor.
MÜTTEFİKLERİN SURİYE VE IRAK ÖZELİNDEKİ ÖNYARGILARI KIRILDI
2011 Suriye İç Savaşı sonrasında 2014’te DEAŞ terör örgütünün önce Irak daha sonra da Suriye’ye doğru genişlemesi, terörle mücadele konusunda müttefikleri teyakkuza geçirmişti. BM uhdesinde kurulan DEAŞ ile Mücadele Koalisyonu’na ABD ile birlikte eşbaşkanlık eden Türkiye’nin teröre karşı tavrı hep netti. Terörle nerede ve ne şartla olsun mücadele ilkesiyle 2015’te DEAŞ terör örgütüne darbe indirmeye başlayan Türkiye, 2016’da Fırat Kalkanı, 2018’de Zeytin Dalı, 2019’da Barış Pınarı ve akabinde Pençe-Kartal Harekatları ile Suriye’de DEAŞ’a harekat alanı bırakmadı. Bu dönemde bir diğer terör örgütü PYD ile de aktif mücadelesini sürdüren Türkiye, bazı müttefikler tarafından eleştirilere maruz kaldı. Müttefiklik ruhuna aykırı kararlara imza atan bazı müttefiklere rağmen Türkiye, insani ve girişimci dış politikası çerçevesinde teröre geçit vermedi. Bugün yayınlanan NATO Zirve Bildirgesi’nde başta Irak olmak üzere Suriye’de terör örgütleriyle aktif mücadelede bulunma taahhüdünün müttefiklerce kabul edilmesi, 9 yıl aradan sonra Türkiye’nin tezlerinin sonunda kabul gördüğünün işareti. 1990’lardan bugüne Irak’ta yuvalanan PKK terör örgütünün kökünü kazımak için hem askeri hem de ekonomik hamlelerde bulunan Türkiye’nin haklı gerekçeleri Irak özelinde de anlaşılmış durumda. Zirve Bildirgesi’nde Irak’a vurgu yapılması ve ülkede NATO misyonunun kapsamının genişletilmesi ve Irak güvenlik makamlarına verilen desteğin artırılması, Türkiye’nin Basra Kalkınma Yolu vizyonuyla ortaya koyduğu bölgesel istikrar vizyonun ne kadar yerinde bir hamle olduğunu bir kanıtı niteliğinde.

TÜRKİYE’NİN KARADENİZ’DE ATTIĞI ADIMLAR TAKDİR GÖRÜYOR
1990’larda merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vizyonuyla kurulan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün meyveleri bu günlerde toplanmaya başladı. Denizlerde hır gürün artmasına rağmen Karadeniz’deki barış ve istikrar diğer bölgelere örnek teşkil ediyor. Bölgede sükûnetin garantörüyse Türkiye. 1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar’ın yegane sahibi Türkiye, izlediği akil politikalarla tansiyonun yükselmesine izin vermiyor. 2014’te Kırım’ın ilhakı ve 2022’de başlayan Rusya – Ukrayna Savaşı’nda Türkiye’nin yüklendiği arabuluculuk vazifesi, savaşın yayılmasının önüne geçti. Dünyanın en büyük hububat ihracatçısı iki ülke arasında patlak veren savaştan başta kıtlıkla cebelleşen Afrika olmak üzere diğer coğrafyaların mağdur olmaması için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tabiriyle “elini taşın altına koyan” Türkiye, Türk diplomasisinin başarılı hamlelerinden olan Tahıl Koridoru ile beraber sadece bölgesel değil küresel istikrarın da garantörü konumuna yükseldi. 11 Haziran’da Türkiye’nin önderliğinde Romanya ve Bulgaristan’ın Karadeniz güvenliğini tehdit eden deniz mayınlarını temizleme girişimi, Zirve Bildirgesi’nde takdire mazhar oldu.

AVRUPA’NIN KAYNAYAN KAZANI BALKANLAR BİR BARIŞ HAVZASINA DÖNÜŞTÜ
Türk diplomasinin öngörüsü ve vizyonu, bir zamanlar çatışma ve istikrarsızlıkların coğrafyası olarak görülen Balkanları bir barış havzasına dönüştürdü. 1996 yılında kurulan Güneydoğu Avrupa İş Birliği Süreci ve Türkiye’nin önderliğinde tesis edilen Hırvatistan – Sırbistan ve Sırbistan – Bosna Hersek üçlü dayanışma mekanizmaları, bölgedeki gerilimlerin önüne geçti. Balkanlar artık bir yatırım havzası ve Türkiye’nin Balkanların dönüşümündeki payı yadsınamaz. Bu durum Rusya ve Çin’e odaklanmış NATO’nun dikkatinden kaçmadı ve Balkanlardaki siyasi atmosfer Zirve Bildirgesi’nde alkışlandı.

TÜRKİYE NATO’YA DEĞER KATIYOR
Küresel vicdanın sesi olarak dünyadaki adaletsizlikleri her platformda dillendiren Türkiye, NATO için vazgeçilmez bir müttefik. Askeri bir savunma ittifakı olmanın ötesinde ortak değerleri vurgulayan bir örgüte dönüşen NATO’nun bu söylemini devam ettirebilmesi için Türkiye’ye ihtiyacı var. Terörle mücadele ve insan hakları konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan önderliğindeki Türk diplomasisinin vizyonu sadece müttefiklerin güvenliği için değil, aynı zamanda uluslararası barış ve istikrarın muhafazası için de hayati önem taşıyor. Rusya – Ukrayna Savaşı’nda da görüldüğü üzere sahada ve masada her türlü yükü göğüsleyen Türkiyesiz bir NATO, bir savunma örgütünün ötesine geçemeyecek bir yapılanmaya sahip.



KAYNAK: TRT HABER
]]>Haaretz gazetesinin haberine göre, ismi açıklanmayan bir İsrailli, “hâlâ cevaplanmamış önemli sorular olduğunu” söyledi.
İSRAİL ORDUSU BAŞARISIZLIĞINI KABUL ETTİ
İsrail ordusunun resmi sitesinde yayınlanan raporda, yürütülen resmi soruşturma neticesinde, “İsrail ordusunun, 101 kişinin öldüğü ve 32 kişinin esir alındığı Be’eri’deki İsrail vatandaşlarını koruma misyonunu yerine getiremediği” sonucuna varıldığı belirtildi.
Rapor, İsrail ordusunun 7 Ekim’de yaşanan kapsamlı sızma senaryosuna hazırlıklı olmadığını doğruladı.
“KİBUTZ SAKİNLERİ YARDIM ÇIĞLIKLARI ATARKEN ORDU NEDEN İÇERİ GİRMEDİ?”
Bir başka İsrailli de yetkililere, “Kibutz (İsrail’de ortak çalışma esaslarına göre oluşturulmuş tarımsal topluluk) yanarken ve sakinleri yardım çığlıkları atarken, neden kibutzun kapısında toplanan ordu güçlerinin birçoğu saatlerce içeri girmedi?” sorusunu yöneltti.
“GELEN ASKERLER ASIL AMAÇLARININ SİVİLLERİ SAVUNMAK OLDUĞUNUN FARKINDA MIYDI?”
Be’eri’deki bir diğer İsrailli de “Hamas’ın sızma planını gerçekleştirmesini sağlayan istihbarat başarısızlığının nedeni neydi ve İsrail ordusunun anlık tepkisi olmadan sınır ihlali nasıl gerçekleşti? Kibbutza gelen askerler asıl amaçlarının sivilleri savunmak olduğunun farkında mıydı?” sorularıyla istihbarat zaafına ve ordunun başarısızlığına ilişkin eleştirilerini ifade etti.
Gazze Şeridi sınırında yer alan Be’eri yerleşim birimindeki İsrailliler, “İsrail ordusunun, böylesine tam bir başarısızlık nedeniyle suçluluk ve hesap verebilirliği kabul etmesine” büyük önem verdiklerini vurguladı.
Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’deki 22 Yahudi yerleşim birimi ve 11 askeri üsse düzenlediği saldırılar yüzlerce İsraillinin ölümüne ve yaralanmasına yol açmıştı.
İsrailli siyasi ve askeri yetkililer, saldırıyı, “istihbarat zaafı ve askeri başarısızlık” olarak değerlendirmişti.
Kibutz’a (İsrail’de ortak çalışma esaslarına göre oluşturulmuş tarımsal topluluk) düzenlenen saldırıda 31 asker ve güvenlik personelinin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin de yaralandığı kaydedilen raporda, yaklaşık 340 silahlı Filistinlinin Be’eri’ye sızdığı, aralarında bulunan Hamas’ın yaklaşık 100 seçkin mensubunun tamamına yakınının öldürüldüğü ifade edildi.
Haaretz’in üst düzey yetkililere dayandırdığı dünkü haberine göre, İsrail ordusunun, 7 Ekim’de Be’eri’de yaşanan çatışmalara dair yürüttüğü soruşturmanın sonucuna ilişkin hazırladığı raporda, askerlerin çatışmayı yürütme biçiminde “ciddi kusurlar” tespit edildiği belirtilmişti.
İSRAIL’İN KENDİ VATANDAŞLARINI ÖLDÜRDÜĞÜ “HANNİBAL PROTOKOLÜ”
Kurulduğu günden bu yana rehine krizleriyle boğuşmak zorunda kalan İsrail, bu durumun kendisine son derece büyük bedeller ödettiğini düşünerek 1986 yılında bir protokol hazırlamıştı.
Rehinelerin kurtarılma imkanı yoksa onları alanlarla birlikte ortadan kaldırılmasını öngören Hannibal Protokolü, yaklaşık 20 sene gizlenmişti. 2003’te İsrailli doktor Avner Shiftan tarafından öğrenilen protokol, Haaretz gazetesi aracılığıyla kamuoyuna duyurulmuştu.
İsrail’de 7 Ekim 2023’teki saldırılarda sivil ölümlerin araştırılması sırasında, görgü tanıklarının şahitliği ve bölgede ağır ateşli silahların kullanılması üzerine Hannibal Protokolü’nün uygulandığı iddiaları gündeme gelmişti.
Yakınlarını Nova Müzik Festivali’nde kaybedenler 2 Ocak’ta İsrail güçlerinin “sorumluluğunun araştırılması” hakkında ihmal davası açarken, Be’eri yerleşim biriminde ölenlerin aileleri 6 Ocak’ta Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’ye, olayın kapsamlı ve şeffaf şekilde soruşturulmasını isteyen bir mektup göndermişti.
İsrail medyasında, 7 Ekim saldırısı sırasında, İsrail ordusunun esirleri de öldürmeyi öngören Hannibal Protokolü’nü uyguladığı haberleri yer almış, olayla ilgili soruşturma açılması çağrıları yapılmıştı.
İsrail ordusunun 6 Şubat’ta, orduya ait tankın 7 Ekim günü Yahudi yerleşim birimindeki bir evi bombalaması sonucu İsrailli 12 esirin ölmesiyle ilgili soruşturma başlattığı belirtilmişti.
Bodur, “Ben bu işi epey inceledim, gelenlerin hepsi birbirleriyle irtibatlı. Bir müddet sonra bu meyve ne olacak elimde kalacak düşüncesiyle ucuz pahalı demeden veriyorsunuz, nitekim öyle yaptım. Topladım baktım ki hiçbir şey olduğu yok, ürününüzü belli bir değerde satamıyorsanız ve bu sistem böyle olmayı bir türlü değiştiremiyorsa; o zaman dayanma gücünüzün sonuna gelmişsiniz demektir” dedi.
Antalya’da Korkuteli ilçesi Kargın Mahallesi’ne eşine ait araziyi değerlendiren emekli Dr. İbrahim Bodur, tarım alanına Antalya’nın coğrafi işaretli Korkuteli Karyağdı Armudu, karpuz, salçalık domates ve biber ekti. Ürünlerin ekim yerinin planlaması için büyük çaba harcadığını anlatan Bodur, emek verdiği tarım sektöründe maddi karşılık bulamayınca, seraları sürmek için kullandığı iki buçuk milyon değerindeki traktör ve makineleri de elinden çıkarmaya hazırlanıyor.

“Üretim sonuca ulaştırmadı”
Bodur, “Eşime ait buralar, 7 seneyi aşkın zamandır bu işi yapıyorum. Eşim pek ilgilenemiyordu, ben ilgileneyim istedim, o sırada da yönetimin ‘Tarlalarınızla ilgilenin’ tavsiyesi üzerine bir şeyler yapalım diye başladık. Buraya yerleşme anlamında kanunların izin verdiği bir yapılanma yaptık, sonra bu bahçeyi revize ettik, tek tek ne ekelim diye karar verdik, burada ekili olan ağaçlar Ankara armudu eski adıyla karyağdı armudu. Bütün ağaçların yerlerini tek tek haritacıya tespit ettirdim, aralıkları bellidir. Onları tek tek usulüne uygun ektirdim. Beş sene boyunca bunlar zaten meyve vermiyor, aynı çocuk gibi büyütüyorsunuz, her sene ilaçlıyorsunuz, her senenin sonunda buduyorsunuz, bunların hepsi büyük bir maliyet, beş sene sonra ufak ufak meyve vermeye başlıyor. 7 ila onuncu sene arası asıl meyveyi vermeye başladığı zaman, 7-8 sene hiç verim almadan yapabileceği zor bir iş. Ama yedinci senede de görüyorsunuz ki siz ne üretirseniz üretin sonuca varamıyorsunuz” diye konuştu.

Komisyoncular masrafın yarısını teklif etmedi
Ektiği ürünler tarım arazisinde yetişmeye başlayınca haldeki komisyonculara götürdüğünü fakat gıdaları değerinde satamadığını söyleyen Bodur, alıcıların çok düşük fiyat teklif ettiğini belirtti. Bodur, “Geçtiğimiz yıl buradaki bütün meyveleri usulüne uygun topladık, onlar traktörle soğuk hava depolarına taşındı, orada beklemeye başladık, görücüye çıkıyor, alıcılar masrafının yarısını bile vermiyor. Ben bu işi epey inceledim, gelenlerin hepsi birbirleriyle irtibatlı. Bir müddet sonra bu meyve ne olacak elimde kalacak düşüncesiyle ucuz pahalı demeden veriyorsunuz, nitekim öyle yaptım. Topladım baktım ki hiçbir şey olduğu yok, ürününüzü belli bir değerde satamıyorsanız ve bu sistem böyle olmayı bir türlü değiştiremiyorsa; o zaman dayanma gücünüzün sonuna gelmişsiniz demektir” dedi.
100 ton karpuz elinde kaldı
Emekli Doktor İbrahim Bodur, armut, domates, biber karpuz ektiği tarım arazisinde geçtiğimiz sene 100 ton karpuzun elinde kaldığını söyleyerek, satılan ürünle çiftçinin elinden çıkan ürünün fiyatı arasında uçurum olduğuna dikkat çekti. Bodur, şöyle devam etti: “Karyağdı armudu, bunun dışında salçalık domates ve biber ektik, herkesin mecburi aldığı ürünler. Masrafını çıkarıp da biraz arttığı zaman oh bu sene zarar etmedik bakıyoruz, yani zarar etmemek kazandık gibi anlaşılıyor. Ayrıca tonlarca karpuz ektik evvelki sene, Antalya’da kilosu 15-20 TL’ye satılan karpuzu biz burada 75 kuruşa satamadık, 100 ton karpuz tarlada kaldı. Sistemin yaşaması için bizim oradan para kazanmamız gerekiyor, karpuzun kilosuna gelirken baktım, 15-20 TL’ye satıyorlar, buradaki çiftçi kilosunu 10 TL’ye satsa ihya olur. Ama o çiftçi bunu satamaz yani o parayı alamaz vermezler. Çünkü asıl parayı aradaki alıcılar komisyoncular onlar kazanıyor, izin vermezler.”

Belediyeler, yarı fiyatına gıda ürününü kabul etmedi
İbrahim Bodur, özenle yetiştirdiği ürünleri karşılık bulamayınca Antalya ve İstanbul’da hizmet veren belediyeleri arayarak, pazar fiyatının yarısına ürünleri belediyelere satma teklifinde bulunduğunu dile getirdi. Bodur, “İstanbul’da bir belediyeyi aradım, ilgili kişilerle beni görüştürdüler. Oradaki kişiye; ‘Bakın benim karpuzum kamyonum var, ben karpuzu kamyona yükleyip getireceğim. Pazarda kaç liraya satılıyorsa yarı fiyatına satacağım, bana sadece şuraya koyun kamyonu deyin getireceğim, bunun maliyetini de üstleneceğim’ dedim. ‘Şu an öyle bir uygulamamız yok’ dediler. Antalya’da bir belediyeyi de aradım, ‘Bana bir yer gösterin, kendi ürünümü oradaki pazarda satılan fiyatın yarı fiyatına satacağım’ dedim. ‘Öyle bir uygulama yok burada’ dediler. Yarı fiyata tarladan alıp geleceğim satacağım dediğim zaman o olmuyormuş” ifadelerini kullandı.
“Yeni jenerasyon çiftçi olmak istemiyor”
Çiftçilik yaptığı arazinin çok verimli bir arazi olduğunu aktaran İbrahim Bodur, durum böyle devam ederse ürünlerin parasıyla bile bulunamayacağının altını çizdi. Bodur, şu ifadelere yer verdi:
“Bu toprakları ben kazdım, 3 metre kazıyorum altından çikolata gibi toprak çıkıyor. Burası boydan boya iki tane derenin arası ve buraya eğer siz taş ekin, buradan apartman çıkar, o kadar verimli bir arazi. Ama insanlar para kazanamıyor, sistem buna asla izin vermiyor. Ülkede kıtlık açlık olacak ve insanlar biz nerede hata yaptık diyecek. Çok uzun bir vadede değil, küresel ısınmadan sonra bu ülkede bazı şeyleri parasıyla bile bulamaz olacağız, o zaman akıllanmayı öğreneceğiz. Esas önemli olan bir başka husus da bizim yeni jenerasyonumuzda. Eskiden buradaki çiftçi Osman amcadan sonra onun çocukları torunları devam ederdi, şimdi o da kesildi. Çocukların hepsi üniversitede okuyor, onu bir statü atlama olarak görüyorlar. Burada çalışmayı o okullara gittikten sonra kendilerine yakıştırmıyorlar, böylece yeni jenerasyon buradan uzaklaşmış durumda.”

Çiftçiliğe de ektiği ürünlere de veda ediyor
Uzun uğraşlar ve çeşitli denemeler sonucunda çiftçiliğe veda edeceğini açıklayan İbrahim Bodur, konuşmasını şu şekilde tamamladı:
“Çiftçi asla para kazanamıyor, kazansa ben kazanırım. En fazla dayanabilecek olan insan benim, gelecek sene ne yiyeceğim derdi olmayan bir insanım. Dolayısıyla eğer ben kazanamıyorsam, hiç kimse kazanamaz bu işten ve buraya gelirken de kendi kendime yemin ettim dedim ki; ‘asla pes etmeyeceksin, asla pişman olmayacaksın’. İtiraf ediyorum, pes dedim ve son derecede pişmanım. Buraya yatırdığım parayı bankaya yatırsaydım, bu topraklar beş kere daha satın alacak kadar konuma gelirdim. Kötü olan da bu zaten, çalışıp bir iş yapıp da bundan para kazanamayan bir kişi olması. Ağaçlar o kadar uzun sürede yetişiyor ki güneşin baharında, kışın çamurda budanıyor, bunların hepsi bir emek. Her santimetre karede bir emek var ve bunları ben şimdi yok hükmünde görüyorum ama burada bir milli servet yatıyor. Eşimle oturduk düşündük ne yapacağımızı, bunu kökletmek için şimdi cebimden ekstra para vereceğim ama ağaçlara kıyamıyorum. En sonunda dedim ki, tarlanın bir bölümünü köklemeyelim, yeşillik olsun. Karar aşamasındayız, armut bahçemiz dışında 13 dönüm daha bir yerimiz var, oradaki ağaçları kesin kökleteceğiz, bir hafta on gün içinde işlemlere başlayacağız.”
Korkuteli’nde çiftçilik yapan Ramazan Çalışkan ise, “Hayvancılık ve çiftçilik yapıyorum. Maliyetler çok pahalı, salçalık domates ekiyoruz, pazarda 20 TL, tüccar 5TL’ye alıyor. Tüccarın eli ayağı değmeden, bizden çok kazanıyor” dedi.
Türkiye Banklar Birliği’nin 67. Genel Kurul Toplantısı’nda konuşan Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Alparslan Çakar, “TL finansal araçlara yönelik ilgi artışı ve enflasyon görmeye başladığımız düşüş, ekonomideki iyileşmeyi ortaya koyuyor” dedi.
Bankacılık sektörünün yurt dışından sağladığı kaynakların hızlanarak arttığını dile getiren Çakar, “Düşük enflasyon dönemine erişeceğimize inanıyor ve kendimizi buna hazırlıyoruz. OVP’nin çalıştığını, çıktılarının hedefler doğrultusunda olduğunu görüyoruz. Uygulanan programa ilişkin atılan adımlarda öncelikli ve önemli değişiklik para politikasında olmuştur. Para politikası fiyat istikrarını sağlamaya odaklıdır, TL’ye olan güvenin artmasını desteklemektedir.
İlk yarı sonunda, TL finansal araçlara yönelik ilgi artışı ve enflasyonda görmeye başladığımız düşüş, ekonomideki iyileşmeyi ortaya koymaktadır” diye konuştu.
Bir yandan cari açığın düşmesi bir yandan da sermaye girişlerinin hızlanması sayesinde rezervlerde olumlu bir trendin yakalandığını dile getiren Çakar, “Swap işlemleri de dikkate alındığında net rezervler 2023 Haziran döneminde -37 milyar dolardan, bu yılın ilk yarısının sonunda 15 milyar dolara yükselmiştir. Aynı dönemde, rezervlerin kısa vadeli dış borçları karşılama oranı 14 puan artarak yüzde 104 olmuştur” dedi.
BANKALAR PROGRAMA HER TÜRLÜ DESTEĞI VERDI
Bankacılık sektörünün, uygulanmakta olan ekonomik programa her türlü desteği verdiğine dikkat çeken Çakar, bankaların para politikası çıktılarını, aracılık fonksiyonlarının gereği olarak mevduat ve kredi piyasalarına doğru bir şekilde aktardığını belirtti.
Yabancı para mevduattan TL mevduata geçişin hızlandığını aktaran Çakar, “DDM ve KKM de dahil edildiğinde yabancı para mevduatın toplam mevduat içindeki payı azalmıştır. 2024 Haziran itibarıyla, son bir yılda, DDM ve KKM hariç standart TL mevduatın payı 17 puan artarak yüzde 50’ye yükselmiştir” diye konuştu.
Bankacılık sektörünün yurt dışından sağladığı kaynaklar hızlanarak arttı
Başta sermaye benzeri krediler olmak üzere, bankacılık sektörünün yurt dışından sağladığı kaynaklar hızlanarak arttığına dikkat çeken Çakar, esasen bankaların yurt dışından borçlanma kanallarının her zaman açık kaldığını, bu kredilerin son bir yılda yüzde 24 oranında artarak, 140 milyar doları aştığını dile getirdi.
Çakar, “Bu aşamada, uluslararası piyasalarla olan ilişkilerimizin daha da gelişmesine olumlu katkı yapacak olan “gri listeden” çıkış kararını memnuniyetle karşılaşıyoruz. Bankalar olarak suç gelirleriyle mücadelede uluslararası normlarla tam uyum içinde çalışarak güçlü bir paydaş olmayı sürdüreceğiz” dedi.
KREDİ BÜYÜMESİ HAZIRAN İTİBARIYLA YÜZDE 38 OLDU
Çakar konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bankacılık sektörü kredileri uygulanmakta olan sıkı para politikası çerçevesinde şekillenmektedir. Bu çerçevede, Haziran itibarıyla 12 aylık kredi büyümesi yüzde 38 olmuştur. Artış hızı ticari kredilerde yüzde 36, bireysel kredilerde ise yüzde 47’dir. Son dönemde ivme kazanmış olan yabancı para cinsinden krediler; artık Merkez Bankası tarafından uygulamaya alınan aylık yüzde 2’lik büyüme sınırı çerçevesinde şekillenmektedir.
Krediler dengeli bir dağılıma sahip. Kredilerin yüzde 77’si ticari, 23’ü bireysel kredilerden oluşmaktadır. KOBİ kredilerinin payı ise yüzde 27 düzeyinde.
Ticari kredilerin sektörler arasındaki dağılımı geniş bir yelpazeye sahiptir. İmalat sanayiinin payı yüzde 31’dir ve artmaktadır. Benzer şekilde, öncelikli sektörlerimiz arasında olan tarım sektörüne kullandırılan kredilerin toplam içindeki payı da yükselmektedir. Hükümetimizin ekonomi politikası önceliklerine uygun olarak, kredilerin daha çok yatırıma, üretime, istihdama ve ihracata kullandırılmasından dolayı memnuniyet duyuyoruz.
Kredi riski makul bir düzeydedir. Tahsili gecikmiş alacak oranı yatay bir seyir izlemektedir. Bireysel kredilerde, özellikle ihtiyaç kredileri ve kredi kartlarında öngörülerimize paralel ılımlı bir artış olmakla birlikte, oran makul ve yönetilebilir düzeydedir.
Bankacılık sektörü ihtiyatlı bir karşılık politikasına sahiptir. Özel ve genel karşılık oranları riskleri karşılayabilecek seviyededir.
Mevduat, kalkınma ve yatırım bankalarında, yeniden yapılandırılan kredilerin toplam kredilere oranı 2024 Mart itibarıyla yüzde 4,3 düzeyindedir.
Bu aşamada, finansal yeniden yapılandırma düzenlemesinin uzatılmasındaki katkınızdan dolayı teşekkür etmek istiyorum. Düzenleme, nakit akışları geçici olarak bozulduğu için edimlerini yerine getirmekte zorlanan fakat borçlarını ödemeye niyetli olan işletmelerin kredilerinin yapılandırılmasına ve bankaların da bilançolarının daha rasyonel yönetilmesine imkan vermektedir.
Sayın Bakanım,
Para politikasının etkinliğinin artmasıyla birlikte makro ihtiyati kural setinin sadeleşmesine ilişkin atılan adımları önemli buluyoruz. Kaynakların daha verimli kullanılmasına yönelik olarak menkul kıymet tesisi uygulanmasının kaldırılmasını ve ticari kredilerde erken kapama ücretlerinin yeniden düzenlenmesini olumlu değerlendiriyoruz. Erken kapama ücretinde yapılan değişiklik kredi riskinin daha iyi yönetilmesine, kredilerin doğru fiyatlanmasına ve vadelerinin uzamasına imkan sağlayacaktır.”
]]>Ruandalı yetkililer tarafından yapılan açıklamada, İngiltere’nin göçmenleri Orta Afrika ülkesi olan Ruanda’ya göndermeyi amaçladığı plandan aldığı milyonlarca doları geri ödemek zorunda olmadığı duyuruldu. Ruanda Devlet Başkanı daha önce bu paranın iade edilebileceğini söylemişti.
Anlaşmanın bir parçası olarak İngiltere, göçmenleri kabul etmesi karşılığında Ruanda’ya yaklaşık yarım milyar dolar kalkınma fonu verecekti. İngiltere’nin bağımsız kamu harcamaları gözlemcisi mart ayı başında yaptığı açıklamada, hiçbir sığınmacının Ruanda’ya gönderilmemiş olmasına rağmen ülkeye 280 milyon dolar ödediğini söyledi.
GERİ ÖDEME MADDESİ ANLAŞMADA YOK
İngiltere’nin yeni başbakanı Keir Starmer, geçen hafta ülkenin liderliğini devraldıktan sonra planı rafa kaldırdı. Girişim, İngiltere’nin Muhafazakar Parti yönetimindeki önceki hükümeti tarafından, göçmenleri güvenli olmayan teknelerle Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’ye ulaşmaktan caydırmak amacıyla tasarlanmıştı.
Ruanda Hükümet Sözcüsü Yardımcısı Alain Mukuralinda anlaşmanın bir geri ödeme maddesi içermediğini söyledi. Mukuralinda, Ruanda Yayın Ajansı tarafından sosyal medyada yayınlanan videoda “İngilizler uzun bir süre işbirliği talebinde bulunmaya karar verdi ve bunun sonucunda iki ülke arasında anlaşma yapıldı. Şimdi, eğer gelip işbirliği talep eder ve sonra da geri çekilirseniz, bu sizin kararınızdır. İyi şanslar” dedi.
İngiltere ile göç ortaklığı koordinatörü Doris Uwicyeza Picard, ülkesinin parayı iade etme “yükümlülüğü” altında olmadığını söyledi. Ruanda’nın bir sonraki adımlar konusunda İngiliz yetkililerle “sürekli görüşmeler” halinde olacağını söyleyen Picard, bu adımların neler olabileceği ya da bu görüşmelerin ne zaman başlayacağı konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.
DEVLET BAŞKANI PARAYI İADE EDEBİLECEKLERİNİ SÖYLEMİŞTİ
Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame ocak ayında BBC’ye verdiği demeçte anlaşma kapsamında sığınmacı gönderilmemesi halinde Ruanda’nın İngiltere’ye geri ödeme yapabileceğini söylemiş ve “Eğer gelmezlerse parayı iade edebiliriz” demişti. Anlaşmanın bir parçası olarak, taraflardan biri diğerine yazılı olarak bildirimde bulunarak anlaşmayı feshedebilir. İngiltere’nin bu yazılı bildirimi yapıp yapmadığı belli değildi, ancak Starmer görevdeki ilk tam gününde göçmen planını çöpe attı ve “Başlamadan öldü ve gömüldü” dedi.
DOLANDIRICILIK OLARAK ADLANDIRILDI
İngiltere’nin kolluk kuvvetleri, göç ve ulusal güvenlikten sorumlu yeni içişleri bakanı Yvette Cooper, haber kaynaklarına yaptığı açıklamada ofisinin “para, mevzuat ve süreçlerle ilgili tüm ayrıntıları” denetleyeceğini ve Parlamento’ya daha fazla ayrıntı vereceğini söyledi. Cooper “Tüm planı denetliyoruz. Açıkça görülüyor ki bu tam bir dolandırıcılık” dedi.
Göç ortaklığı, ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı yoksul bir ülke olan Ruanda için önemli bir destek olacaktı. Dünya Bankası rakamlarına göre Ruanda’nın yıllık ekonomik çıktısı yaklaşık 14 milyar dolar, dolayısıyla göçmen anlaşması, ekonomisine oldukça büyük bir destek olacak. Ruandalı yetkililer, anlaşma kapsamında İngiltere’den gönderilen paranın, göçmenlerin beklenen varışına hazırlanmak ve ekonomik büyümeyi desteklemek için operasyonel maliyetler için kullanıldığını söylüyor. Paranın bir kısmı da başkent Kigali’nin dış mahallelerinden biri olan Gahanga’da göçmenlerin Ruandalılarla birlikte yaşaması beklenen uzun vadeli konutlar inşa etmek için kullanıldı. Göç ortaklığı iptal edilmiş olsa da Picard, Ruanda hükümetinin projeyi tamamlayacağını ve Ruandalılar için sosyal konutlar için kullanacağını söyledi.
SADECE KOMŞU ÜLKELERE EV SAHİPLİĞİ YAPILMIYOR
Bu politika aynı zamanda Kagame’nin küresel göçe kalıcı çözümler bulma hedefiyle de örtüşüyor. Kendisi ve hükümetinin pek çok üyesi Ruanda’nın 1994’teki soykırımından önce ve sonra Uganda, Kongo ve başka yerlerde mülteci olarak büyümüş ve savaşların masum insanlara yaptığı adaletsizlik hakkında defalarca konuşmuşlardı. Kagame, ülkesinin sadece komşu ülkelerden gelen mültecilere değil, aynı zamanda Libya’dan tahliye edilen Afrikalılara ve Taliban’dan kaçan Afgan kız öğrencilere de ev sahipliği yaptığını dile getiriyor.
PLANLAMA 2021 YILINDA BAŞLADI
İngiltere’nin göçmenleri Ruanda’ya gönderme planı 2021 yılında, sığınmacıları işlem için üçüncü ülkelere sınır dışı etme niyetinden bahseden dönemin başbakanı Boris Johnson döneminde şekillenmeye başladı. Bu fikir, Ruanda’nın sığınmacıların taleplerini işleme koymak için ne güvenli ne de yeterince hazır olduğunu söyleyen hak grupları, Birleşmiş Milletler yetkilileri ve İngiliz mahkemelerinin tepkisiyle karşılaştı. Aktivistler ayrıca Ruanda’daki siyasi ve medya baskısına ve on yıllardır iktidarda olan Kagame’yi eleştirenlerin adil olmayan yargılamalara ve kötü muameleye maruz kaldığına dikkat çekti. Bazıları da sığınmacıların yakından izleneceğinden, gazeteciler ve insan hakları araştırmacılarıyla özgürce konuşamayacaklarından endişe ediyor.
NİSAN AYINDA ‘GÜVENLİ ÜÇÜNCÜ ÜLKE’ İLAN EDİLMİŞTİ
Aktivistlere ve mültecilerle yapılan röportajlara göre Ruanda’da koruma arayan mülteciler öldürüldü, taciz edildi ve sınır dışı edildi. Kagame’nin askerleri ayrıca madenleri yağmalamak, katliamlar yapmak ve komşu Kongo’da büyük bir yerinden edilme dalgasına yol açmakla suçlanıyor. Ancak İngiltere’nin Rishi Sunak yönetimindeki bir önceki hükümeti tüm bu faktörleri göz ardı ederek nisan ayında Ruanda’yı güvenli üçüncü ülke ilan eden bir yasa çıkardı.
Londra’nın kuzeyindeki Bushey kasabasında yaşanan cinayete kurban gidenlerin BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın eşi ve iki kızı olduğu ortaya çıktı.
Polis, kapsamlı bir operasyonla cinayetin şüphelisi 26 yaşındaki genç adamı gözaltına aldı.
Yaralı bir şekilde bulunduğu belirtilen Kyle Clifford tedavi için hastaneye götürüldü.
Cinayetle ilgili tüm detaylar henüz ortaya çıkmadı ve Clifford’ın cinayeti neden işlediği bilinmiyor.
Polis ise, şüphelinin kurbanları tanıdığı ve hedef göstererek saldırıyı gerçekleştirdiği ihtimalini değerlendiriyor.

OLAY HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Salı günü yerel saatle 19:00 sularında Londra’nın kuzeyinde yer alan Hertfordshire bölgesindeki Bushey kasabasında yaşayanlar, çığlıklar duyduklarını söyleyerek polisi aradı.
Ashlyn Close sokağına gelen polis, üç kadını ağır yaralı halde bulundu.
Kurbanlar sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen kurtarılamadı.
Tatar yayı olarak da bilinen arbaletle saldırıya uğradıkları anlaşılan üç kadın olay yerinde öldü.
Londra’nın kuzeyindeki Enfield’da yaşadığı tespit edilen şüpheli Kyle Clifford’ın bulunması için kapsamlı bir insan avı başlatıldı.
Polis, arbaletin hâlâ elinde olabileceğini söyleyerek insanlara karşılaşırlarsa şüpheliye yaklaşmamaları uyarısında bulundu.
Silahlı polis görevlileri ve arama ekipleri, Enfield ve Londra’nın kuzeyindeki farklı ilçelerin yanı sıra, cinayetin işlendiği Bushey’de konuşlandırıldı.
Çarşamba öğle saatlerinde, polis ve ambulans görevlileri, içinde arama yapılan Enfield’daki bir evin yakınlarında bir mezarlıkta görüldü.
Mezarlık güvenlik kordonuyla çevrilerek kapatıldı ve bir helikopter ambulans bölgeye yaklaştı.
Herfordshire polisinin yaptığı açıklamaya göre Clifford, polis tarafından “ateş açılmadan” burada yakalandı.
Yaralı halde bulunan Clifford’ın hastanede tedavi gördüğü belirtildi.

KURBANLAR KİM?
Cinayete kurban gidenlerin; BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın 61 yaşındaki eşi Carol Hunt ile, çiftin üç kızından ikisi olan 25 yaşındaki Louise ve 28 yaşındaki Hannah oldukları belirlendi.
ŞÜPHELİ HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Cinayet şüphelisi Kyle Clifford hakkında bilinenler sınırlı.
Ancak şüphelinin 2022’de kısa süreliğine İngiliz Ordusu’nda hizmet verdiği ve sonra ordudan ayrıldığı düşünülüyor.
Polis, “hedefli” bir saldırı olduğunu söylediği cinayetin arkasındaki Clifford’ın kurbanları tanıdığını düşünüyor.
Polis yetkililerinden yapılan açıklamaya göre, cinayetle ilgili soruşturma hızla ilerliyor.
Şüpheli gözaltına alınırken, şu aşamada polis soruşturmasında aranan başka biri olmadığı belirtildi.

‘İNANILMAZ BİR TRAJEDİ’
John Hunt, BBC 5 Live radyosunun at yarışı yorumcularından biri.
Hunt’ın eşi ve iki kızının öldürüldüğü saldırı kamuoyunda da şok etkisi yarattı.
BBC’nin bir sözcüsü, “John Hunt’ın ailesiyle ilgili haberler kahredici. John’a her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.
İngiltere’deki at yarışı yorumcuları da baş sağlığı dileklerini paylaştı.
Sky Sports’tan Alex Hammond, X hesabından yaptığı açıklamada olayı “inanılmaz bir trajedi” diye niteledi.
İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, cinayetin “gerçek anlamda şok edici” olduğunu söyleyerek polis soruşturmasını yakından takip ettiğini ifade etti.
Londra’nın kuzeyindeki Bushey kasabasında yaşanan cinayete kurban gidenlerin BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın eşi ve iki kızı olduğu ortaya çıktı.
Polis, kapsamlı bir operasyonla cinayetin şüphelisi 26 yaşındaki genç adamı gözaltına aldı.
Yaralı bir şekilde bulunduğu belirtilen Kyle Clifford tedavi için hastaneye götürüldü.
Cinayetle ilgili tüm detaylar henüz ortaya çıkmadı ve Clifford’ın cinayeti neden işlediği bilinmiyor.
Polis ise, şüphelinin kurbanları tanıdığı ve hedef göstererek saldırıyı gerçekleştirdiği ihtimalini değerlendiriyor.

OLAY HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Salı günü yerel saatle 19:00 sularında Londra’nın kuzeyinde yer alan Hertfordshire bölgesindeki Bushey kasabasında yaşayanlar, çığlıklar duyduklarını söyleyerek polisi aradı.
Ashlyn Close sokağına gelen polis, üç kadını ağır yaralı halde bulundu.
Kurbanlar sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen kurtarılamadı.
Tatar yayı olarak da bilinen arbaletle saldırıya uğradıkları anlaşılan üç kadın olay yerinde öldü.
Londra’nın kuzeyindeki Enfield’da yaşadığı tespit edilen şüpheli Kyle Clifford’ın bulunması için kapsamlı bir insan avı başlatıldı.
Polis, arbaletin hâlâ elinde olabileceğini söyleyerek insanlara karşılaşırlarsa şüpheliye yaklaşmamaları uyarısında bulundu.
Silahlı polis görevlileri ve arama ekipleri, Enfield ve Londra’nın kuzeyindeki farklı ilçelerin yanı sıra, cinayetin işlendiği Bushey’de konuşlandırıldı.
Çarşamba öğle saatlerinde, polis ve ambulans görevlileri, içinde arama yapılan Enfield’daki bir evin yakınlarında bir mezarlıkta görüldü.
Mezarlık güvenlik kordonuyla çevrilerek kapatıldı ve bir helikopter ambulans bölgeye yaklaştı.
Herfordshire polisinin yaptığı açıklamaya göre Clifford, polis tarafından “ateş açılmadan” burada yakalandı.
Yaralı halde bulunan Clifford’ın hastanede tedavi gördüğü belirtildi.

KURBANLAR KİM?
Cinayete kurban gidenlerin; BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın 61 yaşındaki eşi Carol Hunt ile, çiftin üç kızından ikisi olan 25 yaşındaki Louise ve 28 yaşındaki Hannah oldukları belirlendi.
ŞÜPHELİ HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Cinayet şüphelisi Kyle Clifford hakkında bilinenler sınırlı.
Ancak şüphelinin 2022’de kısa süreliğine İngiliz Ordusu’nda hizmet verdiği ve sonra ordudan ayrıldığı düşünülüyor.
Polis, “hedefli” bir saldırı olduğunu söylediği cinayetin arkasındaki Clifford’ın kurbanları tanıdığını düşünüyor.
Polis yetkililerinden yapılan açıklamaya göre, cinayetle ilgili soruşturma hızla ilerliyor.
Şüpheli gözaltına alınırken, şu aşamada polis soruşturmasında aranan başka biri olmadığı belirtildi.

‘İNANILMAZ BİR TRAJEDİ’
John Hunt, BBC 5 Live radyosunun at yarışı yorumcularından biri.
Hunt’ın eşi ve iki kızının öldürüldüğü saldırı kamuoyunda da şok etkisi yarattı.
BBC’nin bir sözcüsü, “John Hunt’ın ailesiyle ilgili haberler kahredici. John’a her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.
İngiltere’deki at yarışı yorumcuları da baş sağlığı dileklerini paylaştı.
Sky Sports’tan Alex Hammond, X hesabından yaptığı açıklamada olayı “inanılmaz bir trajedi” diye niteledi.
İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, cinayetin “gerçek anlamda şok edici” olduğunu söyleyerek polis soruşturmasını yakından takip ettiğini ifade etti.
Bakan Şimşek, “Cari açığı endişe kaynağı olmaktan çıkartacağız, kalıcı olabilmesi için yapısal dönüşüme ihtiyaç var.” dedi.
Şimşek, rezervlerde 80 milyar dolarlık iyileşme olduğunu belirterek, “11 yılda sağlanan düzelmeyi 1 yılda sağladık” ifadesini kullandı.
‘Enflasyonda en zoru geride kaldı’ diyen Bakan Mehmet Şimşek, “Tutarlılığı olan güçlü bir program uyguluyoruz. Para politikası geciklemeli bir şekilde dezenflasonu şekillendiriyor. Para politikasının inşası zaman alıyor. Enflasyon gelecek ay yüzde 60 civarına inecek. Yıl sonunda enflasyonda yüzde 42’ye kadar toleransımız var“ şeklinde konuştu.
Mehmet Şimşek’in açıklamalarından satır başları:
“CARİ AÇIK ENDİŞE OLMAKTAN ÇIKACAK”
Programın en önemli hedeflerinden birisi sürdürülebilir büyümedir. Bugün net ihracat katkısının pozitife döndüğü, iç talep makul düzeyde devam etti. İyi bir büyüme patikasıyla karşı karşıyayız. Önemli hedeflerden diğer sürdürülebilir cari açık. Cari açığı endişe kaynağı olmaktan çıkartacağız. Kalıcı olabilmesi için yapısal dönüşüme ihtiyaç var. Diğer bir konu mali disiplinin yeniden tesis edilmesi.
“MERKEZ BANKASI’NIN ELİNİ GÜÇLENDİRECEĞİZ”
Deprem hariç açığın milli gelire oranı sadece yüzde 1,6. Depremin gerektirdiği harcamaları bir kenara bırakırsanız mali disiplinde bir sorun yok. Açığın kendisi bir itki yaratıyor. Enflasyonla mücadele açığı aşağı çektiğimiz takdirde Merkez Bankası’nın elini güçlendirmiş olacağız.
Kur riskini azalttık, borçlanmanın vadesini artırıyoruz.
“NET REZERVLERİ 80 MİLYAR DOLARA ULAŞTI”
Uluslararası rezervlerde tarihi bir düzeltmeyle karşı karşıyayız. Bankalarla swapı neredeyse kapattık. Swap hariç net rezerv eksi 61 milyar dolardan artı 18 milyar doların üzerine çıkmış durumda. Net rezervlerdeki düzelme 80 milyar dolar civarına ulaştı. Daha önce bu türden iyileşmeyi 11 yılda sağlamışız, bu iyileşme bir yılda sağlandı.
“RİSK PRİMİ 1 YILDA 450 PUAN DARALDI”
KKM 60 milyar doların altına indi. Temmuzda KKM’den çıkış çok daha hızlanacak. Türkiye’nin istikrar ve reform programı ile birlikte risk priminde dramatik bir düşüş yaşanmıştır. Son 1 yılda risk priminde daralma 450 puan civarında, benzer ülkelere göre risk priminde muazzam iyileşme var.
DIŞ KAYNAĞA ERİŞİM SORUNU ORTADAN KALKTI
Türkiye’nin makul maliyetlerle dış kaynağa erişiminde sorun, önemli ölçüde ortadan kalktı. Rezervlerdeki artışın büyük bir kısmı vatandaşlarımızın ve şirketlerimizin programa olan güveni nedeniyle dövizden TL’ye geçişle açıklanır, üçte ikisinden fazlası bu.
YILSONU ENFLASYON TAHMİNİ
Enflasyonda en zoru geride kaldı. Tutarlılığı olan güçlü bir program uyguluyoruz. Para politikası geciklemeli bir şekilde dezenflasonu şekillendiriyor. Para politikasının inşası zaman alıyor. Enflasyon gelecek ay yüzde 60 civarına inecek. Yıl sonunda enflasyonda yüzde 42’ye kadar toleransımız var.
“YÜK DAR GELİRLİLERE YÜKLENMEYECEK”
Kamuda harcama disiplinini önemsiyoruz, bütün harcamaları gözden geçiriyoruz. Bazı programları, birimleri kapatacağız. Çalışanlarımızı vergide adaleti sağlamak için Gelir İdaresi’nde görevlendireceğiz. Kayıt dışılık ile mücadeleye başladık, eylem planı olmayacak, fiiliyatta bu olacak. Amacımız vergilendirilmemiş bir alan bırakmamak, vergide adalet ve etkinliği sağlamak. Yük hiçbir şekilde dar gelirlilere yüklenmeyecek. Makrofinansal istikrarı kalıcı bir şekilde tesis etmeliyiz.
]]>ERKEN REZERVASYON FİYATININ ALTINDA OLMAMALI
Peki bu durum neden yaşandı? Turizmcilere göre bu durum işini düzgün yapmayan işletmelerden kaynaklanıyor. Fiyatlarını yükselten işletmeler, işler kötü gidince erken rezervasyon dönemindeki fiyatların da altına iniyor. Ancak sektör temsilcileri oluşan tabloyu, “Yapılan indirimin erken rezervasyon fiyatlarının altında olmaması gerekiyor” sözleriyle yorumladı.
“VATANDAŞI KAÇIRMAMAMIZ GEREKİYOR”
TÜRSAB Başkanı Başdanışmanı Hamit Kuk, “Otelin yaptığı indirim erken rezervasyon fiyatlarının altında olmamalı ancak her işte olduğu gibi burda da kötü örnekler karşımıza çıkıyor. Erken rezervasyon indirimleri yüzde 30-40 arasındadır. Son dakika satışlarında işini düzgün yapan oteller bu indirimin altına inmezler, en kötü, erken rezervasyonda verdiği indirimleri sunar. Müşteriyi erken rezervasyondan kaçırmamamız gerekiyor” dedi.
Sektörde bu tür örneklerin seyrek olduğunu vurgulayan Kuk, “Ancak bazı işletmeler işini yanlış yaptığında bu durum bütün turizm sektörüne yansıtılıyor. Fahiş fiyatla çıkıp işler kötü gidince erken rezervasyon dönemindeki fiyatların altına inen tesisler var. Bunu yapmamaları gerekiyor. Müşteri memnuniyeti her şeyden önemli” diye konuştu.
SON DAKİKA İNDİRİMİNE GİTTİLER
“Tatil paketi fiyatları çok yükseldi, aynı zamanda müşterinin alım gücü de azaldı” diyen Kuk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Konaklama sektöründe en yüksek fiyatların olduğu dönemdeyiz. Fakat talepler istenilen düzeyde değil. Otellerde doluluklar yüzde 60-80 civarında. Normal şartlarda bu doluluklar şu anda yüzde 100’lerde olmalıydı. Şu anda oteller son dakika satışlarında boş kalan odaları doldurmak için yüzde 15 ila 30 arasında indirim kampanyası başlattılar.”
MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ ÖNEMLİ
Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu da, “Oteller müşterisini memnun etmemeyi tercih etmez. Eğer bir memnuniyetsizlik varsa aradaki fark otelci tarafından müşteriye ödenir” dedi.
Kavaloğlu, şöyle devam etti:
“İngilizler en erken rezervasyon yaptırır, daha sonra Almanlar gelir. Özellikle pandemiden sonra erken rezervasyon oranı arttı. Burada en önemli konu; en erken alanın en indirimli fiyat alması konusudur. Eğer böyle olmazsa o oteli bir daha kimse erkenden almaz. Bazı otellerde doluluk oranları zayıf gidince bir panik havası yaratıldı ve biraz fiyat indirimleri oldu.”
TÜKETİCİ HAKEM HEYETİNE BAŞVURULMALI
Peki ödenen para nasıl alınır? Hamit Kuk, soruyu şöyle yanıtladı:
“Misafir, otele başvurup aradaki farkı isteyebilir. Eğer otel olumlu dönüş yapmazsa müşteri tatilini yapsın. Tatili bittikten sonra ispatlı evraklarıyla Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuruda bulunabilir ve heyet haksız bulursa tüketici lehine karar verir. Fiyat farkı bu şekilde geri alınabilir. Otel de Tüketici Hakem Heyeti kararına itiraz edebilir. İtiraz ettiğinde Tüketici Mahkemesi’ne başvuruyor otel ve diyor ki, ‘Ben haksız yere cezalandırıldım.’ Hem Tüketici Hakem Heyeti’nde hem Tüketici Mahkemesi’nde genelde turizmden sorumlu bilirkişilere dosya aktarılıyor ve onların raporuna göre karar veriliyor.”
ARADAKİ FARK İADE EDİLMELİ
Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Turizm Komisyonu Üyesi Mehmet Gem, bu sorunların genellikle otellerin mülkiyeti başka, işletmesinin ise başkasında olan tesislerde yaşandığını belirtti. Gem, “Müşteri böyle bir durumla karşılaştığında otele girmeden önce iade talebini iletsin. Otel fiyatı herkesin görebileceği şekilde bayan edildiyse ve müşterinin iade talebi varsa aradaki farkın muhakkak iade edilmesi gerekiyor. Eğer iade edilmezse müşteri, Tüketici Hakem Heyeti’ne müracaatta bulunsun” dedi.
TÜKONFED Başkanvekili Avukat İbrahim Güllü ise Hakem Heyeti’ne e-devlet üzerinde başvuru yapılabileceğini hatırlatarak, “2024 yılı için 204 bin liranın altındaki itilaflarda Hakem Heyeti’ne başvurabilir” dedi.
Tarihi bir ana şahitlik ettikleri için çok heyecanlı ve gururlu olduklarını dile getiren Bozkurt, tüm yatırımlardan mutluluk duyduklarını ancak kendi alanında bir dünya lideri olan BYD gibi bir markanın Türkiye’ye gelmesinden de kat kat mutlu olduklarını söyledi.
ALJ Türkiye olarak Çin’in başta Avrupa olmak üzere bir açılma atağı yapacağını hep öngördüklerini dile getiren Bozkurt, “Hep demiştik ki ‘biz Çinli üreticileri Türkiye’ye çekmeliyiz. Çünkü bir tanesini çekersek ondan sonra burada bir ekosistem oluşacak ve devamı gelecek. Ondan sonra gelen markaların içinde burada bir üretim hub’ı oluşmaya başlayacak’ demiştik. Bu anlamda bu ilk yatırımı çekebilmek çok kıymetliydi. Bunun böyle de bir farklı anlamı var.” ifadelerini kullandı.

“BELKİ FARKLI ENDÜSTRİLERDEN DE YATIRIMCILAR ARTIK TÜRKİYE’Yİ RADARINA ALACAK”
Bu yatırımın arkasından diğer Çinli üreticilerin Türkiye’yi ciddi anlamda radara alacaklarını düşündüğünü dile getiren Bozkurt, şöyle devam etti:
“Birkaç farklı markanın daha önümüzdeki süreçte yatırım yapmak üzere buraya geleceğini düşünüyorum. Çünkü burada yatırım yapıp Avrupa pazarlarına gümrük birliği avantajından faydalanarak sıfır gümrükle araç ihraç etme şansları olduğunu onlar da biliyor. Zaten hep söylüyoruz, ülkemiz otomotiv üretiminde gerçekten kendisini kanıtlamış bir ülke. Bütün bunları bir araya getirdiğimiz zaman, burada mevcut üretim yapan fabrikaların da son 30, 40, 50 yıldır yaptıkları üretim kalitesini değerlendirdiğimizde, Çinlilerin Türkiye’yi seçmesi zaten bence kaçınılmazdı. İlk hamleyi de BYD yaptı. Dediğim gibi önümüzdeki süreçte diğer markaların da buraya gelmesi konusunda bu iyi bir ilk adım olacaktır. Hatta daha iddialı bir şey söyleyeyim. Otomotiv değil sadece, belki farklı endüstrilerden de yatırımcıların artık Türkiye’yi radarına almasıyla ilgili iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum.”

“BİZ BYD İLE DİSTRİBÜTÖRLÜK OPERASYONLARINI YÜRÜTECEĞİZ”
BYD’nin distribütörlük konusunda Türkiye’de ALJ’yi tercih etmesinin de kendileri için çok önemli bir gurur kaynağı olduğunu vurgulayan Bozkurt, “Bundan sonraki süreçte de biz BYD ile distribütörlük operasyonlarını yürüteceğiz. Onlar da üretim tarafını devam ettirecekler. Biliyorsunuz şu anda yatırım kararları açıklandı. Manisa’da bir alan belirlendi ve olabildiğince hızlı bir şekilde üretime başlamak için çalışmalara başlayacaklardır. Biz ALJ Türkiye olarak da BYD’nin burada bütün teknolojilerinin, yeni ürünlerinin en iyi şekilde Türk ekonomisine, Türk müşterilerine sunulması için 360 derece bir hizmet standardında hazırlıklarımızı yapıyoruz. Satış, pazarlama, satış sonrası müşteri memnuniyeti, tüketici finansmanı, ikinci el… Tüm bunları yani değer zincirinin tamamını sunacak şekilde BYD’yi Türkiye’de, Türkiye halkına, Türk müşterisine sunmak için heyecanla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” diye konuştu.
Ali Haydar Bozkurt, ALJ Türkiye olarak görüştükleri üretim ve yatırım ihtimali olan bütün gruplara, markalara, Türkiye’de üretimle ilgili potansiyeli anlatmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Öte yandan Ali Haydar Bozkurt, açıklamalarının ardından BYD Başkan Yardımcısı ve BYD Amerika Üst Yöneticisi (CEO) Stella Li ile bir araya geldi.
Milliyet’in haberinde yer alan bilgilere göre, en büyük gemi kazalarından biri 2012’deki Costa Concordia Faciası olmuştu. 32 kişinin hayatını kaybettiği kazada ise 7 kişi hiç bulunamazken, bu kazadan 7 yıl sonra, kimsenin hayatını kaybetmediği bir başka kaza yaşandı. Okyanus ötesine nakliyat yapan Golden Ray gemisi 7 bin 400 araç kapasitesiyle çıktığı son yolculuğunda alabora oldu. Tıpkı Costa Concordia gibi yan yatan Golden Roy gemisi yanmaya başladığında ise yapılacak tek şey 23 kişilik mürettebatı kurtarmaktı.

GOLDEN RAY’DA YAŞANANLAR
Golden Ray gemisi, 19 Ağustos 2019 günü son yolculuğuna çıktı ve sonraki 2 hafta boyunca gemiye çeşitli limanlardan lüks araçlar yüklendi. Veracruz, Altamira ve Freeport o limanlar arasındaydı. Oradan sonra 6 Eylül’de Jacksonville’e ve kazadan 1 gün önce, 8 Eylül’de Brunswick’e ilerledi. Burada bazı araçlar boşaltıldı ve yeni araçlar yüklendi. Geminin bundan sonraki rotası Baltimore, Wilmington, Beyrut, Cidde, Sohar, Jebel Ali, Dammam ve Kuveyt yönüne planlanmıştı. Ancak her an yaşanması mümkün olsa da kimse tarafından beklenmeyen bir şey yaşandı. Gemi bir anda alabora oldu ve büyük bir kısmı suya gömülmeye başladı.
23 kişilik mürettebatın hayatını tehlikeye atan bu olay, milyonlarca dolarlık zarara yol açtı. Golden Ray, içinde sıfır kilometre araçlar bulunan bir gemiydi ancak gemi alabora olduktan sonra araçlar tamamen hurdaya dönmüştü. Gemi alabora olduktan bir süre sonra yanmaya başladı fakat bu durumun arkasında herhangi bir hasar veya kaza bulunmuyordu. Edinilen bilgilere göre gemi, herhangi bir şeyle çarpışmadı ve önemli bir gövde hasarı almadı.
YAZIM YANLIŞI ALABORAYA NEDEN OLDU
Dev gemi, 200 metre uzunluğunda ve 71 ton ağırlığındaydı ve bir dakika içinde 60 derecelik bir açıyla yan yattı. Geminin sağa dönüşü sırasında hızla sola yatan gemi, 90 derecelik bir açıyla durdu. Kaptan Jonathan Tennant, geminin limandan çıkarılması sırasında her şeyin normal göründüğünü belirttiği bir kamuoyu duruşmasında konuşmuştu. Geminin ilk mühendisi Junyong Kim de geminin yana yatmasına kadar herhangi bir olağandışı durum olmadığını ifade etti.
Daha sonra yapılan incelemede, kaza yaklaşık 2 saat önce gemideki iki su geçirmez kapının açık bırakıldığı keşfedildi. Golden Ray’ın 1 dakika içinde yaşadığı talihsizlik sırasında, yana yatmayı engellemek için pruva pervanesi ve geri motor emirleri verildi. Geminin kaptanı daha önce, ayrılışını hazırlamak için güverte 5’teki liman tarafındaki pilot kapısının 01.08’de açılmasını emretmişti. Ancak su, açık pilot kapısından gemiye girmeye başladı, makine ve dümen takımı odalarını su bastı. Römorkörler gemiyi derin kanaldan ittikçe, gemi liman tarafına oturdu. Birleşik Devletler Sahil Güvenlik (USCG) müdahale botu Sahil Güvenlik İstasyonu Brunswick’ten, suya indirildi ve botlar sırasıyla 02.05 ve 03.00’te Golden Ray’a ulaştı.
Gemideki 23 mürettebatın tamamı ve bir Amerikalı kaptan hayatta kaldı. Hayatta kalmayı başaranlar arasında olay sırasında geminin makine dairesinde bulunan üç mühendis de vardı. Kaptan ve 23 mürettebattan 19’u ilk gece ilk müdahale ekipleri tarafından kurtarıldı. O gece kurtarılan son kişi 06.45 geminin başmühendisi oldu. 04.30’da ilk müdahale ekipleri, geminin içindeki araçları yakan yangın nedeniyle sancak tarafından çıkan duman ve alevleri fark etti. Zehirli duman ve ısı, yangın kendi kendine sönene kadar kurtarma operasyonlarına engel oldu. 24 saat süren yangının ardından kayıp olan kalan dört mürettebat üyesi de kurtarıldı.
YAZIM HATASI FARK EDİLMEDİ
Yaşananların tek bir sebebi vardı. Yolculuğun başında mürettebat her şeyin yolunda olduğuna karar vermişti ancak kimse denge sistemine yanlış veriler girilerek yazım hatası yapıldığı fark etmemişti. Yani gemi günlerce tesadüfen sorunsuz ilerlemişti.
8 Eylül 2019’da alabora olan geminin okyanustan çıkarılması ise 2 yıl sürdü. Çalışmalar 5 Eylül 2021’de tamamlandı.
‘GLOBAL DARALMA VAR’
Yarımada genelinde her bütçeye uygun tatil olduğunu söyleyen Dengiz, “Ne kadar çok kötü tarafına bakarsanız iyi tarafı kaçırırsınız. Ben iyi tarafı görmeyi tercih ederim. Bazı plaj işletmelerinde boşluklar olabilir ama bazılarında doluluklar görülmektedir. Dönemsel olarak boşluklar oluşuyor. Bunu inkar edemeyiz ama şu var ki, otellerin bir kısmının dolu bir kısmının da boş olduğu doğrudur. Bu doluluklara etki eden en önemli faktör ise tekrar müşterisidir. Bir otelin tekrar müşterisi sayısında bir artış varsa da bu otel dolu olacak anlamına gelir. Son 10 yıldır aynı otel ve aynı yere geliyorsa tatilci bunun iyi bir başarı olduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Sosyal medyada yapılan pahalı algısına da dikkat çeken Ömer Faruk Dengiz, “Edere eder, etmezse etmez ayrımı’ yapılmalıdır. Son 10 yıldır dünyanın en ucuz destinasyonu Türkiye’ydi. Fiyatlarımız biraz daha yukarı çıkınca mı diğer ülkelerle kıyaslamaya başladık. Halbuki bizler en iyi hizmeti verip en uygun tatil avantajlarını sağlıyorduk. Bodrum ve Türkiye aslında edere eder. Dünyanın en iyi 100 oteli arasında Türkiye’deki oteller var. Biz dünyanın en ucuz oteli değiliz, dünyanın en ucuz ülkesi değiliz. Bizler diğer yarışabilir ülkelerle hizmet veriyoruz, otelcilik yapıyoruz. Türkiye hizmet anlamında ilk 3’ün arasına giren bir ülkedir. Turizm Bakanlığı’na ve belediyeye bağlı plajlar var. İyi bir fiyatla tatil yapılabiliyor. Fiyatlar yüksek sezon oluşundan dolayı kişi başı oda kahvaltı 1500 liradan başlıyor ve 10 bin Euro’ya kadar çıkıyor. Her kesime göre uygunluk var. Avrupa şampiyonası turizm hareketliliğini dolaylı olarak etkiledi. Belli bir kesim tatil planını öteledi. 2 ülkenin erken seçime gitmesi, olimpiyatların başlayacak olması ve diğer yandan da Almanya’daki bir acentenin iflas etmesi gibi etkenleri de göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Global bir daralma var. Sadece Türkiye’de daralma varmış gibi bir algı yanlış oluyor” dedi.
‘BODRUM’UN MİKONOS VE RODOS’LA EŞ DEĞER OLMASI GEREKİYOR’
Yunan adalarındaki kapı vizesi uygulamasından olumsuz etkilendiklerin, belirten Dengiz, “Bodrum pahalı algısı devamlı ön planda tutulmaya çalışılmaktadır. Yunan adalarıyla karşılaştırma yapılmasını doğal karşılıyoruz ama bunun iyi bir şekilde irdelenmesi gerekiyor. Bodrum ile Kos’un bir araya getirilmemesi gerekiyor. Bodrum’un Mikonos ve Rodos’la eş değer olması gerekiyor. Adalar bazındaki fiyatlar değişkenlik gösteriyor. Bu da kafa karışıklığına yol açıyor. Yoksa herkes istediği yere gidebilir, seyahat edebilir” diye konuştu.
Geçen yıl Türkiye genelinde toplam gayrimenkul satış adedi 2 milyon 949 bine ulaşırken, bu rakamın 1 milyon 723 binini arsa, tarla, iş yeri ve diğer taşınmazlar oluşturdu. Konut dışı gayrimenkul satışlarının en az yüzde 90’ının arsa ve tarlalardan oluştuğu değerlendirildiğinde bu alanda tüm zamanların yıllık rekoru kırılmış oldu. Konut dışı gayrimenkulün toplam satış içerisindeki payı da yüzde 58,44 ile en yüksek orana yükseldi.
Yüksek satış adetleri bu yıl kısmen düşse de arsa ve tarlalara güçlü talebin sürdüğünü belirten uzmanlar, salgın ve depremlerin etkisinin yanı sıra konut alamayan yatırımcıların arsa ve tarlaya yönelmesinin bu durumda etkili olduğunu anlattı.
“ARSA VE TARLAYA YÖNELİK TALEPLE BİRLİKTE DOLANDIRICILIK HADİSELERİ DE ARTTI”
Gayrimenkul Pazarlama ve Satış Profesyonelleri Derneği (GAPAS) Başkanı İsmail Özcan, son birkaç yılda konuta erişimin zorlaşmasının daha makul bütçelerle yapılabilen arsa ve arazi yatırımlarını artırdığını belirterek, yüksek meblağların konuşulduğu bu alanın kötü niyetlilerin de ilgisinden kaçmadığını söyledi.
Son dönemde toplam gayrimenkul satışları içerisinde konut dışı yatırımların daha yüksek pay aldığını dile getiren Özcan, “Görece daha makul bütçelerle alınabilen araziler ve hızlı değer artışı eğilimine sahip arsalar yatırımcıların gözdesi haline geldi.” dedi.
Özcan, özellikle kırsal yörelerdeki tarlalara da ilginin artmasıyla bu alanda bazı dolandırıcılık hadiselerinin de yaşanmaya başlandığını kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bazı yatırımcıların satın alınacak araziyi görmeden, yerinde ve resmi kurumlarda inceleme yapmadan, sadece fiyatının cazip olduğu algısı ve öngörüsüyle satın almalar yaptığını ve parasal kayıplar yaşadığını, gerçekte öyle bir yerin olmadığını ya da satış yapmak isteyenlere verilen kaporaların buharlaştığı yönünde duyumlar alıyoruz. Satın alınan araziye imarın geleceği, son zamanların popüler konaklama üniteleri olan mobil evlerin (tiny house) koyulabileceği, ürün hasadıyla 3-5 yılda yatırımın geri alınacağı gibi satış argümanlarının gerçekte geçerliliğinin olmadığı durumlarda vatandaşımızın yatırımı heba oluyor.”
“MESLEK MENSUPLARINDAN VE RESMİ KURUMLARDAN BİLGİLER DOĞRULATILMALI”
İsmail Özcan, arsa ve tarla yatırımlarının daha fazla incelemeye konu olması gerektiğini belirterek, “Yatırımcılarımız almayı düşündüğü araziyi dikkatlice incelemeli; mimar, inşaat mühendisi, gayrimenkul danışmanı veya şehir plancısı gibi ilgili meslek mensuplarından ve resmi kurumlardan bilgileri doğrulatmalı; satıcıdan tapu kayıt örneğini ya da takyidat belgesini istemelidir.” diye konuştu.
Arsanın ne kadarına hangi bina türünün yapılabileceğinin, arsanın emsalinin ve çekme mesafelerinin öğrenilmesi gerektiğini vurgulayan Özcan, “Bölgede imar planı yapılması sonrasında kamuya bırakılması gereken parsel bölümlerinden gerekli terklerin yapılıp yapılmadığı bilinmelidir.” açıklamasında bulundu.
“ARSA ÜZERİNE ŞERH OLUP OLMADIĞI ÖĞRENİLMELİ”
GAPAS Başkanı Özcan, arsa üzerinde herhangi bir kamu kuruluşunun şerhinin olup olmadığının, arazinin çeşitli koruma alanı içinde bulunup bulunmadığının da önemli olduğunun altını çizdi.
Özcan, “Ayrıca arsanın kadastrol yola cephesinin bulunup bulunmadığı öğrenilmeli. Çünkü kadastrol yola cephesi olmayan araziler için diğer parsellerden geçiş hakkı talep edilmesi gerekiyor. Arazi üzerinde devletin ve ilgili belediyenin öngördüğü bir proje çalışmasının olup olmadığı araştırılmalıdır.” ifadelerini kullandı.
“ARAZİNİN BÖLÜNEBİLİR OLMASI YAPI YAPILABİLECEĞİ ANLAMINA GELMEZ”
Gayrimenkul Hukuku Enstitüsü Başkanı Avukat Ali Yüksel de Kovid-19 sonrası vatandaşların şehirlerden uzaklaşmak istemesiyle kırsal alanlarda yapılaşma furyası başladığını anımsatarak, emlak sitelerinde dahi “üzerine konteyner koymaya uygun, villa yapmaya uygun, yazlık yapmaya uygun” şeklinde teşvik edici ifadelerle yayınlanan ilanların arttığını anlattı.
Bazı arazilerin de “ileride ev yapmaya uygun” söylemleriyle satıldığını, yoğun taleple birlikte tarım alanlarının dahi satılmaya başlandığını dile getiren Yüksel, tarım alanlarının ve zeytinliklerin imara açılamadığını, tarlaların parsellenmesinin veya bölünmesinin sıkı kurallara bağlı olduğunu, arazinin bölünebilir olmasının yapı yapılabileceği anlamına gelmediğini vurguladı.
“BUNGALOVLAR ANCAK TURİZM AMAÇLI KULLANILABİLİR”
Ali Yüksel, sit alanlarında yapılaşmanın yasak veya sınırlı olduğunu, deniz kıyısına yakın alanların ve su havzalarının yapılaşma yasağı içinde bulunduğunu belirterek, 2B arazilerinde imar planı olması halinde yapılaşmanın olabildiğini söyledi.
Bungalovların ancak turizm amaçlı ve verilen ruhsata göre çalışabildiğini, konut olarak kullanılamadığını vurgulayan Yüksel, yatırım yaparken dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:
“Bir arazide yapılaşmanın nasıl olabileceği belediyelerden, belediye dışındaki alanlarda il özel idarelerinden sorulmalıdır. ‘İleride imara açılacak’ gibi ifadelerle satışa sunulan tarlaların gelecekte yapılaşmaya açılması ancak imar planı yapılmasına bağlıdır. İmar planları tarım, zeytinlik, sit alanı, orman ve su havzası gibi alanlar korunarak yapılır. Bu alanların imara açılması çok zordur. Tarla vasıflı yerlerin bölünemeyeceği, parsellenemeyeceği, bu şekilde satışının resmi yoldan olamayacağı ise yasanın açık kuralıdır. İmara açık yerlerde ise planların izin verdiği ölçüde bölünmesi mümkündür.”
Yüksel, satışı yapanların malik olup olmadığının tapu dairelerinden sorulması, gayrimenkulün üzerinde ipotek veya başka bir sınırlama olup olmadığının incelenmesi gerektiğini vurguladı.
Ali Yüksel, “Arsa ve tarla satışlarında sakıncalı durumlar çıkmaması için tarla veya arsaların çok sayıda kişiye satıldığı kampanyalarda yasal düzenlemeye gidilmeli, Tüketici Kanunu ve ilgili diğer mevzuatta var olan boşlukların doldurulmalı.” şeklinde konuştu.
“MARKALI ARSA SATIŞLARINDA VADEDİLENLER BELEDİYEYE SORULMALI”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Gayrimenkul Hizmetleri Meslek Komitesi Başkanı Hakan Akdoğan ise arsa yatırımının konuttan daha zor ve karmaşık olduğunu belirterek, kendi içinde birçok dinamikleri barındırdığını söyledi.
Son dönemde arsa ve tarlaya talebin artmasıyla şirketlerin de arsa satışına başladığını dile getiren Akdoğan, şu uyarılarda bulundu:
“Şirketler, bir yeri alıp parselasyon yaparak ve proje geliştirerek ‘markalı arsa’ ismiyle satıyorlar. Bu konuda çeşitli vaatlerde bulunuyorlar. Öte yandan satışların büyük kısmı ise bireysel gerçekleşiyor. Arsa ve tarlaya talebin artmasıyla bazı mağduriyetler de yaşanabiliyor. Tüketicilerimiz, mağduriyet yaşamamak için arsa veya tarla alırken mutlaka ilgili belediyeden bilgi almalı, imar durumunu sormalı. Markalı arsa dediğimiz gayrimenkul satışlarında vadedilen projenin yapılıp yapılamayacağı ve konuyla ilgili ruhsat çalışması olup olmadığı belediyeden öğrenilmeli. Arsa ve tarla alırken taşınmaz ticareti yetki belgesi olan emlakçılardan destek alınmalı.”
Hakan Akdoğan, “Arsa en iyi getirisi olan yatırımdır ancak çok risk de barındırır. İmarlı yer bir anda imarsız yere dönüşebilir. Kendi içinde imar uygulamaları hızlı bir şekilde değişebilir. Bu konulara dikkat edilmelidir.” diye konuştu.
“MAKET ÜZERİNDEN ARSA VEYA TARLA ALMAYIN”
Silivri Emlak Müşavirleri Derneği Başkanı Mustafa Altınkök de son yıllarda arsalara ve tarlalara yüksek talepten yararlanmak isteyen bazı fırsatçıların vatandaşlara maket üstünden satış yapmak istediğini söyledi.
Altınkök, “Yapılan reklam ve maket çalışmalarında verilen vaatler, sıralanan bir sürü özellik genellikle bir pazarlama taktiği olarak sözde kalıyor. Yatırımcılarımız bu gibi durumlara kanmamalı, maket üzerinden arsa veya tarla almamalı.” şeklinde konuştu.
SREBRENİTSA KATLİAMINDA HAYATINI KAYBEDEN 14 KİŞİ DAHA TOPRAĞA VERİLECEK
Bosna Hersek’in doğusundaki Srebrenitsa’da 1995’te Sırplar tarafından yapılan soykırımda öldürülen ve kimlikleri tespit edilen soykırım kurbanlarından 14’ü daha bugün düzenlenecek cenaze töreninin ardından toprağa verilecek.
Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak nitelendirilen soykırımda öldürülen ve kimlik tespiti yapılan 14 kurban için öğleden sonra cenaze namazı kılınacak.
Cenaze namazı öncesinde Srebrenitsa Anıt Merkezi’nde soykırımın 29. yılı dolayısıyla anma programı düzenlenecek.
Bugün toprağa verilecek kişilerin isimleri şöyle:
“Beriz Mujic, Hamed Salic, Hasib ve Camil Efendic kardeşler, Mehmed Krdzic, Sabrija Omic, Musan Siljkovic, Sakib Harbas, Ahmet Jasarevic, Nevres Salihovic, İbrahim Salkic, Midhat Basic, Hajdin Mustafic, Latif Mandzic.”
SREBRENİTSA KATLİAMINDA NELER YAŞANDI
Srebrenitsa’nın 11 Temmuz 1995’te Ratko Mladic komutasındaki Sırp birliklerince işgal edilmesinin ardından Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki Hollandalı askerlere sığınan sivil Boşnaklar, daha sonra Sırplara teslim edildi.
Kadın ve çocukların Boşnak askerlerin kontrolündeki bölgeye ulaşmasına izin veren Sırplar, en az 8 bin 372 Boşnak erkeği ormanlık alanlar, fabrikalar ve depolarda katletti. Katledilen Boşnaklar toplu mezarlara gömüldü.
Savaşın ardından kayıpları bulmak için başlatılan çalışmalarda, toplu mezarlarda cesetlerine ulaşılan kurbanlar, kimlik tespitinin ardından her yıl 11 Temmuz’da Potoçari Anıt Mezarlığı’nda düzenlenen törenle toprağa veriliyor.
Bu yılki törenin ardından anıt mezarlıkta toprağa verilen kurbanların sayısı 6 bin 765’e yükselecek.
AVRUPA’NIN ORTASINDA KATLİAM
Srebrenitsa Katliamı ya da Srebrenitsa Soykırımı 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı (Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı)’nda Sırp Cumhuriyeti Ordusu’nun Srebrenitsa’ya karşı giriştiği Krivaya ’95 Harekâtı esnasında Temmuz 1995’te yaşanan ve en az 8.372 Boşnak’ın Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde general Ratko Mladiç komutasindaki ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından öldürülmesine verilen addır.
Katliamda bir kısım kadın ve küçük yaşta çocuğun da öldürüldüğü, belgelerle kanıtlanmıştır. Bosna Sırp ordusunun dışında katliama “Akrepler” olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçleri de katılmıştır. Birleşmiş Milletler Srebrenitsa’yı güvenli bölge ilan etmiş olmasına karşın 400 silahlı Hollanda barış gücü askerinin varlığı katliamı önlemedi.
Srebrenitsa katliami II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa’daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da önem taşıyor.
SİLAHLARI ELİNDEN ALINAN HALK KATLEDİLDİ
Yugoslavya’nın çöküşü üzerine 1992 yılında Sırpların Bosna’da başlattıkları soykırımın ardından bölgeye zoraki olarak müdahale eden Birleşmiş Milletler’in güvenli bölge ilan edilen 6 bölge arasında Srebrenitsa da bulunmaktaydı.
Savaştan önce nüfüsu 24 bin civarı olan kentin nüfusu diğer bölgelerden gelen mülteci göçleriyle 60 bin civarına gelmişti. Artık Srebrenitsa ‘açlık’ ve ‘hastalıklar’ ile mücadele eden bir ‘toplama kampı’na dönüşmüştü.Müslümanların elindeki silahlar BM Barış Gücü tarafından koruma gerekçesiyle toplanmıştı.
Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenitsa’ya olan saldırılarını sıklaştırdıklarında müslümanların toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları başvuru, sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. BM yalnızca iki F16’yı kent üzerinde bir uçuş yaptırmakla yetindi.
Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna’daki BM Barış Gücü komutanı Hollandalı generalden aldıkları emir doğrultusunda kenti boşalttılar. Savaş sırasında şehrin güvenliğinden sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti.
Daha sonra orataya çıkan bir video kasedinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti.Bir hafta süren katliam II. Dünya Savaşı’ından sonra insanlığa yapılan en büyük suç olarak arşivlerde yer aldı.
Lahey Adalet Divanı bir hafta süren katliamın bir ‘soykırım’ olarak kabul etti; ancak Sırbistan’ın sorumlu tutulmayacağına karar verdi.
SOYKIRIM KARARI VE SUÇLULARI
Hollanda’nın Lahey kentideki Uluslararası Adalet Divanı, 2007’deki kararında, ICTY’den gelen kanıtlar doğrultusunda, Srebrenitsa ve civarında yaşananları “soykırım” olarak nitelendirdi.
Sırp komutan Ratko Mladic, ICTY’de geçen kasım ayında sonuca bağlanan davada, aralarında Srebrenitsa soykırımının da bulunduğu birçok suçtan müebbet hapse mahkum edildi.
Aynı mahkeme, 2016’da sonuca bağladığı davada, Bosnalı Sırpların eski lideri Radovan Karadzic’e Srebrenitsa soykırımı dahil 10 ayrı suçtan 40 yıl hapis cezası verdi.
Mahkeme ayrıca, Srebrenitsa soykırımındaki suçları nedeniyle eski Sırp general Radislav Krstic’i 35 yıl, Vidoje Blagojevic’i 15 yıl, Vujadin Popovic ve Ljubisa Beara’yı ömür boyu, Drago Nikolic’i 35 yıl, Ljubomir Borovcanin’i 17 yıl, Vinko Pandurevic’i 13 yıl, Radivoje Miletic’i 19 yıl, Milan Gvero’yu 5 yıl hapse mahkum etti. Bosna Hersek Mahkemesinde görülen davada ise 13 Temmuz 1995’te bine yakın Boşnak sivilin öldürülmesiyle suçlanan Milorad Trbic, 30 yıl hapse mahkum edildi.
Farklı mahkemelerde görülen Srebrenitsa davalarında bugüne kadar 45 Sırp, toplam 699 yıl hapis cezası aldı.
Eski Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Milosevic de Srebrenitsa’daki soykırımla suçlanmış ancak ICTY’deki yargılanması devam ederken tutuklu bulunduğu cezaevinde yaşamını yitirdi.
]]>Son günlerde bazı sosyal medya platformlarında Ticaret Bakanlığımız bünyesinde bulunan Reklam Kurulu ve Kurul tarafından alınan kararlarla ilgili vatandaşlarımızı yanlış yönlendirici nitelikte, kötü niyetli açıklama ve görüşlere yer verildiği görülmektedir.
Reklam Kurulu, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 63 üncü maddesi uyarınca kendisine verilen yetkiyle, ticari reklamlar ve haksız ticari uygulamalarla ilgili inceleme ve denetimlerini gerçekleştirmekte ve tüketicilerin sağlığının, güvenliğinin ve ekonomik çıkarlarının, reklamlar ve haksız ticari uygulamalar vasıtasıyla zedelenmesinin önüne geçmeyi amaçlamaktadır.
19 üyeden oluşan Reklam Kurulu, tüketici örgütleri de dahil sivil toplum, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin bir araya geldiği ve tüm paydaşların eşit temsil edildiği bir yapı olarak, iyi bir yönetişim örneği sergilemektedir. Reklam Kurulu, tüketiciler, ilgili kurum ve kuruluşlar veya rakip firmalar tarafından yapılan tüm başvuruları herhangi bir ayrım gözetilmeksizin incelemektedir. Reklam Kurulu tarafından gerçekleştirilen incelemeler sonucunda mevzuata aykırılıkların tespit edilmesi durumunda, 6502 sayılı Kanun’da ön görülen durdurma cezası ve idari para cezası yaptırımları Kabahatler Kanununda yer verilen “işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulması” ilkesine uygun olarak birlikte veya ayrı ayrı uygulanmaktadır. Reklam Kurulu kararları idari yargı denetimine tabi olup, davaya konu edilen kararlar, %95’in üzerinde bir oranla mahkemelerce hukuka uygun bulunarak onanmaktadır.
Bu kapsamda, kasıtlı bir biçimde sosyal medya paylaşımlarında detaylarına yer verilmediği görülen ve 11.06.2024 tarihli 346 Sayılı Reklam Kurulu toplantısında alınan Kurul kararında, söz konusu reklamda yer verilen “Gerçek atıştırmalık” ifadesinin Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Hakkında Kılavuz’un 35 inci maddesi hükmüne uygun olmadığı hususuna yer verilmiş ve Kanunla belirlenen idari yaptırım kararı Reklam Kurulu’nda oy birliğiyle alınmıştır. Söz konusu Kurul kararına ve Kurul tarafından verilen diğer kararlara https://ticaret.gov.tr/tuketici/ticari-reklamlar/reklam-kurulu-kararlari adresinden ulaşılabilmektedir.
Diğer taraftan, bazı sosyal medya hesapları tarafından yönlendirildiği görülen yorumlarda dile getirilen Kurul kararlarının objektif olmadığı ve taraflı karar alındığı hususu gerçeği yansıtmamaktadır. Anılan reklamda, reklam verenin savunucusu konumunda olduğu açıkça anlaşılan ve geçmişte ticari iş ilişkisi bulunan hesap sahibi kişi tarafından bugüne kadar Bakanlığımıza çok sayıda başvuru yapılmış ve birçoğuna ilişkin yaptırım uygulanmıştır. Ancak, bu hesap veya kişinin Reklam Kurulu tarafından haberdar edilmesine rağmen başvurularının sonucunu tüketicilerimiz ile aynı şekilde paylaşmadığı, bazı kararları tüketicileri yanlış yönlendirecek şekilde çarpıtarak paylaştığı görülmektedir. Ayrıca, söz konusu yorumlarda lehine karar verildiği iddia edilen firmayla ilgili olarak geçmişte Reklam Kurulu tarafından onlarca aleyhte karar alınmış ve idari para cezaları da dahil gerekli idari yaptırımlar uygulanmıştır. Bu gerçek de Reklam Kurulu kararlarının adil ve objektif olduğunu açıkça göstermektedir.
Tüketicilerimizin sağlık ve güvenliği ile ekonomik menfaatlerinin en üst düzeyde korunması amacına yönelik olarak dijital mecralardan ürün ambalajlarına, pazaryerlerinden açık hava reklamlarına, her türlü mecrada yayımlanan reklam ve ilanlar ile ticari uygulama Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu tarafından yakından ve hassasiyetle ve herhangi bir ayrım gözetmeksizin takip edilmektedir.
]]>Türk Hava Yolları’nın (THY), İtalya’daki dokuzuncu uçuş noktası Torino şehri oldu. Türk Hava Yolları, Torino ile İtalya’daki uçuş noktasını 9’a çıkardı. THY’nin ilk seferi İGA İstanbul Havalimanı’ndan bugün saat 12:00’de gerçekleştirildi.

İTALYA’YA YENİ ROTA
101 yolcusuyla kalkış yapan TK-1311 sefer sayılı Boeing 737-800 tipi uçakla yapılan İlk uçuşa THY Genel Müdürü Bilal Ekşi, THY Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Olmuştur, basın mensupları ve yolcular katıldı.
9 NOKTAYA UÇUYOR
İtalya’da Bari, Bergama, Bolonya, Milano, Roma, Katanya, Napoli ve Venedik’e halen sefer düzenleyen THY’nin ülkedeki uçuş noktası sayısı Torino seferlerinin başlamasıyla birlikte 9’a ulaştı. Çarşamba, perşembe ve cuma günleri olmak üzere haftada 3 kez yapılacak Torino seferleri Ağustos ayı ile birlikte 4’e çıkarılması planlanıyor. Torino’ya tek yön uçuş bilet fiyatı 6 bin 900 liradan başlıyor.
Konuya ilişkin açıklama yapan THY Genel Müdürü Bilal Ekşi, “Torino’yu dünyanın 349’uncu ve İtalya’nın dokuzuncu noktası olarak, geniş uçuş ağımıza katmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu hat ile İtalya ile bağlarımızı güçlendirecek ve dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerimize İtalya’nın tarihi başkenti olan Torino’yu Türk Hava Yolları ayrıcalığıyla deneyimleme fırsatı sunacağız. Bu hattın bayrak taşıyıcımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum.” dedi.
İTALYA’NIN KÜLTÜR SANAT ŞEHRİ
İtalya’nın endüstriyel ve kültürel anlamda önemli bir merkezi olarak bilinen Torino; sanayi, moda, otomotiv ve teknoloji gibi sektörlerde öne çıkıyor. Otomotiv devlerinin fabrikalarının yer aldığı şehir, aynı zamanda İtalya’yı Avrupa’ya bağlayan ulaşım merkezi konumunda bulunuyor.

TORİNO’YA NE ZAMAN GİDİLİR?
Yılın her dönemi farklı güzellikler sunan Torino’ya dilediğiniz vakitte seyahat planlayabilirsiniz. Kışları karasal iklime yakın sert bir havanın görüldüğü Torino’yu bu mevsiminde ziyaret ederek kayak merkezlerinde keyifli vakit geçirebilir, aynı zamanda bu zamanlarda daha sakin olan tarihi mekanları ziyaret edebilirsiniz. Torino’ya yaz mevsiminde seyahat planlarsanız şehrin tarihi ve doğal güzelliklerini doyasıya gezebilir, İtalya mutfağının eşsiz lezzetleriyle gezinizi tatlandırabilirsiniz.
TORİNO’NUN TARİHİ VE TURİSTİK NOKTALARI
İtalya Birliği’nin ilk başkenti olan Alpler manzaralı sanayi kenti Torino, zengin tarihi ve kültürel mirasıyla seyahat tutkunlarının gözde destinasyonları arasında yer alıyor.
Sinema Müzesi
Torino’nun Eyfel Kulesi olarak nitelendirilen Sinema Müzesi, ihtişamlı mimarisiyle göz kamaştırıyor. Torino silüetinin en önemli simgelerinden biri olan yapının kulesine asansörle çıkarak şehri ve Alp Dağlarının manzarasını panoramik bir açıdan izleyebilirsiniz. Kuleye çıkıp manzaranın keyfini sürmenizin ardından müzeyi ziyaret ederek sinemanın tarihini keşfedebilirsiniz.
Rivoli Kalesi
Torino’nun en önemli tarihi yapıları arasında yer alan Rivoli Kalesi, ihtişamlı mimarisiyle görsel şölen sunuyor. Kaleden ziyade korunaklı bir evi anımsatan yapı, modern sanat müzesi olan Museo d’Arte Contemporanea’ya ev sahipliği yapıyor.

Palazzo Madama
Torino’nun en ünlü saraylarından biri olan Palazzo Madama, geniş pencereleri ve dış süslemeleriyle turistlerin beğenisini kazanıyor. Günümüzde Antik Sanat Müzesi olarak faaliyet gösteren yapı, Barok mimarisiyle Orta Çağ’dan izler taşıyor.
Mısır Müzesi
Torino’nun gözde kültür-sanat duraklarından biri olan Mısır Müzesi, ziyaretçilerini tarihte zaman yolculuğuna çıkarıyor. Mısır arkeolojisi ve antropolojisi üzerine geniş bir koleksiyona sahip olan müze, antik dönemi merak eden gezginlerin öncelikli durakları arasında yer alıyor.
Torino Kraliyet Sarayı
Şehrin tarihini keşfetmek isteyenlerin öncelikli adresleri arasında yer alan Torino Kraliyet Sarayı, geniş avlusu ve beyaz süslemeleriyle göz kamaştırıyor. Kraliyet mensuplarının ikamet etmesi için yapılmış olan, günümüzde müzeye dönüştürülen ihtişamlı mimarinin girişi, Torino’nun ana meydanlarından biri olan Piazza Castello’ya bakıyor.

Torino Otomobil Müzesi
Otomotiv sektörünün Torino’daki önemini yansıtan Torino Otomobil Müzesi’nin koleksiyonunda, yaklaşık 200’e yakın otomobil yer alıyor. Farklı ülkelerden birçok modele ev sahipliği yapan müze, otomobile ilgi duyan turistlerin gözde rotaları arasında yer alıyor.
TORİNO’NUN MEŞHUR LEZZETLERİ
Bicerin
Torino denince akla ilk gelen lezzetlerden biri olan; sıcak çikolata, süt ve espresso ile üretilen ve 3 ayrı katmanlı şekilde cam bardakta servis edilen Bicerin, kahve tutkunlarının vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alıyor. İtalya’nın çikolata başkenti olarak bilinen Torino’ya geldiğinizde şehre özgü çikolatalı kahve Bicerin’in tadına mutlaka bakmalısınız.
Tajarin
Sadece yumurta sarısı ve undan yapılan, Piemonte bölgesine özgü bir yemek olan Tajarin, turistlerin öncelikli olarak merak ettiği geleneksel lezzetlerden biridir.
Bagna Cauda
Torino’nun meşhur başlangıç lezzetlerinden biri olan ve leziz ordövr tabaklarını süsleyen Bagna Cauda’nın, ana malzemesi hamsidir. Bu lezzetli başlangıçta hamsiler, sarımsak ve sütün karışımından oluşan bir sos ile fondü tarzında sıcak bir şekilde servis edilmektedir.
Giandujotto
Tarihte ilk ambalajlanmış çikolata olan Giandujotto, Torino çikolata geleneğinin meşhur bir lezzeti olarak turistlerin beğenisini kazanıyor.
]]>CNBC-e’de yer alan habere göre 2023-2028 yılları için yapılan ankete katılan 56 gelişmiş ve gelişmekte olan ekonominin 52′sinde 1 milyon dolar veya daha fazla servete sahip yetişkin sayısının artması bekleniyor.
Bu trendin öncülüğünü Tayvan üstlenecek. Ülkede, büyüyen mikroçip endüstrisi ve zengin yabancıların göçündeki artışın da etkisiyle milyoner sayısının yüzde 47 artacağı öngörülüyor.

TAYVAN’IN HEMEN ARDINDAN YÜZDE 43 ILE TÜRKIYE GELIYOR
Listenin devamında Kazakistan yüzde 37 ile, Endonezya yüzde 32 ile ve Japonya yüzde 28 ile yer alıyor.
Hali hazırda en fazla küresel milyonerin bulunduğu ABD ve Çin’de ise artışın sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 8 olacağı söyleniyor. Öte yandan beklenti İngiltere’de düşüşün yaşanması. İngiltere’de milyoner sayısının yüzde 17 azalacağı tahmin ediliyor.
UBS Küresel Varlık Yönetimi Başekonomisti Paul Donovan, İngiltere’nin şu anda dünyada en fazla dolar milyoneri sayısına sahip üçüncü ülke olduğunu söyleyerek, bunun “bir ekonomi olarak hak ettiğinden çok daha fazlası olduğunu” da sözlerine ekledi.
Milyoner sayısının sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 artması beklenen Fransa ve İtalya gibi ülkelerde daha doğal bir büyüme görülüyor. İngiltere’deki büyümenin ise çeşitli itme ve çekme faktörleri nedeniyle sermaye çıkışlarıyla dengeleneceği belirtiliyor.
Donovan’a göre bu kısmen, dünya ekonomisinin yapısal değişiklikler geçirmesinden kaynaklanıyor. Bir başka sebep de sermayenin dünya çapında hareket etmesi nedeniyle servet dağılımında yaşanan doğal değişimler.
HOLLANDA’DA DA DÜŞÜŞ VAR
Dolar milyoneri sayısının azalacağı tahmin edilen bir diğer ülke ise Hollanda. Hollanda’da da zenginlerin sayısında yüzde 4′lük bir düşüş yaşanması bekleniyor. UBS’nin raporunda Rusya’daki ABD doları milyonerlerinin sayısının yüzde 21 oranında arttığı görülüyor.
Donovan, bunun kısmen döviz dalgalanmalarından ve son zamanlardaki emtia ve enerji piyasası trendlerinden kaynaklandığını ve bazı işletme sahiplerinin bundan faydalandığını söyledi.
UBS, küresel servet büyümesinin 2022′deki yüzde 3′lük düşüşün ardından 2023′te yüzde 4,2 büyüme kaydederek toparlandığını gösteriyor.
ORTALAMA ZENGİNLİĞİN DENGESİZ OLDUĞU ÜLKELER FRANSA VE MEKSİKA
Toparlanma, esas olarak yüzde 4,8 büyüyen EMEA bölgesi (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) tarafından yönetildi. Rapor, servet eşitsizliğinin gelişimine dair de karışık bir tablo sunuyor. En düşük servet diliminde başlayan kişilerin en az bir seviye yükselme şansı yüzde 60 olarak ölçüldü. İki veya daha fazla servet sınıfı atlamanın şansı ise üçte bir olarak kaydedildi.
Ortalama zenginliğin medyan zenginliğe göre en dengesiz olduğu ülkeler arasında Fransa ve Meksika yer alıyor. Ortalama zenginlik toplumun genel refah düzeyini yansıtıyor.
Toplam gelirin kişi sayısına bölünmesi anlamına geliyor. Medyan zenginlik ise en uç kesimlerden arındırılmış bir paylaşım anlamına geliyor. Ortalama vatandaşın sahip olduğunu refahın göstergesi olarak kullanılıyor.
BÜYÜK SERVET TRANSFERİNİN YÜZDE 10′UNDAN FAZLASI KADINLARA GİDECEK
Nesiller arası büyük servet aktarımı uzun zamandır tartışılırken, UBS bu yılki raporunda servetin sadece aşağıya doğru hareket etmediğini, aynı zamanda yatay olarak hareket ettiğini tespit etti.
Önümüzdeki 20 ila 25 yıl içinde aktarılması beklenen yaklaşık 83 trilyon doların UBS’ye göre 9 trilyon doları eşlere kuşaklar arası veya yatay olarak aktarılacak. Ortalama yaşam süresi ve çiftler arasındaki yaş farkları nedeniyle, büyük servet transferinin yüzde 10′undan fazlası kadınlara gidecek.
UBS, eşlerin bu mirası genellikle dört yıl boyunca elinde tuttuğunu ve ardından mirasını başkalarına devrettiğini, en büyük yatay ve dikey servet transferinin Amerika’da gerçekleştiğini belirtti.
]]>Sürdürülebilir bir gelecek için ihtiyaç olan enerji dönüşümünün kritik yönlerini tartışmak, enerji dönüşüm hedeflerine yönelik yol haritasını belirlemek ve bu konuda Dünya Bankası ile iş birliğini geliştirmeye yönelik değerlendirmelerde bulunmak üzere çalıştay düzenlendiğini aktaran Bayraktar, iklim değişikliğinin kalıcı etkilerine karşı uluslararası finansal kuruluşlar dahil birçok paydaşla iş birliğinin önemli olduğunu anlattı.
Bayraktar, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini emniyete almak ve ithalat bağımlılığını azaltmaya çalışan bir ülke olduğunu belirterek enerji dönüşümünde stratejik adımlar atılması ve enerji dönüşümü sürecinin iyi yönetilmesi gerektiğini dile getirdi.
Sadece enerjide değil sanayide, tarımda, ulaştırmada, binalarda birçok farklı sektörde enerji verimliliğinin artırılması gerektiğine işaret eden Bayraktar, enerji dönüşümünde yenilenebilir enerji, hidrojen, geçiş yakıtı olarak doğal gaz ve nükleer enerjinin önemli rolü olduğunu kaydetti.
“Türkiye’nin yenilenebilir enerjide iddialı hedefleri var”
Bayraktar, Türkiye’nin yenilenebilir enerjide iddialı hedefleri olduğunu, Dünya Bankasının Türkiye’yi yakından takip ettiğini aktararak bu alanda kurulu gücü artırmak, somut hedefler ortaya koymak ve çeşitli projeleri hayata geçirmek aşamasında Dünya Bankası, Uluslararası Finans Kurumu ve diğer kuruluşlarla çalışmak istediklerini dile getirdi.
Söz konusu hedefler doğrultusunda şebekenin ihtiyaç duyduğu yatırımların yapılması gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“Burada bizim karşı karşıya olduğumuz birkaç zorluk var. Bunlardan bir tanesi, sistem işletmecisinin yani bizim elektrik iletim şebekemizin işletiminin sağlıklı bir şekilde bu kadar yenilenebilir ve bu kadar kesintili kaynağı sisteme katarken doğru bir şekilde yönetilmesi ve bunun güçlendirilme ihtiyacı. Bu anlamda iletim sistemimizi geliştirmek, artan bu ihtiyacı karşılayacak yeni yatırımları, kapsamlı yatırımları yapabilmek için de önümüzdeki 10 yıl içerisinde yaklaşık 10 milyar dolarlık yatırım hedefimiz var. Dolayısıyla daha güçlü bir iletim şebekesine sahip olan bir Türkiye. Aynı zamanda komşularıyla enterkoneksiyon kapasitesi, elektrik iletim bağlantı kapasitesi daha artmış bir ülke. Bugün Gürcistan’la bizim 700 megavatı bulan bir enterkoneksiyonumuz var ama komşularımızla mevcut kapasiteleri mutlaka artırmamız lazım. Avrupa yönünde Bulgaristan ve Yunanistan ile olan mevcut enterkoneksiyon kapasitemizi artırmamız lazım. Dolayısıyla enterkoneksiyon kapasitesi artmış, iletim şebeke yatırımları, genişleme yatırımları artmış bir Türkiye’den bahsediyoruz.”
Bayraktar, bugüne kadar tahsis edilen kapasitelerin hayata geçirilebilmesi için izin süreçlerinde iyileştirme planlandığını belirterek “Yatırımların hayata geçmesi için en önemli konulardan biri finansman, onun için bu toplantı çok daha önemli. Bu finansmanın da sağlıklı bir şekilde sürdürülebilir finansal yapıda sağlanmasını hedefliyoruz. Elbette ki sürdürülebilir enerji geleceği için yenilebilir projelerimizin yanı sıra önemli unsurlardan biri de bunların ekip ekipman tedariki. Bizim mutlaka güneş panelleri, rüzgar santralleri için türbinlerin sağlıklı bir şekilde herhangi bir tedarik zincirinde kırılmaya sebebiyet vermeden veya önümüzdeki süreçte bu anlamda yaşayacak sıkıntıları aşacak şekilde doğru bir değer zinciri içerisinde konumlandırılması ve çözülmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Kritik madenler alanında Dünya Bankası ile iş birliğini önemsediklerini aktaran Bayraktar, tüm değer zincirinde ve yeni teknolojilerde mutlaka sürdürülebilirlik temelinde bir adım atılması gerektiğini, bu konuda önemli bir işbirliği fırsatı olduğuna inandığını söyledi.
Bayraktar binalarda, tarımda, ulaştırmada ve birçok farklı sektörlerde enerji verimliliğinde ciddi potansiyel olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“2024-2030 yıllarını kapsayan bir strateji belgesi yayınladık. Burada her sektörde hangi alanlarda ne kadarlık bir iyileştirme yapacağımızı ifade ettik. Buna göre, Türkiye’nin bu sürede yaklaşık 20 milyar dolarlık yatırım ihtiyacı var, bir yatırım hedefi var ve bunun sonucunda da primer enerjide yüzde 16’lık bir tasarruf, dolayısıyla enerji yoğunluğunda bir iyileştirme ve aynı zamanda yaklaşık 100 milyon tonluk bir karbon emisyonundan da kaçınma gibi bir sonuç ve hedefle karşı karşıyayız. Dolayısıyla enerji verimliliği konusu bizim büyük bir dikkatle üzerine eğileceğimiz, yine burada uluslararası finansal kuruluşlarla birlikte iş birliği yapacağımız önemli alanlardan biri.”
Yeşil hidrojenin enerji dönüşümünde önemli yeri olduğunu vurgulayan Bayraktar, hidrojen üretim kapasitesinin geliştirilmesi, üretimden depolamaya, dağıtıma kadar geniş bir yelpazede çok yakın iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu ve bu konuda Dünya Bankasının katkılarıyla yeni projeler geliştirilebileceğini söyledi.
Bayraktar, Türkiye’nin karbon nötr bir ekonomiye gitmesi için kömürle alakalı da bir planlamanın olması gerektiğine işaret ederek “Kömürde de özellikle karbonsuzlaşma veya karbon yoğunluğunu düşürmeyle alakalı bir program üzerinde çalışıyoruz. Kömür santrallerinin geleceğiyle ilgili bir dönüşüm programı üzerinde çalışıyoruz. Bu yıl bitmeden bir dönüşümle alakalı, kömür santrallerimizin düşük karbona geçişiyle alakalı bir planlamayı inşallah kamuoyuyla paylaşırız. Bu konudaki teknik çalışmalarımız devam ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Enerji dönüşümünü hızlandırmak için uluslararası finansal kuruluşlarla iş birliğinin artırılması gerektiğini belirten Bayraktar, bu anlamda Bakanlık olarak hazır olduklarını sözlerine ekledi.
Dünyada her yıl 2-3 trilyon dolarlık yenilenebilir yatırımı gerekiyor
Dünya Bankası Enerji ve Ekstraktifler Küresel Direktörü Demetrios Papathanasiou da iklim değişikliği krizinin ve enerji güvenliği problemlerinin herkes için sorun olduğunu vurgulayarak “Bu sorunların diğer yüzü ise temiz enerji fırsatıdır. Dünya çapında temiz enerji yatırımlarını ve üretimini artırmak için bir kararlılık görüyoruz.” diye konuştu.
Papathanasiou, geçen yıl COP28’de ülkelerin dünyada yenilenebilir enerji kapasitesini üç katına, enerji verimliliğini iki katına çıkarma kararı aldığını anımsatarak bu hedefin yüksek miktarda finansman ve hükümetler ile özel sektör arasında koordinasyon gerektirdiğini dile getirdi.
Gelişmekte olan ülkelerin fosil yakıtlara her yıl 500 milyar dolar harcadığına dikkati çeken Papathanasiou, dünyada her yıl 2-3 trilyon dolarlık yenilenebilir enerji yatırımı yapılması gerektiğini söyledi.
Papathanasiou, Türkiye’nin enerji dönüşümünde büyük bir ilerleme kaydettiğini belirterek şöyle devam etti:
“Türkiye, daha temiz hava, enerji güvenliği ve iklim değişikliğine katkı taahhüt ediyor. Bunlar iş, enerji santrallerine ve temiz enerji ekipmanlarının üretimine yatırım getirecek. Bataryaları sisteme nasıl dahil edebiliriz, sisteme nasıl daha fazla dijital mekanizma getirebiliriz gibi yapılacak çok işimiz var ama bu, ilerlemek, modernleşmek ve enerji güvenliği ve iklim kriziyle başa çıkma sözü vermek için harika bir fırsat.”
Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez ise Türkiye’nin enerji dönüşümü planının, Dünya Bankası’nın gördüğü en büyük planlardan olduğunu belirterek “Bu konuda Türkiye’ye destek olmaktan son derece gurur duyuyoruz çünkü bu Türkiye’nin hedefini ve sahip olduğu kapasiteyi gösteriyor.” dedi.
GİZLİ AKŞAM YEMEĞİ
Solcu Liberation gazetesi, Macron ittifakında yer alan Horizon Partisinin Genel Başkanı ve eski Başbakan Philippe’in ve hükümetten bazı isimlerin aşırı sağcı RN lideri Le Pen ile aralık ayında “gizli” akşam yemeklerinde buluştuklarını ortaya çıkarması ülke gündeminde tartışmaya yol açtı.
TEHLİKELİ AKŞAM YEMEĞİ
Gazetenin “Macroncuların ve RN’nin gizli yemekleri: Tehlikeli ilişkiler’ başlığı ile servis ettiği haberde, Macron ittifakında yer alan eski Başbakan Philippe’in ve Savunma Bakanı Sebastien Lecornu’nun eski milletvekili Thierry Solere’in evinde aralık ayında aşırı sağın önde gelen ismi Le Pen ve RN Başkanı Jordan Bardella ile “gizlice” buluştuğu belirtildi.
Macron’un aşırı sağın yükselişini önlemek için gittiği erken genel seçimlerden mağlup çıkmasının ardından merkez sol ile koalisyon hükümeti kurma çabaları sürerken, kendi ittifakından bazı isimlerin, aşırı sağcılarla “gizli” yakınlaşması siyaset arenasını gerdi.
Philippe, TF1 kanalında katıldığı programda Le Pen ile yemek yediğini kabul ederek, “Bu yemeğin sonunda birçok konuda çok derin fikir ayrılıklarımız olduğunu fark ettik.” dedi.
İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, açıklamasında, “Philippe istediği kişiyle akşam yemeği yiyebilir ama ben Le Pen ile yemeğe çıkmayacağım.” dedi.
Eski Başbakan Philippe’in siyasi tecrübelerine atıf yapan Darmanin, “Ülkemizin daha iyiye gitmesine yardımcı olacağını umuyorum.” ifadelerini kullandı.
Başkent Paris’i de kapsayan Ile-de-France bölgesinin Başkanı Valerie Pecresse ise katıldığı televizyon programında, Philippe’in Le Pen ile akşam yemeğine çıkmasını “rahatsız edici” buldu. “Yakın olduğumuz kişilerle akşam yemeği yeriz” diyen Pecresse, kendisinin Le Pen ve Bardella ile böyle bir paylaşımının olamayacağını söyledi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yönelik ifadeleri nedeniyle Fransız Radyosundaki işinden olan komedyen Guillaume Meurice ise X hesabından yaptığı paylaşımda, Philippe-Le Pen yemeğine mizahi bir yaklaşımda bulundu. Meurice paylaşımında, “Bu akşam Edouard Philippe’te yiyoruz. (Philippe) İnsanlarla buluşmayı seviyor.” ifadelerine yer verdi.
FRANSA SEÇİMLERİ
Fransa’da ilk turu 30 Haziran ve ikinci turu 7 Temmuz’da yapılan erken genel seçimler, solcu 4 partinin oluşturduğu Yeni Halk Cephesinin galibiyetiyle sonuçlanmıştı. Seçim sonuçlarıyla toplam 577 milletvekilinin görev yapacağı mecliste hiçbir parti ya da ittifak hükümet kurmak için gerekli salt çoğunluğa ulaşamazken, seçimin kaybedeni Macron ittifakının koalisyon arayışları sürüyor.
Fransa’da son üç seçimdir oylarını artırmaya devam eden aşırı sağcı RN partisinin, en son 9 Haziran’daki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde yüzde 31,4 oyla galip gelmesi üzerine Macron, meclisi feshederek erken seçime gitme kararı almıştı.
Genel seçimlerde Yeni Halk Cephesi ittifakı 178 milletvekiliyle mecliste en fazla sandalyenin sahibi olmuştu.
Haber7
Küresel piyasaların radarında haftaya ABD enflasyon verisi olacak.
ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Senato Bankacılık Komitesi’nde ekonomiye ilişkin açıklamalarda bulundu. Enflasyon ve faiz sarmalına dair konuşan Powell toplantıdan toplantıya faiz kararı aldıklarını söyledi.
Yurt içinde ise sanayi üretim endeksi açıklandı. Türkiye’nin sanayi üretimi mayısta aylık bazda 1,7 yükseldi. Cuma günü ise ödemeler dengesine ilişkin veriler takip edilecek.
Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, güne yüzde 0,19 yükselişle 10.817,56 puandan başladı.
Altın fiyatları keskin düşüşün ardından bugün hafif toparlandı.
Çin Merkez Bankası’nın haziran ayında üst üste ikinci ay rezervlerine altın eklememesi de düşüşte etkili oldu. Bu hafta açıklanacak enflasyon verileri ve Fed yetkililerinin açıklamaları yakından izlenecek.
Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, piyasalarda gündemi Haber7’ye değerlendirdi.
PİYASALARDA KARIŞIK SEYİR
Küresel çapta makroekonomik veri akışı yoğun olmasa bile olay akışının yoğun olduğunu söyleyen Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, yarın açıklanacak ABD enflasyon verisinin önemini vurguladı. Powell’ın açıklamalarını değerlendiren Eryılmaz, açıklamaların beklenti doğrultusunda olduğunu belirtti. Eryılmaz, Fed’in faiz indirimi için destekleyici veriler beklediğini dile getirdi. Fed’in bekle-gör aşamasında olduğunu ifade eden Eryılmaz, ‘enflasyon tek sorun değil’ sözlerini de değerlendirdi. Eryılmaz, Powell’ın açıklamalarının piyasada minimum düzeyde etki oluşturduğunu da belirtti.
Yurt içinde açıklanan sanayi üretim verisini değerlendiren Eryılmaz, sanayi üretiminin ikinci çeyrekte daralmanın devam ettiğini ifade etti. Sanayi üretiminde daralmanın beklendiğini söyleyen Eryılmaz, ikinci çeyrekte büyümenin ilk çeyreğe göre zayıflayabileceğine dair tahminlerde bulundu. Eryılmaz, işsizlik verisinde de düşüşün devam ettiğini belirtti.
BORSA’DA 11 BİN PUAN AŞILACAK MI?
Borsa İstanbul’da yatay seyrin devam ettiğini söyleyen Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, endeksin 10.700 puan üstüne tutunduğunu ancak 11.000 puan seviyelerinin üstüne çıkamadığını dile getirdi. Borsada gri listeden çıkış kararının öncesinde fiyatlandığı için satışların başladığını ifade eden Eryılmaz, 11 bin puan için yeni destekleyici unsurlara ihtiyaç olduğunun altını çizdi.
Eryılmaz, bankacılık tarafında güçlü bir satış olduğunu vurguladı. Yukarı yönlü ivmenin devam edebilmesi için kapanışlarda 11 bin üzerinde devam etmesi gerektiğini dile getiren Eryılmaz, haftaya Moody’s kredi derecelendirme kuruluşundan gelmesi beklenen not artışı ile endeksin toparlanacağını belirtti. Eryılmaz, yabancı tarafında satışların sürdüğünü ve yabancı yatırımcının neden gelmediğine ilişkin belirsizliğin etken olabileceğini dile getirdi.
ALTINDA ABD RÜZGARI
Yaz ayları başlangıcı ile altında durgunluk olduğunu söyleyen Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, durgunluğun Fed belirsizliği ve jeopolitik risklerdeki soğumaya bağlı olduğunu söyledi. Çin Merkez Bankası’nın son iki aydır altın alımını durdurmasına dikkat çeken Eryılmaz, altının bu etkenler ile 2.300 – 2.340 dolar arasında seyrettiğini belirtti. Altının Cuma günü gelen tarım dışı istihdam verileri ile yukarı yönlü hareket ettiğini söyleyen Eryılmaz, altında 2.393 dolar seviyesinde kapanışın gerçekleştiğini ifade etti. Eryılmaz, altının bu hafta ABD enflasyon verisini takip ettiğini dile getirdi.
Eryılmaz, “Yarın beklentiye paralel ya da beklenti altı bir enflasyon verisi gelirse 2.400’lü seviyeleri gündeme getirir” dedi.
İstihdam edilenlerin sayısı 2024 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre 273 bin kişi artarak 32 milyon 920 bin kişi, istihdam oranı ise 0,4 puan artarak yüzde 50 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 67,3 iken kadınlarda yüzde 33 olarak gerçekleşti.
İşgücü 2024 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre 245 bin kişi artarak 35 milyon 931 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,3 puan artarak yüzde 54,5 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 72,4 iken kadınlarda yüzde 37,1 oldu.
Genç nüfusta mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 15,0 oldu
15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,3 puan artarak yüzde 15,0 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 12,8, kadınlarda ise yüzde 19,3 olarak tahmin edildi.
İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2024 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre 0,3 saat azalarak 43,9 saat olarak gerçekleşti.
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2024 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre 2,0 puan azalarak yüzde 25,2 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 17,4 iken işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 17,1 olarak tahmin edildi.
BAKAN IŞIKHAN’DAN AÇIKLAMA
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, mayıs ayında istihdam edilen kişi sayısının bir önceki aya göre 273 bin kişi artarak, 32 milyon 920 bin kişi ile tarihi zirvesini yenilediğini açıkladı.
Bakan Işıkhan, Türkiye İstatistik Kurumu’nun duyurduğu mayıs ayı iş gücü istatistiklerine ilişkin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “12’nci Kalkınma Planı ve OVP (Orta Vadeli Program) hedeflerimiz doğrultusunda çalışmaya devam ediyoruz. Attığımız adımlar ile istihdamımız büyüyor, işsizlik oranları gerilemeye devam ediyor. İstihdam sayımız, 2024 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre 273 bin kişi artarak, 32 milyon 920 bin kişi ile tarihi zirvesini yeniledi. İstihdam oranımız, bir önceki aya göre 0,4 puan, bir önceki yıla göre ise 1,6 puan artarak yüzde 50 olarak gerçekleşti. Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat odaklı büyüme için attığımız kararlı adımların neticesinde, işsizlik verilerinde de beklediğimiz sonuçları alıyoruz. İşsiz sayısının 27 bin kişi azalması ile işsizlik oranı bir önceki aya 0,1 puan, bir önceki yıla göre 1,1 puan gerileyerek yüzde 8,4 seviyesinde gerçekleşti. İş gücümüz, bir önceki aya göre 245 bin kişi artışla 35 milyon 931 bin kişiye; iş gücüne katılma oranı bir önceki aya göre 0,3 puan, bir önceki yıla göre ise 1 puan artarak yüzde 54,5 seviyesine yükseldi” ifadelerini kullandı.
YILMAZ: İSTİHDAMI ARTIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, mayıs ayı işsizlik verilerini sosyal medya hesabı üzerinden değerlendirdi. Yılmaz, dezenflasyon sürecinde uygulanan istihdam dostu politikalar sayesinde Türkiye ekonomisinin istihdam üretmeye devam ettiğini kaydetti. Yılmaz, mevsim etkisinden arındırılmış verilere göre bu yılın mayıs ayı işsizlik verisinin yüzde 8,4 oranıyla azalmaya devam ettiğini bildirerek, “Bir önceki aya ve OVP beklentilerimize göre iyi performans gösteren işsizlik oranı, geçtiğimiz yıl mayıs ayına göre 1,1 puan azalmıştır. İstihdamımız bir önceki yılın aynı ayına göre 1 milyon 267 bin kişi artarak 32,9 milyon kişi olurken, istihdam oranı da yüzde 50 ile en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Ekonomimizin potansiyeli açısından önemli bir gösterge olan işgücüne katılma oranı da yüzde 54,5 ile tarihi zirvededir.
İstikrarlı, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için gençlerin ve kadınların üretimde daha fazla rol üstlenmesini önemsiyoruz. Bu çerçevede uyguladığımız politikalar sayesinde gençlerde işsizlik geçen yılın aynı ayına göre 1,3 puan azalarak yüzde 15, kadınlarda ise aynı oran 2 puan azalarak yüzde 11 olarak gerçekleşmiştir. Dezenflasyon döneminde ilerlerken gençler ve kadınlar başta olmak üzere toplumun her kesimini kapsayan, girişimciliği ve yenilikçiliği destekleyen kalkınma odaklı politikalarımızla istihdamı artırmaya devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.
BOLAT: TARİHİN EN YÜKSEK İSTİHDAM ORANINA ULAŞTIK
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, bugün açıklanan işsizlik verilerini değerlendirerek, “İstihdam oranı 0,4 puan artarak %50 ile tarihin en yüksek seviyesine ulaştı.” dedi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, X üzerinden yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“2024 yılı Mayıs ayında işsizlik oranı 0,1 puan düşüşle %8,4 seviyesinde gerçekleşerek, 2012 yılından sonraki en düşük seviyesine gerilemiştir. İstihdam oranı ise 0,4 puan artarak %50 ile tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. Ayrıca işgücüne katılma oranı 0,3 puan artarak %54,5 olmuştur.
15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı ise %15,0 olmuştur. Geçmiş dönemlerde %25’lere kadar yükselen genç işsizlik oranının bu seviyelere gelmesi de sevindirici bir diğer gelişmedir.
İhracattaki artış ve ithalattaki düşüş eğilimi, ekonomik büyümeye pozitif katkı sağlayarak istihdam göstergelerini desteklemektedir. Nitekim Türkiye ekonomisi 2024 yılının ilk çeyreğinde %5,7 oranında büyümüş net ihracatın büyümeye katkısı 1,6 yüzde puan olmuştur. İhracatı artırmaya yönelik aldığımız aksiyonlar yanında, yerli üreticileri haksız ve kural dışı rekabete karşı korumaya yönelik ithalat politikalarımızla üretim ve istihdamı desteklemeye devam edeceğiz.
Sayın Cumhurbaşkanımızın her defasında vurguladıkları üzere yatırım, istihdam, üretim ve ihracat öncelikleri doğrultusunda Ticaret Bakanlığı olarak çalışmalarımıza büyük bir gayretle devam edeceğiz.”
Sürdürülebilir bir gelecek için ihtiyaç olan enerji dönüşümünün kritik yönlerini tartışmak, enerji dönüşüm hedeflerine yönelik yol haritasını belirlemek ve bu konuda Dünya Bankası ile iş birliğini geliştirmeye yönelik değerlendirmelerde bulunmak üzere çalıştay düzenlendiğini aktaran Bayraktar, iklim değişikliğinin kalıcı etkilerine karşı uluslararası finansal kuruluşlar dahil birçok paydaşla iş birliğinin önemli olduğunu anlattı.
Bayraktar, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini emniyete almak ve ithalat bağımlılığını azaltmaya çalışan bir ülke olduğunu belirterek enerji dönüşümünde stratejik adımlar atılması ve enerji dönüşümü sürecinin iyi yönetilmesi gerektiğini dile getirdi.
Sadece enerjide değil sanayide, tarımda, ulaştırmada, binalarda birçok farklı sektörde enerji verimliliğinin artırılması gerektiğine işaret eden Bayraktar, enerji dönüşümünde yenilenebilir enerji, hidrojen, geçiş yakıtı olarak doğal gaz ve nükleer enerjinin önemli rolü olduğunu kaydetti.
“Türkiye’nin yenilenebilir enerjide iddialı hedefleri var”
Bayraktar, Türkiye’nin yenilenebilir enerjide iddialı hedefleri olduğunu, Dünya Bankasının Türkiye’yi yakından takip ettiğini aktararak bu alanda kurulu gücü artırmak, somut hedefler ortaya koymak ve çeşitli projeleri hayata geçirmek aşamasında Dünya Bankası, Uluslararası Finans Kurumu ve diğer kuruluşlarla çalışmak istediklerini dile getirdi.
Söz konusu hedefler doğrultusunda şebekenin ihtiyaç duyduğu yatırımların yapılması gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“Burada bizim karşı karşıya olduğumuz birkaç zorluk var. Bunlardan bir tanesi, sistem işletmecisinin yani bizim elektrik iletim şebekemizin işletiminin sağlıklı bir şekilde bu kadar yenilenebilir ve bu kadar kesintili kaynağı sisteme katarken doğru bir şekilde yönetilmesi ve bunun güçlendirilme ihtiyacı. Bu anlamda iletim sistemimizi geliştirmek, artan bu ihtiyacı karşılayacak yeni yatırımları, kapsamlı yatırımları yapabilmek için de önümüzdeki 10 yıl içerisinde yaklaşık 10 milyar dolarlık yatırım hedefimiz var. Dolayısıyla daha güçlü bir iletim şebekesine sahip olan bir Türkiye. Aynı zamanda komşularıyla enterkoneksiyon kapasitesi, elektrik iletim bağlantı kapasitesi daha artmış bir ülke. Bugün Gürcistan’la bizim 700 megavatı bulan bir enterkoneksiyonumuz var ama komşularımızla mevcut kapasiteleri mutlaka artırmamız lazım. Avrupa yönünde Bulgaristan ve Yunanistan ile olan mevcut enterkoneksiyon kapasitemizi artırmamız lazım. Dolayısıyla enterkoneksiyon kapasitesi artmış, iletim şebeke yatırımları, genişleme yatırımları artmış bir Türkiye’den bahsediyoruz.”
Bayraktar, bugüne kadar tahsis edilen kapasitelerin hayata geçirilebilmesi için izin süreçlerinde iyileştirme planlandığını belirterek “Yatırımların hayata geçmesi için en önemli konulardan biri finansman, onun için bu toplantı çok daha önemli. Bu finansmanın da sağlıklı bir şekilde sürdürülebilir finansal yapıda sağlanmasını hedefliyoruz. Elbette ki sürdürülebilir enerji geleceği için yenilebilir projelerimizin yanı sıra önemli unsurlardan biri de bunların ekip ekipman tedariki. Bizim mutlaka güneş panelleri, rüzgar santralleri için türbinlerin sağlıklı bir şekilde herhangi bir tedarik zincirinde kırılmaya sebebiyet vermeden veya önümüzdeki süreçte bu anlamda yaşayacak sıkıntıları aşacak şekilde doğru bir değer zinciri içerisinde konumlandırılması ve çözülmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Kritik madenler alanında Dünya Bankası ile iş birliğini önemsediklerini aktaran Bayraktar, tüm değer zincirinde ve yeni teknolojilerde mutlaka sürdürülebilirlik temelinde bir adım atılması gerektiğini, bu konuda önemli bir işbirliği fırsatı olduğuna inandığını söyledi.
Bayraktar binalarda, tarımda, ulaştırmada ve birçok farklı sektörlerde enerji verimliliğinde ciddi potansiyel olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“2024-2030 yıllarını kapsayan bir strateji belgesi yayınladık. Burada her sektörde hangi alanlarda ne kadarlık bir iyileştirme yapacağımızı ifade ettik. Buna göre, Türkiye’nin bu sürede yaklaşık 20 milyar dolarlık yatırım ihtiyacı var, bir yatırım hedefi var ve bunun sonucunda da primer enerjide yüzde 16’lık bir tasarruf, dolayısıyla enerji yoğunluğunda bir iyileştirme ve aynı zamanda yaklaşık 100 milyon tonluk bir karbon emisyonundan da kaçınma gibi bir sonuç ve hedefle karşı karşıyayız. Dolayısıyla enerji verimliliği konusu bizim büyük bir dikkatle üzerine eğileceğimiz, yine burada uluslararası finansal kuruluşlarla birlikte iş birliği yapacağımız önemli alanlardan biri.”
Yeşil hidrojenin enerji dönüşümünde önemli yeri olduğunu vurgulayan Bayraktar, hidrojen üretim kapasitesinin geliştirilmesi, üretimden depolamaya, dağıtıma kadar geniş bir yelpazede çok yakın iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu ve bu konuda Dünya Bankasının katkılarıyla yeni projeler geliştirilebileceğini söyledi.
Bayraktar, Türkiye’nin karbon nötr bir ekonomiye gitmesi için kömürle alakalı da bir planlamanın olması gerektiğine işaret ederek “Kömürde de özellikle karbonsuzlaşma veya karbon yoğunluğunu düşürmeyle alakalı bir program üzerinde çalışıyoruz. Kömür santrallerinin geleceğiyle ilgili bir dönüşüm programı üzerinde çalışıyoruz. Bu yıl bitmeden bir dönüşümle alakalı, kömür santrallerimizin düşük karbona geçişiyle alakalı bir planlamayı inşallah kamuoyuyla paylaşırız. Bu konudaki teknik çalışmalarımız devam ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Enerji dönüşümünü hızlandırmak için uluslararası finansal kuruluşlarla iş birliğinin artırılması gerektiğini belirten Bayraktar, bu anlamda Bakanlık olarak hazır olduklarını sözlerine ekledi.
Dünyada her yıl 2-3 trilyon dolarlık yenilenebilir yatırımı gerekiyor
Dünya Bankası Enerji ve Ekstraktifler Küresel Direktörü Demetrios Papathanasiou da iklim değişikliği krizinin ve enerji güvenliği problemlerinin herkes için sorun olduğunu vurgulayarak “Bu sorunların diğer yüzü ise temiz enerji fırsatıdır. Dünya çapında temiz enerji yatırımlarını ve üretimini artırmak için bir kararlılık görüyoruz.” diye konuştu.
Papathanasiou, geçen yıl COP28’de ülkelerin dünyada yenilenebilir enerji kapasitesini üç katına, enerji verimliliğini iki katına çıkarma kararı aldığını anımsatarak bu hedefin yüksek miktarda finansman ve hükümetler ile özel sektör arasında koordinasyon gerektirdiğini dile getirdi.
Gelişmekte olan ülkelerin fosil yakıtlara her yıl 500 milyar dolar harcadığına dikkati çeken Papathanasiou, dünyada her yıl 2-3 trilyon dolarlık yenilenebilir enerji yatırımı yapılması gerektiğini söyledi.
Papathanasiou, Türkiye’nin enerji dönüşümünde büyük bir ilerleme kaydettiğini belirterek şöyle devam etti:
“Türkiye, daha temiz hava, enerji güvenliği ve iklim değişikliğine katkı taahhüt ediyor. Bunlar iş, enerji santrallerine ve temiz enerji ekipmanlarının üretimine yatırım getirecek. Bataryaları sisteme nasıl dahil edebiliriz, sisteme nasıl daha fazla dijital mekanizma getirebiliriz gibi yapılacak çok işimiz var ama bu, ilerlemek, modernleşmek ve enerji güvenliği ve iklim kriziyle başa çıkma sözü vermek için harika bir fırsat.”
Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez ise Türkiye’nin enerji dönüşümü planının, Dünya Bankası’nın gördüğü en büyük planlardan olduğunu belirterek “Bu konuda Türkiye’ye destek olmaktan son derece gurur duyuyoruz çünkü bu Türkiye’nin hedefini ve sahip olduğu kapasiteyi gösteriyor.” dedi.
Yaş meyve sebze ihracatı yüzde 1’lik artışla 1 milyar 718 milyon dolar olurken, meyve sebze mamulleri ihracatı yüzde 20’lik yükselişle 1 milyar 42 milyon dolardan 1 milyar 290 milyon dolara ilerledi.
Türkiye’de 60 milyon ton taze meyve sebze üretildiği bilgisini veren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, 60 milyon ton üretimin katma değere dönüşmesi, üreticinin emeklerinin karşılığını alması için ihracatın üreticinin sigortası konumunda olduğunu, Türk lezzetlerini dünyanın dört bir tarafına ihraç ederek hem ülkeye döviz kazandırdıklarını hem de üreticilerinin emeklerinin karşılığını aldığını dile getirdi.
TURQUALITY UR-GE VE FUARLARLA IHRACAT HEDEFINE KOŞUYORUZ
“Kiraz, ayva, incir, kayısı üretiminde dünya birincisiyiz” diyen Uçak, “Vişne, salatalık, kavun ve karpuz üretiminde 2.sırada, Elma, biber, mandalina ve domates üretiminde 3.sırada bulunuyoruz. Meyve sebze üretiminde ilk 5’te olduğumuz toplam 15 ürün bulunuyor.
Meyve sebze mamullerinde turşu ihracatında dünya lideriyiz. Meyve suları, kurutulmuş ve dondurulmuş meyve sebze üretim ve ihracatında dünyanın en modern tesislerine sahibiz. Sürdürdüğümüz Turkish Fresh and Processed Fruits and Vegetables Cluster URGE Projesiyle 41 firmamızın kümelenerek ihracatımızı artırmasını hedefliyoruz.
Ege İhracatçı Birlikleri bünyesindeki 6 gıda birliği ABD pazarına yönelik sürdürdüğümüz Turkish Tastes isimli TURQUALITY Projesi sayesinde ABD’de taze meyve sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatında önemli başarılar elde ettik.
Uzakdoğu ülkelerine ihracatımızı artırmak için 2024 yılında 4 fuara katılım sağlamış olacağız. İhracat rakamları bu çabalarımızın karşılığını aldığımızı, meyvelerini topladığımızı ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.
TAZEDE DOMATES, MAMULDE ELMA SUYU IHRACAT LIDERI
Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin 2024 yılının ilk yarısında ihracatının yüzde 4’lük artışla 595 milyon dolardan 618 milyon dolara çıktığını vurgulayan Başkan Uçak şöyle devam etti; “Türkiye geneli taze meyve sebze ihracatında domates 256 milyon dolarlık ihracatla zirvede yer alırken, mandalina 170 milyon dolarla ikinci, kiraz 143,5 milyon dolarla en çok ihraç edilen üçüncü ürün oldu. Meyve sebze mamulleri ihracatında elma suyu 131 milyon dolarlık performansla birinci olurken, domates salçası 106 milyon dolar, biber turşusu 88 milyon dolar döviz kazandırdı.”
YAŞ MEYVE SEBZEDE RUSYA MEYVE SEBZE MAMULLERINDE ABD EN ÇOK IHRACAT YAPILAN ÜLKELER
Taze meyve sebze ihracatında Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülke 436,5 milyon dolarla Rusya Federasyonu olurken, meyve sebze mamulleri ihracatında en çok ihracat yapılan ülkeler listesinin bir numarasında 209 milyon dolarlık tutarla Amerika Birleşik Devletleri yer aldı.
Taze meyve sebze ihracatında Irak’a ihracat yüzde 200’lük artışla 50 milyon dolarlak 200 milyon dolara çıkarken, üçüncü ülke 174 milyon dolarlık ihracatla Almanya oldu.
Almanya, meyve sebze mamulleri ihracatında ise; 176 milyon dolarlık Türk lezzeti talebiyle adını ikinci sıraya yazdırdı. Meyve sebze ihracatında üçüncü büyük pazarımız 89 milyon dolarlık ihracatla İngiltere oldu.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Denizcilik Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Ocak-Haziran dönemine ilişkin denizcilik istatistiklerini değerlendirdi.
Türkiye’nin deniz ticaretinden daha fazla pay alması için çalışmalarını hız kesmeden sürdürdüklerini ifade eden Uraloğlu, 2024 yılı Haziran ayında limanlarda elleçlenen yük miktarının 43 milyon 703 bin 341 ton olarak gerçekleştiğini kaydetti.
Bakan Uraloğlu, “Ocak-Haziran döneminde limanlarımızda elleçlenen yük miktarı ise toplam 269 milyon 182 bin 694 tona ulaştı. Haziran ayında limanlarımızdan yurt dışı limanlarına giden yük miktarı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,9 azalarak 11 milyon 266 bin 49 ton olarak gerçekleşti.” şeklinde konuştu.
Uraloğlu, yurt dışı limanlarından Türkiye’ye gelen yük miktarının ise bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,4 azalarak 20 milyon 920 bin 316 ton olarak gerçekleştiğini kaydederek, haziran ayında yurt dışı yük taşımaları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,5 azalarak 32 milyon 186 bin 365 ton olarak gerçekleştiğini belirtti.

EN FAZLA YÜK 7 MİLYON 208 BİN 517 TON İLE ALİAĞA’DA ELLEÇLENDİ
Haziran ayında bölge liman başkanlıkları bazında en fazla yük elleçlemesi 7 milyon 208 bin 517 ton yük ile Aliağa Bölge Liman Başkanlığı idari sınırlarında faaliyet gösteren liman tesislerinde gerçekleştiğini bildiren Uraloğlu, “Aliağa Bölge Liman Başkanlığını 7 milyon 4 bin 32 ton ile Kocaeli Bölge Liman Başkanlığı ve 5 milyon 539 bin 625 ile İskenderun Bölge Liman Başkanlığı takip etti.” değerlendirmesinde bulundu.
Uraloğlu, haziran ayında limanlarda deniz yoluyla yapılan transit yük taşımalarının 5 milyon 933 bin 804 ton, kabotajda taşınan yük miktarının ise 5 milyon 583 bin 172 ton olarak gerçekleştiğini ifade etti.

“LİMANLARDA 758 BİN 659 TON SOYA FASULYESİ ELLEÇLENDİ”
Uraloğlu, haziran ayında taşınan yük cinsleri bazında bir önceki aya göre en fazla artış gösteren yük cinsinin soya fasulyesi elleçlemesi olduğunu kaydederek, “Limanlarda 758 bin 659 ton soya fasulyesi yük elleçlemesi gerçekleştirildi. Bunu ham petrol ile briketlenmemiş taşkömürü yükleri izledi. Haziran ayında portland çimento 739 bin 238 ton ile limanlarımızdan yurt dışına gitmek üzere gemilerle en fazla taşınan yük cinsi oldu.” dedi.
Portland çimentoyu, motorin ve klinker yük cinslerinin takip ettiğini kaydeden Uraloğlu, ham petrol yük cinsinin yurt dışından gelen gemilerde en fazla taşınan yükler arasında ilk sırada yer aldığını duyurarak briketlenmemiş taşkömürü ve motorin yük cinslerinin ham petrolün ardından listede yer aldığını söyledi.

EN FAZLA YÜK İTALYA’YA TAŞINDI
Uraloğlu, haziran ayında limanlardan deniz yolu ile yurt dışına gitmek üzere yapılan yüklemelerde en fazla yük taşıması İtalya’ya yapılan taşımalarda gerçekleştirildiğini, bunu ABD ve İspanya’ya yapılan taşımaların takip ettiğini aktardı.
Deniz yolu ile limanlarımıza gelen en fazla yükün Rusya’dan yapılan taşımalar olduğunu belirten Uraloğlu, “Haziran ayında limanlarımızda elleçlenen 32 milyon 186 bin 365 ton yurt dışı yükün yüzde 7,7’si Türk bayraklı gemilerle taşındı. Türk bayraklı gemilerle taşınan yurt dışı yük miktarı 2 milyon 493 bin 685 ton ile bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 14,1 azaldı. Yabancı bayraklı gemiler ile taşınan yurt dışı yük miktarı ise 29 milyon 692 bin 680 ton ile bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,6 azaldı.” dedi.

Uraloğlu, haziran ayında limanlarda elleçlenen konteyner miktarının ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,2 artışla 1 milyon 137 bin 388 TEU’ya ulaştığına işaret ederek, yılın ilk yarısında limanlardan elleçlenen konteyner miktarının da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,2 artışla 6 milyon 781 bin 483 TEU’ya çıktığını belirtti.
BYD, VERGİDEN MUAF OLACAK
Pazartesi atılan imzalar, dün dünya medyasında manşetleri süsledi. Küresel medya, BYD’nin dünyaya açılmasına dikkat çekerken, ekonomi basını haberi gümrük vergilerinden gördü:
“Avrupa Birliği (AB), Çin’de üretilen EV’lerin Birlik üyesi ülkelere ithalatında yüzde 38.1’e varan oranlarda ilave vergi uygulayacak. BYD, Türkiye yatırımıyla bundan muaf olacak.”

İŞTE BYD YATIRIMININ DÜNYA BASININDAKİ YANKILARI:
BBC (İngiltere): Tesla’nın Çinli rakibi Türkiye’de 1 milyar dolarlık tesis kuruyor. Duyuru, Çinli EV üreticilerinin Avrupa Birliği ve ABD’de artan baskıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde geldi. Türkiye, AB Gümrük Birliği’nin bir parçası; bu da ülkede üretilen ve Blok’a ihraç edilen araçların ek tarifeden muaf olabileceği anlamına geliyor. ABD’li yatırımcı Warren Buffett’ın desteklediği BYD, Elon Musk’un Tesla’sından sonra dünyanın en büyük ikinci elektrikli araç şirketi.”
Financial Times (İngiltere): “İkinci büyük elektrikli araç üreticisi, Blok’un Çin ithalatına erişimi kısıtlamasıyla AB üretimini genişletiyor. BYD ayrıca Macaristan’da da gelecek yıl üretime başlayacak bir tesis kuruyor ve bu ülkede ikinci bir tesis kurmayı düşünüyor. Türkiye, Hyundai, Toyota, Renault ve Ford gibi yabancı grupların çoğunlukla ortak girişimler yoluyla ülkede faaliyet gösterdiği büyük bir otomotiv endüstrisine sahiptir.
Otomobil üreticileri geçen yıl Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon araç üretti. UBS’deki analistler, Avrupa’daki yerel üretimin her zaman AB gümrük vergilerinin ‘olası bir sonucu’ olduğunu söyledi:
‘BYD zaten bu nedenle Macaristan’da bir tesise yatırım yapıyor. Doğu Avrupa’da üretilen Çin otomobilleri, büyük Avrupalı rakipleri tarafından üretilen otomobillere göre hâlâ kabaca yüzde 25’lik bir maliyet avantajına sahip.’ BYD’li yetkililer de ‘Çin’den Avrupa’ya otomobil göndermek uzun vadeli olmayacak. Uzun vadede yerel üretim yapmaktır’ dedi.”

Reuters (İngiltere): “Anlaşma, Aralık 2023’te Çin’e yapılan ziyaretten bu yana Çinli yetkililerle yapılan görüşmelerin sonucu.”
Elektrek (ABD): “Anlaşma, BYD’nin ilk fabrikasını Tayland’da açmasının ardından geldi; yurtdışı pazarlarda genişlerken Brezilya ve Meksika’da başka fabrikalar da planlanıyor. BYD, AB’de satılan her Seal U modelinden yaklaşık 14 bin 300 euro (15 bin 360 dolar) kazanıyor. BYD ikinci çeyrekte 426 bin 39 EV sattı. Tesla, ‘dünyanın en büyük EV üreticisi’ ünvanını çok az farkla (443 bin 956) alabildi.”
Investors Business Daily (ABD): “Çin’in BYD’si bu hareketle Tesla dahil Batılı elektrikli araç üreticisi olan rakiplerine uyarı atışı yaptı. Ezeli rakip Tesla (TSLA), 2023’te çeşitli Avrupa pazarlarında EV satışlarına hakim oldu. BYD’nin elektrikli araçlarının çoğu hâlâ Çin’de satılıyor ancak satışlar, Avrupa da dahil olmak üzere kendi ana pazarı dışında artıyor.”
Nikkei Asia (Japonya): “Türkiye’nin sert oyunu işe yaramış gibi görünüyor. Bu, Türkiye’de yabancı bir üreticinin sahip olduğu ilk EV fabrikası olacak. BYD, 2004 yılında AB’ye katılan ve euroya geçmeye hazırlanan Macaristan’da halihazırda bir fabrika inşa ediyor. Bir Türk fabrikası bu planları destekleyecek.”
France 24 (Fransa): “Yıllık 100-125 bin araç kapasiteli bir fabrika makul bir yatırım olacak.”
Bloomberg (ABD): “Çin’in BYD’si, 1 milyar dolarlık Türkiye fabrikası için imzayı bastı, gözü Avrupa’da.”
Benzinga (ABD): “Warren Buffett’ın desteklediği BYD, Türkiye’de.”
Carscoops (ABD): “BYD, Türkiye fabrikasıyla AB’yi atlatacak”
South China Morning Post (Çin): “Yeni fabrika BYD’nin Avrupa Birliği’ne erişimini iyileştirecek.”
Seeking Alpha (ABD): “Bir diğer Çinli EV üreticisi SWM de Türkiye’ye gidiyor.”
Agenzia Nova (İtalya): “Çin’in BYD’si Türkiye’ye fabrika açıyor.”
News.Az (Azerbaycan): “İmza sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BYD ekibiyle İstanbul’da görüştü.”

BYD, TÜRKİYE’DE 2024’ÜN İLK YARISINDA BİN 426 ADET SATILDI
“Bugün, Yarın, Daima” mottosuyla Ekim 2023’te Türkiye pazarına giren ve dün ülkeye yatırım kararını duyuran dünyanın lider elektrikli araç ve batarya üreticilerinden BYD (Build Your Dreams), özellikle batarya teknolojileri ve yenilikçi tasarım yaklaşımıyla dikkati çekiyor. Dünya çapında hibritler de dahil olmak üzere geçen yıl yaklaşık 3 milyon elektrikli otomobil satan BYD, iki modeliyle yer aldığı Türkiye pazarında yılın ilk 6 ayında bin 426 adetlik satış rakamına ulaştı.
ÇİNLİ MARKALAR TÜRKİYE’DE YÜZDE 10’LUK PAZAR PAYINA ULAŞTI
Türkiye’de yılın ilk 6 ayında yüzde 10’luk pazar payına ulaşan Çin otomobil markaları, Türkiye’de yatırım konusunda eylem ve strateji planlarını duyurmaya başladı.
BOLAT: TÜRKİYE’NİN YATIRIMCILARA SUNDUĞU FIRSATLARIN GÖSTERGESİ
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, BYD’nin Türkiye’ye yatırım kararını şöyle değerlendirdi:
“Bu yatırım, Avrupa’nın en önemli otomobil üretim üslerinden biri olan ülkemizin, yatırım ortamı, güçlü üretim, nitelikli insan gücü, etkin şekilde hayata geçirdiğimiz Gümrük Birliği ve geniş serbest ticaret anlaşmaları ağı ile yatırımcılara sunduğu fırsatların güçlü bir göstergesidir. Ticaret Bakanlığı olarak ilgili tüm kurumlarımızla koordinasyon halinde, yerli üretim, istihdam ve ihracat hedeflerimiz doğrultusunda ülkemize yapılacak doğrudan yatırımlara yönelik projeksiyonlar temelinde, ülkemiz politikalarına katkılar sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz.”

KACIR’DAN “BAŞKA MARKALARLA DA GÖRÜŞMELER VAR” MESAJI
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, BYD anlaşması ve Türkiye’nin milli otomobili TOGG için konuştu:
“Yeni nesil araç gelişimi adına başka markalarla da görüşmeler var. Ben de bir TOGG kullanıcısıyım. TOGG’u ihracata hazırlıyoruz. Mutlaka küresel pazardan da pay almak istiyoruz. Türkiye yeni teknolojilerin geliştirildiği bir merkez üssü olacak.”
ODMD LİSTESİNDE ÇİN MENŞELİ MARKA SAYISI 11’E YÜKSELDİ
Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerine göre, ODMD listesine yeni Çin firmalarının da dahil olmasıyla pazardaki toplam marka sayısı 54’e ulaştı. Son dönemde Çin markalarının Türkiye’ye ilgisinde belirgin bir artış gözlenirken, bu durum pazara giren firma sayısına da yansıdı.
Türkiye otomotiv pazarında Skywell, MG, Chery, Leapmotor, Seres, Maxus, Hongqi, DFSK, BYD, NETA ve SWM olmak üzere 11 Çin menşeli marka bulunuyor. Bu listeye yakın zamanda Jaecoo markasının da eklenmesiyle Çin menşeli marka sayısının 12’ye yükselmesi bekleniyor. DFSK ve Chery içten yanmalı motora sahip otomobilleri Türkiye pazarında satışa sunarken, MG hem elektrikli hem içten yanmalı, diğer markalar da elektrikli modelleriyle boy gösteriyor. Lüks segment otomobil satan Voyah ise ODMD’de listelenmiyor. Ayrıca DFSK ve Maxus markaları hafif ticari araç satışı da yapıyor.
Çin otomotiv firmalarının Türkiye’de ocak-haziran dönemindeki satış sayılarına bakıldığında, Chery 34 bin 501 satışla ilk sırada yer aldı. 11 bin 74 adet satış sayısına ulaşan MG ikinci, bin 426 satış yapan BYD de üçüncü oldu. DFSK, otomobil ve hafif ticari olmak üzere 438 satışla dördüncü, Maxus 195 satışla beşinci sırada konumlandı.
PORSCHE, YILIN İLK YARISINDA ÇİN ETKİSİYLE DAHA AZ OTOMOBİL SATTI
Alman otomotiv üreticisi Volkswagen Grubu’nun lüks markası Porsche, küresel araç teslimatlarının yılın ilk yarısında Çin’de talebin azalmasıyla 2023’ün aynı dönemine kıyasla yüzde 7 azaldığını bildirdi.
Porsche, yılın ocak-haziran dönemine ilişkin araç teslimat sonuçlarını duyurdu.
Buna göre, lüks otomobil üreticisinin araç teslimatları yılın ocak-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 azalarak 155 bin 945’e geriledi.
Porsche, söz konusu dönemde Çin’de yıllık yüzde 33’lük bir düşüşle 29 bin 551 araç teslimatı gerçekleştirdi. Şirketin açıklamasında, “Bunun başlıca nedenleri Çin pazarında süregelen gergin ekonomik durum ve değer odaklı satışlara odaklanılmasıdır” denildi.
Alman üreticinin Çin’e yapılan teslimatlar küresel teslimatlarının yaklaşık yüzde 20’sini oluştururken, şirket Avrupa Birliği (AB) ve Çin arasındaki gümrük vergisi geriliminden etkileniyor. Porsche’nin Kuzey Amerika’daki teslimatları yılın ilk 6 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6 azalarak, 36 bin 558’e gerilerken, şirketin ana pazarı olan Almanya’da teslimatlar yüzde 22 artarak 20 bin 811 araca ulaştı.
YILMAZ: UZUN VADELİ ULUSLARARASI SERMAYE GİRİŞLERİ DAHA DA HIZLANACAK
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, elektrikli araç üreticisi Çin menşeli BYD firmasının Türkiye’ye yapacağı yatırımın orta vadede ihracata ciddi katkılar sunmasını ve cari açığı daha da düşürmesini beklediklerini belirtti: “Uyguladığımız politikalarla yatırım ortamının iyileştiği dönemde gerçekleşen bu yatırımla birlikte, uzun vadeli uluslararası sermaye girişlerinin daha da hızlanmasını ve cari açığımızın finansman kalitesinin iyileşmesini öngörüyoruz. Bu yatırımın, orta vadede ihracatımıza da ciddi katkılar sunmasını ve halihazırda düşen cari açığımızı daha da düşürmesini bekliyoruz. Süreçte emeği geçen tüm kurumlarımızı tebrik ediyorum.”
BYD’DEN MANİSAYA ZİYARET
Manisa’da elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobil üretim tesisi ile AR-GE Merkezi kuracak Çinli BYD firması yetkilileri, kentte ziyaretlerde bulundu.
Valilikten yapılan açıklamaya göre, şehre gelen Çin heyeti ile Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcıları Zekeriya Coştu ve Oruç Baba İnan, Vali Enver Ünlü’yü makamında ziyaret etti.

