Azerbaycan Hava Yolları’na ait bir Embraer 190 yolcu uçağı, dün Kazakistan’ın Aktau kenti yakınlarında alev alarak yere çakıldı.
38 kişinin hayatını kaybettiği kazada, 29 kişi ise mucizevi şekilde kurtarılarak tedavi altına alındı. Kazanın ardından uçaksavar füzesi iddiaları gündeme geldi.
Uçak, Bakü’den Çeçenistan’ın Grozni kentine gitmek üzere yola çıkmış, ancak rotasından yüzlerce kilometre saparak Hazar Denizi’nin doğu kıyısında acil iniş yapmaya çalışmıştı.
UÇAKSAVAR FÜZESİ TARAFINDAN VURULDU İDDİASI
Havadayken sekiz çizen uçağın neden böyle bir sapma yaşadığıyla ilgili tartışmalar sürerken İngiliz Telegraph gazetesine göre, Rus askeri blog yazarları ve bazı havacılık analistleri, kazanın sebebinin uçaksavar füzesi olabileceğini öne sürdü.
Olay yerinden gelen görüntüler, uçağın dik bir açıyla çakıldığı ve yere düşerken bir ateş topuna dönüştüğünü gösteriyor.

RUSLAR İDDİALARI DESTEKLİYOR
Kaza sonrasında uçağın gövdesindeki deliklerin dikkat çektiğini belirten bazı analistler, bu deliklerin uçaksavar füzesinin şarapnel parçalarından kaynaklanabileceğini iddia etti.
Rus güvenlik servisleriyle bağlantılı olduğu bilinen Baza isimli bir Telegram kanalı, “Bu delikler, bombardıman veya bir patlama izlerini andırıyor.” dedi.
1,3 milyon abonesi olan Rybar isimli bir başka Telegram kanalı ise, gövdedeki hasarın “uçaksavar füzesinin çarpıcı unsurlarını” taşıdığını belirterek iddiaları destekledi.

OKSİJEN TANKI PATLADI
Kazadan hemen önce, uçak mürettebatının havada bir çarpışma yaşandığını bildirdiği öğrenildi.
İlk etapta, bu çarpışmanın kuş sürüsünden kaynaklandığı düşünüldü.
Ancak, daha sonra uçağın oksijen tanklarından birinin patladığı bilgisi ortaya çıktı.
RUSYA’NIN MÜDAHALE ETTİĞİ DÜŞÜNÜLÜYOR
Bu durum, çarpışmanın bir Rus hava savunma sistemiyle karşılaşma olabileceği yönündeki spekülasyonları güçlendirdi.
Telegraph’a göre, uçak planlanmayan bir rota üzerinden geçerken, Rus yetkililerin uçağın uçtuğu bölgeyi kontrol altına aldığı ileri sürüldü.
Kazanın kesin nedeni henüz netleşmemişken uçaksavar füze iddiası, hem Azerbaycan hem de Kazakistan yetkilileri tarafından derinlemesine incelenmeye alındı.

Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Suriye’de Heyet Tahrir Şam çatısı altında birleşen muhalif gruplar, Beşar Esad yönetimine karşı ayaklanarak 8 Aralık tarihinde Şam’a girerek 61 yıllık Baas rejimin çökertmişti.
İran ve Rusya’nın destekleriyle ayakta duran Beşar Esad ise, yenilgisinin ardından Rusya’ya kaçarak mülteci olmuştu.
Suriye’nin geçici yönetimini devralan HTŞ lideri Ahmed eş-Şera , ülkenin yeniden ayaklanması sürecini resmen başlattığını duyurmuştu.
SURİYE’DEN TAZMİNAT TALEP ETTİ
Yaşanan halk darbesinden dış güçleri sorumlu tuttuklarını ifade eden İran yönetimi ise, yeni Suriye hükümetinden Esad yönetimindeki borçları ödemesini istedi.
30 milyar dolarlık bir tazminat beklediklerini açıklayan İran, “Hükümet değişse bile İran’ın Suriye üzerindeki alacaklarından vazgeçilmeyecek. Suriye’de kurulacak yeni yönetim, bu borcu İran halkına ödemekle yükümlü olacak” açıklamasını yapmıştı.

İRAN’A 300 MİLYAR DOLARLIK TAZMİNAT
İran’ın tazminat isteğine, eş-Şara geçici hükümetinden bir adım geldi.
Lübnan’ın El-Modon gazetesinde yayınlanan habere göre, Suriye’nin yeni yönetimi, uluslararası mahkemeler aracılığıyla İran’dan 300 milyar dolar tazminat talep etmeye hazırlanıyor.
“ESAD’A VERDİKLERİ DESTEK ÜLKEDE YIKIMA NEDEN OLDU”
Tazminatın, “Tahran’ın devrik devlet başkanı Beşşar Esad rejimi lehine milislerle kurduğu askeri ittifak sırasında, Suriyelilere ve Suriye’nin altyapısına yönelik suç teşkil eden ve keyfi politikalar nedeniyle oluşan zararların karşılanması amacıyla, Suriye halkına ve Suriye devletine ödeneceği” ifade edildi.
Yeni hükümet, İran’ı Esad’a verdikleri destek nedeniyle yaşanan katliama “ortak” olarak görüyor.

İRAN İLE İLETİŞİM KURULMADI
Lübnan merkezli El-Modon gazetesinin haberine göre, Suriye’deki yeni siyasi yönetime yakın bir kaynak, İran ile henüz herhangi bir iletişim kurulmadığını belirtti.
Kaynak ayrıca, Şam Büyükelçiliği ve Suriye’nin Tahran Büyükelçiliğinin açılmasına ilişkin diplomatik müzakereler de dahil olmak üzere, İran’la hiçbir görüşme gerçekleştirilmediğini ve Tahran yönetiminin, Esad rejimine destek amacıyla kurduğu askeri ittifak nedeniyle dava edileceğini ifade etti.

Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze topraklarını işgal eden İsrail ordusu, saldırılarına yenilerini eklemeye devam ediyor.
Binlerce masumu katleden ordu, bu defa yaptıkları katliamı dünyaya duyuran basın mensuplarını hedef aldı.
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’na baskın düzenleyen İsrail askerleri El-Kuds el-Yevm (alqudstoday-tv) televizyonuna ait canlı yayın aracına bombalı saldırı düzenledi.
5 GAZETECİ HAYATINI KAYBETTİ
Feci saldırıda araçta ve aracın yakınında bulunan 5 gazeteci hayatını kaybetti.

KİMLİKLERİ AÇIKLANDI
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisinden yapılan açıklamada, televizyon çalışanlarından 5’inin hayatını kaybettiği, ölenlerin foto muhabiri Eymen el-Cedy ile gazeteciler Faysal Ebu el-Kumsan, İbrahim eş-Şeyh Ali, Muhammed el-Led’a ve Fadi Hassune olduğu kaydedildi.
ÖLDÜRÜLEN GAZETECİ SAYISI 201’E ÇIKTI
Açıklamada, söz konusu gazetecilerin öldürülmesiyle İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda öldürülen gazeteci sayısının 201’e çıktığı ifade edildi.
İsrail’in Filistinli gazetecileri hedef alması, öldürmesi ve suikasta uğratmasının en güçlü şekilde kınandığı açıklamada, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu, Arap Gazeteciler Federasyonu ve dünyanın tüm ülkelerindeki gazetecilik kuruluşlarına, Gazze Şeridi’ndeki Filistinli gazetecilere ve medya çalışanlarına yönelik bu sistematik suçları kınamaları çağrısında bulunuldu.

“ABD, İNGİLTERE, ALMANYA VE FRANSA SORUMLU”
Açıklamada, “Bu iğrenç ve vahşi suçun işlenmesinden” tamamen İsrail ve soykırım suçuna iştirak eden ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkeler sorumlu tutuldu.
Uluslararası topluma, uluslararası örgütlere ve dünyanın tüm ülkelerindeki gazetecilik ve medya çalışmalarıyla ilgili örgütlere İsrail’in suçlarını kınamaları, onu caydırmaları, devam eden suçlarından dolayı uluslararası mahkemelerde yargılamaları ve İsrailli suçluları adalete teslim etmeleri çağrısında bulunulan açıklamada ayrıca soykırım suçunu durdurmak, Filistin’de ve özelde Gazze Şeridi’nde gazetecileri ve medya çalışanlarını korumak, onları öldürme ve suikast suçunu durdurmak için İsrail’e ciddi ve etkili baskı uygulamaları talep edildi.

Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ÜLKELERİNİ AYAĞA KALDIRMALILAR: Bölgemizde ve dünyada önemli hadiseler cereyan ediyor. Suriye’de son dönemde yaşanan gelişmeleri de aynı zaviyeden Suriye halkının çıkarını önceleyen bir yaklaşımla çok yakından takip ediyoruz. Suriye halkının birliğe, dayanışmaya, uzlaşıya ve savaş yorgunu ülkelerini süratle ayağa kaldırmaya ihtiyacı var. Biz de komşuları ve kardeşleri, bu zorlu süreçte Suriye’de istikrarın sağlanmasına katkı sunmaya çalışıyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve birliğinin yeniden tesisine atfettiğimiz önemi her fırsatta vurguluyoruz.
SURİYELİ KARDEŞLERİMİZİN YANINDA OLMALIYIZ: Tüm dini, mezhebi ve etnik grupların yan yana sulh içinde yaşadığı terörden arındırılmış bir Suriye’nin inşası en samimi beklentimiz. D-8 üyeleri olarak bu zorlu mücadelelerle Suriyeli kardeşlerimizin yanında olmamız gerektiğine inanıyorum.

BUGÜN DÜNDEN DAHA GÜÇLÜYÜZ: Teşkilatımızı büyütmek suretiyle etki alanını daha da geliştirmek için yeni üye ve ortaklara kapımızın açık olması gerekiyor. Bu noktada Endonezya Cumhurbaşkanımızın talebini ben de aynen paylaşıyorum. Son yıllarda önemli atılımlar gerçekleştiren Azerbaycan’ın teşkilatımıza üye olmasıyla birlikte bugün dünden daha güçlüyüz. Kardeş Azerbaycan’a D-8 ailemize hoş geldiniz diyorum.
KÜRESEL GÜVENLİK KURUMLARI İŞLEVSİZ: Yaklaşık çeyrek asırlık geçmişe sahip teşkilatımızın kuruluş felsefesinde yer alan barış, diyalog, işbirliği, adalet ve eşitlik kavramlarının önemi bugün daha iyi anlaşılıyor. Artan çatışmalar, krizler ve savaşlar karşısında maalesef küresel güvenlik ve istikrarı teminle görevli kurumlar sorumluluklarını yerine getirmiyor. Gelinen noktada sadece siyasi sistemin değil, temelleri İkinci Dünya Savaşı sonrasında atılan ekonomik nizamın da ciddi sarsıntılar geçirdiğini görüyoruz. Küresel iktisadi kurumlar cari gerçeklere ya uyum sağlayamıyor ya da ihtiyaç duyulan desteği vermekte zorlanıyor. Böylesine hassas bir dönemde gerçekleştirdiğimiz zirvemizde alacağımız kararların sorunların çözümünde bize rehberlik etmesini ümit ediyorum.
SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMANIN YOLU GENÇLER: Toplantımızın temasını teşkil eden gençler ve KOBİ’ler ülkemizin son 22 yıldır ekonomi alanında kaydettiği ilerlemenin de lokomotifi oldu. Üye ülkelerimizdeki toplamda 1 milyardan fazla nüfusumuzun çok büyük kısmı gençlerden oluşuyor. Avrupa dahil Batı’da nüfusun giderek yaşlandığı bir dönemde genç nüfus iyi değerlendirilebildiğinde bizler için çok büyük bir avantaj. Türkiye olarak sürdürülebilir kalkınmanın ancak gençlerin ekonomiye azami iştiraki ile mümkün olabileceğini biliyoruz. Gençlerimizin teknolojik ve dijital becerileriyle girişimci ruhlarını geliştiren proje ve programlar yürütüyoruz. Dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali olan TEKNOFEST’e en az gelişmiş ülkeleri dahil etmek suretiyle küresel adalet ve gelişime katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

TERCİHLİ TİCARETİN ÖNEMİ: KOBİ’lerin desteklenmesinde D-8’in mevcut imkânlarını daha etkin şekilde kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. Ticaretten yatırıma, kırsal kalkınmadan tarıma, turizmden enerji ve ulaştırmaya kadar çeşitli alanlarda KOBİ’leri bilgilendirici programlar düzenlenmesinde fayda var. KOBİ’lerin teşkilatımızın en önemli girişimlerinden olan tercihli ticaret uygulamalarından azami derecede istifade edebilmeleri için programlar geliştirilmesi gerekiyor. Bu programlar ülkemiz arasındaki ticarete önemli katkı sunacak. Mısır’ın da tercihli ticaret anlaşmasını onaylamasıyla birlikte artık çok daha geniş çerçevede anlaşmanın uygulanması mümkün olacak.
ABBAS VE MİKATİ DESTEK İSTEDİ
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, “İsrail’in 1967 sınırlarında Doğu Kudüs dahil olmak üzere Filistin topraklarındaki işgaline son verilmesi gerektiği konusunda tüm dünya hemfikirdir. İsrail, Filistin halkına yönelik ihlallerine devam ediyor ve dünya, tek bir standartla hareket etmeli” ifadelerini kullandı. Lübnan Başbakanı Necib Mikati ise Lübnan’ın çok büyük bir kriz yaşadığını belirtti ve İsrail’in ülkelerine saldırıları nedeniyle D-8 ülkelerinden yardım istedi.

KAHIRE’DE YOĞUN DIPLOMASI TRAFIĞI
YENİ Başkanlık Sarayı’ndaki aile fotoğrafı çekiminin ardından, liderler Kuran’da ilk inen ayet olan İkra (Oku) yazılı tablo önünde zirve anı defterini imzaladı. Salonda, Fetih Suresi okundu. Toplantıya, D-8 üyesi Türkiye, Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Malezya, Nijerya ile Pakistan’ın devlet ve hükümet başkanlarının yanı sıra Lübnan Başbakanı Necib Mikati, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Azerbaycan Başbakanı Ali Asadov da katıldı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es- Sisi ile görüşen Erdoğan, Mısır’la savunma sanayii, enerji, ulaştırma ve kalkınma başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini geliştirmeye, 15 milyar dolar karşılıklı ticaret hacmi hedefine ulaşmak için gayret göstermeye devam edeceklerini ifade etti. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’le görüşmesinde ise Erdoğan, siyasi ve ekonomik işbirliğini artırmak için çalışmaların devam edeceğini vurguladı. Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’la da bir araya geldi.

İSRAİL’E KARŞI BİRLİK ÇAĞRISI
D-8 Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen Filistin ve Lübnan’daki durumlara ilişkin özel oturumda İslam ülkelerine İsrail’e karşı atılacak adımlar için birlik ve öncülük etme çağrısında bulunan Başkan Erdoğan şu mesajları verdi:
İsrail yönetimi, Amerika’nın aleni, birçok Batılı ülkenin de dolaylı desteğinden cesaret alarak saldırılarını genişleterek sürdürüyor. Lübnan’dan sonra Suriye de İsrail yayılmacılığının hedefi oldu. İsrail’in Golan tepelerinde yasadışı yerleşimlerini genişletmesi dâhil Suriye’nin toprak bütünlüğünü hiçe sayan adımlarını görüyoruz. Suriye’nin ve bölgemizin istikrarını tehdit eden bu hukuksuzluklara D-8 olarak çok daha güçlü tepki vermemiz gerek.

TECRİT EDİLMELİ
İslam ülkeleri olarak İsrail’e karşı atılabilecek adımlara öncülük etmeliyiz. Her şeyden önce İsrail’e silah ambargosu uygulanması, İsrail ile ticaretin sonlandırılması ve uluslararası alanda tecrit edilmesi çok mühim. Silah satışının durdurulması girişimimize aralarında güvenlik konseyinin daimi 2 üyesinin de bulunduğu 52 üye ve 2 uluslararası teşkilat destek verdi. Güney Afrika tarafından Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan ve Türkiye olarak bizim de müdahillik başvurusu yaptığımız davaya D-8 üyeleri başta olmak üzere azami sayıda ülkenin müdahil olmasını teşvik etmeliyiz. Kısa vadede Gazze’de kalıcı ateşkese ulaşmak her zamankinden daha fazla önem kazandı. Bu konuda hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız. Uzun soluklu hedefimiz ise 2 devletli çözümü hayata geçirmek için bir müzakere sürecinin başlatılması olmalıdır. Ateşkesin sağlanması konusunda Katar ve Mısır’ın sürdürdüğü müzakerelere güçlü destek vererek bir an evvel neticeye ulaşmalıyız.
DAHA FAZLA ÇABA HARCAMALIYIZ
Lübnan’da ateşkesin tesisi ve Suriye’de Esad rejiminin çökmesi, ümit ediyorum daha olumlu bir dönemin başlangıcı olacaktır. Lübnan’ın içinde bulunduğu sıkıntılı dönemde hep birlikte kardeşlerimizin yanında olmamız lazım. Filistin’de olduğu gibi Lübnan’da da siyasi dağınıklığın devam etmesine izin vermemeliyiz. Acil ve kalıcı bir barışın tesisi için D-8 ülkeleri olarak hep birlikte daha fazla çaba harcamalıyız.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’nin Güney Kore halkına olan “sarsılmaz” desteğine dikkati çeken Blinken, ABD’nin iki ülke arasındaki ittifaka olan bağlılığını yineledi ve ittifakın ortak değerlere ve karşılıklı çıkarlara dayanan ilişkisine değindi.
Blinken, ABD’nin bölgesel güvenlik, refah ve demokratik ilkelerin desteklenmesi de dahil olmak üzere ittifakın ortak hedeflerini yerine getirmek üzere Güney Kore’de Devlet Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Yoon Suk Yeol’un yerine vekaleten getirilen Başbakan Han Duck-soo ile işbirliği içinde çalışma niyetini ifade etti.
İkili, bölgesel ve küresel zorlukların ele alınmasında iki ülke arasında süregelen işbirliğine dikkati çekti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Güler, Suriye‘de son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin gelen soruya verdiği yanıtta ” Suriye‘deki gelişmeleri yakınen takip ediyoruz. Yeni yönetim, devamlı açıkladığı olumlu mesajlarla kendisinin dünyayla ilişki kurması açısından çok önemli adımlar atıyor. AB, İngiltere, Fransa, İtalya, ABD’yle direkt ilişkileri kurmaya başladılar. Bunlar, yeni yönetimin lehine olan gelişmeler. Ayrıca, Suriye içerisinde de topluma verdikleri olumlu mesajlarla da halkla beraber çalışmaya başladığını ve devam edeceğini de açıkça ifade ediyorlar” dedi.
“İSTEDİĞİMİZ SEVİYEDE DEĞİL”
Türkiye‘deki Suriyeli göçmenlerin ülkelerine dönüşlerine ilişkin de konuşan Güler, “Ülkemizde yaşayan Suriyeli vatandaşlar da kendilerine açılan yeni kapılar da dahil olmak üzere çıkışla ilgili faaliyetlerini sürdürmeye başlamışlardır. Henüz arzu edilen seviyede olmasa da yapılacak düzenlemeler sayesinde Suriyeli vatandaşlarımızın güvenli ve onurlu bir şekilde kendi topraklarına kavuşacağını düşünüyoruz” sözlerini sarf etti.
“ZARAR VERMEDEN AYRILACAKLARINI DÜŞÜNÜYORUZ”
Güler öte yandan “Suriye’de şu anda Ayn El-Arab bölgesinde YPG/PKK elemanları bölgeden çıkmama konusunda direniyorlar, Haseke bölgesinde bir eylemde bulundular. Yeni yönetim özellikle Rakka ve Tapka’yı terk etmeleri konusunda kendilerine telkinlerde bulunuyor. Kendi aralarında bu anlaşmaları yapabileceklerini düşünüyoruz. Ayn El-Arab ve Sırrın’da ağır silahları dahil bırakarak, yönetime teslim ederek buralardan çıkmasını ve oradaki vatandaşları rahatsız etmeden, onların daha büyük çatışmalarla zarar vermeden buradan ayrılacaklarını düşünüyoruz” diye konuştu.

Milli Savunma BakanıTbmm Genel KuruluYaşar GülerPolitikaGüvenlikTürkiyeSuriyeGöçmenHukukDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
SICAKLIKLAR NORMALLERİN ÜZERİNDE
Hava sıcaklıklarının iç ve batı kesimlerde mevsim normallerinin 3 ila 5 derece üzerinde, diğer yerlerde mevsim normalleri civarında seyretmesi bekleniyor. Rüzgarın ise genellikle güneyli, kuzeydoğu kesimlerde batı ve kuzeybatılı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
BUZLANMA, DON VE ÇIĞ UYARISI
Yağışların gece saatlerinden itibaren İzmir, Aydın, Çanakkale çevreleri ile Balıkesir’in batı ilçelerinde yerel kuvvetli olması beklendiğini belirten Meteoroloji, yaşanabilecek olumsuz şartlara karşı dikkatli ve tedbirli olunması konusunda uyardı. Sabah ve gece saatlerinde doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı beklendiği belirtilerek yaşanabilecek olumsuz şartlara karşı dikkatli ve tedbirli olunması yönünde uyarıda bulunuldu. Ayrıca, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yükseklerinde dik ve eğimli yamaçlarında çığ tehlikesi bulunduğundan yaşanabilecek olumsuz şartlara karşı dikkatli ve tedbirli olunması yönünde uyarı yapıldı.
BAZI İLLERDE HAVA DURUMU
İSTANBUL °C, 15°C Parçalı çok bulutlu, gece saatlerinden sonra sağanak yağışlı
ANKARA °C, 8°C Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu
İZMİR °C, 17°C Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinden sonra yerel olmak üzere kuvvetli olması bekleniyor.
ÇANAKKALE °C, 16°C Parçalı çok bulutlu, sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ANTALYA °C, 18°C Az bulutlu ve açık, öğleden sonra parçalı bulutlu, doğu ilçeleri sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 16°C Parçalı bulutlu
ERZURUM °C, 0°C Parçalı bulutlu
DİYARBAKIR °C, 5°C Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu
GAZİANTEP °C, 11°C Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu

YaşamDünyaDoğakar
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
CENTCOM, Suriye‘nin Deyrizor vilayetinde hedefli bir saldırıda IŞİD Lideri Ebu Yusuf‘u öldürdüğünü açıkladı. Bugün sosyal medya platformu X üzerinden CENTCOM tarafından yapılan açıklamada, “19 Aralık’ta ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı Suriye‘nin Deyrizor Vilayetinde IŞİD lideri Ebu Yusuf aka Mahmud’u hedef alan bir hava saldırısı gerçekleştirerek Ebu Yusuf de dahil olmak üzere iki DEAŞ mensubunun öldürülmesini sağladı” denildi.
“KARARLILIĞIMIZIN PARÇASIDIR”
Açıklamada ayrıca “Bu hava saldırısı CENTCOM’un bölgedeki ortaklarıyla birlikte teröristlerin ABD’den, müttefiklerimizden ve ortaklarımızdan sivillere ve askeri personele yönelik saldırı planlama, organize etme ve gerçekleştirme çabalarını bozma ve geriletme yönündeki süregelen kararlılığının bir parçasıdır. Saldırı daha önce Suriye rejimi ve Ruslar tarafından kontrol edilen bir bölgede gerçekleştirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.
“AGRESİF BİR ŞEKİLDE HEDEF ALACAĞIZ”
CENTCOM Komutanı Michael Erik Kurilla ise operasyona ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Bölgedeki müttefik ve ortaklarıyla birlikte çalışan ABD, daha önce de ifade edildiği üzere, IŞİD’in Suriye’deki mevcut durumdan faydalanmasına ve yeniden yapılanmasına izin vermeyecektir. IŞİD’in, şu anda Suriye’deki cezaevlerinde tutulan 8 binden fazla DEAŞ mensubunun kaçmasını sağlama niyeti vardır. Suriye dışında operasyonlar yürütmeye çalışanlar da dahil olmak üzere bu liderleri ve ajanları agresif bir şekilde hedef alacağız.”

Amerika Birleşik DevletleriEbu YusufGüvenlikPolitikaSuriyeDünyaIşid
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>17 MİLYON DOLAR
Sözcü’den Saygı Öztürk’ün haberine göre, Korkmaz’ın uçağını 17 milyon dolara Ronaldo’ya sattığı, yerine 73 milyon dolara GLOBAL 7500 uçağı aldığı anlaşıldı. Kokrmaz’ın yeni uçağının şu anda Almanya’da BRABUS tesislerinde designer tarafından tasarımının yapıldığı ve 14 Şubat’ta Korkmaz’a teslim edileceği öğrenildi.
Sezgin Baran Korkmaz
Ayrıca Korkmaz’a ait uçağın TMSF’ye icra dairesi tarafından satıldığı öne sürülmüştü. ABD’de yaşayan ve bazı yatırımları olduğu belirtilen Sezgin Baran Korkmaz’ın Türkiye’ye ne zaman döneceği önümüzdeki günlerde görülecek ola kara para aklama mahkemesiyle belli olacak.
Sezgin Baran KorkmazCristiano Ronaldo3-sayfaFinansFutbolHukukDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
2 MAHKUMUN NAKLEDİLMESİ NEDENİYLE OLAYLAR ÇIKTI
Devlet Güvenlik Sekreteri Victor Hugo Chavez, basına yaptığı açıklamada, şiddet olaylarının 2 mahkumun nakledilmesi nedeniyle çıktığını, polisin cezaevinde güvenliği sağlamak için operasyon yaptığını belirtti. Mahkumlar, çeşitli mobilyaları ve çöpleri ateşe verdi. Operasyonda çok sayıda silah, kesici alet ve patlayıcı madde ele geçirildi.
Öte yandan isyanın duyulması üzerine mahkum yakınları bilgi almak için cezaevi önünde toplandı.

GüvenlikCezaevi3-sayfaGüncelMahkumHukukDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“4 BİN İRAN YANLISI MİLİTANI TAHRAN’A GÖTÜRDÜK”
Vladimir Putin, Suriye‘de Esad düşmeden önce toplamda 30 bin rejim askerinin ve İran yanlısı milisin savaşmadan geri çekildiğini belirtmiş ve kendilerinin 4 bin İran yanlısı militanı Tahran’a götürdüklerini öne sürmüştü.
DEVRİM MUHAFIZLARI İDDİAYI YALANLADI
İran tarafından ise Putin’in bu açıklamalarına yalanlama geldi. Putin’in Suriye‘de 4 bin İranlı savaşçıyı Tahran’a götürdükleri yönündeki sözlerinin gerçeği yansıtmadığını belirten Devrim Muhafızları Ordusu, ülkedeki son çatışmalarda 15 askeri danışmanlarının hayatını kaybettiğini iddia etti.
SURİYE’DEKİ GELİŞMELER
Suriye‘de 27 Kasım’da rejim karşıtı silahlı gruplar ile Beşar Esad güçleri arasında çatışmalar yoğunlaşmıştı. Gruplar, 30 Kasım ile 7 Aralık tarihleri arasında Halep, İdlib, Hama ve Humus gibi en büyük illerde üstünlük kurmuştu. Başkent Şam’a 7 Aralık’ta girmeye başlayan gruplara halk kitlelerinin de destek vermesiyle rejim, Şam ve diğer birçok bölgede kontrolü tümüyle kaybederek çökmüştü. Baas Partisinin 61 yıllık iktidarı sona ererken, rejim lideri Esed, 8 Aralık’ta başkentten kendisi ve ailesi için sığınma sağlama kararı alan Rusya’ya kaçmıştı.
Öte yandan, Suriye Milli Ordusu da aralıkta başlatılan Özgürlük Şafağı Operasyonu’nun ilk gününde Tel Rıfat ilçe merkezini terör örgütü PKK/YPG’den kurtarmıştı. Operasyonda Münbiç ilçesinin de kurtarılmasıyla, Fırat Nehri’nin batısındaki en büyük terör yuvasına dönüşen bölge, PKK/YPG’den temizlenmişti. Baas rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’de geçici yönetim kuruldu, Muhammed el-Beşir Mart 2025’e kadar geçici yönetimin başbakanı olarak görevlendirildi. Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği, 14 Aralık’ta yeniden faaliyete geçti. Rejimin devrilmesinin ardından birçok Batı ülkesi Şam’a heyet gönderdi.
Erdem AksoyHaberler.com – DünyaUluslararası İlişkilerDevrim MuhafızlarıPolitikaSuriyeTahranRusyaDünyaİran
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SURİYE’de 61 yıllık Baas rejiminin sona ermesi ile Türkiye’deki Suriyelilerin Hatay’daki Cilvegözü Gümrük Kapısı’ndan ülkelerine dönüşleri sürüyor. 13 yıldır Türkiye’de yaşayan Suriyeli Ferhat Ramazan, “13 yıldır annemi, babaannemi görmedim. Onlara kavuşacağım için mutluyum” dedi.
Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Gümrük Kapısı’na sabahın ilk ışıklarıyla araçlarla gelen Suriyeliler, burada kurulan çadırların altında işlemlerinin yapılması için sıraya giriyor. Yanlarında getirdikleri yaşam malzemeleri ile işlemlerini yaptıran Suriyeliler, gönüllü olarak ülkelerine geçiyor. Jandarma herhangi bir sıkıntı yaşanmaması için yoğun güvenlik önlemi alırken, dönenler Türk halkına misafirperverliklerinden dolayı teşekkür ediyor. Cilvegözü Gümrük Kapısı’nda sıra bekleyen Suriyelilere, başta Kızılay olmak üzere Göç İdaresi ekipleri de yemek ihtiyaçlarını karşılayıp, diğer ihtiyaçları için de hizmet veriyor.
‘TÜRKİYE’DEN ALLAH RAZI OLSUN’
Yaklaşık 13 yıldır Türkiye’de yaşadığını belirten Ferhat Ramazan (38), “13 yıldır annemi, babaannemi görmedim. Onlara kavuşacağım için mutluyum. Burada inşaatlarda çalıştım. Orada da aynı işi yapacağım. Türklerden, Türkiye’den Allah razı olsun” dedi. Ailesiyle ülkesine dönen Safa Ebubekir (31) ise 7 yıldır Türk halkının misafirperverliği için teşekkür etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TEKİRDAĞ – TekirdağKapaklı ilçesinde gece saatinde başlayan yoğun sis, sabahın erken saatlerinde de ilçe genelinde etkisini gösteriyor.
18 Aralık Çarşamba gecesi saat 22.00 sonrası Kapaklı ilçesi genelinde etkinli olan sisli hava, 19 Aralık Perşembe günü sabahın erken saatlerinde de etkisini kent genelinde sürdürmeye devam etti.
Normal şartlarda 35 kilometre olan görüş mesafesi ise 8 kilometreye düşmesi sebebiyle sürücüler trafikte sis farlarını açarak ilerliyor. Saat 12.00’dan sonra ise sisli havanın kalkarak görüş seviyesinin yükselmesi bekleniyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>FT’nin haberine göre kardeşlerden biri olan Hafız Makhlouf’un Moskova yakınlarındaki bir konut binasında üç odalı bir dairede yaşıyor. Bir kaynak, Esad’ın erkek ve kız kardeşlerinin Moskova’da daire satın almadığını belirtti. İddiaya göre mülkü Neva kulelerine yapılan yatırımlardan kâr elde etmek için aldılar. Telegram kanalı, Beşar Esad’ın ailesinin, Ulitsa 1905 Goda metro istasyonunun yakınındaki Klimashkina Caddesi’ndeki bir evde bir daireye yerleşmiş olabileceğine yazdı. Cheka-OGPU, Esad ailesinin Suriye’deki hizmetkarlarının da Rusya’ya taşınabileceğini belirti. ABD Dışişleri Bakanlığı, Esad ailesinin sermayesinin 1-2 milyar dolar olduğunu tahmin ederken, Washington, zengin Suriyelilerin varlıklarının farklı hesaplarda veya offshore hesaplarda saklandığına inandığı için kesin bir rakam veremiyor. Dışişleri Bakanlığı’nın verilerine göre ise, Suriye eski cumhurbaşkanının mevcut parası rahat bir yaşam için yeterli. Telegraph haberinde, “Beşar Esad sürgündeki yeni lüks hayatında hâlâ şampanya yudumluyor ve havyar yiyor olabilir” dedi. Rusya’da Suriye’nin eski cumhurbaşkanının durumu resmi olarak açıklanmazken, Kommersant, gelecekte Beşar Esad’ın Rusya’dan siyasi sığınma hakkı alabileceğini öne sürdü.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Suriyeliler kendi kendilerini savunmak zorundalar çünkü biz orada olmayacağız. Orta Doğu önemli ama Orta Doğu’daki sorunu yönetmek Ukrayna ile Rusya’yı barıştırmaktan daha kolay.”
BLINKEN TÜRKİYE’Yİ ZİYARET EDECEK
ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre Blinken, sırasıyla Ürdün’ün Akabe kentinde ve daha sonra Ankara’da temaslarda bulunacak.
Blinken’ın ana gündeminde Suriye’deki son gelişmeler, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından geçiş süreci çalışmaları ve ülkedeki siyasi süreç ile Gazze’de olası ateşkes anlaşmasına yönelik başlıklar olacak.
Açıklamada, “Bakan Blinken, değerli bir NATO müttefiki olan Türkiye’de üst düzey yetkililerle bir araya gelecek ve terörle mücadeleden bölgesel istikrara kadar ortak öncelikler üzerindeki devam eden ikili iş birliklerini ele alacak.” ifadesine yer verildi.
Açıklamaya göre Blinken, Türkiye ve Ürdün temaslarında, “ABD’nin hesap verebilir ve temsili bir Suriye hükümetine geçiş sürecine desteğini” de yineleyecek.
Blinken ayrıca, görüşmelerinde, bu geçiş döneminde ABD’nin Suriye’nin komşularına desteğini vurgulayacak ve bölgede yerinden edilmiş Suriyelilerle ilgili ihtiyaçların giderilmesine yönelik konuları görüşecek.
ABD’li Bakan’ın bir diğer önemli başlığı ise Gazze’de olası ateşkes süreci ile buna bağlı olarak esirlerin serbest bırakılması ve Gazze’ye daha fazla insani yardım girmesi olacak.
Ankara’da resmi kaynaklardan edinilen bilgiye göre, ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın 13 Aralık Cuma günü Türkiye’ye ziyaret gerçekleştireceği bildirilmişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GÜNEY Kore’de muhalefet partileri, Devlet Başkanı Yoon’un azli için meclise önerge verecek.
Güney Kore’de muhalefet partileri, sıkıyönetim ilanı nedeniyle Devlet Başkanı Yoon Seuk Yeol’ün görevden alınması için meclise önerge vereceğini duyurdu. Önergenin 6-7 Aralık’ta görüşülmesinin beklendiğini duyurdu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Savunma Bakanlığı (MSB), Irak’ın kuzeyine 29 Kasım-1 Aralık 2024 tarihlerinde düzenlenen hava harekatları sonucunda Hakurk bölgesinde 6 ve Gara bölgesinde 3 PKK’lı terörist olmak üzere toplam 9 PKK’lı teröristin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.
Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, teröristlere nefes aldırmıyor! Irak’ın kuzeyine 29 Kasım-1 Aralık 2024 tarihlerinde düzenlenen hava harekatları sonucunda Hakurk bölgesinde 6 ve Gara bölgesinde 3 PKK’lı terörist olmak üzere toplam 9 PKK’lı terörist etkisiz hale getirildi. Terörü kaynağında kurutmakta azimliyiz, kararlıyız, muktediriz” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NAMİBYA’da, 27 Kasım genel seçimlerinin resmi olmayan sonuçlarına göre, 34 yıldır iktidarda bulunan Güney Batı Afrika Halkları Organizasyonu’nun (SWAPO) adayı Nandi-Ndaitwah, ülkenin ilk kadın cumhurbaşkanı seçildi.
Namibya Seçim Komisyonu’nun (NEC) verilerine göre, SWAPO’nun adayı Nandi-Ndaitwah, oyların yüzde 57,6’sını aldı. Mevcut Cumhurbaşkanı Yardımcısı Nandi-Ndaitwah, böylece Namibya’nın ilk kadın cumhurbaşkanı oldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ukrayna üyelik konusunu 3-4 Aralık’ta Brüksel’de yapılan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde ve sırasında bir kez daha gündeme taşıdı.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, NATO dışişleri bakanlarına gönderdiği mektupta, toplantı sırasında Ukrayna’ya üyelik daveti yapılmasını istedi.
Konu, Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamında, çalışma yemeği formatında toplanan NATO-Ukrayna Konseyi’nin de gündemindeydi.
Ukrayna bu yönde bir davetin üyeliğin geri çevrilemez olduğunu göstereceği ve Rusya’ya karşı doğru cevap olacağı görüşünde.
NATO’nun tüm üyelerinin aynı görüşte olduğunu söylemek ise oldukça zor.
NATO liderleri, Ukrayna’nın bir gün İttifak’a katılacağının kararını, herhangi bir tarih belirtmeksizin, 2008’deki Bükreş Zirvesi’nde aldılar.
Savaşın başlamasının üzerinden geçen bin günde NATO’nun üyelik konusundaki söyleminde geldiği en ileri nokta ise bu yıl 9-11 Temmuz’da yapılan Washington Zirvesi’nin sonuç bildirisindeki ifadeler: “Müttefiklerin mutabık kalması ve şartların karşılanması halinde Ukrayna’yı İttifak’a katılmaya davet edecek konumda olacağımızı bir kez daha teyit ediyoruz.”
Üyelik daveti için olmazsa olmaz şart NATO üyelerinin oybirliği. İttifak üyeleri henüz bu aşamaya gelemedi.
Hangi ülkeler karşı çıkıyor?
Ukrayna’nın üyeliğine sıcak bakmadığı bilinen ülkeler arasında ilk akla gelen Macaristan.
Toplantı sonrasında açıklama yapan Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, “Bu ülke savaşta ve savaştaki bir ülke İttifak’ın güvenliğine katkı sağlayamaz” dedi.
Macaristan, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği konusunda son ana kadar itirazını kaldırmamıştı.
NATO’nun en güçlü üyesi ABD ise olası bir üyelik daveti için zamanlamanın doğru olmadığı görüşünde. Aslında çoğu ülkenin bu görüşte olduğunu söylemek mümkün.
Kağıt üstündeki şartlar bir yana NATO’nun şu an Ukrayna’ya üyelik davetinde bulunması pratikte pek mümkün gözükmüyor.
Bunun nedeni Ukrayna’nın savaşta olması.
Ukrayna’ya üyelik daveti yapılması savaşı daha da tırmandırma riski içeriyor.
Savaş bitmeden olası bir üyelik ise tüm İttifak’ın doğrudan savaşa taraf olması anlamına gelir ki şu aşamada çoğunluk bundan yana değil.
Ukrayna’nın savaşta olduğu ülkenin, NATO’nun, müttefiklerin güvenliğine yönelik en önemli ve doğrudan tehdit olarak gördüğü Rusya olması olası bir davet konusunda aceleci ve duygusal hareket edilmesini engelliyor.
Bu risklere karşın Letonya, Çekya gibi üyelik daveti yapılmasında pek sakınca görmeyen ülkeler de var.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, önceliğin üyelik davetinden ziyade, Ukrayna barış görüşmelerine girmeye karar verdiğinde bunu güçlü bir pozisyonda yapmasının nasıl sağlanacağına yoğunlaşmak olduğu mesajını verdi.
Türkiye’den bekle gör yaklaşımı
Türkiye, Ukrayna’nın NATO üyeliğine ilke olarak karşı değil.
Bununla birlikte öne çıkan bir pozisyon almamayı tercih eden Türkiye, kararını diğer ülkelerin adımlarını da dikkate alarak atmaktan yana.
NATO üyesi ülkeler arasında uzlaşı bulunmaması Türkiye’nin net pozisyon almasını frenleyen etkenlerden biri.
Rusya’yla ilişkileri ve Ukrayna’daki savaşın devam ediyor olması Ankara’nın pozisyonunu şekillendiren diğer unsurlar.
Türkiye, Ukrayna konusunda savaşa müdahil olmaksızın elinden gelenin en fazlasını yapma çabası içinde ve diplomasiye şans verilmesini istiyor.
Ukrayna’nın olası üyeliği konusunda şartların henüz oluşmadığı ve bu adım için doğru zaman olmadığı görüşü şu aşamada daha ağır basıyor.
Toplantı için Brüksel’de bulunun Hakan Fidan’ın bugün Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha ile bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.
Trump’ın tavrı merak konusu
ABD Başkanı Joe Biden’dan görevi 20 Ocak’ta devralacak olan Donald Trump’ın Ukrayna konusundaki tavrı NATO’daki dengeleri de etkileme potansiyeli içeriyor.
Bazı ülkelerin pozisyon belirlemek için yeni Amerikan yönetimini beklediği biliniyor.
Letonya Dışişleri Bakanı Baiba Braze toplantı öncesinde, “Herkes yeni ABD yönetiminin çalışmaya başlamasını bekliyor. Bu söylenen ya da söylenmeyen bir husus ama bir gerçek” dedi.
Trump, henüz bunu nasıl yapacağına ilişkin detaylar net olmasa da göreve geldiğinde savaşı bir günde bitireceği iddiasında.
NATO’daki genel görüş, barış masasına ne zaman ve hangi şartlarla oturacağına karar verecek olanın Ukrayna olduğu yönünde.
Trump, ilk görev dönemindeki çıkış ve hamleleriyle zaman zaman NATO’nun geleneksel işleyişini zorlamıştı. Şimdi de “Ukrayna’yı zorda bırakacak bir adım atar mı?” sorusu soruluyor.
Trump’ın Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi olarak atadığı Keith Kellog, geçtiğimiz aylarda ortak imzayla kaleme aldığı bir makalede, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin uzun bir süre ertelenmesi karşılığında güvenlik garantileri içeren bir barış anlaşması yapılması çağrısında bulunmuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÖLÜ SAYISI 135’E YÜKSELDİ
İnsan hakları örgütleri tarafından yapılan açıklamaya göre olayda 135 kişi hayatını kaybetti. Açıklamada, güvenlik güçlerinin çatışmaya müdahale sırasında çok fazla göz yaşartıcı gaz kullandığı ve seyircilerin değil yetkililerin korunmasına öncelik verdiği ifade edildi.
Pazar günü Gine Geçici Devlet Başkanı Mamady Doumbouya onuruna düzenlenen yerel bir turnuva sırasında hakemin tartışmalı penaltı kararının ardından taraftar birbirine girmiş ve izdiham yaşanmıştı. Yüzlerce kişinin sahaya indiği olaylarda polis göz yaşartıcı gaz ile müdahale etmişti. Gine Başbakanı Amadou Bah Oury, olayın sorumlularının tespit edilmesi için soruşturma başlatıldığını ifade etmişti. Resmi açıklamada izdiham sonucu aralarında çocukların da bulunduğu en az 56 kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
DİJİTAL BİYOPSİ KAVRAMI İLE LİTERATÜRE GİRMİŞTİ
Ekibiyle geliştirdiği ‘DISCO Transparency’ adlı özel tekniği ile memeli bir hayvan olan deney faresinin tamamı ile kalp, göz, pankreas gibi bazı insan organ ve dokularını şeffaflaştırıp, dijital olarak haritalandırmayı başaran, ‘dijital biyopsi’ kavramını literatüre sokarak tıp dünyasında çığır açan Prof. Dr. Ali Ertürk, ses getiren yeni bir araştırmaya daha imza attı. Almanya’nın Münih eyaletinde, Ludwig Maximillian’s Üniversitesi Helmholtz Doku Mühendisliği ve Rejeneratif Tıp Enstitüsü Direktörü olarak çalışmalarını yürüten Genetik ve Nörobilim Uzmanı Prof. Dr. Ertürk ve ekibi, önce kafatasının sadece beyni koruyan sert bir kask olmadığını, beynin yaşayan bir parçası olduğunu gösterdi. Kafatası ile beyin arasında yer alan ‘gizli geçitlerde’ bulunan yüzbinlerce savunma hücresinin, birdenbire beyne girebildiğini keşfeden Prof. Dr. Ertürk’ün araştırması, geçtiğimiz yıl dünyanın en saygın bilim dergilerinden Cell’de yayınlandı. Prof. Dr. Ertürk, koronavirüsün, bu mekanizmayı kullanarak beyne sızabileceği hipotezinden hareketle yeni bir çalışma daha başlattı ve bunun için yüzlerce hastanın verisi incelendi. Uzamış Covid (Long Covid) hastaları ile uzamış Covid yaşamayan hastaların beyin sıvılarından alınan örnekler karşılaştırıldı, Covid’den ölen onlarca hastanın kadavrası, kafatası ve beyin örnekleri DISCO Transparency yöntemiyle dijitalleştirilerek incelendi. Geçtiğimiz hafta Cell Host & Microbe dergisinde yayınlanan araştırma, ürkütücü bir gerçeği ortaya çıkardı. Koronavirüsün insan hücresine girebilmek için kullandığı spike proteinleri, kafatasındaki bu gizli geçitlerde ‘çöp gibi’ birikiyor, hatta yıllarca burada gizlenerek beyin yüzeyine sızabiliyor.

VİRÜSÜN VÜCUTTAKİ FOTOĞRAFINI ÇEKTİ
Helmholtz Enstitüsü’ndeki laboratuvarlarının kapılarını Demirören Haber Ajansı’na açan ve yeni araştırmanın detaylarını ilk kez DHA’ya anlatan Prof. Dr. Ertürk, virüsün spike proteininin, hastalık atlatılsa bile yıllarca beynin koruyucu katmanlarında, kafatası kemik iliğinde kalabildiğini vurguladı. Ertürk ayrıca DISCO Transparency tekniği ile virüsün vücutta nerelere yerleştiğini en ince ayrıntısına kadar fareler üzerinde göstermeyi başardı. Üç boyutlu haritalandırma sayesinde Wuhan’da ilk çıkan orijinal virüsün sadece akciğerlere yerleştiği, daha sonraki varyantların ise mideden kalbe, akciğerden böbreklere, hatta testis ve yumurtalıklara kadar neredeyse her organa yerleşebildiği görsel olarak da ortaya konuldu. İnfluenza yani grip virüsü sadece akciğere yerleşirken koronavirüsün neredeyse tüm vücuda yayıldığını kaydeden Prof. Dr. Ertürk, Covid’in sadece beyin ve kalp hastalıklarını değil, böbrek, karaciğer gibi başka organları da etkileyen pek çok hastalığın artmasına da yol açacağını vurguladı.

UZAMIŞ KOVİD’İN SIRRI, ÇÖP GİBİ BİRİKEN PROTEİNLER
Prof. Dr. Ertürk, şunları söyledi: “Kafatasını bu zamana kadar hep bir kasket gibi, sadece beyni koruyan bir görevi olduğu düşünülüyordu. Bu konudaki ilk çalışmamızda bunun böyle olmadığını, kafatasının beynin yaşayan bir parçası olduğunu gösterdik. Çünkü kafatasında küçük küçük kapılar var. Kafatasındaki hücreleri beyne bağlayan kapılar. Bunu şeffaflık ve üç boyutlu taramalar sayesinde gösterdik. Bu araştırmamız Cell dergisinde yayınlanmıştı. Bu çalışmanın ardından bu kapıların başka hastalıklarda da etkili olup olmayacağını araştırmak istedik. Özellikle koronavirüsü merak ettik. Acaba oralarda toplanıp beyne girebiliyor mu diye bir hipotezi araştırmaya başladık. Yüzlerce hastanın verisi ile çalıştık. 50’nin üzerinde Covid sonrası hayatını kaybetmiş hastanın kadavrasında kafatasını inceledik. 60’a yakın hala hayatta olan Long Covid (uzamış Covid) hastası ile uzamış Covid yaşamayan hastalara göre bu tür inflamasyon ve nöronlara zarar veren proteinlerin arttığını fark ettik. Bu çalışma gerçekten önemli çünkü koronavirüsün spike proteininin vücutta bu kadar uzun süre kaldığı bilinmiyordu, bunu kesin olarak kanıtlamış olduk. Long Covid dediğimiz korona sonrası oluşan hastalıkların belki de yüzde yüzünün vücutta artmış, çöp gibi etrafta kalan proteinler nedeniyle oluştuğunu gösterdik.”

‘YILLARCA YOK OLMAYIP SAKLANMASI ÜRKÜTÜCÜ’
Prof. Dr. Ertürk, “İşin ürkütücü kısmı, buralardaki spike proteinler yok olmuyor. Seneler boyunca kafatasının o bölgelerinde saklı duruyor ve beyne geçiş yapabiliyorlar. Beyne geçtikleri zaman da hem inflamasyon hem de damar bozukluklarına, parçalanmalarına neden oluyor. Bu da ne demek? Beynin sağlıklı halini (bağışıklığını) aşağı çekiyor. Beynin dış kısmı, korteks dediğimiz bölgenin, iç kısımlarına göre daha çok etkilendiğini gördük. Çünkü kafatasına daha yakın bu bölge. Beyin yüzeyi bizim düşüncemizi, hafızamızı, karakterimizi, birçok şey kontrol eden bölgelerin olduğu bir yer. Bu etki hem yeni nörolojik hastalıkların sıfırdan ortaya çıkmasına neden olabilir hem de var olan yatkınlıkları tetikleyebilir. Alzheimer, Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklarla depresyon, şizofreni gibi nöropsikiyatrik hastalıklarda artış yaşanabilir” diye konuştu.

‘UZAMIŞ COVİD’İN, PANDEMİDEN DAHA BÜYÜK ETKİSİ OLABİLİR’
Hayvan modellerinde yine şeffaflığı kullanarak virüsün vücutta nerelerde yayıldığını da çalıştıklarını kaydeden Ertürk, şu bilgileri verdi: “Burada da gördük ki influenza virüsü sadece akciğerde kalıyor. Aynı şekilde ilk çıkan koronavirüs tipi olan Wuhan virüsü de akciğeri tutuyor. Ama Delta ve Omicron’dan sonraki varyantlar bütün vücuda yayılıyor. Aslında korkutucu bir resim bu bilgiye baktığınızda. Çünkü virüs bir şekilde varyantlarla hem vücuda daha çok yayılma hem de beyne daha çok ulaşma şeklinde bir hedef oluşturmuş durumda. Varyantlar çeşitlendikçe vücutta değişik dokulara ulaşma kapasitesi de artıyor. Gençler bile artık çok erken yaşlarda bazı hastalıklara yakalanabilir vücutta biriken bu spike proteinleri yüzünden. Kalp hastalıklarındaki artışın muhtemelen sebebi de vücuda yayılan koronavirüs spike proteinleri aslında, çalışmamızda bunu net olarak gösterdik. Şu an dünyanın yaklaşık yüzde 60’ı Covid geçirmiş durumda. 4 milyardan fazla insan demek bu. Bunların da yüzde 10 ila 15’inde uzamış Covid olduğu düşünülüyor. Yani 400 ila 600 milyon kişi, Long Covid olabilir. Long Covid’in etkisi maalesef artacak. Belki Covid’den çok daha büyük bir problem olarak karşımıza çıkacak.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MALEZYALI yetkililer, ülkede yaklaşık bir haftadır etkili olan selde 6 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.
Malezya Başbakanı Enver İbrahim, ülkenin doğu kıyılarına 5 günde son 6 aydaki kadar yağış düşmesi nedeniyle bazı eyaletlerde geniş pirinç tarlalarının da sular altında kaldığını ve çiftçilerin milyonlarca dolar zarar ettiğini belirtti. Kelantan ile Terengganu eyaletlerinde yolların ve evlerin hasar gördüğünü söyleyen Enver, 6 kişinin hayatını kaybettiği selde altyapıyı onarma maliyetinin 224 milyon doları bulabileceğini ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Starmer, gerek ABD gerek Avrupa ile olan bağlarını güçlendireceklerini belirten Starmer bir taraf seçmek zorunda olmaklarını ifade etti.
Starmer yaptığı açıklamada, Ukrayna konusuna vurgu yaparak Batı’nın asıl yönelmesi gereken konunun Ukrayna-Rusya savaşı olduğunu dile getirerek Batı’da bölünme yaratacak tartışmalardan kaçındı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Esed rejimi güçleriyle 7 gündür çatışan Heyet Tahrir Şam’ın başını çektiği rejim karşıtı gruplar, Hama ili istikametinde ilerliyor.
Gruplar, Hama’nın kuzeyindeki Zor El Mahruka, Zor El Heysa, Zor Ebu Zeyid, Zor El Meselih, Zor Ec-Cedid, Hattap, El-Rehcen, Kuzey Serha, Güney Serha, Mericib El-Cemelen, Şıheytir, El-Hasnevi, El-Şekusiye, Ebu Leffe, Musteriha, Beyyud, Servet ve Maarşahrura yerleşim yerleri ile Nasiriye Tepesi’nin kontrolünü ele geçirdi.
Birinci hat olan Maptane-Halfaya-Taybet İmam’ı kırarak, rejim kontrolündeki Hama kent merkezine 3 koldan ilerleyen rejim karşıtı gruplar, Kamhane-Muharde-Maar Suhur hattında rejim güçleriyle çatışıyor.
REKLAM
Çatışma hattı, Hama kent merkezinin dış mahallelerine 6 kilometre uzaklıkta yer alıyor.
Sahadaki kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Esed rejimi, Hama’daki bankaları ve döviz bürolarını boşaltıyor.
– Suriye’deki gelişmeler
Suriye’nin kuzeyindeki Halep ilinin batı kırsalında, 27 Kasım’da, Esed rejimi güçleriyle rejim karşıtı silahlı gruplar arasında çatışma başlamıştı.
28 Kasım’da Halep’in batı kırsalından merkeze doğru hızla ilerleyen rejim karşıtı silahlı gruplar, 30 Kasım’da merkezin büyük bölümünü ele geçirmişti.
30 Kasım’da Han Şeyhun ilçesini alarak tüm İdlib genelinde hakimiyet sağlayan silahlı gruplar, Hama ilinde de çatışarak ilerleyişini sürdürüyor.
Suriye Milli Ordusunun Halep kırsalında 1 Aralık’ta terör örgütü PKK/YPG’ye karşı başlattığı Özgürlük Şafağı Operasyonu’nda ise Tel Rıfat ilçe merkezi terörden kurtarıldı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Habertürk TV Güvenlik Politikaları Koordinatörü Çetiner Çetin’in aktardığı bilgilere göre, Suriye Milli Ordusu güçlerinin öncülüğünde Münbiç’e yönelik harekâtın yarın sabah başlaması söz konusu.
Habertürk TV canlı yayınında konuşan Çetiner Çetin, “Harekât aslında bugün başlayacaktı ancak Suriye Milli Ordusu’nun eksik kalacağı endişesiyle harekât ertelendi. İdlib’ten diğer muhalif güçlerinde de katılımıyla harekâtın yarın sabah başlaması planlanıyor. İdlib’den Münbiç’e muhalif gruplar gelmeye başladı.” dedi.
REKLAM
Halep İline bağlı olan Münbiç’in savaş öncesi nüfusu 100 bin olarak tespit edilirken hâlihazırda ne kadar insan yaşadığına dâir net bir bilgi bulunmuyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dışişleri Bakanlığı’nın ‘X’ hesabından yapılan açıklamada “Bakanımız Hakan Fidan, Brüksel’de düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı marjında Kuzey Atlantik Konseyi Dışişleri Bakanları Çalışma Oturumu’na katıldı.” denildi.
HAKAN FİDAN, MEVKİDAŞLARI İLE GÖRÜŞTÜ.
Hakan Fidan NATO Dışişleri Bakanları Zirvesi için bulunduğu Brüksel’de Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ve Kanada Dışişleri Bakanı Melanie Joly ile görüşmelerde bulundu.
Hakan Fidan ayrıca İspanya Dışişleri, Avrupa Birliği ve İşbirliği Bakanı José Manuel Albares ile de bir araya geldi.
Hakan Fidan, mevkidaşlarıyla bölgede ve dünyada yaşanan çatışmaları ele aldı. Suriye, Ukrayna ve Gazze görüşmelerin ana konusu oldu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ve Sybiha, NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı marjında düzenlenen NATO-Ukrayna Konseyi formatındaki oturum öncesi açıklamalarda bulundu.
Rutte, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın da katılacağını belirttiği toplantıda Ukrayna’ya askeri desteğin artırılması ihtiyacı, ülkedeki enerji altyapısının korunması ve hava savunması yardımları gibi başlıkların ele alınacağını belirtti.
NATO’nun Ukrayna’ya desteğini yineleyen Rutte, “Müttefiklerin sizinle birlikte olduğu konusunda sizi temin etmek istiyorum.” dedi.
REKLAM
Rutte, savaşın sürdüğü Ukrayna’da soğuk kış günlerinin de yaşandığına işaret ederek, enerji şebekesi ve altyapısının korunmasına destek olunması gerektiğini vurguladı. Rutte, “Ukrayna’da Rusya’nın kışı silah haline getirmesine izin veremeyiz.” diye konuştu.
Ukrayna’nın başta hava savunma sistemleri olmak üzere askeri yardımların artırılması ihtiyacına da değinen Rutte, “Bir gün Ruslarla bir tür görüşmeye karar verdiğinizde bunu güçlü bir pozisyonda yapabileceğinizden emin olmak için çok daha fazlasının yapılması gerekiyor. Bu akşam bunu konuşacağız.” ifadelerini kullandı.
“Kesinliğe, güçlü kararlara ihtiyacımız var”
Sybiha ise ülkesinin geleceği için “kesinliğe” ihtiyaçları olduğunu dile getirerek, “Şimdi jeopolitik kesinlik zamanıdır ve bizim bu kesinliğe ihtiyacımız var. Bizi güçlendirecek, kapasitelerimizi güçlendirecek güçlü kararlara ihtiyacımız var.” dedi.
Rusya’nın ülkedeki enerji kaynaklarını “silah haline getirdiği” yorumunu yapan Sybiha, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ukrayna halkı, Ukraynalı siviller, muhtemelen en yoğun füze saldırısına maruz kalıyor. Bizi nükleer enerjiden koparmaya çalışıyorlar. Nükleer enerji tesislerine saldırmaya başladılar. Bu da Rus saldırganlığının yeni bir gerçeği. Bu nedenle (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’i aramak ya da Moskova’yı ziyaret etmek yerine güçlü, güçlü tarihi kararlara ihtiyacımız var.”
Sybiha, ülkesinin stratejik enerji tesislerini ve altyapılarının korunması için “acilen ilave 19 hava savunma sistemine ihtiyaçları olduğunu” aktararak, “Bu 19 hava savunma sistemini temin ettikten sonra kışı geçireceğimizden eminiz. İhtiyaçlarımızın somut listesini zaten gönderdik, bugün ve önümüzdeki günlerde yapacağımız görüşmelerin somut sonuçlarından birinin de en yakın ortaklarımızın bu hava savunma sistemlerini acilen tedarik etme kararı olacağını umuyoruz.” ifadelerini kullandı.
NATO’nun Brüksel’deki karargahında bugün başlayan Dışişleri Bakanları Toplantısı, yarın da devam edecek.
Toplantıda Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil ediyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rutte, Ukrayna’ya üyelik daveti ile ilgili herhangi bir gelişme olmadığını söylerken şu an için önemli olan meselenin Ukrayna’ya silah yardımı olduğunu belirtti. Rutte “Toplandığımız bu zirvede şu an için âcil olan konuları ele almalıyız. Şu an için âcil olan konu ise Ukrayna’ya silah yardımıdır.” dedi.
Rutte, Ukrayna’nın üyeliğinin bir süreç gerektirdiğini belirtirken “Ukrayna’nın üyeliği için bir köprü kurduk ancak bu yavaş yavaş gerçekleşecektir.” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise 1 Aralık’ta yaptığı açıklamada, NATO’ya üyelik konusunda dolaylı bir daveti kabul etmeyeceklerini belirterek sürecin netleşmesi konusundaki kararlılığını vurguladı. Ukrayna Savaşın başından beri NATO’ya üyelik konusunda taleplerini iletse de henüz net bir karşılık bulamadı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yonhap’ın haberine göre, sıkıyönetimin kaldırılmasını talep etmek üzere Ulusal Meclis’te acil oturum düzenlendi. Meclisin 300 üyesinden 190’ının katılabildiği kurulda sunulan önerge, oybirliğiyle kabul edildi.
Güney Kore Ulusal Meclis Başkanlığı Ofisinden yapılan açıklamada, ülkede ilan edilen sıkıyönetimin yapılan oylamanın ardından “hükümsüz” hale geldiği belirtildi.
Anayasa uyarınca sıkıyönetimin parlamento çoğunluğunun talebiyle kaldırılması gerekiyor.
Güney Kore Ulusal Meclisi Başkanı Woo Won-Shik, yaptığı açıklamada, “Meclisin ana binasına giren tüm askerler tamamen ayrıldı.” ifadesini kullandı.
CUMHURBAŞKANI SIKIYÖNETİM İLAN ETTİĞİNİ DUYURMUŞTU
Güney Kore Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol YTN televizyonunda canlı olarak yayınlanan konuşmasında sıkıyönetim ilan ettiğini duyurdu.
Cumhurbaşkanı Yoon, ülke muhalefetinin ‘yıkıcı’ çabaları nedeniyle hükümetin felç olduğunu öne sürerken, sıkıyönetim kararıyla ülkenin demokrasisinin ve özgür bir Kore’nin yeniden inşa edileceğini söyledi.
Muhalefet partilerinin ülkeyi krize sokmak için parlamentoyu rehin aldıklarını öne süren Yoon, özgür ve anayasal düzeni korumak için böyle bir tedbire başvurmaktan başka çaresi olmadığını belirtti.
Yoon, “Özgür Kore Cumhuriyeti’ni Kuzey Kore komünist güçlerinin tehdidinden korumak, halkımızın özgürlüğünü ve mutluluğunu yağmalayan aşağılık Kuzey Kore yanlısı devlet karşıtı güçleri ortadan kaldırmak ve özgür anayasal düzeni korumak için sıkıyönetim ilan ediyorum” dedi.
REKLAM
Güney Kore ordusu, parlamento ve parti faaliyetlerinin yasaklandığını duyururken, tüm medya ve yayıncılık faaliyetlerinin kontrol altına alınacağını bildirdi.
Stajyerler dahil tüm sağlık personelinin 48 saat içinde işe dönmeleri emredildi. Ordunun kurallarına uymayanların ‘bir tutuklama emri olmaksızın’ tutuklanacağı duyuruldu.
“ORDU MİLLETVEKİLLERİNİ TUTUKLAYABİLİR”
Anamuhalefet partisi olan Demokrat Parti, kararın ardından milletvekillerini ‘acil’ koduyla parlamentoya çağırdı. Parti lideri Lee Jae-Myung, kararın anayasaya aykırı olduğunu söyledi. Sıkıyönetim kararını parlamentoda durdurmaya çalışacaklarını söyleyen Lee Jae-Myung, “Ancak ordu parlamento üyelerini tutuklayabilir” açıklamasını yaptı.
Parlamentoda çoğunluğu elinde bulunduran Lee Jae-Myung, internet üzerinden yaptığı canlı yayında “Tanklar, zırhlı personel taşıyıcılar, silahlı ve bıçaklı askerler ülkeyi yönetecek. Kore Cumhuriyeti ekonomisi geri dönüşü olmayacak şekilde çökecek. Yurttaşlarım, lütfen parlamentoya gelin” dedi.
Ülkenin iktidar partisi olan Halkın Gücü Partisi lideri Han Dong-Hoon da sıkıyönetim ilanının yanlış olduğunu belirtirken, kararı engelleme sözü verdi.
Parlamento Başkanı’nın ise oturumu toplamak için parlamentoya gittiği bilgisi paylaşıldı. Ancak polis araçlarının parlamentoyu çembere aldığı belirtildi.
Ülke para birimi Won, sıkıyönetim kararının duyurulmasıyla yüzde 1 değer kaybederek dolar karşısında son iki yılın dip seviyesine geriledi.
Kore Borsasının yarın açılıp açılmayacağına da henüz karar verilmedi.
ABD, KONUYU TAKİP ETTİKLERİNİ BİLDİRDİ
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ABD Başkanı Joe Biden Yönetiminin, Güney Kore yönetimi ile temas hâlinde olduğu ve durumu yakından takip ettikleri ifade edildi. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ise olayları endişe ile takip ettiklerini açıkladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Kurt Campbell yaptığı açıklamada “Güney Kore ile olan ittifakımız çelik gibidir, sarsılmaz. Ancak yaşananları endişe ile takip ediyoruz ve krizin anayasaya uygun olarak çözülmesini bekliyoruz.” dedi.
ORDU MECLİSE GİRMEYE ÇALIŞIRKEN PROTESTOLAR BAŞLADI
Sıkıyönetim kararını protesto etmek amacıyla Güney Kore Ulusal Meclisi’nin önünde toplanan protestocular, güvenlik güçleriyle arbede yaşıyor. Bu sırada Güney Kore Ordusuna bağlı birlikler de meclis binasına girmeye çalışıyor.

Yetkililerince yapılan açıklamaya göre sıkıyönetim, rejim karşıtı güçler hariç Güney Kore vatandaşlarının gündelik hayatında herhangi bir rahatsızlık yaratmayacak.

Güney Kore Ulusal Meclisi ise yapılan oylamada sıkıyönetim kararını engelleme yönünde karar aldı.
“EKONOMİYİ RAHATLATMAK İÇİN GEREKEN ÖNLEMLERİ ALACAĞIZ”
Güney Kore Maliye Bakanı Choi San-Mok, sıkıyönetim ilânı sonrası yaptığı açıklamada “Ekonomiyi rahatlatmak için bütün yöntemleri seferber edeceğiz. Buna piyasaya nakit akışı sağlamak da dâhil.” dedi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, görüşmede, Türkiye-Rusya ilişkileri ile Suriye’deki son gelişmeler, küresel ve bölgesel konular ele alındı.
Görüşmede, Türkiye’nin bir yandan Suriye’nin toprak bütünlüğünü desteklemeye devam ederken, öte yandan Suriye’de adil ve kalıcı çözüm için çabaladığını belirten Erdoğan, bütün bunlarla birlikte bölgede diplomasiye daha fazla alan açılmasının önemli olduğunu, bu süreçte Suriye rejiminin siyasi çözüm sürecine angaje olması gerektiğini kaydetti.
Suriye’de yaşanan son gelişmeler bağlamında en önemli hususun sivillerin zarar görmemesi olduğunun altını çizen Erdoğan, Suriye’nin daha büyük istikrarsızlıklara kaynaklık etmemesi gerektiğini, Türkiye’nin Suriye’de sükunetin sağlanması için elinden gelen tüm gayreti gösterdiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’deki son gelişmelerden istifade etmeye çalışan terör örgütü PKK ve uzantılarıyla mücadele konusunda Türkiye’nin kararlı tutumunu sürdürmeye devam edeceğini vurguladı.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Güney Kore’de siyasi kriz Haberi Görüntüle
Öncelikle Güney Kore’de “Başkanlık Sistemi” uygulanıyor, Cumhurbaşkanı’nın 5 yılda bir halk tarafından seçildiği bir şekilde yönetiliyor. Nisan ayında gerçekleşen seçimlerde, 300 koltuklu parlamentoda çoğunluk muhalefete geçti.

Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol’un partisi Halkın Gücü Partisi 108 koltuğa sahip. Muhalefetin ise toplamda 192 koltuğu bulunuyor, bunun çoğunluğu da 171 ile ana muhalefet partisi Kore Demokratik Partisi‘nde.
SIKIYÖNETİM SÜRECİNE NASIL GELİNDİ?
Bir süredir siyasi baskı karşısında olan Güney Kore Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol, ülkede 50 yıldan uzun bir süre sonra ilk kez sıkıyönetim ilan etti. Peki bu akşam Güney Kore’de yerel saatle 23:00 sularında ilan edilen sıkıyönetim sürecine nasıl gelindi?
REKLAM
Ulusal televizyon kanalında gece yarısı duyuru yapan Güney Kore Cumhurbaşkanı, Kuzey Kore’yi tehdit olarak gösterdi ve “Kuzey Kore yanlısı, devlet karşıtı güçleri ortadan kaldırmak ve özgür anayasal düzeni korumak için sıkıyönetim ilan ediyorum” ifadelerini kullandı.
Dünyanın şaşkına döndüğü bu açıklama, Güney Kore ve dünya basınında Yoon’un aslında kendi üstündeki siyasi baskıdan kurtulmak istediği şeklinde yorumlandı.
Bu yılın başında parlamentoda çoğunluğunu kaybetmiş olan Yoon, muhalefet tarafından hükümetin iktidarını zayıflatmaya amaçlayan bir dizi muhalefet tasarısı ve önergesiyle mücadele ediyordu.
NİSAN AYINDAN BERİ ‘TOPAL ÖRDEK’
Yoon, muhalefetin ezici bir çoğunlukla kazandığı Nisan ayındaki Güney Kore genel seçimlerinden bu yana ‘topal ördek’ bir başkandı. O zamandan beri hükümeti istediği yasa tasarılarını geçiremedi ve bunun yerine muhalefetin geçirdiği yasa tasarılarını veto etmekle yetindi.
Yoon ve First Lady’e yönelik de bazı yolsuzluk iddiaları da medyada yer almıştı. Yoon, geçtiğimiz ay, First Lady’nin görevlerini denetleyecek bir ofis kurduğunu söyleyerek ulusal televizyonda özür dilemek zorunda kalmıştı. Ancak muhalefet partilerinin talep ettiği daha geniş ve bağımsız bir soruşturmayı reddetti.
REKLAM
Bu hafta başında ise muhalefet, hükümetin bütçe kesinti yapmasını önerdi. (Bütçe tasarısı veto edilemez). Aynı zamanda, muhalefet, First Lady’i soruşturmadıkları için hükümetin denetim kurumunun başkanı da dahil olmak üzere kabine üyelerini görevden almak için harekete geçti.
Yoon’un bu beklenmedik sıkıyönetim ilanı da üzerinde artan baskıdan kaçmanın bir yolu olarak yorumlandı.
SAATLER SONRA SIKIYÖNETİM HÜKÜMSÜZ HALE GELDİ
Güney Kore’de sıkıyönetim en son 1979’da, başkanın darbe sırasında suikasta uğraması üzerine ilan edilmişti. Ülkede 1987’de parlamenter demokrasiye kavuştuğundan beri hiç sıkıyönetim uygulanmadı.
Yoon’un kararının ardından saatler sonra parlamento sıkıyönetimin kaldırılmasını oylayarak kabul etti. Sıkıyönetimin kaldırılmasını talep etmek üzere Ulusal Meclis’te acil oturum düzenlendi. Meclisin 300 üyesinden 190’ının katılabildiği kurulda sunulan önerge, oybirliğiyle kabul edildi.
Güney Kore Ulusal Meclis Başkanlığı Ofisinden yapılan açıklamada, ülkede ilan edilen sıkıyönetimin yapılan oylamanın ardından “hükümsüz” hale geldiği belirtildi.
EĞİTİM VE ULAŞIM NORMAL İŞLEYİŞİNDE SÜRECEK
Güney Kore’de, Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol’un sıkıyönetim ilanı, Parlamento’nun da bu kararı oylayıp kaldırılmasını kabulünün ardından ülkede eğitim ve ulaşımın olağan akışında faaliyet göstermeye devam edeceği belirtildi.
Yonhap’ın haberine göre, sıkıyönetim kararının kaldırılması için Ulusal Meclis’te yapılan oylama sonrası, Devlet Başkan Yoon’un oylamaya ilişkin tepkisi bekleniyor. Güney Kore yasalarına göre, Devlet Başkanı oylamaya uymakla yükümlü.
Diğer yandan Güney Kore Eğitim Bakanlığı, ülkedeki basın mensuplarına eğitimin normal akışında süreceğine ilişkin açıklama gönderdi.
Açıklamada, okul ve eğitim kurumlarının kapanmayacağı, olağan akışında faaliyetine devam edeceği belirtildi.
Aynı şekilde, Güney Kore Arazi, Altyapı ve Ulaştırma Bakanlığı’ndaki acil toplantının ardından duruma ilişkin açıklama yapıldı.
Açıklamada, insanların günlük yaşamında aksaklıkları önlemek için kara yolları, demir yolları, hava taşımacılığı ve inşaat alanlarının normal şekilde çalışmasının sağlanacağı belirtildi.
Güney Kore Merkez Bankasından yapılan açıklamada da sıkıyönetim ilanının piyasa üzerindeki etkisini ölçmek ve gerekli müdahaleleri görüşmek üzere acil toplantı yapılacağı bilgisi yer aldı.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Son olarak TOKİ tarafından yeni projeler adeta ardı ardına sıralandı. Açıklanan projeler çerçevesinde, 2+1 ile 3+1 dairelerin satışları yapılacak.
Satış listesinde yer alan en uygun konuta peşinat ve aylık 7 bin 789,50 TL taksitten başlayan fiyatlarla sahip olunabilecek.
TUNCELİ’DE 54 DAİRE SATIŞA ÇIKARILACAK
TOKİ; Tunceli ve Mazgirt’te 118 adet konut ve 2 dükkanlı ticaret merkezi kapsamında, stokta bulunan 43 adet dairenin satışa çıkartılacağını açıkladı.
TOKİ tarafından Tunceli’de satışa çıkarılacak konutlar arasında en uygun dairenin; 155 bin 790,01 TL peşinat, 180 ay vade ve 7 bin 789,50 TL taksitten başlayan fiyatlarla alıcısını beklediği görüldü.
Ayrıca başvuru tarihleri, 27 Kasım 2024 – 03 Aralık 2024 olarak duyuruldu.
Söz konusu dairelerin listesi şu şekilde:


EkonomiFinansEmlakYaşamDünyaToki
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
GAZİANTEP PLAKALI ARAÇLAR HALEP KALESİ’NDE
Gaziantep plakalı ve çakarlı çok sayıda lüks araç, kentin simge yerlerinden Halep Kalesi’ne geldi. Ayrıca kalede Türk bayrağının dalgalandığı görüldü.
8 YIL SONRA HALEP’E DÖNDÜLER
Öte yandan 2016’da Rusya’nın müdahalesiyle kentten ayrılmak zorunda kalan muhalif güçler, sekiz yılın ardından Halep’e dönmüş oldu. Rejim karşıtı gruplar, kısa sürede valilik ve emniyet müdürlüğü binalarının yanı sıra kentin simgesi olan Halep Kalesi’nde kontrolü sağlayarak ‘Özgür Suriye Bayrağı’nı (ÖSO) göndere çekti.

GaziantepGüncelSuriyeDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NATO Genel Sekreteri Mark Rutte Florida’da ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump ile bir araya geldiğini söyledi. Sözcü Farah Dakhlallah, Rutte ve Trump’ın ‘ittifakın karşı karşıya olduğu bir dizi küresel güvenlik meselesini ele aldıklarını’ belirtti.
TRUMP BİDEN’I FÜZE KARARI NEDENİYLE ELEŞTİRMİŞTİ
Donald Trump’ın Rusya-Ukrayna Savaşı ve NATO’nun yapısıyla ilgili görüşlerinin mevcut Başkan Biden’dan çok daha farklı olduğu biliniyor. Trump kampanya döneminde birçok kez, göreve geldikten sonra Rusya-Ukrayna Savaşı’nı hızla bitireceğini vurgularken, Trump’ın ekibi Biden yönetiminin Kiev’e uzun menzilli füzelerin kullanılması yetkisi vermesini sert bir biçimde eleştirmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lübnan’daki haber kurumlarına göre merkezdeki sekiz katlı bir bina beş füze ile vuruldu.
Cumartesi yerel saatle sabaha karşı saat 04:00’te gerçekleşen saldırılar şehri sarstı.
İsrail ordusu saldırılarla ilgili bir yorum yapmadı.
Merkezdeki Basta mahallesinde arama ve kurtarma ekipleri karanlıkta çalışmalarını yürütmek zorunda kaldı.
Son aylarda İsrail’in Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah da dahil olmak üzere örgütün çok sayıda lideri öldürüldü.
Hizbullah, Filistin’deki Hamas’a destek olmak için attığı füzeleri sıklaştırmasıyla İsrail’in hedefi oldu.
Lübnanlı yetkililere göre çatışmalarda şimdiye kadar 3.500 kişi hayatını kaybetti.
İsrail ve Lübnan arasında ateşkesin gerçekleştirilmesi için ABD bölgeye bir arabulucu gönderse de henüz görüşmelerde bir ilerleme sağlanamadı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL – Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün sarı kod uyarısının ardından İstanbul’da sağanak yağış başladı. Taksim’de etkili olan yağış nedeniyle vatandaşlar zor anlar yaşadı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 49 il için gönderdiği sarı kod uyarılarının ardından İstanbul’da sağanak yağış etkili oluyor. Taksim Meydanı’nda etkili olan yağmur vatandaşları olumsuz etkilerken, yağmura hazırlıksız yakalananlar ise zor anlar yaşadı.
Etkili olan yağışta bazı vatandaşların ve turistlerin şemsiyeleri ile ilerlediği, şemsiyesi olmayanlar ise saçakların altında bekledikleri görüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BALIKESİR – Balıkesir’in Bandırma ilçesinde sabah saatlerinde etkili olan yoğun sağanak yağış, hayatı olumsuz etkiledi. Şiddetli yağmur, cadde ve sokakları göle çevirdi.
Meteorolojinin günler öncesi yaptığı uyarılar, Güney Marmara Bölgesinde özellikle Bandırma’da da etlili oldu. Sabah üzeri bağlayan sağanak yağış rüzgazla birlikte şiddettini hızla arttırdı. Yağmurdan kaçanlar kapalı mekanların tentelerine sığınırken, trafikte ciddi aksamalar yaşandı. Yollarda biriken su, sürücülere zor anlar yaşatarak trafik akışını yavaşlattı.
Bandırma’nın en işlek caddesi olan Cumhuriyet Caddesi’nde de aşırı yağışlar nedeniyle alt yapının yetersizliği nedeniyle rögar kapaklarından sel suları yola aktı. Araçların ve yayaların her türlü risklere tedbir amaçlı, Bandırma Belediyesi Trafik Zabıta birimleri duba koyarak önlem aldı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamalara göre, gün boyu Bandırma’da şiddetli sağanak yağış etkili olacak. Gün içerisinde toplamda 30 mm kadar yağış düşmesi bekleniyor. Ayrıca, yağışla birlikte rüzgarın hızını artıracağı tahmin ediliyor.
Yetkililer, vatandaşların su baskınlarına karşı tedbirli olmalarını ve yapılan uyarıları dikkate almalarını önerdi. Özellikle sürücülerin, su birikintilerine karşı dikkatli olması gerektiği vurgulandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kovancılar İlçe Müftülüğü her hafta farklı bir camide “sabah namazı buluşması” programı gerçekleştiriyor. Bu çerçevede Seyda Ubeydullah Camisinde ‘sabah namazı buluşması’ gerçekleştirildi. İlçe Müftüsü İrfan Çavaş’ın katıldığı programdan sonra vatandaşlarla sohbet edilip katılım sağlayanlara ikram yapıldı. – ELAZIĞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Balık ve Vahşi Yaşam Enstitüsü (USFWS), zürafaların ‘Nesli Tehlike Altındaki Türler Sözleşmesi’ (Endangered Species Act) kapsamında kanunla koruma altına alınması için çağrıda bulundu.
USFWS’den yapılan açıklamada, zürafaların nesillerinin tehlike altında olduğu belirtilerek ilk kez koruma çağrısında bulunulduğu ifade edildi. Açıklamada yapılan çağrının, Afrika’daki zürafa popülasyonlarının büyük oranda azalması ve türün doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi, yasa dışı avlanma, hastalıklar ve iklim değişikliği gibi tehditler sebebiyle yapıldığı belirtildi.
Bilim insanları, son 30 yılda zürafa popülasyonlarının yüzde 40 oranında azaldığını belirtiyor. Koruma önerisi, kamuoyunun 60 günlük bir değerlendirme sürecine katılmasını içeriyor. ABD’de bu süreçte bilimsel veriler toplanacak ve türün korunmasına yönelik daha somut adımlar atılacak.
Açıklamada bu çağrının, zürafaların yaşam alanlarının korunmasından yasa dışı ticaretin önlenmesine kadar birçok alanda uluslararası iş birliğinin önemine dikkat çektiği vurgulandı. USFWS, bu süreci kamuoyu, bilim insanları ve çevre kuruluşlarının katkılarıyla yürütmeyi planladığını ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“ÇİN SOKAĞI DAHİL YENİ BİR YAŞAM ALANI KURACAĞIZ”
BYD’nin yatırımına ilişkin Egedesonsöz’e açıklamalarda bulunan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, “İçinde Çin sokağının da olduğu yeni yaşam alanları oluşturmaya çalışıyorum. Ben mimarım ve tam da çözüme ulaşabilecek mesleğe sahibim” ifadelerini kullandı.
“BİR TANE DAHA VESTEL GELİYOR”
Zeyrek ayrıca “BYD’nin parasını Manisa’da tutmam lazım benim. Aslında bir tane daha Vestel geliyor Manisa’ya. Yaklaşık 20 bin kişinin çalışacağı alandan bahsediyoruz. Burada onunla birlikte yan sanayiler gelmeye başlıyor. Yeni OSB bölgelerine yönlendiriyorum gelen sanayicileri. Soma, Kırkağaç gelişsin diye.
Bununla ilgili bir lojistik merkezi kurmaya çalışıyoruz. Alsancak Limanı da artık limitlerini doldurdu. Biz Soma üzerinden Aliağa ve Çandarlı limanlarına inmeyi düşünüyoruz. TCDD’den bir tane rayla birlikte yeni lojistik merkezine şehri yaymamız gerekiyor bizim” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Seçilmiş ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs ayında 2016 seçimlerinden önce yetişkin film yıldızı Stormy Daniels’a yapılan “sus payı” ödemeleriyle ilgili olarak 34 ticari kaydı tahrif etmekten suçlu bulunmuştu.
New York Mahkemesinde görülen davanın Başkanı Yargıç Juan Merchan, Trump’ın “sus payı” davasında suçlamaların düşürülmesi amacıyla dilekçe sunma talebini kabul ederek, nihai ceza kararının açıklanacağı duruşmayı üçüncü kez süresiz olarak erteledi.
Davaya bakan New York yargıcı Juan Merchan, Trump’ın avukatlarına davanın tamamen düşürülmesini talep eden bir dilekçe sunmaları için 2 Aralık’a kadar süre verirken, davayı takip eden Başsavcı Alivn Bragg’in de cevap vermesi için 9 Aralık tarihini belirledi. Trump’ın Sözcüsü ve Beyaz Saray’ın yeni İletişim Direktörlüğüne atanan Steven Cheung karara ilişkin açıklamasında, “Başkan Trump’a karşı açılan sahte Manhattan Davası, kesin bir galibiyetle artık tamamen durduruldu ve ceza ertelendi” dedi.
Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, Merchan’a gönderdiği mektupta cezanın ertelenmesine karşı olmadıklarını ancak davanın düşürülmesine yönelik her türlü çabayla mücadele edeceklerini belirtmişti.
Trump’ın avukatları son taleplerini bu hafta Merchan’a gönderdikleri bir mektupla iletmişlerdi. Trump’ın avukatları gönderdikleri mektupta, “Nasıl ki görevdeki bir Başkan herhangi bir cezai süreçten tamamen muafsa, seçilmiş Başkan olarak Trump da muaftır” diyerek Trump’ın yemin etmesinden bir ay önce, 20 Aralık’a kadar argümanlarını sunmak için izin istemişlerdi. Avukatlar, yaptıkları açıklamada, Trump başkan seçildiği için mahkumiyet kararının iptal edilmesi ve davanın düşmesi gerektiğini belirterek, davanın devam etmesinin anayasaya aykırı olacağını savunmuşlardı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAR YAĞIŞI BEKLENEN İLÇELER AÇIKLANDI
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Dairesi Başkanlığı (AKOM), kentteki hava durumuna ilişkin uyarılarda bulundu.
Hava sıcaklığının öğle saatlerinde 5’ye kadar düşeceğini belirten AKOM, gün içerisinde kentte kar yağışının beklendiği ilçeleri de açıkladı.
AKOM’un tahminlerine göre, Çatalca, Silivri, Arnavutköy, Sarıyer, Beykoz, Çekmeköy ve Şile gibi yüksek noktalarda kalan ilçelerde karla karışık yağmur ve kısa süreli kar görülecek.
DENİZ ULAŞIMI KİLİT
Etkisi arttıran fırtınadan deniz ulaşımı da olumsuz etkilendi. İstanbul Deniz Otobüsleri’nin (İDO) internet sitesindeki duyuruya göre, kötü hava koşulları sebebiyle saat 07.45’deki Yenikapı- Yalova, 08.00’deki Pendik-Yalova, saat 08.30’daki Bursa-Armutlu-Armutlu Tatil Köyü-Yenikapı- Kadıköy, 08.30’daki Bandırma-Yenikapı-Kadıköy, saat 09.00’daki Pendik-Yalova, 09.05’teki Kabataş-Kadıköy-Yenikapı- Bursa, 09.45’teki Yalova-Yenikapı ve Yenikapı-Yalova seferleri ile saat 10.30’daki Bursa-Armutlu-Armutlu Tatil Köyü-Yenikapı-Kadıköy seferleri gerçekleştirilemeyecek.
Şehir Hatları AŞ’den yapılan duyuruda ise aynı sebeple, Bostancı-Moda-Karaköy-Kabataş Hattı seferlerinin Moda uğraması, Büyükada- Sedef Adası, Ortaköy-Beşiktaş- Eminönü hatları ile Paralel Hat seferlerinin Ortaköy uğramasının gerçekleştirilemediği bildirildi.
UÇAKLAR PİSTE İNEMİYOR
Hava ulaşımında da benzer bir durum söz konusu. İstanbul Havalimanı’na gelen bazı uçaklar iniş yapamayınca pisti pas geçerken, bazıları da bir süre havada tur atmak zorunda kaldı. Sabiha Gökçen Havalimanı’na iniş yapmak isteyen uçaklar da bir süre havada tur atmak zorunda kaldı. Kalkış seferlerinde ise kısa süreli gecikmeler yaşandığı bildirildi.
Ayrıca Türk Hava Yolları, 38 uçuşun İstanbul’da beklenen fırtına nedeniyle iptal edildiğini açıkladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Dün akşam şiddetli lodosun etkisine giren Adalar bugün saat 08.30 sularında rüzgarın değişmesiyle birlikte Karayel fırtınasının etkisine girdi. Fırtınanın şiddeti 80 km’ye kadar çıktı.
Şiddetli rüzgar Adalar’da kıyı şeridinde etkili oluyor. Bir çok sahil kesimi su altında kaldı. Kıyıdaki çakıl taşları iç kesimlere doğru sürüklendi. Hava sıcaklığı yaklaşık 8 derece düştü. Adalar’da kıyı şeridinde göletler oluştu. Şehir hatları vapurları ve yolcu motorları seferlerinde zorluklar yaşamaya başladı.
İstanbul Şehir Hatları A.Ş yapılan açıklamada, Büyükada- Sedef Adası Hattı, Maltepe-Büyükada-Heybeliada-Burgazada-Kınalıada Hattı, Adalar- Beşiktaş hattı seferlerinin ikinci bir duyuruya kadar yapılamayacağını duyurdu. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) ‘listeria’ bakterisi nedeniyle bir bebeğin hayatını kaybettiğini duyurdu.
CDC, listeria bakterisi nedeniyle ABD’nin Kaliforniya eyaletinde bir bebeğin hayatını kaybettiğini, dört eyalette 9 kişinin hastaneye kaldırıldığını ifade etti. Açıklamada, Kaliforniya, New York, Illinois ve New Jersey’de toplam 11 vakanın bildirildiği ifadeleri kullanıldı. CDC, bakterinin ‘Yu- Shang Food’ isimli markanın şarküteri ürünlerinden bulaşmış olabileceğini incelemelerin sürdüğünü belirtti.
LİSTERİA BAKTERİSİ NEDİR?
Listeria bakterisi, özellikle gıda kaynaklı enfeksiyonlara yol açabilen bir bakteri türüdür. En yaygın türü Listeria monocytogenes’dir. Bu bakteri, genellikle süt ürünleri, çiğ etler ve işlenmiş etler gibi gıdalarda bulunabilir. Listeria’nın neden olduğu enfeksiyon, listeriyoz olarak bilinir. Listeriyoz, özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, hamile kadınlar, yaşlılar ve bebekler için ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Hamile kadınlarda bu enfeksiyon, düşük doğum yapma, erken doğum veya bebekte ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
1300 HEKTAR BÜYÜKLÜĞÜNDE
Kovada Gölü Milli Parklar Şefi Bahaddin Uysal, kasnak meşesinin doğal yolla meşcere veya orman kurduğu dünyadaki tek alan olması nedeniyle bölgenin ‘tabiatı koruma alanı’ statüsüyle koruma altına alındığını ve 1300 hektar büyüklüğe sahip olduğunu söyledi. Kasnak meşesi ormanının Eğirdir Gölü ve Kovada Gölü sulak alanlarının bulunduğu havzada ardıç, çam ve sedir gibi ormanlarla komşuluk ettiğini belirten Uysal, “Ülkemize has bir tür olan ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan kasnak meşesi gerek saf gerekse sedir ve ardıç ile karıştığı en güzel örneklerinin yer aldığı eşsiz bir ekosistemdir” dedi.