Heyetin Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde de incelemelerde bulunduğu belirtildi.
Vali Ünlü, ziyarete ilişkin yaptığı açıklamada, “Manisa’da elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobil üretim tesisi ve AR-GE merkezi kuracak olan dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi Çinli BYD firması yetkililerini bugün İlimizde misafir ettik. Yapılacak yatırımın Manisa’mıza hayırlı olmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Çin heyetinin, Manisa Büyükşehir Belediyesi ile Manisa Ticaret ve Sanayi Odasını da ziyaret ettiği öğrenildi.
]]>Dün ABD Senatosu’nda Fed’in Para Politikası Raporu’nu sunan Powell, enflasyonun yüzde 2 hedefine doğru sürdürülebilir şekilde hareket ettiğine dair daha fazla güven kazanana kadar politika faizini düşürmenin uygun olmayacağını belirtti.
Bu yılın ilk çeyreğine ait verilerin daha fazla güveni desteklemediğini aktaran Powell, “Ancak en son enflasyon verileri, mütevazı bir ilerleme daha gösterdi ve daha fazla iyi veri, enflasyonun yüzde 2’ye doğru sürdürülebilir şekilde hareket ettiğine dair güvenimizi güçlendirecektir.” ifadelerini kullandı.
Powell, politika kararlarını toplantıdan toplantıya aldıklarını vurgulayarak, politika kısıtlamalarını çok erken veya çok fazla azaltmanın enflasyonda görülen ilerlemeyi durdurabileceğini veya tersine çevirebileceğini belirtti.
Yüksek enflasyonun karşı karşıya oldukları tek risk olmadığına işaret eden Powell, “Politika kısıtlamalarını çok geç veya çok az azaltmak ekonomik aktiviteyi ve istihdamı gereksiz yere zayıflatabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
Analistler, Powell’ın açıklamalarının ardından piyasalarda karışık bir seyir izlendiğini ifade ederek, bugün Powell’ın Temsilciler Meclisi’nde yapacağı konuşmanın yanı sıra yarın açıklanacak enflasyon verilerinin de yatırımcıların odağına yerleştiğini söyledi.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda ise Fed’in eylülde ilk faiz indirimine gitme ihtimali yüzde 77’ye gerilerken, kasımda faiz indirimine başlama ihtimali de yüzde 79 oldu. Bankanın olası bir faiz indiriminin ardından aralık toplantısında ikinci kez faiz indirimine gitme ihtimali de yüzde 96 ile fiyatlanıyor.
Söz konusu gelişmelerin ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün yüzde 4,30’a çıkarken, bugün de yüzde 4,31 seviyesinde bulunuyor.
Dün yüzde 0,2 artışla 105,1 seviyesinden günü tamamlayan dolar endeksi, şu sıralarda önceki kapanışının hemen altında seyrediyor.
Altının ons fiyatı ise yüzde 0,2 artışla 2 bin 367 dolardan alıcı bulurken, düşüş eğilimini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyan Brent petrolün varil fiyatı yüzde 0,6 değer kaybıyla 84 dolardan işlem görüyor.
New York borsasında dün Nasdaq endeksi yüzde 0,14 artışla 18.429,29 puan ve S&P 500 endeksi yüzde 0,07 yükselişle 5.576,98 puandan günü tamamlayarak, kapanış rekorunu tazelerken, Dow Jones endeksi de yüzde 0,13 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratları yeni güne de karışık bir seyirle başladı.
Böylece Nasdaq endeksi üst üste altı işlem gününde kapanış rekoru tazelerken, S&P 500 endeksi de art arda beş işlem gününde de en yüksek günlük kapanış seviyesini yeniledi.
Avrupa borsalarında ise dün satıcılı bir seyir hakim olurken, Fransa’da genel seçimlerin ardından artan siyasi belirsizliğin bölge pay piyasaları üzerinde satış baskısı oluşturduğu göze çarpıyor.
Seçimlerde, solcu Yeni Halk Cephesi 178 milletvekili çıkararak ilk sırayı alırken, onu 163 sandalye ile Macron ittifakı ve 143 sandalye ile aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) ittifakı izledi.
Fransa’da yeni meclis tablosu, hükümet kurmak için ittifaklar ya da partiler arasında koalisyon görüşmelerini zorunlu hale getirmesi siyasi belirsizliğin gündemin odağında kalmasına neden oluyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s de dün Fransa’daki seçim sonuçlarının ülkenin kredi notu üzerinde olumsuz etki oluşturduğunu bildirerek, Fransa’da Yeni Halk Cephesi’nin galibiyetinin ardından kurulacak büyük bir koalisyonun, karar alma ve borç azaltma görevini daha da zorlaştıracağını ifade etti.
Öte yandan, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin belirsizlik devam ederken, banka yetkililerinin sözle yönlendirmeleri de yatırımcıların odağında bulunmaya devam ediyor.
Portekiz Merkez Bankası Başkanı ve ECB üyesi Mario Centeno, son açıklanan enflasyon verilerinin güveni artırdığını ifade ederek, “Eğer temel senaryo teyit edilirse bu yıl birkaç faiz indirimi daha beklemeye devam ediyorum.” dedi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,66, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,56, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 1,28 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,53 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise karışık bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında ise Çin hariç pozitif bir seyir öne çıkarken, Çin’de açıklanan enflasyon verileri yurt içi talebin zayıflamaya devam ettiği sinyalini verdi.
Bugün Çin’de açıklanan verilere göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) haziranda aylık yüzde 0,2 azalırken, yıllık yüzde 0,2 artışla beklentilerin altında kaldı.
Analistler, söz konusu verilerin ülkede ekonomik aktivitenin yavaşlamaya devam ettiğine işaret ettiğini belirterek, Çin’de deflasyon riskinin sıcaklığını koruduğunu ifade etti.
Öte yandan, dün Powell’ın açıklamalarının ardından dolar/yen paritesi yüzde 0,3 artışla 161,3 seviyesinden günü tamamlarken, şu dakikalarda parite önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 161,5’ten işlem görüyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,3, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1 yükselirken Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,2 yükselirken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 geriledi.
Yurt içinde ise dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,62 azalışla 10.796,57 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,6 üzerinde 32,8731’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,9090 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde sanayi üretimi ve işsizlik oranı, yurt dışında ise ABD’de toptan eşya stokları verilerinin yanı sıra Powell’ın Temsilciler Meclisi’nde yapacağı açıklamaların takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.700 ve 10.600 seviyelerinin destek, 10.900 ve 11.000 puanın ise direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, mayıs ayı işsizlik oranı ve sanayi üretimi
17.00 ABD, mayıs ayı toptan eşya stokları
17.00 ABD, Fed Başkanı Powell’ın konuşması
Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli idareler ile bu idarelere bağlı, ilgili ve ilişkili kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşıtların Özelleştirme İdaresi Başkanlığı aracılığıyla satışına ve elde edilen gelirlerin ilgisine göre genel bütçeye veya ilgili idare bütçesine gelir kaydedilmesine yönelik hüküm kapsamında yer alacak taşıtlara ilişkin sayı ve mali boyut, düzenlemenin yasalaşmasından sonra yürütülecek çalışma sonucunda belirlenecek.
Yatırımlara Proje Bazlı Devlet Yardımı Verilmesine İlişkin Karar’ın ilgili hükmünde olduğu gibi Sanayi ve Teknoloji Bakanı ile Türkiye’ye doğrudan yatırım yapan Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nda tanımlanan yabancı yatırımcılar arasında imzalanan ve yatırım teşviklerine ilişkin hükümler içeren yatırım sözleşmelerine sağlanacak damga vergisi istisnası, düzenlenecek sözleşme sayısı ve sözleşmede yer verilecek yatırım tutarına göre hesaplanacak.
Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nda yapılan değişiklikle yükseköğretim kurumlarının yürürlükteki kadroları yeniden ihdas edildiği için hükmün, merkezi yönetim bütçesine ilave yük getirmesi öngörülmüyor.
BOTAŞ’A YÖNELİK HÜKÜMLER
Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nda yapılan değişiklikle, 2023 ve önceki yıllarda düzenlenen Cumhurbaşkanı kararları doğrultusunda hesaplanan görevlendirme bedeli alacaklarına karşılık ilgili borçların mahsuplaşılarak terkin işlemiyle BOTAŞ’ın birikmiş borçlarının ve Hazine’den olan görevlendirme bedeli alacaklarının karşılıklı olarak kapanması amaçlanıyor.
BOTAŞ’ın vergi borçları karşılıksız silinmediği, görevlendirme alacaklarından mahsup edildiği göz önüne alındığında görevlendirme alacaklarına karşılık ferileriyle birlikte terkin edilecek tutar haziran ayı itibarıyla 181,3 milyar lira olarak hesaplandı. Düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle Kuruluşun borcu, görevlendirme bedeli alacağına mahsup edilerek Hazine ve Maliye Bakanlığının BOTAŞ’a olan 232,6 milyar lira tutarındaki borcu 51,3 milyar liraya düşebilecek.
Önceki yıllarda da söz konusu hükme benzer düzenlemelerin yürürlüğe girmesiyle BOTAŞ’ın toplam 155,9 milyar lira ferileri ile birlikte vergi borcu terkin edilerek görevlendirme bedeli alacaklarından mahsup edilmişti.
Teklifin BOTAŞ’a yönelik diğer hükümleriyle ise Anayasa Mahkemesi tarafından belirtilen ihalelerde saydamlık, hesap verilebilirlik, fırsat eşitliği ve öngörülebilirlik ilkelerinin kanuni güvence altına alınması hedefleniyor.
KAMU BANKALARININ SERMAYELERİ GÜÇLENDİRİLECEK
Teklifle, Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi Piyasa İstikrar ve Denge Alt Fonu’na kamu bankalarının sermayelerinin güçlendirilmesi amacıyla 2024 mali yılı içerisinde ikrazen özel tertip devlet iç borçlanma senedi ihraç etme yetkisi Hazine ve Maliye Bakanına veriliyor. Bu kapsamda 24 Nisan 2024’te itfa edilen ikrazen özel tertip senedin itfası nedeniyle Sermaye Yeterlilik Rasyosu kritik düzeyin altına düşen bankaların sermayelerini güçlendirecek minimum tutar belirlenerek ikrazen özel tertip ihraç tutarının bununla sınırlanması öngörülüyor. Bu ihracın maliyeti; para birimi, vade ve senet tipi detaylarına göre değişiklik gösterebilecek.
Petrol Piyasası Kanunu’nda yapılan değişiklikle sahte veya yanıltıcı belge düzenlenerek yapılmaya çalışılan mali usulsüzlüklerle mücadele konusunda önemli kazanımlar sağlanacak. Böylece üçüncü taraflarca yapılan mali belge usulsüzlüklerine bağlı haksız rekabete uğrayan ve faaliyetlerini mevzuata uygun olarak yürüten lisans sahiplerinin rekabet güçlerinde iyileşme olması bekleniyor.
24 BİN 800 GELİR UZMANI, 4 BİN 127 GELİR UZMAN YARDIMCISI
Gelir İdaresi Başkanlığı ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle, gelir uzmanları ile gelir uzman yardımcılarının görev sorumluluklarına yönelik ortaya çıkan ihtilaflar ile mevzuattaki boşluğun giderilmesi hedefleniyor. Bu bağlamda Gelir İdaresi Başkanlığında istihdam edilen toplam gelir uzmanı ve gelir uzman yardımcısı personel sayısı, Başkanlığın toplam personel sayısının yaklaşık yüzde 73’ünü oluşturuyor. Halihazırda 24 bin 800 gelir uzmanı, 4 bin 127 gelir uzman yardımcısı istihdam ediliyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığının taşra teşkilatında sunulan muhasebat ve muhakemat hizmetlerinin Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı defterdarlıklar aracılığı ile sunulmasına yönelik düzenlemeler kapsamında kaldırılan “defterdar yardımcısı” kadrolarında çalışan personel, Başkanlığın taşra teşkilatında yer alan Gelir İdaresi Grup Müdürü kadrolarına atanacak. Defterdar yardımcısı kadrosundaki 29 kişi hüküm kapsamına giriyor.
Genel aydınlatma giderleri için il özel idareleri payından ve belediyelerin genel bütçe vergi gelirleri payından yapılan kesintilerin artırılmasına yönelik düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde 5,86 milyar lira, Cumhurbaşkanı yetkisi kullanılması halinde ise 11,7 milyar lira mali etki bekleniyor. 2024 yılı bütçesinde bu kapsamda 35 milyar lira ödenek, 2024 yılı için bütçe ödeneği dışında genel bütçe vergi gelirleri payından ise 7,2 milyar lira aktarım yer alıyor.
375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de yapılacak değişikliğin yürürlüğe girmesiyle 2024 yılında toplam 3 bin 438 vergi müfettişi için vergi başmüfettişliği kadrosuna atama teklifi yapılması, vergi başmüfettişliği kadrosuna gerçekleştirilecek atamalar sonucunda yapılacak fark ödemelerinin brüt toplamının aylık 20 milyon 628 bin lira olması öngörülüyor.
Her statüdeki kurum ve kuruluşun yönetim ve denetim organlarında görev alan her statüdeki kamu görevlilerine görevlerinden sadece biri için ödeme yapılması ve yapılacak ödemelere üst sınır getirilmesine yönelik hüküm kapsamında yer alan kurumsal kapsam da belirleniyor. Hükümle söz konusu ödemelerin disipline edilmesinin sağlanması hedeflenirken, bazı kurul üyelerinin mevcut ücretlerinde düşüş yaşanacağı tahmin ediliyor.
Fortune 500 Türkiye 2023 şirketlerinin, toplam net karı 2022’ye göre yüzde 77,2 artarak 965 milyar 800 milyon liraya çıktı, 1 trilyon sınırına yaklaştı.
Esas faaliyet kar marjının bir önceki yıla göre 1,71 puan azaldığı aktarılan araştırmada, diğer gelir gider dengesinin 3,11 puan, finansman giderlerinin ise 1,67 puan arttığı görüldü.
Şirketlerin vergi öncesi kar marjı, bir önceki yıla göre 0,27 puan azalmasına karşın net kar marjı yüzde 7,53’e yükseldi. Böylece 2023’te son 5 yılın en düşük esas faaliyet kar marjı gerçekleşirken en yüksek net kar marjı elde edildi.
Fortune 500 Türkiye 2023 Araştırması’na göre, enflasyon muhasebesinin uygulamaya girmesi farklılaşan bir bilanço yapısının ortaya çıkmasına neden oldu. 500 şirketin toplam net satışları 2022’ye kıyasla yüzde 60,6 artışla 12 trilyon 828 milyar liraya çıktı.
Finansal tablolarını UFRS kapsamında hazırlayan şirketlerin toplam net satışları reel olarak yüzde 3,61 arttı. UFRS uyarınca hazırlamamış olan şirketlerin toplam net satışları nominal olarak yüzde 33,53 artarken, Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) dikkate alındığında reel olarak yüzde 7,41 daralma görüldü.
LİSTEDE İLK 3 SIRALAMA DEĞİŞMEDİ
Fortune 500 Türkiye 2023 Araştırması’nda, net satış rakamlarına göre yapılan listede ilk sırada yeniden 839 milyar liralık satış geliriyle Enerji Piyasaları İşletmesi AŞ (EPİAŞ) yer aldı.
Türkiye Petrol Rafinerileri AŞ (Tüpraş) 686 milyar liralık satış geliriyle ikinci olurken, Tüpraş’ı 504 milyar lira net satış geliriyle Türk Hava Yolları (THY) izledi.
Listenin ilk 10’unda sırasıyla Ahlatcı Kuyumculuk Sanayi ve Ticaret, Ford Otomotiv Sanayi, Petrol Ofisi, BİM Birleşik Mağazalar, Opet, Arçelik ve Shell&Turcas Petrol AŞ yer aldı.
24 ŞİRKETİN NET SATIŞ GELİRİ 100 MİLYAR LİRAYI GEÇTİ
Fortune 500 Türkiye 2023 listesinde yer alan şirketler içinde net satış gelirleri 10 milyar liranın üzerinde olan şirket sayısında büyük artış yaşandı. Söz konusu şirket sayısı 2023’te bir önceki yıla göre 80 adet artarak 218’ye yükseldi.
Net satışları 25 milyar liranın üzerinde olan şirket sayısı 26 adet artışla 85 olurken, 50 milyar liranın üzerinde net satış gelirine sahip olan şirket sayısı 43’e çıktı. 100 milyar liranın üzerinde net satış gelirine sahip olan şirket sayısı ise 24’e ulaştı.
Fortune 500 Türkiye listesine girmenin çıtası da artış gösterdi. Ciro alt sınırı 2022’ye göre yüzde 62,7 artarak 3 milyar 621 milyon liraya yükseldi.
Araştırmada, söz konusu alt sınırın her sene artmasının, şirketlerin önemli büyüklüklere ulaştıkları ve küresel rekabet sisteminde bu ölçekleriyle etkilerini artırabileceklerinin bir göstergesi olduğu belirtildi.
İHRACAT TL BAZINDA YÜZDE 46,4 ARTTI
Araştırmada, küresel ticaretin zayıflamasının Fortune 500 Türkiye şirketlerinin toplam ihracatına etkili olduğu kaydedildi. Bu şirketlerin toplam ihracatı 2022’ye göre TL bazında yüzde 46,4 artarak 3 trilyon 118 milyar liraya yükseldi.
Dolar bazında bakıldığında ise 2023’te Fortune 500 şirketlerinin toplam ihracatının yüzde 2,1 ile düşük bir performans sergilediği görüldü.
BORSADA İŞLEM GÖREN ŞİRKETLER REKOR SEVİYEYE ULAŞTI
Fortune 500 Türkiye listesinde borsa şirketlerinin sayısı geçen yıl gerçekleşen halka arzların da etkisiyle bir önceki yıla göre arttı.
Artan yerli yatırımcı sayısının yanı sıra sermaye piyasalarının sunduğu finansman olanakları şirketlerin sermaye piyasalarına olan ilgisini artırdı.
Gerçekleşen halka arzların etkisiyle Fortune 500 Türkiye şirket sıralamasında yer alan Borsa İstanbul’da işlem gören şirket sayısı 2023’te 138’e çıktı. Bu sayı ile Fortune 500 Türkiye Araştırmasının ilk yıl olan 2007’den bu yana en yüksek BİST şirketi sayısına ulaşıldı.
Karlılıkta sağlanan önemli iyileşmeler ve artışlara rağmen Fortune 500 Türkiye listesindeki şirketlerin istihdamı 2023’te yüzde 1,1’lik sınırlı artışla 1 milyon 391 bine yükseldi.
]]>Türkiye’nin lojistik alanındaki yüksek yatırım potansiyelinin bu yılın ilk çeyrek verileriyle kapsamlı şekilde ortaya konduğu ve uluslararası yatırımcılara özel olarak hazırlanan rapor, Avrupa, Asya ve Orta Doğu ülkelerinden gelebilecek lojistik yatırımcılar için önemli veriler içeriyor.
Raporda, Türkiye’nin ekonomik ve stratejik konum olarak öne çıkan özellikleri, lojistik sektör verileri, altyapı projeleri, yatırım bölgeleri, talep ve pazar koşulları, ortak piyasa uygulamaları, ticaret rotaları, teşvikler ve küresel trendler detaylı olarak ele alınıyor.
TÜRKİYE EKONOMİK, GÜVENLİ VE STRATEJİK BİR PAZAR FIRSATI SUNUYOR
Küresel ticaret yollarının “Kızıldeniz çevresindeki çatışmalar ve Rusya-Ukrayna Savaşı kaynaklı tedarik zinciri krizleri nedeniyle” değişim sürecini analiz eden rapor, uluslararası ticarette yeni pazar arayışına giren yatırımcılar için “yakın kıyı” kavramının önem kazandığını ortaya koyuyor.
Geçen yıl jeopolitik riskler sonucunda yaşanan döviz kuru dalgalanmaları ve uzayan ticaret rotaları nedeniyle operasyonel maliyetlerin arttığı ve navlun fiyatlarının 1480 dolardan 3 bin 400 dolara kadar yükseldiği belirtilen raporda, daha ekonomik, güvenli ve çevreci tedarik zincirleri aramaya yönelen uluslararası yatırımcıların üretimlerini daha yakın bölgelere taşımasını ifade eden “yakın kıyı” kavramının küresel tedarik zincirinde yaşanan krizlere karşı oluşturulan en güçlü argümanlardan olmaya devam ettiği belirtildi.
Raporda, yakın kıyı kavramının merkezindeki ülkelerden birisinin de Türkiye olduğu vurgulandı.
MALİYET VE VERİMLİLİK AVANTAJLARI ÖNE ÇIKIYOR
Rapora göre, çok uluslu şirketlerin üretim, ihracat ve yönetim merkezi olarak konumlandığı Türkiye, Avrupalı şirketler için en popüler kaynak bulma ve yeniden tedarik bölgelerinde üçüncü sırada yer alıyor.
Türkiye’nin yer aldığı Orta Koridor, Kuzey Koridoru’na göre daha ekonomik ve hızlı olmasıyla öne çıkıyor.
Teknolojik ilerleme ve altyapı yatırımları sayesinde maliyet ve verimlilik avantajları sunan ve bu imkanları daha ulaşılabilir kılan Türkiye, savaş gündemi nedeniyle enerji sıkıntısı çeken Avrupa’nın aksine, “güvenli enerji arzıyla” uluslararası yatırımcılar için tedarik zinciri sorunlarının üstesinden gelmek adına bir şans olarak görülüyor.
LOJİSTİK PAZARI 100 MİLYAR DOLARA ULAŞTI
Raporda yer alan ve 2023 verilerine göre 50 ülkenin değerlendirildiği “Agility Gelişmekte Olan Piyasalar Lojistik Endeksi”nde Türkiye, lojistik alanında 11. sırada yer alıyor. Türkiye, “yurt içi ve yurt dışı fırsatları, işletme temelleri ve dijital hazırlık” kriterlerinde aldığı yüksek puanlarla öne çıkıyor.
100 milyar dolarlık lojistik pazarıyla küresel lojistik ihracatının yüzde 2,5’ini alan Türkiye, stratejik konumu, lojistik kapasitesinin son 5 yılda istikrarlı bir şekilde artması, yükselen altyapı yatırımları, ekonomik büyümesi, ihracat odaklı sanayi tabanı, nüfusu ve geniş iş gücü havuzu sayesinde taşımacılık ve lojistik için küresel bir merkez olma potansiyeli taşıyor.
Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini “güçlü perakende pazarı ve hızla büyüyen e-ticaret kapasitesi” de yükseltiyor. Bu kapsamda, ülkenin 89,42 milyar dolar olan dijital ticaret işlem değerinin 2027’de 136,89 milyar dolara yükselmesi bekleniyor.
ULUSLARARASI DEVLER YATIRIM İÇİN SIRADA
Rapora göre, e-ticaretin hızlı büyümesi, transfer merkezleri ve bölgesel depolara yapılan yatırımları hızla artırırken, yeni lojistik koridorlar ve altyapı yatırımları sayesinde birçok uluslararası firma üretim hatlarını Türkiye’ye taşıma niyetinde bulunuyor.
Çinli otomotiv şirketi Skywell Türkiye’ye 1,6 milyar dolarlık yatırım yapacağını duyururken, SAIC Motor ve DFSK Motor, yakın gelecekte Türkiye’de yeni yatırım planladıklarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Amazon, Türkiye’deki ilk lojistik merkezini Tuzla’da açarak yerel ve küresel pazarlara daha verimli hizmet verme imkanı yakalarken, Fedex Express, İstanbul Havalimanı Kargo Bölgesi’nde üç kıtadaki operasyonları entegre edecek 23 bin metrekarelik büyük bir merkezin kurulumuna başladı.
Operasyonel maliyetlerin depo arzını sınırlı kıldığı sektörde yaşanan güçlü talep, son yıllarda kiraları artırırken, kısa ve orta vadede lojistik tesis arzının hareketlenmesi bekleniyor.
Lojistik sektöründe kiralara bakıldığında ise yılın ilk çeyreğinde Kuzey Marmara bölgesinde birincil metrekare kiraları 110-285 lira, Doğu Marmara bölgesinde 155-310 lira, Sakarya-Düzce bölgesinde 115- 155 lira, Ankara bölgesinde 110-200 lira ve İzmir-Manisa bölgesinde 100-200 lira aralığında değişiyor.
İSTANBUL, EMEA BÖLGESİ’NDE REKABETÇİ KİRA SEVİYELERİYLE ÖNE ÇIKIYOR
Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’yı kapsayan EMEA Bölgesi’ndeki 44 kentin birincil kira ve getiri karşılaştırmalarının da ele alındığı rapora göre, İstanbul rekabetçi kira seviyeleriyle öne çıkıyor.
Yılın ilk çeyreğinde İstanbul’daki prime kiralar aylık 8,75 avro seviyelerinde seyrederken, bu durum İstanbul’u EMEA bölgesindeki şehirler arasında 12. sıraya yerleştiriyor. Listenin başında İsviçre’den Zürih, Birleşik Krallık’tan Londra ve yine İsviçre’den Cenevre bulunuyor.
İstanbul, kira getirilerinin dolar bazında daha önceki senelere oranla oldukça yüksek olması ve stratejik konumuyla hem yerli hem de uluslararası yatırımcılar için cazip bir seçenek olmaya devam ediyor.
İKİZ DÖNÜŞÜM TRENDİYLE AKILLI DEPOLAMA ALANLARINA İHTİYAÇ ARTIYOR
Nitelikli ve akıllı depolama alanlarına ihtiyaç duyulan yeni dönemde teknoloji ve otomasyona yapılan yatırımlar önemli ölçüde artarken, yapay zekayla yönetilen lojistik sistemleri ile robotik otomasyon ve sürdürülebilir enerji çözümleri öne çıkan eğilimler arasında yer alıyor.
Hızlı teslimat beklentilerini karşılamak için dronların ve otonom araçların yaygın kullanımını “önemli bir gelişme” olarak nitelendirilirken, dijital ve yeşil lojistik uygulamalarının bir arada kullanılmasını ifade eden dijital dönüşüm sürecinin dünya çapında şirketlerce uygulaması bekleniyor.
Rapor, Türkiye’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın bir parçası olarak 12. Kalkınma Planı’nda dijital dönüşümü desteklediğini ve bu nedenle daha çevreci pazarlar arayan uluslararası yatırımcılar açısından da önemli fırsatlar sunduğunu ortaya koyuyor.
“TÜRKİYE’NİN KÜRESEL LOJİSTİK ÜSSÜ OLMAK KONUSUNDA CİDDİ POTANSİYELİ VAR”
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, Türkiye’nin sunduğu yüksek potansiyeli tüm dünyada anlatırken, ayrıcalıklı jeostratejik konumunun üzerinde önemle durduklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 2003’ten bu yana büyük altyapı yatırımlarının hayata geçirildiğini dile getiren Dağlıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu atılım bizi rekabet coğrafyamızda uluslararası doğrudan yatırımlar için bir cazibe merkezi haline getirdi. 1,3 milyar insanın yaşadığı ve yaklaşık 30 trilyon dolarlık GSYH hacminden bahsettiğimiz bir coğrafyanın tam ortasındayız. Lojistik alanında altı çizilmesi gereken çok önemli detaylar var. Raporun bu noktada uluslararası yatırımcılara bilgilendirici ve güncel bir kaynak olarak sunuluyor olmasını çok değerli buluyorum.”
Cushman & Wakefield | TR International Yönetim Kurulu Başkanı Tuğra Gönden de Lojistik Pazar Görünümü Türkiye 2024 raporuyla Türkiye’nin bu alanda taşıdığı önemli potansiyeli tüm yönleriyle yatırımcılara aktarmayı hedeflediklerini vurguladı.
Uluslararası yatırımcılara daha önce yayınlanmamış güncel veriler sunarak bilinçli kararlar almalarını desteklemeyi amaçladıklarını dile getiren Gönden, “Raporun yeni pazar arayışındaki lojistik yatırımcılarının bu alanda Türkiye’deki fırsatları daha sağlıklı değerlendirmelerini sağlayacak bir başucu rehberi olmasını temenni ediyoruz.” dedi.
Gönden, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin raporun hazırlanmasında yönlendirme ve sektörel veri sağlama konularında destek sağladığını dile getirerek, “Bunun yanı sıra raporun küresel yatırımcılara ulaşmasında önemli bir rol oynadı. Biz de ülkemize ihracat geliri kazandıracak önemli bir yatırım hamlesine rehber görevi üstlenen bu raporu hazırlamaktan memnuniyet duyuyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Kadınların dijital yetkinliklerini geliştirerek girişim ekosisteminde var olmaları için 2019’da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Habitat Derneği işbirliğinde “Dijitalde Hayat Kolay” projesini hayata geçiren Türk Telekom, proje ortaklarıyla birlikte yeni dönem eğitimlerine devam ediyor.
Proje kapsamında, deprem bölgesindeki kalkınmayı desteklemek amacıyla yeni dönemde öncelikli olarak depremden etkilenen kadınlara eğitim veriliyor. Böylece, kadınların dijital okuryazarlık ve dijital pazarlama becerileri kazanması sağlanarak ekonomik ve sosyal hayatta daha aktif ve eşit yer almaları hedefleniyor.
Proje kapsamında bugüne kadar 15 bin kadına dijital okuryazarlık ve dijital pazarlama eğitimleri verildi.
YENİ DÖNEMDE 20 GİRİŞİME HİBE DESTEĞİ VERİLECEK
Dijitalde Hayat Kolay projesinin yeni döneminde hem hedeflenen kişi sayısı hem de mentörlük ve hibe desteği sunulacak girişim sayısı artırıldı. Dönem sonunda, dijital pazarlama eğitimlerine katılanlar arasından belirlenecek 500 kadın, tasarım odaklı düşünme atölyeleri ile girişimlerinin hedef kitlesini daha detaylı değerlendirme, etkili pazar ve müşteri analizi yapmayı deneyimleme olanağı bulacak.
Atölyeyi tamamlayan 500 kadın arasından belirlenecek 40 kadın girişimci ise e-ticaret süreçlerinde karşılaştıkları problemlerden, girişimlerini büyütme aşamasında yaşadıkları sorunlara kadar farklı konularda alanında uzman isimlerden mentörlük desteği alacak.
Mentörlük sürecini tamamlayan katılımcılar arasından jüri değerlendirmesiyle belirlenecek 20 kadın girişimci ise hibe desteği alarak girişimlerini büyütme fırsatı yakalayacak.
Türkiye’nin her ilinden katılımın açık olduğu mentörlük ve hibe süreçlerinde deprem bölgesinden katılanlara veya girişimleri depremden etkilenen adaylara değerlendirmede öncelik tanınacak.
“YIL SONUNA KADAR 15 BİN KADINA ULAŞMAYI HEDEFLİYORUZ”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Türk Telekom Pazarlama ve Müşteri Deneyimi Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Özden, sürdürülebilir kalkınmanın kapsayıcı çözümler ve eşitliği destekleyici çalışmalarla mümkün olacağına dikkati çekti.
Özden, Türk Telekom olarak, “Türkiye’ye Değer” anlayışıyla, teknolojiyi iyiliğe ve faydaya dönüştüren projeler geliştirmeye devam ettiklerini aktararak, “Bu vizyon doğrultusunda hayata geçirdiğimiz Dijitalde Hayat Kolay projesiyle başta deprem bölgesindeki kadınların dijital yetkinliklerini geliştirerek hayata daha eşit katılmalarını destekliyor, kadın emeğini bölgesel ekonomiye kazandırıyoruz. Çünkü sürdürülebilir kalkınmanın ancak kapsayıcı çözümler ve eşitsizliklerin azaltılmasıyla mümkün olacağına inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Çevrim içi ve yüz yüze eğitimlerle devam ettikleri yeni dönemde deprem bölgesinin kalkınmasına katkıda bulunmayı odaklarına aldıklarının altını çizen Özden, mentörlük ve hibe süreçlerinde bölgeden yapılacak başvuruları önceliklendirdiklerini vurguladı.
Özden, projenin yeni döneminin başladığı mart ayından bugüne kadar 3 bini aşkın kadına proje kapsamında eğitim verdiklerini hatırlatarak, “Yıl sonuna kadar 15 bin kadına ulaşmayı hedefliyoruz. Paydaşlarımız ve gönüllü eğitmenlerimizin desteğiyle çeşitli nedenlerle istihdamda yer almayan kadınların potansiyellerini açığa çıkarmalarını, girişimlerini ileriye taşımalarını ve dolayısıyla ekonomik ve toplumsal hayata eşit ve güçlü katılmalarını destekliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkan Yardımcısı Hatice Güner Kal da 81 ilden 7 bin üyesiyle kadınların toplumun her alanında daha fazla rol üstlenerek, girişimcilik yolunda özendirilmesi için birçok faaliyet gerçekleştirdiklerinin bilgisini verdi.
Kal, Dijitalde Hayat Kolay projesiyle özellikle deprem bölgesindeki kadınların, dijital ve teknolojik yetkinliklerini geliştirmek ve güçlendirmek istediklerine işaret ederek, “İnanıyoruz ki, hızla dijitalleşen yeni dünya düzenine onların daha sağlam bir şekilde hazırlanması, güçlü ekonomik büyüme sağlamanın en önemli yollarından birisi olacaktır.” görüşünü paylaştı.
“TÜRKİYE’NİN DİJİTAL EKONOMİYE DÖNÜŞÜM SÜRECİNİ HIZLANDIRMAK İÇİN ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Program Yöneticisi Hansın Doğan da projeyle, Türkiye’de daha kapsayıcı ve fırsat eşitliği sunan bir dijital ekonominin şekillenmesine yardımcı olmak için somut adımlar attıklarını kaydetti.
Doğan, ayrıca, depremden etkilenen bölgede gerçek bir toparlanmanın ve sürdürülebilir kalkınmanın ancak kadınların çabaları ve işgücüne aktif katılımıyla mümkün olacağını belirterek, şunları kaydetti:
“Yeni dönemde bölgedeki girişimci kadınların ihtiyaç duydukları dijital becerileri kazanmalarına ve işlerini büyütmeleri için gereken destekleri sağlamaya odaklanarak hem onların hem de toplulukların güçlenmesine yardımcı olmaya çalışıyoruz. Proje ortaklarımız Türk Telekom, TOBB ve Habitat ile birlikte Türkiye’nin dijital ekonomiye dönüşüm sürecini hızlandırmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”
Habitat Derneği’nden Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Nesrin Serin Onkardeşler ise dernek olarak sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda girişimcilik, dijital dönüşüm, kapsayıcı ve sürdürülebilir büyüme odağında hayata geçirdikleri projeleri sürdürdüklerini anlatarak, “Bu kapsamda kadınların dijital beceri ve yetkinliklerinin geliştirilmesini, girişimcilik faaliyetlerinde bulunmasını, toplumsal ve ekonomik hayata katılımlarını önemsiyor ve destekliyoruz. Girişimci ve girişimcilik potansiyeli bulunan kadınları desteklemeye deprem bölgesinin kalkınmasını önceliğimiz tutarak eğitimlerimiz, atölye çalışmalarımız, mentörlük ve hibe desteklerimizle devam edeceğiz.” açıklamasında bulundu.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:
“TÜRKIYE İÇİN GERÇEKTEN BIR İFTİHAR VESİLESİ”
Evet, tabii Türksat 6A’nın Türkiye’de yerli milli olarak geliştirilmiş, üretilmiş ve nihayetinde artık uzayda olması Türkiye için gerçekten bir iftihar vesilesi. Türkiye’nin 40 yıllık bir hayali daha gerçeğe dönüştü. 80’li yıllarda rahmetli Özal Başbakanlığı döneminde, Türkiye’nin gelecekte uydulara sahip olmasının hayallerini kurarken, planlarını yaparken ve yörünge haklarını teminat altına almaya dönük hazırlıklar, çalışmalar yürütürken bir yandan da Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yerleşkesi’nde bir Uzay Araştırmaları Merkezi kurulmasını sağlamış ve hayal etmiş, arzu etmiş ki Türkiye kendi uydularını geliştirebilen ülkelerden biri olsun. Malumunuz çok daha öncesinde aslında ondan 20 yıl, 15 yıl, 10 yıl öncesinde çok sayıda uydu uzaya gönderilmişti.
“TÜRKİYE ADETA 90’LI YILLARI HEBA ETTİ”
90’lı yıllarda maalesef Türkiye bu hedeflere erişemedi. Çünkü 90’lı yıllar Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarsızlık dönemiydi. Türkiye adeta 90’lı yılları heba etti. Dünyada bilgisayar devriminin, internet devriminin büyük bir hızla yaşandığı o dönemde Türkiye yüksek teknoloji yarışına dahil olamamıştı. Fakat 2000’li yıllarda Türkiye’de güçlü bir siyasi iradenin, Sayın Cumhurbaşkanımız’ın liderliğinde ortaya çıkmış olması ve Milli Teknoloji Hamlesi’nin her alanda başlatılmış olması uydu teknolojilerinde de Türkiye’ye önemli kazanımlar getirdi.
Önce Bilsat, sonra Rasat, sonra Göktürk ve nihayetinde İMECE görüntüleme uydularını Türkiye adım adım yükselen bir yerlilik oranıyla geliştirmeyi, üretmeyi başardı. Biliyorsunuz Cumhuriyetimizin 100. yılında İMECE’yi metre altı çözünürlükle, yani yüksek çözünürlükle görüntü almamızı sağlayan elektro optik kamerası dahil bütün kritik alt sistemlerini yerli ve milli olarak geliştirme sürecini tamamladık ve uzaya gönderdik. İşte bütün bu kazanımlar artık bir sınıf yukarıya çıtayı yükseltmeye bizi yönlendirdi. Türkiye, 10 yıl önce başlatılan Türksat 6A Projesi’yle haberleşme uydusunu yerli ve milli olarak geliştiren ülkelerden biri oldu.
“UYDU TEKNOLOJİLERİNDE A TAKIMINA GİRDIK DİYEBİLİRİZ”
Aslında uydu teknolojilerinde A takımına girdik diyebiliriz. İlk 11’deyiz. Çünkü bunu başarabilen dünyada sadece 11 ülke var artık. İşte böyle bir başarı için TÜBİTAK, ASELSAN, TUSAŞ, C-Tech ve Türksat ekipleri gerçekten uzun yıllar süren muazzam bir gayret ortaya koydular. Türkiye’nin nitelikli insan kaynağı, beşeri sermayesi bu projenin gerçekleşmesini mümkün kıldı. Ama bunun yanında Türkiye’de kritik altyapıların kurulmuş olması da bizi bu başarıya taşıdı.
“YERLİ VE MİLLİ HABERLEŞME UYDULARINI GELİŞTİREBİLECEK NOKTAYA GELDİK”
Türkiye’de kendi uydularımızın hem fırlatma koşullarına hem uzay şartlarına hazır olduklarını teyit etmeye dönük tüm test süreçlerini kendi imkânlarımızla gerçekleştirebiliyoruz. TUSAŞ Kampüsü’nde Ankara’da Uydu Sistemleri Entegrasyon Test Merkezi Uset, bütün uzay koşullarının ve fırlatma şartlarının simüle edildiği imkanları bize sunuyor. Bu imkanlar bizde olmasa, biz bu testleri yurt dışında gerçekleştirmek durumunda kalırdık. O vakit geliştirdiğimiz uydulara ilişkin aslında yurt dışına bir bağımlılık taşıyor olurduk. Aynı zamanda bazı dönemlerde yurt dışındaki bu test altyapılarından yararlanabilmek için sıra beklememiz, dolayısıyla zaman kaybetmemiz sonucu ortaya çıkabilirdi. İşte hem beşeri sermayemizle, nitelikli insan kaynağımızla, hem kritik altyapılarımızla artık yerli ve milli haberleşme uydularını geliştirebilecek, üretebilecek noktaya geldik.
“TÜRKSAT 6A ÇOK YÜKSEK YERLİLİK ORANINA SAHİP”
Tabii büyük bir heyecandı bizim için dün gece yaşadığımız. Gece 00.20 olarak aslında planlanmıştı fırlatma. Fakat hava koşullarının uygunluğu beklendi ve nihayetinde gece 02.30’da bu fırlatmayı gerçekleştirdik. Aslında milletimiz uzayla ilişkisi, ilişki düzeyi yükseldikçe bu fırlatmaların da tehirlerine daha alışık hale geldi. Biliyorsunuz ilk Türk Astronot Alper Gezeravcı’nın gerçekleştireceği misyon da daha önce ertelenmişti. Fakat çok şükür bu kez erteleme bir gün sürmedi ya da daha uzun sürmedi.
Tabii biz bunun heyecanını duyduk. Ben özellikle çalışma arkadaşlarım olarak gördüğüm hem TÜBİTAK’ta hem TUSAŞ, ASELSAN, C-Tech’te bu projeye katkı vermiş ve dönem dönem proje değerlendirme toplantılarında bir araya geldiğimiz ve bir ilki başarmanın heyecanını taşıyan mühendislerimizin heyecanına ortak oldum. Kendimi 10 yıldır bu projenin bir bileşenine emek vermiş bir mühendisin yerine koyarak bu heyecanı taşıdım aslında.
Türksat 6A çok yüksek yerlilik oranına sahip. Uydunun tüm kritik yazılımlarını biz kendi imkanlarımızla geliştirdik. Uçuş bilgisayarlarını kendi imkanlarımızla geliştirdik. Güç dağıtım düzenleme birimlerini, tepki tekeri, yıldız izler gibi bileşenlerini, elektrikli itki sistemi gibi bileşenlerini yerli ve milli olarak geliştirdik. 23 farklı türde ekipmanı 84 adet yerli olarak geliştirerek Türksat 6A uydusunda konumlandırdık. Bugüne dek az önce bahsettiğim test altyapısında 396 çevresel ve fonksiyonel testi tamamladık. Yaklaşık 1 ay önce uyduyu buradan yola çıkardık ve fırlatmanın gerçekleşeceği Amerika Birleşik Devletleri’ne Cape Carnival Üssü’ne gönderdik. 1 aydır da arkadaşlarımız uydunun roketle bütünleşmesini ve nihai hazırlık süreçlerini tamamlamış oldular.
Tabii ertelemeler bir yandan giderek sabırsızlık taşıdığımız, bir yandan da heyecanın yükseldiği anlar oldu. Ama nihayetinde dün gece 02.30’da başarıyla fırlatma gerçekleşti. Sonra ne oldu? 35’inci dakikada aslında uydu yaklaşık 1100 kilometreye erişmiş oldu ve roketten ayrıldı. Yani 35’inci dakikadan itibaren ay yıldızlı bayrağımızı taşıyan Türksat 6A uydusu artık uzayda tek başına.
“DÜN 67’NCI DAKİKA İTİBARIYLA UYDUDAN EKIPLERİMİZ İLK SİNYALİ ALDILAR”
Halihazırda 5 haberleşme uydumuz uzayda aktif olarak kullanılıyor. Türksat 6A 6’ncı haberleşme uydusu olarak ama ilk yerli ve milli haberleşme uydumuz olarak bunlara dahil olacak. Şimdi bir eliptik yörüngede halihazırda uzayda yolculuğunu sürdürüyor. En beri yani dünyaya en yakın olduğu nokta 300 kilometre mesafede. En uzak olduğu noktada yaklaşık 70 bin kilometre mesafede. Bulunduğu noktaya göre hızı değişmekle birlikte 28.000 km/saate yükselen hıza sahip olduğu anlar var.
Dün 67’nci dakika itibarıyla uydudan ekiplerimiz ilk sinyali aldılar. Avustralya’daki bu misyon kapsamında kiraladığımız yer istasyonuna bulunduğu konum gereği ilk sinyali uydudan almış olduk. Ondan 1 saat sonra uydudaki kimyasal itki sistemine ilk komutu gönderdik ve itki sistemindeki bir vanayı gönderdiğimiz komutla açmış olduk aslında. Sabaha karşı, sabah saatlerinde, Türkiye saatiyle sabah saatlerinde 05.24’te en önemli aşamalardan biri gerçekleşti. Uydunun güneş panelleri kapalıydı fırlatma esnasında, güneş panelleri açıldı, yine bizim verdiğimiz komutla.
“YARIN ÖĞLE SAATLERİNDE UYDUDA İLK ATEŞLEMEYİ YAPACAĞIZ”
Bütün bunlar aslında adım adım Türkiye’yi uzay liginde yükselten aşamalar. Bu aşamaların her biri o kadar kritik ki Allah korusun, güneş panellerini açamamış olsaydık uydumuzun ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretmesi mümkün olmazdı. Dolayısıyla en az 10-15 yıl görev yapma hedeflediğimiz uydumuzun bu görevi icra etmesi olanaksız hale gelirdi. Uyduda halihazırda 9 kilovatlık bir enerji kapasitesi var bu güneş panelleri sayesinde. Halihazırda çok fazla enerji tüketmiyor ama bizim enerjiye ihtiyacımız olacak. Çünkü önümüzde en az 15 yıl sürmesi planlanan bir ömür var.
Tabii önümüzdeki günler çok kritik olmaya devam edecek. Yarın öğle saatlerinde, Türkiye saatiyle saat 13 civarında uyduda ilk ateşlemeyi yapacağız. Bu çok önemli. Çünkü ilk kez Türksat 6A’nın fırlatmasıyla birlikte biz yörünge transfer işlemlerini kendi ekiplerimizle gerçekleştiriyoruz. Uydu halihazırda az önce ifade ettiğim gibi 300 kilometre ile 70 bin kilometre arası mesafedeki bir eliptik yörüngede. Ama uydunun nihai varacağı ve görev icra edeceği yörüngede aslında 35 bin 786 kilometre mesafede ve bir dairesel yörünge olacak. Dolayısıyla mevcut bulunduğu yörüngeden beş kez ateşlenerek adım adım nihai yörüngesine taşınacak.
“YÖRÜNGE HESAPLAMALARI BİZİ MÜHENDİSLERİMİZ TARAFINDAN YAPILIYOR”
Bütün bu yörünge hesapları bizim mühendislerimiz, bizim araştırmacılarımız tarafından yapılıyor. Nihayetinde bu ateşlemelerin her birini de bizim araştırmacılarımız yürütüyor ve yönetiyor olacaklar. Nihayetinde 11’inci gün itibarıyla bu ateşlemelerin tamamlanmasını hedefliyoruz ve artık Türksat 6A’nın yeryüzünden, bizim bulunduğumuz yerden 35 bin 786 kilometre mesafede dairesel yörüngesine varmış olmasını amaçlıyoruz. Daha sonra yörünge testlerine geçilecek. Halen uydu tam anlamıyla faaliyetine başlamayacak ve yaklaşık 3 ay bu yörünge testleri devam edecek. Ama inşallah bu yıl içerisinde nihai olarak 35 bin 786 kilometre irtifada ve 42 derece yörüngesinde görev icra etmeye hazır şekilde Türksat’a geliştirici TÜBİTAK, ASELSAN, C-Tech, TUSAŞ takımı tarafından uzayda teslimat gerçekleştirilmiş olacak.
“TÜRKİYE BİR UYDU İHRACATÇISI HALİNE GELECEK”
Bu muazzam bir tecrübe. Türkiye’nin Bilsat’tan, Rasat’tan, Göktürk’ten, İMECE’den sonra şimdi böyle bir daha sofistike, daha karmaşık bir yüksek teknoloji platform geliştirmiş olması ve bu ana kadar Türkiye’de geliştirilmiş, üretilmiş en yüksek değere sahip yüksek teknoloji ürününü üretmiş olması muazzam bir başarıdır. Bakınız tek başına 200 milyon doların üzerinde değere sahip bir platformdan bahsediyoruz. Bu muazzam bir başarı. İnşallah bu Türkiye’ye büyük kazanımlar getirecek. Türkiye bir uydu ihracatçısı haline gelecek.
“BU UYDUNUN KAPSAMA ALANI ÇOK ÖNEMLİ”
Sadece kendi uydularını geliştiren, üreten bir ülke olmanın ötesinde dünyaya uydu ihraç edebilen bir ülke olacağız. Bu, aslında halihazırda 600 milyar dolara gelmiş küresel uydu ekonomisinden Türkiye’nin yüksek pay alması demek. Daha fazla pay alabilmesi demek. Kalkınma yolculuğumuza yüksek teknolojiyle ivme kazandırmamız demek. Ama bunun yanında elbette bir haberleşme uydusundan söz ediyoruz. Bu uydunun kapsama alanı çok önemli.
Daha önceki uydularımızın kapsama alanı dünyada 3,5 milyar insanın yaşadığı coğrafyayı kuşatıyordu. Şimdi Türksat 6A’yla birlikte, özellikle Güney Doğu Asya’da, Hindistan, Endonezya, Tayland, Malezya gibi ülkelerin bulunduğu coğrafya, haberleşme uydularımızın kapsama alanına girmiş oldu. Toplam 5 milyara yakın insanın yaşadığı coğrafyaya artık Türk haberleşme uyduları erişim sağlıyor olacak. Bu yeni ticaret fırsatları demek ama aynı zamanda yeni stratejik kazanımlar demek.
Tüm bu yönleriyle gerçekten tarihi bir anı dün geceden itibaren yaşamaya devam ediyoruz. İnşallah bunun devamı gelecek. Ekiplerimiz yepyeni projelerle milletimizin yüzünü güldürmeyi sürdürecekler.
“HER BİR KAZANIM YENİ HEDEFLERE TAŞIYOR BİZİ”
Şimdi orada tabii çok farklı bir heyecandı. Yani içinde bir vatandaşımızı taşıyan bir roketin bir de o fırlatmaya ben orada şahitlik ettim ki muazzam bir alev topunun üzerinde o roket büyük bir cüsseyle yükseldi. Çok gerçekten öyle bir söz dökülmüş dilimden. Dün tabii ateşlemeyi biraz daha ekranda, Ankara’dan takip etmiş olduk. Türksat yerleşkesinden, o Gazi mekandan. Bir geri sayım yaptık ve bismillah ateş diyerek o heyecanı finale erdirmiş olduk. Tabii gerçekten Allah’a hamdediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde her geçen gün Türk tarihinde önemli kilometre taşı niteliğinde olan adımlar atmayı Cenab-ı Allah bizlere nasip ediyor.
Tabii bu ekiplerimizin, arkadaşlarımızın yoğun gayretiyle, alın teri ile, akıl teri ile mümkün oluyor. Bu çalışmalar başkalarının size hediye edeceği çalışmalar değil. Size doğrudan para ödeseniz sunacakları, öğreteceği işler de değil. Bunlar güçlü bir iradenin arkanızda durması sayesinde ve adım adım alın teri dökerek, akıl teri dökerek, emek vererek elde edebileceğiniz kazanımlar. Ama inşallah geri dönüş yok. Her bir kazanım yeni hedeflere taşıyor bizi. Ben şimdiden hem bundan sonraki uydu projelerinin hem de ay misyonunun heyecanını duyuyorum.
“SAVUNMA SANAYİİNDE DE UYDULAR ÖNEMLİ ÖLÇÜDE KULLANILIYOR”
Sivil kullanımın yanında savunma sanayiinde de uydular önemli ölçüde kullanılıyor. Bizim şu anda en kritik savunma sanayi unsurlarımızın başında gelen insansız hava araçlarımız, silahlı insansız hava araçlarımız uydu haberleşmesi imkanına sahipler. Bu da aslında yeryüzünde kurulu antenlerden çok daha ötede fırsatlar, imkanlar doğuruyor. Kimi zaman çok zor coğrafyalarda insansız hava araçlarımızın görev yapmasını sağlıyor. Örneğin geçtiğimiz ay İran’da yaşanan helikopter kazası neticesinde helikopterin yerinin bulunmasında hatırlarsanız Türk insansız hava aracı Akıncı görev yapmıştı.
Akıncı’nın o görevi icrasında uydu haberleşmesi önemli bir rol oynadı. Çünkü çok sarp bir coğrafyada bir uçağın haberleşmesinin sağlanması uydular sayesinde mümkün oldu. İşte bütün bu coğrafi genişleme Türk haberleşme uydularının kapsama alanının yeryüzünde genişlemesi, aslında Türkiye’nin stratejik kuvvet çarpanının daha ileri düzeye yükselmesi demek.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:
Evet, tabii Türksat 6A’nın Türkiye’de yerli milli olarak geliştirilmiş, üretilmiş ve nihayetinde artık uzayda olması Türkiye için gerçekten bir iftihar vesilesi. Türkiye’nin 40 yıllık bir hayali daha gerçeğe dönüştü. 80’li yıllarda rahmetli Özal Başbakanlığı döneminde, Türkiye’nin gelecekte uydulara sahip olmasının hayallerini kurarken, planlarını yaparken ve yörünge haklarını teminat altına almaya dönük hazırlıklar, çalışmalar yürütürken bir yandan da Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yerleşkesi’nde bir Uzay Araştırmaları Merkezi kurulmasını sağlamış ve hayal etmiş, arzu etmiş ki Türkiye kendi uydularını geliştirebilen ülkelerden biri olsun. Malumunuz çok daha öncesinde aslında ondan 20 yıl, 15 yıl, 10 yıl öncesinde çok sayıda uydu uzaya gönderilmişti.
90’lı yıllarda maalesef Türkiye bu hedeflere erişemedi. Çünkü 90’lı yıllar Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarsızlık dönemiydi. Türkiye adeta 90’lı yılları heba etti. Dünyada bilgisayar devriminin, internet devriminin büyük bir hızla yaşandığı o dönemde Türkiye yüksek teknoloji yarışına dahil olamamıştı. Fakat 2000’li yıllarda Türkiye’de güçlü bir siyasi iradenin, Sayın Cumhurbaşkanımız’ın liderliğinde ortaya çıkmış olması ve Milli Teknoloji Hamlesi’nin her alanda başlatılmış olması uydu teknolojilerinde de Türkiye’ye önemli kazanımlar getirdi.
Önce Bilsat, sonra Rasat, sonra Göktürk ve nihayetinde İMECE görüntüleme uydularını Türkiye adım adım yükselen bir yerlilik oranıyla geliştirmeyi, üretmeyi başardı. Biliyorsunuz Cumhuriyetimizin 100. yılında İMECE’yi metre altı çözünürlükle, yani yüksek çözünürlükle görüntü almamızı sağlayan elektro optik kamerası dahil bütün kritik alt sistemlerini yerli ve milli olarak geliştirme sürecini tamamladık ve uzaya gönderdik. İşte bütün bu kazanımlar artık bir sınıf yukarıya çıtayı yükseltmeye bizi yönlendirdi. Türkiye, 10 yıl önce başlatılan Türksat 6A Projesi’yle haberleşme uydusunu yerli ve milli olarak geliştiren ülkelerden biri oldu.
Aslında uydu teknolojilerinde A takımına girdik diyebiliriz. İlk 11’deyiz. Çünkü bunu başarabilen dünyada sadece 11 ülke var artık. İşte böyle bir başarı için TÜBİTAK, ASELSAN, TUSAŞ, C-Tech ve Türksat ekipleri gerçekten uzun yıllar süren muazzam bir gayret ortaya koydular. Türkiye’nin nitelikli insan kaynağı, beşeri sermayesi bu projenin gerçekleşmesini mümkün kıldı. Ama bunun yanında Türkiye’de kritik altyapıların kurulmuş olması da bizi bu başarıya taşıdı.
Türkiye’de kendi uydularımızın hem fırlatma koşullarına hem uzay şartlarına hazır olduklarını teyit etmeye dönük tüm test süreçlerini kendi imkânlarımızla gerçekleştirebiliyoruz. TUSAŞ Kampüsü’nde Ankara’da Uydu Sistemleri Entegrasyon Test Merkezi Uset, bütün uzay koşullarının ve fırlatma şartlarının simüle edildiği imkanları bize sunuyor. Bu imkanlar bizde olmasa, biz bu testleri yurt dışında gerçekleştirmek durumunda kalırdık. O vakit geliştirdiğimiz uydulara ilişkin aslında yurt dışına bir bağımlılık taşıyor olurduk. Aynı zamanda bazı dönemlerde yurt dışındaki bu test altyapılarından yararlanabilmek için sıra beklememiz, dolayısıyla zaman kaybetmemiz sonucu ortaya çıkabilirdi.
İşte hem beşeri sermayemizle, nitelikli insan kaynağımızla, hem kritik altyapılarımızla artık yerli ve milli haberleşme uydularını geliştirebilecek, üretebilecek noktaya geldik.
Tabii büyük bir heyecandı bizim için dün gece yaşadığımız. Gece 00.20 olarak aslında planlanmıştı fırlatma. Fakat hava koşullarının uygunluğu beklendi ve nihayetinde gece 02.30’da bu fırlatmayı gerçekleştirdik. Aslında milletimiz uzayla ilişkisi, ilişki düzeyi yükseldikçe bu fırlatmaların da tehirlerine daha alışık hale geldi. Biliyorsunuz ilk Türk Astronot Alper Gezeravcı’nın gerçekleştireceği misyon da daha önce ertelenmişti. Fakat çok şükür bu kez erteleme bir gün sürmedi ya da daha uzun sürmedi.
Tabii biz bunun heyecanını duyduk. Ben özellikle çalışma arkadaşlarım olarak gördüğüm hem TÜBİTAK’ta hem TUSAŞ, ASELSAN, C-Tech’te bu projeye katkı vermiş ve dönem dönem proje değerlendirme toplantılarında bir araya geldiğimiz ve bir ilki başarmanın heyecanını taşıyan mühendislerimizin heyecanına ortak oldum. Kendimi 10 yıldır bu projenin bir bileşenine emek vermiş bir mühendisin yerine koyarak bu heyecanı taşıdım aslında.
Türksat 6A çok yüksek yerlilik oranına sahip. Uydunun tüm kritik yazılımlarını biz kendi imkanlarımızla geliştirdik. Uçuş bilgisayarlarını kendi imkanlarımızla geliştirdik. Güç dağıtım düzenleme birimlerini, tepki tekeri, yıldız izler gibi bileşenlerini, elektrikli itki sistemi gibi bileşenlerini yerli ve milli olarak geliştirdik. 23 farklı türde ekipmanı 84 adet yerli olarak geliştirerek Türksat 6A uydusunda konumlandırdık. Bugüne dek az önce bahsettiğim test altyapısında 396 çevresel ve fonksiyonel testi tamamladık. Yaklaşık 1 ay önce uyduyu buradan yola çıkardık ve fırlatmanın gerçekleşeceği Amerika Birleşik Devletleri’ne Cape Carnival Üssü’ne gönderdik. 1 aydır da arkadaşlarımız uydunun roketle bütünleşmesini ve nihai hazırlık süreçlerini tamamlamış oldular.
Tabii ertelemeler bir yandan giderek sabırsızlık taşıdığımız, bir yandan da heyecanın yükseldiği anlar oldu. Ama nihayetinde dün gece 02.30’da başarıyla fırlatma gerçekleşti. Sonra ne oldu? 35’inci dakikada aslında uydu yaklaşık 1100 kilometreye erişmiş oldu ve roketten ayrıldı. Yani 35’inci dakikadan itibaren ay yıldızlı bayrağımızı taşıyan Türksat 6A uydusu artık uzayda tek başına.
Halihazırda 5 haberleşme uydumuz uzayda aktif olarak kullanılıyor. Türksat 6A 6’ncı haberleşme uydusu olarak ama ilk yerli ve milli haberleşme uydumuz olarak bunlara dahil olacak. Şimdi bir eliptik yörüngede halihazırda uzayda yolculuğunu sürdürüyor. En beri yani dünyaya en yakın olduğu nokta 300 kilometre mesafede. En uzak olduğu noktada yaklaşık 70 bin kilometre mesafede. Bulunduğu noktaya göre hızı değişmekle birlikte 28.000 km/saate yükselen hıza sahip olduğu anlar var.
]]>
Holdingden yapılan açıklamaya göre, Yıldız Holding, kadın ve erkek çalışanları arasındaki ücret eşitliğini resmi olarak belgelendirmek amacıyla İsviçre merkezli Uluslararası Eşit Ücret Derneği ve PwC tarafından yürütülen iki aşamalı değerlendirme sürecini başarıyla tamamladı.

Holdingin gönüllü olarak başvurduğu sertifikasyon süreci kapsamında, çeşitlilik ve kapsayıcılık temelli veriler, ücret politikası, işe alım süreçleri, terfi ve yan hak gibi uygulamaları bilimsel bir metodolojiyle şekilde incelendi.
Sürecin sonunda holding, dünyada işveren markasına değer katan bir belge olarak nitelendirilen sertifikayı almaya layık görüldü.
Sertifikasyon sürecinde veri analizlerinin yanı sıra insan kaynakları uygulamalarına dair kurum içi algıyı ölçmek amacıyla çalışanlarla ve insan kaynakları (İK) ekipleriyle detaylı görüşmeler de gerçekleştirildi.
Sertifika, aynı zamanda holdingin iş ortamında fırsat eşitliğinin tesis edilmesi amacıyla gerçekleştirdiği çalışmalarını da belgeliyor.
300’den fazla markasıyla 5 kıtada 4 milyar insana ürünlerini ulaştıran holding, gıda ve perakende sektörlerinde faaliyetlerini sürdürüyor.
Holdingin değerleri arasında yer alan fırsat eşitliği ve kapsayıcılık odağındaki çalışmalar 2021’de kurulan Yıldız Holding Kadın Platformu çatısı altında kararlılıkla devam ediyor. 2030’a kadar, üst yönetimdeki kadın oranını güçlendirmeyi hedefleyen holdingde fırsat eşitliği temelli dönüşüm sonrası grup şirketlerinde görev alan kadın yönetim kurulu üyesi oranı yüzde 14’ten yüzde 26’ya yükseldi. Platformun raporuna göre, 2019’da yüzde 37 olan kadın çalışan oranıysa yüzde 46’ya ulaştı. Geçen sene terfi alan kadın çalışan oranı ise yüzde 57 oldu.
”Eşit ücret yaklaşımı, kuruluşumuzdan itibaren üzerinde durduğumuz bir konu”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Üst Yöneticisi (CEO) Mehmet Tütüncü, tüm faaliyetlerinin merkezinde insana yatırım ve fırsat eşitliği kültürünün yer aldığına dikkati çekerek, değerlerinin arasında yer alan kapsayıcılık ve çeşitlilik ilkesi çerçevesinde tüm çalışanlarının eşit fırsatlara erişimini desteklediklerini belirtti.
2030’a kadar tüm yönetim kademelerinde çeşitliliği artırma hedefi doğrultusunda çalışmaya devam ettiklerini aktaran Tütüncü, ”Eşit ücret yaklaşımı da Yıldız Holding’de kuruluşumuzdan itibaren üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir konu. Bu çabalarımızın uluslararası kuruluşlar tarafından takdir görmesi ve EŞİT ÜCRET Sertifikasını almaya hak kazanmamız bizlere büyük mutluluk yaşattı. Önümüzdeki dönemde de fırsat eşitliği konusunda hayata geçirdiğimiz ilham veren uygulamalarla iş dünyasındaki dönüştürücü liderliğimizi pekiştirmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Eşit Ücret Derneği Co-CEO’su Lisa Rubli ise ”Çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık konusunda sektöründeki liderliğini de pekiştiriyor. Yıldız Holding, çeşitlilik ve kapsayıcılığı önceliklendirerek hem şeffaf duruşuyla paydaşları nezdinde güven tesis ediyor, hem de başarılı bir işveren markası olarak en iyi yetenekleri bünyesine katmak noktasında önemli bir rekabet avantajı elde ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>2019 yılında hayata geçirilen proje kapsamında bugüne kadar 15 bin kadına dijital okuryazarlık ve dijital pazarlama eğitimleri verildi. Proje ile 2024 sonuna kadar 15 bin kadına daha eğitim verilmesi hedeflenirken, 20 kadın girişimciye de hibe desteği sağlanacak.
Türk Telekom, ekonomik, sosyal, bölgesel veya fiziksel nedenlerle dezavantajlı kesimlerin hayata aktif katılımını destekleyen çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda kadınların dijital yetkinliklerini geliştirerek girişim ekosisteminde var olmaları için 2019 yılında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Habitat Derneği iş birliğinde Dijitalde Hayat Kolay projesini hayata geçiren Türk Telekom, proje ortakları ile birlikte yeni dönem eğitimlerine devam ediyor. Deprem bölgesindeki kalkınmayı desteklemek amacıyla yeni dönemde öncelikli olarak depremden etkilenen kadınlara eğitim veriliyor. Böylece, kadınların dijital okuryazarlık ve dijital pazarlama becerileri kazanması sağlanarak ekonomik ve sosyal hayatta daha aktif ve eşit yer almalarına katkıda bulunuluyor.

Türk Telekom Pazarlama ve Müşteri Deneyimi Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Özden, ”Türk Telekom olarak, Türkiye’ye Değer anlayışıyla, teknolojiyi iyilik ve faydaya dönüştüren projeler geliştirmeye devam ediyoruz. Bu vizyon doğrultusunda hayata geçirdiğimiz Dijitalde Hayat Kolay projesi ile başta deprem bölgesindeki kadınların dijital yetkinliklerini geliştirerek, bölgesel avantajı olan ürünleri e-ticaret yolu ile pazarlayarak gelir elde etmelerini destekliyor, kadın emeğini bölgesel ekonomiye kazandırıyoruz. Kadınların ekonomiye ve toplumsal hayata eşit ve güçlü katılabilmeleri için çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.
”KADIN EMEĞİNİ BÖLGESEL EKONOMİYE KAZANDIRIYORUZ”
Sürdürülebilir kalkınmanın kapsayıcı çözümler ve eşitliği destekleyici çalışmalarla mümkün olacağına dikkat çeken Türk Telekom Pazarlama ve Müşteri Deneyimi Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Özden, ”Türkiye’ye Değer anlayışıyla, teknolojiyi iyilik ve faydaya dönüştüren projeler geliştirmeye devam ediyoruz. Bu vizyon doğrultusunda hayata geçirdiğimiz Dijitalde Hayat Kolay projesi ile başta deprem bölgesindeki kadınların dijital yetkinliklerini geliştirerek hayata daha eşit katılmalarını destekliyor, kadın emeğini bölgesel ekonomiye kazandırıyoruz. Çünkü sürdürülebilir kalkınmanın ancak kapsayıcı çözümler ve eşitsizliklerin azaltılması ile mümkün olacağına inanıyoruz. Çevrim içi ve yüz yüze eğitimlerle devam ettiğimiz yeni dönemde deprem bölgesinin kalkınmasına katkıda bulunmayı odağımıza aldık. Mentörlük ve hibe süreçlerimizde bölgeden yapılacak başvuruları önceliklendirdik. Projenin yeni döneminin başladığı mart ayından bugüne kadar 3 bini aşkın kadına proje kapsamında eğitim verdik. Yıl sonuna kadar 15 bin kadına ulaşmayı hedefliyoruz. Paydaşlarımız ve gönüllü eğitmenlerimizin desteği ile çeşitli nedenlerle istihdamda yer almayan kadınların potansiyellerini açığa çıkarmalarını, girişimlerini ileriye taşımalarını ve dolayısıyla ekonomik ve toplumsal hayata eşit ve güçlü katılmalarını destekliyoruz” diye konuştu.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Kadın Girişimciler Kurulu Başkan Yardımcısı Hatice Güner Kal ise ”TOBB Kadın Girişimciler Kurulumuz, Türkiye’nin en yaygın ve en büyük kadın girişimcilik teşkilatıdır. 81 ilden 7 bin üyemiz ile kadınların toplumun her alanında daha fazla rol üstlenerek, girişimcilik yolunda özendirilmesi için birçok faaliyet gerçekleştiriyoruz. Dijitalde Hayat Kolay projesi ile de özellikle deprem bölgesindeki kadınların, dijital ve teknolojik yetkinliklerini geliştirmek ve güçlendirmek istiyoruz. İnanıyoruz ki, hızla dijitalleşen yeni dünya düzenine onların daha sağlam bir şekilde hazırlanması, güçlü ekonomik büyüme sağlamanın en önemli yollarından birisi olacaktır” dedi.
“Kadınlar dijital beceriler, finansman ve teknolojiye eşit olmayan erişim gibi engeller nedeniyle dijital girişimlerde bulunmakta ve işlerini büyütmekte hala geride kalıyor” diyen Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Program Yöneticisi Hansın Doğan da şu ifadeleri kullandı:
”Dijitalde Hayat Kolay projesiyle, Türkiye’de daha kapsayıcı ve fırsat eşitliği sunan bir dijital ekonominin şekillenmesine yardımcı olmak için somut adımlar atıyoruz. Ayrıca, depremden etkilenen bölgede gerçek bir toparlanmanın ve sürdürülebilir kalkınmanın ancak kadınların çabaları ve işgücüne aktif katılımıyla mümkün olacağını düşünüyoruz. Yeni dönemde bölgedeki girişimci kadınların ihtiyaç duydukları dijital becerileri kazanmalarına ve işlerini büyütmeleri için gereken destekleri sağlamaya odaklanarak hem onların hem de toplulukların güçlenmesine yardımcı olmaya çalışıyoruz. Proje ortaklarımız Türk Telekom, TOBB ve Habitat ile birlikte Türkiye’nin dijital ekonomiye dönüşüm sürecini hızlandırmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”
Habitat Derneği’nden Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Nesrin Serin Onkardeşler proje ile ilgili, ”Habitat Derneği olarak sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda girişimcilik, dijital dönüşüm, kapsayıcı ve sürdürülebilir büyüme odağında hayata geçirdiğimiz projeleri sürdürüyoruz. Bu kapsamda kadınların dijital beceri ve yetkinliklerinin geliştirilmesini, girişimcilik faaliyetlerinde bulunmasını, toplumsal ve ekonomik hayata katılımlarını önemsiyor ve destekliyoruz. Girişimci ve girişimcilik potansiyeli bulunan kadınları desteklemeye deprem bölgesinin kalkınmasını önceliğimiz tutarak eğitimlerimiz, atölye çalışmalarımız, mentörlük ve hibe desteklerimiz ile devam edeceğiz” dedi.
YENİ DÖNEMDE 20 GİRİŞİME HİBE DESTEĞİ VERİLECEK
Dijitalde Hayat Kolay projesinin yeni döneminde hem hedeflenen kişi sayısı hem de mentörlük ve hibe desteği sunulacak girişim sayısı artırıldı. Dönem sonunda, dijital pazarlama eğitimlerine katılanlar arasından belirlenecek 500 kadın, tasarım odaklı düşünme atölyeleri ile girişimlerinin hedef kitlesini daha detaylı değerlendirme, etkili pazar ve müşteri analizi yapmayı deneyimleme olanağı bulacak.
Atölyeyi tamamlayan 500 kadın arasından belirlenecek 40 kadın girişimci ise e-ticaret süreçlerinde karşılaştıkları problemlerden, girişimlerini büyütme aşamasında yaşadıkları sorunlara kadar farklı konularda alanın uzmanlarından mentörlük desteği alacak. Mentörlük sürecini tamamlayan katılımcılar arasından jüri değerlendirmesi ile belirlenecek 20 kadın girişimci ise hibe desteği alarak girişimlerini büyütme fırsatı yakalayacak. Tüm Türkiye’den katılama açık olacak mentörlük ve hibe süreçlerinde deprem bölgesinden ve ayrıca girişimleri depremden etkilenen adaylara değerlendirmede öncelik tanınacak.
]]>“10 BİN TL’YLE BİR HAFTA GEÇİNME ŞANSIMIZ YOK”
Toplantıda söz alan TÜRK-İŞ Başkanı Ergün Atalay, kamuda ücret dengesizliği olduğunu, emeklilerin ve asgari ücretlilerin sıkıntı yaşadığını belirterek “10 bin TL’yle bir hafta geçinme şansımız yok. Tablo ortada” dedi.
Atalay, özel sektördeki karların ortak olduğunu belirterek “Bunlar bizi yani işçiyi maraba zannediyor. Bizim üzerimizden ekonominin düzelmesinin şansı yok. Bizim üzerimizden ellerini çeksinler” dedi.
“TÜİK’İN AÇIKLADIĞI RAKAMLARI GERÇEKÇİ BULMUYORUZ”
TÜRK-İŞ başkanı sözlerini şöyle sürdürdü: “TÜİK’in açıkladığı rakamları gerçekçi bulmuyoruz. Dayanacak gücümüz kalmadı. Geçmişte kamuda ücretler yüksekti, normal bir ücret alıyordu. Şimdi kamu en düşük duruma düştü. Ama maalesef özel sektördeki patronlar, kazandıkları para ve kârları ortada. Ona rağmen 10 yıllık 20 yıllık bir işçiye 10-15-20 bin lira parayı çok görüyorlar. Bunlar bizi köle zannediyorlar. Bu meseleyle ilgili üzerimize ne düşüyorsa noksansız yapmak zorundayız.
“KEMERİ SIK, FAİZİ ARTTIR, VERGİYİ YÜKSELT…”
Bizim üçümüzün de sık sık işçi meselesinde, emekçi meselesinde bir araya gelme mecburiyetimiz var. Şimdi ülkede seçim oldu toplum kanaatini belli etti, bir sene sonra başka belli edecek. Türk toplumu akıllı bir toplumdur nerede ne yapacağını iyi bilir. Bu meseleyi emekçinin üstüne, dar ve sabit gelirlinin üstüne yıkmanın anlamı yok. Kemeri sık, faizi arttır, vergiyi yükselt, bahşişten vergi nasıl alırım onun yoluna bak. Böyle bir yetkiyi bundan önceki Maliye Bakanı’na versen o da yapardı. Bizim üzerimizden ellerini çeksinler. 17 bin liranın ekonomiyi düzeltmeyle ilgili bir alakası yok. Bir yerde ekonomik kriz varsa orada huzur yoktur.”
HAK-İŞ’TEN ‘ADİL PAYLAŞIM’ VE ‘VERGİ’ ELEŞTİRİSİ
Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, Türkiye’de refahın adil paylaşımıyla ilgili tersine gidiş söz konusu olduğunu belirterek Dünyanın en kötü milli gelir dağılımındaki adaletsiz ülkelerin arasında Türkiye yer alıyor. Avrupa Birliği ülkelerinde asgari ücret bir istisna iken Türkiye’mizde genel ücrete dönüşüyor” dedi.
Arslan şunları kaydetti:
“Peki kim kazanıyor? Daha çok sermaye kazanıyor. Hatta finans ve bazı sektörlerde daha çok kazanıyorlar. Biz bu gidişatı Türkiye’nin hak etmediği bir gidişat olarak görüyoruz. Milli gelirimiz artıyor, büyüme devam ediyor ama ücretlilerin aldığı pay azalıyor. Burada bir yanlışlık var. Vergi sistemi de dahil baktığımız zaman daha çok kazanandan daha az, daha az kazanandan daha çok bir vergi politikası söz konusu. Adaletli bir vergi sisteminden bahsedemiyoruz. Kaldı ki eğer gerçekten adil bir vergi sistemi olsa bile sorunu çözmeye yetmiyor. Çünkü nereye harcanıyor? Vergilerin nasıl, kimin için harcandığı da çok önemli.”
DİSK Başkanı Çerkezoğlu’nun açıklamalarından satır başları:
Çalışma hayatının temel gündemlerini ele aldık. 10 başlık altında topladık. İşçiler, emekçilerin yaşadığı sorunlar tesadüfen çıkmadı. Bu ülkeyi yöneten siyasal ve sınıfsal tercihlerinin sonucudur. İşçinin haklarının sadece seçim zamanında değil gerçek bir demokrasiyle sorunlarının çözülmesini bekliyoruz.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
]]>Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği’nin (TÜRES) Genel Başkanı Ramazan Bingöl’ün verdiği bilgiye göre, artan fiyatlar sonrası bir yıl içinde talep yüzde 20-30 aralığında geriledi.
Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmecileri (TURYİD) Derneği Başkanı Kaya Demirer’e göre ise bu oran, segmente göre değişmekle birlikte yüzde 45-50’yi buluyor.
YÜZDE 10 İNDİRİM ÇAĞRISI
Hürriyet’ten Gamze Bal’ın haberine göre; bir yandan artmaya devam eden maliyetlerle karşı karşıya kalan, diğer yandan azalan müşteri sayısıyla satışları düşen restoranlardan bazıları, çareyi menü fiyatlarında indirim yapmakta buldu. Ramazan Bingöl, 25 bin restoranı temsil eden TÜRES’in dün itibarıyla menüdeki bazı ürünlerde yüzde 10 indirime gittiklerini duyurdu; ayrıca, sektör geneline de bu indirime uymaları yönünde çağrı yaptı. Ancak, bu çağrıya uyan TÜRES’e üye restoranların söz konusu indirimi, menüdeki tüm ürünler için geçerli değil. İndirimi, menüdeki 10 ürün için sınırlayan da var; 15-20 ürüne çıkaran da… İndirim yapılan ürünlerden bazılarının da kahvaltılıklar, pide, lahmacun ve birkaç kebap çeşidi olduğu belirtiliyor.
‘TİCARET BAKANI RİCA ETTİ, YAPTIK’
Bingöl, menü fiyatlarında indirim yapılmasının Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın ricası üzerine geliştiğini anlattı. “Türkiye, dünyanın en pahalı yeme içme yerlerinden biri oldu. ‘Restoranlara gidilmez, çok pahalı’ algısı da oluştu. Bunu kırmak için Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile uzun bir toplantı yaptık” diyen Bingöl, “Bakan bey bu algıyı kırmak için indirim yapmamız yönünde bir ricada bulundu. Piyasa rahatlasın diye ‘TÜRES olarak başlatın, tüm sektöre yayılsın’ dedi. Biz de bunu haklı gördük. Dün itibarıyla başladık. Bu uygulamanın bütün sektöre yayılacağını düşünüyorum. Ben de kendi restoranımda indirime 15 ürünle başladım” ifadelerine yer verdi.
AKŞAM YEMEĞİNE 100 TL İNDİRİM
Peki, menü fiyatlarında yapılan yüzde 10 indirimin vatandaşa yansıması nasıl olacak? Bingöl’ün verdiği bilgiye göre, orta segmente hitap eden bir restoranda akşam yemeği menü fiyatları, lokasyona göre değişmekle birlikte kişi başı neredeyse 1000 liraya ulaşmış durumda. 1000 liralık menüye yüzde 10 indirim yapılması da vatandaşa 100 liralık indirim yapılması anlamına geliyor. İstanbul’daki lüks restoranlarda akşam yemeği yemenin kişi başı fiyatının 10 bin TL’ye kadar çıktığını söyleyen Bingöl, “30 bin noktadan bilgi alıyorum, fiyatlar böyle. İnsanlar artık restoranlara, lokantalara gitmekten imtina ediyor. Bu da ülke ekonomisini ve sosyalleşmeyi bozuyor” diye konuştu.
TURYİD: GERÇEKÇİ DEĞİL
Bazı restoranların menüde indirime gitmesine yönelik düşüncelerini sorduğumuz TURYİD Başkanı Kaya Demirer ise, “TÜRES’in çağrı yapacağını duydum ama bize bir talep gelmedi. Girdilerin sürekli arttığı bir ekonomik düzende satış fiyatına indirim yapılması bana biraz romantik geliyor, gerçekçi gelmiyor” dedi. “Yeni siparişlerin hangi maliyetten geleceğini bilmiyoruz. Üyelerimize bunun cevabını veremeden ‘fiyatları indirin’ diyemeyiz” diyen Demirer, sorunun kökten çözümü için şu öneride bulundu:
“Yüzde 10 indirim çağrısında çok, işin perakende tarafını ticaret ve hatta tarım bakanlığı ile ele alsak; tarladan ve denizden gelen ürünün bize gelene kadarki yolculuğunda fiyatları dizginlesek, biz de ‘belli bir dönem zam yapmayacağız’ mottosuyla yola çıkabilsek daha etkili olur.”
TURİSTLER BİLE ŞİKÂYETÇİ
Geçen yıl restoranlara olan talebin yaklaşık yüzde 50’sini oluşturan yabancı turist payının, bu yıl menü fiyatlarının geldiği seviye sonrası azaldığı belirtiliyor. TÜRES Başkanı Ramazan Bingöl, “Turistler de menü fiyatlarını pahalı bulmaya başladı. Bir yere kadar pahalılık tamam ama ABD’li ve Arap turistler de pahalı bulmaya başlayınca iş değişti. Dolayısıyla bu fiyatların sürdürülebilir bir tarafı kalmadı” dedi.
MÜŞTERİ KAYBI DERİNLEŞTİ: ‘YABANCIYI DA ALT SEGMENTE KAÇIRDIK’ ENDİŞESİ
TURYİD Başkanı Kaya Demirer, “Yabancı talebi fena değil ama bu yıl için daha iyi bir beklenti içindeydik. Onlar da mı farklı yerlere, alt segmente yöneldi gibi bir endişemiz var” diye konuştu. Demirer, “Misafir kayıpları çok üst boyutlarda. Geçen sene aynı döneme göre içeri giren kişi sayısında yüzde 30-35, bazı segmentlerde yüzde 45-50’lere varan azalma var. Bu çok net ‘biz bu fiyatları karşılayamıyoruz’ mesajı var. Her segment bir alt segmente kaptırıyor müşterisini” değerlendirmesinde bulundu.

Turkcell’in, Türkiye için sadece ekonomik ve toplumsal katkılarıyla değil, milli menfaatler noktasında da stratejik öneme sahip olduğunu söyleyen Koç, “Türkiye’nin Turkcell’i olarak hedefimiz, ülkemizi ‘küresel veri üssü’ konumuna taşımak. Bir başka deyişle bölgenin ‘oyun kurucusu’ olacağız” dedi.
Bu vizyonla ocak ayında yeni bir şirket kuruluşu için adım attıklarını söyleyen Koç, TDC adıyla kuruluş aşamasında olan şirketin, ‘küresel veri sahipliği’ alanında, Türkiye’yi global arenaya taşıma hedefiyle çalışmaya başladığını ifade etti.
VERİ MERKEZİ YATIRIMLARI 350 MİLYON DOLARI AŞTI
4’ü yeni nesil olmak üzere toplam 33 veri merkezinde yaklaşık 32 bin metrekare aktif beyaz alana sahip olduklarını belirten Ali Taha Koç, “4 yeni nesil veri merkezimizle 4 bin yerli ve yabancı şirkete bulut ve veri barındırma hizmeti sunuyoruz. Teknolojinin ve verinin güç olduğu bu yeni dünyada Turkcell olarak pozisyonumuzu güçlendiriyoruz, Türkiye’yi bölgenin veri üssü haline getirmek için var gücümüzle çalışıyoruz” dedi ve yeni yatırımlarının ayrıntılarını paylaştı:
“TDC Veri Barındırma Hizmetleri ismiyle kuracağımız şirketimizin iş hedefi; ülkemizi dünyanın en önde gelen veri ve bulut teknolojileri üslerinden biri haline getirmek. Avrupa Veri Merkezimizle birlikte, bu alanda bugüne kadar yaptığımız yatırımlar 350 milyon doları aştı. Bu adımları, Türkiye’yi yakın coğrafyanın veri üssüne dönüştürmek için attık.”
“TEKNOLOJİ DÜNYASINDA GÜÇ 5’TE DEĞİL, ‘VERİ’YE SAHİP OLANDA”
Teknoloji dünyasındaki global değişime de değinen Ali Taha Koç şunları söyledi: “İnsanlığın bugüne kadar ortaya çıkardığı tüm teknolojilerden daha farklı bir ‘şey’ ile karşı karşıyayız: Yapay Zekâ. Çok hızlı ve çok kompleks bir gelişime tanık oluyoruz. Aslında bu bir çağ değişimi. ‘Herkesi birbirine bağlamaktan her şeyi birbirine bağlama’ çağına geçtik. Bu çağda; teknoloji ile veri arasında karşılıklı bir beslenme döngüsü var. Dolayısıyla ‘veri sahipliği’ büyük önem taşıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın hep söylediği ‘Dünya beşten büyüktür’ ifadesi bu konu için de geçerli. Zira teknoloji dünyasında güç ‘5’te değil, ‘veri’ye sahip olanda, veriyi depolayanda, işleyende ve analiz edenlerde. İnanıyorum ki, Turkcell öncülüğünde yeni dünyanın ‘yeni güç arenası’nda Türkiye de olacak.”
TÜRKİYE VERİ ÜSSÜ OLDUĞUNDA NE OLACAK?
2030’da 2 trilyon dolarlık bir ekonomiye ulaşacak olan küresel yapay zekâ, nesnelerin interneti, veri sahipliği, veri yönetimi ve işletmeciliği alanlarından pay alınması, stratejik bir alanda Türkiye’nin küresel çaptaki gücünü artıracak.
Ülkemizin küresel veri üssü konumuna gelmesi, ülke ekonomisine pozitif yönde katkı sağlarken; son kullanıcıyı etkileyecek gelişmelere de kapı aralanacak. Daha stabil ve hızlı bir internet bağlantısı, daha gelişmiş bulut hizmetleri, dijital servisler ile daha rekabetçi ve daha yüksek hizmet kalitesi gibi bir dizi önemli avantajı da beraberinde getirecek.
“HER ŞEY TURKCELL’LE ÇALIŞIYOR, TURKCELL HERKESLE ÇALIŞIYOR”
Ses ve data operatörlüğünden uçtan uca teknoloji sağlayıcılığına uzanan yolculuğu anlatan Koç, Türkiye’nin en saygın ve en değerli kuruluşlarından olan Turkcell’in 30’uncu kuruluş yıldönümünü kutladığını belirtti. Dr. Koç şunları söyledi: “100 yıllık Cumhuriyetimizin ‘muasır medeniyetler’ seviyesine ulaşmasında, ‘teknoloji’ alanında ilkleri başararak büyük katkılar yapmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu markayı Türkiye’nin Turkcell’ine dönüştüren, 30 yılda yolu Turkcell’den geçen herkese teşekkür ediyorum. Ülkemizin dört bir yanında Turkcell’i temsil eden, dünyanın bütün coğrafyalarında Turkcell için çalışan, birlikte başardığımız binlerce iş ortağımıza; cepten ilk Alo’nun heyecanını yaşayarak ‘hayata bizimle bağlanan’ gelmiş geçmiş tüm müşterilerimize teşekkür ederiz. Türkiye’nin Lider Mobil Operatörü, Lider Sistem Entegratörü, Lider Veri Merkezi İşletmecisi ve Lider Dijital Servis Sağlayıcısıyız. Türkiye’nin dijital yolculuğunda iz bırakan tarihimize baktığımızda gururla görüyoruz ki; teknolojinin olduğu her yerde Turkcell var. İnsanlardan nesnelere, şirketlerden teknoloji ekosistemine ve onlarca sektöre, sosyal sorumluluktan çevresel sürdürülebilirliğe. Her şey Turkcell’le çalışıyor, Turkcell herkesle çalışıyor.”
“TOPLUMSAL FAYDA PROJELERİNE SON 10 YILDA 300 MİLYON DOLAR”
Koç: “Kurulduğumuz günden bu yana, eğitimden spora, kültür-sanattan sürdürülebilirliğe kadar her yaş grubundan ve toplumun her kesiminden milyonlarca vatandaşımızın yanında olduk. Son 10 yılda toplumsal katkımız 300 milyon doları buldu. Binlerce çalışanımızla istihdama katkı sağlıyoruz. 2002’den bu yana spora ve sporculara milyarlarca lira destek verdik. Sürdürülebilirlikte ise hedefimiz 2050’de karbon ayak izinde net sıfır şirket olmak. Kısacası 30 yıldır olduğu gibi bundan sonra da hayatın her alanında Turkcell olacak. Türkiye’nin Turkcell’ini ve ülkemizi çok daha aydınlık yarınlara taşıma azmimiz her koşulda devam edecek” dedi.
Bakanlık, özel kanunlarda ve kanun hükmünde kararnamelerde aksine hüküm bulunmadıkça deniz yetki alanlarında, su yollarında ve iç sularda kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri ile liman idari sınırlarında demirleyen gemilerin demirleme ücretlerini ve bu ücretlerin ödenmesine ilişkin usul ve esaslar ile muafiyetleri belirleyecek.
Demirleme ücret tarifesi, bir günlük demirde kalma süresi için geminin seferi, demirde kalma süresi, aylık veya yıllık toplu ödeme, demirleme nedeni, demirlediği yer gibi unsurlar göz önünde bulundurularak geminin grostonu başına 2 lirayı geçmemek üzere Bakanlık tarafından belirlenecek. Bu miktar, her yıl yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılacak. Cumhurbaşkanı, bu miktarı 10 katına kadar artırmaya yetkili olacak.
KILAVUZLUK RÖMORKÖRCÜLÜK HİZMETLERİ
Türkiye deniz yetki alanlarında, su yollarında ve iç sularda verilecek kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yürütülecek. Bakanlık bu hizmetleri, belirlenen usul ve esaslar dahilinde gerçek veya tüzel kişilere yaptırabilecek veya devredebilecek.
Kılavuzluk ve römorkörcülük hizmeti verenler, Bakanlıkça belirlenen şartları sağlayamamaları veya kaybetmeleri, verilen süre içerisinde şartları yerine getirememeleri halinde ilgili sahada hizmet vermesine izin verilmeyecek. Belirlenen yükümlülüklere aykırı hareket edenlere Bakanlık veya liman başkanlığı tarafından, ihlalin niteliğine göre, 100 bin liradan 2 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
GEMİLERDEN “SERA GAZI EMİSYONU” BEDELİ ALINACAK
Yük veya yolcu elleçleme amacıyla limanlara gelen veya limanlardan ayrılan ticari gemilerin saldıkları sera gazı emisyonlarının karşılığı olarak bedel alınacak. Bu bedeller, doğrulanan sera gazı emisyonları ile Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi güncel karbon fiyatı temel alınarak belirlenecek ve bu bedel her yıl, bir sonraki yılın eylül ayı sonuna kadar bir önceki yılın toplam bedeli olarak ödenecek.
Tutarlar, yeşil denizcilik için araştırma, geliştirme, dönüşüm ve yeni yapım faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bütçesine özel ödenek olarak kaydedilecek.
MİLLİ SİVİL HAVACILIK GÜVENLİK KURULU VE HAVACILIK GÜVENLİĞİ
Türk Sivil Havacılık Kanunu’nun Milli Sivil Havacılık Güvenlik Kurulu ve havacılık güvenliğine ilişkin hükmünde yapılan düzenlemeyle tüm yolcular, havacılık güvenliğinin ihlal edilmemesiyle sınırlı olmak üzere, havaalanlarına ve hava araçlarına geçerken yanlarındaki eşyalarıyla teknik cihazlarla ve gerektiğinde elle kontrol edilecek ve aranacaklar.
Teknik cihazlarla yapılan kontrollerin sonuçlandırılamaması durumunda, bahse konu yolcu, kendisinin ve eşyasının elle aranmasını kabul etmediği takdirde, havaalanı ve hava aracına kabul edilmeyecek.
Havacılık güvenlik tedbirleri, can ve mal güvenliğini sağlamak, hava araçlarına, havacılık tesislerine ve kişilere yönelik yasa dışı eylemleri önlemek amacıyla genel kolluğun gözetiminde, özel güvenlik görevlilerince yerine getirilecek.
SİVİL HAVACILIKTA İDARİ PARA CEZALARI ARTIRILDI
Sivil havacılıkta yetki ve yükümlülüklere aykırı davranılması durumunda uygulanacak idari para cezaları artırıldı.
Ticari hava işletmelerinin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından izin, işletme ruhsatı almaması, tarifelerdeki değişiklikleri bildirmemesi; Türk sivil hava araçlarının tescil edilmemesi; sivil havacılık personelinin yeterlilik belgesi almaması; uçakta işlenen suçları pilotun kanuni tedbirlerin alınmasını sağlamak amacıyla yetkili makamlara bilgi vermemesi gibi durumlarda 1000 liradan 10 bin liraya kadar olan para cezası 20 bin liradan 500 bin liraya; sivil uçak sicilinde ve verilecek tescil belgesiyle ilgili işlemlere aykırı davranışta bulunanlara 500 liradan 10 bin liraya kadar olan para cezası 10 bin liradan 500 bin lira liraya çıkarıldı.
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün sivil havacılığı düzenlemek maksadıyla alacağı önlemlere uymayanlara uygulanacak ceza 10 bin liradan 500 bin liraya yükseltildi.
Uçuş izni almadan, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü veya mülki idare amirlerince belirlenen alanlar dışında insansız hava aracı uçuran ve genel kolluk kuvvetlerince tespit edilen kişiler hakkında mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından 60 bin lira idari para cezası uygulanacak.
Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği’nin (TÜRES) Genel Başkanı Ramazan Bingöl’ün verdiği bilgiye göre, artan fiyatlar sonrası bir yıl içinde talep yüzde 20-30 aralığında geriledi.
Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmecileri (TURYİD) Derneği Başkanı Kaya Demirer’e göre ise bu oran, segmente göre değişmekle birlikte yüzde 45-50’yi buluyor.
YÜZDE 10 İNDİRİM ÇAĞRISI
Hürriyet’ten Gamze Bal’ın haberine göre; bir yandan artmaya devam eden maliyetlerle karşı karşıya kalan, diğer yandan azalan müşteri sayısıyla satışları düşen restoranlardan bazıları, çareyi menü fiyatlarında indirim yapmakta buldu. Ramazan Bingöl, 25 bin restoranı temsil eden TÜRES’in dün itibarıyla menüdeki bazı ürünlerde yüzde 10 indirime gittiklerini duyurdu; ayrıca, sektör geneline de bu indirime uymaları yönünde çağrı yaptı. Ancak, bu çağrıya uyan TÜRES’e üye restoranların söz konusu indirimi, menüdeki tüm ürünler için geçerli değil. İndirimi, menüdeki 10 ürün için sınırlayan da var; 15-20 ürüne çıkaran da… İndirim yapılan ürünlerden bazılarının da kahvaltılıklar, pide, lahmacun ve birkaç kebap çeşidi olduğu belirtiliyor.
‘TİCARET BAKANI RİCA ETTİ, YAPTIK’
Bingöl, menü fiyatlarında indirim yapılmasının Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın ricası üzerine geliştiğini anlattı. “Türkiye, dünyanın en pahalı yeme içme yerlerinden biri oldu. ‘Restoranlara gidilmez, çok pahalı’ algısı da oluştu. Bunu kırmak için Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile uzun bir toplantı yaptık” diyen Bingöl, “Bakan bey bu algıyı kırmak için indirim yapmamız yönünde bir ricada bulundu. Piyasa rahatlasın diye ‘TÜRES olarak başlatın, tüm sektöre yayılsın’ dedi. Biz de bunu haklı gördük. Dün itibarıyla başladık. Bu uygulamanın bütün sektöre yayılacağını düşünüyorum. Ben de kendi restoranımda indirime 15 ürünle başladım” ifadelerine yer verdi.
AKŞAM YEMEĞİNE 100 TL İNDİRİM
Peki, menü fiyatlarında yapılan yüzde 10 indirimin vatandaşa yansıması nasıl olacak? Bingöl’ün verdiği bilgiye göre, orta segmente hitap eden bir restoranda akşam yemeği menü fiyatları, lokasyona göre değişmekle birlikte kişi başı neredeyse 1000 liraya ulaşmış durumda. 1000 liralık menüye yüzde 10 indirim yapılması da vatandaşa 100 liralık indirim yapılması anlamına geliyor. İstanbul’daki lüks restoranlarda akşam yemeği yemenin kişi başı fiyatının 10 bin TL’ye kadar çıktığını söyleyen Bingöl, “30 bin noktadan bilgi alıyorum, fiyatlar böyle. İnsanlar artık restoranlara, lokantalara gitmekten imtina ediyor. Bu da ülke ekonomisini ve sosyalleşmeyi bozuyor” diye konuştu.
TURYİD: GERÇEKÇİ DEĞİL
Bazı restoranların menüde indirime gitmesine yönelik düşüncelerini sorduğumuz TURYİD Başkanı Kaya Demirer ise, “TÜRES’in çağrı yapacağını duydum ama bize bir talep gelmedi. Girdilerin sürekli arttığı bir ekonomik düzende satış fiyatına indirim yapılması bana biraz romantik geliyor, gerçekçi gelmiyor” dedi. “Yeni siparişlerin hangi maliyetten geleceğini bilmiyoruz. Üyelerimize bunun cevabını veremeden ‘fiyatları indirin’ diyemeyiz” diyen Demirer, sorunun kökten çözümü için şu öneride bulundu:
“Yüzde 10 indirim çağrısında çok, işin perakende tarafını ticaret ve hatta tarım bakanlığı ile ele alsak; tarladan ve denizden gelen ürünün bize gelene kadarki yolculuğunda fiyatları dizginlesek, biz de ‘belli bir dönem zam yapmayacağız’ mottosuyla yola çıkabilsek daha etkili olur.”
TURİSTLER BİLE ŞİKÂYETÇİ
Geçen yıl restoranlara olan talebin yaklaşık yüzde 50’sini oluşturan yabancı turist payının, bu yıl menü fiyatlarının geldiği seviye sonrası azaldığı belirtiliyor. TÜRES Başkanı Ramazan Bingöl, “Turistler de menü fiyatlarını pahalı bulmaya başladı. Bir yere kadar pahalılık tamam ama ABD’li ve Arap turistler de pahalı bulmaya başlayınca iş değişti. Dolayısıyla bu fiyatların sürdürülebilir bir tarafı kalmadı” dedi.
MÜŞTERİ KAYBI DERİNLEŞTİ: ‘YABANCIYI DA ALT SEGMENTE KAÇIRDIK’ ENDİŞESİ
TURYİD Başkanı Kaya Demirer, “Yabancı talebi fena değil ama bu yıl için daha iyi bir beklenti içindeydik. Onlar da mı farklı yerlere, alt segmente yöneldi gibi bir endişemiz var” diye konuştu. Demirer, “Misafir kayıpları çok üst boyutlarda. Geçen sene aynı döneme göre içeri giren kişi sayısında yüzde 30-35, bazı segmentlerde yüzde 45-50’lere varan azalma var. Bu çok net ‘biz bu fiyatları karşılayamıyoruz’ mesajı var. Her segment bir alt segmente kaptırıyor müşterisini” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin görüntüleme uydularında önemli kazanımlar sağlayıp, tecrübe biriktirdiğine işaret eden Kacır, bu tecrübeyi Türksat 6A ile birlikte haberleşme uydularına taşıdıklarını söyledi.
“TÜRKİYE’NİN UZAY EKONOMİSİNDEN FAZLA PAY ALMASINA İMKAN SAĞLAYACAK”
Bakan Kacır, uydu geliştirme alanında kabiliyetlerini bir üst sınıfa taşıyacak tecrübeyi Türksat 6A ile birlikte kazandıklarını aktardı. Uydunun hem ticari hem de stratejik yönüyle önemli bir kazanım olduğuna dikkati çeken Kacır, “İnanıyorum ki Türksat 6A, Türkiye’nin küresel uzay ekonomisinden daha fazla pay almasına da imkan sağlayacak” diye konuştu. Kacır, yıllık 600 milyar doları aşmış bir küresel uzay ekonomisinden bahsettiklerini anımsatarak, Türkiye’nin kendi haberleşme uydusunu geliştirebilen ve üretebilen bir ülke olarak gelecek dönemde bir uydu ihracatçısı olacağını vurguladı.
Türksat 6A’nın, Türkiye’nin bugüne dek geliştirdiği, ürettiği en yüksek değere sahip teknolojik ürün olduğunu belirten Kacır, uydunun, bu yönüyle Türkiye’nin kalkınma hedeflerine erişim konusunda da çok önemli katkı sunacağını söyledi.
“396 ÇEVRESEL VE FONKSİYONEL TEST BAŞARIYLA TAMAMLANDI”
Kacır, bu projeyle birlikte yerlilik oranının yüzde 80’in üzerinde olduğu bir milli haberleşme uydusu üretmiş olduklarına işaret ederek, “23 farklı çeşitte 84 ekipmanı yerli olarak üreterek yüzde 80’in üzerinde yerlilik düzeyine eriştik. Bugüne dek Türksat 6A projesinin geliştirme ve üretim aşamalarında 396 çevresel ve fonksiyonel test başarıyla tamamlandı” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin uydu geliştirebilecek insan kaynağını da yetiştirdiğini kaydeden Kacır, ülkenin kendi uydularını kendi imkanlarıyla test edebilecek bir altyapıya sahip olduğunu dile getirdi.
Mehmet Fatih Kacır, bu altyapının da çok önemli bir kazanım olduğuna dikkati çekerek, “Çünkü bu altyapı sizde olmazsa bu testleri yurt dışında gerçekleştirmek zorunda kalacaksınız. O vakit başka ülkelere bağımlı olacaksınız ve çoğu zaman sırada beklemek zorunda olacaksınız. İşte bütün bu kabiliyetler, inşallah önümüzdeki dönemde Milli Teknoloji Hamlesi ve Milli Uzay Programı hedeflerimiz doğrultusunda, Türkiye’nin yüksek teknolojiyi rekabetçi şekilde dünyaya ihraç edebilen bir ülke olmasına önemli katkılar sağlayacak” değerlendirmesinde bulundu.
“TÜRKİYE YATIRIMCILAR İÇİN DOĞRU ADRES”
Çinli elektrikli araç üreticisi BYD firmasıyla gerçekleştirilen yatırım anlaşmasına ilişkin de bilgi veren Kacır, Türkiye’nin yüksek teknoloji alanında merkez olmasını önemli bir hedef olarak gördüklerini belirtti.
Çok büyük küresel markaların arasında milli bir marka ortaya çıkarmanın kolay iş olmadığını ifade eden Kacır, Türkiye’nin otomobili TOGG’un doğuştan akıllı ve elektrikli araç olarak tasarlanmasının, milli bir marka ortaya çıkarabilme imkanı sağladığını anlattı.
Küresel bir şampiyonun Türkiye’ye gelerek, adım atmasını arzu ettiklerini vurgulayan Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçtiğimiz yıl aralık ayında Shenzhen’e ziyaretimde, bu alanda lider BYD markasının başkan ve ekibiyle bir araya gelmiştik ve onları Türkiye’de yatırıma davet etmiştik. Türkiye nitelikli insan kaynağıyla önemli bir yatırım adresidir. Türkiye, sahip olduğu coğrafi konumla ve bu coğrafi konum ve altyapı yatırımları sayesinde aynı zamanda Gümrük Birliği ve 23 farklı ülkeyle imzalamış olduğumuz serbest ticaret anlaşmaları sayesinde yatırımcılara sunduğu ihracat fırsatlarıyla aslında yatırımcılar için en doğru adrestir. Türkiye’nin bu fırsatlarını yatırımcı dostu yaklaşımlarla bütünleştirerek ülkeye küresel yatırım çekme hedefi doğrultusunda gayretlerimizi sürdürdük ve nihayetinde Sayın Cumhurbaşkanımızın huzurunda BYD başkanıyla bir anlaşma imzaladık. Türkiye’de başlangıçta yıllık 150 bin araç üretim kapasitesi hedeflenen ama araç üretiminin yanında AR-GE merkezi kurulmasını da amaçlayan bir yatırım planını gerçekleştirmek için hep birlikte gayret edeceğiz. İnşallah bu yatırım gerçekleştiğinde yaklaşık 5 bine erişen bir doğrudan istihdam ortaya çıkmış olacak ve bunun birkaç misli de dolaylı istihdam Türkiye’de gerçekleştirilmiş olacak. Bunun yanında inşallah Türkiye, dünyanın en büyük elektrikli otomobil üreticisi BYD’nin en önemli üretim üstlerinden biri olacak ve burada üretilen araçlar ve teknolojiler büyük ölçüde Avrupa pazarlarına ve diğer ihracat pazarlarına sunuluyor olacak.”
Bakan Kacır, geçen yıl 3 milyon 100 bine yakın araç üreten, elektrikli araç ve yeşil teknolojilerde küresel lider olan bir markanın Türkiye’yi tercih etmiş olmasının, kendileri için çok anlamlı olduğunu belirterek, hem otomotiv alanında hem diğer sektörlerde yeni markaların yatırım için Türkiye’yi tercih etmeye devam edeceğini kaydetti.
Çetinkaya, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) hesaplamalarında enflasyon sepetindeki madde fiyatlarının neden açıklanmadığı, diğer kuruluşlarca yayımlanan endeksler ile farklılıklar, fiyat artışlarına etki eden faktörler gibi konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Haziran ayıyla enflasyonun iniş sürecine başladığını izlediklerini ifade eden Çetinkaya, enflasyon hesaplamalarına ilişkin tartışmaların devam edeceğini öngördüklerini, bunun algı yönlendirmesine açık bir konu olduğunu, bu sebeple de doğru bilgiyi anlatmak için toplantıyı organize ettiklerini söyledi.

Çetinkaya, TÜFE’nin, tüketim harcamalarına konu olan mal ve hizmetlere ait fiyatların genel düzeyinde zaman içerisinde meydana gelen değişimi ölçtüğünü ifade ederek, endeksin Türkiye hanehalkının ortalama harcama alışkanlıklarını temsil eden sabit bir mal ve hizmet sepetine dayandığını ve tüketicilerin karşılaştığı perakende fiyatlarındaki ortalama değişimi ölçtüğünü belirtti.
TÜFE’nin yaşam maliyetlerini ölçmediğiyle ilgili bazı mecralarda tartışmalar yaşandığına işaret eden Çetinkaya, TÜFE ile yaşam maliyeti endeksinin farklı kavramlar olduğunu, TÜFE sabit bir mal ve hizmet sepetinin maliyetindeki değişikliği ölçerken, yaşam maliyeti endeksinin sabit bir “refah” düzeyinin maliyetindeki farklılıkları yansıttığını vurguladı.
“TÜFE’Yİ AYLIK 600 BİNİN ÜZERİNDE FİYATI DERLEYEREK HESAPLIYORUZ”
TÜİK Başkanı Çetinkaya, madde fiyatlarının yayımlanmasını durdurmalarına ilişkin eleştirileri şöyle yanıtladı:
“TÜFE’yi Türkiye genelinde aylık 600 binin üzerinde fiyatı derleyerek hesaplıyoruz. Bu sonuçları dünyada en erken açıklayan ülkelerden biriyiz. TÜFE’yi her ayın 3. iş günü kamuoyu ile paylaşıyoruz. Bu fiyatların yaklaşık 300 bini marketlerden alınan kasa fiyatlarından oluşuyor. Bu da ayın sonunda toplanıyor. Söz konusu hesaplamaların açıklanma tarihi olan ayın 3’üne yetişmesi çok zor. Enflasyon, 600 bin fiyatın ağırlıklı ortalaması alınarak toplulaştırıldığı bir hesaplamadır. Bir madde veya hizmetin çeşitlerinin ortalaması alınmaktadır. Örneğin Van’daki bir domates ile İstanbul Etiler’deki çeri domatesin fiyatı aynı olabilir mi? Bunların fiyatlarının ağırlıklı ortalamaları alınarak toplulaştırılan fiyatlar enflasyon hesaplamasında kullanılmaktadır. Madde sepeti olduğu yerde duruyor, madde sepetini gizlemek kimsenin yetkisinde değildir, yayınlanmayan tablolar madde fiyatlarıdır. Geçmişte açıklanan madde fiyatlarının bir gösterge niteliği yoktu. Madde fiyatlarının açıklanması için ekstra bir gün daha çalışma yapmak gerekiyor. Bu sebeple artık gösterge niteliği taşımayan bu fiyatları yayınlamıyoruz.”
Çetinkaya, Avrupa Birliği’ne (AB) üye ve aday ülkeler, EFTA ülkeleri, ABD ve Kanada istatistik ofislerinin internet siteleri de incelendiğinde madde düzeyinde tüm fiyatları yayınlayan herhangi bir ülke bulunmadığına dikkati çekerek, Kurumun bu anlamda haksız eleştirilere maruz kaldığını bildirdi.

Basına yansıyan haberlerde endeks zaman içerisinde yürütülerek madde sepetindeki bazı fiyatların hesaplandığını ifade eden Çetinkaya, şu değerlendirmede bulundu:
“Yumurta, doktor muayenesi fiyatları denildiğinde toplulaştırılmış bir fiyattan bahsediliyor. Örneğin bugün (dün) basına yansıyan bir haberde 2,57 lira yumurta fiyatı ifade ediliyor. Gezen tavuk yumurtası 5 lira. Ama 30’lu yumurtaların tanesi 2 lira. Tüketim ağırlıklarına bakıldığında vatandaşların çoğunlukla 30’lu yumurta tükettiği görülüyor. Ortalama toplulaştırılmış fiyatlara bakıldığında yumurta için 2,57 lira gayet mantıklı bir fiyat. Olay bir süre sonra teknik hesaplamalardan çıkıp algı yönetimine giriyor.”
TÜFE’nin, Eurostat standartlarına yüksek derecede uyumlu olarak hesaplandığına dikkati çeken Çetinkaya, “Geçen yıl doğal gaz desteği sağlandığı dönemde TÜİK olarak ‘hükümetin lehine rakamları açıklıyoruz’ diye sosyal medyada yemediğimiz dayak kalmadı. Halbuki doğal gaz sıfırlandı ve herkesin cebine yansıdı. Bu desteğin endeks hesaplamalarında yer alıp almama konusunu Eurostat’a sorduk. Söz konusu indirimli fiyatların TÜFE içerisinde hesaplanması gerektiğini belirtti, biz de TÜİK olarak hesaba dahil ettik.” diye konuştu.
“ENAG HER AY TÜM KİRACILARIN EV DEĞİŞTİRMİŞ OLDUĞU VARSAYIMI ÜZERİNDEN HESAP YAPIYOR”
Çetinkaya, TÜİK ile ENAG’ın açıkladığı enflasyon rakamlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak, ENAG’ın internet sayfasından erişim sağlanan metodoloji dokümanında hesaplamalarda geçerli olan yöntem ve uygulamalara ilişkin bilgiler paylaşılmadığını ifade etti.
ENAG tarafından yayımlanan aylık TÜFE oranlarının gerçeği yansıtmaktan oldukça uzak olduğunu dile getiren Çetinkaya, endekslerinin sadece 4 yıla yakın bir dönemde piyasa fiyatlarından ortalama 2-3 kat uzaklaştığının görülebildiğini kaydetti.
Bir araştırmanın Türkiye genelini temsil edebilmesi için uygun örnekleme yöntemlerinin kullanılması gerektiğinin altını çizen Çetinkaya, şunları kaydetti:
“TÜİK ve ENAG verileri arasındaki farkı, kira fiyatları hesaplamalarında görebiliriz. TÜİK tarafından takip edilen kira fiyatları için diğer tüm mal ve hizmet fiyatlarında olduğu gibi sabit tanım ve kalitede seçilmiş olan 5 binin üzerinde konutun aylık kira değeri izlenmektedir. ENAG ise kira fiyatlarını emlak sitelerinden doğrudan almakta ve kira artışını her ay tüm kiracıların ev değiştirmiş olduğu varsayımı üzerinden hesaplamaktadır. ENAG, her ay tüm kiracılar yeni bir eve taşınıyormuşçasına hesaplama yapıyor, internet üzerinden her ay gözlemlediği artışları yanlış şekilde üst üste ekleyerek şişirilmiş bir zam hesabı yapıyor. Bu örnek ENAG’ın TÜFE metodolojisinden ne kadar uzak olduğunu sadece kira maddesinde dahi ortaya koymaktadır.”
Çetinkaya, TÜFE ile İTO İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi arasındaki farklılıklara yönelik yorumları da değerlendirerek, İTO’nun söz konusu hesaplarının metodolojisini 30 yıl önce TÜİK’ten aldığını ancak bu yöntemlerin artık eskidiğini ifade etti. Öte yandan söz konusu hesaplamalarda İTO’nun TÜİK’in çok küçük bir modelini kullandığını, kapsamının da TÜFE’ye göre dar olduğunu belirtti.

Yöntem farklılıklarının hem ana grup oranlarında hem de geçinme endeksi ve TÜFE oranlarında ayrışmaya neden olduğunu ifade eden Çetinkaya, bu ayrışmanın düşük enflasyon olduğu dönemlere kıyasla yüksek enflasyon olduğu dönemlerde daha fazla dikkati çektiğini, sürekli değişen tüketici alışkanlıklarına paralel olarak değişen madde sepetlerinin 2 endeks arasında oluşan farkın artmasına neden olduğunu söyledi.
“ŞİRKET KARLARINA BAĞLI BİR FAHİŞ FİYAT ARTIŞI VAR”
TÜİK Başkanı Çetinkaya, akademik çalışmalara göre, Türkiye’deki şirket karlarının enflasyonu yukarı taşıyan bir etkiye sahip olduğuna dikkati çekerek, “Türkiye’deki şirketler enflasyonist ortamı kullanarak normalde alması gereken karlardan daha yüksek fahiş karlar elde ediyorlar. Enflasyondan bağımsız şirket karlarına bağlı bir fahiş fiyat artışı var. Bu etki, pandemi sonrasından itibaren gözlemleniyor.” dedi.
“DÜNYADA ENFLASYON NASIL HESAPLANIYORSA TÜRKİYE’DE DE ÖYLE HESAPLANIYOR”
Ülkelerin resmi kurumlarının açıkladığı enflasyon ile algılanan enflasyon arasındaki rakamlara bakıldığında Türkiye’deki rakamların diğer ülkelere kıyasla birbirine en yakın oranları yakaladığını anlatan Çetinkaya, “Algılanan enflasyona ilişkin hususlar Türkiye’ye özgü olmayıp, gelişmiş ülkelerde de aynı durum görülmekte ve bu durum Eurostat tarafından ifade edilmektedir. Örneğin son 20 yıl boyunca AB’de hissedilen enflasyon açıklanan enflasyonun ortalama 5 katı düzeyinde seyrederken Türkiye’de 2 katı düzeyinde seyretmiştir.” bilgisini paylaştı.
Çetinkaya, dünyada enflasyon nasıl hesaplanıyorsa Türkiye’de de öyle hesaplandığını belirterek, “TÜFE ve Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) arasında oluşan fark da sadece Türkiye’ye özgü değil.” diye konuştu.
Söz konusu makasın 2021 yılı başından itibaren tüm dünyada gözlendiğini aktaran Çetinkaya, “TÜİK’i IMF Türkiye Masasına şikayet etmişler, orada bir şeyler mi dönüyor diye. IMF Türkiye Masası şefi geldi, hesaplamalarımıza baktılar. Sadece Türkiye’de değil dünyada diğer ülkelerde de ÜFE’nin TÜFE’nin üzerine çıkmış olduğunu fark ettiler ve ‘Biz bunu araştıralım’ diye gittiler. Yakın zamanda derecelendirme kuruluşları da istatistikleri inceledi, onlar da tatmin edici yanıtları alarak döndüler.” ifadelerini kullandı.
“BAZI ZAMLAR TEMMUZ AYI ENFLASYON RAKAMLARINI ETKİLEYECEK”
TÜİK Başkanı Çetinkaya, memur zamlarının belli olduğu haziran ayı TÜFE rakamlarının beklentilerin altında geldiğine yönelik eleştirilere de yanıt vererek, haziran ayı sonunda açıklanan zamların hemen haziran ayı TÜFE rakamlarına yansıyacağı yönünde yanlış bir algı olduğunu belirtti.
Haziran ayının, enflasyona 20-40 yıllık uzun seride bakıldığında en düşük enflasyon ayı olduğunu ifade eden Çetinkaya, sözlerini şöyle tamamladı:
“Çünkü tarla ürünleri çıkmaya başlar. Dolayısıyla bu bir normalleşmedir. Zamlar haziranda duyurulmakla beraber geçerlilik tarihi temmuz. Hazirandan bu yana ötelenen bazı zamlar temmuz ayı enflasyon rakamlarını etkileyecek. Kurlar da Türkiye’deki enflasyon belirleyicilerinden biridir. Kurdaki stabilitenin aylık enflasyon üzerinde ciddi bir etkisi var, enflasyonun artışını baskılıyor. Kur düşse bazı maddelerde fiyat gerilemeleri olabilir.”
“11 ÜLKEDEN BİRİ OLDUK”
Bunun birçok ilki bünyesinde barındıran bir faaliyet olduğuna dikkati çeken Yüksek, “Özellikle Türkiye’nin en büyük AR-GE projesi olarak öne çıkıyor. Türksat 6A, bizim artık uydu kullanan rolünden uydu tedarik eden rolüne geçtiğimiz bir hamleyi gösteriyor. Bu çok kritik, çok önemli bir adım. Artık ülke olarak sınıf atlıyoruz. Kendi haberleşme uydusunu yerli ve milli üreten 11 ülkeden biri olduk. Türksat 6A bizim bayrağımızın, bizim yerli ve milli ürünlerimizin uzayda en uzak mesafedeki temsili olacak.” diye konuştu.
Yüksek, Türksat 6A ile Türkiye’nin dünyada televizyon ve haberleşmeyle ilgili olarak yaklaşık 5 milyar nüfusa yani dünyanın yüzde 65’ine etki edeceğinin altını çizdi.
Endonezya, Malezya, Hindistan bölgelerine de artık haberleşme ve televizyon yayıncılığı anlamında ulaşma imkanı bulacaklarını vurgulayan Yüksek, ayrıca uyduların yedeklenmesi noktasında da bir kazanım elde edeceklerini söyledi.

“HABERLEŞME İMKANLARIMIZ TAMAMEN KONTROLÜMÜZDE OLACAK”
Yüksek, uydunun 9 Temmuz 00.20’de fırlatılmasının beklendiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Uydu, ilk etapta 35 dakika ve 59 saniye kadar, 300 kilometrelik bir mesafeye roketle taşınacak. Bunun akabinde roketten ayrılarak 70 dakikalık bir zaman zarfı sonrasında da ilk haberleşme bilgileri gelecek. Uydunun 42 derecedeki yörüngeye yerleşmesi 10-15 gün sürecek. Uydu yerine ulaştıktan sonra da testler yapılacak ve 1 ay içerisinde de uydumuz artık fonksiyonel anlamda aktif hale gelecek. 15 yılın üzerinde ömrü olduğunu öngördüğümüz uydumuz, Türkiye’nin büyük, bağımsız Türkiye olma ve veri iletişimi noktasında bağımsızlığını garanti edecek. Milli güvenlik anlamında haberleşme imkanlarımız tamamen kontrolümüzde olacak. Bu da bir ilk. Uydumuzu büyük ölçüde stratejik bir yatırım ve ürün olarak değerlendiriyoruz. Burada edindiğimiz bilgi birikimiyle artık uydu tedarik eden bir ülke sınıfına girmiş oluyoruz.”
Türksat 5B’de ASELSAN’ın ürettiği parçaların test amaçlı uzaya gönderildiğini hatırlatan Yüksek, teknolojinin yanı sıra insan kaynağının yetiştirilmesi anlamında da büyük kazanımlar sağladıklarını anlattı.

“BU ASLINDA TOPYEKUN BİR AYAĞA KALKIŞTIR”
Yüksek, bu noktada TÜBİTAK’ın efektif bir şekilde kullanıldığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bugün bu geliştirmeyi yapan yaklaşık 1000 kadar kişi burada şu an uydu teknolojilerinde gerçekten bir haberleşme uydusunu yapabilecek kabiliyete sahip bir kaynak oldu. Biz bunları özellikle dijitalleştirerek, özellikle içerikleri de oluşturarak, yerli ve milli olarak üniversitelerdeki öğrencilerimize, sektöre veya işte dost ve kardeş ülkelerin insanlarına da bu eğitimleri sunacak çalışmaları beraberinde yürütüyoruz. Aslında biz bir ekosistemin bütün parametrelerini kurmuş olduk. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hedef konulan büyük Türkiye’nin önemli adımı bugün atılmış oluyor. Çalışanlarımız, yöneticilerimiz Bakanlarımız dahil bu aslında topyekun bir ürün, topyekun bir ayağa kalkıştır.”
]]>
Haber7
Son günlerde işsizlik ve nitelikli istihdam sorunu gündem olmayı sürdürüyor.
Bir tarafta işverenler “İşçi bulamıyoruz” derken diğer taraftan “vatandaşın iş beğenmediği ve masabaşı iş istediği” yönünde eleştiriler geliyor.
NİTELİKLİ ELEMAN SORUNU
Medyaya açıklamada bulunan sektör temsilcileri, nitelikli eleman bulmakta zorlandıklarını belirtti. İHA ve Sabah’a konuşan temsilciler, verilen maaşları da belirterek açıklamalarda bulundu.
Gemi Yat ve Hizmetleri İhracatçılar Birliği (GYHİB) Yönetim Kurulu Üyesi Cem Hüroğlu: Gemi, yat ve tekne üretimi tarafında kalifiye eleman bulma problemi de yaşanıyor. Şu anda başlangıç pozisyonu için bir mühendisin aldığı maaş 50 bin TL’den başlıyor. Usta maaşları 60-70 bin TL’den başlarken, iyi bir kaynakçının maaşı ise 100 bin TL’yi geçiyor.
Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği – OSS Başkanı Ali Özçete: Ustalar şu anda otomotiv servislerinde asgari ücretin bir buçuk iki katına kadar maaş alıyor. Eleman bulmakta da zorlanıyoruz. Meslek lisesinden mezun olan elemanlar ya kurye oluyorlar ya da AVM’de güvenlik olarak işe başlıyorlar. Hatta muhasebede çalışan bir eleman mesaisi ve yan haklarıyla mavi yakalıdan az maaş almaya başladı.
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçılar Birliği (İDDMİB) Başkanı Çetin Tecdelioğlu: Vasıflı CNC operatörü, kaynakçı, tornacı kalfalar asgari ücretin iki katı, ustalar ise 3-4 katı maaş alıyor. Yani ustanın maaşı 60-70 bin TL’yi buluyor. Ancak o parayı versek de çalıştıracak eleman bulamıyoruz. Alttan eleman gelmiyor. Yeni nesil istemiyor. Aşağıdan gelen yeni nesil özellikle 1995 sonrası doğanlar, sanayide olmak istemiyor.
Endüstriyel Mutfak, Çamaşırhane, Servis ve İkram Ekipmanları Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TUSİD) Başkanı Bekir Topuz: Her fabrika en az 100 işçi eksik çalışıyor. Fabrikalarımızda makinenin başında durması için çalışana 40 bin TL teklif ediyoruz ancak çalışmıyor.

Adana Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Niyazi Göger: Esnaflarımız kalifiye eleman bulmakta çok zorlanıyor. El becerisi ve bilgi birikimi gereken zanaatkarlar artık bulunmuyor. Bunun en önemli nedenlerinden birisi yetiştirecek çırak bulunmaması. Eskiden meslek sahibi olmak altın bilezikti. O dönemde aileler çocuklarını meslek öğrensin diye yaz tatillerinde esnafların yanına gönderirdi. Şimdi ki ailelerimiz maalesef çocuklarını yaz tatilinde tatile gönderiyorlar. Geri dönünce hem okulu okumuyorlar hem de meslek sahibi olmuyorlar. Ailelerin bu konuya önem vermesi gerekiyor. Tatil dönemlerinde çocuklarını ustaların yanına göndersinler.
Torbalı Ticaret Odası Başkanı Abdulvahap Olgun: Kalıp, sıva, demir gibi beceri gerektiren mesleklerde eleman sıkıntısı yaşanıyor. Halihazırda bulunan işçilerin çoğu da deprem bölgesindeki inşaatlara kaydı. Sektörde bırakın kalifiye elemanı, vasıfsız eleman bile karaborsaya düştü. Yerlerine yeni bir iş gücü gelmedi, açık pozisyonlar ise büyüdü. Gençlerimize inşaat denildiğinde, korku dolu gözlerle bakıyorlar. 18 ile 25 yaştaki nesil bu sektörü tercih etmiyor.
Otomobil tamircisi Uğur Kahveci: Kalfa ve çırak bulamıyoruz. Ne çırak ne de usta bulamıyoruz. Eskiden ailemiz bizi ustanın yanına bırakırdı ama şuanda maalesef öyle bir şey yok
Cep telefonu tamircisi Ramazan Özdemir: Gençlerimiz kolay para kazanmaya yöneliyor. Sosyal medyadan para kazanma yöntemleri tercih edildiği için şu anda vasıflı personel bulamıyoruz.
|
NİTELİKLİ ELEMAN MAAŞLARI VE KAZANÇLARI
|
BİZİM ÇOCUKLARIMIZ GERÇEKTEN İŞ BULAMIYOR MU?
Haber7 Yazarı Dr. Ahmet Yarsız‘dan konuyla ilgili dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. Yarsız, şu ifadelerde bulundu:
“SEN AĞA, BEN AĞA, BU İNEĞİ KİM SAĞA?”
Bir alıntı bir yazı da paylaşan Yarız, şu ifadelere yer verdi:
“Sen ağa, ben ağa, bu ineği kim sağa?
– Çobanlık yapar mısın?
– Yok almayayım
– Kim yapacak?
– Afganlar..
– Tarlada çalışır mısın?
– Yuh, daha neler!
– Kim yapacak?
– Türkmenler..
– Bebek bakıcılığı yapar mısın?
– Ben kendi bebeğime bakmıyorum, başkasının bebeğine niye bakayım?
– Kim yapacak?
– Özbekler..
– Çay, fındık toplar mısın?
– Başka işim mi yok?
– Kim yapacak?
– Gürcüler..(Şu sıralar Afrikalılar)
– Sanayide, fırında, inşaatta, kazma kürek işinde çalışır mısın?
– Enayi beni mi buldun?
– Kim yapacak?
– Suriyeliler…
SONUÇ!
– Yahu senin benim tenezzül etmediğimiz bu işleri kim yapacak?
– Bana ne hacı? Kim yaparsa yapsın. Sen bana devlette bir iş veya Sabah 9-Akşam 5, vardiyasız, masabaşı güzel bir iş var mı, onu söyle!… Amele miyiz biz?

Çinli otomotiv deviyle imzalar Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve BYD Yönetim Kurulu Başkanı Wang Chuanfu tarafından atıldı.
Yapılan anlaşma çerçevesinde, BYD’nin Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolar yatırımla, yıllık 150 bin araç kapasiteli elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobil üretim tesisi ile sürdürülebilir mobilite teknolojilerine yönelik Ar-Ge merkezi kurması öngörülüyor. 2026 sonunda üretime başlaması hedeflenen tesiste 5 bin kişiye kadar doğrudan istihdam sağlanması planlanıyor.

TÜRKİYE’NIN EŞSİZ AVANTAJLARI İLE AVRUPA’YA ULAŞILACAK
Halihazırda yılda 3 milyondan fazla otomobil üreten ve elektrikli araç satışlarında dünya lideri olan BYD tarafından Türkiye’nin tercih edilmesine ilişkin yapılan açıklamada, ”Türkiye’nin gelişen teknoloji ekosistemi, güçlü tedarikçi tabanı, olağanüstü konumu ve nitelikli iş gücü gibi sahip olduğu eşsiz avantajlar sayesinde, BYD’nin bu yeni üretim tesisine yaptığı yatırım, markanın yerel üretim yeteneklerini daha da geliştirmekte ve lojistik verimliliği artıracaktır. Bölgede yeni enerji araçlarına yönelik artan talebi karşılayarak Avrupa’daki tüketicilere ulaşmayı hedefliyoruz.” denildi.

TÜRKİYE KÜRESEL YATIRIMLAR İÇİN CAZİBE MERKEZİ
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, yaptığı açıklamada şunları kaydetti;
Elektrikli araç ve batarya teknolojilerinde lider küresel marka BYD’nin ülkemize yatırım kararı almasından memnuniyet duyuyoruz. Bu yatırım kararı, Aralık ayında Çin’e yaptığımız ve BYD’nin 110.000 mühendisiyle günde 32 patent ürettiğine bizzat tanık olduğumuz ziyaretten bu yana uzun süredir devam eden görüşme ve istişarelerin ürünüdür. Yeni teknolojileri ve Ar-Ge’yi Türkiye’ye getirme çabalarımız, ülkemizin yalnızca uluslararası yatırımlar için bir merkez değil, aynı zamanda bir inovasyon ve ileri yeşil teknoloji merkezi olma potansiyelini de vurgulamaktadır. Yeni nesil araçların yüksek yerli katma değerle üretimine yönelik bu yatırım, otomotiv sektörümüze güç katacak. Avrupa’nın en büyük üçüncü otomobil üreticisi olan Türkiye’de, 35 milyar doların üzerinde yıllık tutar ile ihracatın lider sektörü olan otomotiv sektöründe yeni nesil ve çevre dostu elektrikli araçlara yönelik dönüşümü öncelikli bir hedef olarak görüyoruz. Bu kapsamda milli markamız Togg, ülkemiz için öncü bir adım olmuştur. Ülkemizde üretim yapmakta olan diğer markaların da elektrikli araçlara yönelik yatırımları bakanlığımızca desteklenmektedir. Elektrikli araçların yaygınlaşmasını destekleyici önemli unsurlardan biri olan şarj istasyonlarının tüm şehirlerimizde hızla yaygınlaşmasını sağladık. Türkiye, yeni yatırımlarla otomotiv sektöründe dönüşümün lider ülkesi olacak.
Türk otomotiv sanayi için tarihi bir güne şahitlik ediyoruz. Otomotiv sektöründe sekizi küresel marka olmak üzere on üç marka üretim yapıyor. 2002 yılında toplam 300 bin araca yakın olan üretimimiz, geçtiğimiz yıl 1 milyon 400 bini aştı. Mevcut üreticilerimizin kapasite artışlarını her daim destekledik. Bunun yanında, ülkemize yeni marka yatırımları çekmek için de gayretlerimizi artırdık. BYD’nin yatırım kararı, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sürdürdüğümüz yatırımcı dostu politikaların ve yatırımlara sunduğumuz desteklerin sonucudur. Türkiye, yatırımcılar için Gümrük Birliği yoluyla Avrupa pazarına ve yirmi üç ülkeyle imzalamış olduğu serbest ticaret anlaşmalarıyla pek çok ihracat pazarına erişim kapısıdır. Türkiye’ye güvenen ve yatırım yapanlar kazanmaya devam edecektir.
27 YIL SONRA DOĞRUDAN YATIRIM GELDİ
Türkiye’nin en büyük ihracatçı sektörü konumundan bulunan otomotiv sektöründe ana üretici yatırımı son olarak 1997 yılında Japon üretici Honda tarafından yapılmış ancak firma 2021 yılında Gebze’deki fabrikasını kapatmıştı. Aradan geçen 27 yılda birçok üreticinin adı yatırımla anıldı ancak hiçbiri hayata geçirilmedi. Ancak, Çinlilerin Batı’ya açılma stratejisi kapsamında üretim tesislerini Avrupa’ya taşımak istemesi yeni yatırımların önünü açtı. 2023 yılından beri devam eden görüşmeler neticesinde, 27 yıl sonra Türkiye’ye ilk büyük çaplı otomotiv yatırımının dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi BYD’den gelmesi bekleniyor. Geçtiğimiz hafta Bloomberg’e konuşan Türk yetkililerin verdiği bilgilere göre, söz konusu yatırımın tutarı 1 milyar dolar olurken fabrikanın kurulacağı yer ise Manisa olacak..
TÜRKİYE’DEN ÜÇ ÖNEMLİ TEŞVİK
Fabrika haberlerinin duyurulmasından önce alınan 3 çok önemli karar ise Türkiye’nin Çinli BYD’yi yatırıma çekmek için elinden geleni yaptığını gösteriyor:
EK VERGİ MUAFİYETİ: Bugün (8 Temmuz) itibarıyla geçerli olacak düzenlemeye göre artık Çin’den gelen tüm yakıt türlerindeki otomobillere yüzde 40 ilave gümrük tarifesi uygulanacak. Ancak, resmi olarak yatırım taahhüdü verilirse yatırım yapacağını bildiren Çinli üreticiler teşvik belgesi alarak bu ek gümrük vergisinden muaf tutulacak.
ÖTV DESTEĞİ: Meclis’e sunulan kanun teklifine göre, karbondioksit emisyonu 25 gramın altında olup, elektrikli menzili 70 km ve üstünde olan şarj edilebilir hibrit (Plug-In Hybrid) araçlara ÖTV avantajı gelecek. Motor silindir hacmi 1600 cm3’ü geçmeyen ve ÖTV matrahı 1.350.000TL’yi aşmayan araçlardan yüzde 30 ÖTV alınacak.
MANİSA OSB’DEKİ ARAZİ: 2020 yılında Volkswagen’in yapacağı yatırım için fabrikanın kurulması planlanan, Manisa’nın Yunusemre İlçesindeki 3 bin 364 dönümlük arazi, 5 Kasım 2020 tarihinde Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ne (OSB) ilave edilerek kamulaştırılmıştı. İşte BYD’ye fabrika için bu arazinin tahsis edileceği tahmin ediliyor.
HANGİ MODELİ ÜRETECEK?
BYD’nin Avrupa’ya açılma stratejisi kapsamında elektrikli otomobillerini Macaristan’da şarj edilebilir hibrit motorlu otomobillerini ise Türkiye’de üretmesi bekleniyor. Meclis’e sunulan yeni ÖTV yasa teklifi ise; 1.5 litre hacmindeki benzinli motoru, 80 kilometre elektrikli sürüş menzili ve 20.5 g/km CO2 emisyonu bulunan Seal U DM-i modelinin Türkiye’de üretilebileceğini işaret ediyor.
]]>“Bu platform, ekonomik ortaklığımız için ileriye dönük bir vizyon oluşturmaya yönelik kolektif çabalarımızın temel taşını temsil ediyor.” diyen Bolat, güncel zorlukların üstesinden gelme, yeni fırsatlar yakalama ve hem AB hem de Türkiye için müreffeh bir gelecek sağlama konusunda kararlı olduklarını söyledi.
Bolat, “2023 yılının ikinci yarısından bu yana Türkiye ile AB arasında yeni ve olumlu bir gündem oluşturmak için özenle çalışıyoruz.” dedi.

Kararlı ve işbirliğine dayalı çabalarla, Türkiye ile AB arasında kapsamlı olan entegrasyonu daha da derinleştirmek için tasarlanmış kapsamlı bir yol haritasını başarıyla geliştirdiklerini anlatan Bolat, AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis’in bu dönüştürücü sürecin şekillendirilmesinde ve yönlendirilmesinde hayati bir rol oynadığını ifade etti.
GÜMRÜK BİRLİĞİ ÖNEMLİ ROL OYNADI
Bakan Bolat, ikili ekonomik ilişkiler ve Gümrük Birliği konusunda şöyle konuştu:
“AB ve Türkiye her zaman birbirlerinin önemli ekonomik ve ticari ortakları olmuştur. Türkiye ile AB arasında 1995 yılında Gümrük Birliği’nin kurulmasıyla bu ortaklığı güçlü bir sözleşme temeline oturtmayı başardık. O tarihten bu yana Gümrük Birliği, ticaretin giderek serbestleştirilmesi ve Türkiye’nin AB müktesebatına ve ticaret politikalarına uyumu yoluyla ticari ilişkilerin sürekli olarak geliştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Daha önceki başarılarımızın üzerine başarılı bir şekilde koyarak ikili ticaretimizi her yıl artırdık. Bunun sonucunda ulaştığımız 2023 yılında ikili ticaretimiz tüm zamanların zirvesi olan 210 milyar dolara ulaştı. Gümrük Birliği, kesintisiz ticaret ve yatırım akışlarını teşvik ederek, her iki bölgedeki iş toplulukları için önemli bir değer yaratarak küresel pazardaki rekabet güçlerini artırdı.”
Gümrük Birliği ortaklığının yalnızca malların verimli biçimde hareketini kolaylaştırmakla kalmadığına işaret eden Bolat, bunun aynı zamanda kolektif gücün, yenilikçiliğin ve kaynakların güçlendirmesine de imkan sağladığını belirtti.

“GÜMRÜK BİRLİĞİ YAPISI GELİŞTİRİLMELİ”
Bakan Bolat, “Son 30 yılda uluslararası ticaretin değişen manzarası göz önüne alındığında Gümrük Birliği’nin yapısını geliştirebileceğimiz önemli alanlar var.” değerlendirmesini yaptı.
Güncelleme sürecinde Gümrük Birliği’nin hizmetler ve dijital ticaret gibi yeni alanlara genişletilmesinin önemine dikkati çeken Bolat, yeşil ve dijital dönüşümde işbirliğinin derinleştirilmesi gerektiğini anlattı.

GÜMRÜK BİRLİĞİ’NDE YAPISAL KUSURLAR
Bolat, “Başlangıçta Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine kadar geçici bir düzenleme olarak tasarlanan Gümrük Birliği’nin mevcut yapısının kalıcı yapısal kusurlara sahip olduğu bir gerçek.” dedi.
Gümrük Birliği’nde yer alan kusurların tarafların Serbest Ticaret Anlaşması ağları arasında giderek artan eşitsizlikler, kara yolu kotaları ve iş dünyası temsilcilerinin Gümrük Birliği’nden tam olarak yararlanma kabiliyetini engelleyen hantal vize prosedürleri olduğunu vurgulayan Bolat, “Günümüzde transit kotaların uygulanması, Gümrük Birliği’mizde serbestçe dolaşması gereken Türk ürünlerinin teslimatının daha uzun ve daha maliyetli olmasına yol açmaktadır.” ifadelerini kullandı.
VİZE SORUNU
Bakan Bolat, bu durumdan sadece Türk ürünlerinin etkilenmediğini, AB şirketlerinin Türkiye’de ürettiği ürünlerin de aynı engellerle karşı karşıya olduklarını anımsatarak, “Vize işlemlerinde yaşanan tıkanıklıklar, Türk iş dünyasının faaliyetlerini aksatmanın yanı sıra AB ile yakın ticari bağları olan Avrupa’nın çok uluslu iş modellerinde de ciddi belirsizliklerin oluşmasına neden oldu.” diye konuştu.
“Mevcut sorunlar, Gümrük Birliği’nden elde edilen faydaları sınırlandırıyor.” diyen Bolat, Gümrük Birliği’nin derinleştirilmesiyle ticari ve ekonomik ilişkilerin potansiyelinin artacağını söyledi.
Bolat, son dönemde dünya ve uluslararası ekonominin bir dönüm noktasına ulaştığına işaret ederek, “Uluslararası arenada yaşanan birçok gelişme, dünya genelinde ekonomileri benzeri görülmemiş risk ve tehditlerle karşı karşıya bıraktı.” diye konuştu.
Karşılıklı gümrük vergisi savaşları, dünyanın önde gelen ekonomik merkezleri arasındaki sert rekabet ve birçok bölgeyi etkisi altına alan askeri çatışmaların yıldır süren ekonomik küreselleşme ve liberalleşme sürecini tehdit ettiğini aktaran Bolat, mevcut jeopolitik bağlamda, dünya çapındaki ülkelerin korumacı önlemler aldığına ve ticaret engellerine yöneldiğine işaret etti.
Bakan Bolat, “Uluslararası ilişkilerdeki temel gerilimler küresel ticarete de sıçradı ve iş faaliyetlerini, ticareti ve yatırımı dünya çapında giderek daha karmaşık hale getirdi.” dedi.
“Bu koşullar altında Gümrük Birliği’ni, ticari ve ekonomik etkileşimlerimizde doğru rotayı çizmemize yardımcı olan, aynı zamanda AB-Türkiye ilişkilerinin olumlu seyrinin devamını sağlayan bir pusula olarak görüyoruz.” diyen Bolat, Türkiye’nin güçlü ekonomik yapısı ve stratejik konumuyla tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve ekonomik güvenliğin artırılmasında kilit rol oynayacağını belirtti.
Bolat, iş ve ticarette köklü ve güvenilir ekonomik bağların kritik rolünü anımsatarak, bu bağların başarılı ticari ilişkilerin üzerine inşa edildiği temel olduğunu ve yeni fırsat kapıları açacağını anlattı.
AB ve Türkiye’nin yakın işbirliğini sürdürdüğünde, ekonomilerini dış şoklardan daha iyi koruyacağını, ortaya çıkan ekonomik tehditler karşısında daha sağlam olacaklarını ifade eden Bolat, “Beklentim, çabalarımızı koordine etmek için yeni bir format olarak Türkiye ile AB arasındaki Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu’nun böylesine ileriye dönük bir vizyonun oluşmasına vesile olmasıdır. Bu yakın işbirliğinin Gümrük Birliği’mizin güncellenmesine ve Türkiye-AB ilişkilerinin derinleşmesine de yol açacağından hiç şüphem yok.” diye konuştu.
“ÜRETİCİLER VE DEĞER ZİNCİRLERİ GÜMRÜK BİRLİĞİ İLE BAĞLANDI”
AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis de “Gümrük Birliği, üreticilerin ve değer zincirinin güzel biçimde bağlanmasını sağladı.” dedi.
Türkiye ve AB arasında ikili ticari ilişkilerin çok kuvvetli olduğunu vurgulayan Dombrovskis, “Karşılıklı ticarette 2023’te 206 milyar avroyla yeni rekor kırıldı. Türkiye, AB’nin en büyük 5. ticaret ortağı konumuna geldi.” ifadesini kullandı.
Dombrovskis, Türkiye ve AB arasında karşılıklı mal ticaretinin dengeli ve değer zincirlerinin birbirlerine kuvvetle bağlı olduğunu dile getirdi.
Ticaret önündeki engellerin kaldırılması ve ticari ilişkilerin zenginleştirilmesinin dayanıklılığı artıracağının altını çizen Dombrovskis, bugünkü diyaloğun ticari engelleri kaldırmak, değişik işbirliği alanlarını belirlemek gibi çeşitli konuların ele alınacağı önemli bir platform olduğunu aktardı.
Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu kapsamında yapılan “Türkiye-AB İş Diyaloğu” toplantısına, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV), Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), Avrupa İş Dünyası Konfederasyonu (BusinessEurope), Avrupa Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (EUROCHAMBRES), Avrupa KOBİ Birliği (SMEunited) temsilcileri de katıldı.
BOLAT’TAN X’TEN PAYLAŞIM
Bakan Bolat, X sosyal medya hesabından, “Bugün, Brüksel’de AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis ile Türkiye’den ve AB’den çok sayıda iş dünyası kuruluşlarının başkanlarının katılımları ile AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu kapsamındaki İş Dünyası Yuvarlak Masa Toplantısını gerçekleştirdik.” paylaşımını yaptı.
Öğleden sonra hükümetler arası görüşmeler yapacaklarına işaret eden Bolat, “Toplantıda iş dünyalarımızın Gümrük Birliği’mizin işleyişini, ikili ticaretteki mevcut durum ve ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesi adına başta Gümrük Birliği’nin modernizasyonu olmak üzere iş dünyasının beklentilerini ve önerilerini etraflıca değerlendirdik.” ifadesini kullandı.
Bakan Bolat, şunları kaydetti:
“AB ve Türkiye ekonomik ilişkilerinin güçlendirilmesinin ve Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun hem Türkiye’nin hem de AB’nin ortak çıkarına olduğu hususunda iş dünyalarımızın mutabık olduğunu gördüğümüz toplantıda, atılacak ortak adımların AB’nin ve Türkiye’nin küresel değer zincirlerindeki rekabet gücünün yükseltilmesine önemli katkılar sağlayacağı konusunda görüş birliğine vardık. Bu bağlamda, en önemli ticaret partnerimiz konumundaki AB ile ticari ve ekonomik ilişkilerimizin daha da derinleşmesi ve farklı alanlara genişletilerek güçlendirilmesi noktasında çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.”
]]>
Çinli otomotiv deviyle imzalar Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve BYD Yönetim Kurulu Başkanı Wang Chuanfu tarafından atıldı.
Yapılan anlaşma çerçevesinde, BYD’nin Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolar yatırımla, yıllık 150 bin araç kapasiteli elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobil üretim tesisi ile sürdürülebilir mobilite teknolojilerine yönelik Ar-Ge merkezi kurması öngörülüyor. 2026 sonunda üretime başlaması hedeflenen tesiste 5 bin kişiye kadar doğrudan istihdam sağlanması planlanıyor.

TÜRKİYE’NIN EŞSİZ AVANTAJLARI İLE AVRUPA’YA ULAŞILACAK
Halihazırda yılda 3 milyondan fazla otomobil üreten ve elektrikli araç satışlarında dünya lideri olan BYD tarafından Türkiye’nin tercih edilmesine ilişkin yapılan açıklamada, ”Türkiye’nin gelişen teknoloji ekosistemi, güçlü tedarikçi tabanı, olağanüstü konumu ve nitelikli iş gücü gibi sahip olduğu eşsiz avantajlar sayesinde, BYD’nin bu yeni üretim tesisine yaptığı yatırım, markanın yerel üretim yeteneklerini daha da geliştirmekte ve lojistik verimliliği artıracaktır. Bölgede yeni enerji araçlarına yönelik artan talebi karşılayarak Avrupa’daki tüketicilere ulaşmayı hedefliyoruz.” denildi.

TÜRKİYE KÜRESEL YATIRIMLAR İÇİN CAZİBE MERKEZİ
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, yaptığı açıklamada şunları kaydetti;
Elektrikli araç ve batarya teknolojilerinde lider küresel marka BYD’nin ülkemize yatırım kararı almasından memnuniyet duyuyoruz. Bu yatırım kararı, Aralık ayında Çin’e yaptığımız ve BYD’nin 110.000 mühendisiyle günde 32 patent ürettiğine bizzat tanık olduğumuz ziyaretten bu yana uzun süredir devam eden görüşme ve istişarelerin ürünüdür. Yeni teknolojileri ve Ar-Ge’yi Türkiye’ye getirme çabalarımız, ülkemizin yalnızca uluslararası yatırımlar için bir merkez değil, aynı zamanda bir inovasyon ve ileri yeşil teknoloji merkezi olma potansiyelini de vurgulamaktadır. Yeni nesil araçların yüksek yerli katma değerle üretimine yönelik bu yatırım, otomotiv sektörümüze güç katacak. Avrupa’nın en büyük üçüncü otomobil üreticisi olan Türkiye’de, 35 milyar doların üzerinde yıllık tutar ile ihracatın lider sektörü olan otomotiv sektöründe yeni nesil ve çevre dostu elektrikli araçlara yönelik dönüşümü öncelikli bir hedef olarak görüyoruz. Bu kapsamda milli markamız Togg, ülkemiz için öncü bir adım olmuştur. Ülkemizde üretim yapmakta olan diğer markaların da elektrikli araçlara yönelik yatırımları bakanlığımızca desteklenmektedir. Elektrikli araçların yaygınlaşmasını destekleyici önemli unsurlardan biri olan şarj istasyonlarının tüm şehirlerimizde hızla yaygınlaşmasını sağladık. Türkiye, yeni yatırımlarla otomotiv sektöründe dönüşümün lider ülkesi olacak.
Türk otomotiv sanayi için tarihi bir güne şahitlik ediyoruz. Otomotiv sektöründe sekizi küresel marka olmak üzere on üç marka üretim yapıyor. 2002 yılında toplam 300 bin araca yakın olan üretimimiz, geçtiğimiz yıl 1 milyon 400 bini aştı. Mevcut üreticilerimizin kapasite artışlarını her daim destekledik. Bunun yanında, ülkemize yeni marka yatırımları çekmek için de gayretlerimizi artırdık. BYD’nin yatırım kararı, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sürdürdüğümüz yatırımcı dostu politikaların ve yatırımlara sunduğumuz desteklerin sonucudur. Türkiye, yatırımcılar için Gümrük Birliği yoluyla Avrupa pazarına ve yirmi üç ülkeyle imzalamış olduğu serbest ticaret anlaşmalarıyla pek çok ihracat pazarına erişim kapısıdır. Türkiye’ye güvenen ve yatırım yapanlar kazanmaya devam edecektir.
27 YIL SONRA DOĞRUDAN YATIRIM GELDİ
Türkiye’nin en büyük ihracatçı sektörü konumundan bulunan otomotiv sektöründe ana üretici yatırımı son olarak 1997 yılında Japon üretici Honda tarafından yapılmış ancak firma 2021 yılında Gebze’deki fabrikasını kapatmıştı. Aradan geçen 27 yılda birçok üreticinin adı yatırımla anıldı ancak hiçbiri hayata geçirilmedi. Ancak, Çinlilerin Batı’ya açılma stratejisi kapsamında üretim tesislerini Avrupa’ya taşımak istemesi yeni yatırımların önünü açtı. 2023 yılından beri devam eden görüşmeler neticesinde, 27 yıl sonra Türkiye’ye ilk büyük çaplı otomotiv yatırımının dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi BYD’den gelmesi bekleniyor. Geçtiğimiz hafta Bloomberg’e konuşan Türk yetkililerin verdiği bilgilere göre, söz konusu yatırımın tutarı 1 milyar dolar olurken fabrikanın kurulacağı yer ise Manisa olacak..
TÜRKİYE’DEN ÜÇ ÖNEMLİ TEŞVİK
Fabrika haberlerinin duyurulmasından önce alınan 3 çok önemli karar ise Türkiye’nin Çinli BYD’yi yatırıma çekmek için elinden geleni yaptığını gösteriyor:
EK VERGİ MUAFİYETİ: Bugün (8 Temmuz) itibarıyla geçerli olacak düzenlemeye göre artık Çin’den gelen tüm yakıt türlerindeki otomobillere yüzde 40 ilave gümrük tarifesi uygulanacak. Ancak, resmi olarak yatırım taahhüdü verilirse yatırım yapacağını bildiren Çinli üreticiler teşvik belgesi alarak bu ek gümrük vergisinden muaf tutulacak.
ÖTV DESTEĞİ: Meclis’e sunulan kanun teklifine göre, karbondioksit emisyonu 25 gramın altında olup, elektrikli menzili 70 km ve üstünde olan şarj edilebilir hibrit (Plug-In Hybrid) araçlara ÖTV avantajı gelecek. Motor silindir hacmi 1600 cm3’ü geçmeyen ve ÖTV matrahı 1.350.000TL’yi aşmayan araçlardan yüzde 30 ÖTV alınacak.
MANİSA OSB’DEKİ ARAZİ: 2020 yılında Volkswagen’in yapacağı yatırım için fabrikanın kurulması planlanan, Manisa’nın Yunusemre İlçesindeki 3 bin 364 dönümlük arazi, 5 Kasım 2020 tarihinde Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ne (OSB) ilave edilerek kamulaştırılmıştı. İşte BYD’ye fabrika için bu arazinin tahsis edileceği tahmin ediliyor.
HANGİ MODELİ ÜRETECEK?
BYD’nin Avrupa’ya açılma stratejisi kapsamında elektrikli otomobillerini Macaristan’da şarj edilebilir hibrit motorlu otomobillerini ise Türkiye’de üretmesi bekleniyor. Meclis’e sunulan yeni ÖTV yasa teklifi ise; 1.5 litre hacmindeki benzinli motoru, 80 kilometre elektrikli sürüş menzili ve 20.5 g/km CO2 emisyonu bulunan Seal U DM-i modelinin Türkiye’de üretilebileceğini işaret ediyor.
]]>
Çinli otomotiv deviyle imzalar Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve BYD Yönetim Kurulu Başkanı Wang Chuanfu tarafından atıldı.
Yapılan anlaşma çerçevesinde, BYD’nin Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolar yatırımla, yıllık 150 bin araç kapasiteli elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobil üretim tesisi ile sürdürülebilir mobilite teknolojilerine yönelik Ar-Ge merkezi kurması öngörülüyor. 2026 sonunda üretime başlaması hedeflenen tesiste 5 bin kişiye kadar doğrudan istihdam sağlanması planlanıyor.

TÜRKİYE’NIN EŞSİZ AVANTAJLARI İLE AVRUPA’YA ULAŞILACAK
Halihazırda yılda 3 milyondan fazla otomobil üreten ve elektrikli araç satışlarında dünya lideri olan BYD tarafından Türkiye’nin tercih edilmesine ilişkin yapılan açıklamada, ”Türkiye’nin gelişen teknoloji ekosistemi, güçlü tedarikçi tabanı, olağanüstü konumu ve nitelikli iş gücü gibi sahip olduğu eşsiz avantajlar sayesinde, BYD’nin bu yeni üretim tesisine yaptığı yatırım, markanın yerel üretim yeteneklerini daha da geliştirmekte ve lojistik verimliliği artıracaktır. Bölgede yeni enerji araçlarına yönelik artan talebi karşılayarak Avrupa’daki tüketicilere ulaşmayı hedefliyoruz.” denildi.

TÜRKİYE KÜRESEL YATIRIMLAR İÇİN CAZİBE MERKEZİ
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, yaptığı açıklamada şunları kaydetti;
Elektrikli araç ve batarya teknolojilerinde lider küresel marka BYD’nin ülkemize yatırım kararı almasından memnuniyet duyuyoruz. Bu yatırım kararı, Aralık ayında Çin’e yaptığımız ve BYD’nin 110.000 mühendisiyle günde 32 patent ürettiğine bizzat tanık olduğumuz ziyaretten bu yana uzun süredir devam eden görüşme ve istişarelerin ürünüdür. Yeni teknolojileri ve Ar-Ge’yi Türkiye’ye getirme çabalarımız, ülkemizin yalnızca uluslararası yatırımlar için bir merkez değil, aynı zamanda bir inovasyon ve ileri yeşil teknoloji merkezi olma potansiyelini de vurgulamaktadır. Yeni nesil araçların yüksek yerli katma değerle üretimine yönelik bu yatırım, otomotiv sektörümüze güç katacak. Avrupa’nın en büyük üçüncü otomobil üreticisi olan Türkiye’de, 35 milyar doların üzerinde yıllık tutar ile ihracatın lider sektörü olan otomotiv sektöründe yeni nesil ve çevre dostu elektrikli araçlara yönelik dönüşümü öncelikli bir hedef olarak görüyoruz. Bu kapsamda milli markamız Togg, ülkemiz için öncü bir adım olmuştur. Ülkemizde üretim yapmakta olan diğer markaların da elektrikli araçlara yönelik yatırımları bakanlığımızca desteklenmektedir. Elektrikli araçların yaygınlaşmasını destekleyici önemli unsurlardan biri olan şarj istasyonlarının tüm şehirlerimizde hızla yaygınlaşmasını sağladık. Türkiye, yeni yatırımlarla otomotiv sektöründe dönüşümün lider ülkesi olacak.
Türk otomotiv sanayi için tarihi bir güne şahitlik ediyoruz. Otomotiv sektöründe sekizi küresel marka olmak üzere on üç marka üretim yapıyor. 2002 yılında toplam 300 bin araca yakın olan üretimimiz, geçtiğimiz yıl 1 milyon 400 bini aştı. Mevcut üreticilerimizin kapasite artışlarını her daim destekledik. Bunun yanında, ülkemize yeni marka yatırımları çekmek için de gayretlerimizi artırdık. BYD’nin yatırım kararı, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sürdürdüğümüz yatırımcı dostu politikaların ve yatırımlara sunduğumuz desteklerin sonucudur. Türkiye, yatırımcılar için Gümrük Birliği yoluyla Avrupa pazarına ve yirmi üç ülkeyle imzalamış olduğu serbest ticaret anlaşmalarıyla pek çok ihracat pazarına erişim kapısıdır. Türkiye’ye güvenen ve yatırım yapanlar kazanmaya devam edecektir.
27 YIL SONRA DOĞRUDAN YATIRIM GELDİ
Türkiye’nin en büyük ihracatçı sektörü konumundan bulunan otomotiv sektöründe ana üretici yatırımı son olarak 1997 yılında Japon üretici Honda tarafından yapılmış ancak firma 2021 yılında Gebze’deki fabrikasını kapatmıştı. Aradan geçen 27 yılda birçok üreticinin adı yatırımla anıldı ancak hiçbiri hayata geçirilmedi. Ancak, Çinlilerin Batı’ya açılma stratejisi kapsamında üretim tesislerini Avrupa’ya taşımak istemesi yeni yatırımların önünü açtı. 2023 yılından beri devam eden görüşmeler neticesinde, 27 yıl sonra Türkiye’ye ilk büyük çaplı otomotiv yatırımının dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi BYD’den gelmesi bekleniyor. Geçtiğimiz hafta Bloomberg’e konuşan Türk yetkililerin verdiği bilgilere göre, söz konusu yatırımın tutarı 1 milyar dolar olurken fabrikanın kurulacağı yer ise Manisa olacak..
TÜRKİYE’DEN ÜÇ ÖNEMLİ TEŞVİK
Fabrika haberlerinin duyurulmasından önce alınan 3 çok önemli karar ise Türkiye’nin Çinli BYD’yi yatırıma çekmek için elinden geleni yaptığını gösteriyor:
EK VERGİ MUAFİYETİ: Bugün (8 Temmuz) itibarıyla geçerli olacak düzenlemeye göre artık Çin’den gelen tüm yakıt türlerindeki otomobillere yüzde 40 ilave gümrük tarifesi uygulanacak. Ancak, resmi olarak yatırım taahhüdü verilirse yatırım yapacağını bildiren Çinli üreticiler teşvik belgesi alarak bu ek gümrük vergisinden muaf tutulacak.
ÖTV DESTEĞİ: Meclis’e sunulan kanun teklifine göre, karbondioksit emisyonu 25 gramın altında olup, elektrikli menzili 70 km ve üstünde olan şarj edilebilir hibrit (Plug-In Hybrid) araçlara ÖTV avantajı gelecek. Motor silindir hacmi 1600 cm3’ü geçmeyen ve ÖTV matrahı 1.350.000TL’yi aşmayan araçlardan yüzde 30 ÖTV alınacak.
MANİSA OSB’DEKİ ARAZİ: 2020 yılında Volkswagen’in yapacağı yatırım için fabrikanın kurulması planlanan, Manisa’nın Yunusemre İlçesindeki 3 bin 364 dönümlük arazi, 5 Kasım 2020 tarihinde Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ne (OSB) ilave edilerek kamulaştırılmıştı. İşte BYD’ye fabrika için bu arazinin tahsis edileceği tahmin ediliyor.
HANGİ MODELİ ÜRETECEK?
BYD’nin Avrupa’ya açılma stratejisi kapsamında elektrikli otomobillerini Macaristan’da şarj edilebilir hibrit motorlu otomobillerini ise Türkiye’de üretmesi bekleniyor. Meclis’e sunulan yeni ÖTV yasa teklifi ise; 1.5 litre hacmindeki benzinli motoru, 80 kilometre elektrikli sürüş menzili ve 20.5 g/km CO2 emisyonu bulunan Seal U DM-i modelinin Türkiye’de üretilebileceğini işaret ediyor.
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, araştırma, iş gücü hareketliliğinin, dünya genelinde iş yapış biçimlerinde köklü değişiklikler yarattığını ve uzaktan çalışma modelinin yaygınlaşmasıyla iş gücü hareketliliğindeki trendlerin nasıl şekillendiğini ortaya koyuyor.
Kurumsal liderlerin iş gücü hareketliliği stratejilerini nasıl yeniden tasarladığını ve geliştirdiğini inceleyen araştırma, mobil çalışanlar, iş hedefleri ve kurumsal dayanıklılık için daha iyi sonuçlar sağlayabilecek etkenleri stratejik uyum, yetenek bağlantısı, dijital odaklanma, esneklik ve dış uzmanlığın kullanılması olarak sıralıyor.
Ankete katılanlar, gelişmiş, gelişmekte olan ve diğer grup olarak üçe ayrıldı.
Gelişmiş iş gücü mobilite fonskiyonlarına sahip sektörlerin başında enerji (yüzde 30), teknoloji, medya ve telekomünikasyon (yüzde 30), finansal hizmetler (yüzde 26), tüketici ve perakende (yüzde 24) sektörleri geliyor. Gelişmekte olan iş gücü mobilite fonksiyonlarına sahip olanlara göre ise ilk sırada otomotiv ve üretim sektörü (yüzde 60) yer alıyor.
İŞVERENLER YURT İÇİ VE ULUSLARARASI ÇALIŞAN HAREKETLERİNİ TAKİP EDİYOR
Araştırmaya katılan işverenlerin neredeyse tamamı (yüzde 98) yurt içi ve uluslararası çalışan hareketlerini takip ettiklerini söylüyor. Bu oran, geçen yıl yüzde 49du.
İş gücü profesyonellerinin çoğu (yüzde 86) ise iş gücü hareketliliğinin, karbon ayak izini azaltmak, kurumsal sürdürülebilirlik hedeflerine katkıda bulunmak ve çevre dostu ulaşım seçeneklerine öncelik vermek üzere kuruluşlarının genel sürdürülebilirlik gündemini ve hedeflerini iyileştirdiğini söylüyor.
YÜZDE 34 İŞİNDEN AYRILMAK İSTİYOR
EY araştırması, bir yıl içinde işlerinden ayrılmaya istekli çalışan sayısının oldukça yüksek olduğunu (yüzde 34) gösterirken, çalışanların öncelikli endişesinin ücret olduğunu ortaya koyuyor.
Mobilite uzmanları, kuruluşların bu durumun farkında olduğunu ve yüzde 82sinin hibrit çalışmaya yönelik bir yaklaşım geliştirdiğini söylüyor. Ancak işverenler, uzaktan çalışmanın sınır ötesi olmasına henüz tam olarak ikna olmuş değil. İşverenlerin yüzde 41i hibrit modelin fiziksel iş gücü hareketliliğinin yerini alabileceğini düşünüyor ve yüzde 49u, bu modelin özellikle kıdemli profesyoneller için aynı düzeyde verim sunmadığına inanıyor.
Araştırmaya göre, gelecek iki yıl içinde, profesyonellerin yüzde 80i, iş gücü alanındaki mobilite teknolojisine yatırımlarını artırmayı planladığını belirtiyor. İşverenlerin çoğu (yüzde 91) otomasyonu ve dijitalleşmeyi verimlilik açısından yararlı buluyor ve bu kapsamda en önemli üç faydayı “süreç basitleştirme”, “süreç standardizasyonu” ve “vergi ve göçmenlik politikalarına uyum” olarak sıralıyor.
Üretken yapay zeka (GenAI) araçlarına doğru hızlanan yolculuğun, gelecek 12 ay içerisinde yatırımları ve iş akışlarını etkilemesi bekleniyor. Mobilite işlevlerinin yüzde 71i GenAIı kısıtlı olarak, yüzde 22si ise rutin olarak kullanıyor. İşverenlerin yüzde 79u GenAIın esnek çalışma yolları, çalışan deneyimi ve yeni iş fırsatlarının sağlanması gibi konularda olumlu etkisi olacağını söylüyor. Yanıt verenlerin yüzde 44ü ise GenAIın esnek çalışmaya fayda sağlayacağını düşünüyor.
“ŞİRKETLERİN ESNEK ÇALIŞMA DÜZENLERİNİ BENİMSEMELERİ GEREKİYOR”
Açıklamada görüşlerine yer verilen EY Türkiye İş Gücü Danışmanlığı Lideri ve Şirket Ortağı Ersin Yıldırım, araştırma sonuçlarının, mobil şekilde çalışanlar, iş hedefleri ve kurumsal esneklik için daha iyi sonuçlar sağlayabilecek iş gücü mobilitesini geliştirmek için temel itici güçleri ortaya koyduğunu belirtti.
Yıldırım, “İş gücü yönetiminde ve liderlik pratiklerinde önemli değişikliklerin beklendiği bu dönemde, şirketlerin esnek çalışma düzenlerini benimsemeleri ve çalışanlarının ihtiyaçlarına uygun hareketlilik çözümleri sunmaları gerekecek. Ayrıca, liderlik ekiplerinin bu alandaki kriz yönetimi becerilerini geliştirmesi ve değişen iş gücü dinamiklerine uyum sağlaması kaçınılmaz olacak.” ifadelerini kullandı.
Esnekliğin, uyum sağlama ve çalışan ihtiyaçlarına odaklanmanın öneminden bahseden Yıldırım, “Bunlar, başarılı bir hareketlilik stratejisinin temelini oluşturacak gibi görünüyor. Gelişmiş bir iş gücü mobilitesi için kuruluşlar, stratejik davranarak ve gelecekteki liderlerin yetiştirilmesindeki önemin bilincinde olarak, hareketliliği daha geniş iş gücü gündemine dahil etmeli.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>“Bu platform, ekonomik ortaklığımız için ileriye dönük bir vizyon oluşturmaya yönelik kolektif çabalarımızın temel taşını temsil ediyor.” diyen Bolat, güncel zorlukların üstesinden gelme, yeni fırsatlar yakalama ve hem AB hem de Türkiye için müreffeh bir gelecek sağlama konusunda kararlı olduklarını söyledi.
Bolat, “2023 yılının ikinci yarısından bu yana Türkiye ile AB arasında yeni ve olumlu bir gündem oluşturmak için özenle çalışıyoruz.” dedi.

Kararlı ve işbirliğine dayalı çabalarla, Türkiye ile AB arasında kapsamlı olan entegrasyonu daha da derinleştirmek için tasarlanmış kapsamlı bir yol haritasını başarıyla geliştirdiklerini anlatan Bolat, AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis’in bu dönüştürücü sürecin şekillendirilmesinde ve yönlendirilmesinde hayati bir rol oynadığını ifade etti.
GÜMRÜK BİRLİĞİ ÖNEMLİ ROL OYNADI
Bakan Bolat, ikili ekonomik ilişkiler ve Gümrük Birliği konusunda şöyle konuştu:
“AB ve Türkiye her zaman birbirlerinin önemli ekonomik ve ticari ortakları olmuştur. Türkiye ile AB arasında 1995 yılında Gümrük Birliği’nin kurulmasıyla bu ortaklığı güçlü bir sözleşme temeline oturtmayı başardık. O tarihten bu yana Gümrük Birliği, ticaretin giderek serbestleştirilmesi ve Türkiye’nin AB müktesebatına ve ticaret politikalarına uyumu yoluyla ticari ilişkilerin sürekli olarak geliştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Daha önceki başarılarımızın üzerine başarılı bir şekilde koyarak ikili ticaretimizi her yıl artırdık. Bunun sonucunda ulaştığımız 2023 yılında ikili ticaretimiz tüm zamanların zirvesi olan 210 milyar dolara ulaştı. Gümrük Birliği, kesintisiz ticaret ve yatırım akışlarını teşvik ederek, her iki bölgedeki iş toplulukları için önemli bir değer yaratarak küresel pazardaki rekabet güçlerini artırdı.”
Gümrük Birliği ortaklığının yalnızca malların verimli biçimde hareketini kolaylaştırmakla kalmadığına işaret eden Bolat, bunun aynı zamanda kolektif gücün, yenilikçiliğin ve kaynakların güçlendirmesine de imkan sağladığını belirtti.

“GÜMRÜK BİRLİĞİ YAPISI GELİŞTİRİLMELİ”
Bakan Bolat, “Son 30 yılda uluslararası ticaretin değişen manzarası göz önüne alındığında Gümrük Birliği’nin yapısını geliştirebileceğimiz önemli alanlar var.” değerlendirmesini yaptı.
Güncelleme sürecinde Gümrük Birliği’nin hizmetler ve dijital ticaret gibi yeni alanlara genişletilmesinin önemine dikkati çeken Bolat, yeşil ve dijital dönüşümde işbirliğinin derinleştirilmesi gerektiğini anlattı.
GÜMRÜK BİRLİĞİ’NDE YAPISAL KUSURLAR
Bolat, “Başlangıçta Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine kadar geçici bir düzenleme olarak tasarlanan Gümrük Birliği’nin mevcut yapısının kalıcı yapısal kusurlara sahip olduğu bir gerçek.” dedi.
Gümrük Birliği’nde yer alan kusurların tarafların Serbest Ticaret Anlaşması ağları arasında giderek artan eşitsizlikler, kara yolu kotaları ve iş dünyası temsilcilerinin Gümrük Birliği’nden tam olarak yararlanma kabiliyetini engelleyen hantal vize prosedürleri olduğunu vurgulayan Bolat, “Günümüzde transit kotaların uygulanması, Gümrük Birliği’mizde serbestçe dolaşması gereken Türk ürünlerinin teslimatının daha uzun ve daha maliyetli olmasına yol açmaktadır.” ifadelerini kullandı.
VİZE SORUNU
Bakan Bolat, bu durumdan sadece Türk ürünlerinin etkilenmediğini, AB şirketlerinin Türkiye’de ürettiği ürünlerin de aynı engellerle karşı karşıya olduklarını anımsatarak, “Vize işlemlerinde yaşanan tıkanıklıklar, Türk iş dünyasının faaliyetlerini aksatmanın yanı sıra AB ile yakın ticari bağları olan Avrupa’nın çok uluslu iş modellerinde de ciddi belirsizliklerin oluşmasına neden oldu.” diye konuştu.
“Mevcut sorunlar, Gümrük Birliği’nden elde edilen faydaları sınırlandırıyor.” diyen Bolat, Gümrük Birliği’nin derinleştirilmesiyle ticari ve ekonomik ilişkilerin potansiyelinin artacağını söyledi.
Bolat, son dönemde dünya ve uluslararası ekonominin bir dönüm noktasına ulaştığına işaret ederek, “Uluslararası arenada yaşanan birçok gelişme, dünya genelinde ekonomileri benzeri görülmemiş risk ve tehditlerle karşı karşıya bıraktı.” diye konuştu.
Karşılıklı gümrük vergisi savaşları, dünyanın önde gelen ekonomik merkezleri arasındaki sert rekabet ve birçok bölgeyi etkisi altına alan askeri çatışmaların yıldır süren ekonomik küreselleşme ve liberalleşme sürecini tehdit ettiğini aktaran Bolat, mevcut jeopolitik bağlamda, dünya çapındaki ülkelerin korumacı önlemler aldığına ve ticaret engellerine yöneldiğine işaret etti.
Bakan Bolat, “Uluslararası ilişkilerdeki temel gerilimler küresel ticarete de sıçradı ve iş faaliyetlerini, ticareti ve yatırımı dünya çapında giderek daha karmaşık hale getirdi.” dedi.
“Bu koşullar altında Gümrük Birliği’ni, ticari ve ekonomik etkileşimlerimizde doğru rotayı çizmemize yardımcı olan, aynı zamanda AB-Türkiye ilişkilerinin olumlu seyrinin devamını sağlayan bir pusula olarak görüyoruz.” diyen Bolat, Türkiye’nin güçlü ekonomik yapısı ve stratejik konumuyla tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve ekonomik güvenliğin artırılmasında kilit rol oynayacağını belirtti.
Bolat, iş ve ticarette köklü ve güvenilir ekonomik bağların kritik rolünü anımsatarak, bu bağların başarılı ticari ilişkilerin üzerine inşa edildiği temel olduğunu ve yeni fırsat kapıları açacağını anlattı.
AB ve Türkiye’nin yakın işbirliğini sürdürdüğünde, ekonomilerini dış şoklardan daha iyi koruyacağını, ortaya çıkan ekonomik tehditler karşısında daha sağlam olacaklarını ifade eden Bolat, “Beklentim, çabalarımızı koordine etmek için yeni bir format olarak Türkiye ile AB arasındaki Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu’nun böylesine ileriye dönük bir vizyonun oluşmasına vesile olmasıdır. Bu yakın işbirliğinin Gümrük Birliği’mizin güncellenmesine ve Türkiye-AB ilişkilerinin derinleşmesine de yol açacağından hiç şüphem yok.” diye konuştu.
“ÜRETİCİLER VE DEĞER ZİNCİRLERİ GÜMRÜK BİRLİĞİ İLE BAĞLANDI”
AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis de “Gümrük Birliği, üreticilerin ve değer zincirinin güzel biçimde bağlanmasını sağladı.” dedi.
Türkiye ve AB arasında ikili ticari ilişkilerin çok kuvvetli olduğunu vurgulayan Dombrovskis, “Karşılıklı ticarette 2023’te 206 milyar avroyla yeni rekor kırıldı. Türkiye, AB’nin en büyük 5. ticaret ortağı konumuna geldi.” ifadesini kullandı.
Dombrovskis, Türkiye ve AB arasında karşılıklı mal ticaretinin dengeli ve değer zincirlerinin birbirlerine kuvvetle bağlı olduğunu dile getirdi.
Ticaret önündeki engellerin kaldırılması ve ticari ilişkilerin zenginleştirilmesinin dayanıklılığı artıracağının altını çizen Dombrovskis, bugünkü diyaloğun ticari engelleri kaldırmak, değişik işbirliği alanlarını belirlemek gibi çeşitli konuların ele alınacağı önemli bir platform olduğunu aktardı.
Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu kapsamında yapılan “Türkiye-AB İş Diyaloğu” toplantısına, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV), Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), Avrupa İş Dünyası Konfederasyonu (BusinessEurope), Avrupa Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (EUROCHAMBRES), Avrupa KOBİ Birliği (SMEunited) temsilcileri de katıldı.
BOLAT’TAN X’TEN PAYLAŞIM
Bakan Bolat, X sosyal medya hesabından, “Bugün, Brüksel’de AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis ile Türkiye’den ve AB’den çok sayıda iş dünyası kuruluşlarının başkanlarının katılımları ile AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu kapsamındaki İş Dünyası Yuvarlak Masa Toplantısını gerçekleştirdik.” paylaşımını yaptı.
Öğleden sonra hükümetler arası görüşmeler yapacaklarına işaret eden Bolat, “Toplantıda iş dünyalarımızın Gümrük Birliği’mizin işleyişini, ikili ticaretteki mevcut durum ve ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesi adına başta Gümrük Birliği’nin modernizasyonu olmak üzere iş dünyasının beklentilerini ve önerilerini etraflıca değerlendirdik.” ifadesini kullandı.
Bakan Bolat, şunları kaydetti:
“AB ve Türkiye ekonomik ilişkilerinin güçlendirilmesinin ve Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun hem Türkiye’nin hem de AB’nin ortak çıkarına olduğu hususunda iş dünyalarımızın mutabık olduğunu gördüğümüz toplantıda, atılacak ortak adımların AB’nin ve Türkiye’nin küresel değer zincirlerindeki rekabet gücünün yükseltilmesine önemli katkılar sağlayacağı konusunda görüş birliğine vardık. Bu bağlamda, en önemli ticaret partnerimiz konumundaki AB ile ticari ve ekonomik ilişkilerimizin daha da derinleşmesi ve farklı alanlara genişletilerek güçlendirilmesi noktasında çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.”
]]>Haber7
Küresel piyasaların radarında haftaya ABD enflasyon verisi olacak.
ABD’de hafta içi salı günü Fed Başkanı Jerome Powell’ın açıklamaları, çarşamba toptan stoklar, perşembe Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve haftalık işsizlik maaşı başvuruları, cuma Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ve Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi takip edilecek.
Yurt içinde ise Çarşamba günü sanayi üretim endeksi, Cuma günü ise ödemeler dengesine ilişkin veriler takip edilecek.
BIST 100 endeksi, enflasyonun yavaşladığını ortaya koyan verilerin ardından geçen hafta 10.940 puanın üzerini test ettikten sonra 10.850 puanın üstünde dengelendi.
Haftanın ilk işlem gününe yükselişle başlayan Borsa İstanbul, açılışta BIST 100 endeksi önceki kapanışa göre 50,11 puan ve yüzde 0,46 artarak 10.901,90 puana çıktı.
Altın fiyatları, Fed’in eylülde faiz indirimi yapacağı beklentileri ve yatırımcıların kâr realizasyonları nedeniyle geriledi.
Çin Merkez Bankası’nın haziran ayında üst üste ikinci ay rezervlerine altın eklememesi de düşüşte etkili oldu. Bu hafta açıklanacak enflasyon verileri ve Fed yetkililerinin açıklamaları yakından izlenecek.
Marbaş Menkul Değerler Yatırım Yatırım Uzmanı Aziz Kaçmaz, piyasalarda gündemi Haber7’ye değerlendirdi.
PİYASALARDA YOĞUN VERİ AKIŞI
Geçtiğimiz hafta yurt içinde enflasyon verisinin beklentinin altında sürpriz bir rakam ile geldiğini söyleyen Marbaş Menkul Değerler Yatırım Yatırım Uzmanı Aziz Kaçmaz, enflasyondaki düşüş eğiliminin piyasada pozitif bir etki yarattığını belirtti. Kaçmaz, Moody’s kredi derecelendirme kuruluşundan da not artışı beklediğini ifade etti.
Cuma günü ABD’den tarım dışı istihdam verisinin beklenti üstü geldiğini dile getiren Aziz Kaçmaz, hafta içinde enflasyon verisinin takip edileceğini vurguladı.
Fed Başkanı Powell’ın son toplantıda faiz indirim beklentisini indirdiğini söyleyen Kaçmaz, bir sürpriz gelmeyeceğini dile getirdi. Aziz Kaçmaz, Fed’in faiz indirimine sıcak baktığını ancak destekleyici verilerin beklendiğinin altını çizdi.
ALTINDA KRİTİK HAFTA
Tarım dışı istihdam verisinin altını desteklediğini söyleyen Marbaş Menkul Değerler Yatırım Yatırım Uzmanı Aziz Kaçmaz, altında sınırlı yükselişin yaşandığını belirtti. Kaçmaz, altının yukarı yönlü hareketini destekleyecek unsurun, Fed’in faiz indirimine yakın veriler olduğunu vurguladı.
Haftanın ilk işlem gününde altında 2.400 dolar seviyesinin direnç hattı olduğunu ifade eden Kaçmaz, kar satışlarının gerçekleştiğini söyledi. Perşembe günü gelecek olan enflasyon verisinin altın için kritik olduğunu dile getiren Kaçmaz, enflasyon verisinin seyrine göre altında 2.400 seviyesinin üstünde tutunabileceği yönünde tahminde bulundu. Aziz Kaçmaz, orta uzun vadede altının seyrinin pozitif olduğunu söyledi.
BORSA İSTANBUL’DAN SÜRPRİZ PERFORMANS
Borsa İstanbul’da son gelişmeleri değerlendiren Marbaş Menkul Değerler Yatırım Yatırım Uzmanı Aziz Kaçmaz, haftanın ilk işlem gününün yükselişle açıldığını belirtti. Kaçmaz, 10.846 destek seviyesi ile endeksin 11 bin puan seviyelerini yeniden test edeceğini dile getirdi. Yeniden 11 bin puanın görülebileceğini vurgulayan Kaçmaz, son çeyrekte faiz indirimlerinin gündeme gelmesi ile sektör bazında gayrimenkul fiyatlamalarında hareketlilik gözlemlendiğini belirtti.
‘ATEŞKES İÇİN YALVARIYOR’
Hamas’ın “çöktüğünü” ileri süren Smotrich, Filistinli grubun “ateşkes için yalvardığını” iddia etti.
Filistin karşıtlığıyla tanınan aşırı sağcı Smotrich, Gazze’ye yönelik saldırıların şu an durdurulmasının “Hamas’ın toparlanarak bölgede yeniden savaşmasına izin vermek” anlamına geleceğini öne sürdü.

AÇIKLAMANIN ZAMANLAMASI DİKKAT ÇEKTİ
Smotrich’in Gazze’ye saldırıların sürdürülmesine ilişkin açıklamasının, Tel Aviv ile Hamas arasında esir takası müzakerelerinin gündemde olduğu bir dönemde gelmesi dikkati çekti.
‘YENİDEN SALDIRABİLME HAKKI’
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da dün yaptığı açıklamada, Gazze’de varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasının, “savaşın hedeflerini gerçekleştirene kadar İsrail’in yeniden Gazze’ye saldırabilme hakkını güvence altına alması gerektiğini” savunmuştu.

DİREKTÖR MISIR’DA
İsrail İç İstihbarat Teşkilatı Şin-Bet’in (Şabak) Direktörü Ronen Bar liderliğindeki İsrailli müzakere heyeti, esir takası müzakereleri ve Refah Sınır Kapısı’nın idaresi hakkındaki görüşmelere katılmak üzere bu sabah Mısır’ın başkenti Kahire’ye gitti.
‘GAZZE’DE 186.000’DEN FAZLA KAYIP’
İngiltere’de yayımlanan The Lancet dergisinde, Rasha Khatib, Martin McKee ve Salim Yusuf imzasıyla “Gazze’de ölü sayımı: Zor ancak gerekli” başlığıyla makale yayımlandı.
Gazze’de 19 Haziran itibarıyla hayatını kaybedenlerin sayısının 37 bin 396 olduğu belirtilen makalede, bölgedeki yıkım nedeniyle Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığının veri toplamasının zor olduğu vurgulandı.

YÜZDE 30 BELİRLENEMEDİ
Bakanlığın, ölü sayısı ile kimliği belirlenen ölü sayılarını ayrı açıkladığına işaret edilen makalede, Gazze’de hayatını kaybedenlerin yaklaşık yüzde 30’unun kimliğinin belirlenemediğinin altı çizildi.
Makalede, Orta Doğu’daki hava saldırılarını izleyen ve arşivleyen sivil toplum kuruluşu Airwars’ın, hava saldırılarının bazı kimliği belirlenebilir kurbanların isimlerinin bakanlık listelerinde yer almadığını ortaya çıkardığı da ifade edildi.
ENKAZ ALTINDAKİ KAYIPLAR
Gazze’deki binaların yüzde 35’inin yıkıldığına yönelik verilere de değinilen açıklamada, hala enkaz altında olan cenaze sayısının 10 binden fazla olduğu vurgulandı.
Savaşların, sadece şiddet olaylarına değil sağlık sorunlarına da neden olduğuna dikkat çekilen makalede, savaşlar sona erse dahi ardından gelen yıllarda etkilerinin görüldüğü belirtildi.

‘DOLAYLI ÖLÜM’
Gazze’de saldırıların neden olduğu dolaylı ölüm oranı 3 ila 15 kat daha yüksek
Sağlık kurumlarının yok olması, su, gıda ve barınak yetersizliği, güvenli yaşam alanlarının bulunmaması gibi nedenlerle dolaylı ölüm sayılarının yüksek olacağı kaydedilen makalede, dolaylı ölümlerin, doğrudan ölümlere göre 3 ila 15 kat daha yüksek olduğu aktarıldı.
NÜFUSUN %7,9’U
Makalede, “Bildirilen 37 bin 369 ölüme karşı dört dolaylı ölüm şeklinde ılımlı yaklaşımla tahminde bulunulduğunda Gazze’deki saldırılara 186 binden fazla ölüm atfetmek mantıksız olmaz. Gazze’nin 2022 nüfus tahmini olan 2 milyon 375 bin 259 ele alındığında tahmin edilen ölü sayısı, tüm nüfusun yüzde 7,9’una denk gelmektedir.” ifadeleri kullanıldı.
ATEŞKES SAĞLANMASSA YAŞANACAKLAR
Şubatta yapılan değerlendirmeye göre, ateşkesin sağlanmayıp saldırıların aynı yoğunlukta devam etmesi halinde ölü sayısının, 6 Ağustos’ta 58 bin 260, salgın hastalıklar ve gerilimin yükselmesi de hesaba katıldığında 85 bin 750 olacağı tahmini de makalede yer aldı.
Bu nedenle Gazze’de acil ateşkese ihtiyaç olduğu vurgulanan makalede, gerekli tıbbi yardımın, gıda, su ve temel ihtiyaçların dağıtımının hayati önemine işaret edildi.
‘HER ŞEY HESAPLANMALI’
Makalede, Gazze’de ortaya çıkan ölü sayısı ve yıkımın hesaplanmasının, gelecekte hesap sorma, savaşın getirdiği yıkımın ölçüsünü belirleme, savaş sonrası iyileştirme, altyapının yenilenmesi ve insani yardımlar için önemli olduğu belirtildi.
ZORUNLU GÖÇ
Bölgedeki binlerce Filistinli, yoğun saldırlar nedeniyle kuzeye doğru kaçmaya başladı.İsrail savaş uçakları ve topçuları gece boyu Gazze kent merkezinin doğu, batı ve orta bölgelerini saatler boyunca ağır bombalarla hedef aldı.Saldırılar nedeniyle bölgede onlarca ölü ve yaralı olduğu aktarıldı.
Teknoloji, son 30 yılda gücünü arttıran şekilde toplumları ve kişileri etkilemeye devam ediyor.
İlk bakışta iki ayrı konu gibi görünse de uygulama alanlarında bu iki değerin fayda yada zararlı etkilerinin her geçen gün arttığı hissedilmektedir.

Bu iki kavramı biraz daha açarsak, Teknoloji konusunda yüzlerce sayfa bilgiye burada yer vermek mümkün olmazdı elbette.
Demokrasi ve onun ana omurgası olan adalet konusu üzerinde kalem oynatmak alanımız dışı olması nedeniyle vaz geçtik.
Ancak, bu iki kavramın birbirlerine, topluma ve bireylere olan etkilerini konuşabiliriz.
Teknoloji , Demokrasi ve Adalet triosunun olumlu ve zararlı etkilerinin , gelecek kuşaklar üzerinde sonuçları olacağını düşünerek, olumlu ve faydalı etkilerini de sürekli gündemde tutmalıyız.
Amacımız, siyaset ve politika alanlarının girift koridorlarında dolaşmak değil elbette. bunu profesyonel siyasetçiler yeterince yerine getiriyor sanıyoruz.
Teknoloji , son 30 yılda her sektörde, her türlü sosyal ve bireysel alanda kendisini yoğun şekilde hissettirmeye başladı , hızına erişmek çoğu kere mümkün bile olamıyor.
Bu hızın ve gelişimin etki ivesinin, toplum üzerindeki artışı hayli görülür biçimde her geçen gün artmaktadır.
Universal ticari trendler , üretim süreçlerinin çeşitlenmesi ve gelişmesi , uluslararası ticaret , transferler araçları , bilişimin ve haberleşmenin artışı , maliyetlerin düşmesi , üretim miktarlarının artması , sert rekabet , kar maksimizasyonu gibi daha bir çok iktisadi faktörün teknolojinin sağladığı imkanlarla erişilebilir ve yapılabilir olması teknolojinin önemini ve gerekliliğini görünür ve vazgeçilmez kılmıştır.
Diğer konu ise teknolojinin sağladığı imkanlarla demokrasi ve adaletin tüm sosyal mecralarda kimi zaman yer alan olumsuz ve eleştirel haberleri geçmişte olduğu gibi günümüzde azalarakta olsa devam ettiği görülüyor.
Ancak, eskiden haberleşme ve toplumsal bilgi paylaşım enstrümanlarının kısıtlı olması bu ve benzer mecraların sınırlı sayıda ( gazeteler) olduğu günlerde, toplumsal yaşamı tehdit ve tahdit eden olaylar ve uygulamaların duyulması, anlatılması ,paylaşılması ve ifşa edilmesi her zaman mümkün olmazken , günümüzde teknolojinin sağladığı teknik imkanlarla (sosyal medya ve türevleri) günlük hatta anlık olarak kolay ,ekonomik ve hızlı şekilde tüm mecralardan iletilebilmektedir.
Bu bilgiler Toplumun tüm katmanlarına evde, köyde , dağın tepesindeki çobana kadar görsel olarak anında ulaştırılabiliyor. Ancak iletilen her türlü bilgi ,haber ve enformasyonun doğru olmayan veya art niyetli yayıcıların ilettiği filtresiz ,kontrolsüz içeriklerin toplum üzerindeki zararlı etkilerinin arttığı görülmektedir.
Belki de yakın gelecekte Teknoloji, mahremiyet ve bilginin kullanımını yoğun şekilde konuşur hatta tartışır olacağız.
Bu yöntemler ve benzer bilgi paylaşımı öylesine kontrolden çıkmış ki, bazı ülkeler bu haberlerin, içeriklerin ve uygulamaların olumsuz etkilerini gidermek ve sınırlandırmak için ( Fransa – ABD vd.) kısıtlamaya gitmeyi parlamentolarında görüşmeye başlamışlardır.
Kısaca, insanlar saçtaki tokadan bilekteki marteniçka’ya kadar her şeyi anında paylaşılıyor. Mahrem konuların ve mekanların bile günümüzde sınırları neredeyse yok olmaya başladı.
Evler, otonom sistemlerin yaygınlaşmaya başlamasıyla neredeyse görülür ve paylaşılır hale geldi.
Yakın gelecekte bu alanlar bile mahrem olmaktan çıkması muhtemeldir. Bu bir öngörü değil bir gerçek olarak yakında olumsuz örnekleri ile karşımıza çıkacaktır.
Günümüzde, denetimli military bilgi dışındaki verilerin engellenmesi , saklanması gizlenmesi ,mahremiyeti yada sansürü çıkarılan yasalar ve engellemelere rağmen pek mümkün olamıyor.
Bilgi eskiden olduğu gibi yazılı değil digital formda olması her ne kadar teknik koruma tedbirleri olsa da saklamak yada yayılımını engellemek imkansız hale geliyor.
Son yıllarda bunun ulusal ve uluslararası çok sayıdaki örnekleriyle dolu .
(julian Assange ve benzerlerinin bilgi transferleri vb.)
Bu gelişmeler ve sonuçları sadece ülkemizle sınırlı değil, dünyanın her köşesinde bilginin legal paylaşımı dışında , gizlilik ve diğer bilgilerin olumsuz sonuçları teknolojinin gelişmesiyle ortadan kalkarak yıkıcı etkisi artmaktadır.
Diğer bir deyişle paranın gücü teknolojiyi kullanarak tüm kuralları ve sınırları yerle bir ediyor.
Murphy( who ever has the gold, makes the rulers) veya Nasrettin hoca bunun en güzel örnekleri olabilir.
Bu durum iyi midir faydalı mıdır? insanlık için gelecek vad eder mi ? sorularının cevaplarını bulmak ve netleştirmek ise maalesef çok zor.
Teknolojinin gelişmesi ve etkilerinin olumlu yönde artmasının yanı sıra, yasa dışı gizliliklerinin ve olumsuzlukların hatta hukuksuz ve adaletsizliklerle birlikte zararlı etkilerinin ortaya çıkması yada çıkarılması mümkün hale gelmektedir.
Günümüzde doğruluğu tartışılsa da çok sayıda haber ve bilginin neredeyse sınır tanımaz şekilde sosyal platformlarda yer aldığı gözleniyor.
Diğer yandan teknolojinin oluşturduğu tüm imkanların refah, mutluk ve konforlu bir hayatın olanaklarını arttırırken ,bilimsel çıktıları da , Adalet ve demokrasinin yaşaması gelişmesi ve güçlenmesi için ona makro ve mikro teknik her türlü imkanı sunması da insanlığa kazanım sağlayacaktır.
Kısaca, teknolojinin kontrollü ve legal kullanımı ile gizlenen her türlü zararlı bilgi ve hareketin önlenmesi demokrasiye ,adalete ve insanlığa huzuru ve birlikte mutlu yaşamayı sağlayacaktır.
]]>Hayata geçirilen yatırımlarla trafo bazlı kayıp kaçak oranını aylık, günlük ve saatlik olarak tespit edebilen şirket, abonelerin tüketimindeki değişimleri de takip ediyor.
Bölgede 2011’den bu yana hizmet veren şirketin yaptığı çalışmalarla dört ilde yıllık 60 milyon kilovatsaat enerji kayıp kaçak olmaktan çıkarıldı.
Kayıp ve kaçak enerji kullanımı yüzde 12’den yüzde 8 seviyesine düşürüldü
Fırat EDAŞ Müdürü Müjdat Çelik, AA muhabirine, şirket olarak geniş bir alanda hizmet verdiklerini söyledi.
Yaklaşık 1 milyonu aşkın abonenin memnuniyeti için çalıştıklarını ifade eden Çelik, bu kapsamda yatırımlar yaptıklarını, güzel hizmetler sunduklarını belirtti.
Genç ve dinamik kadrolarıyla kesintisiz enerji için 7/24 esasıyla çalıştıklarını dile getiren Çelik, şunları kaydetti:
“Biliyoruz ki kayıp enerji ve kaçak kullanımının azaltılması, enerji maliyetlerinin düşmesine ve milli kaynaklarımızın korunmasına vesile olmaktadır. Bölgedeki kayıp enerji ve kaçak kullanım miktarı devir öncesi (2011 öncesi) yüzde 12 seviyelerindeyken teknolojik yatırımlar ve saha çalışmalarıyla deprem (6 Şubat 2023) dönemine kadar yüzde 8 seviyelerine kadar düşürdük. Bugüne kadar yapmış olduğumuz çalışmalar ve hayata geçirdiğimiz yenilikçi projelerle yıllık 60 milyon kilovatsaat enerjiyi kayıp kaçak olmaktan çıkardık, 2011’den bu yana da 500 milyon lira Türkiye ekonomisine katkı sağladık.”
RADYO FREKANS HABERLEŞMESİ YÖNTEMİ İLE KAÇAK KULLANIMA ANLIK TESPİT
Çelik, bünyelerindeki AR-GE birimleri ve deneyimli mühendisler sayesinde sektörde öncü işlere imza attıklarını, karşılaşılan problemlerin çözümüne yönelik başarılı projeler hayata geçirdiklerini ifade ederek, “Elektrik dağıtım sektörünün ilklerinden olan ‘Radyo frekans haberleşme’ yöntemi ile kaçak kullanımın anlık tespit edilmesi, bu projelerin başında geliyor. Türkiye’de ‘Radyo frekans haberleşme’ yöntemini kullanan öncü şirketlerden biri olarak projenin uygulandığı bölgelerdeki kaçak elektrik kullanımı anlık olarak tespit edilebiliyoruz. Sürekli izlenen enerji hattında kaçak kullanıma bağlı uyarı alındığında bölgeye müdahale sağlanıyor.” diye konuştu.
Çelik, lokasyon bazlı uyguladıkları bu projenin var olan versiyonunu güncelleyip geliştirerek ilerleyen süreçte daha da yaygın bir şekilde kullanmayı amaçladıklarını kaydetti.
Sıklıkla ve etkin bir şekilde kullandıkları otomatik sayaç okuma sistemleri ile 35 bin müşteriye ait sayaçlardaki verilerin kontrolünü sağlayıp, kaçak kullanım tespiti yaptıklarını, kullanıcıların tüketim alışkanlıklarını modelleyebildiklerini anlatan Çelik, yapılan modellemeler ve sayaçlardan alınan verilerin incelenmesi sonucu kaçak kullanımı tespit ettiklerini söyledi.
“Türkiye’de elektrik dağıtım sektöründe mühendislerin hayata geçirdiği ve ilk kez şirketimizde kullanılan ‘Trafo Bazlı Kayıp Kaçak Projesi’ ile trafo bölgelerindeki tüketimi kontrol ederek bölge bazlı kaçak kullanım tespitini gerçekleştirebiliyoruz. Güç hattı haberleşmesi modüllerinin kullanıldığı sayaçlarla sayaçların uzaktan kontrolünü gerçekleştirdiğimiz PLC sayaç montajları ile tüketim kontrolünü ve dışarıdan yapılan olası müdahalelerin tespitini sağlıyoruz, kaçak kullanım durumlarını açığa çıkarıyoruz.” ifadelerini kullanan Çelik, bu çalışmaların da iyi sonuç verdiğini belirtti.
Çelik, şirket olarak gerek milli kaynakları korumak gerekse usulüne uygun enerji kullanımı yapan müşterilerin yanında olmak için kaçak enerji kullanımına ilişkin mücadeleyi yenilikçi, teknolojik yatırımlarla kararlılıkla sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
Yaş gruplarına ve aylara göre tercih edilen destinasyonların da belirlendiği rapora göre yılın ilk yarısında iç hatlarda en çok tercih edilen rotalar İstanbul-Antalya, İzmir-İstanbul ve Adana-İstanbul oldu.
EN PAHALI TEK YÖN UÇAK BİLETİ 299 BİN 177 LİRAYA SATILDI
Yayımlanan rapora göre, yılın ilk altı ayının en pahalı dış hat tek yön uçak bileti, İstanbul – Paris rotasında 299.177 lira satıldı. En pahalı dış hat gidiş – dönüş uçak bileti ise İstanbul – Bangkok uçuşunda 243 bin 060 lira alıcı buldu.
Aynı dönemde, iç hatlardaki en pahalı tek yön uçak bileti İstanbul – Antalya rotasında 9 bin 117 lira olurken; en pahalı iç hat gidiş-dönüş uçak bileti ise İstanbul – Dalaman rotasında 15 bin 327 lira olarak kaydedildi. Yılın ilk yarısında iç hatlarda en çok tercih edilen rotalar İstanbul – Antalya, İzmir – İstanbul ve Adana – İstanbul oldu. Dış hatlarda ise İstanbul – Bangkok birinci sırada yer alırken, onu İzmir – Tahran ve İzmir – Berlin güzergâhları takip etti.
EN UCUZ İÇ HAT BİLETİ 432 LİRAYA ALICI BULDU
2024’ün en ucuz iç hat uçak bileti 432 liraya İstanbul – İzmir uçuşunda, en ucuz iç hat gidiş-dönüş uçak bileti ise Balıkesir, Edremit – İstanbul rotasında bin 043 liradan alıcı buldu.
En ucuz dış hat tek yön uçak bileti 642 liraya İstanbul – Tahran rotasında, en ucuz dış hat gidiş – dönüş uçak bileti ise İstanbul – Bükreş uçuşunda 2 bin 145 liraya satıldı.
EN UCUZ UÇUŞLAR OCAK VE MART AYLARINDA YAPILDI
Rapora göre, uçak bileti fiyatlarında en ucuz dönem dış hatlarda Ocak, iç hatlarda ise Mart ayı olarak belirlendi. Dış hatlarda Ocak ayında tek yön biletler, ortalama 4 bin 763 lira, gidiş-dönüş biletler ise 8 bin 209 lira ile en düşük fiyatlarla uçulan dönem olarak kayıtlara geçti. Mart ayında ise bu fiyatlar tek yön biletlerde 5 bin 192 lira, gidiş – dönüş biletlerde ise 10 bin 596 lira ortalama ile en yüksek seviyelere ulaştı.
İç hatlarda, Mart ayında tek yön biletler bin 370 lira, gidiş-dönüş biletler ise 2 bin 608 lira fiyat ortalamasıyla satıldı. Buna karşılık, haziran ayında iç hatlarda uçak bileti fiyatları tek yönde 2 bin lira, gidiş – dönüşte 3 bin 813 lira ortalama ile en yüksek seviyelere çıktı.
GENÇLERiN TERCiHi İSTANBUL, ANTALYA, İZMİR OLDU
65 yaş üzeri yolcular, iç hatlarda en çok İstanbul, İzmir ve Antalya’ya, dış hatlarda ise Viyana, Stuttgart ve Düsseldorf’a uçtu. Öğrenciler, iç hatlarda en çok yolculuğu İstanbul, Antalya, İzmir; dış hatlarda ise Düsseldorf, Stuttgart ve Frankfurt’a yaptı.
Çiftler, dış hatlarda en çok Amsterdam, Düsseldorf ve Bangkok’a; iç hatlarda ise İstanbul, Antalya ve İzmir’e uçtu. Çocuklu aileler dış hatlarda en çok Düsseldorf, Frankfurt ve Münih’e; iç hatlarda İstanbul, Antalya ve İzmir’e gitti.
ABD’de açıklanan verilere göre, tarım dışı istihdam, haziranda 206 bin kişi artarak beklentilerin üzerinde gerçekleşirken işsizlik oranı yüzde 4’ten yüzde 4,1’e yükseldi.
Tarım dışı istihdama ilişkin nisan ve mayıs verilerinde aşağı yönlü revizyona gidildi. Buna göre, tarım dışı istihdamda kaydedilen artış nisan ayı için 165 binden 108 bine, mayıs ayı için 272 binden 218 bine düşürüldü.
Fed’in dikkatle izlediği ortalama saatlik kazanç ise beklentiler dahilinde yüzde 0,3 arttı. Ortalama saatlik kazançlar mayıs ayında yüzde 0,4 artmıştı.
Analistler, haziranda istihdamın beklentilerin üzerinde artmasına rağmen nisan ve mayıs ayı verilerindeki aşağı yönlü revizyonların ve ortalama saatlik kazançlardaki artış hızının yavaşlamasının ABD iş gücü piyasasının yumuşadığına dair ek kanıt sağladığını ifade etti.
ABD’de Tedarik Yönetim Enstitüsü (ISM) hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) ise haziranda aylık bazda 5 puan azalışla 48,8’e inerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti. Mayıs 2020’den bu yana en düşük seviyesini kaydeden endeks, hizmet sektöründeki daralmaya işaret etti.
Ülkede, sanayi sektörünün performansına ışık tutması açısından önem taşıyan fabrika siparişleri de mayısta artış beklentilerinin aksine yüzde 0,5 azaldı.
Açıklanan veriler, Fed’in faiz indirimi konusunda elini rahatlatabileceğine dair beklentileri güçlendirdi.
Böylece emtia piyasasında, Fed’in faiz indirimine ilişkin beklentilerin güçlenmesiyle sert yükselişlerin görüldüğü bir ralli haftası yaşandı.
Geçen hafta ons bazında altın yüzde 2,8, gümüş yüzde 7,1, paladyum yüzde 5,5, platin yüzde 3,1 değer kazandı. Fed’in eylül ayında faiz oranlarını düşürebileceğine dair beklentilerin artması değerli metal fiyatlarını olumlu etkiledi.
STOKLARIN AZALMASI BAKIR FİYATLARININ YÜKSELMESİNE NEDEN OLDU
Tezgah üstü piyasada geçen hafta fiyatlar, libre bazında bakırda yüzde 7,7, alüminyumda yüzde 0,4, nikelde yüzde 0,3, kurşunda yüzde 0,6, çinkoda yüzde 2,2 arttı.
Çin’de yeni ekonomik teşvikler ve talebin daha da artacağına dair öngörülerle baz metal fiyatları sert yükseldi. Ülkede, gayrimenkul sektörüne yönelik ekonomik teşvik paketinden gelen olumlu sinyaller de fiyatları yukarı yönlü etkiledi.
Londra Metal Borsası’nda bakır stoklarının azalması bakır fiyatlarını yukarı yönlü etkiledi. Güney Kore’deki bakır stoklarının azalması da bakır fiyatlarının yükselmesinde önemli rol oynadı.
Enerji grubuna bakıldığında ise Brent petrolün varil fiyatı yüzde 2 artış kaydederken, New York Ticaret Borsası’nda işlem gören doğal gazın İngiliz Termal Birimi (MMBtu) cinsinden fiyatı yüzde 10,4 azalış kaydetti.
Ortadoğu’daki gerilimin yanı sıra Atlantik’te kasırga sezonuna ilişkin endişelerin artmasıyla Brent petrol fiyatları yükseldi.
PETROL FİYATLARINDAKİ YÜKSELİŞ MISIR FİYATLARINI DA OLUMLU ETKİLEDİ
Chicago Ticaret Borsası’nda kile başına fiyatlar, buğdayda yüzde 3,2, mısırda yüzde 0,8, soya fasulyesinde yüzde 2,5 artarken, pirinçte yüzde 0,2 azaldı.
Petrol fiyatlarındaki yükselişle talebe yönelik artan beklentiler, fiyatlarda yukarı yönlü bir seyre neden oldu. Mısır, biyodizel üretimi için kullanılan ham maddelerden biri. Bu nedenle petrol fiyatlarındaki değişim, üreticilerin mısır talebinin artmasına veya azalmasına neden oluyor.
Intercontinental Exchange’de libre bazında fiyatlar, pamukta yüzde 2,2, şekerde yüzde 1,1 azalırken, kahvede yüzde 1,7 arttı. Kakaonun ton başına fiyatı ise haftayı yüzde 1,3 yükselişle tamamladı.
Vietnam’da havanın kurak olması nedeniyle üretime yönelik endişelerin devam etmesi ve Brezilya’da kahve ihracatının artması kahve fiyatlarında yükselişe yol açtı.
]]>2023 yılına, artan enflasyon karşısında başta gelişmiş ülkeler olmak üzere merkez bankalarının uyguladığı sıkı para politikaları ve jeopolitik risklerin olumsuz etkisiyle daralan küresel ticaret kaygıları hakim oldu.
Türkiye açısından ise 2023 gerçekleştirilen genel seçimlerin ardından uzun süredir izlenen ve yüksek enflasyona neden olan politikalarda radikal bir değişimin hakim olduğu bir yıl oldu. Ortadoks iktisadi politikalara geri dönüşe rağmen yüksek enflasyonun artarak sürmesiyle 2004 yılında terk ettiğimiz enflasyon muhasebesi yeniden uygulamaya kondu. Evet, mevcut koşulları böyle özetlemek mümkün. Fortune Türkiye ve CRIF Türkiye işbirliği ile gerçekleştirilen Fortune 500 Türkiye 2023 araştırması, bu şartlara rağmen şirketlerin net karlarını önemli oranda artırabildiklerini ortaya koydu.
Yüksek net kâr marjı
Fortune 500 Türkiye 2023 şirketlerinin, toplam net kârı 2022 yılına göre yüzde 77.16 oranında artarak 965.8 milyar TL’ye çıktı. Böylece Fortune 500 şirketlerinin net kârı 1 trilyon sınırına yaklaştı.
Araştırma sonuçları, 2023 yılında Fortune 500 şirketlerinin esas faaliyet kar marjının bir önceki yıla göre, 1.71 puan azaldığını, diğer gelir gider dengesinin 3.11 puan, finansman giderlerinin ise 1.67 puan arttığını ortaya koyuyor.
Şirketlerin vergi öncesi kar marjı, bir önceki yıla göre 0.27 puan azalırken, vergi marjında oluşan 0.97 puanlık azalışın da etkisiyle bir önceki yıl yüzde 6.83 olan şirketlerin net kar marjı, yüzde 7.53’e yükseldi. Fortune 500 Türkiye 2023 araştırması, 2023 yılında son beş yılın en düşük esas faaliyet kar marjı gerçekleşirken, buna karşın en yüksek net kar marjının sağlandığını ortaya koyuyor.
Net satışlar yüzde 60,6 arttı
Fortune 500 Türkiye 2023 araştırması, enflasyon muhasebesinin uygulamaya girmesiyle farklılaşan bir bilanço yapısının ortaya çıktığını net olarak ortaya koydu. Nitekim araştırmaya katılan ve finansal tablolarının UFRS çerçevesinde hazırlayan şirketler enflasyon muhasebesi uygularken, finansal tablolarını UFRS çerçevesinde hazırlamayan şirketler ise sadece 2023 yılı bilançolarının ilgili kalemlerini düzeltip, diğer finansal tablolarında bir düzeltme yapmadı. Fortune 500 Türkiye 2023 Listesi’nde yer alan şirketlerin toplam net satışları, Fortune 500 Türkiye 2022 Listesi’ne kıyasla yüzde 60.6 artarak 12 trilyon 828 milyar TL yükseldi. Ancak enflasyon muhasebesi uygulamasının farklılaşması şirketlerin net satışlarının da farklılaşmasını beraberinde getirdi. Şöyle ki; Fortune 500 şirketlerinden finansal tablolarını UFRS uyarınca hazırlayan şirketlerin toplam net satışları, reel olarak yüzde 3.61 oranında artarken, finansal tablolarını UFRS uyarınca hazırlamamış olan şirketlerin toplam net satışları ise nominal olarak yüzde 33.53 artarken, ÜFE dikkate alındığında reel olarak yüzde 7.41 oranında daraldı.
Listenin öncüleri hangi şirketler?
Fortune Türkiye ve CRIF Türkiye’nin bu yıl 17’incisini gerçekleştirdikleri ve Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin listelendiği Fortune 500 Türkiye 2023 araştırması, Türkiye’nin en büyük 500 şirketini, net satışlarına göre sıralıyor. Araştırma kapsamında ayrıca şirketler; ihracat, faiz ve vergi öncesi kâr/zarar, aktif toplamı, özkaynaklarına göre de sıralanıyor. Sektörel ve iller dağılımının yanı sıra borsa şirketlerinin finansal performanslarının da ayrıntılı yer aldığı Fortune 500 Türkiye 2023’te, farklı kriterlere göre oluşturulan çeşitli alt listeler de yer alıyor.
Fortune 500 Türkiye 2023 sıralamasında Enerji Piyasaları İşletme, 839 milyar TL net satış geliriyle bu yılda ilk sıraya yerleşti. Tüpraş (Türkiye Petrol Rafineleri), 686 milyar TL satış geliriyle listeye ikinci sıradan girdi. 504 milyar TL net satış geliriyle THY (Türk Hava Yolları) üçüncü sırada girdiği listenin diğer ilk onunda yer alan şirketler ise şöyle sıralanıyor: Ahlatcı Kuyumculuk Sanayi ve Ticaret, Ford Otomotiv Sanayi, Petrol Ofisi, BİM Birleşik Mağazalar, Opet, Arçelik ve Shell&Turcas Petrol A.Ş.
24 şirket 100 milyar TL’yi geçti
Fortune 500 Türkiye 2023 Listesi’nde yer alan şirketler içinde net satış gelirleri, 10 milyar TL’nin üzerinde olan şirket sayısında büyük bir artış var. Net satışları 10 milyar TL’nin üzerinde olan şirket sayısı 2023 yılında 2022 yılına göre 80 adet artarak 218 oldu. Geçen yıl 138 şirketin satış geliri 10 milyar TL sınırını aşmıştı. Bu rakam bir önceki yıl 65’ti. Net satışları 25 milyar TL’nin üzerinde olan şirket sayısı, 2023 yılında 2022 yılına göre 26 adet artarak 85 oldu. Bu rakam geçen yıl 59’da kalmıştı. 50 milyar liranın üzerinde net satış gelirine sahip olan şirket sayısı, 43’e çıkarken, 100 milyar TL’nin üzerinde net satış gelirine sahip olan şirket sayısı ise 24’e ulaştı. Fortune 500 Türkiye-2022 listesinde 100 milyar TL’nin üzerinde net satış gelirine ulaşan şirket sayısı 13 olmuştu.
Ciro alt sınırı 2022 yılına göre yüzde 62.7 artarak 3 milyar 621 milyon TL’ye ulaştı. Listenin en son sırasında yani 500. şirketin net satışları 3 milyar 621 milyon TL olarak gerçekleşti. Önceki yıl bu rakam 2 milyar 225 milyon TL olarak gerçekleşmişti. Söz konusu rakam 2020 yılında, 629 milyon TL, 2013 yılında yani 10 yıl önce ise sadece 230 milyon TL’de kalmıştı. Fortune 500 Türkiye 2023 araştırması, şirketlerin önemli büyüklüklere ulaştıklarını, küresel rekabet sisteminde bu ölçekleriyle etkilerini artırabileceklerini gösteriyor.
İhracat 3 trilyon TL
2023 yılında küresel ticaretin zayıflamasına paralel Türkiye’nin toplam ihracatı da yerinde saydı. Bir miktar daha iyi bir durum olsa da Fortune 500 Türkiye şirketlerinin bu durumdan etkilendiği görülüyor. Nitekim Fortune 500 Türkiye şirketlerinin toplam ihracatı 2022 yılına göre TL bazında yüzde 46.4 artarak 3 trilyon 118 milyar TL oldu. Dolar bazında bakıldığında ise 2023 yılında Fortune 500 şirketlerinin toplam ihracatının yüzde 2.1 oranı ile düşük bir performans sergiledikleri görülüyor.
Borsa şirketleri, en yüksek sayıya ulaştı
Artan yerli yatırımcı sayısının yanı sıra sermaye piyasalarının sunduğu finansman olanakları şirketlerin sermaye piyasalarına olan ilgisinin artmasına neden oldu. Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği verilerine göre, 2021 yılında 52, 2022 yılında 40, 2023 yılında 54, 2024 yılını ilk yarısında ise 22 şirketin halka arzı gerçekleşti. Bu halka arzların etkisiyle Fortune 500 Türkiye şirket sıralamasında yer alan Borsa İstanbul’da işlem gören şirket sayısı da son yıllarda artış gösterdi. Fortune 500 Türkiye-2021 listesinde 107, 2022 listesinde 126’ya, 2023 listesinde ise 138’e çıktı. Böylece Fortune 500 Türkiye araştırmasının gerçekleştirildiği ilk yıl olan Fortune 500 Türkiye 2007 listesinden bugüne geçen 17 yıllık dönem içerisinde en yüksek BİST şirketi sayısı ile tarihi rekor kırıldı.
İstihdamda artış sınırlı kaldı
Kârlılıkta sağlanan önemli iyileşmeler ve artışlara rağmen Fortune 500 Türkiye şirketlerinin istihdamında önceki yıllarda olduğu gibi geçen yıl da sınırlı bir artış yaşandı. Fortune 500 Türkiye Listesi’ndeki şirketlerin, 2022 yılında 1 milyon 376 bin olan istihdamı, 15.2 bin kişi (yüzde 1,1) artarak 2023 yılında 1 milyon 391 bine çıktı.
]]>Habertürk’ten Ahmet Kıvanç, emeklilik dilekçesini 2024 yılında verenlerin elde edeceği avantajı şöyle yazdı:
Emekli aylığının miktarı, çalışma hayatı boyunca Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirilen prime esas kazanç tutarına ve çalışma süresine (prim gün sayısına) göre değişiyor. Prime esas kazanç tutarının yüksek olması daha yüksek tutarda prim ödendiği anlamına geldiği için emekli aylığının da yüksek olmasını sağlıyor. Bunların yanı sıra, son yılın kazançları için uygulanan güncelleme katsayısı da emekli aylığı bakımından önem taşıyor. Güncelleme katsayısı emeklilik dilekçesinin verilme tarihine göre değişiyor.
2024 İLE 2025 ‘TE DİLEKÇE VERENLERİN FARKI YÜZDE 30’U BULACAK
İkisi de 10.000 prim gününe sahip ve prime esas kazançları asgari ücretin iki katı olan kişilerin emekli aylıkları, dilekçe verdikleri tarihe göre değişebiliyor. 2022 yılının aralık ayında dilekçe verenler ile 2023 yılının ocak ayında dilekçe verenler arasında yüzde 17’ye yakın fark ortaya çıkmıştı. 2024 yılında dilekçe verenler ile 2025’te verenler arasındaki farkın yüzde 30’u aşması bekleniyor.
Aslında emeklilik dilekçesinin aralık ayında mı yoksa ocak ayında mı verilmesinin daha avantajlı olduğunu söyleyebilmek için genellikle kasım – aralık aylarına kadar beklenirdi. Ancak, bu yıl enflasyonun düşüş sürecine girmesi nedeniyle daha erken tarihte tahmin yapmak mümkün oldu.
2024’TE DİLEKÇE VERENLERİN AYLIĞI NASIL HESAPLANACAK?
Bu yıl SSK ve BAĞ – KUR emekli aylıklarına ocak ayında yüzde 49,25, temmuz ayında ise yüzde 24,73 oranında zam yapıldı. 2024’ün temmuz – aralık döneminde emeklilik dilekçesi verenler ocak ve temmuz aylarında yapılan söz konusu maaş zamlarından yararlanacaklar.

2025’TE DİLEKÇE VERENLERİN AYLIĞI NASIL HESAPLANACAK?
Emeklilik dilekçesini 1 Ocak 2025 tarihinden sonra verenler bu yıl ocak ve temmuz aylarında yapılan zamdan yararlanamayacaklar. Onların emekli aylıkları 2024 yılındaki enflasyon oranı + milli gelirdeki artış hızının yüzde 30’una göre ortaya çıkacak güncelleme katsayısı ile hesaplanacak. Merkez Bankası’nın 2024 yılı enflasyon tahmini yüzde 38, Merkez Bankası Piyasa Katılımcıları Anketi’ndeki enflasyon tahmini ise yüzde 43,52. Orta Vadeli Program’da 2024 yılı büyüme tahmini ise yüzde 4 olarak öngörüldü.
Bu durumda 2024 yılı güncelleme katsayısı Merkez Bankası’nın enflasyon tahminine göre 1,3920, Piyasa Katılımcıları Anketi’ndeki enflasyon tahminine göre ise 1,4472 olacak.

FARK YÜZDE 34’E KADAR ÇIKABİLECEK
Buna göre, Merkez Bankası’nın enflasyon tahmini tutarsa emeklilik dilekçesini 31 Aralık 2024 tarihine kadar verenler 1 Ocak 2025 tarihinden sonra verenlere göre yüzde 34 oranında daha fazla aylık ile emeklilik hayatına başlayacak.
Piyasa Katılımcıları Anketi’ndeki enflasyon tahmini doğru çıkarsa bu durumda bile yüzde 29 oranında fark olacak. Bu farklar, ömür boyu alacakları emekli aylıklarına yansıyacak. Bu yıl emekli olanlar tüm hayatları boyunca daha fazla aylık alırken, prim günü aynı, prime esas kazancı aynı olan bir başka kişi gelecek yıl emeklilik dilekçesi verdiğinde tüm hayatı boyunca daha az aylık almak zorunda kalacak.
Emekliliği hak etmiş olup da dilekçesini bekletenler veya emekli olmaya bu yılın ikinci yarısında hak kazanacak kişilerin 31 Aralık 2024 tarihine kadar emeklilik dilekçesi vermeleri kendilerine büyük avantaj sağlayacak. Emekliliği hak etmiş olduğu halde emeklilik dilekçesini gelecek yıla erteleyenler ise büyük bir kayıpla karşı karşıya kalacaklar.
2024’TE AYLIKLAR YÜZDE 86,16 ARTTI
2024 yılında SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıkları yıllık bazda yüzde 86,15 oranında arttı. 2025 yılında emeklilik dilekçesi verenlerin zararlı çıkmaması için 2024 yılındaki enflasyon ile milli gelirdeki artış hızının yüzde 30’unun toplamının bu oranda olması gerekiyor.
Başka bir ifadeyle, 2025 yılında emekli olanlar ile 2024 yılında emekli olanlar arasında fark olmaması için 2024 yıl sonu enflasyonu yüzde 85, GSYH büyüme hızı ise yüzde 4 olmalı.
KAMU İŞÇİLERİ ACELE ETMESİN
Kamu işçileri emeklilik dilekçesini bu yıl içinde vermek için acele etmemeli. Kamu işçilerinde 14 Ocak 2025 tarihine kadar dilekçe verenler, 2024 yılı avantajından yararlanabilecekler.
Diğer taraftan, kamu işçilerinin brüt ücretleri genellikle kıdem tazminatı tavanının üzerinde bulunuyor. Emeklilik dilekçesini 1 Ocak 2025 tarihinden sonra verdiklerinde yeni yılın kıdem tazminatı tavan artışından yararlanabilecekleri için daha yüksek kıdem tazminatı alabilirler.
“Don ve soğuk havalar buğdaylarda uç boşluklarına, tane boşluklarına neden oldu”
Hasat döneminde buğday rekoltesinde geçtiğimiz dönemlere göre verim kaybı olduğunu kaydeden Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Konya Şube Başkanı Burak Kırkgöz, “Türkiye’nin tahıl ambarı Konya’da arpa hasadından sonra buğday hasadı da şu anda ovada devam ediyor. Hasadın yüzde 80’lik kısmı tamamlandı diyebiliriz. Havaların aşırı sıcak gitmesi, buğday hasadını da hızlandırdı. Hasadın süresinde normalde 15 günlük erkene gelme durumu var. Bu da tabii ki iklimsel kaynaklı nedenlerden dolayı oluyor. Bu yıl buğday hasadında maalesef arpadaki gibi beklediğimiz rekolteyi yakalayamayacağız gibi gözüküyor. Buğday hasadının sonucunda bu dönemlerde, buralarda çok güzel verimler aldığımız tarlalarda maalesef iklimsel kaynaklı nedenlerden dolayı verimde birtakım düşüşler gözlendi. Şu anda Konya yöresinde tabii hasat da devam ediyor ama rekolte beklentimiz 2 milyon ton civarında buğday hasadının olacağını tahmin ediyoruz. Geçen seneye oranla yüzde 5 oranında buğday ekiliş alanlarında artış vardı, biz ona oranla biraz daha rekoltemizde artış olacağını düşünüyorduk ama özellikle bahar yağışları arpadan ziyade buğdaya yaramıştı. Arkasından gelen çiçeklenme dönemindeki don ve soğuk havalar buğdaylarda uç boşluklarına, tane boşluklarına neden oldu. Bu da verimde çok ciddi anlamda düşüşe neden oldu. İnşallah bereketli bir yıl olur” dedi.
“KIRAÇ ALANLARDA 200 KİLODAN 500 KİLOYA KADAR ÜRÜN ÇIKIYOR”
Hasat sonu yeni dönem ekimi yapacak çiftçilere hatırlatmada bulunan Burak Kırkgöz, “Bu yıl da geçtiğimiz yıl gibi çiftçilerin çok erken ekimden kaçınmalarını öneriyoruz. Çünkü erken ekimlerde mahsulleri erken dönemde ekildiği zaman ciddi anlamda strese giriyor ve sulama maliyeti uzatmalarını sürekli meteorolojiden hava tahminlerini takip ederek ona göre ekilişlerini yapmalarını tavsiye ediyoruz. Bu yıl da geçtiğimiz yıl gibi bir önceki yıl gibi inşallah kurak bir yıl olmaz. İnşallah bu yıl bol yağışlı, bol kar yağışlı, özellikle kar yağışı hububatlar için çok önemli, bol kar yağışlı bir periyot geçiririz. Konya yöresinde tabii kıraç alanlarımız büyük bir alan. Kıraç alanlar bunun yanında sulu alanlarımız da var. Bin metrekarede, kıraç alanlarda 200 kilodan 500 kiloya kadar, sulak alanlarda da 450 – 500 kilodan 850 kiloya kadar verim aldığımız yerler oluyor” şeklinde konuştu.
Çiftçiye sağlanan desteğin arttırılmasına dikkat çeken Kırkgöz, “Çiftçilerimiz desteklemenin biraz daha artmasını yani 75 kuruş olan arpa desteğinin 1 buçuk liraya, 1.25 lira olan buğday desteğinin 2 buçuk liralara kadar çıkmasını bekliyorlar. Tabii desteklemeler çok önemli. Girdi maliyetleri çok yüksek. Özellikle Konya Ovasında sulu tarım yapılan yerlerdeki maliyetlerin yüksek olması, verim alabilmek için çiftçilerin ekstra uyguladıkları gübre maliyetlerinin elektrik maliyetlerinin yüksek olduğu coğrafyada desteklemenin önemi çok yüksek. İnşallah önümüzdeki süreçte bu desteklemeyle ilgili yeniden bir revize etme durumu olur” diye konuştu.
ABD’de ise Demokratların başkan adayının değişip değişmeyeceğine yönelik soru işaretleri devam ederken, bu hafta Fed Başkanı Powell’ın açıklamaları ve ülkede açıklanacak enflasyon verilerinin Fed’in gelecek dönem para politikalarına ilişkin ipuçları vermesi bekleniyor.
Geçen hafta ABD’de açıklanan makroekonomik veriler, ülkede iş gücü piyasasına ilişkin karışık sinyaller verirken, Fed’in eylülde faiz indirimine gitme ihtimali güçlendi.
Ülkede tarım dışı istihdam, haziranda 206 bin kişi artarak beklentilerin üzerinde gerçekleşirken, mayıs verisi 272 binden 218 bine revize edildi. İşsizlik oranı 0,1 puan artışla yüzde 4,1’e çıkarak, Kasım 2021’den bu yana en yüksek seviyeye ulaşırken, Fed’in dikkatle izlediği ortalama saatlik kazanç beklentiler dahilinde yüzde 0,3 artarak 35 dolara yükseldi.
Analistler, haziranda istihdam verilerinin beklentilerin üzerinde artmasına karşın, nisan ve mayıs ayı verilerindeki aşağı yönlü revizyonların ABD iş gücü piyasasının yumuşadığına dair ek kanıt sağladığını belirtti.
Ücret artış hızının yavaşladığına ve işsizlik oranındaki artışa işaret eden analistler, Fed’in eylülde faiz indirimine başlayabileceğine yönelik beklentilerin güçlendiğini kaydetti.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in eylülde ilk faiz indirimine gitme ihtimali yüzde 80’e çıkarken, kasımda faiz indirimine başlama ihtimali ise yüzde 76’ya geriledi. Bankanın olası bir faiz indiriminin ardından aralık toplantısında ikinci kez faiz indirimine gitme ihtimali de yüzde 97’ye çıktı.
Analistler, söz konusu yoğun gündemin yanı sıra cuma günü Citigroup, JPMorgan, Wells Fargo ve Bank of New York Mellon’un gibi ABD’nin önde gelen şirketlerinin üç aylık kazançlarını açıklamalarının beklendiğini bildirdi.
Öte yandan, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi geçen haftanın son işlem gününde yaklaşık 8 baz puanlık gerilemeyle yüzde 4,28 seviyesinden günü tamamlarken, şu sıralarda yüzde 4,30’da bulunuyor.
Altının ons fiyatı ise cuma günü yüzde 1,6 değer kazanarak günü 2 bin 392 dolardan tamamladı ve yaklaşık son bir buçuk ayın en yüksek seviyesine çıktı. Ons altının fiyatı şu dakikalarda önceki kapanışının yüzde 0,3 altında 2 bin 385 dolardan alıcı buluyor.
Geçen haftanın son işlem gününde, yüzde 0,2 azalışla 104,9 seviyesinden günü tamamlayarak düşüş eğilimini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyan dolar endeksi, yeni haftanın ilk gününde önceki kapanışının hemen üzerinde seyrediyor.
Brent petrolün varil fiyatı yüzde 0,5 düşüşle 86,1 dolarda bulunurken, Bitcoin, Mt. Gox borsasının 2014’te çalınan varlıkları sahiplerine dağıtmasıyla başlayan belirsizliğin devam ettiği görülüyor. Bitcoin’in fiyatı yeni haftaya yüzde 3,3 değer kaybıyla 55 bin 350 dolardan başladı.
New York borsasında geçen haftanın son işlem gününde Nasdaq endeksi yüzde 0,90 artışla 18.352,76 puan ve S&P 500 endeksi yüzde 0,54 yükselişle 5.567,19 puandan günü tamamlayarak, kapanış rekorunu tazelerken, Dow Jones endeksi de yüzde 0,17 artış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratları yeni haftaya ise karışık bir seyirle başladı.
Avrupa borsalarında cuma günü Almanya hariç negatif bir seyir hakim olurken, Fransa’da düzenlenen erken seçimlerin ikinci turunda sandıktan solcu Yeni Halk Cephesi ittifakı birinci çıktı.
Solcu Yeni Halk Cephesi ittifakını, ikinci sırada yer alan Cumhurbaşkanı Macron’un “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte” ittifakı ve üçüncü sıraya gerileyen ilk turun birincisi aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) ittifakı izledi.
Aşırı sağa karşı Macron ve solcuların üstü kapalı işbirliğine gittiği dün yapılan 2. turda, hiçbir ittifak Mecliste hükümet kurmak için gerekli salt çoğunluğa ulaşamadı.
Seçim yarışındaki ittifakların Mecliste salt çoğunluk olan 289 milletvekiline ulaşamaması, farklı siyasi parti ve ittifakların yeni hükümetin kurulması için işbirliğine gitmesini zorunlu kılıyor.
Analistler, söz konusu seçimlerin ardından belirsizliğin azaldığını ancak tamamen ortadan kalkmadığını ifade ederek, yatırımcıların temkinli davrandığını aktardı.
Öte yandan, avro/dolar paritesi cuma günü yüzde 0,3 artışla günü 1,0841’den tamamlarken, seçim sonuçlarının ardından ilk işlem gününde önceki kapanışının yüzde 0,2 altında 1,0820’den işlem görüyor.
Geçen haftanın son işlem gününde, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,45, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,26, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,35 gerilerken, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,14 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya ise karışık bir seyirle başladı.
Asya tarafında satış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, bu hafta Çin’de enflasyon verileri başta olmak üzere bölge genelinde yoğun veri gündemi takip edilecek.
Bugün Japonya’da açıklanan verilere göre, mayısta dış ticaret fazlası 2 trilyon 850 milyar yen ile beklentileri geride bırakırken, dolar/yen paritesinin bugün yüzde 0,1 azalışla 160,6 seviyesine gerileyerek düşüş eğilimini üst üste üçüncü işlem gününe taşıması dikkati çekiyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1,5 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,6 geriledi.
Yurt içinde ise cuma günü dalgalı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 0,19 azalışla 10.851,78 puandan tamamladı.
Dolar/TL, geçen haftanın son işlem gününde alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,3 üzerinde 32,6660’tan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,6550 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde finansal yatırım araçlarının reel getiri oranı, yurt dışında ise Almanya’da dış ticaret dengesi, Avro Bölgesi’nde Sentix yatırımcı güven endeksi ve ABD’de tüketici enflasyon beklentisi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.900 ve 11.000 puanın direnç, 10.800 ve 10.700 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Türkiye, haziran ayı finansal yatırım araçlarının reel getiri oranı
11.30 Avro Bölgesi, temmuz ayı Sentix yatırımcı güven endeksi
18.00 ABD, haziran ayı tüketici enflasyon beklentisi
BOMBA ETKİSİ YARATTI
1.5 trilyon euro’luk pazarın en önemli markalarından olan Dior ve Armani hakkındaki iddialar sektörde bomba etkisi yarattı. Dior ve Armani için deri ürünler yapan atölyelerin, yüksek kaliteli ürünleri perakende fiyatlarının çok altında üretmek için düşük ücretle yabancı iş gücü kullandığı ortaya çıktı. Armani soruşturması ise, İtalya’daki Çinli üreticilerin işçi koruma yasalarını ihlal ettiğini ortaya çıkardı. Artık dünyada tüketiciler markalara sadece estetik ve ürün anlamı yüklemiyor. Alışveriş yaptıkları markanın toplumsal ve dünya için üstlenmiş olduğu değerlere de fiyat veriyorlar. Dolayısıyla o değerleri fiyatladıkları için markaların buna uygun davranması gerekiyor. Sektör temsilcileri, bilinçli tüketicilerin binlerce euro’ya aldıkları ürünlerin yapım aşamasında yaşanan olumsuzlukların gözler önüne serilmesiyle markalardan uzaklaştıklarını ve satışların aniden düşmeye başladığı ifade ediliyor. Ayrıca markaların üretimde gözlerini yeni rotalara çevirebileceğini, en uygun rotalardan birinin de Türkiye olduğu belirtiliyor. Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Sinan Öncel, “Türkiye’de dünya devlerine fason üretim yapan imalatçılar var. Aynı zamanda Türkiye’deki taklit ürün üreticileri de dünya devleriyle işbirliği yapmaya yönlendirilebilir. Hem ‘kayıt dışı ekonomi’ sisteme dahil edilir hem de taklit ürün sektöründe çalışanlar işsiz kalmaz” diye konuştu.
TAŞERON OLABİLİRLER
Çanta, ayakkabı ve hazır giyimde taklit ürünler yapan üreticilerin yasal bir çizgi altına toplanıp, dünya devlerine üretim yapar hale getirilebileceğini söyleyen Öncel, taklit ürün üreticilerine ağır cezaların gelmesi gerektiğini söyleyerek şu değerlendirmelerde bulundu: “Türkiye’de taklit ürün üreten çok başarılı üreticiler var. Bu kadar iyi taklit ürün yapılacağına hepsi kayıt altına girsin ve kayıtlı olarak Dior’a, Armani’ye, dünya devlerine üretim yapsınlar. Dünyanın en lüks markalarının taşeron üreticiliğini yapabilirler. Böyle iyi taklit yapan yetenekli üreticiler, hayli hayli orijinal markaya da ürün yapar. Ayrıca ülkemizde üretim yapacaklar için yatırım teşviki, vergi muafiyeti, arsa tahsisi ve sigorta indirimi gibi birçok teşvik bulunuyor.”
Dior ve Armani’nin ayrı ayrı değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Öncel, lüks ürün kategorisinde olan bu iki markanın üretim süreçlerinde; diğer markaların dikkat etmesi gereken unsurlardan çok daha fazla detay olduğunu söyledi.
DENETİMLER ÇOK İYİ
Tüm markaların çalışanlarının haklarını gözetmek zorunda olduğunu vurgulayan Öncel, şöyle konuştu: “Türkiye’de üretim yaptıran yabancı markaların pek çoğu sosyal denetimlerini de yaptırıyor. Yurtdışında üretim yaptıran Türk markaların da denetim mekanizmaları oldukça iyi. Kayyum atanması, markaları daha dikkatli olmaya davet ediyor.”
BORSADA 30 MİLYAR EURO’LUK KAYIP
Modanın devleri İtalya’da gerçekleşen kayyum haberiyle sarsılırken, hisse senedi piyasasında ise adeta bu operasyonun ayak seslerinin duyulduğu izlenimi doğdu. Dior’un mart ayı ortasında 832.5 euro hisse fiyatı, 2 Temmuz’da 661.5 euro’ya geriledi. Bu süreçte yaşanan kayıp yüzde 20.5 oldu. Şirketin piyasa değeri de 150.1 milyar euro’dan 211.7 milyar euro’ya indi.
Çin’in önde gelen otomotiv üreticilerinden Shineray Group bünyesinde faaliyet gösteren İtalyan SWM Motor, Türkiye’de üretim yapmak için başvurularını tamamladı. Şirketin Türkiye temsilcisi ATMO Group’tan yapılan açıklamaya göre, SWM Motor, 2023 yılı sonunda giriş yaptığı Türkiye pazarını, global büyüme stratejisinin merkezlerinden biri olarak belirledi.

Şirket, bu kapsamda Türkiye’de üretim yapmak için başvuruda bulundu. ATMO Group, üretim girişimiyle agresif büyümesini yeni bir seviyeye taşıdı.
SWM Motor, kısa süre önce giriş yaptığı Türkiye pazarında G01, G01F, G03F ve elektrikli hafif ticari X30L EV modelleriyle Türk tüketicisinin karşısına çıktı. SWM Motor Türkiye, haziran ayı itibarıyla G05 isimli yeni D-SUV modeliyle ürün gamını genişletti.

ÜRETİM KAPASİTESİ EN AZ 50 BİN OLACAK
Açıklamada, konuya ilişkin görüşleri yer alan ATMO Group Üst Yöneticisi (CEO) Anton Chernov, markaya Türkiye’de ilginin yoğun olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“ATMO Group olarak Türkiye’de yatırım yapmaya ve daha fazla proje geliştirmeye ilgi duyuyoruz. Türkiye’deki çalışan sayımız geçen yıla göre iki katına çıktı. Gelirimiz her yıl artıyor ve gelişim için uzun vadeli bir planımız var. Şu anda yıllık 50 binden fazla araç üretim kapasitesine sahip bir üretim tesisi üzerinde çalışıyoruz. Üretim tesisi, Türkiye pazarının ihtiyaçlarını karşılayacak ve aynı zamanda Balkan ülkeleri ve AB bölgesindeki diğer pazarlara da ihracata odaklanacak. Türkiye’de üretim için aylar öncesinden Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile görüşmelere başladık. Ayrıca Ticaret Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile görüşmelerimiz devam ediyor. Yeni projelerimiz için güçlü yerel ortaklarla aktif olarak iletişim halindeyiz. Ancak yatırım projesi hakkındaki nihai karar, devletten sağlanan destek tedbirlerine bağlı olacaktır.”
Chernov, Türkiye’de modern hibrit ve elektrikli araçların yanı sıra bir dizi ticari aracın üretimini gerçekleştirmeyi planladıklarını kaydederek, “Tüm detayları netleştirmek için aktif olarak çalışıyoruz ve bu konuda devletin desteğini ve aktif yardımını umuyoruz.” açıklamasında bulundu.

UYGUN FİYATA KALİTELİ SUV
SWM Türkiye Ticari Direktörü Burak Azmanoğlu da Türkiye’de markaya yoğun ilgi olduğunu vurgulayarak, şu bilgileri paylaştı:
“Son dönemdeki yasal düzenlemelerdeki değişikliklerle birlikte mevcut iş modelimizi, yerel üretim seçeneklerini de içerecek şekilde gözden geçirmeye başladık. Türkiye, uzun vadeli iş geliştirme açısından yüksek potansiyele sahip bir bölge. Profesyonel ve güçlü bir bayi ağı kurduk ve yeni ortaklar katılmaya devam ediyor. Satış sonrası hizmetler ve yedek parça tedarikinde genişleyen bayi ağımızla müşterilerimizi destekliyoruz. Türkiye genelinde ilk parti gelen araçlarımız yollarda. İlk müşterilerin yorumları çok olumlu oldu ve Türkiye’de markanın imajı için çok şey yaptık. Amacımız, Türk müşterilere yüksek kaliteli SUV modellerini uygun fiyatlarla sunmaya devam etmek ve istediğimiz konuma gelene kadar Türkiye’deki operasyonlarımızın gelişimine yatırım yapmaya devam edeceğiz.”
Ateşkes görüşmeleri hakkında bilgi sahibi olan yetkililer, İsrail’in Katarlılarla görüştüğünü belirterek, “Onlarla Hamas’ın cevabını görüştüler ve İsrail’in cevabını birkaç gün içinde vereceklerine söz verdiler” dedi.
ATEŞKESİ ONAYLAMAK İÇİN NETANYAHU’DAN ŞAKA GİBİ ŞARTLAR
Hamas ve İsrail arasında, Gazze’de bir ateşkes ve karşılıklı esir takasına ilişkin müzakerelerde ilerleme kaydedildiği aktarılırken İsrail Başbakanlığı Basın Ofisi, olası bir anlaşmada temel şart olarak talep ettiği maddeleri açıkladı.
Netanyahu, birinci talep olarak “hedeflerine ulaşana kadar İsrail’in Gazze’ye yeniden saldırabilme hakkını elinde tutma” şartını duyurdu.

Ayrıca Mısır’dan Gazze’ye “silah kaçırılmasına” ve binlerce silahlı Hamas mensubunun Gazze’nin kuzeyine dönmesine izin verilmeyeceği aktarıldı.
Olası bir anlaşmada, Gazze’den serbest bırakılacak İsrailli esirlerin sayısının en yüksek rakama çıkartılmasının sağlanması istendi.
Açıklamada, İsrail’in kabul ettiği ve ABD Başkanı Joe Biden’ın memnuniyetle karşıladığı planın, İsrail’in “savaştaki hedeflerini gölgelemeyeceği” belirtildi.

İsrail, Gazze’ye saldırılarında hedefini “Hamas’ın askeri becerilerini yok etmek ve Hamas’ın Gazze’de yeniden hakim güç olmasını engellemek” olarak açıklamıştı.
İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, 19 Haziran’da bir televizyon kanalına verdiği röportajda, “Hamas’ı askeri olarak yok etmenin mümkün olmadığını, Hamas’ın bir fikir olduğunu” belirtmiş, “böyle bir hedef koymanın kamuoyunun gözünü boyamak anlamına geldiğini” ifade etmişti.

İSRAİL, GAZZE’YE SALDIRILARA DEVAM ETMEKTE ISRARCI
İsrail, ateşkes ve karşılıklı esir takasının gerçekleşmesinin ardından Gazze’ye saldırılarına devam etmekte ısrar ediyor. Buna karşın, Hamas, bir anlaşma sağlanması halinde bunun kalıcı bir ateşkese dönüşmesi için arabuluculardan güvence talep ediyor.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor. Netanyahu’nun koalisyonundaki aşırı sağcı siyasilerin, Gazze’ye saldırıların durması halinde, başbakanı, hükümeti devirmekle tehdit ettiği biliniyor.
İsrail’in 7 Ekim’de Gazze Şeridi’ne başlattığı saldırıların durdurulması için taraflar arasında uzunca süredir müzakereler devam ediyor. Arabulucuların hazırladığı son ateşkes taslağını Hamas heyetinin onayladığı bildirilmişti.
İsrail Dış İstihbarat Teşkilatı Mossad Direktörü David Barnea, hafta sonu Doha’ya gidip temaslarda bulunmuştu. İsrailli yetkililer, “tarafların ilk defa bir anlaşmaya bu kadar yakın olduğunu” belirtmişti.
İsrail’in bu hafta müzakerelere devam etmesi için bir heyeti Kahire’ye göndermesi bekleniyor. ABD dış istihbarat teşkilatı CIA Direktörü William Burns’un de aynı şekilde görüşmelere katılacağı aktarılıyor.

İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 694’ü çocuk, 10 bin 279’u kadın olmak üzere 38 bin 153 Filistinli öldü, 87 bin 828 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 323’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 679 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. Gazze Şeridi’nde hala daha bir kısmı hayatta bir kısmı ölü 120 kadar İsrailli esir bulunduğu aktarılıyor.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 570 Filistinli hayatını kaybetti.
Yılmaz burada yaptığı açıklamada, “Özellikle pandemi sonrası hala toparlanamamış bir dünya var. Gerek büyüme hızı açısından gerek ticaret bakımından tarihsel ortalamalarının altında seyreden bir dünya var. Son 20 yıla baktığınızda dünya ekonomisi yüzde 3.6 büyümüş. 2020 – 2022 dönemine bakarsanız büyüme hızı düşmüş. Pandemi ve pandemi sonrası şokların etkisiyle. Geçen yıl bir miktar toparlanma oldu yüzde 3’lere geldi. Bu yıl da 3’ü biraz geçmesi bekleniyor. Yani o 3.6’nın oldukça altında bir dünya büyümesi söz konusu bir taraftan da dünyada artık bu rekabet artmış durumda, bloklaşmalar artıyor, ticari rekabet kızışmış durumda korumacılık eğilimlerinin güçlendiğini görüyoruz. İşi kadar böyle ticaretin rahat bir şekilde geliştiği bir ortam olmadığını da ifade etmek isterim. Türkiye bu şartlar altında büyüme açısından baktığımızda oldukça iyi bir performans gösterdi. 2020 – 2022 döneminde gerçekten önemli bir büyüme performansı sergiledi. 2023’te de yüzde 4.5 gibi bir büyümemiz oldu. Dünya yüzde 3 büyürken, biz yüzde 4.5 büyümüş olduk. Bu yıla geldiğimiz zaman bu yıl da inşallah yüzde 4 civarında bir büyüme bekliyoruz. Orta vadeli programımızda, yine dünyanın üstünde performansı bekliyoruz. İlk çeyrekte 5.7 gibi bir büyümemiz oldu. Bundan sonraki dönemde de bir seviyede büyüyerek inşallah bu büyümeye ulaşacağız. Dünyanın önemli bir ekonomisiyiz. Nominal dolar bazında dünyanın 17. büyük ekonomisiyiz. Satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında ise dünyanın 11. büyük ekonomisi konumundayız. Milli gelirimiz ilk defa geçen yıl 1.1 trilyon doları aştı. Tam olarak söylersek geçen yılki rakam 1 trilyon 119 milyar dolar. Kişi başına gelirimiz 13 bin 110 dolara yükseldi, bu hızı inşallah geleceğe taşımak istiyoruz. Değerli arkadaşlar geçen yıldan bugüne büyümemiz de şöyle bir farklı yaklaşım sergiledi tüketimle değil üretimle daha çok büyüyelim istiyoruz yatırımla ihracatla daha çok büyüyelim diyoruz. Bir taraftan enflasyonu düşürürken, bir taraftan da büyümeyi istihdamı korumak istiyoruz. Bu da kolay bir iş değil bunun sağlanabilmesi için büyümenin kompozisyonunu, bileşenlerini özellikle çok önemli görüyoruz. Daha çok üretimden ihracattan kaynaklanan büyüme gayreti içindeyiz” dedi.
“MÜCADELEYİ SÜRDÜRMEMİZ GEREKİYOR”
Enflasyon rakamlarına da değinen Yılmaz, “Daha çok sıkıntımız enflasyon konusunda. Dolayısıyla geçen yıl hazırladığımız orta vadeli programda enflasyonu temel öncelik olarak önümüze koyduk ve enflasyonu 3 döneme ayırdık. Birinci yıl geçiş süreci olacak dedik. 2’nci yıl dezenflasyon süreci, 3’üncü yıl ise kalıcı fiyat istikrarı dönemi. Geçiş sürecini geçtiğimiz mayıs ayında tamamlamış olduk ve dezenflasyon sürecine geçmiş olduk. Haziran ayında biliyorsunuz aylık enflasyon 1.64 geldi. Yıllık enflasyon ise 3.8 puan azalarak 71,6 oldu. Temmuz ve Ağustos ayları geldiğinde göreceksiniz çok daha hızlı yıllık enflasyon gerileyecek. Temmuzda 60’lar civarına Ağustos’ta ise 50’ler civarına gerileyen bir enflasyon göreceksiniz. Tek haneli rakamlara ulaşıncaya kadar bu mücadeleyi sürdürmemiz gerekiyor. Gelecek sene yüzde 20’li rakamlar, 2026’da ise tek haneli rakamlara indirmek için gayret edeceğiz. Merkez Bankası rezervlerinde çok olumlu bir gidişat var. Geçen yıl Mayıs’ta 98,5 milyar dolara kadar düşmüştü rezervlerimiz. 28 Haziran itibarıyla yaklaşık 143 milyar dolar seviyesine yükselmiş durumda. SVAP hariç net rezerv dediğimiz rakam da yine oldukça iyi bir yere gelmiş durumda. Rezervlerin güçlenmesi niçin önemli; işte bu riskleri düşürüp ülkemizi daha avantajlı daha emin bir konuma taşımak açısından çok önemli. Geçtiğimiz yıl afet yaşadık. Birçok ülkeden hem nüfus hem de coğrafya bakımından büyük bir bölgede 14 milyon insanımızı etkileyen bir afet yaşadık. Acil müdahaleler bitti ama asıl işimiz şimdi kalıcı bir şekilde rehabilite etmeye çalışıyoruz bu bölgelerimizi üç başlık altında bunu yapıyoruz. Kalıcı konutları inşa ediyoruz. Tahrip olan altyapıları, ulaşımdan enerjisine altyapıları yapıyoruz. Bir taraftan de o bölgelerimizin sosyoekonomik kalkınmasını gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Organize sanayi bölgelerinden tutun, başka konulara verinceye kadar. Burada 104 milyar dolar gibi toplam bir maliyetle karşı karşıyayız. Sadece bu sene merkezi yönetim bütçemizde deprem bölge çalışmaları için ayırdığımız kaynak 1 trilyon 30 milyar civarında bir kaynak ayırıyoruz” diyerek açıklamasını noktaladı.
Basına kapalı geçen toplantının ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Kırkpınar Final Müsabakasını izlemek için er meydanına geçecek.
Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Genel Sekreter Yardımcısı Ömer Kocaman, AA muhabirine, TDT Devlet Başkanları Gayriresmi Zirvesi’nin Azerbaycan’ın Şuşa kentinde dün gerçekleştirildiğini söyledi.
Zirvede Türk devletlerinin tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkılmasının öneminin vurgulandığını belirten Kocaman, “Zirvemizin, Azerbaycan’ın yakın zaman önce azat edilen topraklarında, direnişi, zaferi ve kültürel mirasın geri kazanılmasını temsil eden Şuşa şehrinde yapılması hem Türk dünyasında birliği sembolize etmesi hem Karabağ’ın, Azerbaycan ve Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğunu bölgeye göstermiştir.” dedi.

Zirvenin “Ulaştırma, Bağlantısallık ve İklim Hareketi ile Sürdürülebilir Bir Gelecek İnşa Etmek” temasıyla gerçekleştirildiğini anımsatan Kocaman, burada ülkeler arası sürdürülebilir kalkınma, ulaştırma altyapısı ve iklim dayanaklılığı gibi kilit alanlarda ortak çabaların güçlendirildiğini anlattı.
Kocaman, Bakü’de Birlemiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP29) düzenleneceğine de dikkati çekerek, Türk devletlerinin bölgesel iklim konularını tartışmalarının, ortak bir yeşil gündem oluşturulması için önemli fırsat olduğunu dile getirdi.
ZİRVEDE ALINAN STRATEJİK KARARLAR
Zirvenin Türk devletlerinin ekonomik ve altyapısal temellerini güçlendirmeyi amaçlayan kararların alınması için bir platform olduğunu vurgulayan Kocaman, bu kapsamda birçok kararın alındığını ifade etti.
Kocaman, Avrupa, Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Asya ve Çin arasındaki ticaret yollarını optimize etmek için Trans-Hazar Uluslararası Doğu-Batı Orta Koridoru’nun ilerletilmesinin de gündem maddeleri arasında yer aldığını belirterek, şöyle konuştu:
“Zirvede bölgenin gelecekteki işbirliği için kapsamlı bir vizyon sunan Karabağ Deklarasyonu da dahil olmak üzere birçok önemli belge imzalandı ve kabul edildi. Ayrıca, sınırlarımız boyunca taşımacılık prosedürlerini kolaylaştırmak ve verimliliği artırmak için öncü bir dijital girişim olan ‘ePermit Projesi’ni uygulamaya yönelik TDT üye devletleri arasında işbirliği ve uluslararası kara yolu taşımacılığı faaliyetlerinde elektronik izinlerin (e-izin) kullanımına ilişkin bir Mutabakat Zaptı da imzalandı.”

“ORTA KORİDOR EKONOMİK DAYANIKLILIĞI ARTIRACAK”
Kocaman, Orta Koridor’un Avrupa, Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Asya ve Çin’i birbirine bağladığına işaret ederek, “Orta Koridor, son küresel zorlukların ortasında çok önemli bir arter haline gelmiştir. Koridorun stratejik önemi, ticaretin kolaylaştırılmasının ötesine geçerek gelişen jeopolitik dinamikler karşısında ekonomik dayanıklılığı ve işbirliğini teşvik edecektir. Son krizler ışığında, bu koridor sadece verimli ticaret yollarını kolaylaştırmakla kalmayacak, aynı zamanda TDT üye ülkeleri arasında ve ötesinde ekonomik dayanıklılığı da artıracak. Koridor, kıtalar arasında köprü kurarak ve daha yakın işbirliğini teşvik ederek, gelişen küresel zorlukların ortasında sürdürülebilir kalkınmayı ve bölgesel entegrasyonu destekleyen stratejik bir zorunluluk.” değerlendirmesinde bulundu.
Ulaştırma alanında işbirliğinin geliştirilmesine öncelik verdiklerini vurgulayan Kocaman, TDT ülkelerinin ulaştırma, ticaret ve enerji yolları arasında kilit konumda olduklarını anlattı.

Kocaman, Teşkilatın yol haritası Türk Dünyası 2040 Vizyonu’nda Orta Koridor ile ilgili hedeflerin üye ülkeler tarafından taahhüt edildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Gürcistan güzergahı ve birbirini tamamlayan nitelikteki Orta Koridor konusunda Türk dünyasında kesintisiz kara yolu bağlantısı kuracak Zengezur Koridoru’nun Hazar Geçişli Uluslararası Doğu-Batı Orta Koridoru’na entegre edilmesi yönünde ortak bir irade mevcut. Bağlantısallık açısından, TDT önemli dönüm noktalarına imza atmıştır. Örneğin, TDT Ticaretin Kolaylaştırılması Stratejisi, Basitleştirilmiş Gümrük Koridoru Kurulması Anlaşması, Uluslararası Kombine Yük Taşımacılığı Anlaşması, Ulaştırma Bağlantı Programı ve Türk Devletleri Teşkilatı Üye Devletlerinin İlgili Kurumları Arasında Dijital İnsan Kaynakları Sistemlerine İlişkin Mutabakat Zaptı’nın kabul edilmesi, bir dizi üst düzey uzman ve bakanlar düzeyinde yapılan toplantıların sonuçlarıdır. Bu çabalar, bölge genelinde ulaşım ve ticaret bağlantılarının geliştirilmesinde çok önemli bir rol oynamıştır.”
Türk devletlerinin kıtaların stratejik kavşağında yer aldığına işaret eden Kocaman, “Bölge, 300 milyonu aşan nüfusu ve 1,5 trilyon doları aşan milli gelirinin yanı sıra 500 milyar doları aşan ticaret hacmi ve 250 milyar dolarlık yatırım büyüklüğüyle ciddi bir ekonomik kapasiteye sahip.” dedi.
“TÜRK YATIRIM FONU İSTİHDAM FIRSATLARI YARATMAYI AMAÇLIYOR”
Kocaman, TDT’nin verimli ve kapsamlı çalışmasının sonucu ortaya çıkan projelerinden Türk Yatırım Fonu’nun, Türk devletleri tarafından kurulan ilk ve ana ortak finans kurumu özelliğine sahip olduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Türk Yatırım Fonu, TDT bünyesindeki ekonomik işbirliğinin temel taşlarından birini temsil etmekle birlikte mali detaylar ilgili mali makamlar tarafından yönetilmektedir. Bu stratejik fon, özellikle altyapı, enerji ve teknoloji gibi sürdürülebilir kalkınma gündemimiz için kritik öneme sahip sektörlerde olmak üzere, üyelerimiz arasında ekonomik büyümenin teşvik edilmesinde etkili olacak. Fon, yatırımları katalize ederek ve inovasyonu teşvik ederek, istihdam fırsatları yaratmayı, özel sektör katılımını teşviki ve Türk dünyasında kapsayıcı ekonomik kalkınmayı desteklemeyi amaçlıyor. Fonun katkıları, bölgemizin ekonomik potansiyelinin ortaya çıkarılmasında ve ortak refah hedeflerimizin ilerletilmesinde çok önemli bir rol oynayacaktır.”
Fransa’da 49 milyonu aşkın seçmenin Ulusal Mecliste halkı temsil edecek milletvekillerinin belirlendiği erken genel seçimin ikinci turu için oy verme işlemi, devam ediyor.
Başkent Paris’te vatandaşlar genel seçimlerin ikinci turunu AA muhabirine değerlendirdi.
Paris’in 9. bölgesinde oy veren Mael isimli seçmen, Macron’un Meclisi feshederek “sorumsuzca” davrandığını ifade etti.
Mael, erken genel seçimlerin birkaç hafta gibi bir sürede hazırlanmasına ilişkin, “Partilerin seçimlere hazırlanması için çok kısa (bir süre) olduğunu düşünüyorum.” dedi.
Aşırı sağın anketlerde ve seçim sonuçlarında yüksek olmasının kaygıya neden olduğunu belirten Mael, bu seçimlerin aceleyle düzenlenmesinin aşırı sağın yükselişinde payı olduğunu savundu.
Mael, seçime katılımın yüksek olmasından memnuniyet duyduğunu dile getirerek, “Bunun ne gibi sonuçlar getireceğini göreceğiz.” diye konuştu.
Seçime ilişkin değerlendirmede bulunan 32 yaşındaki Camille Olivier ise erken seçim sürecinin biraz zorlu geçtiğini, AP seçimlerinin Fransa’da değişiklik getireceğini bildiklerini belirtti.
AP seçimlerinde aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin sandıktan birinci çıkması hakkında Olivier, “Belki de bir partinin diğerlerinden daha fazla öne çıkmasını beklemiyorduk, bu biraz sürpriz oldu. Ben Cumhurbaşkanı’nın Meclisi feshetmesini de hiç beklemiyordum.” ifadesini kullandı.
Olivier, seçim sürecinin kısa olduğuna dikkati çekerek, “Çok fazla hızlı geçti, hazırlanmak, biraz anlamak için 2 haftamız bile yoktu. Fransa’da tüm siyasi partilerde durum biraz karışıktı.” şeklinde konuştu.
Seçimde oyunu aşırı sağa karşı cephe almak için kullandığını aktaran Olivier, kimsenin Mecliste salt çoğunluğu alamayacağını düşündüğünü kaydetti.
Olivier aşırı sağın çoğunluğu alması halinde, bunun büyük bir karmaşa yaratacağını, böyle bir olasılığın kendisini endişelendirdiğini söyledi.
“Bu ülkeyi tanıyamıyorum”
Öğrenci olan 20 yaşındaki Eva ise ülkede aşırı sağın yükselmesinin çok üzücü olduğunu belirterek, “Bu ülkeyi tanıyamıyorum.” dedi.
Gençlerin seçim sürecinde aşırı sağa karşı harekete geçmesinin umut verici olduğunu anlatan Eva, “Oy verebilme şansımız var. Aşırı sağa karşı oy kullanmaya gitmek gerekiyor.” diye konuştu.
Eva, aşırı sağın içi boş bir siyaset güttüğünü savunarak, Fransa’nın “zengin beyazlardan” oluşan bir ülke olmadığının altını çizdi.
Fransa’nın erken seçime gidişi
Fransa’da son 3 seçimdir oylarını artırmaya devam eden aşırı sağcı RN, en son 9 Haziran’daki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde yüzde 31,4 oy alarak en yakın rakibi olan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi Rönesans’ı ikiye katlamıştı.
Aşırı sağın AP seçimlerindeki galibiyeti üzerine Macron, 9 Haziran gecesi Meclisi feshederek 30 Haziran-7 Temmuz’da erken seçime gitme kararı almıştı.
Macron, bu kararını, “AP seçim sonuçlarına demokratik bir cevap vermeliydik.” sözleriyle savunmuş ancak ülkenin 26 Temmuz-11 Ağustos’ta ev sahipliği yapacağı 2024 Paris Olimpiyatlarının hemen öncesinde erken seçime gidecek olması, siyasi istikrarsızlık ve toplumsal huzursuzluk yaratabileceği gerekçesiyle kamuoyunda endişeyle karşılanmıştı.
Ülkedeki son genel seçimlerde bir türlü ittifak kuramayan solcu partiler, bu seçimlerde aşırı sağa karşı kısa sürede “Yeni Halk Cephesi” İttifakı altında bir araya gelmiş ve tek aday çıkaracaklarını duyurmuştu. Yeni Halk Cephesi İttifakı’nda ülkenin önde gelen sol partilerinden Sosyalist Parti (PS), Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Fransa Komünist Partisi (PCF) ve çevreci parti Yeşiller (EELV) yer alıyor.
Aşırı sağcı RN ise merkez sağdaki Cumhuriyetçiler (LR) Partisinin lideri Eric Ciotti ve bazı LR üyeleriyle ittifak yaparken iktidar partisi Rönesans ile ortakları MoDem ve Ufuklar Partisi de “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte” İttifakı’nı kurmuştu.
Seçimin ilk turunda, aşırı sağcı ittifak yüzde 33 civarında oyla sandıktan birinci çıkmış, Yeni Halk Cephesi İttifakı yüzde 28 ile ikinci, Macron’un “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte” ittifakı ise yüzde 20 oyla üçüncü sıraya yerleşmişti.
Seçimin ilk turunda 76 milletvekili seçilirken, bunların 39’u aşırı sağ, 32’si sol ittifak, 2’si Macron ittifakı ve kalan 3’ü merkez sağdaki Cumhuriyetçiler ve diğer sağ partilerin adayları olmuştu.
İsrail basınındaki haberlere göre, ülkedeki hükümet karşıtı grupların çağrısı üzerine “direniş günü” sloganıyla düzenlenen gösterilerde Başbakan Binyamin Netanyahu ve hükümeti protesto ediliyor.
GÖSTERİCİLERE MÜDAHALE
Başkent Tel Aviv ve diğer kentlerde göstericiler, sabah saatlerinden itibaren bazı yolları ve kavşakları trafiğe kapattı. İsrail polisi, yolu açmak için bazı noktalarda göstericilere güç kullanarak müdahale etti.
Protestocu bazı gruplar da hükümet karşıtı sloganların yazılı olduğu ve marşların çalındığı araçlarla konvoylar gerçekleştiriyor.
Onlarca gösterici, Savunma Bakanı Yoav Gallant, Dışişleri Bakanı Yisrael Katz ve diğer kabine üyeleri ile milletvekillerinin evlerinin önünde toplandı.
Bazı göstericiler de Batı Kudüs’teki tramvay yolunda eylem yaparak hattı bir süreliğine kapattı.
Protestocu gruplar, yaptıkları ortak açıklamada, İsrail’deki hükümeti “Gazze’deki esirlere ve sokaktaki göstericilere karşı kayıtsız kalmakla” suçlarken erken seçim çağrısıyla gün boyu protesto, yürüyüş ve eylemlerine devam edeceklerini bildirdi.
Akşam saatlerinde de Tel Aviv’de İsrail’in en büyük işçi sendikası Histadrut’un genel merkezi önünde “genel greve gidilmesi” talebiyle eylem yapılacak. Batı Kudüs’te ise Netanyahu’nun konutuna doğru yürüyüşler düzenlenmesi planlanıyor.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in 7 Ekim’de Gazze Şeridi’ne başlattığı saldırıların durdurulması için taraflar arasında uzunca süredir müzakereler devam ediyor. Arabulucuların hazırladığı son ateşkes taslağını Hamas heyetinin onayladığı bildirilmişti.
İsrail Dış İstihbarat Teşkilatı Mossad Direktörü David Barnea, hafta sonu Doha’ya gidip temaslarda bulunmuştu. İsrailli yetkililer, “tarafların ilk defa bir anlaşmaya bu kadar yakın olduğunu” belirtmişti.
İsrail’in bu hafta müzakerelere devam etmesi için bir heyeti Kahire’ye göndermesi bekleniyor. ABD dış istihbarat teşkilatı CIA Direktörü William Burns’un de aynı şekilde Katar’da görüşmelere katılacağı aktarılıyor.
GAZZE’DE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 694’ü çocuk, 10 bin 279’u kadın olmak üzere 38 bin 98 Filistinli öldü, 87 bin 705 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 323’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 679 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeyi sürdürdü.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 570 Filistinli hayatını kaybetti.
]]>ARTI, sahip olduğu bu yeteneklerle savunma sanayisindeki millileştirme projelerine katkı sağlıyor.
Üretim ve Teknik Servis Müdürü Aslı Büşra Demirbaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 10 yılı aşkın süredir bu görevi üstelendiğini, şirketin de 1995 yılından bu yana AR-GE tabanlı olarak güç elektroniği çözümleri ürettiğini söyledi. Demirbaş, bu kapsamda güç dağıtım birimleri, batarya yönetim sistemleri, güç elektroniği, baskılı devre kartı tasarımı, şematik tasarımı, yazılım tasarımı ve mekanik tasarım alanlarında aktif olarak rol oynadıklarını, tüm tasarımların üretimini de kendi bünyelerinde yaptıklarını ifade etti.
Bu faaliyetleri 40’ı aşkın personelle gerçekleştirdiklerini anlatan Demirbaş, millileştirme projeleri ve ülkenin refahını yükseltecek olan ürünleri geliştirmeye çok hevesli olduklarını vurguladı.
Özellikle savunma sanayisine çalışan alt yüklenicilerde bu bilincin olması gerektiğini dile getiren Demirbaş, şöyle konuştu:
“Hepimiz vatanımız ve milletimiz için bir şeyler gerçekleştiriyoruz. Son olarak ASELSAN’dan gelen bir ürünle ilgili çalışma yaptık. Millileştirme çalışmaları kapsamında yurtdışından alınan bir ürünün yurtdışı kaynaklarının tükenmesi durumunda alternatif olarak değerlendirilmiştir. Bu ürünle ilgili tasarımlar tamamlandıktan sonra ürünün üretimi yani elektronik kart dizgisi, elektronik kart testi ve mekanik montaj kısımları üretim bölümümüzde gerçekleştirmektedir. Millileştirilmiş bir ürün olduğu için seri üretim hattının da yoğunluğu göz önünde alınarak tasarım aktiviteleri gerçekleştirilmiştir. Bu tasarım aktivitelerinde seri üretim hızımızı ayarlayabilmek ve arttırabilmek, verimimizi arttırabilmek amacıyla test sistemi oluşturarak seri üretim tarafımızı da canlandırdık ve yükselttik.”
Demirbaş, 2 prototipin ardından 8 adet teslimat tamamladıklarını, önümüzdeki aylarda bunlara 30 adet daha ekleneceğini ve 2025 yılındaki 125 adet teslimat gerçekleştireceklerini aktardı.
YENİ TEKNOLOJİLERLE DAHA GELİŞMİŞ ÇÖZÜM
Tasarım ve AR-GE Mühendisi Selim Enes Yolalan da millileştirme için Mart 2022’de birim teklifine çıkıldığını söyledi.
Bu konudaki ihtiyacın farkında olduklarını vurgulayan Yolalan, şunları kaydetti:
“Daha önce ABD menşeli firmadan alınan bir ürün. Daha sonra belirli ambargolar nedeniyle alınamamaya başlandı. Bu da yerlileştirme için büyük bir imkan sağladı bize. Gelen teklif doğrultusunda gerekli çalışmalarımızı yaptık. Daha sonra kabul aşamasına eriştik. Ön tasarımla birlikte prototip üretim için hazırlıklara başlamış olduk.
18-33 volt giriş gerilim aralığında 775 ile 1000 volt arasında bir çıkış gerilimi isteniyordu. Bu süre 42 milisaniye gibi ciddi kısa bir süre. Bu süreyi elde etmek için başlarda çok daha alışık olmadığımız komponentler kullanmaya başladık. Bu bize güç elektroniği alanındaki tecrübelerimizi kullanarak yeni tecrübeler edinmeyi sağladı. Yurt dışındaki benzer ürünleri de inceleyerek kendimize yeni özellikler, teknolojiler katmaya başardık. Daha sonrasında nominal gerilimde 26 milisaniye gibi ciddi bir süre elde ettik. Yurt dışına kıyasla yüzde 50’ye yakın daha hızlı şarj süresine ulaştık”
Geliştirdikleri çözümün ASELSAN’ın ENGEREK sisteminde kapasitör şarj güç kaynağı görevi gördüğünü anlatan Yolalan, “Lazer güdümlü mühimmatların ateşlenmesinde kullanılırken, mühimmatların hedefini bulması için sahada bir operatör tarafından komuta edilmesi gerekiyor. O lazerin ateşlenmesi için de bu güç kaynağına ihtiyaç var. 1000 volt gibi bir seviyede lazer ateşlenmesi yapılıyor. Bu belli periyotlarla hızlı şekilde yapıldığından dolayı da mühimmatın hedefine ulaşılması sağlanıyor.” dedi.
Ürün için bir yıl gibi bir tasarım aşaması yürüttüklerini anlatan Yolalan, daha sonra 6 ay kadar kalifikasyon, sıcaklık, titreşim gibi askeri standartlara yönelik testleri geçtiklerini belirtti.
DAHA YÜKSEK PERFORMANS, DAHA DÜŞÜK MALİYET
Muadil üründen çok daha küçük hacme sahip bir çözüm geliştirdiklerine işaret eden Yolalan, buna karşın halen kullanılan bir sistemde yer aldığı için hacmi küçültme yoluna gitmediklerini belirtti. Yolalan, “Mekaniğin içi ısı atımı olarak daha rahat bir seviyede olduğundan sıcaklıkla ilgili sorunlar hiç yaşanmadı. Şarj süresi olarak çok daha iyi bir seviyede olduğumuz için farklı alanlarda, değişik tasarımlarda da kullanılma imkanı mevcut. Yerlileştirdiğimiz ürünün şarj seviyesi gözü açıp kapamadan çok daha hızlı bir sürede ve yüzde 50’ye yakın daha yüksek hızda.” diye konuştu.
Millileştirmedeki önemli hedeflerden birinin yüksek katma değer elde etmek olduğunu vurgulayan Yolalan, bunun yanında ürünün ülke içinde daha uygun fiyatlara son kullanıcıya teslim edilmesinin amaçlandığını söyledi. Yolalan, yerlileştirilen ürün sayesinde yüzde 60’a yakın maliyet avantajı sağlandığını bildirdi.
Selim Enes Yolalan, bundan sonraki hedeflerine ilişkin şu bilgileri verdi:
“Bu, bir platforma özel geliştirdiğimiz bir ürün. Bunu daha iyi bir teknolojiyle raf ürünü haline getirerek farklı platformlara da entegre etmeyi hedefliyoruz. Şu an bu mekanik montajı yapılan bir ürün. Konnektör yardımı ile birlikte enerji aktarımı sağlanıyor. Bunun daha sonra modül haline getirilerek PCB tipi kart üzerine lehimlenerek de kullanımını hedeflemekteyiz. Raf ürünü olarak da ülkemize bir katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Bu tarz millileştirmelerin her zaman ülkemizde daha aktif rol alması gerektiğini düşünüyorum. Bunun sadece ambargolarla kalmaması, halihazırda alınan muadil ürünlere yönelik benzer çalışmaların yapılmasını, böylece ülkemize yeni katma değerler katılmasını desteklemekteyiz.”
]]>Rusya-Ukrayna savaşının ardından özellikle Avrupa’da şirketler savunma alanına yönelirken, analistler, savaşın başlamasının ardından Avrupa’da savunma sanayisinin daha önemli hale geldiğini, şirketlerin de yatırım planlarını buna göre şekillendirdiğini bildirdi.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, savaşın başlamasından sonra ülkesinin NATO’nun “GSYH’nin yüzde 2’sinin savunma giderlerine harcanması” hedefine uyacaklarını bildirmişti.
Rusya-Ukrayna savaşını “dönüm noktası” olarak nitelendiren Scholz, Bundeswehr’in modern silahlarla yeterince donatılması için 100 milyar avroluk ek fon açıklamıştı.
Avrupalı hükümetlerin askeri harcamalarındaki artış kararı, tedarik ve hareket kabiliyetini artırmayı da amaçlıyor.
AB yeni organizasyonlar, kararlar ve fonlarla hem kurumsal olarak Birliğin hem de devletlerin savunma kapasitesini artırmayı hedefliyor.
Öte yandan yapılan anlaşmalar, kazanılan ihaleler, bilançoların iyi gelmesi, satın almalar, Avrupa’yla ABD ve Asya merkezli savunma ve havacılık şirketlerinin hisseleri için destekleyici unsur oldu.
ASYA MERKEZLİ ŞİRKETLER ÖNE ÇIKTI
Yılın ilk yarısında yatırımcısına Japon Mitsubishi Heavy yüzde 109,1, Güney Koreli Hanwha Aerospace yüzde 100,4, Alman Rheinmetall AG yüzde 65,7, İtalyan Leonardo yüzde 45,1, İngiliz BAE Systems yüzde 19,9, ABD’li RTX Corporation yüzde 19,3 kazandırdı.
Bu dönemde General Dynamics’in hisseleri yüzde 11,7, Fransız Thales’in hisseleri yüzde 11,6, ABD merkezli şirketler L3 Harris Technologies’in hisseleri yüzde 6,6, Lockheed Martin’in hisseleri yüzde 3 değer kazandı.
Çin’li China Aerospace International Holdings Limited de yatırımcısına yüzde 1,6 kazandırdı.
Japonya’da meclis, İngiltere ve İtalya ile savaş uçağı geliştirme projesi kapsamında ortak koordinasyon kurulu oluşturulması için hükümete yetki verdi.
Japon hükümeti, İngiltere ve İtalya ile ortak savaş uçağı geliştirilmesini koordine edecek kurul oluşturulması için muhatap hükümetlerle anlaşma imzalayabilecek. Anlaşma sonrası 2025’te İngiltere’de “Küresel Muharebe Hava Programı (GCAP) Uluslararası Hükümet Örgütü” kurulacak. Kurulun ilk başkanlığını Japonya üstlenecek.
Savaş uçağı projesinde ana üstleniciler olan Japonya’dan Mitsubishi Heavy, İngiltere’den BAE Systems ve İtalya’dan Leonardo S.p.A’dan uzmanlar koordinasyon kurulunda yer alıyor. Aralık 2022’de kamuoyuna duyurulan GCAP kapsamında 2027’ye kadar savaş uçağının dizaynının tamamlanması ve 2035’e kadar askeri üslere konuşlandırılması hedefleniyor.
Mitsubishi Heavy Industries’in yeni nesil nükleer reaktörünün tasarımını neredeyse tamamladığına ve üretim tesisi için inşaata başlayabileceğine dair haberler de şirketin hisse fiyatını olumlu etkiledi.
Hanwha Aerospace ise Ukrayna’daki savaş ve artan ihracat talepleriyle küresel savunma pazarında önemli bir konuma geldi.
Rheinmetall AG de Alman ordusundan 8,5 milyar avro değerinde topçu mühimmatı siparişi aldı.
Alman silah üreticisinin satışlarının 2026’ya kadar yıllık ortalama 5’te 1 oranında artması bekleniyor.
2026’da 13 milyar ila 14 milyar avro satış geliri ve yüzde 15’in üzerinde faaliyet karı hedeflenirken Rheinmetall, bu yıl için 7,4 ila 7,6 milyar avro gelir öngörüyor. Şirket ayrıca Düsseldorfer EG buz hokeyi kulübü ve Almanya 1. Futbol Ligi (Bundesliga) takımlarından Borussia Dortmund’la sponsorluk anlaşması imzaladı.
BAE Systems de Avustralya Kraliyet Donanmasının ilk Hunter sınıfı ağır fırkateyninin inşasına başladı. Şirket ayrıca şubatta yeni Amfibi Muharebe savaş aracını test için ABD Deniz Piyadelerine teslim etti.
Güçlü mali performansı da RTX Corporation’ın hisselerini olumlu etkiledi.
Analistler, General Dynamics’e ise kurumsal yatırımcıların özellikle ilgi gösterdiğini dile getirerek, bunun da şirketin hisse senedi piyasalarındaki güvenilirliğine katkı sağladığını aktardı. General Dynamics, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) bilgi teknolojileri altyapısını düzenlemek üzere 922 milyon dolarlık sözleşme imzalamıştı.
Thales de Ukrayna’ya hava savunma sistemi sağlanmasına ilişkin Ukrayna ile sözleşme imzaladı.
Öte yandan Lockheed Martin ise havacılık firması Firefly Aerospace’ten 25 roket fırlatma aracı satın almak için bir anlaşma gerçekleştirdi. Şirket ayrıca Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı ve Askeri Sanayii Genel Kurulu’yla Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunması (THAAD) sistemi parçalarının üretiminin yerelleşmesi amacıyla anlaşma yapmıştı.
BOEING VE AIRBUS YATIRIMCISINI ÜZDÜ
Öte yandan hisse senedi piyasalarında yatırımcısına, Fransız şirket Dassault Aviation yüzde 5,4, ABD’li Northrop Grumman yüzde 6,9, Avrupa merkezli çok uluslu havacılık şirketi Airbus yüzde 8,2, Alman Lufthansa yüzde 29,1, ABD’li Boeing yüzde 30,2 kaybettirdi.
ABD Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu (NTSB), “Boeing 737 MAX 9” tipi yolcu uçağının gövdesinden bir parçanın koptuğu olaydaki kamuya açık olmayan soruşturma bilgilerini medyaya vererek Kurulun soruşturma yönetmeliklerini ihlal ettiği gerekçesiyle Boeing şirketine yaptırım uyguladı.
Uygulanan yaptırım dahilinde Boeing’in soruşturmaya dair yayımlanmamış bilgileri görmesi yasaklandı. 6-7 Ağustos’ta Washington’da yapılması planlanan soruşturma duruşmasına katılması için şirkete mahkeme celbi gönderilirken, şirket temsilcilerinin duruşmada diğer katılımcılara soru sorma hakkı olmayacağı açıklanmıştı.
Ticari uçak teslimatı için yıllık hedefini düşüren Airbus’ın hisseleri ise şirketin bu yıl için uçak teslimatları ve kazanç hedeflerini düşürmesinin ardından değer kaybetti. Uçak üreticisi, havacılık ve uzay bölümündeki zarar ve devam eden tedarik zinciri sorunları nedeniyle 2024 için daha önce açıkladığından daha düşük bir faaliyet karı bekliyor.
Alman hava yolu şirketi Lufthansa Grubu’nun, savunma alanına girmeyi hedeflediğine dair haberlere karşın, şirketin hisseleri yılın ilk yarısında değer kaybetti.
]]>Şimşek, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, yürüttükleri çalışmalarla amaçlarının vergide adalet ve etkinliği artırmak olduğunu bildirerek, “Çok kazanandan çok vergi alacağız. Kayıt dışılığı azaltarak bütçe finansmanını iyileştireceğiz.” diye konuştu.
Akaryakıt piyasasında rekabet eşitliğinin sağlanması ve kayıt dışı ekonomiyle etkin şekilde mücadele edilmesi amacıyla birçok düzenleme ve çalışmayı hayata geçirdiklerini anımsatan Şimşek, akaryakıt istasyonlarında gerçekleştirilen satış işlemlerinde vergi güvenliğini sağlamak ve denetim etkinliğini artırmak amacıyla istasyonlarda akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihazlara plaka bilgilerinin otomatik tanımlanmasına imkan sağlayan bir takip sistemi kurma kararı aldıklarına işaret etti.
Şimşek, Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi’nin Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından devreye alınacağını aktararak, “Darphane tarafından geliştirilen sistemle, akaryakıt istasyonlarında yapılan akaryakıt satışlarında taşıtların plaka bilgisi yeni nesil akaryakıt pompa ödeme kaydedici cihazlara otomatik olarak güvenli şekilde gönderilecek. Uygulama başlama tarihi olan 1 Ocak 2025’ten itibaren araç plakalarının ödeme kaydedici cihazlara girişi elle yapılamayacak. Zorunluluk getirilen taşıtlar için sistem kapsamında düzenlenmeyen belgeler, vergi kanunları bakımından hiç düzenlenmemiş sayılacak.” ifadesini kullandı.
“BİREYSEL ARAÇLAR İLK ETAPTA SİSTEME GÖNÜLLÜ OLARAK DAHİL OLABİLECEK”
Türkiye’de 2,5 milyon vergi mükellefinin 8 milyon taşıtı olduğunu ve taşıtların 2,5 milyonunun özel şirketlere ait taşıt tanıma sistemlerini kullandığını kaydeden Şimşek, şöyle devam etti:
“Özel Taşıt Tanıma Sistemleri üzerinden yıllık yaklaşık 223 milyar lira değerinde akaryakıt alımı gerçekleşiyor. Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi’nin tüm ticari taşıtlarda kullanılması ile taşıt tanıma sistemi kullanmayan ve akaryakıt istasyonlarında plakaları sisteme elle girilen 5,5 milyon ticari aracın yıllık yaklaşık 490 milyar lira değerinde akaryakıt alımı yapması öngörülüyor. Vergi mükelleflerine ait 8 milyon aracın tamamının sisteme dahil olmasıyla 713 milyar liralık akaryakıt tüketimi dijital olarak takip ve izleme altında olacak. Akaryakıt sektöründe sadece 2022 yılında 75 milyar lira değerinde usulsüz fiş ve faturalar sebebiyle yıllık en az 15 milyar lira seviyesinde vergi kaybının oluştuğu belirlendi. Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi’nin devreye alınmasıyla elle plaka girişi ve bu sayede usulsüz akaryakıt fişi düzenlenmesi engellenerek akaryakıt istasyonlarındaki vergi kaybının önlenmesi için önemli bir adım atılmış olacak.”
Ülkede bireysel araçlarla birlikte 29 milyon araç bulunduğunu bildiren Şimşek, bireysel araçların ilk etapta sisteme gönüllü olarak dahil olabileceğine dikkati çekti.
“TÜM YAKIT İKMAL BİLGİLERİ SAKLANACAK”
Şimşek, sistemin, akaryakıt istasyonlarına ve taşıtlara monte edilecek cihazlar ve yazılımıyla entegre bir alt yapı olarak tasarlandığını bildirdi. Taşıtların yakıt depo giriş ağzına “taşıt tanıma birimi” adı verilen, akaryakıt pompalarındaki tabancalara da “taşıt tanıma okuyucusu” adı verilen cihazlar yerleştirileceğini anlatan Şimşek, bu iki cihaz yoluyla edinilen taşıt kimlik bilgisinin kasaya güvenli şekilde iletileceğini ifade etti.
Sistem kapsamındaki paydaşların bilgi, veri, iş ve işlemlerinin girişlerini yapabilecekleri bir portal ile bir çağrı merkezini de hizmete alacaklarına işaret eden Şimşek, uygulama kapsamında üretilen her türlü verinin elektronik ortamda aktarıldığı ve depolama, analiz ile izleme işlemlerinin gerçekleştirilebildiği veri merkezleri olacağını da söyledi. Şimşek, taşıtların istasyonlardan akaryakıt alım sürecinin otomatik yöntemlerle yapılması için cihazlar ve taşıt bilgilerinin birbiriyle ilişkilendirildiğini bildirerek, aynı zamanda pompa, kasa, akaryakıt istasyonu ve akaryakıt dağıtım şirketinin bilgilerinin de ilişkilendirildiğine dikkati çekti.
Akaryakıt alımının tüm sürecindeki cihaz ve modüllerin, kendi aralarında güvenlikli şekilde iletişim kurduğunu anlatan Şimşek, “Tüm bilgiler yapılan yakıt ikmal işlemlerini doğrulamak üzere güvenli olarak saklanacak.” dedi.
“GEREKLİ CİHAZLAR YIL SONUNA KADAR TAKILACAK”
Bakan Şimşek, uygulama kapsamına girecek kesimlere yönelik uyarılarda da bulunarak, şunları kaydetti:
“Akaryakıt istasyonu işleten mükelleflerin, yıl sonuna kadar en az bir pompa ünitesinin tabancasına söz konusu cihazı taktırması zorunlu. Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi’yle, kiralama yoluyla edinilen veya işletmeye dahil olan ve işte kullanılan yaklaşık 8 milyon araca 31 Aralık’a kadar taşıt tanıma birimi takılması zorunluluğu bulunuyor. Akaryakıt istasyonlarının, bu sistemin kurulması ve işletilmesi sürecinde gereken her türlü desteği vermesi önem taşıyor. Sistem kapsamında yapılmış bağlantıların korunması ve sistemin sürekli çevrim içi bağlantılı olmasının sorumluluğu akaryakıt istasyonu işleten mükellefe ait olacak.”
ENFLASYON AYARI
Şubat 2024 itibarıyla Zorunlu Deprem Sigortası’na değişen ekonomik koşullar nedeniyle hak sahiplerinin menfaatlerinin korunması amacıyla enflasyon güncellemesi geldi. Artık primler ve teminatlar, her ay Üretici Fiyat Endeksi’ne (ÜFE) göre artırılıyor. Böylece primlerin ve teminatların yıl içerisinde değer kaybetmesinin önlenmesi hedefleniyor. Ocak 2024 itibarıyla azami teminat tutarı 640 bin TL’den 1 milyon 272 bin TL’ye yükseltilmişti. Aydan aya yapılan ÜFE artışlarıyla birlikte 1 Temmuz itibarıyla azami teminat tutarı 1 milyon 516 bin 428 lira olarak uygulanıyor.
METREKARE BEDELLERİ
Sigorta bedelinin (teminat tutarı) hesaplamasında kullanılan ve yapı tarzına göre tespit edilen metrekare birim maliyetleri de aynı şekilde enflasyona göre artıyor. Buna göre yılbaşında betonarme konutlar için 6 bin TL olan sigorta bedeli hesabına esas metrekare bedeli 1 Temmuz itibarıyla 7 bin 153 lira, diğer konutlar için 4 bin TL olan bedel 4 bin 769 liraya çıktı. Bu bedeller, ödenmesi gereken prim tutarının hesabında etkili oluyor. Buna göre, söz konusu metrekare maliyetleri ve meskenin brüt yüzölçümünün çarpımı sonucu bulunan sigorta bedeli (teminat tutarı) ile tarife fiyatının çarpımı sonucu prim hesaplanıyor.
GÜNCELLEMEYİ UNUTMAYIN
1 Ocak 2024 ve sonrasında poliçe yaptıranlar, enflasyon güncellemelerinden ve iki katına çıkarılan teminat tutarından yararlanabiliyor. Güncellemelere ilişkin tebliğin yayımı tarihinden (28 Aralık 2023) önce akdedilen ve teminat başlangıç tarihi 1 Ocak 2024 ve sonrası olan sigorta sözleşmeleri, prime ilişkin herhangi bir işlem yapılmaksızın yeni rakamlara tabi oldu. Ancak, 28 Aralık 2023’ten önce poliçe yaptıran ve poliçeleri 2024 yılında da devam edenlerin, teminat bedelini yükseltmesi ve enflasyon korumalı güncel bedellerden yararlanabilmesi için güncelleme (zeyil) yaptırmalı. Sigorta şirketi, acente veya banka şubesine zeyil talebi iletilebilir. Bunun için cüzi bir bedel ödeniyor. Zeyil yapılmaması halinde bir önceki tarifeye göre ödeme alınabiliyor.

BU DETAYLARA DİKKAT!
Teminatınızın düşük olduğunu düşünüyorsanız ne yapmalısınız?
Daha fazla teminat almak isteyenler, DASK’ın sorumlu olduğu tutar olan zorunlu sigorta teminatı üzerine sigorta şirketlerinden ihtiyari sigorta yaptırabilirler.
Poliçeyi her yıl yenilemek gerekir mi?
Zorunlu Deprem Sigortası poliçesi süresi 1 yıldır. Poliçenin her yıl yenilenmesi gerekmektedir. Yenilenmezse, DASK’ın teminata ilişkin sorumluluğu poliçede belirtilen bitiş tarihi itibariyle sona erer.
Hasar ihbarı nasıl yapılır?
Zorunlu Deprem Sigortası’na sahip vatandaşlar hasar bildirimlerini DASK’a Alo DASK 125, e-Devlet ve kurumun web sitesi aracılığı ile iletebiliyor.
Hasar ihbarında süre kısıtlaması var mı?
Sigortalılar, 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde kalmak şartıyla diledikleri vakit hasar ihbarlarını yapabilirler.


Tokayev, Azerbaycan’ın Şuşa şehrinde düzenlenen “TDT Devlet Başkanları Gayriresmi Zirvesi”nde konuştu.
Zirvenin, Türk devletleri arasındaki kardeşliği pekiştirmedeki önemli rolüne işaret eden Tokayev, zirvenin “ulaştırma bağlantısı ve iklim hareketi ile sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek” temasıyla gerçekleştirilmesinin de tüm TDT üyesi ülkelerin çıkarlarını karşıladığını söyledi.
Tokayev, TDT dönem başkanlığının Kazakistan’da olduğunu dile getirerek, “Türk Devletleri Teşkilatının uluslararası otoritesini artırmak için çabalayacağız. Bu kapsamda ‘Türk Devri’ sloganı adı altında teşkilatın etkileşimini genişletmeyi sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
Astana’da eylülde 5. Dünya Göçebe Oyunları’na ev sahipliği yapacaklarını hatırlatan Tokayev, “Dünya Göçebe Oyunları, Türk kültürünü daha geniş kitleye yayacak önemli bir etkinliktir. Bu vesileyle kardeş ülkelerin sporcularını bu etkinliğe katılmaya davet ediyorum.” diye konuştu.
Tokayev, Kazakistan’ın dış politikasında küresel güvenliği ve istikrarı sağlama konusunun hep ön planda olacağını ve Türk halklarının her zaman birlik içinde olması gerektiğini vurgulayarak, “Bizim gücümüz birliğimizdir.” dedi.
“GEÇEN YIL ORTA KORİDOR ÜZERİNDEN TAŞINAN YÜK HACMİ YÜZDE 65 ARTARAK 3 MİLYON TONA YAKLAŞTI”
Kazakistan’ın barışa yönelik adımları destekleyeceğini, şu anda dünyanın siyasi ve ekonomi alanda büyük değişimler geçirdiğini anlatan Tokayev, “Böylesine dengesiz bir dönemde TDT’yi daha da geliştirmek önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
Tokayev, bu bağlamda teşkilata üye ülkeler arasında karşılıklı ticareti artırmanın önemine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“(Hazar Denizi geçişli) Trans Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru’nun potansiyelini tam anlamıyla kullanmak gerek. Bugün de bu koridor üzerinden taşınan yük hacmi hızla artıyor. Biz bu alanda yüklerin geçiş süresini azaltmak için ‘Dijital Ticaret Koridoru’ adıyla bir platform oluşturduk. Bu alanda Azerbaycan ile sıkı çalışma yürütüyoruz. Halihazırda iki tarafın demiryolu idareleri arasında entegrasyon süreci tamamlandı. Bu sayede geçen yıl Orta Koridor üzerinden taşınan yük hacmi yüzde 65 artarak 3 milyon tona yaklaştı.”
Tokayev, Kazakistan’ın Hazar Denizi kıyısındaki limanları üzerinden yük taşıyan kardeş ülkelerin nakliyecileri için özel indirim uygulamayı planladıklarını bildirdi.
TOKAYEV’DEN ‘BÜYÜK TÜRK DİLİ MODELİ’ ÖNERİSİ
Telekomünikasyon sektöründeki işbirliğinde de önemli projelerin hayata geçirildiğini anlatan Tokayev, “Hazar Denizi’nin dibinde fiber optik ağı oluşturulmasına yönelik çalışmalar sürüyor. Bu proje, ülkelerimiz arasındaki iletişim kalitesini artıracak. Aynı zamanda bölgenin sosyo-ekonomik kalkınmasına önemli fırsatlar sunacak.” ifadelerine yer verdi.
Ülkeleri için öz kültürlerini ve ana dillerini korumanın önemini vurgulayan Tokayev, yapay zekayı kullanarak “Büyük Türk Dili Modeli” geliştirmeyi önerdi.
Tokayev, iklim değişikliği konusunun da TDT ülkeleri için önemini dile getirerek, “Türk Dünyası ile birleşerek iklim değişikliği alanında işbirliğini güçlendirmeye hazırız.” dedi.
Hazar Denizi’ndeki çevre sorununun göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydeden Tokayev, “En büyük sorunumuz, Hazar Denizi’nin suyunun çekilmesidir. Hazar’ı kurtarmak için somut kararlara ihtiyaç var. Bu alanda Türk devletlerinden uzmanların etkileşimini canlandırmanın zamanı geldi. Aral Gölü’nün kuruması ve çöle dönüşmesi de diğer bir önemli konu.” ifadelerini kullandı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, deprem bölgesine yönelik temaslarını sürdürüyor. Dün gerçekleştirdiği Malatya temaslarının ardından bugün, ‘Asrın afeti’ olarak hafızalara kazınan 6 Şubat depremlerinin merkez üssü Kahramanmaraş’a gelen Bakan Kurum, Vali, belediye başkanları, STK’lar ve milletvekillerinin de yer aldığı İl Koordinasyon Toplantısı’na katıldı. Kahramanmaraş’ta hak sahibi vatandaşların sıcak yuvalarına kavuşabilmesi ve şehrin yeniden ayağa kaldırılması için yapılan çalışmalar hakkında gelinen son durumun değerlendirildiği toplantıda konuşan Bakan Kurum, sözlerine hayatını kaybeden vatandaşlara baş sağlığı dileyerek başladı.

“AMACIMIZ VATANDAŞLARIMIZIN YÜZÜNÜN GÜLMESİ”
6 Şubat’ta devletin tüm kurumlarıyla birlikte 11 ili ayağa kaldırmak için gereken her türlü çabayı vatandaşlarla birlikte verdiklerini kaydeden Bakan Murat Kurum, “O günden beri de tüm ekiplerimiz ve Bakanlıklarımız bu çalışmayı sürdürüyor. Amacımız buraların bir an önce ayağa kalkması, vatandaşlarımızın yüzünün gülmesi. Giden canları geri getiremeyiz ama hem çevreye hem de bölgeye katkı sağlayarak eskisinden daha iyisini yapma gayretiyle ve motivasyonuyla çalışıyoruz” dedi.
“BU MÜCADELEYİ BİRLİKTE VERECEĞİZ”
Yeniden göreve geldikten sonra ilk ziyaretlerini deprem bölgesine yapmak istediğini belirten Bakan Kurum, bu kapsamda depremden ağır hasar alan tüm illeri ziyaret edeceklerini kaydetti. Bakan Kurum, “Hep söylüyoruz, deprem bölgesinin derdi bizim derdimiz, sevinci bizim sevincimiz. İnşallah bu mücadeleyi birlikte vereceğiz. Ne konuşursak, onu yapacağız. Konuştuğumuzu bir an önce bitirmek için gerekli her türlü iradeyi göstereceğiz” şeklinde konuştu.
“BUGÜN KARŞINIZDA VERDİĞİ SÖZLERİ TUTAN BİRİ OLARAK OTURUYORUM”
Bakan Kurum, birçok afette olduğu gibi depremin ilk anında da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın takipleri ve talimatlarıyla hep birlikte bölgede olduklarını kaydederek, “Günlerce, aylarca deprem bölgesindeki kardeşlerimizle birlikte mücadele ettik. Orada ne söz verdiysek o sözleri tuttuk. Hamdolsun bugün de karşınızda verdiği sözleri tutan biri olarak oturuyorum. O yüzden bize inanın, güvenin. Biz sizlerle el ele verip inşallah Kahramanmaraş’ımızı ayağa kaldıracağız. Hep birlikte inşallah bu süreci en kısa zamanda atlatmak istiyoruz” dedi.

“ELİMİZİ, GÖNLÜMÜZÜ BURADAN ÇEKMEYECEĞİZ”
Bakan Murat Kurum, deprem bölgesinde vatandaşların ihtiyaçlarını giderecek kişilere kapılarının her zaman açık olacağını belirterek, “Bir ayağımız hep deprem bölgesinde olacak ve ihtiyaçları, sorunları giderene kadar da elimizi, gönlümüzü buradan çekmeyeceğiz. Amacımız, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, deprem bölgesini bir an bile olsun ana gündem maddesinden çıkarmayacak bakış açısıyla çalışmak. Deprem ve deprem bölgesi birinci önceliğimiz. Her şey durabilir, ama bölgesindeki vatandaşlarımızın ihtiyaçları duramaz. O yüzden buranın ihtiyaçları neyse bu ihtiyaçları giderecek adımları hep birlikte atacağız. Bu derdi hep birlikte paylaşacağız ve hep birlikte emek verip, alın teri dökeceğiz” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, Kooperatif ve Akıllı Ulaşım Sistemlerine Yönelik Merkezi Yazılım Platformu Geliştirilmesi Projesi’nin Karayolları Genel Müdürlüğü, Türksat ve Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Araştırmaları Merkezi Başkanlığı (UDHAM) ile yapılan 3’lü protokol çerçevesinde bir AR-GE projesi olarak yürütüldüğünü anımsatarak, “Akıllı Ulaşım Sistemleri mimarisi standartları ile Kooperatif Akıllı Ulaşım Sistemi verilerini tek bir merkezde IoT yazılım çatısı altında toplayarak AUS uygulamalarında koordinasyonu sağlayacağız. Bu sayede sistemler arası bütünlük ve birlikte çalışabilirliğin tesis edilmesi, karayollarındaki sistemlerin izlenebilirliğinin ve yönetilebilirliğinin sağlanması, ortaya koyulacak gereksinimler ile teknolojik gelişmelere yön vererek operasyonel kabiliyetin artırılmasını hedefliyoruz.” diye konuştu.

“30 KİLOMETRE PİLOT UYGULAMA”
AUS IoT Merkez Yazılımının Ankara, Antalya ve İstanbul Karayolları Bölge Müdürlüğündeki kontrol merkezlerinde yapılacağını kaydeden Bakan Uraloğlu, “Kooperatif ve Akıllı Ulaşım Sistemlerine Yönelik Merkezi Yazılım Platformu ile yeni nesil iletişim teknoloji ve protokollerinin kullanılarak haberleşme ve uyarı senaryolarının gerçekleştirileceği Türkiye’de ilk defa 30 kilometrelik kesimde pilot sahada bir proje başlattık. Yolda meydana gelen kaza, duran araç, gizli buzlanma, yola düşen nesne, yol yapım ve bakım çalışmaları, şerit veya yol kapama gibi trafik güvenliği, seyahat hızı, konfor ve zamanı etkileyen olaylar tespit edilerek yol kullanıcılarına anlık olarak bilgilendirme sağlanacak. Yollara; Akıllı Sinyalizasyon, Kamera, Yol Sensörleri, Görüntü İşleme, Olay Algılama, Değişken Mesaj İşaretleri, Değişken Trafik İşaretleri, Meteorolojik Bilgi Sistemleri gibi Akıllı Ulaşım Sistemleri kurulacak. Ankara, İstanbul ve Antalya Bölgesinde kurulan kontrol merkezlerinde Sistem ve Network Ekipmanlarının kurulumları yapılacak. Ayrıca Fiber ve Enerji altyapı kurulumları da gerçekleştirilecek.” şeklinde konuştu.
PROJE 2026 YILINDA TAMAMLANACAK
Kooperatif ve Akıllı Ulaşım Sistemlerine Yönelik Merkezi Yazılım Platformu Geliştirilmesi Projesi’nin 23 Kasım 2023 tarihinde başladığını anımsatan Uraloğlu, yazılımın tamamlanması ve saha kurulum süresinin 24 ay olduğunu belirtti. Uraloğlu, projenin işletme ve bakım süresinin ise 12 ay olduğunu, 23 Kasım 2026’da projenin bitirilmesini hedeflediklerini söyledi. Projenin saha keşiflerinin tamamlandığını kaydeden Uraloğlu, “Detaylı dokümantasyon hazırlıkları yapıldı, yakın zamanda saha kurulumları başlayacak. Ayrıca yazılım analiz ve tasarım kabulü sonrası da yazılım geliştirme aşaması başlayacak.” açıklamasında bulundu.
AKILLI ULAŞIM SİSTEMLERİNE UYDU DESTEĞİ
Uydu Destekli Ulusal Akıllı Ulaşım Sistemleri Otomasyon Projesi hakkında da açıklamalarda bulunan Bakan Uraloğlu, yerli ve milli uydu haberleşme teknolojilerinin akıllı ulaşım sistemleri alanında kullanımının yaygınlaştırılması amacıyla başlatılan Uydu Destekli Ulusal Akıllı Ulaşım Sistemleri Otomasyon Projesi’nde bütün süreçlerin tamamlandığını duyurdu. Uraloğlu, “Proje hizmete alındığında akıllı ulaşım sistemi mimarisi, Türksat uyduları ile desteklenerek veri akışı kesintisiz hale getirilecek.” ifadelerini kullandı.