İZİN İÇİN DİLEKÇE YAZILIYOR
Ormanın 1987 yılında tabiat koruma alanı ilan edildiği ve koruma altında olması nedeniyle girişlerin de belli izinler çerçevesinde yapılabildiği, izinsiz girişlerin kesinlikle yasak olduğunu söyleyen Uysal, “Sadece bilimsel çalışmalar ve eğitim amaçlı alana girişlere izin verilmektedir. Bu ormandaki kasnak meşesi endemik bir tür. Farklı bölgelerimizde ülkemizin bu ağaçtan münferit bireyler olmasıyla birlikte orman kurabildiği doğal tek alan burasıdır. Eşsiz sonbahar görseli ise ekimin son haftasıyla kasımın ortası arasında yaşanıyor. Bu iki- üç haftalık sürede alanda güzel bir sonbahar görseli oluyor ama alana gezmek için girişler yasak. Sadece bilimsel ve eğitim amaçlı ayrılmış bir alan olduğu için sadece bilimsel ve eğitim amaçlı girebiliyoruz. Bunun için de Isparta Şube Müdürlüğümüze ya da Kovada Gölü Milli Parkı Şefliği’ne bilimsel ya da eğitim amaçlı alana gelmek istedikleriyle ilgili bir dilekçe yazılması gerekiyor. Uygun görülmesi durumunda alana şefin ya da görevlendireceği bir personelin eşliğinde girişlere izin veriliyor” diye konuştu.
67 ENDEMİK TÜR BULUNUYOR
Üniversiteler veya DKMP uzmanlarının bölgede yaban hayatı ve bitki türleriyle ilgili bilimsel çalışmalar yaptığını anlatan Bahaddin Uysal, alanda okullara yönelik sunumlar da yapılabildiğini dile getirdi. Araştırmalara göre alanda 23 memeli, 442 bitki türünün tespit edildiğini ifade eden Uysal, “Bunların 67’si endemik tür. Amacımız doğal olarak oluşmuş bu değerli alanı koruyup, gelecek nesillere aktarmak. Bunun için de sürekli bilimsel çalışmalar yapılıyor, ekosistemi daha iyi anlamaya ve ona zarar vermeden koruma statüsünün daha da güçlenmesi ve dünya çapında tanınan bir doğal miras alanı haline gelmesini hedefliyoruz” dedi.
İKİNCİ EN KALIN KASNAK MEŞESİ
Diğer yandan endemik kasnak meşesi ormanında ölçümleri 2021 yılında yapılan çapı 1,37 metre, çevresi 4,30 metre ve boyu 33,5 metre ölçülen Türkiye’nin bilinen ikinci en kalın çaplı kasnak meşesi de bulunuyor. ‘Koca kasnak’ adı verilen ağaç ormanın Beşbahçe mevkisinde özel koruma altında.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzlanda Meteoroloji Ofisi’nden yapılan açıklamada, Reykjanes Yarımadası’ndaki yanardağda dün yeniden patlama yaşandığı belirtildi.
Şiddeti Ağustos’takinden daha düşük olan patlamanın ardından yanardağ etrafında 3 kilometre uzunlukta bir çatlağın oluştuğu kaydedilen açıklamada, olayın havayolları için tehdit oluşturmadığı bilgisi paylaşıldı.
Yetkililer, Grindavik kenti de dahil bazı bölgelerdeki gaz emisyonları konusunda uyarıda bulundu.
Öte yandan, bölgedeki yaklaşık 50 konut sakini tahliye edildi.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlık açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Süregelen bu saldırılar, İsrail’e yaptırım ve özellikle silah ambargosu uygulanması gerektiğini göstermektedir.
Soykırımcı İsrail hükümetine destek verenlerin bu suçlara ortak olduklarını yineliyoruz.”
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mahkeme, Netanyahu ve Gallant’ın suç işledikleri için yeteri kadar delil olduğunu belirtirken, İsrail devletinin mahkemenin yetkisinin kabul edip etmemesinin önemli olmadığını vurguladı.
Sivil halka saldırılar planlamakla suçlanan Netanyahu ve Gallant’ın, Gazze’deki halkı bilinçli olarak aç bıraktığı, bunun da bir savaş suçu olduğun ifade edildi.
HAMAS LİDERİ HAKKINDA DA YAKALAMA EMRİ ÇIKARILDI
Mahkeme, Hamas liderlerinden Muhammed Diab Ibrahim Al-Masri hakkında da tutuklama emri çıkardı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında yakalama kararı çıkarmış ve bu kararın ömür boyu geçerli olduğunu belirtmişti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamada, Rusya Silahlı Kuvvetlerinin Ukrayna’daki eylemleriyle ilgili bilgi verildi.
Ukrayna: Rusya ilk kez kıtalararası balistik füze kullandı Haberi Görüntüle
Rus birliklerinin Donetsk bölgesinde Dalneye yerleşim birimini ele geçirdiği kaydedilen açıklamada, “İngiltere üretimi 2 adet “Storm Shadow” seyir füzesi, ABD yapımı 6 adet HIMARS füzesi ve 67 insansız hava aracı (İHA) vuruldu.” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, savaşın başlangıcından bu yana Ukrayna ordusuna ait 648 uçak, 283 helikopter, 36 bin 467 İHA, 586 hava savunma füze sistemi, 19 bin 420 tank ve zırhlı araç, 1490 çok namlulu roketatar, 18 bin 318 obüs ve havan topu ile 28 bin 573 özel askeri aracın imha edildiği kaydedildi.
Dün, İngiliz basınında çıkan haberlerde, İngiltere’nin Ukrayna’ya temin ettiği “Storm Shadow” (Fırtına Gölgesi) uzun menzilli seyir füzelerinin ilk kez Rus topraklarında kullanıldığı belirtilmişti. Söz konusu füzelerin, 250 kilometrenin üzerinde menzile sahip olduğu biliniyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rus haber ajansı TASS ve Diyalog Bölgeleri Merkezinin Moskova’daki Rus Realizm Sanat Enstitüsü’nde düzenlediği foruma, 65 ülkeden 1000’i aşkın uzman katıldı.
Foruma, Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Müdür Yardımcısı Sergey Nalobin, eski Avusturya, Avrupa ve Uluslararası İlişkiler Bakanı ve Rusya’daki Önemli Konulara İlişkin Jeopolitik Gözlemevi Merkezi (G.O.R.K.I.) Başkanı Karin Kneissl, TASS Genel Müdürü Andrey Kondraşov ile Anadolu Ajansı (AA) Teyit Haberleri Müdürü Ömer Faruk Görçin de iştirak etti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, forumun açılışına görüntülü mesaj gönderdi.
Zaharova, mesajında, ABD’nin Facebook ve Instagram’ın sahibi Meta ve Google aracılığıyla son 10 yılda kavramları değiştirdiğini belirterek, “Bunlar, kamu bilincini manipüle etme aracı haline geldi.” ifadesini kullandı.
Wikipedia’da da sahte bilgilerin yer aldığını söyleyen Zaharova, “Wikipedia’da siyaset ve tarihle ilgili yazılarda aşırı derecede taraflılık ve ön yargı görmek mümkün.” dedi.
Sözcü Zaharova, tüm bunların insanoğlunun güvenliği ve refahını tehlikeye attığını, bu nedenle de yalan haberlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.
G.O.R.K.I. Başkanı Kneissl, yalan haberlerin uluslararası ilişkileri de etkilediğini belirterek, “Son zamanlarda dünyada yalan bilgilere dayanılarak oluşturulan birkaç çatışma yaşandı. 2002-2003’te Irak’taki savaş da büyük bir yalan üzerine inşa edildi. Bu nedenle haberleri okurken dikkatli olmak gerekiyor.” diye konuştu.
TASS Genel Müdürü Kondraşov da bazı ülkelerin Rus medyasını engellemeye çalıştığını dile getirerek, “Bu ülkeler, kendi egemenliğiyle ilgili sorunlar yaşıyor.” ifadesini kullandı.
“AA, sahte bilgilerle mücadele ediyor, okuyucuları karşısında sorumluluk üstleniyor”
Forum kapsamında yalan haberlere karşı alınan önlemlerle ilgili panel düzenlendi.
AA Teyit Haberleri Müdürü Görçin, buradaki konuşmasında, modern dünyada sosyal medya araçlarının insanlar için ana bilgi kaynağı haline geldiğine işaret ederek, “Dünya nüfusu 8 milyara ulaştı. Sosyal ağ kullanıcı sayısı 5 milyara yaklaştı. Televizyon ve yazılı basını bilgi aracı olarak kullanan kişi sayısı ise gittikçe azalıyor. Dolayısıyla insanlar artık sosyal medya araçlarını kullanarak bilgi sahibi oluyor.” dedi.
Bu nedenle sosyal medyada yer alan haberler, fotoğraflar ve görüntülerin denetlenmesi gerektiğini vurgulayan Görçin, AA’nın, sahte bilgilerle mücadele ettiğini ve bu konuda okuyucular karşısında sorumluluk üstlendiğini, özellikle İsrail’in Filistin konusundaki haberlerini denetlediğini ve sahte olanları ortaya çıkarmaya çabaladıklarını söyledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Müdür Yardımcısı Nalobin de sahte haber ve bilgilerle mücadele ettiklerini dile getirerek, “Ekiplerimiz, haberlerin kaynaklarını denetleyerek analiz yapıyor ve haberin doğru olup olmadığını tespit ediyor, sahte haberin antitezini oluşturuyor.” diye konuştu.
Yalan haberlerin birçoğunun Batılı ülkeler tarafından yapıldığını kaydeden Nalobin, “Bu yalan haberleri de Batı basını yayıyor.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA – Bursa’da etkisini artıran şiddetli lodos ağacı devirdi. Ağacın yarısı yolu kapatırken, diğer yarısı ise elektrik tellerine takıldı.
Olay, merkez Osmangazi ilçesi Alemdar Mahallesi Sevim Sokak’ta meydana geldi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Marmara Bölgesi’nde yaptığı uyarıların ardından şiddetli rüzgar ağacı kökünden söktü. Kökünden sökülen ağacın yarısı yolu kapatırken, diğer yarısı ise elektrik tellerine takıldı. İhbar üzerine olay yerine gelen polis ve belediye ekipleri çevrede güvenlik önlemi alırken, itfaiye ekipleri ise tellere takılan ağacı kesti. Düşen ağaç sebebiyle bir süreliğine kapanan yol, ağacın yoldan kaldırılmasıyla tekrar açıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, Filistin’deki kitlesel katliamlarına bir yenisini daha ekledi. Yerel yetkililerden edinilen bilgilere göre, İsrail ordusu bu kez Gazze Şeridi’ndeki Kemal Advan Hastanesi yakınlarında bulunan bir yerleşim bölgesini hedef aldı. Saldırıda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 66 kişinin hayatını kaybettiği belirtilirken, 100’ü aşkın kişinin yaralandığı kaydedildi. Devam eden İsrail saldırılarının arama kurtarma çalışmalarını zorlaştırdığı belirtilirken, İsrail’den saldırının amacına dair açıklama yapılmadı. – GAZZE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, karara ilişkin X’ten paylaşımda bulundu. Ghebreyesus, DSÖ’nün M çiçeği virüsüne karşı “LC16m8 aşısını” acil kullanım listesine eklediğini belirterek, bunun salgın bölgelerinde 1 yaş üstü çocuklar için listelenen ilk aşı olduğunu kaydetti.
“HAYATİ BİR ADIM”
“Bu, M çiçeği virüsü yayılmaya devam ederken özellikle çocuklar olmak üzere savunmasız popülasyonları korumak için hayati bir adımdır.” ifadelerini kullanan Ghebreyesus, son iki ayda, salgının merkezi olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki şüpheli tüm M çiçeği vakalarının yarısının 12 yaş altındaki çocuklar olduğunu hatırlattı. Ghebreyesus, “Bu yıl görülen şüpheli M çiçeği vakalarının toplam sayısı 40 bini aştı ve 1200 ölüm bildirildi. Burundi ve Uganda’daki salgınlar da genişliyor. 22 Kasım Cuma günü epidemiyolojik durumu ve devam eden müdahaleyi incelemek üzere Mpox Acil Durum Komitesini yeniden toplayacağım.” ifadelerini kullandı.
DSÖ, 13 Eylül’de M çiçeği virüsüne karşı ön yeterlilik alan ilk aşının Bavarian Nordic’in ürettiği “MVA-BN” olduğunu duyurmuştu. DSÖ, “maymun çiçeği virüsü (Monkeypox)” ifadesini, 2022’de ırkçılık ve ayrımcılık kaygısıyla M çiçeği virüsü (Mpox) olarak değiştirmişti. M çiçeği virüsü, 14 Ağustos’ta DSÖ tarafından “uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu” olarak ilan edilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÇİNLİ BAKAN GÖRÜŞME TALEBİNİ REDDETTİ
Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) üyesi 10 ülkenin savunma bakanlarının yanı sıra ABD, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Çin’den temsilciler, ASEAN Plus Savunma Bakanları Toplantısı için Laos’un başkenti Viyentiyan’da bir araya geldi. Çin Savunma Bakanı Don Jun, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in toplantı çerçevesinde görüşme talebini reddetti.
“TALİHSİZ BİR DURUM VE BÖLGEYİ ETKİLİYOR”
Austin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu talihsiz bir durum ve bölgeyi etkiliyor. Çünkü bildiğiniz üzere bölge, iki önemli aktörün, bölgedeki iki büyük gücün birbiriyle görüşüyor olmasını gerçekten görmek istiyor” dedi. Austin, “Bunun geleceğe yönelik herhangi bir yansıması olacağını düşünmüyorum. Bunun sadece şu an için yapmayı tercih ettikleri bir şey olduğunu ve niçin böylesine iyi bir fırsatı değerlendirmemeyi seçtiklerini ancak onların açıklayabileceklerini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
İKİ BAKAN EN SON MAYIS AYINDA BİR ARAYA GELMİŞTİ
Austin, Çinli mevkidaşı Dong ile geçtiğimiz mayıs ayında uluslararası savunma forumu Shangri-La Diyalogu marjında bir araya gelmişti. İki bakan, ABD ve Çin’in Tayvan konusunda anlaşmazlıkları olduğunu yinelemiş fakat askeri iletişim kanallarının açık tutulmasının önemine vurgu yapmıştı.
Tayvan’ın bağımsızlığını tanımayan ve kendi toprakların bir parçası olarak kabul eden Çin, üç hafta önce Tayvan’a 2 milyar dolarlık silah satışına onay veren ABD’yi sert bir şekilde eleştirmiş ve “egemenliğini savunmak için kararlı karşı tedbirler alacağını” açıklamıştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgiye göre, İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürlüğünce yasadışı silah ticareti suçunun önlenmesi ile ilgili yapılan çalışmalarda, 16 Kasım’da Bağlar ilçesi Bağcılar Mahallesi’nde bulunan ikamete operasyon düzenlendi. Operasyonda, 100 adet tabanca, 100 adet şarjör, 16 adet uzatmalı şarjör, 3 adet pompalı tüfek ve 4 bin 882 adet tabanca fişeği ele geçirildi.
Olayla ilgili gözaltına alınan 2 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildikleri adli makamlarca tutuklandı. – DİYARBAKIR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Turan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, nüfus sayımı öncesi Erbil ve Süleymaniye kentlerinden çok sayıda ailenin Kerkük’e getirildiğini gözlemlediklerini belirtti.
Turan, “Türkmenler, Irak’taki nüfus sayımını destekliyor. Kerkük 2003 sonrası demografik değişikliğe uğradı. Sayım öncesi de 260 bin kişi kent dışından getirilerek Kerkük nüfus kütüğüne yazdırıldı.” dedi.
“Kerkük’ün demografisini etkilemeye ve Türkmen kimliğini bozmaya yönelik ciddi girişimler var.” diyen ITC Başkanı Turan, Kerkük nüfus sayım sonuçlarının ilanının 1957 yılı nüfus sayımı kütükleri incelenene kadar ertelenmesini talep ettiklerini bildirdi.
Irak’ta tüm ülkeyi kapsayan nüfus sayımı sokağa çıkma yasağının olduğu 2 gün boyunca elektronik ortamda 120 bin görevli tarafından gerçekleştiriliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ANKARA) – Dışişleri Bakanlığı, Yemen açıklarında bir Türk firmasına ait Anadolu S adlı kuru yük gemisine Husiler tarafından füze saldırısı düzenlenmesine tepki gösterdi.
Bakanlık tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Bir Türk firmasına ait Panama bandıralı Anadolu S adlı kuru yük gemisine Yemen açıklarında seyrederken Husiler tarafından düzenlenen füze saldırılarını kınıyoruz. Benzer bir hadisenin tekrar yaşanmamasını teminen gerekli girişimlerde bulunulmaktadır” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Festival alanında büyük bir kalabalığın gözü önünde gerçekleşen kaza anı kameralara yansıdı. Görüntülerde, Caballero’nun yaptığı tehlikeli hareketin ardından olay yerinde can verdiği görülüyor. Göstericinin yanında bulunan diğer kişiler hızla alandan uzaklaştı.
Mahates kentinden gelen ve daha önce de benzer gösterilerde yer alan Caballero’nun ani ölümü, festivalin geri kalanını da gölgeledi. Yerel yetkililer, olayla ilgili soruşturma başlattı.
Bu yıl İspanya’da da benzer kazaların yaşandığını hatırlatan uzmanlar, bu tür etkinliklerde güvenlik önlemlerinin artırılması çağrısında bulundu. Valencia’da 64 yaşında bir kişinin ağır yaralandığı, Tordesillas kentinde ise başka bir göstericinin kaza geçirdiği bildirildi.



KolombiyaFestivalGüvenlik3-sayfaYaşamDünyaKaza
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NHC, bazı izole bölgelerde 75 santimetreye kadar yağış bırakması beklenen tropikal fırtınanın, Orta Amerika ülkeleri ve Meksika’nın güneyinde toprak kaymaları ve sellere neden olabileceği uyarısı yaptı.
Meksikalı yetkililer de tropikal fırtınanın Yucatan Yarımadası üzerinde yoğun yağışlara neden olabileceği konusunda halka uyarıda bulundu.
Uzmanlar, tropik fırtınanın ilerleyen haftalarda ABD’ye ulaşabileceğini belirterek, özellikle Florida’da ikamet edenlerin hazırlıklı olması gerektiğini ifade etti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GÖREV İÇİN YETERSİZ
* Trump, Savunma Bakanlığı için eski asker ve televizyon yorumcusu Pete Hegseth’i aday göstereceğini açıkladı. Çin karşıtlığı ile bilinin Hegseth, hem Irak hem de Afganistan’da farklı dönemlerde görev yaptı. Bazı yetkililer Hegseth’in bu görev için yeterli olmadığını iddia etti.
* Donald Trump, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilciliği görevine emlak zengini golf arkadaşı Yahudi işadamı Steven Witkoff’u atayacağını duyurdu. Witkoff, Filistin’de iki devletli çözüme karşı biri. Gazze saldırıları sırasında ateşkes ve barış görüşmelerine de itiraz etmesiyle dikkat çekmişti.
* İşadamı Elon Musk ve girişimci Vivek Ramaswamy yeni kurulacak Hükümet Verimliliği Bakanlığı’nı yönetecek. Trump, ikilinin savurgan harcamaların kesilmesinde etkili olacağını aktardı.

ABD’DE BAŞKANLIK DEVRİ ‘BARIŞÇIL’ OLACAK
ABD Başkanı Joe Biden ile seçilmiş başkan Donald Trump seçimden sonra ilk kez Washington’da bir araya geldi.
Görüşmenin başında Oval Ofis’te kameralara poz veren ve el sıkışan Biden ile Trump, birbirlerine teşekkür etti.
Biden, başkanlık görevini Trump’a sorunsuz bir şekilde devredeceğini vurgulayarak, “Yeniden hoş geldiniz. Pürüzsüz bir geçiş süreci olmasını bekliyoruz, ihtiyacınız olan her şeyi karşılamak üzere yapabileceğimiz her şeyi yapacağız” diye konuştu. Daha sonra söz alan Trump da “Siyaset zor bir iş ve çoğunlukla dünya çok hoş değil ama bugün dünya güzel. Geçiş süreci olabildiğince pürüzsüz olacak, bunun için çok minnettarım” ifadesini kullandı.
Daha sonra Trump ve Biden’ın, Beyaz Saray’daki basına kapalı görüşmesi, yaklaşık iki saat sürdü.
ANKARA-WASHINGTON İLİŞKİLERİNDE YENİ SAYFA
Donald Trump ikinci kez ABD’de başkanlık koltuğuna oturmaya hazırlanırken, Amerikalı uzmanlar Türkiye-ABD ilişkilerinin olumlu yönde ilerleyebileceğini düşünüyor. Eski ABD’nin Ankara Büyükelçisi, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Wilson Center Ortadoğu Programı Başkanı James Jeffrey, ikinci Trump döneminde ikili ilişkilerin geleceği konusunda “gayet iyimser” olduğunu vurguladı. Hudson Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Luke Coffey ise her yeni ABD yönetiminin müttefiklerle ilişkileri sıfırlama konusunda bir fırsat sunduğunu belirterek, “Bir fırsat sunacak, çünkü hem Başkan Trump hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan, pragmatik olabileceğini ve milli meseleleri her tür kişisel anlaşmazlığın önüne koyabileceğini kanıtladı” ifadesini kullandı.
ABD ASKERLERİ GÜNEY KIBRIS’A YERLEŞMEK İÇİN GÜN SAYIYOR
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından ABD’ye verildiği belirtilen eski bir Türk köyü olan Tatlısu’daki (Mari) helikopter üssünde çalışmalara hız verildiği bildirildi. Rum basınının Mari’deki Evangelos Florakis Helikopter Üssü ile ilgili yayımladığı haber fotoğraflarında, ABD’ye ait askeri iş makinelerinin bölgedeki çalışmalara katıldığı görüldü. Mari’deki deniz üssü ile liman bölgesinde de genişletme çalışmaları yürüten GKRY’nin, bu alanlarda ABD’den teknik destek aldığı ileri sürülürken, helikopter üssünün Vasiliko Elektrik Santrali’ne komşu olarak inşa edilmesi dikkati çekti. ABD’nin bölgede gizli helikopter üssü bulunduğu iddia edilmiş, Pentagon bu iddiaları ve Mari’ye üs kurulması konusuna dair soruları yanıtsız bırakmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Terör örgütü PKK/YPG, Fırat Nehri’nin doğusunda Irak sınırından başlayarak yaklaşık 122 kilometrelik bir hatta kurduğu onlarca gözlem kulesiyle Fırat Nehri’nin batısında konuşlu İran destekli grupları gözetleme olanağına sahip olacak. Kuleler sayesinde terör örgütü PKK/YPG, Fırat Nehri’nin iki yakasında silah ve petrol kaçakçılığını gözetleyebilecek. AA muhabiri, PKK/YPG’li teröristlerin inşa ettiği kuleleri ve kulelerin karşısında konuşlanan İran destekli grupların mevzilerini görüntüledi.

12 METRE YÜKSEKLİĞİNDE BETONARME KULELER
Kulelerin inşaat projesi, doğuda Suriye-Irak sınırındaki Bağoz beldesinden başlayarak Cedit Akidat beldesine kadar uzanıyor. Terör örgütü PKK/YPG, kuleleri yıl başından bu yana 1000 metrekare, yani yaklaşık bir dönüm alan üzerinde Arap çiftçilerin arazilerine el koyarak kurmaya başladı.
Her biri 12 metre yüksekliğindeki betonarme kuleler, teröristlere hem yer altında hem de üstünde faaliyet alanı tanıyor. Demirle güçlendirilerek beton duvarlarla çevrilen kuleler, toplamda 1000 metrekarelik bir alanı kaplıyor.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

GELİŞMİŞ GÖZETİM SİSTEMLERİ
Kulelerin ABD ordusunun desteğiyle modern güvenlik teknolojileriyle donatıldığını aktaran kaynaklar, her kulede güvenlik kameraları, termal dürbünler, hafif ve orta çaplı silahlar, sinyal karıştırıcı sistemleri, anti-personel ve zırh delici füzelerin bulunduğunu anlattı.

PKK/YPG’li teröristler, inşası tamamlanan kulelere, terör örgütünün “öz savunma güçleri” olarak adlandırılan yapılanmasının üyelerini konuşlandırdı. Her bir kulede iki saatlik sürelerle 7-8 terörist nöbet tutuyor. Kulelerde görev yapan teröristlere her 24 saatte bir lojistik malzeme sağlayan araçlarla destek veriliyor. Ayrıca teröristler düzenli olarak kuleler arasında devriye geziyor. Terör örgütü, Deyrizor’un doğusunda Latva Ziban bölgesinde de kule inşaat faaliyetlerini sürdürüyor.

TOPRAKLAR GASBEDİLDİ
Güvenlik gerekçesiyle adını vermek istemeyen Bağozlu çiftçi, PKK/YPG’li teröristlerin nehrin kenarındaki tarlasından bir dönüm toprak gasbettiğini söyledi. Tarlasını belirli saatlerde ve teröristlerden izin almak zorunda kalarak sulayabildiğini söyleyen çiftçi, “İtiraz ettik. Ama boş. Tarlama sadece 09.00-17.00 saatlerinde girebiliyorum. Kulelere yakın evler boşaltıldı. Artık orada kimse yaşamıyor.” dedi.
Acil durumlarda nehrin bir yakasından diğerine geçişi sağlayan geçitlerin de kuleler nedeniyle engellendiğini belirten çiftçi, “Köylerin bir kısmı doğuda, kalan kısmı da batıda. Her iki tarafta akrabalarım var. Acil sağlık durumu olduğunda nehrin diğer tarafına geçiyorduk. Artık geçemiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Başkan Erdoğan, geçtiğimiz gün Bakü’ye gitmişti. Burada BM İklim Zirvesi’ne katılmış ve ardından uçakta gazetecilerin sorularını cevaplamıştı. Başkan Erdoğan’ın İsrail ile ticareti tümüyle kestik mesajı dünya basınının gündemine girdi.

BAŞKAN ERDOĞAN’I ÖVDÜ
ABD merkezli VOA News, Başkan Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i övdü. BM iklim görüşmelerinde dünya liderlerinin en önemli isimlerinin katılmadığını, boşluğu başka liderlerin doldurduğunu bildirdi. Haberde 50 liderin konuşma yapacağı ancak bunlardan en önemlilerinin Aliyev ve Başkan Erdoğan olduğu belirtildi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

BAŞKAN ERDOĞAN’IN SÖZLERİ GÜNDEMDE
ABD merkezli Newsweek, “Türkiye İsrail ile ilişkilerini kesti” başlığıyla haber yayınladı. Haberde, Başkan Erdoğan’ın sözlerine yer verildi.

Bir diğer ABD merkezli haber kuruluşuABC News, Başkan Erdoğan’ın Suriye ile normalleşme süreci hakkındaki görüşlerine yer verdi ve Başkan Erdoğan’ın “Suriye ile uzlaşma konusunda umutluyuz” sözünü başlığına taşıdı.

İngiltere merkezli Middle East Eye, Başkan Erdoğan’ın “Türkiye, İsrail ile tüm ilişkilerini kesiyor” ifadelerini başlığına taşıdı. Haberinde uçakta gazetecilere yapılan açıklamalara yer verdi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Son dakika haberi: Barbar İsrail ordusu, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde akıl almaz vahşetine devam ediyor. Çocuk, kadın demeden sivilleri katleden katil İsrail ordusu, yaralıları bile yattığı yerde vuruyor.

Gazze’de bir ay görev yapan İngiliz organ nakli uzmanı Prof. Dr. Nizam Mamode, İngiltere Parlamentosu’nun Uluslararası Kalkınma Komitesi’nin “Gazze’deki İnsani Durum” başlıklı oturumunda İsrail vahşetini anlattı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Mamode, bölgedeki manzarayı 2. Dünya Savaşı’nda atom bombası atılan Hiroşima ve Nagasaki’ye benzettiğini söyledi.

İnsanların çadır veya derme çatma yapılarda yaşadığını kaydeden Mamode, drone’ların, İsrail bombardımanlarının ardından operasyon yaptığını söyledi.

Mamode “Çadırların bulunduğu kalabalık bir noktaya bomba düştükten sonra drone’lar geliyordu, çocukları ve sivilleri vuruyordu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail, Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesini sabah saatlerinden itibaren en az 5 hava saldırısıyla hedef aldı. Lübnan resmi ajansı NNA’nın haberine göre İsrail, Hizbullah’ın kalesi olarak bilinen Dahiye’deki Gubeyri ve Burc el-Baracine bölgelerini hedef aldı.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee’nin tehdidinin ardından gelen şiddetli saldırılar sonrası bölgeyi toz ve duman bulutu kapladı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Gubeyri bölgesine, ilk etapta ikisi İsrail’e ait bir insansız hava aracı, biri de savaş uçaklarıyla 3 hava saldırısı düzenlendi ve saldırılar sonucunda Gubeyri belediyesi yakınlarındaki bir bina yıkıldı. Hizbullah mensuplarının, Gubeyri’de bölge sakinlerini uyarmak ve tahliyeyi hızlandırmak için havaya yoğun ateş açtığı kaydedildi.

İsrail’in daha sonra yine Gubeyri’deki Tayyune bölgesine çok şiddetli bir saldırı daha düzenlediği ve bu saldırının sesinin tüm Beyrut’tan duyulduğu aktarıldı.
İsrail bombası yolcu uçağının yanına düştü!

Öte yandan İsrail güçlerinin Uluslararası Refik Hariri Havalimanı’na yakın bir noktaya bir hava saldırısı gerçekleştirdiği aktarıldı. Havalimanında bir yolcu uçağının yakınına düşen bomba büyük paniğe neden oldu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
DİRENİŞ MUTFAĞI
Filistinli gastronomi içerik üreticisi Hamada Shoo, sosyal medyada yıllardır Gazze’nin kültürel zenginliklerini tanıtırken, İsrail’in saldırıları sonrası bambaşka bir görevi üstlenerek bir mülteci kampında çadır mutfak kurdu. Shoo, yardım paketlerinden çıkan sınırlı malzemelerle hazırladığı çikolatalı donutlardan sıcak makarnalara kadar birçok lezzetle çocukların yüzlerini güldürüyor. “Her yemek bir direnişin hikayesi” diyen Shoo, Gazze halkının zorluklara karşı mücadelesini dünyaya duyuruyor.

ÇOCUKLARI SEVİNDİREN GÖNÜLLÜ
Eskiden sosyal medya hesaplarında Gazze’nin pidelerini, çıtır kızarmış tavuklarını paylaşan Shoo, şimdi yardım paketlerinden hazırladığı yemeklerle kamptaki çocuklara mutluluk aşılıyor. Gönüllü kuruluşlarla iş birliği yapan Hamada Shoo, savaştan etkilenen çocuklara yalnızca besin değil moral ve psikolojik destek de sağlıyor. “Çocukların yüzlerindeki o mutluluğu görmek, bu işin değerini hatırlatıyor” diyen Shoo, savaşın gölgesinde yaşayan çocukların en sevdikleri lezzetleri tekrar tatmalarını sağlıyor.

SAMİRA’NIN MÜTEVAZI SOFRASI
Gazze’nin doğusunda, yoksulluğun izlerini en ağır şekilde taşıyan el-Zeytun Mahallesi’nde ise Samira Abu Amra’nın mütevazı mutfağı, bir umut kapısı olarak öne çıkıyor. Kendi imkanları ve hayırseverden aldığı bağışlarla ayakta kalan Samira, her hafta yaklaşık 70 aile için yemek hazırlıyor. İhtiyaç sahiplerine ulaşabilmek için kısıtlı kaynaklarını büyük bir titizlikle kullanan Samira, mahalledeki çocuklar ve ailelerin sıcak bir öğün için evinin önünde sıraya dizilmesine vesile oluyor. Çocuklar ve aileler, Samira’nın mutfağında buluşarak savaşın soğuk yüzüne karşı birlikte direniş sergiliyor.



Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(TBMM) – CHP DiyarbakırMilletvekili Sezgin Tanrıkulu, ” Hukuk, yasalarla yurttaşların başı derde girdiğinde vatadandaşın öngörüsü demektir. Yasa koyucu olarak bizim açımızdan bile öngörüden bahsetmek mümkün değil. Neden torba yasa yapıyorsunuz? Adı Noterlik yasası ama noterlikle ilgisi olmayan 12 yasa var. Bir parlamento bu kadar çok Anayasa’ya aykırı yasa yapabilir mi? Ondan sonra ya buradan ya da Anayasa Mahkemesi’nden geri dönüyor. Amacınız şu; Anayasa’ya aykırı bir kamu düzeni oluşturuyorsunuz. Anayasa Mahkemesi kararları geriye dönük yürümüyor. Yürümediği için de o arada oluşturduğunuz kamu düzeni yasallaşmış oluyor” dedi.
TBMM Genel Kurulu’nda Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerindeki görüşmeler devam ediyor. CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, şunları söyledi:
” Türkiye’deki rejimin demokrasi olmadığını göstermek istiyorsunuz”
“Hukuk, yasalarla yurttaşların başı derde girdiğinde vatadandaşın öngörüsü demektir. Yasa koyucu olarak bizim açımızdan bile öngörüden bahsetmek mümkün değil. Neden torba yasa yapıyorsunuz? Adı Noterlik yasası ama noterlikle ilgisi olmayan 12 yasa var. Bir parlamento bu kadar çok Anayasa’ya aykırı yasa yapabilir mi? Ondan sonra ya buradan ya da Anayasa Mahkemesi’nden geri dönüyor. Burada yasama uzmanları var, biz varız ama Anayasa’ya aykırı yasa yapılıyor. Amacınız şu; Anayasa’ya aykırı bir kamu düzeni oluşturuyorsunuz. Anayasa Mahkemesi kararları geriye dönük yürümüyor. Yürümediği için de o arada oluşturduğunuz kamu düzeni yasallaşmış oluyor. Kanun Hükmünde Kararname ile bu kadar çok işlemin yapılmayacağını Cumhurbaşkanı’nın hukukçuları bilmiyor mu? Ama Anayasa’ya aykırı bir düzen oluşsun sonra Anayasa’ya aykırılık arkadan gelir. Böyle bir düzen olmaz. Hiçkimse Türkiye’ye demokratik demiyor. Yumuşak mı sert mi bir otokrasi arasında gidip geliyoruz. Etki Ajanlığı Yasası’na teorik olarak ihtiyacınız var mı? Bana göre yok. Torba ceza maddeleri var. Onlar sizin ihtiyacınızı zaten karşılıyor. Yargı düzeni bağımsız değil. İstediğiniz insanı istediğiniz biçimde bir soruşturma açıp, bir gizli tanık bulup içeri alabiliyorsunuz. Buna neden ihtiyaç duyuyorsunuz? Çünkü Türkiye’deki rejimin demokrasi olmadığını hem içeriye hem de dışarıya, aynı sınıfta yarıştığınız devletlere göstermek için. O devletler Rusya, Gürcistan, Kırgızistan, Macaristan. Artık biz demokrasi liginde değiliz. O nedenle kayyum yasasına ihtiyaç duyuyorsunuz. Ahmet Özer’in, Ahmet Türk’ün suçsuz olduğunu bilmiyor musunuz? Toplumsal barışımızın altına bu kayyum siyasetiyle, uyguladığınız dille en büyük dinamiti koyuyorsunuz. Böyle bir barış siyaseti, demokratik siyaset olmaz. Siyaseti bütün bu uygulamalarla zehirlediniz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı barışçıl eylemlerle başlayan olaylar, 2011 yılında iç savaş boyutlarına ulaşmıştı. Bölgedeki diğer ülkeler, Rusya ve ABD’nin de dahil olmasıyla vekalet savaşına dönüşen çatışmalarda bugüne kadar 500.000 kişi hayatını kaybetti.
Bugün Suriye dört farklı bölgeye ayrılmış durumda. Bunlar Esad yönetiminin ya da farklı ideoloji ve bağlantılara sahip çeşitli silahlı grupların ve tek taraflı ilan edilmiş oluşumların kontrolünde.
Suriye’de hangi grupların nerelere hakim olduğu, savaşın başından beri önemli ölçüde değişti.
Başlangıçta muhalif gruplara büyük miktarda toprak kaybeden Esad yönetimi, 2015 yılında Rusya’nın savaşa aktif müdahalesi sayesinde, bugün ülkenin üçte ikisini kontrol ediyor.
Ancak özellikle ülkenin kuzeyinde Türkiye ile sınır bölgesinde, kendilerini yetkili ilan eden gruplar ve uluslararası aktörlerin desteklediği silahlı örgütler tarafından çizilen birçok iç sınır bulunuyor.
Pros&Cons Güvenlik ve Risk Analizi Merkezi Direktörü Prof. Dr. Serhat Erkmen, “Şam’ın doğusundan Fırat Nehri’ne kadar olan bölgede daha yoğun bir İran etkisi var” diyor.
“ Akdeniz kıyı şeridinden Şam’a kadar uzanan bölge ile ülkenin güneyindeki topraklar, Rusya’nın etki alanı.”
İran ve Rusya, Esad yönetimine en fazla destek veren ülkeler.
Suriye’nin Akdeniz’deki başlıca limanının bulunduğu ve iç savaşın başından beri kritik önem taşıyan Lazkiye, Esad’ın kontrolünde.
İdlib kimin kontrolünde?
Suriye’nin Türkiye sınırındaki İdlib, Esad karşıtı cihatçı silahlı grupların ellerinde kalan son kaleleri.
Şam yönetiminin 2015 yılında kontrolünü kaybetmesinden bu yana İdlib, birçok rakip muhalif grubun kontrolü altına girdi.
İdlib’in hakimiyeti şu anda Sünni İslamcı siyasi ve silahlı örgüt ’ın (HTŞ) elinde.
BBC İzleme Servisi Cihatçı Medya Uzmanı Mina Al-Lami HTŞ’nin eski isminin “Nusra Cephesi” olduğunu belirtiyor ve “Bu isim birçok kişiye tanıdık gelecektir. Bu örgüt El Kaide’nin Suriye’deki koluydu” diye hatırlatıyor.
Suriye’deki muhalif gruplar El Kaide bağlantıları sebebiyle Nusra Cephesi ile işbirliği yapmayı reddederken, örgüt 2017’de El Kaide ile bağlarını kopardığını açıkladı.
Al-Lami, “Herkes, El Kaide etiketinden korkuyordu. Örgüt de, bağımsızlığını ilan etti.” diyor.
HTŞ bağımsız olduğunu, herhangi bir dış güçle bağlantısı bulunmadığını ve küresel cihat hedefleri olmadığını iddia ediyor. Ancak Birleşmiş Milletler (BM), ABD ve Türkiye, HTŞ’nin El Kaide ile bağlantısı olduğunu düşünüyor ve HTŞ’yi terör örgütü olarak sınıflandırıyor.
Suriyeli gazeteci ve Annaharar Gazetesi Türkiye Editörü Sarkis Kassargian bölgede HTŞ’yi destekleyen birçok radikal grup bulunduğunu, çoğunluğu Çinli Uygurlardan oluşan Türkistan İslam Partisi’nin de bunlardan biri olduğunu söylüyor.
HTŞ, Türkiye destekli silahlı grupların çoğunu İdlib’den çıkardıktan sonra İdlib’de fiili idari kontrolü ele aldı.
BBC İzleme Servisi’nden Mina al-Lami, “HTŞ’nin bakanlıkları var, sosyal medyayı aktif olarak kullanan bakanları var. Bakanlar yeni projeler duyuruyorlar, yeniden yapılandırma çalışmalarına odaklanıyorlar, mezuniyet törenlerine katılıyorlar” diyor ve ekliyor.
“Yani gerçekten kendini devletin içindeki bir alt devlet olarak sunmaya çalışıyor, kendi hizmetlerini sunuyor ve gerçekten uluslararası kamuoyunun onayını kazanmaya çalışıyor.”
Şam yönetimine muhalif Türkiye ile Şam yönetiminin müttefikleri Rusya ve İran, 2017 yılında Kazakistan’ın başkenti Astana’daki görüşmelerinde çatışmaları azaltmak için, İdlib’in de aralarında bulunduğu çatışmasızlık bölgeleri oluşturma kararı aldı.
Sonraki yıl Rusya ile Türkiye, İdlib’de muhalifler ve Suriye Ordusu arasında tampon bölge oluşturmak üzere anlaştı.
Afrin kimin kontrolünde?
Bir zamanlar Kürt grupların denetimindeki, Suriye’nin kuzeybatısında yer alan bölgesinin kontrolü bugün Türkiye destekli Esad muhaliflerinin elinde.
2018 yılında ABD’nin, Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile Afrin’de sınır güvenlik gücü oluşturma kararının ardından Türkiye, sınırın karşı tarafındaki Kürt gruplara yönelik ‘nı başlattı. Ankara YPG’yi, ülkenin güneydoğusunda 30 yılı aşkın süredir çatıştığı PKK’nın bir kolu olarak ve milli güvenlik tehdidi olarak görüyor.
Zeytin Dalı Harekatı’ndan beri Afrin bölgesi Türkiye ile müttefiki Suriyeli grupların kontrolünde.
Türkiye 2017 yılında, desteklediği silahlı örgütleri (SMO) şemsiyesi altında toplamıştı. SMO, ilk etapta Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olarak adlandırılmıştı.
SMO’nun oluşumunda, Sultan Murat Tugayı gibi Türkiye ordusu ve istihbaratı ile bizzat bağlantılı olan örgütler ile Müslüman Kardeşler ve Katar’a bağlı diğer gruplar yer almıştı.
BBC İzleme Servisi’nden Mina al-Lami, “Bildiğimiz kadarıyla bu gruplar cihatçı gruplarla beraber çalışmıyor. Türkiye’nin bölgedeki gündemi, öncelikleri ve hedefleri ile eşgüdüm içindeler. Yani, Kürtlerin yönetimindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye hükümetinin güçlerinin kesinlikle karşısındalar” diyor.
Türkiye’nin desteğiyle SMO’nun kontrolünü ele aldığı bölgeler Afrin’den Cerablus’a, Fırat Nehri’nin batısına ve doğuda da Tel Abyad’dan Resulayn’a kadar uzanıyor.
SMO, Suriye Geçici Hükümeti isimli idari yapının parçası. Türkiye devleti ve ordusu da Afrin bölgesinde büyük rol oynuyor.
Menbic kimin denetiminde?
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) de, ülkenin kuzeyinde büyük etkiye sahip.
Kürt ve Arap kökenli milisler ile muhalif gruplardan oluşan koalisyon, Fırat Nehri’nin doğusundan Irak sınırına kadar olan bölge ile batıdaki Tel Rıfat ve Menbic kentlerinin kontrolünü elinde tutuyor.
SDG 2018 yılında, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni kurarak tek taraflı olarak özerkliğini ilan etti. Suriye topraklarının dörtte biri SDG’nin kontrolünde ve bu alanda ABD ile Rusya’nın askeri üsleri bulunuyor.
Güvenlik uzmanı Serhat Erkmen, SDG’yi “Diğer muhalif yapılardan farklı olarak, bir tarafıyla Moskova, diğer tarafıyla Washington olmak üzere, iki ayrı kanaldan kendisine uluslararası meşruiyet yaratma hedefinde olan bir yapı” olarak tanımlıyor.
“Bir yandan Rusya’nın da yönlendirmesiyle Suriye hükümetiyle görüşmeler yapıp Suriye’nin geleceğine nasıl entegre olabileceğine dair mevcut Beşar Esad yönetimiyle görüşmelerini devam ettirirken, diğer tarafıyla onun kendi ülkesinde kesinlikle reddettiği ABD ile yakın politik, ekonomik ve askeri işbirliği yapıyor.”
Suriye’deki IŞİD tehdidi bitti mi?
(IŞİD) ya da Arapça ismiyle DAEŞ olarak da bilinen örgüt, 2014 yılında halifelik ilan etmiş, yıllar içinde Suriye ve Irak’ta geniş toprakları ele geçirmişti.
IŞİD’in ortaya çıkması Suriye’deki savaşın gidişatını değiştirmişti. ABD öncülüğünde 70’ten fazla devlet, IŞİD’e karşı koalisyon kurmuştu.
2019 yılında bu koalisyon IŞİD’i, Suriye’de elinde kalan son topraktan da çıkardı. Ama Suriye’de IŞİD tehdidi tamamen sona erdi mi?
BBC İzleme Servisi’nden Mina al-Lami, “Yeniden, vur-kaç saldırıları düzenleyen bir muhalif gruba dönüştü. Ancak hala Suriye’de çok aktifler, hatta bu sene saldırıları kayda değer miktarda arttı” diyor.
Al-Lami’ye göre IŞİD, Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrol ettiği kamplardaki savaşçılarını ve ailelerini serbest bırakabilirse bir dönüm noktası yaşanabilir.
Uluslararası Af Örgütü, IŞİD’in yenilmesinin üzerinden beş yıldan uzun süre geçmesine rağmen hala on binlerce kişinin alıkonduğunu söylüyor.
El Hol ve Roj kampları ile en az 27 gözaltı tesisinde 11.500 erkek, 14.500 kadın ve 30.000 çocuğun alıkonduğu tahmin ediliyor.
Mina al-Lami, “IŞİD’in gözü o kampların üzerinde. Bu kampları ve hapishaneleri basıp, alıkonulan insanları serbest bırakmak için herhangi bir kriz çıkmasını, güvenlik önlemlerinde herhangi bir zayıflama olmasını bekliyor” diyor.
“Örneğin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki Kürt güçlere karşı büyük bir askeri operasyon düzenlemesi, ya da ABD’nin Suriye’deki Şii milis gruplara yönelik bir operasyon düzenlemesi, bu tarz bir kriz oluşturabilir.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ANKARA) – ABD Başkanı seçilen Donald Trump, görevi 20 Ocak’ta devralacağı Joe Biden ile Beyaz Saray’da bir araya geldi. Trump’ı karşılayan Biden yaptığı açıklamada, Trump’a Ocak ayında sorunsuz bir iktidar devretme sözü verdi. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karine Jean-Pierre, yaklaşık iki saat süren görüşmede, Trump ve Biden’ın ulusal güvenlik ve iç politika konularını ele aldığını açıkladı.
ABD’de 4 Kasım’da yapılan seçimlerde 47’inci Başkan seçilen Donald Trump, “Beyaz Saray’ı geri kazanmasından” bir hafta sonra Başkan Joe Biden ile görüşmek üzere Beyaz Saray’a geldi.
Trump’ı karşılayan Biden, basına yaptığı kısa açıklamada, “yumuşak bir iktidar geçişi” çağrısında bulundu.
Biden, “Söylediğimiz gibi, yumuşak bir geçiş geçirmeyi, ihtiyaç duyduğunuz her şeyi karşılamak için elimizden geleni yapmayı dört gözle bekliyoruz. Tekrar hoş geldiniz” dedi. Görevi 20 Ocak’ta devralacak olan Trump ise “Siyaset zordur ve pek çok durumda pek hoş bir dünya değildir, ancak bugün hoş bir dünya ve olabildiğince sorunsuz bir geçişi çok takdir ediyorum ve bunu çok takdir ediyorum” dedi.
Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karine Jean-Pierre, iki saat süren görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Başkan Joe Biden’ın seçilmiş Başkan Donald Trump ile Oval Ofis’te yaptığı görüşmenin “önemli bir toplantı – görüş alışverişi” olduğunu söyledi.
Jean-Pierre, “Toplantıda ulusun ve dünyanın karşı karşıya olduğu önemli ulusal güvenlik ve iç politika konuları ele alındı. Başkan Biden ayrıca Kongre’nin halefinin seçildiği ancak görev süresinin başlamasından önceki dönemi için yapılacaklar listesinde yer alan, hükümetin finanse edilmesi ve Başkan’ın talep ettiği afet ek fonunun sağlanması gibi önemli konuları da gündeme getirdi” ifadelerini kullandı.
Jean-Pierre, Biden’ın, seçimden bir gün sonra seçilmiş Başkana ve geçen hafta Rose Garden’da Amerikan halkına yönelik yaptığı “Düzenli bir geçiş ve barışçıl bir iktidar geçişi sağlayacağız” ifadelerini yinelediğini belirtti.
Joe Biden’ın Donald Trump ile görüşmesine, Biden’ın özel kalem müdürü Jeff Zients’in yanı sıra seçilmiş başkan Trump’ın kısa süre önce Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü olarak görev yapacağını açıkladığı Susie Wiles da katıldı. Trump’ın kampanyasını yöneten Wiles, bu görevi üstlenen ilk kadın olacak.
Joe Biden’ın eşi Jill Biden da Trump’ı karşılama töreninde Biden’a eşlik etti.
Beyaz Saray, Jill Biden’ın Trump’a eşi Melania Trump için el yazısıyla yazılmış bir tebrik mektubu verdiğini ve “ekibinin geçiş sürecine yardımcı olmaya hazır olduğunu ifade ettiğini” bildirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Polonya’nın kuzeyindeki Redzikowo köyü yakınlarında inşa edilen ABD füze savunma sisteminin bir parçası olan Aegeis Ashore Füze Savunma Üssü bugün düzenlenen törenle faaliyete girdi. ABD ve onun Avrupalı müttefiklerini İran başta olmak üzere Orta Doğu’dan gelecek füze tehditlerine karşı korumayı amaçlayan füze savunma üssünün her biri 8’er SM-3 IIA önleyici füzesine sahip 3 adet MK41 dikey atım sistemi ve 1 adet SPY-1D balistik füze erken uyarı radarı ile donatıldığı bildirildi.
Bin ile 3 bin kilometre arasında menzile sahip füzelerinin bulunduğu üssün aynı zamanda NATO savunma sisteminin önemli bir unsuru olduğu belirtildi. Üssün açılışında konuşan Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, ABD ordusu gibi dünyanın güvenliğini koruyacak olan Aegeis Ashore Füze Savunma Üssü’nün açılışından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. “Şimdi tüm dünya açık ve net bir şekilde burasının artık Rusya’nın etki alanı olmadığını görecek” ifadelerini kullanan Duda, Polonya genelinde halihazırda 10 bine yakın ABD askerinin görev yaptığını, ABD’nin Polonya ve tüm NATO’nun güvenliğinin garantörü olduğunu söyledi.
Aegeis Ashore Füze Savunma Üssün’nde 500’e yakın ABD askerinin görev yapacağı belirtilirken Polonya hükümeti üssün gelecekte Rusya’dan gelebilecek tehditlere karşı da Polonya’yı savunmasını bekliyor. – VARŞOVA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Kongresi’nin iki yasama organından biri olan Senato’da Çoğunluk Lideri içim seçim yapıldı. Senatonun çoğunluk liderliğine Güney Dakota Senatörü John Thune seçildi. Cumhuriyetçi Partili senatörler tarafından seçilen Thune, görevi 2007 yılından bu yana Senatodaki Cumhuriyetçilerin liderliğini üstlenen 82 yaşındaki Kentucky Senatörü Mitch McConnel’dan devralacak.
Halihazırda Senato Azınlık Lider Yardımcısı olarak görev yapan Thune’un Senatonun Çoğunluk Lideri olarak görevi, ocak ayında yeni seçilen senatörlerin göreve gelmesiyle birlikte devralması bekleniyor.
ABD basınında yer alan haberlere göre, kapalı kapılar ardında yapılan gizli oylamada, Thune 29 oy, rakibi Texas Senatörü John Cornyn ise 24 oy aldı. Haberlerde, daha önce kendisini seçilmiş başkan Donald Trump’ın adayı olarak tanıtan ve Trump’ın sağcı müttefikleri tarafından desteklenen Florida Senatörü Rick Scott ise önceki oylama turunda sadece 13 oy aldı ve diğer adaylar Thune ile Cornyn’in oldukça gerisinde kalması nedeniyle yarıştan çekilmek zorunda kaldı.
1961 doğumlu Thune, 2005 yılından bu yana Güney Dakota Senatörü olarak görev yapıyor. Senatoda dördüncü döneminde bulunan Thune, 2021’den bu yana da Azınlık Lideri Yardımcısı vazifesinde bulunuyor. – WASHINGTON
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TARIM ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, fotokapan ile görüntülenen Anadolu Parsının görüntülerini sosyal medya hesabından paylaştı.
Bakan Yumaklı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, “Tüm ihtişamıyla, bugüne kadar kaydedilen en net görüntülerinden biriyle ormanlarımızın gizli kahramanı Anadolu Parsı. Tüm imkanlarımızla bu kıymetli hazinemizi korumaya devam edeceğiz” dedi. Bakan Yumaklı paylaşımında Anadolu Parsı’nın görüntülerine de yer verdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lübnanlı yetkililerden alınan bilgiye göre, Beyrut’taki Camille Chamoun Sports City Stadium’un, yerinden edilenlerin yerleştirileceği bir merkez haline getirilmesi için inşa ve donatım çalışmalarına başlandı.
Onlarca işçi, söz konusu spor tesisinde oda inşası ve su tesisatı kurulumuna yönelik çalışmalarını sürdürüyor.
Beyrut Belediyesi ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle inşa edilecek merkeze, İsrail saldırılarında evleri yıkılan veya evlerinden ayrılmak zorunda kalan aileler yerleştirilecek.
Merkeze, yerinden edilenler ve Beyrut’taki okullarda veya özel mekanlarda kalanlar kabul edilecek.
Yerel kaynaklara göre, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları nedeniyle bugüne kadar 1 milyon 200 binden fazla insan yerinden edildi. Bu da Lübnan nüfusunun yüzde 20’sinden fazlasını oluşturuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’de 5 Kasım’da yapılan başkanlık seçimlerini kazanan ve 20 Ocak 2025’te göreve başlaması beklenen Donald Trump’ın kabinesinde bir isim daha belli oldu. Trump, yaptığı açıklamada, Ulusal İstihbarat Direktörü olarak eski Demokrat Kongre Üyesi Tulsi Gabbard’ı seçtiğini aktardı. Trump, “Tulsi 20 yılı aşkın bir süredir ülkemiz ve tüm ABD’lilerin özgürlükleri için mücadele etmekte. Demokratların eski başkan adayı olarak her iki partide de geniş bir desteğe sahip olan Tulsi, artık gururlu bir Cumhuriyetçi. Tulsi’nin kariyerini tanımlayan korkusuzluğunu istihbarat topluluğumuza yansıtacağına, anayasal haklarımızı savunacağını ve barışı güvence altına alacağını biliyorum. Tulsi hepimizi gururlandıracak” dedi. – WASHINGTON
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vietnam’ın başkenti Hanoi’de bu yıl yedincisi düzenlenen “Hanoi Uluslararası Film Festivali”nin geliştirme bölümünde yarışan film, “Jüri Özel Ödülü”ne layık görüldü.
Festivalin geliştirme bölümünde Bangladeş, Malezya, Hindistan, Türkiye, Arjantin ve Vietnam’dan 8 proje yarıştı.
Bir hafta süren festivalde iki gün konuk olarak ağırlanan yönetmen Soysal, “Rahma” projesini tanıtmanın yanı sıra Türk sineması hakkında da Vietnamlı sinemaseverlere bilgi aktardı.
Soysal, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, çekimlerine hazırlandığı “Rahma” filminin ödüle değer görülmesinden mutluluk duyduğunu ifade ederek, “Vietnam’da düzenlenen festivalde bulunmak benim için farklı bir deneyimdi. Festivallerin en güzel tarafı farklı coğrafyalardan insanlarla bir araya gelmek, onları sinema penceresinden tanıyabilmek. İki günlük konukluğum sırasında bölgenin sineması hakkında yakından fikir edinme fırsatım da oldu. Hanoi Uluslararası Film Festivali’nin değerli jürisine projemi ödüle layık gördükleri için teşekkür ediyorum. Festival yönetimine ve ekibini de başarılı organizasyonları için kutluyorum.” dedi.
Proje, 2023’te TRT 12 Punto Senaryo Geliştirme Platformu’ndan “Ön Alım”, geçen ay Çanakkale’de ilki düzenlenen Troya Proje Geliştirme Platformu’ndan ise “En İyi Proje” ödüllerini kazanmıştı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü tarafından da desteklenen “Rahma”, yurt dışında da BulgaristanKültür Bakanlığı Film Fonu’ndan ortak yapım desteği aldı.
Konusunda “Anne sadece doğuran kişi midir, yoksa daha çok bağ kuran mıdır?” sorusunun cevabını arayacak olan film için ayrıca Balkon Film Yapım ve Ars Digital Yapım ortaklığında Avrupa’nın büyük fonu olan Euroimage’a da başvuru için hazırlanılıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ICARDI’NIN YERİNİ JOVİC DOLDURACAK
Calcio Mercato’da yer alan habere göre; Galatasaray, Milan forması giyen Luka Jovic ile ilgileniyor. Mauro Icardi’nin sakatlığı sonrası forvet transferi yapmak isteyen sarı kırmızılı takım, Milan’ın 26 yaşındaki golcüyü radarına aldı. Sözleşmesi sezon sonunda bitecek olan Sırp golcünün ayrılığa sıcak baktığı belirtildi. Ayrıca yıldız isme İtalya’dan da taliplerin olduğu vurgulandı.

JOVIC’İN RAKAMLARI
Luka Jovic, bu sezon Milan’da istediğini bulamadı. Sadece 4 maçta forma giyebilen 26 yaşındaki golcü, 1 kez gol sevinci yaşadı. Kızılyıldız, Benfica, Frankfurt, Real Madrid ve Fiorentina formaları giyen Jovic, kariyeri boyunca tüm kulvarlarda çıktığı 297 maçta 82 gol, 26 asistlik performans sergiledi. Sırbistan Milli Takımı’nın da formasını terleton deneyimli forvet, 42 karşılaşmada 11 gol attı ve 2 asist yaptı. Luka Jovic’in güncel piyasa değeri ise 5 milyon euro.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AKŞENER, AYLAR SONRA GÖRÜNTÜLENDİ
İYİ Parti, kuruluşunun 7. yılını Ankara Atatürk Spor Salonu’nda düzenlenen programla kutladı. Törene katılım yoğun olurken, gecenin sürprizi partinin kurucu ve eski Genel Başkanı Meral Akşener oldu.

AYAĞA KALKARAK DERVİŞOĞLU’NA SARILDI
Aylar sonra görüntülenen Akşener, protokolde Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu’nun yanında yer aldı. Partililer, “Anamızı da aldık geldik”, “Adalet peşinde” pankartları açıktı, “İktidara doğru Dervişoğlu” sloganları attı. Akşener, konuşmasının ardından yerine gelen Müsavat Dervişoğlu’na ayağa kalkarak selamladı.

DERVİŞOĞLU, ÖZEL OLARAK DAVET MEKTUBU VERMİŞ
Öte yandan, İYİ Parti Kurucu Genel Başkanı Meral Akşener’e özel olarak hazırlanan davet mektubunun bizzat İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu tarafından teslim edildiği ve Akşener’in Dervişoğlu tarafından 7. kuruluş yıl dönümü etkinliğine özel olarak davet edildiği öğrenilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Güney Afrika Cumhuriyeti’nden Angola’ya uzanan binlerce kilometrelik sahil şeridindeki kolonilerde yaklaşık 2 milyon Cape kürklü fokunun yaşadığı tahmin ediliyor.
Kahverengi kürkleri ve 2 metreyi aşan boylarıyla, en büyük fok türleri arasında yer alan Cape kürklü foklarda rastlanan kuduz salgını, bilimsel açıdan emsalsiz bir örnek teşkil ediyor.
KUDUZ ALARMI
Güney Afrika Tarım Bakanlığının temmuz ayında yayımladığı rapora göre, foklar arasında kuduz salgını, ilk kez mayıs ayında görüldü.
Ancak önceki yıllarda ölen foklardan alınan örneklerden edinilen bilgiler ışığında, ilk vaka geçmişinin 2022 yılına dayandığı tahmin ediliyor.
Raporda, temmuz sonu itibarıyla Cape Town ile Plattenberg şehirleri arasındaki sahil şeridinde toplam 17 vaka tespit edildiği ve bu salgının dünya genelinde deniz memelileri arasında görülen ilk kuduz salgını olduğu ifade edildi.
VAKA SAYISI 24’E YÜKSELDİ
Cape Town’da faaliyet gösteren Hout Bay Fok Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi yetkilisi Kim Hattingh, temmuzdan beri tespit edilen 7 vaka ile birlikte toplam vaka sayısının 24’e yükseldiğini belirtti.
Hattingh, bu salgının deniz memelileri arasında ilk kez görüldüğüne dikkati çekerek, “Deniz memelileri arasında kuduz salgınları konusunda bilimsel bir emsal yok ve kuduzun deniz yaşamını nasıl etkileyeceği hakkında hiçbir şey bilinmiyor.” dedi.

FOKLAR İNSANLARA SALDIRIYOR
Kuduz fokların insanlara saldırdığı vakalara değinen Hattingh, “İnsanların ısırıldığına dair birkaç vaka bildirildi, ancak insanların fok ısırıklarından kuduz kaptığına dair bir rapor yok. Ancak, deniz yaşamının yuvası olan okyanusta yüzecekseniz, kuduza karşı aşı olmanız önerilir.” diye konuştu.
Hattingh, fokların açlık nedeniyle de insanlara saldırabileceğine değinerek, “Sahilde bir fok görürseniz, ne yapıyor olursa olsun hayvandan en az 30 metre uzakta durun.” ifadesini kullandı.
Salgın ilk kez görüldüğü için kuduz olmuş bir foku tespit etmenin zor olduğunu belirten Hattingh, “Karada, fokların düzensiz davrandığını, başlarını çevirdiğini ve yutmakta zorlandığını, beslenme doğasına aykırı şekilde nesneleri yakalayıp ısırmaya çalıştığını fark ettik. Ayrıca hayvanın bu belirtileri gösterdikten sonra 30 dakika içinde öldüğünü de tespit ettik.” dedi.
Hattingh, denizde de şişkin halde ve hasta görünümlü foklara rastladıklarına değinerek, “Ayrıca suda yüzen ve teknelere ve insanlara saldıran foklar gördük, ancak bunun kuduz olmayabileceğini, aç ve eskiden olduğundan çok daha saldırgan olan foklar olabileceğini not etmek mühim.” diye konuştu.
BALIKÇILIK ENDÜSTRİSİ FOKLARI TEHDİT EDİYOR
Cape kürklü fokların 2018’de 2 milyon olarak tespit edilen nüfusunun 2021’deki kitlesel ölümlerin ardından düşmüş olabileceğine değinen Hattingh, “Cape kürklü foklar, ciddi tehlike altında, balıkçılık endüstrisi tarafından her gün öldürülüyorlar ve bu, yıllardır devam ediyor.” ifadesini kullandı.
Hattingh, fokların Afrika geleneksel tıbbında ilaç yapımında kullanılmak üzere yoğun talep gördüğünü belirterek, “Bu vahşet ve cinayet her gün artıyor ve bu hayvanların önümüzdeki birkaç yıl içinde büyük bir risk altında olacağına inanıyoruz. Yerel balıkçılık endüstrisi, fokların, yunusların, balinaların tüm balıkları yediğine inanıyor, bu yüzden foklar ne kadar çok ölürlerse balıkçılar için o kadar iyi.” dedi.
Hout Bay Fok Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nin 1999’dan beri Cape kürklü fokların yetiştirilip doğaya salınması için faaliyet yürüttüğünü kaydeden Hattingh, “Bu hayvanlar sadece fok bakıcılarımız tarafından bakılıyor. Şu anda etiketlenip serbest bırakılmadan önce fokları kuduz aşısıyla aşılıyoruz.” bilgisini verdi.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Furkan Can
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Katliamcı İsrail ordusunun Gazze işgali bir yılı aşkın süredir devam ediyor.
Binlerce masum sivili katleden ordu, her gün yeni bir saldırı daha düzenleyerek Gazze’de yaşanan insanlık dramını daha da derinleştiriyor.
Hava ve karadan düzenlenen saldırıdan canlı kurtulmayı başaran Filistinliler ise, işgalci ordunun zulmünden kurtulamıyor.
ZORUNLU GÖÇ EDİYORLAR
Saldırılarda ailesini ve tüm sevdiklerini kaybeden siviller, yıkık binalarda ya da salgın hastalık riskinin yüksek olduğu mülteci kamplarında kalmaya zorlanıyor.
İsrail askerleri ise, her şeyini kaybetmiş bu insanları, kaldıkları bölgenin operasyon bölgesi olduğunu dikte ederek göç etmeye zorluyor.
Gazze’nin kuzeyinde birçok masumu evinden ve sevdiklerinden ayıran katil ordu, bir tahliye çağrısı daha yaptı.
“NEREYE GİTTİĞİMİZİ BİLMİYORUM”
İsrail askerlerinin saldırılarından kaçmak için sürekleri göç etmek zorunda kalan siviller, tekrar yollara düştü.
Gazze’nin kuzeyindeki evlerini geride bırakarak saldırılardan kaçan bir ailenin küçük kızı ise, göç ederken gözyaşlarına boğuldu.
Yaşam savaşı için sürekli göç etmek zorunda kalan ailenin küçük kızı, “Ayağım acıyor artık yürüyemiyorum. Nereye gittiğimizi bilmiyorum.” sözleriyle yaşanan insanlık dışı durumu gözler önüne serdi.



Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD’de seçim günü yaklaştıkça adaylar arasındaki gerilim artmaya başladı.
5 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimine sayılı günler kala, adayların oy yüzdelerinde dalgalanmalar yaşanıyor.
Son açıklanan ankete göre Kamala Harris öndeyken, yeni ankette ise farklı bir tablo görüldü.
TRUMP HARRİS’İN 2 PUAN ÖNÜNDE
Ülkenin köklü gazetelerinden Wall Street Journal, 19-22 Ekim arasında bin 500 kayıtlı seçmenle yapılan anket sonuçlarını paylaştı.
Katılımcıların yüzde 47’si eski ABD Başkanı ve Cumhuriyetçilerin başkan adayı Donald Trump’a, yüzde 45’i ise ABD Başkan Yardımcısı ve Demokratların başkan adayı Kamala Harris’e oy vereceğini ifade etti.
EKONOMİ KONUSUNDA TRUMP’A GÜVEN DUYULUYOR
Financial Times gazetesinin son anketinde de seçmenlerin yüzde 44’ü Trump’a ekonomi konusunda daha fazla güvendiğini belirtirken, Harris’e güvenenlerin oranı yüzde 43’te kaldı.
Florida Üniversitesi Seçim Laboratuvarı’nın verilerine göre 25 milyon seçmen, başlayan erken oylama sürecinde sandık başına giderek ya da posta yoluyla oyunu kullandı.


Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Genişletilmiş BRICS Oturumuna katılmak üzere bulunduğu Rusya’ya bağlı Tataristan Cumhuriyetinin başkenti Kazan’da ikili temaslarda bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Aliyev, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile bir araya geldi.

BARIŞ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİNDE BULUNULDU
Azerbaycan Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre görüşmede liderler, iki ülke arasındaki barış gündeminin ilerletilmesi, barış anlaşması, sınırların belirlenmesi ve çizilmesi ile karşılıklı ilgi duyulan diğer konular hakkında görüş alışverişinde bulundu.

“MÜZAKERELERE DEVAM” TALİMATI
Aliyev ve Paşinyan, dışişleri bakanlarına, Barış ve Devletlerarası İlişkiler Anlaşması’nın en kısa sürede sonuçlandırılması ve imzalanması için müzakerelere devam edilmesi talimatı verdi.

SAMİMİ ANLAR DİKKAT ÇEKTİ
Görüşmeler olumlu ilerlerken barış havası iki lidere de yansımış durumda. Özellikle kendi aralarındaki gülümsemeler ve samimi sohbetler objektiflerden kaçmadı.
İkili arasındaki samimi tavırlar barış adına büyük bir adım olarak yorumlandı.


Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Abdullah Paçal
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AA’nın haberine göre; açıklamada ayrıca İsrail savaş uçaklarının, ülkenin doğusundaki Hirmil’in ilçe merkezinde bir mahalleye düzenlediği hava saldırılarında 5 kişinin hayatını kaybettiği, 10 kişinin yaralandığı ifade edildi.
Lübnan resmi ajansı NNA’nın haberinde de İsrail savaş uçaklarının güneydeki Bint Cubeyl ilçesine bağlı Haris kasabasında bir eve düzenlediği hava saldırısı sonucu 2, Sayda ilçesine bağlı Tuffahata kasabasında bir eve düzenlediği hava saldırısında da 6 kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.
Haberde, İsrail’in doğudaki Baalbek ilçesine bağlı Nebi Şit kentinde bir eve düzenlediği hava saldırısında ise 1 kişinin yaşamını yitirdiği, 4 kişinin de yaralandığı aktarıldı.
*Haberde AA’nın arşiv fotoğrafı kullanılmıştır.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rusya’nın yaptırımlardan kaçınmasına yönelik önlemler almaya devam ettiklerini belirten Yellen, gelecek hafta içinde Rusya’ya askeri açıdan kritik girdiler sağlayan üçüncü ülkelerdeki aracılar da dahil olmak üzere Rusya’yı hedef alan “güçlü yeni yaptırımlar” açıklayacaklarını söyledi.

Fotoğraf: AA
BASKIYI ARTIRMAK İÇİN İLAVE ADIM
Yellen, ABD’nin Orta Doğu’daki çatışmalara yanıt olarak da elindeki tüm araçları kullandığını aktararak, bu ayın başlarında İran’ın İsrail’e yönelik saldırısına cevaben İran üzerindeki baskıyı artırmak için ilave adımlar attıklarını ve yaptırımları İran’ın enerji sektöründen elde ettiği gelirleri hedef alacak şekilde genişlettiklerini anımsattı.
Bölgede istikrarı artırmak için ellerinden geleni yapmaya odaklandıklarını dile getiren Yellen, Gazze’ye yardım akışının sağlanması için çalıştıklarını, aşırılık yanlısı İsrailli yerleşimcilere yaptırım uyguladıklarını ve Filistinli bankalar için hayati önem taşıyan bankacılık ilişkilerinin sürdürülmesi için İsrail’e baskı yaptıklarını anlattı.
Yellen, İsrail kabinesinin, Batı Şeria’daki ekonomik istikrarı desteklemek üzere ay sonuna kadar bölgedeki bankaların muhabir bankacılık ilişkilerini korumaya yönelik muafiyetleri uzatmasını beklediklerini kaydetti.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tanıklar, İsrail’in Gazze’nin kuzeyindeki farklı bölgelere ve Cibaliya beldesine yönelik saldırılarında da ölen ve yaralananlar olduğunu kaydetti.
AA’ya konuşan bir sağlık kaynağı da Gazze’nin batısındaki Sanayi bölgesinde bir grup Filistinliyi hedef alan İHA saldırısında 3 kişinin hayatını kaybettiğini ifade etti.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaklaşık 17 bini çocuk, 11 bin 378’i kadın olmak üzere 42 bin 718 Filistinli öldü, 100 bin 282 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 356’sı karadan işgal sürecinde olmak üzere 752 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 166’sı çocuk 760 Filistinli hayatını kaybetti.
*Haberde AA’nın arşiv fotoğrafı kullanılmıştır.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Güney Koreli üst düzey bir hükümet kaynağı, Yonhap’a yaptığı açıklamada, “Rusya’ya destek için gönderilen Kuzey Kore özel kuvvetlerinin taktiklerini ve savaş kabiliyetlerini izlemek üzere Ukrayna’ya personel gönderilmesi ihtimali var.” dedi.

Ekibin, Kuzey Kore savaş taktiklerini analiz edebilecek ya da yakalanan Kuzey Korelilerin sorgulanmasında görev alabilecek istihbarat birimlerinden ve askeri personelden oluşması bekleniyor.
Güney Kore, Kuzey Kore ve Rusya’ya karşı derinleşen askeri işbirlikleri nedeniyle “aşamalı önlemler” alacağını bildirmişti. Güney Kore Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Kim Tae-hyo, Kuzey Kore birliklerinin derhal geri çekilmesi için Pyongyang yönetimine çağrıda bulunmuştu.
REKLAM
KUZEY KORE: KORKUNÇ SONUÇLARI OLUR
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un kız kardeşi Kim Yo-jong, Güney Kore ve Ukrayna’yı eleştirerek ülkesine karşı yapılacak askeri provokasyonun “korkunç sonuçları” olabileceği uyarısında bulundu.
Kuzey Kore Merkezi Haber Ajansının (KCNA) haberine göre, Kim, Pyongyang’ın Rusya’ya destek vermek için Ukrayna’ya asker gönderdiği iddialarının ardından Seul ve Kiev’i eleştirdi.
Kim, Güney Kore’nin ülkesine insanız hava araçları (İHA) göndermesini “affedilmeyecek çirkin bir askeri provokasyon” olarak nitelendirerek “Nükleer silahı olan bir devlete karşı yapılacak askeri bir provokasyon, dünyanın büyük ya da küçük herhangi bir ülkesindeki politikacıların ve askeri uzmanların normal düşünce yapılarıyla hayal bile edemeyecekleri korkunç durumlara yol açabilir.” dedi.
Ukraynalı ve Güney Koreli yetkililere “deliler” diye hitap eden Kim, bu ülkelerin, nükleer silah sahibi ülkelere karşı “takip kabiliyeti olmaksızın rastgele ve pervasızca sözler sarf ettiğini” savundu.
Kim ayrıca Kiev ve Seul’ün “ABD tarafından yetiştirilmiş kötü köpekler” olduğunu söyledi.
REKLAM
Güney’in gönderdiği İHA’lar konusundaki soruşturmanın sürdüğünü kaydeden Kim, “Misilleme ve intikamımızın nasıl tamamlanacağını kimse bilmiyor.” dedi.
ABD: İDDİALARI İNCELİYORUZ
ABD Dışişleri Bakanlığı, Kuzey Kore’nin Rusya’ya destek amacıyla Ukrayna’ya asker gönderdiğine ilişkin iddiaları incelediklerini, konuyu müttefikleriyle görüştüklerini bildirdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Patel, Rus güçlere destek olmak için Kuzey Kore askerlerinin Ukrayna’da savaşa katıldığına ilişkin haber ve iddialar bulunduğunu belirterek, “Durumu incelemeye devam ediyoruz. Daha da önemlisi, ortak ve müttefiklerimizle istişarelerimiz sürüyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Müttefikler arasında özellikle NATO üyeleriyle diyaloğun önemine işaret eden Patel, “İddialar doğruysa, Rusya’nın faaliyetlerinin sadece Ukrayna ve Avrupa’nın güvenliğini etkilemediğini bir kez daha görmüş olacağız.” dedi.
REKLAM
Patel, tüm dünyadaki müttefiklerin Rusya’nın faaliyetlerinin doğurduğu tehlikenin farkında olduğunu ifade etti.
“Eğer iddialar doğruysa, bu tehlike arz eder.” diyen Patel, Rusya ve Kuzey Kore arasında ilişkilerin yakınlaşmasının Hint Pasifik bölgesi ve küresel güvenlik için istikrar sağlayıcı bir etken olmadığını kaydetti.
Güney Kore’nin Ukrayna’ya istihbarat ve askeri yetkililerden oluşan bir ekip konuşlandıracağı iddiasına ilişkin de konuşan Patel, bunun ülkelerin egemen şekilde alacağı bir karar olduğunu belirtti.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupa Birliği (AB) liderleriyle yaptığı görüşmelerin ardından Brüksel’de gazetecilere verdiği demeçte, Rusya’nın savaş alanına yaklaşık 10 bin Kuzey Kore askeri konuşlandırmaya hazırlandığını söylemişti.
KUZEY KORE’NİN RUSYA’YA ASKER GÖNDERDİĞİ İDDİALARI
Güney Kore, 18 Ekim’de Kuzey Kore’nin Rusya’ya destek olmak amacıyla Ukrayna’ya yaklaşık 10 bin asker göndermeyi planladığını savunmuştu. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, iddiayı henüz teyit edemeyeceklerini söylemişti.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) da Kuzey’in Rusya’ya destek amacıyla Ukrayna’ya asker gönderdiğine ilişkin iddiaları henüz teyit edemediklerini ve incelemelerin sürdüğünü bildirmişti.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Kuzey Kore ordusunun Rusya’da olduğu iddiasıyla ilgili bilgilerin çelişkili olduğuna dikkati çekmiş, “Çok fazla çelişkili bilgi görüyoruz. Güney Koreliler bir şey söylüyor, ardından Pentagon bu tür açıklamaları teyit etmediklerini açıklıyor. Muhtemelen buna böyle yaklaşmamız gerekiyor.” diye konuşmuştu.
Peskov, Kuzey Kore ordusunun Rusya’da olup olmadığı ve Ukrayna’daki “özel askeri operasyona” katılıp katılmadığı yönündeki soruya, “Bu, özel askeri operasyonun yürütülmesiyle ilgili bir soru. Savunma Bakanlığı ile iletişime geçmeniz gerekiyor.” yanıtını vermişti.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“İsrail vatandaşı Oded Gindi, sahibi olduğu NSO Group’un işletme müdürü Yehuda Lahav ile birlikte, 25 Haziran 2021’de M-ABGG sefer sayılı kiralık uçakla El Dorado Havalimanı’ndaki narkotik polisine ait hangara inmiş. Pegasus’un satın alınması için Duque hükümeti yetkilileri tarafından kendilerine teslim edilen 5,5 milyon doları yanlarında götürmüşler.”
Petro, İsrail istihbaratının kara para aklama raporuna dayanarak, iki İsrail uçağının daha Kolombiya’ya indiğini ve 5,5 milyon dolar nakit alarak Tel Aviv’e döndüklerinin kayıtlara geçtiğini belirtti.
Toplamda 11 milyon dolar nakit ödendiğini dile getiren Petro, “Pegasus yazılımı, altı aydan uzun bir süre boyunca Kolombiya’da gençlik liderlerini ve muhalefeti gizlice dinlemek için kullanıldı. Bu bilgiler daha sonra sağcı bir dergi tarafından özel olarak yayımlandı.” ifadesini kullandı.
REKLAM
Petro, ellerindeki tüm bilgileri başsavcılığa sunacaklarını ve bu durumu “ciddi bir şekilde” takip edeceklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Petro, eski Devlet Başkanı Ivan Duque’nin Pegasus casus yazılımının satın alındığına dair iddiaları reddettiğini hatırlatarak, “İsrail’den gelen uçakların bu amaçla Kolombiya’ya indiğini kimse inkar edemez.” dedi.
Kolombiya’da özel bir derginin haberine göre, Kolombiya İstihbarat Müdürlüğü (DNI), uyuşturucu örgütlerinden ele geçirilen fonlar aracılığıyla İsrailli şirket NSO Group’a Pegasus yazılımı için ödeme yapıldığını kabul etti.
“SUÇ İŞLEDİKLERİNİN FARKINDAYDILAR VE BU YÜZDEN GİZLİCE HAREKET ETTİLER”
AA’nın haberine göre; DNI Direktörü Jorge Lemus, basına yaptığı açıklamada, 2021 yılının haziran ve eylül ayları arasında Bogota’dan Tel Aviv’e 11 milyon dolar nakit paranın transfer edildiğini bildirdi.
Lemus, uyuşturucu kartellerinden ele geçirilen paraların Kolombiya vergi makamlarına bildirilmediğini belirterek, “Suç işlediklerinin farkındaydılar ve bu yüzden gizlice hareket ettiler.” değerlendirmesinde bulundu.
Basında yer alan haberlere göre, başsavcılık, Pegasus casus yazılımının kara para aklama yoluyla satın alındığını açığa çıkarmak amacıyla Duque hükümetinin üst düzey yetkilileri ve askeri görevlileri hakkında soruşturma başlatacak.
İsrailli siber güvenlik şirketi NSO Group tarafından geliştirilen Pegasus casus yazılımının, kullanıcıların haberi olmadan telefon konuşmalarının dinlenmesi, ses kaydı alınması, e-postaların takip edilmesi ve telefonlardan fotoğraf çekilmesi gibi casusluk faaliyetleri için dünyanın dört bir yanında kullanıldığı ortaya çıkmıştı.
*Haberde AA’nın arşiv fotoğrafı kullanılmıştır.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BİLDİKLERİ TEK OYUN YARALILARI TEDAVİ
Filistinli bir aile, BBC için günlük yaşamlarını belgesel filme çekti. Ailenin çocukları Hamud ve Hallum bombalardan hasar görmüş bir evin oturma odasında acil yardım görevlisi oyunu oynuyor. Küçük bir oyuncak bebeğin vücuduna dikiş atan kardeşleri izleyen fizyoterapist baba Hamid, “Bunlar çocukların oynayacağı oyunlar değil. Onları böyle görünce, çok üzülüyorum. Bomba sesini oyuncak sesinden daha çok tanıyorlar” diyor
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Ordu Sözcüsü Avichai Adraee, X hesabından yaptığı paylaşımda, Beyrut’un güneyinde Hizbullah’a ait bir silah deposunu vurduklarını öne sürdü.
Saldırılar, Adraee’nin Beyrut’un güneyindeki bazı noktalara Hizbullah’a ait olduğu iddiasıyla saldırma tehdidinde bulunmasının ardından geldi.
İsrail, 10 Ekim’den bu yana Beyrut’a saldırı düzenlemiyordu.
İSRAİL’İN LÜBNAN’DA ŞİDDETLENEN SALDIRILARINDA 2 BİN 350 KİŞİ ÖLDÜ
Hizbullah ile 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 8 Ekim 2023’ten bu yana 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 2 bin 350 kişi öldü, 10 bin 906 kişi yaralandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erakçi, “Savaş ve provokasyon istemiyoruz. Ancak her türlü savaşa veya provokasyona karşı da tamamen hazırlıklıyız. Bölgeyi herhangi bir savaş felaketinden uzaklaştırmak için Irak hükümetiyle istişare çabamızı sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
Erakçi, Irak hükümeti, halkı ve dini mercii Ayetullah Ali es-Sistani’nin Gazze ve Lübnan’daki savaşı reddetmesi ve her iki halka yönelik desteğini takdirle karşıladıklarını kaydetti.
İran Dışişleri Bakanı Erakçi’nin, Bağdat’ta Iraklı mevkidaşı Fuad Hüseyin ile görüştükten sonra ortak basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