Proje hizmete alındığında karayolu ve haberleşme sektörleri başta olmak üzere, ulaşım sektörlerinin birbiriyle entegrasyonunu sağlamak amacıyla Türkiye’nin Ulusal AUS Mimarisi’nin oluşturulduğunu kaydeden Bakan Uraloğlu, “Böylece insansız kara araçları başta olmak üzere yeni nesil ulaşım teknolojilerinde kullanılan araçların iletişimi Türksatuyduları ile kesintisiz hale gelecek, kazaların da önüne geçilecek.” dedi.
Bakan Uraloğlu, projenin iki ana iş paketi kapsamında tamamlandığını söyleyerek, ilk pakette uydu üzerinden haberleşme sağlayabilen Ka Bant Sabit/Mobil IoT Terminal Antenlerin ve Ka Bant Kara SOTM Antenin üretimlerinin tamamlandığını bildirdi. Uraloğlu, “Üretimleri tamamlanmış antenlerin temel saha testlerini 9 Ocak’ta TürksatYerleşkesinde tamamladık. Testleri başarıyla geçen antenler AUS alanında kullanım kabiliyetleriyle tam not aldı.” dedi. İkinci ana iş paketi kapsamında ise Türkiye ve dünyadaki AUS ve AUS mimarileri alanındaki mevcut durumunun detaylı analizini yaparak Ulusal AUS Mimarisi ve yazılımını geliştirdiklerini bildiren Bakan Uraloğlu, Uydu Destekli Ulusal Akıllı Ulaşım Sistemleri Otomasyon Projesi’nin bütün süreçlerinin tamamlandığını ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Araştırmaları Merkezi Başkanlığı (UDHAM) ile Haberleşme Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanacak proje sonuç raporunun ardından hayata geçirileceğini söyledi.
Bu kapsamda, Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışında gerçekleştirdikleri 2 bin 146 yatırımın sermaye pozisyonu 57,9 milyar dolar olarak tespit edildi.
Yatırımcı ile yurt dışı yatırım arasındaki borç ilişkisinin de dikkate alındığı net yatırım pozisyonuna göre, Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışı yatırımlarının tutarı ise 62,2 milyar dolar oldu.
Türkiye kaynaklı yurt dışı yatırımların dağılımı incelendiğinde, 2 bin 146 yatırımın 828’inin Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde, 457’sinin “diğer Avrupa ülkeleri” olarak gruplandırılan Birleşik Krallık, Rusya, Balkanlar, İsviçre, Norveç ve Doğu Avrupa bölgesinde bulunduğu görüldü. Öne çıkan diğer bölgeler ise 233 ile diğer Asya ülkeleri, 223 ile Kuzey Amerika, 213 ile Yakın ve Orta Doğu ülkeleri yatırımları oldu.
Buna göre, AB ülkelerinin toplam yatırımlar içindeki payı yüzde 38,75 olurken diğer Avrupa ülkelerinin payı yüzde 21,65 olarak hesaplandı.
Yurt dışı yatırımların bölgelere göre sermaye pozisyonuna bakıldığında, AB ülkelerinin yüzde 59,63 pay ve 34,5 milyar dolar sermaye pozisyonuyla ilk sırada geldikleri görüldü. AB ülkelerini “diğer Avrupa ülkeleri” yüzde 20,56 pay ve 11,9 milyar dolar ile takip etti. Kuzey Amerika’da yüzde 5,77 payla 3,3 milyar dolar, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Güneydoğu Asya ülkelerinin de yer aldığı “diğer Asya ülkeleri”nde ise yüzde 5,63 payla 3,3 milyar dolar tutarında Türk yatırımı bulunuyor.
Fas, Tunus, Libya, Cezayir ve Mısır’ı içeren Kuzey Afrika bölgesi yatırımlar içinde yüzde 3,74 paya ve 2,2 milyar dolar sermaye pozisyonuna, Gürcistan ve Azerbaycan gibi komşu ülkeler ile Orta Doğu ve Körfez ülkelerini içeren Yakın ve Orta Doğu ülkeleri ise yüzde 3,19’luk paya ve 1,8 milyar dolar sermaye pozisyonuna sahip oldu.
Söz konusu yatırımlara 2023’te Türkiye’den yapılan ihracatın 8,2 milyar dolar, ithalatın ise 6,9 milyar dolar olduğu belirlendi.
İLK SIRADA HOLLANDA VAR
Geçen yıl sonu itibarıyla toplam 130 ülkede doğrudan Türk yatırımı bulunduğu görüldü. İlk sırada 213 yatırım ve 23 milyar 481 milyon dolarlık sermaye pozisyonuyla Hollanda yer aldı. Bu ülkeyi, 105 yatırım ve 4 milyar 309 milyon dolarlık sermaye pozisyonuyla Birleşik Krallık (İngiltere, Galler, İskoçya, Kuzey İrlanda) takip etti.
Listede ayrıca Almanya 190 yatırım ve 3 milyar 468 milyon dolarlık, ABD 208 yatırım ve 3 milyar 269 milyon dolarlık yatırım tutarıyla öne çıktı.
Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin gerçekleştirdikleri yurt dışı yatırımlarda finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 67,5’lik payla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faaliyetlerin en ağırlıklı bölümünü ise holding şirketlerinin faaliyetleri oluşturdu.
Finans ve sigorta faaliyetlerini yüzde 4,61’lik payla ulaştırma ve depolama, yüzde 4,55’lik payla ana metal sanayisi, yüzde 4,5’lik payla toptan ve perakende ticaret, yüzde 4,3’lük payla madencilik ve taş ocakçılığı, yüzde 2,1’lik payla kimya sanayisi, yüzde 1,97’lik payla gıda, içecek ve tütün ürünleri imalatı, yüzde 1,5’lik payla gayrimenkul faaliyetleri izledi.
Dünya genelinde seçimler nedeniyle siyasi gündemin yoğunlaştığı bir döneme girilirken, makroekonomik verilerin para piyasalarındaki fiyatlamaları olumlu yönde etkilemesi varlık fiyatlarına da yansıdı.
Analistler, gelecek hafta Fed Başkanı Powell’ın açıklamaları ve ABD’de açıklanacak enflasyon verilerinin Fed’in gelecek dönem politikalarına ilişkin ipucu verebileceğini söyledi.
Geçen hafta ABD’de açıklanan makroekonomik veriler, Fed’in eylülde faiz indirimine gitme ihtimalini artırdı.
Ülkede açıklanan verilere göre, tarım dışı istihdam, haziranda 206 bin kişi artarak beklentilerin üzerinde gerçekleşirken işsizlik oranı yüzde 4’ten yüzde 4,1’e yükseldi.
Tarım dışı istihdama ilişkin nisan ve mayıs ayı verilerinde aşağı yönlü revizyona gidildi. Buna göre, tarım dışı istihdamda kaydedilen artış nisan ayı için 165 binden 108 bine, mayıs ayı için 272 binden 218 bine düşürüldü.
Fed’in dikkatle izlediği ortalama saatlik kazanç ise beklentiler dahilinde yüzde 0,3 arttı. Ortalama saatlik kazançlar mayıs ayında yüzde 0,4 artmıştı.
Analistler, haziranda istihdam beklentilerin üzerinde artmasına rağmen nisan ve mayıs ayı verilerindeki aşağı yönlü revizyonların ve ortalama saatlik kazançlardaki artış hızının yavaşlamasının ABD iş gücü piyasasının yumuşadığına dair ek kanıt sağladığını ifade etti.
Öte yandan ABD’de özel sektör istihdamı, haziranda 150 bin kişiyle piyasa beklentilerinin altında arttı. Aynı dönemde yıllık ücret artışı da yüzde 4,9 ile Ağustos 2021’den bu yana en yavaş artış hızını kaydetti.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı da 29 Haziran ile biten haftada önceki haftaya kıyasla 4 bin kişi artarak 238 bine ulaştı ve beklentilerin üzerine çıktı.
Ülkede, JOLTS açık iş sayısı mayısta 8 milyon 140 bine çıkarak beklentilerin üzerinde gerçekleşti.
ABD’de Tedarik Yönetim Enstitüsü (ISM) hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) ise haziranda aylık bazda 5 puan azalışla 48,8’e inerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti. Mayıs 2020’den bu yana en düşük seviyesini kaydeden endeks, hizmet sektöründeki daralmaya işaret etti.
Ülkede, sanayi sektörünün performansına ışık tutması açısından önem taşıyan fabrika siparişleri de mayısta artış beklentilerinin aksine yüzde 0,5 azaldı.
Açıklanan veriler, Fed’in faiz indirimi konusunda elini rahatlatabileceğine dair beklentileri güçlendirdi.
Analistler, söz konusu verilerin enflasyonda soğuma sinyali vermesine karşın yayımlanan Fed’in son toplantı tutanaklarının banka yetkililerinin enflasyonun yavaşladığına dair daha fazla kanıt beklediklerini ve faiz oranlarının ne kadar süre yüksek tutulacağı konusunda bölünmüş olduklarını ortaya koyduğunu bildirdi.
Yılın geri kalanın önemli merkez bankalarının faiz indiriminin büyüklüğü ve hızıyla ilgili belirsizlik varlık fiyatlarını etkilemeye devam ederken, açıklanan veriler ve banka yetkililerinin sözle yönlendirmeleri piyasalarda oynaklığı artıyor.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) tarafından Portekiz’in Sintra kentinde “ECB Merkez Bankacılığı Forumu” kapsamında gerçekleştirilen panelde konuşan Fed Başkanı Powell, ilk çeyrekteki duraklamanın ardından dezenflasyonist eğilimde yeniden başlama belirtileri görüldüğüne dikkati çekerek, “Enflasyonu hedefimize düşürmede oldukça ilerleme kaydettik.” dedi.
Para politikasını gevşetmeye başlamadan önce enflasyonun yüzde 2’ye doğru sürdürülebilir bir şekilde düşeceğinden daha emin olmak istediklerini vurgulayan Powell, son zamanlarda görülen türden daha fazla veri görmek istediklerini yineledi.
Diğer Fed yetkililerinden de açıklamaları takip edilirken, Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee, ekonomide zayıflamaya dair bazı “uyarı işaretleri” gördüğünü ve Fed’in hedefinin iş gücü piyasasını zorlamadan enflasyonu düşürmek olduğunu ifade etti.
Öte yandan, ABD Kongresi için yılda 2 kez hazırlanan yarı yıllık Para Politikası Raporu’nun temmuz sayısını yayımlayan Fed, faiz indirimlerine başlamadan önce daha fazla güvene ihtiyaç duyduğunu bildirdi.
Enflasyonun geçen yıl belirgin şekilde azaldığı ve bu yıl mütevazı bir ilerleme kaydettiği belirtilen raporda, ancak Federal Açık Piyasa Komitesinin (FOMC) yüzde 2’lik hedefinin üzerinde kalmaya devam ettiği vurgulandı.
Raporda, “FOMC, enflasyonun sürdürülebilir şekilde yüzde 2’ye doğru hareket ettiğine dair daha fazla güven kazanana kadar hedef aralığını düşürmenin uygun olmasını beklemiyor.” ifadesine yer verildi.
Bu gelişmelerle, Fed’in eylülde yüzde 77 ihtimalle 25 baz puanlık gideceği tahmin edilirken, bankanın bu sene toplamda iki faiz indirimine gidebileceği öngörülüyor.
Öte yandan, ABD’de yaklaşan seçimlere ilişkin gelişmeler yakından takip edilirken, Demokrat Parti valileri, ABD Başkanı Joe Biden’ın başkanlık için uygun olduğunu belirterek, artan eleştirilerin ortasında Biden’ın arkasında durdu.
ABD’deki bahis sitelerinde Donald Trump ile girdiği canlı yayın tartışmasındaki zayıf performansının ardından kasımda yapılacak başkanlık seçimlerinde Joe Biden’ın yerini yardımcısı Kamala Harris’in alması ihtimaline bahis oynayanların oranı artmıştı.
Bu gelişmelerle ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi geçen hafta 10 baz puan azalışla yüzde 4,28’e geriledi.
Altının ons fiyatı da geçen hafta yüzde 2,8 artışla 2 bin 392 dolara çıktı.
Dolar endeksi ise haftayı bir önceki haftanın yüzde 0,9 altında 104,9 seviyesinden tamamladı.
Atlantik’de kasırga sezonuna ilişkin endişelerin artmasıyla Brent petrolün varil fiyatı geçen hafta yüzde 1,9 yükselerek 86,5 dolara çıktı.
Kripto para piyasalarındaki düşüş eğilimi de sürerken, Bitcoin’in fiyatı 53 bin 700 doları test etmesinin 56 bin 400 doların üzerinde dengelendi.
New York borsası pozitif seyretti
New York Borsası’nda, Fed’in eylülde faiz indirimine gitme ihtimalinin artmasıyla pozitif bir seyir izlendi.
Teknoloji sektöründeki yükseliş öne çıkarken, ABD’li teknoloji devlerinden Apple’ın hisseleri yüzde 7,5, Amazon’un hisseleri yüzde 3,5 ve Microsoft’un hisseleri yüzde 4,6 değer kazandı.
ABD’li uçak üreticisi Boeing’in hisseleri de şirketin parça üreticisi Spirit AeroSystems’ı yaklaşık 4,7 milyar dolara satın alacağını duyurmasının ardından geçen hafta yüzde 1,54 yükseldi.
ABD’li elektrikli otomobil üreticisi Tesla’nın hisseleri, şirketin araç teslimatlarının ikinci çeyrekte yıllık yüzde 4,8 düşmesine karşın beklentilerin üzerinde gerçekleşmesi sonrası yüzde 27,1 arttı.
Bu gelişmelerle, Nasdaq endeksi yüzde 3,49, Dow Jones endeksi yüzde 0,66, S&P 500 endeksi yüzde 1,96 artış kaydetti. S&P 500 endeksi 5.567,19 puanla ve Nasdaq endeksi de 18.352,76 puanla kapanış rekorlarını tazeledi.
Gelecek hafta salı Fed Başkanı Jerome Powell’ın açıklamaları, çarşamba toptan stoklar, perşembe Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve haftalık işsizlik maaşı başvuruları, cuma Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ve Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi takip edilecek.
Avrupa borsaları alış ağırlıklı seyretti
Avrupa borsalarında pozitif bir seyir hakim olurken, İngiltere’de yapılan sandık çıkış anketine göre, İşçi Partisi genel seçimlerde Avam Kamarası’na 410 milletvekili sokarak çoğunluğu elde etti.
Fransa’da ise Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde aşırı sağın ilk sıraya yerleşmesinin ardından alınan erken seçim kararının ikinci turu pazar günü gerçekleştirilecek.
Aşırı sağ partinin Fransa’da salt çoğunluğu sağlayamayabileceği ihtimali Avrupa borsalarında risk iştahını destekledi.
Öte yandan Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde “dezenflasyonda oldukça ilerleme kaydedildiğini” söyledi. “ECB Merkez Bankacılığı Forumu” kapsamında gerçekleştirilen panelde konuşan Lagarde, ilk çeyrekte ortaya çıkan ve devam edeceğini umdukları yavaş bir toparlanma sürecinde olduklarını ancak geleceğe dair belirsizlikler olduğunu aktardı.
Lagarde, enflasyonun doğru yönde ilerlediğini belirterek, enflasyonu düşürme sürecinin 2024’ün sonuna kadar “engebeli” olabileceğini ifade etti.
Bölge genelinde enflasyon endişesi azalmaya devam ederken, Almanya’da açıklanan enflasyon verileri de ülkede enflasyonun beklenenden daha hızlı yavaşladığını gösterdi.
Bölgede açıklanan verilere göre, Almanya’da mayısta yüzde 2,4 olan yıllık enflasyon, haziranda yüzde 2,2’ye geriledi. Böylece, Almanya’da yıllık enflasyon oranı 2022 sonbaharındaki zirvesinden bu yana 6 puandan fazla düştü.
Ülkede sanayi üretimi aylık bazda yüzde 2,5 ve yıllık bazda yüzde 6,7 azalarak beklentilerin oldukça altında kalırken, analistler, bölge genelinde yavaşlayan ekonomik aktivitenin ECB’nin politika adımlarını sıklaştırması konusunda belirleyici olabileceğini ifade etti.
Avro Bölgesi’nde ise öncü Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), haziranda yıllık bazda yüzde 2,5 oldu. Bölgede işsizlik ise mayısta yüzde 6,4 ile sabit kaldı.
Analistler, banka yetkililerinin faiz indirimlerine sıcak bakmaya devam etmelerine karşın temkinli duruşlarını koruduklarını hatırlatarak, buna karşın makroekonomik verilerden alınan soğuma sinyallerinin ECB’yi daha hızlı adım atmaya yönlendirebileceğini ifade etti.
Bu gelişmelerle İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,49, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 2,62, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 2,53 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 1,32 arttı.
Gelecek hafta pazartesi Almanya’da dış ticaret dengesi, perşembe Almanya’da enflasyon ve İngiltere’de büyüme ile sanayi üretimi,, cuma Almanya’da cari denge takip edilecek.
Asya borsaları, Çin hariç yükseldi
Asya piyasalarında ise geçen hafta Çin hariç pozitif bir seyir öne çıktı.
Öte yandan Japon yeninin dolar karşısında son 38 yılın en düşük seviyesinde bulunmaya devam etmesi dikkati çekiyor.
Dolar/yen paritesi 161,96 seviyesine çıkarak 1986’dan bu yana en yüksek seviyesini test etmesinin ardından haftayı yüzde 0,1 azalışla 160,72 seviyesinde tamamladı.
Japonya Merkez Bankasının (BoJ) politika faizini kademeli olarak artıracağına ilişkin beklentiler güçlenirken, para piyasalarındaki fiyatlamalarda da bankanın bu yıl 10’ar baz puanlık iki faiz artışına gitme ihtimali öne çıkıyor.
Çin’de Caixin imalat sanayi PMI haziranda 51,8 ile beklentileri aşarak yaklaşık son üç yılın en yüksek seviyesine çıktı.
Ülkede, Caixin hizmet sektörü PMI aynı dönemde 51,2 ile beklentilerin altında kaldı.
Analistler, Çin’de hizmet sektörünün genişlemeye devam etse de güç kaybettiğine dikkati çekerek, bu durumun ekonominin görünümüne ilişkin endişeleri artırabileceğini ifade etti.
Japonya’da hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) haziranda 49,4 seviyesinde gerçekleşirken, imalat sanayi PMI aynı dönemde 50 ile tahminlerin altında kaldı.
Bu gelişmelerle haftalık bazda Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 3,36, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 2,3, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,46 değer kazanırken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,59 değer kaybetti.
Gelecek hafta pazartesi Japonya’da cari denge, çarşamba Japonya’da ÜFE ile Çin’de TÜFE, perşembe Japonya’da makine siparişleri, cuma Japonya’da sanayi üretimi ile Çin’de dış ticaret dengesi takip edilecek.
Yurt içinde gözler ödemeler dengesi ve sanayi üretimi verilerine çevrildi
Yurt içinde, geçen hafta yükseliş eğilimi öne çıkarken, Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 1,91 değer kazancıyla 10.851,78 puandan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek haftalık kapanışını gerçekleştirdi.
BIST 100 endeksi, enflasyonun yavaşladığını ortaya koyan verilerin ardından geçen hafta 10.940 puanın üzerini test ettikten sonra 10.850 puanın üstünde dengelendi.
Yurt içinde açıklanan verilere göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), haziranda aylık bazda yüzde 1,64, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 1,38 artış gösterdi. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 71,6, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 50,09 olarak gerçekleşti.
TÜFE mayıs ayında yüzde 3,37, yıllık bazda ise yüzde 75,45 artış kaydetmişti.
Öte yandan yabancı kurumlar, Türkiye ile ilgili enflasyon beklentilerini düşürmeye başladı.
ABD’li yatırım bankası J.P. Morgan Türkiye’de enflasyonun yıl sonu tahminini yüzde 43,5’ten yüzde 42,5’e, 2025 yılı sonu için ise yüzde 25,2’den yüzde 25’e düşürdü.
ABD’nin diğer büyük bankası Morgan Stanley Türkiye için 2024 yılı sonu enflasyon tahminini yüzde 43,4’ten yüzde 42,4’e, İngiliz bankası Barclays de yüzde 44,5’ten yüzde 44’e düşürdü
Dolar/TL, haftayı bir önceki kapanışın yüzde 0,15 altında 32,6660’tan tamamladı.
Analistler, gelecek hafta çarşamba günü sanayi üretimi, cuma günü de ödemeler dengesi verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 11.000 ve 11.100 puanın direnç, 10.800 ve 10.700 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
AA Finans Ödemeler Dengesi Beklenti Anketi’ne katılan ekonomistler, cari işlemler hesabının mayıs ayında 1 milyar 347,5 milyon dolar açık verdiğini tahmin etti.
Ekonomistler, cari işlemler açığının 2024 yılında ise 26 milyar 700 milyon dolar olarak gerçekleşeceğini tahmin etti.
Çin Komünist Partisinin davetlisi olarak Çin’e gittiklerini ifade eden Sırakaya, Çin’e son dönemde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da ziyarette bulunduğunu anımsattı.
Pekin, Şanghay ve Guangcou’da temaslarda bulunduklarını belirten Sırakaya, görüşmelerde sadece ikili değil, bölgesel ve küresel konularda da görüş alışverişinde bulunduklarını ifade etti.
İkili ilişkilerin ekonomik ilişkilere yansımasının çok önemli olduğuna dikkati çeken Sırakaya, Türkiye’nin Çin ile 48 milyar dolarlık ticaret hacmine sahip olduğunu söyledi.
Sırakaya, muhataplarıyla, Çinli iş insanlarının Türkiye’deki yatırım imkanlarını değerlendirmeleri ve Türkiye’nin bir üretim üssü haline gelmesi yönündeki taleplerini paylaştıklarını anlattı.
Ticaret hacminin gelişmesinin, inovasyon ve teknolojik gelişmeler anlamında Çin ile Türkiye’nin daha yakın bir çalışma sergilemesini sağlayacağını vurgulayan Sırakaya, şunları söyledi:
“Bugün baktığımızda Türkiye, yakın çevresinde 4 saatlik uçuş mesafesinde 40’tan fazla ülkeye ulaşabildiğiniz, yaklaşık 1,5 milyar insana hitap edebilecek bir hinterlandının olduğu, 28 trilyon dolarlık ticaret hacmine hitap edebileceğimiz bir ortamda.
Çinli yatırımcılara, çok cazip bir ülke olduğumuzu aktardığımızda, önümüzdeki süreçte Türkiye’ye daha yakından ilgi göstereceklerini ifade ettiler. Kuşak ve Yol Girişimi, Orta Koridor Girişimi ve tarihi İpek Yolu’nun canlandırılması noktasında beraber çalışmamız kıymetli.
Jeopolitik olarak bazı hamlelerin yapıldığı, yeni meydan okumalarının olduğu bir ortamda bu koridor çalışmalarını tamamlamak son derece önemli.”
Sırakaya, Çinli yetkililerin Türkiye’nin önümüzdeki dönemde BRICS üyesi olması yönündeki destek ve arzularını da dinlediklerini, süreç içinde Çin-Türkiye ilişkilerinin çok daha ileri bir seviyeye geleceğini gözlemlediklerini belirtti.
“ÇİN’İN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE HASSASİYET VURGULANDI”
“Çinli yetkililerle dini, kültürel, tarihsel birlikteliğimiz olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi’yle ilgili görüşlerimizi de paylaştık” bilgisini veren Sırakaya, Uygur Türklerinin haklarının ihlal edilmemesi noktasında Çin’den hassasiyet beklediklerini vurguladı.
Sırakaya, şunları kaydetti:
“Çin’in, Uygur Özerk Bölgesi’yle ilgili yaklaşımımızın, bazı kimi Batılı ülkelerden farklı olduğunu görmesi, bizim Çin’in toprak bütünlüğüne gösterdiğimiz hassasiyeti birinci elden ifade etmemiz çok kıymetli oldu. Sincan Özerk Bölgesi’ne olan yaklaşımımızın insani ve temel boyutta olduğunu söyledik. Çinli yetkililer tüm bu hassasiyetlerimizi paylaştıklarını söylediler.
Çin’in diğer bölgeleriyle olan ekonomik, ticari ve kültürel diyaloğumuzu, Sincan Özerk Bölgesi ile de geliştirmek istediğimizi ifade ettik. THY’nin İstanbul’dan Urumçi’ye sefer düzenlemesiyle ilgili beklentimizi ifade ettiğimizde müspet cevap aldık. Uygur Özerk Bölgesi’nde soydaşlarımızla ilgili pozitif adımların geleceğinin ön sinyalini aldık.”
Sırakaya, Çinli yetkililere Türk vatandaşlarının yaşadığı vize sorunlarını da ilettiklerini, bu konuda Çinli yetkililerin çalışma başlatarak kendilerine dönüş yapacağını dile getirdi.
AK Parti ile Çin Komünist Partisi arasında mutabakat zaptı imzaladıklarını vurgulayan Sırakaya, bu mutabakat zaptı ile kurulan mekanizmanın ikili ilişkilerde, ticarette, diplomaside sıkıntı yaşanan noktalara hemen müdahale edeceğini ifade etti.
İSRAİL’İN GAZZE’DEKİ KATLİAMLARI
Gazze konusunda Çin’in Türkiye’nin tüm hassasiyetlerini paylaştığını dile getiren Sırakaya, “Ateşkesin sağlanmasının ardından 1967 sınırları içinde, toprak bütünlüğü sağlanmış, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması gerektiği noktasındaki hassasiyetimizi paylaştık.
Onlar da Orta Doğu’daki zulüm ortamı bitmeden dünyada küresel barışın sağlanabilme imkanının olmadığını söylüyor.” ifadelerini kullandı.
“DÜZENSİZ YAĞIŞLAR TARIMSAL ÜRETİM ÜZERİNDE TEHDİT OLUŞTURUYOR”
Sıcaklık değişikliklerine uyumlu bitki çeşitlerinin geliştirilmesiyle sıcaklık stresinin etkisi ve verimdeki düşmelerin önlenebilir olduğunu da ifade eden Bayraktar, “Nisan ayı yağışları normaline göre Karadeniz Bölgesi’nde yüzde 70, Akdeniz Bölgesi’nde yüzde 57, Ege Bölgesi’nde yüzde 54, İç Anadolu Bölgesi’nde yüzde 53, Doğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 46, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 30 ve Marmara Bölgesi’nde yüzde 24 oranında azaldı. Mayıs ayında ise ülke genelinde normaline göre yüzde 33 ve geçen yıl mayıs ayı yağışlarına göre yüzde 5 artış meydana geldi. Mayıs ayında normaline göre Karadeniz ve Akdeniz Bölgesi’nde yüzde 48, İç Anadolu Bölgesi’nde yüzde 49, Doğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 44, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 25 artış gerçekleşti. Marmara Bölgesi’nde ise yağışlar normaline göre yüzde 19, Ege bölgesinde yüzde 30 oranında azaldı. Hububatın suya en çok ihtiyaç duyduğu dönemlerdeki Mart, Nisan ve Mayıs aylarında düzensiz yağışlar tarımsal üretim üzerinde tehdit oluşturuyor” açıklamasında bulundu.
“ARPADA YÜZDE 15, BUĞDAYDA YÜZDE 8-10 AZALMA BEKLİYORUZ”
İklimsel nedenlerle hasadın bu yıl erken başladığını ve ülke genelinde hasadın neredeyse yarısı tamamlandığını söyleyen Bayraktar, “Başta Adana olmak üzere Çukurova’da hasat tamamlandı. Çukurova’da verimde geçen yıla göre artış görülüyor. Ancak hasadın bazı illerde devam edip bazı illerde sona yaklaştığı ve buğday ekilişinin yüzde 11’ini oluşturan Marmara Bölgesi ile hasadın hızla devam ettiği buğday ekilişinin yüzde 37’sini oluşturan İç Anadolu Bölgesi’nde çiftçilerimiz verimde de umduğunu bulamadı. İlkbaharda oluşan olumsuz iklim şartları nedeniyle özellikle arpa rekoltesinde geçtiğimiz yıla göre önemli oranda düşüş bekliyoruz. Ziraat Odalarımızdan aldığımız bilgiler doğrultusunda hasadı devam eden arpada rekoltenin geçen yıla yaklaşık oranla yüzde 15 azalarak 9,2 milyon tondan 7,8 milyon tona, buğday rekoltesinin ise yüzde 8-10 seviyesinde azalarak 22 milyon tondan yaklaşık 20 milyon tona düşeceğini tahmin ediyoruz” ifadelerine yer verdi.
“SERBEST PİYASADA FİYATLAR, MÜDAHALE ALIM FİYATININ ALTINDA GERÇEKLEŞİYOR”
Açıklanan müdahale alım fiyatında olduğu gibi bazı bölgelerde çiftçilerin verimde de umduğunu bulamadığını ifade eden Bayraktar, çiftçilerin bir sonraki sezona hazırlık yapmak için tedirgin olduğuna dikkati çekti. Serbest piyasada arpa fiyatları müdahale alım fiyatı açıklanmadan önceki fiyatlara göre yüzde 7,7, buğday fiyatları ise yüzde 6 oranında gerilediği bilgisini de veren Bayraktar, “Geçtiğimiz hafta arpa fiyatları ortalama ton başına 7 bin 70 lira, ekmeklik buğday fiyatları ton başına 9 bin 8 lira, makarnalık buğday fiyatları ise ton başına 9 bin 607 lira seviyelerine kadar düştü. Ekmeklik buğday fiyatlarında müdahale alım fiyatı açıklandıktan sonraki dönemlerde borsalarda yüzde 5 ile yüzde 13,4 oranlarında, arpada ise yüzde 10,7 ile yüzde 14,8 oranlarında düşüş oldu. Buğday fiyatlarındaki gerilemede her ne kadar arz artışı ve kalite düşüklüğünün etkisi olsa da ürününü borsada satma imkânı olmayan ve borcundan ötürü bir an önce satmak isteyen özellikle küçük aile işletmesine sahip üreticilerimiz ürününü müdahale alım fiyatının oldukça altında tüccara satmak zorunda kalıyor” şeklinde konuştu.
“BUĞDAY VE ARPA DESTEĞİNİN ARTIRILMASI GEREKİYOR”
Bayraktar, oluşan olumsuz tablonun ortadan kaldırılması ve rekoltenin düşeceği göz önünde bulundurularak açıklanan müdahale alım fiyatlarının revize edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Buğday için ton başına bin 750 lira, arpa için ton başına 750 lira fark ödemesi desteğinin artırılması gerekiyor. Türk çiftçisi her türlü olumsuzluğa rağmen fedakâr bir şekilde üretime devam etse de onlara verilecek en büyük destek doğru hazırlanmış, ülke ve çiftçi menfaatleri doğrultusunda saha gerçekleriyle örtüşen uzun vadeli tarım politikalarıdır” diye konuştu.
Bakan Göktaş, bu yıl “Kooperatifler Herkes İçin Daha İyi Bir Gelecek İnşa Eder” temasıyla kutlanan Uluslararası Kooperatifler Günü’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Göktaş, kooperatiflerin sürdürülebilir kalkınma ve istihdamı artırmada önemli bir rol üstlendiğini vurguladı.
Kooperatiflerin geçmişten günümüze her daim toplumsal ve ekonomik ihtiyaçlara çözüm üreten önemli kuruluşlar olduğunun altını çizen Bakan Göktaş, bu doğrultuda Ticaret Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı ile imzaladıkları Kadın Kooperatiflerinin Güçlendirilmesi İşbirliği Protokolü ile 81 ilde birçok faaliyet gerçekleştirdiklerini bildirdi.
Bakan Göktaş, “Kadınların Kooperatifler Yoluyla Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında kadın kooperatiflerini desteklemeye devam ettiklerini belirterek, “Kadınlar, kooperatifler aracılığı ile ekonomik güçlerini bir araya getirerek kendi iş fırsatlarını yaratıyor ve yaşam kalitelerini yükseltiyorlar” dedi.
Kadın Kooperatifleri Çalışma Grupları aracılığıyla 910 çalıştay ve bilgilendirme toplantısı düzenlediklerini belirten Bakan Göktaş, “Kadın, ülke olarak geleceğe güvenle bakabilmemizin anahtarıdır. Güçlü bir ülkenin temelinde kadınlarıyla güçlü olan bir toplum vardır. Bu kapsamda, 1.012 yeni kadın kooperatifi kurulmasına destek olduk. Ürün geliştirme, gıda güvenirliği ve ürün hikayeleştirme gibi konularda toplamda 1200 kişiye eğitim verdik. Gerçekleştirdiğimiz tüm bu faaliyetlerden, bugüne kadar yaklaşık 45.000 den fazla kişi faydalandı” dedi.
Göktaş, Bakanlık olarak verdikleri danışmanlık hizmeti ile kadın kooperatiflerinin ürünlerinin bu topraklara has olduğunu gösteren ‘coğrafi işaret’ almalarına kolaylık sağladıklarını vurguladı.
“BEN DE VARIM” DEVREYE GİRİYOR
Ayrıca “Kooperatifler E-Ticaret ile Daha Güçlü” temasıyla, Bakanlığımız Kadın Kooperatifleri Ağı Web Portalında kayıtlı olan ve e-ticaret yapan kadın kooperatiflerimizin görünürlüklerini artırmalarına ve ekonomik yönden güçlenmelerine destek olduklarını belirten Bakan Göktaş, şunları söyledi:
“Bu doğrultuda https://kadingirisimci.gov.tr/ web sitemizde bugün itibarıyla “Ben De Varım” uygulamasını kullanıma açıyoruz. Attığımız bu adım ile e-ticaret yapan kadın kooperatiflerinin web sayfalarına https://kadingirisimci.gov.tr/ adresinden ulaşılabilecek. Böylece e- ticaret yapan kadın kooperatiflerine tek bir platform üzerinden erişim imkânı getiriyoruz.”
Kooperatiflerin kadınlar için önemli olduğunu ve bu alanda farkındalık yaratmak, sorunlara dikkat çekmek ve çözüm üretmek için ilgili taraflarla çeşitli protokoller de imzaladıklarını belirten Bakan Göktaş “Bu kapsamda geçtiğimiz gün, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) ile “IPARD Programına İlişkin İşbirliği Protokolü” imzaladık. Bu protokol ile TKDK tarafından kadın girişimcilerin ve kadın kooperatiflerinin kırsal kalkınma desteklerinden daha etkin faydalanmalarını sağlayacağız” ifadelerini kullandı.
Bakan Göktaş, protokol kapsamında kırsalda yaşayan kadınlara ücretsiz “TKDK Proje Hazırlama Eğitimi” verileceği müjdesini vererek, “Bakanlık olarak ivme kazandırdığımız kadın girişimciliği çalışmalarını TKDK ile iş birliğinde daha da çok kadına ulaşarak yaygınlaştırmayı hedefliyoruz.” dedi.
Bakanlık olarak, kadın kooperatiflerinin güçlendirilmesi için kararlılıkla çalışmalarını sürdüreceklerini belirten Bakan Göktaş “Bu vesileyle, tüm kooperatiflerin 6 Temmuz Uluslararası Kooperatifler Günü’nü kutluyorum.” dedi.
Burada önemli görüşmeler gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, dönüşte uçakta, aralarında Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Zahid Akman’ın da bulunduğu gazetecilerin sorularını yanıtladı.
PUTIN’LE NELER KONUŞTU?
SORU: NATO İttifakı içinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile açık ve olumlu ilişki yürüten tek lidersiniz. Bu ilişki sayesinde başta tahıl krizi olmak üzere birçok sorunda önemli adımlar atılabildi. Dolayısıyla dünyanın gözü Astana’da Putin ile yaptığınız görüşmedeydi. Görüşme sonrası Ukrayna, konusunda “adil bir barış mümkün” dediniz. Sizce barış konusunda umut verici adımlar gelecek mi? Rusya ile iş birliğine dair güçlü mesajlar verdiniz. Nasıl bir süreç bekliyorsunuz? Rusya’nın Türkiye’den beklentileri neler? Ukrayna konusunda Putin, tansiyonu yükseltmeyi mi yoksa düşürmeyi mi planlıyor? Nasıl bir izlenim edindiniz?
CEVAP: Rusya Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin ve Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Volodimir Zelenskiy ile çatışmaların başladığı ilk günden itibaren görüşüyoruz. Bu görüşmelerde “arabuluculuğumuz nereye varabilir, nereye kadar tesiri olabilir?” bunları konuları ele alma imkanımız oldu. Nitekim, Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin ile yaptığım görüşmede arabuluculuk konusunu ele aldık. Özellikle Karadeniz Tahıl Koridoru konusunda çok iyi bir başlangıç yaptık. Biliyorsunuz koridordan 30 milyon ton tahıl nakli gerçekleştirdik. Burada yeni bir süreci başlatmayı, kendilerinin ısrarla üzerinde durduğu gibi Batı’ya tahıl sevkiyatını bir kenara bırakarak, Afrika ve diğer gıda güvenliği bakımından hassas bölgelere Türkiye üzerinden bir koridor oluşturma fikrine nasıl yaklaştıklarını sordum. Sayın Putin, “Ben, bu konuda İstanbul Tahıl Girişimi hedefini aynen koruyorum” yanıtını verdi. Bunu geliştirmemizde fayda var. Çünkü Putin’in Avrupa’ya karşı bir bakışı var. Bu süreçte Avrupa, Rusya’yı hedefe koyduğu için, Rusya da Avrupa’ya ve Batı’ya olumsuz bakıyor. “Benim imkanlarımdan orası istifade etmeyecek” diyor. Afrika ile ilgili ise “Onlar yoksul oldukları için tüm imkanlarımla ben seferber olurum” yaklaşımı içindeler. Türkiye’yi zaten bu konuda farklı bir yere koyuyorlar. Onun için biz bu çerçevede görüşmelerimizi devam ettireceğiz. Şimdilik koridorun Rusya ayağında “nasıl bir mesafe alabiliriz, onların bize ne gibi desteği olur?” bunu çalışacağız. Bu konuda da alacağımız neticeyle inşallah Karadeniz Tahıl Koridoru’nu yeniden işler hale getireceğimize inanıyorum. Bu savaş ne Rusya’ya ne Ukrayna’ya kazandırıyor. Savaşın tek kazananı kan ve ölüm tüccarlarıdır. Ben artık tansiyonun düşürüleceğine ve barış zemininin inşa edilebileceğine inanmak istiyorum. Biz o zemini oluşturmak ve korumak noktasında, bugüne kadar olduğu gibi, üzerimize düşeni yapmaya hazırız.
ESAD’LA OLASI GÖRÜŞME VE SURİYE’NİN GELECEĞİ
SORU: Türkiye-Rusya-Suriye ve İran 4’lü görüşmelerinin yeniden başlatılması sürecini sormak istiyorum. Bu bağlamda “Suriye ile yeniden diplomatik ilişkileri kurmamak için bir sebebimiz yok” demiştiniz. Görünürde Beşar Esad ile bir araya gelmeniz için hangi şartların yerine getirilmesi ya da ne tür gelişmelerin yaşanması gerekiyor?
CEVAP: Suriye ile yeni bir süreci başlatabileceğimizi Cuma günü, Cuma namazı çıkışında zaten söylemiştim. Bizim Sayın Putin ile Beşar Esad’a bir davetimiz olabilir. Sayın Putin, Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirebilirse, bu yeni bir sürecin başlangıcı olabilir. Suriye sahasında aradan geçen onca yıl herkese kalıcı çözüm mekanizmasının kurulması gerektiğini net bir şekilde göstermiştir. Altyapısı yok olmuş, halkı darmadağın hale gelmiş Suriye’nin yeniden ayağa kalkması ve istikrarsızlığın son bulması elzemdir. Sahada son zamanlarda sağlanan sükunet, akıllıca politikalar ve önyargılardan uzak ve çözüm odaklı yaklaşımlarla barış kapısını aralayabilir. Bölgedeki istikrarsızlığın başta PKK/PYD/YPG olmak üzere terör örgütlerine hareket alanı sağlaması, bir sorundur. El birliği ile ayrımsız bir biçimde bu terör yapılarının kökünün kazınması, Suriye’nin geleceğinin inşası için mühimdir. Suriye’nin demokratik altyapısının inşası, kapsayıcı ve onurlu bir barışın sağlanması ve tüm bunlara Suriye’nin toprak bütünlüğü temelinde yaklaşılması önemlidir. Suriye’de esecek barış rüzgarları ve bütün Suriye’de hayat bulacak barış iklimi, çeşitli ülkelere dağılmış milyonlarca insanın ülkelerine geri dönmeleri açısından da gereklidir. Biz komşumuz Suriye’ye dostluk elimizi daima uzattık ve uzatırız. Adil, onurlu ve kapsayıcı yeni bir toplum sözleşmesi temelinde kucaklaşan, müreffeh, bir ve bütün Suriye’nin her zaman yanında oluruz. Yeter ki Suriye, bu büyük kucaklaşmayı başlatsın ve her alanda toparlansın.
RUSYA TDT’YE; TÜRKİYE ŞİÖ’YE ÜYE OLUR MU?
SORU: Rusya kendi içindeki Türk halkları nedeniyle, Türk Devletleri Teşkilatı’na çok ciddi ilgi duyduğunu sıkça dillendiriyor. Türk Devletleri Teşkilatı’nın geleceğinde Rusya ile ortaklık söz konusu olabilir mi? Putin bu konuyu sizle görüşmelerinde dile getiriyor mu?
CEVAP: Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nın yapısına bakıldığında Rusya’nın Türk Devletleri ile ilişkilerinin olduğu çok açık net ortada. Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nda ağırlıklı olarak zaten Türk devletleri bulunuyor. Bu Türk devletlerinin buradaki gücü daha da artacak. Biz de Şanghay İşbirliği Örgütü’nde Rusya ve Çin ile olan münasebetlerimizi daha da geliştirelim diyoruz. Bizi de buraya diyalog ortaklığı şeklinde değil de diğerleri gibi Teşkilat’a ortak olarak alsınlar diyoruz. İran en sonunda Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girdi. Bunun yanında yine Pakistan orada üye. Şu anda 9 daimi üye bulunuyor. Türkiye’yi bu ülkeler arasında yer alamaz diye bir şey yok, bu belki biraz zaman alır.
NATO’NUN İKİNCİ ADAMI TÜRK MÜ OLACAK?
SORU: NATO Genel Sekreteri değişti, Mark Rutte oldu. İkili ilişkilerinizin iyi olduğu biliniyor. Bu ilişki Türkiye’nin NATO içerisindeki sorunlarının aşılması noktasında katkı sağlayacak mı? NATO’nun ikinci adamının bir Türk olacağı konuşuluyordu, bu konuda bir gelişme var mı? Böyle bir isim göreve gelecek mi, gelecekse de Türkiye’nin tercihi kimden yana olur?
CEVAP: Bunları Sayın Rutte ile görüştük. Rutte beni ziyarete geldiğinde kendisine bu beklentimi (ikinci adamın Türk olacağı konusu) söyledim. O da doğrusu olumsuz bir yaklaşım içerisine girmedi. Türkiye’ye böyle bir şeyin yakışabileceği mealinde bir yaklaşımı oldu. Görevi tam manasıyla devralmadan önce de Türkiye’ye bir ziyaret yapacağını bana söyledi. Ben de kendisine “memnun olurum” dedim. Hatta Eski Genel Sekreter Jens Stoltenberg ile bir boğaz seyahati yaptık. Bir boğaz seyahati için de kendisini davet ettik. Türkiye’nin NATO’dan beklentilerini her fırsatta dile getiriyoruz. İttifakın birliğinin, insicamının güçlendirilmesi, dayanışma ruhunun korunması ve zenginleştirilmesi önemlidir. Özellikle terör başta olmak üzere karşı karşıya kaldığımız küresel konularda NATO ülkelerinin güvenlik ve çıkarlarına hizmet eden bir anlayışla hareket edilmesi gerekir. Türkiye, yıllardır terörle ayrımsız mücadele etmektedir. Bu mücadelede müttefiklerimizin bizi, NATO’nun birliktelik ruhuna aykırı olarak, yalnız bırakmaları, hatta terörist yapılanmalara cesaret veren tutum sergilemeleri üzücüdür. Sayın Rutte ile bu konulardaki görüşlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz. Sadece Sayın Genel Sekreter ile değil, NATO Zirvesi başta olmak üzere tüm platformlarda müttefiklerimizle karşı karşıya olduğumuz tüm sınamalarda ne düşündüğümüzü, neler önerdiğimizi ve yaptığımızı bir bir anlatacağız.
SON GÜNLERDE YÜKSELEN 3. DÜNYA SAVAŞI TAMTAMLARI
SORU: NATO ve Rusya cephesinden gelen 3. Dünya Savaşı ile ilgili açıklamalardan sonra, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanlığı’ndan da açıklamalar oldu 3. Dünya Savaşı tehlikesiyle ilgili. Sizin böyle bir tehlike hakkındaki yorumunuz nedir? Konu bu zirvede de gündeme geldi mi? Sayın Putin ile yaptığınız görüşmede Rusya-Ukrayna savaşının büyüme tehlikesi gündeme geldi mi? Dünyanın gündemindeki nükleer silahlar hem Putin ile yaptığınız görüşmede hem zirvede konuşuldu mu?
CEVAP: Ne yazık ki Batı’da bu işi kaşıyan ülke ve kesimler var. 3. Dünya Savaşı’na çanak tutan bir yaklaşım içindeler. Malum silah tüccarlarına pazar lazım. Silah tüccarlarının da pazarı Batı. Bu konuyla ilgili olarak da Sayın Putin, barıştan yana olduğunu son açıklamalarında söyledi. Çünkü taraflarda bir yorgunluk olduğu da açıkça ortada. Biz de kendilerine “barışa ne zaman ereceğiz?” dedik. Onlar “bu işin bir zamanı yok, bütün mesele burada sizler gibi arabulucuların ağırlığını koymasında” noktasındalar. Biz şimdi ağırlığımızı koymaya gayret ediyoruz. Temennimiz odur ki Rusya-Ukrayna arasında bu savaş artık bir nihayete ersin. Devam ediyoruz, takip ediyoruz. Dışişleri Bakanım Hakan Fidan Bey, Milli Savunma Bakanım Yaşar Güler Bey bu işin takipçisi durumundalar. Bir an önce temennim odur ki neticeye varalım. Yıllardır dillendirdiğimiz “Dünya 5’ten büyüktür” ve “Daha adil bir dünya mümkün” tezlerimiz bu olumsuz havayı dağıtmak, büyük savaş riskini ortadan kaldırmak için ortaya koyduğumuz somut çözümlerdir. Hala bunları uygulamak mümkündür. Yapmamız gereken küresel sistemi revize etmek, herkesin ayrımsız uluslararası hukuka uymasını sağlamak, terörizmi topyekün bir anlayışla yok etmek, adaleti ve hakkaniyeti temel alan bir küresel paylaşım sistemini hayata geçirmektir.
Yıl sonuna kadar toplam 200 bin konutu teslim edeceklerini söyleyen Bakan Kurum, “Malatya ve diğer illerimizde yaralarımızı sarmak için haftalarca vatandaşımızla omuz omuza verdik. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, nasıl her depremde, selde, heyelanda ve yangında milletimizin yanında olduysak, asrın felaketinde de milletimizle birlikte bir seferberlik şuuruyla çalıştık. Biliyorsunuz 6 Şubat depremlerini 11 şehrimiz yaşadı. 14 milyon insanımızın hayatı olumsuz etkilendi Yüz binlerce konutumuz ve iş yerimiz kullanılamaz hale geldi. Afetin verdiği maddi kayba baktığımızda 104 milyar doları geçtiğini görüyoruz. Bugüne geldiğimizde; 276 bin konutun, iş yerinin, ofisin ihale süreci tamamlandı. 11 ilimizde inşa faaliyetimiz devam ediyor. 4 bin 500’e yakın köyde evlerimizi süratle teslim ediyoruz. Başlamış olduğumuz 276 bin konutun, toplamda 76 bin yuvamızı kardeşlerimize teslim ettik. Bugün deprem bölgesinde 2000’e yakın şantiyede 153 bin işçi kardeşimiz arı gibi çalışıyor. Gerek şehrin içinde, gerek rezerv alanlarda yıl sonuna kadar toplam 200 bin konutu teslim edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Bakan Murat Kurum, devletin tüm imkanları ile deprem bölgesinde olduğunu ve olmaya devam edeceğini belirterek, “Malatya özelinde baktığımızda; şu ana kadar 7 bin 881 konutumuzu bitirip, depremzede ailemizi evlerine kavuşturduk. Malatya genelinde 80 bin 224 ev ve iş yerimizin inşasına da süratle devam ediyoruz. Şehir merkezini, kent meydanını aslına uygun, tarihi dokuyu koruyan, depreme dayanıklı, çevreci, sıfır atık uyumlu olarak inşa ediyoruz. Biz, birçok afette olduğu gibi depremin ilk anlarında da milletimize sözler verdik. Görev süremiz boyunca bu sözleri tuttuk. Şimdi yine bu sözleri tutmanın gururuyla buradayız. Ben bugün sadece bir bakan olarak burada değilim. Malatya’nın bir evladı, deprem bölgesinin kardeşi ve bölgenin ihtiyacını giderecek kişi olarak buradayım. Şantiyede baret takıp yuvalar inşa etmiş bir emekçi olarak karşınızdayım. Milyonlarca vatandaşımıza yeni yuva kazandırmış, milletimizin zor anlarında hep yanında olmuş bir kardeşiniz olarak yanınızdayım. Dün nasıl depremlerde, sellerde, yangınlarda milletimizin hemen yanına koşup hızlıca yeni yuvalarına kavuşturduysak; bugün de deprem bölgemizin tamamında aynı aşkla, azimle, gayretle çalışacağız. Malatya’da yeni yuvalarına kavuşmayan tek bir depremzede kardeşimizi bırakmayacağız. Bu evler teslim edilene kadar da arkadaşlarımla birlikte sürekli deprem bölgesinde olacağız. Elimizi bir an bile depremzede kardeşlerimizin elinden çekmeyeceğiz” dedi.
Kremlin Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre, görüşmenin basına açık kısmında konuşan Putin, Orban ile Moskova’da görüşmekten memnuniyet duyduğunu dile getirerek, “Buraya yalnızca uzun dönemli ortak olarak değil, aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) Konseyi dönem başkanı olarak geldiniz.” dedi.

Rusya Dışişleri Bakanlığında ülkesinin Ukrayna konusundaki barış planını sunduğu bir konuşma yaptığını anımsatan Putin, “Konuşmamdan muhtemelen haberdarsınızdır. Orada olası bir barışçıl çözüme ilişkin yaklaşımımızı ortaya koyduk. Ukrayna ile ilgili nüansları konuşmak için geldiniz. Umarım sizin ve AB’nin pozisyonu konusunda bilgi vereceksiniz.” ifadelerini kullandı.
Rusya ile Macaristan arasındaki ticaret hacminde önemli bir düşüş yaşandığını kaydeden Putin, “Ama genel olarak üzerinde çalışılacak şeyler bulunuyor ve ortak projeler hayata geçiriyoruz. Her halükarda konuşacak konularımız var.” diye konuştu.
Putin, Orban’ı ve Macar heyeti ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını söyledi.
“BU GÖRÜŞMEMİZ DAHA ÖZEL”
Macaristan Başbakanı Orban ise Putin ile son yıllarda birçok kez görüştüklerini belirterek, “Ancak bugünkü görüşmemiz diğerlerine göre daha özel.” dedi.
Ukrayna krizine değinen Orban, “Bununla ilgili her iki tarafla da görüşebilen ülke sayısı gittikçe azalıyor. Yakında Macaristan, Avrupa’da her iki tarafla da görüşebilen tek ülke olacak. Sizinle bazı önemli konuları görüşmek ve Avrupa için bazı önemli konularla ilgili pozisyonunuzu duymak istiyorum.” diye konuştu.
AB YÖNETİMİNDEN ORBAN’A TEPKİ
Orban’ın Rusya ziyareti AB yönetiminin tepkisine neden olmuştu.
AB Konseyi Başkanı Charles Michel, “AB dönem başkanlığının AB adına Rusya ile temas kurma yetkisi yoktur.” uyarısında bulunmuştu.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ziyaretle ilgili değerlendirmesinde, “Orban, Moskova’yı ziyaret ediyor. Putin, yatıştırılarak durdurulamaz. Ukrayna’da kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışın yolunu ancak birlik ve kararlılık açacaktır.” ifadesini kullanmıştı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de “Başbakan Orban, Moskova’yı ziyaret etmek için AB Konseyinden herhangi bir talimat almadı. Bu pozisyon, AB ile (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin arasındaki resmi temasları kapsamıyor. Dolayısıyla Macaristan Başbakanı, hiçbir şekilde AB’yi temsil etmiyor.” demişti.
BUDAPEŞTE-BRİKSEL-MOSKOVA HATTI
Macaristan, AB üyesi ülkeler arasında 6 ayda bir dönüşümlü üstlenilen dönem başkanlığını 1 Temmuz’da devralmıştı. Orban, dönem başkanlığını üstlendikten sonra ilk dış ziyaretini Ukrayna’nın başkenti Kiev’e yapmış, burada Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenksiy ile görüşmüştü.
AB-Rusya ilişkileri, 2014’te Kırım’ın Rusya tarafından yasa dışı ilhakının ardından gerilemiş ve 2022’de Ukrayna-Rusya savaşının başlamasıyla maslahatgüzarlık seviyesine indirilmişti.
Macaristan ile AB arasında, Ukrayna-Rusya savaşı, Ukrayna’ya askeri ve mali destek ile Ukrayna’nın AB üyeliği gibi konularda anlaşmazlıklar yaşanıyor.
Savaşa yönelik AB’den farklı politika sergileyen Orban sıklıkla “Rus yanlısı” olmakla suçlanırken, Macar lider bu iddiaları reddediyor.
“OLAĞANÜSTÜ KOŞULLARLA KARŞI KARŞIYAYDIK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, haziran ayı enflasyonunun beklentiler altında gelmesi ve yıllık enflasyonun 8 ayın ardından ilk kez gerilediğinin hatırlatılması üzerine şu ifadeleri kullandı:
Biz geçen sene dezenflasyona geçiş için bir süre öngörmüştük. Çünkü geçen sene gerçekten deprem etkisiyle olağanüstü koşullarla karşı karşıyaydık. Para politikasının etkili olması zaman alıyor. Maliye politikasında ilave çaba gerekiyordu. Biz o nedenle dezenflasyon Mayıs 2024’ten sonra başlayacak dedik. Nitekim Haziran ayında yıllık bazda enflasyonda düşüş başladı ama Temmuz’da yani 60’lı rakamlar diyorum ama öngörmek mümkün değil. Muhtemelen düşük 60’lı rakam olacak. Ağustos’ta yine düşük 50’li bir rakam olacak. Ve muhtemelen büyük ihtimalle Eylül enflasyonu açıklandığında 50’nin bir tık altı olabilir. Bizim öngördüğümüz politika bu çerçevede.
NET REZERVLERDEKİ İYİLEŞME 80 MİLYAR DOLAR
Cari açığın bir problem olmaktan çıktığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geçen sene çok ciddi bir cari açık problemimiz vardı. Bu sene artık cari açık problem olmaktan çıktı. Milli gelire oran olarak yüzde 6’lardan neredeyse bu sene muhtemelen yüzde 2 civarına düşecek. Rezerv konusunda çok önemli mesafe kat ettik. Brüt rezervimiz yaklaşık 145 milyar dolar. Ve swap hariç rezervlerimiz 10 milyarın üzerine çıktı. Mart seçiminden bu yana swap hariç net rezervlerdeki iyileşme neredeyse 80 milyar dolar civarı. Gerçekten eşi benzeri kolay görülmeyen bir iyileşme, bir güven var. Dolayısıyla dış denge bir endişe kaynağı olmaktan çıktı” dedi.
BENZER ÜLKELERE GÖRE 10 KAT HIZLI DÜŞTÜ
Türkiye’nin risk priminin benzer ülkelere oranla 10 kat daha hızlı düştüğüne işaret eden Erdoğan, “Bugün itibariyle 263 baz puan civarında. Türkiye’nin son 3 aydır, yerel seçimlerden sonra bizim 2 yıllık tahvil faiz oranlarımız 1000 baz puan düştü. Özellikle bu son enflasyon rakamlarından sonra faizler düşmeye başladı. Dün hem 2 yıllık hem 5 yıllık hem 10 yıllık bütün faizlerimiz düştü. Yine bizim yurtdışına ihraç ettiğimiz tahvil faizleri 50 baz puan düştü son yerel seçimden sonra. Yani risk primi düşüyor, faizler düşüyor ve gerçekten notumuz artıyor, cari açık daralıyor, bütçede de dengeyi iyileştiriyoruz. Dolayısıyla biraz sabra ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
“SON ÇEYREKTE BU İŞİ ÇÖZÜME KAVUŞTURACAĞIZ”
Enflasyonda düşüşün yeni başladığını ve bunun hızlanarak devam edeceğini beliren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
Enflasyonda düşüş daha yeni başladı. Hızlanarak devam edecek. Biz inanıyoruz. Bu hedefler başlangıçta iddialı görüntü ama hedefleri başaracağımıza gerçekten samimi bir şekilde inanıyoruz. Programımız çalışıyor. Başlangıçta program yok dediler, sonra bu program çalışmaz dediler, sonra para geliyor ama bu sıcak para dediler. Sürekli bir kulp, bir hata üzerinde yoğunlaşıyorlar. Tabii ki sorunlarımız var ama bu sorunları çözecek güçlü bir siyasi irade var. En büyük sorunumuz hayat pahalılığı. En adaletsiz vergi enflasyon. O nedenle dar gelirlilerimize, asgari ücretlimize, emeklilerimize yapacağımız en büyük iyilik popülizm yapmadan enflasyonu kalıcı bir şekilde tekrar tek haneye düşürmek. Vatandaşımızın kalıcı olarak refah seviyesini yükseltmek.
İnşallah son çeyreğe girerken bu işi çözüme kavuşturmuş olarak Allah’ın izniyle gireceğiz.
Burada önemli görüşmeler gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, dönüşte uçakta, aralarında Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Zahid Akman’ın da bulunduğu gazetecilerin sorularını yanıtladı.
PUTIN’LE NELER KONUŞTU?
SORU: NATO İttifakı içinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile açık ve olumlu ilişki yürüten tek lidersiniz. Bu ilişki sayesinde başta tahıl krizi olmak üzere birçok sorunda önemli adımlar atılabildi. Dolayısıyla dünyanın gözü Astana’da Putin ile yaptığınız görüşmedeydi. Görüşme sonrası Ukrayna, konusunda “adil bir barış mümkün” dediniz. Sizce barış konusunda umut verici adımlar gelecek mi? Rusya ile iş birliğine dair güçlü mesajlar verdiniz. Nasıl bir süreç bekliyorsunuz? Rusya’nın Türkiye’den beklentileri neler? Ukrayna konusunda Putin, tansiyonu yükseltmeyi mi yoksa düşürmeyi mi planlıyor? Nasıl bir izlenim edindiniz?
CEVAP: Rusya Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin ve Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Volodimir Zelenskiy ile çatışmaların başladığı ilk günden itibaren görüşüyoruz. Bu görüşmelerde “arabuluculuğumuz nereye varabilir, nereye kadar tesiri olabilir?” bunları konuları ele alma imkanımız oldu. Nitekim, Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin ile yaptığım görüşmede arabuluculuk konusunu ele aldık. Özellikle Karadeniz Tahıl Koridoru konusunda çok iyi bir başlangıç yaptık. Biliyorsunuz koridordan 30 milyon ton tahıl nakli gerçekleştirdik. Burada yeni bir süreci başlatmayı, kendilerinin ısrarla üzerinde durduğu gibi Batı’ya tahıl sevkiyatını bir kenara bırakarak, Afrika ve diğer gıda güvenliği bakımından hassas bölgelere Türkiye üzerinden bir koridor oluşturma fikrine nasıl yaklaştıklarını sordum. Sayın Putin, “Ben, bu konuda İstanbul Tahıl Girişimi hedefini aynen koruyorum” yanıtını verdi. Bunu geliştirmemizde fayda var. Çünkü Putin’in Avrupa’ya karşı bir bakışı var. Bu süreçte Avrupa, Rusya’yı hedefe koyduğu için, Rusya da Avrupa’ya ve Batı’ya olumsuz bakıyor. “Benim imkanlarımdan orası istifade etmeyecek” diyor. Afrika ile ilgili ise “Onlar yoksul oldukları için tüm imkanlarımla ben seferber olurum” yaklaşımı içindeler. Türkiye’yi zaten bu konuda farklı bir yere koyuyorlar. Onun için biz bu çerçevede görüşmelerimizi devam ettireceğiz. Şimdilik koridorun Rusya ayağında “nasıl bir mesafe alabiliriz, onların bize ne gibi desteği olur?” bunu çalışacağız. Bu konuda da alacağımız neticeyle inşallah Karadeniz Tahıl Koridoru’nu yeniden işler hale getireceğimize inanıyorum. Bu savaş ne Rusya’ya ne Ukrayna’ya kazandırıyor. Savaşın tek kazananı kan ve ölüm tüccarlarıdır. Ben artık tansiyonun düşürüleceğine ve barış zemininin inşa edilebileceğine inanmak istiyorum. Biz o zemini oluşturmak ve korumak noktasında, bugüne kadar olduğu gibi, üzerimize düşeni yapmaya hazırız.
ESAD’LA OLASI GÖRÜŞME VE SURİYE’NİN GELECEĞİ
SORU: Türkiye-Rusya-Suriye ve İran 4’lü görüşmelerinin yeniden başlatılması sürecini sormak istiyorum. Bu bağlamda “Suriye ile yeniden diplomatik ilişkileri kurmamak için bir sebebimiz yok” demiştiniz. Görünürde Beşar Esad ile bir araya gelmeniz için hangi şartların yerine getirilmesi ya da ne tür gelişmelerin yaşanması gerekiyor?
CEVAP: Suriye ile yeni bir süreci başlatabileceğimizi Cuma günü, Cuma namazı çıkışında zaten söylemiştim. Bizim Sayın Putin ile Beşar Esad’a bir davetimiz olabilir. Sayın Putin, Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirebilirse, bu yeni bir sürecin başlangıcı olabilir. Suriye sahasında aradan geçen onca yıl herkese kalıcı çözüm mekanizmasının kurulması gerektiğini net bir şekilde göstermiştir. Altyapısı yok olmuş, halkı darmadağın hale gelmiş Suriye’nin yeniden ayağa kalkması ve istikrarsızlığın son bulması elzemdir. Sahada son zamanlarda sağlanan sükunet, akıllıca politikalar ve önyargılardan uzak ve çözüm odaklı yaklaşımlarla barış kapısını aralayabilir. Bölgedeki istikrarsızlığın başta PKK/PYD/YPG olmak üzere terör örgütlerine hareket alanı sağlaması, bir sorundur. El birliği ile ayrımsız bir biçimde bu terör yapılarının kökünün kazınması, Suriye’nin geleceğinin inşası için mühimdir. Suriye’nin demokratik altyapısının inşası, kapsayıcı ve onurlu bir barışın sağlanması ve tüm bunlara Suriye’nin toprak bütünlüğü temelinde yaklaşılması önemlidir. Suriye’de esecek barış rüzgarları ve bütün Suriye’de hayat bulacak barış iklimi, çeşitli ülkelere dağılmış milyonlarca insanın ülkelerine geri dönmeleri açısından da gereklidir. Biz komşumuz Suriye’ye dostluk elimizi daima uzattık ve uzatırız. Adil, onurlu ve kapsayıcı yeni bir toplum sözleşmesi temelinde kucaklaşan, müreffeh, bir ve bütün Suriye’nin her zaman yanında oluruz. Yeter ki Suriye, bu büyük kucaklaşmayı başlatsın ve her alanda toparlansın.
RUSYA TDT’YE; TÜRKİYE ŞİÖ’YE ÜYE OLUR MU?
SORU: Rusya kendi içindeki Türk halkları nedeniyle, Türk Devletleri Teşkilatı’na çok ciddi ilgi duyduğunu sıkça dillendiriyor. Türk Devletleri Teşkilatı’nın geleceğinde Rusya ile ortaklık söz konusu olabilir mi? Putin bu konuyu sizle görüşmelerinde dile getiriyor mu?
CEVAP: Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nın yapısına bakıldığında Rusya’nın Türk Devletleri ile ilişkilerinin olduğu çok açık net ortada. Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nda ağırlıklı olarak zaten Türk devletleri bulunuyor. Bu Türk devletlerinin buradaki gücü daha da artacak. Biz de Şanghay İşbirliği Örgütü’nde Rusya ve Çin ile olan münasebetlerimizi daha da geliştirelim diyoruz. Bizi de buraya diyalog ortaklığı şeklinde değil de diğerleri gibi Teşkilat’a ortak olarak alsınlar diyoruz. İran en sonunda Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girdi. Bunun yanında yine Pakistan orada üye. Şu anda 9 daimi üye bulunuyor. Türkiye’yi bu ülkeler arasında yer alamaz diye bir şey yok, bu belki biraz zaman alır.
NATO’NUN İKİNCİ ADAMI TÜRK MÜ OLACAK?
SORU: NATO Genel Sekreteri değişti, Mark Rutte oldu. İkili ilişkilerinizin iyi olduğu biliniyor. Bu ilişki Türkiye’nin NATO içerisindeki sorunlarının aşılması noktasında katkı sağlayacak mı? NATO’nun ikinci adamının bir Türk olacağı konuşuluyordu, bu konuda bir gelişme var mı? Böyle bir isim göreve gelecek mi, gelecekse de Türkiye’nin tercihi kimden yana olur?
CEVAP: Bunları Sayın Rutte ile görüştük. Rutte beni ziyarete geldiğinde kendisine bu beklentimi (ikinci adamın Türk olacağı konusu) söyledim. O da doğrusu olumsuz bir yaklaşım içerisine girmedi. Türkiye’ye böyle bir şeyin yakışabileceği mealinde bir yaklaşımı oldu. Görevi tam manasıyla devralmadan önce de Türkiye’ye bir ziyaret yapacağını bana söyledi. Ben de kendisine “memnun olurum” dedim. Hatta Eski Genel Sekreter Jens Stoltenberg ile bir boğaz seyahati yaptık. Bir boğaz seyahati için de kendisini davet ettik. Türkiye’nin NATO’dan beklentilerini her fırsatta dile getiriyoruz. İttifakın birliğinin, insicamının güçlendirilmesi, dayanışma ruhunun korunması ve zenginleştirilmesi önemlidir. Özellikle terör başta olmak üzere karşı karşıya kaldığımız küresel konularda NATO ülkelerinin güvenlik ve çıkarlarına hizmet eden bir anlayışla hareket edilmesi gerekir. Türkiye, yıllardır terörle ayrımsız mücadele etmektedir. Bu mücadelede müttefiklerimizin bizi, NATO’nun birliktelik ruhuna aykırı olarak, yalnız bırakmaları, hatta terörist yapılanmalara cesaret veren tutum sergilemeleri üzücüdür. Sayın Rutte ile bu konulardaki görüşlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz. Sadece Sayın Genel Sekreter ile değil, NATO Zirvesi başta olmak üzere tüm platformlarda müttefiklerimizle karşı karşıya olduğumuz tüm sınamalarda ne düşündüğümüzü, neler önerdiğimizi ve yaptığımızı bir bir anlatacağız.
SON GÜNLERDE YÜKSELEN 3. DÜNYA SAVAŞI TAMTAMLARI
SORU: NATO ve Rusya cephesinden gelen 3. Dünya Savaşı ile ilgili açıklamalardan sonra, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanlığı’ndan da açıklamalar oldu 3. Dünya Savaşı tehlikesiyle ilgili. Sizin böyle bir tehlike hakkındaki yorumunuz nedir? Konu bu zirvede de gündeme geldi mi? Sayın Putin ile yaptığınız görüşmede Rusya-Ukrayna savaşının büyüme tehlikesi gündeme geldi mi? Dünyanın gündemindeki nükleer silahlar hem Putin ile yaptığınız görüşmede hem zirvede konuşuldu mu?
CEVAP: Ne yazık ki Batı’da bu işi kaşıyan ülke ve kesimler var. 3. Dünya Savaşı’na çanak tutan bir yaklaşım içindeler. Malum silah tüccarlarına pazar lazım. Silah tüccarlarının da pazarı Batı. Bu konuyla ilgili olarak da Sayın Putin, barıştan yana olduğunu son açıklamalarında söyledi. Çünkü taraflarda bir yorgunluk olduğu da açıkça ortada. Biz de kendilerine “barışa ne zaman ereceğiz?” dedik. Onlar “bu işin bir zamanı yok, bütün mesele burada sizler gibi arabulucuların ağırlığını koymasında” noktasındalar. Biz şimdi ağırlığımızı koymaya gayret ediyoruz. Temennimiz odur ki Rusya-Ukrayna arasında bu savaş artık bir nihayete ersin. Devam ediyoruz, takip ediyoruz. Dışişleri Bakanım Hakan Fidan Bey, Milli Savunma Bakanım Yaşar Güler Bey bu işin takipçisi durumundalar. Bir an önce temennim odur ki neticeye varalım. Yıllardır dillendirdiğimiz “Dünya 5’ten büyüktür” ve “Daha adil bir dünya mümkün” tezlerimiz bu olumsuz havayı dağıtmak, büyük savaş riskini ortadan kaldırmak için ortaya koyduğumuz somut çözümlerdir. Hala bunları uygulamak mümkündür. Yapmamız gereken küresel sistemi revize etmek, herkesin ayrımsız uluslararası hukuka uymasını sağlamak, terörizmi topyekün bir anlayışla yok etmek, adaleti ve hakkaniyeti temel alan bir küresel paylaşım sistemini hayata geçirmektir.
“BİZ TAZE İNCİRDE FARKLIYIZ”
2024 sezonunun taze incir hasadının başladığını sosyal medya hesabından duyuran Buharkent Belediye Başkanı Mehmet Erol, “Buharkent olarak biz taze incir üretiminde binden fazla üreticimiz ve 25 bin tondan fazla taze incir üretimi ile farklı bir ilçeyiz. Aydın’da ilk incir hasadı 15-20 gün önce bizde yapılır. Ekonomik yönden avantajı ve ilçemize katkısı ile çok önemli bir üründür” dedi.

“EN ÖNEMLİ DEĞERİMİZ ASLINDA İNCİRDİR”
Dünyada taze incirin en kalitelisinin yetiştirildiği bölgenin Buharkent olduğunu ifade eden Belediye Başkanı Mehmet Erol, “Dünyada taze incirin en kalitelisinin yetiştirildiği bölge olan Buharkent’te taze incir hasadı başladı. Tabii Aydın inciri dünyanın en kaliteli inciri. Buharkent de Aydın’da ilk incir hasadının yapıldığı yerdir. Erkenci incirlerimiz olan sarı lop ve Bursa siyahı incirlerimizin hasadı, diğer bölgelere göre yaklaşık bir hafta 15 gün önce yapılır. Buharkent açısından ekonomik değeri çok yüksek olan ve ilçe ekonomimize can veren en önemli ürünümüzdür. En önemli değerimiz aslında incirdir. O yüzden herkeste bu dönemde büyük bir heyecan sevinç ve mutluluk yaşanıyor. Hayırlı, bereketli olsun inşallah. Havamız da mevsim de güzel gidiyor. İnşallah güzel bir sezon geçireceğiz. Ürünümüzün hak ettiği ekonomik değeri bulmasını ve çiftçilerimizin emeklerinin karşılığını almasını istiyoruz. Bereketli bir yıl olsun inşallah. Tabii taze incir anlamında baktığımız zaman bizim yoğun olarak hasadını yaptığımız ürün taze incir. Aydın Türkiye’de kuru incir üretiminin en fazla yapıldığı yer. Türkiye’de taze incir üretiminin, toptan ticaretinin yapıldığı tek nokta ise Buharkent’tir. Bizi de farklı kılan unsur budur. Buharkent’te 25 bin ton civarında taze incir üretimi yapılıyor. Aynı zamanda Bursa siyahı diye adlandırılan, taze olarak toplanan, raf ömrü daha uzun, ihracat özelliği daha fazla olan ürün de Bursa ve diğer illerden 15 gün daha önce hasadının başlandığı için bizim açımızdan çok önemli bir avantajdır. Yani Buharkent’in ekonomisini ayakta tutan en önemli unsur taze incirdir. Vatandaşımız da çiftçimiz de, üreticimiz de emeğinin karşılığını alsın istiyoruz. Sezonumuz hayırlı, uğurlu, bereketli olsun inşallah” dedi.
İncirin başkenti Aydın’da hasat heyecanı başlarken, özenle toplanan ‘sarı lop’ ve ‘Bursa siyahı’ cinsi incirler tüketiciye ulaştırılmaya başlandı. Üreticinin, tüccarın ve tüketicinin memnun olduğu ve sezonda rekoltenin 25 bin ile 30 bin ton arasında gerçekleştirileceği taze incirde yaklaşık 100 milyon dolarlık bir ihracat geliri bekleniyor.
Yerli üretime, atalık tohumlara ve coğrafi işaretli ürünlere sahip çıkmak amacıyla 2021’de kurulan Alfa Arge Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi, 15 kadınla faaliyetlerini sürdürüyor.
Uzak Doğu mutfağında yaygın olarak kullanılan siyah sarımsak üretimi yaparak işe başlayan kadınlar, bu ürünün tüketimini yurt içi ve dışında artırmayı amaçlıyor.
Kooperatif Başkanı Ebru Akad, AA muhabirine, katma değeri yüksek bir ürünle tüketiciye ulaşmayı hedeflediklerini belirterek, “Türkiye’nin tarımsal üretiminde bir sorun yok. Ancak üretimin pazarlanmasında bir sıkıntı olduğunu düşünerek, farklı ve işlenmiş bir ürünle pazara girelim istedik. Bu nedenle siyah sarımsak üretimine başladık. Siyah sarımsak, Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescili bulunan Taşköprü sarımsağının özel yöntemlerden geçirilmesiyle elde ediliyor.” dedi.
“SİYAH SARIMSAK RENGİNİ ISI VE NEMDEN ALIYOR”
Siyah sarımsağın fermantasyon süreciyle oluştuğunu anlatan Akad, “Bildiğimiz beyaz sarımsak topraktan alınıyor. Yaklaşık 60 gün, 60-90 santigrat derece sıcaklıktaki özel fırınlarda ve bellirli orandaki nem altında ısıtılıyor. Böylelikle siyah hale geliyor. İçinde bulunan maddeler bu şekilde daha fazla değerleniyor. Sağlık açısından da değerli olduğu biliniyor.” diye konuştu.
Akad, siyah sarımsağı, mürdük, püre ve çeşni olarak 3 farklı türde ürettiklerini bildirerek, bu ürünün dokusu, tadı ve kokusunun beyaz sarımsaktan farklı olduğuna işaret etti.
Siyah sarımsağa, İstanbul ve Ankara’daki restoranlar ile Antalya ve Ege Bölgesi’ndeki tüketicilerden talep geldiğini aktaran Akad, “Bizim amacımız bu ürünü ihraç etmek. Türkiye ham madde ihraç eden bir ülke. Biz bunu tersine çevirerek, işlenmiş ürünü de ihraç edelim istiyoruz. Siyah sarımsağı, başta Avrupa ve ABD pazarına ihraç etmeyi amaçlıyoruz.” ifadesini kullandı.

“KADIN KOOPERATİFLERİ EĞİTİMLE DESTEKLENMELI”
Akad, kooperatifte, tarhana kıtırı ile elma, muz, vişne, üzüm ve hurma gibi meyvelerin dondurularak kurutulmasıyla elde edilen atıştırmalık da ürettiklerini söyleyerek, “Çok farklı ürünlerimiz var. Dolayısıyla bu ürünlere mutlaka katma değer katmak ve bunları geliştirmek gerekiyor. Bunu yaptığınızda yurt dışından talep de daha fazla oluyor.” değerlendirmesinde bulundu. Akad, kadın kooperatiflerine, katma değeri yüksek ürünler üretebilmesi için eğitim desteği verilmesini de talep etti.
“ANTİOKSİDAN ÖZELLİĞİ ÇİĞ SARIMSAĞA GÖRE YÜKSEK”
Medicana International Ankara Hastanesi Uzman Diyetisyeni Çağrı Yüksel de belirli sıcaklık ve nem altında yapılan eskitme işlemi sırasında sarımsak bileşenlerinde birçok reaksiyonun gerçekleştiğini söyledi.
Bu değişikliklerin, siyah sarımsağın kalite ve antioksidan özelliklerinde çiğ sarımsağa kıyasla artışa neden olduğunu anlatan Yüksel, “Siyah sarımsak, öncelikle daha yüksek fenolik bileşikler, flavonoidler ve sülfürik bileşikler içeriğine atfedilen gelişmiş antioksidan aktivitesiyle bilinir. Bu bileşikler, güçlü antioksidan özelliklerine katkıda bulunur.” dedi.
Yüksel, siyah sarımsağın bazı kronik hastalıklarda fayda sağlayabileceğini belirterek, “İlaç kullanan kişilerin siyah sarımsak tüketiminde uzman hekim tavsiyesi alması önemli. Siyah sarımsağın günlük tüketim miktarı uzmanlar tarafından en fazla 4 gram olarak tavsiye edilir. İnsan sağlığını destekleyici ürünler arasında yer alan sarımsak günlük 4 gramdan fazla tüketilirse yan etkilere sebep olabilir.” diye konuştu.
J.P. Morgan’ın raporunda, enflasyondaki beklenmedik düşüşün temel mal fiyatlarından kaynaklandığı aktarıldı.
“TL’deki reel değerlenmenin emekli ve memurlara yapılacak zamla birleşince bu ay elektriğe yapılan ve gelecek ay da doğal gaza yapılacak zamla ne ölçüde dengeleneceğini izleyeceğiz.” ifadelerine yer verilen raporda, bu yıl için enerji hizmet fiyat artışlarının muhtemelen bir kez olabileceği ve daha sonra olmayacağı, bunun da ekim ayında kamu hizmet fiyatlarında artış olmayacağı anlamına geldiği aktarıldı.
Raporda, dezenflasyon sürecinin haziran ayında başladığı, temmuz ve ağustosta hızlanacağı öngörüsünde bulunuldu.
Giyim, hizmet, lokanta ve otel fiyatlarındaki yavaşlamaya vurgu yapılan raporda, söz konusu fiyatlardaki yavaşlamanın temel mal ve hizmet fiyatlarında yurt içi talebin gerilediğinin ilk işaretleri olduğu aktarıldı.
ABD’nin büyük bankalarından Goldman Sachs da mevzuat değişiklikleri ve temel mal enflasyonundaki bir miktar normalleşme nedeniyle temmuz ayında enflasyonda bir miktar hızlanma beklenirken, enflasyonun ikinci yarıda zayıflamaya devam edebileceğini belirtti.
Enflasyonun yıl sonuna kadar yüzde 36’ya kadar gerileyeceği öngörüsünde bulunulan raporda, hizmet enflasyonu hala yüksek olsa da bu ivmenin nihayet düştüğü ve bu düşüşün ileriki aylarda hızlanabileceği vurgulandı.
Raporda, enflasyondaki yavaşlamayla birlikte TL’nin değer kazanması da göz önünde bulundurulduğunda, TCMB’nin para politikasını gevşetebileceği ve üçüncü çeyreğin sonunda bir faiz indirimi gelebileceği aktarıldı.
MORGAN STANLEY’DEN MALİ SIKILAŞMA VURGUSU
ABD’nin diğer büyük bankası Morgan Stanley, Türkiye için 2024 yılı sonu enflasyon tahminini yüzde 43,4’ten yüzde 42,4’e düşürürken, 2025 yılı sonunda enflasyonun yüzde 25,2 seviyesinde gerçekleşeceği öngörüsünde bulundu.
Morgan Stanley raporunda, Türkiye’nin dezenflasyon sürecine beklenenden hızlı bir başlangıç yaptığı belirtildi.
Geniş tabandaki yavaşlamaya rağmen hizmet enflasyonunun yüksek seyrini sürdürmesi ve yönetilen fiyat artışlarının yukarı yönlü riskleri canlı tutmaya devam ettiği vurgulanan raporda, enflasyon görünümüne yönelik riskler nedeniyle TCMB’nin sıkı duruşunu sürdürebileceği aktarıldı.
Raporda, dezenflasyonu desteklemenin anahtarının daha fazla mali sıkılaşma olduğu belirtildi.
İngiliz bankası Barclays, 2024 yılı sonu için enflasyon tahminini yüzde 44,5’ten yüzde 44’e düşürürken, 2025 yılı sonu için enflasyon öngörüsü yüzde 30,8 oldu.
Barclays raporunda yüksek baz etkisinin temmuz ve ağustos aylarında da enflasyondaki yavaşlamaya katkı sunabileceği kaydedildi.
TCMB’nin ilk faiz indiriminin 2025 Ocak ayında gerçekleşebileceği bildirilen raporda ancak bankanın yılın 4. çeyreğinde de parasal gevşemeye gitmeyi düşünebileceği kaydedildi.
İngiltere’nin en büyük bankalarından HSBC’nin raporunda, haziran ayı enflasyonunun TL ve TCMB için olumlu olduğu aktarıldı.
Raporda, enflasyonun bastırılmasının yüksek reel faizler yoluyla TL’nin cazibesini artırdığı belirtildi.
Ancak yeniden dış dengelenmenin ölçeğinin hala ılımlı seviyelerde bulunduğu kaydedilen raporda, “Bununla birlikte, özellikle daha yavaş enflasyon yoluyla döviz kurunun daha sınırlı bir reel değer kazanması, daha hızlı bir makro yeniden dengelenmeyi destekleyebilir.” ifadelerine yer verildi.
TCMB’nin piyasa katılımcıları anketinde cari yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 43,5 olduğu anımsatılan raporda, enflasyon beklentilerindeki aşağı yönlü revizyonunun muhtemel olmasıyla birlikte ileriye dönük reel faiz oranlarının da artabileceği, bunun da TL’yi daha cazip kılabileceği kaydedildi.
YILLIK ENFLASYON AĞUSTOS AYINA KADAR YÜZDE 50’NİN ALTINA DÜŞME YOLUNDA İLERLEME KAYDETTİ
İsviçre’nin en büyük bankası UBS, yıllık enflasyonun ağustos ayına kadar yüzde 50’nin altına düşme yolunda ilerlediğini belirterek, enflasyonun bu yılın sonunda yüzde 45 seviyelerinde gerçekleşeceği tahmininde bulundu.
UBS raporunda, “Beklenenden düşük çıkan manşet enflasyon ve çekirdek enflasyondaki ılımlılaşma Türkiye’nin makro politikalarının enflasyonla mücadeleyle tutarlı olduğu fikrini güçlendirmesi açısından piyasalar için olumlu bir haber” değerlendirmesine yer verildi.
Asgari ücrete zam yapılmaması ve kredi büyümesindeki yavaşlama gibi son gelişmelerin olumlu olduğu vurgulanan raporda, TCMB’nin yılın son çeyreğinde faiz indirimine gitmek için alana sahip olabileceği kaydedildi.
Fitch Ratings Kıdemli Direktörü ve Türkiye Analisti Erich Arispe Morales, “Merkez Bankasının hedeflenen banka düzenlemelerinin de yardımıyla finansal koşulları nispeten sıkı tutmasını beklerken, asgari ücret ayarlamalarına ilişkin kararlar da dahil olmak üzere maliye ve gelir politikalarının muhtemelen iç talebi soğutacak şekilde kalibre edileceğini düşünüyoruz. Eğer bu politika tutarlılığı sürdürülebilirse, enflasyonun düşmesine, cari açığın daralmasına ve uluslararası rezervlerde sürdürülebilir bir iyileşmeye katkı sağlayarak Türkiye’nin kredi değerliliğini olumlu etkileyecektir.” ifadelerini kullandı.
AA muhabirinin Emeklilik Gözetim Merkezi’nden derlediği bilgilere göre, haziran sonu itibarıyla BES’te katılımcıların fon tutarı 839 milyar 387,5 milyon lirayı bulurken, devlet katkısı fon tutarı da 118 milyar 584,5 milyon lira olarak gerçekleşti. Böylelikle katılımcıların fon tutarının toplam büyüklüğü 957 milyar 972 milyon lira oldu. OKS’de ise katılımcıların fon tutarı, devlet katkısı fon tutarı ile birlikte 72 milyar 530,2 milyon liraya yükseldi.
BES’TE FON BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ ARTIŞ 254 MİLYAR LİRAYI AŞTI
BES’teki katılımcı sayısı 2023 sonunda 8 milyon 676 bin 46, katılımcıların fon tutarı da 625 milyar 517,8 milyon lira olarak kaydedilmişti. Devlet katkısı fon tutarı da 77 milyar 750,8 milyon lira olarak gerçekleşmişti.
Söz konusu dönemde OKS’ye bakıldığında, 7 milyon 303 bin 50 çalışanın biriktirdiği fon tutarı 49 milyar 972,5 milyon lira, devlet katkısı ise 3 milyar 180,4 milyon lira olmuştu. Sektör, 2023 yılını BES ve OKS dahil toplamda 756 milyar 421,5 milyon lira fon büyüklüğü ve 15 milyon 979 bin 96 katılımcı ile tamamladı.
Buna göre, 2023 sonundan 28 Haziran’a kadar geçen sürede, BES’te katılımcı fon tutarı 213 milyar 869,7 milyon lira, devlet katkısı fon tutarı da 40 milyar 833,7 milyon lira arttı. Toplam fon tutarındaki değişim yüzde 26,7’lik bir artışa işaret etti. Aynı dönemde OKS katılımcılarının biriktirdiği fon tutarı da devlet katkısı dahil 19 milyar 377,3 milyon lira yükseliş kaydetti.
BES ve OKS’deki katılımcıların fon tutarında, devlet katkısı fon tutarları da dikkate alındığında 2023 yıl sonundan 28 Haziran 2024’e kadar 274 milyar 80,7 milyon liralık artış görüldü. Aynı dönemde BES’te katılımcı sayısı 459 bin 900 kişi artarak 9 milyon 135 bin 946’ya çıkarken, OKS dahil toplam katılımcı sayısı 16 milyon 457 bin 210’a yükseldi. Böylece sistemdeki toplam katılımcı sayısı yılın ilk yarısında yüzde 3 arttı.
BİRİKİMLERİN 240,1 MİLYAR LİRASI FAİZSIZ FONLARDA
BES’teki fon tutarının 651 milyar 648,1 milyon lirası faizli fonlarda, 187 milyar 739,4 milyon lirası ise faizsiz fonlarda değerlendirilirken, devlet katkısı fon tutarının 107 milyar 756,3 milyon lirası faizli, 10 milyar 828,2 milyon lirası da faizsiz fonlarda bulunuyor.
OKS’deki 7 milyon 321 bin 264 çalışanın biriktirdiği fon tutarının 29 milyar 81,3 milyon lirası faizli fonlarda, 38 milyar 901,8 milyon lirası faizsiz fonlarda yer alırken, OKS’deki 4 milyar 547,1 milyon liralık devlet katkısı fon tutarının da 1 milyar 857,2 milyon lirası faizli, 2 milyar 689,9 milyon lirası faizsiz fonlarda bulunuyor.
18 YAŞ ALTI BES KATILIMI 1,2 MİLYONU AŞTI
Türkiye’de 3 yıl önce devreye alınan ve 18 yaş altı çocukların gönüllü sisteme dahil olması amaçlanan uygulama büyümeye devam ediyor.
21 Haziran itibarıyla 18 yaş altı katılımcıların fon büyüklüğü 22,3 milyar liraya yükseldi. Fon tutarının 17 milyar 823,2 milyon lirasını katılımcıların biriktirdiği fonlar oluştururken, devlet katkısı fon tutarı 4 milyar 501,9 milyon lira olarak gerçekleşti. Sisteme 1 milyon 229 bin 379 çocuk dahil olurken, en çok katılım 106 bin 926 ile sıfır yaşta görüldü.
31 Aralık 2023’ten 21 Haziran’a kadar geçen sürede 18 yaş altı uygulamasına 213 bin 835 kişi dahil olurken, fon büyüklüğü devlet katkısı dahil yüzde 79 artışla 22 milyar 325 milyon 171,8 bin liraya yükseldi.
“HAVUZUN BÜYÜMESİNDE BELİRLEYİCİ UNSUR PİYASADAKİ GETİRİLER”
HDI Fibaemeklilik Genel Müdürü Erol Öztürkoğlu AA muhabirine, havuzun büyümesindeki belirleyici unsurun piyasadaki getiriler olduğunu söyledi.
Sektörün yıl sonunda 1,3 trilyon liralık hedef belirlediğini hatırlatan Öztürkoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Katılımcıların yaptığı düzenli ödemeler ve sisteme yeni giren katılımcılar olsa da fondaki büyümeyi varlıkların getirileri sağlıyor. Yılın ikinci yarısına baktığımızda, gerek borsa, gerek altın, gerekse sabit kıymetli getirirler tarafında yükselişler bekleniyor. Böyle bakınca da yıl sonunda 1,3 trilyon liralık hedefin aşılabileceğini öngörüyorum.”
Öztürkoğlu, enflasyonun düşmesinin tasarruf oranlarının artacağı anlamına geldiğini, enflasyon üzerindeki getirilerin daha bariz görüleceğini ve bu durumun BES’te fon büyümesine pozitif katkı sağlayacağını vurguladı.
Temmuzda devreye alınan kısmi çekişin kısa vadede havuza etkisinin olmayacağını ifade eden Öztürkoğlu, şu bilgileri paylaştı:
“Kısmi çekiş, sağlanacak koşulları açısından belirli bir kümeye hizmet ediyor. Dolayısıyla kısa vadede, bu yılın sonuna kadar büyük bir etkisi olmayabilir ama orta-uzun vadede sistemden çıkışları engelleyecektir. Temlik fonlarında ise bugünün piyasası açısından etkisi sınırlı olacaktır. Çünkü bireysel krediler tarafında, bankaların kredi verme durumunda halen belirli sınırlamalar var. Asıl önemli olan bu mekanizmaların sistemde bulunuyor olması. Bunlar gelecekte sisteme katılım ve sistemde kalma anlamında daha fazla etki oluşturacaktır.”
Öztürkoğlu, yatırım çeşitliliği açısından yatırım fonlarına sağlanan hakların bireysel emeklilik fonlarına da sağlanıyor olması gerektiğine dikkati çekti.
Sistemde halen dövizli fon kurulamadığını aktaran Öztürkoğlu,”Girişim sermayesi fonlarında bireysel emekliliğin nasıl daha etkin kullanılacağına yönelik düzenlemelerin yapılması BES’teki yatırım evreni ve nitelikli uzun vadeli yatırımcıların sisteme girmesi gibi daha fazla katkı sağlayacaktır.” diye konuştu.
Bu dönemde, meyve ve sebze mamulleri sektörü ihracatı dalgalı bir seyir izledi. Sektör ocakta 232 milyon 816 bin dolar, şubatta 234 milyon 779 bin dolar, martta 241 milyon 58 bin dolar, nisanda 201 milyon 205 bin dolar, mayısta 218 milyon 99 bin dolar ve haziranda 164 milyon 680 bin dolarlık dış satım yaptı.
Sektörün ihracatı ocak-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20 artarak 1 milyar 73 milyon 128 bin dolardan 1 milyar 292 milyon 637 bin dolara yükseldi.
İhracatta ilk sırada 208 milyon 766 bin dolarla ABD yer aldı. Bu ülkeyi 176 milyon 380 bin dolarla Almanya, 89 milyon 112 bin dolarla Birleşik Krallık, 79 milyon 521 bin dolarla Hollanda ve 72 milyon 92 bin dolarla Irak izledi.
Meyve ve sebze mamulleri sektörünün ocak-haziran döneminde gerçekleştirdiği ihracatta iller düzeyinde İstanbul ilk sırada yer aldı. İstanbul’dan yapılan 364 milyon 363 bin dolarlık dış satım, sektörün toplam ihracatının yaklaşık yüzde 28’ine karşılık geldi.
İstanbul’u 251 milyon 789 bin dolarla İzmir, 95 milyon 32 bin dolarla Gaziantep, 92 milyon 894 bin dolarla Manisa ve 91 milyon 688 bin dolarla Bursa takip etti.
Söz konusu dönemde ihracatını oransal olarak en çok artıran il ise Elazığ oldu. Elazığ, bu ürünlerdeki ihracatını yüzde 8 bin 870 artırarak 152 bin dolara yükseltti.

“ÜRETMEYE VE İHRACAT YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
TİM Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin meyve ve sebze mamulleri ürünlerinin kalite bakımından diğer ülkelere göre daha kuvvetli olduğunu belirtti.
İklim krizi nedeniyle dünyada hasat dönemlerinin değiştiğine dikkati çeken Mutlu, “Küresel anlamda hasat miktarlarında düşüş var. Bizim de bu dönemde ürün planlamasını doğru yapmamız gerekiyor. Bu anlamda ülkemiz doğru politikalarla avantajlı döneme girebilir.” değerlendirmesinde bulundu.
Mutlu, salgın sonrasında tüketici davranışlarının değişmeye başladığına işaret ederek, insanların besin değeri yüksek, doğal gıda ürünlerine olan ilgisinin daha da arttığını söyledi.
Türkiye’nin hem hammadde hem de fabrika teknolojileri nedeniyle önemli bir üretim merkezi haline geldiğini aktaran Mutlu, “Potansiyelimiz çok yüksek ancak bazı kotalar nedeniyle hedeflediğimiz rakamlara gelemedik. Meyve ve sebze bakımından tercih edilen ülke durumundayız, ayrıca teknik ekipman ve donanım konusunda da dünyanın sayılı fabrikaları arasında yer alıyoruz. Üretmeye ve ihracat yapmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
2024 yılının ilk altı ayında ise Türkiye geneli havalimanlarında iç hat yolcu trafiğinin 46 milyon 157 bin 20’ye dış hat yolcu trafiğinin 58 milyon 568 bin 244’e, transit yolcu sayısının ise 108 bin 126’ya ulaştığını ifade eden Uraloğlu, altı ayda direkt ve transit yolcular ile birlikte toplam 104 milyon 833 bin 309 yolcuya hizmet verildiğini bildirdi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü’nün, 2024 Haziran ayına ait hava yolu uçak, yolcu ve yük istatistiklerini açıkladı. Haziran ayında yolcu ve çevre dostu havalimanlarında iniş-kalkış yapan uçak sayısının içi hatlarda 83 bin 21, dış hatlarda ise 88 bin 322 ye ulaştığını belirten Uraloğlu, toplam uçak trafiğinin üst geçişler ile birlikte 217 bin 663’e ulaştığını bildirdi.
Uraloğlu, haziran ayında hizmet verilen uçak trafiğinin 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında iç hat uçak trafiğinde yüzde 3,8; dış hat uçak trafiğinde yüzde 6 olmak üzere üst geçişler dâhil toplam uçak trafiğinde yüzde 6,4 artış meydana geldiğini söyledi.
Haziran’da, Türkiye genelinde hizmet veren havalimanlarında iç hat yolcu trafiğinin 9 milyon 48 bin 214’e, dış hat yolcu trafiğinin ise 13 milyon 645 bin 102’ye ulaştığını kaydeden Bakan Uraloğlu, söz konusu ayda direkt transit yolcular ile birlikte toplam 22 milyon 723 bin 642 yolcuya hizmet verildiğini bildirdi. Uraloğlu, “2024 yılının Haziran ayında hizmet verilen yolcu trafiği 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında iç hat yolcu trafiğinde yüzde 6,4; dış hat yolcu trafiğinde yüzde 9,1 olmak üzere direkt transit dâhil toplam yolcu trafiği yüzde 7,9 artış gösterdi. Havalimanları yük trafiği ise haziran ayında iç hatlarda 87 bin 78 ton, dış hatlarda ise 376 bin 957 ton olmak üzere toplamda 464 bin 35 tona ulaştı.” ifadelerini kullandı.

“İSTANBUL HAVALİMANI’NDA HAZİRAN AYINDA 7 MİLYON 55 BİN 51 YOLCUYA HİZMET VERILDİ”
İstanbul Havalimanı’nda haziran ayında uçak trafiğinin iç hatlarda 10 bin 817’ye, dış hatlarda 34 bin 497 olmak üzere toplamda 45 bin 314’e ulaştığını belirten Bakan Uraloğlu, “Bu havalimanında iç hatlarda 1 milyon 620 bin 581, dış hatlarda 5 milyon 434 bin 470 olmak üzere toplamda 7 milyon 55 bin 51 yolcuya hizmet verildi. 2024 yılının Haziran ayında iniş-kalkış yapan uçak trafiği 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında ise toplam uçak trafiğinde yüzde 1 artış meydana geldi. 2024 yılının Haziran ayında hizmet verilen yolcu trafiği ise 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında toplam yolcu trafiği yüzde 4 artış gösterdi.” şeklinde konuştu.
“SABIHA GÖKÇEN HAVALIMANI’NDA 3 MILYON 613 BIN 714 YOLCUYA HIZMET VERILDI.”
İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda ise haziran ayında uçak trafiğinin iç hatlarda 10 bin 151, dış hatlarda 10 bin 853 olmak üzere toplamda 21 bin 4’e ulaştığını belirten Bakan Uraloğlu, “Sabiha Gökçen Havalimanı’nda iç hatlarda 1 milyon 825 bin 301, dış hatlarda 1 milyon 788 bin 413 olmak üzere toplamda 3 milyon 613 bin 714 yolcuya hizmet verildi.
2024 yılının Haziran ayında hizmet verilen uçak trafiği 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında iç hat uçak trafiğinde yüzde 6, dış hat uçak trafiğinde yüzde 1 olmak üzere toplam uçak trafiğinde yüzde 4 artış meydana geldi. 2024 yılının Haziran ayında hizmet verilen yolcu trafiği ise 2023 yılının aynı ayı ile kıyaslandığında iç hat yolcu trafiği yüzde 19; dış hat yolcu trafiği yüzde 7 olmak üzere toplam yolcu trafiği yüzde 13 artış gösterdi.” diye konuştu.
Uraloğlu, Ayrıca genel havacılık faaliyetlerinin devam ettiği İstanbul Atatürk Havalimanı’nda ise Haziran ayında 2 bin 495 uçak trafiği gerçekleştiğini bildirdi.

ALTI AYDA HAVA YOLU İLE SEYAHAT EDEN YOLCU SAYISI 104 MILYONU GEÇTI
2024 yılının ilk altı ayında havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin, iç hatlarda 431 bin 991, dış hatlarda ise 387 bin 113’ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, üst geçişler ile birlikte toplam 1 milyon 71 bin 801 uçak trafiğine ulaşıldığını kaydetti. 2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen uçak trafiğinin 2023 yılı aynı dönemi ile kıyaslandığında iç hat uçak trafiğinde yüzde 3,8, dış hat uçak trafiğinde yüzde 9,3 olmak üzere üst geçişler dahil toplam uçak trafiğinde yüzde 8 artış gösterdiğini ifade eden Bakan Uraloğlu, “Türkiye geneli havalimanları iç hat yolcu trafiğinin 46 milyon 157 bin 20’ye, dış hat yolcu trafiğinin 58 milyon 568 bin 244’e, transit yolcu sayısının ise 108 bin 126’ya ulaştığı bu dönemde direkt transit yolcular ile birlikte toplam 104 milyon 833 bin 309 yolcuya hizmet verildi. 2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen yolcu trafiği ise 2023 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında iç hat yolcu trafiğinde yüzde 10,2, dış hat yolcu trafiğinde yüzde 13,1 ve direkt transit dâhil toplam yolcu trafiğinde yüzde 11,6 artış oldu.” dedi.
Uraloğlu, altı ayda havalimanlarında iç hatlarda 412 bin 44 ton, dış hatlarda 1 milyon 829 bin 741 ton olmak üzere toplamda 2 milyon 242 bin 185 ton yük trafiği gerçekleştiğini söyledi.

“İSTANBUL HAVALİMANI’NDA ALTI AYDA 38 MİLYON 92 BIN 629 YOLCUYA HIZMET VERILDI”
İstanbul Havalimanı’nda altı aylık sürede iç hatlarda 57 bin 783, dış hatlarda 195 bin 332 olmak üzere toplamda 253 bin 115 uçak trafiğine ulaşıldığını açıklayan Bakan Uraloğlu, iç hatlarda 8 milyon 154 bin 410, dış hatlarda 29 milyon 938 bin 219 olmak üzere toplamda 38 milyon 92 bin 629 yolcuya hizmet verildiğini duyurdu.
Uraloğlu, “2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen uçak trafiği 2023 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında toplam uçak trafiği yüzde 4 artış gösterdi. 2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen yolcu trafiği ise 2023 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında toplam yolcu trafiğinde yüzde 7 artış oldu.” açıklamasında bulundu.
“SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANI’NDA ALTI AYDA 19 MİLYON 822 BİN 886 YOLCUYA HİZMET VERİLDİ”
İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda ise altı aylık sürede; iç hatlarda 54 bin 983, dış hatlarda 62 bin 790 olmak üzere toplamda 117 bin 773 uçak trafiği gerçekleştiğini bildiren Uraloğlu, iç hatlarda 9 milyon 463 bin 44, dış hatlarda ise 10 milyon 359 bin 842 olmak üzere toplamda 19 milyon 822 bin 886 yolcuya hizmet verildiğini ifade etti.
Uraloğlu, “2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen uçak trafiği 2023 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında iç hat uçak trafiği yüzde 7; dış hat uçak trafiği yüzde 10 olmak üzere toplam uçak trafiği yüzde 9 artış gösterdi. 2024 yılı Haziran sonunda hizmet verilen yolcu trafiği ise 2023 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında iç hat yolcu trafiğinde yüzde 21, dış hat yolcu trafiğinde yüzde 16 olmak üzere toplam yolcu trafiğinde yüzde 18 artış oldu.” dedi. Uraloğlu, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda da altı aylık dönemde 13 bin 270 uçak trafiği gerçekleştiğini bildirdi.

“TURİZM MERKEZLERİMİZDEKİ HAVALİMANLARINDA 6 AYDA 23 MİLYON 891 BİN 91 YOLCU AĞIRLANDI”
2024 yılının ilk altı aylık döneminde; dış hat trafiğinin yoğun olduğu turizm merkezlerindeki havalimanlarında hizmet sunulan yolcu sayısının iç hatlarda 8 milyon 604 bin 682, dış hatlarda ise 15 milyon 286 bin 409 olmak üzere toplam 23 milyon 891 bin 91 yolcuya hizmet verildiğini bildiren Uraloğlu, “Söz konusu dönemde iç hatlarda 67 bin 799, dış hatlarda ise 98 bin 609 uçak trafiği gerçekleşti.” diye konuştu. 2024 yılı ilk altı aylık dönemde İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nda iç hatlarda 3 milyon 420 bin 585, dış hatlarda ise 1 milyon 890 bin 893 olmak üzere toplamda 5 milyon 311 bin 478 yolcuya hizmet verildiğini kaydeden Bakan Uraloğlu, “
Antalya Havalimanı’nda iç hat yolcu trafiği 3 milyon 208 bin 734, dış hat yolcu trafiği 11 milyon 365 bin 299 olmak üzere, toplamda 14 milyon 574 bin 33 yolcuya hizmet verildi. Bir diğer önemli turizm merkezlerimizden biri Muğla’da Muğla Dalaman Havalimanı’nda iç hatlarda 758 bin 476 yolcuya, dış hatlarda 1 milyon 243 bin 750 olmak üzere toplam 2 milyon 2 bin 226 yolcuya hizmet verildi.

Muğla Milas-Bodrum Havalimanı’nda ise iç hatlarda 988 bin 202, dış hatlarda 585 bin 921 olmak üzere toplamda 1 milyon 574 bin 123 yolcuya hizmet verildi. Gazipaşa Alanya Havalimanı’nda da iç hat yolcu trafiği 228 bin 685, dış hat yolcu trafiği 200 bin 546 olmak üzere, toplamda 429 bin 231 yolcuya hizmet verildi.” ifadelerini kullandı.
Bereke, son ateşkes girişimi ve Hamas hareketinin bu konudaki tutumu hakkında AA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Bereke, “Hamas ve Filistin direniş grupları, kalıcı ateşkes, siyonist işgal ordusunun Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesi, yerinden edilenlerin evlerine dönüşü ve Gazze’nin yeniden imar ve inşası başta olmak üzere Filistin halkının taleplerini gerçekleştirecek her türlü girişime açıktır.” dedi.
Hareketin, Mısır ve Katar’ın ateşkese yönelik yeni girişimlerine “olumlu yanıt verdiğini” belirten Bereke, arabuluculara Filistin halkının bu taleplerini gerçekleştirecek her türlü girişimi desteklediğini bildirdiğini söyledi.
Bereke, “Hamas hareketi olarak bizim görevimiz işgale karşı koymak, topraklarımızı özgürleştirmek, kutsallarımızı yeniden tesis etmek ve Filistin halkımızı savunmak için çalışmaktır. Eğer yeni girişim, Filistin halkına yönelik saldırganlığa son verir ve işgal ordusunun geri çekilmesini sağlarsa, biz de bunu olumlu karşılayacağız.” ifadelerini kullandı.
NETANYAHU KALICI ATEŞKESİ REDDEDİYOR
Bereke, müzakerelerin mevcut durumu ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ateşkese dair olumsuz tutumuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Top İsrail’de. Çünkü suçlu (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu kalıcı ateşkesi reddediyor ve her zaman Filistin halkına yönelik saldırganlığını sürdürmek istediğini vurguluyor. Netanyahu, her zaman hileli dövüşüyor, yalan söylüyor ve savaşı uzatmak istiyor. Çünkü savaş durduğunda yolsuzluk suçlaması nedeniyle siyonist oluşumda yargılanacak. Bu nedenle bu savaşı erteliyor, uzatıyor ve bu savaşı kendisi için şahsi bir savaş olarak görüyor.”
Netanyahu’nun “Filistin halkına karşı bir soykırım savaş ve gerçek bir açlık savaşı” yürüttüğünü vurgulayan Bereke, bu uygulamaların “İsrail işgalinin hapishanelerindeki esirleri tehdit ettiğini ve Filistin halkına baskı yaptığını” ifade etti.
“Netanyahu’nun suçları, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazi suçlarını aştı” değerlendirmesinde bulunan Bereke, uluslararası topluma ve Uluslararası Adalet Divanına “Netanyahu ve ekibinin insanlığa karşı savaş suçlusu olarak cezalandırılması” çağrısını yineledi.
İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad, 3 Temmuz’da, esir takası müzakerelerinde arabuluculuk yapan tarafların (Katar ve Mısır), Hamas’ın ateşkes teklifine verdiği yanıtı İsrailli müzakere ekibine ilettiğini duyurmuştu.
İsrail Yayın Kurumu, dün, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Tel Aviv ile Hamas arasında esir takası anlaşmasına varılması için yapılacak müzakerelere İsrail’den bir heyet göndermeyi kararlaştırdığını bildirmişti.
Adı açıklanmayan İsrailli bir yetkili, “Hamas’ın savaşı sona erdirmek için garanti alma talebinden vazgeçmesinin” ardından İsrail’in daha kapsamlı şekilde anlaşmaya varma konusunda iyimser olduğunu belirtmişti.
İsrail Yayın Kurumu, Mossad Direktörü David Barnea’nın Hamas’la esir değişimi görüşmeleri ve Gazze’de ateşkes için müzakere heyetine başkanlık edeceğini öne sürdü.
Esir takasının ele alınacağı bir sonraki müzakerenin nerede yapılacağı henüz bilinmiyor. Daha önce İsrail ile Hamas arasında esir takası için yapılan dolaylı müzakerelere Mısır’ın başkenti Kahire ve Katar’ın başkenti Doha ev sahipliği yapmıştı.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın esir yakınlarıyla yaptığı görüşmede, Tel Aviv yönetiminin Gazze Şeridi’ndeki Filistinli gruplarla esir takası anlaşmasına “her zamankinden daha yakın olduğunu” söylediği aktarılmıştı.
Netanyahu’nun Hamas’ın yanıtını ele almak için dün Güvenlik Kabinesi’ni toplayacağı bildirilmişti.
Ülkede enflasyonun istenilen seviyeye ineceğine yönelik güven son açıklanan verilerden alınan sinyallerle güçlenirken buna karşın iş gücü piyasasının hala oldukça sıcak kalmayı sürdürmesi soru işaretlerinin azalmasına engel oluyor.
Bugün açıklanacak istihdam raporundaki verilerin söz konusu endişeleri rahatlatabileceği tahmin edilirken, tarım dışı istihdamın geçen ay 190 bin kişi artmış olduğu öngörülüyor.
Analistler, mayıs ayı tarım dışı istihdamının 272 bin olduğunu hatırlatarak, beklentiler dahilinde gerçekleşecek olası verilerin iş gücü piyasasındaki soğumanın yavaş yavaş başladığına işaret edebileceğini bildirdi.
Bu durumun Fed’in politika alanını rahatlatabileceğini ifade eden analistler, böylelikle bankanın gelecek dönem atacağı adımlara yönelik fiyatlamaların daha da somutlaşabileceğini aktardı.
Analistler, banka yetkililerinin son dönemdeki açıklamalarında temkinli tavrını koruduğunu belirterek, bugün açıklanacak istihdam raporunun Fed yetkililerinin de karar alma sürecini kolaylaştırabilecek önemde olduğunu ifade etti.
Tarım dışı istihdam başta olmak üzere veri setindeki kalemlerden alınacak sinyallerin fiyatlamalar üzerindeki önemine değinen analistler, söz konusu verilerin yayınlanmasıyla piyasalarda oynaklığın artabileceği uyarısında bulundu.
Söz konusu veriler öncesinde Fed’in eylülde yüzde 79 ihtimalle 25 baz puanlık gideceği tahmin edilirken, bankanın bu sene toplamda iki faiz indirimine gidebileceği öngörülüyor.
Öte yandan, ABD’de yaklaşan seçimlere ilişkin gelişmeler yakından takip edilirken, Demokrat Parti valileri, ABD Başkanı Joe Biden’ın başkanlık için uygun olduğunu belirterek, artan eleştirilerin ortasında Biden’ın arkasında durdu.
ABD’deki bahis sitelerinde Donald Trump ile girdiği canlı yayın tartışmasındaki zayıf performansının ardından kasımda yapılacak başkanlık seçimlerinde Joe Biden’ın yerini yardımcısı Kamala Harris’in alması ihtimaline bahis oynayanların oranı artmıştı.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,36 seviyesinde bulunurken, dün yatay bir seyir izleyen altının ons fiyatı şu sıralarda önceki kapanışın yüzde 0,3 üzerinde 2.363 dolardan alıcı buluyor.
Düşüş eğilimini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyan dolar endeksi ise önceki kapanışın yüzde 0,1 altında 105 seviyesinde bulunuyor.
Brent petrolün varil fiyatı önceki kapanışa göre yüzde 0,6 azalışla 86,8 dolardan işlem görüyor.
Kripto para piyasalarındaki düşüş eğilimi de dördüncü güne taşınırken, Bitcoin’in fiyatı 53.788 doları test etmesinin ardından şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 7 altında 54.150 dolarda bulunuyor.
Analistler, istihdam raporu verilerinin ardından kripto para piyasalarında oynaklığı artırabileceğini söyledi.
New York borsasında dün işlem gerçekleşmezken, ABD’de endeks vadeli kontratları yeni güne sınırlı yükselişle başladı.
Avrupa borsalarında dün pozitif bir seyir hakim olurken, İngiltere’de yapılan sandık çıkış anketine göre, İşçi Partisi genel seçimlerde Avam Kamarası’na 410 milletvekili sokarak çoğunluğu elde etti.
Ülkenin gelecek 5 yılına yön verecek kadroların belirleneceği genel seçimde oy kullanma işlemi dün yerel saatle 22.00 itibarıyla sona erdi.
Fransa’da ise Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde aşırı sağın ilk sıraya yerleşmesinin ardından alınan erken seçim kararının ikinci turu pazar günü gerçekleştirilecek.
Bugün Almanya’da açıklanan verilere göre sanayi üretimi aylık bazda yüzde 2,5 ve yıllık bazda yüzde 6,7 azalarak beklentilerin oldukça altında kalırken, analistler, bölge genelinde yavaşlayan ekonomik aktivitenin Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) politika adımlarını sıklaştırması konusunda belirleyici olabileceğini ifade etti.
Analistler, banka yetkililerinin faiz indirimlerine sıcak bakmaya devam etmelerine karşın temkinli duruşlarını koruduklarını hatırlatarak, buna karşın makroekonomik verilerden alınan soğuma sinyallerinin ECB’yi daha hızlı adım atmaya yönlendirebileceğini ifade etti.
ECB Başkanı Christine Lagarde’ın bugünkü açıklamalarının söz konusu sebeplerle daha yakından takip edileceğini aktaran analistler, bu açıklamalarda gelecek dönem politikalara yönelik sinyaller aranacağını bildirdi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,86, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,83, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,09 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 00,41 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında Güney Kore hariç pozitif bir seyir öne çıkarken, Japonya’da Nikkei endeksi 35 yılın zirvesini test etmesinin ardından güçlenen satış baskısıyla kazançlarını geri verdi.
Analistler, söz konusu düşüşte dolar/yen paritesinin 38 yıllık zirvesinden sınırlı da olsa geri çekilmesinin etkili olmuş olabileceğini kaydetti.
Çin tarafında ise tahvil piyasalarında son 10 gündür devam eden satış baskısı Çin Merkez Bankası’nın (PBoC) milyarlarca yuanlık tahvil alabileceğini açıklamasıyla durulurken, Çin’in 10 yıllık tahvil faizi yüzde 2,26’da dengelendi.
Öte yandan, Güney Kore’nin bölge piyasalarından pozitif ayrışmasında Samsung’un açıkladığı bilançoda beklentileri aşan karlılığı etkili oldu.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,2, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,9 gerilerken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,3 yükseldi.
Yurt içinde de dün alış ağırlıklı seyri üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 1,78 artışla 10.872,56 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 32,5800’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,6590 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde hazine nakit dengesi, yurt dışında ise ABD’de istihdam raporundaki veriler başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.700 ve 10.800 puanın direnç, 10.600 ve 10.500 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
12.00 Avro Bölgesi, mayıs ayı perakende satışlar
15.30 ABD, haziran ayı tarım dışı istihdam
15.30 ABD, haziran ayı işsizlik oranı
15.30 ABD, haziran ayı ortalama saatlik kazançlar
17.30 Türkiye, haziran ayı hazine nakit dengesi
20.15 Avro Bölgesi, ECB Başkanı Lagarde’ın konuşması
‘ORTA VE KISA MENZİLLİ FÜZE ÜRETİMİ İÇİN İLGİLİ TALİMATLARI VERDİM’
Orta ve kısa menzilli füze sistemleri üretimine başlamaya hazırlandıklarını anlatan Putin, “Üretim için ilgili talimatları verdim. Konuşlandırılmalarına gelirsek, eğer Amerikan yapımı sistemler, orta ve kısa menzilli füzeler, (dünyada) bir yerde ortaya çıkarsa, o zaman mütekabiliyet gereği hareket etme hakkımızı saklı tutuyoruz.” diye konuştu.

Putin, ABD’nin orta ve kısa menzilli füze sistemlerini dünyanın çeşitli noktalarına konuşlandırdığını belirterek, “Bu saldırı sistemlerini üretmeye başlamamız ve sonrasında, gerekirse güvenliğimizi sağlamak için bunları nereye konuşlandıracağımıza karar vermemiz gerekiyor.” dedi.
PUTİN, TRUMP’A GÖZ KIRPTI
ABD’de yapılacak başkanlık seçimlerinde aday olan Donald Trump’ın Ukrayna’daki savaşı bitirmeye yönelik söylemlerde bulunduğunu anımsatan Putin, “Bunu oldukça ciddiye alıyoruz. Olası tekliflerini ve bunu nasıl yapacağını elbette bilmiyorum. Buradaki asıl soru da aslında budur ancak söylediklerinde samimi olduğundan şüphem yok.” ifadesini kullandı.
Putin, ABD’deki seçimlerin ardından kabinenin kurulmasını beklediklerini, Rusya’nın ABD ile görüşmeye hazır olduğunu söyledi.

PUTİN’DEN TÜRKİYE AÇIKLAMASI: ERDOĞAN’IN SİYASİ İRADESİ BİZE YARDIMCI OLUYOR
Putin, “Rusya-Türkiye ilişkilerinde en büyük sorun nedir? Ne veya kim bize sorun yaratıyor?” şeklindeki soruyu yanıtlayarak,
“Ne bize sorun yaratıyor iyi biliniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi iradesi bu konuda bize yardımcı oluyor.” dedi.
Putin, “Bazı objektif unsurlar var ve bunlar başkalarının bize engel koymasıyla değil yaşanan gelişmelerle ilgili.” diye konuştu.
Putin, mevcut durumun yerel üretim ve ikili ilişkilerin gelişimiyle ilgili olduğunu belirterek, “Tüm sorunlar çözülebilir.” ifadesini kullandı.

‘PEK OLASI OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM’
Putin, Ukrayna ile müzakereleri reddetmediklerine işaret ederek, “Sorun şu ki çatışmayı arabulucuların yardımıyla ve yalnızca onlar aracılığıyla sonuçlandırmak bana pek mümkün görünmüyor. Her şeyden önce, bir arabulucunun nihai belgeleri imzalama yetkisine sahip olması pek olası değil.” diye konuştu.
Konunun arabulucuların yetkinliğiyle ilgili olmadığını dile getiren Putin, “Sorun arabulucuların yetkisi. Arabuluculara son noktayı koyacak ve bu çıkmaza son verecek yetkiyi kim verebilir? Bunun pek olası olmadığını düşünüyorum.” dedi.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’I ÖRNEK GÖSTERDİ
Arabuluculuk konusunu genel olarak memnuniyetle karşıladıklarını vurgulayan Putin, “Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’daki müzakere sürecinde yaptığı gibi.” ifadesini kullandı.

‘UKRAYNA’NIN ATACAĞI ADIMLARDAN EMİN OLMADAN ATEŞKES SAĞLANAMAZ’
Ukrayna tarafının anlaşma sağlanması yönünde adım atması gerektiğinin altını çizen Putin, “Ancak bu adımların vazgeçilmez ve Rusya için uygun olması gerekiyor. Anlaşma sağlanmadan ateşkesin sağlanması mümkün değil. Ukrayna’nın atacağı adımlardan emin olmadan ateşkes sağlanamaz.” şeklinde konuştu.
Putin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin görev süresinin sona erdiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Ukrayna’daki yönetici ‘elit kesim’, yasa dışı şekilde iktidarda bulunuyor ve (Ukrayna Devlet Başkanı’nın) yetkilerinin onaylanması için Anayasa Mahkemesine başvuruda bile bulunmuyor. Ukrayna Anayasa Mahkemesinin 2015’te kabul ettiği yasaya göre, başkanın görev süresi 5 yıl ve bu sürenin Anayasa’ya uygun şekilde uzatılması için herhangi bir gerekçe yok.”
]]>Basın mensupları daha sonra tören alanındaki tüm platformlara yakından bakabilecekleri farklı bir yere alındı. ANKA-III kendini ilk kez o an gösterdi. Gerçekten de Amerikan filmlerinden çıkmış gibi bir hali vardı. Daha önce bu tarzda bir platformla hiç karşılaşmamıştık. Herkesin kafasında hem ANKA-III’ün gerçekten uçup uçamayacağı hem de bu hava aracıyla Ankara’nın neyi hedeflediği sorusu belirdi.
ANKA-III, 2023 yılının son günlerinde ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Böylece ilk soru yanıtını buldu. Sonrasında defalarca göğe yükseldi. Projeyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Savunma ve Havacılık Uzmanı Kubilay Yıldırım proje ile ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. Yıldırım, ANKA-III özelinde Türk S/İHA’ların yolculuğunu da ele aldı.

2004 DÖNÜM NOKTASI OLDU
Kubilay Yıldırım, Türk havacılık endüstrisinin insansız hava araçları (İHA) yönünde gelişmesine yönelik en kritik kararlardan birinin 2004 yılındaki meşhur Savunma Sanayi İstişare Kurulu (SSİK) toplantısında alındığını söylüyor.
Bu kararın iki konuya vesile olduğundan bahsediyor… TUSAŞ’a orta sınıf bir İHA geliştirme projesinin verilmesi. Ki bu projenin ismi daha sonra ANKA oldu. Ayrıca, proje olgunlaşana kadar aynı kabiliyetin Türk Hava Kuvvetleri tarafından kullanılabilmesi için İsrail’den Heron adı verilen İHA’ların temini.
“Heron’ların temini ve işletilmesi oldukça meşakkatli bir proje haline gelmiş olsa dahi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) kısa sürede terörle mücadelede oldukça önemli imkanlar kazandırdı” diyor Yıldırım. TSK’nın o yıllarda İHA’ları birer keşif/gözetleme ve silah güdümlemesi platformu olarak kullanabilmek için kendi doktrinlerini geliştirdiği ve bu kabiliyeti içselleştirdiği üzerinde duruyor.

ANKA VE TB-2 İLE YENİ BİR SÜREÇ BAŞLADI
Kamuoyundaki temel inanışın aksine, çok az sayıdaki ve kabiliyetleri epey kısıtlı Heron’ların dahi TSK’ya terörle mücadelede bir avantaj sağladığını söylüyor Yıldırım. Yıllar içerisinde çok daha modern sensörlerle ve yüksek adette envantere alınabilen, çok daha uzun süreler havada kalabilen TAI üretimi ANKA ve Baykar üretimi TB-2 platformları ile de dünyada emsali az olan bir kabiliyet kazanıldığına dikkat çekiyor.
Akabinde bu platformlar silahlandırıldı ve oldukça güvenilir silah taşıma platformları haline geldi.
”Yaklaşık 15 seneye yaygın bu süreç sonucunda TSK, tüm kuvvetleri ile İHA ve SİHA’ları doktrine etti, içselleştirdi ve operasyonel kurgularının vazgeçilemez bir parçası haline getirdi.” cümleleriyle özetliyor kat edilen yolu.

“BİRBİRİNİ BESLEYEN BIR SÜREÇ BAŞLADI”
Kubilay Yıldırım’ın bahsettiği yıllar gerçekten de kritik. Ancak o dönemde sürece yakın isimlerle konuştuğumuzda herkesin aklında benzer bir soru vardı. Acaba Türk mühendisler bu başarının devamını getirip kendilerini aşabilecek miydi yoksa yolcuğumuz ANKA ve TB-2 seviyesinde mi kalacaktı?
İşte bu sorunun cevabının da artık verildiğini belirtiyor Yıldırım ve devam ediyor:
“Bu dönem elbette teknik bir gelişime de vesile oldu. Çeşitli İHA projeleri ile birden çok firmamız otomatik uçuş kontrolü, çoklu aviyonik sistemin koordinasyonunu ve uçan gelişmiş bir gövde tasarım/imali kabiliyetlerini kazandı.
Platformlar kabiliyet kazandıkça bunlardan atılacak özel mühimmatlar geliştirilmeye başlandı. Bu konuda Türk savunma sanayii dünyada neredeyse eşi benzeri görülmeyen bir dinamizme ve üretkenliğe kavuştu. Kabaca pervaneli, mühimmat ve sensörlerini gövdesinin dışında taşıyan, radarda ışıl ışıl görünen, nispeten yavaş platformlar geliştirmek ve üretmek konusunda sektör bir süre sonra doyuma ulaştı.
Ancak bu tip platformlar hava savunma tehditlerinin görece az olduğu ve bunun manipüle edilebildiği sahalarda gerçekten etkin olabilen platformlar. Örneğin TB-2 ve ANKA, TSK’nın terörle mücadele operasyonları, Libya ve Azerbaycan’ın Ermenistan işgali altındaki Karabağ’ın kurtarılması operasyonlarında kısmen feda edilerek ancak başarılı şekilde kullanılabildi. Bu çatışmaların hepsi gelişmiş diyebileceğimiz hava savunma tehditleri bulunmayan sahalardaydı. Türkiye, S/İHA kabiliyetlerini bununla sınırlandırmayıp çok daha gelişmiş platformlara da yatırım yapmaya başladı.”

İNSANLI VE İNSANSIZ PLATFORMLARI BİR ARADA GÖRECEĞİZ
Bu noktada bir bilgi daha paylaşıyor Yıldırım ve 2015 yılı itibariyle Türk kamuoyunda ilk kez jet motorlu, düşük radar görünürlüğü kaygısı ile tasarlandığı belli olan platformlara ait kavramsal tasarımların konuşulmaya başladığını anlatıyor.
2022 yılında Baykar’ın jet motorlu, düşük görünürlüklü ve mühimmat yükünü gövde içinde taşıyacak şekilde tasarlanmış olan Kızılelma platformunu kamuoyuna duyurduğunu hatırlıyoruz. Aynı dönemde TUSAŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Temel Kotil de ANKA-III adlı platformu duyurmuş ve ilk kavramsal tasarımlarını tanıtmıştı. “Bu iki projede de daha ağır, yük taşıma kapasitesi yüksek ve bunu gövde içinde taşıyabilecek, jet motorlu ve oldukça yüksek hızlı platformların hedeflendiği görülüyor” diyor Yıldırım.

KIZILELMA İLE ANKA-III FARKI NE?
Baykar’ın tanıttığı Kızılelma dışarıdan bakıldığında sadece pilotu ve kokpiti olmayan yeni nesil jet uçağı gibi görünürken, ANKA-3 çok daha farklı, ‘uçan kanat’ türünde farklı bir tasarımdı.
Bu farkın ne anlama geldiğini sorduğumuzda, “Baykar’ın Kızılelma ile oldukça hızlı ve yüksek performanslı, çok yüksek manevra kabiliyetine sahip bir aerodinamik gövdeyi hedeflediği anlaşılıyor. Yine bu tasarımla düşük görünürlüklü, ses altı ve ses üstü hızlarda uçabilecek bir platform ortaya çıkardılar” yanıtını alıyoruz.
TUSAŞ’ın ANKA-III tasarımına da değiniyor Yıldırım ve çok çok düşük görünürlüklü, ses altı hızlarda uçacak, manevra kabiliyeti çok daha düşük bir platformun hedeflendiğini vurguluyor:
“Kızılelma yüksek hızla, yüksek manevra kabiliyeti ile gerek yalnız başına gerekse de Milli Muharip Uçak gibi uçaklarla belirli bir hava sahasında, radarlara daha az görünerek ona verilecek her türlü görevi ifa etsin isteniyor. Bunun içerisinde Baykar firması yöneticilerinin yaptığı açıklamalara göre hava-hava mühimmatlar, hatta bir makineli top ile hava sahasının korunması, gerekirse yüksek performanslı hasım uçaklarla it dalaşına girilmesi dahi var.
ANKA-III’te ise düşman radarlarına belki de hiç görünmeden, optik gözlem sistemlerine hiç takılmadan çok uzun mesafelere uçmak, gerekirse belirli bir hava sahasında çok uzun süre kalmak ve verilen görevi ifa etmek temel hedef. Anka-III bu bakımdan gelişmeye açık, gövdesine entegre ve düşük yayın yapan ya da hiç yapmayan sensörleri ile düşman tarafından çok zor, belki de hiç tespit edilemeyecek bir platform olmaya aday.
Aynı şekilde, düşman hava sahasında optik, elektronik keşif ve gözetleme, hedef tespit ve teşhisi, çeşitli mühimmatları ile düşmanın hava sahası içine nüfuz ederek kritik ve kıymetli hedeflerin imhası akla gelen ilk görev tanımlarından.
Kızılelma’ya göre, yukarıda anlattığım tasarım felsafesi sebebi ile ANKA-III’ün yoğun tehdit ortamında dahi düşman radarlarına takılmadan düşman hava sahasına hedef kıymetlendirme yapıp, mühimat salma menzillerine kadar girmesi mümkün olabilir. Bu sessizliği, radar yankısı düşüklüğü ana hedefi ile bazı performans parametrelerinden bilerek ödün verildiği gayet açık.”

ANKA-III ÇOK KRİTİK KABİLİYETLER KAZANDIRACAK
Mevcut şartlarda düşman hedeflerine çok uzun menzilli, karışık yazılımlara sahip, çok pahalı ve hedefe vardığında imha olan seyir füzeleri ile saldırılıyor. Bunun yerine ANKA-III gibi çok silik bir platformla düşman hava sahasının, platformun imkan verdiği ölçüde derinine girerek, burada daha doğrudan mühimmatlarla saldırmanın mümkün olabileceğini öğreniyoruz.
“Yine muharebe sahasının sisi, karmaşası ve hatta görev planlamasının gereği ile göreve giden birkaç platformun imha olması ise gerektiğinde göze alınabilir. Bu da operasyonel planlamaya büyük bir esneklik getiriyor. ANKA-III bu bağlamda Türk Hava Kuvvetleri’ne F-35 ile edinmeyi hedeflediği bir kabiliyete MMU platformunun hizmete girmesinden önce kavuşması imkanı sağlayacak” diyor Yıldırım.
BİRBİRLERİNE RAKIP DEĞİL ‘TAMAMLAYICI’ OLACAKLAR
İşte tam da bu noktada ANKA-III ile Kızılelma’nın aslında birbirine rakip değil aksine ‘tamamlayıcı’ olabileceğini anlatıyor Kubilay Yıldırım. Bu kabiliyet şemasının en tepesinde ise şüphesiz ki Milli Muharip Uçak KAAN’ın olduğunu söylüyor.
Başta ABD olmak üzere insanlı ve insansız sistemlerin karma şekilde, havada operasyonel ve kinetik olarak kullanılmalarına yönelik kavramların gelişim aşamasında olduğunu biliyoruz. Yıldırım bu süreci, “Taşa yazılmış, kesinleşmiş bir doktrin yok. Çeşitli geliştirme ve üretim projeleri ise yeni yeni imzalanmaya başlamış, bu projelerin nereye evrileceği, ne kadar başarılı olabileceği belirsiz. Yani, Türkiye yine dünyada bu konuda trene oldukça önden bindi. Yoğun şekilde de faaliyetlerine devam ediyor. Bu da kesinlikle Türk havacılık ekosistemi için bir şans” cümleleriyle özetliyor.

“MOTOR VE KRİTİK SİSTEMLERİN YERLİLEŞMESİ ÇOK ÖNEMLİ”
ANKA-III de Kızılema da nihayetinde birer platform. İki platform da uçuşlu olgunlaştırma testlerine devam ediyor. Kubilay Yıldırım, kritik alt sistemler ve motor meselesine de parantez açıp, sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Bu platformların yeterli kabiliyette ve adette üretilebilmeleri için muhakkak ki en başta motor gibi uçuş için kritik birçok alt sisteminin de temininin, gerekirse yerlileştirilmesinin önemi büyük. Bu konuda da yer yer birbirine paralel, riski en aza indiren çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Bu geliştirme projelerinin de ete kemiğe bürünmesi ile iki platform da gerek sensörleri, otonom ve yarı otonom uçuş kontrol kabiliyetleri, görev planlama ve icra etme konseptleri ile askeri havacılıkta bırakın Türkiye’yi, dünyada dahi çığır açacak seviyede sistemler olmaya adaylar.
TB-2 ve ANKA ile yaşanan bir süreç vardı… Platformun olgunlaşması, bunun yeni operasyonel konseptlerde kullanılması, buradan çıkarılan dersler ile yeni sensör ve silahların geliştirilip uçan sistemlere entegre edilmesi, bu kazanılan yeni kabiliyetlerin sahada denenerek yine yeni operasyonel konseptlerin geliştirilmesi ve bunun en nihayetinde kuvvetlerin birer doktrini haline gelmesi… Şimdi bu süreci daha gelişmiş sistemlerle bir kez daha yaşayacağız.
Bu bahsettiğimiz süreç son derece kritik. Çünkü oldukça belirsiz bir coğrafyada yaşıyoruz. TSK’nın halen caydırıcı ve etkin kalabilmesi için bu kabiliyetlerin kazanılması hayati önemde.”
Enerji sektörü, özellikle küresel düzlemde karbonsuz elektrifikasyon ve sürdürülebilir enerji üretimi hedefleri doğrultusunda önemli adımlar atıyor. Fosil yakıtların yerini hızla yenilenebilir enerji kaynakları alırken, güneş ve rüzgar gibi doğal kaynakların verimli kullanımı, enerji üretiminde tarım alanları ve doğal yaşam alanları arasındaki dengenin korunmasını gerektiriyor. Özellikle endüstriyel süreçlerde ve ulaştırmada kullanılan yeşil hidrojen, hidrokarbonların yerine geçecek önemli bir enerji taşıyıcısı olarak öne çıkıyor. Suyun verimli kullanımı ve atmosferin korunmasıyla doğrudan ilişkili olan elektroliz teknolojileri, tarımsal su ihtiyaçları başta olmak üzere artan enerji talebinin dikkate alınarak sürdürülebilir şekilde karşılanması ve karbon salımının doğal dengeye kavuşturulmasında kritik bir rol oynuyor. Yüzde yüz yenilenebilir enerji üretimi alanında faaliyet gösteren Eksim Holding’e bağlı Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, konuya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Teknoloji kullanımı çevresel etkileri minimize ediyor
Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, yenilenebilir enerji kaynaklarının öneminin arttığını belirterek, elektrifikasyonun hızlanması ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle temiz enerjiye geçişin kritik hale geldiğini vurguladı. Akbay, “Ekstrem hava olayları enerji üretim verimliliğini etkilerken, verimli tüketimi de yeniden değerlendirmemiz gerektiğini gösteriyor. Ekipman dayanıklılığının artması ve tasarımların aşırı iklim olaylarına göre gözden geçirilmesi, kesintisiz üretimi sağlamak için önemli. Yenilenebilir enerji teknolojilerini enerji güvenliği ve iklim değişikliğiyle mücadelede anahtar olarak görüyor ve bu nedenle Türkiye genelinde temiz enerji yatırımlarımıza devam ediyoruz. Teknolojik gelişmelerin doğru yönetimi ve etik çerçevede kullanımı, enerji maliyetlerini kontrol etmek ve kaynakları verimli kullanmak açısından hayati önemde.” dedi
Yenilenebilir enerjide çığır açıcı teknolojiler
Yenilenebilir enerjide devrim yaratacak yeniliklere de değinen Akbay, “Hidrokarbon yakmanın bir süre daha devam etme zorunluluğu göz önünde bulundurulduğunda, güvenilir nükleer enerji teknolojileri ile enerji talebine cevap vermek, arz güvenliğini artıracak. Takip edilmesi elzem olan küçük modüler nükleer reaktörler gibi üretim kaynaklarının da hayatımıza girmesi için çalışılıyor. Aynı zamanda, güneş ve rüzgar enerjilerinden yararlanarak tüketim yerlerine yakın bölgelerde, elektrik üretecek dağıtık mikro şebekeler geliştiriliyor. Böylece hem iletim şebekesinin yükü bir miktar azaltılıyor hem de elektriğin yüksek taşıma maliyetinden tasarruf sağlanabiliyor.” dedi. Yenilenebilir enerji üretimi artıklarından hidrojen ve saf su üretiminin gerçekleştirilebilmesi konusuna da değinen Akbay, “Yüksek ısı enerjisi ihtiyacı için suyun kapalı çevrim kullanılacağı hidrojen-oksijen-su döngüsü sağlanırken, karbondioksit salımı tutularak yenilenebilir enerji desteği ile tekrar sentetik metana dönüşümü ardından saf su elde edilebiliyor. Hidrojen üretimi için yenilenebilir enerji fazlasından yararlanılması ve batarya depolama teknolojisi sayesinde elektrik enerjisine ihtiyaç duyulduğunda anlık destek sağlanarak şebeke kalitesinin korunması, çığır açan teknolojiler arasında yer alıyor.” şeklinde konuştu.
Enerjide sürdürülebilirliği, pil teknolojileri ve depolama çözümleri sağlıyor
Yenilenebilir enerji kaynaklarının düzensiz üretimi ve talebi karşılamak için sürekli olarak depolama teknolojileri geliştirildiğinin altını çizen Akbay, “Pil teknolojileri ve diğer depolama çözümleri, tüketicilere ekonomik ve güvenilir elektrik sağlamanın yanı sıra enerji sistemlerinin sürdürülebilirliğini de artıracak. Bu teknolojiler, enerji üretim tesislerinin üretim kapasitelerini ve verimliliğini optimize etmek, elektrik enerjisinin transferi ve ticareti ile sınırları aşan çözümler sunmak, arz-talep dengesini hassas bir şekilde yönetmek için önemli bir görev görüyor.” dedi.
Enerji altyapılarımıza son teknolojileri entegre ediyoruz
Elektrikli araçlar, ısı pompaları, büyük veri merkezleri ve yapay zeka algoritmalarını çalıştıracak kuantum bilgisayarlarının enerji yönetiminde önemli araçlar olduğunu belirten Akbay, “Bu teknolojilerin etik çerçevede kullanılması, enerji verimliliğini artırırken doğal kaynakları korumamıza ve zamanımızı verimli kullanmamıza olanak tanıyor. Eksim Enerji olarak, mevcut enerji altyapılarımızı gelişen teknolojilerle bütünleştirerek üretim ve tüketim verimliliğini artırmaya devam ediyoruz. Akıllı şebeke sistemleri, yapay zeka ve veri analitiği, enerji tüketim modellerini optimize ederek enerji tasarrufunu maksimize etmemizi sağlıyor. Yapay zeka ile enerji tesislerimizin projelendirme, yapım, üretim planlama ve bakım süreçlerinde kaynak-zaman yönetimini optimize ediyoruz. Böylece, enerji arz-talep dengesini doğru öngörebiliyor, tesislerimizin ömrünü uzatıyor ve kapasite kullanımını artırıyoruz.” dedi.
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının büyükşehirlerin raylı sistem çözümlerine destek verdiğini, Türkiye’de 12 kentinde 950 kilometreyi aşan raylı sistem bulunduğunu kaydeden Eyigün, “Bunun 470 kilometresinden fazlasını bakanlığımız gerçekleştirdi.” dedi.
Yalçın Eyigün, şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanımızın tensibi ve talimatıyla Samsun’un ulaşımıyla ilgili teknik işbirliği başlatmıştık. Samsun’a ulaşımla ilgili neler yapılmalıdır anlamında ilk örneği bu proje olacak. İkinci örneği de şehir hastanesine gidecek rayların inşa edilmesi, yani raylı sistem hattı olacaktır. Samsun’a alınacak tramvay çok farklı olacak. Yüzde 10 eğimle çıkan tramvay Türkiye’de başka yerde yok, dünyada çok azdır. Yüksek eğimle çıkan, yüksek motor gücü gerektiren özel tramvay Samsun’a alınacak. Dolayısıyla bu motor gücünde hem de yüzde 70 yerlilikle ilk defa denenecek, ilk defa başarılacak.”
TRAMVAYLARDA YOLCU KONFORU İÇİN YENİLİKLER
2008’de alınan tramvaylarda yüzde 8 ila 10 arasında yerlilik arandığını dile getiren Eyigün, “Yüzde 8 ila 10 civarında yerlilik şartını sağladığımızda seviniyorduk. Sonra 30’a çıkardık.
Yüzde 51’e çıkardık Ankara metrolarında. Daha sonra İstanbul ve havalimanı metrolarımızda 60’ı yaptık, gerçekleştirdik.” dedi.
“Şükür ki Samsun’da en yüksek yerlilik oranı olan yüzde 70’i gerçekleştireceğiz. Sözleşmemizin şartı bu.” ifadelerini kullanan Eyigün, şöyle devam etti:
“İhaleyi yerli firmamızın da kazanması sevindirici. Yüzde 70 yerlilikle Türkiye’de raylar üzerinde giden ilk araçlar olacak alacaklarımız. Araçlar çevreci, elektrikle çalışıyor. Yolcu konforunu düşünerek mevcut araçlardaki neleri geliştirebilirize baktık. Dolayısıyla Büyükşehir Belediyemizle beraber bu araçların sadece yerlilik anlamında değil, iç konforu, yolcunun rahatlığı, gençlerimizin bisikletle, skuterle binmelerini sağlayacak, engelliler için özel çözümler, Wi-Fi erişimi, şarj cihazları, yolcu bilgilenme ekranları gibi yolcunun konforunu artıracak muhtelif yenilikleri olacak.”
Tramvaylarda çift yönlü sürüş imkanı olacağını anlatan Eyigün, “42 metre ve 466 yolcu kapasitesi var her bir aracımızda. 10 tramvayımız, 2 milyar lira artı KDV ile alınacak. Bu, bakanlığımızın bütçesiyle karşılanacak. Bu araçlar filoya eklendiğinde kapasite artacak, yolcu konforu artacak, sıkışıklıklar, özellikle pik saatlerde sabah ve akşam azalmış olacak. Yeni hatlar eklendikçe de araç ihtiyacı açısından dengeli büyüme olacak.” değerlendirmesini yaptı.
Başkan Doğan da Samsun’da raylı sistemle her gün 80 bin yolcu taşıdıklarını vurgulayarak, “Ulaşımda yeni tramvaylara ihtiyaç duyuluyordu. Bakanlığımız, Sayın Cumhurbaşkanımızın 10 yeni trenin Samsun’a alınması noktasındaki talimatlarıyla ihale yapılmış oldu. İhaleyi yerli bir firma, Bozankaya aldı. 24 ay içinde yeni trenlerimizi almayı arzu ediyoruz. Tabii yerlilik oranının yüksek, yerli bir firmanın Samsun’un trenlerini yapacak olması bizim için ayrı mutluluk. Hem Sayın Cumhurbaşkanımıza hem de Ulaştırma ve Altyapı Bakanımıza teşekkür etmek istiyorum.” diye konuştu.
Samsun’daki mevcut tramvay ağının yeni yapılacak şehir hastanesine ulaştırılması konusunda proje çalışmalarına başladıklarına işaret eden Doğan, hastaneye ulaşımının raylı sistemle sağlanacağını söyledi.
Emrah Dal da Bozankaya’nın güzel araçlar ürettiğini dile getirerek, “Bu sayede yurt dışına da satıyoruz. Avrupa’ya, Amerika’ya, Kanada’ya, Avustralya’ya tren ihraç ediyoruz. Bakanlığımızın, Genel Müdürümüzün büyük desteğiyle çok büyük tecrübeler de kazandık. Araçlarımız minimum yüzde 70 yerlilikle çok güzel olacak. Yüzde 100 Türk mühendisliği ile yapılacak.” diye konuştu.
Törende konuşmaların ardından sözleşme imzalandı.
Türkiye’nin tarih boyunca coğrafi ve kültürel olarak kıtaların, medeniyetlerin ve kadim ulaşım koridorlarının kesişme noktasında yer aldığını belirten Uraloğlu, Türkiye’nin, Asya ve Avrupa arasındaki doğu-batı koridorunda doğal bir köprü olduğu gibi görev yaptığını, Kafkas ülkeleri ve Rusya’dan Afrika’ya uzanan kuzey güney koridorlarının da tam ortasında bulunduğunu aktardı.

Türkiye’nin ayrıca Tarihi İpek Yolu’nun devamı olarak büyük öneme sahip olan Orta Koridor hattının kilit ve Avrupa’nın başlangıç noktası olarak çok etkili bir konumda olduğunun altını çizen Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Tüm bunların yanı sıra Türkiye tam 4 saatlik uçuş süresiyle 1,4 milyar insanın yaşadığı 67 ülkenin merkezinde avantajlı ve muhteşem bir lokasyonda bulunmaktadır ve bugün hava yolu sayesinde sermaye hareketlerinin, bilgi birikiminin ve yetişmiş insan gücünün küresel dolaşım kabiliyetinin tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hız kazandığını beraberce görüyoruz. Aynı şekilde günümüz toplumları da zamanın geri döndürülmesi, depolanması ve durdurulması mümkün olmayan kıt ve çok değerli kaynak olduğunu biliyor. Tüm bu hız kavramanın hayatımızda yer etmesinde de hava yolu taşımacılık sektörünün gelişmesi yatıyor. Ülkelerimiz için vazgeçilmez olan ekonomik işbirliklerinin tesisi ve dış ticaret faaliyetlerimizin gelişmesi için gerekli olan en hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım yolu da hava yolu taşımacılığıdır.”
Uraloğlu, geçen yıl gerçekleştirilen Routes World 2023 zirvesinin ve şu anki etkinlik gibi uluslararası havacılık sektörünü ilgilendiren etkinliklerde Türkiye’nin artık başı çeken ev sahiplerinden biri olmayı başardığını ve bunu da sürdüreceğini dile getirerek, “Bu başarıda elbette Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 2002 yılından itibaren yürüttüğümüz hava ulaşım politikaları ve faaliyetleriyle, dünyada en hızlı gelişim gösteren ülkelerden biri olmamızın payı yadsınamaz.” ifadelerini kullandı.
İlk olarak iç hat yolcu taşımacılığını rekabete açarak, havacılık sektörü açısından dönüşümü gerçekleştirdiklerini belirten Uraloğlu, 2002’den bu yana aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye yükselttiklerini, “Dünyada ulaşamadığımız hiçbir nokta kalmayacak” hedefiyle hareket ederek ülkeyi dünyanın en geniş uçuş ağına sahip ülkelerden birine dönüştürdüklerini söyledi.

Uraloğlu, hava ulaştırma anlaşması bulunan ülke sayısının 81’den 174’e yükseldiğini dile getirerek, “Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken uçuş ağımıza 286 yeni nokta ekleyerek 131 ülkede 346 noktaya ulaştırdık.” dedi.
2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yaklaşık 34,5 milyon olan yolcu sayısını 2023’te 214 milyonun üzerine çıkardıklarını kaydeden Uraloğlu, Türk hava sahasında geçen yıl gerçekleşen transit üst geçişler dahil uçuş sayısının bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 15’lik artış göstererek 2 milyon 167 bine yükseldiğini ifade etti.
Geçen yıl Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede 1 uçak geçtiğine işaret eden Uraloğlu, bu yıl bu istatistiklerin çok daha üzerinde değerlere ulaşılacağını öngördüklerini belirtti.
Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatının (Eurocontrol), 26 Haziran tarihli Avrupa Havacılık Genel Bakış Raporu’nu açıkladığını aktaran Uraloğlu, “17-23 Haziran tarihleri arasında ülkemiz günlük ortalama 3 bin 894 uçuş ile Avrupa’da en yoğun trafik hacmine sahip ülkeler arasında İtalya’nın ardından 6. sırada yer aldı.” dedi.

“İSTANBUL HAVALİMANI’NDA GÜNLÜK ORTALAMA 1520 UÇUŞ OLUYOR”
Bakan Uraloğlu, İstanbul Havalimanı’nın günlük ortalama 1520 uçuşla Avrupa’nın en yoğun havalimanı olarak yıllardır sahip olduğu birinciliği sürdürdüğünü kaydetti.
30 Haziran’da İstanbul Havalimanı’nın açıldığı günden bu yana tüm zamanların en yüksek yolcu sayısıyla yeni bir rekora imza atarak 268 bin 275 yolcuya hizmet verdiğini vurgulayan Uraloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyanın en iyi 25 küresel havalimanı uçak kalkışları değerlendirmesinde de İstanbul Havalimanımız dünya genelinde 7. sırada yerini aldı. Antalya Havalimanımız ise günlük ortalama 992 uçuş ile aynı listede 8. sıraya yerleşti. 29 Haziran 2024 tarihinde de yaklaşık 210 bin yolcuyla Antalya Havalimanımız 2024’ün en yüksek yolcu sayısına ulaşmış oldu. Dün de Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyi, Havalimanı Endüstrisi Bağlantı Raporu’nu yayımladı. Bu raporda da Türkiye’nin ve İstanbul Havalimanı’nın sektör açısından kayda değer başarılara imza attığını görebiliyoruz. Örneğin, Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği harici ülkeler sıralamasına bakıldığında Türkiye, Kovid-19 pandemi öncesi Haziran 2019 dönemine göre yüzde 24 bir artış elde etti ve üçüncü sırada yer aldı.
Ayrıca geçen yılın ayı dönemiyle karşılaştırıldığında yüzde 4’lük bir büyümeyi de gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Toplam Hava Bağlantı Seviyesi rakamlarına göre de 34 bin 269 bağlantıyla listede ilk sırada yer aldı. İGA İstanbul Havalimanımız ise doğrudan bağlantı açısından Avrupa sıralamasında en üst sırada yer alıyor. HUB Merkezleri olan İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanlarımız, Orta Doğu’ya en iyi doğrudan bağlantı gerçekleştiren merkezler oldu. İstanbul Havalimanı 2019’dan bu yana merkez bağlantısını yüzde 87 artırarak 57 bin 60 bağlantıya ulaştırdı.”
Türkiye’nin, gökyüzünde kurdukları köprülerle havacılık alanında Avrasya bölgesinde lider, dünyada ise küresel bir havacılık merkezi olduğunu dile getiren Uraloğlu, 2018’de hizmete açılan İstanbul Havalimanı ile İstanbul’un havacılık alanında dünyanın en büyük küresel transit merkezlerinden birisi olduğunu söyledi.
İstanbul Havalimanı’nın küresel bir aktarma merkezi olmanın ötesinde, doğrudan destinasyon olma ve özellikle düşük maliyetli olmasıyla da hava yolu şirketlerini cezbettiğini anlatan Uraloğlu, “Buradaki slotların serbestliği ve bolluğu havalimanımıza başta göklerdeki bayrak taşıyıcımız Türk Hava Yolları olmak üzere birçok hava yolu şirketinin gelmesine imkan sağlıyor.” diye konuştu.
İstanbul Havalimanı’nın küresel planda iddialı hava yolu şirketlerine faaliyet merkezi olarak hizmet edecek çok önemli bir üs olabilme potansiyelinde olduğunun altını çizen Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın 1933’te 5 uçakla başlayan serüveni de bugün, dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu olarak devam etmektedir.” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın bugün dünya sivil havacılık sektöründe dünya devleriyle yarışır bir konuma gelmesindeki sıra dışı başarının altında ise atılımlar ve yeni operasyon merkezi İstanbul Havalimanı’ndaki geniş imkanları ve kusursuz organizasyon yapısı yatmaktadır.” dedi.
Financial Times’ın yakın bir zamanda, Türk Hava Yolları’nın Ryanair ve Eeasy Jet’in ardından 3. en yoğun hava yolu olduğuna dair bir yazı yayımladığını belirten Uraloğlu, THY’nin 24 kargo uçağı ve 416 yolcu uçağıyla 364 noktada sunduğu hava kargo hizmetleriyle, geçen yıl taşıdığı ücretli kargo miktarını da yüzde 16 artırdığını dile getirdi.

“TURKISH CARGO, IATA VERİLERİNE GÖRE, DÜNYANIN EN BÜYÜK 4. HAVA KARGO TAŞIYICISI OLDU”
Uraloğlu, “Turkish Cargo da Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) verilerine göre, 2023’te dünyanın en büyük 4. hava kargo taşıyıcısı oldu. Ayrıca, THY 2023 yılında Apex ve Skytrax gibi kuruluşlardan önemli ödüller almayı başardı.” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin dört bir köşesinde de hava yolu ağının gücüne güç katacak yatırımları sürdürdüklerini kaydeden Uraloğlu, “Çok yakında açılışını gerçekleştireceğimiz Adana ve Mersin illerimize hizmet edecek Çukurova Uluslararası Havalimanı ile birlikte Yozgat Havalimanı ve Bayburt-Gümüşhane Havalimanı projelerimizin yapım çalışmaları devam ediyoruz.” diye konuştu.
Kayseri Havalimanı’na yeni bir terminal kazandırdıklarını, Malatya’ya da yeni bir terminal binası yaptıklarını, Trabzon yeni havalimanı ile ilgili çalışmaların da sürdüğünü belirten Uraloğlu, ülkenin gelişmesi ve havacılık alanında uluslararası bir aktarma merkezi olması adına akılcı ve milletin ihtiyaçlarına cevap veren tüm proje ve hizmetlere destek vermeye de devam edeceklerini vurguladı.

Bakan Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Uluslararası Havalimanları Konseyi’ne kurulmuş olduğu 1991 yılından bu yana üyeyiz. Yolcu ve uçuş sayısı bakımından Avrupa havalimanları arasında ilk 10’da yer alan İstanbul Havalimanı, Antalya Havalimanı, İzmir Adnan Menderes Havalimanı gibi havalimanlarımız başta olmak üzere toplam 52 havalimanımız ile üyeliğimiz her geçen gün büyüyerek devam etmektedir. Konsey tarafından yürütülen ve havalimanlarında sürdürülebilirliğin göstergesi olan Havalimanları Karbon Akreditasyon Programı’na neredeyse tüm havalimanlarımızla akredite olarak önde gelen ülkeler arasında yerimizi almış durumdayız. İlk olarak 2020 yılında çalışmalarımıza başlayarak 2021 yılında pilot uygulama olarak seçtiğimiz 12 havalimanımızla Havaalanı Karbon Akreditasyonu programına katılımımız gerçekleştirdik. Ardından tüm havalimanlarımızı programa dahil ettik. Şu anda doğrudan işlettiğimiz ve Kamu Özel İşbirliğiyle sorumluluğumuzda olan 50 havalimanımız farklı seviyelerde sertifikalandırılmış durumdadır.”
İGA İstanbul Havalimanı’nın Aralık 2023’te iklim kriziyle mücadelede 2050 Net Sıfır taahhüdü kapsamındaki çalışmalarıyla Konsey tarafından havalimanlarına verilen Havalimanı Karbon Akreditasyonu sertifikasında 4. seviyeye ulaştığını anımsatan Uraloğlu, “Bildiğiniz üzere bu programdaki en yüksek aşama 5. seviyedir. Türkiye’de 4. seviye sertifikasını almayı başarmış ilk havalimanı İGA İstanbul Havalimanı olmuştur. 4. seviye, kurumun karbon yönetiminin, 2050 sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda küresel iklim hedefleriyle uyumlu hale gelindiğini ve operasyonların mutlak emisyon azaltımları göz önünde bulundurularak yönetildiğini ifade etmektedir. 86 ülkeden toplam 571 havalimanın sertifikalandırıldığı programda ülkemiz sahip olduğu sertifika sayısı bakımından küresel ölçekte birinci sırada yer almaktadır.” ifadelerini kullandı.
Dünya sivil havacılık faaliyetlerinin de küreselleşmeyle tek bir pazar olması yönünde ilerlediğini gördüklerini belirten Uraloğlu, “Bu pazardan daha fazla pay alabilmek adına, orta ve uzun vadedeki hedeflerimizi hepimiz gözden geçirmeliyiz. Yerkürenin birbirine uzak coğrafyalarında yer alan ülkelerimiz arasında yapacağımız işbirlikleriyle uzakları yakın, ülkelerimizi komşu kapısı haline getirebiliyoruz ve getiriyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Uraloğlu, havalimanları kaynaklı karbon emisyonlarını kontrol altına almak ve azaltmak adına çalışmalara hız kesmeden devam edeceklerinin altını çizerek, turizm faaliyetlerinin ve ticaretin artacağını, sosyal ve kültürel ilişkilerinin hızlanacağını sözlerine ekledi.
Dev bankalar, Morgan Stanley, JP Morgan, Barclays ve Goldman Sachs Türkiye’nin haziran ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirme yaptı.
YILLIK ENFLASYON GERİLEDİ
JPMorgan “Türkiye: Yaz aylarında sert dezenflasyon kapıda” ismiyle paylaştığı raporda enflasyon tahminlerini revize etti.
Manşet enflasyonun Haziran’da aylık bazda yüzde 1,6 ile yüzde 2,1’lik beklentilerinin altında geldiğini hatırlatan JPMorgan Türkiye Ekonomisti Fatih Akçelik yıllık enflasyonun da baz etkisiyle sert biçimde düşerek Mayıs ayındaki yüzde 75,4’ten yüzde 71,6’ya gerilediğini belirtti.
Raporda manşet enflasyonun baz etkisiyle Temmuz’da yüzde 60’a, Ağustos’ta yüzde 50’ye düşebileceği belirtilerek 2024 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 43,5’ten yüzde 42,5’e, 2025 tahmini yüzde 25,2’den yüzde 25’e düşürüldü.
BARCLAYS’TEN TCMB TAHMİNİ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bugün Haziran ayına ilişkin tüketici ve üretici fiyat endekslerini yayımladı. Veriler, aylık bazda bir yılın en yavaş enflasyonuna işaret etti. Yıllık enflasyon da Haziran’da sekiz ayın ardından ilk kez geriledi.
Barclays de enflasyon verisi sonrası paylaştığı raporda yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 44,5’ten yüzde 44’e düşürdüğünü açıkladı. 2025 yıl sonu beklentisi yüzde 30,8 oldu.
Raporda TCMB’den Ocak 2025’e kadar bir politika değişikliği beklenmediği ancak bugün beklenenden düşük gelen enflasyon sonrası yıl sonunda erken bir faiz indirimi ihtimalinin de güçlendiği belirtildi.
MORGAN STANLEY DE TAHMİNİNİ DÜŞÜRDÜ
Morgan Stanley Ekonomisti Hande Küçük’ün kaleme aldığı “Enflasyonla Mücadeleye İyi Bir Başlangıç” isimli notta, Türkiye’de Haziran enflasyonun sürpriz bir şekilde aşağı yönlü olarak gerçekleştiğini ve dezenflasyondaki düşüşe beklenenden daha hızlı bir başlangıç yapıldığı kaydedildi.
Yayımlanan notta, aylık enflasyonda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın uzun zamandır sürdürdüğü öngörüsü doğrultusunda önemli bir düşüş gerçekleştiği belirtildi.
Öte yandan, manşet enflasyondaki yavaşlamaya rağmen hizmet enflasyonun yüksek seyrini sürdürdüğü ve fiyat artışlarının yukarı yönlü riskleri canlı tutmaya devam ettiği belirtildi.
Morgan Stanley yayımladığı notunda, Türkiye’de mevsimsellikten arındırılmış tüketici fiyat endeksinin aylık yüzde 2’ye, çekirdek tüketici fiyat endeksinin ise aylık yüzde 1,9’a gerileyeceğini tahmin ettiklerini açıkladı.
Diğer taraftan Morgan Stanley, kamu sektörü fiyat artışlarını ve beklenenden iyi gelen Haziran raporunu da hesaba katarak, 2024 yıl sonu enflasyon tahminlerini önceki yılki yüzde 43,4’ten yüzde 42,4’e düşürdüklerini belitti.
Notta son olarak, enflasyon görünümüne yönelik riskler göz önüne alındığında TCMB’nin sıkı duruşunu sürdürmesinin beklendiğine ve bu yıl faiz oranlarının değişmeyeceğine ilişkin öngörülerine yönelik aşağı yönlü risklere dikkat çekildi.
GOLDMAN SACHS: YÖNETİM, ASGARİ ÜCRETTE DEĞİŞİKLİK YAPMAYACAK
Goldman Sachs’ın raporunda da enflasyonun beklenenden daha hızlı düştüğü ifade edilirken çekirdek enflasyon verilerinin döviz kurlarıyla yakından ilişkili olduğuna dikkat çekildi.
TL/USD paritesindeki sakinliğin düşük çekirdek enflasyonunda etkili rol oynadığı belirtilirken Morgan Stanley raporunda yer aldığı gibi gibi mart ayından beri TL’deki stabiliteyi vurgulandı.
Raporda hizmet enflasyonunun halen yüksek olduğunu belirtirken önümüzdeki aylarda burada da düşüş görüleceği öngörüsü paylaşıldı. Piyasa algısı nedeniyle hizmet sektöründeki yapışkan enflasyon beklentisinin hızlıca değişeceği öne sürüldü.
Ekonomi yönetiminin asgari ücrette değişiklik yapmayacağı vurgusu da raporda kendine yer buldu.
Yılın ilk yarısında büyüme rakamlarının beklenenden daha iyi olduğuna değinilen raporda yılın ikinci yarısı için talebin yavaşlamaya başladığı belirtildi. Raporda bu yavaşlamanın etkisiyle manşet enflasyonun 2024 için yüzde 36’ya kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.
]]>Öyle ki Bodrum’da 1 hafta tatil için 902 bin lira isteyen otel bile var. Bodrum’da dudak uçuklatan otel paraları gündem olurken Dubai’nin 7 yıldızlı en pahalı oteli aynı hizmet için 290 bin TL, Paris Disneyland ise 335 bin lira istiyor.
Sadace Bodrum değil, Alanya, Çeşme, Kuşadası, Fethiye, Didim’de de bazı otellerde fiyatlar adeta turizme bile bile balta vuruyor, turistlerin Türkiye’den uzaklaşmasına neden oluyor.
Türkiye’de otel fiyatları geçen yıla göre yüzde 100’ün üzerinde artış gösterdi. Bugün 4 kişilik bir aile 7 gece her şey dâhil bir otele gitmeye kalksa ücreti 100 bin liranın üstüne çıkıyor. Bu rakama ulaşım ve alışveriş de eklendiğinde fatura ciddi boyutta artıyor. Sektörde yaşanan fırsatçılık ve fahiş fiyatlar 60 milyar dolarlık yıl sonu gelir hedefini de tehdit ediyor.
ÖNGÖRÜLEMEZ OLDU
Sosyal medyada hızla yayılan boş Bodrum görüntülerinin ardındaki neden ne? Turizmciler, ”Artık Bodrum’da tahmin edilebilir bir fiyat algısı yok” yorumunu yaparak, ”Bodrum’da konaklama tesisiyle restoranlar paralel. Müşteri profili Bodrum’dan çekildiği zaman doğal olarak restoranlar da boş kalır” dedi. Sektör temsilcileri, Bodrum’da fiyat ve kalite oranı yüksek olan işletmelerin dolu olduğunu, tatilcilerin 5 yıldızlı otelde yeme-içme aktivitesini gerçekleştirdiğinden restoranların ve sokakların boş olduğunu belirtti.
PAHALI ÜLKELER ARASINDAYIZ
TÜRSAB Başkan Başdanışmanı Hamit Kuk, temmuz ve ağustos aylarının konaklama sektöründe en yüksek fiyatların olduğunu hatırlattı. Kuk, ”Oteller, fiyatları yüksek kaldığı için hem Avrupa pazarı hem Rus pazarına periyodik olarak indirim kampanyası başlattılar. Özellikle temmuz ayıyla ilgili son dakika satışlarında boş kalan odaları doldurmak için yüzde 10 ila 20 arasında indirim yapıldı. Şu an fiyatlar oldukça yüksek, geçen yıla göre yüzde 50 daha fazla arttı. Bu da hem Avrupalı hem de Rus müşteriyi oldukça zorluyor. Avrupa’da pahalı ülkeler arasına girdik” dedi.
Otellerin doluluk oranlarının bugünlerde yüzde 100 olması gerektiğini belirten Kuk, ”Doluluklar şu an yüzde 70-80 bandında. Yüzde 20’lik bir boşluk var. Sezonun en yoğun döneminde boşluk olması iyi bir sezon olmadığının göstergesidir. Geçen sene temmuz ve ağustos aylarında yüzde 100’lerdeydi” değerlendirmesini yaptı.
YARI FİYATINA TATİL
Geceleme sayıları azalsa da yerli turistin tatil alışkanlığından vazgeçmediğini belirten sektör temsilcileri, bu yıl satışlarda erken rezervasyon payının yüzde 50’lere ulaştığını kaydetti. Yoğun yaz sezonu yerine düşük sezonu tercih edenler, aynı otele yüzde 50’e yakın daha az ödeyebiliyor.
Tatilin artık Türkiye’de vatandaşlar tarafından lüks değil, ihtiyaç olarak görüldüğünü ifade eden Ela Excellence Resort Belek Turizm Koordinatörü Korhan Alşan, geçen yıl sezonda maliyetten kaynaklanan yüksek fiyat artışları olunca, bu yıl erken rezervasyon alışkanlığının daha da yaygınlaştığını belirtti. Alşan, ”15 günlük gecelemeler kalmadı. 7-5 günlük gecelemeler var artık. Düşük sezona yöneliyor. Bütçesine uyduruyor ama talepten vazgeçmiyor” dedi.
Yerli turistin artık tatilini 7 aya yaydığını belirten Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu da, ”Okula giden çocuğu olan aileler dışında artık farklı aylarda tatil yapma imkanı olanlar yüksek sezon yerine nisan-mayıs, eylül-ekim gibi ayları tercih ediyor. Konaklama süreleri azalıyor. Erken rezervasyon da gelişiyor, yurtiçi satışların yüzde 50’si erken rezervasyondan geliyor” diye konuştu.
Otellerde yerli turiste ayrılan payın yüzde 17 ile yüzde 25 arasında değiştiğini, paylarda bir azalma olmadığını ifade eden Kavaloğlu, bu yıl bu payları doldurmakta zorlanmadıklarını da ekledi.
DUBAİ VE PARİS DAHA UCUZ
Bu oteller Dubai veya Paris ile karşılaştırıldığında arada ciddi bir uçurum var. Örneğin Dubai’deki 7 yıldızlı Burj Al Arab otelinde 7 gece oda-kahvaltı tatil yapmanın maliyeti 290 bin lira, Paris Disneyland Oteli’nde istenen ücret 335 bin lira iken, Bodrum’daki bazı otellerde aynı tip konaklamanın 902 bin lira olduğu görülüyor.
Gelinen noktada yabancı turistler de yüksek otel fiyatlarından yakınıyor. Türkiye’yi pahalı bulunan turistler rotalarını farklı ülkelere çeviriyor.
MISIR VE YUNANİSTAN’A GİDİYORLAR
Türkiye’den kaçan yabancı turist ağırlıklı olarak Yunanistan, Mısır ve Dubai’yi tercih ediyor. Bu ülkelere milyarlarca dolar para akıtıyor. ”Türkiye pahalı” algısı yabancı medyada sıkça gündeme geliyor. Bugün Türkiye’de 1 hafta tatil yapmanın bedeliyle Mısır veya Yunanistan’da 15 gün tatil yapmak mümkün.
]]>Türkiye’den geçen yıl yapılan gelinlik ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 35,7 artarak 3 milyon 694 bin 401 dolar oldu. Adet bazında bakıldığında 2023’te 23 bin 380 gelinlik ihracat edildi. Aynı dönemde en fazla ihracat 7 bin 836 adetle Almanya’ya yapıldı. Bunu sırasıyla 2 bin 82 adetle Suudi Arabistan, 1782 adetle Irak, 1437 adetle Avusturya, 1024 adetle İsveç izledi.
Bu yılın ocak-mayıs döneminde ise 1 milyon 468 bin 436 dolarlık ihracat gerçekleşti. Türkiye bu dönemde 11 bin 898 adet dış satım yaptı. Ocak- Mayıs 2024’te en fazla gelinlik ihracatı 2 bin 901 adetle Almanya’ya yapıldı. Bunu 1450 adetle Irak, 1365 adetle Danimarka, 1340 adetle ABD ve 942 adetle Avusturya izledi.
Türkiye’nin 2022’de gelinlik ihracatı 2 milyon 722 bin 240 dolar olarak kayıtlara geçti. Bu dönemde 52 bin 850 adet dış satım gerçekleşirken, en fazla ihracat 22 bin 130 adetle Birleşik Krallık’a yapıldı. Bunu 12 bin 129 adetle Almanya, 3 bin 868 adetle Yemen, 2 bin 588 adetle Kırgızistan, 1826 adetle Irak izledi.
Türkiye, 2021’de 2 milyon 362 bin 715 dolarlık gelinlik ihracatı gerçekleştirdi. Aynı dönemde 43 bin 789 adet gelinlik ihraç edilirken, en çok ihracat 8 bin 635 adetle Irak’a, 7 bin 607 adetle Tunus’a, 6 bin 813 adetle Almanya’ya, 5 bin 168 adetle Polonya’ya, 2 bin 881 adetle Birleşik Krallık’a yapıldı.
“Gelinlik sektörü tasarım ve kalite açısından rekabetçi ürünler sunuyor”
Moda ve Hazır Giyim Federasyonu Başkanı Hüseyin Öztürk, AA muhabirine, Türk hazır giyim sanayisinde gelinlik sektörünün, büyük bir iç pazar ve güçlü ihracat potansiyeli ile önemli bir konuma sahip olduğunu söyledi.
Öztürk, sektörün katma değer, moda, inovasyon ve AR-GE anlamında güçlü olduğuna işaret ederek, “Türkiye’nin genel ihracat kilogram birim fiyatının 1,57 dolar olduğu düşünüldüğünde gelinlik, yaklaşık 100 dolar ihracat kilogram fiyatıyla dikkati çekiyor. Gelinlik sektörümüz nitelikli iş gücü ve gelişmiş yan sanayisi ile küresel ölçekte önemli bir aktör olmasının yanında tasarım ve kalite açısından rekabetçi ürünler sunuyor. Türk gelinlik üreticileri Avrupa’dan Amerika’ya, Körfez ülkelerinden Orta Asya ülkelerine kadar geniş bir coğrafyada tasarımı ve kalitesiyle adını duyurmuştur.” diye konuştu.
Sektörünün tasarım gücü, kalitesi ve rakiplerine göre fiyat avantajıyla dünya pazarlarında öne çıktığına da dikkati çeken Öztürk, Türkiye’de gerek meslek yüksekokulu gerekse lisans düzeyinde moda tasarım bölümlerinin artmasıyla “eğitimli tasarımcı” sayısının yükseldiğini, bunun da sektörü rekabetçilikte daha yukarı taşıdığını belirtti.
Öztürk, her yıl İzmir’de gerçekleştirilen IF Wedding Fashion Gelinlik, Damatlık ve Abiye Giyim Fuarı’nın alanında Avrupa’nın en büyük organizasyonu olduğunu ve bu yıl 18. kez kapılarını açacağını dile getirerek, fuarın dünyanın birçok ülkesinden katılımcıyı ağırlayarak sektördeki başarıya katkı sunduğunu söyledi.
“TÜRK TASARIMCILAR ÖZEL SİPARİŞ GELİNLİKLERDE BAŞARISINI ARTIRDI”
İstanbul Gelinlik Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği Başkanı Turan Aksoy ise Türk tasarımcıların özellikle “haute couture” adı verilen özel sipariş gelinliklerde başarısını artırdığına dikkati çekti.
Aksoy, kullanılan malzeme ve işçiliğin üst düzey olmasının Türk gelinlik sektörünün uluslararası pazarlarda tercih edilme nedeninin başında geldiğini belirtti.
Özellikle işleme ve el işçiliği konusunda Türk firmalarının Avrupalı rakiplerine göre çok iyi olduğunu vurgulayan Aksoy, “Öte yandan ürün çeşitliliğimiz de bizi bir adım öne çıkarıyor. Her tarz gelinliği Türk üreticilerden bulmaları mümkün. Katıldığımız uluslararası fuarlarda Türk firmaları ürün çeşitliliği ile dikkati çekiyor. Yabancı firmalar ve alıcılar aradığı her modeli bulabiliyor. Dünyada gelinlik sektörü çok büyük bir pazar. Türkiye bu pazarın en etkin oyuncularından biri.” diye konuştu.
Aksoy, İspanya’nın dünyadaki en iyi hedef pazarlardan biri olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
“Bu sıralar ABD de çok iyi. Bu hedef doğrultusunda birçok Türk firması, Barselona’daki fuarda her yıl yerini alıyor. Dönemin trendlerinden çok, her ülkenin farklı trendi var. Örneğin ABD, Almanya, İtalya gibi ülkelerde daha sade modeller tercih edilirken, Arap coğrafyasında tam tersi çok kabarık, işlemeli, işçiliği yüksek gelinlikler ön plana çıkıyor. Dünya genelinde şimdilerde eskiye dönüş trendi de başladı. Saten, sade gelinlikler ve özellikle son dönemde bizde ‘Fransız danteli’ diye bilinen dantelli modellere yoğun ilgi söz konusu.”
Sektörün en büyük sıkıntısının ise personel eksikliği olduğunun altını çizen Aksoy, en büyük beklentinin nitelikli iş gücünün yetişmesi olduğunu sözlerine ekledi.
Basın mensupları daha sonra tören alanındaki tüm platformlara yakından bakabilecekleri farklı bir yere alındı. ANKA-III kendini ilk kez o an gösterdi. Gerçekten de Amerikan filmlerinden çıkmış gibi bir hali vardı. Daha önce bu tarzda bir platformla hiç karşılaşmamıştık. Herkesin kafasında hem ANKA-III’ün gerçekten uçup uçamayacağı hem de bu hava aracıyla Ankara’nın neyi hedeflediği sorusu belirdi.
ANKA-III, 2023 yılının son günlerinde ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Böylece ilk soru yanıtını buldu. Sonrasında defalarca göğe yükseldi. Projeyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Biz de ikinci soru için Savunma ve Havacılık Uzmanı Kubilay Yıldırım ile bir araya geldik. Yıldırım ile konuşurken temel amacımız ANKA-III için genel ancak hakkını teslim eden bir çerçeve çizmekti. Ancak konuşurken sadece bugüne odaklanmanın eksik kalabileceğini düşündük. Bu nedenle ANKA-III özelinde Türk S/İHA’ların yolculuğuna uzandığımız bir metin çıktı ortaya.
2004 dönüm noktası oldu
Kubilay Yıldırım, Türk havacılık endüstrisinin insansız hava araçları (İHA) yönünde gelişmesine yönelik en kritik kararlardan birinin 2004 yılındaki meşhur Savunma Sanayi İstişare Kurulu (SSİK) toplantısında alındığını söylüyor.
Bu kararın iki konuya vesile olduğundan bahsediyor… TUSAŞ’a orta sınıf bir İHA geliştirme projesinin verilmesi. Ki bu projenin ismi daha sonra ANKA oldu. Ayrıca, proje olgunlaşana kadar aynı kabiliyetin Türk Hava Kuvvetleri tarafından kullanılabilmesi için İsrail’den Heron adı verilen İHA’ların temini.
“Heron’ların temini ve işletilmesi oldukça meşakkatli bir proje haline gelmiş olsa dahi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) kısa sürede terörle mücadelede oldukça önemli imkanlar kazandırdı” diyor Yıldırım. TSK’nın o yıllarda İHA’ları birer keşif/gözetleme ve silah güdümlemesi platformu olarak kullanabilmek için kendi doktrinlerini geliştirdiği ve bu kabiliyeti içselleştirdiği üzerinde duruyor.
ANKA ve TB-2 ile yeni bir süreç başladı
Kamuoyundaki temel inanışın aksine, çok az sayıdaki ve kabiliyetleri epey kısıtlı Heron’ların dahi TSK’ya terörle mücadelede bir avantaj sağladığını söylüyor Yıldırım. Yıllar içerisinde çok daha modern sensörlerle ve yüksek adette envantere alınabilen, çok daha uzun süreler havada kalabilen TAI üretimi ANKA ve Baykar üretimi TB-2 platformları ile de dünyada emsali az olan bir kabiliyet kazanıldığına dikkat çekiyor.
Akabinde bu platformlar silahlandırıldı ve oldukça güvenilir silah taşıma platformları haline geldi.
“Yaklaşık 15 seneye yaygın bu süreç sonucunda TSK, tüm kuvvetleri ile İHA ve SİHA’ları doktrine etti, içselleştirdi ve operasyonel kurgularının vazgeçilemez bir parçası haline getirdi.” cümleleriyle özetliyor kat edilen yolu.
“Birbirini besleyen bir süreç başladı”
Kubilay Yıldırım’ın bahsettiği yıllar gerçekten de kritik. Ancak o dönemde sürece yakın isimlerle konuştuğumuzda herkesin aklında benzer bir soru vardı. Acaba Türk mühendisler bu başarının devamını getirip kendilerini aşabilecek miydi yoksa yolcuğumuz ANKA ve TB-2 seviyesinde mi kalacaktı?
İşte bu sorunun cevabının da artık verildiğini belirtiyor Yıldırım ve devam ediyor:
“Bu dönem elbette teknik bir gelişime de vesile oldu. Çeşitli İHA projeleri ile birden çok firmamız otomatik uçuş kontrolü, çoklu aviyonik sistemin koordinasyonunu ve uçan gelişmiş bir gövde tasarım/imali kabiliyetlerini kazandı.
Platformlar kabiliyet kazandıkça bunlardan atılacak özel mühimmatlar geliştirilmeye başlandı. Bu konuda Türk savunma sanayii dünyada neredeyse eşi benzeri görülmeyen bir dinamizme ve üretkenliğe kavuştu. Kabaca pervaneli, mühimmat ve sensörlerini gövdesinin dışında taşıyan, radarda ışıl ışıl görünen, nispeten yavaş platformlar geliştirmek ve üretmek konusunda sektör bir süre sonra doyuma ulaştı.
Ancak bu tip platformlar hava savunma tehditlerinin görece az olduğu ve bunun manipüle edilebildiği sahalarda gerçekten etkin olabilen platformlar. Örneğin TB-2 ve ANKA, TSK’nın terörle mücadele operasyonları, Libya ve Azerbaycan’ın Ermenistan işgali altındaki Karabağ’ın kurtarılması operasyonlarında kısmen feda edilerek ancak başarılı şekilde kullanılabildi. Bu çatışmaların hepsi gelişmiş diyebileceğimiz hava savunma tehditleri bulunmayan sahalardaydı. Türkiye, S/İHA kabiliyetlerini bununla sınırlandırmayıp çok daha gelişmiş platformlara da yatırım yapmaya başladı.”
İnsanlı ve insansız platformları bir arada göreceğiz
Bu noktada bir bilgi daha paylaşıyor Yıldırım ve 2015 yılı itibariyle Türk kamuoyunda ilk kez jet motorlu, düşük radar görünürlüğü kaygısı ile tasarlandığı belli olan platformlara ait kavramsal tasarımların konuşulmaya başladığını anlatıyor.
2022 yılında Baykar’ın jet motorlu, düşük görünürlüklü ve mühimmat yükünü gövde içinde taşıyacak şekilde tasarlanmış olan Kızılelma platformunu kamuoyuna duyurduğunu hatırlıyoruz. Aynı dönemde TUSAŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Temel Kotil de ANKA-III adlı platformu duyurmuş ve ilk kavramsal tasarımlarını tanıtmıştı. “Bu iki projede de daha ağır, yük taşıma kapasitesi yüksek ve bunu gövde içinde taşıyabilecek, jet motorlu ve oldukça yüksek hızlı platformların hedeflendiği görülüyor” diyor Yıldırım.
Kızılelma ile ANKA-III farkı ne?
Baykar’ın tanıttığı Kızılelma dışarıdan bakıldığında sadece pilotu ve kokpiti olmayan yeni nesil jet uçağı gibi görünürken, ANKA-3 çok daha farklı, ‘uçan kanat’ türünde farklı bir tasarımdı.
Bu farkın ne anlama geldiğini sorduğumuzda, “Baykar’ın Kızılelma ile oldukça hızlı ve yüksek performanslı, çok yüksek manevra kabiliyetine sahip bir aerodinamik gövdeyi hedeflediği anlaşılıyor. Yine bu tasarımla düşük görünürlüklü, ses altı ve ses üstü hızlarda uçabilecek bir platform ortaya çıkardılar” yanıtını alıyoruz.
TUSAŞ’ın ANKA-III tasarımına da değiniyor Yıldırım ve çok çok düşük görünürlüklü, ses altı hızlarda uçacak, manevra kabiliyeti çok daha düşük bir platformun hedeflendiğini vurguluyor:
“Kızılelma yüksek hızla, yüksek manevra kabiliyeti ile gerek yalnız başına gerekse de Milli Muharip Uçak gibi uçaklarla belirli bir hava sahasında, radarlara daha az görünerek ona verilecek her türlü görevi ifa etsin isteniyor. Bunun içerisinde Baykar firması yöneticilerinin yaptığı açıklamalara göre hava-hava mühimmatlar, hatta bir makineli top ile hava sahasının korunması, gerekirse yüksek performanslı hasım uçaklarla it dalaşına girilmesi dahi var.
ANKA-III’te ise düşman radarlarına belki de hiç görünmeden, optik gözlem sistemlerine hiç takılmadan çok uzun mesafelere uçmak, gerekirse belirli bir hava sahasında çok uzun süre kalmak ve verilen görevi ifa etmek temel hedef. Anka-III bu bakımdan gelişmeye açık, gövdesine entegre ve düşük yayın yapan ya da hiç yapmayan sensörleri ile düşman tarafından çok zor, belki de hiç tespit edilemeyecek bir platform olmaya aday.
Aynı şekilde, düşman hava sahasında optik, elektronik keşif ve gözetleme, hedef tespit ve teşhisi, çeşitli mühimmatları ile düşmanın hava sahası içine nüfuz ederek kritik ve kıymetli hedeflerin imhası akla gelen ilk görev tanımlarından.
Kızılelma’ya göre, yukarıda anlattığım tasarım felsafesi sebebi ile ANKA-III’ün yoğun tehdit ortamında dahi düşman radarlarına takılmadan düşman hava sahasına hedef kıymetlendirme yapıp, mühimat salma menzillerine kadar girmesi mümkün olabilir. Bu sessizliği, radar yankısı düşüklüğü ana hedefi ile bazı performans parametrelerinden bilerek ödün verildiği gayet açık.”
ANKA-III çok kritik kabiliyetler kazandıracak
Mevcut şartlarda düşman hedeflerine çok uzun menzilli, karışık yazılımlara sahip, çok pahalı ve hedefe vardığında imha olan seyir füzeleri ile saldırılıyor. Bunun yerine ANKA-III gibi çok silik bir platformla düşman hava sahasının, platformun imkan verdiği ölçüde derinine girerek, burada daha doğrudan mühimmatlarla saldırmanın mümkün olabileceğini öğreniyoruz.
“Yine muharebe sahasının sisi, karmaşası ve hatta görev planlamasının gereği ile göreve giden birkaç platformun imha olması ise gerektiğinde göze alınabilir. Bu da operasyonel planlamaya büyük bir esneklik getiriyor. ANKA-III bu bağlamda Türk Hava Kuvvetleri’ne F-35 ile edinmeyi hedeflediği bir kabiliyete MMU platformunun hizmete girmesinden önce kavuşması imkanı sağlayacak” diyor Yıldırım.
Birbirlerine rakip değil ‘tamamlayıcı’ olacaklar
İşte tam da bu noktada ANKA-III ile Kızılelma’nın aslında birbirine rakip değil aksine ‘tamamlayıcı’ olabileceğini anlatıyor Kubilay Yıldırım. Bu kabiliyet şemasının en tepesinde ise şüphesiz ki Milli Muharip Uçak KAAN’ın olduğunu söylüyor.
Başta ABD olmak üzere insanlı ve insansız sistemlerin karma şekilde, havada operasyonel ve kinetik olarak kullanılmalarına yönelik kavramların gelişim aşamasında olduğunu biliyoruz. Yıldırım bu süreci, “Taşa yazılmış, kesinleşmiş bir doktrin yok. Çeşitli geliştirme ve üretim projeleri ise yeni yeni imzalanmaya başlamış, bu projelerin nereye evrileceği, ne kadar başarılı olabileceği belirsiz. Yani, Türkiye yine dünyada bu konuda trene oldukça önden bindi. Yoğun şekilde de faaliyetlerine devam ediyor. Bu da kesinlikle Türk havacılık ekosistemi için bir şans” cümleleriyle özetliyor.
“Motor ve kritik sistemlerin yerlileşmesi çok önemli”
ANKA-III de Kızılema da nihayetinde birer platform. İki platform da uçuşlu olgunlaştırma testlerine devam ediyor. Kubilay Yıldırım, kritik alt sistemler ve motor meselesine de parantez açıp, sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Bu platformların yeterli kabiliyette ve adette üretilebilmeleri için muhakkak ki en başta motor gibi uçuş için kritik birçok alt sisteminin de temininin, gerekirse yerlileştirilmesinin önemi büyük. Bu konuda da yer yer birbirine paralel, riski en aza indiren çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Bu geliştirme projelerinin de ete kemiğe bürünmesi ile iki platform da gerek sensörleri, otonom ve yarı otonom uçuş kontrol kabiliyetleri, görev planlama ve icra etme konseptleri ile askeri havacılıkta bırakın Türkiye’yi, dünyada dahi çığır açacak seviyede sistemler olmaya adaylar.
TB-2 ve ANKA ile yaşanan bir süreç vardı… Platformun olgunlaşması, bunun yeni operasyonel konseptlerde kullanılması, buradan çıkarılan dersler ile yeni sensör ve silahların geliştirilip uçan sistemlere entegre edilmesi, bu kazanılan yeni kabiliyetlerin sahada denenerek yine yeni operasyonel konseptlerin geliştirilmesi ve bunun en nihayetinde kuvvetlerin birer doktrini haline gelmesi… Şimdi bu süreci daha gelişmiş sistemlerle bir kez daha yaşayacağız.
Bu bahsettiğimiz süreç son derece kritik. Çünkü oldukça belirsiz bir coğrafyada yaşıyoruz. TSK’nın halen caydırıcı ve etkin kalabilmesi için bu kabiliyetlerin kazanılması hayati önemde.”
Haber7
Yurt içi piyasalarda gündem Haziran ayı enflasyon verileri iken küresel çapta ise ABD’den gelecek olan veriler takip edilecek.
TÜİK, Haziran ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Haziran ayı enflasyonu yüzde 1,64 olurken, genel enflasyon ise 71,60’a geriledi.
Geçtiğimiz hafta Cuma günü ‘gri listeden çıkış’ kararı sonrası ise Borsa İstanbul’da hareketlilik devam ediyor.
Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, güne yüzde 0,31 yükselişle 10.715,32 puandan başladı.
FED faiz toplantısı tarihleri ekonomi ilgililerinin gündeminde. Altın, kripto, borsa gibi pek çok alanda etkili olan ABD Merkez Bankası faiz kararı için geri sayım başladı.
Altın fiyatları ise kritik ABD verisi öncesinde sınırlı şekilde yükseldi.
Yurt içi ve yurt dışı piyasalarda gündemi A1 Capital Genel Müdür Yardımcısı Üzeyir Doğan, Haber7’ye değerlendirdi.
EKONOMİDE ‘DEZENFLASYON’ SÜRECİ
Enflasyon rakamlarının beklentinin altında geldiğini ifade eden A1 Capital Genel Müdür Yardımcısı Üzeyir Doğan, ekonomi yönetiminin mayıs ayında enflasyonda zirve, haziran ayı ile düşüşün yaşanacağı yönündeki adımlarını vurguladı. Doğan, temmuz ve ağustos aylarında beklenen enflasyon rakamlarının daha kritik ve çetin olabileceğini dile getirdi. Önümüzdeki aylarda gelen enflasyon rakamları ile yıllık enflasyonda daha keskin düşüşlerin yaşanabileceğini söyleyen Üzeyir Doğan, yıl sonuna ilişkin enflasyon tahminlerini yorumladı.
Temmuz ve ağustos aylarında gelecek olan enflasyon rakamları değerlendiren Ekonomist Üzeyir Doğan, geçen sene temmuz ayında yüzde 9,49, ağustos ayında ise yüzde 9,09’luk seviyelerin olduğunu hatırlattı. Önümüzdeki temmuz ayında haziran ayına göre daha çetin bir enflasyon rakamının görülebileceğini söyleyen Doğan, temmuz ayında yüzde 2,5 seviyelerinde bir rakam görüldüğünde yıllık enflasyonun yüzde 60,65’e gerileyerek iyileşmenin görülebileceğini belirtti.
YILIN İKİNCİ YARISINDA BORSAYI NELER BEKLİYOR?
Borsada karışık seyrin devam ettiğini ifade eden A1 Capital Genel Müdür Yardımcısı Üzeyir Doğan, borsa istanbulda yönün yukarı yönlü olacağını ancak kısa vadede zor bir süreçten geçildiğini söyledi. Doğan, yabancı satışı ile başlayan sürecin borsayı sekteye uğrattığını dile getirdi. Piyasada belirsiz atmosferin belirsiz olmasına rağmen ‘güçlü’ duruş sergilediğini ifade eden Ekonomist Doğan, Moody’s kredi derecelendirme kuruluşundan not artışı beklediğini ifade etti.
Merkez Bankası’nın rezervlerinde ciddi bir iyileşme sağlandığını belirten Doğan, kredi not artışlarında iyileşmenin destekleyici olabileceğini vurguladı. Doğan, yıl sonuna kadar not artışlarının görülebileceğini belirtti. Gri listeden çıkış kararı sonrası borsada belirsiz havanın olumlu yönde seyrettiğini söyleyen Üzeyir Doğan, gri listeden çıkışı ‘Bir sürecin başlangıcı’ olarak yorumladı. Doğan, yabancı girişi ile borsa istanbulda 11 bin puan seviyelerinin yeniden görülebileceğini belirtti. Yıl sonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doğan, 14 bin puan seviyelerinin görülebileceği yönünde tahminlerde bulundu.
ALTIN ALINMALI MI?
Altında yaşanan anlık yükselişi değerlendiren A1 Capital Genel Müdür Yardımcısı Üzeyir Doğan, altında baskının devam ettiğini bu nedenle altında düşüşün ve yükselişlerin sınırlı kaldığını belirtti. Doğan, altını destekleyecek veriler gelmesine rağmen altının bu unsurlardan fiyatlanmadığını söyledi.
Altının Fed tarafından gelen beklenti altı veriler ile yükselmesi gerektiğini ancak altının anlık olarak yükseldiğini daha sonra ise düzeltmeler yaşadığını belirten Ekonomist Doğan, son üç aylık dönemde altının destekleyici unsurları fiyatlamakta zorlandığını açıkladı.
Doğan, altının risk oluşturduğunu belirtti. Altında temkinli davranılması gerektiğini açıklayan Üzeyir Doğan, altın için en belirleyici sürecin ABD seçimleri olacağını ifade etti. Seçimin altına yansımalarının 2025 yılında görülebileceğini dile getiren Ekonomist Doğan, Trump’ın seçildiği senaryoda enflasyon sürecinin uzaması ile faiz indirimlerinin öteleneceğini belirtti. Faiz indirimlerinin ötelenmesi ile altın fiyatlarının yükseleceği yönünde tahminlerde bulunan Doğan, kısa vade için altında potansiyel görmediğini ifade etti.
Doğan, altın fiyatlarının destekleyici unsurları fiyatlamasında zorlandığını ve bu süreçte ‘olumsuz’ bir veri ile altın fiyatlarının riskli şekilde aşağı yönlü hareket edebileceğini belirtti. Altını portföylerde bulundurmayı sağlıklı bulmadığını söyleyen Doğan, altın tarafında temkinli davranılması gerektiğini ifade etti.
Öyle ki Bodrum’da 1 hafta tatil için 902 bin lira isteyen otel bile var. Bodrum’da dudak uçuklatan otel paraları gündem olurken Dubai’nin 7 yıldızlı en pahalı oteli aynı hizmet için 290 bin TL, Paris Disneyland ise 335 bin lira istiyor.
Sadace Bodrum değil, Alanya, Çeşme, Kuşadası, Fethiye, Didim’de de bazı otellerde fiyatlar adeta turizme bile bile balta vuruyor, turistlerin Türkiye’den uzaklaşmasına neden oluyor.
Türkiye’de otel fiyatları geçen yıla göre yüzde 100’ün üzerinde artış gösterdi. Bugün 4 kişilik bir aile 7 gece her şey dâhil bir otele gitmeye kalksa ücreti 100 bin liranın üstüne çıkıyor. Bu rakama ulaşım ve alışveriş de eklendiğinde fatura ciddi boyutta artıyor. Sektörde yaşanan fırsatçılık ve fahiş fiyatlar 60 milyar dolarlık yıl sonu gelir hedefini de tehdit ediyor.
ÖNGÖRÜLEMEZ OLDU
Sosyal medyada hızla yayılan boş Bodrum görüntülerinin ardındaki neden ne? Turizmciler, ”Artık Bodrum’da tahmin edilebilir bir fiyat algısı yok” yorumunu yaparak, ”Bodrum’da konaklama tesisiyle restoranlar paralel. Müşteri profili Bodrum’dan çekildiği zaman doğal olarak restoranlar da boş kalır” dedi. Sektör temsilcileri, Bodrum’da fiyat ve kalite oranı yüksek olan işletmelerin dolu olduğunu, tatilcilerin 5 yıldızlı otelde yeme-içme aktivitesini gerçekleştirdiğinden restoranların ve sokakların boş olduğunu belirtti.
PAHALI ÜLKELER ARASINDAYIZ
TÜRSAB Başkan Başdanışmanı Hamit Kuk, temmuz ve ağustos aylarının konaklama sektöründe en yüksek fiyatların olduğunu hatırlattı. Kuk, ”Oteller, fiyatları yüksek kaldığı için hem Avrupa pazarı hem Rus pazarına periyodik olarak indirim kampanyası başlattılar. Özellikle temmuz ayıyla ilgili son dakika satışlarında boş kalan odaları doldurmak için yüzde 10 ila 20 arasında indirim yapıldı. Şu an fiyatlar oldukça yüksek, geçen yıla göre yüzde 50 daha fazla arttı. Bu da hem Avrupalı hem de Rus müşteriyi oldukça zorluyor. Avrupa’da pahalı ülkeler arasına girdik” dedi.
Otellerin doluluk oranlarının bugünlerde yüzde 100 olması gerektiğini belirten Kuk, ”Doluluklar şu an yüzde 70-80 bandında. Yüzde 20’lik bir boşluk var. Sezonun en yoğun döneminde boşluk olması iyi bir sezon olmadığının göstergesidir. Geçen sene temmuz ve ağustos aylarında yüzde 100’lerdeydi” değerlendirmesini yaptı.
YARI FİYATINA TATİL
Geceleme sayıları azalsa da yerli turistin tatil alışkanlığından vazgeçmediğini belirten sektör temsilcileri, bu yıl satışlarda erken rezervasyon payının yüzde 50’lere ulaştığını kaydetti. Yoğun yaz sezonu yerine düşük sezonu tercih edenler, aynı otele yüzde 50’e yakın daha az ödeyebiliyor.
Tatilin artık Türkiye’de vatandaşlar tarafından lüks değil, ihtiyaç olarak görüldüğünü ifade eden Ela Excellence Resort Belek Turizm Koordinatörü Korhan Alşan, geçen yıl sezonda maliyetten kaynaklanan yüksek fiyat artışları olunca, bu yıl erken rezervasyon alışkanlığının daha da yaygınlaştığını belirtti. Alşan, ”15 günlük gecelemeler kalmadı. 7-5 günlük gecelemeler var artık. Düşük sezona yöneliyor. Bütçesine uyduruyor ama talepten vazgeçmiyor” dedi.
Yerli turistin artık tatilini 7 aya yaydığını belirten Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu da, ”Okula giden çocuğu olan aileler dışında artık farklı aylarda tatil yapma imkanı olanlar yüksek sezon yerine nisan-mayıs, eylül-ekim gibi ayları tercih ediyor. Konaklama süreleri azalıyor. Erken rezervasyon da gelişiyor, yurtiçi satışların yüzde 50’si erken rezervasyondan geliyor” diye konuştu.
Otellerde yerli turiste ayrılan payın yüzde 17 ile yüzde 25 arasında değiştiğini, paylarda bir azalma olmadığını ifade eden Kavaloğlu, bu yıl bu payları doldurmakta zorlanmadıklarını da ekledi.
DUBAİ VE PARİS DAHA UCUZ
Bu oteller Dubai veya Paris ile karşılaştırıldığında arada ciddi bir uçurum var. Örneğin Dubai’deki 7 yıldızlı Burj Al Arab otelinde 7 gece oda-kahvaltı tatil yapmanın maliyeti 290 bin lira, Paris Disneyland Oteli’nde istenen ücret 335 bin lira iken, Bodrum’daki bazı otellerde aynı tip konaklamanın 902 bin lira olduğu görülüyor.
Gelinen noktada yabancı turistler de yüksek otel fiyatlarından yakınıyor. Türkiye’yi pahalı bulunan turistler rotalarını farklı ülkelere çeviriyor.
MISIR VE YUNANİSTAN’A GİDİYORLAR
Türkiye’den kaçan yabancı turist ağırlıklı olarak Yunanistan, Mısır ve Dubai’yi tercih ediyor. Bu ülkelere milyarlarca dolar para akıtıyor. ”Türkiye pahalı” algısı yabancı medyada sıkça gündeme geliyor. Bugün Türkiye’de 1 hafta tatil yapmanın bedeliyle Mısır veya Yunanistan’da 15 gün tatil yapmak mümkün.
]]>Dev bankalar, Morgan Stanley, JP Morgan, Barclays ve Goldman Sachs Türkiye’nin haziran ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirme yaptı.
YILLIK ENFLASYON GERİLEDİ
JPMorgan “Türkiye: Yaz aylarında sert dezenflasyon kapıda” ismiyle paylaştığı raporda enflasyon tahminlerini revize etti.
Manşet enflasyonun Haziran’da aylık bazda yüzde 1,6 ile yüzde 2,1’lik beklentilerinin altında geldiğini hatırlatan JPMorgan Türkiye Ekonomisti Fatih Akçelik yıllık enflasyonun da baz etkisiyle sert biçimde düşerek Mayıs ayındaki yüzde 75,4’ten yüzde 71,6’ya gerilediğini belirtti.
Raporda manşet enflasyonun baz etkisiyle Temmuz’da yüzde 60’a, Ağustos’ta yüzde 50’ye düşebileceği belirtilerek 2024 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 43,5’ten yüzde 42,5’e, 2025 tahmini yüzde 25,2’den yüzde 25’e düşürüldü.
BARCLAYS’TEN TCMB TAHMİNİ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bugün Haziran ayına ilişkin tüketici ve üretici fiyat endekslerini yayımladı. Veriler, aylık bazda bir yılın en yavaş enflasyonuna işaret etti. Yıllık enflasyon da Haziran’da sekiz ayın ardından ilk kez geriledi.
Barclays de enflasyon verisi sonrası paylaştığı raporda yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 44,5’ten yüzde 44’e düşürdüğünü açıkladı. 2025 yıl sonu beklentisi yüzde 30,8 oldu.
Raporda TCMB’den Ocak 2025’e kadar bir politika değişikliği beklenmediği ancak bugün beklenenden düşük gelen enflasyon sonrası yıl sonunda erken bir faiz indirimi ihtimalinin de güçlendiği belirtildi.
MORGAN STANLEY DE TAHMİNİNİ DÜŞÜRDÜ
Morgan Stanley Ekonomisti Hande Küçük’ün kaleme aldığı “Enflasyonla Mücadeleye İyi Bir Başlangıç” isimli notta, Türkiye’de Haziran enflasyonun sürpriz bir şekilde aşağı yönlü olarak gerçekleştiğini ve dezenflasyondaki düşüşe beklenenden daha hızlı bir başlangıç yapıldığı kaydedildi.
Yayımlanan notta, aylık enflasyonda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın uzun zamandır sürdürdüğü öngörüsü doğrultusunda önemli bir düşüş gerçekleştiği belirtildi.
Öte yandan, manşet enflasyondaki yavaşlamaya rağmen hizmet enflasyonun yüksek seyrini sürdürdüğü ve fiyat artışlarının yukarı yönlü riskleri canlı tutmaya devam ettiği belirtildi.
Morgan Stanley yayımladığı notunda, Türkiye’de mevsimsellikten arındırılmış tüketici fiyat endeksinin aylık yüzde 2’ye, çekirdek tüketici fiyat endeksinin ise aylık yüzde 1,9’a gerileyeceğini tahmin ettiklerini açıkladı.
Diğer taraftan Morgan Stanley, kamu sektörü fiyat artışlarını ve beklenenden iyi gelen Haziran raporunu da hesaba katarak, 2024 yıl sonu enflasyon tahminlerini önceki yılki yüzde 43,4’ten yüzde 42,4’e düşürdüklerini belitti.
Notta son olarak, enflasyon görünümüne yönelik riskler göz önüne alındığında TCMB’nin sıkı duruşunu sürdürmesinin beklendiğine ve bu yıl faiz oranlarının değişmeyeceğine ilişkin öngörülerine yönelik aşağı yönlü risklere dikkat çekildi.
GOLDMAN SACHS: YÖNETİM, ASGARİ ÜCRETTE DEĞİŞİKLİK YAPMAYACAK
Goldman Sachs’ın raporunda da enflasyonun beklenenden daha hızlı düştüğü ifade edilirken çekirdek enflasyon verilerinin döviz kurlarıyla yakından ilişkili olduğuna dikkat çekildi.
TL/USD paritesindeki sakinliğin düşük çekirdek enflasyonunda etkili rol oynadığı belirtilirken Morgan Stanley raporunda yer aldığı gibi gibi mart ayından beri TL’deki stabiliteyi vurgulandı.
Raporda hizmet enflasyonunun halen yüksek olduğunu belirtirken önümüzdeki aylarda burada da düşüş görüleceği öngörüsü paylaşıldı. Piyasa algısı nedeniyle hizmet sektöründeki yapışkan enflasyon beklentisinin hızlıca değişeceği öne sürüldü.
Ekonomi yönetiminin asgari ücrette değişiklik yapmayacağı vurgusu da raporda kendine yer buldu.
Yılın ilk yarısında büyüme rakamlarının beklenenden daha iyi olduğuna değinilen raporda yılın ikinci yarısı için talebin yavaşlamaya başladığı belirtildi. Raporda bu yavaşlamanın etkisiyle manşet enflasyonun 2024 için yüzde 36’ya kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.
]]>Narendra Modi’nin başbakanlığı döneminde, Hindistan ile İsrail arasındaki bağlar gün geçtikçe daha da güçleniyor. Gazze’deki soykırıma rağmen Modi yönetimi ve destekçileri Tel Aviv’e koşulsuz bağlılıklarını yineliyor. İlişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini savunarak, İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu savunuyor.
Bu yakınlaşma sadece politik düzeyde değil, aynı zamanda sosyal düzeyde de mevcut. Ülke çapında yapılan anketlerde İsrail vatandaşları da Hindistan’la ilişkilerin iyi olmasını destekliyor. Modi hükümetinin başarılı bir siyaset izlediğini öne sürüyor. Hindu milliyetçilerinde de aynı tutumu görmek mümkün. 7 Ekim’den sonra çok sayıda Hindistan merkezli sosyal medya hesabı İsrail yanlısı bir anlatıyı güçlendiriyor ve Tel Aviv’i mağdur pozisyonunda gösteriyor.
Hindistan, 1947’de İsrail’in kurulmasına yol açan Birleşmiş Milletler planına oy vermemiş olsa da, 1950’de İsrail’i tanımış ve 1992’de ilişkileri tamamen normalleştirmiştir. Hindistan tüm bunların yanında 1988’de Filistin’i tanıyan ilk Arap olmayan devlet olarak da tarihe geçerek dünya kamuoyunu şaşırtmıştı..
HİNDİSTAN’DAKİ İSRAİL SEMPATİSİ HİNDU MİLLİYETÇİLERİNİN POLİTİKASI HALİNE GELDİ
Hindistan’da son otuz yılda İsrail yanlısı hissiyatın artışını üç faktör açıklıyor. Birincisi, Hindistan’da terör saldırıları konusunda İsrail’e karşı bir güven duygusu mevcut. İstihbarat alışverişi, lojistik destek gibi konular iki ülke arasında işbirliğini güçlendiriyor. Hindistan’ın Pakistan ile yaşadığı gerilim ve İsrail’in karşısındaki İran tehdidi, Yeni Delhi ve Tel Aviv’i ortak çizgiye getiriyor.
İkinci faktör olarak uluslararası ticaret görülebilir. Soğuk Savaş sonrasında Hindistan ve İsrail’in ilişkileri daha hızlı şekilde ilerledi. Hindistan, İsrail silahlarının en büyük alıcısı konumunda geldi. 2014’ten bu yana İsrail, silah ihracatının yüzde 42,1’ini Hindistan’a yapıyor. Hindistan ayrıca 2022’den bu yana İsrail, ABD ve BAE’den oluşan I2U2 grubunun da katılımcısı durumunda. Bu grup özellikle, İsrail, Suudi Arabistan ve BAE üzerinden Hindistan ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir ulaşım koridoru inşa etmeyi amaçlamasıyla da dikkat çekiyor.
Hindistan her ne kadar Japonya, Fransa, Rusya ve diğer ülkelerle olumlu ilişkilere sahip olsa da; İsrail’e olan sempatilerinin arkasında Hindu sağının ideolojik ve politik bir model olarak İsrail’e olan yakınlığı yatıyor.
Hindistan’da, İsrail Hindu milliyetçileri için bir örnek teşkil ediyor. İsrail, onların kendi ülkeleri için tasarlamak istedikleri başarılı bir model olarak görülüyor. Düşmanlarını uluslararası hukuku çiğneyerek bile olsa gaddarca yok etmeye çalışması; Teknolojik gelişmişliği, aynı zamanda geleneksel bir yönetime sahip olması ve azınlıkların başarıyla idare edildiği bir yapıya sahip olması örnek olarak görülen önemli faktörler.
HİNDİSTAN İSRAİL’İ BATILI ÜLKELERLE İYİ İLİŞKİLER KURMAK İÇİN BİR FIRSAT OLARAK GÖRÜYOR
Üçüncü nokta ise, ABD ve Batı ile olan ilişkilerin geliştirilmek istenmesinde yatıyor. Modi yönetimi her ne kadar Müslüman azınlıklara yönelik saldırgan tutum izlese de Batı’yla ilişkilerinin de gelişmesi taraftarı. Çünkü yanıbaşında bulunan Çin’in tamamen kendine yeten sistemi ve küresel anlamda günden güne kazandığı güç; Pakistan’la yaşanan sınır gerginlikleri ve daha önceki geniş çaplı çatışmalar Yeni Delhi yönetimini tedirgin eden faktörler… Zira, Hindistan nüfus, ekonomi ve askeri olarak ne kadar büyük olsa da iki cephede aynı anda mücadele etmesi pek mümkün değil.
Bu durumdan ötürü ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerden destek alma ihtiyacı duyuyor. İsrail’in daimi müttefikleri olan ve her katliamına göz yuman bu devletlerin desteğinin de anahtarı Tel Aviv’le iyi ilişkiler yürütmekten geçiyor. Nitekim İsrail ile iyi ilişkilere sahip olmayan ülkelerin Washington başta olmak üzere birçok yönetim tarafından en hafif yaptırım olarak “eleştiriye tabii tutulduğu” biliniyor.
Hindistan iki devletli çözüme karşı olduğunu açıklamamış olsa da bölgedeki Hamas varlığından rahatsız. Çünkü İran’la iyi ilişkilere sahip bir Hamas yönetiminin hali hazırda Ortadoğu’da birçok üsse sahip Tahran yönetimini güçlendirdiği, İran’ın müttefiki olan Hizbullah gibi oluşumların; Müslümanların sempatisini kazanmasından endişe ediyor. Zira ülke içindeki tüm katı uygulamalara rağmen Müslümanlar arasında silahlı bir hareketin başlaması, ülkeyi yıllar süren bir iç savaşa götürme riskini barındırıyor.
Nitekim El Kaide ve DEAŞ terör örgütleri yapılanmalarının özellikle Keşmir bölgesinde organize olmaya çalıştığı biliniyor. Ve bu anlamda Hindistan yönetiminin istihbarat yardımına duyduğu destek de aşikar. Öyle ki 2008’deki Mumbai terör saldırıları sırasında, İsrail güvenlik güçleri Hindistan’a istihbarat ve teknik destek sağlamış; Bu olay, iki ülke arasındaki güvenlik işbirliğini daha da pekiştirmişti.
]]>Dev bankalar, Morgan Stanley, JP Morgan, Barclays ve Goldman Sachs Türkiye’nin haziran ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirme yaptı.
YILLIK ENFLASYON GERİLEDİ
JPMorgan “Türkiye: Yaz aylarında sert dezenflasyon kapıda” ismiyle paylaştığı raporda enflasyon tahminlerini revize etti.
Manşet enflasyonun Haziran’da aylık bazda yüzde 1,6 ile yüzde 2,1’lik beklentilerinin altında geldiğini hatırlatan JPMorgan Türkiye Ekonomisti Fatih Akçelik yıllık enflasyonun da baz etkisiyle sert biçimde düşerek Mayıs ayındaki yüzde 75,4’ten yüzde 71,6’ya gerilediğini belirtti.
Raporda manşet enflasyonun baz etkisiyle Temmuz’da yüzde 60’a, Ağustos’ta yüzde 50’ye düşebileceği belirtilerek 2024 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 43,5’ten yüzde 42,5’e, 2025 tahmini yüzde 25,2’den yüzde 25’e düşürüldü.
BARCLAYS’TEN TCMB TAHMİNİ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bugün Haziran ayına ilişkin tüketici ve üretici fiyat endekslerini yayımladı. Veriler, aylık bazda bir yılın en yavaş enflasyonuna işaret etti. Yıllık enflasyon da Haziran’da sekiz ayın ardından ilk kez geriledi.
Barclays de enflasyon verisi sonrası paylaştığı raporda yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 44,5’ten yüzde 44’e düşürdüğünü açıkladı. 2025 yıl sonu beklentisi yüzde 30,8 oldu.
Raporda TCMB’den Ocak 2025’e kadar bir politika değişikliği beklenmediği ancak bugün beklenenden düşük gelen enflasyon sonrası yıl sonunda erken bir faiz indirimi ihtimalinin de güçlendiği belirtildi.
MORGAN STANLEY DE TAHMİNİNİ DÜŞÜRDÜ
Morgan Stanley Ekonomisti Hande Küçük’ün kaleme aldığı “Enflasyonla Mücadeleye İyi Bir Başlangıç” isimli notta, Türkiye’de Haziran enflasyonun sürpriz bir şekilde aşağı yönlü olarak gerçekleştiğini ve dezenflasyondaki düşüşe beklenenden daha hızlı bir başlangıç yapıldığı kaydedildi.
Yayımlanan notta, aylık enflasyonda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın uzun zamandır sürdürdüğü öngörüsü doğrultusunda önemli bir düşüş gerçekleştiği belirtildi.
Öte yandan, manşet enflasyondaki yavaşlamaya rağmen hizmet enflasyonun yüksek seyrini sürdürdüğü ve fiyat artışlarının yukarı yönlü riskleri canlı tutmaya devam ettiği belirtildi.
Morgan Stanley yayımladığı notunda, Türkiye’de mevsimsellikten arındırılmış tüketici fiyat endeksinin aylık yüzde 2’ye, çekirdek tüketici fiyat endeksinin ise aylık yüzde 1,9’a gerileyeceğini tahmin ettiklerini açıkladı.
Diğer taraftan Morgan Stanley, kamu sektörü fiyat artışlarını ve beklenenden iyi gelen Haziran raporunu da hesaba katarak, 2024 yıl sonu enflasyon tahminlerini önceki yılki yüzde 43,4’ten yüzde 42,4’e düşürdüklerini belitti.
Notta son olarak, enflasyon görünümüne yönelik riskler göz önüne alındığında TCMB’nin sıkı duruşunu sürdürmesinin beklendiğine ve bu yıl faiz oranlarının değişmeyeceğine ilişkin öngörülerine yönelik aşağı yönlü risklere dikkat çekildi.
GOLDMAN SACHS: YÖNETİM, ASGARİ ÜCRETTE DEĞİŞİKLİK YAPMAYACAK
Goldman Sachs’ın raporunda da enflasyonun beklenenden daha hızlı düştüğü ifade edilirken çekirdek enflasyon verilerinin döviz kurlarıyla yakından ilişkili olduğuna dikkat çekildi.
TL/USD paritesindeki sakinliğin düşük çekirdek enflasyonunda etkili rol oynadığı belirtilirken Morgan Stanley raporunda yer aldığı gibi gibi mart ayından beri TL’deki stabiliteyi vurgulandı.
Raporda hizmet enflasyonunun halen yüksek olduğunu belirtirken önümüzdeki aylarda burada da düşüş görüleceği öngörüsü paylaşıldı. Piyasa algısı nedeniyle hizmet sektöründeki yapışkan enflasyon beklentisinin hızlıca değişeceği öne sürüldü.
Ekonomi yönetiminin asgari ücrette değişiklik yapmayacağı vurgusu da raporda kendine yer buldu.
Yılın ilk yarısında büyüme rakamlarının beklenenden daha iyi olduğuna değinilen raporda yılın ikinci yarısı için talebin yavaşlamaya başladığı belirtildi. Raporda bu yavaşlamanın etkisiyle manşet enflasyonun 2024 için yüzde 36’ya kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.
]]>
SUUDİ ARABİSTAN’DAN TÜRKİYE’YE DEV TEKLİF
Majid Al-Hogail, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın karşılıklı yatırımlarda önemli avantajları bulunduğunu belirterek, “Birlikte çalışmaya devam etmemiz gerektiğine düşünüyor ve diyaloğun devamı için şirketlerimizi cesaretlendiriyorum.” ifadelerini kullandı.
Türkiye-Suudi Arabistan İnşaat Forumu, Türkiye Müteahhitler Birliği (TBM) organizasyonunda, Suudi Arabistan Belediye, Kırsal İşler ve Konut Bakanı Majid Al-Hogail ve Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu’nun katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi.
Forumun kapanış oturumunda konuşan Al-Hogail, iki ülke liderlerinin iradesi ve yetkililerin çalışması sayesinde Türkiye ile Suudi Arabistan arasında ekonomik ilişkilerin gelişmeye devam ettiğini söyledi.

Al-Hogail, iki ülke arasındaki ticareti olması gerektiği seviyeye getirmek için karşılıklı ziyaretler yaptıklarını ve bu çabaların devam edeceğini belirterek, “Bu ziyaretimizde ticari ilişkilerimizi büyütmek için bize eşlik eden Suudi şirketlerimiz de oldu. Onların yüzünün güldüğünü görüyorum. Onların bu ziyarete katılmalarından ötürü gurur duyuyorum. Her iki ülkenin de karşılıklı yatırımlarda avantajları bulunuyor. Birlikte çalışmaya devam etmemiz gerektiğine düşünüyor ve diyaloğun devamı için şirketlerimizi cesaretlendiriyorum.” diye konuştu.
Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 projeksiyonu kapsamında çok fazla konut ve altyapı projesini hayata geçireceklerini aktaran Al-Hogail, bu konuda Türkiye’den ve Türk müteahhitlik sektöründen faydalanmak istediklerini belirtti.
Al-Hogail, Türk iş dünyası için Suudi Arabistan’da büyük bir iş potansiyeli söz konusu olduğunu ifade ederek, Türk yatırımcıları Suudi Arabistan’da görmekten ve iş insanlarını desteklemekten mutluluk duyacaklarını sözlerine ekledi.

“İNŞAAT SEKTÖRÜNÜ DİĞER SEKTÖRLERLE DESTEKLEYECEĞİZ”
Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu da Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ikili ticari ve ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesine büyük önem verdiklerini belirterek, son 1,5 yıldır ikili ticaret hacminin artış eğiliminde olduğunu söyledi.
Sadece inşaat alanında değil birçok sektörde ticaretin arttığına dikkati çeken Tuzcu, ülke liderlerince ortaya konulan hedeflere ulaşmak için emin adımlarda ilerlediklerini ifade etti.
Tuzcu, birkaç yıl öncesinde imkansız gibi görünen 10 milyar dolar ticaret hacminin artık ulaşılabilir olduğunu belirterek, “Bu süreçte şirketlerimiz açığı kapatmak için önemli bir çaba gösterdi, ilişkilerimiz iyileşti. Şu an çok iyi bir yoldayız. Suudi Arabistan çok önemli projeleri hayata geçirmeye hazırlanıyor. Oradaki projeler ilgi çekici ve cezbedici, ayrıca son zamanlarda bu projelerin daha fazla ilgi çektiğini de görüyoruz. Bu noktaya liderlerimizin vizyonu sayesinde ulaştık.” diye konuştu.
Son birkaç yılda Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye 1 milyona yakın turist geldiğini aktaran Tuzcu, nüfusa oranlandığında bu sayının oldukça iyi ve memnuniyet verici olduğunu dile getirdi.
Tuzcu, Türkiye’nin inşaat alanındaki bilgi ve başarısının tüm dünya tarafından bilindiğini ifade ederek, Türkiye’nin Suudi Arabistan’daki müteahhitlik hizmetlerinde ise 2023 yılında 16 proje ile yaklaşık 3 milyar dolara ulaştığı bilgisini paylaştı.
Türkiye ve Suudi Arabistan’ın işbirliği çerçevesinde gideceği uzun bir yol olduğunu dile getiren Tuzcu, inşaat sektörünü diğer sektörlerle destekleyerek ticari ilişkileri geliştirmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.

“MÜTEAHHİTLERİMİZ SUUDİ ARABİSTAN’DA AKTİF ROL ALMAYI HEYECANLA BEKLİYOR”
TMB Başkanı Erdal Eren ise Türk müteahhitlerin yüksek kalite ve maliyet etkin çözümleri ile tanındığını belirterek, müteahhitlerin zorlu projeleri zamanında tamamlama yetenekleri ile öne çıktığını söyledi.
Türk müteahhitlerin farklı finansman modellerinde önemli bir deneyime sahip olduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Türk müteahhitler, inşaat projelerinin ötesine geçerek enerji, turizm, sağlık ve ulaştırma alanlarında önemli yatırımlar yapmaktadır. Müteahhitlerimiz bugüne kadar beş kıtada 136 ülkede toplam 12 bin projeyi, 509 milyar dolarlık bir hacimle üstlenmiştir. Özellikle, Suudi Arabistan, Türk müteahhitlik şirketlerinin toplamda 27,8 milyar dolar değerinde 402 proje üstlendiği altıncı en büyük pazar olarak öne çıkmaktadır. Firmalarımız Suudi Arabistan’da yol, köprü, tünel, demir yolu, havaalanı, liman, kentsel altyapı, boru hattı, konut, iş merkezi, sağlık ve turizm tesisleri, baraj, enerji ve petrokimya tesis projelerini başarıyla gerçekleştirmiştir. Müteahhitlerimizin Suudi Arabistan’daki gelecek projelerde aktif rol almayı heyecanla beklediklerini vurgulamak isterim.”

Öte yandan, forum kapsamında, yol ve geri dönüşüm projelerinde uzmanlaşan 35 Türk müteahhitlik firmasının temsilcileri ile bu konularda işbirliği için gelen 23 Suudi firmanın temsilcileri ikili iş görüşmeleri gerçekleştirdi.
Yürürlüğü giren kanun ve bundan sonraki süreçle ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Avukat Büşra Altunay, bu kanunla ilgili 3 yıldır çalışmalar yaparak çeşitli raporlar hazırladıklarını anlatarak, bu çalışmalar sırasında yasaklama ve engellemenin değil bu işin teknolojisini destekleyip kontrol altına almanın öneminin anlaşıldığına vurgu yaptı.
Kanun koyucunun da bunu gördüğünü aktaran Altunay, “Ekosistemin tamamıyla yapılan uzun görüşmeler sonucunda, bizlerin de sunduğu raporlarla son taslak, kanun metni olarak geçen ve Resmi Gazete’de yayınlanan metin halini aldı.” dedi.
Altunay, bu kanunun dinamikleri gereği masa başında hazırlanacak bir kanun olmadığını belirterek, işin içinde olan kişilerin yorumlarının çok önemli olduğunu ve bunların da dikkati alındığını söyledi.
“GLOBALDEN TÜRKİYE’YE BAKTIĞIMIZDA İLERİ DÜZEY BİR DÜZENLEMEMİZ VAR”
Türkiye’nin teknolojisiyle yazılımıyla ve kripto ekosistemiyle çok güçlü bir ülke olduğunu anlatan Altunay, “Buna yakışan bir düzenleme olması gerekiyordu ve gerçekten bu şekilde oldu. Dünyadan, globalden Türkiye’ye baktığımızda bugün ileri düzey bir düzenlememiz var.” değerlendirmesinde bulundu.
Altunay, önceden herhangi bir düzenleme bulunmayan bu alanda çok büyük bir bütçenin olduğuna dikkati çekti.
Bunun teknolojiyle doğrudan bağlantılı bir durum olduğunu ve teknolojinin geliştirilmesi gerektiğini belirten Altunay, şunları kaydetti:
“Teknolojiyi kısıtlayamayız, o zaten ilerleyecek. Biz o teknolojiyi destekleyebiliriz. Bugün kanunun mevcut haliyle baktığımız zaman TÜBİTAK’ın rolünün çok önemli olduğunu görüyoruz. En çok konuşulan başlık kripto varlık hizmet sağlayıcılarının gelirlerinin yüzde 1’inin TÜBİTAK’a aktarılması şeklinde olmasına karşın, biz TÜBİTAK’ın asıl olarak teknoloji denetmeni boyutuyla çok önemli bir pozisyonu üstlendiğini, hem yetki hem sorumluluk yönüyle ciddi bir sorumluluk üstlendiğini ve ciddi bir şekilde yetkilendirildiğini görüyoruz. Bu kesinlikle isabetlidir. Çünkü saklama hizmetleri önemli bir konu. Saklama hizmetlerine ilişkin ve diğer teknolojinin denetimi konusunda yetkilendirilmiş olması, işlem ve ticaret yapan herkese güvenli bir limanda yürümek gibi bir şey sağlayacak.”
BUNDAN SONRA NELER OLACAK?
Avukat Büşra Altunay, “kanunla artık hızlı şekilde kripto varlık alım satım platformu kurulmasının çok mümkün olmayacağına” işaret ederek, şöyle konuştu:
“Birçok mağduriyeti de artık görmeyeceğiz. Çünkü teknolojinin denetlendiği ve lisans alım süreçlerinin, izin süreçlerinin SPK tarafından yapıldığı bir sürece girdik. Halihazırda bir sürü faaliyet, işlem var, geçiş hükümleri ne olacak? Geçiş hükümleri bunlara yönelik oldu. Şimdi yurt dışında yerleşik kripto varlık hizmet sağlayıcılarının Türkiye’de 3 ay içerisinde bütün işlemleri sonlandırması gerekiyor. Yurt dışında yerleşik şirketlerin Türkiye’de faaliyet göstermek istemesi halinde şirket kuruluşu yapması ve Türkiye’deki gereklilikleri sağlayarak müşterilerine hizmet vermeye devam etmesi mümkün olacaktır.”
Bunun kişi güvenliğini sağlayacağını ifade eden Altunay, “Bundan sonra 2 tane daha hüküm var. Mevcut durumda kripto varlık hizmet sağlayıcılarının 3 ay içerisinde eğer tasfiye sürecine gideceklerse mevcut düzenlemeler var. İkincil düzenlemeler bekleniyor. Bir izin süreçleri, lisans süreçleri olacak, lisans süreçlerinin ayrıntılarının ne şekilde olacağı SPK tarafından ikincil düzenlemeler ile belirlenecek.”
Kanunla kripto varlık hizmet sağlayıcılarına yönelik denetimlerin artacağını dile getiren Altunay, hizmet sağlayıcılarının ortaklık yapısından pay devirlerine kadar bütün usul ve esaslarının kanunla belirlendiğini söyledi.
Altunay, buna uyamayacak, bu süreçleri kaldıramayacak olan kripto varlık hizmet sağlayıcılarının 3 ay içerisinde bunu SPK’ya bildirme zorunluluğunun bulunduğunu anlatarak, devam etmek isteyenlerin de 1 ay içerisinde bunu SPK’ya bildirim zorunluluğu olduğunu dile getirdi.
Bu bildirimin ardından lisans süreçlerinin hemen başlamayacağını çünkü 6 aylık süre içerisinde SPK’dan ikincil düzenlemelerin beklenildiğini belirterek, ikincil düzenlemelerde ayrıntıların ve usulün ne olacağının, hangi şartların yerine getirilmesi gerektiğine dair konuların belirleneceğini kaydetti.
Avukat Büşra Altunay, Türkiye’nin bu alanda gerçekten öncü ülke olacağını dile getirerek, “Teknolojik olarak çok güçlüyüz. Globalden bakışta da güçlüyüz. Kanunla artık güvenli bir limanız. Gri listeden çıktık ve bu, ciddi bir ekosistemin, ciddi bir ekonominin Türkiye üzerinde hakim olacağını gösteriyor. Bunu bir fırsata çevirmeliyiz. TÜBİTAK aktivitesi çok verimli. SPK’nın üstlendiği görev şu an çok hayati önem taşıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) sorumluluklarının olduğu yasa tasarısının güzel gelişmelerin kapısını açtığına inanıyoruz.” diye konuştu.
Chatzimarkakis, AA muhabirine, hidrojenin Avrupa’nın kaynak çeşitliliğindeki yerine ve Türkiye’nin hidrojen ekosistemine katkısına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hydrogen Europe bünyesinde Türkiye’den çok sayıda üye olduğunu ifade eden Chatzimarkakis, Türkiye’de bu alanda çeşitli öncü projeleri destekleyeceklerini ve “Hidrojen Türkiye” adı verilen bir yapı oluşturacaklarını dile getirdi.
Chatzimarkakis, kısa vadede yenilenebilir ve düşük karbonlu hidrojenin çimento, çelik, nakliye ve havacılık ile kara yolu taşımacılığı gibi fosil yakıtların yoğun kullanıldığı alanlarda mevcut endüstriyel süreçlerin karbondan arındırılmasını sağlamak amacıyla kullanılacağını anlattı.
Uzun vadede ise temiz hidrojenin enerji depolanması başta olmak üzere elektrik şebekelerinin dengelenmesi için kullanılacağını aktaran Chatzimarkakis, şunları kaydetti:
“Hidrojen, ayrıca hava ve deniz taşımacılığında, ticari ve endüstriyel ısıtma ve otoyol taşımacılığının farklı segmentlerinde kullanılabilecek. Hidrojen, yenilenebilir enerjinin zayıf noktalarının tamamlanmasını sağlayan önemli bir bileşen. Hidrojen ve yenilenebilir enerji madalyonun iki yüzü gibi değerlendirilebilir. Öte yandan, bu denklemde Türkiye yenilenebilir enerji kaynakları, hidrojen üretim potansiyeli, Orta Doğu ve Hazar bölgesini Avrupa’ya bağlayan boru hatları ile Avrupa Birliği’nin enerji kaynak çeşitlendirmesinde önemli bir ortak.”
“HİDROJENDE PROJE ÖLÇEĞİ MALİYETLERİ ETKİLİYOR”
Daha fazla hidrojenin sisteme dahil edilmesinin jeopolitik ve ekonomik açıdan bir çok avantaj oluşturduğunu, hidrojenin, döngüsel ekonomide önemli rol oynayacağını vurgulayan Chatzimarkakis, şöyle devam etti:
“Rusya-Ukrayna Savaşı, Avrupalı ülkelerin Rus petrolü ve doğal gazına bağımlı olmanın sürdürülemez olduğunu anlamalarında yardımcı oldu. Savaş, hidrojenin ve döngüsel ekonominin potansiyelini daha da belirgin hale getirdi. Daha fazla hidrojen ile fosil yakıtlara daha az ihtiyaç duyulmasını ve dolayısıyla enerji bağımlılığının silahlanma olasılığının azalmasını sağlayacağını düşünüyorum. Bu sektöre uygun destekler verildiğinde, hidrojen doğal gazın yerini alabilir. Endüstrinin ve toplumun dönüşmesi zaman alacak ama bunda ısrarcı olmalı ve yarın daha başarılı olmak için bugün daha çok çalışmalıyız.”
Jorgo Chatzimarkakis, hidrojenin üretim maliyetlerinin azaltılmasına en büyük katkıyı sağlayan faktörlerden birinin, proje ölçeği olduğunu ifade etti.
Ölçeğin büyümesi ve projelerin artmasıyla maliyetlerin düşeceğini belirten Chatzimarkakis, diğer bir önemli faktörün ise piyasanın düzenleyici ortamı olduğunu dile getirdi.
Şu anda yenilenebilir hidrojene ilişkin katı kuralların, üretilen hidrojenin maliyetinin 5 kat artmasına yol açacağına işaret eden Chatzimarkakis, sözlerini, “2026’da bu kuralların hafifletilmesini umuyoruz. Fosil yakıt sübvansiyon almaya devam ettiği sürece, hidrojen için eşit şartlara ulaşmak zor olacaktır. Ölçek ekonomileri geliştikçe ve teknoloji, AR-GE ilerledikçe benzer bir maliyet düşüşü eğilimi öngörüyoruz. Fiyatların daha rekabetçi hale geldiğinin kanıtı olarak ilk Hidrojen Bankası açık artırmasındaki muhteşem sonuçlara bakın.” diye tamamladı.
]]>Karahan Reuters’a yaptığı açıklamada “Sıkılığı koruyarak verilerin ve beklentilerin dezenflasyon patikamız doğrultusunda oluşmasını bekleyeceğiz. Henüz bu doğrultuda kat edecek mesafemiz olduğunu düşünüyoruz” dedi.
“Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş görmek istiyoruz” diyen Karahan enflasyonu düşürme konusunda son derece kararlı olduklarına dikkat çekti.
“SADECE HAZİRAN ENFLASYON VERİSİYLE ÇIKARIM SAĞLIKLI OLMAZ”
“Talepte dengelenme belirtileri ortaya çıkıyor” diyen Karahan bunun fiyatlara da yansımaya başladığını gördüklerini söyledi ancak tek bir veri üzerinden çıkarım yapmadıklarına dikkat çekti.
“Oynaklığın yüksek seyrettiği bu dönemde tek bir veri üzerinden çıkarım yapmak sağlıklı olmaz” diyen Karahan “Merkez bankası kararlılığı ve ihtiyatı ile hareket ediyoruz” dedi.
YILLIK ENFLASYON HİZMET GRUBUNDA SINIRLI OLMAK ÜZERE TÜM GRUPLARDA GERİLEDİ
Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), “Aylık Fiyat Gelişmeleri” raporu yayınlandı.
Merkez Bankası, yıllık enflasyonun hizmet grubunda sınırlı olmak üzere tüm gruplarda gerilediğini bildirdi. TCMB, tüketici fiyatlarının haziran ayında yüzde 1,64 oranında yükseldiğini yıllık enflasyonun ise 3,85 puan düşüşle yüzde 71,60 olarak gerçekleştiğine dikkat çekti.
Raporda şöyle denildi:
“Tüketici fiyatları haziran ayında yüzde 1,64 oranında yükselmiş, yıllık enflasyon 3,85 puan düşüşle yüzde 71,60 olarak gerçekleşmiştir. Yıllık enflasyon, hizmet grubunda sınırlı olmak üzere, tüm gruplarda gerilemiştir. Hizmet grubunda aylık fiyat artışı, önceki aya kıyasla zayıflamakla beraber görece yüksek seyrini korumuştur. Aylık fiyat artışı kira ve lokanta-otel alt gruplarında yavaşlarken, ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinde güçlenmiştir. Dayanıklı mal fiyatları döviz kurundaki ılımlı seyir, iç talep gelişmeleri ve otomobilde gerçekleşen indirim kampanyalarına bağlı olarak uzun bir aranın ardından haziran ayında gerilemiştir. Gıda grubunda aylık fiyat artışı bir önceki aya yakın gerçekleşmiştir. Bu dönemde, işlenmiş gıda alt grubunda ekmek ve tahıllar fiyat artışı ile öne çıkan kalem olmuştur. İşlenmemiş gıda alt grubunda ise mevsimsellikten arındırılmış veriler, taze meyve ve sebze fiyatlarının önemli ölçüde yükseldiğine işaret etmiştir. Öte yandan, son aylarda belirgin bir artış eğilimi sergileyen kırmızı et fiyatları haziran ayında azalmıştır. Enerji grubundaki fiyat artışında ise akaryakıttaki indirimlere karşın, şebeke suyu fiyatları belirleyici olmuştur. Üretici fiyatları aylık artışı zayıflamaya devam etmiş, yıllık üretici enflasyonu yüksek bazın da etkisiyle önemli ölçüde gerilemiştir. Bu görünüm altında, mevsimsellikten arındırılmış verilerle, B ve C göstergelerinin aylık artış oranları zayıflamış, göstergelerin yıllık enflasyonları gerilemiştir.
YILLIK ENFLASYON 3,85 PUAN AZALDI
Haziran ayında tüketici fiyatları yüzde 1,64 oranında yükselmiş ve yıllık enflasyon 3,85 puan azalarak yüzde 71,60 seviyesine gerilemiştir. B endeksinin yıllık değişim oranı 2,59 puan azalarak yüzde 70,40 olurken C endeksinin yıllık değişim oranı 3,57 puan düşüşle yüzde 71,41 olarak gerçekleşmiştir.
Yıllık tüketici enflasyonunda geçen aya kıyasla gerçekleşen düşüşe katkılar incelendiğinde; temel mal, gıda, alkol-tütün-altın, enerji ve hizmet gruplarının katkıları haziran ayında sırasıyla 1,72, 0,75, 0,52, 0,47 ve 0,39 puan azalmıştır.
Mevsimsellikten arındırılmış verilerde, TÜFE ile B ve C göstergelerinin aylık artışları bir önceki aya kıyasla gerilemiştir. Yavaşlama B endeksini oluşturan grupların geneline yayılırken, temel mal grubunda daha belirgin olmuştur.
HABERLEŞME HİZMETLERİ FİYATLARI YÜZDE 4,20 ORANINDA YÜKSELDİ
Hizmet fiyatları haziran ayında yüzde 3,31 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 0,66 puan gerileyerek yüzde 95,27 olarak gerçekleşmiştir. Yıllık enflasyon ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinde yükselirken, diğer alt gruplarda azalmıştır. Aylık bazda fiyat artışları, kira ve lokanta-otel alt gruplarında zayıflarken, ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinde güç kazanmıştır. Haziran ayında kirada aylık artış yüzde 5,09’a gerilerken, yıllık enflasyon 1,50 puan düşüşle yüzde 123,64 olarak gerçekleşmiştir. Gıda fiyatlarındaki artışın son dönemde kısmen zayıflamasıyla birlikte, lokanta-otel alt grubu aylık enflasyonu yüzde 3,09 ile bir önceki aya kıyasla azalmıştır. Diğer hizmetler alt grubunda, eğitim hizmetleri görece yüksek fiyat artışıyla, bakım ve onarım ile sigorta hizmetleri ise fiyat düşüşleriyle öne çıkan kalemler olmuştur. Diğer taraftan, ulaştırma hizmetlerinde fiyat artışı (yüzde 4,53) bayramın da etkisiyle haziran ayında güç kazanmış, böylelikle yıllık enflasyon 4,44 puan yükselerek yüzde 103,54 seviyesine ulaşmıştır. Alt grup aylık enflasyonunda, karayolu ile şehirlerarası yolcu taşımacılığının (yüzde 12,71) yanı sıra şehir içi yolcu taşımacılığı tarifelerindeki artışlar belirleyici olmuştur. Haberleşme hizmetleri fiyatları yüzde 4,20 oranında yükselirken, cep telefonu ve internet ücretlerinin yanı sıra posta hizmetleri fiyatındaki belirgin artış dikkat çekmiştir.
TEMEL MAL ENFLASYONU YAVAŞLADI
Haziran ayında, temel mal grubu yıllık enflasyonu 5,89 puanlık düşüşle yüzde 50,62 seviyesinde gerçekleşmiştir. Alt gruplar bazında yıllık enflasyon, dayanıklı mallar (altın hariç) ile giyim ve ayakkabı gruplarında gerilemiş, diğer mallar grubunda yataya yakın seyretmiştir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış veriler, bu ay temel mal enflasyonunda önemli bir yavaşlamaya işaret etmiştir. Dayanıklı mallar (altın hariç) fiyatları son dönemde döviz kurundaki ılımlı seyir ve iç talepteki görünümün yansımalarıyla 2021 yılı ağustos ayından bu yana ilk defa düşüş (yüzde 0,50) göstermiş, grup yıllık enflasyonu 10,54 puanlık düşüşle yüzde 46,89 olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde fiyatlar mobilya (yüzde 1,95) ve beyaz eşyada (yüzde 1,30) artarken, otomobil (yüzde 0,92) ile beyaz eşya dışında kalan elektrikli ve elektriksiz ev aletlerinde (yüzde 1,99) gerilemiştir. Giyim ve ayakkabı grubu fiyatları son yıllardaki tarihsel eğiliminin aksine yüzde 0,68 ile sınırlı bir oranda düşerken, alt grup yıllık enflasyonu 3,03 puan azalarak yüzde 46,87 olmuştur. Diğer temel mallar alt grubu fiyat artışı ise yüzde 1,70 ile yavaşlama eğilimini sürdürmüştür.
Enerji fiyatları haziran ayında yüzde 1,43 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 5,10 puan düşerek yüzde 84,58 olmuştur. Uluslararası işlenmiş petrol ürünleri fiyatlarındaki gelişmelerle akaryakıt fiyatları yüzde 2,32 oranında gerilerken, tüp gaz fiyatları yüzde 1,10 oranında azalmıştır. Büyük ölçüde İstanbul ilindeki gelişmelere istinaden şebeke suyu fiyatlarında kaydedilen yüzde 12,69 oranındaki aylık artış enerji enflasyonunun ana belirleyicisi olmuştur.
TAZE MEYVE SEBZE FİYATLARI YÜKSEK BİR ARTIŞ KAYDETTİ
Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatları haziran ayında yüzde 1,78 oranında artmış, yıllık enflasyon 2,06 puan düşerek yüzde 68,08 olmuştur. Yıllık enflasyon işlenmemiş gıdada 6,03 puan gerilerken işlenmiş gıdada 1,39 puan artış kaydetmiştir. Mevsimsellikten arındırılmış verilerle, sebze fiyatlarında daha belirgin olmak üzere taze meyve sebze fiyatları haziran ayında yüksek bir artış kaydetmiştir. Diğer işlenmemiş gıda grubunda, kırmızı et fiyatlarında süregelen artışların yerini düşüşe bıraktığı izlenmiş, benzer şekilde kümes hayvanları eti fiyatları da bu dönemde gerilemiştir. Yumurta fiyatlarındaki düşüş ise haziran ayında sürmüştür. Böylece, işlenmemiş gıda aylık fiyat artışı yüzde 0,79 olarak gerçekleşmiştir. İşlenmiş gıdada aylık enflasyon yüzde 2,71 ile önceki aya kıyasla yavaşlarken, ekmek-tahıllar kalemindeki fiyat artışı (yüzde 4,64) ekmek fiyatları öncülüğünde belirgin olmuştur.
ENERJİ FİYATLARI YÜZDE 2,22 ORANINDAKİ ARTTI
Yurt içi üretici fiyatları haziran ayında yüzde 1,38 oranında artmış, yıllık enflasyon düşük bazın da etkisiyle 7,59 puan düşerek yüzde 50,09 olmuştur. Ana sanayi gruplarına göre incelendiğinde, enerji fiyatları yüzde 2,22 oranındaki artış ile öne çıkarken, kalan gruplarda aylık fiyat artışlarının başta ara malı olmak üzere daha ılımlı seyrettiği izlenmiştir. Aylık fiyat gelişmeleri sektörler bazında incelendiğinde, kömür ve linyit, içecekler, su ve suyun arıtılması ve damıtılması, basım ve kayıt hizmetleri, deri ve ilgili ürünler, elektrik gaz buhar ve iklimlendirme fiyat artışları ile öne çıkan alt gruplar olmuştur.”
]]>“14 BİN TON REKOLTE BEKLENİYOR”
Kestel Ziraat Odası Başkanı Eyüp Kılıç, “Bursa, armuduyla, şeftalisiyle meyve cenneti bir şehrimiz. Kestel’de meyvecilikte önde gelen ilçelerimizden bir tanesi. Bu seneki ekonomik durumumuz gerek şeftalide gerek armutta fena değil. Bizim bölgemizde yaklaşık 14 bin ton Şeftali var. 8 tonu nektarin, geriye kalan 6 bin tonu ise klasik yöremize ait tüylü şeftali. Satışlar bu sene, geçen seneye göre daha iyi. Çiftçilerimizde Allah razı olsun çok çalışıyorlar” şeklinde konuştu.
“BURSA ŞEFTALİSİNİN YERİ BAŞKA”
Buradaki toprakların verimli olduğunu dile getiren tarla sahibi Cevdet Durmaz, “Burada 15 dönüm şeftali var. Yıla göre değişir ama dönüm başına 8-10 ton şeftali elde ediyoruz. Burada ürettiğimiz şeftaliler yurt dışına ihraç ediliyor. Buradaki topraklar çok verimli. Gelişmeyecek diye bir şey yok. Bursa şeftalisinin lezzeti başka yerde olmaz” dedi.
“BURSA ŞEFTALİSİ AVRUPA’NIN GÖZDESİ”
16 senedir tarlada çalıştığını belirten Celal İmal, “Ben 2008’den beri tarlalarda çalışıyorum. Şeftali ve armutların teklemesi, budamasını yapıyoruz. Nektarin çabuk yetişen nadir meyvelerden. İhracatını da yapıyoruz. Biz grup olarak günde 5,5-6 ton civarında meyve topluyoruz. Yolda görüp, parasını verip alanlar da oluyor. Tarladan pazara çok büyük bir fiyat farkı yok. Çok zahmetli bir iş” dedi.
15 yaşında olduğunu ve geçimlerini sağladıklarını belirten Mehmet Akif Durmaz, “15 yaşındayım. Tarla işi atalarımızdan kalma. 100 yılı aşkın süredir bağ bahçe işleriyle uğraşıyoruz. Ben küçük yaşlardan itibaren bu işlerde çalışmaya başladım. Bizim ovamızda genellikle cennet hurması, şeftali, armut, deveci armudu üretilmektedir. Bizim tarlalarımızın yüzde 95’i şeftali. Geriye kalanları ise hurma ve armut yetiştirilmekte. Yetiştirdiğimiz meyvelerle hem geçimimizi sağlıyoruz, hem de Türkiye adına büyük işler yapıyoruz. Yaz tatillerinde aileme destek olmak için burada çalışıyorum. Yaptığım işi de çok seviyorum” şeklinde konuştu.
Yoldan geçerken canını çektiğini ve durarak şeftali aldığını ifade eden Adem Oğulpaşa, “Geçen sene ürün çok vardı. Biz de yoldan geçerken durup, bereketli olsun diyorduk. Onlar da sağ olun diyorlardı. Biz onlar para istemeseler de toprağın ve emeğin karşılığı olarak paramız bereketli olsun diye bereket parası veriyorduk. Allah bizi ülkemizde tarımıyla, birliğiyle, kalan ömrümüzü güzel bir şekilde yaşamayı nasip eylesin. Buranın şeftalisi suyuyla, tadıyla her şeyiyle çok güzel” dedi.
Dün ABD’de açıklanan makroekonomik verilerin ülkenin ekonomik aktivitesine ilişkin olumsuz sinyaller vermesine karşın ABD Merkez Bankasının (Fed) eylülde faiz indirimine gitme ihtimalini artırırken, yarın açıklanacak istihdam raporu verilerinin para piyasalarındaki fiyatlamalar üzerinde etkili olması bekleniyor.
Ülkede dün açıklanan verilere göre, özel sektör istihdamı, haziranda 150 bin kişiyle piyasa beklentilerinin altında arttı. Aynı dönemde yıllık ücret artışı da yüzde 4,9 ile Ağustos 2021’den bu yana en yavaş artış hızını kaydetti.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı da 29 Haziran ile biten haftada önceki haftaya kıyasla 4 bin kişi artarak 238 bine ulaştı ve beklentilerin üzerinde gerçekleşti.
Ülkede Tedarik Yönetim Enstitüsü (ISM) hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) ise haziranda aylık bazda 5 puan azalışla 48,8’e inerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti. Mayıs 2020’den bu yana en düşük seviyesini kaydeden endeks, hizmet sektöründeki daralmaya işaret etti.
ABD’de sanayi sektörünün performansına ışık tutması açısından önem taşıyan fabrika siparişleri de mayısta artış beklentilerinin aksine yüzde 0,5 azaldı.
Analistler, söz konusu verilerin enflasyonda soğuma sinyali vermesine karşın dün yayımlanan Fed’in son toplantı tutanaklarının banka yetkililerinin enflasyonun yavaşladığına dair daha fazla kanıt beklediklerini ve faiz oranlarının ne kadar süre yüksek tutulacağı konusunda bölünmüş olduklarını ortaya koyduğunu bildirdi.
Yarın ABD’de açıklanacak tarım dışı istihdam verisinin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini aktaran analistler, söz konusu veriden alınacak soğuma sinyalinin Fed’in politika alanını rahatlatabileceğini kaydetti.
Söz konusu gelişmelerle birlikte para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in eylülde faiz indirimine gitme ihtimali yüzde 80’e çıkarken, kasımda ilk faiz indirimini yapma ihtimali yüzde 85’e geriledi. Olası bir faiz indiriminin ardından bankanın aralık toplantısında ikinci kez faiz indirme ihtimali ise yüzde 89 ile fiyatlanıyor.
Öte yandan, ABD’deki bahis sitelerinde Donald Trump ile girdiği canlı yayın tartışmasındaki zayıf performansının ardından kasımda yapılacak başkanlık seçimlerinde Başkan Joe Biden’ın yerini yardımcısı Kamala Harris’in alması ihtimaline bahis oynayanların oranı arttı.
Demokrat Parti içinde de Harris’in Biden’a kıyasla daha “güçlü” bir aday olabileceği ihtimali tartışılırken analistler, Biden’ın başkanlık yarışından çekilip çekilmeyeceğine dair haberlerin de piyasaların takibinde olduğunu belirtti.
Bu gelişmelerin ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yaklaşık 9 baz puan gerileyerek yüzde 4,36 seviyesine inerken, dolar endeksi de yüzde 0,3 azalışla 105,3 seviyesinden günü tamamladı.
Altının ons fiyatı ise yüzde 1,1 yükselişle günü 2 bin 356 dolardan tamamlarken, şu sıralarda önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 2 bin 358 dolardan alıcı buluyor.
Brent petrolün varil fiyatı da dün yüzde 0,5 artışla 86,9 dolardan günü tamamlayarak yaklaşık son 2 ayın en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirdi. Şu dakikalarda ise önceki kapanışına göre yüzde 0,3 azalışla 86,6 dolardan işlem görüyor.
Düşüş eğilimini üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan Bitcoin, bugün yüzde 1,1 değer kaybıyla 59 bin doların altında işlem görüyor.
New York borsasında dün Nasdaq endeksi yüzde 0,88 artışla 18.188,30 puan ve S&P 500 endeksi yüzde 0,51 yükselişle 5.537,02 puandan günü tamamlayarak, kapanış rekorunu tazelerken, Dow Jones endeksi de yüzde 0,06 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratları yeni güne de yükselişle başlarken, ülkede Bağımsızlık Günü nedeniyle dün erken kapanan New York Borsası’nda bugün işlem gerçekleşmeyecek.
Avrupa borsalarında da dün pozitif bir seyir hakim olurken, Fransa ve İngiltere’de bu hafta yapılacak seçimler yakından takip edilecek.
İngiltere’de genel seçimler bugün, Fransa’da ise Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde aşırı sağın ilk sıraya yerleşmesinin ardından ikinci tur 7 Temmuz’da gerçekleştirilecek.
Öte yandan, Alman silah üreticisi Rheinmetall’ın hisse fiyatı, İtalyan hükümetinden 20 milyar avroluk sipariş beklentisinin ardından dün yüzde 4,82 değer kazandı.
İtalya’nın önde gelen savunma sanayisi firmalarından Leonardo’nun hisseleri ise İtalya’nın kara kuvvetlerini güçlendirmek için tank siparişi vereceği Rheinmetall ile ortak şirket kuracağına yönelik haberlerin ardından yüzde 3,85 artış kaydetti.
Avrupa Birliği (AB), Alman hava yolu firması Lufthansa’nın İtalya’nın bayrak taşıyıcı hava yolu şirketi ITA’nın hisselerinin bir kısmını satın almasını içeren anlaşmaya onay vermesinin ardından Lufthansa hisseleri yüzde 3,10 yükseldi.
Danimarkalı denizcilik şirketi Maersk’in, lojistik firması DB Schenker ile satış görüşmelerinden çekilmesinin ardından hisseleri yaklaşık yüzde 4 değer kazandı.
Ayrıca, dün yüzde 0,4 artışla günü 1,0790 seviyesinden tamamlayan avro/dolar paritesi, yükseliş eğilimini üst üste beşinci işlem gününe taşırken, şu sıralarda önceki kapanışının hemen altında işlem görüyor.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,61, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 1,24, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,09 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 1,16 artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.
Asya pay piyasalarında Çin hariç pozitif bir seyir öne çıkarken, Japon yeninin dolar karşısında son 38 yılın en düşük seviyesinde bulunmaya devam etmesi dikkati çekiyor.
Dün, dolar/yen paritesi 161,96 seviyesine çıkarak 1986’dan bu yana en yüksek seviyesini test etmesinin ardından günü yüzde 0,2 artışla 161,69 seviyesinden tamamlarken, bugün önceki kapanışının yüzde 0,1 altında 161,54 seviyesinden işlem görüyor.
Japonya Merkez Bankasının (BoJ) politika faizini kademeli olarak artıracağına ilişkin beklentiler güçlenirken, para piyasalarındaki fiyatlamalarda da bankanın bu yıl 10’ar baz puanlık iki faiz artışına gitme ihtimali öne çıkıyor.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,8, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,7 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,1 yükselirken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 geriledi.
Yurt içinde de dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 2,26 artışla 10.682,15 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün satıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının hemen üzerinde 32,5496’dan tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,5510 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, dün açıklanan verilere göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), haziranda aylık bazda yüzde 1,64, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 1,38 artış gösterdi. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 71,6, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 50,09 olarak gerçekleşti.
TÜFE mayıs ayında yüzde 3,37, yıllık bazda ise yüzde 75,45 artış kaydetmişti.
Analistler, bugün yurt içinde reel efektif döviz kuru ile haftalık para ve banka istatistikleri, yurt dışında ise Almanya’da fabrika siparişleri verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.700 ve 10.800 puanın direnç, 10.600 ve 10.500 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
09.00 Almanya, mayıs ayı fabrika siparişleri
14.30 Türkiye, haziran ayı reel efektif döviz kuru
14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri
YARI FİYATINA TATİL
Geceleme sayıları azalsa da yerli turistin tatil alışkanlığından vazgeçmediğini belirten sektör temsilcileri, bu yıl satışlarda erken rezervasyon payının yüzde 50’lere ulaştığını kaydetti. Yoğun yaz sezonu yerine düşük sezonu tercih edenler, aynı otele yüzde 50’e yakın daha az ödeyebiliyor.
Tatilin artık Türkiye’de vatandaşlar tarafından lüks değil, ihtiyaç olarak görüldüğünü ifade eden Ela Excellence Resort Belek Turizm Koordinatörü Korhan Alşan, geçen yıl sezonda maliyetten kaynaklanan yüksek fiyat artışları olunca, bu yıl erken rezervasyon alışkanlığının daha da yaygınlaştığını belirtti. Alşan, “15 günlük gecelemeler kalmadı. 7-5 günlük gecelemeler var artık. Düşük sezona yöneliyor. Bütçesine uyduruyor ama talepten vazgeçmiyor” dedi.
Yerli turistin artık tatilini 7 aya yaydığını belirten Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu da, “Okula giden çocuğu olan aileler dışında artık farklı aylarda tatil yapma imkanı olanlar yüksek sezon yerine nisan-mayıs, eylül-ekim gibi ayları tercih ediyor. Konaklama süreleri azalıyor. Erken rezervasyon da gelişiyor, yurtiçi satışların yüzde 50’si erken rezervasyondan geliyor” diye konuştu.
Otellerde yerli turiste ayrılan payın yüzde 17 ile yüzde 25 arasında değiştiğini, paylarda bir azalma olmadığını ifade eden Kavaloğlu, bu yıl bu payları doldurmakta zorlanmadıklarını da ekledi.
DENİZ İÇİN MISIR GİBİ UCUZ ÜLKELER TERCİH EDİLİYOR
Enflasyonun turizm sektörünü çok fazla etkilediğini, yerli turistin alternatif arayışına girdiğini belirten Prontotour Yönetim Kurulu Başkanı Ali Onaran, bu alternatifl eri şöyle sıraladı:
“Mesela yerli turist Mersin gibi daha güneye iniyor ya da daha kuzeye çıkıyor. Deniz turlarından kültür turlarına kayış var. Enflasyon artıyor ama kurlar bir süredir stabil, bu sebeple yurtdışına giden artıyor. Deniz için Mısır gibi ucuz ülkeler tercih ediliyor”
Geçen yıla göre yüksek sezon konaklama fiyatlarında yüzde 70-80 artışlar olduğunu söyleyen Onaran, eylül-ekimde aynı otelde yüzde 50’ye yakın daha uygun fiyatlı tatil yapılabildiğini ifade etti.
Güney Ege Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (GETOB) Başkanı Mustafa Deliveli de Türk misafir ağırlıklı çalışan tesislerin geçmişte bu dönemde satışlarını çoktan kapatmış olduklarını hatırlatarak, “Açık odaları var şu anda. Yerli turistin tercih ettiği Selimiye, Bozburun bölgelerinde bayram da iyi geçmedi. Artan enflasyon sebebiyle Yunan adalarına gidiş cazip geldi. Talep çok olunca adaya girişler durdu. Tarihinde ilk kez böyle bir şey yapıldı. Marmaris’te sezon kasıma kadar devam ediyor. Yerli turisti eylül-ekim- kasım aylarında son dakika bekliyoruz. Ekim-kasımda açık tesis sayısı da arttı. Yerli turistte kategori kaymaları da oldu. Önceden otele giden pansiyona geçebiliyor.”
Dünya, çevre ve toplum için sürdürülebilir bir gelecek yaratmak amacıyla yatırımlarına devam eden Boyner Grup, sürdürülebilirlik yönetimi anlayışının temelini şeffaflık, açıklık, hesap verebilirlik ve katılımcılığın oluşturduğuna dikkat çektiği 2023 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayınladı. Dünya, çevre ve toplum için sürdürülebilir bir gelecek yaratmak amacıyla yatırımlarına devam eden Boyner Grup’un önceliği ise toplumsal cinsiyet eşitliği. Tüm iş yapış biçimlerini Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda hayata geçirdiklerini ve 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 9’unda faaliyet gösterdiklerini söyleyen Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, “Özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki çok net yaklaşımımızı istikrarla sürdürüyoruz. Eşitliği sağlamayı bir kadın meselesi değil, demokrasi meselesi olarak görüyoruz.” dedi.
‘Sürdürülebilir Kadın Liderler’ yetiştirecek
2009 yılından bu yana cesur, ses getiren, kadınları iş ve sosyal yaşamın merkezine çeken çalışmalarına bir yenisi daha eklediklerini söyleyen Ümit Boyner, “UNDP iş birliğiyle hayata geçirecekleri SHE LAB -Genç Kadınlar için Sürdürülebilirlik Laboratuvarı projesiyle kadın liderler yetiştirmek için yola çıktık. Sürdürülebilirlik konusu henüz şirketler nezdinde dahi tam anlaşılmamışken, üniversitelerin 3. ve 4. sınıflarında okuyan kız öğrencilerinin katılımıyla gerçekleşecek olan proje 18 aylık online bir eğitim dönemini kapsayacak ve 210 genç kadına ulaşılacak.” dedi.
‘SHE LAB’ cam tavanları kıracak
SHE LAB projesinin sürdürülebilirlik alanında çalışacak kadın profesyonellerin yetiştirilmesi ve bu alanda eğitim programlarının geliştirilmesi için öncü bir çalışma olacağını vurgulayan Ümit Boyner, “Entegre düşünme becerilerine sahip ve yapay zekâ sistemleriyle birlikte çalışabilme kapasitesine sahip kadın profesyonellerin yetiştirilmesi erkek egemen bir çalışma sisteminin üzerindeki cam tavanları da kıracak. Bir diğer hedefimiz ise SHE LAB’i Türkiye’de en iyi şekilde hayata geçirip, projenin yetkinliğini ve etkisini kanıtlamak. Ardından da SHE LAB’i bir model haline getirerek UNDP’nin aktif olduğu ülkelerde yaygınlaştırılması olacak. Çünkü hiçbir zaman sadece finansal bir destek sağlayalım misyonuyla hareket etmedik. Odağımız her zaman finansal destek sağlamanın yanında, değişimin ve dönüşümün bir parçası olarak ele aldığımız toplumsal sorunun çözümünde de aktif rol almak” ifadelerini kullandı.
“Çalışmalarımızı değer zincirinin tamamında uyguluyoruz”
Sürdürülebilirlik çalışmalarının tamamında “iş yerinde demokrasi” ilkesini ele aldıklarını söyleyen Boyner Grup İcra Kurulu Üyesi, Strateji ve İş Geliştirme Başkan Yardımcısı Elif Ateşok Şatıroğlu ise, “Her gün binlerce kişiye dokunan bir marka olarak müşteri mutluluğunu esas almak önemli, ama sorumluluk duygusuyla çalışmak daha da önemli. Biz de Boyner Grup olarak, eşitliği çalışma ilkelerimize yerleştirdik ve toplumsal cinsiyet eşitliğini odağımıza aldık. Türkiye’de kadın çalışan oranı %47, icra kurulundaki kadın oranı %60 olan tek şirketiz. Fırsat eşitliği, eşit işe eşit ücret ve yönetim kurullarında kadın yöneticilerin varlığı gibi konularda adımlar attık. Seninle Tamam, Biriz Birlikteyiz, İyi İşler projelerimizle kadın girişimcileri ve çalışanları desteklerken Buluşum gibi projelerimizle gençlerimizin yanındayız. Tüm bu faaliyetlerimizle sadece kurum içinde değil, değer zincirinin tamamında uygulamaya devam edeceğiz” dedi.
“Sürdürülebilir iyilik peşindeyiz”
Boyner Grup, 2023 yılı Sürdürülebilirlik Raporu’nu da yayınladı. Boyner Grup’un şirketleri ve tüm çalışanlarıyla sürdürülebilir iyilik peşinde olduklarını paylaşan Boyner Grup CFO ve İcra Kurulu Üyesi Özgür Tokgöz Altun, “Boyner Grup olarak Sürdürülebilirliği tüm şirketlerimizin faaliyetlerinde temel bir değer olarak görüyoruz. Sürdürülebilirlik artık sadece yeşil yatırımlar, çevre veya sosyal alanlarla sınırlı değil. Bu yüzden çalışmalarımıza iç ve dış paydaşlarımızı da dahil ederek döngüsel bir ekonomi sistemi etrafında şekillendiriyoruz. Çevresel, sosyal ve yönetişimsel (ESG) faktörlerin öneminin arttığı bir dönemde, finansal başarımızı sadece bilanço rakamlarıyla sınırlı tutmayarak, ESG’nin merkezine güçlü finansmanı konumlandırıyoruz.” dedi.
“Enerji tüketimlerine bağlı emisyonlarımız 2022 yılına göre %74 azaldı”
Tokgöz, 2023 yılı Sürdürülebilirlik raporunda toplumsal etkiden çevresel etkiye, işyerinde demokrasiden inovasyona kadar pek çok önemli başlığın yer aldığını vurgulayarak şöyle devam etti: “İçerisinde Altınyıldız gibi büyük üretim tesisleri de olan şirketlerimizin her birinde ürün ve hizmetlerimizin çevreye olumsuz etkisini azaltmak amacıyla faaliyetlerimizi yürütüyoruz. 2023 yılında m2 başı emisyonumuzu bir önceki yıla göre %37,8 oranında, baz yıl 2012’ye göre ise %38,3 oranında azalttık. Binalarda Enerji Verimliliği kapsamında da Boyner Büyük Mağazacılık’ta 2023 yılında metrekare başına düşen enerji tüketimimizi 2012 yılına göre %46 oranında azalttık. İzmir Torbalı’daki genel merkezimizde hayata geçirdiğimiz “Yeşil Çatı” projemizde de GES aracılığıyla ürettiğimiz enerji miktarını 2023 yılında 2,13 GWh’a çıkardık. Bu sayede, fabrika ve merkez ofisimizin tamamının elektrik ihtiyacını karşılamış olduk. BR Mağazacılıkta ise 2023 yılı içinde GES Projesi sayesinde ofis enerji tüketimlerine bağlı emisyonlarımız 2022 yılına göre %74, projenin başladığı 2020 yılına göre ise %68 oranında azaldı.”
“Şeffaf ve izlenebilir raporlamalar yapıyoruz”
Değer zincirinde şeffaf ve izlenebilir bir raporlama yaptıklarını ifade eden Tokgöz, “Boyner Grup olarak döngüsel ekonomiye geçiş için yaptığımız çalışmaları da her yıl daha ileriye taşımak için çalışıyoruz. Boyner Mağazacılık ve Altınyıldız Fabrikamızdaki koleksiyonlarımızda geri dönüştürülmüş hammadde kullanımını; Altınyıldız Tekstil Fabrikamızda ise geri dönüştürülmüş polyester kullanımını artırıyoruz. Müşterilerimizden iade gelen ürünleri de Nivogo ile yaptığımız iş birliği ile yeniden kullanılır hale getirmeyi hedefliyoruz. Çok kullanımlı çanta projemizi hayata geçirdik. Bugüne kadar hem 4 milyonu aşkın naylon poşet kullanımının önüne geçtik, hem de eğitime destek verdik. Bununla birlikte 2023 yılında 2,9 milyon pet şişeyi hammaddeye dönüştürdük ve 124 ton karbondioksit gazının atmosfere karışmasını da önledik.” dedi.
Raporda su ve kimyasal tüketimi azaltma kapsamındaki çalışmalar da öne çıkıyor. Grubun, 2023 yılına kadar plastik tüketiminde yıllık bazda 11,5 ton azaltım olan taahhüdü, 2023 yılında hedefin 5.5 katında seyrederken, yıllık plastik tüketiminde 63 tonluk azaltım sağlanmış durumda.
]]>Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin 6 ilinde elektrik dağıtım hizmeti veren Dicle Elektrik, Şanlıurfa’da meydana gelen elektrik kesintilerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bazı sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin ve çeşitli medya/sosyal medya organları aracılığıyla dile getirilen “kasıtlı olarak elektriklerin kesilmesi” iddialarına cevap veren şirket, özellikle kırsal kesimlerde ve tarım sulama alanlarında, öngörülmeyen oranlarda kayıt dışı kaçak elektrik kullanımının olduğunu, bunun da Şanlıurfa’daki şebekede önemli hasarlara yol açtığını aktardı.
KAYIT DIŞI TÜKETIM ŞEBEKELERIMIZI ÇÖKERTIYOR
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, kaçak elektrik kullananların, faturasını ödeyen abonelere kıyasla çok daha fazla enerji tükettiğini ve bu durumun şebekelere zarar verdiğini vurguladı. Arvas, “Kayıt dışı kullanıma bağlı olarak her geçen gün enerji tüketiminin daha da artması hem şebekeye hem de milli ekonomiye ciddi zararlar veriyor. Faturasını düzenli ödeyen abonelere göre 9-10 kat daha fazla enerji tüketilmesine yol açan kaçak elektrik kullanımı, şebekelerimiz üzerinde aşırı yük oluşturarak arızalara neden oluyor. Bu sebepten dolayı kırsal alanlarında bulunan hatlarımızda, aşırı gerilim düşümüne yol açan arz dengesizlik sorunlarını gözlemliyoruz.” şeklinde konuştu.
ŞANLIURFA’DA 1,49 MILYAR TL’LIK ALTYAPI YATIRIMIMIZ ENGELLENDI
Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, Şanlıurfa’ya iyileştirme ve geliştirmeler kapsamında ciddi bütçeler ayırdıklarını ancak bu yatırım bütçelerinin, çoğu zaman kaçak elektrik tüketenler tarafından engellendiğinin altını çizerken ise, “Şanlıurfa’daki altyapı iyileştirme ve geliştirme çalışmalarımız yapılan müdahalelerle sıkça kesintilere uğradı. 2018 ile 2023 yılları arasında 1,49 Milyar TL tutarındaki 148 yatırım projemiz bu müdahale ve engellemeler yüzünden gerçekleşemedi. Ancak bununla birlikte Dicle Elektrik olarak toplam bakım bütçemizin yüzde 33’lük bir kısmını Şanlıurfa ilimize ayırdık ve mümkün olan tüm iyileştirmeleri yapmaya çalıştık.” dedi.
ENGELLEMELER SEBEBIYLE YATIRIM YAPILAMIYOR
Engellenen yatırımlarla ilgili bilgi de veren Genel Müdür Arvas, ‘’Örneğin 28 milyon TL tutarındaki Akçakale F8 Büyüktaş enerji nakil hattı ve KÖK bina tesis yapımı 2020 yılından beri engellemeler sebebiyle yapılamıyor. Oysa bu proje ile Akçakale merkezi ile kırsal yerleşim ile tarımsal sulama tesislerini besleyecekti.
Proje kapsamındaki 113 direkten 33’ü engellemeler yüzünden halen dikilemediğinden proje durmuş vaziyettedir. Yine 30 milyon maliyetli Eyyübiye ilçesi Kadıkendi ve Batıkent mahalleleri yeni kaynak fider ve dağıtım merkezi tesis yapımı var. 2023 yılında başlanan ve Devteşti bölgesindeki 30 bin abonenin yararlanacağı proje, dağıtım merkezi binası için belediyenin yer tahsisi yapmamasından dolayı hayata geçirilememektedir.” şeklinde konuştu.
‘’İHTIYAÇ DUYULAN YERLERDE JENERATÖR DESTEĞI SUNDUK’’
Arvas Şanlıurfa’da devam eden yatırımlar nedeniyle zorunlu kesintiler yaparken elektrik enerjisine ihtiyaç duyulan noktalara gereken desteği sunduklarını da dile getirerek “Bu dönemde 163 adet jeneratörle 970 noktaya destek verdik. Bu desteklerden okullar, karakollar, borçsuz trafo kullanıcıları ve içme suyu kuyularından su çekenler yararlandı. Jeneratörlerde 725 bin litre yakıt kullandık. Bu gün için yakıt ve jeneratör maliyetimizin maliyeti 90 milyon TL’dir.” dedi
“ŞEHIRLERIMIZIN ALTYAPILARINI YENILEMEYE DEVAM EDIYORUZ”
Şanlıurfa’da engellemelere rağmen gerçekleştirdikleri şebeke dönüşüm çalışmalarına da değinen Arvas, “2023 yılı sonuna kadar gerçekleşen yatırımlar ile Şanlıurfa şehir merkezimizin %60’ı yenilendi ve kapasite artış gereksinimleri tamamlandı. Tüm ilçe merkezlerinde ise şebeke dönüşüm çalışmalarımız devam ediyor. Harran, Hilvan, Suruç ve Viranşehir ilçe merkezlerinde bu çalışmalarımızı tamamladık.
Diğer ilçelerimizde ise dönüşüm yatırımlarımızın gerçekleşme oranı %75 seviyesinde. Bu yıl ve 2025 yılı için planlanan yatırımlarla, Şanlıurfa şehir merkezimizin geriye kalan şebekesinin tamamını yenilemeye ve kapasite artış gereksinimlerini karşılamaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.
İlçe bazında yapılan çalışmalar hakkında bilgiler vermeye devam eden Arvas, “Bu yıl içerisinde de devam eden yatırımlarla Siverek ilçe merkezinde çalışmalarımızı tamamlayacağız. Önümüzdeki yıl ise Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar ve Halfeti ilçe merkezlerinde devam eden çalışmalarımızı tamamlamayı hedefliyoruz.” dedi.
İki yıl için hedeflenen yatırım miktarı 8,563 milyar TL
Açıklamalarını sürdüren Arvas, “Bu yıl içerisinde şebeke yenileme, iyileştirme ve genişletme için 44, kırsal alanlar kapsamında 54, aydınlatma için 2 ve şebeke modernizasyon kapsamında ise 8 adet yeni projeyi tamamlamış olacağız. Toplam 108 adet proje için 3,983 milyar TL’lik bir kaynak ayırdık. Önümüzdeki yıl ise 4,580 milyar TL’lik bir yatırımı Şanlıurfa’mız için devreye almayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda iki yıl için hedeflediğimiz toplam yatırım miktarı ise 8,563 milyar TL.” ifadelerini kullandı
Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyi’nin (ACI Europe), “34. Yıllık Kongresi ve Genel Kurulu”nda konuşan Bilgen, zengin kültürel dokusuyla İstanbul’un çağlar boyunca tüm medeniyetlere ev sahipliği yaptığı için özel bir yer olduğunu ve İGA İstanbul Havalimanı yardımıyla bu muhteşem metropolü dünyanın geri kalanına tanıtma fırsatına sahip olmanın gururunu yaşadıklarını söyledi.
ACI Europe’un 34. Yıllık Genel Kongresi’ne ev sahipliği yapmanın önemine değinen Bilgen, etkinlik boyunca siyasi, ekonomik, toplumsal ve teknolojik konularda havacılığın geleceğine yönelik bilgi, deneyim ve vizyonların paylaşılacağını belirtti.
Bilgen, İGA İstanbul Havalimanı’nın konumuna ilişkin, şu bilgileri verdi:
“Havacılık sektörü, insanları, kültürleri ve toplumları birbirine bağlayan ve aynı zamanda uluslararası ticareti teşvik eden küresel ekonominin temel taşıdır. Türk havacılığı ve özellikle İGA İstanbul Havalimanı son yıllarda kayda değer bir büyümeye tanıklık etti ve turizm Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal gelişiminde ayrılmaz bir rol oynadı. Kuruluşumuzdan bu yana, havalimanımız hızla büyümeye devam etti. Son teknolojiye sahip tesisleri ve sürdürülebilirlik, yolcu memnuniyeti ve operasyonel mükemmellik alanlarında inovatif girişimleriyle dünyanın önde gelen havacılık merkezlerinden biri haline geldi. Avrupa ve Asya’nın kesişme noktasındaki stratejik konumumuz ve 316 destinasyonda 100’den fazla hava yolu ile çalışma başarımız, küresel ölçekteki etkimizi vurguluyor. Şu anda 3 ana pist ve 2 yedek pist ile yılda 90 milyon yolcuyu ağırlayabilen İGA İstanbul Havalimanı, yakın gelecekte yapacağımız Avrupa’nın ilk üçlü paralel pist operasyonuyla çığır açmaya devam edecek.”
“ESKİŞEHİR GES PROJESİNE 212 MİLYON AVROLUK YATIRIM YAPIYORUZ”
Hızla büyümeyi sürdürürken çevresel etki kapsamında hassas davrandıklarını ifade eden Bilgen, İGA İstanbul Havalimanı’nın sürdürülebilir çözümlere yönelik küresel talebe uyum sağlayarak yeşil enerjiyi benimseme konusunda önemli ilerleme kaydettiğini vurguladı.
Bilgen, temiz enerji yatırımına ilişkin de şunları kaydetti:
“Eskişehir GES projesine 212 milyon avroluk önemli bir yatırım yapılıyor ve Eskişehir’de 3 milyon metrekarelik geniş bir alanda 199,32 megavatlık lisanssız güneş enerjisi santrali kurarak, dünyanın tamamen yenilenebilir kaynaklarla çalışan ilk havalimanı olmayı hedefliyoruz. Bu ve bunun gibi birçok stratejik girişimle, sektörün temiz enerjiye geçişinde öncü konumumuzu sürdürmeyi amaçlıyoruz.”
ACI Europe Genel Direktörü Oliver Jankovec ise Avrupa genelinde turizm piyasasının salgın öncesi piyasayı aştığını, bunun önderliğini Yunanistan’ın üstlendiğini söyledi.
Jankovec, “Fakat hala oldukça düşük seviyelerde seyreden pazarlar da var ve elbette jeopolitikten etkilenilen piyasalar da mevcut.” diye konuştu.
Küçük havalimanlarının düşük bir performans sergilediğini belirten Jankovec, “Avrupa havalimanlarının hava yolu itibarıyla performansı pandemi öncesi dönemin üstüne çıktı. Talep son derece güçlü ve rekor artışlara imza atıyoruz havalimanı ücretlerinde.” dedi.
Jankovec, havalimanlarının kapasite disiplinine önem verdiğini ve verime odaklandığını belirterek, “Havacılık piyasasına baktığımızda şurası net ki yapısal bazlı değişiklikler devreye giriyor. Bunlar etkisini sürdürecek. Taleple başlıyor bunlar. Talep kesinlikle değişti. Kovid-19 krizinden sonra.” ifadelerini kullandı.
TCMB Para Politikası Kurulunun 27 Haziran’daki toplantısına ilişkin özet yayınlandı.
Özette, küresel büyüme görünümü yılın ilk çeyreğinde sınırlı bir iyileşme gösterirken, iş gücü piyasalarındaki sıkılığın devam ettiği bildirildi.
Türkiye’nin dış ticaret ortaklarının ihracat paylarıyla ağırlıklandırılan küresel büyüme endeksinin 2024’te yüzde 2 artarak 2023’teki yüzde 1,8’in sınırlı oranda üzerinde büyüyeceği tahmin edildiği ve küresel iktisadi faaliyetin zayıf seyrini sürdüreceğinin değerlendirildiği aktarılan özette, şunlar kaydedildi:
“Gelişmiş ülkelerin birinci çeyrek büyüme verileri iktisadi faaliyetteki ılımlı toparlanmayı desteklerken, öncü göstergeler söz konusu toparlanmanın daha çok hizmet sektörü kaynaklı olduğuna işaret etmektedir. ABD ekonomisi büyüme eğilimi diğer gelişmiş ülkelerden olumlu ayrışmaya devam etmiştir. Jeopolitik gelişmeler ve enflasyonda kalıcı düşüş sağlamak amacıyla sürdürülen sıkı para politikaları 2024 yılında küresel iktisadi faaliyetin seyri açısından öne çıkan risk faktörleri olarak görülmektedir.
Çekirdek enflasyonun ve enflasyon beklentilerinin yüksek seviyeleri, küresel enflasyonun bir süre daha merkez bankalarının hedeflerinin üzerinde seyretmeye devam edeceğini ima etmektedir. 2023 yılında enflasyonda görülen keskin düşüşe rağmen birçok ülkede, özellikle hizmet enflasyonundaki katılık dikkat çekmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde (GOÜ) faiz indirimleri parasal sıkılığı koruyacak şekilde sürdürülürken, bazı gelişmiş ülke merkez bankaları da faiz indirim süreçlerine başlamışlardır. Ancak, enflasyonda gözlenen katılık, jeopolitik gelişmeler ve emtia fiyatlarına ilişkin risklerin devam etmesine bağlı olarak, merkez bankalarının faiz indirimlerinde temkinli bir yaklaşım izleyecekleri değerlendirilmektedir. Diğer taraftan gelişmiş ülkelerin büyüme ve enflasyon görünümleri ile para politikalarına yönelik beklentiler farklılaşmaya devam etmiş, artan küresel belirsizlik ile birlikte risk iştahı ve GOÜ’lere yönelen portföy akımları son dönemde dalgalı bir seyir izlemiştir.”
“Türk lirası kredi büyümesindeki yavaşlama devam etmiş, YP kredi büyümesi gerilemiştir”
Özette, yurt içi ve yurt dışı yerleşiklerin Türk lirası varlıklara yönelimiyle piyasada oluşan likidite fazlasının, zorunlu karşılıkların artırılmasıyla birlikte 24 Mayıs sonrasında yerini çoğunlukla likidite açığına bıraktığı ancak bu dönemde likidite gelişmeleri ve Dövizden Dönüşümlü KKM hesaplarından Türk lirası mevduata geçen hesaplarda faizlerin belirgin şekilde gerilemesinin Türk lirası mevduat faizleri üzerinde etkili olduğu bildirildi.
Türk lirası mevduat faizlerinin, 24 Mayıs haftasından bu yana 191 baz puan azalarak, 21 Haziran itibarıyla yüzde 56,15 seviyesinde gerçekleştiği aktarılan özette, “Aynı dönemde Türk lirası ticari kredi faizleri 43 baz puan artışla yüzde 63,13 seviyesinde oluşmuştur. Bireysel tarafta, ihtiyaç kredisi (Kredili Mevduat Hesabı hariç) faizleri 44 baz puan azalarak yüzde 76,50 olarak gerçekleşirken; konut kredisi faizleri, yatay seyrini sürdürerek yüzde 44,58 seviyesinde oluşmuştur. Taşıt kredisi faizleri ise son dönemde kampanyalı satışların azalması ile 21,41 puan yükselerek 21 Haziran itibarıyla yüzde 55,31 olmuştur.” denildi.
Özette, parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki etkilerinin yakından izlendiği ifade edilerek, şu değerlendirilmelere yer verildi:
“Atılan parasal ve miktarsal sıkılaşma adımlarının etkisi ile Türk lirası kredi büyümesindeki yavaşlama devam etmiş, YP kredi büyümesi gerilemiştir. Bu kapsamda, bireysel kredilerin 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması 17 Mayıs haftasından bu yana artarak yüzde 1,44 seviyesinden 21 Haziran itibarıyla yüzde 2,91 seviyesine gelmiştir. Söz konusu orandaki artış temelde ihtiyaç kredisi büyüme oranının yüzde 2,70’den yüzde 3,48’e ve bireysel kredi kartları bakiyesinin yüzde 1,12’den yüzde 3,36 seviyesine yükselmesinden kaynaklanmaktadır. 21 Haziran itibarıyla, konut ve taşıt kredilerinin 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması sırası ile yüzde 0,41 ve 1,18 olarak gerçekleşmiştir. Türk lirası ticari krediler sınırlı ölçüde büyümeye devam etmiş ve 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması yüzde 1,01 olarak gerçekleşmiştir. Kur etkisinden arındırılmış YP ticari kredilerdeki 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması, getirilen sınırlamaların etkisi ile yüzde 4,88’den yüzde 4,13’e gerilemiştir.
28 Haziran 2024 tarihinde yapılan düzenlemelerle kaldıraç oranına göre ilave zorunlu karşılık tesisi uygulaması sonlandırılarak makroihtiyati çerçevede sadeleşme adımları devam etmiştir. Ayrıca, piyasa mekanizmasının işlevselliğinin artırılması amacıyla ticari kredilerde erken kapama durumunda bankalarca uygulanabilecek azami ücretlerde değişikliğe gidilmiştir. Yapılan değişiklikle erken kapama ücretinin, kredi faizinin seviyesi ve kalan vadesine duyarlı bir yöntemle belirlenerek ticari kredi fiyatlamalarının daha sağlıklı oluşabilmesi amaçlanmıştır. Böylece, dezenflasyon sürecine ilişkin beklentilerin uzun vadeli ticari kredi faizlerine aktarımı desteklenmiştir.”
TCMB’nin brüt uluslararası rezervlerinin, önceki PPK toplantı haftasından bu yana 5,38 milyar dolar artarak 21 Haziran 2024 itibarıyla 147,6 milyar dolar seviyesine yükseldiği belirtilen özette, Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS) önceki PPK toplantı haftasından bu yana sınırlı bir miktarda artarak 26 Haziran 2024 itibarıyla 279 baz puan seviyesine yükseldiği kaydedildi.
“Göstergeler yurt içi talebin, halen enflasyonist düzeyde olmakla birlikte, yavaşladığını teyit etmektedir”
Özette, Türk lirasının 1 ay vadeli kur oynaklığının 26 Haziran 2024 itibarıyla yüzde 14,52 seviyesine yükselirken, 12 ay vadeli kur oynaklığının yüzde 24,25 seviyesine çıktığı ifade edilerek, “Önceki PPK toplantı haftasından bu yana 3,03 milyar dolar Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) piyasasına giriş ve 1,69 milyar dolar hisse senedi piyasasından çıkış olmak üzere toplam 1,33 milyar dolar net portföy girişi gerçekleşmiştir.” denildi.
2024’ün ilk çeyreğinde iktisadi faaliyetin güçlü seyrettiği bildirilen özette, şu ifadelere yer verildi:
“Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verileri, özel tüketimin büyümeye yıllık bazdaki katkısının azalmakla birlikte halen yüksek seyrettiğine işaret etmiştir. Öte yandan, net ihracat 2022 yılının üçüncü çeyreğinden bu yana ilk kez yıllık büyümeye pozitif katkı vermiştir. Çeyreklik bazda ise, aynı dönemde özel tüketimin artışı bir miktar yavaşlamış, net ihracatın büyümeye pozitif katkısı ise önceki çeyreğe kıyasla artış kaydetmiştir. Bu çerçevede, yılın ilk çeyreğinde ücret artışları, firmaların ilave kampanyaları ve öne çekilen talebin etkisiyle yurt içi talep dirençli seyretmiş, net ihracatın katkısı ise hem yıllık hem çeyreklik bazda pozitif gerçekleşmiştir. Böylelikle, büyümenin kompozisyonu açısından daha dengeli bir talep görünümü izlenmiştir.
Yakın döneme ilişkin göstergeler yurt içi talebin, halen enflasyonist düzeyde olmakla birlikte, yavaşladığını teyit etmektedir. Nisan ayında perakende satış hacim endeksi, aylık ve çeyreklik bazda düşüş kaydetmiştir. Aynı dönemde, ticaret satış hacim endeksinde daha yüksek oranlı bir düşüş gerçekleşmiş, perakende ticaretin yanı sıra endeksin diğer iki ana kalemi olan motorlu taşıtların ticareti ve toptan ticarette de azalış izlenmiştir. İlk çeyrekte ılımlı artış gösteren hizmet üretim endeksi, nisan ayında aylık bazda düşüş kaydetmiştir. Haziran ayı itibarıyla imalat sanayi firmalarına yönelik anket verileri, iç piyasa siparişlerinde çeyreklik bazda azalış olduğunu göstermektedir. Firma görüşmelerinden edinilen tüketim harcamalarına ilişkin tespitler de iç talepte ilk çeyreğe kıyasla yavaşlamaya işaret etmektedir. Diğer yandan, ikinci çeyrekte iki bayram tatili ve bunlarla bağlantılı idari izinler kaynaklı köprü günlerinin yer alması, talepteki yavaşlamanın seviyesi hakkında net bir görüntü alınmasını zorlaştırmaktadır. Kartla yapılan harcamalar nisan ayında azalırken, mayıs-haziran dönemi dâhil edildiğinde kart harcamalarının çeyreklik bazdaki artışını, hız kesmekle birlikte, sürdürdüğü gözlenmiştir. Diğer taraftan, mevsimsellikten arındırılmış olarak tüketim malı ithalatı, mayıs ayında düşmekle birlikte halen seviye olarak bir önceki yıl ve 2024 yılı ilk çeyrek ortalamasının üzerinde seyretmektedir. Bu çerçevede, daha yakın döneme ilişkin göstergelerle birlikte tüketim göstergelerine bir bütün olarak bakıldığında, talebin Enflasyon Raporunda öngörülen ölçüde yavaşlamıyor olabileceği değerlendirilmektedir.”
“İmalat sanayi firmalarının geleceğe yönelik istihdam beklentilerinde düşüşe işaret etmektedir”
Özette, nisanda sanayi üretim endeksinin, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak aylık bazda yüzde 4,9, takvim etkilerinden arındırılmış olarak yıllık bazda yüzde 0,7 oranında gerilediği ve çeyreklik bazda da sanayi üretiminin yüzde 4,2 oranında azaldığı kaydedilerek, şunlara değinildi:
“Nisan ayında Ramazan Bayramı tatilinin idari kararla uzatılması sonucu gerçekleşen köprü günlerinin de aylık bazdaki azalışta etkili olduğu değerlendirilmektedir. İlave olarak, önceki aylarda yüksek artış kaydetmiş olan tipik olarak yüksek oynaklık sergileyen sektörlerin üretimindeki telafi niteliğindeki düşüşler de aylık bazda sanayi üretimini aşağı çekmiştir. Söz konusu etkiler dışlandığında, sanayi üretiminin ana eğiliminin genel endeksin ima ettiğinden daha kuvvetli olduğu değerlendirilmektedir. İmalat sanayi kapasite kullanım oranı ise haziran ayında aylık bazda 0,4 puan azalışla yüzde 76,2 seviyesinde gerçekleşmiştir.
Nisan itibarıyla mevsimsellikten arındırılmış istihdam, çeyreklik bazda yüzde 0,5 oranında artarak 32,6 milyon kişi seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu dönemde, işgücüne katılım oranı sınırlı artış kaydetmiş, işsizlik oranı ise 0,2 puan gerileyerek yüzde 8,5 düzeyinde gerçekleşmiştir. Anket göstergeleri ise, imalat sanayi firmalarının geleceğe yönelik istihdam beklentilerinde düşüşe işaret etmektedir.”
Nisan ayında cari işlemler açığının aylık bazda 5,3 milyar dolar olarak gerçekleştiği, yıllıklandırılmış olarak ise sınırlı bir artışla 31,5 milyar dolara yükseldiği aktarılan özette, söz konusu gerçekleşmede altın ve enerji hariç dış ticaret açığındaki artışın etkili olduğu ifade edildi.
Özette, enerji dış ticaret açığındaki iyileşme eğiliminin yavaşlamakla birlikte sürdüğünün gözlendiği belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Altın dış ticaret açığı ise önceki aya kıyasla nispeten yatay seyretmiştir. Bu dönemde, yıllıklandırılmış hizmetler dengesi fazlası bir önceki aya göre sınırlı düşüş kaydetmiştir. Geçici dış ticaret verileri, mayıs ayında mevsimsellikten arındırılmış olarak ihracatta artışa, ithalatta ise düşüşe işaret etmiştir. Altın ithalatı mayıs ayında tarihsel ortalamalarının üzerinde kalmaya devam ederken, yıllıklandırılmış olarak 22 milyar dolar civarına gerilemiştir. Nisan ayında bayram tatili kaynaklı takvim etkileri nedeniyle artan tüketim malları ithalatı ise mayıs ayında azalmıştır. Mayıs ayına ilişkin geçici dış ticaret verileri haziran ayı için yüksek frekanslı verilerle beraber değerlendirildiğinde, üç aylık ortalama eğilimler, ihracatta görece yatay bir seyir ile ithalatta azalış ima etmektedir. Tüketim malı ithalatının seyri, parasal sıkılaştırmanın iç talep üzerindeki etkilerinin değerlendirilebilmesi açısından, çeşitli diğer göstergeler ile beraber yakından takip edilmektedir.
Cari açığın finansmanı tarafında ise, bankacılık sektörünün yıllıklandırılmış uzun vadeli borç çevirme oranı, nisan ayında yüzde 125 seviyesinde gerçekleşmiştir. Söz konusu oran, bankacılık sektörü dışındaki firmalarda yüzde 97 civarında olmuştur. Bu çerçevede, yurt dışı borçlanma imkanlarının bir önceki aya benzer seyrettiği gözlenmektedir.”
ABD’de yaklaşan başkanlık seçimleri sürecinde adayların kripto varlıklara yönelik iyimser söylemleri ve dünyanın en büyük ekonomisinde spot Bitcoin ETF’lerin onaylanması ile Ethereum ETF’lerine yönelik başvuruların onaylanacağına dair beklentiler de fiyatları destekleyen unsurlar arasında yer aldı.
Analistler, Cumhuriyetçilerin seçmenleri kazanmak ve varlıklı kripto yatırımcılarını kazanmak için kripto endüstrisine yönelik olumlu bir duruş sergilediğine, Demokratların da söz konusu avantajı kaybetmemek için önceki tutumunu daha iyimser bir hale getirdiğine işaret ediyor.
2023’ün son çeyreğinden itibaren fiyatı yükseliş eğilimine giren Bitcoin, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonunun (SEC) 11 Bitcoin spot ETF’si başvurusunu onaylamasının ardından 14 Mart’ta 73 bin 750 dolar seviyesine çıkarak rekor kırdı.
Coinmarketcap verilerine göre, 31 Aralık itibarıyla 42 bin 600 dolardan işlem gören Bitcoin’in fiyatı, 30 Haziran itibarıyla 61 bin 975 dolara yükselerek yaklaşık yüzde 45’lik artış kaydetti.
Geçen yıl yaklaşık yüzde 157 değer kazanan Bitcoin’in fiyatında, mayısta gerçekleşen ve yeni Bitcoin arzını azaltan yarılanma (Halving) süreci de etkili oldu.
Bitcoin dışında binlerce farklı kripto para işlem görürken, piyasa değeri bakımından 2. sırada yer alan Ethereum yılın ilk yarısında 3 bin 420 dolara yükselerek yüzde 50’ye yakın değer kazandı.
Tüm küresel kripto para piyasasının değeri ise söz konusu dönemde 650 milyar dolar artarak 2 trilyon 310 milyar dolara çıktı.
BİTCOİN ETF’LERİ İLK DEFA ONAYLANDI
Bitcoin ve kripto para piyasasında ilk çeyrekte yaşanan yükselişin ana sebepleri arasında SEC tarafından 11 Ocak’ta onaylanan ETF’ler ön plana çıkıyor.
2021 yılında vadeli Bitcoin ETF onayının ardından, SEC’e birçok varlık yönetim şirketi, spot ETF için başvurmuştu. Onayı alan şirketler arasında en dikkati çeken yönetimi altındaki varlıkların değeri 10 trilyon dolara ulaşan BlackRock oldu.
Bitcoin ile menkul kıymet borsaları üzerinden işleme sunulan söz konusu yatırım fonları, böylelikle daha kurumsal yatırımcıların da ilgisini çekmeye başladı.
YARILANMA SÜRECİ VE FED BEKLENTİLERİNİN ETKİSİ
Bitcoin ve kripto para piyasasında önemli bir etki yarattığı değerlendirilen başka bir unsur da Halving süreciydi.
Bitcoin’in yarılanma süreci, Bitcoin madenciliğinden elde edilen ödüllerin bu tarih itibarıyla yarıya düşmesini ifade ederken, bu durum Bitcoin madenciliğinde yarılanma süreci elde edilen ödüllerin yaklaşık yüzde 50 azalacağı anlamına geliyor. Bitcoin’in arzını toplam 21 milyonda sınırlı tutmak amacıyla yaklaşık 4 yılda bir gerçekleşirken, son Bitcoin yarılanması Mayıs 2024’te gerçekleşti.
ABD’de enflasyon verileri ve bununla bağlantılı ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirim beklentisi ise kripto paraların fiyatlarında dalgalanmalara neden oldu.
Faiz oranları düşürüldüğünde yatırımcıların yüksek getiri potansiyeli sunabilen alternatif varlıklara daha fazla ilgi gösterdiği görülürken, Bitcoin ve kripto paralar da artan bu risk iştahından zaman zaman pay alabiliyor.
KRİPTO PARALARDA DALGALANMALAR DEVAM EDECEK
Kripto para piyasası, yılın ilk yarısındaki yükselişine karşın sıklıkla önemli değer kayıplarına da sahne oluyor.
73 bin 500 dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşan Bitcoin, 2 Nisan’da 65 bin doların altına inerek kısa sürede yüzde 10’dan fazla değer yitirdi.
FTX gibi müşterilerine ait varlıkları farklı amaçlarla kullanan borsalara ilişkin gelişmeler de yaşanırken, geçen yıl kasım ayında ABD hükümeti ile yaptığı anlaşma gereği kripto para borsası Binance’in üst yöneticiliğinden (CEO) istifa eden Changpeng Zhao da nisan ayında 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Ülkelerde regülatörlerin kripto paraya yönelik kanunları ve mevzuatı tam anlamıyla netleştirememesi de piyasanın geleceğine ilişkin belirsizliklerin devam etmesine yol açıyor.
Uzmanlar, makroekonomik gelişmeler, regülatörler tarafında alınabilecek çeşitli kararlar ve blokzincir başta olmak üzere teknoloji alanında yaşanacak gelişmelerin, kripto paraların 2024’ün geri kalanındaki performansında belirleyici olacağını ifade ediyor.

Geceleme sayıları azalsa da yerli turistin tatil alışkanlığından vazgeçmediğini belirten sektör temsilcileri, bu yıl satışlarda erken rezervasyon payının yüzde 50’lere ulaştığını kaydetti. Yoğun yaz sezonu yerine düşük sezonu tercih edenler, aynı otele yüzde 50’e yakın daha az ödeyebiliyor.
Tatilin artık Türkiye’de vatandaşlar tarafından lüks değil, ihtiyaç olarak görüldüğünü ifade eden Ela Excellence Resort Belek Turizm Koordinatörü Korhan Alşan, geçen yıl sezonda maliyetten kaynaklanan yüksek fiyat artışları olunca, bu yıl erken rezervasyon alışkanlığının daha da yaygınlaştığını belirtti. Alşan, “15 günlük gecelemeler kalmadı. 7-5 günlük gecelemeler var artık. Düşük sezona yöneliyor. Bütçesine uyduruyor ama talepten vazgeçmiyor” dedi.
Yerli turistin artık tatilini 7 aya yaydığını belirten Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu da, “Okula giden çocuğu olan aileler dışında artık farklı aylarda tatil yapma imkanı olanlar yüksek sezon yerine nisan-mayıs, eylül-ekim gibi ayları tercih ediyor. Konaklama süreleri azalıyor. Erken rezervasyon da gelişiyor, yurtiçi satışların yüzde 50’si erken rezervasyondan geliyor” diye konuştu. Otellerde yerli turiste ayrılan payın yüzde 17 ile yüzde 25 arasında değiştiğini, paylarda bir azalma olmadığını ifade eden Kavaloğlu, bu yıl bu payları doldurmakta zorlanmadıklarını da ekledi.
DENİZ İÇİN MISIR GİBİ UCUZ ÜLKELER TERCİH EDİLİYOR
Enflasyonun turizm sektörünü çok fazla etkilediğini, yerli turistin alternatif arayışına girdiğini belirten Prontotour Yönetim Kurulu Başkanı Ali Onaran, bu alternatifl eri şöyle sıraladı: “Mesela yerli turist Mersin gibi daha güneye iniyor ya da daha kuzeye çıkıyor. Deniz turlarından kültür turlarına kayış var. Enfl asyon artıyor ama kurlar bir süredir stabil, bu sebeple yurtdışına giden artıyor. Deniz için Mısır gibi ucuz ülkeler tercih ediliyor” dedi. Geçen yıla göre yüksek sezon konaklama fiyatlarında yüzde 70-80 artışlar olduğunu söyleyen Onaran, eylül-ekimde aynı otelde yüzde 50’ye yakın daha uygun fiyatlı tatil yapılabildiğini ifade etti.
Güney Ege Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (GETOB) Başkanı Mustafa Deliveli de Türk misafir ağırlıklı çalışan tesislerin geçmişte bu dönemde satışlarını çoktan kapatmış olduklarını hatırlatarak, “Açık odaları var şu anda. Yerli turistin tercih ettiği Selimiye, Bozburun bölgelerinde bayram da iyi geçmedi. Artan enflasyon sebebiyle Yunan adalarına gidiş cazip geldi. Talep çok olunca adaya girişler durdu. Tarihinde ilk kez böyle bir şey yapıldı. Marmaris’te sezon kasıma kadar devam ediyor. Yerli turisti eylül-ekim- kasım aylarında son dakika bekliyoruz. Ekim-kasımda açık tesis sayısı da arttı. Yerli turistte kategori kaymaları da oldu. Önceden otele giden pansiyona geçebiliyor.”
ORTALAMA GECELEME SAYISI AZALDI
TÜİK hanehalkı yurtiçi seyahat araştırmasına göre 2023 yılında ortalama geceleme sayısı 8,8’den, 7,7’ye düştü. Seyahat harcamaları içinde yüzde 17 ile en düşük pay konaklamanın olsa da konaklama harcamaları yüzde 164,3’lük artışla en fazla artan kalem oldu. Seyahate çıkanlar en çok “arkadaş veya akraba evinde” kaldı, ikinci sırada “kendi evi” üçüncü sırada ise otel yer aldı.
Haydarpaşa Gar Binasının, Sultan 2. Abdülhamid’in emriyle 116 yıl önce açıldığını anımsatan Bakan Uraloğlu, ”30 Mayıs 1906’da yapımına başlanarak yaklaşık iki yıl gibi bir sürede inşa edilip 19 Mayıs 1908 ‘de tamamlandı. O günden itibaren de İstanbul’un en muhteşem sembol yapılarından birine dönüştü. Ama maalesef 28 Kasım 2010’da çıkan yangından dolayı Haydarpaşa Garı’mızın çatısı çökmüş, dördüncü katı tamamen kullanılmaz hale gelerek yapı büyük zarar görmüştü. Bu üzücü olayın sonrasında ise hızla Devlet Demiryolu Genel Müdürlüğümüz eliyle tarihi dokuya da zarar vermemek adına titizlikle yürüttüğümüz restorasyon çalışmalarına başladık” diye konuştu.

RESTORASYON ÇALIŞMALARI İKİ ETAP HALİNDE SÜRÜYOR
Restorasyon çalışmalarını iki etap halinde sürdürdüklerini kaydeden Bakan Uraloğlu, Birinci etapta hasarın en çok olduğu tarihi garın çatı restorasyonuna başladıklarını ve 3 yıl içinde aslına uygun şekilde tamamladıklarını söyledi. Bakan Uraloğlu, ”İki kuleden oluşan çatı binası için 11 adet çelik çatı makasını orijinaline uygun olarak yeniden imal ederek eski haline kavuşturduk. Zarar gören eski çelik makaslarla, tuğla duvarlar ve çatı ahşap malzemeleri de onararak koruma altına aldık. Çatı ahşaplarını yeniledik, ahşap üzerine arduvaz taşları ile özgün formuna uygun çatı kaplamaları yaptık. Kulelerin onarımlarını da gerçekleştirdik. Şimdi müthiş ve benzersiz mimari formuna uygun restorasyon çalışmaları tamamlanan çatı katı, mekanik ve elektrik tesisatı ardından yükseltilmiş döşemenin de yapılmasıyla yeni görünümüne kavuşacak” dedi.

”HAYDARPAŞA GARI BU YIL İÇERİSİNDE TAMAMEN HAZIR OLACAK”
Zeminde yapılan tespit çalışmaları sonucu zemin iyileştirme çalışmalarını tamamladıklarını ve olası bir büyük depreme yönelik yapısal güçlendirme imalatlarını gerçekleştirdiklerinin altını çizen Bakan Uraloğlu, Tarihi Haydarpaşa Garı’nın simgesi olan ve yangında motoru ve diğer mekanizmaları zarar gören saatin bakımının yapılarak yerine takıldığını söyledi. Uraloğlu, ”Zemin kattaki yolcu bekleme salonunun bezemelerini, vitray camlarını ve çerçevelerini, özgün döşeme kaplamalarını, duvar kaplamalarını, altın varaklı aplikleri, ahşap kapı, pencere, panjur işlerini de bitirdik. Dış cephenin onarımı içinde hassas bir çalışma yürütüyoruz. Korumaya yönelik konservasyon yani sanatsal temizlik devam ediyor. Sadece gar binası restorasyonu için özel açılan taş ocağından temin edilen kumtaşı olarak da bilinen Lefke taşı ile taş imalatlarını özgün bir teknik ile gerçekleştiriyoruz. Gar binasının Kadıköy deniz, Kadıköy kısa ve Kadıköy kule dış cephe imalatları ve aydınlatma çalışmalarını da tamamladık. Haydarpaşa Garı projesi kapsamında ve parselinde bulunan 5. Plan Nolu yapı inşa çalışmaları altyapı ve üstyapı olarak devam ediyor. Binanın beton imalatlarını, şap imalatlarını ve ahşap doğrama imalatlarını tamamladık. İnşallah tüm çalışmalarımızı en kısa zamanda bitirerek Haydarpaşa Garı’mızı bu yıl içinde tamamen hazır hale getireceğiz” şeklinde konuştu.
”ÖNEMLİ TARİHİ BULUNTULARLA KARŞILAŞTIK”
Haydarpaşa Garı sahasında bir de Türkiye ve dünyada bir ilk olacak arkeopark projesi hayata geçirdiklerini belirten Bakan Uraloğlu, ”Bu projenin detaylarına inmeden önce size bu projenin nasıl ortaya çıktığından kısaca bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz üzere Marmaray’ın boğaz geçişinin 2013 yılında açılmasıyla birlikte Haydarpaşa Garı atıl hale geldi. Çünkü daha önceleri Haydarpaşa’ya kadar gelen trenler buradaki liman üzerinden gemilerle taşınarak İstanbul Boğazı’nı aşıp karşı da Sirkeci’ye geçerek yollarına devam ediyordu. Marmaray ile artık bu duruma gerek kalmadı ve trenlerimiz İstanbul Boğazı’nı kesintisiz bir şekilde Marmaray ile geçmeye başladı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak Marmaray projesini hayata geçirirken ise yaptığımız çalışmalarda özellikle Yenikapı, Sirkeci ve Üsküdar istasyon alanlarında önemli tarihi buluntularla karşılaştık ve yetkili kurumlarla iletişime geçtik. İstanbul’un o zamanlarda bilinen tarihi 2 bin 500 yıl iken Yenikapı’daki Marmaray kurtarma kazıları sırasında ortaya çıkan 8 bin 500 yıllık ayak izleri ortaya çıktı. Yine, Bizans İmparatoru Theodosius tarafından yaptırılan dev liman yapısı ve onlarca gemi iskeletiyle çeşitli tarihi buluntular da ortaya çıktı” dedi.

”YAPILAN KAZILARDA OSMANLI, ROMAİ ERKEN VE GEÇ BİZANS DÖNEMİ YAPI TEMELLERİNE RASTLANDI”
Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünün Haydarpaşa Garı alanındaki demiryolu altyapısının atıl kalmaması için burada bir bakım alanı oluşturmayı talep ettiğini ifade eden Uraloğlu, burada başlatılan yapım çalışmalarında da tarihi Kalkedon şehrine ait olduğu düşünülen yapıların çıktığını kaydetti. Bakan Uraloğlu şöyle devam etti:
”İstanbul Arkeoloji Müzesi tarafından peron araları ve çevresinde yapılan kazılarda Osmanlı, Roma, erken ve geç Bizans dönemi yapı temellerine rastlandı. Elbette insanlığın ortak mirası bu tarihi kültür değerlerine karşı kayıtsız kalamazdık. Kazılarda ortaya çıkarılan buluntuların yaygınlığı, tarihi ve kültürel önemi ve alanın önemli demiryolu miras kimliğini göz önüne alarak, arkeolojik buluntulara zarar vermeden ve alanın tarihi kimliğinin korunmasını sağlayacak şekilde hat ve peron yerleşimini revize ettik. Alanın tarihi ve kültürel miras kimliğinin korunması, ortaya çıkarılan arkeolojik kalıntılar ile mevcut tarihi binaların restorasyonu ve bunların sergilenmesini içeren “Arkeolojik ve Endüstriyel Miras Parkı Projesi”ni hayata geçirdik” dedi.
Projenin toplam alanı 475 bin metrekare olduğunun altını çizen Uraloğlu, ”400 bin metrekaresi arkeolojik park, 75 bin metrekaresi de demiryolu ve işletme alanları olacak. Şu anda tarihi peronların yeniden yapımlarını tamamladık. Tren garı alanında hat altyapısı, balast, travers işlerini bitirdik. Hat üstyapısı imalatlarına devam ediyoruz. Ray serim işlerini yüzde 35 oranında tamamladık. Atık su ve yağmursuyu drenajı gibi altyapı işlerini yüzde 85 oranında bitirdik. Aydınlatma direklerinin yüzde 70’ ini yerleştirdik, aydınlatma çalışmalarına devam ediyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığımıza bağlı İstanbul Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülen Arkeolojik kazılar da yüzde 90 oranında tamamlandı. Koruma ve taşıma işlemleri devam ediyor. Kazı çalışmaları esnasında milattan önce 5.- milattan sonra 7. yüzyıllar arasındaki dönemlere ait yaklaşık 12 bin adet sikke ile, heykel, sütun başlıkları cam ve seramik eserler bulundu. Milattan sonra 4-5. yüzyıla kadar uzanan, Helenistik, Roma, Bizans dönemlerine ait, liman arkası yapılar olarak tanımlanan dükkânlar, konutlar, sosyal dokunun bir parçası olan kilise ve hamam yapıları olarak tanımlanan yaygın mimari kalıntılar açığa çıkarıldı. Çok büyük sayıda sikke bulunması bu bölgenin ticari bir merkez olduğunu da göstermektedir” ifadelerini kullandı.

“DÜNYADA BİR İLK OLACAK”
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak ortak ve ana amacın, İstanbul’un sahip olduğu bu eşsiz birikimleri korumak ve en doğru şekilde tanıtmak olduğunu ifade eden Bakan Uraloğlu, ”Bu noktada, hem Haydarpaşa Garı’nda yürüttüğümüz restorasyon çalışmalarını hem de gar sahasında gün yüzüne çıkan tarihi değerleri dünyada bir ilk olacak. Bu nedenle projemizin hem İstanbul hem de Türkiye için çok önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Hiç şüphesiz İstanbul, kültür turizmi, inanç turizmi, gastronomi, sağlık, spor ve kongre turizmi açısından her çeşit turistin ilgisini çekebilecek, turizme dair her alanda sözü olan, emsali bulunmayan bir şehir. Özellikle binlerce yıl öncesine uzanan onlarca medeniyetten miras kalan tarihi varlıkları ile kültür turizmi açısından dünyanın en önemli ve en zengin şehirlerinden bir tanesi. Canı gönülden inanıyorum ki burada hayata geçirdiğimiz İstanbul’un tarihine ışık tutan çalışmalarımız da bölgenin tarihi dokusuyla uyum içindeki mimarisi ve alternatif ulaşım olanakları ile gerek İstanbullular gerek yerli ve yabancı turistler için bir çekim noktası haline gelecek” ifadelerini kullandı.
]]>Yalçın, TÜİK tarafından açıklanan haziran ayı enflasyon verilerine ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı.
Haziran enflasyon rakamının yüzde 1,64 olarak açıklanmasıyla kamu görevlileri ve emeklilerinin temmuzda alacağı maaş/ücret artışlarının da belli olduğunu belirten Yalçın, ocak-haziran 6 aylık enflasyonun yüzde 24,73 ve yıllık enflasyonun yüzde 71,60 olarak gerçekleştiğini anımsattı.
Yalçın, şunları kaydetti:
“Bu veriler çerçevesinde, kamu görevlilerinin alacağı zam oranı yüzde 19,31 oldu. 7. Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerinde Kamu İşveren Heyetinin direttiği, Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun noter görevi üstlenerek tescillediği maaş ve ücret artışları, yüksek enflasyona yenildi ve 6 aylık dönemin son 3 ayı (nisan-mayıs-haziran) kamu görevlileri cebinden, birikiminden ve kazancından harcayarak ayakta kalmak için mücadele etti.”
“EMEK VERENLERİN TALEPLERİNE KULAK VERİLMELİ”
Kamu görevlisi emeklilerine yapılmayan seyyanen artışın, görev ile emekli aylıkları arasındaki uçurumu büyüttüğünü, gelir kayıplarının artarak devam ettiğini belirten Yalçın, “Emekliler Yılı”na yakışacak ve onu taçlandıracak düzenlemelerin uygulamaya geçirilmesi, emek verenlerin, ömrünün büyük kısmını alın teri akıtarak geçirenlerin taleplerine kulak verilmesi gerektiğini aktardı.
Yalçın, Memur-Sen olarak, 7. Dönem Toplu Sözleşme masasına kamu görevlilerinin, emeklilerinin, kadın çalışanların ve engellilerin beklentilerini karşılayacak tekliflerle gittiklerini, piyasa gerçekliği bulunan ve kamu görevlilerince kabul edilen maaş/ücret artışı dışında hiçbir hükme imza atmadıklarını vurguladı.
Emek tarafının ücretlerine yönelik uygulanan tedbirlerin maaş/ücret artışlarını baskıladığını ancak piyasa fiyatlarındaki artışların halen sürdüğünü belirten Yalçın, “Enflasyon baskılanmadığı, fiyat artışları durmadığı müddetçe maaş/ücret artışları erimeye, emekçi kaybetmeye ve gelir dağılımındaki adaletsizlik büyümeye devam edecek.” değerlendirmesinde bulundu.
“ADİL TOPLU SÖZLEŞME YASASI HAYATA GEÇİRİLMELİ”
Yeni toplu sözleşme görüşmelerine yaklaşık 1 yıl olduğuna dikkati çeken Yalçın, “Bugünden toplu sözleşme yasasının ve masasının eksiklikleri, fazlalıkları ve aksaklıkları görülerek çözülmeli, kamu görevlileri ve emeklileri için adil, makul ve yetkili konfederasyon tarafından güçlü müzakereyi mümkün kılacak Toplu Sözleşme Yasası hayata geçirilmelidir.” açıklamasını yaptı.
Yalçın, 2024 Temmuz maaş/ücret artışlarına ilave olarak acilen ve sosyal maliyet üretilmesine fırsat verilmeden çözülmesi gereken konular olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Memur-Sen’in mücadelesi, kararlı duruşu ve haklı teklifleriyle 7. Dönem Toplu Sözleşme’de hüküm altına alınan ve emekli olan ve olmayı bekleyen kamu görevlileri için önemli derecede etkisi bulunan 1. dereceye 3600 ek gösterge düzenlemesi toplumsal maliyet üretilmeden yetkili konfederasyonla çalışması tamamlanarak hayata geçirilmelidir. 4688 sayılı Kanun, uluslararası normlara, sendikal gerçeklere ve evrensel ilkelere uygun olarak güncellenmeli, sendikal özgürlükler artırılmalı, örgütlenmenin önündeki engeller kalkmalı, tarafların imza altına aldığı hükümler eksiksiz uygulanmalıdır. Sendikal örgütlenmenin azaltılması, toplu pazarlık müzakerelerinin zayıflatılması ve sendikacılığın önüne engel konulması amacıyla CHP-AYM tarafından iptal edilen toplu sözleşme ikramiyesi yanlışından acilen dönülmeli, 15 Temmuz maaş/ücretlerine yetişecek şekilde ve geçmiş kayıpları telafi edecek biçimde düzenlenmelidir.”
FATF’ın Türkiye’yi gri listeden çıkarma kararını “oldukça iyi bir haber” olarak değerlendiren Pereira, bu kararın Türkiye’nin uluslararası taahhütlerini yerine getirmek üzere kara para aklamayla mücadele rejimini güçlendirdiğini teyit ettiğini söyledi.
“Türkiye’nin gri listeden çıkarılması, uluslararası piyasaların son aylarda Türkiye’ye yönelik iyileşmekte olan güvenini daha da artırabilir” diyen Pereira, Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS) düştüğünü ve uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının ülke notunu yükselttiğini anımsattı.
Pereira, Türkiye’nin swaplar hariç net uluslararası rezervlerinin haziran itibarıyla 2020’nin başından bu yana ilk kez pozitife döndüğüne işaret ederek, “Elbette FATF listesinden çıkarılmak, doğrudan yabancı yatırım girişlerini önemli ölçüde iyileştirmek için yalnızca bir adım.” dedi.
Türkiye ekonomisinde son aylardaki olumlu gelişmelere rağmen önemli zorlukların da sürdüğünü ifade eden Pereira, sermaye girişlerinin son aylarda arttığını ancak doğrudan yabancı yatırımlardaki artışın daha sınırlı kaldığını aktardı.
Pereira, enflasyonun hala yüksek olduğunu belirterek, “İyileşen uluslararası algıdan tam olarak faydalanabilmek için yetkililer makroekonomik istikrar politikalarına devam etmeli. İstikrarlı ve öngörülebilir bir politika çerçevesi, istikrarlı bir makroekonomik ortamla birleştiğinde, uluslararası yatırım girişlerini önemli ölçüde artırma potansiyeline sahip.” diye konuştu.
“EKONOMİ EKİBİNİN ADIMLARI HAYATİ ÖNEMDE”
Enflasyonun hedefe doğru sağlam bir patikaya oturana kadar para politikası koşullarının sıkı kalması ve mali ihtiyatlılığın devam etmesi gerektiğini vurgulayan Pereira, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin ekonomi ekibi tarafından halihazırda atılan mali konsolidasyon adımları, ekonominin sürdürülebilir bir patikaya oturtulması açısından hayati önem taşıyor. Bu açıdan mali disiplinin yeniden tesis edilmesi zorunlu. Merkez Bankasının, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar para politikasını gerektiği şekilde sıkılaştırma konusundaki kararlılığını belirtmesi de memnuniyet verici.
Yapısal reformlar, makroekonomik çerçeveyi istikrara kavuşturmaya ve uzun vadede potansiyel büyümeyi artırmaya yönelik mevcut çabaları destekleyebilir. Özellikle iş gücü piyasası reformları daha yüksek kalitede kayıtlı istihdam yaratılmasını kolaylaştırabilir.”
İHRACATTA KADEMELİ BÜYÜME BEKLENTİSİ
Alvaro Pereira, geçen yıl yüzde 4,5 büyüyen Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,4 ve 2025’te yüzde 3,2 büyümesini beklediklerini bildirdi.
Kısıtlayıcı para politikası ve enflasyonun özel tüketimi ılımlı hale getireceğini aktaran Pereira, büyüme yavaşladıkça iş gücü piyasasında bir miktar soğuma beklendiğini kaydetti.
Pereira, yatırım aktivitesinin ise çoğunlukla Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası yeniden yapılanmaya bağlı olarak güçlü kalacağının öngörüldüğünü belirterek, “Dış pazarlardaki iyileşmenin de bir yansıması olarak, Türkiye’nin ihracatının kademeli şekilde büyümesini bekliyoruz.” dedi.
TÜRKİYE’NİN GRİ LİSTEDEN ÇIKARILMASI
Singapur’un dönem başkanlığında bu yıl 23-28 Haziran’da düzenlenen ve OECD bünyesinde bulunan FATF Genel Kurulu’nda, Türkiye’nin gri listeden çıkarılmasına karar verilmişti. Genel Kurul, kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadele (AML/CFT) konusunda daha önceki değerlendirmeler sırasında tespit edilen eksikliklerini gideren Türkiye’nin gri listeden çıkarılması kararı almıştı.
Moody’s Sektör Uygulama Lideri Mohamed Daoud da Türkiye’nin FATF gri listesinden çıkarılmasının hükümet ve çeşitli ekonomik sektörlerin kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadelelerini güçlendirmede kaydettikleri önemli ilerlemenin göstergesi olduğunu belirterek, “Bu gelişmenin Türkiye’nin itibarını uluslararası alanda artırması, yabancı yatırımları, Avrupa ve ABD kurumlarıyla ilişkileri potansiyel olarak güçlendirmesi bekleniyor.” değerlendirmesinde bulunmuştu.
DETAYLARI EKİMDE
Bu hamlelerden ilki olan ortak para birimi ittifakın yeni bir finansal sisteme girmesini sağlayacak ve 2024’te Ekim ayında Rusya’nın Kazan bölgesindeki yapılacak zirvede detayları açıklanacak. Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Arjantin’den oluşan altı ülke ile de genişleyince ekonomik büyüklüğü de iyiden iyiye artan bu bloğun büyüklüğü 29.5 trilyon dolara kadar çıktı. Bu rakam dünyanın toplam Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın yaklaşık yüzde 30’u anlamına geliyor.
ALTIN ALIYORLAR
Ölçeği büyüyen bu bloğun altına dayalı olarak çıkaracağı para birimi de gözleri altın rezervlerine dikti. BRICS üyelerinin toplam altın rezervi 6 bin 340 ton gibi yüksek bir düzeyde ve bu rakam da sürekli yeni alımlarla artıyor. Altın standardına geri dönmeyi ve tüm ticaret ve ödeme hizmetleri için çok kutuplu bir dünya amaçlayan BRICS, 2022’den beri dünyanın en büyük altın alıcısı oldu. Bunun dışında 3.5 milyar gibi yüksek nüfusu ile demografik olarak da ciddi bir ölçek yaratılmış durumda.
Ödeme hizmetleri tarafında ise iki proje üzerinde çalışılıyor. Bunlardan biri geleneksel bir diğeri de blockchain temelli. Kremlin’in Danışmanı Yuri Uşakov, TASS’a verdiği bir röportajda ‘BRICS Pay’ adı verilen, blockchain tabanlı yeni bir ödeme sisteminin kullanılacağını söyledi. Uşakov, “Gelecek için, dijital teknolojiler ve blok zinciri gibi son teknoloji araçlara dayalı bağımsız bir BRICS ödeme sistemi yaratmanın önemli bir hedef olduğuna inanıyoruz. Önemli olan, bunun hükümetler, sıradan insanlar ve işletmeler için uygun olmasının yanı sıra uygun maliyetli ve siyasetten uzak olmasını sağlamaktır” dedi. Rusya Maliye Bakanlığı da önceki gün batı yaptırımlarının etkilerinin azaltılması amacıyla BRICS ülkeleri arasında para transferi yapılabilecek bir platform için çalışmaların yürütüldüğünü açıkladı.
Rusya Maliye Bakan Yardımcısı İvan Çebeskov, İzvestiya gazetesine yaptığı açıklamada, Rusya ve diğer BRICS ülkelerinin merkez bankalarının BRICS Bridge adlı ödeme platformu üzerinde çalıştığını aktardı. Bunun BRICS ülkeleri arasında doğrudan para transferi yapılmasını sağlayacağını belirten Çebeskov, böylece Batı yaptırımlarının etkisinin azaltacağını kaydetti.
260 MİLYON KULLANICI
Merkez Bankası Dijital Para Birimi konusunda dünyanın en hızlı gelişim gösteren ülkesi Çin de dijital para biriminin yaygınlaşmasını ve tüm hinterlandında kullanılmasını hedefliyor. e-CNY para birimi 1.4 milyardan fazla nüfusa sahip Çin’de sadece 25 şehirde 260 milyon cüzdana ulaştı. Çin, Hong Kong, Tayland ve Birleşik Arap Emirlikleri ile 25 gözlemci ülkeyi kapsayan sınır ötesi bir CBDC programı olan Project mBridge’i büyütmeye çalışıyor. Bu yönde Rusya da adımlarını sıklaştırdı. İlk uygulamalara Ağustos 2023’te başlayan ve ilk işlemi Rus VTB bankasına yaptıran hükümet, şu anda 11 şehirde 30 şirket aracılığıyla dijital rublenin kabulüne olanak sağlıyor.
RUSYA MÜTTEFİKLERLE YÜZDE 75’E ÇIKARDI
Müttefik ülkelerle karşılıklı ticaretinde ulusal para birimlerinin kullanımını yüzde 75’e çıkaran Rusya’nın, yeni bir BRICS ortak para birimi değil, bundan ziyade blok zincir teknolojisiyle çalışan dijital formda ulusal para birimleriyle yapılan işlemler için SWIFT’in bir benzeri bir yapıyı istediği belirtiliyor. Ruble, yuan, rupi gibi para birimlerinin dijital versiyonlarıyla entegre olacak bir yapı amaçlanıyor.
Türkiye’nin tarih boyunca coğrafi ve kültürel olarak kıtaların, medeniyetlerin ve kadim ulaşım koridorlarının kesişme noktasında yer aldığını belirten Uraloğlu, Türkiye’nin, Asya ve Avrupa arasındaki doğu-batı koridorunda doğal bir köprü olduğu gibi görev yaptığını, Kafkas ülkeleri ve Rusya’dan Afrika’ya uzanan kuzey güney koridorlarının da tam ortasında bulunduğunu aktardı.
Türkiye’nin ayrıca Tarihi İpek Yolu’nun devamı olarak büyük öneme sahip olan Orta Koridor hattının kilit ve Avrupa’nın başlangıç noktası olarak çok etkili bir konumda olduğunun altını çizen Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Tüm bunların yanı sıra Türkiye tam 4 saatlik uçuş süresiyle 1,4 milyar insanın yaşadığı 67 ülkenin merkezinde avantajlı ve muhteşem bir lokasyonda bulunmaktadır ve bugün hava yolu sayesinde sermaye hareketlerinin, bilgi birikiminin ve yetişmiş insan gücünün küresel dolaşım kabiliyetinin tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hız kazandığını beraberce görüyoruz. Aynı şekilde günümüz toplumları da zamanın geri döndürülmesi, depolanması ve durdurulması mümkün olmayan kıt ve çok değerli kaynak olduğunu biliyor. Tüm bu hız kavramanın hayatımızda yer etmesinde de hava yolu taşımacılık sektörünün gelişmesi yatıyor. Ülkelerimiz için vazgeçilmez olan ekonomik işbirliklerinin tesisi ve dış ticaret faaliyetlerimizin gelişmesi için gerekli olan en hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım yolu da hava yolu taşımacılığıdır.”

Uraloğlu, geçen yıl gerçekleştirilen Routes World 2023 zirvesinin ve şu anki etkinlik gibi uluslararası havacılık sektörünü ilgilendiren etkinliklerde Türkiye’nin artık başı çeken ev sahiplerinden biri olmayı başardığını ve bunu da sürdüreceğini dile getirerek, “Bu başarıda elbette Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 2002 yılından itibaren yürüttüğümüz hava ulaşım politikaları ve faaliyetleriyle, dünyada en hızlı gelişim gösteren ülkelerden biri olmamızın payı yadsınamaz.” ifadelerini kullandı.
İlk olarak iç hat yolcu taşımacılığını rekabete açarak, havacılık sektörü açısından dönüşümü gerçekleştirdiklerini belirten Uraloğlu, 2002’den bu yana aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye yükselttiklerini, “Dünyada ulaşamadığımız hiçbir nokta kalmayacak” hedefiyle hareket ederek ülkeyi dünyanın en geniş uçuş ağına sahip ülkelerden birine dönüştürdüklerini söyledi.
Uraloğlu, hava ulaştırma anlaşması bulunan ülke sayısının 81’den 174’e yükseldiğini dile getirerek, “Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken uçuş ağımıza 286 yeni nokta ekleyerek 131 ülkede 346 noktaya ulaştırdık.” dedi.
2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yaklaşık 34,5 milyon olan yolcu sayısını 2023’te 214 milyonun üzerine çıkardıklarını kaydeden Uraloğlu, Türk hava sahasında geçen yıl gerçekleşen transit üst geçişler dahil uçuş sayısının bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 15’lik artış göstererek 2 milyon 167 bine yükseldiğini ifade etti.
Geçen yıl Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede 1 uçak geçtiğine işaret eden Uraloğlu, bu yıl bu istatistiklerin çok daha üzerinde değerlere ulaşılacağını öngördüklerini belirtti.

Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatının (Eurocontrol), 26 Haziran tarihli Avrupa Havacılık Genel Bakış Raporu’nu açıkladığını aktaran Uraloğlu, “17-23 Haziran tarihleri arasında ülkemiz günlük ortalama 3 bin 894 uçuş ile Avrupa’da en yoğun trafik hacmine sahip ülkeler arasında İtalya’nın ardından 6. sırada yer aldı.” dedi.
“İSTANBUL HAVALİMANI’NDA GÜNLÜK ORTALAMA 1520 UÇUŞ OLUYOR”
Bakan Uraloğlu, İstanbul Havalimanı’nın günlük ortalama 1520 uçuşla Avrupa’nın en yoğun havalimanı olarak yıllardır sahip olduğu birinciliği sürdürdüğünü kaydetti.
30 Haziran’da İstanbul Havalimanı’nın açıldığı günden bu yana tüm zamanların en yüksek yolcu sayısıyla yeni bir rekora imza atarak 268 bin 275 yolcuya hizmet verdiğini vurgulayan Uraloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyanın en iyi 25 küresel havalimanı uçak kalkışları değerlendirmesinde de İstanbul Havalimanımız dünya genelinde 7. sırada yerini aldı. Antalya Havalimanımız ise günlük ortalama 992 uçuş ile aynı listede 8. sıraya yerleşti. 29 Haziran 2024 tarihinde de yaklaşık 210 bin yolcuyla Antalya Havalimanımız 2024’ün en yüksek yolcu sayısına ulaşmış oldu. Dün de Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyi, Havalimanı Endüstrisi Bağlantı Raporu’nu yayımladı. Bu raporda da Türkiye’nin ve İstanbul Havalimanı’nın sektör açısından kayda değer başarılara imza attığını görebiliyoruz. Örneğin, Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği harici ülkeler sıralamasına bakıldığında Türkiye, Kovid-19 pandemi öncesi Haziran 2019 dönemine göre yüzde 24 bir artış elde etti ve üçüncü sırada yer aldı.
Ayrıca geçen yılın ayı dönemiyle karşılaştırıldığında yüzde 4’lük bir büyümeyi de gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Toplam Hava Bağlantı Seviyesi rakamlarına göre de 34 bin 269 bağlantıyla listede ilk sırada yer aldı. İGA İstanbul Havalimanımız ise doğrudan bağlantı açısından Avrupa sıralamasında en üst sırada yer alıyor. HUB Merkezleri olan İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanlarımız, Orta Doğu’ya en iyi doğrudan bağlantı gerçekleştiren merkezler oldu. İstanbul Havalimanı 2019’dan bu yana merkez bağlantısını yüzde 87 artırarak 57 bin 60 bağlantıya ulaştırdı.”
Türkiye’nin, gökyüzünde kurdukları köprülerle havacılık alanında Avrasya bölgesinde lider, dünyada ise küresel bir havacılık merkezi olduğunu dile getiren Uraloğlu, 2018’de hizmete açılan İstanbul Havalimanı ile İstanbul’un havacılık alanında dünyanın en büyük küresel transit merkezlerinden birisi olduğunu söyledi.
İstanbul Havalimanı’nın küresel bir aktarma merkezi olmanın ötesinde, doğrudan destinasyon olma ve özellikle düşük maliyetli olmasıyla da hava yolu şirketlerini cezbettiğini anlatan Uraloğlu, “Buradaki slotların serbestliği ve bolluğu havalimanımıza başta göklerdeki bayrak taşıyıcımız Türk Hava Yolları olmak üzere birçok hava yolu şirketinin gelmesine imkan sağlıyor.” diye konuştu.
İstanbul Havalimanı’nın küresel planda iddialı hava yolu şirketlerine faaliyet merkezi olarak hizmet edecek çok önemli bir üs olabilme potansiyelinde olduğunun altını çizen Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın 1933’te 5 uçakla başlayan serüveni de bugün, dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu olarak devam etmektedir.” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın bugün dünya sivil havacılık sektöründe dünya devleriyle yarışır bir konuma gelmesindeki sıra dışı başarının altında ise atılımlar ve yeni operasyon merkezi İstanbul Havalimanı’ndaki geniş imkanları ve kusursuz organizasyon yapısı yatmaktadır.” dedi.
Financial Times’ın yakın bir zamanda, Türk Hava Yolları’nın Ryanair ve Eeasy Jet’in ardından 3. en yoğun hava yolu olduğuna dair bir yazı yayımladığını belirten Uraloğlu, THY’nin 24 kargo uçağı ve 416 yolcu uçağıyla 364 noktada sunduğu hava kargo hizmetleriyle, geçen yıl taşıdığı ücretli kargo miktarını da yüzde 16 artırdığını dile getirdi.