“ABD KENDİ ORDUSUNU TEHLİKEYE ATIYOR”
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ABD’nin balistik füzeleri engellemek için kullandığı THAAD olarak bilinen Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemleri için İsrail’e asker konuşlandıracağına dair iddialara ilişkin, “ABD’nin kendi askerlerinin hayatını tehlikeye attığını” ifade etti.
Erakçi, X sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, “ABD, İsrail’e rekor miktarda silah teslim ediyor. Şimdi de askerlerinin hayatlarını tehlikeye atıyor ve onları füze sistemlerini işletmek için İsrail’de konuşlandırıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Bölgede topyekun bir savaşın çıkmaması için son günlerde büyük çaba sarf ettiklerini belirten İranlı Bakan, “Halkımızı ve çıkarlarımızı savunma konusunda kırmızı çizgimizin olmadığını da açıkça söylüyorum.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AMERİKA Birleşik Devletleri’nin (ABD) Florida eyaletini etkileyen Helene Kasırgası’nın neden olduğu afetlerde hayatını kaybedenlerin sayısı 230’u aştı.
ABD’nin Florida eyaletinde kategori 4 seviyesinde karaya çıkan Helene Kasırgası nedeniyle can kaybı artıyor. Kuzey Carolina, Güney Carolina, Georgia, Florida, Tennessee ve Virginia eyaletlerinde etkili olan ‘Helene’ kasırgasında yaşanan can kaybı 230’u aştı.
Helene, 2005 yılında bin 392 kişinin ölümüne yol açan Katrina Kasırgası’ndan bu yana ABD’yi vuran en ölümcül kasırga oldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL – Sultangazi’de lahmacun salonuna giren 2 hırsız, dakikalar içinde motosiklet çalarak kayıplara karıştı. Hırsızların motosikleti çaldığı anlar saniye saniye güvenlik kamerasına yansıdı.
Olay, geçtiğimiz Cuma günü saat 02.30 sıralarında Uğur Mumcu Mahallesi’nde bulunan lahmacun salonunda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 2 hırsız lahmacun salonunu gözüne kestirerek harekete geçti. Hırsızlardan maskeli olan gözcülük yaparken, şapkalı ise kısa sürede lahmacun salonunun kapısını açtı. İçeriye giren hırsızlardan biri, çekmecede bulunan motosiklet anahtarını aldı. Hırsızlar 10 dakika içinde çaldıkları motosikletle olay yerinden uzaklaşarak kayıplara karıştı. Rahat tavırları ile motosiklet çalan hırsızların o anları işyerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde hırsızlardan birisinin gözcülük yaparken, diğerinin ise işyerinin kapısını zorlayarak açtığı ardından çaldıkları motosiklet ile olay yerinden uzaklaştıkları görülüyor.
“Elimizi kolumuzu bağladılar”
Hırsızlık hakkında konuşan işyeri sahibi Fahrettin Tenil, “Sabah geldik dükkanı açacaktık. Bismillah dedik ve baktık bizim kapı zorlanmış açık halde bulduk. Baktık masa, sandalyeler dağınık. Kamera kayıtlarına baktık. Ondan sonra bir baktık bizim motor da yok. Sağı solu karıştırmışlar, dağıtmışlar. Ondan sonra buralara baktık, motorun anahtarını da arayıp bulmuşlar. Gece saat 02.30’da gelmişler, iki kişi, biri şapkalı, biri de maskeli. Kapıyı zorlamışlar, içeri girmişler. ve rahat bir şekilde motoru almışlar çıkarmışlar. Hiç korkmadan, hiç tereddüt etmeden sanki kendi evlerine girer gibi. Yani bu uygun bir şey değil, bu doğru bir şey değil. Biz böyle bir şey gençlerimizden beklemiyoruz. Biz böyle bir nesil beklemiyoruz şimdiki gençlerden. Maalesef çok kötü şey bu hareket. Emniyet güçlerimize haber verdik, parmak izleri alındı, gerekeni yaptırdık. İnşallah en kısa sürede emniyet bulunmasını temenni ediyoruz. Yani bir motorumuz vardı. Başka da bir şeyimiz yoktu. O da elimiz ayağımız idi aldılar, götürdüler. Şimdi sipariş alamıyoruz, veremiyoruz. Elinizi kolumuzu bağladılar. İnşallah pişman olup getirirler ya da bir yere bırakırlar. Yani yaptığı hareketler doğru değil. Toplumdan böyle bir hareket yapmalarını beklemiyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’te katıldığı etkinlik kapsamında AA muhabirine, İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırıma yönelik açıklamalarda bulunan Alhelou, “Filistinli gazeteciler sessizlerin sesidir.” dedi.
Alhelou, Batı medyasının genellikle İsrail yanlısı ve tek taraflı olduğunu ve bu yüzden Filistinlilere ilişkin gelişmeleri ele almanın kendileri için çok şey ifade ettiğini, Gazze’deki soykırımın 1 yıl önce başlamadığını, 76 yıldır zulme maruz kaldıklarını belirtti.
Yaşananları dünyaya duyurmaya çalışmanın kendileri için ahlaki bir yükümlülük olduğunu vurgulayan Alhelou, “Çok sayıda meslektaşımızı kaybettik. İsrail, Filistinlilerin söylemlerini sansürlemeye, kısıtlamalar getirmeye ve medyaya yayın yasağı uygulamaya çalıştı, bu nedenle Gazze’ye yabancı gazetecilerin girişini engelledi.” diye konuştu.
Alhelou, İsrail’in Gazze’yi dünyanın en büyük toplama ve her türlü katliamı gerçekleştirdiği imha kampına dönüştürdüğünü kaydederek, Üsküp’te insanların Gazze’deki Filistinlilerin acılarını önemsediğini gördüğünü aktardı.
“Gazze’yi yıkılmadan önce gördüğüm için şanslıyım”
Meselenin siyasi değil tamamen insani olduğuna dikkati çeken Alhelou, İsrail’in Filistinli Hristiyanları da öldürdüğünü, kilise, cami, üniversite, fırın ve hastaneleri yerle bir ettiğini anlattı.
Gazze’de doğduğunu ve doğduğu toprakları üzüntü içinde terk etmek zorunda kaldığını dile getiren Alhelou, “Birleşmiş Milletler (BM) okullarında eğitim gördüm. Sevdiklerimi, kız kardeşimi, yeğenlerimi, kuzenlerimi kaybettim. Tamamen yıkım. Gazze’nin güzelliklerini haberleştiren son gazeteciydim. Sembolik yapılar, turistik yerler ve tarihi yerler vardı. Ne yazık ki sonsuza dek yıkılan Gazze hakkında yaptığım belgesel filmimin sonuna geldim.” ifadelerini kullandı.
Alhelou, “Geçtiğimiz aralık ayında bir İsrail F-16 savaş uçağı kız kardeşimin evini bombaladı ve kız kardeşim ile 6 çocuğu öldü ve hala enkaz altındalar. Geçen yaz onları ziyaret ettiğim ve Gazze’yi yıkılmadan önce gördüğüm için şanslıyım.” dedi.
İsrail’in sivilleri öldürdüğüne ve saldırılarını meşrulaştırdığına işaret eden Alhelou, şöyle devam etti:
“İsrail esirleri umursamıyor. İsrail Gazze nüfusunu etnik olarak temizlemek istiyor. Gazze’nin demografisini beğenmiyor. Gazze’de 2,5 milyon insan yaşıyor. İsrail, Filistinlilerin kararlılığından rahatsız çünkü biz hiçbir yere gitmiyoruz. İnsanların kendi kaderlerini tayin etme hakkı var ve özgürlük için mücadele ediyorlar. Bu fedakarlıklar boşa gitmemeli. İsrail’in lekelenmiş imajını parlatamayacağından eminiz çünkü sonsuza dek bir soykırımı meşrulaştırmak için yalanlar ve sahtecilik kullanan bir ülke olarak bilinecek.”
“Tarih size merhamet göstermeyecek”
Alhelou, soykırımın yıl dönümü kapsamında dünyaya mesaj iletmek istediğini aktararak, “Mesajım şu ki; bizi acınacak şekilde hayal kırıklığına uğrattığınız. Soykırımı durdurabileceğinizi, İsrail’e ateşkes sağlanması için baskı uygulayabileceğinizi biliyoruz ancak iki yüzlüsünüz, çifte standartlarınız var.” diye konuştu.
İsrail’in kendini mağdur olarak göstermeye çalıştığını kaydeden Alhelou, “Biz mağduruz. Gün be gün katledilişimizi izliyorsunuz ancak tarih size merhamet göstermeyecek.” değerlendirmesinde bulundu.
Alhelou, Filistin’e destek protestolarına devam eden dünya milletlerine saygı ve hürmetlerini ileterek, “Filistin halkının özgürlüğü olmadan dünyanın özgürlüğü eksiktir.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MEKSİKA’nın Chilpancingo Belediye Başkanı Alejandro Arcos, görevine başladıktan yaklaşık bir hafta sonra öldürüldü.
Meksika’nın Guerrero eyaletinin başkenti Chilpancingo’nun Belediye Başkanı Alejandro Arcos’un, görevine başladıktan yaklaşık bir hafta sonra öldürüldüğü bildirildi.
Eyalet Savcılığı, yaklaşık bir hafta önce yemin ederek görevine başlayan Arcos’a ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, olaya ilişkin detaylar paylaşılmazken, kentte daha önce yerel yönetimden bir yöneticinin de vurularak öldürüldüğü kaydedildi.
Guerrero Eyalet Valisi Evelyn Salgado Pineda, Arcos’un öldürülmesini kınadığını açıklayarak “Chilpancingo’nun bazı noktalarında operasyonların artırılması talimatını verdim” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Siyasi hayatına Milli Selamet Partisi’nde (MSP) Genel Başkan Yardımcılığı göreviyle başlayan ve çeşitli dönemlerde bakanlık görevlerini yürüten Milli Görüş Hareketi’nin ileri gelenlerinden Türk siyasetçi Mehmet Recai Kutan, 94 yaşında tedavi gördüğü Güven Hastanesi’nde hayatını kaybetti.
Mehmet Recai Kutan kimdir
1930 yılında Malatya’da doğan ve ilk, orta ve lise eğitimini Malatya’da tamamlayan Kutan, İstanbul Teknik Üniversitesiİnşaat Fakültesi’nden 1952 yılında mezun oldu.
1952-1969 yılları arasında Devlet Su İşleri’nde (DSİ) çeşitli görevlerde bulunan Kutan, Malatya DSİ 92. Şube Başmühendisi, Diyarbakır DSİ 10. Bölge Müdürü ve DSİ Genel Müdür Muavini olarak çalıştı. 1969’da TÜMAŞ Türk Mühendislik Müşavirlik A.Ş.’yi Genel Müdür olarak organize etti.
Siyasi hayatı
Siyasi hayatına 1974-1980 yılları arasında Milli Selamet Partisi’nde (MSP) Genel Başkan Yardımcılığı göreviyle başlayan Kutan, 1977 seçimlerinde MSP’den Malatya Milletvekili oldu ve aynı yıl kurulan koalisyon hükümetinde İmar ve İskan Bakanı olarak görev yaptı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından diğer MSP yöneticileriyle birlikte 9,5 ay hapis yatan Kutan, sonrasında beraat etti.
1983’te kurulan Refah Partisi’nde Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlenen Kutan, 20. Dönem Malatya Milletvekili olarak Meclis’e girdi. 1996-1997 yılları arasında 54. Hükümet’te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev yaptı. Refah Partisi’nin kapatılmasının ardından Fazilet Partisi’nin genel başkanlığına seçilen Kutan, partinin kapatılmasından sonra 2001 yılında Saadet Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı ve kurucu genel başkanlık görevini üstlendi. 26 Ekim 2008’deki olağan kongrede genel başkanlık görevini Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’a devretti.
Son zamanlarında Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Üyeliği ve Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) Genel Başkanlığı görevlerini yürüten Kutan iyi derecede İngilizce, Arapça ve Fransızca bilmekteydi. Kutan evli ve 3 çocuk babasıydı. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BREZİLYA’da halk, yerel seçimler için sandık başına gitti.
Brezilya’da dün yapılan yerel seçimlerde halk, 5 bin 569 belediye başkanı ile 58 bin meclis üyesini seçmek için sandık başına gitti.
Mevcut Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın desteklediği Sosyal Demokrat Parti (PSD) 887 belediye başkanlığını kazanırken, eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun desteklediği Brezilya Demokratik Hareketi (MDB) ise 863 belediye başkanlığını aldı.
Brezilya’nın en büyük kenti Sao Paulo başta olmak üzere Porto Alegre, Fortaleza, Cuiaba, Natal ve Aracaju’da hiçbir adayın yüzde 50 oy oranını geçememesi nedeniyle en çok oy alan iki aday 27 Ekim’de yapılacak ikinci turda yarışacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANTALYA’da, İsrail’in Gazze’ye karşı başlattığı işgalin birinci yıl dönümünde bir araya gelen yüzlerce vatandaş, ellerinde pankartlar ile sloganlar atarak ‘Filistin’e Destek Yürüyüşü’ düzenledi.
AntalyaKudüs Platfomu, İsrail’in Filistin’e başlattığı saldırıların birinci yıl dönümü için yürüyüş düzenledi. Yüzlerce vatandaş, Muratpaşa ilçesinde bulunan Aydın Kanza Parkında toplandı. Parkta bir araya gelen gönüllüler, ellerinde ‘Bir sabah gelecek kardan aydınlık’, ‘Tek çare İslam birliği’, ‘İncirlik üssü kapatılsın’ yazılı pankartlarla, ‘Susma haykır siyonizme hayır’ sloganları atarak, Cumhuriyet Meydanı’na kadar yaklaşık 2 kilometre yürüdü.
Meydanda toplanan gönüllüler, burada basın açıklamasında bulundu. Platform adına açıklamada bulunan Mustafa Erduran, Gazze’de sergilenen destansı direnişin, tüm zorluklara rağmen ayakta duran halkın başarısı olduğunu belirtti. Filistin’deki durumun ümmeti birleştirdiğine inandığını söyleyen Erduran, “Bir araya gelerek asaletimizi gösterdik. Karanlığımızı, gücümüzü ve imkanlarımızı Gazze halkı için ortaya koyduk. Bugünü hatırlayın, Gazze’deki kardeşlerinize karşı sorumluluğunuzu hatırlayın. Onları unutmayın, onlar bizim kardeşlerimiz, ailelerimiz ve sevdiklerimizdir” diye konuştu. Açıklamanın ardından duaların okunmasıyla yürüyüş sona erdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GAZZE – İsrail’in 7 Ekim’de başlattığı saldırıların birinci yılında can kaybı 41 bin 909’a yükselirken 97 bin 303 sivil de yaralandı.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim’de başlattığı saldırılarında bir yıl geride kaldı. İsrail’in her geçen gün şiddetini ve alanını genişlettiği saldırıların nedeniyle on binlerce sivil hayatını kaybetti ve yaralandı. Milyonlarca Filistinlinin evlerinden edildiği saldırılarda çocuklar eğitimlerine devam edemeyip hayatta kalma mücadelesi vermeye başladı. Sivillerin evlerini çeşitli bahanelerle hedef alan İsrail, yerleşim alanlarının yanı sıra hastaneleri, sağlık merkezlerini, okulları, ambulansları ve kampları da vurdu. İsrail’in saldırılarının üzerinden bir yıl geçerken Filistin Sağlık Bakanlığı düzenlediği basın toplantısı ile son bilgileri paylaştı.
Bir yılda 41 bin 909 Filistinli hayatını kaybetti
İsrail’in Gazze’ye 7 Ekim’de başlattığı saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 41 bin 909’a yükselirken 97 bin 303 sivil de yaralandı. 312 sağlık çalışanının hayatını kaybettiği belirtilen açıklamada, 4’ü İsrail hapishanelerinde olmak üzere 986 sağlık personelinin İsrail tarafından tutuklandığı aktarıldı. İsrail saldırılarında sağlık kurumlarının yüzde 65’inin hedef alındığı belirtilirken geriye kalan sağlık kurumlarının kapasitesinden fazla dolulukla hizmet vermeye devam ettiği bildirildi.
İsrail saldırılarında altyapı ve kanalizasyon ağlarının da tahrip edilmesi sonucu güvenli içme suyu sağlanamadı; hepatit, çocuk felci ve cilt hastalıklarının yanı sıra salgın hastalıklar yayıldı. Sağlık sektörünün sistematik olarak hedef alınması sonucu Gazze Şeridi’nde 2 milyondan fazla Filistinli temel sağlık hizmetlerine erişemiyor. En az 50 bin hamile ise doğum hizmetinden mahrum kaldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hizbullah, 7 Ekim’de başlayan Gazze savaşının birinci yılında İsrail’in kuzeyinde bulunan Hayfa kentine hava saldırısı gerçekleştirdi. Hizbullah, Hayfa’nın güneyindeki bir askeri üssü hedef aldığını söyledi. İsrail polisi, “Fadi 1” füzeleriyle gerçekleştirilen saldırı sonucu 10 kişinin hafif yaralandığını açıkladı.
Öte yandan, İsrail ordusu, Hizbullah’ın Beyrut’taki istihbarat karargahına ait komuta merkezleri, istihbarat toplama araçları ve ek altyapı tesislerinden oluşan hedefleri vurduğu açıkladı. İsrail, Hizbullah’ı komuta merkezlerini ve silahlarını kasıtlı olarak Beyrut’un merkezindeki konutların altına yerleştirmek ve sivil nüfusu tehlikeye atmakla suçladı.
Dünya çapında protestolara sebep olan ve Orta Doğu’nun birçok bölgesine yayılabilecek bir savaşın birinci yılında, Kudüs ve İsrail’in güneyinde törenler ve protestolar düzenleniyor. Törenler, geçen yıl 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e roket fırlattığı saatte, sabah 06: 29’da başladı.
Hamas’ın İsrail’e karşı “El Aksa Tufanı” adını verdiği 7 Ekim 2023 operasyonunda birçoğu sivillerden oluşan 1.200 kişi hayatını kaybetmiş, 250 kişi ise rehin alarak Gazze’ye götürülmüştü.
İsrail güvenlik güçleri, İsrail- Filistin çatışmasının en kanlı döneminin başladığı 7 Ekim 2023’ün birinci yılını geride bırakırken, Filistinlilerin olası saldırılarına karşı bugün için günü İsrail genelinde güvenlik güçlerinin teyakkuzda olduğunu açıkladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSRAİL’in saldırıları birçok ülkede protesto edildi.
Almanya, İspanya ve Pakistan’da binlerce kişi, 7 Ekim saldırılarının birinci yılında Filistin’e destek olmak amacıyla yürüyüş düzenledi.
Almanya’nın başkenti Berlin’de yaklaşık 4 bin kişi, uluslararası topluma Gazze’deki çocukların durumunu yakından izleme çağrısı yaparak, bir an önce ateşkes sağlanması talebinde bulundu.
İspanya’nın Barselona kentinde de binlerce kişi, Filistin ve Lübnan bayrakları taşıyarak iki ülkedeki mevcut insani duruma dikkat çekti. Protestoya katılanlar, İsrail’e Gazze ve Lübnan’daki sivillere yönelik saldırıları nedeniyle tepki gösterdi.
Pakistan’ın güneyindeki Karaçi kentinde ise binlerce protestocu Gazze halkıyla dayanışma içinde olduklarını söyleyerek, uluslararası topluma çatışmanın durdurulması çağrısı yaptı.
Son günlerde, ABD, İtalya, Polonya, Letonya ve Yemen dahil olmak üzere birçok ülkede İsrail’e yönelik protesto gösterileri düzenlendi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kırıkkale’nin Çelebi ilçesine bağlı Karaağıl köyünde 25 Eylül’den beri kayıp olan 47 yaşındaki Sevgi Gülden Yalçıner’i arama çalışmaları devam ediyor. Kayıp kadının bulunması için jandarma, AFAD ve dalgıç ekipleri yoğun bir çalışma yürüttü.
Öte yandan, Yalçıner’in kaybolmasının ardından yürütülen soruşturma kapsamında cinayet şüphesiyle gözaltına alınan sekiz zanlıdan ikisi tutuklanmıştı. Olayla ilgili incelemeler ve soruşturma devam ettiği öğrenildi. – KIRIKKALE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TİKA tarafından yapılan yazılı bilgilendirmeye göre, hibe edilen söz konusu fidanların 200’ü, Lesotho’nun Bağımsızlık Günü’nden bir gün önce Ha Ramabanta kırsalındaki Fatima İlköğretim Okulu’nda düzenlenen törenle dikildi.
Kral 3. Letsie 2024 başında ülkesine 1 milyon ağaç dikme hedefi belirlerken, hedef doğrultusunda TİKA tarafından Lesotho Çevre ve Ormancılık Bakanlığına üzüm, elma, şeftali ve çam fidanları ile dikim için gerekli ekipman ve gübre desteği sağladı.
TİKA tarafından teslim edilen 100 elma ve 100 şeftali fidanı, Ha Ramabanta kasabasındaki Fatima İlköğretim Okulu’nda öğrencilerin katılımıyla toprakla buluşturuldu.
TİKA’ya teşekkür
Okul Müdürü Matumelo Ramanamane, bu projenin öğrencilerin sağlık ve refahına yapacağı katkıya dikkati çekti.
Teşekkürlerini ileten Ramanamane, Türkiye’nin hediyesi olan fidanlara iyi bakacaklarını belirtti.
Lesotho Kızılhaç Derneği Başkanı Harry Nkhetse, iklim değişikliğiyle mücadelede uzun vadeli ortaklıkların önemini vurgularken, TİKA ve diğer paydaşlarla işbirliğini güçlendirme kararlılığını ifade etti.
TİKA Pretorya Program Koordinatörü Abdulkadir Abukan, TİKA’nın küresel gıda güvenliği ve iklim kriziyle mücadeleye yönelik projelerinden örnekler vererek, bu projenin Lesotho’nun toprak kaymaları ve gıda güvenliği açısından taşıdığı önemini vurguladı.
Abukan, İşbirliği yaptıkları IFRC, Lesotho Kızılhaç Derneği ve Lesotho Hükümeti’ne teşekkür etti.
IFRC Pretoria Kümesi Operasyon Başkanı Kopano Masilo da TİKA’ya verdiği destekten dolayı teşekkür ederek, projenin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı mücadelenin önemine işaret etti.
Masilo, Lesotho’nun 200. yıl dönümünü 2 bin ağaç ile kutlayan bu girişimin, ülkede çevresel sürdürülebilirlik ve gıda güvenliğine önemli katkılar sunacağını kaydetti.
Türkiye’nin Pretorya Büyükelçisi Ayşegül Kandaş, TİKA, IFRC ve Lesotho Kızılhaç Derneği arasındaki işbirliğine övgüde bulunarak, ağaç dikme girişiminin uzun vadede bölgede gıda güvenliği ve iklim direncine katkıda bulunacağını söyledi.
Lesotho Krallığı
Lesotho, Güney Afrika ile tamamen çevrili, denize kıyısı olmayan bir ülke. “Gökyüzündeki Krallık” ve “Dağ Krallığı” olarak da bilinen ülke, yaklaşık 2 milyon nüfusa sahip.
Rakımı en düşük noktası bile 1400 metre olan Lesotho, tarıma dayalı bir ekonomiye sahip olup, sel ve toprak kayması gibi doğal afetlerle mücadele ediyor. TİKA tarafından hibe edilen fidanların, bu sorunlarla mücadelede katkı sağlaması bekleniyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MSB’nin sosyal medya hesabından operasyonlara yönelik görüntüler paylaşılarak, “Terör yuvalarını yerle bir etmeye devam ediyoruz. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak’ın kuzeyindeki Gara ve Metina bölgelerinde tespit ettiği 6 PKK’lı teröristi etkisiz hale getirdi. Operasyonlarımız, en son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar azim ve kararlılıkla sürecek” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KANADA üç günde üç kişiyi öldüren kadın seri katil vakasıyla sarsıldı.
Kanada’da 1-3 Ekim tarihlerinde Toronto, Niagara Şelalesi ve Hamilton’da ikisi erkek üç kişi öldürüldü. Kimliği tespit edilen 30 yaşındaki Sabrina Kauldhar, gerçekleştirdiği cinayetlerin ardından üç gün boyunca kaçmayı başardı.
Polis, cinayetleri çözmesi için 100’den fazla müfettiş görevlendirdi. Sabrina Kauldhar, Kanada’nın Ontario eyaletinin Burlington şehrinde tutuklandı. Kauldhar’ın daha önce de poliste kaydı olduğu anlaşıldı.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Japonya Araştırma Enstitüsü, torunlar da dahil olmak üzere üçüncü dereceye kadar akrabası olmayan yaşlıların sayısının 2050’de 4,48 milyona ulaşacağını belirtti.
Enstitü, 65 yaş ve üzeri kişilerin yüzde 10’undan fazlasına tekabül eden bu 4,48 milyonun cenazelerine kimin sahip çıkacağı ve huzurevlerinde kimin yaşlılara kefil olacağı konusunda endişeler olduğunu ifade etti.
Ayrıca bakıma ihtiyacı olduğu belgelenen yaşlıların sayısının 2050’de 590 bine yükseleceği öngörülüyor.
2050’DE KORKUTAN ARTIŞ…
Japonya’da pek çok bakımevi ve tıbbi tesis, yaşlılara bakım hizmeti vermek için kefil talep ediyor.
Yaşlanan ülkede evlenen kişi sayısı azaldığı için, üçüncü dereceden akrabası olmayan 65 yaş ve üzeri kişilerin sayısı sürekli artıyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Can Badak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze’ye yönelik düzenlediği saldırılar devam ediyor.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları nedeniyle 42 bine yakın masum hayatını kaybederken, 100 bine yakın kişi de yaralandı.
Ayrıca, İsrail’in saldırıları nedeniyle mahalleler yıkıldı ve yine binlerce kişi yerinden edildi.
Saldırıların 200’üncü gününde Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi’nden yapılan açıklama ise İsrail’in zalimliğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Açıklamada, İsrail tarafından Gazze’ye 75 bin ton bomba atıldığı bildirildi.
HİROŞİMAYA ATILAN BOMBA MİKTARININ 6 KATINA DENK
Bu, İkinci Dünya Savaşı’nda Hiroşima’ya atılan bomba miktarının yaklaşık 6 katına denk geliyor.
İngiltere’nin başkenti Londra’daki Queen Mary Üniversitesinin çalışmasına göre, Gazze’deki yapıların yüzde 54 ila 66’sı İsrail saldırılarında zarar gördü veya tamamen yıkıldı. İsrail saldırıları, 2024 yılının şubat ayını da kapsayan ilk 120 günlük dönemde 420 bin ila 652 bin ton karbondioksit eş değeri salıma neden olurken bu rakam 26 ülke ve bölgenin yıllık karbon emisyonundan daha fazlasına tekabül ediyor.
Saldırıların çevreye verdiği zararı artıran en önemli faktörlerin başında uluslararası hukuka göre yoğun sivil nüfusun bulunduğu bölgelerde kullanımı yasak olan beyaz fosfor bombası geliyor.

Uluslararası Af Örgütü, İsrail ordusunun Gazze’nin yoğun nüfuslu sivil bölgelerinde beyaz fosforlu top mermileri kullandığını belgelerken aralarında Anadolu Ajansı foto muhabirinin çektiği fotoğrafların da yer aldığı çok sayıda kanıt ortaya koydu.
Toprakta ve suda yıllarca kalabilen beyaz fosfor, kısa vadede temas ettiği bitkileri öldürüyor, uzun vadede ise tarımda gübre etkisi meydana getirerek aşırı miktarda bitki, yosun ve alg çoğalmasına sebep oluyor.
SU KİRİZİ DE DERİNLEŞMEYE BAŞLADI
Gazze’deki askeri hedeflerin dışında kritik altyapı tesislerini de hedef alan İsrail, elektrik hatlarına düzenlediği saldırılarla Gazze’yi karanlıkta bıraktı. Sadece elektrik hatlarını değil, su hatlarını da vuran İsrail, Gazze’de büyük bir su krizi yaşanmasına neden oldu. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), saldırıların ilk 8 ayı sonunda su ve temizlik tesisleri ile altyapının yaklaşık yüzde 67’sinin yıkıldığını veya zarar gördüğünü açıkladı.
Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam tarafından temmuz ayında yayımlanan “Su Savaşı Suçları” başlıklı rapora göre, acil durumlarda hayatta kalabilmek için bir kişi günlük 15 litre suya ihtiyaç duyarken Gazzeliler yemek, duş ve temizlik gibi ihtiyaçlarını karşılamak için 4,74 litre suya ulaşabiliyor. Bu rakam İsrail saldırıları öncesi dönemle kıyaslandığında, Gazze halkının ulaştığı suyun yüzde 94 azaldığını gösteriyor.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne su akışını kesmesi sonucu derinleşen su sorunu, halkın kuyulardaki kirli suları kullanmak zorunda kalmasına neden oluyor. Gazzelilerin su alabilmek için saatler boyunca bekledikleri su kuyruklarına birçok kez saldırı düzenleyen İsrail, 17 Ekim 2023’te ise su bidonlarıyla eve dönen 2 çocuğu öldürdü.

GAZZE’DE ATIKLAR TOPLANAMIYOR
Hollanda merkezli sivil toplum kuruluşu PAX for Peace tarafından haziran ayında yayımlanan “Gazze’de Savaş ve Çöp” isimli rapora göre, boyutları farklılık gösteren en az 225 atık toplama alanının bulunduğu Gazze Şeridi çevresinde, atık toplama araçlarının saldırılarda zarar görmesi ve İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından çöp toplama alanlarına erişimin engellenmesi nedeniyle sokaklarda ve tarlalarda yüz binlerce ton katı atık ortaya çıktı.
Çatışmaların başlamasıyla nüfusun yüzde 85’inden fazlasının yerinden edildiği Gazze’de, yapıların yüzde 62’si saldırılar sonrası enkaza dönüşürken Gazze Belediyesinin verilerine göre sadece kent genelinde en az 100 bin ton katı atık birikti.

SALGIN HASTALIK RİSKİ
Tıbbi atıkların imha edilememesi, kimyasalların ve radyoaktif maddelerin toprağa ve yer altı sularına karışması Hepatit B ve Hepatit C gibi hastalıkların yayılmasına yol açarken depolama alanlarından önce suya ve toprağa, ardından da bu alanlarda yapılan tarımsal faaliyetler yoluyla besin zincirine karışan kimyasallar insan ve hayvan vücuduna kadar ulaşıyor.
Filistin Sağlık Bakanlığından 4 Mart 2024’te yapılan açıklamada, yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde yaklaşık 1 milyon bulaşıcı hastalık vakası tespit edildiği ve tedavi için gerekli tıbbi imkanlara sahip olunmadığı belirtildi.
YIKIM VE KARBNON YÜKÜ
Birleşmiş Milletler (BM), İsrail saldırılarının Gazze’de yol açtığı yıkım nedeniyle oluşan 23 milyon ton enkazı kaldırmanın yıllar sürebileceğini açıkladı. BM’ye göre, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında, aralarında sivillerin yaşadığı evler ile hastane ve okul binalarının da bulunduğu 156 bin ila 200 bin yapının zarar gördüğü veya tamamen yıkıldığı göz önüne alındığında bunların yeniden inşasının 46,8 milyon ton ila 60 milyon ton karbondioksit eş değeri salıma neden olacağı tahmin ediliyor. Bu rakam 135’ten fazla ülkenin yıllık karbondioksit emisyonundan fazlasına, İsveç ile Portekiz’inkine ise eşit miktara denk geliyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Adile Topçu
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD İç Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Joe Biden yönetiminin son birkaç yıldır ABD’li sponsorlarla gelen yüz binlerce göçmene uyguladığı geçici giriş programını yenilemeyeceği duyuruldu.
Ekim 2022’den bu yana Küba, Haiti, Nikaragua ve Venezuela’dan yaklaşık 530 bin göçmenin ABD’ye hava yoluyla girdiği kaydedildi.
İKİ YILLIK İKAMET İZİNLERİ UZATILMAYACAK
Gelecek hafta süresi dolacak program kapsamında gelenlerin, iki yıllık ikamet izinlerinin uzatılmayacağı belirtildi.
Ancak bu göçmenlerin çoğunun, diğer vize programları kapsamında başvuruda bulunarak, ABD’de kalabilecekleri açıklandı.

YASA DIŞI GEÇİŞLERİ AZALTMAK AMACIYLA BAŞLATILDI
Joe Biden yönetimi, söz konusu programı, göçmenlere ABD’ye girmeleri için yasal bir süreç sağlamak ve Meksika sınırındaki yasa dışı geçişleri azaltmak amacıyla başlattı.
Biden’ın başkanlığı döneminde rekor sayıda göçmen yasa dışı geçiş yaparken yakalandı fakat Biden’ın yeni sınır kısıtlamaları getirmesiyle son aylarda geçişlerde düşüş görüldü.
Kaynak: Demirören Haber Ajansı (DHA)Can Badak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÇIRILÇIPLAK İRAN’I PROTESTO ETTİLER
Kadınlar, İsrail’e geçtiğimiz günlerde füze saldırısı düzenleyen İran’ı çırılçıplak protesto etti. Kadınlar, “Kahrolsun İran” sloganları attı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Eski Hollanda Başbakanı Mark Rutte, 1 Ekim’de NATO Genel Sekreterliği görevini Jens Stoltenberg’den devralmasının ardından ilk yurt dışı ziyaretini Ukrayna’nın başkenti Kiev’e gerçekleştirdi.
NATO Genel Sekreteri olarak ilk kez Ukrayna’ya gelen Rutte, Kiev temaslarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelensky ile gerçekleştirdiği ikili görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Rusya’nın saldırılarının ardından Ukrayna’yı beşinci kez ziyaret ettiğini söyleyen Rutte, “Odessa, Harkov ve Kiev’de çeşitli temaslarda bulundum. Ancak, NATO Genel Sekreteri olarak ilk kez buraya geliyorum” dedi.
“NATO UKRAYNA’NIN YANINDA”
“Ukrayna halkına ve izleyen herkese NATO’nun Ukrayna’nın yanında olduğunu açıkça ifade etmek istiyorum” diyen Rutte, şu ifadeleri kullandı:
Yeni NATO Genel Sekreteri olarak bu desteği ileriye taşımak önceliğim ve ayrıcalığım. Ukrayna’nın galip gelmesini sağlamak için sizinle birlikte çalışıyoruz. Daha önce de ifade etmiştim, yorulmak bilmeyen liderliğiniz bana ve hepimize ilham kaynağı.
Ordunuzun bağlılığı ve Ukrayna halkının kararlılığı, bize özgürlüğün ne kadar değerli olduğunu ve bunu savunmak için elimizden geleni yapmamızın ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.

“BİR YIL İÇİNDE 40 MİLYAR EURO DEĞERİNDE ASKERİ YARDIM YAPILMASI ÖNGÖRÜLÜYOR”
Ukrayna’nın güvenliğinin NATO için de önemli olduğunu kaydeden Genel Sekreter Mark Rutte, “NATO müttefikleri, Rusya’nın 2022 yılında başlayan saldırılarının ardından yüzde 99’u askeri yardım olmak üzere eşi benzeri görülmemiş bir destek sağlıyor. Ancak daha fazlasının gerektiğini biliyoruz” dedi.
NATO müttefiklerinin mali yardımda bulunmayı taahhüt ettiklerini kaydeden Rutte,“Bir yıl içerisinde 40 milyar euro değerinde askeri yardım yapılması öngörülüyor”dedi.

Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Dilay Yalçınkaya Kaynak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, Gazze’deki masumları öldürmeye devam ederken bir yandan da rotasını Lübnan’a çevirdi.
Orta Doğu adeta ateş çemberine döndü.
Saldırılarını durdurmayan İsrail, dün Beyrut’ta 3 farklı noktaya hava saldırısı düzenledi.
İsrail ordusu saldırıdan sonra yaptığı açıklamada, Beyrut’ta “nokta atışı” bir saldırı düzenlendiğinin altını çizdi.
Hedef alınan noktanın Başura bölgesindeki Hizbullah’a ait sağlık merkezi olduğu belirtildi.
Gece gerçekleştirilen bu saldırıda 7 kişi öldü, 11 kişi yaralandı.
LÜBNAN’DA DA ÇOCUKLAR ÖLÜYOR
Hizbullah’ın kalesi olarak bilinen Dahiye’de de şiddetli patlama sesleri duyuldu.
İsrail ordusu bugün ise Lübnan’ın güneyindeki Bint Cubeyl belediye binasını vurduklarını, saldırıda en az 15 Hizbullah üyesinin öldüğünü açıkladı.
Hizbullah’tan saldırıya ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarında 127’si çocuk olmak üzere bin 974 kişinin öldüğünü açıkladı.

İSRAİL BİR KEZ DAHA “TAHLİYE” DEDİ
İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyindeki 25 kasabada yaşayanlar için yeni tahliye uyarısı yayınladı.
Lübnan haber ajansı, İsrail’in ilerleyen saatlerde Beyrut’un güneyindeki Jamous, Kafa’at ve Chyah mahallelerini de vurduğunu aktardı.
İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyinde Nebatiye kentinin Ernun beldesine düzenlediği hava saldırısında iki kişinin öldüğü bildirildi.
Öte yandan Hizbullah, İsrail’in kuzeyindeki Sa’sa yerleşimine İsrail güçlerini hedef alan roket saldırısı düzenlediğini açıkladı.

İLK KEZ İSRAİL’E ATEŞ AÇILDI
İsrail ordusu dün ise Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyinde, Hizbullah’ın kalesi olarak nitelendirilen Dahiye bölgesindeki birçok mahalleye 12 hava saldırısı gerçekleştirdi.
Saldırılarda Dahiye’nin Hreyk, Eş-Şeyyah, Hades Beyrut, Şuveyfat, El-Amrusiye, Er-Ruveys ve El-Camus mahalleleri hedef alındı.
Lübnan ordusu, ülkenin güneyindeki hava saldırılarında bir Lübnan askerinin yaralandığını açıkladı. Askerin, Lübnan ordusuna bağlı bir birliğin güneydeki Kawkaba kasabasının girişinde yol açma çalışmaları sırasında yaralandığı belirtildi.
Lübnan ordusu daha sonraki açıklamasında, bir askerin öldürülmesinin ardından ilk kez İsrail’e ateş açıldığını duyurdu. İsrail saldırılarında şimdiye kadar üç Lübnan askeri öldü.
Öte yandan İsrail ordusu, sekiz askerinin Lübnan’daki çatışmalarda öldürüldüğünü duyurdu.

YÜZLERCE KİŞİ YERİNDEN EDİLDİ
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam bin 328 kişi hayatını kaybetti.
İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında ise Hizbullah lideri Hasan Nasrallah öldürüldü.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde yüz binlerce kişi yerinden edildi.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, 100 binden fazla kişinin de Suriye’ye geçtiği belirtiliyor.


Adile Topçu
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İŞTE ÜÇ STRATEJİK BÖLGE
METULA: İsrail’in en kuzeyindeki şehirlerden biri olan Metula, tarihi boyunca İsrail ve Lübnan arasındaki çatışmaların merkezinde yer aldı. 1948 Arap-İsrail Savaşı’ndan bu yana stratejik bir sınır kasabası olan Metula, Hizbullah’ın Lübnan’dan İsrail’e yönelik gerçekleştirdiği saldırılarda sık sık hedef olmuştur. Bölgenin askeri ve stratejik önemi, sınırdaki ilk savunma hattı olmasıyla ilgili.
İsrail askeri Lübnan’a ilerliyor
MISGAV AM: Bu küçük kibbutz, Lübnan sınırına son derece yakın konumlandı ve geçmişte de defalarca Hizbullah saldırılarının hedefi oldu. İsrail açısından savunma hattının güçlendirilmesi için önemli bir askeri nokta olarak görülüyor.
KFAR GILADI: İsrail’in en eski kibbutzlarından biri olan Kfar Giladi, özellikle Lübnan sınırına çok yakın olması nedeniyle stratejik önem taşıyor. Tarih boyunca pek çok çatışmanın yaşandığı bu bölge, İsrail-Lübnan arasındaki savunma ve operasyon planlarının merkezinde yer alıyor.
İSRAİL NEDEN BU BÖLGELERİ TERCİH EDİYOR?REKLAM
İsrail Neden Bu Bölgeleri Tercih Ediyor?
Coğrafi ve Stratejik Konum: Bu bölgeler, Lübnan sınırına oldukça yakın ve doğrudan Hizbullah’ın kontrolündeki güney Lübnan’a açılan alanlarda yer alıyor. İsrail, bu bölgeden başlatacağı bir operasyonla Hizbullah’a hızlı ve etkili bir darbe vurmayı hedefliyor. Özellikle Hizbullah’ın yerleşim yerleri ve askeri varlıkları bu sınır bölgelerinde yoğunlaşmış durumda.
Sınır Güvenliği: Bu bölgeler, İsrail’in kuzey sınırındaki en önemli savunma hatlarını oluşturuyor. Hizbullah’ın saldırılarına karşı ilk tepki verecek noktalar olması nedeniyle, bu alanlarda askeri hareketliliğin artması, sınır güvenliğini sağlamada kritik öneme sahip.
İsrail’e Lübnan çağrısı Haberi Görüntüle
Operasyonel Kolaylık: Bu bölgelerde İsrail uzun yıllardır askeri altyapısını güçlendirmiş durumda. Metula, Misgav Am ve Kfar Giladi’deki askeri üsler, savunma hatları ve lojistik ağlar, İsrail’e operasyonel açıdan büyük kolaylık sağlıyor. Hem hava saldırıları hem de kara harekâtı için bu bölgelerden başlayarak Hizbullah’a yönelik bir operasyonun yönetilmesi daha etkin bir sonuç doğurabilir.
İSRAİL O BÖLGELERE GİRİŞİ YASAKLADI
Öte yandan Reuters’in haberine göre Lübnan Ordusu’nun güney sınırından çekildiği belirtilirken, İsrail ordusu, Lübnan sınırındaki bazı bölgeleri “askeri yasak bölge” ilan etti.
REKLAM
İsrail ordu sözcülüğünden yapılan açıklamada, Lübnan sınır hattının sıfır noktasındaki Metula (Matalla), çevresindeki Misgav Am ve Kfar Giladi yerleşimleri “kapalı askeri bölge” ilan edildi. Bu bölgelere girişin yasaklandığı duyuruldu.
ABD basınında çıkan haberlere göre, İsrail, Lübnan’a “karadan sınırlı işgaline” her an başlayabilir.
İsrail, Lübnan’da füze deposu vurdu Haberi Görüntüle
CNN’e konuşan ve adı açıklanmayan ABD’li bir yetkili, “İsrail’in, Lübnan’ın güneyine yönelik ilk başta planlanandan daha sınırlı bir kara saldırısı düzenleyeceğine ve bunun her an başlayabileceğine inandıklarını” söylemişti.
İSRAİL TOPÇULARI GÜNEY LÜBNAN KASABALARINI BOMBALAMAYA BAŞLADI,
İsrail topçuları, kara harekâtının başlatılmasına hazırlık amacıyla Güney Lübnan kasabalarını bombalıyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, “Neşşar, daha önce karadan karaya füze biriminin komutanı ve Bedir biriminin komutan yardımcısı olarak çalıştığı için füze alanında önemli bir uzmandı.” ifadelerine yer verildi.
Hizbullah’tan İsrail’in söz konusu iddiasına ilişkin henüz bir açıklama yapılmadı.
Hizbullah, 24 Eylül’de “İsrail ordusunun, Lübnan’ın başkenti Beyrut’un Dahiye bölgesine düzenlediği saldırıda hedef aldığını açıkladığı” İbrahim Muhammed Kubeysi’nin hayatını kaybettiğini duyurmuştu.
REKLAMSALDIRILARDA 1208 KİŞİ ÖLDÜ
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 1208 kişi öldü.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde yüz binlerce kişi yerinden oldu.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Suriye’ye 10 binlerce kişinin göç ettiği belirtiliyor.
*Haberin görseli DHA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Başkanı Biden, Beyaz Saray’da Helene Kasırgası ile ilgili düzenlediği basın toplantısının bitiminde Lübnan’daki son duruma ilişkin soruyu yanıtladı.
İsrail’den Lübnan’a kara saldırısı iması
Biden, İsrail’in Lübnan’a yönelik olası “sınırlı kara operasyonu” ile ilgili durumun farkında ve İsrail’in planından tatminkar olup olmadığına ilişkin soruya yanıt verdi. Biden, “Tahmininden daha fazla farkındayım ve onların (operasyonlarını) durdurmalarından tatminkar olurum. Şimdi hemen ateşkes olmalı.” değerlendirmesini yaptı.
ABD’Lİ YETKİLİ: OPERASYON YAKIN ZAMANDA GERÇEKLEŞEBİLİR
Adı açıklanmayan ABD’li bir yetkili, Reuters haber ajansına İsrail’in Lübnan’a düzenleyeceği iddia edilen “sınırlı kara operasyonu”yla ilgili açıklama yaptı. ABD’nin gözlemlerine göre İsrail birliklerinin konumunun, operasyonun yakın zamanda gerçekleşebileceğine işaret ettiği öne sürüldü
CNN’e konuşan ve adı açıklanmayan ABD’li bir yetkiliyse, İsrail’in Lübnan’a yönelik devam eden saldırılarının seyrine ilişkin değerlendirme yaptı.
ABD’li yetkili, hafta sonu İsrailli ve Amerikalı yetkililer arasında yapılan görüşmelerin ardından “İsrail’in, Lübnan’ın güneyine yönelik ilk başta planlanandan daha sınırlı bir kara operasyonu düzenleyeceğine ve bunun her an başlayabileceğine inandıklarını” söyledi.
Aynı yetkili, İsrail’in bu bölgede Hizbullah’a ait bazı altyapı tesislerini hedef alacağını belirttiğini ve son birkaç gündür zaten “küçük baskınlar” yaptığını dile getirdi.
İsrail’in 2006 yılındaki gibi kapsamlı bir işgale hazırlandığına inanmadıklarını vurgulayan ABD’li yetkili, İsrail’in daha önce planladığından daha sınırlı bir saldırı düzenleyeceğine inandıklarını kaydetti.
Söz konusu yetkili ayrıca, ABD’nin, bölgede sınırlı olarak başlayan bir saldırının daha büyük bir çatışmaya dönüşme potansiyeli olduğu konusundaki endişelerini İsrailli yetkililere aktardığını belirtti.
SALDIRILARDA 1217 KİŞİ ÖLDÜ
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
REKLAM
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 1217 kişi öldü.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde yüz binlerce kişi yerinden oldu.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Suriye’ye 10 binlerce kişinin göç ettiği belirtiliyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Görgü tanıkları, çok sayıda askeri araç uğultusunu duyduklarına vurgu yaparak, İsrail topçularının da el-Vezzani sınır bölgesini topçu atışlarıyla vurduğunu kaydetti.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, bu sabah, ülkenin kuzeyindeki zırhlı birlikleri ziyaret ederek Lübnan’a kara saldırısı imasında bulunmuştu.
ABD: İsrail, Lübnan’a operasyon yapacağını bildirdi Haberi Görüntüle İSRAİL MEDYASINDA YER ALMADI
İsrail medyasında ise operasyona dair bir haber olmaması dikkat çekti…
İSRAİL’İN LÜBNAN’A ŞİDDETLENEN SALDIRILARINDA 1217 KİŞİ ÖLDÜ
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 1217 kişi öldü.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde yüz binlerce kişi yerinden oldu.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Suriye’ye 10 binlerce kişinin göç ettiği belirtiliyor.
REKLAM
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mehl, Norveç hükümetinin ülkeye yasa dışı girişlerin önüne geçmek ve güvenliği artırmak için Rusya sınırına tel örgü çekmek, sınırda görev alan personel sayısını artırmak gibi çeşitli önlemler üzerinde çalıştığını bildirdi.
Sınıra çekilmesi planlanan tel örgünün tek başına caydırıcı olmayacağını dile getiren Mehl, tellerde insanların sınıra yaklaştıklarını tespit etmeye yarayan sensörler olacağını kaydetti.
Mehl, “Bu, Norveç ile Rusya arasındaki sınırın tamamında ya da bir kısmında geçerli olabilecek bir önlem.” dedi.
FİNLANDİYA, RUSYA İLE KARA SINIRINI KAPATMIŞTI
Geçen sene Finlandiya’nın NATO üyesi olmasının ardından gerekli belgeleri olmayan 1300’den fazla göçmen, Rusya üzerinden ülkeye girmişti. Bunun üzerine Helsinki yönetimi, 28 Kasım 2023’te Rusya ile kara sınırını kapatmıştı.
Finlandiya, 4 Nisan 2024’te aldığı kararla, Rusya sınırında daha önce kapatılan geçiş noktalarıyla bazı limanların süresiz kapalı kalacağını duyurmuştu.
2023’te ve bu yılın başlarında gelen göçmenlerin çoğu Afganistan, Mısır, Irak, Somali, Suriye ve Yemen dahil olmak üzere Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden geliyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’e Lübnan çağrısı Haberi Görüntüle
İsrail savaş uçaklarının son birkaç günde Hizbullah’ın hava savunma birimlerine ait olduğu iddia edilen başka tesisleri de hedef aldığını hatırlattı.
17 EYLÜL’DEN BERİ 1217 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
REKLAM
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 1217 kişi öldü.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde yüz binlerce kişi yerinden oldu.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Suriye’ye 10 binlerce kişinin göç ettiği belirtiliyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Barrot, İsrail’e Lübnan’a herhangi bir kara saldırısından kaçınma çağrısı yaparak, “Tüm taraflar, hala masada olan ve hâlâ umut olan, ancak çok az zamanımız kalan ateşkes önerisini kabul etme fırsatını şimdi değerlendirmelidir.” ifadelerini kullandı.
Lübnanlı yetkililerin Fransa-ABD girişimini desteklediğine dikkati çeken Barrot, “İsrailli yetkililerle her gün iletişim halindeyiz. Onları bu girişimi benimsemeye ve kara saldırısından kaçınmaya çağırıyoruz.” dedi.
Barrot, İsrailin Beyrutun güney banliyösünü (Dahiye) hedef alan yoğun saldırılarına rağmen Lübnanda diplomatik çözümlerin olduğunu belirterek, kendisinin de tıbbi-insani yardım desteğinde bulunmak üzere Lübnan’a geldiğini belirtti.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, bu sabah, ülkenin kuzeyindeki zırhlı birlikleri ziyaret ederek Lübnana kara saldırısı imasında bulunmuştu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Lübnan’dan 35 füzenin İsrail’in kuzeyindeki Batı Celile bölgesine atıldığı ve bölgede uyarı sirenlerinin çaldığı belirtildi.
Füzelerden bazılarına müdahale edildiği aktarılan açıklamada, bazılarının da açık alana düştüğü ifade edildi.
İsrail ordusuna ait savaş uçakları ve insansız hava araçlarının (İHA), “Lübnan genelinde” Hizbullah’a ait çok sayıda noktaya saldırı düzenlediği bildirildi.
REKLAM
Hedef alınan yerler arasında karargahlar, cephanelikler, füze rampaları ve askeri binaların bulunduğu öne sürüldü.
Maariv gazetesinin haberinde Lübnan’dan atılan füzeler sonucu Batı Celile’deki birçok noktada yangın çıktığı ve yaralanmanın yaşanmadığı aktarıldı.
İSRAİL’İN KUZEYİNDE SALDIRILAR
Hizbullah’tan yapılan açıklamada ise İsrail’in kuzeyindeki “Kefr Ciladi” yerleşiminin, “Nur” füzesiyle hedef alındığı duyuruldu.
Buna göre, Lübnan’ın güneyinde karşılıklı saldırıların başladığı 8 Ekim’den bu yana Hizbullah ilk kez “Nur” füzesini kullanmış oldu.
İsrail’in kuzeyindeki el-Kabiri, Saar ve Gesher Haziv yerleşimlerinin çok sayıda füzeyle vurulduğu belirtildi.
Hizbullah, İran’ın 2005’te ürettiği gemisavar füzesi “Nur”u elinde bulundurduklarını geçen yıl duyurdu ve söz konusu füzenin fırlatma rampalarının gösterildiği bir video yayınladı.
1217 KİŞİ ÖLDÜ
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
REKLAM
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 1217 kişi öldü.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde yüz binlerce kişi yerinden oldu.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Suriye’ye 10 binlerce kişinin göç ettiği belirtiliyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İSRAİL, YEMEN’İ VURMAYA BAŞLADI
İsrail, Yemen’e hava saldırısı düzenlediğini doğruladı. İsrail ordusu, Yemen’deki Hudeyde Limanı ve Ras Isa Limanı’na hava saldırıları düzenlendiğini belirterek, saldırıda çok sayıda savaş uçağı ve yakıt ikmal uçağı kullanıldığını aktardı. Ordu, Husilerin söz konusu limanları İran’dan silah ve petrol dahil olmak üzere askeri amaçlı sevkiyatlar için kullandığını belirterek, saldırıların Husilerin İsrail’e düzenlediği füze saldırılarına yanıt olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

HUSİLER: İSRAİL’LE UZUN SOLUKLU BİR SAVAŞA GİRECEĞİZ
Yemen’deki İran destekli Husiler, İsrail ile uzun soluklu bir savaşa gireceklerini belirtti. Husilere bağlı sözde Savunma Bakanlığı Manevi Yönlendirme Dairesi Müdür Yardımcısı Abdullah bin Amir, İsrail ordusundan yapılan “Husilerin de zamanının geleceği” şeklindeki açıklamaya tepki gösterdi.

“GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN BİR SAVAŞ”
Bin Amir, “26sep.net” sitesine yaptığı açıklamada, “İsrail, ‘Yemen’in de vakti gelecek’ diyor. Yemenliler ise ‘O vakit gelinceye kadar beklemeyeceğiz’ diyor. Allah’ın izniyle ilerleyen günler ve aylar yenilgi değil zaferlerle dolu olacak. Bu, uzun ve geri dönüşü olmayan bir savaş olacak.” ifadesini kullandı.
LÜBNAN’DAKİ SON SALDIRIDA 21 KİŞİ CAN VERDİ
İsrail ordusunun, Lübnan’ın doğusundaki Baalbek kentine düzenlediği hava saldırılarında 21 kişinin hayatını kaybettiği, 47 kişinin yaralandığı bildirildi. Lübnan Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail ordusunun, ülkenin doğusundaki Baalbek kentini hava saldırılarıyla hedef aldığı belirtildi. Açıklamada, İsrail saldırılarında ilk belirlemelere göre 21 kişinin öldüğü, 47 kişinin yaralandığı kaydedildi. Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail ordusunun ülkeye bugün düzenlediği hava saldırılarında 42 kişinin öldüğünü, son iki gün içinde öldürülenler arasında 14 sağlık çalışanının bulunduğunu bildirmişti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mahkememizin aşağıda esas numaraları belirtilen dosyalarında verilen ara kararı gereğince; Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü Zonguldak ili, Merkez, Karaman, Çukurören ve Eceler Mah/Köylerinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun 06.12.2018 tarih ve 8230-9 sayılı Kamu Yararı Kararına müteakip, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 7’nci maddesi gereğince Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. Yönetim Kurulu tarafından 28/02/2019 tarih 5-146 no’lu Kamulaştırma Kararı ile kamulaştırma işlemlerine başlandığı, aşağıda dökümü yapılan taşınmazlar hakkında kamulaştırılmasına karar verilmiş olmakla; taşınmaz maliklerinin tebligat veya ilan tarihinden itibaren kamulaştırma işlemine karşı 30 gün içinde idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası açabileceği, açılacak davanın Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’ne yöneltileceği, tebliğ ve ilandan itibaren 30 gün içinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açanların, dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararı aldıklarını belgelendirmedikleri takdirde kamulaştırma işleminin kesinleşeceği ve Mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmaz malın kamulaştırma yapan ilgili idare adına tescil edileceğine karar verileceği,Mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına Vakıflar Bankası Zonguldak Şubesine yatırılacağı, konuya ve kamulaştırılan taşınmaz malın değerine ilişkin tüm savunma ve delillerin tebliğden itibaren 10 gün içinde mahkememize yazılı olarak bildirilmesi gerektiği konusu, aşağıda numarası bildirilen Esas sayılı dosyaların duruşmalarının 01.10.2024, 03.10.2024 ve 15.10.2024 günü saat:09.00’dan itibaren itibaren yapılacağı 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca ilanen tebliğ olunur.
DAVACI : TÜRKİYE ELEKTRİK DAĞITIM A.Ş. GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
TAŞINMAZIN BULUNDUĞU YER: ZONGULDAK İLİ, MERKEZ, KARAMAN, ÇUKURÖREN VE ECELER MAH./KÖY
DOSYA NOADAPARSELDAVALI/MALİKMAH/KÖYKAMULAŞTIRILAN ALAN M212024/1381746ABDURRAHMAN AKYÜZ ve ark.KARAMAN43,25 m² irtifak22024/1391745ÜMİT AKYÜZ ve ark.KARAMAN21,94 m² irtifak32024/14118887AHMET KESKİN ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE425,21 m² irtifak
29,16 m² direk yeri42024/14218514BAYRAM KESKİN ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE1648,29 m² irtifak52024/14315612GÜLTEN BİÇER ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ386,45 m² irtifak62024/14418935AKİF KÖKGÖZ ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE313,54 m² irtifak72024/145105169ABDULLAH ALBOĞA ve ark.KARAMAN70,21 m² irtifak82024/1461105AYHAN SEMERCİ ve ark.ÇUKURÖREN1153,25 m² irtifak92024/14710342İLYAS ÇOLAKOĞLU ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ40,92 m²irtifak102024/14815714CEVAT ÜSTÜNBAŞ ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ392,74 m² irtifak112024/14915719BEDRİYE AKKUŞ ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ212,27 m² irtifak122024/15015710ABDULLAH ALBOĞA ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ209,5 m² irtifak132024/15115718FATMA DEMİRTAŞ ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ523,71 m² irtifak142024/1521575EMİNE ÖZTÜRK ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ73,71 m² irtifak152024/15315717NAZIM ERÇETİN ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ10,45 m² irtifak162024/1541574EROL ÇOLAKOĞLU ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ607,6 m² irtifak172024/15510619AYŞE SARIOĞLU ve ark.ECELER209,22 m² irtifak182024/15610617ERSİN SARI ve ark.ECELER153,57 m² irtifak
24,21m² direk yeri192024/1571573HAYRULLAH ÜSTÜNKARAMAN
KADI MAHALLESİ212,78m² irtifak202024/15810621-ECELER116,06 m² irtifak
8,89 m² direk yeri212024/15910343ABDULLAH ALBOĞA ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ1160,01 m² irtifak
13,51 m² direk yeri222024/16010635HAYRULLAH BİLİRECELER288,75 m² irtifak232024/1611891CELALETTİN KÖKGÖZ ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE591,73 m² irtifak
21,89 m² direk yeri242024/16210642NAZIM SARIECELER506,49 m² irtifak252024/16318884AHMET KESKİN ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE601,56 m² irtifak262024/1641063ALİ BİLİRECELER313,12 m² irtifak272024/16518882AHMET KESKİN ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE164,08m² irtifak282024/16618876HALİT KESKİN ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE1099,06 m² irtifak
9,52 m² direk yeri292024/16711020ARİF SEMERCİ ve ark.ÇUKURÖREN1132,15 m² irtifak
25,81 m² direk yeri302024/16821718HALİL ALBOĞA ve ark.KARAMAN
KARAMANLAR MAH.37,4m² irtifak312024/169105221ABDULKERİM ERKOL ve ark.KARAMAN14,27m² irtifak322024/17010590ABDULLAH ALBOĞA ve ark.KARAMAN577,96 m² irtifak
17,64 m² direk yeri332024/171105115ABDULLAH ALBOĞA ve ark.KARAMAN1197,04 m² irtifak342024/17210624AYŞE KAHYA ve ark.ECELER119,22 m² irtifak352024/17310626DURSUNE KAHYA ve ark.ECELER584,65 m² irtifak362024/17410628CEMİL TOPALECELER498,8 m² irtifak372024/17510625HİKMET KAHYA ve ark.ECELER211,18 m² irtifak382024/1761762ALİ AKKOÇ ve ark.KARAMAN26,9 m² irtifak392024/17710636İSMAİL BİLİR ve ark.ECELER17,36 m² irtifak402024/17810599ALİ BAŞKURT ve ark.KARAMAN57,33 m² irtifak412024/1791074NAZIM SARIECELER263,92 m² irtifak422024/1801072KENAN KAHYA ve ark.ECELER39,4 m² irtifak432024/1811106RAHMİ SEMERCİ ve ark.ÇUKURÖREN228,07 m² irtifak442024/18211021RAHMİ SEMERCİ ve ark.ÇUKURÖREN287,19 m² irtifak
10,58 direk yeri452024/18311023RAHMİ SEMERCİ ve ark.ÇUKURÖREN210,23 m² irtifak462024/18511014NURTEN SEMERCİ ve ark.ÇUKURÖREN78,22 m² irtifak472024/18710584HASAN ÖZTÜRK ve ark.KARAMAN1024,23 m² irtifak
12,59 direk yeri482024/19018840HALİT KESKİN ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE20,33 m² irtifak492024/19110597ASIM BOZKURT ve ark.KARAMAN72,51 m² irtifak502024/19218846CEMAL EKİM ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE169,13m² irtifak512024/19310598ORHAN ÇOLAKOĞLUKARAMAN31,1m² irtifak522024/1941102SELAHATTİN SEMERCİ ve arkÇUKURÖREN248,98 m² irtifak532024/195105113MUSTAFA AYKANATKARAMAN624,43 m² irtifak542024/1961103RECEP SEMERCİ ve ark.ÇUKURÖREN319,08 m² irtifak
21,9 m² direk yeri55
562024/197
2024/198217
11019
7HAYRULLAH ÜSTÜN
KEMAL SEMERCİ ve ark.KARAMAN
KARAMANLAR M.
ÇUKURÖREN9,83 m² irtifak
384,46 m² irtifak572024/19911022RECEP SEMERCİ ve ark.ÇUKURÖREN648,54 m² irtifak582024/2001871FEVZİ KESKİN ve ark.KARAMAN YENİ MAHALLE2334,65 m² irtifak
15,54 m² direk yeri592024/2011872ŞAHİN SEMERCİ ve ark.KARAMAN57,67 m² irtifak602024/20210344HAYRULLAH ÜSTÜNKARAMAN
KADI MAHALLESİ38,04 m² irtifak612024/2031761ALİ AKKOÇ ve ark.KARAMAN46,63 m² irtifak622024/204105117KİBAR DEMİRCAN ve ark.KARAMAN565,65 m² irtifak632024/20515715GÜLAY AKKOÇ ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ235,73 m² irtifak642024/206105114ALİ EKİM ve ark.KARAMAN1024,59 m² irtifak652024/2071756CELAL AYDINKARAMAN9,99 m² irtifak662024/20810537HAYRİ ÖZTÜRK ve ark.KARAMAN48m² irtifak672024/2091755CELAL AYDINKARAMAN19,6 m² irtifak682024/2101744CEMİL AKYÜZ ve ark.KARAMAN18,54 m² irtifak692024/211105116HASAN ÖZTÜRK ve ark.KARAMAN257,95 m² irtifak702024/2121757EMİNE AYKUŞ ve ark.KARAMAN12,28 m² irtifak712024/2131743CEMİL AKYÜZ ve ark.KARAMAN24,64 m² irtifak722024/2141747FATMA AYDEMİR ve ark.KARAMAN16,21 m² irtifak732024/2151754ABDULLAH ERARSLAN ve ark.KARAMAN25,92 m² irtifak742024/2161742CEMİL AYKÜZve ark.KARAMAN12,52 m² irtifak752024/21715631CEVDET AKYOL ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ82,57 m² irtifak762024/21815630HÜSNÜ ERKOL ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ168,57m² irtifak77
782024/219
2024/220156
15621
29RIFAT ALBOĞA ve ark.
ORHAN ÇOLAKOĞLUKARAMAN
KADI MAHALLESİ
KARAMAN
KADI MAHALLESİ334,17 m² irtifak
130,95 m² irtifak792024/22115627ADEM ÜSTÜNTAĞ ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ876,42 m² irtifak
15,43 m² direk yeri802024/22215615ERDAL AKYOLKARAMAN
KADI MAHALLESİ13,32 m² irtifak812024/22315617NAİL AKTAŞKARAMAN
KADI MAHALLESİ785,54 m² irtifak822024/22415614ABDÜLKERİM ERKOL ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ857,42 m² irtifak
9,52 m² direk yeri832024/22510535NECATİ AYKANATKARAMAN13,83 m² irtifak842024/22610716KADİR KAHYA ve ark.ECELER168,27 m² irtifak
8,88 m² direk yeri852024/22710534BAHATTİN EMEÇKARAMAN29,56 m² irtifak862024/22810536CEVAT ÜSTÜNBAŞ ve ark.KARAMAN17,21 m² irtifak872024/22915720EROL ÇOLAKOĞLUKARAMAN
KADI MAHALLESİ56,38 m² irtifak882024/2301073AHMET -ECELER633,67 m² irtifak
17,64 m² direk yeri892024/23110715HABİBE AKTAŞ ve ark.ECELER235,72 m² irtifak902024/23218881ERCAN ALKAN ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE303,52 m² irtifak912024/2331762MEHMET AKKOÇ ve ark.KARAMAN26,9 m² irtifak922024/2341075EMİN SARI ve ark.ECELER174,11 m² irtifak932024/235105168AKİF ATAMAN ve ark.KARAMAN528,22 m² irtifak942024/236105164ABDULLAH ALBOĞA ve ark.KARAMAN149,5 m² irtifak952024/237105181KAMİL ATAMAN ve ark.KARAMAN44,03 m² irtifak
11,64 m² direk yeri962024/23818834FEVZİ KESKİN ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE3609,33 m² irtifak
35,28 m² direk yeri972024/23910719ERSİN SARI ve ark.ECELER163,32 m² irtifak982024/240105183MUSTAFA AKAY ve ark.KARAMAN378,39 m² irtifak
2,8 m² direk yeri992024/2412164KAMİL ATAMAN ve ark.KARAMAN
KARAMANLAR M.1101,46 m² irtifak1002024/24210714AHMET ÇOLAK ve ark.ECELER208,58 m² irtifak1012024/2432163KAMİL ATAMAN ve ark.KARAMAN
KARAMANLAR M.128,52 m² irtifak1022024/24410341ŞABAN DEMİRTAŞKARAMAN
KADI MAHALLESİ526,24m² irtifak1032024/24510712HASAN KAHYAECELER402,24 m² irtifak1042024/24618880MUZAFFER ALKANKARAMAN
YENİ MAHALLE31,12 m² irtifak1052024/247105182MEHMET DİRLİKKARAMAN239,92 m² irtifak
7,46 m² direk yeri1062024/24810713AYŞE KAHYA ve ark.ECELER182m² irtifak1072024/24910316ERDAL AKYOL ve ark.KARAMAN
KADI MAHALLESİ122,99 m² irtifak1082024/25018879HALİT KESKİN ve ark.KARAMAN
YENİ MAHALLE306 m² irtifak
#ilan.gov.tr Basın No:ILN02096786
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avrupa Birliği, Schengen bölgesindeki vize krizinde giderek daha fazla zorlanıyor.
Özellikle Schengen vizesi başvurularında artan reddedilme oranları ve sınır güvenliği endişeleri, Avrupa’nın karşılaştığı ciddi bir sorunu işaret ediyor.
TÜRKİYE’NİN ROLÜ: GÖÇ POLİTİKALARI VE SINIR YÖNETİMİ
Bu krizin, göç politikaları ve sınır yönetimiyle doğrudan bağlantılı olduğu düşünülüyor. Ancak, bu karmaşık süreçte Türkiye’nin Avrupa’nın çözüm arayışında merkezi bir rol oynayabileceği vurgulanıyor.
Türkiye, göç ve mülteci krizinin yönetiminde kritik bir ülke olarak öne çıkıyor. 2016’da imzalanan AB-Türkiye mülteci anlaşması, Avrupa’nın mülteci akışını kontrol etmesine yardımcı olmuştu.
Türkiye’nin sınır güvenliği konusundaki etkinliği, Avrupa’nın Schengen sınırlarını güvence altına almak için Türkiye’ye olan ihtiyacını artırıyor.
Avrupa Birliği, Türkiye ile iş birliğini güçlendirerek göç akışlarını yönetmeyi ve Schengen bölgesinde yaşanan sınır güvenliği sıkıntılarını hafifletmeyi hedefliyor.
Schengen vizesine olan taleplerin yoğunluğu, özellikle pandemi sonrası dönemde, artan seyahat isteği ile daha da yükseldi. Bu durum, Schengen vize başvurularında daha katı değerlendirmelere yol açtı.

TÜRKİYE İLE İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ
AB ülkeleri, Schengen bölgesinin açık sınırlarının, yasadışı göçmenler ve güvenlik tehditleri nedeniyle zayıfladığını düşünüyor. Özellikle Yunanistan ve İtalya gibi güney Avrupa ülkelerine yönelik göç baskısının artması, Avrupa’nın Türkiye ile iş birliğini güçlendirmesini zorunlu hale getiriyor.
Avrupa’nın, Schengen vize krizini aşmak için Türkiye ile ilişkilerini yeniden yapılandırma ve güçlendirme ihtiyacı, bu krizin çözümünde kritik bir unsur olarak görülüyor.
Uzmanlar, Türkiye’nin stratejik konumu ve göçmenlere yönelik politikalarının, Avrupa Birliği’nin sınır güvenliği politikalarıyla uyumlu bir hale getirilmesinin Schengen krizini hafifletebileceğini belirtiyor.

GÖÇ KRİZİNE ÇÖZÜM ARAYIŞI
Bu süreçte Türkiye, AB ile olan mülteci anlaşmalarını daha etkin hale getirerek Avrupa’nın bu zorlu sürecinden çıkmasına yardımcı olabilir.
AB ve Türkiye arasındaki bu iş birliği, sadece göç politikalarıyla sınırlı kalmayıp, Schengen bölgesinin genel güvenliğini artırma ve vize süreçlerini daha verimli hale getirme yolunda önemli bir adım olabilir.
Schengen bölgesi, AB vatandaşları için serbest dolaşımın temel direği olarak kabul ediliyor ve bu bölgedeki sorunlar, Avrupa’nın ekonomik ve sosyal yapısını doğrudan etkiliyor.
Türkiye ile yapılacak iş birlikleri, hem Avrupa’nın göç krizini hafifletmesi hem de Schengen bölgesinin sürdürülebilirliği açısından büyük bir fırsat olarak görülüyor.
Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Almanya’da şu sıralar gündem seçim…
Almanya’nın Brandenburg eyaletinde halk, eyalet meclis üyelerini seçmek üzere sandık başına gitti.
İlk sonuçlara göre, Sosyal Demokrat Parti yüzde 32 oyla önde görülüyor.
SAĞ PARTİ 29 OYLA İKİNCİ SIRADA
İkinci sırada yüzde 29 oyla aşırı sağ parti Almanya için Alternatif Partisi yer alıyor.
BSW yüzde 12 ile üçüncü sırada yer alırken Hristiyan Birlik Partisi ise yüzde 11 buçuk ile dördüncü parti oldu.
AFD’YE PROTESTO OYU
AFD’nin bir önceki seçime göre yüzde 5 buçukluk oy artışı özellikle göç, hayat pahalılığı ve güvenlik konularındaki endişelere dayanan bir protesto oyu olarak değerlendiriliyor.
İLGİLİ HABERSchengen’de derin çatlak: Almanya bugün kara denetimlerine başlıyorAdile Topçu
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, işgal altındaki Golan Tepeleri’nin güneyinde ve Beyt Şan kentinde uyarı sirenlerinin çaldığı belirtildi.
İSRAİL HAVA SAHASINA GİREN İHA’YA ROKETLİ MÜDAHALE
Irak’tan gönderilen ve Suriye üzerinden İsrail hava sahasına giren bir İHA’nın tespit edildiği belirtilen açıklamada, söz konusu İHA’ya çok sayıda roketle müdahale edildiği ve yaralanmanın yaşanmadığı aktarıldı.
Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde çok sayıda roketin havalandığı görünüyor.
Irak’ta Şii milis gruplardan oluşan “Irak’ta İslami Direniş”, insansız hava aracıyla Ürdün Vadisi’nin kuzeyindeki İsrail yerleşimine saldırı düzenlediklerini duyurmuştu.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Arap Baharı’nın etkisi ile 2011’de Suriye’deki halk ayaklanması tüm dünyayı etkileyen bir iç savaşa dönüştü..
Uzun yıllar sonra bugün halen çatışmaların devam ettiği, Suriyelilerin yüzlerce gruba ayrıldığı, şehirlerin yerle bir olduğu ülkede askeri ve siyasi birlik sağlanamıyor.
Tüm yaşananlara rağmen koltuğunu koruyan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ise savaş nedeniyle ülkeyi terk eden vatandaşlarının ülkeye geri dönmeleri için af çıkarmaya devam ediyor.
Daha önce 25 kez Suriye halkına yönelik af ilan eden ve halkından geri gelmelerini isteyen Esad, bu çağrılarında başarılı olamamıştı, ancak çağrılarına devam etmekten vazgeçmiyor..
YENİDEN GENEL AF İLAN ETTİ
Suriye Devlet Başkanı BeşarEsad, 22 Eylül 2024 tarihinden önce işlenen firar suçları, cünhalar ve ihlaller için genel af sağlayan bir kanunun hükmünde kararname yayınladı.
Suriye Arap Haber Ajansı’nda (SANA) yer alan habere göre kararname, yurt içinde 3 ay, yurt dışından 4 ay içinde teslim olan hükümlüleri, saklanan ve adaletten kaçanları kapsıyor.
Ayrıca topluma ve devlete ciddi saldırı teşkil eden bazı cünhalar, rüşvet, sahtecilik ve genel ahlaka aykırı bazı kabahatler dışındaki tüm cünhalar ve ihlallere ilişkin cezalar için genel af öngörülüyor.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’DAN ÇAĞRI
Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 79. Genel Kurulu’na katılmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) hareketi öncesi İstanbul Atatürk Havalimanı’nda yaptığı açıklamasında Esad’a çağrıda bulunmuştu:
Suriye’deki gerilimin sona ermesi gerektiğini, İsrail’in terör estirdiğini çok açık ortaya koyacağız. Batılı ülkeler bunu anlamamakta ısrar ediyor. Bizler de söylemekte ısrar edeceğiz.
Türkiye ile Suriye ilişkilerinin normalleşmesi için Esad ile görüşme irademizi ortaya koyduk. Karşı taraftan cevap bekliyoruz. Biz buna hazırız.
İLGİLİ HABERCumhurbaşkanı Erdoğan: Esad ile görüşmek için irade ortaya koydukDilay Yalçınkaya Kaynak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ordusu iç cephe komutanlığının Hayfa’nın kuzeyindeki Lübnan sınırına kadar uzanan Celile gibi bölgelerde yeni güvenlik talimatları duyurmasının ardından Hayfa kenti ve civarındaki Nasıra kenti çevresinde saldırı alarmları çaldı.
HİZBULLAH’TAN İSRAİL’E ROKETLİ SALDIRI
İsrail devlet televizyonunun haberine göre, Lübnan’dan İsrail topraklarının derinliklerine doğru 15 roket atıldı.
Nasıra’da bir noktaya isabet eden füzenin yangına yol açtığı cep telefonu kameralarınca kaydedildi. Sosyal medyada, İsrail’in kuzeyindeki özellikle Nasıra kenti çevresinde hava savunma sistemlerinden ateşlenen önleyici füzelerin atılan mühimmatlara doğru ilerlediği, havada patlamalar yaşandığı görüntüler paylaşıldı.
İsrail basınındaki haberlere göre, Hizbullah’ın son saldırısıyla kuzeydeki Ramat David isimli Hayfa kentine yakın İsrail ordusuna ait hava üssü hedef alındı.
Lübnan’daki Hizbullah’tan yapılan yazılı açıklamada, onlarca roketle İsrail topraklarının, Ramat David üssü ve havaalanının hedef alındığı kaydedildi.
İsrail acil yardım servisi Kızıl Davud Yıldızı’ndan yapılan açıklamada ise 60’lı yaşlarında bir kişinin şarapnel nedeniyle hafif yaralandığı bildirildi.
Saldırıda hedef alındığı kaydedilen hava üssünün çevresine isabet eden roketlerin bir kısmının ufak çapta yangına sebep olduğu ve itfaiye ekiplerinin müdahale ettiği aktarıldı.

İSRAİL YENİ GÜVENLİK TALİMATLARI YAYINLADI
İsrail ordusu iç cephe komutanlığı akşam saatlerinde vatandaşlarına yeni güvenlik talimatları yayınladı. Talimatlara göre, açık alanlarda 30, kapalı alanlarda sığınak bulunması durumunda 300 kişiden fazla toplanmalar kısıtlandı. Bu bölgedeki eğitim ve iş yerlerinin yakınlarında güvenli bir sığınak bulunması halinde faaliyetlerin normal seyredebileceği bildirildi. Bu bölgelerdeki tüm plajlar kapatıldı.
İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, düzenlediği basın toplantısında, bir roket veya başka bir saldırı ihtimaline karşı uyarıların güncellenebileceğini söyledi.
İsrail ordusu ve Lübnan Hizbullahı arasında çatışmalar 21 Eylül Cumartesi günü boyunca karşılıklı gerilimle devam etti.
Lübnan Hizbullahı, İsrail’in kuzeyindeki bölgelere 100’den fazla roketle saldırı düzenledi. Hizbullah’ın saldırılarında İsrail’in kuzeyinde ve işgal altındaki Golan Tepeleri’ndeki bazı bölgelerde yangın çıktı, bazı noktalar da isabet aldı.
Aynı şekilde, İsrail ordusu gün içinde iki ayrı dizi hava saldırısında Lübnan içinde Beka Vadisi ve güneyde 300 kadar noktada yüzlerce roket rampasının yanı sıra binlerce savaş başlığını imha ettiğini açıkladı.

İSRAİL ORDUSUNUN, BEYRUT’A YÖNELİK HAVA SALDIRISI
İsrail ordusunun 20 Eylül’de Beyrut’un güneyine düzenlediği hava saldırısında 3’ü çocuk 7’si kadın 37 kişi hayatını kaybetti.
Hizbullah, saldırıda aralarında üst düzey askeri komutanlarından İbrahim Akil’in de bulunduğu 15 mensubunun öldüğünü duyurdu.
Lübnan’da 17-18 Eylül tarihlerinde çağrı cihazları ile telsizlerin patlatılması ve ardından gerçekleşen Beyrut saldırısında toplamda 76 kişi hayatını kaybetti.
İsrail-Lübnan sınırında 8 Ekim 2023’ten bu yana taraflar arasında zaman zaman şiddetlenen çatışmalar meydana geliyor.
Uluslararası toplum, İsrail’in üst üste gelen saldırıları karşısında bölgesel bir savaşın patlak vermesine karşı uyarı yapıyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 79. Genel Kurulu’na katılmak ve çeşitli görüşmeler gerçekleştirmek amacıyla ABD’nin New York şehrine ulaştı.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, NEW YORK’TA BM GENEL KURULU İÇİN HAZIR
Özel uçak “CAN” ile TSİ 23.57’de John F. Kennedy Uluslararası Havalimanı’na gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız, Washington Büyükelçisi Sedat Önal ve New York Başkonsolosu Büyükelçi Muhittin Ahmet Yazal karşıladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve bazı yetkililer de ABD’ye geldi.

TÜRKEVİ’NDE SEVGİ SELİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan, buradan Türkevi’ne geçti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, Türkevi girişinde kendilerini bekleyen kalabalık tarafından sevgi gösterileriyle karşılandı.
Ellerinde Türk bayrakları bulunan vatandaşlara doğru yürüyen Erdoğan çifti, bir süre burada sohbet etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, basın mensuplarına selam verdikten sonra beraberlerindeki heyetle Türkevi’ne girdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD ziyareti kapsamında BM 79. Genel Kuruluna katılacak ve bazı temaslarda bulunacak.


Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, Lübnan’da yoğun saldırılar düzenliyor.
Onlarca kişinin hayatını kaybettiği telsiz ve çağrı cihazı saldırılarının yanı sıra başkent Beyrut’ta dün gerçekleştirilen bina saldırısı sonrası İsrail savaş suçu sayılan eylemlerini sürdürüyor.
“GÜNEY LÜBNAN’DA GENİŞ ÇAPLI SALDIRILAR DÜZENLİYORUZ”
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Sözcüsü Tuğamiral Daniel Hagari yaptığı açıklamada, “Hizbullah’ın İsrail topraklarına ateş açma hazırlıklarının tespit edilmesinin ardından güney Lübnan’da geniş çaplı saldırılar düzenliyoruz. Hava kuvvetlerine ait onlarca uçak şu anda İsrail vatandaşlarına yönelik tehditleri bertaraf etmek üzere hedeflere ve rampalarına saldırmaktadır” dedi.
İsrail’in Beyrut’tun Dahiyeh semtinde bir binaya düzenlediği saldırıda 37 kişi hayatını kaybetmiş, 68 kişi de yaralanmıştı. Salı ve çarşamba günleri peş peşe gerçekleştirilen çağrı cihazı ve telsiz saldırılarında ise can kaybı 39, yaralı sayısı 3 bin olarak açıklanmıştı.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Fransa’da 2,5 aylık belirsizliğin ardından yeni hükümet kuruldu. Ulusal Meclis’in askıda kaldığı ve ülke içindeki siyasi bölünmelerin derinleştiği seçimlerin üzerinden 2,5 ay geçmesinin ardından açıklama Elysee Sarayı tarafından yapıldı.
FRANSA’DA YENİ HÜKÜMET: BARNIER LİDERLİĞİNDE KABİNE AÇIKLANDI
Açıklamada, Macron’un sandıktan birinci çıkan sol ittifakın adayı yerine başbakan olarak atadığı eski Avrupa Birliği (AB) Brexit Başmüzakerecisi Michel Barnier’in hükümeti kurduğu belirtildi.
Açıklamada, 39 üyeli kabinede 33 yaşındaki Antoine Armand’ın maliye bakanı olarak görev yapacağı, Jean-Noel Barrot’un ise dışişleri bakanı olacağı kaydedildi. Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu’nun ise görevine devam edeceği bildirildi.

MACRON’UN BARNİER KARARI
Fransa’da 7 Temmuz’da gerçekleştirilen ikinci tur seçimlerinde birinci olan Yeni Halk Cephesi başbakan adayı olarak Lucie Castets’i göstermişti.
Macron, Castets’in Ulusal Meclis’te güven oyu almasının mümkün olmadığını belirtmiş ve başbakan olarak atamayı reddetmişti.
Macron 5 Eylül’de merkez sağ Cumhuriyetçiler (LR) Partisinden Michel Barnier’i Başbakan olarak atama kararı almıştı.
Michel Barnier başbakan olarak seçilmesinin ardından yaptığı açıklamada, sol görüşlü politikacılar da dahil olmak üzere her kesimden politikacıların bulunduğu bir hükümet kurmaya açık olduğunu söylemişti. Barnier’in başbakanlığı ülkede protestolara neden oldu.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Eyalet yetkilileri, bölgedeki Suzu kentinde bir kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Wajima’da ise şehrin belediye başkanı 10 kişinin kaybolduğunu açıkladı. Eyaletin kuzey bölgesindeki itfaiye ekipleri Suzu, ve Wajima’da nehirler tarafından sürüklenen üç kişinin kaybolduğunu rapor etti.
Noto bölgesindeki deprem restorasyonundan sorumlu kara bakanlık ofisi, 1 Ocak’taki depremde hasar gören Wajima’daki bir tünelin, inşaat sahasında meydana gelen heyelandan sonra dört kişinin kayıp olduğunu belirtti.

TEHLİKELİ DURUMLAR SÖZ KONUSU
Bölgede birçok ev su altında kalırken, Wajima’da yaklaşık 3.100, Suzu’da 1.200 hane elektriksiz kaldı.
Bir kişinin heyelan altında kaldığı ve iki kişinin bir evin çatısından yardım istediği yönünde raporlar var.
Kara bakanlığına göre, sabah saat 11 itibarıyla eyalette 10’dan fazla nehir taştı.
Noto, Yeni Yıl Günü’nde 7.6 büyüklüğünde bir depremle sarsılan bir bölgeydi. Ishikawa Valisi Hiroshi Hase, güçlü depremin ardından bazı bölgelerdeki yapıların hâlâ savunmasız olduğunu göz önünde bulundurarak, insanları “beklenen tehlikeli durumlara karşı” harekete geçmeye çağırdı.

YOĞUN YAĞIŞLAR DEVAM EDECEK
Ajans, Pazar gününe kadar Noto da dahil olmak üzere Tohoku ve Hokuriku bölgesinde heyelanlar, düşük rakımlı alanlarda sel ve nehir taşkınlarına karşı insanları dikkatli olmaya çağırdı.
Yoğun yağış nedeniyle çeşitli yerlerde otoyollar ve yollar kapatıldı. Ajans, Tohoku ve Hokuriku bölgelerinde Pazar sabahı saat 6’ya kadar 24 saatlik süre içinde yağışın 150 mm’ye kadar ulaşmasının beklendiğini bildirdi.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da katıldığı törende 23 tip balistik füze ve insansız hava araçları sergilendi.
Törende yeni geliştirilen 1000 kilometrelik menzile sahip “Cihad” adlı balistik füze ile keşif ve saldırı operasyonları için geliştirilen “Şahid-136 B” adı verilen kamikaze insansız hava aracı da ilk kez sergilendi.

İŞGAL EDİLEMEZ OLDUKLARINI SAVUNDU
Geçit töreninde konuşan Pezeşkiyan, İran’ın caydırıcılık kapasitesi nedeniyle kimsenin işgal etme girişiminde dahi bulunamayacağını savunarak, “Bu silahlı kuvvetler güçlü ve yetenekli olmasaydı bugün İran güvende olmazdı.” dedi.
Bölgede İsrail’in saldırganlığından kaynaklanan sorunlara işaret eden Pezeşkiyan, “İslam ülkeleri birlik sağlarsa siyonist rejim (İsrail) bu suçları işleyemez.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bu hafta yayınlanan bir araştırmaya göre 2024 PT 5 adlı asteroit, Dünya’nın atmosferine çarpmak yerine yörüngeye girerek “Mini Ay” olarak kalacak.
Yaklaşık bir şehir otobüsü uzunluğundaki bir asteroitin gezegenimizin etrafında yaklaşık iki ay kalması bekleniyor.
29 Eylül’den 25 Kasım’a kadar Dünya’nın yörüngesinde kalacak ve ardından Güneş’in yörüngesine dönecek olan asteroid Güneş Sistemi’nde yolcuğuna devam edecek.
REKLAM
Asteroit, 7 Ağustos’ta NASA tarafından finanse edilen bir program olan Asteroid Terrestrial-Impact Last Alert System (Atlas) tarafından keşfedildi.
DÜNYA’NIN İLK MİNİ AY’I DEĞİL
Yaklaşık 10 metre çapı olan asteroit, Dünya’nın uydusu Ay ile karşılaştırıldığında çok küçük.
Bilim insanları, asteroit “Mini Ay’ın1 2055’te tekrar Dünya yörüngesine döneceğine inandıklarını eklediler.
Bu, Dünya’nın sahip olduğu ilk “Mini Ay” değil. Araştırmacılar, 1981 ve 2022’de iki “Mini Ay” olay gerçekleştiğini yazdı.
*Haberin görseli ShutterStock tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dünyanın hiç beklemediği bu siber saldırının ardından herkes saldırıların nasıl gerçekleştiği sorusunun yanıtını arıyor. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah da dün yaptığı açıklamada soruşturmanın sürdüğünü söyledi.
Budapeşte merkezli "BAC" şirketi
İlk kez New York Times’ın ortaya attığı ve daha sonra birçok yetkilinin açıkladığına göre, MOSSAD, Hizbullah’ın sipariş ettiği çağrı cihazlarının içine patlayıcı yerleştirdi. Salı günü Hizbullah mensuplarının kullandığı çağrı cihazlarının patlatılmasının ardından gözler bu cihazların üreticisi Gold Apollo’ya çevrildi. Tayvan merkezli çağrı cihazı şirketi Gold Apollo Lübnan’a gönderilen çağrı cihazlarını kendisinin üretmediğini açıkladı, Budapeşte merkezli şirketi işaret etti.
REKLAM
Gold Apollo, Lübnan’a ithal edilen ve daha sonra Hizbullah’ın tedarik ettiği 5 bin adet çağrı cihazının (çoğunlukla AP924 model çağrı cihazı) üretimini Avrupa’daki bir şirkete taşeron olarak verdiğini açıklayarak, marka lisansı verdikleri Budapeşte merkezli “BAC” isimli firmayı işaret etti.
New York Times’ın 12 eski ve mevcut istihbarat yetkilisine dayandırdığı haberinde, İsrail’in cihazları kendisinin ürettiği iddia ediliyor. MOSSAD’ın geliştirdiği plan dahilinde Macaristan, Norveç ve Bulgaristan’da üç paravan şirket kurduğu öne sürüldü ve Hizbullah için üretilen ilk cihazların 2022 yazında temin edildiği iddia edildi.
Cristiana Barsony Arcidiacono
Bu süreçte öne çıkan isim ise cihazları tedarik eden BAC şirketi ve kurucusu 49 yaşındaki Cristiana Barsony Arcidiacono oldu. MOSSAD’ın operasyonuyla Hizbullah’ı tuzağa düşüren ismin Cristiana olduğu iddia edildi.
Birleşik Krallık’ta eğitim gören iş kadını, Hizbullah’a yönelik saldırıda kullanılan çağrı cihazlarını ürettiği yönündeki iddiaları reddetti. University College London (UCL) mezunu ve BAC Consultancy’nin CEO’su Cristiana Barsony-Arcidiacono, kendisinin sadece tedarik zincirinde bir halka olduğunu ve çağrı cihazlarını üretmediğini söyledi.
Sadece NBC News’in ulaşabildiği Cristiana, “Çağrı cihazlarını ben üretmiyorum. Ben sadece aracıyım. Yanlış anladınız sanırım” dedi.