“TURKİSH CARGO, IATA VERİLERİNE GÖRE, DÜNYANIN EN BÜYÜK 4. HAVA KARGO TAŞIYICISI OLDU”
Uraloğlu, “Turkish Cargo da Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) verilerine göre, 2023’te dünyanın en büyük 4. hava kargo taşıyıcısı oldu. Ayrıca, THY 2023 yılında Apex ve Skytrax gibi kuruluşlardan önemli ödüller almayı başardı.” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin dört bir köşesinde de hava yolu ağının gücüne güç katacak yatırımları sürdürdüklerini kaydeden Uraloğlu, “Çok yakında açılışını gerçekleştireceğimiz Adana ve Mersin illerimize hizmet edecek Çukurova Uluslararası Havalimanı ile birlikte Yozgat Havalimanı ve Bayburt-Gümüşhane Havalimanı projelerimizin yapım çalışmaları devam ediyoruz.” diye konuştu.
Kayseri Havalimanı’na yeni bir terminal kazandırdıklarını, Malatya’ya da yeni bir terminal binası yaptıklarını, Trabzon yeni havalimanı ile ilgili çalışmaların da sürdüğünü belirten Uraloğlu, ülkenin gelişmesi ve havacılık alanında uluslararası bir aktarma merkezi olması adına akılcı ve milletin ihtiyaçlarına cevap veren tüm proje ve hizmetlere destek vermeye de devam edeceklerini vurguladı.
Bakan Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Uluslararası Havalimanları Konseyi’ne kurulmuş olduğu 1991 yılından bu yana üyeyiz. Yolcu ve uçuş sayısı bakımından Avrupa havalimanları arasında ilk 10’da yer alan İstanbul Havalimanı, Antalya Havalimanı, İzmir Adnan Menderes Havalimanı gibi havalimanlarımız başta olmak üzere toplam 52 havalimanımız ile üyeliğimiz her geçen gün büyüyerek devam etmektedir. Konsey tarafından yürütülen ve havalimanlarında sürdürülebilirliğin göstergesi olan Havalimanları Karbon Akreditasyon Programı’na neredeyse tüm havalimanlarımızla akredite olarak önde gelen ülkeler arasında yerimizi almış durumdayız. İlk olarak 2020 yılında çalışmalarımıza başlayarak 2021 yılında pilot uygulama olarak seçtiğimiz 12 havalimanımızla Havaalanı Karbon Akreditasyonu programına katılımımız gerçekleştirdik. Ardından tüm havalimanlarımızı programa dahil ettik. Şu anda doğrudan işlettiğimiz ve Kamu Özel İşbirliğiyle sorumluluğumuzda olan 50 havalimanımız farklı seviyelerde sertifikalandırılmış durumdadır.”
İGA İstanbul Havalimanı’nın Aralık 2023’te iklim kriziyle mücadelede 2050 Net Sıfır taahhüdü kapsamındaki çalışmalarıyla Konsey tarafından havalimanlarına verilen Havalimanı Karbon Akreditasyonu sertifikasında 4. seviyeye ulaştığını anımsatan Uraloğlu, “Bildiğiniz üzere bu programdaki en yüksek aşama 5. seviyedir. Türkiye’de 4. seviye sertifikasını almayı başarmış ilk havalimanı İGA İstanbul Havalimanı olmuştur. 4. seviye, kurumun karbon yönetiminin, 2050 sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda küresel iklim hedefleriyle uyumlu hale gelindiğini ve operasyonların mutlak emisyon azaltımları göz önünde bulundurularak yönetildiğini ifade etmektedir. 86 ülkeden toplam 571 havalimanın sertifikalandırıldığı programda ülkemiz sahip olduğu sertifika sayısı bakımından küresel ölçekte birinci sırada yer almaktadır.” ifadelerini kullandı.
Dünya sivil havacılık faaliyetlerinin de küreselleşmeyle tek bir pazar olması yönünde ilerlediğini gördüklerini belirten Uraloğlu, “Bu pazardan daha fazla pay alabilmek adına, orta ve uzun vadedeki hedeflerimizi hepimiz gözden geçirmeliyiz. Yerkürenin birbirine uzak coğrafyalarında yer alan ülkelerimiz arasında yapacağımız işbirlikleriyle uzakları yakın, ülkelerimizi komşu kapısı haline getirebiliyoruz ve getiriyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Uraloğlu, havalimanları kaynaklı karbon emisyonlarını kontrol altına almak ve azaltmak adına çalışmalara hız kesmeden devam edeceklerinin altını çizerek, turizm faaliyetlerinin ve ticaretin artacağını, sosyal ve kültürel ilişkilerinin hızlanacağını sözlerine ekledi.
Buna göre sektör, 2019’da yurt dışında 20,1 milyar dolarlık 545 proje yürüttü. Kovid-19 salgınının dünya ekonomisinde yarattığı olumsuz etki nedeniyle Türk firmalarının yurt dışında üstlendiği projelerin bedeli 2020’de 16,6 milyar dolara geriledi. Söz konusu yılda 385 proje üstlenildi.
Proje tutarı, salgının etkilerinin zayıflamasıyla 2021’de 31,1 milyar dolara ulaşırken, proje sayısı ise 454 olarak kayıtlara geçti. Bu dönem, 2012’deki 31,7 milyar dolar ve 2013’teki 31,2 milyar dolardan sonra yıllık bazda en fazla proje bedeline ulaşılan yıl oldu.
Yurt dışı müteahhitlik sektörünün 2022’de üstlendiği projelerin bedeli 19,9 milyar dolar, proje sayısı ise 505 olarak belirlendi.
Sektörün geçen yılı üstlendiği proje bedeli, küresel ekonomik sorunlar ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın etkisine rağmen 28 milyar doları buldu. Bu dönemde 431 proje üstlenildi.
Türk müteahhitlik sektörü bu yılın ilk yarısında ise yurt dışında 82 proje üstlenirken, bunların bedeli 7,6 milyar dolar olarak kayıtlara geçti.
Sektörün üstlendiği işlerde ortalama proje bedelindeki seyir de dikkati çekti. Sektör, son olarak 2015’te 83,8 milyon dolarlık ortalama proje bedeline ulaşırken, 2021’de bu rakam 68,5 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti.
Ortalama proje değeri, 2022’de 39,4 milyon dolar, geçen yıl ise 65 milyon dolar olarak hesaplandı. Bu yılın ocak-haziran döneminde ise ortalama proje bedeli yaklaşık 92,3 milyon dolar oldu.
Rusya ilk sırada yer alıyor
Yurt dışı müteahhitlik sektörü 1972’den haziran ayı sonuna kadar 137 ülkede 511 milyar dolar değerinde 12 bin 207 proje üstlendi.
Bu dönemde üstlenilen projelerin ülkelere göre dağılımında Rusya, yüzde 20’lik payla ilk sırada yer aldı. Söz konusu ülkede bugüne kadar 102,3 milyar dolarlık proje yürütüldü.
Rusya’yı yüzde 10,5’lik payla Türkmenistan takip ederken, üstlenilen projelerin tutarı 53,4 milyar dolar oldu. Irak, yüzde 6,8’lik pay ve üstlenilen 34,7 milyar dolarlık projeyle üçüncü sırada yer aldı. Bu ülkeleri, 30,9 milyar dolarlık projeyle Libya ve 29 milyar dolarlık projeyle Kazakistan izledi.
Sektörün üstlendiği projelerde Suudi Arabistan, yüzde 5,5’lik pay ve 28,2 milyar dolarlık bedelle öne çıktı. Cezayir’de bu dönemde 21,3 milyar dolarlık, Katar’da 20,3 milyar dolarlık, Azerbaycan’da 19,3 milyar dolarlık, BAE’de 13,2 milyar dolarlık proje üstlenildi.
Türk müteahhitlerin yurt dışında bugüne kadar üstlendiği projelerde yüzde 13,9 oranıyla kara yolu, tünel ve köprüler ilk sırayı aldı. Bu sektörü, yüzde 13,8 ile konut, yüzde 8,6 ile enerji santrali, yüzde 7 ile ticaret merkezi ve yüzde 6,5 ile havalimanı yatırımları takip etti.
Uluslararası rekabet
Öte yandan, ENR Dergisinin geçen bir yılda üstlenilen uluslararası projelerin bedeli üzerinden her yıl belirlediği dünyanın en büyük 250 müteahhitlik firmasını gösteren listede Türkiye, 2003 yılında sadece 8 müteahhitlik firmasıyla yer alırken 2023’te 40 firmayla sıralamaya girdi. Derginin 2023 sayısında yer alan bu firmalardan 6’sı söz konusu listede ilk 100 firma arasında kendine yer buldu, 2 Türk firması ise ilk 50’ye girdi. Türkiye, firma sayısı itibarıyla Çin’den sonra listede ikinci sırada bulundu.
Osmanlı ordusunda Yeniçeri Ocağı’na bağlı Sekban Bölüğü’nden olan ve isimleri bilinmeyen bu askerler için yapılan On Sekiz Sekbanlar Şehitliği’nde anonim bir kitabe de bulunuyor.
Tarihi belirsiz kitabede “Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleriyle ma’an teşrif buyurup bu mahalde şehiden vefat eden on sekiz sekban aleyhi rahmetuvelgufran hazretlerinin ruhu pür-fütuhlarına el fatiha” ifadesi yer alıyor.
Şehitlikte, kimliği bilinen tek mezar Sekbanlar Kethüdası Hızır Oğlu Hamza’ya ait. Cumhuriyet döneminde yenilenen şehitlik, en son 2018’de İstanbul Büyükşehir Belediyesince (İBB) restore edildi.
Şehitliğin yakınında Kadı Hüsamettin Çamaşırcı Hacı Mustafa Efendi 18 Sekbanlar Cami, İBB ve Şehzadebaşı Camisi gibi önemli mekanlar da yer alıyor.
DEFİNE İÇİN ŞEHİTLİĞİ KAZDI
On Sekiz Sekbanlar Şehitliği’ne dadanan kimliği belirsiz kişi, define bulmak için şehitliği kazdı. Gündüz vakti yapılan kazı, çevredeki güvenlik kamerasınca kaydedildi.
Define için kazı yapılan alanda incelemelerde bulunan Sanat Tarihi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Şerif Yaşar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şehitliğe define bulmak amacıyla zarar verilmesinin çok üzücü olduğunu söyledi.
Yaşar, “Böyle bir yeri tahrip etmek için bir kişinin ciddi anlamda akli dengesinin ve akli melekelerinin yerinde olmaması ya da çok büyük bir çürümüşlüğe uğramış olması gerekiyor. Çünkü bulunduğumuz yer Suriçi’nin en önemli noktalarından biri.” dedi.
18 ÖNEMLİ ASKER YER ALIYOR
Şehitlikle ilgili bilgi veren Yaşar, “Hemen Mimar Sinan’ın Şehzade Camisi’nin karşısında, On Sekiz Sekbanlar Şehitliği’ndeyiz. Burası, İstanbul’u ilk fetheden askeri grubun içinde şehit olan 18 önemli askerin yer aldığı şehitlik. Burası manevi anlamda çok önemli. Çünkü suru delip gelen bu sekbanlar, sokak içindeki ilk çatışmayı yapıp yine burada da ilk şehit olanlardır. 17 kişinin ismi bile bilinmiyor.” diye konuştu.
Şehitliğin korunması gerektiğinin altını çizen Yaşar, büyük bir özveriyle burada canını veren insanlar için yapılan mezarlığın bu şekilde sahipsiz bırakılmasının çok anlamsız olduğunu vurguladı.
Yaşar, “Gerçekten kamu kurumlarımıza da hiç yakışmıyor. Burada İstanbul Büyükşehir Belediyesinin hemen dibindeyiz. Şikayet edilmesine rağmen güpegündüz defalarca buna nasıl izin veriliyor, kabul edilecek bir şey değil.” dedi.
Define arayışının çılgınlık haline geldiğini aktaran Yaşar, şöyle konuştu:
“Görüntülerden gördük, maalesef gündüz vakti ve bunu defalarca yapabiliyor. Toplumumuzda böyle bir definecilik çılgınlığı var. Gördükleri her tarihi alandan altın fışkıracak zannediyorlar. Ya burası bir garip şehitlik. Müslüman ülkelerde, milletlerde mezara kıymetli bir eşya, maden gömülmez. Burası tarihi ve koruma altında olan bir alan. Ne gerekiyorsa ivedilikle yapılmalı. Hem yanı başındaki İBB hem de Kültür Bakanlığı tarafından, hangi birime bağlıysa tüm birimler caydırıcı olarak ne yapılması gerekiyorsa yapmalı.”
MUTLU ASKERLER OLARAK İSİMLENDİRİLİYOR
İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi Zafer Bilgi de İstanbul’un fethine katılan askerlere “Ni’mel Ceyş” denildiğini, Hz. Peygamber’in hadisinde yer alan müjdeye mazhar olmalarından dolayı “mutlu askerler” olarak isimlendirildiklerini söyledi.
Askerlerin kahramanlığını göstermek adına şehit düştükleri yere On Sekiz Sekbanlar Şehitliği’nin yapıldığını anlatan Bilgi, “Hemen yanına bir cami de yapılıyor. İstanbul’un ilk camilerinden biri olarak sayılır. Şehzade Mehmet Camisi’yle karşı karşıya. İBB’nin hemen yanındadır bu bahsettiğimiz yer. Buralara sahip çıkmak zorundayız. Bu hazireler bizim şahitlerimiz. Hem tarihe şahitlik etmiş hem de bizim kimliğimiz aslında. Geçmişimize dönük bilgiler veriyor. Şehrin genetik kodlarını oluşturan bu tarz hazireleri korumakla mükellefiz.” dedi.
Bilgi, tarihi yapılara değer verilmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Şehrin göbeğinde bazen haberimiz olmadan böyle ilginç, hakikaten absürt diyebileceğimiz sahnelere rastlamak mümkün olabiliyor. İvedilikle bu yerin tekrar bir kültür envanterinin çıkarılması, bir yer altı röntgeninin çekilmesi gerekiyor. Sorumlular kimse, işte Vakıflar Genel Müdürlüğü olabiliyor, bazen İBB olabiliyor. Bazen oralar Türbeler Müdürlüğüne bağlı olabiliyor. Gözden kaçabiliyor bazen buralar. Hemen tarihi dokunun korunaklı bir şekilde kadim kültürümüze dahil edilmesi gerekiyor.”
TEDBİR ALINMASINDA FAYDA VAR
Şehitliği ziyaret eden vatandaşlardan Baki Günay, yaşanan duruma bir an önce müdahale edilmesi gerektiğini belirterek, “Ben de gördüm. Dikkatimi çekti zaten. Hatta arkaya böyle gizlenmiş mi artık orada yaşıyor mu anlayamadım. Resmi bir yetkili mi diye baktım ama değil. Berduş bir şekilde ama kazı yapıyor. Hangi yetkiyle ve kime dayanarak yapıyor bilemedim. Yetkililerin tedbir almasında fayda var.” ifadelerini kullandı.
Günay, tarihi yerlerin korunması gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
“Burada fetih dönemindeki şehitlerimiz var. Onların aziz hatırasına da saygısızlık olmaması gerekiyor. Bu tür insanlara nasıl izin verilir? Burası dağ başı değil, İstanbul’un göbeği. Hem de Şehrül-Emin’in yanında. Buna dikkat etmek, en birinci vazifesi diye düşünüyorum. O zaman eline kazma alan her yeri kazsın. Öyle bir şey olabilir mi? Devletin ve belediyenin kuralları olması gerekiyor.”
ABD’de yaklaşan başkanlık seçimleri sürecinde adayların kripto varlıklara yönelik iyimser söylemleri ve dünyanın en büyük ekonomisinde spot Bitcoin ETF’lerin onaylanması ile Ethereum ETF’lerine yönelik başvuruların onaylanacağına dair beklentiler de fiyatları destekleyen unsurlar arasında yer aldı.
Analistler, Cumhuriyetçilerin seçmenleri kazanmak ve varlıklı kripto yatırımcılarını kazanmak için kripto endüstrisine yönelik olumlu bir duruş sergilediğine, Demokratların da söz konusu avantajı kaybetmemek için önceki tutumunu daha iyimser bir hale getirdiğine işaret ediyor.
2023’ün son çeyreğinden itibaren fiyatı yükseliş eğilimine giren Bitcoin, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonunun (SEC) 11 Bitcoin spot ETF’si başvurusunu onaylamasının ardından 14 Mart’ta 73 bin 750 dolar seviyesine çıkarak rekor kırdı.
Coinmarketcap verilerine göre, 31 Aralık itibarıyla 42 bin 600 dolardan işlem gören Bitcoin’in fiyatı, 30 Haziran itibarıyla 61 bin 975 dolara yükselerek yaklaşık yüzde 45’lik artış kaydetti.
Geçen yıl yaklaşık yüzde 157 değer kazanan Bitcoin’in fiyatında, mayısta gerçekleşen ve yeni Bitcoin arzını azaltan yarılanma (Halving) süreci de etkili oldu.
Bitcoin dışında binlerce farklı kripto para işlem görürken, piyasa değeri bakımından 2. sırada yer alan Ethereum yılın ilk yarısında 3 bin 420 dolara yükselerek yüzde 50’ye yakın değer kazandı.
Tüm küresel kripto para piyasasının değeri ise söz konusu dönemde 650 milyar dolar artarak 2 trilyon 310 milyar dolara çıktı.
BITCOIN ETF’LERİ İLK DEFA ONAYLANDI
Bitcoin ve kripto para piyasasında ilk çeyrekte yaşanan yükselişin ana sebepleri arasında SEC tarafından 11 Ocak’ta onaylanan ETF’ler ön plana çıkıyor.
2021 yılında vadeli Bitcoin ETF onayının ardından, SEC’e birçok varlık yönetim şirketi, spot ETF için başvurmuştu. Onayı alan şirketler arasında en dikkati çeken yönetimi altındaki varlıkların değeri 10 trilyon dolara ulaşan BlackRock oldu.
Bitcoin ile menkul kıymet borsaları üzerinden işleme sunulan söz konusu yatırım fonları, böylelikle daha kurumsal yatırımcıların da ilgisini çekmeye başladı.
YARILANMA SÜRECİ VE FED BEKLENTİLERİNİN ETKİSİ
Bitcoin ve kripto para piyasasında önemli bir etki yarattığı değerlendirilen başka bir unsur da Halving süreciydi.
Bitcoin’in yarılanma süreci, Bitcoin madenciliğinden elde edilen ödüllerin bu tarih itibarıyla yarıya düşmesini ifade ederken, bu durum Bitcoin madenciliğinde yarılanma süreci elde edilen ödüllerin yaklaşık yüzde 50 azalacağı anlamına geliyor. Bitcoin’in arzını toplam 21 milyonda sınırlı tutmak amacıyla yaklaşık 4 yılda bir gerçekleşirken, son Bitcoin yarılanması Mayıs 2024’te gerçekleşti.
ABD’de enflasyon verileri ve bununla bağlantılı ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirim beklentisi ise kripto paraların fiyatlarında dalgalanmalara neden oldu.
Faiz oranları düşürüldüğünde yatırımcıların yüksek getiri potansiyeli sunabilen alternatif varlıklara daha fazla ilgi gösterdiği görülürken, Bitcoin ve kripto paralar da artan bu risk iştahından zaman zaman pay alabiliyor.
KRİPTO PARALARDA DALGALANMALAR DEVAM EDECEK
Kripto para piyasası, yılın ilk yarısındaki yükselişine karşın sıklıkla önemli değer kayıplarına da sahne oluyor.
73 bin 500 dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşan Bitcoin, 2 Nisan’da 65 bin doların altına inerek kısa sürede yüzde 10’dan fazla değer yitirdi.
FTX gibi müşterilerine ait varlıkları farklı amaçlarla kullanan borsalara ilişkin gelişmeler de yaşanırken, geçen yıl kasım ayında ABD hükümeti ile yaptığı anlaşma gereği kripto para borsası Binance’in üst yöneticiliğinden (CEO) istifa eden Changpeng Zhao da nisan ayında 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Ülkelerde regülatörlerin kripto paraya yönelik kanunları ve mevzuatı tam anlamıyla netleştirememesi de piyasanın geleceğine ilişkin belirsizliklerin devam etmesine yol açıyor.
Uzmanlar, makroekonomik gelişmeler, regülatörler tarafında alınabilecek çeşitli kararlar ve blokzincir başta olmak üzere teknoloji alanında yaşanacak gelişmelerin, kripto paraların 2024’ün geri kalanındaki performansında belirleyici olacağını ifade ediyor.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, FSM Köprüsü’nün hizmete alınmasının yıl dönümü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, köprünün, İstanbul’un ulaşımına 36 yıldır önemli katkılar sağladığına işaret etti.
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün sadece trafiği rahatlatmakla kalmadığını dile getiren Uraloğlu, projenin, kentin ekonomisine ve çevre kirliliğinin önlenmesine de önemli bir katkı sunduğunu anlattı.

Uraloğlu, köprüden bugüne kadar 2,1 milyar aracın geçtiğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“FSM Köprüsü’nden günlük ortalama 230 bin araç geçiyor. Dünyanın en güzel şehirlerinden İstanbul’un iki yakasını birbirine bağlayan FSM ve 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne ek olarak Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Avrasya Tüneli gibi mega projeler hayata geçirdik. Alternatif ulaşım koridorlarıyla mesafeleri kısaltırken, vatandaşlarımızın vakitten ve yakıttan tasarruf etmelerini sağladık, karbon salımını azaltarak çevre kirliliğinin önüne geçtik. Hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım imkanı sağlayan projelerimizin bakım çalışmalarını ihtiyaçlar dahilinde 7 gün, 24 saat esaslı sürdürüyoruz.”
İSTANBUL İÇİN HAYAL EDİLEN KÖPRÜLERİN İLKİNİN TEMELİ 1973’TE ATILDI
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, tarihi, siyasi, ticari ve kültürel değerini yüzyıllardır koruyan İstanbul, 15 milyon 655 bin 924 kişilik nüfusuyla Türkiye’nin yüzde 18,34’üne ev sahipliği yapıyor.
Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yarısını gerçekleştiren İstanbul, ülke genelinde toplanan 100 liralık verginin 45 lirasını ödüyor. Sanayi işletmelerinin yaklaşık 3’te birinin bulunduğu İstanbul, Türkiye’de yabancı turistlerin en çok ziyaret ettiği kentler arasında ilk sırada yer alıyor.

Dünyanın sayılı şehirleri arasında bulunan İstanbul, binlerce yıla dayanan tarihiyle de öne çıkıyor.
Türkiye’nin en kalabalık ili olma özelliği taşıyan ve 2023 nüfusuyla 131 ülkeyi geride bırakan megakentte ulaşım tarihin her döneminde öne çıktı.
Geçmişten bu yana birçok medeniyete ev sahipliği yapan kentin iki yakasını bir araya getirme fikri milattan önceye kadar uzanırken, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra hızlı bir kentleşme sürecine girilmesiyle köprü ihtiyacı da arttı.

Bu kapsamda yerleşim yerlerinin büyümesi, göç dalgaları ve trafiğin artmasıyla İstanbul Boğazı için hep bir hayal olan köprülerin yapılması için ilk adımlar atıldı ve 30 Ekim 1973’te Boğaziçi Köprüsü açıldı.
Asya ve Avrupa arasındaki ilk sabit bağlantı olma özelliğini taşıyan Boğaziçi Köprüsü’nün hizmete açılması sonrasında gerek Türkiye’nin ekonomik koşulları gerekse İstanbul çevresindeki hızlı gelişme ve nüfus artışına bağlı olarak günlük ortalama araç trafiği beklentilerin üzerinde hızlı bir artış kaydetti.
Köprü ilk yılında günde ortalama 32 bin 520 araca hizmet verirken, bu sayı 14. hizmet yılında günlük ortalama 130 bin seviyelerine yükseldi. Köprüdeki bu yoğunluk hizmet kalitesini düşürürken, kentte ikinci bir köprünün varlığını zaruri hale getirdi. Böylece Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart’ın “Dünya bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu” sözleriyle ifade ettiği megakentte ikinci bir köprü için 1985’te harekete geçildi.
TEMELİ İSTANBUL’UN FETHİNİN YIL DÖNÜMÜNDE ATILDI
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün temeli İstanbul adına çok anlamlı olan ve kentin fethedildiği günün yıl dönümüne denk gelen 29 Mayıs 1985’te atıldı. Yapım çalışmalarına 4 Aralık 1985’te başlanan köprünün ilk tabliyesi 17 Eylül 1987’de yerine yerleştirilirken, tabliyelerin montajı 4 Şubat 1988’de tamamlandı.
Yapımı için 1100 iş günü öngörülen köprü, taahhüt edilenden 192 gün önce, 29 Mayıs 1988’de tamamlandı ve 3 Temmuz 1988’de hizmete açıldı.
FSM Köprüsü, Boğaziçi Köprüsü’nden 5 kilometre kuzeyde, Boğaz’ın Rumeli yakasında, Hisarüstü ile Anadolu Yakası’nda Kavacık mevkileri arasında yer alıyor.
Yapımının ardından İstanbul’un trafik yükünü hafifleten köprü, kentin modernleşmesine önemli bir katkı sunuyor.
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, halihazırda kentin iki yakasını birbirine bağlayan 4 farklı kara yolu (Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Avrasya Tüneli ve 15 Temmuz Şehirler Köprüsü) alternatifi arasında en çok kullanılan ulaşım projesi olarak öne çıkıyor.
DENİZDEN 64 METRE YÜKSEKLİKTE
Kule ayakları arasındaki orta açıklığı 1090 metre olan köprünün kule temelleri Boğaz’ın iki yakasındaki yamaçlara yerleştirildi, kuleler ise hemen hemen tabliye mesnet seviyesinden başladı.
Köprünün düşey gabarisi denizcilik standartlarına uygun olarak 64 metre olarak belirlenirken, köprü kule temelleri ve ankraj blokları, Avrupa ve Anadolu Yakası’nda devoniyen sistemine ait kireç taşı ve yumrulu kireç taşı formasyonu üzerine inşa edildi.
Yapının iki ucunda, taşıyıcı ana kablolardan gelen çekme yüklerini kaya zemine aktaran planda ise 50×60 metre boyutunda ve 35 metre kadar derinlikte masif betonarme birer ankraj bloku yer alıyor. Ankraj bloklarının içinde kabloların tespit edildiği birer oda yer alıyor.
Toplam genişliği 39,4 metre, tabliye sayısı 62, orta açıklığı 1090 metre, denizden yüksekliği 64 metre, kule yüksekliği 107,1 metre olan köprünün kulelerinin ağırlığı 7 bin tonu buluyor.
2024 yılı Haziran ayında geçen yılın aynı ayına göre; İhracat, %10,6 oranında azalarak 18 milyar 569 milyon dolar, ithalat, %4,1 oranında azalarak 25 milyar 4 milyon dolar, dış ticaret hacmi, %6,9 oranında azalarak 43 milyar 574 milyon dolar olarak gerçekleşti.
2024 yılı Ocak-Haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine göre; ihracat, %2,0 oranında artarak 125 milyar 446 milyon dolar, ithalat, %8,5 oranında azalarak 168 milyar 686 milyon dolar, dış ticaret hacmi, %4,3 oranında azalarak 294 milyar 132 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Açıklamada şöyle denildi:
“2024 yılı Haziran ayında geçen yılın aynı ayına göre; İhracatın ithalatı karşılama oranı 5,4 puan azalarak %74,3 olarak gerçekleşti.
Enerji verileri hariç tutulduğunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı 4,7 puan azalarak %85,8 olarak gerçekleşti.
Enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda ise, ihracatın ithalatı karşılama oranı 8,1 puan azalarak %89,9 olarak gerçekleşti.”
TİM BAŞKANI GÜLTEPE RAKAMLARI DEĞERLENDİRDİ
TİM Başkanı Mustafa Gültepe, dış ticaret verilerine ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, mayısta 24,1 milyar dolarla tüm zamanların aylık rekorunu kıran ihracatın, haziran ayında takvim etkisiyle yüzde 10,6 gerilediğini bildirdi.
Gültepe, “Genel Ticaret Sistemi (GTS) kayıtlarına göre, haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 10,6 daralan ihracatımız 18,6 milyar dolar düzeyinde kaldı. Haziranla birlikte ilk 6 ayı da tamamlamış bulunuyoruz. 6 aylık ihracatımız 125,4 milyar dolara, 12 aylık ihracatımız ise 257,8 milyar dolara ulaştı. 2023 ile kıyasladığımızda 6 aylık ihracatta yüzde 2, 12 aylık ihracatta ise yüzde 2,5 artıdayız.” dedi.
“EN ÇOK İHRACAT YAPAN 5 İLİMİZ İSTANBUL, KOCAELİ, BURSA, ANKARA, İZMİR OLDU”
Hizmet İhracatçıları Birliği’nin çalışmasına göre haziranda hizmet ihracatının 8,7 milyar dolar civarında gerçekleşeceğini öngördüklerini bildiren Gültepe, şunları kaydetti:
“Sektörler özelinde baktığımızda otomotiv 2,6 milyar dolarla ilk sıradaki yerini korudu. Otomotivi, 2,2 milyar dolarla kimya, 1,3 milyar dolarla çelik ve hazır giyim, 1,2 milyar dolarla elektrik-elektronik sektörleri takip etti. Geçen ay 6 sektörümüz ihracatını artırırken, 20 sektörümüzde düşüş kaydedildi. En çok ihracat yapan 5 ilimiz ise İstanbul, Kocaeli, Bursa, Ankara, İzmir oldu.”
“GEÇEN AY 906 FİRMA İLK KEZ İHRACAT GERÇEKLEŞTİRDİ”
Mustafa Gültepe, geçen ay 906 firmanın ilk kez ihracat gerçekleştirdiğini, söz konusu firmaların ihracata 91 milyon dolar katkı sunduğunu söyledi.
Gültepe, “Kilogram birim ihracat değerimiz 1,41 dolar oldu. Parite, geçen ay ihracatımızı negatif etkiledi. Haziran ayında pariteden kaynaklı 38,8 milyon dolarlık kayıp yaşadık.” değerlendirmesinde bulundu.
“İHRACATIMIZDA AB’NİN PAYI HAZİRANDA YÜZDE 43,9 DÜZEYİNDE GERÇEKLEŞTİ”
En çok ihracatın sırasıyla Almanya, ABD, Birleşik Krallık, İtalya ve Irak’a yapıldığını bildiren Gültepe, şunları kaydetti:
“Romanya, Yunanistan ve Bulgaristan’a ihracatta dikkat çekici artışlar kaydettik. En çok ihracat yaptığımız ülke grupları arasında Avrupa Birliği (AB) 8,2 milyar dolarla yine ilk sırada yer aldı. AB’yi 2,8 milyar dolarla diğer Avrupa ülkeleri ile yakın ve Ortadoğu izledi.
Toplam ihracatımızda AB’nin payı haziranda yüzde 43,9 düzeyinde gerçekleşti. Dolayısıyla bu yakın ve bizim için büyük potansiyel barındıran pazardaki rekabet gücümüzü korumanın ihracatımız açısından stratejik önemde olduğunu biliyoruz. İhracat ailesinin çatı kuruluşu olmanın verdiği sorumlulukla, sürdürülebilir üretim başta olmak üzere, Avrupa pazarında ülkemize avantaj sağlayacak konularda firmalarımıza öncülük ediyoruz.”
“İHRACATÇILARIN TALEP, BEKLENTİ VE ÖNERİLERİNİ BAKAN ŞİMŞEK’E İLETTİK”
TİM Başkanı Gültepe, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in vergi paketi konusunda reel sektör temsilcileriyle bir araya geldiği toplantının son derece verimli olduğunu belirtti.
Gültepe, Asgari Kurumlar Vergisi, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamındaki KDV istisnasının devamı, devreden KDV ve ihracatçıların yurt dışı çıkış harcından muaf tutulması başta olmak üzere talep, beklenti ve önerilerini Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’e ilettiklerini bildirdi.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘kenevir üssü’ olarak nitelendirdiği Samsun’da geçen yıllarda düşen kenevir üretimi, fabrikaların kurulması ve sanayide kullanılması ile tekrar artışa geçti. Samsun, Türkiye’de kenevir üretiminde tekrar ilk sıraya yükselirken Samsun Tarım ve Orman İl Müdürü İbrahim Sağlam, il genelinde 253 üreticinin izinli olarak kenevir ürettiğini ifade etti.
“KENEVİRİN SON KALESİ SAMSUN”
Samsun’un kenevir için önemli bir konum olduğunu ifade eden İbrahim Sağlam, “Kenevir, son derece stratejik bir ürün. Kimyadan sağlığa, sağlıktan sanayiye, sanayiden tekstil ve uçak sanayine kadar birçok alanda kullanılabiliyor. Kenevirin son kalesi ilimiz Samsun’dur, 2013 yılında 7 dekara kadar azalan kenevir üretimi 2020 yılında 2 bin 633 dekar alanda tohum 14 dekar alan da lif üretimine sahiptir. 2021 yılında ise 113 dekara kadar gerileyen tohumluk üretimi üreticinin aslında kendir (kenevir) tarımından vazgeçmeyeceğine işaret etmektedir. Bakanlığımızın tarımsal desteklemeler deki münavebe kuralları da dikkate alındığında kenevirin yazlık tarla bitkileri için iyi bir münavebe bitkisi olduğu bilinmekte bu durumda 2022 yılında başlayan yatırımlarla birlikte yine Samsun için öncelikli ürünler arasında olan kenevirde 2024 yılı için 1 Ocak – 1 Nisan’da üretim izini müracaatı alınmış ve 240 üretici bin 650,5 dekar alanda tohum 2 bin 973,1 da lif olmak üzere toplam 4 bin 623,751 dekar alanda üretim gerçekleştirilecek. Havza’da da 13 üretici 255 bin 764 da lif üretecek. Böylece toplam 3 bin 228,9 dekar alanda lif üretilmiş olacak. Toplam üretim alanı da 4 bin 879,5 dekar alana yükselecek. Toplam üretici sayısı 253 kişi olacak bicimde üretim devam etmektedir” dedi.
“YEŞİL ALTININ ÜRETİMİ SAMSUN’DA ARTARAK DEVAM EDECEK”
Kenevirin bazı bitkiler gibi yetiştirilmesinin zor olmadığına değinen Müdür Sağlam, “Bugüne kadar üretime ilgili kurak etkisi dışında belirgin bir sorunla karşılaşılmamıştır. Endüstri ve sanayi bitkisi olan kenevirin Samsun’daki önemi kültürünün bilinmesi, girdi maliyetlerinin ( ilaç, gübre) diğer yazlık ürünlere göre düşük olması, kışlık ürünlerden sonra yetiştiriciliğinin ekolojik olarak uygun olması önemini artırmaktadır. Mamul değil hammadde olan kenevirin sanayisi ile birlikte kıtığı (lif alındıktan sonra kalan çubuk) lifi ve tohumu ile yeşil altın olarak ilimizde tarımı artarak devam edecektir. Ürünün sadece CBD ve THC olarak değerlendirilmesi kenevire haksızlık olacaktır. Kadim zamandan beri tarımı bilinen ürün Samsun için önemli bir katma değerdir. Sözleşmeli tarım modeli ve sanayide değerlendirilmesi ile birlikte (ip, kedi kumu) kenevir iyi bir münavebe bitkisi olarak ilimize ve ülkemize yüksek katma değer sağlayacaktır. İlimizde resmi ya da gayri resmi sözleşmeli tarımda üretim yapılan bitkinin değerlendirme alanlarının çok geniş olması bir katma değerdir ancak özellikle il dışından gelen ya da yurtdışından gelen girişimcilerin diğer ürünleri bırakıp sadece bitkideki metabolitler üzerine yoğunlaşması ve sanki dünyanın her yerinde metabolitlerin (THC – CBD) ilgili çok rahat üretim kullanım ve çalışmalar yapılıyormuş gibi yaklaşımda bulunması ve sosyal medyadaki bilgi kirliliği girişimcileri yanlış yönlendirmektedir. Konuyla ilgili bakanlığın ve sahada denetim yapan yönetmelik kapsamında ki kurumların güncel bilgilerle donatılması önemlidir” diye konuştu.
“70 ÜLKE TARAFINDAN ÜRETİMİ, İTHALATI VE İHRACATI KONTROL ALTINA ALINDI”
Halk arasında kendir olarak bilinen kenevirin dünyadaki birçok ülke tarafından üretim, ithalat ve ihracatının kontrol altına alındığına da değinen Sağlam, şunları söyledi:
“TEK sözleşmesiyle üretimi ithalat ve ihracatı bizimle birlikte 70 ülke tarafından kontrol altına alınan bitkilerden bir tanesi olan kenevir, sanki diğer ülkelerde çok rahat üretiliyor, kullanılıyor, satılıyor, ithalat ve ihracat yapılıyor gibi bir yaklaşımla gelmeleri oldukça yanlıştır. 12 Haziran 2024 tarihinde ilimizde düzenlenen ve sahada çalışan daha önce kenevir yetiştiriciliği hakkında eğitim almayan personele yönelik düzenlenen çalışmada bazı sonuçlar çıkmıştır. Buna göre yetiştiricilik kontrol denetim ve üretici yönlendirme konusunda tecrübe sahibi olan personel mutlaka güncel bilgilerle donatılmalıdır. Bölgede yetiştiriciliği tavsiye ettiğimiz sertifikalı Narlı ve Vezir dışında Vezirköprü popülasyonu mevcut olup bunun dışında farklı çeşitlerin bölgeye girişi kesinlikle engellenmelidir. Dış dölek bitki olan elimizdeki çeşitlerin sertifikalı çeşitler dahil genetik ve morfolojik özellikleri değişebilir. Bu da ileriye dönük sıkıntı oluşturacaktır. Yerel yönetimlerden de destek alınarak tarlaların endüstriyel kenevir olduğu ve uyuşturucu özelliği olmadığı yönünde uyarıcı tabelalarla farklı müdahalelerin önlenmesi sağlanacaktır.”
KRİPTO VARLIKLARA İLİŞKİN YASA RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANDI
Duyuruda, söz konusu düzenleme kapsamında kripto varlıkların alım satımı, takas, transfer ve bunların gerektirdiği saklama hizmeti ile kripto varlıkların veya bu varlıklara ilişkin cüzdandan transfer hakkı sağlayan özel anahtarların saklanması ve yönetimi faaliyetlerinin bir veya birkaçının düzenli uğraşı, ticari veya mesleki faaliyet olarak icra edildiği her türlü ortamın Kanun kapsamına girmekte olduğu, Kanun’da belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında ilgili maddeleri uyarınca işlem tesis edileceği ifade edildi.
Duyuruda, şunlar kaydedildi:
“Düzenleme ile 6362 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 11 inci maddenin birinci fıkrasında, ‘Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyeti yürütenler, yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde, Kurulca belirlenecek belgelerle Kurula başvuruda bulunarak, Kanunun 35/B ve 35/C maddeleri hükümleri uyarınca çıkarılacak ikincil düzenlemelerde öngörülecek şartları sağlayarak faaliyet izni almak üzere gerekli başvuruları yapacaklarına veya müşteri hak ve menfaatlerini zarara uğratmadan üç ay içerisinde tasfiye kararı alacaklarına ve tasfiye sürecinde yeni müşteri kabul etmeyeceklerine dair bir beyan sunmak zorundadır. Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğü sonrasında faaliyete başlamak isteyenler faaliyetlerine başlamadan önce Kurula başvuruda bulunarak ikincil düzenlemelerde öngörülecek şartları sağlayarak faaliyet izni almak üzere gerekli başvuruları yapacaklarını beyan ederler. Bu fıkra kapsamında Kurula yapılan başvurular Kurul internet sitesinde ilan edilir. Tasfiye olacak kuruluşlar bu durumu internet sitelerinde duyururlar, ayrıca müşterilerine elektronik posta, kısa mesaj, telefon ve benzeri iletişim araçları ile bildirirler.’ hükmü yer almaktadır. Bu çerçevede, 2 Temmuz 2024 tarihi itibarıyla kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyetini yürüten ve yürütmeye devam etme iradesi olanların 2 Ağustos 2024 tarihine kadar, gerekli bilgi, belge ve açıklamalarla birlikte Geçici 11 inci maddenin birinci fıkrasına uygun beyanlarını Kurula yazılı olarak sunmalarının zorunludur.”
Duyuruda, 2 Temmuz 2024 tarihi itibarıyla kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyeti yürütmekte olup bu faaliyete devam etme iradeleri olmadığından tasfiye kararı alacak olanların da 2 Ağustos 2024 tarihine kadar, tasfiye kararı alacaklarına ve tasfiye sürecinde yeni müşteri kabul etmeyeceklerine ilişkin beyanlarıyla birlikte gerekli form ile tasfiye sürecini nasıl yürüteceklerine ilişkin açıklamalarını SPK’ya yazılı olarak iletmelerinin gerekmekte olduğu aktarıldı.
Duyuruda, “Bu kapsamda, Kanun uyarınca 2 Ekim 2024 tarihine kadar tasfiye kararı alması gerekecek kuruluşlar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu durumu internet sitelerinde duyururlar, ayrıca müşterilerine elektronik posta, kısa mesaj, telefon ve benzeri iletişim araçları ile bildirirler. Bildirimlerin müşterilere sağlıklı şekilde iletilmesine dair sorumluluk tasfiye olacak kurumlara aittir.” denildi.
Kanunun yürürlüğe girdiği tarih sonrasında ve fakat Kurulca çıkarılacak ikincil düzenlemeler yürürlüğe girmeden önce faaliyete başlamak isteyen kuruluşların da faaliyetlerine başlamadan önce, gerekli bilgi, belge ve açıklamalarla birlikte Geçici 11 inci maddenin birinci fıkrasına uygun beyanlarını SPK’ya yazılı olarak sunmalarının zorunlu olduğu belirtilen duyuruda, şu bilgilere yer verildi:
“Kurula yapılan başvurular, Kurulumuz internet sitesinde yer alan “Kurumlar/Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıları” sekmesi altında “Faaliyette Bulunanlar Listesi” ve “Tasfiye Beyanında Bulunanlar Listesi” olmak üzere iki ayrı liste halinde ilan edilecek olup, güncel listelere https://spk.gov.tr/kurumlar/kripto-varlik-hizmet-saglayicilar adresinden erişilmesi mümkün olacaktır. Eksik veya yetersiz yapılan başvurular “Faaliyette Bulunanlar Listesi”ne dahil edilmeyecektir. Kanun uyarınca Kurulumuzca çıkarılacak ikincil düzenlemeler yürürlüğe girdikten sonra, bu listede yer almayan herhangi bir kuruluş tarafından Kuruldan izin alınmaksızın faaliyet yürütülemeyecektir. Yine bu listede yer alan kuruluşlar da faaliyetlerine devam etmekle birlikte, ikincil düzenlemelerde belirtilecek şartlar dahilinde ayrıca faaliyet izni başvurusu yapacaktır.”
Belirtilen usulde ve belirtilen tarihe kadar SPK’ya başvuru yapmamış olanlar hakkında Kanun’un 99/A ve 109/A maddeleri hükümleri uyarınca işlem tesis edilebileceği belirtilen duyuruda, şunlar kaydedildi:
“Tasfiyeye gitmeyi tercih eden ya da belirlenen süre içerisinde Kurula başvuru yapmayan kuruluşlarda hesapları bulunan müşterilerin transfer taleplerinin bu kuruluşlarca yerine getirilmemesi 109/A maddesi kapsamında izinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyeti suçunu oluşturacak olup, bu kişilerin üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılabileceğinin hatırlatılmasında fayda görülmektedir. Kanun’un 99/A maddesinin birinci fıkrasında ‘Yurt dışında yerleşik platformlar tarafından Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik faaliyette bulunulması ya da Kurulca yapılacak düzenlemeler kapsamında kripto varlıklara ilişkin yasaklanmış bir faaliyetin Türkiye’de yerleşik kişilere sunulması da izinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı sayılır. Yurt dışında yerleşik platformlar tarafından Türkiye’de iş yeri açılması, Türkçe internet sitesi oluşturulması, sunulan kripto varlık hizmetlerine ilişkin olarak doğrudan ve/veya Türkiye’de yerleşik kişi ya da kurumlar aracılığıyla tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinde bulunulması durumlarından herhangi birinin varlığı hâlinde faaliyetlerin Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik olduğu kabul edilir. Faaliyetlerin Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik olduğunun tespitine ilişkin ilave kıstaslar Kurul tarafından belirlenebilir.’ hükümleri yer almaktadır. Bu çerçevede, yurt dışında yerleşik kripto varlık hizmet sağlayıcılar Kanun’un 99/A maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şekilde Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik faaliyetlerini en geç 2 Ekim 2024 tarihine kadar sonlandırmak zorundadır. Bu tarihten sonra, belirtilen şekilde Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik faaliyette bulunmaya devam edenler hakkında Kanun’un 99/A ve 109/A maddesi hükümleri uygulanacaktır.”
Duyuruda, müşterilerin kripto varlıkları nakde veya nakdi kripto varlığa çevirebilmelerine ve kripto varlıkların transferinin gerçekleştirilmesine imkan veren Türkiye’de yerleşik ATM ve benzeri elektronik işlem cihazlarının faaliyetlerinin de en geç 2 Ekim 2024 tarihine kadar sonlandırılması gerektiği belirtilerek, bu tarihten sonra faaliyette bulunmaya devam edenler ve buna imkan sağlayanlar hakkında Kanun’un 99/A ve 109/A maddesi hükümleri uygulanacağı aktarıldı.
Her iki uygulama da katılımcıları sistemde daha uzun süre tutmayı amaçlarken, katılımcıların BES’teki birikimlerini kullanabilmesini ve nakit ihtiyaçlarının giderilmesini sağlıyor. Gelin, bu uygulamaların neler olduğuna ve benzerlikleri ile farklılıklarına bir bakalım…
56 YILLIK YATIRIM YOLCULUĞU
BES’te 18 yaş altının sisteme alınmasıyla ülkemizde ilk defa 56 yıl sürecek bir yatırım yolculuğu başladı. Dile kolay, yarım asırdan fazla. İnsan hayatı bu, inişleri çıkışları, gelirleri, giderleri var. 56 yıl boyunca sisteme katkı payı ödemek ama BES’te oluşan birikimlerden faydalanamamak, katılımcıları endişelendiriyordu. Ya, nakit ihtiyacım olursa; ev, araba alırken nereden para bulacağım gibi sorular, katılımcıların BES’e temkinli yaklaşmasına, zaman zaman da uzak durmasına neden oluyordu. Bu sorular genellikle BES’te birden fazla sözleşme yaparak aşılmaya çalışılıyordu. Bir sözleşme ev alımı için, bir sözleşme çocuğun okulu için, bir sözleşme acil ihtiyaçlar için gibi. Ama bu katılımcı ev alırken veya çocuğunun okulu için yaptığı birikimi kullanmak istediğinde, sözleşmesini sonlandırmak zorunda kalıyor, buradaki bütün birikimi alarak sistemden çıkıyordu. Bu da bir taraftan sistemin hedefleriyle uyuşmuyor, diğer yandan devlet katkılarından tam olarak faydalanılamadığı, kesinti ödendiği ve yüksek oranlı stopaj dolayısıyla katılımcıların şikâyetlerine neden oluyordu. İşte BES’te yeni başlayan iki uygulama, bu sorunlara çare olması amacıyla tasarlandı.
BİRİKİMLER KARŞILIĞI KREDİ
1 Temmuz 2024 tarihinden itibaren hem gönüllü BES hem de OKS tarafındaki sözleşmeler, bankalarda teminata kabul edilerek, kredi kullanmak mümkün olabilecek. Böylece hem katılımcının birikimleri teminat için kurulan özel fonlar aracılığıyla sistem içinde kalmaya ve değerlenmeye devam edecek, hem de katılımcı bankadan uygun faizlerle kredi kullanabilecek. Dolayısıyla ödenen kredi faizinin bir kısmı bu fonlardan elde edilen getirilerle karşılanmış olacak, katılımcı birikimlerini alarak sistemden ayrılmak zorunda kalmayacak ve sistemdeki kazanılmış haklarını korumaya devam edecek. Bu uygulama katılımcıların acil ihtiyaçlarının giderilmesini sağlayacak ama aynı zamanda BES’teki birikimler de sistemde değerlenmeye devam edecek. Özellikle sistemin avantajlarından faydalanmak için çok önemli olan ‘başlangıç tarihinden kaynaklanan’ haklar korunacak.
KISMİ ÖDEME HAKKI
Yine 1 Temmuz 2024 tarihinde uygulamaya başlayacak olan kısmi ödeme hakkı, katılımcıların belli koşullarla sistemdeki birikimlerinden faydalanmasını amaçlıyor. Nedir bunlar? Başta afet durumları olmak üzere, evlilik, konut alımı ve üniversite eğitimi nedeniyle BES’teki birikimlerden çekim yapılabilecek. Ayrıca afet durumu hariç olmak üzere bu haktan faydalanmak üzere sistemde en az 5 yıl tamamlamış olmak ve en az beş aylık brüt asgari ücret tutarında bir katkı payı ödemek gerekiyor.
UYGULAMALARIN FARKLARI
1- Gönüllü BES tarafındaki sözleşmeler her iki uygulamadan da faydalanabilirken, OKS tarafındaki birikimler karşılığında bankalardan kredi kullanılabilecek ama OKS sözleşmesi olan çalışanlar, kısmi ödeme hakkından faydalanamayacak.
2- Kısmi ödemede devlet katkılarının da bir kısmı kullanılabilecek. Ama birikimler karşılığında kredi kullanırken katılımcı sadece kendi birikimlerini teminata verebilecek, devlet katkılarını kullanamayacak.
3- Birikimler karşılığında kredi kullanırken herhangi bir koşul aranmıyor. Sadece kredi tutarının en az %20 fazlasının teminata alınması gerekiyor. Hâlbuki kısmi ödemede katılımcının sistemde en az beş yılı tamamlaması ve en az 5 brüt asgari ücret tutarında katkı payı ödemiş olması gerekiyor.
4- Kısmi ödeme almak için sistemden an az 3 yıl ayrılmayacağına dair taahhütte (eğitim için 4 yıl) bulunmak gerekiyor. Birikimler karşılığında kredi kullanırken ise taahhüt istenmiyor ama kredi borcu kapanana kadar katılımcının sistemden çıkışına da izin verilmiyor.
5- Katılımcı doğal afet, evlilik, konut ve eğitim nedenleriyle birer kez talepte bulunabiliyor. Her beş yılda bir, farklı bir nedenle kısmi ödeme alınabiliyor. Hâlbuki BES birikimleri karşılığında kredi kullanabilmek için herhangi bir bekleme süresine gerek yok. Katılımcı kredi borcunu kapattıktan sonra tekrar BES birikimlerini teminat göstererek kredi kullanabilir.
6- Kısmi ödeme hakkının kullanımı sistem dışına para çıkması anlamına gelirken, birikimler karşılığında kredi kullanımında teminattaki birikimler, sistem içinde kalarak değerlenmeye devam ediyor.
UYGULAMALARIN BENZERLİKLERİ
1- Hem BES birikimleri karşılığında kredi kullanımı uygulaması hem de kısmi ödeme uygulamasının hedefi katılımcıyı sistemde daha uzun süre tutmak.
2- Gerek BES birikimleri karşılığında kredi kullanımı, gerekse de kısmi ödeme hakkının kullanımında üzerinde haciz ve rehin olan sözleşmeler ile işveren grup emeklilik sözleşmeleri talepte bulunamayacak. BES birikimleri karşılığında kredi kullanılan sözleşme kısmi ödeme talebinde bulunamazken, kısmi ödeme talebinde bulunan sözleşmelerdeki birikimler, bankalarda teminat olarak gösterilemeyecek.
3- Her iki uygulama da katılımcıların tüketim ihtiyaçlarının karşılanması hedefini taşıyor. Dolayısıyla her iki uygulamanın yoğun kullanımında kamunun enflasyonla mücadelesine ket vurabilir.
4- Her iki uygulama da aşırı kullanımda bireysel emeklilik sisteminin büyüyememesi, güdük kalması, ekonomide beklenen faydaları sağlayamaması gibi sonuçlar doğurabilir.


Borsada bir süredir devam eden satış baskısı Mehmet Şimşek’in “Bu pakette değil ama belki bir sonraki pakette borsa kazançlarının vergilendirilmesini çalışıyoruz.” ifadesiyle günlük kayıp yüzde 2,5’in üzerine çıktı. Satış yapanlara baktığımızda yabancı işlemlerinin ağırlık bulduğunu görüyoruz. Yabancı çıkışı devam ediyor.


Yabancı, satarken emeklik fonları alıyor
Yabancıların satışlarını emeklilik fonları karşılıyor. Ancak bu alımlar çok güçlü gelmiyor. Endeksin gün içerisinde yüzde 2,5’in üzerinde gerilemesi de bunu teyit eder nitelikte. Satış baskısının güçlü olması endeksin gerilemesinde etkili oldu. Düşüş yönündeki satışların derinleşmesi beklenmemeli. Konjonktür piyasadan yana. Hisselerdeki kısa süreli gerilemeler bir süre sonra alıcıların yeniden güçlenmesini sağlayacaktır. Endeks zayıf ve hacimsiz bir seyirde taban oluşturmaya çalışacaktır.
PİYASALARIN NABZI
Borsada yatırımcıların radarında hangi hisseler var?
YÜKSELİŞTEKİLER
●Fenerbahçe Futbol (#FENER): 7 gündür sürekli yükseliyor. Son bir ayda %52,97 yükseldi.
●T.Tuborg (#TBORG): 4 gündür sürekli yükseliyor. Bir ayda %10,06 ve bir yılda %219 yükseldi.
●Nurol GMYO (#NUGYO): 3 gündür yükseliyor. Bir ayda %19,56 yükseldi.
●Galatasaray Sportif (#GSRAY): 3 gündür yükseliyor. Son bir ayda %14,23 yükseldi.
●Göknur Gıda (#GOKNR): 3 gündür yükseliyor. Bir ayda %28,33 yükseldi.
DÜŞÜŞTEKİLER
●Agrotech Teknoloji (#AGROT): 7 gündür sürekli düşüyor. Son bir ayda %24,20 geriledi.
●İdealist GMYO (#IDGYO): 5 gündür sürekli düşüyor. Son bir ayda %12,91 geriledi.
●Bayrak Taban Sanayi (#BAYRK): 5 gündür sürekli düşüyor. Son bir ayda %41,13 geriledi.
●Good-Year (#GOODY): 3 gündür sürekli düşüyor. Son bir ayda %23,64 geriledi.
●Politeknik Metal (#POLTK): 3 gündür sürekli düşüyor. Son bir ayda %50,06 geriledi.
NE OLDU?
●İstanbul’da perakende fiyatlar Haziran›da %3,42 arttı.
●Seğmen Kardeşler halka arz büyüklüğü 1,05 milyar TL oldu.
●Karşılıksız çek adedi %33,2 azaldı.
●Sony Group, kripto para birimi ticaret platformu Amber Japan’ı satın aldı.
●Yoksulluk sınırı Haziran’da 61.820 TL oldu.
NE OLACAK?
●Euro Bölgesi TÜFE (Haziran) verisi açıklanacak.
●12:00, Euro Bölgesi İşsizlik Oranı (Haziran) açıklanacak.
●16:30, Powell ve Lagarde ekonomik değerlendirme konuşması yapacak.
●17:00, ABD JOLTS Açık İş Sayısı (Mayıs) verisi duyurulacak.
●3 Temmuz’da enfl asyon verisi açıklanacak.
ZEYNEP’E SOR / HEDGE FONU MU, YATIRIM FONU MU?
Hedge fonu; agresif yaklaşım, yüksek getiri potansiyeli, esneklik, profesyonel yönetim, çeşitlendirme. Yüksek risk, yüksek yönetim ücreti, likidite kısıtlamaları, sınırlama eksikliği.
Yatırım fonu; çeşitlendirme, profesyonel yönetim, likidite, günlük işlem yapabilme, düşük giriş engeli. Yönetim ücreti, daha sınırlı getiri potansiyeli, piyasa riskine bağımlılık, sınırlama.
Gelirindeki artış sürüyor. İlk çeyrekte maliyetleri azaltmayı başardı. Ortaklar ise satış yaptı
Kontrolmatik geçen yıla göre azalsa da aldığı işleri paylaşmaya devam ediyor. Ancak talep azalmasını ve fiyatın düşmesini anlamlandıramıyorum. Gözden kaçırdığım nedir?/Dilek Palaoğlu
Dilek, bir şirketin gelir ve kârını artırması arzu edilen bir durumdur. Firma, yeni iş alabildiği ölçüde hedefini gerçekleştirir. Ancak yeni iş alımlarının ülkenin genel ekonomik gelişim ve içinde yer aldığı sektörle doğrudan bağlantısı olduğunu da göz ardı etmemelisin. Bazı yıllarda alınan iş ya da siparişlerde düşüş yaşansa da önemli olan şirketin uzun vadede büyüme perspektifini koruyabilmesidir. Bunu da şirketin içinde yer aldığı sektörün büyümesini takip ederek gözlemleyebilirsin. Kontrolmatik, enerji sektöründeki mühendislik hizmetleriyle öne çıkıyor.
Şirket, büyüyen gelir yapısı ile dikkat çekiyor. Geçtiğimiz yıl kârın düşmesinde maliyetlerin hızlı artması etkili olurken 2024’ün ilk çeyrek döneminde toparlandı. Gelirlerindeki artış korunurken kârın büyümesi olumlu olarak değerlendirilmeli. Bu yılın ilk çeyreğinde maliyetleri kontrol altına aldığı görülüyor. Bununla birlikte hissenin fiyatı, şubat ayında test ettiği 314,50 TL’nin ardından geriledi. İki büyük ortağı ise bir payı 170 TL’den olmak üzere 6 milyon adet hisseyi özel emirle sattı. Gelir ise faizsiz olarak firmaya borç verilecek. Satış ağırlıklı piyasada alıcılar mesafeli duruyor.
Çelik sektörü genişliyor. Sektörün önemli oyuncusu bu büyümeden yararlanmasını bilecektir
Ereğli Demir Çelik ile alakalı bazı yabancı aracı kurumlar neden sürekli “sat” önerisinde bulunuyor. Ereğli hakkındaki beklentiniz nedir?/Gürol Yıldız
Gürol, aracı kurumlar farklı gerekçelerle hisselerde alım ya da satım tavsiyesinde bulunabilir. Yatırımcılar, bilgilenme kaynaklarından biri olarak aracı kurumların raporlarından istifade etmelerinde yanlışlık yok. Ancak bu raporlarla bağlı kalınması istenen sonuçları her zaman getirmeyeceğini de göz ardı etmemeli. Bunun ana nedeni aracı kurumların değerlendirmede bulunurken farklı gerekçelerle hareket edebilme olasılıklarıdır. Kimi zaman da piyasadaki genel yaklaşımdan kopmama kaygısı da olabilmekte. Oysaki değerlendirme çok basit. Bakman gereken şirketin büyüyüp büyümediğidir.
Ereğli Demir Çelik, geçtiğimiz yıl zor bir süreç geçirirken kâr etmesini bildi. Bu yılın ilk çeyreğinde ise daha güçlü bir ivme sergiledi. Satışlarında %89’luk bir artış gerçekleştirirken dönem sonunda net kârını 5,6 milyar TL’ye çıkardı. Merkezi Brüksel’de bulunan Dünya Çelik Birliği (Worldsteel) verilerine göre mayıs ayında Türkiye’de ham çelik üretimi %11,6 artışla 3,2 milyon tona çıktı. Yılın ilk beş ayında ise toplam miktar 15,5 milyon ton oldu. Veriler sektörde büyümenin sürdüğünü yönelik. Genişleyen sektörde önemli bir aktör konumundaki Ereğli’nin de büyümesi olağan görülmeli.
YATIRIM FONLARI

Yılbaşından bu yana yatırımcı sayısı en fazla artan fonlarda aynı dönemde getiriler yüzde 26,09 ile yüzde 84,67 arasında değişti. Yatırımcı sayısı artan fonlar ağırlıklı olarak para piyasası fonları ancak bunlar içerisinde yüzde 84,67 oranındaki getiri ile İş Portföy Sürdürülebilirlik Hisse fonu öne çıktı.
YATIRIM ARAÇLARI

EMEKLİLİK FONLARI

Son dönemde yatırımcı sayısı artan ve portföy değeri yüksek olan emeklilik şirketleri dikkat çekiyor. İşte öne çıkan bazı fonlar ve performansları: AgeSA Hayat ve Emeklilik Sürdürülebilirlik Hisse Senedi EYF (GFH). Yılbaşından bu yana %24,93 getiri sağlayan bu fon, son bir yılda %99,86 oranında yükselerek 2 milyar 880 milyon TL portföy değerine ulaştı. Yatırımcı sayısında %70 artış yaşandı. Anadolu Hayat Emeklilik Teknoloji Sektörü Hisse Senedi EYF (BHT); yılbaşından bu yana %2,88 getiri sağlarken, son bir yılda %120,22 oranında yükseldi. Portföy değeri 2 milyar 600 milyon TL ve yatırımcı sayısında %84 artış kaydedildi.
DÖVİZ PİYASASI
Dolar/TL ve DXY’nin Seyri

Dolar kuru 32,67 ve Dolar Endeksi DXY 105,62 seviyesinde bulunuyor. Dolar Endeksi yüzde 0,22 gerilemesine rağmen 105’in üzerindeki seyrini koruyor. Dolar/TL ise içerisinde hareket ettiği yatay batta seyrini sürdürüyor. DXY 105’in üzerindeki seyrini korudukça Dolar/TL de 32,5’in üzerindeki seyrini koruyacaktır.
TAHVİL
Deniz Faktoring, %60,64 yıllık bileşik faizden bono ihraç etti
Deniz Faktoring, 28 Haziran 2024 günü finansman bonosu ihraç etti. Toplam tutarı 380.000.000 TL olan bononun, yıllık basit faizi %51,50 olurken, bileşik faizi de %60,64’e denk geliyor. Tek kupon ödemeli bono 126 gün vadeli olup ödeme tarihi 1 Kasım 2024 olarak belirlendi. Kupona isabet eden faiz oranı da %17,78 olacak.
%51,50 YILLIK BASİT FAİZ
Diğer taraftan 28 Haziran tarihli Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) 52,65 seviyesinde bulunuyor. Deniz Faktoring’in çıkardığı bononun yıllık %51,50 basit faiz oranı, TLREF’in 1,15 puan altında bulunuyor. Şirketin önermiş olduğu faiz oranı, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında kendisi için cazip bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Bono piyasada TRFDZFKK2418 ISIN kodu ile işlem görecek.
ŞİRKET PANOSU / Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?
ÖZYAŞAR TEL
Avrupa’dan yüksek katma değerli ürün siparişi alıyor. Hissenin fiyatı ise halka arzın altında

Özyaşar Tel, Arnavutluk’ta faaliyet gösteren iştiraki CWI Albanıa üzerinden 991.000 euro tutarında sipariş aldı. Tutar güncel kurdan yaklaşık 34,75 milyon TL’ye denk geliyor. Şirket daha önce de Avrupa’da faaliyet gösteren bir müşterisinden yaklaşık 933.793 euro tutarında sipariş aldığını bildirmişti. Söz konusu siparişin tutarı ise yaklaşık 32.950.660 TL olarak açıklandı. Her iki sipariş yüksek katma değerli ürün grubu içinde yer aldığı belirtildi. Teslimatlar temmuz ayı içinde gerçekleştirilecek. Geçtiğimiz mayıs ayında 28 TL’den halka açılan şirket, ilk günlerde yükselse de şimdilerde halka arz fiyatının altında işlem görüyor. Alıcı ilgisi zayıf kaldı.
MANAS ENERJİ
İGDAŞ’ın ihalesine kısmi katıldı. 19 kalemde en iyi teklifi verdi. Gelirini daha da güçlendirmeli

Manas Enerji, İGDAŞ tarafından açılan «Doğalgaz Sayacı Alımı» ihalesine kısmi teklifl e katıldı. Şirket, 32 kalemden oluşan ihalede 26 kaleme fiyat verirken bunların 19’unda en uygun teklifin sahibi oldu. Söz konusu 19 kalemin toplam bedeli, KDV hariç 121.271.973 TL olarak açıklandı. Şirket, henüz ihale sürecinin devam ettiğini ve ihale komisyon kararının beklendiği bilgisini paylaştı. Manas Enerji’nin nisan ayından bu yana aldığı işlerin toplam tutarı ise bu yeni iş dahil 240 bin dolar ve 132,4 milyon TL. Firma bu yılın ilk çeyreğinde ise gelirini %3 gerileterek 75,45 milyon TL’ye düşürdü. Mevcut alınan işlerin 2023 yılı satışlarına oranı ise yaklaşık %51 seviyesinde bulunuyor.
CW ENERJİ
Yeni güneş enerjisi santrali işi için anlaşmaya vardı. Haziran ayında dört yeni sipariş aldı

CW Enerji, yurt içinde yerleşik bir müşterisiyle çatı tipi güneş enerjisi santrali kurulumu için kdv hariç 1.316.000 dolara anlaşmaya vardı. Sözleşme tutarı güncel kurdan 43.219.677 TL’ye denk geliyor. Proje, yılın son çeyreğine kadar tamamlanacak. Yeni iş ilişkisi bedeli, şirketin 2024 ilk çeyrek cirosuna oranı yaklaşık %2 seviyesinde bulunuyor. Bu işle birlikte haziran ayında açıklanan dört anlaşmanın toplam tutarı 8.804.000 dolar oldu. Şirketin açıkladığı üç aylık mali tablolarında ise net geliri %20 azaldı ve 2,48 milyar TL’ye düştü. Dönem sonunda da azalan gelir etkisini gösterirken net dönem kârı %59 düşüşle 121,97 milyon TL’ye indi.
ŞEKERBANK
Bankanın ortaklık yapısı değişecek. Devir için öncelikle BDDK’nın onayının alınması gerekiyor

Şekerbank’ın büyük ortaklarından SamrukKazyna Invest, sahibi olduğu ve bankanın sermayesinin %12,06’sına denk gelen payı İlbak Holding’e satma konusunda anlaştı. Devir işlemi, diğer koşulların yanı sıra öncelikle BDDK’nin onayına bağlı olacak. Satış bedeli hakkında ise ek bir açıklama yapılmadı. Samruk-Kazyna Invest’in %12,06 payı haricinde Şekerbank’ın halihazırda sermayesinin %30,64’ü Personel Munzam Yardım Vakfı’na ve %6,69’u da Personel Vakfı’na ait bulunuyor. Yüzde 50,6 pay ise %5’in altındaki ortakların elinde bulunuyor. Banka son açıkladığı 2024 üç aylık mali tablolarında faiz gelirlerini %98 artırarak 4,78 milyar TL’ye çıkardı. Dönem sonu kârını da büyüttü.
MİA TEKNOLOJİ
Avrupa Komisyonu’nun fonundan yararlanmak için İspanyol firma ile ortak proje geliştirecek

Mia Teknoloji’nin %100 iştiraki olan Tripy Mobility, İspanyol şirketi Futuro Perfecto Innovacion ile bir proje için iş birliği yapacak. Avrupa Komisyonu tarafından fonlanan ve Horizon Europe Çerçeve Programı kapsamında bir proje başvurusu yapılacak. Proje, taşımacılık altyapısının performansını iyileştirmeyi hedefl eyen yenilikçi dijital araçlar ve çözümler üzerine odaklanacak. Başvuru sonuçları, başvuru tarihinden yaklaşık üç ay sonra açıklanacak. Tripy Mobility’nin koordinatörlüğünde ilerleyecek projenin, 5.000.000 euro değerinde fonlanacak üç projeden biri olarak seçilmesi hedefl eniyor. Proje, İzmir, Barcelona ve Montreal’de yürütülecek saha çalışmalarını içeriyor.
Kurumsal sağlam bir yapı oluşturduktan sonra yurt içi ve yurt dışında şubeleşerek, hizmet yelpazemizi genişletmek istiyoruz. Buna bağlı olarak da sağlık ihracatına ilk yılda 10 milyon dolar, 5 yıl içerisinde yeni yapılacak yatırımlar ile 25 milyon dolarlık katkı sağlamayı hedefliyoruz” dedi.
10 estetik ve plastik cerrahi uzmanının ortaklığı ve gözetiminde, etik ilkeler ve bilimsel veriler ışığında kurulan Orion Surgery Center, 9 ameliyathanesi, 50 gözlem odası ve 13 saç ekim ünitesi bulunan merkezinde hasta kabulüne başladı.
Hasta sağlığı ve güvenliğini merkeze koyan bir anlayışla tasarlanan ve ülkemizin sağlık sektöründe yeni bir soluk olması amacıyla hayata geçirilen Orion Surgery Center’da plastik cerrahinin yanı sıra saç ekimi ve tedavileri, medikal estetik, diş estetiği ve IV terapi hizmetlerinin de verildiği ileri teknolojik donanımıyla yeni nesil sağlık hizmeti gerçekleştiriliyor.
Aralarında Prof. Dr. Kemal Uğurlu, Doç. Dr. Murat Sarıcı, Doç. Dr. Candemir Ceran, Op. Dr. Tamer Şakrak, Op. Dr. Gökhan Haytoğlu, Op. Dr. Arda Katırcıoğlu, Op. Dr. Metin Kerem, Op. Dr. Mahmut Özgül, Op. Dr. Soner Tezcan ve Op. Dr. Serkan Sabancıoğullarından’ın bulunduğu kendi alanında uzmanlaşmış, kariyer ve deneyim sahibi 10 uzman hekim tarafından kurulan Orion Surgery Center, yerli hastaların yanı sıra İstanbul’a ulaşımı sağlayabilecek tüm coğrafyalardan hasta kabul edebiliyor. Yurt dışından gelen hastalar aracılığıyla ilk yılında sağlık ihracatına 10 milyon dolarlık katkı sağlamayı amaçlayan merkez, yeni yapılacak yatırımlarla bunu 5 yıl içerisinde 25 milyon dolara çıkarmayı hedefliyor.

“MAGAZİNSEL DEĞİL BİLİMSEL BİR YER İNŞA ETTİK”
Orion Surgery Center Yönetim Kurulu Başkanı Op. Dr. Tamer Şakrak, dünyada insan ömrünün uzaması ve sosyoekonomik şartların artması neticesinde insanlarda genç kalma, gençleşme ya da daha güzel olma arzusu çok güçlü şekilde ortaya çıktığını ve estetik sektörünün gereksiz ticarileştiğini ifade etti.
Hatta bazen insan sağlığının dahi göz ardı edilebildiğini belirten Şakrak, bu nedenle mesleğinde uzmanlaşmış ve kariyer sahibi 10 plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrah olarak bir araya geldiklerini söyledi. “Kendimizi mesleğimize, ülkemize ve tüm insanlığa karşı sorumlu hissediyoruz. Bir doktor gözüyle insan odaklı, güven ve kalitenin vazgeçilmez olduğu ve magazinsel değil bilimsel bir yer inşa ettik.
Orion Surgery Center’da ameliyat yapacak hekimler için ortak bir veri tabanı oluşturmak, ameliyat öncesi, sırası ve sonrasında gerek uygulanan yöntem gerekse bu yöntemlerin orta uzun vadede etkisinin takip edileceği bir sistem kuruyoruz. Böylece çok hekimli bu yapıda kısa zamanda dev bir dataya sahip olarak bu deneyimi bilimsel platformlarda paylaşmak istiyoruz. Yeni uzman meslektaşlarımızın özellikle eğitim vakalarında ve gözlem altında pratik yapmalarını sağlamak diğer bir amacımız” diyen Şakrak, temel misyonlarının ise Türkiye’ye sağlık turizmi alanında ulaşılması zor bir prestij kazandırmak olduğunu ifade ediyor.
Koruyucu ailelerin, çocukların hayatlarına dokunarak, sağlıklı ve mutlu birer birey olarak yetişmelerini sağladıklarını belirten Göktaş, himayeleriyle “Gönül Elçileri Projesi”ne destek olan Emine Erdoğan’a şükranlarını sundu.
Dünyayı güzelleştiren yegane şeyin çocukların tebessümü olduğunu dile getiren Göktaş, çocukların geleceğin teminatı, yarınların umudu olduğunu anlattı.

Bakan Göktaş, şöyle devam etti:
“Aileyi yuva yapan çocuk sevgisi, çocuk neşesidir. Hepimizin hayatına mucizevi bir ahenk katan çocukların, aile ve toplum yapısını kuvvetlendiren eşsiz bir rolü bulunmaktadır. Bu anlamda, Bakanlık olarak, çocuklarımızın güvenli ve sevgi dolu bir aile ortamında büyümeleri için elimizden gelen tüm gayreti gösteriyoruz. Koruyucu ailelerimizin desteğiyle, milletimizin bizlere emaneti olan çocuklarımızı büyük bir özenle yetiştiriyoruz. Tam bu noktada çocukların iyi yetiştirilmesinin, toplumsal kalkınmanın önemli bir kriteri haline geldiğini özellikle vurgulamak isterim. Bu kapsamda koruyucu aile hizmetimiz, Toplum Kalkınmasında Gönül Elçileri Projesi ile çalışmalarımızın merkezinde yer alıyor.”
“TEMEL HEDEFİMİZ ÇOCUKLARIMIZIN EŞİT FIRSATLARDA HAYATA HAZIRLANMASINI SAĞLAMAK”
Bakan Göktaş, Gönül Elçileri Projesi’nde gönül elçilerinin koruyucu aileler ile koruma altındaki çocukların buluşma sürecinde, büyük bir sosyal sorumluluk üstlendiğine dikkati çekti.
Bu hizmet modeliyle temel hedeflerinin çocukların eşit fırsatlarda hayata hazırlanmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Göktaş, sosyal devlet anlayışıyla başlatılan bu projede 12 yılı geride bıraktıklarını aktardı.
Göktaş, 2002’de 500 koruyucu ailenin 515 çocuğun bakımını üstlendiğini, bugün ise 8 bin 263 koruyucu ailenin 10 binin üzerinde çocuğun bakımını sağladığını hatırlattı.
Koruyucu ailelerin yanına yerleştirilen her çocuk için sağlık, bakım ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamak üzere ailelere destek sağladıklarına işaret eden Göktaş, akraba koruyucu aile modeliyle, çocukların sosyal çevrelerinden kopmadan, büyümelerine aracılık ettiklerini dile getirdi.
Koruyucu ailelerin sunduğu sıcacık yuvanın hasta ve engelli çocukların tedavisi ve rehabilitasyonu için de önemine vurgu yapan Göktaş, “Bu kapsamda özel gereksinimli 1120 çocuk ile 732 yabancı uyruklu çocuğumuzun koruyucu aile yanında bakımını sağlıyoruz. Sizlerin desteğiyle yürüttüğümüz sosyal çalışmalarla ‘güçlü birey, güçlü aile, güçlü Türkiye’ hedefimize doğru emin adımlarla ilerliyoruz.” diye konuştu.

“MODELİMİZ ULUSLARARASI KURUMLAR TARAFINDAN TAKDİR ALAN BİR PROGRAM HALİNE DÖNÜŞTÜ”
Göktaş, geçen yıl UNICEF işbirliğinde Türkiye’de Koruyucu Aile Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında, koruyucu aile hizmeti için ulusal bir plan geliştirdiklerini belirterek, bu planla ailesinden ayrı düşmüş, refakatsiz mülteci çocuklar ve engelli çocuklara yönelik özel çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.
Aynı zamanda geçici koruyucu aile sisteminin 30 pilot ilde uygulamasını başlattıklarını anlatan Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şunu gururla ifade etmek isterim; bugün koruyucu aile hizmet modelimiz uluslararası kurumlar tarafından takdir alan bir program haline dönüştü. Bu kapsamda Azerbaycan ile koruyucu aile hizmet modelinin hayata geçirilmesi için ortak çalışmalar yürütüyoruz. Aynı zamanda Özbekistan’da da bu hizmet modelinin hayata geçirilmesi için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Bunun yanı sıra bu yıl gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesiyle ‘Dünyanın Gönül Elçileri’ temasıyla bir toplantı gerçekleştireceğiz. Atılan bu adımlarla koruyucu aile hizmetimizi ve uygulamalarını bütün dünyaya anlatacağız.”
“ÜLKEMİZİN ŞEFKAT VE MERHAMET ŞEMSİYESİNİ GENİŞLETECEĞİZ”
Koruyucu aile olma yolculuğunun iniş ve çıkışlarının farkında olduklarını ancak bir çocuğun yüzünde görülen gülümsemenin tüm çabaların en büyük ödülü olduğunu dile getiren Göktaş, koruyucu ailelere, “Sizlerin sayesinde çocuklarımız, yaşamlarının en hassas dönemlerinde, güvende olduklarını bilerek büyüyorlar.” dedi.
Bakanlık olarak, koruyucu aile hizmetini güçlendirmek için çalışmaları sürdüreceklerini vurgulayan Göktaş, şunları kaydetti:
“Sizlerin yanında olmaya, çocuklarımızın en iyi koşullarda büyümesi için gerekli tüm imkanları sağlamaya devam edeceğiz. Attığımız güçlü adımlarla ‘çocuklarımıza kalbimizle bağlıyız’ diyen binlerce aileyle ülkemizin şefkat ve merhamet şemsiyesini genişleteceğiz.
Her geçen gün daha fazla çocuğumuzun koruyucu ailelerimiz refakatinde büyümesinden büyük bir mutluluk duyuyoruz. Bu kapsamda bu yıl bir ilki gerçekleştiriyoruz. Birazdan koruyucu aile sayısı yüksek olan ilk üç ilimizin gönül elçilerine ödüllerini takdim edeceğiz. Ayrıca koruyucu aile hizmet modelimize yönelik bir farkındalık kampanyası başlattık. 2 ay sürecek bu kampanya ile gönüllülüğü yaygınlaştırmayı hedefliyoruz.”
İsrail ile Hamas arasında 7 Ekim‘de başlayan ve hala devam eden savaş Orta Doğu‘da gerilimi arttırdı. ABD başta olmak üzere Avrupa ve dünyanın pek çok ülkesi yaşanan savaştaki tarafını İsrail’den yana kullanırken İsrail’in Lübnan’a saldırıları bölgedeki büyük savaş tehlikesini artırıyor. Türkiye başta olmak üzere ABD, Almanya ve Sırbistan gibi ülkelerden bölgede daha geniş kapsamlı bir savaşa ilişkin uyarılar gelirken Alman gazetesi Bild’in iddiası ortalığı karıştırdı.
Orta Doğu‘da büyük savaş riskinin artması ve İsrail’in Lübnan‘a olası bir saldırı düzenlemesinin bölgesel ve küresel bir savaşı tetikleyeceğinin açıklanmasının ardından Bild, İsrailli kaynaklardan aldığı bilgilerle İsrail’in savaşın fitilini ateşleyeceğini duyurdu.
“TEMMUZUN ÜÇÜNCÜ YA DA DÖRDÜNCÜ HAFTASI HAREKAT BAŞLAYABİLİR”
Almanya’nın Bild gazetesine konuşan İsrailli diplomatik kaynaklar, temmuz ayı içerisinde İsrail’in Lübnan‘a kara harekatı başlatabileceğini iddia etti. Gazeteye konuşan diplomatlar, Lübnan Hizbullahı’nın İsrail’in kuzeyine yönelik saldırılarına son vermemesi halinde İsrail Savunma Kuvvetleri‘nin (IDF) Lübnan’a harekat başlatacağını belirterek net bir tarihte açıkladı.
Bild’in aktardığı bilgilere göre, Batılı diplomat çevreleri İsrail’in temmuzun üçüncü ya da dördüncü haftasında Lübnan’ın güneyine yönelik kara harekatı başlatacağını belirtti. Son günlerde çok sayıda ülkenin artan gerilimin ardından vatandaşlarının Lübnan’dan ayrılması istediğini hatırlatan Alman gazete, pek çok habere göre İsrail’in sınırdaki kuvvetlerini güçlendirdiğine yazdı.
3. DÜNYA SAVAŞI AÇIKLAMALARI
Büyük savaşın ilk söylemi 12 Haziran’da Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic tarafından dile getirildi. Sırp lider, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası gerilimin artması ve dünyadaki jeopolitik etkileri değerlendirirken dünyanın çok kısa bir süre içerisinde ciddi bir savaşa sürüklenebileceğini söyledi.
Vucic, İsviçre’de yayımlanan haftalık dergi “Die Weltwoche”ye 12 Haziran’da verdiği röportajda dünya savaşının çıkma ihtimali üzere sorulan soruya, “Üçüncü dünya savaşından söz edemem ama büyük bir çatışmadan söz ediyorum. Ne kadar uzaktayız? Bundan çok uzakta olmadığımıza inanıyorum. Üç ya da dört aydan fazla değil ve bunun daha önce gerçekleşmesi tehlikesi de var” diyerek cevap verdi.

HAKAN FİDAN: 3. DÜNYA SAVAŞI RİSKİ VAR
3. Dünya Savaşı ile ilgili açıklamalardan biri de geçtiğimiz gün Türkiye’den geldi. Habertürk’te gündeme dair konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya-Ukrayna savaşındaki gelişmelere, İsrail’in Gazze’deki katliamlarına Avrupa’da yükselen aşırı sağa ve Orta Doğu‘da yaşanan gerilimlere dikkat çekerek 3. Dünya Savaşı uyarısında bulundu.
Bakan Fidan “Dünya, 3. Dünya Savaşı riskini ciddiye almalı. Biz bunu ciddiye alıyoruz. Bu gerçekten hesabı kitabı yapılmış mesele.” ifadelerini kullandı.
FİDAN’DAN SONRA ALMANYA
Hakan Fidan’ın kritik sözlerinin ardından benzer bir açıklama da Alman makamlarından geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Ortadoğu’da savaş riskinin her geçen gün arttığını belirterek “Daha fazla acının yaşanmasını önleyebilecek çözümler bulmak için ortaklarımızla birlikte yorulmadan çalışıyoruz. İstenmeyen bir gerilim ve topyekûn savaş riski her geçen gün artıyor.” açıklamasında bulundu.
ABD’DEN SAVAŞ UYARISI
Sırbistan, Türkiye ve Almanya’dan gelen ‘savaş’ uyarılarının ardından ABD de devreye girdi. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşın bölgesel bir savaşa dönüşme riski taşıdığını belirterek uyarıda bulundu.
Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant ile Pentagon’da yaptığı görüşmede karşılıklı saldırıların bölgede savaşın yayılması endişesi oluşturduğuna dikkat çekerek ”Lübnan-İsrail sınırının her iki yakasındaki gerilimi durdurmak için diplomatik çözüme önem veriyoruz. İsrail ile Hizbullah arasındaki bir savaş kolaylıkla bölgesel bir savaşa dönüşebilir.” dedi.
]]>Kanuna göre, “cüzdan” kripto varlıkların transfer edilebilmesini ve bu varlıkların ya da bu varlıklara ilişkin özel ve açık anahtarların çevrim içi veya çevrim dışı olarak depolanmasını sağlayan yazılım, donanım, sistem ya da uygulamalar olarak tanımlandı.
“Kripto varlık”, dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir teknoloji kullanılarak elektronik olarak oluşturulup saklanabilen, dijital ağlar üzerinden dağıtımı yapılan ve değer veya hak ifade edebilen gayri maddi varlıkları tanımlarken, “Kripto varlık hizmet sağlayıcı” da platformları, kripto varlık saklama hizmeti sağlayan kuruluşları ve bu Kanuna dayanılarak yapılacak düzenlemelerde kripto varlıkların ilk satış ya da dağıtımı dahil olmak üzere kripto varlıklarla ilgili olarak hizmet sağlamak üzere belirlenmiş diğer kuruluşları ifade edecek.
“Kripto varlık saklama hizmeti” ise platform müşterilerinin kripto varlıklarının veya bu varlıklara ilişkin cüzdandan transfer hakkı sağlayan özel anahtarların saklanmasını, yönetimini veya Sermaye Piyasası Kurulunca (SPK) belirlenecek diğer saklama hizmetlerini, “Platform” da kripto varlık alım satım, ilk satış ya da dağıtım, takas, transfer, bunların gerektirdiği saklama ve belirlenebilecek diğer işlemlerin bir veya daha fazlasının gerçekleştirildiği kuruluşları tanımlayacak.
Değişiklik kapsamında kanunun 13. maddesinin birinci fıkrasına, “Kurul, sermaye piyasası araçlarının bu madde hükümlerine göre kayden ihraç edilerek Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından izlenmesi yerine, kripto varlık olarak ihracına ve bunların oluşturulup saklandıkları kripto varlık hizmet sağlayıcıları tarafından sunulan elektronik ortam nezdinde kayden izlenmesine ilişkin esaslar belirleyebilir. Sermaye piyasası araçlarının kripto varlık olarak ihracı halinde; hakların izlenmesi, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi ve devredilmesinde, bunların oluşturulup saklandıkları elektronik ortamdaki kayıtlar esas alınır. Kurul, bu elektronik ortamdaki kayıtlarla MKK sistemi arasında entegrasyon sağlanmasını zorunlu tutabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurul tarafından belirlenir.” cümleleri eklendi.
Kripto varlık hizmet sağlayıcıları ve kripto varlıklara ilişkin hükümler
Kanuna göre, kripto varlık hizmet sağlayıcıların kurulabilmesi ve faaliyete başlaması için Kurul’dan izin alınması zorunlu olurken, bunlar münhasıran Kurul tarafından belirlenecek faaliyetleri yerine getirecek.
Bunların kuruluşlarına ve faaliyete başlamalarına, ortaklarına, yöneticilerine, personeline, organizasyonuna, sermayelerine ve sermaye yeterliliğine, yükümlülüklerine, bilgi sistemleri ve teknolojik altyapılarına, pay devirlerine, yapabilecekleri faaliyetlere, faaliyetlerinin geçici veya sürekli olarak durdurulmasına ilişkin esaslar ile faaliyetleri sırasında uymaları gereken diğer ilke ve esaslar Kurul tarafından belirlenecek pay devirlerinde Kurul izninin alınması zorunlu olurken, söz konusu düzenlemelere aykırı olarak gerçekleştirilen devirler pay defterine kaydolmayacak ve bu hükme aykırı olarak pay defterine yapılan kayıtlar hükümsüz olacak.
Kripto varlık hizmet sağlayıcıları, sistemlerinin güvenli bir şekilde yönetilebilmesi için gerekli düzenlemeleri yapmak, önlemleri almak ve gerekli iç kontrol birim ve sistemlerini oluşturmakla yükümlü olurken, kripto varlık hizmet sağlayıcıların kuruluşlarına ve/veya faaliyete başlamalarına Kurulca izin verilebilmesi için bilgi sistemleri ve teknolojik altyapıları konularında Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun (TÜBİTAK) belirleyeceği kriterlere uygunluk aranacak.
Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının ortaklarının taşıması gereken şartlar da kanun kapsamına alındı. Buna göre, kripto varlık hizmet sağlayıcılarının ortaklarının müflis olmaması, konkordato ilan etmiş olmaması, uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma başvurusunun tasdik edilmiş olmaması ya da hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilmiş olmaması şartı aranacak.
Tasfiyeye tabi tutulan bankerler ile iradi tasfiye haricinde faaliyet izni iptal edilmiş faktoring, finansal kiralama, finansman, tasarruf finansman, varlık yönetim, sigorta, reasürans, emeklilik şirketleri ve ödeme sistemi işleticileri, ödeme hizmeti sağlayıcıları ile para ve sermaye piyasalarında faaliyet gösteren kurumlarda doğrudan veya dolaylı olarak yüzde 10 veya daha fazla paya sahip olmaması veya kontrolü elinde bulundurmaması şartı taşımaları gerekecek.
Ayrıca, ortakların ilgili kanunlarda sayılan suçlardan kesinleşmiş mahkumiyetinin bulunmaması, işlem yasaklı olmaması, gerekli mali güç ve işin gerektirdiği dürüstlük ve itibara sahip olunması ve ortaklık yapısının şeffaf ve açık olması şartlarını sağlamaları gerekecek.
Yönetim kurulu üyelerinin ve yönetim kurulu üyesi olmaksızın kripto varlık hizmet sağlayıcıyı temsile yetkili kişilerin ilgili düzenlemede yer alan mali güç şartı hariç ortaklar için öngörülen şartları taşımaları zorunlu olacak.
Kripto varlık hizmet sağlayıcının dağıtılabilir karının yarısından fazlasını tek başına alma hakkını haiz olan veya şirket esas sözleşmesi uyarınca yönetim kurulunda üye sayısının yarısından fazlasını seçme veya aday gösterme şeklinde temsil edilme hakkına sahip olan gerçek kişilerin de aynı düzenleme kapsamında bulunan şartları taşımaları zorunlu kılınacak.
Kripto varlık hizmet sağlayıcının tüzel kişi kurucu ortaklarının sermayesinin veya oy haklarının doğrudan veya dolaylı olarak yüzde 10 veya daha fazlasını temsil eden payları ile bu oranın altında olsa dahi yönetim kurulunda temsil edilme hakkı veren imtiyazlı paylarına sahip ortaklarının da aynı şartları taşımaları zorunlu olacak.
Kuruluştan sonraki ortaklık yapısı değişikliklerinde, kripto varlık hizmet sağlayıcının sermayesinin veya oy haklarının doğrudan veya dolaylı olarak yüzde 10 veya daha fazlasını temsil eden payları ile bu oranın altında olsa dahi yönetim kurulunda temsil edilme hakkı veren imtiyazlı paylarına sahip tüzel kişi ortaklarının, sermayesinin veya oy haklarının doğrudan veya dolaylı olarak yüzde 10 veya daha fazlasını temsil eden payları ile bu oranın altında olsa dahi yönetim kurulunda temsil edilme hakkı veren imtiyazlı paylarına sahip ortaklarının da ilgili düzenlemede yer alan şartları taşımaları zorunlu olacak.
Kripto varlık hizmet sağlayıcının sermayesinin veya oy haklarının doğrudan veya dolaylı olarak yüzde 10 veya daha fazlasını temsil eden payları ile bu oranın altında olsa dahi yönetim kurulunda temsil edilme hakkı veren imtiyazlı paylarına sahip gerçek ve tüzel kişi ortaklarının, “gerekli mali güç ve işin gerektirdiği dürüstlük ve itibara sahip bulunması” hariç tutularak yukarıda belirtilen nitelikleri kaybetmesi halinde, sahip oldukları payları belirtilen şartları sağlayan kişilere 6 ay içinde devretmeleri gerekecek. Söz konusu süre içinde devredilecek paylara düşen oy haklarının kimlerce ve nasıl kullanılacağı Kurul tarafından belirlenecek.
Platformlar üzerinden kripto varlıkların alınıp satılmasına ve ilk satış ya da dağıtımının yapılmasına, kripto varlıkların takasına, transferine ve saklanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurul tarafından düzenlenecek.
Kripto varlık hizmet sağlayıcıları, atıf yapılan hükümler dışında Kanunun diğer hükümlerine tabi olmazken, kanunun ilgili fıkraları kapsamında Kurul, düzenleyici işlemler tesis ederek ve özel nitelikli kararlar alarak uygulamayı düzenlemeye ve yönlendirmeye yetkili olacak. Kanunun ilgili maddeleri uyarınca Kurulca bankalara yükümlülük getirecek düzenlemeler için Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) görüşü alınacak.
Sermaye piyasası araçlarına özgü haklar sağlayan kripto varlıklara ilişkin olarak düzenleyici işlemler tesis etmek, özel ve genel nitelikte kararlar almak ve tedbir ve yaptırım uygulamak konusunda da Kurul yetkili olacak.
Kurul, sermaye piyasası araçlarına özgü haklar sağlayan kripto varlıklar dışında, dağıtık defter teknolojisinin veya benzer bir teknolojik altyapının geliştirilmesi suretiyle oluşturulan, değeri bu teknolojiden ayrıştırılamayan nitelikte olan kripto varlıkların satış ya da dağıtımının, Kanunun sermaye piyasası araçlarıyla ilgili hükümlerine tabi olmaksızın platformlar nezdinde yapılabilmesi konusunda esasları belirleyebilecek. Bu esaslara tabi olacak kripto varlıkları belirleme aşamasında teknik kriterler açısından değerlendirme yapmak üzere TÜBİTAK’tan ya da bakanlıklara bağlı, ilgili, ilişkili kurum ve kuruluşlar ile diğer kamu kurumlarından teknik rapor isteyebilecek.
Bu kapsamda bir kripto varlığın teknolojik özelliklerinin uygun görülmesi ve bunların satış ya da dağıtımına izin verilmesi bunların kamuca tekeffülü anlamına gelmeyecek. Bu kripto varlıkların satış ya da dağıtımının yapılması suretiyle halktan para toplayanlar ile bunlara fon sağlayanlar arasındaki ilişkiler genel hükümlere tabi olacak. Bu işlemler sırasında Kurulca belirlenecek şekilde hazırlanan ve ilan edilen her türlü bilgilendirme dokümanını imzalayan gerçek ve tüzel kişiler bu dokümanlarda yer alan yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan müteselsilen sorumlu olacak.
Kurum ve kuruluşların, kripto varlıklara ilişkin olarak diğer mevzuattan kaynaklanan görev ve yetkileri saklı kalacak. Düzenleme kapsamındaki esaslar dahilinde platformlarda işlem gören kripto varlıklar dışındaki kripto varlıklara bu kanundaki hükümler uygulanmayacak.
Kripto varlıklarla yapılan her türlü işleme ilişkin “Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun” ve ilgili mevzuat hükümleri saklı olurken, kripto varlıkları konu edinen rehin sözleşmelerine, “Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu” uygulanmayacak.
Platformlarda fiyatlar serbestçe oluşacak
Kanunla kripto varlık hizmet sağlayıcıların faaliyetleri ile kripto varlıkların transfer ve saklamasına ilişkin esaslar da kanun kapsamında yer alırken, kripto varlık hizmet sağlayıcıları ile bunlarda işlem yapmak isteyen müşteriler arasında imzalanan sözleşmeler yazılı şekilde veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkan verecek yöntemler yoluyla kurulabilecek ve buna ilişkin usul ve esaslar Kurul tarafından belirlenecek.
Kurul, kripto varlık hizmet sağlayıcılarla müşterileri arasında sözleşmelerin düzenlenmesine, kapsamına, değiştirilmesine, ücret ve masraflara, sözleşmenin sona ermesine ve feshine ve bu sözleşmelerin içeriğinde yer alması gereken asgari hususlara ilişkin belirlemeler yapabilecek.
Kripto varlık hizmet sağlayıcıların müşterilerine karşı sorumluluğunu ortadan kaldıran veya sınırlandıran her türlü sözleşme şartı geçersiz sayılacak. Platformlar müşterilerinin işlemlerine ilişkin itirazlarını ve şikayetlerini etkin şekilde çözecek dahili mekanizmalar kurmakla yükümlü olurken, kripto varlık hizmet sağlayıcıları müşterilerin kimliklerini, 11 Ekim 2006 tarihli ve 5549 sayılı “Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun” ve ilgili diğer mevzuat hükümleri kapsamında tespit etmekle yükümlü olacak.
Platformlarca kendi nezdinde işlem görecek veya ilk satış ya da dağıtımı yapılacak kripto varlıkların belirlenmesine ve bunların işlem görmesinin sonlandırılmasına ilişkin yazılı listeleme prosedürü oluşturulması zorunlu olurken, bu konuda Kurul tarafından ilke ve esaslar düzenlenebilecek. Belirlenecek ilke ve esaslarda, TÜBİTAK’ın ya da gerekli görülen diğer kurum ve kuruluşların görüşü alınarak kripto varlıkların teknolojik özelliklerine ilişkin teknik kriterlere yer verilebilecek. Bir kripto varlığın platformlarca listelenmiş olması bunların kamuca tekeffülü anlamına gelmeyecek.
Platformlarda fiyatlar serbestçe oluşacak. Kurulca yurt dışı piyasalarda yaygın olarak işlem gördüğü değerlendirilen ve fiyatı yurt dışı piyasalarda da oluşan kripto varlıklara ilişkin işlemler hariç olmak üzere, platformlarda gerçekleştirilen makul ve ekonomik bir gerekçeyle açıklanamayan ve platform nezdindeki işlemlerin güven, açıklık ve istikrar içinde çalışmasını bozacak nitelikteki eylem ve işlemlere ilişkin bu Kanunun 104’üncü maddesi hükümleri uygulanacak.
Platformlar, işlemlerin güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil, dürüst ve rekabetçi bir şekilde gerçekleşmesinin sağlanması ve piyasa bozucu nitelikte eylem ve işlemlerin tespit edilmesi, önlenmesi ve tekrarlanmaması amacıyla emir ve işlem esaslarını belirler, bünyelerinde gerekli gözetim sistemini kurar ve her türlü önleyici tedbirleri alacak. Platformlar nezdlerinde gerçekleştirilen piyasa bozucu nitelikte eylem ve işlemlere ilişkin olarak tespitleri yapmak, bu nitelikteki eylem ve işlemleri gerçekleştiren hesapların kısıtlanması, durdurulması ve kapatılması dahil olmak üzere gerekli tedbirleri almak ve ulaşılan tespitleri rapora bağlayarak Kurula bildirmekle yükümlü olacak.
Platformlar ile müşterileri arasındaki ilişkiler ve platformlarda gerçekleştirilen işlemler nedeniyle taraflar arasında oluşan uyuşmazlıklar genel hükümlere tabi olurken, platformlara Kurul tarafından faaliyet izni verilmiş olması, işlemlerin kamunun güvencesi altında olduğu anlamına gelmeyecek. Kripto varlıklar bu Kanunun 82’nci maddesinde düzenlenen yatırımcı tazmin hükümlerine tabi olmayacak.
Müşterilerin kripto varlık transferlerinin gerçekleştirildiği cüzdanlara ve fon transferlerinin gerçekleştirildiği hesaplara ilişkin kayıtlar kripto varlık hizmet sağlayıcıları tarafından güvenli, erişilebilir ve takip edilebilir şekilde tutulacak ve tüm işlem kayıtlarının bütünlüğü, doğruluğu ve gizliliği sağlanacak.
Müşterilerin kripto varlık transfer işlemlerinde Kurul ve Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan düzenlemelere uyulacak. Bu düzenlemelerde transfer mesajlarında gönderici ve alıcıya ilişkin olarak yer alması öngörülen bilgi ve veriler kripto varlık hizmet sağlayıcıları tarafından yine düzenlemelerde belirlenen sürelerde güvenli bir şekilde gönderilecek. Bu amaçla dağıtık defter teknolojisi, başkaca bağımsız bir mesajlaşma platformu veya uygulama ara yüzü gibi mesajlaşmaya imkan veren yazılım uygulamaları ve teknolojik araçlar kullanılabilecek.
Platformların müşterilerine ait kripto varlıkların müşterilerin kendi cüzdanlarında bulundurulması esas kabul edilirken, müşterilerin kendi cüzdanlarında bulundurmayı tercih etmedikleri kripto varlıklara ilişkin saklama hizmetinin, Kurul tarafından yapılacak düzenleme uyarınca yetkilendirilmiş ve BDDK tarafından uygun görülen bankalarca veya Kurulca kripto varlık saklama hizmeti sunma konusunda yetkilendirilmiş diğer kuruluşlarca sunulması ve müşterilere ait nakitlerin bankalarda tutulması zorunlu olacak.
Bankalar nezdinde saklanan kripto varlıklar ile müşterilere ait bu kapsamdaki nakitler 5411 sayılı Kanunun 63’üncü maddesinde düzenlenen mevduat ve katılım fonunun sigortalanması hükümlerine tabi olmazken, Kurul, her bir kripto varlık için veya bunların dayandığı teknolojik özellikler ya da kripto varlıkların nitelik ve nicelikleri kapsamında saklama konusunda ayrı esaslar belirlemeye yetkili olacak.
Müşterilere ait nakit ve kripto varlıklar, kripto varlık hizmet sağlayıcıların mal varlığından ayrı olup, kayıtlar da bu hükme uygun olarak tutulacak. Müşterilerin her ne suretle olursa olsun kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan nakit ve kripto varlıkları, kripto varlık hizmet sağlayıcılarının borçları nedeniyle, kripto varlık hizmet sağlayıcılarının mal varlığı ise müşterilerin borçları nedeniyle kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyecek, rehin edilemeyecek, iflas masasına dahil edilemeyecek ve üzerlerine ihtiyati tedbir konulamayacak.
Kripto varlık hizmet sağlayıcıları tarafından müşteri nakitlerinin bankalarda tutulmasına ilişkin olarak bu Kanunun 46’ncı maddesinin yedinci ve sekizinci fıkraları kripto varlık hizmet sağlayıcıları bakımından da uygulanacak.
Kripto varlıklara yönelik yatırım danışmanlığı ve portföy yöneticiliği yapılmasına ilişkin usul ve esaslar da Kurulca belirlenecek. Kripto varlık hizmet sağlayıcıları yayın, ilan, reklam ve duyurular ile her türlü ticari iletişimle ilgili olarak Kurulca belirlenen esaslara uyacak.
Kripto varlık hizmet sağlayıcılara icra edecekleri faaliyetleri gösteren yetki belgesi verilecek. Bankalar için BDDK’nın uygun görüşü aranacak.
Kanunun 46. maddesine eklenen fıkralara göre, bankalar tarafından tutulan müşteri nakitleri, ilgili yatırım kuruluşu müşterileri için açılacak münferit hesaplarda, yatırım kuruluşunun kendi nakit varlığından ayrı olarak izlenecek.
Müşteri hesaplarının bankalar tarafından nemalandırmasına ilişkin esaslar Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından belirlenecek. Müşteri hesapları kredi teminatı olarak gösterilemezken, bu hesaplar üzerinde yatırım kuruluşu lehine blokaj, rehin ve benzeri takyidat tesis edilemeyecek.
Bankaların bu kapsamdaki sorumluluğu yatırım kuruluşlarınca yapılan bildirimlerle sınırlı olurken bu hesaplarda bakiyesi yer alan müşterilerle ilgili tedbir, haciz ve benzeri her türlü idari ve adli talepler ilgili yatırım kuruluşuna bildirilecek ve yatırım kuruluşu tarafından yerine getirilecek.
Yatırım kuruluşlarınca müşteri nakitleri için bankalar nezdinde açılan hesaplar, banka muhasebesinde ayrı bir hesapta izlenirken bankalar, yatırım kuruluşu müşterilerinin nakitlerinin kaydedildiği hesaplara ilişkin olarak Kurulca tarafından belirlenen şekilde ve sıklıkta SPK’ya bildirim yapacak. Bu yükümlülük Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından SPK’ya tahsis edilen bir sistem yoluyla da yerine getirilebilecek.
Değişiklik kapsamında kanunun 74. maddesinin birinci fıkrasına, “Sermaye piyasalarında faaliyet gösteren kurumlardan Kurulca uygun görülenler” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile kitle fonlama platformları ve kripto varlık hizmet sağlayıcıları” ibareleri eklendi.
Yapılan değişiklik kapsamında “Kurulun başvurusu üzerine Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, ilgili internet sitesine erişimi engeller” ibaresi “İnternet aracılığıyla yapılan yayınlarla ilgili olarak içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine Kurul tarafından karar verilir. Karar uygulanmak üzere Erişim Sağlayıcıları Birliğine gönderilir” olarak değiştirildi.
Kanunun 3. fıkrasına “İzinsiz sermaye piyasası faaliyetlerinin, internet aracılığı ile yürütüldüğü tespit edildiğinde ise internet aracılığıyla yapılan yayınlarla ilgili olarak içeriğin çıkarılmasına veya erişimin engellenmesine Kurul tarafından karar verilir. Karar uygulanmak üzere Erişim Sağlayıcıları Birliğine gönderilir.” cümleleri eklendi.
Kripto varlık hizmet sağlayıcıların faaliyetlerinde uygulanacak tedbir ve yaptırımlar
Kanunun 99. maddesine eklenen maddelere göre, kripto varlık hizmet sağlayıcıların hukuka aykırı faaliyet ve işlem yapması durumunda Kanunun 96. maddesi uygulanacak.
İzinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyetinde bulunanlar için uygulanacak tedbirler Kanunun 99. maddesi, izinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyetinde bulunanların ilan, reklam ve açıklamaları ile her türlü ticari iletişimleri 100. maddenin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilecek.
Yurt dışında yerleşik platformlar tarafından Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik faaliyette bulunulması ya da SPK tarafından yapılacak düzenlemeler kapsamında kripto varlıklara ilişkin yasaklanmış bir faaliyetin Türkiye’de yerleşik kişilere sunulması da izinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı sayılacak.
Yurt dışında yerleşik platformlar tarafından Türkiye’de iş yeri açılması, Türkçe internet sitesi oluşturulması, sunulan kripto varlık hizmetlerine ilişkin olarak doğrudan veya Türkiye’de yerleşik kişi ya da kurumlar aracılığıyla tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinde bulunulması durumlarından herhangi birinin varlığı durumunda faaliyetlerin Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik olduğu kabul edilecek. Bu faaliyetlerin Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik olduğunun tespitine ilişkin ilave ölçütler Kurul tarafından belirlenecek.
99. maddeye eklenen 2. fıkraya göre Kurul, kripto varlık hizmet sağlayıcıların faaliyetlerinden kaynaklanan nakit ödeme ve kripto varlık teslim yükümlülüklerini yerine getiremediği, kısa sürede yerine getiremeyeceği, hizmet sağlayıcıların mali yapılarının ciddi surette zayıflamakta olduğu ya da mali durumunun taahhütlerini karşılayamayacak kadar zayıflamış olduğunun tespiti durumunda 3 ayı geçmemek üzere süre vererek mali yapılarının güçlendirilmesini isteyebilecek. Bunun yanı sıra Kurul, herhangi bir süre vermeksizin doğrudan kripto varlık hizmet sağlayıcılarının faaliyetlerini geçici olarak durdurmaya, faaliyet yetkilerini kaldırmaya, sorumluluğu tespit edilen yöneticilerin ve çalışanların imza yetkilerini sınırlamaya veya kaldırmaya yetkili olacak. Bu fıkra uyarınca faaliyetleri geçici olarak durdurulan kripto varlık hizmet sağlayıcıları için Kanunun 97. maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanacak.
Aynı maddeye eklenen 3. fıkra kapsamında, Kurulun belirlediği esaslara ya da yasaklara aykırı olarak, internet üzerinden ilan, reklam ve duyuru yapıldığına dair bilgi edinilmesi, kripto varlıklara yönelik yatırım danışmanlığı veya portföy yöneticiliği yapıldığına ilişkin bilgi edinilmesi, izin alınmaksızın kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyetinin internet aracılığıyla yapıldığının tespit edilmesi durumunda SPK, içeriğin çıkarılmasına veya erişimin engellenmesine karar vererek uygulanması için Erişim Sağlayıcıları Birliğine gönderilecek.
Ayrıca 3. fıkranın a bendi saklı kalmak kaydıyla, 4. fıkra olarak “Kurulca belirlenen esaslara aykırı olarak internet dışındaki mecralardan ilan, reklam ve duyuru yapıldığının tespiti hâlinde, sorumluların ilgili mevzuat uyarınca ilan ve reklamları durdurulabilir, kanuna aykırı belgeleriyle, ilan ve reklamları toplatılabilir. Söz konusu işlemler mahallin en büyük mülkî idare amirinin bildirimi üzerine iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarına ilişkin mevzuatta belirlenen yetkili idareler tarafından yerine getirilir.” cümleleri eklendi.
99. maddeye eklenen kripto varlık hizmet sağlayıcıların denetimi ve uygulanacak yaptırımlar kapsamında, hizmet sağlayıcıların mevzuata uygunluğunun denetimi sırasında kanunun 88, 89 ve 90. maddeleri uygulanacak.
Bu denetim sırasında hizmet sağlayıcı, kanun kapsamında Kurul personeli ile birlikte denetim faaliyeti icra etmek ya da denetim faaliyeti yürütenlere teknik destek verecek şekilde meslek personeli olma şartı aranmaksızın nezaret etmek üzere Kurul talebiyle görevlendirilebilecek. Söz konusu görevlendirmelerde ise kanunun 89, 90, 111 ve 11. maddeleri uygulanacak.
Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının mali denetimi ve bilgi sistemleri bağımsız denetimi Kurulca ilan edilen listede yer alan bağımsız denetim kuruluşlarınca yapılacak.
Bilgi sistemleri denetimine ilişkin ilave usul ve esaslar TÜBİTAK ya da gerekli görülen diğer kurum ve kuruluşların görüşü alınarak Kurulca belirlenecek. Kurul personeli ve görevlendirilen diğer personel, Kurulca belirlenecek program çerçevesinde yetkili kuruluşlar tarafından yapılacak bilgi sistemleri denetimlerinin her aşamasına, denetçi bağımsızlığı ilkesini zedelemeksizin izleyici sıfatı ile eşlik edebilecek.
Böylece denetime katılanlar bağımsız denetim kuruluşlarının ulaştığı denetim sonuçlarıyla ilgili bir sorumluluk taşımayacak ve yetkili kuruluşun bilgi birikimini şahsına veya bir başka yetkili kuruluşa çıkar sağlamak için kullanamayacak
Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının hukuka aykırı faaliyetleri ile nakit ödeme ve/veya kripto varlık teslim yükümlülüklerini yerine getirememesinden kaynaklanan zararlardan kripto varlık hizmet sağlayıcıları sorumlu olacak.
Zararın kripto varlık hizmet sağlayıcılarından tazmin edilememesi veya edilemeyeceğinin açıkça belli olması durumunda, kripto varlık hizmet sağlayıcı mensupları kusurlarına ve durumun gereklerine göre zararlar kendilerine yükletilebildiği ölçüde sorumlu olacak ve şahsi sorumlulukla ilgili olarak bu Kanunun 110/B maddesi uygulanacak.
Kripto varlık hizmet sağlayıcıları bilişim sistemlerinin işletilmesi, her türlü siber saldırı, bilgi güvenliği ihlalleri gibi fiillerden veya personelin her türlü davranışından kaynaklanan kripto varlık kayıplarından 6098 sayılı kanunun 71. maddesi kapsamında sorumlu olacak.
Kayıpların kripto varlık hizmet sağlayıcılarından tazmin edilememesi veya edilemeyeceğinin açıkça belli olması durumunda kripto varlık hizmet sağlayıcı mensupları kusurlarına ve durumun gereklerine göre kayıplar kendilerine yükletilebildiği ölçüde sorumlu olacak ve şahsi sorumlulukla ilgili olarak Kanunun 110/B maddesi uygulanacak
Bunun yanı sıra, kripto varlık hizmet sağlayıcıların kusuru olmaksızın sunulan hizmetlerde yaşanan kesintilerden kaynaklanan, geçici bir süre emir iletilememesi ya da işlem/transfer yapılamaması durumunda ortaya çıkan zararlar bu fıkra kapsamında değerlendirilemeyecek.
Kanunun 35/B ve 35/C maddelerine ya da Kurulca yapılacak düzenlemelere aykırı fiillerde bulunanlar, 103 ve 105. maddeleri uyarınca idari para cezası uygulanacak.
Kripto varlık hizmet sağlayıcıları hakkında, kanunun 111, 112, 113 ve 115. maddeleri uygulanırken, 35/B maddesinin altıncı fıkrası kapsamında sermaye piyasası araçlarına özgü haklar sağlayan kripto varlıklar dışında, kripto varlıkların ilgili düzenlemelere aykırı şekilde satış ya da dağıtımının yapılması durumunda kanunun 91 ve 92. madde hükümlerinde öngörülen tedbirler uygulanabilecek. Söz konusu aykırılıklarda ise 109. maddede öngörülen yaptırımlara tabii tutulacak.
Müşterilere ait nakit ve kripto varlıklara ilişkin tedbir, haciz ve benzeri her türlü idari ve adli talepler münhasıran kripto varlık hizmet sağlayıcıları tarafından yerine getirilecek.
Nakit ve kripto varlıkların bilişim sistemleri vasıtasıyla sorgulanması ve elektronik ortamda haczi hakkında 2004 sayılı Kanunun 78. maddesi uygulanacak.
6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip edilecek alacaklar için de bilişim sistemleri vasıtasıyla sorgulama yapılmasının yanı sıra elektronik ortamda haciz tatbik edilebilecek.
Müşterilere ait nakit ve kripto varlıklara adli makamlarca el konulması durumunda, el konulan varlıkların Kurulca yetkilendirilmiş saklama hizmeti sağlayan kuruluşlar nezdinde oluşturulan cüzdanlarda muhafazası için gerekli tüm işlemler adli makamlarca tesis edilecek.
Yapılan değişiklikle, 101. maddenin başlığı “Piyasa bozucu eylemler, bilgi süistimali ve piyasa dolandırıcılığı incelemelerinde uygulanacak tedbirler” şeklinde düzenlendi.
101. maddenin birinci fıkrasına “Kurul,” ibaresinden sonra gelmek üzere “104 üncü,” maddeye “Bu Kanunun 104, 106 ve 107. maddeleri uyarınca gerçekleştirilen inceleme ve denetimler kapsamında, Kurulca internet aracılığıyla yapılan yayınlarla ilgili olarak içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verilebilir. Bu durumda karar uygulanmak üzere Erişim Sağlayıcıları Birliğine gönderilir.” ifadeleri eklendi.
Diğer yandan, 103. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, “bu fıkranın birinci cümlesinde yer alan asgari miktardan az olmamak üzere” ibaresinden sonra gelmek üzere “aykırılık tarihinden önceki son” ibaresinin yanı sıra “Tüzel kişiliğin niteliğine göre, brüt satış hasılatı ile vergi öncesi kârın belirlenmesine ilişkin usul ve esaslar Kurulca düzenlenir.” ilaveleri yapıldı.
104. maddede belirtilen menfaat hesaplamalarında; kişinin menfaatin elde edilmesiyle bağlantılı işlemler ve faaliyetlerde ödediği komisyonlar, vergiler, kredi faizleri, danışmanlık ücretleri ve Kurulca benzer kapsamda olduğu değerlendirilen diğer maliyetler dikkate alınmaksızın ve elde edilen menfaatin nakde çevrilip çevrilmediğine bakılmaksızın hesaplama yapılacak.
Alım satım işlemleriyle ilgili olarak yapılacak menfaat hesaplamalarında dikkate alınacak fiyatlar ise maliyet yöntemleri ile diğer hususlara ilişkin esaslar Kurulca belirlenecek.
6362 sayılı Kanuna 109. maddesinden sonra gelmek üzere “İzin almaksızın kripto varlık hizmet sağlayıcı olarak faaliyet yürüttüğü tespit edilen gerçek kişiler ve tüzel kişilerin yetkilileri 3 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5 bin günden 10 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.” eklemesi yapıldı.
Yürürlüğe giren Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a göre, kripto varlık hizmet sağlayıcı görevi nedeniyle kendisine tevdi edilmiş olan veya koruma, saklama ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak veya senetleri, diğer malları veya kripto varlıkları kendisinin ya da başkasının zimmetine geçiren kripto varlık hizmet sağlayıcı yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, 8 yıldan 14 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacakları gibi kripto varlık hizmet sağlayıcının zararını tazmine mahkum edilecek.
Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde faile 14 yıldan 20 yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezası verilecek. Ancak adli para cezasının miktarı kripto varlık hizmet sağlayıcının ve müşterilerinin uğradığı zararın üç katından az olamayacak.
Faaliyet izni kaldırılan bir kripto varlık hizmet sağlayıcının, hukuken veya fiilen yönetim veya kontrolünü elinde bulundurmuş olan gerçek kişi ortaklarının, kripto varlık hizmet sağlayıcının ya da müşterilerinin kaynaklarını, her ne suretle olursa olsun kripto varlık hizmet sağlayıcının emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek şekilde doğrudan veya dolaylı olarak kendilerinin veya başkalarının menfaatlerine kullandırmak suretiyle, kripto varlık hizmet sağlayıcıyı veya müşterilerini zarara uğratmaları zimmet olarak kabul edilecek. Bu fiilleri işleyenler hakkında 12 yıldan 22 yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezasına hükmolunacak ancak adli para cezasının miktarı kripto varlık hizmet sağlayıcının ve müşterilerinin uğradığı zararın üç katından az olamayacak. Ayrıca meydana gelen zararın müteselsilen ödettirilmesine karar verilecek.
Soruşturma başlamadan önce zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin, diğer malların veya kripto varlıkların aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilecek.
Kovuşturma başlamadan önce zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin, diğer malların veya kripto varlıkların gönüllü olarak aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilecek. Bu durumun hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilecek.
Zimmet suçunun konusunu oluşturan para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların veya kripto varlıkların suçun işlendiği tarihteki değerinin azlığı nedeniyle verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilecek. Bu maddenin uygulanmasında kontrol, 5411 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinde tanımlanan kontrolü ifade ediyor.
Kripto varlıklara ilişkin şahsi sorumluluk
6362 sayılı Kanuna 110’uncu maddesinden sonra gelmek üzere “Kripto varlıklara ilişkin şahsi sorumluluk” maddesi eklendi.
Buna göre, kripto varlık hizmet sağlayıcının söz konusu kanunun 110/A maddesi kapsamında zimmet sayılan karar ve işlemler gerçekleştirdiği tespit edilen yönetim kurulu başkan ve üyeleri, diğer mensupları, hukuken veya fiilen yönetim veya kontrolünü elinde bulundurmuş olan gerçek kişi ortaklarının müşterilere verdikleri zararla sınırlı olarak zimmete geçirildiği tespit edilen tutardan öncelikli olarak karşılanmasını sağlamak amacıyla şahsi sorumlulukları yoluna gidilerek, Kurulun talebi üzerine doğrudan şahsen iflaslarına mahkemece karar verilebilecek.
Bu karar ve işlemler, üçüncü kişilere menfaat temini amacıyla yapıldığı takdirde, menfaat temin eden kişiler hakkında da temin ettikleri menfaat üzerinden uygulanacak. Haklarında şahsi iflas kararı verilenlerin aktiflerinden nakit olanlar doğrudan doğruya, olmayanlar ise paraya çevrilmek suretiyle, müşterilerin zararlarının ödenmesinde kullanılacak. Aktiflerden öncelikle müşteri zararları ödenecek. Müşteri zararlarının tamamının karşılanamaması hâlinde garameten ödeme yapılacak. Müşteri zararları tamamen karşılandıktan sonra artan kısım haklarında şahsi iflas kararı verilenlere iade edilecek. Bu madde hükmüne göre iflası istenenler hakkında mahkemece 2004 sayılı Kanunun 257’nci ve izleyen maddeleri hükümleri uygulanacak.
Kripto varlıkların zimmet suçuna özel soruşturma usulü
6362 sayılı Kanun’a 115’inci maddesinden sonra gelmek üzere “Kripto varlıkların zimmet suçuna özel soruşturma usulü” maddesi eklendi. Bu kanunun 110/A maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturmalar Kurulun yazılı bildirimi üzerine veya gecikmesinde sakınca görülen hâllerde resen Cumhuriyet savcılarınca yapılacak ve Kurul haberdar edilecek. Başvuru üzerine kamu davası açılması hâlinde iddianamenin kabulü ile birlikte, bir örneği Kurula tebliğ edilecek ve Kurul aynı zamanda katılan sıfatını kazanacak.
Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca başlatılan soruşturmalar neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilirse, bu karar ilgisine göre Kurula ve soruşturmanın tarafı ilgililere tebliğ edilecek. Kurul ve ilgililer kendisine tebliğ edilen bu kararlara karşı 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre itiraza yetkili olacak. Kamu davası açılması hâlinde, iddianamenin bir örneği Kurula tebliğ edilecek. Bu kanunda tanımlanan zimmet suçuna ait davalar, fiilin işlendiği yerin bağlı olduğu ilin adıyla anılan (1) numaralı ağır ceza mahkemelerinde görülecek. Gerekli görülen yerlerde Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulunca bu tür suçlara bakmak üzere o yerlerdeki diğer ağır ceza mahkemeleri de görevlendirilebilecek.
Söz konusu kanunun 110/A maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına giren suçların soruşturma ve kovuşturmalarında 5411 sayılı Kanun’un 166’ncı maddesinde yer alan hükümler tatbik olunacak. Bu kanunun 110/A maddesinde yazılı suçlardan dolayı mahkûm olanlar, Hazineye olan borçları ve tazminatları ödemediği veya bu borçlar ve tazminatlar malvarlıklarından tahsil olunamadığı sürece, bunlar hakkında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmayacak.
Yine bu kanunun 110/A maddesinde tanımlanan suç bakımından, 5271 sayılı Kanun’un 128’inci maddesinde yer alan el koyma ve 133’üncü maddesinde yer alan şirket yönetimi için kayyım tayini tedbirlerine ilişkin hükümler uygulanabilecek.
Diğer yandan, 6362 sayılı Kanun’un 130’uncu maddesine dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere “Her yıl platformların bir önceki yıl faiz gelirleri hariç tüm gelirlerinin yüzde biri Kurul, yüzde biri de blok zincir ve ilgili bilişim teknolojilerinin geliştirilmesinde kullanılmak üzere TÜBİTAK bütçesine ilgili yılın mayıs ayı sonuna kadar ödenerek gelir olarak kaydedilecek. Bu fıkraya göre yapılacak tahakkuk ve ödemelerle ilgili diğer esaslar Kurulca belirlenir” fıkrası eklendi ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirildi.
Kripto varlık hizmet sağlayıcılara ilişkin geçiş hükümleri
6362 sayılı Kanun’a, “Kripto varlık hizmet sağlayıcılara ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici madde de eklendi.
Buna göre, söz konusu maddeyi ihdas eden kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyeti yürütenler, yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde, Kurulca belirlenecek belgelerle Kurula başvuruda bulunarak, kanunun 35/B ve 35/C maddeleri hükümleri uyarınca çıkarılacak ikincil düzenlemelerde öngörülecek şartları sağlayarak faaliyet izni almak üzere gerekli başvuruları yapacaklarına veya müşteri hak ve menfaatlerini zarara uğratmadan üç ay içinde tasfiye kararı alacaklarına ve tasfiye sürecinde yeni müşteri kabul etmeyeceklerine dair bir beyan sunmak zorunda olacak.
Bu maddeyi ihdas eden kanunun yürürlüğü sonrasında faaliyete başlamak isteyenler faaliyetlerine başlamadan önce Kurula başvuruda bulunarak ikincil düzenlemelerde öngörülecek şartları sağlayarak faaliyet izni almak üzere gerekli başvuruları yapacaklarını beyan edecekler. Bu fıkra kapsamında Kurula yapılan başvurular Kurul internet sitesinde ilan edilecek. Tasfiye olacak kuruluşlar bu durumu internet sitelerinde duyuracaklar ayrıca müşterilerine elektronik posta, kısa mesaj, telefon ve benzeri iletişim araçları ile bildirecekler.
Birinci fıkrada belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında kanunun 99/A ve 109/A maddeleri hükümleri uygulanabilecek. Tasfiyeye gitmeyi tercih eden ya da belirlenen süre içinde Kurula başvuru yapmayan kuruluşlarda hesapları bulunan müşterilerin transfer taleplerinin yerine getirilmemesi 109/A maddesi kapsamında izinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyeti suçunu oluşturacak. Bu transfer talepleriyle ilgili ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda genel hükümler uygulanacak.
Bu kanun uyarınca Kurulca çıkarılacak ikincil düzenlemeler yürürlüğe girdikten sonra, birinci fıkrada belirtilenler dışındaki kuruluşlar faaliyet izni almaksızın faaliyete başlayamayacak, birinci fıkra kapsamında faaliyette bulunan kuruluşlar da ikincil düzenlemede belirtilecek süre içinde Kurula faaliyet izni başvurusunda bulunacaklar. İkincil düzenlemelerin yayımlanmasıyla birlikte Kurul birinci fıkra kapsamında faaliyet gösteren kuruluşların yetkilendirilme işlemlerinin tamamlanması için bir süre belirleyerek, bu süre içinde yetki belgesi alamayan kuruluşların faaliyetlerini sonlandırmalarını isteyebilecek. Kurul belirlediği süreleri uzatabilecek. Bu fıkra hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında Kanunun 99/A ve 109/A maddeleri hükümleri uygulanacak.
Yurt dışında yerleşik kripto varlık hizmet sağlayıcıları
Yurt dışında yerleşik kripto varlık hizmet sağlayıcıları, kanunun 99/A maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şekilde Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik faaliyetlerini bu maddeyi ihdas eden kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden üç ay içinde sonlandıracak.
Müşterilerin kripto varlıkları nakde veya nakdi kripto varlığa çevirebilmelerine ve kripto varlıkların transferinin gerçekleştirilmesine imkan veren Türkiye’de yerleşik ATM ve benzeri elektronik işlem cihazlarının faaliyetleri bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden üç ay içinde sonlandırılacak, faaliyetini sonlandırmayan ATM’ler mahallin en büyük mülkî idare amirinin bildirimi üzerine iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarına ilişkin mevzuatta belirlenen yetkili idareler tarafından kapatılacak. Faaliyette bulunmaya devam edenler ve buna imkan sağlayanlar hakkında kanunun 99/A ve 109/A maddeleri hükümleri uygulanacak.
Bu kanunun 130’uncu maddesi uyarınca platformların gelirleri üzerinden Kurul ve TÜBİTAK bütçesine gelir kaydedilmesi uygulamasına 2024 yılı gelirleri üzerinden 2025 yılında başlanacak. Söz konusu Kanunun 35/B ve 35/C maddeleri uyarınca çıkarılacak ikincil düzenlemeler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yürürlüğe konulacak.
Söz konusu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girecek ve kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütecek.
“ALTIN YÜZDE 20, DOLAR YÜZDE 9,5 VE EURO DA YÜZDE 7 KAZANDIRDI”
2024’te en çok altının yatırımcısına gelir sağladığına değinen Salih Özman, “Gelişmekte olan ülkelerde geleneksel yatırım araçları olarak akla altın ve yabancı para birimleri geliyor. 3 yatırım aracı içinde 2024 yılının ilk 6 ayı neticesinde hepsi de bir miktar yatırımcısına getiri elde ettirilmiş oldu. 1 Ocak 2024’te 24 ayar altın fiyatı 2060 lira civarındaydı. Bugün gelinen noktada 2475-2480 lira aralığında alıcı buluyor. Bu da yılbaşından beri ilk 6 ayın sonunda altın fiyatlarındaki artışın yüzde 20 oranına ulaştığı görülüyor. Euro kuru da 2024’ün başında 32,8 lira civarındaydı. Şu anda 34 lira 80 kuruş civarında. Buna göre euro 6 ayda yüzde 7 oranında artmış. Dolara bakıldığında da şu an itibarıyla 32 lira 96 kuruşta. 1 Ocak 2024’te 29 lira 76-77 kuruştu. Yüzde 9,5’luk bir artış da dolar kurunda var. Yani euroda yüzde 7’lik, dolar da yüzde 9,5’lik, altın da yüzde 20’lik artış var. Buna bakarak altın yine ananevi yatırım araçları içinde yatırımcısının yüzünü güldürdü. Yine bu 3 ananevi yatırım aracı içinde popülaritesini korudu ve hala cazip olduğunu, cazibesinin yüksek olduğunu yatırımcısına gösterdi” dedi.
“ALTIN YILIN 2‘NCİ YARISINDA İLK YARISINDA KAZANDIRDIĞINDAN DAHA FAZLA KAZANDIRACAK”
Dünyadaki ekonomik gelişmeler baz alındığında altının yılın ikinci yarısında da kazandırmaya devam edeceğini tahmin ettiğini vurgulayan Özman, “Hem Amerika’da hem Avrupa’da artık Avrupa’da enflasyon yüzde 2 civarında, Amerika’da yüzde 1,5-2,5 civarında bekleniyor. Bu enflasyon rakamları artık faiz indirmelerini de beraberinde getirmesi gerekiyor iktisadi olarak da. Bu enflasyon düzeyinin kalıcı olduğuna inanırlarsa ki zaten yetkililerin bir kısmı bu yönde kanaat belirtiyor. En az bir sefer, tahminimce iki sefer, yılın 2. yarısında iki sefer faiz indirimi Avrupa veya Amerika gerçekleştirilecek. Bu faiz inmesiyle birlikte yabancı para gelişmekte olan ülkelerin paraları karşısına cazibesini yitireceği için altın bir miktar irmek kazanacaktır. Dolayısıyla bu birinci 6 ayda yaptığı atağı öyle zannediyorum ki ikinci 6 ayda biraz daha artırarak devam edecektir. Altın ters dolarizasyona rağmen uluslararası piyasada Amerika ve Avrupa’da faizlerin düşmesiyle birlikte cazibesini artıracağı, Avrupalı ve Amerikalı için de iyi bir yatırım aracı, cazip bir yatırım aracı haline geleceği için Türk yatırımcısına da bugünkünden daha fazla kazandıracaktır diye düşünüyorum” diye konuştu.
İsrail ile Hamas arasında 7 Ekim‘de başlayan ve hala devam eden savaş Orta Doğu‘da gerilimi arttırdı. ABD başta olmak üzere Avrupa ve dünyanın pek çok ülkesi yaşanan savaştaki tarafını İsrail’den yana kullanırken İsrail’in Lübnan’a saldırıları bölgedeki büyük savaş tehlikesini artırıyor. Türkiye başta olmak üzere ABD, Almanya ve Sırbistan gibi ülkelerden bölgede daha geniş kapsamlı bir savaşa ilişkin uyarılar gelirken Alman gazetesi Bild’in iddiası ortalığı karıştırdı.
Orta Doğu‘da büyük savaş riskinin artması ve İsrail’in Lübnan‘a olası bir saldırı düzenlemesinin bölgesel ve küresel bir savaşı tetikleyeceğinin açıklanmasının ardından Bild, İsrailli kaynaklardan aldığı bilgilerle İsrail’in savaşın fitilini ateşleyeceğini duyurdu.
“TEMMUZUN ÜÇÜNCÜ YA DA DÖRDÜNCÜ HAFTASI HAREKAT BAŞLAYABİLİR”
Almanya’nın Bild gazetesine konuşan İsrailli diplomatik kaynaklar, temmuz ayı içerisinde İsrail’in Lübnan‘a kara harekatı başlatabileceğini iddia etti. Gazeteye konuşan diplomatlar, Lübnan Hizbullahı’nın İsrail’in kuzeyine yönelik saldırılarına son vermemesi halinde İsrail Savunma Kuvvetleri‘nin (IDF) Lübnan’a harekat başlatacağını belirterek net bir tarihte açıkladı.
Bild’in aktardığı bilgilere göre, Batılı diplomat çevreleri İsrail’in temmuzun üçüncü ya da dördüncü haftasında Lübnan’ın güneyine yönelik kara harekatı başlatacağını belirtti. Son günlerde çok sayıda ülkenin artan gerilimin ardından vatandaşlarının Lübnan’dan ayrılması istediğini hatırlatan Alman gazete, pek çok habere göre İsrail’in sınırdaki kuvvetlerini güçlendirdiğine yazdı.
3. DÜNYA SAVAŞI AÇIKLAMALARI
Büyük savaşın ilk söylemi 12 Haziran’da Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic tarafından dile getirildi. Sırp lider, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası gerilimin artması ve dünyadaki jeopolitik etkileri değerlendirirken dünyanın çok kısa bir süre içerisinde ciddi bir savaşa sürüklenebileceğini söyledi.
Vucic, İsviçre’de yayımlanan haftalık dergi “Die Weltwoche”ye 12 Haziran’da verdiği röportajda dünya savaşının çıkma ihtimali üzere sorulan soruya, “Üçüncü dünya savaşından söz edemem ama büyük bir çatışmadan söz ediyorum. Ne kadar uzaktayız? Bundan çok uzakta olmadığımıza inanıyorum. Üç ya da dört aydan fazla değil ve bunun daha önce gerçekleşmesi tehlikesi de var” diyerek cevap verdi.

HAKAN FİDAN: 3. DÜNYA SAVAŞI RİSKİ VAR
3. Dünya Savaşı ile ilgili açıklamalardan biri de geçtiğimiz gün Türkiye’den geldi. Habertürk’te gündeme dair konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya-Ukrayna savaşındaki gelişmelere, İsrail’in Gazze’deki katliamlarına Avrupa’da yükselen aşırı sağa ve Orta Doğu‘da yaşanan gerilimlere dikkat çekerek 3. Dünya Savaşı uyarısında bulundu.
Bakan Fidan “Dünya, 3. Dünya Savaşı riskini ciddiye almalı. Biz bunu ciddiye alıyoruz. Bu gerçekten hesabı kitabı yapılmış mesele.” ifadelerini kullandı.
FİDAN’DAN SONRA ALMANYA
Hakan Fidan’ın kritik sözlerinin ardından benzer bir açıklama da Alman makamlarından geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Ortadoğu’da savaş riskinin her geçen gün arttığını belirterek “Daha fazla acının yaşanmasını önleyebilecek çözümler bulmak için ortaklarımızla birlikte yorulmadan çalışıyoruz. İstenmeyen bir gerilim ve topyekûn savaş riski her geçen gün artıyor.” açıklamasında bulundu.
ABD’DEN SAVAŞ UYARISI
Sırbistan, Türkiye ve Almanya’dan gelen ‘savaş’ uyarılarının ardından ABD de devreye girdi. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşın bölgesel bir savaşa dönüşme riski taşıdığını belirterek uyarıda bulundu.
Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant ile Pentagon’da yaptığı görüşmede karşılıklı saldırıların bölgede savaşın yayılması endişesi oluşturduğuna dikkat çekerek ”Lübnan-İsrail sınırının her iki yakasındaki gerilimi durdurmak için diplomatik çözüme önem veriyoruz. İsrail ile Hizbullah arasındaki bir savaş kolaylıkla bölgesel bir savaşa dönüşebilir.” dedi.
]]>Bakan Uraloğlu, tarih boyunca Türkiye’nin hem coğrafi hem de kültürel olarak kıtaların, medeniyetlerin ve kadim ulaşım koridorlarının kesişme noktasında yer aldığını söyleyerek, Türkiye’nin, Tarihi İpek Yolu’nun devamı olarak büyük öneme sahip olan Orta Koridor hattının kilit ve Avrupa’nın başlangıç noktası olarak çok etkili bir konumda olduğunu belirten Uraloğlu, “Dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip Arap Yarımadası, Orta Doğu ve Hazar Havzasının da merkezi olmasıyla uluslararası enerji koridorunun da tam ortasında bulunmaktadır. Tarihte her zaman önemini sürdürmüş olan Türk Boğazlarının kontrolünü elinde tutan ülke olarak Akdeniz Havzası ve Karadeniz Havzasındaki ülkelerin deniz ulaşımı ve uluslararası ticaret faaliyetleri açısından da anahtar konumdadır. Bu sebeple, doğal bir yarımada olan, kara sınırlarının üç katı kadar deniz sınırlarına sahip ülkemiz için attığımız her adımda denizlerimizden en yüksek faydayı sağlamak ve dünya denizciliğine katkı yapmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, denizcilik sektörünün, bir denizcinin oğlu olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ve kaptanlığında son 22 yılda çok önemli gelişmeler kaydettiğini söyleyerek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde denizyolu taşımacılığının ve ticaretinin gelişmesi, denizlerimizde güvenliğinin sağlanması ve çevre duyarlılığıyla ilgili tüm gereklilikleri yerine getirerek uluslararası standartlara uygun çalışıyoruz. Hayata geçirdiğimiz proje ve çalışmalar Türkiye’nin, uluslararası denizcilik arenasındaki yerini ön sıralara taşıyarak gurur verici başarılara yelken açmış ve ülkemizi denizcilik alanında karar verici ülkeler arasında saygın bir konuma yükseltmiştir. Geçen yıl Türkiye’nin, Uluslararası Denizcilik Örgütü Konsey üyeliğine 143 ülkenin desteğiyle bugüne kadar ki en yüksek oyunu alarak üst üste 13. kez seçilmesi de bunun en güzel kanıtıdır.” diye konuştu.
Türkiye Deniz Taşımacılığından 11 Milyar Dolar Pay Alıyor
Türkiye’nin dış ticaretinin tonaj olarak yüzde 87,5’inin, değer olarak ise yüzde 54,8’inin denizyolu ile gerçekleştiğini kaydeden Uraloğlu, Dünyada deniz taşımacılığının navlun değerinin 380 milyar dolar olduğunu Türkiye’nin ise bundan 11 milyar dolar pay aldığını belirtti. Uraloğlu, 2002 yılı öncesinde neredeyse sadece İstanbul Tuzla’ya sıkışmış olan bir tersanecilik faaliyeti söz konusu olduğunu söyleyerek, “Gemi inşa sanayimiz can çekişiyordu. Türk bayraklı gemiler Paris Mou’da kara listedeydi. Denizcilik faaliyetleri üzerindeki vergi yükünden bıkmış denizcilerimiz vardı. Ama biz Bakanlık olarak hayata geçirdiğimiz denetim ve uygulamalarla Paris Mou’da 2008 yılında beyaz listeye geçtik ve o günden bu yana beyaz listedeyiz. Türk Bayrağı dünyanın en prestijli bayrakları arasında yer almaktadır.” dedi.
“Son 20 Yılda Yaklaşık 12,8 Milyar Lira Destek ve 6,8 Milyon Ton Yakıt Desteği”
2004 yılından itibaren, sicile kayıtlı yük ve yolcu taşıyan gemilere, ticari yatlara, hizmet ve balıkçı gemilerine ÖTV’siz yakıt uygulamasını başlattıklarını vurgulayan Uraloğlu, “Son 20 yılda yaklaşık 12,8 milyar lira destek ve 6,8 milyon ton yakıt desteği sağladık.” diye konuştu. Uraloğlu, denizyolu taşımacılığının kombine taşımacılıktaki payının artırılması ve karayoluyla taşınan yüklerin denizyoluna aktarılmasını desteklemek üzere “Karayoluyla Taşınan Yüklerin Denizyoluna Aktarılmasının Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik” çıkardıklarını anımsattı.

“Türkiye 48,9 Milyon Dedveyt Ton Deniz Ticaret Filosu ile Dünyada 12’nci Sırada”
Tekirdağ, Ambarlı, Kocaeli ve Mersin’de bulunan konteyner limanlarının dünyada ilk 100 liman arasına girdiğini açıklayan Uraloğlu, bin grostondan büyük 2 binden fazla sayıda gemi sayısıyla Türkiye’nin 48,9 milyon dedveyt tona ulaşan deniz ticaret filosu ile dünya sıralamasında 12’nci sırada olduğunu söyledi. Uraloğlu, “Meclisimize sunduğumuz kanun ile Türk Uluslararası Gemi Sicil Kanunu kapsamındaki gemilerimizden alınan kayıt harcı ile yıllık harçlara muafiyet getiriyoruz. Bu kapsamda, miras intikali devir işlemlerinden harçları kaldırıyoruz. Hisse devirlerinde hisse oranında harç alacağız. Elektrik gibi yeşil enerji ile çalışan gemilerimizden de kayıt harcını kaldırıyoruz, yıllık harçlarda da yüzde 50 indirim sağlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Hurdaya ayrılan Türk Bayraklı gemilerin yerlerine yeni gemi inşa edilmesi için sektör lehine bu yıl bazı değişiklikler yaparak hurdaya ayrılacak gemilerin başvuru tonajını 10 kat arttırarak 50 bin Grostona yükselttiklerini anımsatan Uraloğlu, kılavuzluk ve römorkörcülük ile palamar hizmetlerinin ücretlerini de güncelleyerek; hizmet tarifelerinin uygulanmasına yönelik sektörde uzun zamandır yaşanan karışıklıkları da ortadan kaldırdıklarını bildirdi.
“Ülkemiz 1,94 Milyar Dolarlık Gemi ve Yat İhracatı Gerçekleştirdi”
Uraloğlu, Türkiye’nin gemi inşa sanayi yüksek katma değerli ürünleri ile ülke ekonomisine döviz girdisi sağlayan önemli bir değer olarak yükseldiğini söyleyerek, “Gemi inşa sanayi sektörümüz yaklaşık 94 bin kişiye istihdam sağlamaktadır. 85 faal tersane ile Türk Tersanelerimiz gemi siparişinde dünyada 7., gemi tonajına göre ise 11. konumdadır. 23 gemi geri dönüşüm tesisi ile gemi sökümünde dünyada 4., Avrupa’da lider konumdadır. 2023 yılında ülkemiz 1,94 milyar dolarlık gemi ve yat ihracatı gerçekleştirmiştir.” diye konuştu.
339 Olayda 806 Kişi Kurtarıldı
Seyir, can, mal ve çevre emniyetini artırmak için denizleri 7 gün 24 saat izlediklerini söyleyen Uraloğlu, “Bakanlığımız bünyesinde yer alan Ana Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi’miz sadece Türk Arama Kurtarma Bölgesi içinde değil dünyanın her noktasında ülkemiz ve dünya denizciliğine hizmet vermektedir. Komşu ve diğer ülkelerin kurtarma merkezlerinin de anlık irtibat kurabildiği ülkemizdeki tek merkezdir. Tüm denizcilerimize başta can emniyeti olmak üzere ilgili her alanda kesintisiz hizmet vermektir.” ifadelerini kullandı. Merhum İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve beraberindekilerin helikopter kazasında düşen aracın bulunmasında bu merkezden yararlanıldığını anımsatan Uraloğlu, olay gününde ilk etapta helikopterin bir sinyal verip vermediğini takip ettiklerini ve İran ile hemen irtibata geçtiklerini söyleyerek, “Ama maalesef muhtemelen sinyal sisteminin kapalı olduğu veya helikopterde o sinyal sisteminin olmadığı görüldü. Gururla belirtmek istiyorum ki bu tür kazalar sonrasında merkezimize gelen ihbarlarla 2023 yılında 339 olayda 806 kişiyi kurtardık.” ifadelerini kullandı.

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin etkinliğinin artırılması amacıyla KKTC’de kurulacak olan Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesi’ni de başlattıklarını söyleyen Uraloğlu, “Projemizi 2026 yılında tamamlamayı planlıyoruz. Projenin tamamlanmasının ardından hem ülkemizin hem de KKTC’nin Mavi Vatan’daki hakimiyetini önemli ölçüde artıracağız. Önümüzdeki yıl Marmara Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesini de başlatmayı planlıyoruz.” şeklinde konuştu.
Denizcilikte Dekarbonizasyon ve Yeşil Deniz Taşımacılığının Desteklenmesi Projesi Kabul Edildi
Bakan Uraloğlu, çevrenin ve denizlerin korunması adına atılan her adımın gelecek nesillere daha güvenli bir dünya bırakma yolunda önemli bir adım olduğunu belirterek, Bakanlık olarak denizlerde seyir emniyeti, can, mal güvenliğiyle birlikte çevre güvenliğini artırmaya yönelik yatırımları tüm hızıyla sürdürdüklerini söyledi. Uraloğlu yapılacak yeni düzenleme ile limanlara gelen gemilerden “Gemi Emisyon Bedeli” tahsil edilmesi ve bu bedelin sadece denizciliğin yeşil dönüşümü kapsamında Türk Bayraklı gemilere destek olarak ödenmesini sağlayacaklarını bildirerek ilgili kanunun bu ay yasalaşmasını beklediklerini söyledi.
Liman tesisleri için de uzun yıllardır sürdürülen Yeşil Liman uygulamasını güncelleyerek emisyon salınımının azaltmayı hedeflediklerini söyleyen Uraloğlu, “Ayrıca bildiğiniz üzere gemilerimizde ve limanlarımızda çevre dostu yenilikçi yeşil teknolojiler için ‘Denizcilikte Dekarbonizasyon ve Yeşil Deniz Taşımacılığının Desteklenmesi’ projemiz de Avrupa Komisyonu tarafından kabul edildi. Oluşturulacak mekanizma ile sektörümüze Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan 20 milyon Avro hibe, 50 milyon Avro uzun vadeli uygun maliyetli kredi desteği alacağız.” ifadelerini kullandı. Deniz turizm araçlarının marinalara kalkış işlemlerinde kullandıkları kâğıt ortamındaki seyir izin belgesi uygulamasını, bu işlemleri kolaylaştırmak ve bürokrasiyi azaltmak için dijital ortama taşıma işleminin de son aşamaya geldiği müjdesini de veren Uraloğlu, on binlerce vatandaşın bu işlemleri liman başkanlığına gitmeden internet üzerinden halledebileceklerini söyleyerek sistemi bu ay devreye alacaklarını bildirdi.
Bir milyonu aşan amatör denizci ve 140 bin aktif gemi insanının denizcilik sektörünün en önemli parçaları olduğunu belirten Uraloğlu, gemi insanlarının tüm işlemlerini daha kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleştirmesini temin etmek için Gemi İnsanları Bilgi Sistemini güncelleyerek devreye aldıklarını ifade ederek, “Bu sayede gemi insanımızın tüm denizcilik işlemlerini çok daha hızlı ve sistematik olarak yürüterek başvurularını ortalama 3 gün içinde sonuçlandırıyoruz. Yeni kurulan sistem sayesinde de vatandaşlarımız dünyanın herhangi bir yerinden, gemide görevdeyken bile e-Devlet entegrasyonu üzerinden neredeyse hiç belge sunmadan başvuru yapabilir ve işlemlerini takip edebilirler.” dedi.
“Kuzey-Güney ve Doğu- Batı Lojistik Koridorlarının Kesiştiği Yerde Bulunan Türkiye’miz Bölgenin En Güçlü ve İstikrarlı Ülkesidir”
Denizcilik sektörünün Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail’in Gazze’yi işgali, Kızıldeniz ve Basra Körfezindeki gemilere düzenlenen saldırılar gibi küresel nedenlerle önemli dönüşümlerle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Tüm bu ateş çemberinin ortasında, Kuzey-Güney ve Doğu- Batı lojistik koridorlarının kesiştiği yerde bulunan Türkiye’miz bölgenin en güçlü ve istikrarlı ülkesidir. 22 Nisan’da Türkiye, Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında mutabakatı imzalanan Kalkınma Yolu Projesi de küresel ticaretin gelişimi açısından çok önemli bir projedir. Bildiğiniz üzere Uzakdoğu ülkeleri ve Çin’den Avrupa’ya yapılan ticaret Kuzey, Orta ve Güney olarak adlandırdığımız üçlü koridor üzerinden ilerlemektedir.” ifadelerini kullandı. Güney koridorunun Kalkınma Yoluyla stratejik açıdan kesiştiğini söyleyen Uraloğlu, Kalkınma Yoluyla Çin’den başlayan taşıma zincirinin, Basra Körfezi’nde inşa edilmekte olan Irak’ın Faw Limanı’na kadar uzanarak önce Türkiye sonra Avrupa’ya kadar genişleyebileceğini söyledi. Uraloğlu, bu hattın Kuşak Yol projesinin Çin-Hindistan limanlarından hareketle deniz yoluyla Süveyş Kanalı’nı kullanarak, Akdeniz’den Avrupa’ya uzanan eksene de alternatif olacağını söyledi.
Denizciliğin gücünü aynı zamanda özel sektörden de aldığını kaydeden Uraloğlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Türkiye Yüzyılı’nda denizciliğimizi en üst seviyeye çıkarmak adına hepimize önemli görevler ve sorumluluklar düştüğünün farkında olarak inşallah sektörümüzü her alanda geliştirmek için birlikte çalışarak başaracağız. Sizlerin problemlerini biliyoruz. Çözüm üretiyoruz ve iş birliği yapıyoruz. Bunu da yapmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle 3. Türkiye Denizcilik Zirvesi’nin öngörülen amaçlara ulaşma sürecinde başarılı sonuçlar vermesini ve denizcilik sektörü için yararlı olmasını diliyorum. Bir kez daha başta IMO Genel Sekreteri Ansenio Dominguez ve IMO Sekretaryası olmak üzere tüm yerli ve yabancı konuklarımıza büyük destek ve yüksek katılımları için teşekkür ediyorum. Mavi Vatanımızın güvencesi, denizlerdeki bağımsızlığımızın simgesi Denizcilik ve Kabotaj Bayramımızı tekrardan kutluyorum.” dedi.
]]>Yılın ilk yarısında ABD’de New York Borsası’nda Nasdaq endeksi yüzde 18,13, S&P 500 endeksi yüzde 14,48, Dow Jones ise yüzde 3,79 yükselirken, Avrupa tarafında Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 8,86, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 5,57 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 9,23 artış kaydetti. Fransa’da ise CAC 40 endeksi yüzde 0,85 geriledi.
Bu dönemde, Asya’da da Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 18,28, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 3,94, Hindistan’da Sensex endeksi yüzde 9,40 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 5,37 yükselirken, Çin’de ise Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,25 azalış kaydetti.
Aynı dönemde, BIST 100 endeksi yüzde 42,54 artışla 10.647,91 puana çıkarak önemli dünya endekslerini geride bırakarak, aylık kapanış rekorunu da tazeledi. Endeks gördüğü en yüksek seviyeyi de 11.088,01 puana taşıdı.
BIST 100 endeksi, yılbaşından bu yana dolar bazlı da yüzde 28,4 artış kaydederek 325,45 puana çıkarken, 2015’in şubat ayından itibaren en yüksek aylık kapanışını da gerçekleştirmiş oldu.

EN ÇOK KAZANDIRAN YÜZDE 74 İLE BANKACILIK OLDU
Sektör endeksleri detaylı incelendiğinde, yıl başından bu yana bankacılık endeksi yüzde 73,56 ve holding endeksi yüzde 46,34 yükseldi. Yılbaşından bu yana tüm sektör endeksleri yatırımcısını sevindirirken, en çok kazandıran bankacılık oldu.
Bu süreç hisse bazlı incelendiğinde BIST 100 endeksine dahil hisselerden 78’i değer kazanırken, 22’si değer kaybetti.
Yılın ilk çeyreğinde en fazla yükseliş kaydeden hisseler arasında yüzde 141,40 ile Tav Havalimanları, yüzde 122,94 ile Mavi Giyim ve yüzde 107,82 ile Ülker ilk üç sırada yer alırken, Qua Granite yüzde 41,46, Europower Enerji yüzde 36,85 ve Hektaş yüzde 36,42 ile en çok değer kaybeden şirketler oldu.
“BORSADA YILIN İKİNCİ YARISINDA OLUMLU SEYRİN DEVAM ETMESİNİ BEKLİYORUZ”
MT Portföy Portföy Yöneticisi Umut Deniz Pak, BIST 100 endeksinin performansına ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, endeksin hem TL bazlı hem de dolar bazlı getiri anlamında dünyada ilk sırada yer aldığını vurguladı.
MSCI endeksleri bazında bakıldığında yıl başından bu yana MSCI Türkiye endeksinin, MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar endeksine göre yüzde 29, MSCI Dünya endeksine göre yüzde 23 pozitif ayrıştığını belirten Pak, “Genel seçimlerin ardından ekonomi yönetiminin değişmesiyle birlikte enflasyonla mücadele için sıkı politikalara dönülmesi, atılan adımlarla birlikte ülke risk priminde gözlenen düşüş, döviz kurlarının daha durağan hale gelmesi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) döviz rezervlerinde artış ve kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen not artırımları hisse piyasasını destekleyen faktörler oldu.” değerlendirmesinde bulundu.
Pak, piyasadaki olumlu seyre rağmen, yukarı hareketin genele yayıldığını söylemenin zor olduğunu ifade ederek, şu ifadeleri kullandı:
“Yılın ilk yarısında Borsa İstanbul’da işlem gören hisse senetlerinin yalnızca yüzde 34’ü BIST 100 endeksi üzerinde performans gösterirken, hisselerin yüzde 19’u yılın ilk yarısını negatif getiriyle kapattı. Bu dönemde sıkı para politikasının etkilerini şirket bilançolarında zaman zaman gördük. Bununla birlikte enflasyon muhasebesi uygulamalarının hem finansal tablolara olan etkisi hem de yarattığı kafa karışıklığı fiyatlamalarda etkili oldu. Sektörel bazda baktığımızda, piyasadaki yukarı yönlü seyre bankacılık sektörünün öncülük ettiğini görüyoruz. Yılbaşından bu yana bankacılık endeksi yüzde 74 yükseliş ile BIST 100 endeksinin üzerinde performans gösterdi. Özellikle Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk priminde (CDS) gördüğümüz aşağı yönlü hareket, yatırımcıların banka hisselerine yönelmesinde etkili oldu. Sigorta endeksi, ağırlıkla gıda-perakende şirketlerinden oluşan ticaret endeksi ve iletişim endeksi de BIST 100 üzerinde getiri sağladı.
Yabancı yatırımcılar yılın ilk yarısında zaman zaman Borsa İstanbul’da alım tarafında aktif olsa da, pay piyasasından son 1,5 aydır yabancı çıkışı olduğunu görüyoruz. TCMB verilerine göre, yılbaşından bu yana yabancı yatırımcılar nette yaklaşık 1 milyar dolar hisse satışı gerçekleştirirken, Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) tarafında ise 8,8 milyar dolar alım yaptıkları görülüyor. Dolayısıyla sabit getirili tarafta yabancı ilgisi artmaya devam ediyor olsa da borsada uzun vadeli ve yüksek montanlı yatırım yapan yabancı profilinin, henüz beklenilen şekilde piyasaya katılım göstermediği görülüyor.”
Yılın ikinci yarısında piyasalar için en kritik başlığın enflasyon olacağını düşündüklerini aktaran Pak, geçen yıl özellikle yaz aylarında görülen yüksek enflasyon nedeniyle, bu yıl hazirandan itibaren baz etkisinin devreye girmesi ve yıllık enflasyonun aşağı yönlü seyretmesini beklediklerini dile getirdi.
Pak, cuma günü resmileşen gri listeden çıkış sürecinin ardından gelecek dönemde beklenen kredi not artışları ve yıllık enflasyonda hedeflenen düşüşün gerçekleşmesi durumunda orta vadede Borsa İstanbul’a yabancı ilgisinin artmasını beklediklerini kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Merkez Bankası enflasyon konusunda özellikle iç tüketimin ivme kaybetmesine odaklanıyor. Haziranda açıklanan tüketici güven endeksinin yılın en düşük seviyesine gerilemesi, iç tüketimde bir miktar soğumaya işaret ediyor. Tüm bu faktörlerin etkisiyle borsada yılın ikinci yarısında olumlu seyrin devam etmesini bekliyoruz. Ancak bu dönemde, yüksek faiz ortamının da etkisiyle zaman zaman yatırımcılar için yıpratıcı olabilecek düzeltme süreçlerini normal karşılıyoruz.
Pay piyasası için olumlu olmakla birlikte seçici olduğumuzu da belirtmemiz gerekiyor. Sektörel olarak genel anlamda telekomünikasyon, yiyecek-içecek, havacılık, gıda perakendeciliği ve sağlık sektörlerinin ön planda olacağını düşünüyoruz. Yılın ilk yarısında negatif ayrışan sanayi şirketleri, ihracatçı şirketler ve GYO’lar yıl sonuna doğru faiz indirimi beklentilerinin oluşması halinde ön plana çıkabilir. Bankalarda ilk yarıdaki performansın ardından değerleme anlamında potansiyel azalsa da olası yabancı girişlerinde sektör hisselerinin likit olması, dönemsel olarak bankaları ön plana çıkarabilir.”
“ENDEKSİN DOLAR BAZLI 365-370 PUAN DİRENCİNİ TEST EDEBİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
Colendi Menkul Analisti Sadullah Çalışır da yılın ilk yarısında BIST 100 endeksinin bankacılık öncülüğünde enflasyonun oldukça üzerinde bir performans sergilediğine değinerek, yabancı yatırımcıların özellikle mart ayındaki 500 baz puanlık faiz artışı sonrası, beklentilerine paralel olarak tahvil tarafında ağırlık artırdığını ancak borsada nette satıcı tarafında yer aldıklarını ifade etti.
Yılın ilk yarısının enflasyon muhasebesinin gölgesinde geçtiğini aktaran Çalışır, enflasyon muhasebesi sonrası şirketlerin kar etmekte zorlandıklarını ve söz konusu uygulamanın yarattığı belirsizliklerin pozisyon tercihlerine de yansıdığını dile getirdi.
Çalışır, enflasyon muhasebesi uygulanmayan sektör ve fonksiyonel para birimi TL olmadığı için TSM-29’a tabi olmayan şirketlerin bu dönemde çoğunlukla alfa etkisi yarattığını ifade ederek, “1. çeyrek finansal tablolarının geride kalmasının ardından belirsizlik biraz olsun azalmış olmasına rağmen, enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar piyasa üstünde baskı yaratmaya devam edecek görünüyor.” dedi.
TCMB’nin ortodoks politikalara dönüşü ve enflasyonla mücadelede attığı adımlar ile gösterdiği kararlılığın, yerli yatırımcının TL varlıklara olan ilgisini artırdığını belirten Çalışır, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Güven tazeleyen TCMB ile birlikte Türkiye’nin 5 yıllık CDS’inde önemli geri çekilme TL varlıklara da pozitif yansıdı. Derecelendirme kuruluşlarından gelen not artışları ve bu artışların devamının geleceğine yönelik sinyaller, Borsa İstanbul’un benzer ülkelere kıyasla uzun zamandır barındırdığı iskontonun azalmasında ana hikaye oldu. Bundan sonraki süreçte de atılan adımların enflasyonda karşılığının alınmaya başlaması ile yabancı yatırımcının risksiz varlıklarla birlikte hisse tarafında da ilgisini artırmasını bekliyorum.”
Çalışır, yılın ilk 6 ayında endeksin dolar bazlı 345 puan ile son 9 yılın zirvesine çıktığını anımsatarak, “Bu dönemde endeksin dolar bazlı grafiğinin daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Yaz dönemi boyunca BIST 100 endeksinde 300-330 dolar (-+5) arası dalgalı bir seyir öngörüm var. 300 dolar bölgesine olası geri çekilmeler yatırımcılar için alış fırsatı olarak görülebilir. Bu dönemde enflasyondaki yavaşlama hızı izlenecektir. Enflasyonda belirgin yavaşlama olması halinde endeksin dolar bazlı 365-370 puan direncini test edebileceğini düşünüyoruz.” dedi.
Gelecek dönemde endeks için ana senaryonun enflasyonda aylık bazda düşüş eğilimi ve sonrasında olası faiz indirim döngüsünün olacağını dile getiren Çalışır, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Önemli merkez bankalarından, ECB’nin faiz indirimine başlaması ve yıl içerisinde Fed’in de faiz indirimi için ilk adımı atması beklenirken, Türkiye de artık gelişmekte olan ülkelere akabilecek sermaye akışından önemli pay alacak konuma geldi. Bunun için enflasyonda TCMB’nin hedefleriyle uyumlu düşüş görülmesi, özellikle son çeyrekte aylık yüzde 2 civarının altında enflasyon rakamları görmemiz halinde, faiz indirim döngüsünden pozitif etkilenecek sektörler ve uzun vadeli risksiz getirilerdeki azalma ile şirketlerin değerlemelerinde yükseliş olacaktır. Yılın ilk yarısında zayıf performans gösteren sektörlerin bu dönemde öne çıkması beklenebilir. Enflasyondaki söz konusu düşüş eğiliminin ardından tahvil getirilerinde azalma ve sonrasında yabancı yatırımcının hisse ağırlığını artırmasını bekliyorum.
Telekomünikasyon, gıda-içecek, savunma sanayi ve sigortacılık sektörleri en beğendiğimiz sektörlerin başında geliyor. Enflasyonda hedeflenen seviyelere yaklaşılması durumunda, faiz indirim döngüsünü piyasa önden fiyatlamak isteyebilir. Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda aracı kurumlar, GYO ve düşük faizlerin değerlemelere pozitif etkisi sebebiyle yüksek çarpanlı bazı büyüme hisseleri seçici olarak yeniden pozitif ayrışabilir. Reel faiz ortamından en pozitif etkilenen sektörlerin başında gelen sigortacılık sektöründe ise en iyi dönemin geride kalabileceğine yönelik fiyatlamalar erken başlayabilir.”
Bakan Uraloğlu, tarih boyunca Türkiye’nin hem coğrafi hem de kültürel olarak kıtaların, medeniyetlerin ve kadim ulaşım koridorlarının kesişme noktasında yer aldığını söyleyerek, Türkiye’nin, Tarihi İpek Yolu’nun devamı olarak büyük öneme sahip olan Orta Koridor hattının kilit ve Avrupa’nın başlangıç noktası olarak çok etkili bir konumda olduğunu belirten Uraloğlu, “Dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip Arap Yarımadası, Orta Doğu ve Hazar Havzasının da merkezi olmasıyla uluslararası enerji koridorunun da tam ortasında bulunmaktadır. Tarihte her zaman önemini sürdürmüş olan Türk Boğazlarının kontrolünü elinde tutan ülke olarak Akdeniz Havzası ve Karadeniz Havzasındaki ülkelerin deniz ulaşımı ve uluslararası ticaret faaliyetleri açısından da anahtar konumdadır. Bu sebeple, doğal bir yarımada olan, kara sınırlarının üç katı kadar deniz sınırlarına sahip ülkemiz için attığımız her adımda denizlerimizden en yüksek faydayı sağlamak ve dünya denizciliğine katkı yapmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, denizcilik sektörünün, bir denizcinin oğlu olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ve kaptanlığında son 22 yılda çok önemli gelişmeler kaydettiğini söyleyerek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde denizyolu taşımacılığının ve ticaretinin gelişmesi, denizlerimizde güvenliğinin sağlanması ve çevre duyarlılığıyla ilgili tüm gereklilikleri yerine getirerek uluslararası standartlara uygun çalışıyoruz. Hayata geçirdiğimiz proje ve çalışmalar Türkiye’nin, uluslararası denizcilik arenasındaki yerini ön sıralara taşıyarak gurur verici başarılara yelken açmış ve ülkemizi denizcilik alanında karar verici ülkeler arasında saygın bir konuma yükseltmiştir. Geçen yıl Türkiye’nin, Uluslararası Denizcilik Örgütü Konsey üyeliğine 143 ülkenin desteğiyle bugüne kadar ki en yüksek oyunu alarak üst üste 13. kez seçilmesi de bunun en güzel kanıtıdır.” diye konuştu.
Türkiye Deniz Taşımacılığından 11 Milyar Dolar Pay Alıyor
Türkiye’nin dış ticaretinin tonaj olarak yüzde 87,5’inin, değer olarak ise yüzde 54,8’inin denizyolu ile gerçekleştiğini kaydeden Uraloğlu, Dünyada deniz taşımacılığının navlun değerinin 380 milyar dolar olduğunu Türkiye’nin ise bundan 11 milyar dolar pay aldığını belirtti. Uraloğlu, 2002 yılı öncesinde neredeyse sadece İstanbul Tuzla’ya sıkışmış olan bir tersanecilik faaliyeti söz konusu olduğunu söyleyerek, “Gemi inşa sanayimiz can çekişiyordu. Türk bayraklı gemiler Paris Mou’da kara listedeydi. Denizcilik faaliyetleri üzerindeki vergi yükünden bıkmış denizcilerimiz vardı. Ama biz Bakanlık olarak hayata geçirdiğimiz denetim ve uygulamalarla Paris Mou’da 2008 yılında beyaz listeye geçtik ve o günden bu yana beyaz listedeyiz. Türk Bayrağı dünyanın en prestijli bayrakları arasında yer almaktadır.” dedi.
“Son 20 Yılda Yaklaşık 12,8 Milyar Lira Destek ve 6,8 Milyon Ton Yakıt Desteği”
2004 yılından itibaren, sicile kayıtlı yük ve yolcu taşıyan gemilere, ticari yatlara, hizmet ve balıkçı gemilerine ÖTV’siz yakıt uygulamasını başlattıklarını vurgulayan Uraloğlu, “Son 20 yılda yaklaşık 12,8 milyar lira destek ve 6,8 milyon ton yakıt desteği sağladık.” diye konuştu. Uraloğlu, denizyolu taşımacılığının kombine taşımacılıktaki payının artırılması ve karayoluyla taşınan yüklerin denizyoluna aktarılmasını desteklemek üzere “Karayoluyla Taşınan Yüklerin Denizyoluna Aktarılmasının Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik” çıkardıklarını anımsattı.