Diğer yandan şirketin internet sitesine dünden beri erişim sağlanamıyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bölgede yaşananlar izlenirken, 18 Eylül günü yine aynı saatlerde bu sefer Lübnan’da telsizler patlatıldı. Saldırıların ardından 37 kişi öldü, binlerce kişi yaralandı.
Lübnan’da iki gün üst üste gerçekleştirilen bu siber saldırılarının ardından gözler İsrail’e ve Hizbullah’a çevrildi.
Hizbullah İsrail’i suçladı, İsrail saldırılara dair yorum yapmadı.
“ASLA TESLİM OLMAYACAĞIZ”
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın beklenen açıklaması dün geldi. Siber saldırıların ardından kameraların karşısına ilk kez geçen Nasrallah, İsrail’e yanıt vereceklerini söyledi.
Nasrallah açıklamasında İsrail’in kırmızı çizgiyi aştığını, ve bunun bir savaş ilanı olabileceğini söyledi. “İki gün boyunca yaşananlar katliamdı” diyen Nasrallah, “Asla teslim olmayacağız. Bu saldırı cevapsız kalmayacak. Yılmayacağız, İsrail’e gereken yanıtı vereceğiz” ifadelerini kullandı ve ekledi “Düşmanı bitireceğiz, Lübnan cephesi asla bitmeyecek. Bugün itibarıyla karşılık vereceğimiz üslup çok sert olacak”
İSRAİL HİZBULLAH HEDEFLERİNİ VURDU
Nasrallah’ın konuşmasından hemen önce İsrail ordusu, Lübnan’daki Hizbullah hedeflerinin vurulduğunu duyurdu.
İsrail ordusu gece boyu da Lübnan’da çok sayıda noktaya hava saldırısı düzenledi. Yetkililer, Hizbullah’ın ateşlenmeye hazır 30 füze platformuyla 150 füze rampasının hedef alındığını açıkladı
İsrail ordusundan yapılan açıklamaya göreyse söz konusu saldırı İsrail istihbaratıyla işbirliği içinde gerçekleştirildi.
Açıklamada, Hizbullah’a ait İsrail topraklarına doğru ateşlenmeye hazır 30 füze platformu ve 150 füze rampasının hedef alındığı belirtildi.
Açıklamada, hava saldırılarında, 100 noktada İsrail’e fırlatmaya hazır bin roket başlığının vurularak imha edildiği aktarıldı.
Hizbullah’ın açıklamalarının ardından, yetkililer, İsrail askerlerinin Lübnan sınırındaki hareketliliğini artırdığını söyledi.
Son haftalarda, İsrailli yetkililer, Hizbullah’a karşı potansiyel olarak daha büyük bir askeri operasyon konusunda uyarılarını artırdılar.
İsrail-Lübnan sınırında yaşayan on binlerce İsrailli, tahliye edildi.
İsrail Savunma Bakanı, dün yaptığı açıklamada yerinden edilen sakinlerin geri dönmesi için bölgenin güvenli hale getirilmesi için çalıştıklarını, Hizbullah’ın ise ağır bir bedel ödeyeceğini söyledi.
*Haberin görselleri Associated Press ve AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bu gelişmelerin ardından konuşan eski ABD Başkanı ve Cumhuriyetçilerin yeniden başkan adayı olan Donald Trump, Kasım ayında gerçekleşecek ABD Başkanlık seçimlerini “İsrail tarihinin en önemli seçimi” olarak nitelendirdi.
Trump, rakibi Kamala Harris’in seçimi kazanması durumunda Yahudi devletinin “yok edileceğini”, “dünyadan silineceğini” ve “varlığının sona ereceğini” iddia etti.
ABD’de bir antisemitizm etkinliğinde konuşan Trump, İsrail için kendisinin büyük oranda desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Trump, Yahudi seçmenlere hitap ederek, “Dünyadaki diğer insanlardan daha fazla Kamala Harris’i yenmelisiniz,” dedi.
Ardından “İsrail’i yeniden harika yapma” sözü verdi.
*Haberin görseli Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Beyaz Saray Sözcüsü Jean-Pierre, günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayarak ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe ilişkin konuştu.
Orta Doğu’daki “gerginliğin” artmasının ardından ABD’nin İsrail’e sağladığı silah desteğinin durdurulması taleplerinin sorulması üzerine Jean-Pierre, “ABD’nin politikasının değişmediğini” kaydetti.
Sözcü Jean-Pierre, “İsrail’in güvenliğine olan bağlılığımız sarsılmazdır ve bu değişmemiştir. İsrail’in güvenliğini desteklemeye devam etme konusundaki kararlılığımız sürüyor.” dedi.
REKLAM
Jean-Pierre ayrıca bölgede bir “diplomatik çözüm” görmek istediklerine dikkati çekerek, “Bunun başarılabileceğine inanıyoruz ve bu şekilde ilerlemek istiyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’e koşulsuz destek vermekle eleştirilen ABD yönetimi, ağustos ortasında yaptığı duyuruyla, bu ülkeye 5 ayrı pakette toplam 20 milyar dolarlık silah satışına onay vermişti.
Toplam değeri 18,9 milyar doları bulan 50 adet F-15IA ve 25 adet F-15I savaş uçağı ile bunların ilgili mühimmatları, tüm satışın içindeki en büyük payı oluşturuyordu.
Öte yandan 30 adet orta menzilli havadan havaya füze sistemi (AMRAAM) ile 32 binden fazla tank mermisi ve diğer ilgili ekipmanlar da diğer paketlerde yer almış, bunlara ilaveten 50 binden fazla top mermisi ile ilgili ekipmanların satışına da ayrı bir paket olarak onay verilmişti.
Toplam satış değeri 20,3 milyar doları bulan paket, Gazze’de ateşkes sürecinin belirsizliğini koruduğu ve bölgede gerginliğin yükseldiği bir dönemde onaylanmıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Düşük doğum oranları ve azalan genç nüfus sorunlarıyla mücadele eden Japonya, yaşlı nüfus konusunda yeni bir rekor kırdı.
Japonya Sağlık, Çalışma ve Refah Bakanlığı’nın 2023 yılı verilerine göre, 100 yaş ve üzeri kişilerin sayısı 54 yıl üst üste artarak geçen sene 95 bin 119 ile rekor seviyeye ulaştı.
100 yaş ve üzeri kişilerin yüzde 83’lük kısmını 83 bin 958 kişi ile kadınların oluşturduğu bildirilirken, yüzde 17’lik kısmını ise 11 bin 161 kişi ile erkeklerin oluşturduğu kaydedildi.
YAŞLI NÜFUSTA YENİ REKOR
100 yaşını geçenlerin toplam sayısının bir önceki yıla göre 2 bin 980 arttığı bildirilirken, ortalama yaşam süresinin de 3 yıl sonra ilk kez artarak 2023’te kadınlar için 87,14’e, erkekler için ise 81,09’a yükseldiği ifade edildi.
Güncel verilere göre, en yaşlı erkek 110 yaşındaki Kiyotaka Mizuno olurken, en yaşlı kadın ise aynı zamanda dünyanın en yaşlı insanı unvanını elinde bulunduran 116 yaşındaki Tomiko Itooka oldu.
61 YIL ÖNCE SAYILARI 153’TÜ
Bu alandaki verilerin toplanmaya başlandığı yıl olan 1963’te 153 olarak bilinen 100 yaş ve üzeri kişi sayısı; 1981’de bin, 1998’de ise 10 bin sınırını aşmıştı.
Ortalama yaşam sürelerinin tıp endüstrisi ile tedavi ve bakım hizmetlerindeki gelişmeler nedeniyle düzenli olarak arttığı değerlendiriliyor.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Can Badak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Meta’dan Rusya’yı kızdıran karar…
Milyonlarca kullanıcıya sahip uygulamaları tek çatı altında toplayan Meta, Rus medyasına ait bazı kuuluşları ve haber ajanslarını platformlarında yasakladı.
Yasağın duyurulmasının ardından tepki gören Meta, konuya ilişkin açıklama yaptı.
“RUS MEDYA KURULUŞLARI KÜRESEL OLARAK YASAKLANDI”
Açıklamada, “Dikkatli bir değerlendirmenin ardından Rus devlet medya kuruluşlarına karşı devam eden yaptırımlarımızı genişlettik. Rossiya Segodnya, RT ve bunlarla bağlantılı kuruluşlar, dış müdahale faaliyetleri nedeniyle uygulamalarımızdan küresel olarak yasaklanmıştır.” ifadesi kullanıldı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, başkent Moskova’da gündemdeki konulara dair yaptığı açıklamada, Meta’nın aldığı karara da değindi.
“BU KARAR OLUMSUZ VE KABUL EDİLEMEZ”
Peskov, Facebook ve Instagram’ın sahibi Meta’nın Rus medya kuruluşlarını yasaklama kararının olumsuz ve kabul edilemez olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
Meta bu eylemlerle kendisini itibarsızlaştırıyor. Rus medyasına yönelik bu tür seçici eylemler kabul edilemez. Bunu son derece olumsuz bir karar olarak değerlendiriyoruz. Elbette bu, Meta ile ilişkilerimizi iyileştirme ihtimalini zorlaştırıyor.

RUS MEDYASI VE ABD
ABD Adalet Bakanlığı, 4 Eylül’de yaptığı açıklamada, aralarında RT’nin de olduğu Rusya’ya bağlı bazı medya kuruluşları ile sosyal medya platformlarını, 5 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerine müdahale etmeye çalışmakla suçlamış ve bu kapsamda yaptırımlar açıklamıştı.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken da 13 Eylül’de yabancı ülkelerde “istikrarsızlaştırıcı” faaliyetlerde bulunduğu ve Ukrayna’daki savaşında Moskova yönetimine önemli ölçüde destek sağladığı gerekçesiyle Rus devlet kanalı RT ile bağlantılı 3 kurum ile 2 kişiye yönelik yaptırım kararı alındığını açıklamıştı.
SEÇİMLERE MÜDAHALE İDDİALARINI REDDETTİLER
ABD istihbaratı, ülkede 2016 yılında düzenlenen başkanlık seçimlerine Rusya’nın RT ve diğer medya kurumları üzerinden müdahale etmeye çalıştığı sonucuna varmış, Moskova ise seçimlere müdahale iddialarını reddetmişti.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Büşra Yıldız
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in siber saldırısı sonucu Lübnan’da Hizbullah’ın da iletişim için kullandığı çağrı cihazlarında patlamalar meydana geldi.
Lübnan resmi ajansı NNA’ya göre, İsrail’in “pager” isimli çağrı cihazlarına sızması sonucu yüzlerce Lübnanlı yaralandı.
NNA’dan yapılan açıklamada, “Beyrut’un güney banliyöleri ile Lübnan’ın birçok bölgesinde benzeri görülmemiş düşmanca bir güvenlik olayı yaşandı. Yüksek teknoloji kullanılarak taşınabilir pager sistemleri patlatıldı ve çok sayıda yaralı olduğu, yaralıların hastanelere nakledildiği bildirildi.” ifadeleri kullanıldı.
İSRAİL ÇAĞRI CİHAZLARINI PATLATTI
Lübnan’da bazı çağrı cihazlarının, sahiplerinin üzerindeyken patladığı anlar sosyal medyaya yansıdı.
Görüntülerde, taşınabilir cihazların sinyal vermesiyle sahipleri tarafından ellerine alındığı ve bu esnada infilak ettiği fark ediliyor.
8 ÖLÜ, 2 BİN 800 YARALI VAR
Lübnan Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada 8 kişinin hayatını kaybettiği, 2 bin 800 kişinin ise yaralandığı duyuruldu.
Yaralanan kişilerin çoğunun Hizbullah mensubu olduğu kaydedildi.

SAĞLIKÇILARA ACİL KODLU ÇAĞRI YAPILDI
Öte yandan Lübnan Sağlık Bakanı Firas el-Ebyad, “Ülkenin farklı bölgelerinde çağrı cihazlarının patlaması sonucu yüzlerce kişi yaralandı.” dedi.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, acil servislere gelen yüksek sayıda yaralılarla ilgilenmek için tüm sağlık çalışanlarına görev yaptıkları sağlık merkezine gitmeleri talimatı verdi.
Lübnanlılardan kan bağışı yapmalarını talep eden Sağlık Bakanlığı, yollarda ambulanslara öncelik verilmesi çağrısı yaptı.

LÜBNAN SOKAKLARINDA KAOS…
Sağlık Bakanlığı, personelinden ve vatandaşlardan çağrı cihazları kullanmamasını istedi.
Başkent Beyrut sokaklarında onlarca ambulansın hareketliliği gözlemlenirken Lübnan askerleri de kentteki kaos ve trafikteki yoğunluğu ortadan kaldırmak için caddelerde konuşlandı.

HİZBULLAH: EN BÜYÜK GÜVENLİK İHLALİ
Reuters’a konuşan bir güvenlik kaynağı ise, Hizbullah’ın yüzlerce üyesinin, haberleşmek için kullandıkları çağrı cihazlarının patlaması sonucu ağır yaralandığını söyledi.
Hizbullah yetkilisi, çağrı cihazlarının patlatılmasının İsrail ile yaklaşık bir yıldır süren savaşta örgütün maruz kaldığı “en büyük güvenlik ihlali” olduğunu söyledi.



Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Can Badak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çocuk felci vakalarındaki artış sonrası yapılan aşılama çalışmalarına ilişkin konuşan UNRWA Genel Komiseri Philippe Lazzarini, “Gazze’den nadir görülen olumlu bir hikaye.” ifadesinde bulundu.
Lazzarini, açıklamalarında ikinci doz uygulamalarına ilişkin de konuştu.
“BİR SONRAKİ GÖREVİMİZ İKİNCİ DOZU SAĞLAMAKTIR”
Aşılamaya ilişkin konuşan Lazzari, şu sözleri sarf etti:
Gazze’den nadir görülen olumlu bir hikaye: Çocuk felci aşılama kampanyasının 1. turu başarıyla sona erdi. UNRWA ve ortakları yüz binlerce çocuğu aşılayarak aşılama kapsamını yüzde 90’a ulaştırmıştır.
Çatışmanın tarafları, gerekli olan farklı ‘insani duraklamalara’ büyük ölçüde saygı göstererek, siyasi irade olduğunda yardımın kesintiye uğramadan sağlanabileceğini göstermiştir.
Bir sonraki görevimiz çocuklara Eylül sonunda ikinci dozu sağlamaktır. Kampanyayı güvenli bir şekilde yürütmek için yeni duraklamalara ihtiyaç duyulacak olsa da, Gazze’deki insanların nerede olurlarsa olsunlar acilen ihtiyaç duydukları şey ateşkestir.

KAMPANYA BAŞLATILMIŞTI
Filistin Sağlık Bakanlığı, 16 Ağustos’ta, Gazze’de ilk çocuk felci vakasının tespit edildiğini duyurması sonrası, DSÖ, Filistin Sağlık Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve BM’nin Filistin Ajansının (UNWRA) iş birliğiyle, Gazze’de 10 yaş altı 600 binden fazla çocuğu kapsayan çocuk felci aşılama kampanyası başlatılmıştı.
Ayrıca, cumartesi günü açıklamada bulunan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, kampanyanın ilk aşamasında 560 binden fazla çocuğun aşılandığını duyurmuştu.
Kaynak: Demirören Haber Ajansı (DHA)Öznur Kaya
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail askerlerinin Gazze’de sürdürdüğü zulüm 10 ayı aşkındır devam ediyor.
Binlerce Gazzeliyi öldüren İsrail ordusu, savaştan kaçmayı başaran sivilleri ise yurtlarından ederek kendi topraklarından uzaklaştırıyor.
Göçebe olarak zor şartlar altında yaşamını sürdürmeye çalışan Gazzeliler, İsrail askerlerinin sınırda uyguladığı ambargo nedeniyle yiyecek ve temiz suya ulaşmakta zorluk çekiyor.
TÜRK KIZILAYI’NDAN YARDIM ELİ
Savaşın ilk gününden itibaren yardımlarını esirgemeyen Türk Kızılayı, açlıkla mücadele eden Gazzelilere bir gıda yardımı daha gerçekleştirdi.

20 BİN KİŞİLİK GIDA YARDIMI DAĞITILIYOR
Gazze’ye insani yardımın ulaşmasında yaşanan zorluğu yerelden temin ettiği gıda malzemeleriyle aşma yoluna giden Kızılay, kuru gıda, sıvı yağ, ton balığı dahil 16 kalem malzemeden oluşan 20 bin kişilik gıda kolisini Han Yunus’taki dağınık yerleşim bölgelerindeki ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya başladı.
Yardımların Gazze’ye ulaşması sürecinin her aşamasında Filistin, Mısır ve Ürdün Kızılayı ile koordineli bir çalışma yürüten Kızılay, bölgeye karayolu üzerinden insani yardım sevkiyatı gerçekleştirmek için de planlama çalışmalarını sürdürüyor.
GÜNDE 15 BİN KİŞİ KAPASİTELİ AŞEVİ FAALİYETİ SÜRÜYOR
Çatışmaların başladığı 7 Ekim’den bu yana önce Refah’ta, ardından Deyr Belah’ta hizmet veren aşeviyle Kızılay, günde 15 bin kişinin sıcak yemek ihtiyacını karşılıyor.
Aşevinden yararlananların pek çoğu, günde sadece bir öğün yemek yediklerini, bu yemeğin de Türk Kızılay aşevinden sağladıkları öğün olduğunu anlatıyor.

Kaynak: Demirören Haber Ajansı (DHA)Büşra Yıldız
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÖCALAN İÇİN SLOGAN ATTILAR
“Festival” adı altında gerçekleştirilen gösteride PKK yandaşları, terör örgütünün bayraklarını taşıdı ve elebaşı Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması yönünde sloganlar attı.

FRANSA’NIN İZNİ DAHİLİNDE GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Fransa Dışişleri Bakanlığı, AA muhabirinin, PKK Avrupa Birliği ve Fransa tarafından terör örgütü olarak tanınırken örgüte ait paçavralarla terör propagandasının yapıldığı bu gösteriye neden izin verildiği sorusunu henüz yanıtlamadı. Türkiye, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2021’de terör örgütü PKK/PYD/YPG güdümündeki sözde “Suriye Demokratik Konseyi” mensupları ile görüşmesini kınamıştı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Rusya- Ukrayna Savaşı öncesinde doğalgazının yüzde 40’ını Rusya’dan ithal ediyordu.
Savaşla birlikte Rusya’da AB’ye doğalgaz sevkiyatı büyük ölçüde azaldı.
SON DURUMU AÇIKLADI
Avrupa Birliği Komisyonu Enerjiden Sorumlu Üyesi Kadri Simson, Brüksel’de Avrupa’nın enerji dönüşümünde attığı adımların değerlendirildiği “AB Enerji Birliği 2024” raporuna ilişkin basın toplantısı düzenledi.
AB’nin son iki yılda yenilenebilir enerji kurulumunda hızla ilerlediğini anımsatan Simson, “2024’ün ilk yarısında rüzgar ve güneş enerjisi yeni rekor kırarak elektrik üretiminde ilk kez fosil yakıtları geride bıraktı.” diye konuştu.
“RUS GAZI OLMADAN DEVAM EDECEĞİZ”
Simson, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaşmasını sağlamak için pazar entegrasyonu, şebeke ve altyapı yatırımlarının önemine işaret etti.
Rus fosil yakıtlarına on yıllardır süren “bağımlılığı” sona erdirmeyi başardıklarını belirten Simson, geçmişte AB’nin her yıl Rusya’dan 150 milyar metreküp gaz ithal ettiğini, bunun artık 50 milyar metreküpün altına indiğini kaydetti.
Simson, “Rusya’ya olan bağımlılığımız 2021’de yüzde 45 seviyesindeyken geçen yıl yüzde 15’e düştü.” ifadesini kullandı.
AB gaz depolarının yüzde 90 doluluğa hedeflenen tarih olan 1 Kasım’dan haftalar önce ulaştığını anımsatan Simson, Avrupa’nın 2022 ile 2024 arasında gaz tüketimini yüzde 18 oranında azalttığını vurguladı.
Simson, AB’nin temiz enerji dönüşümünü sağlaması, iklim taahhütlerini yerine getirmesi ve sanayisinin rekabet gücünü koruması için gelecek 5 yılın kritik önem taşıdığına işaret etti.
“Rus gazını, Avrupa’nın enerji arz güvenliğini tehdit etmeden aşamalı olarak kaldırılma sürecini tamamlamaya kararlıyız.” diyen Simson, AB’nin Ukrayna transit güzergahından gelen Rus gazı olmadan yoluna devam etmeye hazır olduğunu söyledi.

“DAHA AZ FOSİL YAKIT İTHAL EDECEĞİZ”
Simson, Avrupa’da enerjinin halen çok pahalı olduğunu belirterek, “Yüksek enerji fiyatları özellikle Çin ve ABD karşısında Avrupa’nın uluslararası rekabet gücünü etkiliyor.” dedi.
Enerji fiyatlarının 2022’deki zirve seviyesinden indirmek için çok çalıştıklarını vurgulayan Simson, bu aşamada yapısal sorunların ele alınması gerektiğini söyledi.
Simson, fiyatları düşürmekte ana yöntemin yenilenebilir enerji kurulumunu hızlandırmak olduğunu ifade etti.
Enerji altyapı ve şebeke gelişimine daha fazla destek sağlamaları gerektiğini belirten Simson, rekabet gücünü, arz güvenliğini ve ekonomik dayanıklılığı garanti altına almak için temiz enerjiye daha fazla yönelmeleri ve daha az fosil yakıt ithal etmeleri gerektiğini anlattı.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Furkan Can
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yangın, saat 15.00 sıralarında Göynük ilçesi Karaardıç köyü yakınlarında başlamıştı. Henüz bilinmeyen bir nedenle başlayan orman yangını için Nallıhan, Göynük ve Mudurnu ilçelerinden bölgeye çok sayıda itfaiye ve arazöz ekibi sevk edildi. Ekiplerin hızlı müdahalesi neticesinde yangının etrafı çevrildi. Yaklaşık 3 saatlik mücadelenin sonucunda alevler kontrol altına alındı. Ekiplerin bölgede soğutma çalışması devam ediyor. – BOLU

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Adı açıklanmayan Suriyeli bir askeri kaynak, Lübnan’ın kuzeybatısından Suriye’nin orta bölümündeki bazı askeri mevzileri hedef alan bir hava saldırısı başlatıldığını ve hava savunma sistemlerinin füzeleri engellediğini bazılarını da düşürdüğünü söyledi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Polis, iki haftadır ülkenin güneyindeki Davao kentinde kendisine ait İsa Mesih Krallığı Kilisesi’nin yerleşkesinde kalan Quiboloy’un yakalanması için girişimlerde bulunuyordu ancak destekçileri, emniyet mensuplarının yerleşkeye girmelerine izin vermiyordu.
Polis ve silahlı kuvvetlerin 24 saatlik ültimatom vermesinin ardından papaz Quiboloy, emniyet güçlerine teslim oldu.
“SÜRECE DAHİL OLAN HERKES HESAP VERECEK”
Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr, yaptığı açıklamada, “(Quiboloy) Ona diğer tutuklular gibi davranacağız ve haklarına saygı göstereceğiz. Süreci sonuna kadar götüreceğiz. Süreç şeffaf olacak. Sürece dahil olan herkes hesap verecek.” dedi.
ABD’NİN İADE TALEBİ OLMADI
Marcos, Quiboloy için ABD’den iade talebinin olmadığını belirterek, papazın önce yerel mahkemelerde yargılanması ve yöneltilen suçlamalara cevap vermesi gerektiğini vurguladı.
Quiboloy, FBI’ın arananlar listesinde yer alıyordu.
NE OLMUŞTU?
Kasım 2021’de ABD Federal Savcılığı, Quiboloy ile iki üst düzey kilise yöneticisi hakkında komplo, çocuk ve kadınların zorla cinsel istismarı, dolandırıcılık, sahte evlilik, kara para aklama, nakit kaçakçılığı ve vize sahteciliği gibi suçlamalarla iddianame hazırlamıştı.
Federal savcıların yaptığı açıklamada, ABD’nin Los Angeles eyaletindeki Van Nuys bölgesinde faaliyet gösteren Filipinler merkezli kilisenin liderinin “lanetleme” tehdidiyle zorladığı kadınlar ve reşit olmayan kız çocuklarına cinsel istismarda bulunmakla suçlandığı duyurulmuştu.
1985 yılında kurulan ve 74 yaşındaki Quiboloy’un başkanlık ettiği İsa Mesih Krallığı Kilisesinin yaklaşık 200 ülkede 6 milyon üyesinin bulunduğu öne sürülüyor.
Eski Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte’nin yakın arkadaşı Quiboloy, kendisini “Tanrı’nın tayin edilmiş oğlu” olarak tanımlamıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>12 GÖZALTI
İsrail ordusunun son 24 saatte işgal altındaki Batı Şeria’nın çeşitli kentlerinde aralarında bir kadın gazeteci ile eski tutukluların da bulunduğu en az 12 Filistinliyi gözaltına aldığı kaydedildi.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırı başlattığı 7 Ekim’den bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 691 Filistinli hayatını kaybetti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçtiğimiz günlerde de beş senenin ardından Avrupa Birliği’nce dışişleri bakanlarının Gymnich adı verilen gayri resmi toplantısına davet edildi. Fidan’ın AB’nin ardından AL toplantısına davet edilmesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde ülkelerle normalleşme süreçlerine verdiği katkının bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Fidan, bu toplantılara katılım göstererek küresel şartları gözeterek alternatif kulvarlarda Türkiye’nin politikalarını ve tezlerini üst düzeyde dünyaya anlatıyor. Türkiye uyguladığı kapsayıcı ve çok boyutlu diplomasi ile dünya politikalarında etkisini günden güne artırıyor.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

KURUMSAL İLİŞKİLERİN GELİŞTİRİLMESİ GÜNDEMDE
Konsey toplantıları Mart ve Eylül aylarında olmak üzere düzenli olarak yılda iki kez Kahire’de yapılıyor. Arap Ligi’nin gündeminde bulunan Filistin başta olmak üzere birçok başlık Türkiye’nin dış politika gündeminde öncelikli konular arasında yer alıyor.

Türkiye’nin Arap ülkeleriyle son yıllarda gelişen ve çeşitlenen ilişkileri, hem bölgedeki mevcut sorunlara çözüm arayışları hem de karşılıklı yarar temelinde geleceğe yönelik somut işbirlikleri bağlamında yeni fırsatlar sunuyor.Bu çerçevede, Arap Ligi’yle kurumsal ilişkilerin geliştirilmesi ve eşgüdümün artırılması gündemde.

ÜYE ÜLKELERLE GELİŞEN İLİŞKİLERİN YANSIMASI
Fidan’ın Arap Ligi Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısına davet edilmesi de üye ülkelerle gelişen ikili ilişkilerin yanı sıra, Türkiye’nin bölgedeki rolüne duyulan ilginin yansıması olarak değerlendiriliyor.
SON DÖNEM TEMASLARDA ARTIŞ
AL Dışişleri Bakanları Konseyi (DBK) toplantılarında, 2018 yılından başlayarak Türkiye’nin Arap ülkelerinin içişlerine karıştığı iddiasıyla bazı aleyhte kararlar kabul edilmiş, ancak farklı seviyelerde gerçekleştirilen girişimler ve zaman içinde Mısır başta olmak üzere Arap ülkeleriyle gelişen ilişkiler neticesinde mezkûr kararlarda kullanılan dilin giderek yumuşatıldığı görüldü. Bu süre zarfında AL’yle gelişen temas ve ilişkilerimiz kapsamında, Fidan 13-14 Ekim 2023 tarihlerinde Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyarette AL Genel Sekreteri (ALGS) Ahmed Aboul Gheit’le görüştü. Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ahmet Yıldız ile AL Genel Sekreter Yardımcısı (ALGSY) Büyükelçi Hossam Zaki başkanlığında 28 Şubat 2024 tarihinde Ankara’da siyasi istişareler gerçekleştirildi, Hossam Zaki bilahare Antalya Diplomasi Forumu’na katıldı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Seri, ABD’ye ait SİHA’nın Marib semalarında saldırı görevi sırasında Husilere ait hava savunma sistemleri tarafından vurularak düşürüldüğü bilgisini verdi.
Sözcü Seri, bununla birlikte, düşürdükleri MQ-9 tipi SİHA sayısının 8’e yükseldiğini aktardı.
KIZILDENİZ’DEKİ DURUM
Yemen’deki İran’ın desteklediği Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023’ten beri Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koyuyor, bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenliyor.
REKLAM
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık 2023’te bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlerine karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.
Avrupa Birliği (AB) Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliği için 19 Şubat’ta Aspides misyonunu başlatırken İtalya da 5 Mart’ta parlamento kararıyla bu misyona katılarak taktik komutayı üstlendi.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD yönetiminin “son fırsat önerisi” olarak nitelendirdiği yeni önerinin, bugün ya da ilerleyen günlerde taraflara sunulacağı belirtildi.
ABD’nin yeni önerisinin, başta Philadelphi Koridoru olmak üzere İsrail ile Hamas arasında anlaşmazlık olan tüm konuları içerdiği ifade edildi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde süren saldırılarının durdurulması için taraflar arasında uzun süredir müzakereler devam ediyor.
İsrail’in anlaşma taslağına eklediği maddelerin ve özellikle de Mısır-Gazze sınır hattı Philadelphi Koridoru’nda kontrolünü sürdürme ısrarının müzakereleri zora soktuğu vurgulanıyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yerel saatle 20.00’de oy verme işleminin sona ermesinin ardından oy sayımına başlandı.

Bağımsız Seçim Kurulu, yerel saat ile 17.00’ye kadar yurtiçinde seçmen katılımının yüzde 26,45, yurtdışından da yüzde 18,31 olduğunu açıklamıştı. Sandıklar kapandıktan sonra toplam katılım oranı henüz açıklanmadı.
Resmi seçim sonuçlarının yarın açıklanması bekleniyor.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde, mevcut Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun, Sosyalist Güçler Hareketi’nden (FFS) Yusuf Uşiş ve Barış Toplumu Hareketi’nden (MSP) Abdulaali Hassani Şerif yarışıyor.

CEZAYİR’DE SEÇİM SÜRECİ
Cezayir’de 2019 yılında kitlesel halk protestoları sonucu 20 yıllık iktidarı sonrasında istifa etmek zorunda kalan Abdulaziz Buteflika’nın ardından Abdülmecid Tebbun, yapılan seçimleri kazanarak cumhurbaşkanı olmuştu.
Halen görevde olan 78 yaşındaki Cumhurbaşkanı Tebbun, görevini bir dönem daha devam ettirmek için bağımsız adaylığını koyarken; ordu, medya, dini topluluklar, işverenler ile bazı siyasi partilerin desteğini aldığı ve seçimin favorisi olarak görüldüğü belirtiliyor.
Cezayir’deki en büyük İslami eğilimli parti olan ve mecliste 65 milletvekili bulunan ana muhalefet partisi MSP de 57 yaşındaki mühendis Abdulaali Hassani Şerif’i aday gösterdi.
Mecliste 26 milletvekili olan FFS Genel Sekreteri Yusuf Uşuşi ise eski gazeteci ve milletvekili olarak adaylar arasında yer aldı.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Protesto gösterisinde, “Philadelphia Koridoru esir çıkmazına dönüşüyor”, “Onları eve getirin”, “Binyamin Netanyahu İsrail’i öldürüyor” pankartları taşıyan göstericiler, Netanyahu aleyhinde sloganlar attı.
Protestocular Ayalon Otoyolu’nun girişini kısa süreliğine kapattı. Esirlerin serbest bırakılması için hükümete çağrıda bulunan göstericilere müdahale eden polis 2 kişiyi gözaltına aldı.
Öte yandan Kudüs’teki gösteride ise, esir anlaşması isteyen göstericiler sokaklarda davullar çalarak, esirlerin serbest bırakılması için sloganlar attı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’nin Ankara Büyükelçiliği X hesabından İzmir’de askerlerinin maruz kaldığı olaya ilişkin yazılı açıklama yapıldı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“USS Wasp’te görevli ABD’li askeri personelin bugün İzmir’de saldırıya maruz kaldığını ve şu an güvende olduğunu teyit ederiz. Olaya hızlı müdahale etmelerinden ve olayla ilgili soruşturma başlatmalarından dolayı Türk makamlarına teşekkür ederiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÇANAKKALE – Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinden yasa dışı yollarla Yunanistan’ın Midilli Adası’na geçiş yapmak isteyen 11’i çocuk 26 kaçak göçmen, Yunan unsurları tarafından Türk kara sularına geri itilerek ölüme terk edildi. Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından paylaşılan görüntülerde, motoru sökülmüş, lastik bot içindeki kaçak göçmenlerin dalgalar arasında denizin ortasında mahsur kaldığı görülüyor.
Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinden lastik bot ile denize açılan ve umuda yolculuk için Yunanistan’ın Midilli Adası’na geçiş yapmak isteyen kaçak göçmenler, iddiaya göre Midilli Adası’na yaklaştıkları sırada Yunan Sahil Güvenlik ekiplerince durduruldu. Motoru sökülmüş lastik bot içinde aralarında çocukların da bulunduğu kaçak göçmenleri Yunan Sahil Güvenliği, Türk kara sularına geri iterek ölüme terk etti.
Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanlığı ekipleri, Ayvacık açıklarında lastik bot içerisinde bir grup kaçak göçmen olduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Sahil Güvenlik Botları ‘KB-111’ ve ‘KB-4510’ tarafından Yunan Sahil Güvenlik ekiplerince Türk kara sularına geri itilerek ölüme terk edilen lastik bot içindeki 11’i çocuk toplam 26 kaçak göçmen kurtarıldı. Kaçak göçmenler, işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Yabancıları Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edildi.
Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından paylaşılan görüntülerde motoru sökülmüş, lastik bot içindeki kaçak göçmenlerin dalgalar arasında denizin ortasında mahsur kaldığı görülüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bangladeş’te Dhaka Tribune gazetesinin haberine göre, Muson yağmurları yaklaşık 14 gündür Bangladeş’te büyük zarara yol açtı, milyonlarca kişinin hayatını olumsuz etkiledi.
ÖLÜ SAYISI 59’A ÇIKTI
Yetkililer, sellerden çoğu Hindistan sınırındaki 11 bölgede yaklaşık 5 milyon 500 bin kişinin etkilendiğini belirtti.
Seller nedeniyle ölenlerin sayısının, 37’si ülkenin kuzeydoğusundaki Feni ve Cumilla bölgelerinde olmak üzere 59’a yükseldiği ifade edildi.
Sel felaketinden etkilenen bölgelerde yaklaşık 600 sağlık ekibinin sahada görev yaptığı belirtilmişti. Felaket nedeniyle 500 binden fazla kişinin bölgedeki 3 bin 403 geçici barınağa yerleştirildiği kaydedilmişti.



Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’de esir yakınları ve onlara destek olmak isteyen binlerce gösterici başken Tel Aviv’de bir araya geldi.
Kirya Askeri Üssü yakınlarında toplanan binlerce İsrailli Başbakan Binyamin Netanyahu ve hükümetine Gazze Şeridi’nde ateşkes ve esir anlaşması müzakerelerinde sergiledikleri politika nedeniyle tepki gösterdi.
“SUÇLUSUN, HAPSE GİR” SLOGANLARI
Devletin sabotajcısı olarak nitelendirilen Netanyahu için “Suçlusun”, “Doğrudan hapse gir” pankartları açan İsrailliler, esir anlaşmasının bir an önce imzalanmasını talep ederken, istifa çağrısı yaptı.
Öte yandan protestolar sırasında göstericiler ile polis arasında çatışma çıkarken, 2 gösterici gözaltına alındı. Atlı bir polisin çarptığı gösterici ise hastaneye kaldırıldı.





Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Hollanda Savunma Bakanı Ruben Brekelmans, sosyal medya platformu ‘X’ hesabından, Ukrayna’ya yollanan zırhlı araçlara ilişkin paylaşım yaptı.
28 ZIRHLI ARAÇ GÖNDERİLDİ
Brekelmans, Ukrayna’ya Viking paletli 28 zırhlı muharebe aracı tedarik ettiklerini, bu araçların kullanımı için Ukraynalı askerlerin Hollanda Deniz Piyadeleri tarafından eğitildiğini belirtti.
“Ukrayna’ya desteğimiz, Rusya’yı uzak tutmaya devam ediyor.” ifadesini kullanan Brekelmans, Rus saldırganlığıyla mücadelede Ukrayna’nın yardımına ihtiyaçları olduğunu bildirdi.
“UKRAYNA, HOLLANDA’NIN VERDİĞİ F-16 SAVAŞ UÇAKLARINI RUSYA TOPRAKLARINDA DA KULLANABİLİR”
Brekelmans, Hollanda kamu yayıncısı NOS’a yaptığı açıklamada da “Ukrayna, Hollanda’nın verdiği F-16 savaş uçaklarını Rusya topraklarında da kullanabilir.” dedi.
Savaş hukukunun, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması durumunda Ukrayna’nın da askeri hedeflere saldırabilmesine imkan verdiğini ileri süren Brekelmans, “Bu, örneğin Rusya’dan bir füze fırlatılırsa, onu Rusya’nın üzerinde de F-16 ile önleyebileceğiniz anlamına gelir.” diye konuştu.
Brekelmans, Rus savaş uçaklarının kullandığı ve füzelerin gönderildiği havalimanlarının da savaş hukukuna göre meşru hedef olduğunu savunarak, “(Ukrayna’nın) Saldırıların sivil hedeflere yönelik olmaması gerekir. Ukrayna’nın bunu yapmasına kesinlikle izin verilmiyor. Bizim belirlediğimiz koşullar bunlar.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Fransa’nın başkenti Paris’te, 8 Eylül’e kadar sürecek olan 17. Paralimpik Yaz Oyunları’nın açılış töreni gerçekleşti. 183 ülkeden, 4 binden fazla sporcusunun katıldığı Paris 2024 Paralimpik Oyunları geçit töreninde önemli anlar yaşandı.
Tüm dünyanın gözü önünde İsrail’in soykırımına uğrayan Filistin, oyunlara tek sporcuyla katıldı. Filistin’in kafilesi, seyircilerden büyük destek aldı.

Filistin’i para atletizmde temsil eden Fadi Aldeeb ve beraberindeki heyet Concorde Meydanı’ndan geçerken binlerce seyirci tarafından alkışlandı. Bazı sporseverler de ayağa kalkıp alkışlarla Filistin’e olan desteğini gösterdi.
Alman televizyon kanalında skandal! Büyük tepki topladı: Filistin’in adını anmadılar… | Video
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Bu anlara, Alman devlet kanalının anonsu damga vurdu. AB ülkeleri içerisinde en koşulsuz şartsız İsrail’e destek veren ülke olan Almanya’nın devlet kanalında Filistin sansürü uygulandı. Geçit törenini canlı yayınlayan ZDF’de Alman spiker, tepki çeken bir skandala imza attı. Anons yapan Alman spiker, Filistinli sporcuların geçişi sırasında suskunluğa büründü.