“Türkiye 48,9 Milyon Dedveyt Ton Deniz Ticaret Filosu ile Dünyada 12’nci Sırada”
Tekirdağ, Ambarlı, Kocaeli ve Mersin’de bulunan konteyner limanlarının dünyada ilk 100 liman arasına girdiğini açıklayan Uraloğlu, bin grostondan büyük 2 binden fazla sayıda gemi sayısıyla Türkiye’nin 48,9 milyon dedveyt tona ulaşan deniz ticaret filosu ile dünya sıralamasında 12’nci sırada olduğunu söyledi. Uraloğlu, “Meclisimize sunduğumuz kanun ile Türk Uluslararası Gemi Sicil Kanunu kapsamındaki gemilerimizden alınan kayıt harcı ile yıllık harçlara muafiyet getiriyoruz. Bu kapsamda, miras intikali devir işlemlerinden harçları kaldırıyoruz. Hisse devirlerinde hisse oranında harç alacağız. Elektrik gibi yeşil enerji ile çalışan gemilerimizden de kayıt harcını kaldırıyoruz, yıllık harçlarda da yüzde 50 indirim sağlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Hurdaya ayrılan Türk Bayraklı gemilerin yerlerine yeni gemi inşa edilmesi için sektör lehine bu yıl bazı değişiklikler yaparak hurdaya ayrılacak gemilerin başvuru tonajını 10 kat arttırarak 50 bin Grostona yükselttiklerini anımsatan Uraloğlu, kılavuzluk ve römorkörcülük ile palamar hizmetlerinin ücretlerini de güncelleyerek; hizmet tarifelerinin uygulanmasına yönelik sektörde uzun zamandır yaşanan karışıklıkları da ortadan kaldırdıklarını bildirdi.
“Ülkemiz 1,94 Milyar Dolarlık Gemi ve Yat İhracatı Gerçekleştirdi”
Uraloğlu, Türkiye’nin gemi inşa sanayi yüksek katma değerli ürünleri ile ülke ekonomisine döviz girdisi sağlayan önemli bir değer olarak yükseldiğini söyleyerek, “Gemi inşa sanayi sektörümüz yaklaşık 94 bin kişiye istihdam sağlamaktadır. 85 faal tersane ile Türk Tersanelerimiz gemi siparişinde dünyada 7., gemi tonajına göre ise 11. konumdadır. 23 gemi geri dönüşüm tesisi ile gemi sökümünde dünyada 4., Avrupa’da lider konumdadır. 2023 yılında ülkemiz 1,94 milyar dolarlık gemi ve yat ihracatı gerçekleştirmiştir.” diye konuştu.
339 Olayda 806 Kişi Kurtarıldı
Seyir, can, mal ve çevre emniyetini artırmak için denizleri 7 gün 24 saat izlediklerini söyleyen Uraloğlu, “Bakanlığımız bünyesinde yer alan Ana Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi’miz sadece Türk Arama Kurtarma Bölgesi içinde değil dünyanın her noktasında ülkemiz ve dünya denizciliğine hizmet vermektedir. Komşu ve diğer ülkelerin kurtarma merkezlerinin de anlık irtibat kurabildiği ülkemizdeki tek merkezdir. Tüm denizcilerimize başta can emniyeti olmak üzere ilgili her alanda kesintisiz hizmet vermektir.” ifadelerini kullandı. Merhum İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve beraberindekilerin helikopter kazasında düşen aracın bulunmasında bu merkezden yararlanıldığını anımsatan Uraloğlu, olay gününde ilk etapta helikopterin bir sinyal verip vermediğini takip ettiklerini ve İran ile hemen irtibata geçtiklerini söyleyerek, “Ama maalesef muhtemelen sinyal sisteminin kapalı olduğu veya helikopterde o sinyal sisteminin olmadığı görüldü. Gururla belirtmek istiyorum ki bu tür kazalar sonrasında merkezimize gelen ihbarlarla 2023 yılında 339 olayda 806 kişiyi kurtardık.” ifadelerini kullandı.

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin etkinliğinin artırılması amacıyla KKTC’de kurulacak olan Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesi’ni de başlattıklarını söyleyen Uraloğlu, “Projemizi 2026 yılında tamamlamayı planlıyoruz. Projenin tamamlanmasının ardından hem ülkemizin hem de KKTC’nin Mavi Vatan’daki hakimiyetini önemli ölçüde artıracağız. Önümüzdeki yıl Marmara Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesini de başlatmayı planlıyoruz.” şeklinde konuştu.
Denizcilikte Dekarbonizasyon ve Yeşil Deniz Taşımacılığının Desteklenmesi Projesi Kabul Edildi
Bakan Uraloğlu, çevrenin ve denizlerin korunması adına atılan her adımın gelecek nesillere daha güvenli bir dünya bırakma yolunda önemli bir adım olduğunu belirterek, Bakanlık olarak denizlerde seyir emniyeti, can, mal güvenliğiyle birlikte çevre güvenliğini artırmaya yönelik yatırımları tüm hızıyla sürdürdüklerini söyledi. Uraloğlu yapılacak yeni düzenleme ile limanlara gelen gemilerden “Gemi Emisyon Bedeli” tahsil edilmesi ve bu bedelin sadece denizciliğin yeşil dönüşümü kapsamında Türk Bayraklı gemilere destek olarak ödenmesini sağlayacaklarını bildirerek ilgili kanunun bu ay yasalaşmasını beklediklerini söyledi.
Liman tesisleri için de uzun yıllardır sürdürülen Yeşil Liman uygulamasını güncelleyerek emisyon salınımının azaltmayı hedeflediklerini söyleyen Uraloğlu, “Ayrıca bildiğiniz üzere gemilerimizde ve limanlarımızda çevre dostu yenilikçi yeşil teknolojiler için ‘Denizcilikte Dekarbonizasyon ve Yeşil Deniz Taşımacılığının Desteklenmesi’ projemiz de Avrupa Komisyonu tarafından kabul edildi. Oluşturulacak mekanizma ile sektörümüze Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan 20 milyon Avro hibe, 50 milyon Avro uzun vadeli uygun maliyetli kredi desteği alacağız.” ifadelerini kullandı. Deniz turizm araçlarının marinalara kalkış işlemlerinde kullandıkları kâğıt ortamındaki seyir izin belgesi uygulamasını, bu işlemleri kolaylaştırmak ve bürokrasiyi azaltmak için dijital ortama taşıma işleminin de son aşamaya geldiği müjdesini de veren Uraloğlu, on binlerce vatandaşın bu işlemleri liman başkanlığına gitmeden internet üzerinden halledebileceklerini söyleyerek sistemi bu ay devreye alacaklarını bildirdi.
Bir milyonu aşan amatör denizci ve 140 bin aktif gemi insanının denizcilik sektörünün en önemli parçaları olduğunu belirten Uraloğlu, gemi insanlarının tüm işlemlerini daha kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleştirmesini temin etmek için Gemi İnsanları Bilgi Sistemini güncelleyerek devreye aldıklarını ifade ederek, “Bu sayede gemi insanımızın tüm denizcilik işlemlerini çok daha hızlı ve sistematik olarak yürüterek başvurularını ortalama 3 gün içinde sonuçlandırıyoruz. Yeni kurulan sistem sayesinde de vatandaşlarımız dünyanın herhangi bir yerinden, gemide görevdeyken bile e-Devlet entegrasyonu üzerinden neredeyse hiç belge sunmadan başvuru yapabilir ve işlemlerini takip edebilirler.” dedi.
“Kuzey-Güney ve Doğu- Batı Lojistik Koridorlarının Kesiştiği Yerde Bulunan Türkiye’miz Bölgenin En Güçlü ve İstikrarlı Ülkesidir”
Denizcilik sektörünün Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail’in Gazze’yi işgali, Kızıldeniz ve Basra Körfezindeki gemilere düzenlenen saldırılar gibi küresel nedenlerle önemli dönüşümlerle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Tüm bu ateş çemberinin ortasında, Kuzey-Güney ve Doğu- Batı lojistik koridorlarının kesiştiği yerde bulunan Türkiye’miz bölgenin en güçlü ve istikrarlı ülkesidir. 22 Nisan’da Türkiye, Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında mutabakatı imzalanan Kalkınma Yolu Projesi de küresel ticaretin gelişimi açısından çok önemli bir projedir. Bildiğiniz üzere Uzakdoğu ülkeleri ve Çin’den Avrupa’ya yapılan ticaret Kuzey, Orta ve Güney olarak adlandırdığımız üçlü koridor üzerinden ilerlemektedir.” ifadelerini kullandı. Güney koridorunun Kalkınma Yoluyla stratejik açıdan kesiştiğini söyleyen Uraloğlu, Kalkınma Yoluyla Çin’den başlayan taşıma zincirinin, Basra Körfezi’nde inşa edilmekte olan Irak’ın Faw Limanı’na kadar uzanarak önce Türkiye sonra Avrupa’ya kadar genişleyebileceğini söyledi. Uraloğlu, bu hattın Kuşak Yol projesinin Çin-Hindistan limanlarından hareketle deniz yoluyla Süveyş Kanalı’nı kullanarak, Akdeniz’den Avrupa’ya uzanan eksene de alternatif olacağını söyledi.
Denizciliğin gücünü aynı zamanda özel sektörden de aldığını kaydeden Uraloğlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Türkiye Yüzyılı’nda denizciliğimizi en üst seviyeye çıkarmak adına hepimize önemli görevler ve sorumluluklar düştüğünün farkında olarak inşallah sektörümüzü her alanda geliştirmek için birlikte çalışarak başaracağız. Sizlerin problemlerini biliyoruz. Çözüm üretiyoruz ve iş birliği yapıyoruz. Bunu da yapmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle 3. Türkiye Denizcilik Zirvesi’nin öngörülen amaçlara ulaşma sürecinde başarılı sonuçlar vermesini ve denizcilik sektörü için yararlı olmasını diliyorum. Bir kez daha başta IMO Genel Sekreteri Ansenio Dominguez ve IMO Sekretaryası olmak üzere tüm yerli ve yabancı konuklarımıza büyük destek ve yüksek katılımları için teşekkür ediyorum. Mavi Vatanımızın güvencesi, denizlerdeki bağımsızlığımızın simgesi Denizcilik ve Kabotaj Bayramımızı tekrardan kutluyorum.” dedi.
]]>TÜRKİYE DÜNYADAKİ DOĞAL GAZ REZERVLERİNİN ÇOĞUNA HAKİM ŞİÖ ÜLKELERİYLE İHRACATA HIZ VERDİ
Türkiye’nin son dönemde ikili ve üst düzey temaslarını artırdığı Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ülkeleriyle birçok alanda gerçekleştirdiği ihracat, son 5 yılda yüzde 85 artış gösterdi.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Kazakistan’ın başkenti Astana’da 3-4 Temmuz’da gerçekleştirilecek ŞİÖ Devlet Başkanları Zirvesi’ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katılacak.
ŞİÖ’ye üye Kazakistan, Çin, Rusya, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, İran, Hindistan ve Pakistan’dan devlet ve hükümet başkanlarının hazır bulunacağı zirveye, gözlemci ve diyalog ortağı olarak Belarus, Moğolistan, Azerbaycan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ile Türkmenistan liderlerinin de katılımı bekleniyor.
Türkiye’nin son dönemde dünya nüfusunun yarısına yakın nüfusuna sahip ŞİÖ’ye üye ülkeleriyle siyasi ilişkilerinin gelişmesi ticari ve ekonomik yansımaları da beraberinde getirdi.
Son dönemde söz konusu ülkelere üst düzey ziyaretler de artış gösterdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen yıl eylülde Rusya’ya günübirlik ziyaret gerçekleştirmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl kasımda Türk Devletleri Teşkilatı 10. Zirvesi’ne katılmak üzere Kazakistan’a ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın 16. Zirvesi’ne katılmak üzere Özbekistan’a ziyarette bulunmuştu.
Bakanlar düzeyindeki öne çıkan ziyaretler kapsamında ise Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, geçen yılın son ayında Çin’de temaslarda bulundu. Daha sonra mayısta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ve haziranda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Çin’e giderek üst düzey görüşmeler yaptı.
ŞİÖ üye ülkelerinin dünyadaki doğal gaz rezervlerinin önemli bölümüne hakim konumda bulunması sebebiyle enerji sektörüne yönelik ziyaretler de bu dönemde hız kazandı. Bakan Bayraktar geçen ay ŞİÖ’nün Enerji Bakanları Konseyinin 4. Toplantısı’na video konferans ile katılmıştı. Bayraktar, Rusya’ya da ziyaret gerçekleştirmişti.
Bakan Fidan ise Çin ziyareti sonrasında BRICS+ toplantısına katılmak ve ikili temaslarda bulunmak üzere gittiği Rusya’da Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kremlin Sarayı’nda bir araya gelmişti. Türkiye ve ŞİÖ ülkeleri arasında üst düzey ziyaretlerin karşılıklı devam etmesi bekleniyor.
ULAŞTIRMA PROJELERİNİN TİCARETE ETKİSİ ÖNEM TAŞIYOR
Enerji anlaşmalarının ve projelerinin yanı sıra ticaretin artırılması amacıyla söz konusu ülkeleri birbirine bağlayan ulaştırma ve altyapı projeleri de dikkati çekiyor.
Bu kapsamda, önde gelen projeler Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Çin’in Kuşak ve Yol girişiminde yer alıyor. Kafkasya ve Orta Asya üzerinden Çin’e uzanan bir ulaşım güzergahı olan Orta Koridor girişimi, Türkiye’yi Orta Asya’ya bağlayan Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu da bu projeler arasında öne çıkıyor.
Öte yandan, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında yapımı planlanan Çin-Kırgızistan-Özbekistan Demiryolu Projesi’ne ilişkin anlaşma da geçen ay imzalandı.
TOPLAM İHRACATIN YAKLAŞIK YÜZDE 10’U ŞİÖ ÜLKELERİNE
G20 içinde yer alan Çin, Hindistan ve Rusya’nın yer aldığı ŞİÖ üye ülkelerine Türkiye’den gerçekleştirilen ihracat Kovid-19 salgının da yaşandığı 2019-2023 döneminde 2020 hariç artış gösterdi.
Bu kapsamda Türkiye’den söz konusu 9 ülkeye 2019’da 14,1 milyar dolarlık ürün ihraç edilirken, bu tutar 2020’de 13,9 milyar dolar oldu. Bu tutar, 2021’de 18,4 milyar dolara, 2022’de 23 milyar dolara kadar yükseldi. Geçen yıl ise ŞİÖ’ye üye ülkelere ihracat 26,1 milyar dolara yaklaştı.
Böylece 5 yıllık dönemde Türkiye’nin söz konusu ülkelere ihracatı yüzde 85’in üzerinde artış gösterdi. Ayrıca bu ülkelere 2023’te gerçekleştirilen ihracatın payı Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor.
Türkiye’nin ŞİÖ’ye üye ülkelerden ithalatı ise 2019’da 55,6 milyar dolardan 2020’de 49,6 milyar dolara geriledi. Sonraki yıllarda artış gösteren ithalat 2021’de 76 milyar dolara, 2022’de 120,2 milyar dolara kadar çıktı. Geçen yıl ise Türkiye’nin anılan ülkelerden ithalatı 106,3 milyar dolara geriledi.
Türk savunma sanayisine yazılım tabanlı çözümler sunan MilSOFT, Polonya’nın Bydgoszcz kentindeki NATO Müşterek Kuvvet Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen NATO’nun en büyük dijital birlikte çalışabilirlik tatbikatı CWIX 2024’e, Hava Kuvvetleri aracılığıyla TDLSim ürünüyle katılım sağladı.
TDLSim ürünü tatbikatta taktik data link alanında bir dizi faaliyet icra etti.
“Koalisyon Birlikte Çalışabilirlik Güvencesi ve Doğrulaması” faaliyeti kapsamında, NATO tarafından üye ülke sistemlerinin birlikte çalışabilirliğini sağlamak amacıyla düzenlediği birlikte çalışabilirlik testlerini içeren bir entegrasyon etkinliği gerçekleştirildi.
Bu faaliyetle; NATO ağına katılıp, NATO ile ortak bir operasyon gerçekleştirecek sistemlerin sahip olduğu fonksiyonların NATO standartları ve diğer NATO sistemleriyle uyumlu çalışabildiğini ispatlamak amaçlanıyor. Bu faaliyetin sonucunda testleri başarıyla tamamlayan sistemler, gerektiğinde NATO ağına katılıp ortak bir operasyon icra etmek için gerekli şartları sağlayan sistemler olarak değerlendiriliyor. Diğer bir deyişle, TDL sistemleri için NATO tarafından organize edilen bir sertifikasyon etkinliği olarak kabul ediliyor. TDLSim bu faaliyet kapsamında 146 testi başarıyla tamamlayarak, bir dizi fonksiyon için uyumluluk raporu almaya hak kazandı.
Ortak operasyon senaryosu kapsamında ise havadan erken ihbar ve kontrol uçağı, savaş uçağı, füze rolleri ve görevleri üstlenildi. İcra edilen görevler sonucunda TDLSim ürünü hem Türk hem de yabancı katılımcıların beğenisini kazandı. İcra edilen ağ destekli füze kabiliyeti, senaryo hava koordinatörü tarafından Türk ve yabancı generallere CWIX 2024’te gerçekleştirilen önemli bir yetenek olarak gösterildi.
CWIX 2024 kapsamında NATO, Hollanda, İspanya, Çekya, Yunanistan, Romanya gibi ülke ve kuruluşların sistemleriyle gerçekleştirilen çeşitli testler başarıyla tamamlandı.
TDLSim, askeri sistemlerin kendi aralarında güvenli bilgi alışverişi sağlamak amacıyla kullanılan taktik veri bağlantıları için simülasyon, test ve eğitim yazılımı olarak geliştirildi.
Askeri uçak, gemi, İHA ve füze gibi savaş sistemlerinin müşterek operasyonlar icra edebilmesi için elzem olan taktik veri bağlantısı, TDLSim tarafından simüle (sanallaştırılarak) edilerek bu sistemlerin harekata (savaşa) hazırlık seviyesini artırmak için kullanılıyor.
F-16/F-35’LERE TALİMAT MİLLİ TEKNOLOJİDEN!
TDLSim gerçek bir taktik veri ağına katılarak da tatbikatlarda ihtiyaç duyulan unsurların görevlerini icra edebiliyor. Örneğin bir komuta kontrol sisteminin, bir F16/F-35 uçağına füzesini ateşlemesi emrini verip ve bu füzenin hedefe yönlendirmesi görevini gerçek ve sanal ortamda gerçekleştirebiliyor. Bu görev için gerekli olan komuta kontrol sistemi, uçak, füze gibi birimlerin eğitimi için de kullanılabilen TDLSim, ayrıca taktik veri bağlantısı analizine imkan sağlıyor.
NATO Link-11, Link-16, Link-22, JREAP, SIMPLE ve benzeri birçok taktik veri bağlantısı standardını içeren TDLSim, bir taktik veri bağlantısı türü olan Link-16 ağının tüm unsurlarının ve bu ağın donanımlarının da sanallaştırılmasına olanak veriyor.
İHRACAT BAŞARILARI DA YAKALADI
TDLSim yazılımı MilSOFT tarafından yerli ve milli bir ürün olarak geliştirildi. Türk Kara Kuvvetleri, Türk Hava Kuvvetleri, ASELSAN, TÜBİTAK SAGE, Azerbaycan Hava Kuvvetleri ve Pakistan Silahlı Kuvvetleri tarafından aktif olarak kullanılıyor.
NATO bünyesinde her yıl haziran ayında Polonya’da icra edilen CWIX 2024 tatbikatına da katılım sağlanarak, NATO sistemleri ile yapılan testlerin tamamı başarılı olarak tamamlandı ve NATO sistemleri ile uyumlu olduğu teyit edildi.
]]>Buna göre, son 20 yılda özellikle düşük ve orta gelirli ekonomilerdeki nüfus ve gelir artışına bağlı olarak tarımsal ürün tüketimi artış gösterdi. Teknoloji ve inovasyondaki ilerlemeler ve doğal kaynak üretimindeki büyümeyle bu ülkeler üretimlerini de hızla artırırken, tarımsal üretim ve tüketim noktalarının kayması bu dönemde uluslararası tarım ticaret modellerinde değişikliğe yol açtı.
Bu değişikliklerin etkisiyle, küresel tarım ve balıkçılık ürünleri toplam tüketiminin, büyük ölçüde düşük ve orta gelirli ülkelerde olmak üzerek, gelecek 10 yıl içinde yıllık yüzde 1 büyümesi bekleniyor. Küresel gıda tüketiminin ise bu dönemde nüfus ve gelir artışına bağlı olarak yıllık yüzde 1,2 artacağı hesaplanıyor.
Çoğu bölgede, hayvansal kaynaklı gıdaların payının artması ve bunun sonucunda hayvancılık üretiminin genişlemesi, bu büyümeye bağlı olarak da ürünlerin yem olarak kullanımındaki büyümenin doğrudan gıda kullanımındaki artışı geride bırakması bekleniyor.
TÜKETİMDEKİ BÜYÜMENİN YÜZDE 31’İNİ GÜNEY ASYA VE HİNDİSTAN OLUŞTURACAK
Küresel gıda ve tarımsal tüketimin büyümesinde Çin’in ağırlıklı etkisi ise giderek azalıyor. Çin’in son 10 yılda küresel tüketim artışında yüzde 28 olan payının gelecek 10 yılda yüzde 11’e düşeceği tahmin ediliyor. Bu düşüşte ülkedeki beslenme alışkanlıklarının oturması, daha yavaş gelir artışı ve azalan nüfusun etkili olması bekleniyor.
Küresel gıda ve tarımsal tüketimde Çin’in azalan etkisine karşın, artan kent nüfusları ve refah düzeylerine bağlı olarak, Hindistan ve Güney Doğu Asya ülkelerinin küresel tüketimdeki paylarını gelecek 10 yılda büyüyeceği ve 2033 itibarıyla küresel tüketim artışının yaklaşık yüzde 31’ini oluşturacağı tahmin ediliyor.
ULUSLARARASI TOPLUM “SIFIR AÇLIK” HEDEFİNDE SINIFTA KALABİLİR
Rapora göre, orta gelirli ülkelerde kalori alımının büyük ölçüde temel gıda maddeleri, hayvansal ürünler ve yağların daha fazla tüketilmesi nedeniyle 10 yılda yüzde 7 artması bekleniyor.
Düşük gelirli ülkelerde ise yüzde 4 olarak öngörülen bu oran, uluslararası toplumun 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında “sıfır açlık” hedefine ulaşamayacağını gösteriyor.
Ayrıca, bu ülkelerdeki gelir kısıtları, hayvansal ürünler, balık ve su ürünleri, sebze ve meyvelere dayalı daha besleyici ve protein açısından zengin diyetlere geçişi engellerken temel gıdalara olan bağımlılığın sürmesine yol açıyor.
DOĞU AVRUPA’DA ÜRETİMDEKİ BÜYÜMEYE TÜRKİYE LİDERLİK EDECEK
Rapora göre, dünya nüfusunun yüzde 12’sinin yaşadığı ve Türkiye’nin de dahil olduğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinin küresel gıda ve tarımsal üretimdeki payı 2033 itibarıyla yüzde 14 azalabilir.
Bu düşüşte, Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Ukrayna’nın üretim kapasitesinin zarar görmüş olması ve Avrupa Birliği’nin (AB) sürdürülebilir konusuna odaklanması etkili olabilir.
Bu kapsamda bölgenin tarımsal ve balık üretiminin net değerinin 2033’e kadar 2021-2023 dönemine kıyasla sadece yüzde 7 artacağı hesaplanıyor. Bu oran, son 10 yılda görülen büyümenin yarısından daha az ve Avrupa’daki üretimdeki önemli bir yavaşlamaya işaret ediyor.
Ukrayna’nın 2033’e kadar tarihi üretim kapasitesine ulaşılacağı varsayılsa da bölgedeki toparlanmanın yavaş olması beklenirken, Doğu Avrupa’da üretimdeki büyümeye yüzde 25 ile Türkiye’nin liderlik edeceği öngörülüyor. Türkiye’yi ise üretim artışındaki yüzde 7 payı ile Rusya’nın takip etmesi bekleniyor.
Batı Avrupa’da ise üretim artışının 2033’e kadar sadece yüzde 1,6 seviyesinde kalacağı ve Orta Asya’da Kazakistan’daki hızlı genişlemenin etkisiyle yüzde 24’lük bir büyüme görüleceği tahmin ediliyor.

GIDA İSRAFI VE FİYATLAR
OECD-FAO görünümüne göre, gıda israfının 2030’a kadar yarıya indirilmesi, dünyada tarım sektörü kaynaklı sera gazı emisyonlarının yüzde 4 ve yetersiz beslenen insan sayısının 153 milyon azaltılmasını sağlayabilir.
Gelecek 10 yılda uluslararası referans gıda fiyatlarında ise hafif bir düşüş öngörülüyor ancak bu durum yerel perakende gıda fiyatlarına yansımayabilir.
Uluslararası referans fiyatlarındaki olası değişimler, enflasyon, lojistik ve işleme maliyetleri nedeniyle yerel perakende fiyatlarında aynı şekilde görülmeyebilir. Bu nedenle, yerel koşulların bu şekilde kötüleşmesi geçim kaynaklarını zorlayabilir ve hassas durumdaki tüketicilerin gıda güvenliğini tehdit edebilir.
EN DEĞERLİ ŞİRKETLER SIRALAMASI
Microsoft’u piyasa değeri sıralamasında Apple, Nvidia, Alphabet (Google), Amazon, Saudi Aramco, Meta Platforms, Taiwan Semiconductor Manufacturing Company (TSMC), Berkshire Hathaway ve Eli Lilly takip ederken, dünyanın en büyük 10 şirketinin 8’i Amerika 1’i Tayvan ve 1’i Suudi Arabistan’dan sıralamaya girdi.
Yılın ilk 6 ayında Nvidia, Apple ve Microsoft arasında geçen dünyanın en değerli firması olma rekabetinde haziran ayının son işlem günü itibarıyla Microsoft, Apple ve Nvidia’nın önünde yer alarak 3,321 trilyon dolarla dünyanın en değerli şirketi oldu. Sıralamada Apple 3,229 trilyon dolar, Nvidia 3,038 trilyon dolarla Microsoft’u izledi.
Sıralamanın geri kalanı ise 2,258 trilyon dolarla Alphabet (Google), 2,011 trilyon dolarla Amazon, 1,788 trilyon dolarla Saudi Aramco, 1,278 trilyon dolarla Meta Platforms, 901,4 milyar dolarla TSMC, 877,88 milyar dolarla Berkshire Hathaway ve 815,2 milyar dolarla Eli Lilly şeklinde oldu.
EN ÇOK KAZANDIRAN NVİDİA OLDU
Yılın ilk yarısında dünyanın en değerli 10 firmasından pay piyasalarında en iyi performansı sergileyen şirket Nvidia oldu. Nvidia’nın hisse senedi fiyatı yıl başından bu yana yüzde 149,5 yükselerek 123,54 dolara çıktı. Böylece Nvidia yılın ilk yarısında en büyük 10 şirket arasında en iyi performans gösteren şirket oldu.
Nvidia hisselerini yüzde 67,1 yükselişle Tayvanlı çip üreticisi TSMC ve yüzde 55,3 değer kazancıyla Eli Lilly hisseleri takip etti.
Haziran sonu itibarıyla dünyanın en değerli ilk 10 şirketinden borsada en iyi performans gösteren ilk 3 şirketten Nvidia ve TSMC yarı iletken ve çip endüstrisinde faaliyet gösterirken Eli Lilly ilaç endüstrisinde faaliyet gösteriyor.
ARAMCO KAYBETTİRDİ
Dünyanın en değerli 10 şirketi arasında yatırımcısına en çok kazandıran dördüncü şirket Meta Platforms olurken, şirketin hisse senedi Ocak-Haziran döneminde yüzde 42,5 kazançla 504,22 dolara ulaştı.
Alphabet (Google) hisseleri yüzde 30,2 yükselişle 183,42 dolara, Amazon hisseleri yüzde 27,2 değer kazancıyla 193,25 dolara, Microsoft hisseleri yüzde 18,9 artışla 446,95 dolara, Berkshire Hathaway hisseleri yüzde 14,1 yükselişle 406,80 dolara ve Apple hisseleri yüzde 9,4 primle 210,62 dolara çıktı.
NEGATİF PERFORMANS SERGİLEYEN TEK ŞİRKET
Haziran sonu itibariyle dünyanın en değerli ilk 10 şirketi arasında 7’nci sırada yer alan ve Suudi Menkul Kıymetler Borsasında (Tedawul) işlem gören Saudi Aramco şirketinin hisseleri ise yılın ilk yarısında yüzde 16,1 değer kaybederek 33 riyalden 27,7 riyale geriledi. Saudi Aramco dünyanın en değerli 10 şirketi arasında yılın ilk 6 ayında pay piyasalarında negatif performans sergileyen tek şirket oldu.
]]>ŞİÖ’ye üye Kazakistan, Çin, Rusya, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, İran, Hindistan ve Pakistan’dan devlet ve hükümet başkanlarının hazır bulunacağı zirveye, gözlemci ve diyalog ortağı olarak Belarus, Moğolistan, Azerbaycan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ile Türkmenistan liderlerinin de katılımı bekleniyor.
Türkiye’nin son dönemde dünya nüfusunun yarısına yakın nüfusuna sahip ŞİÖ’ye üye ülkeleriyle siyasi ilişkilerinin gelişmesi ticari ve ekonomik yansımaları da beraberinde getirdi.
Son dönemde söz konusu ülkelere üst düzey ziyaretler de artış gösterdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen yıl eylülde Rusya’ya günübirlik ziyaret gerçekleştirmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl kasımda Türk Devletleri Teşkilatı 10. Zirvesi’ne katılmak üzere Kazakistan’a ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın 16. Zirvesi’ne katılmak üzere Özbekistan’a ziyarette bulunmuştu.
Bakanlar düzeyindeki öne çıkan ziyaretler kapsamında ise Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, geçen yılın son ayında Çin’de temaslarda bulundu. Daha sonra mayısta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ve haziranda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Çin’e giderek üst düzey görüşmeler yaptı.
ŞİÖ üye ülkelerinin dünyadaki doğal gaz rezervlerinin önemli bölümüne hakim konumda bulunması sebebiyle enerji sektörüne yönelik ziyaretler de bu dönemde hız kazandı. Bakan Bayraktar geçen ay ŞİÖ’nün Enerji Bakanları Konseyinin 4. Toplantısı’na video konferans ile katılmıştı. Bayraktar, Rusya’ya da ziyaret gerçekleştirmişti.
Bakan Fidan ise Çin ziyareti sonrasında BRICS+ toplantısına katılmak ve ikili temaslarda bulunmak üzere gittiği Rusya’da Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kremlin Sarayı’nda bir araya gelmişti. Türkiye ve ŞİÖ ülkeleri arasında üst düzey ziyaretlerin karşılıklı devam etmesi bekleniyor.
ULAŞTIRMA PROJELERİNİN TİCARETE ETKİSİ ÖNEM TAŞIYOR
Enerji anlaşmalarının ve projelerinin yanı sıra ticaretin artırılması amacıyla söz konusu ülkeleri birbirine bağlayan ulaştırma ve altyapı projeleri de dikkati çekiyor.
Bu kapsamda, önde gelen projeler Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Çin’in Kuşak ve Yol girişiminde yer alıyor. Kafkasya ve Orta Asya üzerinden Çin’e uzanan bir ulaşım güzergahı olan Orta Koridor girişimi, Türkiye’yi Orta Asya’ya bağlayan Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu da bu projeler arasında öne çıkıyor.
Öte yandan, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında yapımı planlanan Çin-Kırgızistan-Özbekistan Demiryolu Projesi’ne ilişkin anlaşma da geçen ay imzalandı.
TOPLAM İHRACATIN YAKLAŞIK YÜZDE 10’U ŞİÖ ÜLKELERİNE
G20 içinde yer alan Çin, Hindistan ve Rusya’nın yer aldığı ŞİÖ üye ülkelerine Türkiye’den gerçekleştirilen ihracat Kovid-19 salgının da yaşandığı 2019-2023 döneminde 2020 hariç artış gösterdi.
Bu kapsamda Türkiye’den söz konusu 9 ülkeye 2019’da 14,1 milyar dolarlık ürün ihraç edilirken, bu tutar 2020’de 13,9 milyar dolar oldu. Bu tutar, 2021’de 18,4 milyar dolara, 2022’de 23 milyar dolara kadar yükseldi. Geçen yıl ise ŞİÖ’ye üye ülkelere ihracat 26,1 milyar dolara yaklaştı.
Böylece 5 yıllık dönemde Türkiye’nin söz konusu ülkelere ihracatı yüzde 85’in üzerinde artış gösterdi. Ayrıca bu ülkelere 2023’te gerçekleştirilen ihracatın payı Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor.
Türkiye’nin ŞİÖ’ye üye ülkelerden ithalatı ise 2019’da 55,6 milyar dolardan 2020’de 49,6 milyar dolara geriledi. Sonraki yıllarda artış gösteren ithalat 2021’de 76 milyar dolara, 2022’de 120,2 milyar dolara kadar çıktı. Geçen yıl ise Türkiye’nin anılan ülkelerden ithalatı 106,3 milyar dolara geriledi.
Açıklanan bilançolar, yapılan transferler, transferlerden elde edilen gelirler ve sponsorluk anlaşmalarıyla spor şirketleri yılın ilk yarısında borsada başarılı bir performans sergiledi.
Analistler, transfer sezonunun başlamasıyla spor hisselerinde hareketlilik görüldüğünü belirtti.
Sportif başarının finansal açıdan önemli olduğunu ifade eden analistler, ligin üst sıralarında bulunan takımların Avrupa kupalarında yer alarak önemli gelir elde etme şansı yakaladığını anımsattı.
Borsa İstanbul’da işlem gören spor şirketleri arasında ocak-haziran dönemini yüzde 106,8 yükselişle tamamlayan Fenerbahçe Futbol AŞ, yatırımcısına en fazla kazandıran spor şirketi oldu.
Fenerbahçe, sezonu 99 puanla 2’nci sırada tamamladı. Süper Lig’de son 3 sezonu 2’nci sırada tamamlayan Fenerbahçe, gelecek sezon Avrupa macerasına UEFA Şampiyonlar Ligi ön elemelerinden başlayacak.
Sarı-lacivertliler, Şampiyonlar Ligi’ndeki serüvenine ikinci ön eleme turundan başlayacak. Bu turu geçmesi durumunda üçüncü ön elemeye çıkacak olan Fenerbahçe, ardından play-off mücadelesi yapacak.
MOURINHO’NUN HİSSELERE ETKİSİ
Fenerbahçe’nin, dünyaca ünlü Portekizli teknik direktör Jose Mourinho ile resmi sözleşme imzalaması da hisselerine olumlu yansıdı.
Mourinho’nun uluslararası arenada oldukça tanınan biri olduğunu ve bu durumun yurt dışında Türkiye Süper Ligi’nin tanıtımında da etkili olabileceğini aktaran analistler, böylece hem kulüplerin yayın gelirlerinin iyileşebileceğini hem de Avrupa kupalarındaki başarı ihtimalinin borsadaki söz konusu seyri desteklediğini bildirdi.
Portekizli ünlü çalıştırıcı, sarı-lacivertli ekipte bu görevi üstlenen 78’inci isim oldu.
ENERBAHÇE’Yİ GALATASARAY İZLEDİ
Yılın ilk yarısında yatırımcısına Galatasaray Sportif Sınai ve Ticari Yatırımlar yüzde 40,2, Trabzonspor Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği yüzde 36,5 kazandırırken, Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret AŞ yüzde 19,7 kaybettirdi.
Trendyol Süper Lig’de 2023-2024 sezonunu zirvede bitirerek, 24’üncü şampiyonluğuna ulaşan Galatasaray, borsada da yatırımcısını sevindirdi. Galatasaray’ın hisselerindeki yükselişte kulübün yeşil sahalardaki performansı ve bilançolarının zarardan kara dönmesi de önemli paya sahip oldu.
Analistler, Galatasaray’ın Florya Tesisleri’nden Kemerburgaz’a taşınma projesinin de hisse fiyatını olumlu etkileyebileceğini belirtti.
BEŞİKTAŞ YATIRIMCILARINI ÜZDÜ
Yeşil sahalarda taraftarını mutlu edemeyen Beşiktaş, borsada da yatırımcısını üzdü. 2023-2024 sezonunda sergilediği performansla taraftarlarına hayal kırıklığı yaşatan Beşiktaş, teknik direktörlük konusunda da istikrar sağlayamadı.
Süper Lig tarihinin en kötü sezonlarından birini geçiren siyah-beyazlılar 56 puan topladığı sezonu 6’ncı sırada tamamladı.
Spor şirketlerinin haziranda sergiledikleri hisse performansına bakıldığında Fenerbahçe, Trabzonspor ve Galatasaray yatırımcısını sevindirirken, Beşiktaş üzdü.
Bu dönemde, hisse fiyatları Fenerbahçe’nin yüzde 52, Galatasaray’ın yüzde 11,2, Trabzonspor’un yüzde 6,8, artış kaydederken, Beşiktaş’ın yüzde 3,2 azaldı.
EN FAZLA PİYASA DEĞERİNE SAHİP TAKIM FENERBAHÇE
Halka açık 4 spor şirketi arasında en fazla piyasa değerine sahip kulüp olan Fenerbahçe, yılın ilk yarısını 18 milyar 717 milyon 118 bin lira piyasa değeriyle tamamladı.
Fenerbahçe’yi, 9 milyar 536 milyon 400 bin lira piyasa değeriyle Galatasaray, 8 milyar 256 milyon lira piyasa değeriyle Beşiktaş, 5 milyar 500 milyon lira piyasa değeriyle de Trabzonspor izledi.
“ÖZELLİKLE KIRAÇ ALANLARDA BEKLEDİĞİMİZ KALİTEYİ YAKALAYAMADIK”
Geçen yıla oranla ekim alanlarında artış yaşanırken, kuralık nedeniyle rekoltede yüzde 10 kadar düşüş yaşanabileceğinin altını çizen Ziraat Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Burak Kırkgöz, “Konya ovasında arpa hasadı başladı. Bayramın üçüncü gününden itibaren Konya’da yoğun şekilde arpa hasadı yapılıyor bundan sonraki süreçte de buğday hasatlarıyla devam edecek. Bu yıl biraz daha geçen yıla göre hasatlarımızda 15 günlük bir erken başlama söz konusu. Bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi de iklim. Bu yıl maalesef beklediğimiz yağışları, beklediğimiz dönemlerde alamadık. Özellikle on ikinci aydan sonra beklediğimiz kar yağışları maalesef Konya Ovası’nda yeterli miktarda yağmadı. Arkasından yağmur yağışları oldu lakin hububatların özellikle arpaların ihtiyaç duyduğu dönemde bu yağışlar gelmedi. Daha sonraki dönemlerde bu yağışlar geldi. Tabii iklimin de bu olumsuzluklar da üzerine eklenince bu yıl arpa rekoltesinde biraz düşüş olacak kanaatindeyiz. Geçen yıla oranla yüzde 5’lik hububat ekiliş alanlarında artış var, lakin iklimin bu şekilde olmasından kaynaklı olarak yaklaşık olarak yüzde 10’luk civarda rekoltede düşüş olacağını düşünüyoruz. Özellikle kıraç alanlarda beklediğimiz kaliteyi yakalayamadık. Bunun da etkisini borsadaki satıştaki fiyatlarda da görebiliyoruz. Kaliteli ürünlerde fiyatları iyi gidiyor. TMO fiyatlarının üzerinde gidiyor ama kalitesi düşük arpaların fiyatları biraz daha düşük fiyatlarda seyrediyor” dedi.

“ERKEN HASATTAN KESİNLİKLE KAÇINMALARI GEREKİYOR”
Başlayan hasat döneminde çiftçilere seslenen Başkan Kırkgöz, “Çiftçilerimizin bu dönemden sonra dikkat edecekleri özellikle buğdaylarda erken hasattan kesinlikle kaçınmaları gerekiyor. Nem oranı yüksek hububat tarlalarının biçmemelerini, biraz daha beklemelerini tavsiye ediyoruz. Bu dönemler biraz riskli dönemler ara ara yağışlar gelebiliyor. Bu yağışlarda doluya çevirebiliyor arkasından felaketler de gelebiliyor. Bu tarz felaketlere çiftçilerimizin inşallah yakalanmazlar inşallah bu tarz felaketlerle karşılaşmazlar. Çok fazla acele etmemelerini arazilerini hasat ederken de biçerdöverlerini kontrol ederek verimli bir hasat geçirmelerini temenni ediyoruz” şeklinde konuştu.

“YAĞIŞLAR BEKLENENİN ALTINDA OLDUĞU İÇİN GEÇEN YILA ORANLA RAKAMLAR DÜŞÜK KALIYOR”
Konya Ovası’nda hububat üretimine büyük destek sağlayan Altınekin’de de hasat aralıksız sürüyor. Sezonun geçen yıla oranla rakamlarda düşüş yaşandığını aktaran İlçe Kaymakamı Muhammed Emin Baştürk, “Geçen yılla kıyasladığımız zaman geçen yılın Mart ve Nisan ayındaki yağışlar beklenenin altında olduğu için geçen yıla oranla rakamlar düşük kalıyor. Buğdayda geçen yıl, 74 bin ton elde etmişken bu yıl biraz daha düşük olacak maalesef. Yine arpada da 55 bin ton elde etmişken bu rakam da yine biraz daha aşağıda olacak gibi gözüküyor. Tabii malumunuz küresel iklim değişikliğiyle de mücadele ediyoruz. Bunun da etkisi var. Yağışlar artık beklenildiği zamanlarda olmuyor. Dolayısıyla tarımda da bir değişiklik meydana geliyor. Bu yüzden rakamlar biraz daha altında olacak gibi ama yine de burada mesela şu anda bir çiftçimiz ile birlikte hasada katıldık. Burası 43 dönüm bir arazi ve buradan dönüm başına bin 500 ton verim elde edeceğini bekliyoruz ve bu rakamın iyi olduğunu söylüyorlar. Tabii daha tam net rakamlara ulaşmış değiliz. Dolayısıyla inşallah hasadımızı tamamladığımız zaman geçen senenin rakamlarının da üzerine çıkarız diye umut ediyoruz” diye konuştu.
Türkiye’nin tahıl ambarı olarak bilinen Konya Ovasında arpa hasadı başladı. Konya’da 38 bin 873 kilometrekare yüzölçümünün yüzde 47’si tarım arazisi olarak kullanılan Konya Ovasında kış sezonundaki yetersiz yağışlar hububat ürünlerinde verim düşürdü.

“ÖZELLİKLE KIRAÇ ALANLARDA BEKLEDİĞİMİZ KALİTEYİ YAKALAYAMADIK”
Geçen yıla oranla ekim alanlarında artış yaşanırken, kuralık nedeniyle rekoltede yüzde 10 kadar düşüş yaşanabileceğinin altını çizen Ziraat Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Burak Kırkgöz, “Konya ovasında arpa hasadı başladı. Bayramın üçüncü gününden itibaren Konya’da yoğun şekilde arpa hasadı yapılıyor bundan sonraki süreçte de buğday hasatlarıyla devam edecek. Bu yıl biraz daha geçen yıla göre hasatlarımızda 15 günlük bir erken başlama söz konusu. Bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi de iklim. Bu yıl maalesef beklediğimiz yağışları, beklediğimiz dönemlerde alamadık. Özellikle on ikinci aydan sonra beklediğimiz kar yağışları maalesef Konya Ovası’nda yeterli miktarda yağmadı. Arkasından yağmur yağışları oldu lakin hububatların özellikle arpaların ihtiyaç duyduğu dönemde bu yağışlar gelmedi. Daha sonraki dönemlerde bu yağışlar geldi. Tabii iklimin de bu olumsuzluklar da üzerine eklenince bu yıl arpa rekoltesinde biraz düşüş olacak kanaatindeyiz. Geçen yıla oranla yüzde 5’lik hububat ekiliş alanlarında artış var, lakin iklimin bu şekilde olmasından kaynaklı olarak yaklaşık olarak yüzde 10’luk civarda rekoltede düşüş olacağını düşünüyoruz. Özellikle kıraç alanlarda beklediğimiz kaliteyi yakalayamadık. Bunun da etkisini borsadaki satıştaki fiyatlarda da görebiliyoruz. Kaliteli ürünlerde fiyatları iyi gidiyor. TMO fiyatlarının üzerinde gidiyor ama kalitesi düşük arpaların fiyatları biraz daha düşük fiyatlarda seyrediyor” dedi.
“ERKEN HASATTAN KESİNLİKLE KAÇINMALARI GEREKİYOR”
Başlayan hasat döneminde çiftçilere seslenen Başkan Kırkgöz, “Çiftçilerimizin bu dönemden sonra dikkat edecekleri özellikle buğdaylarda erken hasattan kesinlikle kaçınmaları gerekiyor. Nem oranı yüksek hububat tarlalarının biçmemelerini, biraz daha beklemelerini tavsiye ediyoruz. Bu dönemler biraz riskli dönemler ara ara yağışlar gelebiliyor. Bu yağışlarda doluya çevirebiliyor arkasından felaketler de gelebiliyor. Bu tarz felaketlere çiftçilerimizin inşallah yakalanmazlar inşallah bu tarz felaketlerle karşılaşmazlar. Çok fazla acele etmemelerini arazilerini hasat ederken de biçerdöverlerini kontrol ederek verimli bir hasat geçirmelerini temenni ediyoruz” şeklinde konuştu.

“Yağışlar beklenenin altında olduğu için geçen yıla oranla rakamlar düşük kalıyor”
Konya Ovası’nda hububat üretimine büyük destek sağlayan Altınekin’de de hasat aralıksız sürüyor. Sezonun geçen yıla oranla rakamlarda düşüş yaşandığını aktaran İlçe Kaymakamı Muhammed Emin Baştürk, “Geçen yılla kıyasladığımız zaman geçen yılın Mart ve Nisan ayındaki yağışlar beklenenin altında olduğu için geçen yıla oranla rakamlar düşük kalıyor. Buğdayda geçen yıl, 74 bin ton elde etmişken bu yıl biraz daha düşük olacak maalesef. Yine arpada da 55 bin ton elde etmişken bu rakam da yine biraz daha aşağıda olacak gibi gözüküyor. Tabii malumunuz küresel iklim değişikliğiyle de mücadele ediyoruz. Bunun da etkisi var. Yağışlar artık beklenildiği zamanlarda olmuyor. Dolayısıyla tarımda da bir değişiklik meydana geliyor. Bu yüzden rakamlar biraz daha altında olacak gibi ama yine de burada mesela şu anda bir çiftçimiz ile birlikte hasada katıldık. Burası 43 dönüm bir arazi ve buradan dönüm başına bin 500 ton verim elde edeceğini bekliyoruz ve bu rakamın iyi olduğunu söylüyorlar. Tabii daha tam net rakamlara ulaşmış değiliz. Dolayısıyla inşallah hasadımızı tamamladığımız zaman geçen senenin rakamlarının da üzerine çıkarız diye umut ediyoruz” diye konuştu.
UTTS, akaryakıt alan vergi mükellefi araçları otomatik tanıyarak fiş ve faturalarda bu bilginin yer almasını sağlayacak. Böylece araç plakalarının manuel olarak sisteme girilmesinden kaynaklanan usulsüz fatura uygulaması son bulacak.
Gelir İdaresi Başkanlığı, UTTS sayesinde akaryakıt sektöründe usulsüz fatura kullanımından kaynaklanan ve her yıl 15 milyar lirayı bulan vergi kaybının önüne geçmeyi hedefliyor. UTTS, devletin vergi güvenliğini sağlarken diğer taraftan da akaryakıt sektöründe rekabet ortamı oluşturacak.
SADECE VERGİ MÜKELLEFLERİ İÇİN ZORUNLU
UTTS, sadece vergi mükellefi olan kişi ve kuruluşlar için zorunlu olacak. Bu kişi ve kuruluşların, iş yerlerine ait veya kiralama yoluyla edindikleri taşıtlara taşıt tanıma birimini 31 Aralık 2024’e kadar taktırmaları gerekecek. UTTS kapsamında yükümlü kılınmamış bireysel taşıt sahipleri ise sistemden isteğe bağlı şekilde faydalanabilecek.
Sistem kapsamında vergi mükellefleri, akaryakıt harcamalarını gider gösterebilmek için söz konusu alışverişleri sırasında, UTTS kapsamında düzenlendiğini gösteren ödeme kaydedici cihaz fişi almakla yükümlü kılındı. 31 Aralık 2024’ten sonra UTTS’den düzenlenmeyen belgeler, vergi kanunları bakımından hiç düzenlenmemiş sayılacak ve vergi indirimine konu edilemeyecek.
PLAKA BİLGİSİ MANUEL GİRİLEMEYECEK
Türkiye’de trafiğe kayıtlı 29 milyon taşıtın 8 milyona yakını akaryakıt harcamalarını gider göstererek vergi indirimi elde eden vergi mükelleflerine hizmet veren araçlardan oluşuyor. Bunların da 3 milyona yakını ticari Taşıt Tanıma Sistemi bulunan araçları kapsıyor.
Yakıt harcamalarını giderleştirmek için araçların kiralama yoluyla edinilmesi veya işletmeye dahil olması ve işte kullanılması gerekiyor. Mevcut sistemde akaryakıt dolumu yapılan aracın plaka bilgisini istasyon görevlisi elle giriyor. İşlem sırasında taşıta ait olmayan bir plakanın bilgisi girilerek usulsüz fatura oluşturulabiliyor.
Uygulamadaki bu boşluğu kullanan bazı mükellefler, kullanmadıkları ya da kullandıklarından fazla akaryakıt harcamasını faturalandırıyor. Bu fatura gider olarak gösterildiğinde vergiden düşülüyor. UTTS ile 2025 başından itibaren bu tür uygulamaların son bulması bekleniyor.
SİSTEMİN İŞLEYİŞİ
Kurulum ve işletme görevi Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğüne verilen UTTS’nin paydaşları arasında akaryakıt dağıtım şirketleri ve akaryakıt istasyonu işletmecileri, yetkili donanım üreticileri, yetkili taşıt ve istasyon montaj firmaları, yeni nesil pompa ödeme kaydedici cihaz üreticileri (YN Pompa ÖKC) ve taşıt sahibi mükellefler yer alıyor.
Sistem kapsamında yükümlü kılınan taşıtların yakıt depo girişlerine, taşıt tanıma birimi takılacak, bu sayede taşıtın sahiplik ve plaka bilgisi kayıt altına alınacak.
Akaryakıt istasyonlarında pompa tabancasına takılan taşıt tanıma okuyucu cihaz, şifre çözümleme işlemlerini, iletişim modülündeki güvenlikli haberleşme anahtarı ile yapacak. Böylece UTTS yükümlüsü taşıtların yakıt dolum işleminde plaka bilgisi otomatik olarak YN Pompa ÖKC’ye aktarılacak, fatura ve satışa ilişkin veriler de UTTS’ye işlenecek. Bu taşıtlar için artık plaka bilgisinin sisteme elle girilmesi mümkün olmayacak.
KAYIT VE KURULUM AŞAMASI BU YIL TAMAMLANACAK
Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi Uygulama Genel Tebliği, Resmi Gazete’nin 5 Ekim 2023 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmişti.
Tebliğle akaryakıt satışlarında, yeni nesil akaryakıt pompa ödeme kaydedici cihazlara plaka bilgisinin otomatik olarak iletilmesine ve bu kapsamda oluşturulan sistemin teknik özelliklerinin belirlenmesine ilişkin düzenlemeler yapıldı.
UTTS’nin “www.utts.gov.tr” adresli portalı martta paydaşların kullanımına açıldı. Sistemde, ağustosa kadar akaryakıt istasyonlarına ilişkin kurulumlar için teknik hazırlık çalışmalarının tamamlanması planlanıyor.
UTTS donanımlarının montaj, onarım ve servis işlemlerini sadece Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünün yetkilendireceği firmalar yürütebilecek. Birim montajını yetkili taşıt montaj firmaları, akaryakıt istasyonlarına taşıt tanıma okuyucusu ve güvenlikli haberleşme cihazının kurulumunu ise yetkili istasyon montaj firmaları yapacak.
Tebliğ kapsamında YN Pompa ÖKC’lerin yazılımlarında güncelleme yapılarak UTTS entegrasyonu sağlanacak. Akaryakıt dağıtım şirketleri dilerlerse işletmekte oldukları taşıt tanıma sistemlerini UTTS’ye entegre edebilecek.
“BM GÜVENLİK KONSEYİ’NİN ÜÇ DAİMİ ÜYESİ ÇATIŞMANIN ÇÖZÜLMESİNİ İSTEMEDİ”
Azerbaycan topraklarının Ermenistan işgali sırasında etnik temizlik, soykırıma ve yıkıma maruz kaldığını belirten Aliyev, “O dönemde çatışmanın çözümü için büyük çaba sarf ettik ancak bu çabalarımız sonuçsuz kaldı. Böylece BM Güvenlik Konseyi’nin üç daimi üyesi çatışmaya çözüm sağlayamadı, daha doğrusu istemedi. Hepsi de çeşitli nedenlerden dolayı Ermenistan’ın gerçekleştirdiği işgalin kalıcı olmasını istiyordu. Eski AGİT Minsk grubu üçlüsü ve Ermeni tarafıyla 2003 yılının sonlarından itibaren birçok kez görüştüm ancak, tüm bunlar bir sonuç getirmedi. Bunu eski Minsk grubu üyeleri ve Ermeni tarafı istemedi. Ermenistan tarafı topraklarımızı sonsuza kadar işgal altında tutmak istiyordu” dedi.

“SÜREÇ KİMSENİN MÜDAHALESİ OLMADAN İLERLİYOR”
Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinde arabulucular olmadan ikili düzeyde daha iyi sonuçlar aldıklarını ifade eden Aliyev, “Bu süreç kimsenin müdahalesi olmadan ilerliyor. Sınırların belirlenmesi ve hatta çizilmesi konusunda anlaşmaya varabiliyoruz. Barış anlaşması henüz imzalanmadı ancak sınırların belirlenmesi süreci başarıyla devam ediyor” dedi.

“BARIŞ ANLAŞMASININ ANA MADDELERİNİ BİRKAÇ AY İÇİNDE SONUÇLANDIRABİLİRİZ”
Müzakere sürecinde oldukça hızlı ilerlediklerini belirten Aliyev, “Barış anlaşması metni üzerindeki çalışmayı, en azından ana maddelerini birkaç ay içinde sonuçlandırabileceğimizi düşünüyorum. İşgal sırasında arabulucuların planının Madrid ilkeleri olarak adlandırılan temel ilkeler üzerinde anlaşmaya varmak olduğunu belirtmek isterim. Bunların paraflanması ve daha sonra taslak haline getirilmesi gerekiyordu. Bunun bir seçenek olabileceğine inanıyoruz. Ana maddelerin üzerinde anlaşmaya varmak, bunları başlatmak ve ardından metin üzerinde çalışmak gibi. Ermenistan anayasayı değiştirirse bu gerçekleşecek” ifadelerini kullandı.

“BARIŞ ANLAŞMASININ TEMEL ŞARTI ERMENİSTAN ANAYASASININ DEĞİŞTİRİLMESİDİR”
Ermenistan ile 28 yılda üzerinde anlaşmaya varılamayan konuların 1-2 yılda çözülmesi zor olduğunu vurgulayan Aliyev, “Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki esaslı müzakereler geçtiğimiz aralık ayından itibaren başladı. Çünkü bundan önce Ermenistan, Dağlık Karabağ meselesini barış anlaşmasına dahil etmek istiyordu ve bu kabul edilemezdi. Bu konu Azerbaycan’ın iç meselesidir. Karabağ’dan bölücü rejimin ortadan kaldırılmasının ardından Aralık ayından itibaren sadece 6 aydır müzakereler devam ediyor. Bu süreç zaman alıyor ve elbette barış anlaşmasının temel şartı Ermenistan anayasasının değiştirilmesidir. Çünkü orada Azerbaycan’a karşı toprak iddiaları yer alıyor ve bu gerçekleşmeden barış anlaşması imzalanmayacak. Bu bilinen bir meseledir” dedi.

“GERİ DÖNÜŞ HAKKI BATI AZERBAYCAN TOPLULUĞU TEMSİLCİLERİNE DE SAĞLANMALIDIR”
Karabağ Ermenileri’nin geri dönmesi konusuna değinen Aliyev, “Eskiden Ermenistan’da yaşayan ‘Batı Azerbaycan Topluluğu’ temsilcileri de dahil olmak üzere karşılıklı olarak geri dönüş hakkı sağlanmalıdır. Azerbaycan halkı sonuncu defa 1988 yılında, Ermenistan topraklarından etnik olarak temizlendi ve oradaki maddi, kültürel mirasımız tamamen yok edildi” ifadelerini kullandı.
Öte yandan bazı uluslararası gözlemciler, birinci turdaki seçimlerde oyların çalındığı ve manipülasyon yapıldığı yolunda ciddi iddiaların olduğunu dile getirerek, ikinci turda seçim güvenliği konusuna uyarılarda bulundular.
Polemikhaber’in haberine göre, Dr. Seyfullah Türksoy, “İkinci turda küskün ve kararsız seçmenler sandığa giderse, reformcu Türk aday Mesud Pezeşkiyan kazanır” dedi.
İran Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Rahim Farzam, “İkinci turda reformcu aday Mesud Perzeşkiyan’ın seçilme şansını yüksek görüyorum. Bunun için Pezeşkiyan’ın küskün ve kararsız seçmeni sandığa götürecek bir propaganda yapması gerekiyor” dedi.
Farzam, İran’da seçim güvenliği sorunundan kaynaklanan oyların çalınması ve manipülasyon iddialarının sürekli gündeme geldiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“5 Temmuz’da yapılacak seçimlerin kaderini iki faktör belirleyecek. Birincisi İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in tavrı. Diğeri seçimlere katılım oranının artırılması. Radikal muhafazakar aday Said Celili seçilirse yasaklı ve sert uygulamalar devam eder. Ülkedeki gerginlik ve kutuplaşma artabilir. Reformcu kesimin adayı Mesud Pezeşkiyan’ın seçilmesi durumunda ülkedeki tansiyon düşer. Bireysel özgürlükler artar, başörtüsüyle ilgili ahlak polisinin müdahaleleri, internet kısıtlamaları azalır. Zaten bu konuda Mesud Pezeşkiyan’ın bazı sözleri de var. Ülkedeki tansiyon düşer. O nedenle Hamaney’in Mesud Pezeşkiyan’ı destekleme ihtimalini yüksek görüyorum.”
İran uzmanı Rahim Farzam, Mesud Pezeşkiyan’ın seçilmesi durumunda, İran’daki Türklerin sisteme olan tepkilerinin de yumuşamaya başlayabileceğini, dolayısıyla ülkenin iç huzuru açısından da Mesud Pezeşkiyan’ın seçilmesinin yararlı olacağını belirtti.
“İRAN HALKI MUTSUZ”
Kısa adı İRAM olan İran Araştırmaları Merkezi’nin kıdemli uzmanlarından Dr. Bilgehan Alagöz, İran’da insanların uzun süredir mutsuz ve karamsar olduğuna dikkat çekerek, “özellikle ekonomik sıkıntılar çok artmış. Demokrasi ve insan haklarıyla ilgili büyük sıkıntılar var. Seçimlere katılım oranı çok düşük. Halk sandıklara gitmeyerek mevcut durumu protesto ediyor. İkinci turda küskün halkı sandığa taşımayı başaran aday seçimi kazanır” şeklinde konuştu.
Seçime iki kutuplu bir yapıyla girildiğini, bir yanda iç ve dış politikada Batı’yla uyumlu reformistlerin, diğer yanda da mevcut yapıya bağlı muhafazakar statükocuların yarıştığını belirten Dr. Bilgehan Alagöz, “Reformcuların adayı Mesud Pezeşkiyan bu kısa sürede küskün seçmeni ikna edip sandığa yönelmesini sağlayabilirse seçimi kazanabilir.” dedi.
TÜRK ADAYIN SEÇİLMESİ DEMOKRASİNİN ÖNÜNÜ AÇAR
Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız Kafkasya Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof.Dr. Hasan Oktay ise şu görüşleri dile getirdi:
“İran dünya ile giriştiği rekabeti kaybediyor sistem ciddi anlamda yara aldı, özellikle 13 Nisan’da İsrail’e yaptığı füze saldırı sonrası iran’a karşı cephe genişledi ve Cumhurbaşkanı İbrahim Raisi öldürülerek İran’a açıktan mesaj verildi. İran bu kartı gördü ve Irak modelini yani bir yerli unsurun işbirliği ile dış saldırı operasyonuna fırsat vermemek ve Suriye’de iktidara karşı silahlı muhalefetin harekete geçmesini önlemek için sistemi tamir ve tahkim etmek için ilk defa Türk ve reformcu bir adayın Cumhurbaşkanı olmasının önünü açtı. Türkiye de komşusu iran’da Irak ve suriye olayları ile karşı karşıya kalmamak için gelişmeleri yakından takip ediyor ve Mesud Pezeşkiyan’ın seçilmesi ile iran Türkleri sistemi ihata ederek gelecekte İran’da demokrasiye geçişin önü açılıyor. Azerbaycan -Türkiye – İran bölgede önemli bir güç birliği oluşturmaktadır.”
İRAN’IN ÖZGÜRLÜK BAYRAĞI TEBRİZLİLER’İN ELİNDE
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi Prof.Dr. Aygün Attar, İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’in yakın tarihlerdeki bir Cuma hutbesinde “İran’ın özgürlük bayrağı Tebrizlilerin elindedir” sözünü hatırlatarak, ”O bayrak açılır mı , hep beraber bekleyip göreceğiz.” dedi.
Prof.Dr. Aygün Attar konuyla ilgili sözlerini ve Mesud Pezeşkiyan’la ilgili düşüncelerini şöyle paylaştı:
”İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Muhafazakar cepheden Said Celili ile Reformist Cepheden Tebriz Milletvekili Mesud Pezeşkiyan ikinci tur için yarışacaklar. Pezeşkiyan , hem insan hem siyasetçi olarak toplumda çok saygı duyulan bir kalp cerrahıdır. 1993 senesinde elim bir trafik kazasında jinekolog olan eşini ve bir çocuğunu kaybettikten sonra bir daha hiç evlenmeyerek geriye kalan üç çocuğuna hem baba hem anne olan ve Tebriz Tıp Bilimleri Üniversitesi rektörü, İran’ın Sağlık Bakanı olarak görev yapmış Pezeşkiyan sadece Tebriz’in değil İran’da yaşayan tüm Türklerin parlamentodaki gururlu sesi olmuştur. 26 Şubat 2016’da parlamentonun açık oturumunda, Allah’ın kendisini bir Türk olarak yarattığını ve hiç kimsenin Türklerin dili ve kültürü ile alay etme hakkına sahip olmadığını, İran’daki Türklerin ve diğer etnik grupların Anayasa’nın 15. maddesine göre okullarda kendi dillerinde yazabilmeleri, konuşabilmeleri ve öğrenebilmeleri gerektiğini haykırdığı konuşmayı şahsen bir Tebriz gelini olarak gururla sosyal medyadan paylaşmıştım. Fanatik Traktör taraftarı olan Pezeşkiyan ‘a soyadından dolayı farklı etnik kimlik yakıştırmaları yapanlar için bir açıklama zarureti doğduğunu düşünüyorum. Yani, Farsçada soyadlarının sonuna “zade “ “oğulları” yahut filankeslerden anlamında kullanılan bir eklemedir. Hekim ailesinden geldiği için Farsça Pezeşkiyan yani Doktorlardan soyadını taşıyan uzun yıllar İslami Şurada Tebriz Üskü Azerşeher ‘in ( Doğu Azerbaycan) milletvekili olarak aktif şekilde varlık gösteren Mesut Pezeşkiyan parlamentoda İran’daki Türklerle birlikte diğer etnik gruplar için de reformlar yapılmasını daim gündemde tutan bir siyasetçi olmuştur. İkinci tur sonrası İran Cumhurbaşkanı olmasına müsaade edilecek mi ? Onun nihai kararını sandık sonuçlarıyla birlikte İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney verecektir.”
Not: Ayetullah Hamaney yakın tarihlerdeki bir Cuma hutbesinde “İran’ın özgürlük bayrağı Tebrizlilerin elindedir. O bayrak açılır mı , hep beraber bekleyip göreceğiz.” demişti
GERİLİM AZALIR
Azerbaycan Türk Evi Başkanı Tenzile Rüstemhanlı da şu görüşlere yer verdi:
“Mesud Pezeşkiyan’ın seçilmesi İran’a yeni bir soluk getirebilir, İran’ın Türkiye ve Azerbaycan’la ilişkilerini daha üst bir seviyeye taşıyabilir, Batı ile ilişkilerini yumuşatabilir. İran’da yaşayan insanlar ulusal haklarından, anadillerinde okuma-yazma, kültürlerini geliştirme ve yerel özyönetim hakkından yoksun bırakılıyor, dolayısıyla büyük bir iç gerilim yaşanıyor. Mesud Bey bu yönde de durumu yumuşatabilir. Tebriz’deki mitinginde Reşid Behbudov’un “Azerbaycanım” şarkısının seslendirilmesi büyük siyasi öneme sahip bir olaydır. İran’daki reformcu kesim 5 Temmuz’da sandığa giderek Mesud Pezeşkiyan’a ses vererek ülkedeki demokratik açılımlara destek olmalıdır”
Bilindiği gibi 28 Haziran’da ülke genelinde 59 bin merkezde kurulan sandıklarda toplam 24 milyon 535 bin 185 oy kullanıldı.
İlk turu birinci sırada bitiren Pezeşkiyan 10 milyon 415 bin 191 oy alarak yüzde 42,5’lik oranla birinci olmuştu. Said Celili’nin oy oranı ise yüzde 38,6’da kalmıştı. Buna göre, reformistlerin tek adayı Pezeşkiyan ile muhafazakar Celili, 5 Temmuz’da yapılacak ikinci tur seçimlerde yeniden yarışacak.
Birinci turda İran Devrim Muhafızları’nın eski komutanı ve parlamento başkanı olan Muhammed Bakır Kalibaf yüzde 13,8 ile üçüncü, din adamı Mustafa Purmuhammedi ise yüzde 0.8 ile dördüncü sırada yer almışlardı.
]]>İstanbul Sanayi Odası Türkiye Sektörel PMI raporuna göre takip edilen on sektör içerisinde yeni siparişleri artırabilenlerin sayısı mayıs ayında üç iken haziranda ikiye geriledi. On sektörden üçü satış fiyatlarını düşürürken, girdi maliyetleri enflasyonunda genele yayılı azalma kaydedildi. İş yüklerinin azalmasıyla birlikte makine ve metal ürünleri hariç tüm sektörlerde istihdam düşüş gösterdi.
Ekonomik büyümenin öncü göstergesi olan imalat sanayi performansında en hızlı ve güvenilir referans kabul edilen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat PMI (Satın Alma Yöneticileri Endeksi) anketinin Haziran 2024 dönemi sonuçları açıklandı. Eşik değer olan 50,0’nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, mayıs ayında 48,4 seviyesinde kaydedilen manşet PMI, haziranda 47,9’a gerileyerek üst üste üçüncü ay 50,0 eşik değerinin altında gerçekleşti. Endeks, Türk imalat sektörünün faaliyet koşullarında hafif bir bozulmaya işaret etti. Öte yandan, bu bozulma 2024’ün başından bu yana en belirgin düzeyde kaydedildi.
YENİ İHRACAT SİPARİŞLERİNDE YAVAŞLAMA ILIMLI SEYRETTİ
Talep koşullarındaki zayıflık, sektörlerin faaliyet koşulları üzerinde belirleyici olmaya devam etti ve hem yeni siparişlerde hem de üretimde yavaşlamanın sürmesine neden oldu. Üretimde üst üste üçüncü ay azalma gerçekleşirken, düşüş bir önceki aya göre hafif hız kesmesine rağmen belirgin gerçekleşti. Yeni siparişlerdeki düşüş ise hem iç hem de dış pazarlardaki zayıflık nedeniyle mayıs ayına kıyasla hızlandı. Diğer yandan, yurt dışından alınan yeni siparişlerdeki yavaşlama toplam yeni siparişlerdekine göre daha ılımlı seyretti.
DENİZ TAŞIMACILIĞINDAKİ AKSAMA TESLİMATI UZATTI
İş yüklerindeki azalış, haziranda imalatçıların istihdam ve satın alma faaliyetlerini bir önceki anket dönemine göre daha yüksek oranda azaltmalarına yol açtı. İstihdamdaki daralma Ekim 2022’den bu yana en yüksek oranda kaydedildi. Girdi maliyetleri enflasyonu haziranda üst üste beşinci ay gerileyerek Mayıs 2023’ten bu yana en düşük seviyede ölçüldü. Satın alma maliyetlerinde artış bildiren anket katılımcıları, bu durumun yüksek ham madde ve deniz taşımacılığı fiyatlarının yanı sıra liradaki zayıflıktan kaynaklandığını belirtti. Maliyet enflasyonundaki gevşeme ve talepteki durgunluk nedeniyle firmaların kendi satış fiyatlarını artırma hızı da son dört buçuk yılın en düşük düzeyine geriledi. Son olarak, özellikle Kızıldeniz’de yaşanan sorunlar olmak üzere deniz taşımacılığındaki aksamalara bağlı gecikmeler, tedarikçilerin teslimat sürelerinin daha da uzamasına yol açtı.
İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI anket verileri hakkında değerlendirmede bulunan S&P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şunları söyledi: “Talepte devam eden durağan seyir, imalat sektörünün istihdam verilerinde daha belirgin hissedilmeye başlandı. Türk firmaları, ayrılan personelini yenileri ile ikame etmek konusunda isteksizlik gösterdi ve buna bağlı olarak da istihdam Ekim 2022’den bu yana en yüksek oranda daraldı. Diğer taraftan, firmalar maliyet enflasyonundaki gerilemeden faydalanarak Haziran’da nihai ürün fiyatlarında artışları daha ılımlı düzeyde tutma imkanı buldular. Bu durumun, önümüzdeki aylarda talebe destek sağlaması açısından faydalı olabileceği değerlendiriliyor.”
SEKTÖRLERİN ÇOĞUNLUĞUNDA ÜRETİM VE YENİ SİPARİŞLER YAVAŞLADI
Türkiye Sektörel PMI raporu, haziran ayında imalat sektörünün büyük bölümünde zorlu faaliyet koşullarının devam ettiğini gösterdi. Sektörlerin çoğunluğunda üretim ve yeni siparişler yavaşlama kaydederken istihdam ise hemen hemen tüm faaliyet gruplarında azaldı. Buna karşılık, girdi maliyetleri enflasyonunun tüm sektörlerde gerilemesi ve bazı sektörlerin nihai ürün fiyatlarını düşürmesi, anketin pozitif gelişmeleri olarak öne çıktı.
YENİ SİPARİŞLERİ ARTIRAN SEKTÖR SAYISI 2 OLDU
Takip edilen on sektör içerisinde yeni siparişleri artırabilenlerin sayısı mayıs ayında üç iken haziranda ikiye geriledi. Yeni siparişler yalnızca makine ve metal ürünlerinde üst üste iki ay artarken gıda ürünlerinde ise daralmadan ılımlı büyümeye geçti. En belirgin düşüş ise Nisan 2020’den bu yana en sert bozulmanın yaşandığı kara ve deniz taşıtları sektöründe kaydedildi. Yeni ihracat siparişlerinde görece pozitif bir tablo ortaya çıktı ve on sektörden dördünde artış gözlendi. Özellikle makine ve metal ürünlerinin yurt dışından alınan yeni işleri belirgin bir genişleme kaydetti.
İSTİHDAM DÜŞÜŞ GÖSTERDİ
Üretim tarafında ise yeni siparişlerle uyumlu bir tablo ortaya çıktı. Üretim artışı makine ve metal ürünleri ve gıda ürünleri sektörleriyle sınırlı kaldı. Şubat 2021’den bu yana en belirgin daralmanın gerçekleştiği elektrikli ve elektronik ürünler ise en belirgin yavaşlama kaydeden sektör oldu. İş yüklerinin azalmasıyla birlikte hemen hemen tüm sektörlerde istihdam düşüş gösterdi. Bu eğilimin istisnası makine ve metal ürünleri sektörü oldu. Böylelikle istihdam artıran sektör sayısı 2020’deki pandemi kaynaklı kısıtlamalardan bu yana en düşük düzeye geriledi. İstihdamda en belirgin daralma ise tekstil sektöründe yaşandı.
Maliyet baskılarının genel olarak azalması ve girdi fiyatlarındaki artışın bir önceki aya göre tüm sektörlerde hız kesmesi, anketin görece pozitif gelişmesi olarak kayda geçti. Girdi fiyatları enflasyonundaki en sert düşüş ağaç ve kağıt ürünlerinde kaydedilirken, en zayıf maliyet artışı makine ve metal ürünlerinde gerçekleşti. Girdi fiyatlarının en hızlı arttığı sektör ise metalik olmayan mineral ürünler oldu.
Maliyet baskılarındaki hafifleme, bazı firmaların talebi canlandırmak amacıyla kendi satış fiyatlarını düşürmesine imkan sağladı. Makine ve metal ürünleri, giyim ve deri ürünleri ile kimyasal, plastik ve kauçuk sektörlerinde satış fiyatları ılımlı düşüş kaydetti.
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO’su Mehmet Tütüncü, “Faaliyet gösterdiğimiz coğrafyalarda etki ettiğimiz geniş ekosistemde tüm paydaşlarımızla birlikte güçlenerek dönüşmek hedefiyle çalışmalarımızı var gücümüzle sürdürmeye devam ediyoruz. ‘Bu Dünya Bizim’ yaklaşımımızla sürdürülebilirlik odaklı gelecek hedeflerimizi ve somut aksiyonlarımızı içeren sürdürülebilirlik raporumuz da bu yöndeki başarılı performansımızı gözler önüne seriyor” dedi.
Yıldız Holding ve şirketlerinin 2023 yılındaki sürdürülebilirlik faaliyetlerinin kapsamlı bir şekilde kamuoyuyla paylaşıldığı 7. Sürdürülebilirlik Raporu yayınlandı. Sürdürülebilirlik Raporu; Adapazarı Şeker, Aytaç Gıda, Bizim Toptan, Kerevitaş, ŞOK Marketler ve Ülker’in 1 Ocak – 31 Aralık 2023 faaliyet dönemini kapsıyor.
Yıldız Holding ve şirketlerinin sosyal ve çevresel performans göstergelerinin konsolide edildiği ve GRI Standartları Temel Seçeneğine uygun olarak hazırlanan raporda, Yıldız Holding’in “Doğanın Geleceği İçin Çalışıyoruz”, “Paydaşlarımızla Güçleniyoruz” ve “Geleceğe İlham Veriyoruz” başlıkları altındaki taahhütlerine ve yenilikçi projelerine yer veriliyor.
Raporda Yıldız Holding’in imzacısı olduğu Birleşmiş Milletler (BM) Küresel İlkeler Sözleşmesi (UNGC) ve BM Kadının Güçlenmesi Prensipleri (WEPs) kapsamındaki faaliyetleri ve performansının yanı sıra Holding’in BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SDGs) olan doğrudan ve dolaylı katkısı da aktarılıyor.
YEŞİL DÖNÜŞÜM HIZ KESMEDEN DEVAM EDİYOR
2050 yılına kadar tüm değer zincirinde “net sıfır” sera gazı emisyonu hedefiyle çalışmalarını sürdüren Yıldız Holding, bu taahhüdünü somut aksiyonlarla destekliyor. Bu hedefe yönelik olarak daha önce Ülker ve Kerevitaş’ta başlatılan karbonsuzlaşma projesine; 2023 yılında Aytaç ve Bizim Toptan da dahil edildi. Geçtiğimiz yıl Yıldız Holding ve şirketlerinde plastik azaltımı konusunda da önemli gelişmeler kaydedildi.
Yıldız Holding’in İş Dünyası Plastik Girişimi’ne vermiş olduğu 2023 yılına kadar 1.000 ton taahhüdü aşılarak, 2.250 ton plastik azaltımı sağlandı. Tüm şirketlerinde yeşil dönüşüm yolculuğuna hız veren Yıldız Holding, şirketlerindeki yenilenebilir enerji yatırımlarını da hızlandırdı. Aytaç’ın fabrika arazisinde kurulacak güneş enerjisi santraliyle de fabrikanın elektrik ihtiyacının tamamı yenilenebilir kaynaklardan sağlanacak.
FIRSAT EŞİTLİĞİ VE KAPSAYICILIK ÇALIŞMALARI DÜNYADA SES GETİRİYOR
Yıldız Holding, 2021 yılında kurduğu Kadın Platformu öncülüğünde tüm değer zincirinde fırsat eşitliğine yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. 2030’a kadar tüm yönetim kademelerinde çeşitliliği artırmayı, üst yönetimdeki kadın oranını güçlendirmeyi hedefleyen Yıldız Holding’de fırsat eşitliği temelli dönüşüm sonrası grup şirketlerinde görev alan kadın yönetim kurulu üyesi oranı yüzde 14’ten yüzde 26’ya yükseldi.
Kurulduğu günden beri Holding’in temel prensiplerinden biri olan eşit işe eşit ücret yaklaşımını uluslararası standartlara göre belgelemek amacıyla gönüllü başvurulan ve birinci fazı başarıyla tamamlanan uluslararası sertifikalandırma sürecinde ise son aşamaya gelindi.
Kadın girişimciliğinin desteklenmesi başta olmak üzere Yıldız Holding’in fırsat eşitliğine yönelik yürüttüğü çalışmalar küresel ölçekte de büyük ses getirdi. Holding’in fırsat eşitliği ve kapsayıcılığa yönelik öncü çalışmaları geçtiğimiz Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’ndeki özel oturumda tüm dünyaya örnek gösterildi.
Aynı zamanda, şirketlerin toplumda kadının güçlenmesi ve yerel üreticilerin desteklenmesi adına geliştirdiği toplumsal fayda projeleri de bu yıl pozitif etki odağında ön plana çıkıyor.
2030’A KADAR INOVASYON YATIRIMLARI İKİ KATINA ÇIKACAK
Geleceğe ilham vermek odağında tüm şirketlerinde, yeni ürün geliştirmeden sürdürülebilir ambalaj uygulamalarına, su tüketimini azaltmadan tarımda teknolojik uygulamalara kadar birçok alanda Ar-Ge faaliyetlerine devam eden Yıldız Holding, gıda ve perakende sektörleri başta olmak üzere faaliyet gösterdiği tüm sektörlerde liderliğini pekiştirmek üzere inovasyon yatırımlarını sürdürüyor.
2030’a kadar sürdürülebilirlik odaklı inovasyon yatırımlarını iki katına çıkarmayı hedefleyen Holding’in yenilikçi çalışmaları “Yerinde Ar-Ge Merkezi” statüsü alan Yıldız Tech tarafından yürütülüyor.
MEHMET TÜTÜNCÜ: “DÖNÜŞTÜRÜCÜ LİDERLİĞİMİZLE SEKTÖRÜMÜZE YÖN VERİYORUZ”
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO’su Mehmet Tütüncü, Yıldız Holding’de, “İsrafsız Şirket” iş modeliyle uzun zamandır yürütülen sürdürülebilirlik çalışmalarına bütüncül bir sistem dönüşümü anlayışıyla devam edildiğini belirterek şunları söyledi: “Faaliyet gösterdiğimiz coğrafyalarda etki ettiğimiz geniş ekosistemde tüm paydaşlarımızla birlikte güçlenerek dönüşmeyi hedefliyoruz.
Bu sene 7.sini yayınladığımız sürdürülebilirlik raporumuzda da ‘Bu Dünya Bizim’ yaklaşımımızla hayata geçirdiğimiz ilerlemeyi, hedeflerimizi ve somut aksiyonlarımızı paylaşmaktan memnuniyet duyuyoruz.
Yıldız Holding ve tüm şirketlerinde sürdürülebilirlik odaklı çalışmaları hızlandırdık. Sürdürülebilirlik raporumuz da bu yöndeki başarılı performansımızı gözler önüne seriyor. Bu uzun yolculukta, sürdürülebilirlik alanında şimdiye dek kat ettiğimiz gelişmenin ötesine geçmek için cesur ve kararlı adımlar atmaya devam edeceğiz.”
1981’DEN BERİ GÖRÜLEN EN YÜKSEK KATILIM ORANI
Erken genel seçimin dünkü ilk turunda sandık çıkış anketlerine göre oylarını artıran aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisi yüzde 34 ile sandıktan birinci parti çıktı.Ulusal Birlik Partisi’ni, oyların yüzde 28,1’ini alan sol ve çevreci partilerin oluşturduğu Yeni Halk Cephesi izledi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi Rönesans’ın liderliğindeki Cumhuriyet İçin Hep Birlikte İttifakı ise oyların ancak yüzde 20,3’ünü alabildi. Merkez sağdaki Cumhuriyetçiler Partisi’nin oy oranı ise yüzde 10,2 oldu.
Araştırma şirketi Elebe’nin tahminine göre, 49.5 milyon seçmenin oy kullandığı seçime katılım oranı yüzde 67,5 oldu. Bu Fransa’da, 1981’den bu yana görülen en yüksek katılım oranı.
LE PEN:MACRON’U YOK ETTİK
2027’de yeniden Ulusal Birlik Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı olması beklenen Marine Le Pen sandık çıkış anketi sonrası yaptığı açıklamada “Demokrasi konuştu ve Fransız halkı Ulusal Birlik Partisi’ni ve müttefiklerini zirveye çıkararak Macron kampını neredeyse yok etti” dedi.
“Halk net bir şekilde 7 yıllık küçümseyici ve yıpratıcı yönetime son vermek” istiyor diyen Le Pen ikinci turda da seçmenlerden destek istedi. Le Pen, Ulusal Birlik Partisi’nin lideri Jordan Bardella’nın başbakan olarak atanabilmesi için önümüzdeki hafta Ulusal Meclis’te çoğunluğu sağlamaları gerektiğini vurguladı.
MACRON’DAN BİRLEŞME ÇAĞRISI
Sandık çıkış anketi sonrası Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Cumhurbaşkanı Macron ise seçmenlere, seçimin ikinci turunda, “cumhuriyetçi ve demokrat” adaylar etrafında birleşme çağrısı yaptı.
Macron, genel seçimin ilk turunda katılım oranının yüksek olmasının da, kendisini memnun ettiğini söyledi.
FRANSIZ MEDYASI: MACRON KENDİ SONUNU GETİRDİ
Fransız basını Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aşırı sağın açık farkla ilk sırayı alması üzerine, 9 Haziran’da Ulusal Meclis’i fesheden Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un erken seçim kararıyla kendi sonunu getirdiği değerlendirmesinde bulundu.
Challenges dergisinin “2024 genel seçimleri: Kral Macron’un saltanatının sonu” başlıklı haberinde, Macron’un Ulusal Meclis’i feshederek kendi düşüşünü tetiklediği kaydedildi.
Haberde, Macron’un eski Başbakanı Edouard Philippe, mevcut Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire ve İçişleri Bakanı Gerald Darmanin’in Macron’un düşüşünü daha da hızlandırdığı belirtilerek “Bu genel seçimler, Macronculuk saltanatının sonunu imzalayabilir.” ifadesine yer verildi.
Le Monde gazetesi, ilk sonuçlara göre seçimin ilk turunda iktidarın, rakipleri aşırı sağ ve solcuların gerisinde kalmasını “Mağlup olan Macron cephesi, üçüncü sıraya yerleşti” başlığıyla duyurdu. Gazete, bir diğer haberinde, seçimin ilk turunu 4. bitiren merkez sağcı Cumhuriyetçiler (LR) partisinin ülke genelinde güç kaybettiği değerlendirmesini yaptı.
Fransız Le Figaro gazetesi de “Genel seçimler: Macron’un kaybettiği bahis” başlığıyla geçtiği haberde, Macron’un merkezdeki “blokunun” yok olma riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu. Haberde, “Avrupa (Parlamentosu) seçimleri tokadından 3 hafta sonra Elysee’de yine bir mağlubiyet gecesi.” ifadesi kullanıldı.
Kamu yayıncısı Franceinfo ilk turun sonuçlarını derlediği haberde, aşırı sağcı RN partisinin seçimin ilk turuna hakim olduğunu aktarırken “Emmanuel Macron’un Ulusal Meclis’in feshedildiğini açıklamasından 3 hafta sonra, erken genel seçimlerin ilk turu aşırı sağ parti ve müttefikleri açısından benzeri görülmemiş bir başarı teşkil ediyor.” değerlendirmesine yer verildi.
İNGİLİZ MEDYASI: SONUÇ FELAKET, SİYASİ BİR DEPREMHaberin Devamı
Macron’un 3 hafta içinde aldığı ikinci yenilgi bugün Avrupa’nın da bir numaralı gündemi oldu. İngiliz medyası ilk tur sonuçlarını ‘felaket’ olarak değerlendirdi. The Telegraph gazetesi Fransa’yı ilk kez aşırı sağ liderliğin eşiğine getiren “siyasi bir deprem” olarak tanımlandı.
Independent Le Pen’in güçlenen konumuna dikkat çekti ve Macron’un hem içeride hem de dünya sahnesinde zayıfladığını öne sürdü. Guardian gazetesi ise “Macron’un grubu ve sol-yeşil ittifakı, Ulusal Cephe’yi iktidardan uzak tutmak için işbirliği yapmak zorunda kalacak, ancak bu kolay olmayacak” ifadelerini kullandı.
Politico, ‘Macron çoktan bitti. Le Pen’i durdurabilecek var mı?’ başlıklı haberinde Macron’un acı bir seçimle karşı karşıya kaldığını öne sürdü.
ABD MEDYASI:FRANSA FELÇ OLABİLİR
ABD’li Washington Post gazetesi, ilk tur seçimlerin Macron’un merkezci ittifakını parçaladığını ve ikinci turda net bir çoğunluk sağlanamaması durumunda Fransız siyasetinin felç olabileceğini yazdı. Fransa’nın eski ABD büyükelçisi Gérard Araud’ın sözlerine atıfta bulunan gazete “Fransız krizi daha yeni başladı” ifadesini kullandı.
New York Times gazetesi ise Macron’un oynadığı kumarın ters teptiğini, aşırı sağın ezici bir zafer kazandığını yazdı.
AŞIRI SAĞ KARŞITLARI SOKAĞA İNDİ
Aşırı sağ karşıtı göstericiler, başkent Paris’in sembolik önem taşıyan noktası Cumhuriyet Meydanı’nda toplandı.
Ellerinde Filistin bayrakları taşıyan göstericiler, RN karşıtı slogan attı. Öte yandan ülkenin ikinci büyük kenti Lyon’da yaklaşık 800 faşizm karşıtı, gösteri düzenledi.
Göstericiler, kamu mallarına zarar ve çöp bidonlarını ateşe verdi. Güvenlik güçleri, Cumhuriyet Sokağı’nda göstericilere biber gazıyla müdahale etti.
Yüzü maskeli bazı eylemciler, Lyon’un 1. bölgesindeki belediye binasına girmeye çalıştı ancak başarısız oldu.
]]>Bakan Şimşek’in konuşmasından öne çıkanlar;
GRİ LİSTEDEN NASIL ÇIKILDI?
Gri listeden çıkışımız bir ekip çalışması. Daha önce mevzuat çalışması yapılmıştı ama en önemlisi uygulamadaki etkinlikti. Gri listeye girmek kolay çıkmak zor. İçişleri ve Adalet Bakanlığımızın desteği olmasaydı bu listeden çıkamazdık. Haziran ayından bu yana bir araya geldiğim bütün hazine bakanlarıyla bu konuyu konuştuk.
Bizim finansal sistemimizin sağlıklı işlemesi ve itibarlı olması lazım. Listeden çıkmak büyük kazanım ama burada esas amaç Türkiye’nin güvenilebilir olduğunu ortaya koymaktı.
Siyasi mülahazalar devreye girmesin diye FATF’ye bir mektup bile yazdık.
“SON AYLARDA KAYNAK GİRİŞİ ÇOK GÜÇLÜ OLDU, ŞU ANDA NASIL YÖNETİRİZ ONUNLA UĞRAŞIYORUZ”
Son aylarda kaynak girişi çok güçlü oldu. Şu anda bu kaynak girişini nasıl yönetiriz onunla uğraşıyoruz. Giren kaynak karşılığında TL basıyoruz. O da dezenflasyon sürecini tehdit ediyordu. 78 milyar dolar civarına ulaştı. Türkiye finans tarihinde eşi benzeri görülmemiş. Bunun önemli bir kısmı yurtiçindeki mevduat sahibi vatandaşlarımızın TL tercihi. Bir kısmı da dış kaynak.
Rezerv yeterliliği bakımından neredeyse IMF kriterini yakaladık. Yurt içi bankalarla olan swapları neredeyse 5 milyar dolara indirdik. Vadesi gelmişken kapatıyoruz. Swap hariç net rezerv artı 12 milyar dolara yükseldi. Döviz rezervlerini endişe kaynağı olmaktan çıkardık.
Reel bazda lirada bir miktar değerleme oldu. Esas hedefimiz enflasyonu kalıcı şekilde düşürerek nominal kurlarda istikrar sağlamak.
Türkiye’de hala enflasyon nispeten yüksek. Biz enflasyonu düşürdükçe kurda nominal bazda oynama azaldı. Bizim esas hedefimiz enflasyonu kalıcı şekilde düşürerek enflasyonda nominal bazda istikrar sağlamak ancak bunun için henüz erken.
Gri liste kararından sonra Moody’s’in bunun olumlu yönde yansıyacağı yönünde değerlendirmesi var. Fon akışı son derece güçlü.
“TÜRKİYE GRİ LİSTEDEN OYBİRLİĞİYLE ÇIKTI”
Terörizmin finansmanıyla mücadeleyi bir öncelik haline getirdik. Gri listeden Türkiye oybirliğiyle çıkarıldı. Tek bir ülke itiraz etmedi. Komşumuz Yunanistan bile ‘güçlü şekilde sizi destekliyoruz’ dedi. Listeden çıktık ama terörizmin finansmanıyla ilgili güçlü bir şekilde mücadele edeceğiz. MASAK’ın idari kapasitesi geliştirilecek. Yapay zekayı bu noktada devreye alacağız. Başardık, başarmaya devam edeceğiz.
“CARİ AÇIKTA BAŞARI SAĞLANDI”
Programın temelinde rasyonel politikalar ve yapısal reformlar var. Bu durum yatırımcı güvenini getiriyor. Bu durum reel kurda istikrarı getiriyor. O da beraberinde dezenflasyonu getiriyor. Programın özünde dengesizliklerin giderilmesi var. Türkiye’nin biriktirdiği dengesizliklerden bir tanesi dış açıktı. Geçen Mayıs ayında yıllık cari açık 57 milyar dolardı. Bu Mayıs ayında 26 milyar dolara muhtemelen inecek. Cari açık konusunda başarı sağlandı, bu başarıyı kalıcı hale getirmek lazım. Devletin aktif olarak işin içinde olduğu sanayi politikası ortaya koyacağız.
Şu an rezerv birikimi şirketlerin ve vatandaşların portföy tercihleri ve dış kaynaktan geliyor.
“EYT’NİN MALİYETİ 724 MİLYAR TL”
İkinci dengesizlik bütçe açığıydı. Geçen sene seçimden önce muhalefetin popülist iteklemesiyle EYT geçti. Geçen sene EYT’nin yıllık maliyeti finansman maliyetiyle birlikte 724 milyar TL oldu. Bütçe dengelerinin iyileşmesinde oldukça mesafe kat ettik. Ama kat edeceğimiz yol var. Gelecek sene bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 3’ün altına çekeceğiz
KUR KORUMALI MEVDUATTA VERGİ İSTİSNASI SONA ERİYOR
Üçüncü dengesizlik büyümedeki dengesizlikti. Büyümede yeniden dengelenmeyi sağladık. Enflasyonun ana kaynağı iç talep kaynaklı büyüme. KKM’de 44 haftadır kesintisiz olarak düşüş var. Bu durum para politikasının çalışmasını engelleyen bir faktör. KKM’yi giderek bir sorun olmaktan çıkarıyoruz. Bugün itibariyle şirketlerin KKM’deki vergi avantajı son buldu. Artık şirketler için bir istisna yok. Bireylerin KKM’den kazandıkları da vergiye tabi olacak. KKM’den çıkış hızlanacak.
“VATANDAŞIMIZ ENFLASYONDAKİ DÜŞÜŞÜ HİSSETMEYE BAŞLAYACAK”
Vatandaşımız enflasyon düşüşünü hissetmeye başlayacak. Aslında hissediyor. Her sene ortalama 690 bin vatandaşımıza istihdam sağlamışız. Bu olmadan ekonomide refah olmaz. Mayıs ayında baktığınız zaman enflasyon yükseldi diyebilirsiniz Yüzde 75,5’luk bir enflasyon. Fakat o 12 aylık enflasyon. Piyasa 24 ay içerisinde enflasyon yüzde 20’ye düşecek diyor. Biz ise bu sene sonunda en kötü ihtimalle Merkez Bankası 38 olur ancak 42’ye kadar yolu var diyor. Önemli olan bu sene sonunda 40 civarına düşmesidir.
Bizim için hedefe en yakın nokta olan 42’nin altına düşmesidir. Yüzde 75’ten ciddi bir yavaşlama ifade ediyor. Aylık bazda yüzde 2’leri konuşacağız. O zaman alım gücünün, ücret artışlarının hissedileceği bir döneme gireceğiz.
O zaman alım gücü hızlı bir şekilde erimeyecek. Vatandaş istihdam boyutuyla hissetti. Alım gücüyle de hissedecek.
Kurda istikrar da çok önemli. Kurda göreceli bir istikrar sağlanması da vatandaşa yansıyacak.
Geçen sene enflasyonu yukarıya taşıyan olağanüstü faktörler var. Ağırlıklı olarak deprem üzerinden.
Dolar/TL ‘de büyük dalgalar vatandaşları ve şirketleri tedirgin ediyor.
Geçen sene mali itki vardı. Yüksek bütçe açığı yüksek enflasyon demek. Biz mali itkiyi geriye çekeceğiz. İnşaat maliyetlerinde artışın bu sene devamı için bir sebep yok. Geçen sene KDV’yi artırmıştık ama bu sene bir KDV artışı gündemde değil.
Muhalefetin popülist söylemi olabilir ama biz bütün dengelere bakıyoruz. Muhalefetin popülist söylemine itibar etmeyeceğiz. Bizim tek bir amacımız var refah artışı ve refah artışının adaletli paylaşımı.
Gelecek sene bütçe açısından daha farklı bir noktada olacağız. Kazandığı halde vergi vermekten imtina eden kesimlerle mücadele edeceğiz.
Türkiye’nin risk primi geçen yıl 700 civarındaydı bu sene 270 baz puanlara geldi.
“ASGARİ ÜCRET BU YIL REEL OLARAK ARTMIŞ OLACAK”
Bizim için önemli olan dengesizliklerin giderilmesi ve bunu da kalıcı hale getirmek. Vatandaşımız bize inansın. Evet kolay bir süreç değil bu. Türkiye’nin sorunlarına kolaycı çözümler yok.
Vatandaşımızı enflasyona ezdirmedik ve ezdirmeyeceğiz. Asgari ücret AK Parti hükümetlerinde dolar bazında ciddi oranda arttı. Haziran 2024 itibariyle asgari ücret 524 dolar. Bu sene reel olarak asgari ücret artmış olacak. Asgari ücret yılbaşında yüzde 49 arttı. İlk 6 ayda enflasyon yüzde 20’lerde olacak. Yıl sonunda enflasyon piyasanın beklediği gibi olsa bile yüzde 42-43’lerde olacak. Gelişmekte olan ülkelerde en yüksek asgari ücret bizde. Türkiye’de asgari ücret düşük değildir.
Asgari ücreti vergi dışında bıraktık. Bu sene bunun bütçeye maliyeti 670 milyar TL.
EYT ile birlikte emekli başına çalışan sayısı 1,5 seviyelerine indi.
Enflasyon yavaşlayacak, vatandaşlarımıza reel büyümeden pay vermeye devam edeceğiz. Sabırla yola devam edersek bu enflasyonu düşüreceğiz. Bütün kesimlerin bir süre sabır göstermesi gerekecek. 2025’ten itibaren küresel finansal koşullar elverişli olacak. Bu dış kaynak noktasında elimizi güçlendirecek.
]]>Paris’te oy veren vatandaşlar, genel seçimlerin ilk turunu AA muhabirine değerlendirdi.
Başkentte yaşayan soyadını vermeyen 33 yaşındaki Fransız seçmen Alex, bu seçimler karşısında herkes gibi endişelendiğini, böyle bir durumun içinde olmaktan memnun olmadığını ifade etti.
Alex, “Umarım aşırılara karşı herkes harekete geçer, barış ve paylaşım atmosferi içinde kalırız.” diyerek, Meclis’te aşırı sağın salt çoğunluğu almasının “umut verici bir perspektif olmadığını” dile getirdi.
İnsanların aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin hayatlarını değiştireceğini hayal ettiğini belirten Alex, bu düşüncenin gerçekle örtüşmediğini vurguladı.
Alex, seçmenlerin aşırı sağa karşı cephe almasını umduğunu söyledi.
Soyadını açıklamayan François isimli seçmen, Cumhurbaşkanı Macron’un, AP seçimlerinin ardından halka yeniden söz vermesini memnuniyetle karşıladığını ifade etti.
Seçim sürecinin birkaç hafta gibi kısa bir sürede düzenlenmesinin bir sorun teşkil ettiğine dikkati çeken François, bu süreçte oluşan ittifakların “farklı yönlere savrulduğu”nu savundu.
François, seçim kampanyasındaki müzakerelerin seviyesinin çok düşük olduğuna değinerek, “(Müzakereler) Doğru insanları ve doğru yönde seçmek için gerekli olan esaslı tartışmalar değildi, ittifak konularıydı.” dedi.
RN’nin sandıktan birinci çıkmasından yana olmadığını aktaran François, ancak ilk turda aşırı sağın birinci olacağını düşündüğünü öne sürdü.
François, şöyle devam etti:
“Ulusal Birlik iktidar olsa da (Meclis’te) salt çoğunluğu olmayacak her halükarda. Bence bir şey olmayacak. Bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar ülkede siyasi kararların biraz kilitlenme riski var.”
Paris’in 20. bölgesinde yaşayan soyadını paylaşmayan Virginie, erken seçim sürecinin zor geçtiğine işaret etti.
Virginie, ülkede mevcut belirsiz ortamda oy vermeye gitmenin önemini vurgulayarak, aşırı sağın sandıktan birinci çıkmamasını umduğunu söyledi.
Aşırı sağın ülkenin kırsal bölgesinde birinci gelmesinin öngörüldüğünü kaydeden Virginie, seçimin ilk turuna katılımının yüksek olduğuna dikkati çekti.
Virginie, aşırı sağın Meclis’te salt çoğunluğu alması durumunda 1 yıl sonra tekrar erken seçime gidilmesine olumlu baktığını kaydetti.
FRANSA’NIN ERKEN SEÇİME GİDİŞİ
Fransa’da son 3 seçimdir oylarını artırmaya devam eden aşırı sağcı RN, en son 9 Haziran’daki AP seçimlerinde yüzde 31,4 oy alarak en yakın rakibi olan Emmanuel Macron’un partisi Rönesans’ı ikiye katlamıştı.
Aşırı sağın AP seçimlerindeki galibiyeti üzerine Macron, 9 Haziran gecesi Meclis’i feshederek ilk turu 30 Haziran, ikinci turu 7 Temmuz’da olmak üzere erken seçime gitme kararı almıştı.
Macron, bu kararını, “AP seçim sonuçlarına demokratik bir cevap vermeliydik.” sözleriyle savunmuş ancak ülkenin 26 Temmuz-11 Ağustos’ta ev sahipliği yapacağı 2024 Paris Olimpiyatları’nın hemen öncesinde erken seçime gidecek olması, siyasi istikrarsızlık ve toplumsal huzursuzluk yaratabileceği gerekçesiyle kamuoyunda endişeyle karşılanmıştı.
Ülkedeki son genel seçimlerde bir türlü ittifak kuramayan solcu partiler, bu seçimlerde aşırı sağa karşı kısa sürede “Yeni Halk Cephesi İttifakı” altında bir araya gelmiş ve tek aday çıkaracaklarını duyurmuştu. Yeni Halk Cephesi İttifakı’nda ülkenin önde gelen sol partilerinden Sosyalist Parti (PS), Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Fransa Komünist Partisi (PCF) ve çevreci parti Yeşiller (EELV) yer alıyor.
Aşırı sağcı RN ise merkez sağdaki Cumhuriyetçiler (LR) Partisinin lideri Eric Ciotti ve bazı LR üyeleriyle ittifak yaparken iktidar partisi Rönesans ile ortakları MoDem ve Ufuklar Partisi de “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte İttifakı”nı kurmuştu.
Ülkede aşırı sağın yükselişi protestolara neden olmuş, çok sayıda kentte gösteriler düzenlenmişti.
Görev süresi 2027’de dolacak olan Cumhurbaşkanı Macron, aşırı sağcı RN partisinin genel seçimleri kazanması durumunda istifa etmeyeceğini “Sonuç ne olursa olsun kurumlar bellidir ve cumhurbaşkanının yeri de bellidir.” sözleriyle dile getirmişti.
Yılın ilk yarısında sadece Avrupa ve İsviçre merkez bankası bu kapsamda faiz indirimine giderken, Türkiye ve Japonya’da merkez bankaları faiz artırımı yaptı.
FED’İN FAİZ ORANI 2001’DEN BERİ EN YÜKSEK SEVİYEDE
2022 yılından itibaren yüksek enflasyonla mücadele kapsamında sıkı para politikası izleyen Fed, bu yılın ilk yarısında gerçekleştirilen toplantılarda politika faizinde değişikliğe gitmedi.
Ülkede yüksek enflasyon karşısında 2022’de faiz artışlarına başlayan Fed, Mart 2022’den bu yana 11 faiz artırımı gerçekleştirmiş ve toplamda 525 baz puanlık artış yapmıştı.
Fed, politika faizini en son Temmuz 2023’te 25 baz puan artırarak 2001’den bu yana en yüksek seviyeye çıkarmıştı.
Banka, bu yılın ilk 6 ayında düzenlenen Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantılarında, politika faizini beklentiler dahilinde değiştirmeyerek 23 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 5,25-5,50 aralığında sabit bıraktı.
Öte yandan, bankanın enflasyon tahminleri yılın ilk yarısında revize edilerek bu yıl için yüzde 2,4’ten yüzde 2,6’ya, 2025 için yüzde 2,2’den yüzde 2,3’e yükseltilirken, 2026 için ise yüzde 2’de sabit tutuldu.
ABD’de enflasyon, ocak, şubat ve mart aylarında yıllık bazda sırasıyla yüzde 3,1, 3,2 ve 3,5 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşmesinin ardından, nisanda 3,4 ile beklentiler doğrultusunda ve mayısta 3,3 ile beklentilerin altında gerçekleşti.
ECB’DEN 5 YILIN ARDINDAN İLK FAİZ İNDİRİMİ
ECB’nin Temmuz 2022’den itibaren art arda 10 toplantıda faiz oranlarını toplamda 450 baz puan artırmasının ardından, Haziran’da yaklaşık 5 yılın ardından 25 baz puan indirim kararı verdi.
ECB, 3 temel politika faizinde de 25 baz puan indirim kararı vererek, refinansman faizini yüzde 4,50’den 4,25’e, mevduat faizini yüzde 4’ten 3,75’e ve marjinal fonlama faizini yüzde 4,75’ten 4,50’ye indirdi.
ECB Başkanı Christine Lagarde, bankanın haziran ayındaki toplantısının ardından yaptığı açıklamada, faiz indirimi kararının ileriye dönük yol haritasına olan güven ile gerekçelendirildiğini ifade etti.
Ayrıca Lagarde, dezenflasyon süreci için bankanın daha çok veriye ihtiyacı olduğunu belirterek, “Verilere bağlı kalarak aşama aşama devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Öte yandan, Euro Bölgesi’nde ocakta yüzde 2,8 olan yıllık enflasyon, mayısta yüzde 2,6’ya geriledi.
BOE’NİN FAİZ İNDİRİMİNDE FED’E GÖRE DAHA YAVAŞ HAREKET ETMESİ BEKLENİYOR
Sıkılaşma döngüsüne Aralık 2021’de başlayan BoE, bu yılın ilk yarısında mevcut para politikası duruşunu koruyan merkez bankaları arasında yer aldı. BoE, yılın ilk 6 ayında da politika faizini değiştirmeyerek politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda son 16 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 5,25’te sabit bıraktı.
Son olarak haziran ayındaki Para Politikası Kurulu toplantısının ardından BoE’den yapılan açıklamada, manşet enflasyonun mayısta yıllık yüzde 3,2’den 2’ye gerilediği ve bunun da mayısta para politikası raporundaki tahminlere yakın olduğu kaydedildi.
Ülkede 4 Temmuz’da yapılacak genel seçimlerin bankanın kararı üzerinde bir etkisi olmadığının hatırlatıldığı açıklamada, kararın her zamanki gibi orta vadede yüzde 2’lik enflasyon hedefine sürdürülebilir bir şekilde ulaşılması için gerekli görülen hususlar temelinde verildiği aktarıldı.
Politika faizini Ağustos 2023 itibarıyla yüzde 5,25’e yükselten ve söz konusu tarihten beri aynı seviyede tutan BoE’nin faiz indirimine yılın ikinci yarısında başlayabileceği öngörülürken, Fed’e göre bu konuda daha yavaş hareket etmesi bekleniyor.
BOJ’DA NEGATİF FAİZ DÖNEMİ SON BULDU
Bu yıl 4 para politikası toplantısı gerçekleştiren BoJ, oy birliğiyle ocakta politika faizini yüzde eksi 0,1’de sabit bıraktı. Banka, mart ayındaki toplantısında ise 17 yıl sonra ilk kez faiz artırımına giderek, politika faizini yüzde eksi 0,1’den yüzde 0,1’e yükseltti.
Böylece BoJ, 2016’da başladığı negatif faiz politikasına son vererek, küresel resesyon ve borç krizinin ardından devreye sokulan negatif faiz politikasını terk eden son merkez bankası oldu.
Banka, haziranda düzenlediği 2 günlük para politikası toplantısının ardından politika faizini değiştirmeyerek yüzde 0 ila yüzde 0,1 aralığında sabit bırakılmasına karar verildiği bildirildi.
Toplantının ardından yapılan açıklamada, ülke ekonomisinin bazı kısımlarının zayıf kalmaya devam etmesine karşın kısmen toparlandığı, kurumsal karların artmasıyla şirketlerin sabit yatırımlarında ılımlı bir artış trendi olduğu belirtildi.
Ülkede enflasyon ocakta yıllık yüzde 2,2 seviyesinde bulunurken, mayısta yüzde 2,8’e yükseldi.
Bir sonraki toplantısını temmuz ayının sonunda yapacak BoJ’un, enflasyondaki yükselişin hız kazandığı ve ülke para birimi yenin son 38 yılın en düşük seviyesine gerilediği bu günlerde faiz artırması için uygun alanın sağlandığı öngörülüyor.
SNB’DEN 2024’ÜN İLK YARISINDA İKİ FAİZ İNDİRİMİ
SNB, Mart 2024’te düzenlenen ilk toplantısında politika faizini beklenmedik şekilde 25 baz puan düşürerek, gelişmiş ülkelerde faiz oranlarını düşüren ilk merkez bankası oldu.
Politika faizinin sabit kalacağı beklentilerinin aksine, faiz oranını yüzde 0,25 indirerek yüzde 1,50’ye indirildiğini duyuran banka, “Para politikasının gevşetilmesi, son 2,5 yılda enflasyonla mücadelenin etkili olması nedeniyle mümkün olmuştur.” değerlendirmesine yer verdi.
SNB, İsviçre para biriminin değer kazanmasını da göz önünde bulundurarak faiz indirimi kararı aldığını belirtti.
Martta yapılan faiz indirimi SNB’nin 9 yılda yaptığı ilk faiz indirimi olurken, banka haziranda 25 baz puanlık bir faiz indirimi daha gerçekleşti.
Böylece, hazirandaki toplantının ardından politika faizi yüzde 1,50’den 1,25’e indirildi.
KANADA MERKEZ BANKASI 4 YIL SONRA FAİZ İNDİRDİ
Kanada Merkez Bankası (BoC), 5 Haziran’da politika faiz oranını beklentiler doğrultusunda 25 baz puan düşürerek yüzde 4,75’e çekti.
Bankadan yapılan açıklamada, son verilerin enflasyonun yüzde 2 hedefine doğru hareket etmeyi sürdüreceğine olan güveni artırdığı, ancak enflasyon görünümüne yönelik risklerin devam ettiği aktarıldı.
BoC, bu ay politika faizini düşürerek, 4 yıl sonra ilk faiz indirimini gerçekleştirmiş oldu. Banka ayrıca, enflasyonu dizginlemek için agresif faiz artışları sonrasında G7 ülkeleri arasında politika gevşetmeye başlayan ilk merkez bankası olarak dikkati çekti.
TCMB 2024’TE İKİ FAİZ ARTIRIMI YAPTI
TCMB izlediği sıkı para politikası doğrultusunda 2024’ün ilk yarısında iki kez faiz artırımı kararı aldı.
Türkiye’nin enflasyon verilerine bakıldığında, ocakta yüzde 64,86 olarak belirlenen yıllık enflasyon mayıs ayında 75,45’e yükseldi.
Sene başından itibaren yükseliş gösteren yıllık enflasyon verilerinin ardından banka, Aralık 2023’te yüzde 42,50 olan politika faizini ocak ayında 250 baz puan artırarak yüzde 45’e yükseltti.
Martta da ikinci faiz artırımına giderek 500 baz puan artışla politika faizini yüzde 50’ye çıkaran banka, yılın ilk yarısında politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını değiştirmeyerek yüzde 50’de sabit tuttu.
]]>Zafira, çok sayıda HydroGen test filosunun altyapısını oluştururken, Vivaro HYDROGEN ile geleceğin Movano HYDROGEN modelleri için bugünkü hidrojen yakıt hücreli tahrik sisteminin hayata geçirilmesini sağladı.
Zafira, ilk nesli ile pazara sunulduğunda yalnızca 1390 kilogram ağırlığındaydı. Verimlilik Opel için o zamanlarda da bugün olduğu kadar önemliydi. Zafira, 0,33 sürtünme katsayısı ile sınıfının en iyi aerodinamik performansını sunarak öne çıktı.
Aracın düşük ağırlık merkezi ve ultra modern Dinamik Güvenlik (DSA-Dynamic Safety) şasisi sürüş sırasındaki dengeyi ve optimum güvenliği sağlıyordu. Zafira’yı öne çıkaran bir diğer özelliği ise ağır koltukları zahmetli bir şekilde sökmeye gerek kalmadan yedi kişiye kadar esnek oturma imkânı sunan ilk kompakt van olmasıydı.
Opel’in, iç mekanda tam entegre esneklik için yeni standartlar belirlemesine olanak sağlayan Zafira, ortalama 15 saniye içinde yedi koltuklu bir araçtan 1700 litreye kadar bagaj hacmine sahip iki koltuklu bir araca dönüştürülebiliyordu.
Modelin koltuk baş desteklerinin kilidi açılıp geri çekildikten sonra, üçüncü sıradaki koltuklar kolayca katlanıp araç zeminindeki uygun şekilli yuvalarına yerleştirilebiliyor ve böylece tamamen düz bir yükleme alanı yaratılabiliyordu.
ZAFİRA MODELİ ÜÇ KEZ ALTIN DİREKSİYON ÖDÜLÜ KAZANDI
Opel Zafira, ilk ‘Golden Steering Wheel’ (Altın Direksiyon) ödülünü model lansmanının gerçekleştirildiği yıl aldı.
2005’te Zafira’nın ikinci neslinin üretilmesiyle birlikte Opel mühendisleri ikinci sıra koltukların kullanımının da optimize edilmesini sağladı. Koltuklar 40:20:40 oranında katlanabiliyor, böylece yetişkinler de dış taraftaki tekli koltuklarda rahatça oturabiliyordu. Bu çalışmalar yine bir ödülle taçlandırıldı. Daha da geliştirilen Flex7 oturma sistemi ile Zafira B, iç mekan esnekliği açısından yeni bir ölçüt belirlenmesinin önünü açtı ve bir kez daha Altın Direksiyon ödülünü almaya hak kazandı.
Modele 3. nesliyle Zafira Tourer eşlik etti ve bir başka Altın Direksiyon ödülü daha aldı. Yeni model, esnek kullanım sunan iç mekanının yanı sıra konforu, panoramik cam tavanı, radar bazlı hız sabitleyici ve ön çarpışma ikazı gibi yenilikleriyle de dikkati çekti. Gelen başarılar sayesinde, Zafira’nın çeşitli nesilleri Opel’in üç kez Altın Direksiyon ödülünü kazanmasını sağladı.
Zafira OPC’de yer alan 2.0 litrelik turbo motor, ürettiği 141 kilowatt (192 HP) güç ve 250 nanometre tork ile 8,2 saniyede sıfırdan 100 kilometre saat hıza ulaşabiliyordu ve 220 kilometre saat maksimum hıza sahipti. Bu özellikler, 2001 sonbaharında piyasaya sürülen Zafira OPC’nin o dönemde Avrupa’nın en hızlı van modeli olmasını sağlamıştı.
Verimliliğiyle öne çıkan ve sıkıştırılmış doğal gaz kullanan Zafira 1.6 CNG, özellikle ekonomik ve kaynakları koruyan bir araç olarak ürün portföyünün tamamlayıcı halkası oldu.
Geleneksel benzinli motorlarla karşılaştırıldığında emisyon oranlarının önemli ölçüde azaltılması ve tüm bileşenlerin pratik bir şekilde bir araya getirilmesi sayesinde iç mekandaki tam değişkenliğin korunmasını sağladı. Benzin depoları zeminin altına yerleştirilmişti ve ‘Monovalentplus’ konsepti sayesinde sürücü gerektiğinde kolayca benzinli sürüşe geçebiliyordu.
Zafira aynı zamanda emisyonsuz sürüşe olanak tanıyan hidrojen yakıt sisteminin de öncüsü oldu. 2004 Yakıt Hücresi Maratonu’nda, iki HydroGen3 aracı Hammerfest Norveç’ten, Lizbon Portekiz’e kadar Avrupa’da yaklaşık 10 bin kilometre yol kat etti. Zafira’yı temel alan HydroGen araçları, bugünkü Opel Vivaro HYDROGEN van’ın altyapısını oluşturdu. Yakın gelecekte ise yeni Opel Movano HYDROGEN ile hidrojenle hızlı bir şekilde yakıt ikmali yapılabilen emisyonsuz ticari araç yelpazesi daha da genişlemiş olacak.
Shenzhen ve Dongguan kentlerindeki resmi temaslarda, Komisyon Başkanı Mustafa Varank, Başkanvekili Şahin Tin, Komisyon Sözcüsü Cevahir Uzkurt, Üyeler Adem Çalkın, Arslan Tatar, Yusuf Ziya Aldatmaz, Mehmet Eyüp Özkeçeci, Müzeyyen Şevkin, Ednan Arslan, Şeref Arpacı, Ömer Öcalan ve Rıdvan Uz yer aldı.

Çin temaslarına ilişkin AA muhabirine bilgi veren Mustafa Varank, Çin’in davetlisi olarak gerçekleştirilen ziyareti komisyon üyesi tüm partilerden milletvekillerini davet ederek gerçekleştirdiklerini belirtti.
Varank, görüşmelerde Çin ile önümüzdeki dönemde yapılabilecek işbirliği fırsatlarının ele alındığını belirterek, “Dünyada devam etmekte olan üretim teknolojilerindeki ve sanayi alanındaki yarışta ülkelerin konumlarını, pozisyonlarını ve kapasitelerini görmek için bu organizasyonu gerçekleştirdik.” dedi.

ÇİNLİ ŞİRKETLER TÜRKİYE’YE GELECEK
Shenzhen’in teknoloji ve üretim anlamında dünyadaki örnek şehirlerden biri olduğunu kaydeden Varank, “Bu bölgeye Çin’in Silikon Vadisi deniyor. Burası hem sanayi üretimi hem de teknoloji geliştirme anlamında dünyanın en önemli yerlerinden bir tanesi. Burada farklı şirketleri ve farklı alanlarda çalışan firmaları ziyaret ettik. Aynı zamanda Shenzhen bölgesinin yönetimiyle de temaslarımızı sürdürdük. Onlar da Türkiye ile işbirliğini geliştirmek için gerekli adımları atmak üzere ülkemize bir ziyaret gerçekleştirecekler.” ifadelerini kullandı.

ZİYARET TÜRKİYE’YE VE ÇİN’E ÖNEMLİ KATKILAR SAĞLAYACAK
Türkiye’nin sadece bölgesinde değil artık dünyada da üretim ve teknoloji ile ön plana çıktığını dile getiren Varank, şöyle devam etti:
“Kendi ayaklarımız üzerinde durmak, kendi teknolojimizi geliştirmek, dünyaya sanayi ürünleri ihraç eden bir ülke olmak istiyoruz. Bu konuda bu zamana kadar çok güzel neticeler aldık. Önümüzdeki dönemde hangi işbirliklerini gerçekleştirebiliriz, hangi ülkelerle, hangi şirketlerle güçlerimizi birleştirerek teknoloji geliştirip üretim yapabiliriz, bunun gayretini gösteriyoruz. Sanayi ve teknoloji üretiminde farklı ülkelerin, farklı pozisyonları var. Biz aslında Türkiye ile işbirliği anlamında doğu ya da batı demeden bütün ülkelerle ve şirketlerle işbirliğini geliştirmeye çalışıyoruz. Bir yandan onları doğrudan yatırımlarla Türkiye’ye davet ederken, diğer yandan ortak teknoloji geliştirme ve teknoloji transferiyle işbirliği yapmaya çalışıyoruz. Bu ziyaret Türkiye’ye ve Çin’e önemli katkılar sağlayacak. Komisyon olarak hükümetimize ve ilgili bakanlıklarımıza burada edindiğimiz tecrübeleri, yaptığımız görüşmeleri aktaracağız.”

TEKNOLOJİ GELİŞTİRME VE TEKNOLOJİ TRANSFERİ
Mustafa Varank, Çin temasları sırasında dünyanın en önemli teknoloji firmalarından birisi olan Huawei’yi de ziyaret ettiklerini belirtti.
Varank, Huawei’nin Çin’deki AR-GE ve üretim tesislerini ziyaretlerinde ise otonom sürüş, elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji ve depolama teknolojileri hakkında bilgiler aldıklarına işaret ederek, “Heyetimiz resmi temaslarında Türkiye ile Çin arasında doğrudan yatırım fırsatlarını ele alırken, teknoloji geliştirme ve teknoloji transferi konusunda da görüş alışverişinde bulundu.” dedi.

OTONOM SÜRÜŞ DENEYİMİ
Varank, Huawei’nin üst düzey yöneticileriyle yaptıkları toplantılar ile AR-GE ve üretim tesislerindeki gözlemlerine ilişkin şu bilgileri verdi:
“Huawei Türkiye’de 22 yıldır faaliyet gösteren bir firma. 1500 çalışanıyla 1300’ün üzerinde mühendisiyle, Türkiye’de Türk mühendislerle çözümler geliştirip bu ürünleri dünyaya pazarlayan bir şirket. Önümüzdeki dönemde de bu manada işbirliklerimizi artırmayı hedefliyoruz. Yakın dönemde Türkiye’de özellikle veri merkezi yatırımlarıyla ilgili ön açıcı kanuni çalışmalarımız da oldu. Türkiye’ye veri merkezi yatırımlarını çekmek istiyoruz. Buradaki veri merkezi ve benzeri sistemlerle ilgili dünyadaki güçlü oyunculara baktığımızda bir tanesinin de Huawei olduğunu biliyoruz. Huawei’nin Türkiye’de yapacağı veri merkezi yatırımıyla ilgili görüşmelerimiz oldu. Aynı zamanda bize dünyadaki en önemli teknoloji alanlarından biri haline gelen elektrikli araçlarla ilgili yaptıkları çalışmaları gösterdiler. Otonom sürüş noktasında geldikleri noktaları bize tanıtmaya çalıştılar. Otonom sürüş, elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji ve depolama teknolojileri konusunda Türkiye ve Çin’in önümüzdeki dönemde yapabileceği işbirlikleri var. Bunların artırılmasını istiyoruz. Önümüzdeki dönemde Çinli şirketlerin Türkiye’ye daha fazla ilgi göstereceğini göreceğiz. Komisyonumuzun temaslarının buna önemli katkıları olacağına inanıyorum.”
TEKNOLOJİ TRANSFERİ VE ÜRETİM SÜREÇLERİNDE İŞBİRLİĞİ
TBMM heyetinin Çin ziyaretinin sonunda, teknoloji ve inovasyon alanında işbirliği imkanları değerlendirilerek, Türkiye ve Çin arasında teknoloji transferi ve bilgi paylaşımının artırılması yönünde olumlu adımlar atılması konusunda mutabık kalındı.
Ziyaret sonunda yapılan açıklamalarda, bu tür ziyaretlerin, iki ülke arasındaki teknolojik işbirliğini güçlendireceği ve yenilikçi projelerin hayata geçirilmesine katkı sağlayacağı ifade edildi.

Bakan Bayraktar’ın açıklamalarından satır başları:
“HEDEFİMİZ ENERJİDE BAĞIMSIZLIK”
Türkiye Yüzyılı enerjide dışa bağımlılığımızı bitirdiğimiz bir yüzyıl olacak. 30 yıl içerisinde enerji ve madenler alanında bunu başaracağız.
Her gün 2 buçuk milyon aracın deposunu doldurabilecek akaryakıta ihtiyacımız oluyor. Enerjimizin yüzde 67’sini ithal ediyoruz. bu bağımlılığı bitirmeliyiz.
Rüzgar ve güneş enerjisinde dünyanın 11. sırasındayız. Büyük potansiyelimiz var. Önümüze 12 yıllık hedef koyduk. Her yıl 5 bin megavatlık kurulu güç koyacağız. Deniz üstü rüzgarlar yapacağız. Ege kıyıları ve Saroz kıyıları uygun. Hidrolik kaynakları da dahil ettiğimizde yenilebililir kaynaklarda yüzde 65’i yakalayacağız.
NÜKLEER ENERJİ İÇİN KRİTİK TARİH
Yenilenebilir enerjide sanayicimizin ilgisi büyük. Avrupa’da başlayacak karbon düzenlemesi var. Avrupa diyor ki bir ülkeden bardak alacaksam o ülkede karbon fiyatlaması yapılması gerekecek. Eğer bu olmamışsa bunun ücretini ödeyeceksin diyor. Bu yüzden sanayicilerimiz kendi enerjilerini rüzgardan karşılamak için seferber olmuş durumda. Biz de bu konuda yardımcı oluyoruz.
1 milyon haneye yetecek elektiriği güneşten ve rüzgardan karşılayacağız.
Rüzgar ve güneş enerjisinin yanında nükleer gibi, deniz gibi, petrol gibi alternatifleri de koymak zorundayız.
Nükleer de çevre dostu bir enerji kaynağıdır. 2028 yılına kadar 4 nükleer reaktörü de faaliyete geçirmek istiyoruz. Bu enerjinin yüzde 10’unu karşılayacak. Nükleer kuralların çok yoğun olduğu bir alan. Biz test süreçlerinin emniyetli şekilde yapılmasını sağlıyoruz. Türkiye, tarihinde ilk kez nükleerden enerji üretmeye başlayacak.
ELEKTRİK ALTYAPISININ ÖNEMİ
Dünyada elektrik enerjisine dönüşüm başladı. Elektriğin olmadığı bir dünyada ne sanayiden, ne ticaretten bahsetmeniz mümkün değil. Yapay zeka konuşuluyor. Ama beraberinde konuşulan şey yapay zekanın ihtiyaç duyacağı enerji oluyor. Bunu çözümlememiz gerekiyor. Elektrik altyapımızın daha da geliştirilmesi gerekiyor. Bütün yapmaya çalıştığımız bu enerjiyi kesintisiz bir şekilde vatandaşlarımıza sunabilmek.
GABAR’DAKİ ÜRETİMDE SON DURUM NEDİR?
Gabar 2021 yılında yaptığımız bir keşif. Cumhuriyet tarihinde karadaki en büyük keşfimiz. Günlük 45 bin varili aştık. Gabar’daki mevcut 41 kuyuyu sene sonunda 95’e çıkaracağız. Günlük 100 bin varile ulaşmayı hedefliyoruz. Yıl sonuna kadar bunu başarmayı planlıyoruz.
Çok yoğun çalışma devam ediyor. Gabar geçmişte terörle anılan bir bölgeydi. Terörden temizlenince Gabar bizim için petrol arama alanına dönüştü. Dağlarda 300 km üzerinde yol yaptık. Bu mevsimde bile kar gördüğümüz yerler var. Gece gündüz 3 bin kişiyle çalışmalarımız devam ediyor. Bölgenin insanlarını da istihdam ediyoruz. Şırnak ülkemizin petrol başkentine dönüşüyor.
15 bin varil petrolü Diyarbakır’da, 20 bin varili Batman’da üretiyoruz. Sadece Gabar’da üretim gerçekleştirmiyoruz .Bu üretimler sadece Türkiye’de değil, Basra’da, Kuzey Irak’ta ve Azerbaycan’da da ortak olduğumuz projeler var. Libya, Somali, Cezayir ve Azerbaycan’da yeni projelerimiz de var.
KARADENİZ’DEKİ DOĞALGAZ
Kendi gemilerimizle bu sondajları yapmazsanız istediğiniz yere gemiyi götüremezsiniz. Kendi ekibinizle yaptığınız zaman daha az maliyetli oluyor. Cumhurbaşkanımız en büyük doğalgaz keşfini açıklamıştı. 2020’nin Mart’ında pandemi vardı. Yabancı bir gemiyi getirmek bu dönemde imkansız olurdu. 2016 yılında yapmış olduğumuz kendi gemilerimizle arama konusundaki stratejimiz bugün meyvelerini veriyor.
Birinci hedefimiz Sakarya Gaz Sahası’ndaki doğalgaz üretimini artırmak. 2025 yılının ilk çeyreğinde 10 milyon metreküpe ulaşmak istiyoruz. Yeni keşifler ve yeni sondajlar için de planlamalar peşindeyiz.
ELEKTİRİĞE GELEN ZAM
Emtiadan kaynaklı fiyatların getirdiği bir baskı var. Döviz fiyatı da önemli, onun da etkisi var. Pandemiden bu yana vatandaşlarımıza destek programı hazırladık. Son zamdan önceki dönemde doğalgaz ve elektrikte devletin 584 milyar TL desteği oldu. Hala bu fiyat artışına rağmen elektrikte yüzde 60, doğalgazda yüzde 70 devlet desteği var. Temmuz ayı için zam söz konusu değil.
Doğalgaz fiyatları pandemi dönemindeki gibi anormal değil. Yaz sezonunda olmamızın da nedeni var. Enerji alanındaki faaliyetler ve grevler dünyada fiyatları etkiliyor. Birbiriyle iç içe geçmiş bir durum var.
Türkiye’nin hem madende hem de diğer alanlarında dışa bağımlılığını kaldırmak için sadece kendi kaynaklarının yetmesi gibi bir durum söz konusu olmayabilir. Bunun için yakın coğrafyadaki enerji talebimizi karşılayacak farklı alternatifleri destekleyecek görüşmeler yapıyoruz.
]]>KISA VADEDE BÜYÜK ETKİ BEKLEMİYORUM

Şimdi ise gelinen noktada gri listeden çıkmanın ekonomi üzerinde kısa vadede iki nedenle çok büyük etkisi olmasını beklemiyorum. İlk nedenim kısa vadede gri listeden çıkma beklentisinin fiyatlara büyük ölçüde dâhil olduğunu düşünmem. Bu nedenle kısa vadede “beklentiler alınır gerçekleşmeler satılır” etkisi daha güçlü bile olabilir. Mesela Cuma günü gri liste haberi sonrasında endeks yükselse de sonrasında satış baskısı gündeme geldi ve endeks düşüşle kapadı. Hatta yabancının en çok satın aldığı sektörler olan ve görece diğer sektörlere göre daha önden giden banka ve sigorta sektörüne gelen satışın sebebin büyük kısmının da gerçekleşmenin satılması yani beklentinin bitmesi olarak görüyorum.
CDS’TE GERİ ÇEKİLME GÖRÜLEBİLİR
Tabi bu, gri listeden çıkışın orta vadede borsaya olumlu etkisi olmayacak anlamına gelmiyor. İlk olarak gri listeden çıkış sonrasında CDS’te bir geri çekilmenin görülebileceğini düşünüyorum. Bu geri çekilmeyle hem borçlanma maliyetlerinde azalış hem de orta vade de yabancı girişinde artış gözlemlenebilir. Gri listeden çıkışın özellikle yılın ikinci yarısında kredi derecelendirme kuruluşlarından gelecek kredi not değerlendirmelerinde dolaylı olarak olumlu etkisi olabilir. Örneğin 19 Temmuz’da Moody’s’in kredi not değerlendirmesini alacağız. En az bir kademe not artışı bekliyorum. Ama özellikle yerel seçimlerden sonra Merkez Bankası’nın agresif rezerv biriktirmesi ile birlikte gri listeden çıkışın iki kademe not artışı olasılığını da artırdığını düşünüyorum. Ve yine gri liste çıkışı zincirleme bir etkiyle Eylül’de Fitch ve Kasım ayında da S&P’den gelecek not artışlarını da olumlu anlamda etkileyebilir.
BÜYÜK FONLAR GİRİŞ YAPABİLİR
Gri listeden çıkışın belki de en büyük yararı büyük fonların önündeki kısıtlamaların kalkması olacak. Bazı büyük fonlar izahnameleri gereği gri listede olan ülkeye yatırım yapamıyorlar. Bu nedenle bundan sonraki sürede büyük fonların da peyder pey ülkeye giriş yapmaya başladığını görebiliriz diye düşünüyorum. Haliyle kısa vadeli sermaye girişleri gibi uzun vadeli bakış açısına sahip fonların ve doğrudan yatırımlarında artışı için yakın vadede çok güçlü bir artış beklememek gerektiğine inanıyorum. Ama etkileri daha orta vadede görülecek olsa da gri listeden çıkmanın ülke itibarı ve imajı açısından çok önemli bir gelişme olarak görmek gerek. Haliyle gri listeden çıkışla yeni bir sayfa açıldı demek hiç yanlış olmaz. Ayrıca ekonomi yönetimi göreve geldiğinden bu yana gri listeden çıkışı önemli hedefler arasında sıralıyordu. Bugün bu listeden çıkmış olmamız kamuoyu nezdinde ekonomi yönetiminin de kredibilitesini ve güvenirliliğini artırıcı etki yaratacağı kanaatindeyim.

GRİ LİSTE HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER
Gri liste nedir?
Gri liste, FATF tarafından kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkeleri belirlemek amacıyla oluşturulan bir liste niteliği taşıyor. Kuruluş, ülkelerle bu alandaki eksikliklerin giderilmesi için çalışmalar yapıyor.
Türkiye için gri liste süreci nasıl işledi?
FATF’a 24 Eylül 1991’de üye olan Türkiye, bugüne kadar başlangıç tarihleri 1994, 1998 ve 2006 yılları olan 3 FATF değerlendirmesinden geçti. Dördüncü değerlendirme 2018’de başladı ve 2019’da tamamlandı. Söz konusu karşılıklı değerlendirme raporu ve sonrasında hazırlanan izleme dönemi sonrası raporla birlikte Türkiye, Ekim 2021’de “artırılmış izlemeye tabi ülkeler”in yer aldığı “gri liste”ye dahil edildi.
Türkiye, listeden çıkmak için neler yaptı?
Karşılıklı değerlendirme sürecinden bu yana Hazine ve Maliye, Adalet ve İçişleri bakanlıkları, Türkiye’nin, FATF “gri listesinden” çıkarılmasına yönelik çok yoğun bir çalışma sergiledi. 40 tavsiyedeki hususlar birer birer yerine getirildi. Türk Ceza Kanunu’ndan Terörle Mücadele Kanunu’na Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan Türk Ticaret Kanunu’na, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’dan Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’a kadar mevzuatta düzenlemeler yapıldı. FATF, Ekim 2021’de yayımladığı duyurunun Türkiye ile ilgili bölümünde 7 hususa vurgu yaparken Haziran 2023 Genel Kurulu sonrasında bu hususların sayısı 2’ye düştü. Söz konusu eksiklikle ilgili çalışmalar için kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede görevli ihtisas mahkemelerinin ve savcılıklarının belirlenmesinin ardından özel soruşturma büroları kuruldu. MASAK yeniden yapılandırılırken tüzel kişiler için risk analizi çalışması tamamlanarak, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanında etkinliğin artırılmasına ilişkin Ulusal Strateji Belgesi yürürlüğe konuldu. Son olarak kripto varlıklarla ilgili düzenleme de Singapur’daki toplantı öncesi TBMM’de kabul edildi ve bu varlıklar konusunda Sermaye Piyasası Kuruluna çeşitli yetkiler verildi. Böylece Türkiye, 40 tavsiyenin tamamını yerine getirmiş oldu.
Hangi ülkeler gri listede yer alıyor?
FATF’ın Singapur’daki Genel Kurulu’nda yapılan değerlendirmeler sonucu Monako ve Venezuela kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda “eksiklikleri olduğu” gerekçesiyle gri listeye alındı. Bu iki ülkenin yanı sıra Bulgaristan, Burkina Faso, Kamerun, Hırvatistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Haiti, Mali, Mozambik, Nijerya, Filipinler, Senegal, Güney Afrika, Güney Sudan, Tanzanya ve Vietnam FATF’in artırılmış izleme sürecinde kalmaya devam etti.
Gri listeden çıkmanın faydaları neler?
Türkiye’nin gri listeden çıkmasının finansal sistemine olan güveni daha da güçlendirmesi, bankacılıktan reel sektöre kadar pek çok alanda olumlu yansımalarının görülmesi bekleniyor. Bu sayede bankaların uluslararası finansal ilişkilerinin güçlenmesi ve kredi notlarının artması öngörülüyor. Böylece bankaların daha düşük maliyetle fonlama sağlayabileceği ve uluslararası piyasalardan daha fazla kaynak bulabileceği değerlendiriliyor. Enerjiden inşaat ve altyapıya, turizmden sanayi ve imalata, gayrimenkulden diğer sektörlere kadar kararın uluslararası alanda olumlu etkilerinin hissedilmesi bekleniyor.
“PANDEMİDE KÖYÜNE GELDİ, BAĞCILIĞA BAŞLADI”
2019 yılından itibaren bağcılıkla uğraşan Enver Öztürk, kendisinin Antalya’da esnaflık yaptığını ve 2019 yılında pandemi dolayısıyla Antalya’dan köyüne dönüş yaptığını söyledi. Köyüne dönünce babadan kalma arazisine 5 dönüm civarında bağ yaptığını anlatan Öztürk, “Ben Antalya’da 43 yıl esnaflık yaptım. Pandemi dolayısı ile bu işi bıraktım ve bağcılığa başladım. 3 yıldır uğraşıyorum” dedi.

“REKOLTEDE DE YÜZDE YÜZ ARTIŞ BEKLİYORUZ”
İlkeren üzümlerinin kızarmaya başladığını anlatan Öztürk, “İlkerenlerimiz kızarmaya başladı. 15 gün sonra hasat yapmaya başlayıp satılığa çıkaracağız. Daha sonra kardinal cinsleri sıraya gerecek ve arkasından redklap, alfons gibi çeşitlerimiz çıkacak. Bu yıl geçen yıla göre daha güzeliz. Geçen yıl yüzde 30 gibi çok düşük bir ürün aldık. Genelde pekmezlik bir üzüm oldu. Sofralık olmadı. Bu yıl yüzde yüz rekoltede artışımız var. Elhamdülillah beklentimiz çok iyi. Bu sene çok iyi verim bekliyoruz. Üzümlerimiz çok iyi. Eşe dosta yedireceğiz. 15 gün sonra İlkerenler sofraya inecek. Temmuz sonu gibi kardinal çeşitlerimiz girecek. Ağustos 15-20 arası redklap ve alfonslar devreye girecek ve eylül ayı gibi de son kalan üzümlerimizi pekmez yapacağız ve kışında dudaklarımızı tatlandıracağız” dedi.
“DAMLAMA SİSTEMİ İLE SULANIYOR”
Üzüm bağlarını sulamada sorun yaşamadıklarını söyleyen Öztürk, “Bağlarımız yerden yüksek sistemdir. Damlama sulama sistemlerimiz var. Su sıkıntımız yok. Sulama sorunumuz bulunmamaktadır. Kooperatifimizin sulama sistemi var. Yer altı sulama sistemimiz var. Sulama saatlerimizi açarak 3-5 saat kendiliğinden sulanıyor. İlaçlama sistemimizi de profesyonel sistemlerle yapıyoruz. Teknik yapıyoruz ve dolayısı ile verim artıyor ve rekolte yükseliyor. Şu ana kadar her şey çok güzel rekoltemiz inşallah yüzde yüz olacak.
“SEVGİ İLE BAKACAKSIN”
Üzümcülüğün Murtiçi havzasının bir nevi geçim kaynağı olduğunu dikkat çeken Öztürk, “Ciddi anlamda bayağı iş yapan arkadaşlarımız var. 10 dönüme yakın bağcılık yapan arkadaşlarımız var. Üzüm bağına sevgi ile bakacaksın. Günlük takip edeceksin. Sen ona bakarsan oda sana bakar. Hem spor yapıyorsun, hem aile bütçesine katkı sağlıyorsun” diye konuştu.
“FİYATLAR 20 GÜN SONRA BELLİ OLUR”
Öztürk, rakamların geçen yıl güzel olduğunu ifade ederek, “İnşallah bu yılda enflasyon oranında artacaktır. Emeğimizin karşılığını alacağız. Fiyatlarımız 20 gün sonra pazar açılır ve fiyatlar belirlenir. Bizim ürünlerimiz genelde turizme gidiyor. Oteller alıyor. Fakat şöyle bir şey söylemek istiyorum. Ben buraya şehirden geldim. Kendi çapımda sabah erken kalkıyorum. Sabah ve akşamüzeri 2-3 saat çalışıyorum. Kendi beklentilerim bir asgari ücret kadar karşılıyor. Şehirden kaçmak isteyenlere, emekli olmak isteyenlere tavsiyem kendilerini şehirlerde çürütmelerini tavsiye etmem. Gelsinler köylerine dönsünler arazilerini atıl halden kurtarsınlar, hem de bir uğraş olur. Ekonomilerine katkı olur, spor olur, sağlıklı kalırlar. Kendim kalp hastası insandım ama köyüme dönüp bağcılıkla uğraşmaya başladığımdan itibaren daha iyiyim” dedi.

“AKSEKİ’NİN ÜZÜMÜ VE PEKMEZİ BİR MARKADIR”
Üzümlerinin pazar sorunlarının olmadığını söyleyen Öztürk, “Bizim üzümlerimizin pazar sorunu yok. Üzümlerimiz toptan olarak İç Anadolu’ya kadar açılıyor. Nereye satacağız derdimiz yok. Zaten Akseki üzümü ve pekmezi ile meşhurdur. Herkesin tüketebileceği şekilde kaliteli üzümdür. Rakım olarak ne çok yüksek, ne çok düşük. Buranın havası üzüme çok iyi gelir. Buranın üzümünü başka yerde bulamazsın. Akseki’nin üzümü bir markadır. Herkese tavsiye ederim. Pazarımız çok güzel. 5 dönüm üzüm bağından 10 ton hasat yapacağım” şeklinde konuştu.
Pekmeziyle ünlü Antalya’nın Akseki ilçesinde eski kütük sistem bağcılığın yerini yüksek sistem bağcılık aldı. Bölgede 1990 yılından itibaren yeniden canlanan bağcılık günümüzde 25 bin dekarlık alana ulaştı. Yüksek sistem bağcılık Akseki merkez olmak üzere, Taşlıca/Murtiçi Mahallesi ve Güçlüköy mahallelerinde daha fazla gelişmiş durumda.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 6-9 Haziran’da Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin galibiyetinin ardından 9 Haziran’da Meclisi feshederek erken seçim kararı aldı. Seçmenler, iki turlu erken genel seçimlerde 5 yıl boyunca Ulusal Mecliste görev alacak 577 milletvekilini belirleyecek.

Ülkedeki 49,5 milyon Fransız seçmen genel seçimin ilk turu kapsamında yerel saatle 08.00’de oy kullanmaya başladı.
Oy kullanma işlemi Fransa’nın ana kara topraklarında 18.00’de sona erecek. Paris gibi büyük kentlerde ise vatandaşlar saat 20.00’ye kadar oy kullanılabilecek.
Fransa’da sandık başına gidemeyecek seçmenler, kendileri adına oy kullanması için bir başka seçmene vekalet verebiliyor. Seçime beklenmedik bir kararla gidilmesi ve seçim tarihlerinin tatil dönemine denk gelmesiyle vekaletle oy verme işlemine yönelik başvurular arttı. Bu kapsamda, Fransa İçişleri Bakanlığının verilerine göre seçimin ilk turunda oy kullanmak için vekalet verenlerin sayısı yaklaşık 2 milyon 641 bin oldu.
Ülkede 2022’deki genel seçimlerin ilk turunda bu sayı yaklaşık 1 milyon olmuştu. Bu yıl kayda değer oranda artan vekalet sayısı, ülkede erken genel seçimde sandığa gidenlerin oranının yüksek olacağının göstergesi oldu.

FRANSA GELECEK 5 YILIN 577 MİLLETVEKİLİNİ SEÇECEK
Fransa’da Parlamentonun üst kanadı Senato ve alt kanadı Ulusal Meclis yasama faaliyetini ortaklaşa yürütüyor.
Senatoda 348 sandalye bulunurken, uygulanan sistemle her 3 yılda bir senatörlerin bir bölümü yenileniyor.
Senato seçimlerinde sadece parlamenterler, bölge, vilayet ve belediye meclislerinin üyelerinden oluşan “seçilmişler” oy kullanabiliyor ve 6 yıl boyunca görev yapan senatörleri belirliyor.
Halkın doğrudan belirlediği temsilcileri olan milletvekillerinin de tıpkı senatörler gibi dokunulmazlığı bulunuyor.

Öte yandan, 18 yaşını dolduran Fransızlar, “Bourbon Sarayı” olarak adlandırılan Meclis binasında 5 yıl boyunca kendilerini temsil edecek 577 milletvekilini belirlemek üzere seçmen olmaya hak kazanıyor.
7 TEMMUZDA 2. TUR İÇİN TEKRAR SANDIĞA GİDECEK
İlk turunda 4 bin 9 milletvekili adayının yarıştığı genel seçimlerin ikinci turu, 7 Temmuz Pazar günü düzenlenecek.
Bir adayın ilk turda milletvekili seçilebilmesi için seçim bölgesinde oyların salt çoğunluğunu toplaması (yüzde 50’liden fazlasını) gerekiyor. Bu yüzdenin bölgede seçim kütüğüne kayıtlı olan seçmenlerin yüzde 25’ine tekabül etmesi gerekiyor.
Eğer herhangi bir aday ilk turda salt çoğunluğu sağlayamazsa, oyların yüzde 12,5’ini toplayan adaylar 1 hafta sonra düzenlenecek ikinci turda tekrar yarışıyor.
Ancak daha önce yapılan seçimlere de bakıldığında, milletvekillerinin ekseriyetinin ikinci turda belirlendiği gözlemleniyor.
Bu sistemle ilk turda en çok oy alan 2 aday otomatik olarak ikinci tura kalıyor. Ancak seçim bölgesinde 3 veya 4 aday da oyların en az yüzde 12,5’ini toplarsa ikinci tura çıkabiliyor.

ERKEN SEÇİM PARTİLERİ İTTİFAKA YÖNLENDİRDİ
Kurallar gereği, seçmen sayısı fazla olan partiler veya seçime ittifakla katılan partiler avantajlı oluyor.
Macron’un AP seçimleri yenilgisi sonrası aldığı erken seçim kararı, partilerin ittifaka yönelmesine neden oldu. Seçim yarışına girecek üç büyük siyasi ittifak oluştu.
Anketlerin favori gösterdiği aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisi seçime, merkez sağcı Cumhuriyetçiler (LR) partisinin lideri Eric Ciotti ve bazı LR adaylarıyla ittifak içinde katılıyor.
RN’nin Mecliste salt çoğunluğu almasından endişe eden solcu partiler Sosyalist Parti (PS), Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Fransa Komünist Partisi (PCF) ve çevreci parti Yeşiller (EELV) ise “Yeni Halk Cephesi” (NPF) ittifakını oluşturdu.
Fransa’yı 2017’den bu yana yöneten Macron’un partisi Rönesans da iktidarın ortakları Demokrasi Hareketi (MoDem) ve Horizons (Ufuklar) ile seçim kapsamında “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte” başlığı altında ittifak kurdu.
Bugün yerel saat ile 20.00’de ülke genelinde sandıkların tamamı kapandıktan sonra, ulusal basın araştırma şirketleri seçiminin tahmini sonuçlarını aktarmaya başlayacak. Seçimin ilk tur gecesinde, milletvekili seçilen veya ikinci tura kalan adayların yanı sıra, Mecliste farklı parti ve ittifakların nihai milletvekili sayısı hakkında tahminler de ortaya çıkacak.
Resmi sonuçlar ise İçişleri Bakanlığı tarafından daha sonra açıklanacak.
Olağandışı bir takvimde düzenlenen erken seçim kapsamında, çok sayıda seçim bölgesinde 3 adayın ikinci turda karşı karşıya gelmesi bekleniyor.
İpsos şirketinin Genel Müdürü Brice Teinturier, kamu yayıncısı Franceinfo’ya verdiği demeçte 250 kadar seçim bölgesinde ikinci turda 3 adayın karşı karşıya kalabileceğini belirtti.
İkinci tura, seçime ittifakla katılan partilerin adaylarının kalacağı tahmin ediliyor.
Son anketler, RN’nin başı çektiği ittifakın Mecliste salt çoğunluğu elde edebileceğini gösterirken, solcuların kurduğu ittifakın sandıktan 2. çıkacağını öngörüyor.
Anketler Rönesans’ın etrafında kurulan ittifakın seçimi 3. sırada bitireceğine işaret ediyor, bu da iktidarın 2022 genel seçimlerinde elde ettiği nispi çoğunluğu da kaybetmesi anlamına geliyor.
DİKKAT ÇEKEN MACRON İHTİMALİ
Fransa’da 1958’de kabul edilen anayasa göre, cumhurbaşkanının Meclisi feshedip erken seçim düzenledikten sonra aynı kararı alabilmesi için 1 yıl beklemesi gerekiyor.
Görev süresi 2027’de dolacak olan Macron, AP seçim sonuçlarının ardından “durumu açıklığa kavuşturmak için” erken genel seçim kararı aldığını belirtmiş; aşırı sağcı RN partisinin genel seçimleri kazanması durumunda da istifa etmeyeceğini “Sonuç ne olursa olsun kurumlar bellidir ve cumhurbaşkanının yeri de bellidir.” sözleriyle dile getirmişti.
Partisi Rönesans’ın iktidar ortaklarıyla kurduğu ittifak dışında bir ittifak ya da aşırı sağın salt çoğunluğu elde ettiği bir Meclis sandıktan çıkarsa Macron, seçimi kazanan siyasi partiden bir başbakan atamak zorunda kalacak. Bu, Macron’un cumhurbaşkanı olarak kendi partisinden farklı politikalar izleyen bir başbakanla çalışmasını gerektirecek.
Solcu partilerden oluşan Yeni Halk Cephesinin henüz net bir başbakan adayı olmasa da RN partisi, seçimde galip gelirlerse liderleri Jordan Bardella’yı başbakan olarak görmek istediklerini açıkladı.
Macron’un kendi ittifakı dışında bir başbakan ataması durumda, ülkede yeniden bir koalisyon hükümeti kurulabilir. Fransa’da en son 1997-2002 yıllarında koalisyon hükümeti ülkeyi yönetti.
Koalisyon hükümetlerinin ülke yönetiminde “çift başlılığa” neden olması ve farklı partilerden olan cumhurbaşkanı ve başbakan arasında anlaşmazlıklara yol açması nedeniyle 2000’de cumhurbaşkanlığı görev süresinde değişikliğe gidildi.
Cumhurbaşkanın görev süresi 7 yıldan 5’e indirildi, böylelikle milletvekili görev süresiyle aynı oldu ve koalisyon hükümeti kurulmasının büyük ölçüde önüne geçildi.
FRANSA’NIN ERKEN SEÇİME GİDİŞİ
Fransa’da son 3 seçimdir oylarını artırmaya devam eden aşırı sağcı RN, en son 9 Haziran’daki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde yüzde 31,4 oy alarak en yakın rakibi olan Macron’un partisi Rönesans’ı ikiye katlamıştı.
Aşırı sağın AP seçimlerindeki galibiyeti üzerine Emmanuel Macron, 9 Haziran gecesi Meclisi feshederek 30 Haziran-7 Temmuz’da erken seçime gitme kararı almıştı.
Macron, bu kararını, “AP seçim sonuçlarına demokratik bir cevap vermeliydik.” sözleriyle savunmuş ancak ülkenin 26 Temmuz-11 Ağustos’ta ev sahipliği yapacağı 2024 Paris Olimpiyatlarının hemen öncesinde erken seçime gidecek olması, siyasi istikrarsızlık ve toplumsal huzursuzluk yaratabileceği gerekçesiyle kamuoyunda endişeyle karşılanmıştı.
Ülkedeki son genel seçimlerde bir türlü ittifak kuramayan solcu partiler, bu seçimlerde aşırı sağa karşı kısa sürede “Yeni Halk Cephesi” İttifakı altında bir araya gelmiş ve tek aday çıkaracaklarını duyurmuştu. Yeni Halk Cephesi İttifakı’nda ülkenin önde gelen sol partilerinden Sosyalist Parti (PS), Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Fransa Komünist Partisi (PCF) ve çevreci parti Yeşiller (EELV) yer alıyor.
Aşırı sağcı RN ise merkez sağdaki Cumhuriyetçiler (LR) Partisinin lideri Eric Ciotti ve bazı LR üyeleriyle ittifak yaparken iktidar partisi Rönesans ile ortakları MoDem ve Ufuklar Partisi de “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte” İttifakı’nı kurmuştu.
]]>‘MECLİS KARARINI OY BİRLİĞİYLE ALDIK’
İndirimlere ilişkin konuşan Trabzon Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Metin Genç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde ilan edilen ‘Türkiye Yüzyılı 2024 Emekliler Yılı’ çağrısına karşılık verip, emeklilerin hayatına dokunmaya devam edeceklerini söyledi. Genç, “Türkiye Yüzyılı’nda Sayın Cumhurbaşkanı tarafından 2024 yılı emekliler yılı olarak ilan edildi. Biz de emeklilerimizin emeğine saygının gereği olarak onların bir taraftan bireysel hayatlarını idame ettirmek adına bir gayreti ortaya koyarken diğer taraftan hizmet ettikleri kamuda ya da özelde hem şehrimize hem ülkemize değer kattılar, değer ürettiler, ülkemizin gelişmesine değer kazandırdılar. Dolayısıyla bu emeğe saygının da gereği olarak Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu o iradenin şehirlerimizde paralel olarak bizler de neler yapılabilir diye arkadaşlarımızla konuştuk, derneklerimizle istişare ettik. Bakanlığımız, il müdürlüğümüz güzel bir istişare sonrasında, kıymetli emeklilerimize su konusunda yüzde 50 bir indirimi gerçekleştirdik. Meclis kararını oy birliğiyle aldık ve ilan ettik. Tabii ki bununla da bırakmayacağız” diye konuştu.
‘DAHA DA YENİLERİ İNŞALLAH GELECEK’
Memnuniyetle karşılanan kararlara yenilerin de ekleneceğini duyuran Genç, “Şehrimizin güzel merkezlerden bir tanesi olan belediyemize ait bu sosyal tesislerde de ayrıca bütün emeklilerimizi kapsayacak şekilde yüzde 20 indirime gittik. Bunun da adımını attık. Bunun da kıymetli emeklilerimizde büyük bir memnuniyet uyandırdığını görmek, bizi bu konuda mutlu ve motive ediyor. Bir taraftan devletimizin, hükümetimizin o kararlı adımları, Cumhurbaşkanımızın riyasetinde bizde şehrimizi paralellik arz edecek şekilde bu adımları atıyoruz. Daha da yenileri inşallah gelecek. Çünkü onlar için ne yaparsak onların hakkıdır. Hayırlı olsun diyorum” ifadelerini kullandı.
‘DOĞAL GAZ KONUSUNDA ÖĞRENCİLERİMİZE DESTEK VERECEĞİZ’
Üniversite öğrencilerine sezon başlamadan doğal gaz indirimine yönelik karar almayı planladıklarını da aktaran Genç, “Şehrimiz bir öğrenci şehri. Biz de öğrencilerimizin eğitim hayatına halel getirmeyecek şekilde pratik yaşamlarını nasıl kolaylaştırmamızı da gündemimize aldık. Onlara da aynı indirimleri uyguluyoruz. Evde kalan 3 öğrenci için hem su konusunda hem de henüz kararını almadığımız bizim sözümüz olan doğal gaz konusunda öğrencilerimize destek vereceğiz. Yine öğrencilerimizden gelen en önemli talep olan ulaşım konusunda da ekstra bir desteğimiz olacak. Sezon başlamadan önce doğal gaz kararını da alacağız. Onlar şehrimizde mutlu yaşasınlar; çünkü hepimiz, öğrencilik süreçlerini geçirdik. Fiziksel ihtiyaçları konusunda belediyemizin onların yanında olduğunu hissetmeleri bile çok kıymetli. Çünkü zor süreçlerden geçiyorlar; onlar bizim kıymetlilerimizdir” şeklinde konuştu.
Ülke ekonomisinde son yıllarda tarımsal faaliyetlerin değerinin 1 trilyon 624 milyar liraya ulaştığına dikkati çeken Özhaseki, tarım sektörünün gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yüzde 7’sini oluşturduğunu vurguladı.
2022’de bir önceki yıla göre tarımsal ürünlerde 2,3 milyar dolar ihracat fazlası verildiğine dikkati çeken Özhaseki, “Ara ara ‘Şunu da dışardan alıyoruz.’ gibi başlıkları gördüğümüz zaman insanların morali bozulabilir ama daha fazlasını satıyoruz.” dedi.
Bu anlamda Kayseri’nin de tarımda adından söz ettirdiğini, modern tarım tekniklerinin uygulandığını ifade eden Özhaseki, ağırlıklı olarak buğday, arpa, şeker pancarı, çerezlik ayçiçeği, çerezlik kabak çekirdeği, patates, baklagiller, yem bitkileri, elma ve üzüm yetiştirildiğini, 1,2 milyon ton şeker pancarı üretimi ve 1,8 milyon dekar alandaki buğday üretimiyle bu alanda önemli bir paya sahip olduğunu söyledi.

Bakan Özhaseki, Kocasinan Tarıma Dayalı Organize Sanayi Bölgesi ile tarımda yeni bir anlayışın kapılarının açılacağına dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Yeni bir organize sanayi kuruyoruz ama bu bildiğiniz OSB’lerden değil. Bacası yok, etrafa duman saçmıyor. Kocasinan Tarıma Dayalı Organize Sanayi Bölgesi, 1 milyon 237 bin metrekareden oluşuyor. Seralarda üretim yapılacak, her hava koşulunda üretim devam edecek. Kayseri, hem kendi ihtiyacı olan meyve ve sebzeyi üretecek hem de çevre illere ve özellikle de yurt dışına ithal edebilecek. Rusya, Avrupa ve Körfez ülkeleri, Kayseri’nin gıda satış pazarı haline gelecek. Kayseri’de yıllık 10 bin ton sebze meyve üretimimiz var. Kurulacak OSB ile bu üretim miktarı 35 bin tona çıkacak. Kayseri ekonomisine yıllık 1 milyar lira katkı sağlanacak. Kayseri’ye en yakın Akdeniz Bölgesi’nden meyve ve sebze tedariki sağlanıyordu. Bu da ulaşım bedelleri eklenince fiyatları arttırıyordu. Projenin tüm safhaları işler hale gelince Kayserililer, meyve ve sebzeyi biraz daha ucuza yemiş olacak. OSB’nin faaliyete geçmesiyle Kayseri’ye yaklaşık 5 milyar liralık yatırım sağlanmış olacak.”
AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI SÜRECİNE UYGUN ÜRETİM YAPILACAK
Özhaseki, yeni OSB’de yüzde 75’i kadınlar olmak üzere 1500 kişinin istihdam edileceğini, OSB’nin enerji ihtiyacının jeotermal ve güneş enerji santralleriyle sağlanacağını, böylece Avrupa Yeşil Mutabakatı sürecine uygun üretim yapılacağını vurguladı.
Küresel ısınmanın önüne geçmek için salınan karbon emisyonlarının azaltılması gerektiğini belirten Özhaseki, 2026’dan itibaren AB’ye satılacak ürünlerde sınırda karbon düzenlemesi kontrolünün getirileceğine dikkati çekti.
Kontrole göre vergiler alınacağını anlatan Özhaseki, “Öyle bir vergi çıkacak ki biz malımızı dışarıya satamayacağız. O yüzden herkes kendini, konumunu bir daha gözden geçirmek durumunda diye düşünüyorum. Şimdilik 6 sektör belirlendi. Daha çok demir çelik gibi alanlar. Bu konularda sınırda karbon düzenlemesi başlayacak ama daha sonraki yıllarda da ürettiğiniz bir gömleği bile kapıda soracaklar. O yüzden hepimizin hazırlıklı olması icap ediyor. Bizim bu projemizin de Yeşil Mutabakat sürecine uygun bir üretim çeşidi olduğunu rahat söyleyebiliriz.” şeklinde konuştu.
Toplantıya Vali Gökmen Çiçek, AK Parti Kayseri milletvekilleri Şaban Çopuroğlu, Murat Cahid Cıngı ve Sayın Bayar Özsoy, Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç ile borsa ve oda başkanları katıldı.
Programın büyük ilgi görmesi üzerine IPARD III Programı’nın bu yıl 81 ile yayıldığına işaret eden Yumaklı, şöyle devam etti:
“IPARD III Programı 1. Çağrı İlanı ‘Tarım ve Balıkçılık ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması ile İlgili Fiziki Varlıklara Yönelik Yatırımlar’ başlığıyla 21 Mart’ta yayımlandı. IPARD III Programı 2. Başvuru Çağrı İlanı da 28 Haziran’da yayımlandı. Çağrı ilanı, ‘Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme’ başlığıyla duyuruldu, bu çağrı ilanının toplam destek bütçesi 80 milyon euro olarak belirlendi.”
Yumaklı, söz konusu ilan döneminde, bitkisel üretimin çeşitlendirilmesi, işlenmesi ve pazarlanması, arıcılık ve arı ürünlerinin üretimi, işlenmesi ve pazarlanması, zanaatkarlık ve yöresel ürün işletmeleri, kırsal turizm ve rekreasyon faaliyetleri, kültür balıkçılığı, makine parkları ile yenilenebilir enerji tesisleri sektörlerinde sunulacak projelerin yapım işleri, makine-ekipman ile hizmet alımları ve görünürlük harcamalarına yönelik giderlerinin destekleneceğine dikkati çekerek “IPARD-III Programı gereğince, bu çağrıda hibe oranı yüzde 60 olup genç çiftçiler ve sertifikalı organik tarım üreticileri tarafından yapılacak yatırımlar için bu oran yüzde 70’e kadar çıkabilecek. Ayrıca projede atık yönetimi, yenilenebilir enerji ve döngüsel ekonomi (atık malzemelerin verimli şekilde yeniden kullanımı) ile ilgili olarak yapılacak harcamalar için de o harcamaya özel ilave olarak yüzde 10 hibe desteği sağlanabilecek. Proje başvurularındaki toplam hibe oranı ise yüzde 75’i geçemeyecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
IPARD-III Programı 2. Başvuru Çağrı Dönemi kapsamında, yatırımcıların proje başvurularının online sistem kayıtlarını 12 Temmuz–16 Ağustos tarihlerinde https://onlinebasvuru.tkdk.gov.tr/ internet sitesi üzerinden yapabileceklerinin altını çizen Yumaklı, başvuru paketlerini de 29 Ağustos’a kadar 42 TKDK İl Koordinatörlüğü ve 39 ilde faaliyet gösteren TKDK İl İrtibat Ofislerine teslim edebileceğini aktardı.
Yumaklı, Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme Tedbiri kapsamında bulunan açık alanda bitkisel üretim faaliyetleri için makine ekipman desteğine bu çağrıda başvuru alınmayacağına dikkati çekerek söz konusu yatırımlar için 2024 yılı içerisinde ayrı bir çağrıya çıkılacağını belirtti.
Söz konusu çağrıyla kırsal alanlarda ekonomik ve sosyal açıdan daha iyi bir bölgesel denge sağlanmasına katkıda bulunmayı hedeflediklerinin altını çizen Yumaklı, “IPARD III Programı 2. Başvuru Çağrı dönemimizin üreticilerimize, girişimcilerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.” ifadesini kullandı.
Başvuru çağrı ilanına ilişkin detaylı bilgilere, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu internet sitesinden ulaşılabiliyor.
IPARD Programı kapsamında desteklenen Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme Tedbiri altındaki yenilenebilir enerji sektörü projeleri değerlendirilirken başvuru sahiplerinin son 3 yıllık dönemdeki elektrik tüketim verileri inceleniyor. Bu çerçevede, IPARD III Programı 2. Başvuru Çağrı İlanı’nda Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerde yenilenebilir enerji projesi başvurusunda bulunacak girişimcileri mağdur etmemek amacıyla istisnai bir düzenleme yapıldı. Düzenlemeye göre, enerji sektörü kapsamında sunulacak projelerde, talep edilmesi durumunda üretime esas güç değerinin belirlenmesi için deprem öncesi dönem elektrik tüketim verileri dikkate alınacak.
“YETER Kİ BU BÖLGENİN MALI OLSUN”
Burdur’un Gölhisar ilçesinden Aydın’a karpuz almaya gelen pazarcı Halil Çelik; “Kendim pazarcıyım, karpuz satıyorum. Yıllardır Cincin’e çekirdek karpuz almaya geliyorum. Aroması, lezzeti çok güzel olduğu için ve halkımız da bunu çok sevdiği için buradan ayrılmıyoruz. Buranın lezzeti, aroması, şekli bir başka. Bu bölgenin karpuzu vazgeçilmez diyebilirim. İlk çıktığında bu bölgeyi başlıyorum, soğuk vuruncaya kadar devam ediyorum. Çünkü vatandaş buranın karpuzundan ayrılmıyor. Bu Cincin karpuzunun bir özelliği de kabuğu çok ince, aroması çok güzel. Bundan önce çıkan diğer bölgelere benzemiyor. Biz perakende de kilosunu 15 TL’ye satıyoruz, Burdur Gölhisar’da. Nakliyesi içinde. Meyveler içinde de fiyat olarak da en ucuz olan karpuz şu anda. Yazın da vazgeçilmez meyvelerinden. Fiyatını gözetmeksizin alıyoruz. Yeter ki bu bölgenin malı olsun.
“TALEBİ YETİŞTİRMEKTE ZORLANIYORUZ”
Aydınlı karpuz üreticilerini bu yıl fiyatlardan memnun olduğunu ifade eden karpuz üreticilerinden Tosun Demir; “Hareket çok hızlı. Şu anda arz talebi karşılayamıyor. Çok yoğun. Millete malı yetiştiremiyoruz. Mallar bu sene, Adana, Antalya’nın erken yanmasıyla birlikte Çukurova’dan sonra en büyük karpuz bölgesi olan Ege’de karpuza olan talebi yetiştirmekte zorlanıyoruz. Yani 50 dönüm yere giriyoruz, bir gün demiyor. Bizim ufak pikap arabalar hepsi. Üçer beşer ton günlük alıp gidiyorlar. Ege’nin bu sene özellikle kalite oranı çok yüksek. Aydın bölgesi bu sene kalite olarak en üst seviyede. Çok güzel kalite var. Aroması çok güzel, yemesi çok güzel. Türkiye’nin her bölgesine gitti bu sene Aydın karpuzu. Sivas’a Van’a kadar gitti. Bu sene karpuz gerçekten çiftçinin de, tüccarın da yüzünü güldürdü. Çok tatlı paralar kazanılıyor. Normalde biz bu karpuzu 4-5 lira satacağız gözüyle bakarken şu anda 11-12 TL bandında satılıyor. Ege Bölgesi’ndeki bu hasat Eylül 15’ine kadar sürer ama bu fiyatlarda tahmini 20 Temmuz gibi bir gevşeme olabilir. Düşüş olur ama ne derecede olur onu bilemem. Rekolte çok güzel. 4 ton beklediğimiz yerden 5, 5 beklediğimiz yerden 6 ton ürün aldık. 8 ton aldığımız yerlerimiz de oldu. Biz sabahleyin gözümüz gördüğünde 18 tane arkadaşla kırıma başlarız. Saat 08.00’e kadar. Yaklaşık 100 ton malı hazırlarız. Ondan sonra sarım başlar, saat 13.00’e kadar devam eder. Günlük tahmini 80 ile 100 ton civarında ürün çıkıyor” dedi.
Bolat yaptığı açıklamada THY’ye 1000 kabin memuru ve 900 pilot alınacağını açıkladı. Bunun yanında Bolat 2 yıl içinde tüm THY uçaklarında internetin ücretsiz olacağını söyledi.
2023 yılında Türkiye ekonomisine 55 milyar dolarlık katkı sağladıklarını belirten Bolat, “Biz bunu 300 üzeri uçakla sağladık. 2033 yılında bizim 810 uçağımız olacak” ifadelerini kullandı.
Bolat’ın açıklamalarından satır başları:
THY’nin 2003 yılında 65 uçağı vardı. 2005’te Avrupa’nın 10. hava yoluydu. THY bugün Avrupa’da bir numarayız. Bir tek Ryanair ile çekişiyoruz ama onları geçmiş olacağız.
Hava yolu işletmeciliği zor. 20 senede 180’e yakın hava yolu batmış.
1 trilyon hava yollarının geliri olmuş. Yolcu başına 6 dolar kar edilmiş. 360 hava yolu yüzde 3 kar etmiş. Uçak finansmanı yaptırıyorsunuz yüzde 5-6’larla. Hava yolu işletmeciliği para kazanmak için yapılan bir şey değil.
TÜRKİYE’YE 55 MİLYAR DOLARLIK KATKI
2023 senesinde THY’nin Türkiye’ye katkısı 55 milyar dolar olmuş. 21 milyar dolar direkt gelir. Hizmet ihracatı 16.1 milyar dolar. Tedarik zinciri 17 milyar dolar.
Biz bunu 300 üzeri uçakla sağladık. 2033 yılında bizim 810 uçağımız olacak.
İSTANBUL HAVALİMANI’NDA 3 PİST AYNI ANDA ÇALIŞACAK
Geçen yıl 83,5 milyon yolcu taşıdık. Yüzde 60 transit yolcumuz var. Ülkemize turist getirmeye odaklandık. Ülkemizin çok güzel farklığı var. Anadolu medeniyetin beşiği bir yer ülkemizin en büyük farkı. THY kıtaları birleştiriyoruz bu iddiamız devam ediyor.
Çok güzel bir havalimanımız var. Dünyanın tam ortasında. Memnunuz.
İstanbul Havalimanı’na getirdiğimiz herhangi bir yolcuyu ortalama 2,5 saatte destinasyonuna götürüyoruz. Bu bizim network genişliğimizi gösteriyoruz. Taksi süresine baktığımızda saatlik 107-108’lere çıktık. Avrupa’nın çok üzerinde.
Havalimanı büyük oranda oturdu. 3 pistin aynı anda işlediği bir yer havalimanı haline geliyor. Dünyada ikinci olacak. Bu yapıldığında saatte 130 operasyon yapılabilecek. 1,5 yıl içinde İstanbul Havalimanı’nda taksi süreleri azalacak, iniş kalkış süreleri kısalacak.
Havalimanlarında kalkış iznini ve slotları Brüksel’deki Euro Control veriyor. İstanbul’da hava güneşli olduğu halde örneğin Macaristan’da hava muhalefeti olduğunda Euro Control izin vermiyor. Yolcu bunu bilmiyor. Ukrayna’nın hava sahası da kapalı. Bu rötar ve yoğunluğun sebeplerinden biri de bu.
Hiçbir hava yolu uçaklarının yerde olmasını istemez. Yerde duran uçak firmaya zarar yazar. O yüzden uçaklarını arka arkaya dizeriz. Avrupa’ya giden bir uçağımız bir iki saat gecikse tüm seferler aksar. Rötarların bir nedeni Avrupa’da yaşanan yoğunluk. Avrupa’daki havalimanları Kovid öncesi seviyesine hala dönemedi.
Bizim uçaklarımız gecikmesi turizme etkisi çok büyük. Şu andaki rötarların Devlet Hava Meydanlarından kaynaklandığına dair bir bulgumuz var.
900 PİLOT 1000 KABİN MEMURU ALACAĞIZ
2021 yılında 5561 pilotumuz varmış. 2021’den itibaren pilot alımına başladık. Filoyu modernleştireceğiz. 2023 yılını 6755 pilotla bitirmişiz. Neredeyse yeni bir hava yolu filosu kurmuşuz. 1 yıl içinde THY yaklaşık 900 pilot daha alacağız.
Kabin memuru 2019 yılında 12 bin. Şu anda da 15 bin kabin memuru var. 1000’e yakın kabin memuru alınacak.
AJet ilk başladığında iç hat olarak başladı. AJet’in bir misyonu da Ankara’yı 3. büyük turizm başkenti yapmak. Dünyada turizmde bir numara İstanbul. Paris ve Londra’yı geçti.
Trump ve Joe Biden tartışması sırasında Türkiye reklamı girdi. ABD’den gelen turistler iyi para bırakıyor. ABD’den Türkiye’ye gelen turist sayısı 1,3 milyon oldu. 3-4 yıl içerisinde 2,5 milyonu buluruz diye tahmin ediyorum. ABD’de 14 noktaya uçuyoruz. En son Denver açıldı. Philadelphia, Memphis, Orlando yeni düşündüğümüz yerler.
Avustralya’ya gidildi. Melbourne ve Sydney’den yolcu taşıyorduk. Avustralya’da çok büyük Yunan ve Makedon nüfusu ve Kıbrıs Türkleri de var. Avustralya’ya iyi bilet satıyorduk. Şimdi Singapur’a uçup oradan da yolcu alıp Melbourne’a uçuyoruz. 2026 yılında daha büyük uçaklarımız hizmete girdiğinde Melbourne’a aktarmasız direkt uçacağız.
Anadolu Jet ile Ankara üzerinden birçok şehre uçuyorduk. Şimdi AJet kendi yönetimi var, kendi bütçe hedefi var. AJet’in 10 yıl içinde 200 uçaklık filo kurma ve Ankara’ya 5 milyon turist getirme hedefi var. Neden isim değişti? Avrupa’dan Sabiha Gökçen ve Ankara’ya turist getirmek istiyoruz. Akılda kalıcı bir isim olsun istedik.
DÜNYA VE OLİMPİYAT ŞAMPİYONU SPORCULARA 1 MİLYON MİL
THY Türk spor kulüplerine yıllardır sponsor oluyor. Bir bütçe tanımlıyoruz bunu da biletlerde kullanıyoruz. Kimseye nakit para vermiyoruz. 14 federasyonun bütçeleri var. Bu bütçeleri tanımlıyoruz. Federasyonlar biz şu tarihte şuraya gideceğiz derse biz biletleri ayarlıyoruz. Federasyon önceden haber verilirse biz biletleri upgrade ediyoruz. Eğer son dakika haber verilirse para vermiş yolcumuza “biz seni uçurmayacağız” diyemiyoruz. Voleybol federasyonu bize 10 gün önceden haber verdi. Arkadaşlarımız baktı sadece 3 kişilik yer vardı. Uçuşun değiştirilmesi de istenirse bunun bize maliyeti 100 bin dolar, biz bunu da karşılıyoruz ama bize önceden bildirilmesi gerekiyor.
Federasyonları ayırmıyoruz. Spor Bakanlığı’na bir bütçe tahsis edeceğiz. Artık Spor Bakanlığı karar verecek spor federasyonlarına bütçe dağıtımını Bakanlık yapacak. Olimpiyat ve Dünya Şampiyonu olan sporculara 1 milyon mil, 2. olan sporculara 500 bin mil vereceğiz. Artık şampiyon sporcularımız önceden ister Business Class, ister normal biletini önceden alabilecek. Ampüte Milli Takımımız Avrupa Şampiyonu oldu. Her birine millerini verdik.
Bizim 88 bin çalışanımız var. Türkiye’nin mal ihracatı 255 milyar dolar ithalat 366 milyar dolar. THY 2023 yılında 16.3 milyar dolar tek başına ihracat yaptı.
Harcamalar sonrası hazineye 8.1 milyar dolar kalmış. Türkiye’deki en büyük mal ihracatçısı bu rakama erişemiyor. 88 bin çalışanımızla halkımız için çalışırken böyle ufak bir sorun yaşamamış bizi üzdü. Ama tedbirimizi aldık. THY her zaman politika üstüdür. Her milletten her görüşten insan THY’de çalışıyor. Böyle şeylere çekilmemesi lazım.
2 YIL İÇİNDE THY UÇAKLARINDA İNTERNET ÜCRETSİZ OLACAK
2010 yılından beri Avrupa’nın en iyi hava yolu seçiliyoruz. En iyi yemek, en iyi uçak içi eğlence sistemimiz var. Anadolu Jet internet bağlantılarını TSI firması ve TÜRKSAT beraber sağlayacak. Şu anda bazı AJet uçaklarında internet var ama tüm uçaklarımıza 1 sene içinde başlayacak. 2 yıl içinde de tüm THY uçaklarına ücretsiz internet hizmetine başlayacağız. Hiçbir kota da olmayacak. Şu anda mesajlaşma ücretsiz ama 2 yıl içinde yolcu ücretsiz bir şekilde film indirme gibi internetin tüm hizmetlerinden ücretsiz faydalanacak.
Uçak alımında ise bizim almayı planladığımız 600 uçağın 225 civarı geniş gövde, kalanı da dar gövde olacaktı. Boeing’deki kalite sıkıntıları henüz giderilmedi. Hala Boeing Max’te aylık 15 adete çıkılamadı. Hem Boeing’de hem de Airbus’ta geniş gövde üretiminde sıkıntılar var. Motor bulunmasında problemler var. Boeing uçakları alım sürecinde Boeing’in kalite konusunda garantilerini görmemiz lazım.
]]>Programın büyük ilgi görmesi üzerine IPARD III Programı’nın bu yıl 81 ile yayıldığına işaret eden Yumaklı, şöyle devam etti:
“IPARD III Programı 1. Çağrı İlanı ‘Tarım ve Balıkçılık ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması ile İlgili Fiziki Varlıklara Yönelik Yatırımlar’ başlığıyla 21 Mart’ta yayımlandı. IPARD III Programı 2. Başvuru Çağrı İlanı da 28 Haziran’da yayımlandı. Çağrı ilanı, ‘Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme’ başlığıyla duyuruldu, bu çağrı ilanının toplam destek bütçesi 80 milyon avro olarak belirlendi.”
Yumaklı, söz konusu ilan döneminde, bitkisel üretimin çeşitlendirilmesi, işlenmesi ve pazarlanması, arıcılık ve arı ürünlerinin üretimi, işlenmesi ve pazarlanması, zanaatkarlık ve yöresel ürün işletmeleri, kırsal turizm ve rekreasyon faaliyetleri, kültür balıkçılığı, makine parkları ile yenilenebilir enerji tesisleri sektörlerinde sunulacak projelerin yapım işleri, makine-ekipman ile hizmet alımları ve görünürlük harcamalarına yönelik giderlerinin destekleneceğine dikkati çekerek “IPARD-III Programı gereğince, bu çağrıda hibe oranı yüzde 60 olup genç çiftçiler ve sertifikalı organik tarım üreticileri tarafından yapılacak yatırımlar için bu oran yüzde 70’e kadar çıkabilecek. Ayrıca projede atık yönetimi, yenilenebilir enerji ve döngüsel ekonomi (atık malzemelerin verimli şekilde yeniden kullanımı) ile ilgili olarak yapılacak harcamalar için de o harcamaya özel ilave olarak yüzde 10 hibe desteği sağlanabilecek. Proje başvurularındaki toplam hibe oranı ise yüzde 75’i geçemeyecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
IPARD-III Programı 2. Başvuru Çağrı Dönemi kapsamında, yatırımcıların proje başvurularının online sistem kayıtlarını 12 Temmuz–16 Ağustos tarihlerinde https://onlinebasvuru.tkdk.gov.tr/ internet sitesi üzerinden yapabileceklerinin altını çizen Yumaklı, başvuru paketlerini de 29 Ağustos’a kadar 42 TKDK İl Koordinatörlüğü ve 39 ilde faaliyet gösteren TKDK İl İrtibat Ofislerine teslim edebileceğini aktardı.
Yumaklı, Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme Tedbiri kapsamında bulunan açık alanda bitkisel üretim faaliyetleri için makine ekipman desteğine bu çağrıda başvuru alınmayacağına dikkati çekerek söz konusu yatırımlar için 2024 yılı içerisinde ayrı bir çağrıya çıkılacağını belirtti.
Söz konusu çağrıyla kırsal alanlarda ekonomik ve sosyal açıdan daha iyi bir bölgesel denge sağlanmasına katkıda bulunmayı hedeflediklerinin altını çizen Yumaklı, “IPARD III Programı 2. Başvuru Çağrı dönemimizin üreticilerimize, girişimcilerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.” ifadesini kullandı.
Başvuru çağrı ilanına ilişkin detaylı bilgilere, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu internet sitesinden ulaşılabiliyor.
IPARD Programı kapsamında desteklenen Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme Tedbiri altındaki yenilenebilir enerji sektörü projeleri değerlendirilirken başvuru sahiplerinin son 3 yıllık dönemdeki elektrik tüketim verileri inceleniyor. Bu çerçevede, IPARD III Programı 2. Başvuru Çağrı İlanı’nda Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerde yenilenebilir enerji projesi başvurusunda bulunacak girişimcileri mağdur etmemek amacıyla istisnai bir düzenleme yapıldı. Düzenlemeye göre, enerji sektörü kapsamında sunulacak projelerde, talep edilmesi durumunda üretime esas güç değerinin belirlenmesi için deprem öncesi dönem elektrik tüketim verileri dikkate alınacak.
Ro-Ro şirketlerinin de artan talep doğrultusunda yeni hatlar için harekete geçmesiyle Türkiye-Karasu ile Romanya-Köstence arasında 3 Temmuz’dan itibaren başlatılacak Ro-Ro seferleri, vize sorunu bulunmayan Türk tır sürücülerinin Avrupa’ya daha hızlı şekilde gidip gelmesine yardımcı olacak.
Açılan yeni hattın Kapıkule ve Hamzabeyli’de son dönemde yaşanan uzun tır kuyruklarının azalması için de alternatif oluşturması bekleniyor.

“AVRUPA’YA DİREKT GEÇİŞ SAĞLIYOR”
IC İçtaş Sakarya Karasu Limanı Yatırım ve İşletme AŞ (IC Karasu Limanı) İşletme Müdürü Gökçen Erdem, AA muhabirine, Karasu Limanı’nın 2011 yılında yap işlet devret projesi olarak ihale edildiğini, 2015’te inşaatına başlandığını ve 2017 ocak ayında da ilk gemi yanaşarak limanın işletmeye geçtiğini söyledi.
Limanın yaklaşık 250 bin metrekare alana sahip olduğunu belirten Erdem, “Genel kargo yükleme olarak baktığımızda dünyanın her ülkesine buradan yük gelip gidebiliyor ama Karadeniz ülkelerinde yapılan ticarette daha fazla yoğunluğumuz var. Burada da ilk sırayı tabii Rusya alıyor.” dedi.
Erdem, Rusya’ya haftada dört Ro-Ro seferinin yapıldığını, Karasu Limanı ve iş ortaklarıyla 1,5 yıldır verdikleri uğraş sonucu Karasu ve Köstence limanları arasında seferlerin başlatılmasına yönelik çalışmaların sonuna geldiklerini ifade ederek, 3 Temmuz itibarıyla seferlere başlama kararı aldıklarını anlattı.
Açılan bu yeni hattın, Türkiye’den Avrupa’ya ticarette alternatif güzergah olması dolayısıyla çok büyük önem taşıdığını vurgulayan Erdem, şöyle devam etti:
“Yeni hat, Avrupa’ya sınır kapılarımızdaki beklemeleri ekarte ediyor, Karasu’dan Romanya’ya oradan Avrupa’ya direkt geçiş sağlıyor ve Bulgaristan geçişlerini de ekarte ediyor. Bu Ro-Ro seferlerini, Karasu ile Köstence arasındaki 12 saatlik çok kısa zamanda araçların karşıya gidebilmesi, kara yoluna nazaran yaklaşık 550 kilometrelik daha kısa mesafe avantajı sağlaması, böylece araçların bakım ve yakıt maliyetlerini aşağı çekmesi, yine buna bağlı karbon salınımını düşürecek olması sebebiyle çok önemli bir hat olarak görüyoruz. 3 Temmuz’da bir gemiyle seferlere başlıyoruz. İlk etapta haftada 4 sefer planlamamızı yaptık. Devam eden süreçte 2024’ün son çeyreğinde ikinci gemimizle haftada 7 sefere çıkmayı planlamaktayız.”

SADECE TİCARİ DEĞİL YOLCULU ARAÇLARA DA HİZMET VERECEK
İlk etapta bu hatta yıllık 65 bin, devam eden yıllarda 100 bin ve daha üstü araç sayısına ulaşmayı öngördüklerini aktaran Erdem, “Bu hatta çalışacak gemilerimizin Ro-Pax tarzı olmasından dolayı sadece ticari araçlara değil, yolcu ve yolculu araçlara da hizmet verecek olması, Avrupa’dan yurdumuza gelen vatandaşlarımızın kullanabileceği alternatif güzergah oluşturacak. Yeni lojistik güzergahı olması bakımından hem şehrimize hem ülkemize hayırlı olmasını diliyoruz.” diye konuştu.
Erdem, Ro-Ro seferlerinin şu anda sadece Rusya’ya yapıldığını, Ukrayna’daki limanlar savaş sebebiyle kapalı olduğu için buraya sefer düzenlenemediğini anımsattı.
KAPIKULE’DEKİ 100 SAATLİK BEKLEME SÜRESİ 12 SAATE DÜŞECEK
InterEast Logistics Türkiye Ülke Müdürü Murat Kaya da firmalar olarak, şoförlerin vize gecikmelerinden dolayı ihracatta büyük sıkıntılar yaşadıklarını dile getirdi.
Yerli lojistik firmaların araçlarına şoför bulmakta sıkıntı yaşadıklarını anlatan Kaya, “Kapılarda yığılmalar olabiliyor, 3-4 günü, bir aracın çıkışı 100 saati bulabiliyor. Bu da bizleri alternatif yollar aramaya sevk ediyor.” diye konuştu.

Kaya, Romanya Ro-Ro hattının ülkeye birçok artılar sağlayacağına işaret ederek, örnek olarak Kuzey Avrupa ve Doğu Avrupa hatlarının teslimatlarının daha hızlı gerçekleşeceğini kaydetti.
Global firma olarak Romanya’da merkezi ofis ve altyapılarının bulunduğunu aktaran Kaya, şöyle konuştu:
“Buradan çıkış yapacak gemilerin varışı 12 saat sürüyor, yolumuza Romanya’dan devam ediyoruz. Kapıkule’de ortalama 100 saatlik bekleme süremiz Ro-Ro hattıyla 12 saate düşmüş olacak. Bu hem ihracatçılar için maliyet açısından tasarruf hem de erken teslimat sağlıyor. Ayrıca çevre politikasına baktığımız zaman emisyon avantajları sağlıyor. Burada sadece 500 kilometre kara yolu yaptığımız için çevre bakımından çok büyük avantaj sağlıyor. Bu da ürünlerini daha uygun maliyetlerle verdiği için ihracatçımıza büyük artılar sağlamaktadır.”

“ÇİLEKTEN BU YIL 400 TON VERİM BEKLİYORUZ”
Ağrı’da başlayan çilek hasadına çiftçilerle beraber katılan Ağrı Valisi Mustafa Koç, Ağrı’nın tarım ve hayvancılık anlamında ön planda olduğunu ve çiftçiye verilen desteklerle yetişmez denilen bir çok meyve sebzemin toprakta hayat bulduğunu ifade ederek, “Yaz mevsiminin gelmesiyle beraber Serhat şehrimizde, Türkiye’nin en yüksek şehirlerinden bir tanesinde, tarım şehrinde, hayvancılık şehrinde çiftçilerimizin el emekleri, alın terlerinin karşılığını alabilecekleri hasat sezonuna başlamış bulunuyoruz. Bugün de çilek hasadındayız. Ağrı’mız bir tarım kenti. Çok güzel, verimli ovaları var. Hububat, şeker pancarı, son zamanlarda ayçiçeği, patates, fasulye, yem bitkileri gibi ürünlerde çok büyük verim ve ekim alanları olmasına karşılık bizler valilik olarak bakanlıklarımızın destekleriyle, İl Özel İdare’mizin katkılarıyla tarımla uğraşan, geçimini, tarımla elde eden çiftçilerimizin hem verimlerini arttırmak hem ürün çeşitlerini arttırmak adına değişik projeler hayata geçiriyoruz. Hem modern tarım teknikleri hem ürün verimini arttırmak bakımından geçtiğimiz günlerde sizler de şahit olduğunuz sadece çilek değil aynı zamanda meyveciliği geliştirmek adına çiftçilerimize meyve fidanları dağıttık.

Yine sebzeciliği geliştirmek adına, sebze fidanları dağıttık. Çilek yetiştiriciliği konusunda Ağrı’da yetişmesi zor deniliyor ama çiftçilerimiz bizim de desteklerimizle, bizim yaptığımız projeye sahip çıkarak hem aromasıyla hem verimiyle Ağrı’da olabileceğini hem bize, hem hemşehrilerimize, hem tüm Türkiye’ye ispat etmiş oldular. “Çileğe Dokunuş Projesi” diyoruz biz bu projemizin adına. Yaklaşık üç yıl önce Ağrı’da başlamış. 170 çiftçimize toplam 100 dekar olmak üzere yüzde 90’ı devletimiz tarafından yüzde 10’uda çiftçi katkısıyla olacak şekilde hayata geçirilmiş ve gün geçtikçe de her yıl hem ekim alanları hem ürün noktasında artarak devam ediyor. Bu yıl yine bir dekara 4 ton olmak üzere toplam 100 dekar gibi bir ekili çilek arazimiz var Ağrı’mızda. 400 ton gibi verim bekliyoruz. Piyasa şartlarındaki fiyatını dikkate aldığımız zaman buradan çiftçilerimizin 16 milyon liralık gibi bir gelir elde etmesini bekliyoruz. Bu Ağrı ölçeğinde hakikaten iyi bir rakam.

Çiftçilerimiz gerçekten son zamanlarda hem kendileri hem bizlerin yaptığı projelere sahip çıkmak, onları sahiplenmek ve geliştirmek adına hakikaten çok büyük bir gayret içerisindeler. Bizler de onların hem başta da ifade ettiğim gibi alın terlerinin emeklerinin karşılığını alabilmeleri bakımından her alanda gerek danışmanlık ücreti, gerek modern tarım yapmaları konusundaki alet, ekipman, gerek fide desteği her alanda gerek sulama olsun, onları desteklemeye devam edeceğiz. Onlar üretmeye devam etsinler. Biz onların her zaman yanlarında olacağız. Araziye çıktığımız zamanlarda da görüyoruz, gayet mutlular. Hep daha iyisini, daha fazlasını talep ediyorlar. Bizler de onların bu taleplerine karşılık vermek için bu tür projelerimizi çeşitlendirerek, arttırarak devam ettirme gayreti içerisindeyiz“ dedi.

“MEYVE YETİŞTİRİCİLİĞİNİ YAYGINLAŞTIRMAK ADINA PROJELERİMİZE DEVAM EDECEĞİZ”
Çiftçilerin “Çileğe Dokunuş Projesi” ile topraktan aldığı verimi gördükten sonra taleplerin arttığını vurgulayan Vali Koç, “Bu çilek olabilirliğini gördükten sonra talep arttı. Bunun alanlarını genişletmek açısından meyvecilik özelliklere elma, armut, vişne, kiraz gibi meyvelerin ilimizde iyi olabileceğini, iyi olduğunu daha önceki örnek bahçelerimizle gördük ve bunu yaygınlaştırmak adına bu tür projelere devam edeceğiz. Bu vesileyle ben Ağrı tüm çiftçilerimize kazasız belasız emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir hasat sezonu diliyorum” ifadelerine yer verdi.

Son zamanlarda Türkiye gündeminde yer alan anız yangınları noktasından da çiftçilerin duyarlı olması gerektiğini belirten Vali Mustafa Koç, “Ben buradan bir uyarıda bulunmak istiyorum. Yaklaşık 1 ay içerisinde hububat hasadı başlayacak. Son zamanlarda ne yazık ki anız yangınları ülkemizin gündeminde. Acı olaylar da yaşadık. Can kayıpları yaşadık. Mal kayıpları yaşadık. Allah rahmet eylesin diyorum ben ölenlere. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Benzer hadiselerin yaşanmaması adına biliyoruz ki anız yapmak toprağın ekolojik yapısını, doğanın dengesini bozan, verimini düşüren bir husus olduğu için çiftçilerimizi bu konuda duyarlı ve hassas olmaya da davet ediyoruz. Ben tekraren kendilerine kazasız, belasız, hayırlı, bereketli bir hasat sezonunu diliyorum” şeklinde konuştu.
ABD’nin Gazze’de 320 milyon dolar harcadığı, 12 gün dayanabilen ‘yüzer iskele’ fiyaskosu
















Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı, ‘olumsuz hava koşulları‘nı gerekçe göstererek Gazze’ye kurulan geçici limanı bir kez daha söktüğünü bildirdi. Karaya indirilen yardım malzemelerinin Gazze halkına ulaştırılamadığı için depolama alanının da dolma noktasına geldiği iddia edildi.
Pentagon Sözcü Yardımcısı Sabrina Singh, günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularını cevapladı.
Singh, Akdeniz’deki olumsuz hava koşulları nedeniyle geçici yüzer limanın zarar görmemesi için sökülerek Aşdod Limanı‘na alındığını belirtti.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) bugüne kadar Gazze tarafında 4 bin 500 ton insani yardım malzemesi indirdiğini dile getiren Singh, yardımların Gazzelilere ulaştırılamadığı için depolama alanının da dolma noktasına geldiğini söyledi.
Bir gazetecinin “Yardımların indirildiği alan neredeyse doldu dediniz. Bu durumda iskele yeniden kurulsa bile bir işe yaramayacak gibi görünüyor” değerlendirmesine cevap veren Pentagon Sözcü Yardımcısı Singh, yardımların Gazzelilere ulaştırılması için Birleşmiş Milletler çatısı altındaki Dünya Gıda Programı (WFP) ile ABD Uluslararası Kalkınma Ajansının (USAID) iletişim halinde olduğunu ve yardımların yeniden Filistinlilere ulaşmaya başlamasının öncelik olduğunu söylemekle yetindi.
BIDEN VE WASHINGTON YÖNETİMİ İÇİN UTANÇ KAYNAĞI
Yüzer iskelenin inşa süreci ve hava şartları nedeniyle faaliyetlerinin durdurulmasıyla ilgili önemli gelişmeler şöyle listelenmişti:
ABD Başkanı Joe Biden, 7 Mart’ta ordusunu, Gazze’ye yardımların girişi için sahile geçici liman inşa etmek üzere görevlendirdiğini duyurdu.
Pentagon, yaklaşık 1000 askerin görev yapacağı projenin 60 günde, mayıs başında tam operasyon kapasitesine ulaşmasının beklendiğini açıkladı.
AB, Gazze’ye insani deniz koridoru açma girişimiyle ilgili detayları paylaştı. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), başta Avrupa Birliği (AB) ve ABD olmak üzere birçok ülkenin desteğinde Gazze’ye insani yardım ulaştırılması amacıyla bir deniz koridoru oluşturduğunu duyurdu.
ABD Başkanı Joe Biden, Gazze’ye insani yardım ulaştırılabilmesi için kıyı şeridinin birkaç kilometre açığında büyük yüzer bir iskele inşa ettiklerini belirtti.

Gazze kıyısında inşa edilmesi planlanan yüzer liman projesinde faaliyet gösterecek ABD donanmasına ait bir gemi, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Gazze Vadisi açıklarına demirledi.
Doğu Akdeniz’de fırtına mevsiminin ortasında inşaat çalışmaları başladı. İlk etapta, yüzer iskele ve onu sahile bağlayacak köprünün inşası planlandı. İskelenin tamamlanmasıyla günlük yaklaşık 90 tırlık insani yardımın Gazze’ye ulaştırılacağı, iskelenin tam operasyon kapasitesine eriştiğinde ise günlük 150 tıra yakın insani yardımın geçişine imkan tanımasının planlandığı ifade edildi.
Pentagon, yüzer iskele inşaatının yüzde 50’den fazlasının tamamlandığını bildirdi.
Kötü hava koşulları nedeniyle inşaat geçici olarak durduruldu.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), insani yardımları denizden ulaştırmak amacıyla Gazze sahiline deniz üstüne kurulacağını açıkladığı geçici liman inşaatının bittiğini açıkladı.
ABD’ye ait Sagamore adlı konteyner gemisi, GKRY Larnaka Limanı’ndan insani yardımlarla ayrıldı.
Pentagon, Gazze sahiline bir iskele kurulduğunu ve yardım akışının planlandığını duyurdu.
İskelenin bir bölümünde meydana gelen arıza nedeniyle iskelenin kullanımı geçici olarak durduruldu.
17 tır insani yardım malzemesi, Dünya Gıda Programı deposuna ulaştı.
Pentagon, lojistik zorluklar nedeniyle yüzer liman yoluyla gelen hiçbir yardımın Gazze’deki sivillere dağıtılmadığını bildirdi.

ABD Savunma Bakanlığından (Pentagon) yapılan açıklamada, Gazze’ye kurulan yüzer iskeleden iç kesimlere insani yardımların ulaştırılması için “alternatif rotalar” üzerinde görüşmelerin devam ettiği belirtildi.
ABD Merkez Komutanlığı, Gazze kıyısındaki bir transfer noktasına nakledilen insani yardımların üçte ikisinin BM tarafından Gazze’nin çeşitli bölgelerinde dağıtıldığını açıkladı.
Hava şartları nedeniyle 4 ABD gemisi ile gelen yardımlar yüzer limana aktarılamadı.
Bazı gemiler sürüklendi. İsrail ordusu gemileri kurtarma çalışması başlattı. Pentagon, iskelenin hasar gördüğünü ancak hâlâ çalışır durumda olduğunu bildirdi.

Pentagon, iskelenin çöktüğünü ve bazı kısımlarının onarılması gerektiğini duyurdu.
Pentagon, 28 Mayıs’ta, yüzer iskelenin faaliyetinin tamiri tamamlanana dek kısa süreliğine askıya alındığını açıkladı.
Amerikan ordusunun bir haftadan fazla süreceğini tahmin ettiği onarımlara başlamak üzere iskele, İsrail’in kıyı kenti Aşdod’a çekilmek üzere sökülmeye başlandı.
Fransa’da 4 bin 9 milletvekili adayının yarışacağı seçimlerin ikinci turu ise 7 Temmuz’da yapılacak. Seçimlerde yarışan adayların yüzde 41,1’i kadınlardan oluşuyor.
Fransa’da sandık başına gidemeyecek seçmenler, kendileri adına oy kullanması için bir başka seçmene vekalet verebiliyor. Bu kapsamda, Fransa İçişleri Bakanlığının verilerine göre seçimin ilk turunda oy kullanmak için vekalet verenlerin sayısı yaklaşık 2 milyon 125 bin oldu.
Ülkede 2022’deki genel seçimlerin ilk turunda bu sayı yaklaşık 1 milyon olmuştu. Bu yıl kayda değer oranda artan vekalet sayısı, ülkede erken genel seçimde sandığa gidenlerin oranının yüksek olacağının göstergesi oldu.
Oy kullanma işlemi Fransa’nın ana kara topraklarında, yerel saatle 08.00’de başlayıp 18.00’de sona erecek.
Paris gibi büyük kentlerde ise saat 20.00’ye kadar oy kullanılabilecek.
İlk turda yüzde 12,5 ve üzeri oy alan adaylar, ikinci tura katılabilecek.
Seçim 3 ana ittifak etrafında dönüyor
Seçimlere aşırı sağcı Marine Le Pen’in partisi Ulusal Birlik (RN), merkez sağcı Cumhuriyetçiler (LR) partisinin lideri Eric Ciotti ve bazı LR adaylarıyla ittifak içinde katılıyor.
Aşırı sağcıların seçimde galip gelmesinden endişe eden sol ve çevreci partiler de Halk Cephesi ittifakını kurdu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi Rönesans da iktidarın ortakları Demokrasi Hareketi (MoDem) ve Horizons (Ufuklar) ile seçim için “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte” başlığı altından ittifaka gitti.
Araştırma şirketleri sandıkların kapanmasından itibaren seçimin tahmini sonuçlarını vermeye başlayabilecek. Resmi sonuçlar daha sonra açıklanacak.
Anketlere göre aşırı sağ seçimde galibiyete koşuyor
Ülke çapında yapılan son anketler, aşırı sağcı RN liderliğindeki ittifakın bu seçimin ilk turunda oy çoğunluğu elde edeceğini gösteriyor.
Seçimlerin ilk turunda RN’nin açık ara farkla birinci çıkacağını öngören anketler, Halk Cephesinin ikinci sırada yer alacağı ve Macron’un ittifakının üçüncü sıraya gerileceğini tahmin ediyor.
Odoxa’nın Le Nouvel Obs dergisi için yaptığı ankete göre, RN koalisyonunun yüzde 33, Halk Cephesinin yüzde 28 ve iktidar kanadının yüzde 19 oy oranıyla sıralanacağı tahmin edilirken, Opinionway-Vae Solis tarafından Les Echos için yapılan ankete göre ise RN koalisyonu yüzde 35, Halk Cephesi yüzde 28 ve iktidarın kurduğu ittifak yüzde 22 oy alacak.
Ipsos anket şirketinin Le Parisien gazetesi ve Radio France için yaptığı anketlerin tahminleri ise RN ittifakının yüzde 31,5, Halk Cephesinin yüzde 29,5, iktidar kanadının ise yüzde 19,5 oy alacağı yönünde.
RN iktidar olunca göçü azaltma taahhüdünde bulundu
RN partisinin genç lideri Jordan Bardella, seçim kampanyası sırasında, Fransa’ya göç akışlarını büyük ölçüde azaltma vaadinde bulundu.
Bardella, sandıktan galip çıkarsa, ayrıca 30 yaş altı vatandaşların vergi vermeyeceğini duyururken, Ukrayna’ya Fransız askeri birlik gönderilmesine karşı olduğunu dile getirdi.
Halk Cephesinden Fransızlara “refah” sözü
Solcu ve çevrecilerin ittifakı, seçimi kazanmaları halinde, vatandaşlar için gıda, enerji ve akaryakıt fiyatlarını donduracaklarını ve asgari ücreti 1600 avroya yükselteceklerini açıkladı.
Halk Cephesi ayrıca, Macron’un cumhurbaşkanlığı döneminde yürürlüğe giren ve emeklilik yaşını kademeli olarak 62’den 64’e çıkaran tartışmalı reformunu yürürlükten kaldıracakları sözünü verdi.
Bu ittifak ayrıca, Filistin’i resmi olarak tanıyacağını vadetti.
Öte yandan, iktidar kanadı, enerji fiyatlarını düşüreceklerini ve ilk gayrimenkulünü alanlar için noter ücretini kaldıracaklarını açıkladı.
Resmi Fransız konsolosluğu verilerine göre, yurt dışında yaşayan Fransızlardan seçimin ilk turu kapsamında internet üzerinden oy verenlerin sayısı 410 bin oldu.
Paris Olimpiyatları öncesi seçime gidilmesi halkı endişelendiriyor
Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinin Fransa ayağında aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin açık ara farkla birinci çıkmasının ardından Macron parlamentoyu feshederek, 30 Haziran-7 Temmuz tarihlerinde erken seçim kararı aldığını duyurdu.
Macron’un, 26 Temmuz-11 Ağustos’ta başkent Paris’te düzenlenecek Olimpiyat Oyunları öncesinde erken seçim kararı alması vatandaşlar üzerinde endişe yarattı.
Fransız halkının, seçimler sebebiyle oluşacak siyasi gerginliklerin sokak eylemleri ve protestolara neden olması ve bunun olimpiyatlara ev sahipliği yapacak olan başkent Paris’i olumsuz etkilemesi konusunda tedirginliği sürüyor.
]]>Bingöl, bahşişlerin kredi kartı ile ödenebilmesi ve bu gelirin işletme hesabına girmeden farklı bir hesapta toplanmasının çalışanların gelirinde de ciddi bir artış sağlayacağını ve bunun kayıtlı ekonomi adına önemli bir adım olduğunu kaydetti.
Bingöl, “Yeni düzenleme ile bahşişler şeffaf olarak takip edilebiliyor ve nakit bulundurma zorunluluğu olmadan her müşterinin bahşiş bırakabilmesini sağlıyor. Bahşiş oranlarında ciddi artış sağlayacak yeni düzenlemenin neticesinde gider olarak kayıt altına alınabilecek bir belge de oluşturulabiliyor.” ifadelerini kullandı.
YENİ BAHŞİŞ DÜZENLEMESİ
Ramazan Bingöl, hesap ödeme açısından kredi kartı kullanım oranlarının yüzde 90’ın üstünde olduğunu ve bu ödeme yönteminin hesap pusulalarında yasal olarak yalnızca “servis ücreti” namı altında mümkün olabildiğine dikkati çekti.
Bingöl, bu uygulamadaki ücret tanımı nedeniyle yüzde 50’nin üzerinde bir kesinti sonrası servis çalışanlarına ödeme yapılabildiğini ve bu durumun çalışan hak edişi açısından ciddi bir azalmaya sebep olduğunu, bunun da restoran ve turizm işletmeleri çalışanlarını mağdur ettiğini vurguladı.
Yeni düzenleme sonrası müşterilerin inisiyatifi ve isteği doğrultusunda alınacak olan bahşişlerden yüzde 10’luk bir kesinti yapılması sonrası geri kalan tüm miktarın çalışana aktarılacağını aktaran Bingöl, “Zorunlu ‘servis ücreti’ uygulamasında 100 liralık bir tahsilatta çalışana 45-50 lira gibi bir rakamın verilebiliyor fakat yeni ‘bahşiş’ düzenlemesi ile bu tutarın 90 liraya çıkacak.” ifadesini kullandı.
“BAHŞİŞ ORANLARINDA ARTIŞ SAĞLANACAK”
TÜRES Genel Başkanı Bingöl, yeni uygulamayla çalışanların hak ediş miktarlarının artacağını belirtti.
Bingöl, şöyle devam etti:
“Çalışanlar tüm bu süreci belgelendirilebilecek. Nakit bahşişleri gelir olarak gösteremeyen sistem son bulacak. Geçmişte yüzde 50’nin üzerinde olan kesintiler bu yeni düzenleme ile birlikte yüzde 10 ile sınırlı kalacak ve servis personelinin hak ediş miktarındaki bu artış sektörel düzeyde nitelikli iş gücünü de artıracak. Yeni sistemle birlikte tüm süreç kayıt altına alınırken hem çalışan, hem işletme hem de kamunun yararına olacak bir sistem yürürlüğe girecek.”
Dünyadaki uygulamalara bakıldığında yeni düzenlemeyle kredi kartları ile yapılan bahşiş ödemelerinde artışların yaşanacağının öngörüldüğünü aktaran Bingöl, şunları kaydetti:
“Bu sayede geçmişteki büyük oranlı kesintilerin önüne geçilirken aynı zamanda çalışan personelin cebine girecek bahşiş tutarında da ciddi artışlar yaşanacaktır. Ayrıca Maliye İdaresine ödenecek kesinti ile bahşişlerden kamuya da pay aktarılmış olacak ve bu düzenlemenin çalışan işveren ve devlete faydası olacak. Yurt dışında birçok ülkede de bu şekilde uygulama var. Bu uygulamanın bir an önce yasalaşmasını arzu ediyoruz, sektöre, çalışanlara ve devlete faydalı olacak bu çalışma ile müşteri memnuniyeti de artacak. Yıllardır bu konu üzerine çeşitli çalışmalar yaptık. Tüm kesimleri memnun edecek bu çalışmaya emek ve katkı veren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve tüm bürokratlara teşekkür ederiz.”
Bingöl, bu yeni düzenlemenin herkesin yararına olduğunu yineleyerek, “Bu düzenleme sektörümüzün gelişimi adına kısa ve uzun vadede ciddi ve önemli bir adım. Düzenlemenin devamlılığı ve ilerletilmesi için tüm paydaşlarla ortak çalışmalarımıza devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
]]>Bosnalı Sırpların lideri Milorad Dodik, Rusya ziyareti sırasında Sırp Cumhuriyeti’nin bağımsızlık, yani Bosna Hersek’ten ayrılma konusunda referandum düzenleyeceğini açıkladı.
Bunun tam olarak ne zaman gerçekleşeceğine ise daha sonra karar verileceğini duyurdu.
Dodik, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmek üzere St. Petersburg’da gitti.
Ziyareti esnasında Kremlin’e bağlı TASS haber ajansına verdiği demeçte, ayrılık referandumu düzenleme planlarını doğruladı.
Dodik’in bölgeyi ateşe atabilecek nitelikteki açıklamasını Sırbistan’ın kadim müttefiki Rusya topraklarında yapması ise dikkat çekiciydi.
Nitekim, Moskova’nın Sırp hükümetine ve milliyetçi politikalara, bölgede NATO’nun etkisinin artmasını engellemek için destek verdiği aşikar.
RUSYA’NIN DESTEĞİYLE REFERANDUM KARARINI ALDILAR
Dodik’in gerilimi artıracak çıkışını yalnızca üstü kapalı bir tehdit ya da gönderme olarak okumak eksik olacaktır.
Bu noktada fiili adımlar da atılıyor.
Öyle ki, Haziran ayı başında “barışçıl ayrılma anlaşması” önerisini hazırlayacak bir çalışma grubu kurulmuş durumda.
Ancak bu referandum stratejisinin daha önce Rusya’nın Ukrayna’nın doğusunda uyguladığı ve sonunda askeri bir işgal hareketine dönüştürdüğü biliniyor.
Referandumdan evet çıkması halinde de Bosna Hersek yönetiminin Sırplara çatışma olmaksızın topraklarını bırakması doğal olarak mümkün değil.
Belgrad’ın böylece “çatışmaları başlatan taraf biz değiliz” algısını oluşturarak meşruiyet yaratma çabası gerçekleştirdiği söylenebilir.
21 Kasım 1995 tarihinde, ABD’deki Wright-Patterson Hava Kuvvetleri Üssü’nde hazırlanan Dayton Anlaşması, 14 Aralık 1995’de Fransa’nın başkenti Paris’te;
Bosna-Hersek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Slobodan Miloševic ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franjo Tudman tarafından resmen imzalanarak yürürlüğe konulmuştu.
Anlaşmayla Yugoslav Savaşları’nın bir parçası olan ve üç buçuk yıl süren Bosna Savaşı’na da son verilmişti.
Dayton, silahları susturmayı başarsa da ülkeye dünyadaki en karmaşık siyasi sistemlerden birini getirmiş durumda.
Bosna Hersek’i siyasi anlamda bir kördüğümle baş başa bırakan anlaşma, ülkenin ekonomik gelişimi, Avrupa Birliği ve NATO’ya üyelik süreçleri gibi birçok konuda engel teşkil ediyor.
Nitekim Başkan Erdoğan da geçtiğimiz yıllarda siyasi istikrarsızlığa son verilmesi için söz konusu anlaşmanın yenilenmesi gerektiğine vurgu yapmıştı.
Anlaşmaya göre, Bosna Hersek, nüfusunun büyük çoğunluğunu Hırvat ve Boşnakların oluşturduğu Bosna Hersek Federasyonu ile Sırp nüfusunun yoğun olduğu Sırp Cumhuriyeti varlığı ile özel statüdeki BRÇKO bölgesinden oluşuyor.
Her iki yapının da kendi meclisleri, hükümetleri ve başkanları bulunuyor.
Kantonların her birinin kendi meclisi ve hükümetleri de mevcut.
Devletin en üst makamı ise Devlet Başkanlığı Konseyi. Konsey, Boşnak, Sırp ve Hırvat üç üyeden oluşuyor.
Dört yılda bir yapılan seçimlerde belirlenen üyeler, 8 aylığına dönüşümlü olarak konsey başkanlığı görevini yürütüyor.
Boşnak ve Hırvat üye Boşnak Federasyonundan, Sırp üye ise Sırp Cumhuriyeti’nden gelen oylarla belirleniyor.
Devlet düzeyinde de ayrıca bakanlar konseyi ve iki parlamento bulunuyor.
Bu karmaşık yapıda, kanton, entite ve devlet düzeyinde 5 başkan, 13 hükümet başkanı ve 130’dan fazla bakanı içinde barındırıyor.
Dayton’un getirdiği bu yapı, Bosna Hersek’te kararların alınma mekanizmasını yavaşlatıyor, birçok konuyu da çözüme kavuşturamıyor.
Dış politika gibi önemli konularda verilecek kararlar, üç üyenin de mutabık kalmasıyla alınabiliyor.
Bu kararların alınması bazen çok uzun sürüyor, bazen de hiç gerçekleşmiyor.
Ülkenin AB üyeliği konusunda her üç taraf da mutabıkken, NATO üyeliği noktasında Sırpların karşı çıkması nedeniyle ilerleme kaydedilemiyor.
NATO bu anlamda yeni bir Dayton anlaşmasından yana.
Ancak çatışma ortamının yeniden oluşmasını da istemiyor.
Sırbistan yönetimiyse daha önce kendi hakimiyet alanı olarak gördüğü topraklarda hak iddialarını sürdürüyor.
Kosova ve birçok bölgenin Sırp toprağı olduğu iddiaları zaman zaman yeniden gündeme geliyor.
ÖLÜ DOĞAN ANLAŞMANIN YENİLENMESİ GEREKİYOR
Rusya’nın kapalı kapılar ardında Sırbistan’a olan desteğini artırmasının yanı sıra, İsrail’in de Sırp yönetimiyle iyi ilişkilere sahip olması oldukça dikkat çekici.
Zira, Türkiye ve Avrupa’daki sosyalist yönetimler hariç, NATO ülkeleriyle iyi ilişkilere sahip Netanyahu hükümetinin neden Belgrad’la ilişkileri geliştirmeye çalıştığı merak konusu.
Bu konuda akıllara ilk gelen, dikkatleri Gazze’deki soykırımdan uzaklaştırarak yeni bir çatışma alanının oluşturulması stratejisi gütmek olabilir.
Bir başka nokta da İsrail’in kanlı saldırılarını sürdürebilmek ve ülkenin kuzeyinde açmayı düşündüğü yeni bir cephe için dünyanın her tarafından gelen silahlara ihtiyacı bulunuyor..
Üstelik bu ilişki tek taraflı değil.
Balkan Investigative Reporting Network ve Haaretz’in ortak araştırmasına göre Ekim 2023’ten bu yana Sırbistan İsrail’e silah satışı için altı uçak göndermiş durumda.
Ancak Sırvistan’ın bu ticaretten kazancı, ülke ekonomisini rahatlatacak cinsten bir miktarı içermiyor.
Analistler, bu sebeple, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in ülkenin silah ihracatını Batı’daki konumunu güçlendirmek için kullandığını ifade ediyor.
Böylece bölgede atacakları adımlar öncesi İsrail’in lobisinden faydalanmayı umdukları değerlendiriliyor.
Tüm bu çerçeveler ışığında NATO’nun desteklediği bir Bosna Hersek ve Kosova’yla Rusya-İsrail ikilisinin arka çıktığı Sırp yönetiminin atacağı olası bir bağımsızlık referandumu adımı;
Bölgeyi anlaşmadan önceki karanlık döneme götürebilir.
Bu çerçevede hem ülkelerin liderlerinin hem de uluslararası savunma paktlarının yeni bir çatışma doğmaması için elinden geleni yapması gerekiyor.
Radcliffe, inews’e verdiği röportajında “Köşede büyük ve boş bir ev vardı, güzel ve eski bir evdi. İçeri girip giremeyeceğimizi görmek için kendimizi sınardık, bir şey çalmak için değil. Sadece sıkıldığımız için etrafta dolanıyorduk” diye anlattı.
20 YIL ÖNCE BU İŞE BAŞLAMIŞ
Kendini profesyonel hırsız olarak tanımlayan kadın, yirmi yıl önce bir barda tanıştığı futbolcunun isteğiyle bu işe girdiğini şu sözlerle anlattı: “Evindeki yeni güvenlik sistemini test etmemizi istedi. Sadece temizlikçisiyle konuşarak içeri girdim. İnsanlar benden şüphelenmiyor, çünkü tehditkâr görünmüyorum. Ama birinin söylediği kişi olup olmadığını asla bilemezsiniz.”
Kiralık hırsız Jenny, bir ev sahibi olarak kaçınmanız gereken altı şeyi şöyle sıralıyor:
1. SOSYAL MEDYADA ÇOK FAZLA PAYLAŞIM YAPMAK
Birçok kişi sosyal medyada deneyimli jet sosyeteymiş gibi davranmayı sevse de Jenny bunu yapmamak konusunda uyardı.
Usta hırsız, şunları söyledi:
“İnsanlar, çevrimiçi hayatlarının fiziksel mülkleriyle bağlantılı olduğunun farkında değil. Ne zaman tatile çıksak, bunu sosyal medyada paylaşıyoruz. Ön kapıya ‘bu ev boştur’ diye bir tabela asılmaz ama dijital alemde bu yapılıyor. Hırsızlar, Facebook sayfalarını bile tarayarak insanlar hakkında bilgi topluyorlar.”
2. GÜVENLİK KAMERASI SİSTEMİNİ KONTROL ETMEMEK
Jenny, şu cümlelerle güvenlik kameraları konusunda uyarıyor:
“Güvenlik kamerası görüntüleri, internet sağlayıcılar tarafından izleniyor ve paylaşılıyor ve herhangi bir bağlı cihaz saldırıya uğradığında bu oldukça endişe verici oluyor. Kendi güvenliğinize ve cihazınızın gizliliğine dikkat etmeniz bu sebeple oldukça önemli. Güvenlik kamerası, alarmları ve diğer tedbirleri de elden bırakmamak koşuluyla, ev güvenliğinde genel olarak iyi bir araç. Unutmayın, hırsızlar yavaşlatılmaktan, gürültülü olmaktan ve görülmekten nefret eder, bu nedenle bunlardan birini veya hepsini yapan herhangi bir şey iyi bir önlem sağlar.”
3. ETRAFTA MERDİVEN, BASAMAK GİBİ EŞYALAR BIRAKMAK
Jenny, mülkünüzün dışında bir merdiven bırakmanın sadece bela aramak olduğunu söylüyor ve uyarıyor:
“Dışarıda merdiven bırakılan evler ya da içeri girmek için kullanılabilecek ekipmanlarla dolu kilitli olmayan garajlar gördüm. Zayıf kilitler veya pencereler gibi herhangi bir ‘operasyonel açıklık’ olup olmadığına bakın. Güvenlikte zayıf noktalar dediğimiz şey budur.”
4. YEDEK ANAHTARLARI TANIMADAN KOMŞUYA VERMEK
Uzman hırsız, komşularınıza yedek anahtar vermeden önce onları tanımanın önemli olduğunu söylüyor.
Eğer anahtarınızı sokaktaki bir yabancıya vermiyorsanız, neden yan komşunuz olan başka bir yabancıya veresiniz ki?
5. BASİT BİRKAÇ ÖNLEMİ UNUTMAK
Evde olmasanız bile evdeymiş gibi görünmek her zaman değer.
Evde biri varmış gibi görünmesi için ışıklarınızı zamanlayıcıya bağlamak iyi bir fikir ve tüm panjurları kapalı bırakmamak da yardımcı olabilir.
6. EVİN ETRAFINDA HIRSIZIN SAKLANABİLECEĞİ ÇALILAR BULUNDURMAK
Eğer soyulma tehlikesiyle karşı karşıyaysanız, mümkünse evinizin etrafını geniş ve açık tutmaya özen gösterin.
]]>Türkiye’nin özellikle terörizmin finansmanı ve kara paranın aklanmasına karşı yürüttüğü mücadeledeki başarısının da tescili olarak görülen sürece ilişkin soru ve cevaplar şöyle:

1- FATF NEDİR?
FATF, 1989 yılında ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada’dan oluşan G-7 ülkelerinin Paris’teki toplantısında hükümetler arası bir organizasyon olarak kuruldu. Bu yapının görev süresi kuruluşundan itibaren periyodik olarak uzatılırken Nisan 2019’da alınan kararla süresiz hale getirildi. Kuruluşun karar merci olan Genel Kurul yılda 3 kez toplanıyor. FATF Başkanı, Genel Kurul tarafından FATF üyeleri arasından 2 yıl için atanıyor.
2- KURULUŞA HANGİ ÜLKELER ÜYE?
FATF’ın 37 ülke ve 2 bölgesel kuruluş olmak üzere 39 üyesi bulunuyor. Kuruluşun üyeleri arasında ABD, Almanya, Avusturya, Avustralya, Arjantin, Belçika, Birleşik Krallık, Brezilya, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Güney Afrika, Hindistan, Hollanda, Hong Kong, İtalya, İrlanda, İsrail, İspanya, İsveç, İsviçre, İzlanda, Kanada, Güney Kore, Lüksemburg, Malezya, Meksika, Norveç, Yunanistan, Japonya, Türkiye, Yeni Zelanda, Portekiz, Rusya, Singapur, Suudi Arabistan, Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği Konseyi yer alıyor.
3- FATF’IN FAALİYET ALANLARI NELER?
FATF, çalışma konularında “politika belirleyici” bir rol üstleniyor. Kuruluş, kara paranın aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelede uluslararası standartları belirleyici bir kuruluş olarak faaliyet gösteriyor.
4- FATF’TA DENETİM SİSTEMİ NASIL İŞLIYOR?
FATF’ın bu alanda 40 tavsiyesi bulunuyor. Bunlar, ülkelerle karşılıklı değerlendirme yoluyla incelenerek takip süreçleri işletiliyor. Teknik uyum ve etkililik yönlerinden yapılan değerlendirmelerle ülkede terörizmin finansmanı suçunun unsurlarının FATF standartlarıyla uyumu kontrol ediliyor. Bu suçlarla mücadelede etkin soruşturma/kovuşturma yapılıp yapılmadığı, suç gelirlerinin takip edilip edilmediği, yabancı ülkelerle etkin bir adli işbirliği yürütülüp yürütülmediği gibi hususlar inceleniyor. FATF, denetimleri kapsamında sadece terörizmin finansmanı suçunu değil, aklama suçu ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı konularında da getirdiği standartlarla ülkelerin uyumunu değerlendiriyor. Kuruluşun 40 tavsiyesi arasında uluslararası işbirliğinden yetkili makamların yetki ve sorumluluklarına, önleyici tedbirlerden kara para aklama ve müsadereye kadar geniş çaplı başlıklar yer alıyor.
5- GRİ LİSTE NEDİR?
Gri liste, FATF tarafından kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkeleri belirlemek amacıyla oluşturulan bir liste niteliği taşıyor. Kuruluş, ülkelerle bu alandaki eksikliklerin giderilmesi için çalışmalar yapıyor.
6- TÜRKİYE İÇİN GRİ LİSTE SÜRECİ NASIL İŞLEDI?
FATF’a 24 Eylül 1991’de üye olan Türkiye, bugüne kadar başlangıç tarihleri 1994, 1998 ve 2006 yılları olan 3 FATF değerlendirmesinden geçti. Dördüncü değerlendirme 2018’de başladı ve 2019’da tamamlandı. Söz konusu karşılıklı değerlendirme raporu ve sonrasında hazırlanan izleme dönemi sonrası raporla birlikte Türkiye, Ekim 2021’de “artırılmış izlemeye tabi ülkeler”in yer aldığı “gri liste”ye dahil edildi.
7- TÜRKİYE, LİSTEDEN ÇIKMAK İÇİN NELER YAPTI?
Karşılıklı değerlendirme sürecinden bu yana Hazine ve Maliye, Adalet ve İçişleri bakanlıkları, Türkiye’nin, FATF “gri listesinden” çıkarılmasına yönelik çok yoğun bir çalışma sergiledi. 40 tavsiyedeki hususlar birer birer yerine getirildi. Türk Ceza Kanunu’ndan Terörle Mücadele Kanunu’na Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan Türk Ticaret Kanunu’na, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’dan Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’a kadar mevzuatta düzenlemeler yapıldı. FATF, Ekim 2021’de yayımladığı duyurunun Türkiye ile ilgili bölümünde 7 hususa vurgu yaparken Haziran 2023 Genel Kurulu sonrasında bu hususların sayısı 2’ye düştü. Söz konusu eksiklikle ilgili çalışmalar için kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede görevli ihtisas mahkemelerinin ve savcılıklarının belirlenmesinin ardından özel soruşturma büroları kuruldu. MASAK yeniden yapılandırılırken tüzel kişiler için risk analizi çalışması tamamlanarak, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanında etkinliğin artırılmasına ilişkin Ulusal Strateji Belgesi yürürlüğe konuldu. Son olarak kripto varlıklarla ilgili düzenleme de Singapur’daki toplantı öncesi TBMM’de kabul edildi ve bu varlıklar konusunda Sermaye Piyasası Kuruluna çeşitli yetkiler verildi. Böylece Türkiye, 40 tavsiyenin tamamını yerine getirmiş oldu.
8- HANGİ ÜLKELER GRİ LSTEDE YER ALIYOR?
FATF’ın Singapur’daki Genel Kurulu’nda yapılan değerlendirmeler sonucu Monako ve Venezuela kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda “eksiklikleri olduğu” gerekçesiyle gri listeye alındı. Bu iki ülkenin yanı sıra Bulgaristan, Burkina Faso, Kamerun, Hırvatistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Haiti, Mali, Mozambik, Nijerya, Filipinler, Senegal, Güney Afrika, Güney Sudan, Tanzanya ve Vietnam FATF’in artırılmış izleme sürecinde kalmaya devam etti.
9- GRİ LİSTEDEN ÇIKMANIN FAYDALARI NELER?
Türkiye’nin gri listeden çıkmasının finansal sistemine olan güveni daha da güçlendirmesi, bankacılıktan reel sektöre kadar pek çok alanda olumlu yansımalarının görülmesi bekleniyor. Bu sayede bankaların uluslararası finansal ilişkilerinin güçlenmesi ve kredi notlarının artması öngörülüyor. Böylece bankaların daha düşük maliyetle fonlama sağlayabileceği ve uluslararası piyasalardan daha fazla kaynak bulabileceği değerlendiriliyor. Enerjiden inşaat ve altyapıya, turizmden sanayi ve imalata, gayrimenkulden diğer sektörlere kadar kararın uluslararası alanda olumlu etkilerinin hissedilmesi bekleniyor.
10- BUNDAN SONRA NELER OLACAK?
Türkiye’nin gri listeden çıkışının özellikle uluslararası ekonomik ilişkilerde olumlu yansımalarının olması bekleniyor. Ülkenin finansal sistemine güvenin artmasına paralel olarak uygulanan ekonomik program hedeflerine ulaşılmasının kolaylaşması öngörülüyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, “Türkiye, terörizmin finansmanı ve kara paranın aklanmasıyla mücadelesini bundan sonra da uluslararası standartlarla tam uyum içinde kararlılıkla yürütecektir” mesajı verirken MASAK ve diğer kurumların idari ve teknik kapasitesinin daha da güçlendirileceğini, gerektiğinde yasal ve idari düzenlemelerin hayata geçirileceğini vurgulamıştı. Ayrıca, kararın Türkiye’ye uluslararası kaynak girişini hızlandırıcı etkide bulunması ve borçlanma maliyetleri üzerinde de pozitif etki yaratacağı tahmin ediliyor. Türk lirası varlıklara ilginin artması da beklentiler arasında yer alıyor.
FATF, Türkiye’nin kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele rejimini iyileştirmede önemli ilerleme kaydettiğini belirti.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek FATF Genel Kurulu toplantısına katılmak üzere Singapur’a gitmişti.
Uzmanlar kararı değerlendirdi…
“FONLAR TÜRKİYE’YE YATIRIM YAPABİLECEKLER”
Dr. Erkan Kork
BankPozitif Yönetim Kurulu Başkanı
Kısa ve orta vadede gri listeden çıkışın olumlu etkilerini göreceğiz. Malumunuz uluslararası yatırım fonlarının büyük bir kısmı yasal düzenlemeler nedeniyle gri listedeki ülkelere yatırım yapamıyordu. Alınan kararla artık fonlar Türkiye’ye yatırım yapabilecek. Ciddi bir sermaye akışının başlayacağı kanaatindeyim. Şirket satın alma-birleşme süreçlerinde de artış olacağını düşünüyorum. Pay piyasaları tarafında da TL varlıklara olan ilginin artmasını bekliyorum.
“TÜRKİYE EKONOMİSİ ÇOK DAHA İYİ BİR SEVİYEYE GELECEK”
Gri listeden kararının ekonomideki pozitif görünüme güçlü bir katkı sunacağını söyledi. Kork, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Türkiye gri listeden çıkmak için bugüne kadar önemli reformlar gerçekleştirdi. Sırada yapılan çalışmaların meyvesini almak var. 19 Temmuz’da uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye değerlendirmesi bulunuyor. Kararın, Moody’s raporuna da olumlu yansımasını bekliyorum. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ekonomi yönetimine kuvvetli bir desteği var ve bu çok değerli. Bu kararın alınmasında büyük emekleri olan Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek başta olmak üzere tüm ekonomi yönetimini tebrik ediyorum.
Gri listeden çıkış, Türkiye’nin finansal düzenlemelere ve uluslararası standartlara uygun hareket ettiği anlamına geliyor. Ayrıca Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar ve finans kuruluşları tarafından daha güvenilir olarak görülmesine katkıda bulunuyor”.
Cemal Demirtaş
Ata Yatırım Araştırma GMY
“TÜRKİYE’NİN UZUN DÖNEMLİ İSTİKRARINA OLAN İNANÇ DA ARTACAKTIR”
Türkiye’nin gri listeden çıktığı FATF tarafından resmi olarak açıklandı. Bu konu yılın başından beri piyasaların gündeminde yer almaktaydı.
Özellikle dün Meclis’te geçen kripto yasası da aslında Türkiye’nin önünde teknik bir engel olmadığını işaret ediyordu.
Türkiye’nin gri listeden çıkmasını, Türkiye’nin yatırım yapılabilirliğini -hem doğrudan yatırımlar hem de portföy yatırımcıları açısından- artırabilecek bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.
Uzun vadede, böyle bir karar hem fon akışları hem de Türkiye ekonomisi açısından oldukça olumlu. Gri listeden çıkması uzun vadeli beklentileri destekler.
Önümüzdeki 3-6 aylık dönemde enflasyonla mücadeledeki başarı ve hükümetin ekonomi programının beklendiği gibi gitmesi, piyasaların yönünü bulmasında belirleyici olacaktır.
Yılın 3. Çeyreği ileri dönük olarak bize çok daha somut ipuçları verecektir. Yüksek faiz ve sıkılaştırmanın etkilerinin hissedilmesiyle ekonomide yavaşlama daha somut hissedilirken, iç talepte normalleşmeyle birlikte Türkiye’nin uzun dönemli istikrarına olan inanç da artacaktır
“YAKINDA NOT ARTIŞI GELEBİLİR”
Dr. Cahit Sönmez
TOBB ETÜ Öğretim Üyesi
Gayet iyi oldu. Kararlılıkla devam ediyor. Para Politikası Kurulu toplantısında çıkan kararlar yüzde 50’de sabit tutulacaktı ama iletişim tarafında ön plana çıkardılar, sözlü yönlendirme. Teknik bir konu. Parasal aktarım mekanizması çok çalışmıyordu. İç ve dış talebi dengelemek adına işlevselliği tekrardan kazandırdı. Maliye tarafından destek gelince sıkı maliye politikalarının sıkılaştırılmasıyla daha bütünsel bir yapı ortaya çıktı. Dezenflasyonist süreç başlayacaktır.
Yabancı sermayenin özellikle doğrudan yabancı sermayenin farklı değişkenler var. Karar veriyorlar, risk algısı oluşturuyorlar. Risk parametresi olarak kullandığımız CDS’ler, kredi notları da risk faktörlerini ortaya çıkarıyor. Onlar da daha doğrusu derecelendirme kuruluşları CDS piyasada oluşuyor bunlar notlandırma yaptığında objektif kritlerleri var, sübjektif kriterler de olabiliyor. Moody’s de yakında not artışı o taraftan da gelebilir. Yabancı sermayenin sıcak bakmasını sağlıyor. Kısa vadeli reaksiyonlar olabiliyor. Özellikle piyasa tarafı daha hızlı olduğu için daha farklı hızlı tepkiler alabiliyoruz. Reel taraf olacak. Oradaki tepkiler olacak. Hemen beklenemez, zamana yayılacak bu tepkiler. Sıcak paranın çok daha sıcak paranın beklentileri yüksek getiri gibi. Doğrudan yabancı sermaye gibi cari açığın finansmanında faydalı olan. Burada bu tür adımlar, gelişmeler, iklimin yabancı tarafında Türkiye dışındaki aktörlerin daha sıcak bakmalarını sağlayan gelişmeler oluyor. Yabancı sermayeye daha doğrusu finansmana erişimde de çok önemli.
“EKONOMİYE OLAN GÜVENİ ARTIRACAK ÖNEMLİ ADIMLARDAN BİRİYDİ”
Mehmet Bilal Bircan
Ekonomist
Çok emek harcadık. 2023 Temmuz ayında değerlendirme vardı. 40 madde verilmişti, bunlardan bir kısmının başarıldığı söylenmişti. Buna yönelik çabalarımız devam etti. FATF yetkilileri Türkiye’yi ziyaret etmişti. Bu haftanın başında kripto para yasası Meclis’ten geçti. Buna yönelik de adımlar atıldı. Çok çaba harcayarak gri listeden çıktık. Bundan sonra olumlu yansımalarını görmeye başlayacağız. Sermaye girişleri hızlanabilir. Doğrudan yabancı yatırımcıların hızlanmasını bekleyebiliriz. Finansal piyasalar tarafından pozitif karşılandığını görüyoruz. Orta ve uzun vadede doğrudan yabancı sermayenin girmesini bekleriz. Ekonomiye olan güveni artıracak önemli adımlardan biriydi. Mevcut uygulanan ekonomi politikaları, sıkı para politikalarını takip ediyoruz. Sıkılaştırıcı adımlar yönünde destekleyici olduğunu. Gri listeden çıkılmasıyla birlikte burada sağlıklı zeminde ilerlenmesi söz konusu olacaktır.
2011 ve öncesindeki şartlar, gri listeye girmemizdeki etkenlerle 2021 Ekim ayında girdiğimiz maddeler farklıydı. Gri listeye girdiğimiz dönemdeki revizeler farklıydı. O dönem ile öncesindeki süreçle birlikte yaşadığımız süreç farklıydı, 2021 ve öncesine gidersek küreselde ve Türkiye’de zorlu ekonomik sonuçlarla karşılaştık. Çok daha zor şartlarla bu süreci atlattık. Sayın Şimşek bunu duyurdu. Dolayısıyla zorlu bir süreçti ve emek harcandı. Bundan sonra biraz daha olumlu şekilde meyvelerini toplayacağımız bir sürece adım attık diyebiliriz.
Tek başına gri listeden çıkılması tek başına yeterli olmayacaktır. Ekonomiye artan güvenin artarak devam etmesi anlamında farklı adımlar atmamız gerekiyor. Bu adımlar önemli olacaktır.
“TÜRKİYE ÇIKMAK İÇİN ÇOK GAYRET ETTİ”
Doç. Dr. Levent Yılmaz
Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi
40 maddenin tamamı yerine getirilerek bu yılki genel kurula hazırlıklar tamamlanarak gidilmişti. Beklediğimiz bir karar, küçük bir siyasi bir risk olabilir mi endişesi Şimşek ve Yılmaz’da vardı. Küçük de olsa bir şey bırakıyorlardı. Çünkü bu 40 maddenin tamamı objektif kriterlerden oluşuyor. Olası bir gri listede kalma kararı objektif kriterlere dayandırılamazdı. Orada bir hava yastığı konmuştu. Korktuğumuz olmadı. Bugün itibarıyla FATF’ın gri listesinden çıkarıldı. Karar açıklandığında her şey bitmiyor. Bunun takvimi var, geçiş süreci var. Tam anlamıyla gri liste kapsamındaki uygulamalardan çıkışımız zaman alacak. Gri listede olmak kötü. Algısal olarak, finansal olarak kötü. Türkiye çıkmak için çok gayret etti. Bir önceki genel kurulda çıkma ihtimali gündeme gelmişti. Yerinde inceleme dediğimiz incelemelerin yapılması gerekiyor. Zaten saha ziyareti gerçekleştikten sonra aslında 2024 Şubat’ta saha ziyareti kararı alınmıştı, bunla birlikte üç aşağı beş yukarı listeden çıkacağımızı tahmin etmeye başlamıştık. Fonlarla, yabancı sermayelerle ilgili şunları söylemek lazım, algısal olarak çok önemli bir adım. Teknik tarafta söylenecek çok şey var. Erdoğan da AB üyeliği meselesine stratejik hedefimizdir demişti. Algısal değerinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
“GRİ LİSTEDE OLDUĞUMUZ İÇİN BİR FON AKIŞI YOKTU”
Muhammet Bayram
Ekonomist
Türkiye’nin gri listeden çıkarılmasını değerlendiren ekonomist Muhammet Bayram Türkiye’nin 2021 yılında gri listeye siyasi bir yaklaşımla alındığını ifade ediyor. Bayram sözlerini şöyle sürdürüyor:
Listeden çıkmak için gerekli olan 10 maddeden 9’unu uygulamıştık. Eksik olan Kripto Varlıkları Yasası idi. Geçtiğimiz günlerde o da Meclis’te yasalaştı. Böylece 10’da on yaptık. Singapur Mali Eylem Görev Gücü’nün dönem başkanı. Bugün Singapur’da bu kurumun toplantısı vardı. Sayın Mehmet Şimşek orada bir sunum yapacaktı. Şu anda gri listeden çıkmış olduk.
2021 yılı itibarıyla fon çıkışlarını görebiliriz. Gri listede olduğumuz için bir fon akışı yoktu. Bizden de borsada olan paralar yurt dışına çıkmaya başlamıştı. Türkiye borsasına ya da tahvil piyasasına girmek isteyen bir yabancı yatırımcı, Türkiye’nin gri listede olduğunu görünce güvenilir olarak görmüyordu. CDS puanlarımız 700’lere tırmanmıştı. Şu an 200’lere geri geldi. O yüzden gri listeden çıkmamız Türkiye’ye fon akışını hızlandıracaktır.
Dolar zaten stabil halini koruyor. Euroda bir miktar gerileme var ama asıl etkisini gösterecek yer borsa. Gri listeden çıkar çıkmaz yabancı yatırımcının ilgisi birden olmaz. Ama olumlu etkisi var. Borsa 10 binin altına düşmüştü, bayramdan sonra 10 bin 500 seviyesinde açıldı. Gelecek hafta 11 bin seviyelerini görmesini bekliyoruz.
GALERİYE GİT
ABD ekonomisinin dikkate değer bir şekilde güçlü olduğuna işaret eden Georgieva, faaliyet ve istihdamın beklentileri aştığını, enflasyonu düşürme sürecinin çoğu kişinin korktuğundan daha az maliyetli olduğunu dile getirdi.
Georgieva, ABD’nin gayrisafi yurt içi hasılası (GSYH) pandemi öncesi seviyeyi aşan tek G20 üyesi olduğuna dikkati çekerek, bunun hem ülke hem de küresel ekonomi için iyi olduğunu vurguladı.
Bu yıl son çeyrekte geçen yıla göre yüzde 2 büyüme beklediklerini dile getiren Georgieva, orta vadede benzer bir büyüme hızının sürdürülmesini öngördüklerini aktardı.
Georgieva, enflasyonun Fed’in yüzde 2 hedefine doğru bir yolda olduğunun altını çizerek, çekirdek tüketici enflasyonunun bu yılın sonunda yüzde 2,5 olmasını ve 2025 ortasına kadar hedefe geri dönmesini beklediklerini bildirdi.
Önemli yukarı yönlü risklerin varlığını da kabul ettiklerini dile getiren Georgieva, “Bu riskler göz önüne alındığında, Fed’in politika faiz oranlarını en azından 2024 sonuna kadar mevcut seviyede tutması gerektiği konusunda hemfikiriz.” diye konuştu.
Georgieva, ülke ekonomisinin iyi gittiğini, bunun da Fed’e politika faizini ayarlamak için önemli bir alan sağladığını belirterek, “Politika faizi, yalnızca enflasyonun sürdürülebilir bir şekilde yüzde 2 hedefine döndüğüne dair açık bir kanıt olduktan sonra düşürülmelidir.” ifadelerini kullandı.
“ENFLASYON TAHMİNİMİZ FED’DEN DAHA İYİMSER”
Son yıllardaki önemli dışsal şokların zaten yüksek olan borç ve açık seviyelerini daha da yukarı çektiğini aktaran Georgieva, bu eğilimi durdurmanın ve tersine çevirmenin zamanının geldiğini söyledi.
Georgieva, ABD’nin bu konuda önemli mali mevzuatları yürürlüğe koyduğunu ve bunların ülke ekonomisini yeniden şekillendirmede olumlu bir etkiye sahip olacağını belirterek, “Ancak bunun, kamu borcunun GSYH’ye oranını kararlı bir şekilde aşağı yönlü bir yola sokmak için atılacak adımlarla tamamlanması gerekiyor.” dedi.
IMF Başkanı Georgieva, ticaret ortaklarından misilleme görülmesine yol açabilecek tarifelere güvenmek yerine; daha fazla diyaloğa gitmenin, adil ticareti teşvik etmenin ve kurallara dayalı uluslararası ticaret sistemini yeniden canlandırmanın ABD ve küresel ekonomi için daha az maliyetli olacağını düşündüklerini kaydetti.
Basın toplantısında soruları da yanıtlayan Georgieva, IMF’nin ABD enflasyonuna ilişkin tahmininin Fed’in tahmininden biraz daha iyimser olduğunu belirterek, bunun enflasyonun zirvesinden bu yana görülen gidişattan kaynaklandığını söyledi.
Georgieva, “Bizim bakış açımıza göre, 2024 yılı içerisinde bir faiz indirimi potansiyeli hala var. Ardından 2025 yılında daha fazla faiz indirimi görmemiz mümkün.” dedi.
“YÜKSEK AÇIKLAR RİSKE YOL AÇIYOR”
IMF’nin ABD ekonomisine ilişkin 4. madde konsültasyonu kapsamındaki denetimin öncü bulgularının paylaşıldığı açıklamada da ABD’nin 2024’e dair yıllık büyümesinin yüzde 2,6 olarak öngörüldüğü belirtildi.
Büyük mali açığın kamu borcunun GSYH’ye oranında sürekli bir yukarı ivme yarattığına değinilen açıklamada, ticaret kısıtlamalarının devam eden genişlemesi ve 2023 banka iflaslarının vurguladığı zayıflıkları ele almada yetersiz ilerlemenin de önemli aşağı yönlü riskler oluşturduğu kaydedildi.
Açıklamada, mevcut politikalar altında, genel hükümet borcunun istikrarlı bir şekilde artması ve 2032 yılına kadar GSYH’nin yüzde 140’ını aşmasının beklendiği ifade edilerek, yüksek açıklar ve borçların ABD ve küresel ekonomi için giderek artan bir riske yol açtığı vurgulandı.
]]>Malatya Tarım ve Orman İl Müdürü Osman Akar’da Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre dünyada yaklaşık 550 bin ton hektar alanda yaklaşık 4 milyon ton kayısı üretiminin yapıldığını belirterek, Türkiye’nin hem alan hem de üretim miktarı olarak ilk sırada yer aldığını söyledi. Türkiye’deki 16 milyon kayısı ağacının yarısından fazlasının Malatya’da bulunduğunu da belirten Akar, “Bu sayı her yıl giderek artmaktadır. Türkiye kayısı üretim alanının yüzde 62’si, yaş kayısı üretiminin yüzde 38’i, kuru kayısı üretiminin yüzde 85- 95’i ve dünya kuru kayısı üretiminin yaklaşık yüzde 55’ini Malatya’mız karşılamaktadır” dedi.
Programda son olarak söz alan Malatya Valisi Ersin Yazıcı’da Malatya çiftçisinin başta kayısı olmak üzere ürettiği her ürününü Avrupa ve dünya standardında üretmek zorunda olduğunu belirterek, “Büyük oranda da Malatya çiftçimiz bunu başarıyor. Asla ve asla katiyetle bundan bir santim sapmak yok, en iyi kayısıyı biz üreteceğiz. En çok ürettiğimiz kayısı başka bir ülkenin kayısısından kaliteli olmamalı” dedi.
Bu yıl 107 bin ton civarında bir rekolte tahmininde bulunduklarını da hatırlatan Vali Yazıcı, “Geçen yıl 77 bin tondu. Bu yıl yaklaşık 30 bin ton daha fazla. Şimdi rekolte çok oldu diye işte geçen yıla göre yüzde 30-40 civarında fazlalık var diye tüccarlarımız yan gelip yatmasın lütfen. Bu işi yapan bu işten ekmek yiyen, para kazanan tüccarlarının da sanayicimizin de bu yıl geçen yılın en az yüzde 25 fazlasına ulaşması için bir hedef verelim buradan” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Vali Yazıcı ve diğer protokol üyeleri kayısı hasadı yaptı. Toplanan kayısılar kuruması için sergene bırakılırken mevsimlik işçilerin mesaisi de başlamış oldu.
Doğanşehir yolu üzerinde gerçekleştirilen hasat bayramına Malatya Valisi Ersin Yazıcı, Yeşilyurt Kaymakamı Kutsal Baytak, Yeşilyurt Belediye Başkanı İlhan Geçit, Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Malatya Ziraat Odaları Birliği Başkanı Yunus Kılınç, Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Bentli ve çiftçiler katıldı.
Bir ülkedeki toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15 – 49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade ediyor. Kadın başına düşen çocuk sayısı olarak da adlandırılan toplam doğurganlık hızı Türkiye’de 1980’lerin başında 4, 2001 yılında 2,38 iken 2002 – 2018 döneminde 2,0 ile 2,17 arasında seyretti. Bu oran 2014 yılından bu yana her yıl azalıyor. Nitekim 2023 yılında 1,51’e kadar geriledi.
Bir ülkede doğurganlık hızının 2,1’in altına düşmesi “düşük doğurganlık”, 1,7’nin altına düşmesi “çok düşük doğurganlık” olarak adlandırılıyor. Türkiye 2022 yılından beri çok düşük doğurganlık ülkesi haline gelmiş bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan doğurganlık hızının nüfusunun kendini yenileme eşiği olan 2,1’in altına düşmesinin Türkiye açısından “varoluşsal bir tehdit” olduğunu belirtti.

AK PARTİ ÇALIŞTAY DÜZENLEYECEK
Habertürk’ten Ahmet Kıvanç’ın haberine göre Erdoğan’ın bu açıklamasının ardından doğum oranını artırmak için çözüm arayışları başladı. AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısında doğum hızını yükseltmek için doğum izninin artırılması önerildi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de öneriye sıcak baktıklarını, üzerlerine düşeni yapacaklarını söyledi.
AK Parti Sosyal Politikalar Başkan Yardımcısı Hakkı Öztürk de dün yaptığı açıklamada, 2 Temmuz’da düzenleyecekleri çalıştayda nüfus artış hızındaki düşüşe karşı önerileri ele alacaklarını söyledi. Öztürk, “Üç temel başlık var. Doğum izni ile ilgili süre uzatımı, özellikle kadının çalışma hayatı içerisinde iken kreş veya bakım süreçlerinin maddi olarak desteklenmesi ve ikinci, üçüncü çocuğa teşvik verilmesi gibi konuların uygulanacağı genel paketleri ve çözüm önerilerini bu çalıştayda kararlaştıracağız” dedi.
Halen işçi ve memurlara doğum öncesi ve sonrası toplam 16 hafta doğum izni veriliyor. Doğum izninde işçilere Sosyal Güvenlik Kurumu’nca brüt ücretlerinin 3’te 2’si oranında geçici iş göremezlik ödeneği verilirken, memurlara fiili çalışmaya bağlı olan dışındaki maaşları tam ödeniyor. Bu sürenin sonunda kadın veya erkek işçiler ile memurlar birinci doğumda 60 gün, ikinci doğumda 120 gün, sonraki doğumlarda ise 180 gün süreyle haftalık çalışma süresinin yarısı kadar ücretsiz izin kullanabiliyorlar. İşçilerin izin yaptıkları süreler için İşsizlik Fonu’ndan asgari ücret üzerinden ödeme yapılıyor.
İŞ VE AİLE HAYATI DENGESİ DOĞURGANLIĞI ARTIRIYOR
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyesi ülkelerin birçoğu doğum hızındaki azalma sorunuyla daha uzun süredir mücadele ediyor. OECD, bu yılki sosyal göstergeleri doğurganlık temasıyla yayımladı. OECD’ye göre kadınların geç çocuk sahibi olması veya hiç çocuk sahibi olmaması nedeniyle doğurganlık oranları düşüyor. Gençlerin karşılaştığı güvencesiz iş ve barınma maliyetlerinin artmasından kaynaklı zorluklar ebeveynlik planlarını engelliyor. En önemli bulgu ise kadınların iş ve aile hayatını birleştirebildiğinde doğurganlığın arttığı tespiti.
GENÇLER EBEVEYNLERİYLE YAŞIYOR
Rapora göre, geçmişte özellikle Batı Avrupa ülkelerinde yaşanan 18 yaşını dolduran çocukların ailesinden ayrı eve çıkmaları artık geride kaldı. Yaşları 20 – 29 arasında olan gençlerin aileleriyle yaşama oranı birçok Avrupa ülkesinde yüzde 75 – 80 arasında seyrediyor. Bu oran Türkiye’de yüzde 56 düzeyinde. Bunda gençlerin istikrarlı bir işe girme ve makul fiyata barınma ihtiyacını karşılama konusunda zorluk yaşamalarının etkili olduğu, bu durumun gençlerin ebeveynliğe geçişini zorlaştırdığı görüşü dile getirildi. Gençlerin çocuk yapmalarını engelleyen faktörler arasında yaşanan ve algılanan ekonomik belirsizliklerin de önemli yer tuttuğu belirtildi.

İŞ VE AİLE HAYATINI ERKEKLERLE EŞİT ŞARTLARDA BİRLEŞTİREN KADINLARIN DOĞURGANLIĞI ARTIYOR
Raporda, kadınlar iş ve aile hayatını birleştirebilir ve ekonomik hayata eşit bir şekilde katılabilirse bunun daha iyi ekonomik sonuçlara ve daha yüksek doğurganlık oranlarına yol açacağı tespiti yapıldı. İş ve aile yükümlülüklerini birleştirmek için kadın erkek arasında eşitlik sağlanması, ücretli ebeveyn izni, uygun fiyatlı kaliteli çocuk bakımı gibi politikaların hem istihdama hem de doğurganlık oranlarının artmasına katkıda bulunduğu kaydedildi. Ailelere yönelik mali desteğin, özellikle konutla bağlantılı olduğunda giderek daha önemli hale geldiği ifade edildi.
Aile yardımlarına ilişkin kamu harcamalarının artırılması gerektiği vurgulanan raporda, erken çocuk eğitim ve bakım hizmetleri ile çocuk yardımlarının önemine işaret edildi. Çocuk doğurmanın aile gelirinde azalma, vazgeçilen kariyer ilerlemeleri, yüksek çocuk bakım harcamaları gibi büyük fırsat maliyetleri olduğuna dikkat çekilen raporda, uygulanacak aile politikalarının ebeveynliği daha çekici hale getirebileceği belirtildi.
Raporda, aile yardımlarına ilişkin kamu harcamaları istatistiklerine de yer verildi. Aile yardımlarının milli gelire oranı OECD ülkelerinde ortalama yüzde 2,4’e ulaşıyor. İlk sırayı, nüfusu artırmak için 1980 yılından beri büyük uğraşlar veren ancak doğurganlık hızını sadece 1,8’de tutmayı başarabilen Fransa alıyor. Fransa milli gelirinin yaklaşık yüzde 3,4’ünü aile yardımlarına harcıyor. OECD ülkeleri içinde aile yardımlarının milli gelire oranı bakımından Türkiye yüzde 0,5 ile son sırada bulunuyor.
TÜRKİYE DOĞUM İZNİNDE OECD ORTALAMASININ GERİSİNDE
İstihdam korumalı ücretli aile izni hakları OECD ülkelerindeki aile politikasının önemli bir özelliğini teşkil ediyor. 2021 yılı itibarıyla ABD hariç tüm OECD ülkelerinde doğum sırasında ve çocuğun yaşamının ilk ayları ve yılları için ücretli aile izni uygulanıyor. ABD’de ulusal düzeyde olmamakla birlikte 13 eyalette benzer uygulamalar bulunuyor.
OECD genelinde ortalama 25,7 hafta anne için, 12,7 hafta da baba için doğum izni hakkı bulunuyor. Her iki ebeveyn de uygun gördükleri takdirde ek 26,4 haftalık ebeveyn ve evde bakım iznini nöbetleşe kullanabiliyorlar. Bu izinlerin toplamı bir yıllık süreye karşılık geliyor.
Bazı ülkeler erkeklerin ebeveyn iznini kullanmasını sağlamak için teşvik politikaları uyguluyor. Ücretli ebeveyn izninin toplam süresi, babalara yönelik teşvikler ve anneler için ücretli izin süresinin doğurganlık hızının artmasında önemli ölçüde etkilediği belirtildi. Ancak bu etkinin ülkeden ülkeye değiştiği kaydedildi.
Türk Hava Yolları Genel Müdürlük binasında imzalanan protokolle birlikte tüm şehit yakınları, gazi ve gazi yakınları ile malul ve malul yakınları, engelli yolcular iç hat uçuşlar ve iç hat uçuşlar ve Kuzey Kıbrıs uçuşlarında yüzde 50, dış hat uçuşlarda yüzde 20; engelli yolcular ise iç hat uçuşlar ve Kuzey Kıbrıs uçuşlarında yüzde 20, dış hat uçuşlarında yüzde 25 indirimden yararlanabilecek.

AJet, özel indirim uygulayacağı yolcularının bilet satın alma işlemlerinde kolaylık sağlamak amacıyla indirimli biletleri web sitesinden ve AJet mobil uygulaması üzerinden alınabilmesine olanak sağlıyor.
Protokolün hayata geçmesiyle birlikte indirimden yararlanmak isteyen şehit yakınlarının, gazi ve gazi yakınlarının, malul ve malul yakınlarının ve engelli yolcuların belgelerini ibraz etmesi gerekiyor. İndirim oranları vergi ve harçlar hariç ücret üzerinden hesaplanacak.
“EN DEZAVANTAJLI GRUPLARDAN BAŞLAYARAK VATANDAŞLARIMIZIN SIKINTILARINA ÇÖZÜM ÜRETTİK”
İmzalanan protokol ile ilgili konuşan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Bugün AJet ile iş birliği çerçevesinde iki protokol imzalamak için bir aradayız. Bu anlamda Bakanlık olarak hizmetlerimize bir yenisini daha eklemenin mutluluğunu yaşıyoruz. İmzalayacağımız bu protokolün sağlayacağı kolaylıklardan faydalanan engelli, şehit yakını ve gazilerimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Bugün Türkiye, eğitimden sağlığa, tarımdan sanayiye, ulaşımdan sosyal hizmetlere kadar hayatın her alanında sosyal devlet olma anlayışıyla hareket eden güçlü bir devlettir. Bu kapsamda sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da dile getirdiği gibi devletin şefkat şemsiyesi dışında hiçbir vatandaşımızın kalmaması için en dezavantajlı gruplardan başlayarak vatandaşlarımızın sıkıntılarına çözüm ürettik” dedi.
“ŞEHİT YAKINI VE GAZİLERİMİZ İÇİN TÜM İMKANLARIMIZI SEFERBER ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Bakanlık olarak engelli vatandaşlar, şehit yakını ve gaziler için tüm imkanları seferber etmeye devam edeceklerini ifade eden Göktaş, “Eğitimden sağlığa, istihdamdan, bakım ve rehabilitasyon imkanlarının arttırılmasına kadar ihtiyaç duydukları her konuda destek olmaya devam ediyoruz. Bakanlık olarak sunduğumuz sosyal hizmetlerden biri de engelli, şehit yakını ve gazilerimizin çeşitli toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanmalarını sağlamak. Bu kapsamda 2024 yılı mart ayı sonuna kadar ulaşım hizmeti veren kurumlara yaklaşık 2 buçuk milyar lira ücretsiz seyahat gelir desteği ödemesi yaptık. Bunun yanı sıra bugüne kadar 234 bin 759 ücretsiz seyahat kartını, şehit yakını, gazi ve gazi yakınları ile vazife malulüne ulaştırdık. 2015 yılından itibaren Milli Eğitim Bakanlığımızla iş birliğinde resmi özel eğitim okulları ve özel eğitim sınıflarına devam eden öğrencileri ücretsiz okul servisi imkanı sunduk. Türk Hava Yolları’yla imzaladığımız protokolle şehit yakını ve gazilerimiz için yüzde 50 indirimle seyahat etme imkanı sağladık. Bu hizmetler 2022 ekim ayından bu yana 32 bin 909 şehit yakını ve gazimiz yararlandı. Benzer şekilde 2013’den bugüne 248 bin engelli vatandaşımız bu hizmetten yararlandı. Biraz sonra imzalayacağımız protokollerle engelli, şehit aileleri ve gazilerimiz AJet’ten indirimli bilet alma imkanına sahip olacaklar. Ben bu protokolün milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

“YURT İÇİ UÇUŞLARDA YÜZDE 50, YURT DIŞI UÇUŞLARDA YÜZDE 20 İNDİRİM YAPACAĞIZ”
AJet Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat ise “Bayrak taşıyıcı olmanın bilinci ve sorumluluğuyla AJet uçuşlarımızda, şehit yakınlarımız, gazilerimiz, gazi yakınlarımız ve engelli yolcularımız bulunmaktadır. Bunlarla ilgili özel kolaylıklar ve indirimler sağlamak üzere bugün bu protokol anlaşmasını imzalayacağız. Şehit yakınlarımıza, gazilerimiz ve gazi yakınlarımıza AJet yurt içi uçuşlarında yüzde 50, yurt dışı uçuşlarda ise yüzde 20 oranında indirim yapacağız. Projenin altyapım kuruluş süresi tamamlandıktan sonra da bunlar direkt olarak web ve mobil uygulamalarından yapılabilecek. Ama bugünden itibaren bu indirimlerden ofislerimizden veya çağrı merkezlerimizden yolcularımız faydalanabilecek” diye konuştu.
ENGELLİ VATANDAŞLAR İÇİN YURT İÇİ UÇUŞLARDA YÜZDE 20, YURT DIŞI UÇUŞLARDA YÜZDE 25 İNDİRİM UYGULANACAK
Engelli vatandaşların yararlanacağı indirimler hakkında bilgi veren Bolat, “Benzer şekilde de engelli vatandaşlarımız için de Türk Hava Yolları’nda olduğu gibi yurt içi uçuşlarında yüzde 20 yurt dışı uçuşlarında ise yüzde 25’lik indirimlerden faydalanabilecekler. Milli bayrak taşıyıcı marka olmanın bilinciyle tüm iştiraklerimizle birlikte şehit yakınları, gazilerimiz ve yakınları, engelli yolcularımıza yönelik hayatı kolaylaştırıcı adımlarımızla birlikte yeniden engelsiz hayata verdiğimiz desteği arttırarak sürdüreceğiz” dedi.

“BİR BUÇUK MİLYONA YAKIN VATANDAŞIMIZ İNDİRİMLERDEN İSTİFADE EDECEKTİR”
Bolat, “Türk Hava Yolları olarak 2018 yılında işitme engelli vatandaşlarımıza destek olmak üzere hayata geçirdiğimiz görüntülü çağrı merkezi hizmetimizden bugüne kadar 200 bine yakın vatandaşımız yararlandı. Daha sonraki süreçte bu hizmetimizin kapsamını genişlettik. Biz bu sayıları çok daha yükseklere taşımak ve her zaman kendilerinin yanında olduğumuzu bilmelerini istiyoruz. Bu protokollerle birlikte bir buçuk milyona yakın vatandaşımız sağlayacağımız indirimlerden istifade edecektir” ifadelerini kullandı.
FATF, Türkiye’nin kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele rejimini iyileştirmede önemli ilerleme kaydettiğini belirti.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek FATF Genel Kurulu toplantısına katılmak üzere Singapur’a gitmişti.
Uzmanlar kararı değerlendirdi…
“FONLAR TÜRKİYE’YE YATIRIM YAPABİLECEKLER”
Dr. Erkan Kork
BankPozitif Yönetim Kurulu Başkanı
Kısa ve orta vadede gri listeden çıkışın olumlu etkilerini göreceğiz. Malumunuz uluslararası yatırım fonlarının büyük bir kısmı yasal düzenlemeler nedeniyle gri listedeki ülkelere yatırım yapamıyordu. Alınan kararla artık fonlar Türkiye’ye yatırım yapabilecek. Ciddi bir sermaye akışının başlayacağı kanaatindeyim. Şirket satın alma-birleşme süreçlerinde de artış olacağını düşünüyorum. Pay piyasaları tarafında da TL varlıklara olan ilginin artmasını bekliyorum.
“TÜRKİYE EKONOMİSİ ÇOK DAHA İYİ BİR SEVİYEYE GELECEK”
Gri listeden kararının ekonomideki pozitif görünüme güçlü bir katkı sunacağını söyledi. Kork, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Türkiye gri listeden çıkmak için bugüne kadar önemli reformlar gerçekleştirdi. Sırada yapılan çalışmaların meyvesini almak var. 19 Temmuz’da uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye değerlendirmesi bulunuyor. Kararın, Moody’s raporuna da olumlu yansımasını bekliyorum. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ekonomi yönetimine kuvvetli bir desteği var ve bu çok değerli. Bu kararın alınmasında büyük emekleri olan Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek başta olmak üzere tüm ekonomi yönetimini tebrik ediyorum.
Gri listeden çıkış, Türkiye’nin finansal düzenlemelere ve uluslararası standartlara uygun hareket ettiği anlamına geliyor. Ayrıca Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar ve finans kuruluşları tarafından daha güvenilir olarak görülmesine katkıda bulunuyor”.
Cemal Demirtaş
Ata Yatırım Araştırma GMY
“TÜRKİYE’NİN UZUN DÖNEMLİ İSTİKRARINA OLAN İNANÇ DA ARTACAKTIR”
Türkiye’nin gri listeden çıktığı FATF tarafından resmi olarak açıklandı. Bu konu yılın başından beri piyasaların gündeminde yer almaktaydı.
Özellikle dün Meclis’te geçen kripto yasası da aslında Türkiye’nin önünde teknik bir engel olmadığını işaret ediyordu.
Türkiye’nin gri listeden çıkmasını, Türkiye’nin yatırım yapılabilirliğini -hem doğrudan yatırımlar hem de portföy yatırımcıları açısından- artırabilecek bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.
Uzun vadede, böyle bir karar hem fon akışları hem de Türkiye ekonomisi açısından oldukça olumlu. Gri listeden çıkması uzun vadeli beklentileri destekler.
Önümüzdeki 3-6 aylık dönemde enflasyonla mücadeledeki başarı ve hükümetin ekonomi programının beklendiği gibi gitmesi, piyasaların yönünü bulmasında belirleyici olacaktır.
Yılın 3. Çeyreği ileri dönük olarak bize çok daha somut ipuçları verecektir. Yüksek faiz ve sıkılaştırmanın etkilerinin hissedilmesiyle ekonomide yavaşlama daha somut hissedilirken, iç talepte normalleşmeyle birlikte Türkiye’nin uzun dönemli istikrarına olan inanç da artacaktır
“YAKINDA NOT ARTIŞI GELEBİLİR”
Dr. Cahit Sönmez
TOBB ETÜ Öğretim Üyesi
Gayet iyi oldu. Kararlılıkla devam ediyor. Para Politikası Kurulu toplantısında çıkan kararlar yüzde 50’de sabit tutulacaktı ama iletişim tarafında ön plana çıkardılar, sözlü yönlendirme. Teknik bir konu. Parasal aktarım mekanizması çok çalışmıyordu. İç ve dış talebi dengelemek adına işlevselliği tekrardan kazandırdı. Maliye tarafından destek gelince sıkı maliye politikalarının sıkılaştırılmasıyla daha bütünsel bir yapı ortaya çıktı. Dezenflasyonist süreç başlayacaktır.
Yabancı sermayenin özellikle doğrudan yabancı sermayenin farklı değişkenler var. Karar veriyorlar, risk algısı oluşturuyorlar. Risk parametresi olarak kullandığımız CDS’ler, kredi notları da risk faktörlerini ortaya çıkarıyor. Onlar da daha doğrusu derecelendirme kuruluşları CDS piyasada oluşuyor bunlar notlandırma yaptığında objektif kritlerleri var, sübjektif kriterler de olabiliyor. Moody’s de yakında not artışı o taraftan da gelebilir. Yabancı sermayenin sıcak bakmasını sağlıyor. Kısa vadeli reaksiyonlar olabiliyor. Özellikle piyasa tarafı daha hızlı olduğu için daha farklı hızlı tepkiler alabiliyoruz. Reel taraf olacak. Oradaki tepkiler olacak. Hemen beklenemez, zamana yayılacak bu tepkiler. Sıcak paranın çok daha sıcak paranın beklentileri yüksek getiri gibi. Doğrudan yabancı sermaye gibi cari açığın finansmanında faydalı olan. Burada bu tür adımlar, gelişmeler, iklimin yabancı tarafında Türkiye dışındaki aktörlerin daha sıcak bakmalarını sağlayan gelişmeler oluyor. Yabancı sermayeye daha doğrusu finansmana erişimde de çok önemli.
“EKONOMİYE OLAN GÜVENİ ARTIRACAK ÖNEMLİ ADIMLARDAN BİRİYDİ”
Mehmet Bilal Bircan
Ekonomist
Çok emek harcadık. 2023 Temmuz ayında değerlendirme vardı. 40 madde verilmişti, bunlardan bir kısmının başarıldığı söylenmişti. Buna yönelik çabalarımız devam etti. FATF yetkilileri Türkiye’yi ziyaret etmişti. Bu haftanın başında kripto para yasası Meclis’ten geçti. Buna yönelik de adımlar atıldı. Çok çaba harcayarak gri listeden çıktık. Bundan sonra olumlu yansımalarını görmeye başlayacağız. Sermaye girişleri hızlanabilir. Doğrudan yabancı yatırımcıların hızlanmasını bekleyebiliriz. Finansal piyasalar tarafından pozitif karşılandığını görüyoruz. Orta ve uzun vadede doğrudan yabancı sermayenin girmesini bekleriz. Ekonomiye olan güveni artıracak önemli adımlardan biriydi. Mevcut uygulanan ekonomi politikaları, sıkı para politikalarını takip ediyoruz. Sıkılaştırıcı adımlar yönünde destekleyici olduğunu. Gri listeden çıkılmasıyla birlikte burada sağlıklı zeminde ilerlenmesi söz konusu olacaktır.
2011 ve öncesindeki şartlar, gri listeye girmemizdeki etkenlerle 2021 Ekim ayında girdiğimiz maddeler farklıydı. Gri listeye girdiğimiz dönemdeki revizeler farklıydı. O dönem ile öncesindeki süreçle birlikte yaşadığımız süreç farklıydı, 2021 ve öncesine gidersek küreselde ve Türkiye’de zorlu ekonomik sonuçlarla karşılaştık. Çok daha zor şartlarla bu süreci atlattık. Sayın Şimşek bunu duyurdu. Dolayısıyla zorlu bir süreçti ve emek harcandı. Bundan sonra biraz daha olumlu şekilde meyvelerini toplayacağımız bir sürece adım attık diyebiliriz.
Tek başına gri listeden çıkılması tek başına yeterli olmayacaktır. Ekonomiye artan güvenin artarak devam etmesi anlamında farklı adımlar atmamız gerekiyor. Bu adımlar önemli olacaktır.
“TÜRKİYE ÇIKMAK İÇİN ÇOK GAYRET ETTİ”
Doç. Dr. Levent Yılmaz
Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi
40 maddenin tamamı yerine getirilerek bu yılki genel kurula hazırlıklar tamamlanarak gidilmişti. Beklediğimiz bir karar, küçük bir siyasi bir risk olabilir mi endişesi Şimşek ve Yılmaz’da vardı. Küçük de olsa bir şey bırakıyorlardı. Çünkü bu 40 maddenin tamamı objektif kriterlerden oluşuyor. Olası bir gri listede kalma kararı objektif kriterlere dayandırılamazdı. Orada bir hava yastığı konmuştu. Korktuğumuz olmadı. Bugün itibarıyla FATF’ın gri listesinden çıkarıldı. Karar açıklandığında her şey bitmiyor. Bunun takvimi var, geçiş süreci var. Tam anlamıyla gri liste kapsamındaki uygulamalardan çıkışımız zaman alacak. Gri listede olmak kötü. Algısal olarak, finansal olarak kötü. Türkiye çıkmak için çok gayret etti. Bir önceki genel kurulda çıkma ihtimali gündeme gelmişti. Yerinde inceleme dediğimiz incelemelerin yapılması gerekiyor. Zaten saha ziyareti gerçekleştikten sonra aslında 2024 Şubat’ta saha ziyareti kararı alınmıştı, bunla birlikte üç aşağı beş yukarı listeden çıkacağımızı tahmin etmeye başlamıştık. Fonlarla, yabancı sermayelerle ilgili şunları söylemek lazım, algısal olarak çok önemli bir adım. Teknik tarafta söylenecek çok şey var. Erdoğan da AB üyeliği meselesine stratejik hedefimizdir demişti. Algısal değerinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
“GRİ LİSTEDE OLDUĞUMUZ İÇİN BİR FON AKIŞI YOKTU”
Muhammet Bayram
Ekonomist
Türkiye’nin gri listeden çıkarılmasını değerlendiren ekonomist Muhammet Bayram Türkiye’nin 2021 yılında gri listeye siyasi bir yaklaşımla alındığını ifade ediyor. Bayram sözlerini şöyle sürdürüyor:
Listeden çıkmak için gerekli olan 10 maddeden 9’unu uygulamıştık. Eksik olan Kripto Varlıkları Yasası idi. Geçtiğimiz günlerde o da Meclis’te yasalaştı. Böylece 10’da on yaptık. Singapur Mali Eylem Görev Gücü’nün dönem başkanı. Bugün Singapur’da bu kurumun toplantısı vardı. Sayın Mehmet Şimşek orada bir sunum yapacaktı. Şu anda gri listeden çıkmış olduk.
2021 yılı itibarıyla fon çıkışlarını görebiliriz. Gri listede olduğumuz için bir fon akışı yoktu. Bizden de borsada olan paralar yurt dışına çıkmaya başlamıştı. Türkiye borsasına ya da tahvil piyasasına girmek isteyen bir yabancı yatırımcı, Türkiye’nin gri listede olduğunu görünce güvenilir olarak görmüyordu. CDS puanlarımız 700’lere tırmanmıştı. Şu an 200’lere geri geldi. O yüzden gri listeden çıkmamız Türkiye’ye fon akışını hızlandıracaktır.
Dolar zaten stabil halini koruyor. Euroda bir miktar gerileme var ama asıl etkisini gösterecek yer borsa. Gri listeden çıkar çıkmaz yabancı yatırımcının ilgisi birden olmaz. Ama olumlu etkisi var. Borsa 10 binin altına düşmüştü, bayramdan sonra 10 bin 500 seviyesinde açıldı. Gelecek hafta 11 bin seviyelerini görmesini bekliyoruz.
]]>Kasım, yaptığı yazılı açıklamada, “İsrail’in tehditlerinin bizi olumsuz etkilemesine kesinlikle izin vermeyeceğiz. Aksine, bunun bizi daha ihtiyatlı hazırlıklar yapmaya motive ettiğini söylemeliyim. Ama bunlar boş tehditlerdir. İsrail, sahada elde edemediğini, tehditle elde edemez.” ifadelerini kullandı. Kasım, İsrail’in sahaya çıkarsa daha fazla kayıp vereceğini ve böylece yok olma yolunda bir adım atacağını ileri sürdü.
İSRAİL’DEN GECE SALDIRISI
İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyindeki Hadasa kasabasına hava saldırısı düzenlerken, Hizbullah da Şebaa Çiftliklerinde askeri bir mevziyi hedef aldığını duyurdu. Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, İsrail savaş uçakları Bint Cubeyl ilçesine bağlı Hadasa kasabasına hava saldırısı düzenledi.
Lübnan haber ajansı NNA ise söz konusu kasabanın hava saldırısından sonra topçu ateşiyle de vurulduğunu ve ilk yardım ekiplerinin bölgeye intikal ettiğini belirtti. Söz konusu saldırıda can kaybı yaşanıp yaşanmadığına ilişkin bilgi verilmedi.
Öte yandan Hizbullah yaptığı açıklamada, işgal altındaki Şebaa Çiftliklerinde bulunan Ruveysa el-Karn askeri noktasının füzelerle doğrudan hedef alındığını kaydetti.

YAZILI AÇIKLAMA GELDİ
Hizbullah Hareketi, Lübnan’ın güneyinde İsrail ile yaşanan çatışmalarda 3 Hizbullah mensubunun öldürüldüğünü duyurdu. MHareketten İsrail saldırılarına ilişkin yazılı açıklama yapıldı. Açıklamada, Lübnan’ın güneyinde İsrail ile yaşanan çatışmalarda 3 Hizbullah mensubunun hayatını kaybettiği belirtildi.
Ateş hattında kırmızı alarm! Lübnan için uyarılar peş peşe geldi: Orayı hemen terk edin!
Hizbullah daha önce yaptığı açıklamada, İsrail’in Bekaa kentinde insansız hava aracıyla düzenlediği saldırıda Ali Ahmed Alaeddin adlı mensubunun öldürüldüğünü bildirmişti.
Savaş ihtimali kuvvetlenirken, sayısız ülkeden “Lübnan’ı terk edin” çağrıları da gelmeye devam ediyor. Kanada’nın ardından ABD, Rusya, Almanya, Hollanda ve İrlanda da vatandaşlarından Lübnan’a seyahat etmekten kaçınmaları ve bu ülkedekilerin hala uçak seferleri varken acilen oradan ayrılmaları uyarısında bulundu.
Avustralya, İsrail-Lübnan sınırında yükselen gerilim nedeniyle vatandaşlarına “Lübnan’a seyahat etmeme ve uçuşlar varken ülkeden ayrılma uyarısı” yaptı. Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Lübnan’daki durumun “son derece istikrarsız” olduğunu ifade etti.

Wong, vatandaşlarını Lübnan’a seyahat etmemeleri konusunda uyararak, “Lübnan’daki Avustralyalılar, ticari uçuşlar mevcutken ülkeyi terk etmeli.” ifadesini kullandı. Bölgedeki durumu yakından takip ettiklerini dile getiren Wong, Lübnan’ın başkenti Beyrut’taki havalimanının “kısa süre içinde kapanabilme” ihtimalinin olduğunu belirtti.
Ateş hattında kırmızı alarm! Lübnan için uyarılar peş peşe geldi: Orayı hemen terk edin!
Hindistan’ın Beyrut Büyükelçiliğinden yapılan yazılı açıklamada da Lübnan’daki Hint vatandaşlarına “son derece dikkatli olmaları ve elçilikle iletişimde kalmaları” uyarısında bulunuldu.
Rusya’nın Beyrut Büyükelçisi Aleksandr Rudakov, ‘Rusya 24’ televizyon kanalına yaptığı açıklamada, Rus vatandaşlarının Lübnan seyahatlerini mümkünse ertelemeleri önerisinde bulundu.
Lübnan için bir uyarı da BM’den geldi. BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşın yayılması halinde bunun bölgede ‘pimi çekilmiş bomba’ etkisi yaratabileceği uyarısında bulundu.
“LÜBNAN’I TAŞ DEVRİNE ÇEVİRİRİZ” TEHDİDİ
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın ABD’deki temasları sırasında sarf ettiği tehditvari sözlerin ardından Hizbullah ile savaş istemedikleri ve İsrail-Lübnan sınırındaki duruma diplomatik çözüm bulmayı tercih ettikleri yönündeki açıklamalarına atıfta bulunan Kasım, İsrail Savunma Bakanı’na Gazze’deki savaşı durdurmasını, bunun herkes için gerçek bir kazanç olacağını ifade etti.
Ateş hattında kırmızı alarm! Lübnan için uyarılar peş peşe geldi: Orayı hemen terk edin!
Gallant, ABD’nin başkenti Washington’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “İsrail ordusunun, Hizbullah’la herhangi bir savaş durumunda Lübnan’ı taş devrine döndürme kapasitesine sahip olduğunu” söylemişti.
Gallant, Tel Aviv hükümetinin, İsrail-Lübnan sınırındaki duruma diplomatik bir çözüm bulmayı tercih ettiğini de sözlerine eklemişti.
]]>E3 Programı kapsamında 1,46 milyar dolar Dünya Bankası finansmanı sağlanacak ve buna ek olarak 1,5 milyar dolarlık bölümü özel sektör finansmanı olmak üzere kamu, özel sektör ve kalkınma sektöründen 2,4 milyar dolarlık finansman harekete geçirilecek.
Başlangıç olarak sağlanacak fonlar özel olarak 4 ülkedeki enerji verimliliği programları için ayrıldı ve 10 yıllık program süresi içerisinde başka ülkelerin de programa dahil olması bekleniyor.
TÜRKİYE İÇİN İLAVE PROJELER DE VAR
Yatırımlar kamu tesislerini, konutları ve konutlarda kullanılan elektrikli cihazları, sanayi modernizasyonunu ve bölge ısıtma sistemlerinde yapılacak geliştirmeleri hedefleyecek.
Proje, Moldova – Büyüme, Dayanıklılık ve Refah için Fırsatlar (M-GROW) programından sağlanan 5 milyon dolarlık hibe ile destekleniyor.
E3 programı ayrıca ulusal planlara dayalı olarak tekrarlanabilir ülke projeleri geliştirecek ve sürdürülebilir finansmana erişimi destekleyecek.
Program kapsamında ilk aşamada uygulanacak projeler arasında, Türkiye’de merkezi hükümet binalarının yenilenmesine yönelik 300 milyon dolarlık Dünya Bankası finansmanı ve Moldova’da özellikle eğitim tesisleri olmak üzere kamu binalarının ve bölgesel ısıtma sistemlerinin yenilenmesine yönelik sağlanacak, 54,5 milyon dolarlık finansman yer alıyor.
Türkiye, Moldova, Karadağ, Özbekistan ve başka ülkelerde ilave aşamalar ve projeler planlanıyor.
Zaman içerisinde, E3 Programı ülkelerin kamu finansmanlı küçük ölçekli enerji verimliliği programlarından daha büyük ticari finansmanlı ulusal ölçekli programlara geçişlerini destekleyecek.
Kamu finansmanının kullanımı, ticari finansörlerin getirilmesi için gerekli yatırımların gösterimi, yeni iş modellerinin test edilmesi, yatırım risklerinin azaltılması ve ticari finansmanın yanında hedefli sübvansiyonların sağlanması üzerinde odaklanacak.
Avrupa ve Orta Asya bölgesindeki 18 ülke halihazırda COP 28’de 2030’a kadar yıllık enerji verimliliği artış oranlarını ikiye katlamayı taahhüt etmiş durumda bulunuyor.
Ancak bölgede halen dünyanın enerji açısından en verimsiz, karbon yoğunluklu ekonomilerinden bazıları yer alıyor.
E3 programı, enerji verimliliği yatırımlarıyla ilişkili yüksek işlem maliyetleri, kural ve standart eksikliği ve genel farkındalık eksikliği gibi piyasa sorunlarının ve davranış değişikliği ihtiyaçlarının ele alınmasına yardımcı olacak.
Program, politikaları ve düzenlemeleri güçlendirecek, sağlam kurum ile kuruluşlar geliştirecek, güvenilir veriler oluşturarak dağıtacak, piyasa yeteneklerini geliştirecek ve özel sermayeyi harekete geçirecek.
VERİMLİ SİSTEMLER TEMİZ VE REKABETÇİ
Açıklamada görüşlerine yer verilen Dünya Bankasının Avrupa ve Orta Asya Bölgesinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Antonella Bassani, enerji verimliliğine yatırım yapmanın Dünya Bankası Grubunun iklim değişikliğinin en kötü etkilerini önlemek amacıyla temiz ve verimli enerjiye geçişi hızlandırma vizyonunun bir parçasını oluşturduğunu aktardı.
Bassani, enerji verimliliğinin arttırılmasının, başka kalkınma öncelikleri için kullanılmak üzere bütçe tasarrufu sağlayabileceğini belirterek, şunları kaydetti:
“Ayrıca enerji arzı için gereken yatırım ihtiyacını önemli ölçüde azaltabilir. Verimli sistemler işletme faaliyetlerini daha temiz ve daha rekabetçi hale getirir, evlerde enerji faturalarını düşürür, hava kirliliğini azaltır, karbon emisyonlarını azaltır ve istihdam yaratır.”
“AVRUPA VE ORTA ASYA’DAKİ ÜLKELERE DENEYİMLERİMİZİ AKTARACAĞIZ”
Dünya Bankasının Bölge Altyapı Direktörü Charles Cormier de son dönemde yaşanan enerji krizinin, kıt doğal kaynakların korunmasını amaçlayan büyük ölçekli enerji verimliliği önlemlerine duyulan acil ihtiyacı ön plana çıkardığını belirtti.
Cornier şu değerlendirmede bulundu:
“Enerji verimliliği halen yeni enerji üretimi ile karşılaştırıldığında enerji ihtiyaçlarını karşılamanın en erişilebilir ve uygun maliyetli yoludur. Programımızın temelinde, Avrupa ve Orta Asya’daki ülkelerin enerji verimliliklerini arttırmalarına yardımcı olma konusundaki onlarca yıllık deneyimimiz yatmaktadır. Çeşitlilik sergileyen bir bölgede bulunmalarına rağmen, bu ülkeler programın ele alınmasına yardımcı olacağı birçok ortak engeli ve ulusal önceliği paylaşmaktadır ve bölgesel bir ağ aracılığıyla bilgi paylaşımına yönelik bir platform oluşturmaktadır.”
Program kapsamında, aralarında kendilerini bilgi alışverişine ve kapasite geliştirmeye adayan uluslararası finansal kuruluşlarının ve donör ortakların yer aldığı, bölgesel ile küresel kuruluşlardan oluşan bir koalisyon oluşturulacak.
Bölgesel ağ, Enerji Sektörü Yönetim Yardım Programı’ndan (ESMAP) başlangıçta alınacak 5 milyon dolar tutarındaki bir hibe ile finanse edilecek.
Bu bölgesel ağ, bilgi alışverişi ve bilgi oluşturma için kolaylaştırıcı bir rol oynayacak ve ülke yaklaşımlarını koordine ederek uyumlaştıracak. Ağın öncelikli konuları arasında politika oluşturma ve uygulama, daha geniş ölçekte uygulanacak programların tasarımı ve enerji verimliliği önlemlerinin ölçülmesi ve doğrulanması yer alacak.
E3 programı, enerji güvenliğini arttırmak, enerjiye uygun maliyetli erişimi ve temiz enerjiye geçişi desteklemek için kısa süre önce uygulamaya konulan Avrupa ve Orta Asya Yenilenebilir Enerji Ölçeklendirme (ECARES) Programıyla paralel olarak işleyecek.
ECARES programı temiz enerji arzı üzerinde odaklanırken, E3 programı enerji talebini azaltmayı hedefliyor.
Türkiye’nin tarım alanında dünyada önemli ülkelerden olduğunun altını çizen Yumaklı, ülkenin iyi bir potansiye sahip olduğunu ve bunun daha çok üretim ve ihracata çevrilmesi gerektiğini anlattı.
Yumaklı, Türkiye’nin tarım ve gıda ürünlerinde net ihracatçı bir ülke olduğuna işaret ederek, tarım ve gıda ürünleri ihracatının, 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 3,3 artışla 31 milyar dolara ulaştığını anımsattı. Yumaklı, dış ticaret fazlasının ise yüzde 3 artışla 7 milyar dolar olarak gerçekleştiğini vurguladı.
Söz konusu ihracatın bu yılın ocak-nisan döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10,7 artttığını hatırlatan Yumaklı, ithalatın ise yüzde 15,3 azaldığını ifade etti.
“BU YILIN EKİM AYINDAN İTİBAREN ÜRETİM PLANLAMASINI UYGULAMAYA GEÇECEĞİZ”
Yumaklı, sektörde devrim niteliğinde düzenlemeler yaptıklarının altını çizerek, “Bu yılın ekim ayından itibaren üretim planlamasını uygulamaya geçeceğiz. Hayvansal üretimle planlamaya yürürlüğe koymuş olacağız, çalışmaları bitirdik. Bitkisel üretim tarafında, biraz daha karmaşık olduğu için uzun bir süre istişare etmek zorunda kaldık. Hayvansal üretimle ilgil iolan Resmi Gazete’de yayımlanmak üzere, bitkisel üretimle ilgili olanın ise çok az bir teknik çalışması kaldı. Sözleşeli üretim ve suya göre tarım konularını da üretim planlaması kapsamında etkin hale getirmiş durumdayız.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşların güvenilir, sağlıklı ve kaliteli gıdaya ulaşmasına önem verdiklerini belirten Yumaklı, “Bunun için gerekli düzenlemeleri yaptık, yapmaya devam ediyoruz. 81 ilimizde güçlü bir denetim altyapımız var. 41 kamu ve 107 özel kurum var. 15 AR-GE merkezimiz var, 7 bin 617 arkadaşımız da sahada denetimlere devam ediyorlar. Bu güçlü altyapıyla 2023 yılında 1,3 milyon denetim yaptık.” dedi.
Yumaklı, gıda etiketlerinde yanıltıcı görsel ve bazı gıda katkı maddelerinin yasaklanması gibi düzenlemeleri de yaptıkları anımsatarak, şunları kaydetti:
“Vatandaşların yapılan denetimlere ulaşabilmesi için bir karekod sistemi getirdik. Karekod uygulaması Tarımcebimde uygulamasındaki seçenekte var. O seçenekte bir gıda noktasına gittiğnizde karekodu okuttuğunuzda, oranın en son ne zaman denetlendiğini göreceksiniz. Bunun ikinci adımı için çalışmalar devam ediyor. Bu denetimin sonuçlarını da göreceksiniz. Bütün işletmelere kendilerinin bu noktada güvenilir gıda ile alakalı bu sisteme dahil olmalarını bekliyoruz. Gittiğiniz yerde o barkod yoksa kafanızda soru işaret eolabilir. Buna gönüllü katılımları istiyoruz. Başka bir yeniliği de söylemek istiyorum, guvenilirgida.tarimorman.gov.tr internet sitemiz bugünden itibaren yayına başladı. Güvenilir gıdaya dönük olarak yapmış olduğumuz bütün çalışmaları artık vatandaşlarımız tek bir platformda görüyor olabilecek.”
Bakan Yumaklı, açılış konuşmalarının ardından, destek alarak üretim yapan 6 başarılı çiftçiye ödül verdi.
Henley & Partners Türkiye Direktörü Burak Demirel, 2024’ün küresel servet göçünde bir dönüm noktası olacağının altını çizerek, bu sene dünya çapında 128.000 milyonerin taşınmasını beklediğini ve 2023 yılında kırılan 120.000 kişilik rekorun kırılacağını öngördüğünü söyledi. Dünya jeopolitik gerilimler, ekonomik belirsizlik ve sosyal kargaşalarla boğuşurken, milyonerlerin rekor sayıda göç verildiğine dikkat çeken Demirel, “Büyük servet göçlerini küresel ekonomi açısından önemli etkiler olarak değerlendirmek gerek. Bu göstergeler, güç ve zenginlikte küresel boyutta büyük değişimlere işaret eder. Göç eden varlıklı insanların servetleri ve gittikleri ülkede gerçekleştirdikleri yatırım, istihdam gibi katkılar orta ve uzun vadede her iki ülkenin ekonomik geleceği açısından kayda değer bir etkiye sahiptir” dedi.
BAE halen en fazla servet çeken ülke
Sıfır gelir vergisi, altın vizesi, lüks yaşam tarzı ve stratejik konumuyla BAE, göç eden milyonerler için dünyanın en popüler ülkesi haline geldi ve sadece bu yıl 6.700 kişilik rekor bir net girişe ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. BAE’ye Hindistan, Orta Doğu, Rusya ve Afrika’dan gelen sürekli göçlerin yanı sıra İngiltere ve Avrupa’dan da yoğun bir göç dalgası olması bekleniyor. Ülkenin 2024 yılında net 3.800 milyoner göçü alarak bu alandaki en yakın rakibi ABD’den iki kat daha fazla yatırım çekeceği öngörülüyor. Bu hızlı gelişmenin temelinde BAE’nin varlıklılara servetlerini korumak ve geliştirmek için yenilikçi çözümler sunan bir mevzuat çerçevesi oluşturması gösteriliyor.
Raporda ayrıca 3.500 net girişle bu yıl 3. sıraya yerleşen Singapur, 3.200 net girişle 4. sırada bulunan Kanada ve net 2.500 girişle 5. sırada yer alan Avustralya servet göçünde diğer popüler ülkeler olarak dikkat çekiyor. Servet göçünde Avrupa’nın gözde ülkelerinden İtalya’nın 2.200, İsviçre’nin 1.500, Yunanistan’ın 1.200, Portekiz’in ise 800 yeni milyonere ev sahibi olması bekleniyor. Pandemi sonrasında hız kazanan Çinli milyonerlerin Tokyo’ya taşınma trendinin süren etkisiyle Japonya’nın da 400 yeni varlıklı göçmeni ağırlayacağı öngörülüyor.
Milyoner göçmenler ülkelere döviz ve istihdam da getiriyor
Servet ve yetenek göçünün bu hedef ülkelere sağladığı faydaların oldukça önemli ve geniş kapsamlı olduğunu belirten Burak Demirel, “Göç eden milyonerler bir ülkeye taşındıklarında çoğunlukla nakit varlıklarını da götürüyorlar. Bu da ülkeye döviz gelirleri bağlamında hayati bir kaynak sağlıyor. Bu kişilerin yaklaşık yüzde 20’si yeni iş kurabilecek ve dolayısıyla yeni ülkelerinde yerel istihdam yaratabilecek girişimciler ve şirket kurucularından oluşuyor. Centi-milyonerler ve milyarderler için bu oran yüzde 60’ın da üzerinde” diyor.
İsrail ilk kez liste dışı kaldı
Rapor ayrıca, uzun yıllardır milyonerlerin göç ettiği ilk 10 ülke arasında yer alan İsrail’in bu yıl ilk kez listenin dışında kaldığını da ortaya koyuyor. Bunun sismik bir değişim olduğunu belirten Burak Demirel, “Bu gözle görülür değişim, çatışmaların bir ülkenin dünyanın varlıklı ve küresel olarak hareketli kesimleri için cazibesini ne kadar hızlı bir şekilde ortadan kaldırabileceğini gösteriyor. Devam eden savaş İsrail’in güvenli liman imajını sarsmakla kalmadı, aynı zamanda ekonomik başarısını da tehdit eder hale geldi” dedi.
Britanya Brexit sonrası gözden düştü
Raporun küresel boyuttaki bulgularını değerlendiren Burak Demirel sözlerini şöyle sürdürdü: Birleşik Krallık ve özellikle Londra, geleneksel olarak milyonerlerin göç ettiği dünyanın en iyi yerlerinden biri olarak görülmüş ve 1950’lerden 2000’lerin başına kadar Avrupa anakarasından, Afrika’dan, Asya’dan ve Orta Doğu’dan çok sayıda varlıklı aileyi sürekli kendine çekmiş bir ülke. Bu trend on yıl kadar önce tersine dönmeye başladı. Brexit sonrası 2017’den 2023’e kadar olan altı yıllık dönemde Birleşik Krallık’ın toplam 16.500 milyonerini göç nedeniyle kaybetti. Yalnızca bu yıl için beklenen 9.500 milyonerlik net çıkış ile 2024 yılına ilişkin tahminler bu trendin gelişerek süreceğini gösteriyor. Milyonerler için dünya en iyi 15 ülkesinin yer aldığı W15 sıralamasına göre Birleşik Krallık’taki milyonerlerin sayısı son on yılda yüzde 8 azalırken, diğer ülkelerde artış gösterdi. Almanya’da milyoner nüfusu son 10 yılda yüzde 15, Fransa’da yüzde 14 artarken, bu oran Avustralya’da yüzde 35, Kanada’da yüzde 29 ve ABD’de yüzde 62 olarak gerçekleşti. Milyonerleri göç eden ülkeler sıralamasında Çin, Birleşik Krallık, Hindistan, Güney Kore ve Rusya’nın ardından, 800 milyoner göçünün beklendiği Brezilya geliyor. Güney Afrika’nın 600, Tayvan’ın 400, Vietnam ve Nijerya’nın ise 300’er milyonerine veda etmesi bekleniyor.
Milyoner göçündeki artış yatırım göçünü de tetikliyor
Milyoner göçündeki artış, yatırım göçünde de buna paralel bir büyümeyi tetikliyor. Henley & Partners, geçtiğimiz 12 ay boyunca yaklaşık 200 farklı ülkeden yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık programları hakkında inanılmaz düzeyde talep aldı. En fazla talep eden ilk iki ulus Amerikalılar ve Hintliler olurken, İngilizler, Filipinler ve Güney Afrikalılar son beş yıldır olduğu gibi bu yıl da ilk 10’da yer alıyor. Henley & Partners’ın müşterileri tarafından en çok talep edilen yatırım yoluyla oturum programlarına baktığımızda Portekiz Altın İkamet İzni Programı, gayrimenkule bağlı yatırım seçeneğinin sona ermesine rağmen, Yunanistan Altın Vize Programı ve İspanya Yatırım Yoluyla Oturum Programı 2024 yılında da popüler seçenekler olarak öne çıkıyor. Diğer taraftan Malta da en çok tercih edilen ülkeler arasında yer alıyor. Ülkenin ekonomik kalkınmaya katkı sunan yabancılar ve ailelerine sunduğu vatandaşlığa kabul olanağı ve Doğrudan Yatırım Yoluyla İstisnai Hizmetler için Vatandaşlığa Kabul Programı yoğun talep görüyor. Karayipler’de ise Antigua ve Barbuda Yatırım Yoluyla Vatandaşlık Programı ve Grenada Yatırım Yoluyla Vatandaşlık Programı varlıklı kişileri ve ailelerini cezbetmeye devam ediyor.
]]>Yem fabrikası ile yoğurt, pastörize süt, ayran, kaşar, lor ve tereyağı üretilen tesiste üretim alanlarını gezen Aydın, çalışanlardan bilgi aldı.
Aydın, AA muhabirine, Sivas’ın tarım ve hayvancılık konusunda Türkiye’nin önde gelen kentlerinden biri olduğunu belirterek, 2019-2020 yıllarında belediye ve il özel idaresinin burada ortak bir projeyle hem yem hem de süt işletme fabrikası kurduğunu söyledi.
Fabrikanın Tarım Kredi tarafından işletilmesi halinde daha işlevsel olacağı düşüncesiyle yürüttükleri görüşmeler sonucu burasını bünyelerine kattıklarını ifade eden Aydın, “Biz hem yem hem süt konusunda Türkiye’de iddialı gruplardan biriyiz. Şirket halen SİVTAŞ adıyla devam ediyor. Gerekli prosedürlerin ardından buradaki Tarım Kredi Süt, Denizli’deki süt şirketimizin bir şubesi olacak. Yem fabrikası da bizim şirketimizin Sivas şubesi olacak.” dedi.
Aydın, fabrikada yıllık 40 bin ton süt, 120 bin ton civarında da yem üretildiğini, burasının lojistik bakımdan Doğu Anadolu Bölgesi için yem tedariki konusunda büyük önem taşıdığını anlattı.
“TARIM VE HAYVANCILIĞIN EKOSİSTEMİNİ YAPAN NADİR KURULUŞLARDAN BİRİYİZ”
Aydın, Tarım Kredi’nin ülkedeki tarım ve hayvancılık ekosistemindeki önemine dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Biz yemi vatandaşa vadeli olarak veriyoruz. Vatandaş alıyor ve hayvanını besleyerek süt yapıyor. Ürettiği sütü bize teslim ederek, bunun parasıyla yemini ödemiş oluyor. Sistem bu şekilde çalışıyor. Biz girdileri veriyoruz, nihai ürün çıktığında onu alıyor ve tüketicinin ihtiyacı haline dönüştürerek marketlerimizde sunuyoruz. Her adımımızda ülke tarımına katkıda bulunan, hem üreticinin hem de tüketicinin faydasını sağlamak üzere çalışan bir yapıyız. Hem üreticiyi hem de tüketiciyi regüle etme görevi yapıyoruz. Bu yönüyle Türkiye’deki tek kuruluşuz. Daha ekonomik, kaliteli, nitelikli ve güvenilir ticarete vesile olmaya çalışıyoruz.”
Tesisleri en iyi şekilde yönetip, sağladıkları gelirleri çiftçilere finansman desteği olarak sunmak istediklerini vurgulayan Aydın, ülke tarımı ve hayvancılığını desteklerken üreticiyi korumanın da temel görevleri olduğunu dile getirdi.
Aydın, “Önümüzdeki süreçte 6 bin ton kapasiteli 3 yeni silo yatırımı yaparak tesis depolama kapasitesini de artırmış olacağız. Günlük 22 ton süt işleme kapasitesine sahip bu tesisin üretim kapasitesini bu yıl içinde yapılacak yeni yatırımlarla günlük 40 tona çıkaracağız.” ifadelerini kullandı.
“MALİYETİ UYGUN ÜRETİME KATKI SAĞLIYORUZ”
Kuruluşun bünyesine kattığı Afyonkarahisar’daki Oruçoğlu Yağ Fabrikasına ilişkin de bilgi veren Aydın, daha önce 9 fason işletmeyle çalıştıklarını, hem lojistik masraflar hem de zamansal kısıtlarla karşılaştıklarını anlattı.
Aydın, fabrikanın Tarım Kredi bünyesine katılmasıyla bunu tek bir yerde topladıklarını ve çok sayıda istihdama vesile olduklarını belirterek, “Aracıyı ortadan kaldırdığımız için daha maliyeti uygun üretime katkı sağlamış oluyoruz.” diye konuştu.
Aydın, 2022 yılı verilerine göre Tarım Kredi’nin 3 şirketinin İSO 500 listesinde bulunurken bunların yanına yağ ve süt alanında 2 şirketin daha eklenerek son listede şirket sayılarının 5’e yükseldiğini sözlerine ekledi.
SİVTAŞ ziyaretinin ardından yönetim kurulu üyeleriyle Sivas Valisi Yılmaz Şimşek ile Belediye Başkanı Adem Uzun’u da ziyaret eden Aydın, ardından bölge birliğine geçerek çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre ihracat mayıs ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,3 artarak 24 milyar 66 milyon dolar, ithalat yüzde 10,4 azalarak 30 milyar 568 milyon dolar olarak gerçekleşti.
İhracat, ocak-mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,5 artarak 106 milyar 877 milyon dolar, ithalat yüzde 9,2 azalarak 143 milyar 682 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Dış ticaret açığı, mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 48 azalarak 12 milyar 495 milyon dolardan, 6 milyar 502 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Mayıs ayında yüzde 63,4 iken, mayıs ayında yüzde 78,7’ye yükseldi.
Ocak-mayıs döneminde dış ticaret açığı yüzde 34,3 azalarak 56 milyar 33 milyon dolardan, 36 milyar 805 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Mayıs döneminde yüzde 64,6 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 74,4’e yükseldi.
EN FAZLA İHRACAT ALMANYA’YA
Mayıs ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 902 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 521 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 1 milyar 475 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 148 milyon dolar ile Irak, 1 milyar 124 milyon dolar ile İtalya takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın %29,8’ini oluşturdu.
Ocak-Mayıs döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 8 milyar 609 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 6 milyar 459 milyon dolar ile ABD, 5 milyar 893 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 5 milyar 433 milyon dolar ile İtalya ve 5 milyar 378 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın %29,7’sini oluşturdu.
İTHALATTA İLK SIRA ÇİN’İN
İthalatta Çin ilk sırayı aldı. Mayıs ayında Çin’den yapılan ithalat 3 milyar 862 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 780 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 2 milyar 282 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 879 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 456 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın %43,4’ünü oluşturdu.
Ocak-Mayıs döneminde ithalatta ilk sırayı Rusya aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 19 milyar 90 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 17 milyar 846 milyon dolar ile Çin, 10 milyar 806 milyon dolar ile Almanya, 8 milyar 498 milyon dolar ile İtalya, 6 milyar 931 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın %44,0’ını oluşturdu.
BAKAN ŞİMŞEK’TEN DIŞ TİCARET DENGESİ AÇIKLAMASI
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından açıklanan dış ticaret dengesi verileri hakkında açıklamada bulundu. Şimşek şunları kaydetti:
Mayısta yıllık ihracat 260 milyar dolar ile tarihi zirvesine ulaşırken ithalat son bir yılda 29 milyar dolar azaldı. Yıllık dış ticaret açığı 35 milyar dolar iyileşerek 87 milyar dolara geriledi. Turizmde de güçlü seyir devam ediyor, mayısta yabancı ziyaretçi sayısı yıllık yüzde 14 arttı. Yıllık cari açığın mayısta bir önceki aya göre 6 milyar dolar iyileşerek yaklaşık 26 milyar dolar seviyesine gerilemesini bekliyoruz. İkinci çeyrek itibarıyla cari açığın milli gelire oranının yüzde 2,5’in oldukça altında gerçekleşmesini öngörüyoruz. Gerileyen cari açık dış finansman ihtiyacını azaltacak, daha kalıcı rezerv birikimi sağlayacak, dış borcun milli gelire oranını düşürecek, finansal istikrarı daha da güçlendirecek, kredi notu artışlarının devamına zemin hazırlayacak ve hedeflerimize ulaşmamızda önemli rol oynayacaktır.
]]>En iyi hikaye yazan BTM girişimleri ise yılda iki kez Sahne XL etkinliği ile yatırımcıların karşısına çıkarak projelerini tanıtma olanağı buluyor. Bu yılın ilk Sahne XL etkinliği BTM’nin Fulya’daki yerleşkesinde yapıldı. BTM kurulduğundan beri 17’nci kez düzenlenen etkinlik toplumda fark yaratmak isteyen girişimcilerin ve startup’ların iş dünyasıyla bütünleşmesini sağlıyor. Yatırımcılara da yenilikçi bir dünyanın kapısını aralayan Sahne XL etkinliğinde, Ön Kuluçka ve Kuluçka programlarında 6 aylık süreci başarıyla tamamlayan 18 girişimci sunum yaptı. Girişimcilerin önemli bir bölümünün yapay zeka destekli projeler geliştirmesi dikkat çekti.
Momentum teması
Momentum temasıyla düzenlenen Sahne XL etkinliğinin açış konuşmasını İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM) Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç yaptı. Sözlerine “Heyecanlanıyoruz, çünkü İstanbul’da bir girişim rüzgarı estirmek için büyük yatırım yaptığımız BTM’nin meyvelerini topluyoruz” diye başlayan Avdagiç, “Hemen itiraf edeyim ki, artık gelenekselleşen Sahne XL etkinliğimiz hem bir girişim dostu, hem bir iş dünyası mensubu, hem de İTO ve BTM Başkanı olarak beni en çok heyecanlandıran etkinliğimiz. Girişimci gençlerimizin ülkemizin ufkunu daha da genişleteceklerine dair ümidim gerçeğe dönüşüyor. O yüzden bu salonu dolduran girişimcilere ve sizlere diyorum ki: İyi ki varsınız. İyi ki bugün varlığınızla Sahne XL etkinliğimize güç veriyor, anlam katıyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Sahne XL gelecek için dönüm noktası
Avdagiç, “Sahne XL, yenilikçi ve teknolojik fikirlerin doğru stratejilerle birleştiğinde nasıl büyük bir ticari potansiyele dönüştüğünü gördüğümüz ve gösterdiğimiz bir platform oluyor. Artık rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: Sahne XL etkinliği, geleceğin iş dünyasını şekillendirecek vizyonerler, yenilikçiler ve liderler için de önemli bir dönüm noktasıdır” dedi.
“Bir evladım gibi alıp büyüttüğüm BTM’nin 7’nci yılını kutladık. Benim de görevimde 7’nci yılım” diyen Avdagiç sözlerini şöyle tamamladı: “Bu 7 yıllık çabamız sonucunda BTM hayal edilemeyecek bir yere geldi. BTM, 7 yılda 9 binden fazla girişimciye ve 6 bine yakın girişime destek oldu. Bu, bir girişimcilik merkezi için rekor bir rakamdır. BTM’yi fiziksel ve içeriksel olarak büyütüp, Türk girişimciliğinin merkezi yaptığımızın göstergesidir. Bu arada, arkadaşlarım bana güzel bir haber verdi: BTM, Global Startup Ödülleri’nde ‘En İyi Kuluçka Merkezi’ kategorisinde finale kaldı. Ardından da şu an halk oylaması sürecinin başladığını ve 8 Temmuz’a kadar devam ettiğini belirttiler. İnanıyorum ki, BTM bu yarışmada da hak ettiği ödülü alacak. Sizlerin destek ve oylarınız da bu ödüle ayrı bir anlam katacak.”
Hedef dünya birinciliği
Etkinliğin açış konuşmasını yapan diğer isim BTM Genel Müdürü İbrahim Elbaşı oldu. Sözlerine “Bugün burada bulunan girişimcilerimizin ortak bir özelliği var: Hayal kurmak ve bu hayalleri gerçeğe dönüştürme arzusu! İşte bugün bu cesur adımları atan ve hayallerini gerçeğe dönüştürmek için çabalayan 18 girişimcimizi dinleyeceğiz. Şimdiden her birini yürekten kutluyorum” diye başlayan Elbaşı, “BTM olarak 7 yıldır yenilikçi fikirlerle geleceği şekillendirme yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Bu süreçte birçok hayalimizi gerçekleştirdik ve çok güzel başarılar elde ettik. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıl UBI Global tarafından ‘Dünyanın En İyi 5 Kuluçka Merkezinden Biri’ seçildik. Bu sene de inşallah hedefimiz Dünya Birinciliği” ifadelerini kullandı.
BTM olarak Global Startup Awards isimli organizasyonda “En İyi Kuluçka Merkezi” kategorisinde finalist olduklarını da belirten Elbaşı, 8 Temmuz’a kadar devam edecek halk oylaması sürecinde herkesi BTM’ye oy vermeye davet etti.
18 girişimci ‘sahne’ aldı
Ücretsiz olarak tüm girişimcilik ekosistemini ve girişimciliğe ilgi duyan kişileri bir araya getiren ve aynı zamanda YouTube’dan da canlı olarak yayınlanan etkinlikte iki ayrı söyleşi bölümü de yer aldı. Erken Aşama Girişimler İçin ‘DOs & DON’Ts’ isimli ilk söyleşi bölümünde APY Ventures Fon Yöneticisi Mustafa Keçeli ile 212 Kurucu Ortağı Numan Numan konuşma yaparken, AI – Ups & Downs isimli ikinci söyleşiye ise Simya VC Kurucu Ortağı Selma Bahçıvanoğlu, ENA Venture Capital Strateji Danışmanı Mehmet Üner ile LP Investor & Fundraiser’dan Melih Herman Simon katıldı. Etkinlikte sunum yapan girişimler ve faaliyet gösterdikleri alanlar ise şöyle:
SKYMOD Teknoloji: SKYMOD tercih edilen büyük dil modelini kullanarak yapay zekâ asistanları oluşturmayı sağlıyor ve işletmelerin operasyonel yüklerini azaltmak için diyalog tabanlı yapay zekâ projeleri geliştiriyor.
Yenesse: Yenesse havalimanı transferlerine odaklanıyor. Kullanıcılar şoför bilgileri ve araç detaylarına erişip online rezervasyon yapabilirken, taşımacılar da taleplere bağımsız olarak teklif sunabiliyor.
E-dison AI: E-dison mobilite sektöründe B2B2C SaaS yaklaşımıyla elektrikli araç şarj istasyonlarını akıllı hale getiren yapay zekâ modelleri üretiyor.
Heysem AI: HEYSEM AI görüntü işleme ve derin öğrenme teknolojileriyle fabrikalarda üretim verimliliğini arttırıyor. Fabrika kameralarıyla kullanıcıya gerçek zamanlı izleme ve optimizasyon sağlıyor.
Shipink: Shipink e-ticaret şirketlerine global kargo gönderimi sağlıyor. Üyeler kargo ücretlerini öğrenebiliyor, etiket yazdırabiliyor, uluslararası belgeleri otomatik oluşturup gönderileri kolayca takip edebiliyor.
Mangrov: Mangrov işletmeleri benzer ürün ihtiyaçlarını kolektif olarak satın almaya teşvik ederek ölçek ekonomisinden faydalanıp küçük kuruluşların endüstri devleriyle büyümesine olanak tanıyor.
KamyondaPOS: KamyondaPOS lojistik sektöründe yapılan navlun ödemelerini kredi kartı ile yapma kolaylığı sunarak bireysel nakliyecilerin finansal esnekliklerini artırıyor ve nakit paraya daha hızlı ulaşmasını sağlıyor.
Mentor Özel Ders: Mentor Özel Ders Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde okuyan veya mezun eğitmenleri öğrencilerle buluşturan bir pazaryeri. Öğrencilere akademik ve sosyal destek sağlamayı hedefliyor.
Upfolx: Upfolx İK platformu olarak şirketlere eğitim bütçeleri atama imkânı sunarken içerik sağlayıcılara tek bir SaaS platformu üzerinden erişim sunarak yapay zekâ destekli kişisel asistan hizmeti de veriyor.
Valufy: Valufy şirket değerlemesini geleneksel ve yeni nesil metotlarla birleştirip yapay zekâ destekli bir platform üzerinden sunarak hızlı, şeffaf ve uygun maliyetli bir değerleme imkânı sağlıyor.
MonitUp: MonitUp işletmelerin verimliliğini artıran bir üretkenlik aracı. Çalışan aktivitelerini izleyip geliştirilmesi gereken alanları belirliyor ve performansı iyileştirerek işletme maliyetlerini azaltıyor.
Aivigo: Aivigo kas-iskelet rahatsızlıklarının önlenmesi ve tedavisinde kişiselleştirilmiş çözümler sunan yapay zekâ destekli dijital sağlık platformu. Kurumlar ve sigorta şirketlerinin maliyetlerini de azaltıyor.
Anytime: Anytime kullanıcıların kendi takvimlerine göre iş başvurusu yapmalarını ve işverenlerin proje bazlı ihtiyaçlarını karşılamayı sağlıyor. “Akıllı Eşleşme” özelliği ise iş arayanları uygun ilanlarla buluşturuyor.
Yomio Drops: Yomio Drops meyve ve yoğurttan oluşan karışımı düşük sıcaklıklarda dondurup ve ardından vakum altında kurutarak uygulanan freeze dry ile besin değerlerini korumuş sağlıklı atıştırmalıklar üretiyor.
Dental Cepte: Dental Cepte diş hekimleri için gerekli olan medikal cihazlar, sterilizasyon malzemeleri, teknik servis, reklam ajansı hizmetleri gibi birçok farklı gereksinimi tek bir uygulama üzerinden sunuyor.
BlueOperation: BlueOperation IoT teknolojileri, yapay zekâ ve bina teknolojileri entegrasyonlarını kullanarak tesis yönetimi ve operasyonel iş süreçlerine yönelik çözümler üretiyor.
Fraktal Games Studio: Fraktal Games Studio sınırları zorlayan mobil bulmaca oyunları tasarlayarak oyuncuların düşünme becerilerini, yaratıcılıklarını ve öğrenme potansiyellerini en üst düzeye çıkarmayı hedefliyor.
Akasu: AKASU yapay zekâ destekli otonom sulama teknolojileriyle küresel iklim krizine önlem alınmasına ve çiftçilerin ürün verimliliğinin artırılmasına yardımcı oluyor.
]]>