Ülkelerin alfabetik sırayla anons yapıldığı anları simultane çevirerek yayınlayan ZDF, Filistin’in adını es geçti. Kendinden önce ve sonra gelen ülkeleri sıralayan Alman spiker, Filistin’i anons etmedi. Filistin’i açık açık görmezden gelen Alman kanalın yayını medyada büyük tepki topladı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ancak Kanada yetkili makamlarının “cezanın kaçınılmazlığı” ilkesini ihlal ederek Hunka’yı iade etmeyi reddettiği kaydedilen açıklamada, “Bazı ülkelerin Nazizm ile mücadele konusundaki isteksizliğine rağmen başsavcılık, Hunka’nın Interpol veri tabanına dahil edilmesi yönünde olumlu bir karar aldırmayı başardı. Soykırım sanığının uluslararası alanda aranması sürüyor.” ifadelerine yer verildi.
REKLAM
Açıklamada, Hunka’nın herhangi bir devletin topraklarında bulunduğunun tespit edilmesi halinde Rus yetkili kurumlarının iade talebi göndereceği ifade edildi.
KANADA PARLAMENTOSU’NDA ALKIŞLANMIŞTI
Geçen yıl 22 Eylül’de, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Kanada Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmanın ardından Avam Kamarası Başkanı Anthony Rota, salonda bulunan 99 yaşındaki Ukrayna kökenli Yaroslav Hunka’yı “savaş kahramanı” olarak tanıtmış ve kendisine hizmetlerinden dolayı teşekkür etmişti.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve parlamento üyelerince alkışlarla karşılanan Hunka’nın, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin tarafında savaştığının ortaya çıkması üzerine Rota, ağır eleştirilere maruz kalmış, tepkilerin ardından istifa etmişti.
Daha sonra Kanada Başbakanı Trudeau, parlamentoda yapılan oturumda eski Nazi askeri Hunka’nın alkışlanmasını “utanç verici” olarak nitelendirmişti.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Toplantıda, TikTok’a erişim yasağının kaldırılmasına karar verildiğini bildiren Gurung, ayrıca Başbakan Khadga Prasad Oli’nin tüm sosyal medya platformlarına eşit muamele edilmesi için talimat verdiğini aktardı.
Hükümet, tüm sosyal medya platformlarından Nepal’de irtibat bürosu açmalarını, vergi ödemelerini ve ülkenin yasa ve yönetmeliklerine uymalarını da istedi.
Çin menşeli sosyal medya platformu TikTok’a erişim, platformun “ülkedeki sosyal yapıya zarar verdiği” gerekçesiyle Kasım 2023’te yasaklanmıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Müzakerelerde tarihin tekerrür ettiğini belirten Albanese, “İsrail, Filistin’in geri kalan kısımlarına sahip olmak için müzakereleri kullanıyor. İsrail, ateşkes müzakereleri kılıfıyla kalıcı işgal ve daha fazla toprak gaspı için koşullar oluşturmayı deniyor.” ifadelerini kullandı.
Albanese, Filistin tarihine aşina olanların, İsrail’in yasadışı işgali altında Filistinlilere neler olduğunu ve yerleşimci sömürgeciliğin örneğinin farkında olacağını bildirdi.
Katar’ın başkenti Doha’da 15-16 Ağustos’ta, İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze’de ateşkes sağlanması için müzakereler yapılmıştı.
Hamas, ABD, Mısır ve Katar’ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yeni şartlar sürerek anlaşmaya varılmasını engellediğini belirtmişti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ankete göre katılımcıların yüzde 85’i ülkede bir ayrışma olduğunu belirtirken, yüzde 84’ü ülkedeki kamu hizmetlerinin, yüzde 83’ü ise İngiltere ekonomisinin endişe verici seviyede olduğunu ifade etti.
Ülkede temmuz sonunda başlayan ve yaklaşık 1 hafta süren aşırı sağcı şiddet olayları sonrasında yapılan ankete katılanların yüzde 73’ü aşırı sağın yükselişinin endişe verici olduğunu kaydetti.
Aşırı sağın yükselişinden endişeli olduğunu belirtenlerin sayısı marttan bu yana 11 puan artarken aşırı solun yükselişinden endişeli olanların oranı 7 puan artarak yüzde 59 oldu.
REKLAM
Katılımcıların yüzde 84’ü aşırı sağcı şiddet olaylarının yaşandığı bölgelerdeki halkın güvenliğinden endişe duyduğunu da vurguladı.
SOSYAL MEDYA BAŞARISIZ OLDU
Halkın yüzde 57’si aşırı sağcı olayları ele almakta polisi başarılı bulurken, Başbakan Keir Starmer’ı başarılı bulanların oranı yüzde 39, İçişleri Bakanı Yvette Cooper’ı başarılı bulanların oranı yüzde 30, politikacıları başarılı bulanların oranı ise yüzde 21 oldu.
Aşırı sağcı şiddet olaylarını ele almada ana muhalefetteki Muhafazakar Parti lideri Rishi Sunak’ın “iyi iş çıkardığını” belirtenlerin oranı yüzde 13, aşırı sağcı Reform UK Partisi lideri Nigel Farage’ı aynı konuda başarılı bulanların oranı yüzde 21 oldu.
Olayların yaşandığı dönemde Starmer’ın eleştiri oklarının hedefi olan sosyal medya şirketleri, halkın gözünde de olayları ele almakta başarılı olamadı.
Sosyal medya şirketlerini başarılı bulanların oranı yüzde 12, başarısız bulanların oranı yüzde 60 oldu.
REKLAMHALKIN YARISI SİYASİ GÖRÜŞ FARKLILIKLARININ AYRIŞTIRICI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR
İngiltere’de suçların ve antisosyal davranışların büyük bir problem olduğunu ifade edenlerin oranı yüzde 86 olurken, kadınların yüzde 55’i, erkeklerin ise yüzde 42’si bir suçun kurbanı olmaktan endişe duyduğunu aktardı.
Aralık 2018’de halkın yüzde 31’i insanların siyasi görüşlerindeki farklılıkların toplum için tehlikeli olacak kadar ayrıştırıcı olduğuna inanırken bu oran “Bölünmüş Britanya” anketine yüzde 51 olarak yansıdı.
Ankete katılanlar yüzde 73’ü ülkede demokrasinin durumundan, yüzde 74’ü ise dini aşırıcılıktan endişeli olduğunu dile getirdi.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Askalan şehrinden olan ve 46. Zırhlı Tabur’da görev yaptığı belirtilen Nekhemia’nın ailesine ölüm haberinin iletildiği dile getirildi.
7 Ekim 2023’ten bu yana ölen İsrail askerlerinin sayısı 331’i Gazze’yi karadan işgal sürecinde olmak üzere 695’e yükseldi.
GAZZE’NİN İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
REKLAM
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 480’i çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 40 bin 265 Filistinli öldü, 93 bin 144 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 331’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 695 askerinin öldüğünü, 10 bin 56 askerinin yaralandığını duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 640 Filistinli hayatını kaybetti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, 8 Ekim 2023 – 20 Ağustos 2024 tarihleri arasında İsrail’in Lübnan topraklarına düzenlediği saldırılarda 564 kişinin öldüğü, bin 848 kişinin ise yaralandığı belirtildi. Ölenlerin yüzde 93’ünün Lübnan vatandaşı olduğu ifade edildi.
İsrail saldırıları nedeniyle Lübnan’da 110 bin 99 kişinin de yerinden edildiği aktarıldı.
İsrail ordusu ile Lübnan Hizbullahı arasında sınır hattında 8 Ekim 2023’ten bu yana çatışmalar yaşanıyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SİVAS’ın Yıldızeli ilçesinde çıkan orman yangını, ekiplerin 2 saat süren çalışmasının ardından kontrol altına alındı.
Yangın, saat 15.30 sıralarında ilçeye bağlı Ilıca köyü yakınlarındaki ormanda çıktı. Henüz bilinmeyen nedenle çıkan yangını görenler durumu ekiplere haber verdi. İhbar üzerine bölgeye jandarma, orman işletme ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Yangın rüzgarın da etkisiyle büyüdü. Yangının söndürülme çalışmalarına köylüler de destek verdi. Yangın, yaklaşık 2 saat süren çalışmanın ardından kontrol altına alındı. Soğutma çalışmalarının devam ettiği bölgede çok sayıda çam ve meşe ağacı yanarak kül oldu. Yangınla ilgili soruşturma başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Beçin Çamovası yakınlarındaki ormanlık alandan dumanların yükseldiği ihbarı üzerine Muğla Orman Bölge Müdürlüğü ve Büyükşehir Belediyesinden çok sayıda ekip bölgeye sevk edildi.
Ekipler, yangına havadan ve karadan müdahale ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kevser Camisi önünde açılan kermeste hayırsever vatandaşlar evlerinde hazırladıkları yiyecekleri satışa sundu.
Filistin temalı eşyalarında satışa sunulduğu kermeste 131 bin 100 lira toplantı.
Sivil toplum örgütleri adına açıklama yapan Halit Gökçe, İsrail’in zulmü altındaki Filistin halkına destek olmak istediklerini söyledi.
Bu amaçla kermes düzenlendiğini aktaran Gökçe, “Kermeste Filistin mücadelesini ve Siyonist İsrail’in zulmünü anlatan fotoğraflardan oluşan sergimiz de yer aldı. Mescid-i Aksa maketimiz yoğun ilgi gördü. Kermesimi boyunca yardımsever halkımızın destekleri ile 131 bin 100 lira toplandı ve ilgili yardım hesabına bu miktar yatırıldı. Bizlere destek olan tüm halkımızdan Allah razı olsun ve niyetlerini kabul etsin. Mazlum Filistin halkına destek olmak için etkinliklerimiz devam edecek.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MUĞLA’nın Milas ilçesinde orman yangını çıktı. Alevlere havadan ve karadan müdahale sürüyor.
Milas’ın kırsal Beçin ile Çamovalı mahalleleri arasındaki ormanda saat 17.30 sıralarında yangın çıktı. Alev ve dumanı fark eden çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye orman ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Çıkış nedeni henüz belirlenemeyen yangına havadan ve karadan müdahale sürüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yangının Muğla sınırlarına sıçrama ihtimaline karşı hızlı bir şekilde tedbirler alındı. Muğla Kavaklıdere Çayboyu Mahallesi’ne ivedilikle intikal ederek gerekli önlemler alan ekipler, yangının kontrol altında tutulması için çalışmalara destek veriyor.
Yetkililer, yangının Muğla sınırlarına yayılmaması için her türlü güvenlik önlemi alındığını belirtti. – MUĞLA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KARABÜK’ün Ovacık ilçesinde orman yangını çıktı. Bölgeye sevk edilen ekipler, yangına müdahale ediyor.
İlçeye bağlı Beydini ve Alınca köyleri arasında saat 14.30 sıralarında orman yangını çıktı. Köylülerin ihbarı üzerine bölgeye Orman İşletme Müdürlüğü ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Ekipler, 9 arazöz, 3 su ikmal aracı, 2 dozer, 11 kamyonet ve 81 personel ile alevlere müdahale etti.
Ekiplerin yangını söndürme çalışmaları devam ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir’in Karşıyaka ilçesinde dün akşam saatlerinde başlayan ve şiddetli rüzgarın etkisiyle büyüyen yangına müdahaleler sürerken, bir orman yangını haberi de Ödemiş ilçesinden geldi. Ödemiş ilçesi Pirinçci Mahallesi’nde saat 15.30’da çıkan orman yangınına ilk müdahale 16.02 de yapıldı. İzmir Orman Bölge müdürlüğüne ait 1 uçak, 2 helikopter, 6 arazöz, 1 su ikmal ekibi ile yangına müdahale ediliyor.
Yangınları kontrol alma çalışmaları sürüyor. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Avrupa Müslüman Forumu ve Küresel Filistin Zirvesi Organizasyon Komitesi ile birlikte Meclis’i ziyaret eden Nelson Mandela’nın torunu Güney Afrika Ulusal Meclisi Milletvekili Nkosi Zwelivelile Mandela ile görüştü.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Avrupa Müslüman Forumu ve Küresel Filistin Zirvesi Organizasyon Komitesi ile birlikte Meclis’imizi ziyaret eden Nelson Mandela’nın torunu Güney Afrika Ulusal Meclisi Milletvekili Nkosi Zwelivelile Mandela ve mazlum Filistin halkının siyonist İsrail karşısındaki duruşundan etkilenerek Müslüman olan değerli sporcu Jeff Monson ile Meclis’imizde bir araya geldik. İsrail’in zulmüne karşı adaletin ve insanlığın yanında yer alan iki değerli kardeşimize göstermiş oldukları cesur duruşları dolayısıyla yürekten teşekkür ediyorum. ‘Filistin’in bu zor zamanlarında kardeşlerimin yanında olabilmek için İslam’ı benimsedim’ diyerek yüreklerimizi fetheden Monson’ın, Müslüman olduktan sonra ilk cuma namazını Gazi Meclis’imizin içerisinde yer alan camide eda etmesini de oldukça anlamlı ve kıymetli bulduğumuzu ifade etmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgilere göre yangın Ilıca köyü yakınlarında meydana geldi. Yangının çıkma sebebi henüz öğrenilemedi. Rüzgarın etkisiyle yangın yayıldı. Durumun bildirilmesi üzerine olay yerine itfaiye ve Orman İşletme ekipleri sevk edildi. – SİVAS
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Golan Tepeleri’ne yönelik saldırının ardından Orta Doğu’da savaşı yayma noktasına getirdi. Geçtiğimiz günlerde misilleme olarak Lübnan’ın başkenti Beyrut’u vurarak çok sayıda sivilin ölümüne yol açan İsrail, Lübnan’ı yine vurdu.
İsrail’in Orta Doğu’daki peş peşe saldırılarının ardından ülkeler bir bir vatandaşlarına “Lübnan’ı ve Tel Aviv’i terk edin” çağrılarında bulundu. Ayrıca çok sayıda hava yolu şirketi İsrail ve Lübnan’a uçuşları durdurdu. Son olarak İngiltere’den dikkat çeken bir açıklama geldi.
İNGİLTERE: ASKERİ OPERASYONA HAZIRIZ
İngiltere, Lübnan’dan tahliye operasyonuna ihtiyaç duyulması halinde askeri varlıklarının hazır olduğunu açıkladı. İngiltere Dışişleri Bakanlığı, bölgedeki büyükelçiliklere destek sağlamak için “Gerekirse İngiliz askeri kuvvetleri Orta Doğu’ya gönderilecek” açıklamasında bulundu.
İngiliz askeri nakliye helikopterleri Lübnan için yüksek alarm durumuna geçti. İngiliz ordusu, gerek duyulması halinde diplomatik personellerinin Orta Doğu’dan tahliye edilmesine hazır olduğunu bildirdi.
İSVEÇ BEYRUT BÜYÜKELÇİLİĞİNİ TAŞIYOR
İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom İsveç Radyosu’na yaptığı açıklamada, elçilik personeline Beyrut’tan Kıbrıs’a gitmelerini söylediklerini ve Beyrut Büyükelçiliği’ni geçici olarak başka bir yere taşımayı planladıklarını söyledi.
Billstrom, kararın başlangıçta Ağustos ayı için alındığını ancak güvenlik durumuna bağlı olarak uzatılabileceğini aktardı.
ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ UYARDI!
ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği, vatandaşlarına yaptığı güvenlik uyarısında, “Lübnan’dan ayrılmak isteyenleri, uçuş hemen olmasa veya tercih ettikleri rota takip edilmese bile kendilerine uygun herhangi bir bileti almaya teşvik ediyoruz.” ifadesini kullandı.
Büyükelçilikten ülkedeki vatandaşlara yapılan uyarıda, birtakım hava yolu şirketlerinin “bölgeye uçuşlarını iptal ettiği” ancak ticari uçuşların devam ettiği belirtildi.
RUSYA: LÜBNAN’I TERK EDİN
Rusya, vatandaşlarına Lübnan’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu.
Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, olası bir savaş ihtimaline karşı vatandaşlarından Lübnan’ın terk edilmesi istendi.
THY UÇUŞLARI DURDURDU
Türk Hava Yolları (THY), bu gece İran’a yapılması planlanan bazı uçak seferlerini iptal ettiğini duyurdu. Seferlerin sabah saatlerinde yapılacağı öğrenildi.
Pegasus Hava Yolları, İran, Irak ve Ürdün’e yapacağı seferlerde değişikliğe gitti. Uçuş güvenliği nedeniyle alınan yeni kararla, Pegasus tarafından İran, Irak ve Ürdün’e planlanan gece seferleri gündüz yapılacak.
AİR FRANCE BEYRUT UÇUŞLARINI ASKIYA ALDI
Fransız hava yolu şirketi Air France’ın, Lübnan’ın başkenti Beyrut’a 6 Ağustos’a kadar uçuşlarını askıya aldığı bildirildi.
Air France yolcu hizmetlerinden edindiği bilgiye göre, Fransa’nın başkenti Paris ile Beyrut arasındaki uçuşların tamamı, bölgedeki güvenlik durumu nedeniyle 6 Ağustos’a kadar iptal edildi.
AZERBAYCAN
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, bölgede hızla değişen güvenlik durumu dikkate alınarak, Azerbaycan vatandaşlarının zorunlu olmadıkça Lübnan’ı ziyaret etmemeleri ve ülkede yaşayan vatandaşların en kısa sürede oradan ayrılması gerektiği belirtildi.
Açıklamada ayrıca Lübnan’da bulunan Azerbaycan vatandaşlarının korunma ve güvenlik kurallarına uymaları ve nüfusun yoğun olduğu yerlerden uzak durmaları istendi.
POLONYA VE MACARİSTAN UÇUŞLARI DURDURDU
Orta Doğu’da artan gerilim hava yolu şirketlerini etkiledi. Polonya hava yolu şirketi LOT tarafından dün yapılan açıklamada Polonya-İsrail ile Polonya-Lübnan uçuşlarının askıya alındığı belirtildi. Bölgede gerilim ve çatışmaların artması nedeniyle uçuşların askıya alındığı aktarılırken, İsrail uçuşlarının çift taraflı olarak 4, 5 ve 6 Ağustos’u da kapsayacak şekilde uzatıldığı bildirildi.
Öte yandan, Macar hava yolu şirketi Wizzair de geçici olarak tüm İsrail ve Ürdün uçuşlarını çift taraflı olarak askıya aldığını duyurdu. Bölgede durumun giderek gerginleşmesi dolayısıyla böyle bir karar aldıklarını duyuran Wizzair, söz konusu karardan etkilenen yolculara bilet ücretlerini iade edeceklerini aktarırken, arzu eden yolcuların ise bilet tarihlerini ücretsiz şekilde değiştirebileceklerini bildirdi.
İSVİÇRE
İsviçre Uluslararası Hava Yolları (Swiss), Orta Doğu yaşanan son gelişmeler nedeniyle Zürih ile Tel Aviv arasındaki uçuşları karşılıklı durdurdu.
Zürih ile Tel Aviv arasındaki uçuşlar, 8 Ağustos’a kadar “mürettebat ve yolcuların güvenliği” gerekçesiyle askıya alınırken, 29 Temmuz’da Zürih ile Beyrut arasındaki uçuşların askıya alınma süresi de 12 Ağustos’a kadar uzatıldı.
ALMANYA
Alman hava yolu firması Lufthansa, güvenlik gerekçesiyle Beyrut ve Tel Aviv’e uçuşlarını askıya aldı. Hava yolu şirketinden yapılan açıklamada, 8 Ağustos’a kadar Tel Aviv’e uçulmayacağı ve daha önce alınan Beyrut’a uçmama kararının kapsamının da 12 Ağustos’a kadar uzatıldığı belirtildi.
Karara gerekçe olarak bölgede kötüleşen güvenlik durumu gösterildi, uçuşların yeniden başlatılmasıyla ilgili “sahadaki durumun izleneceği” kaydedildi.
HİNDİSTAN
Hindistan hava yolu firması Air India, Orta Doğu’daki gelişmeler nedeniyle Tel Aviv’e ve bu kentten yaptığı uçuşları durdurma kararı aldı.
Hava yolu şirketinden yapılan açıklamada, “Orta Doğu’nun bazı bölgelerinde devam eden durum göz önünde bulundurularak, Tel Aviv uçuşlarımızı 8 Ağustos’a kadar askıya aldık.” ifadesi kullanıldı.
İTALYA
İtalya’nın bayrak taşıyıcı hava yolu firması ITA’nın X hesabından yapılan açıklamada, Tel Aviv’e ve bu kentten planlanan uçuşların 6 Ağustos’a kadar askıya alındığı belirtildi.
Açıklamada, karara gerekçe olarak “Orta Doğu’daki gelişmeler ile yolcu ve mürettebatının güvenliği” gösterildi.
POLONYA
Polonya haber ajansı PAP’ın haberinde, Polonya’nın ulusal hava yolu şirketi LOT’un güvenlik gerekçesiyle 3-4 Ağustos’ta Lübnan ve İsrail’e planlanan 8 uçuşunu iptal ettiği bilgisine yer verildi.
Hollanda Kraliyet Havayolu KLM de İsrail uçuşlarını 26 Ekim tarihine kadar iptal ettiğini duyurdu.
FRANSA VE YUNANİSTAN
Lübnan’ın başkenti Beyrut’a uçuşlarını askıya alan hava yolu şirketleri arasında Yunanistan’ın Aegean Havayolları ve Almanya’nın Condor Havayolları da yer aldı.
Aegean ve Condor Havayolları, Orta Doğu’da artan gerilim nedeniyle Atina’dan Beyrut’a uçuşlarını 1 Ağustos’a kadar askıya aldığını duyurmuştu. Air France da Paris-Charles de Gaulle ile Beyrut havalimanları arasındaki uçuşlarını 2 günlüğüne durdurduğunu duyurmuştu.
SİNGAPUR
Singapur Havayollarından (SIA) yapılan açıklamada, Orta Doğu’da yükselen gerilim nedeniyle uçuşlarda İran hava sahasının kullanılmayacağı ve alternatif rotalara başvurulacağı belirtildi.
“Amsterdam, Brüksel, Kopenhag, Frankfurt, İstanbul, Londra, New York, Manchester, Milano, Münih, Paris, Roma ve Zürih” uçuşlarının bu durumdan etkileneceği ifade edilen açıklamada, “Orta Doğu’daki durumu yakından izlemeye devam edeceğiz ve uçuş rotalarımızı gerektiği gibi ayarlayacağız.” ifadesi kullanıldı.
BEN GURION HAVALİMANINDA SON DURUM
İsrail basınına göre, Tel Aviv’deki Uluslararası Ben Gurion Havalimanı’nın resmi internet sitesi geçici bir arıza nedeniyle çökerken, havalimanı normal faaliyetine devam ediyor.
Havalimanı işletmesinden yapılan açıklamada, arızanın siteye yapılan girişlerin yoğunluğundan kaynaklandığının anlaşıldığı ve sorunun giderilmeye çalışıldığı ifade edildi.
GOLAN TEPELERİ SALDIRISI
27 Temmuz Cumartesi akşamı, Mecdel Şems kasabasındaki futbol sahasına bir roket düştü. Azınlık Dürzi topluluğundan 12 İsrailli çocuk ve genç öldürüldü.
İsrail, Hizbullah’ın saldırıyı Lübnan içinden atılan İran yapımı bir roketle düzenlediğini iddia etti. ABD de Hizbullah’ı suçladı. Hizbullah ise kesin bir dille saldırının arkasında olmadığını söyledi.
BEYRUT VURULDU, ŞÜKÜR ÖLDÜRÜLDÜ
Hizbullah, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen İsrail saldırısında üst düzey komutanlarından Fuad Şükür’ün öldürüldüğünü doğruladı.
Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesinde düzenlenen saldırıda, en az 4 kişi daha öldürüldü, 10’larca masum sivil yaralandı. Ölenler arasında iki çocuk da bulunuyor. 10 yaşındaki Hassan ve 6 yaşındaki kız kardeşi Amira toprağa verildi. Saldırıda bölgedeki birçok ev hasar aldı.
]]>Açıklamada, atamalara ilişkin şu ifadeler yer aldı:
“Valilik makamının onayı ile 18 il emniyet müdür yardımcısı, 16 ilçe emniyet müdürü ve 15 şube müdürü, 3 ilçe emniyet müdür yardımcısı ve 2 şube müdür yardımcısının yeni görevleri belirlendi. Yapılan atama ve görevlendirmelerin İstanbul’umuza ve Emniyet Teşkilatı’mıza hayırlı olması temennisiyle bütün personelimize görevlerinde başarılar diliyoruz.”
Açıklamada, 2. Sınıf Emniyet müdürlerinden Zafer Baybaba, Hüseyin Güleç, Aykut Korkmaz, Hasan Demirbağ, Erdem Torlak, Taner Ertürk, Murat Özbek, Gülpınar Adir, Özgür Yılmaz, Deniz Halıcı Çelik, Mustafa Ergenç, Serkan Kılınç, Seval Erdem Gürdoğan, Filibya Saral, Göksel Önder, Kadir Arslan, Neslihan Türkün ile Murat Çaykara’nın İl Emniyet Müdür Yardımcısı olarak atandığı belirtildi.
2. Sınıf Emniyet müdürlerinden Cemil Erim’in Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürü, Korkut Okyay’ın Bağcılar İlçe Emniyet Müdürü, Mehmet Baykara’nın Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürü, Şekip Akın’ın Beykoz İlçe Emniyet Müdürü, Özay Kayhan’ın Esenyurt İlçe Emniyet Müdürü, Cemal Ünlü’nün Fatih İlçe Emniyet Müdürü, Hakan Erişmiş’in Sancaktepe İlçe Emniyet Müdürü, Murat Milletsever’in Sarıyer İlçe Emniyet Müdürü, Ali Kesikoğlu’nun Şişli İlçe Emniyet Müdürü, Mehmet Yaşar Zehir’in Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü olarak atandığı kaydedilen açıklamada, 3. Sınıf Emniyet Müdürlerinden Serdar Örs’ün Eyüpsultan İlçe Emniyet Müdürü, Murat Özburun’un Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürü, Oktay Çelik’in Maltepe İlçe Emniyet Müdürü, Hakan Öztürk’ün Pendik İlçe Emniyet Müdürü, Kıvanç Taşçı’nın Silivri İlçe Emniyet Müdürü ve Fatih Tilki’nin Tuzla İlçe Emniyet Müdürü olarak atandığı duyuruldu.
Valilik açıklamasında, 3. Sınıf Emniyet müdürlerinden Tuncer Bilici’nin Belge Yönetimi Şube Müdürü, Abidin Erik’in Boğaziçi Köprüleri Koruma Şube Müdürü, Adnan Ayhan’ın Hassas Bölgeleri Koruma Şube Müdürü, Binali Ökten’in İstanbul Atatürk Havalimanı Şube Müdürü, Azmi İlker Çiftci’nin İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı Şube Müdürü, İbrahim Duran’ın Koordinasyon Şube Müdürü, Arınç Çevik’in Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü, Ziya Şaşmaz’ın Olay Yeri İnceleme Şube Müdürü, Mustafa Aktan’ın Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü, Ömer Faruk Günay’ın Önleyici Hizmetler Şube Müdürü, Mustafa Sarı’nın Polis Arama ve Kurtarma (PAK) Şube Müdürü, Banu Ördek’in Sosyal Hizmetler ve Sağlık Şube Müdürü ile vekaleten Deniz Limanı Şube Müdürü, Halil İbrahim Başlı’nın Turizm Şube Müdürü olarak, 4. Sınıf Emniyet Müdürlerinden Ahmet Lütfü Çırakoğlu’nun Güven Timleri Şube Müdürü, Tunay Başarık’ın da Trafik Denetleme Şube Müdürü olarak atandığı belirtildi.
4. Sınıf Emniyet müdürlerinden Sami Pektaş’ın Başakşehir İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı, Serhat Kalyoncu’nun ise Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı olarak atandığı kaydedilen açıklamada, Emniyet Amirlerinden Zülküf Demir’in Beylikdüzü İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı, Yılmaz Kahraman’ın Sultangazi İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı ve Ali Osman Serhatoğlu’nun da Asayiş Şube Müdür Yardımcısı Vekili olarak atandığı ifade edildi.
“HENİYYE AYNI ZAMANDA SON VE MEŞRU FİLİSTİN SEÇİMLERİNİN SEÇİLMİŞ BAŞBAKANIYDI”
Erdoğan, hain, kalleş ve alçakça bir suikast sonucu şehit olan Heniyye başta olmak üzere, tüm şehitleri rahmetle yad ettiklerini belirterek, “İsmail Heniyye, hayatını halkının özgürlüğüne adamış bir kahramandı. Bu uğurda kendisi ve ailesi nice fedakarlıklar yaptı. Heniyye aynı zamanda son ve meşru Filistin seçimlerinin seçilmiş başbakanıydı. 10 aydır ateşkes için, soykırımı bitirmek için, barış için çalışan lider bir siyasetçiydi. İsrail tarafından kahpece hedef alınması, başlı başına İsrail’in barışı istemediğinin, kendi rehinelerini kurtarmak için dahi bir derdinin olmadığının delilidir.” diye konuştu.

“GAZZELİ KARDEŞLERİMİZ 300 GÜNDÜR DÜNYANIN GÖRDÜĞÜ EN VAHŞİ KATLİAMLARDAN BİRİNE MARUZ BIRAKILIYOR”
Bugün sadece Heniyye’nin vasiyetini yerine getirmek için değil, aynı zamanda Filistin halkıyla olan dayanışmalarını göstermek için de bir arada olduklarını vurgulayan Bilal Erdoğan, “Gazzeli kardeşlerimiz 300 gündür dünyanın son asırda gördüğü en vahşi katliamlardan birine maruz bırakılıyor. 16 bini çocuk 40 bin masum Filistinli, İsrail barbarlığının kurbanı oldu. Camiler, kiliseler bombalandı. Pazar yerleri, mülteci kampları, hastaneler, okullar, üniversiteler hatta spor alanları hedef alındı.” ifadesini kullandı.

“KUVÖZDEKİ BEBEKLERİ KATLETTİLER”
Bilal Erdoğan, Gazze’nin neredeyse tamamının devasa bir enkaz yığınına dönüştüğünü dile getirerek, “Tüm insanlığın gözleri önünde İsrail, Gazze’yi dünyanın en büyük çocuk mezarlığına çevirdi. Kuvözdeki bebekleri katlettiler. Gıda sırasında bekleyen, hatta sokakta oyun oynayan çocukları bilerek hedef aldılar. Gazetecileri, doktorları acımasızca öldürdüler. İnsanlıktan zerre nasibini almamış bu azgın güruh, insana dair tüm değerleri katletti. İsrail bir terör devleti olduğunu, bölgemizin başına bela olan haydut bir devlet olduğunu bir kez daha gösterdi.” değerlendirmesinde bulundu.

“ARTIK SİYONİZM, SİYONAZİZİM OLARAK ANILACAKTIR”
Filistinlilerin ilkeleri ve değerleri olan bir düşmana karşı mücadele vermediklerinin altını çizen Bilal Erdoğan, şöyle devam etti:
“Filistinli kardeşlerimiz, tam tersine namertçe saldıran, kalleşçe tuzaklar kuran bir katil sürüsüne karşı kahramanca direniyor. Kandan beslenen, kan içmeye doymayan bir canilikle karşı karşıyayız. Bakınız yeryüzünde hiçbir din, böyle bir soykırımı meşrulaştıramaz. Ne kadar sapkın olursa olsun hiçbir ideoloji, masum bir bebeğin hedef alınmasını, çadırlarında uyuyan masum sivillerin yakılarak katledilmesini meşrulaştıramaz. Gazze’de son 300 gün yaşananlar aynen bundan 80 yıl önce Nazilerin elinde toplama kamplarında yaşananlar gibidir. Siyonizm tıpkı nazizm gibi insanlık dışı bir ideolojidir. Tıpkı nazizm gibi insanlığı tehdit eden hastalıklı bir düşüncedir. Siyonizmin maskesi tüm dünyada düşmüştür. Artık siyonizm, siyonazizim olarak anılacaktır. Gazze, tüm insanlığın nasıl bir tehditle yüzleştiğini ortaya koymuştur.”
Bilal Erdoğan, Asya’dan Afrika’ya, Latin Amerika’dan Batılı ülkelere herkesin siyonizmin gerçek yüzünü gördüğünü vurgulayarak, “Yönetimleri farklı davransa da halklar siyonizmin nasıl barbar, acımasız, kural ve kanun tanımaz bir ideoloji olduğunu anlamıştır. Bunu insanlık adına, insanlığın ve bölgemizin geleceği adına bir kazanım olarak görüyoruz. Dünyamız nasıl beyazların üstünlüğüne dayanan ırkçı Apartheid rejiminden kurtulduysa, aynı zihniyeti din temelli devam ettiren siyonazizmden de kurtulacaktır Allah’ın izniyle.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin yürekli duruşunun siyonist rejimi ve destekçilerini ciddi olarak rahatsız ettiğini belirten Bilal Erdoğan, “Bugüne kadar her şeyi yaptılar, her türlü tehdide başvurdular ama Cumhurbaşkanı’mızı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni susturamadılar. Milletimiz tüm dünyaya örnek olacak şekilde Filistinli kardeşlerine sahip çıktı. Maddi ve manevi bedel ödeme pahasına mazlumun yanında yer aldı. Milletimiz, İsrail’in emellerine hizmet etmeyi meslek edinmiş bazı satılmışlar dışında, siyasi görüş farkı olmaksızın Filistinli kardeşlerinin yanında yer aldı.” dedi.

“İSRAİLLİ KLAVYE SOYTARILARININ KÜSTAHLIKLARINA ASLA PRİM VERMEDİK”
Bilal Erdoğan, Gazze’ye en fazla yardım gönderen ülkenin Türkiye olduğuna dikkati çekerek, “İsrail’e karşı somut tedbirler alan ülke Türkiye’dir. Üyesi olduğu tüm teşkilatlarda Filistin’in hakkını savunan ülke Türkiye’dir. Kalıcı ateşkesin ve barışın tesisi için samimiyetle çalışan ülke Türkiye’dir. Millet ve devlet olarak baskılara boyun eğmedik, zorbalıklar karşısında geri adım atmadık. İsrailli klavye soytarılarının küstahlıklarına asla prim vermedik. Katillerin suçlarını yüzlerine cesaretle haykırmaktan asla çekinmedik. Tüm gücümüzle, tüm imkanlarımızla Filistinli kardeşlerimize destek olduk. Gönül isterdi ki bütün İslam ülkeleri Türkiye ile birlikte hareket etsin. Maalesef o noktaya gelmek henüz nasip olmadı.” ifadesini kullandı.

“Ay yıldızlı al bayrağımız asırlardır olduğu gibi bugün de mazlum ve mağdur gönüllere umut aşılarken zalimlerin kabusu olmaya devam ediyor.” diyen Bilal Erdoğan, “Cumhurbaşkanı’mıza hakaretler savuran alçakların, onunla birlikte bayrağımızı neden hedef aldığını çok iyi biliyoruz. Nerede olursa olsun bayrağımızın dalgalandığı yerde güven vardır, huzur vardır, adalet vardır.” değerlendirmesinde bulundu.
Bilal Erdoğan, sahnede Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” adlı şiirinden dizeler okuduktan sonra “Şehidimizin son örtüsü olan hilal ve yıldız göklerde nazlı nazlı dalgalandığı sürece Allah’ın izniyle emperyalistler amaçlarına ulaşamayacaklar. Her gün kontrolü iyice kaybetmelerinin, iyice pervasızlaşmalarının, iyice kudurmalarının sebebi işte budur. Güçlü Türkiye, güçlü İslam alemi demektir. Güçlü Türkiye, daha adil bir dünya mümkün demektir.” diye konuştu.
Mazluma umut, zalime korku salan bir Türkiye’nin inşası için çalışmaya devam edeceklerini belirten Bilal Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Türkiye büyük ve güçlü olsun ki zalimler, masumların kanını dökmeden önce bir kez daha düşünsün. Onun için çalışmak, çok çalışmak zorundayız. Hangi sahada olursak olalım, işimizin hakkını verip işimizde en iyisi olmak zorundayız. Toplum olarak, çok çalışanı, işini daha iyi yapanı takdir eden bir zihniyeti egemen kılmak zorundayız. Ancak bu şekilde zulümlere engel olacak güce ve kudrete ülke ve millet olarak kavuşabiliriz. “

TÜRGEV BAŞKANI YILMAZ’DAN ETKİNLİKLE İLGİLİ AÇIKLAMA
AA muhabirine, eyleme katılımı ve alandaki atmosferi değerlendiren Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) Yönetim Kurulu Başkanı Hatice Akıncı Yılmaz da Beyazıt ve Eminönü’nden Ayasofya’ya akın akın coşkulu insanların geldiğini söyledi.
Bugün çok büyük bir umut içinde olduklarını kaydeden Yılmaz, “Perşembe günü, 7 Ekim’in üzerinden geçen 300’üncü günüydü, bu adaletsizliğin, soykırımın, savaş suçlarının ama görüyoruz ki başta Cumhurbaşkanı’mız olmak üzere bütün Türkiye bu adaletsizliğe, soykırıma karşı çıkıyor. 300 gün çok uzun bir zaman ama insanlarımız istikrarlı bir şekilde tepkilerini tekrar tekrar ortaya koyuyorlar, protestolar yapıyorlar, haksızlığa karşı duruyorlar. Özellikle meydanda çok sayıda gencimizin, annemizin, küçük çocuğun olması bizi büyük bir umuda sevk ediyor.” ifadesini kullandı.
Yılmaz, Ayasofya’nın fethin sembolü olduğunu, yakın zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ibadete açıldığını hatırlatarak, “Bu bizim kızılelmamızdı. Artık yeni bir kızılelmamız var. Kudüs’ün, Filistin’in, Gazze’nin bağımsızlığı, nehirden denize özgür bir Filistin’in varlığı bizim yeni kızılelmamız. İnşallah bu gençlikle, bu bilinçli toplumla, Cumhurbaşkanı’mızın rehberliğiyle bu umudumuza, kızılelmamıza kavuşacağız.” diye konuştu.

“BOYKOTU SÜREKLİ DEVAM ETTİRMEMİZ GEREKİYOR”
Filistin için yapılan tüm protestolara özellikle gençlerin yoğun ilgi gösterdiğini belirten Yılmaz, şunları kaydetti:
“Yine görüyoruz ki gençler burada başroldeler. Reflekslerini, hassasiyetlerini, haksızlığa, adaletsizliğe karşı tepkilerini gösteriyorlar, göstermeye de devam edecekler. Boykot konusunda çok hassas olmamız, boykotu sürekli devam ettirmemiz gerekiyor. Bu, odaklı veya toplu boykot olabilir. Tabii ki bazı yüksek teknoloji, endüstri ürünü olan markaları belki boykot etmek mümkün değil ama en azından birkaç ürünle birlikte boykotumuzu devam ettirip istikrar sağlayabilirsek muhakkak Filistin direnişine büyük katkı sağlayacak. Gösterdiğimiz en küçük mücadeleyi bile hiçbir zaman küçümsememeliyiz. Muhakkak bunlar damla damla büyüyecek, bir nehir olacak, sonra denize dönüşecek ve inşallah Filistin’in kurtuluşu için hep birlikte büyük bir güç haline gelecek.”
Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e yönelik açıklamalarının kendilerine büyük motivasyon sağladığını da sözlerine ekledi.
“ERKİLET FAYI 7.5, ERCİYES FAYININ 7.3 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM ÜRETEBİLECEĞİ ANLAŞILDI”
Son MTA tarafından yapılan çalışmaların ardından sunulan raporda 6.2 büyüklüğünde değerlendirme yapılan fayların 7.5 büyüklüğüne kadar deprem üretebileceğinin anlaşıldığının altını çizen Evsen; “En son MTA tarafından yapılan Türkiye’nin Yer Kabuğunun Jeodinamiği Özelliği Projesi çerçevesinde Kayseri etrafında yer alan faylarla ilgili bir çalışma yapıldı. Bu çalışma Şubat ayında MTA’nın kendi sitesinde yayınlandı, birkaç gün önce de bunların sunumu gerçekleştirildi. Yapılan bu çalışmalar içerisinde paleosismolojik çalışmalar en önemlileri arasında yer almaktadır. Bu paleosismolojik çalışmalarda fayların cinsi, maksimum ortalama büyüklükleri, atım miktarları, kayma hızı, depremler, depremlerin tarihlendirilmesi ve depremlerin ortalama tekerrür periyotlarının bilinmesi gerekiyordu. Bu anlamda MTA’nın yapmış olduğu çalışmasında bu bilinmezliklerin bir kısmı ortaya çıkartılmış oldu. Yapılan bu çalışmalarla birlikte Yeşilhisar, İncesu, Erkilet ve Erciyes faylarının yanal atım özelliğinin yanında normal fay özelliğini gösterdiği anlaşılmış oldu. Paleosismolojik verilerden elde edilen değerlendirmelere göre Kayseri’de milattan önce 25 bin 400 yılından itibaren günümüze kadar Yeşilhisar, Erkilet, Erciyes ve İncesu faylarında toplamda 14 tane depremin olduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır. Ayrıca Erkilet segmenti üzerinde yapılan çalışmalarda da 6.3 ve 6.7 büyüklüğünde iki tane daha yüzey kırığı oluşturan depremlerin olduğu yapılan çalışmalarla tespiti gerçekleştirilmiştir. Biz bu güne kadar depremleri aletsel ve tarihsel dönem kayıtlarından hareketle 6.2 mertebesine göre değerlendirme yapıyorduk. Ama bu günden itibaren en büyüğü Erkilet Fay Zonu üzerinde 7.5 olmak üzere yeni deprem riskini öğrenmiş bulunuyoruz. Yeşilhisar Fay Zonu 40 kilometre olmak üzere 6,7 büyüklüğünde, İncesu Fay Zonu 22 kilometre olmak üzere 6.6 büyüklüğünde, Erkilet Fay zonu 49 kilometre uzunluğunda olmak üzere 7.5 büyüklüğünde, Erciyes Fayı da 56 kilometre uzunluğunda olmak üzere 7.3 büyüklüğünde deprem üretebileceği yapılan rapordan anlaşılmaktadır” ifadelerini kullandı.

“ERKİLET, ERCİYES VE YEŞİLHİSAR FAYLARINDA DEPREM OLABİLİR”
Kayseri’den geçen 3 faya dikkat çeken Evsen; “Yeşilhisar Fay Zonu ortalama 3 bin yıl, Erkilet Fay Zonu ortalama 4 bin yıl, Erciyes Fay Zonu da 5 bin yılda bir tekrarlanma süresinin olduğu yine yapılan çalışmalarda belirlenmiştir. Yeşilhisar Fay Zonu’ndaki son deprem günümüzden 7 bin yıl önce, Erkilet Fay Zonu’ndaki deprem günümüzden 7 bin 500 yıl önce, Erciyes Fay Zonu’ndaki deprem günümüzden 15 bin yıl önce gerçekleşmiştir. Bu şartlar altında yapılan değerlendirmelere göre hem Erkilet, hem Erciyes hem de Yeşilhisar Fay Zonları’nda deprem olabileceği potansiyel olarak değerlendirilmiştir” diye konuştu.
“6 BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ 10 DEPREM, 7 BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ 1 DEPREME EŞİTTİR”
6 ile 7 büyüklüğündeki deprem arasında matematiksel olarak 1 puan fark olsa da logaritmik olarak 10 puan fark olduğunu belirten Evsen; “Deprem büyüklükleri, deprem şiddetinden farklı değerlendirilmektedir. Deprem büyüklükleri yapılırken bazı özellikler göz önüne alınarak değerlendirmeler yapılır. 6.0 büyüklüğündeki bir deprem ile 7.0 büyüklüğündeki deprem arasında matematiksel olarak 1 puan fark vardır. Ama logaritmik bazlı olduğundan dolayı bu 10 puan fark arz eder. Yani 6 büyüklüğündeki 10 tane deprem, 7 büyüklüğündeki 1 tane depreme eşittir. Eskiden 6.2 mertebesinde yapmış olduğumuz değerlendirmeler, günümüzde 7.5 mertebesine risk olarak yükseldiğinde arada 13 kat fark demektir. Dolayısıyla aritmetik ile logaritmik farkı burada birbirinden ayırmamız gerekiyor” dedi.
100 KİLOMETRE MESAFEDEKİ YERLEŞİM YERLERİ ETKİLENİR
7.5 büyüklüğündeki bir depremde en fazla etkilenecek bölgeler hakkında da bilgiler veren Jeoloji Mühendisi Adnan Evsen; “Eğer 7.5 büyüklüğünde bir deprem gerçekleşirse başta Kayseri merkez olmak üzere Kocasinan, Melikgazi, Talas, İncesu, Yeşilhisar gibi yerleşim birimleri başta olmak üzere 100 kilometre mesafe içerisinde yaşayan bütün yerleşim birimleri etkilenir” şeklinde konuştu.
Amerikan basınında çıkan haberlere göre Soğuk Savaş’tan bu yana gerçekleşen en büyük takas için görüşmeler perde arkasında yaklaşık iki yıldır devam ediyordu.
Asrın takası, Rus ve Amerikan istihbaratlarının toplantıları, uluslararası zirvelerde gerçekleşen gizli görüşmeler ve liderlerin telefon görüşmelerindeki pazarlıklarıyla filmlere konu olacak cinsten bir sürecin sonunda gerçekleşti.
Amerikan New York Times ve Wall Street Journal gazetelerinin sürecin detaylarını içeren haberlerine göre, takas anlaşmasının nihai hedefi ABD açısından Paul Whelan, Rusya açısından ise Vadim Krasikov’un serbest bırakılmasıydı.

SÜREÇ CENEVRE’DE BAŞLADI
Her şey 16 Haziran 2021’de Cenevre’de gerçekleşen ABD-Rusya zirvesinde başladı. Burada bir araya gelen ABD Başkanı Joe Biden ve Rusya lideri Vladimir Putin, iki ülke arasındaki mahkûm sorunlarıyla ilgili istihbarat teşkilatları arasında diyalog hattı kurulması konusunda anlaşmaya vardı. ABD sürecin en başında 2018’de Rusya’da casusluk suçlamasıyla tutuklanan Paul Whelan’ın serbest bırakılmasını amaçlıyordu. Ne var ki Washington yönetiminin elinde Whelan’a karşı Rusya’yı takasa ikna edebilecek bir tutuklu yoktu. Aralık 2022’de Slovenya’da iki Rus casusun tutuklanması, ABD yönetimini harekete geçirdi ve CIA Rusya’ya Whelan karşılığında iki casusun takasını teklif etti ama Rusya reddetti.
GAZETECİNİN TUTUKLANMASI
ABD savunma ve dışişleri yetkilileri, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’a küçük çaplı bir takas yerine birçok ismin dahil edileceği bir anlaşmanın Rusya’dan olumlu karşılık bulabileceğini raporladı ve Blinken bu konuyu Mart 2023’te Biden’a aktardı. Bu sırada Rusya’nın WSJ muhabiri Evan Gershkovich’i ajanlık suçlamasıyla tutuklaması, sürecin daha da zorlaşmasına neden oldu.

PUTİN ISRARLA ONU İSTEDİ
Washington, Whelan’ın serbest bırakılması için çaba sarf ederken, Kremlin’in amacı ise 2019’da Berlin’de Çeçen lider Selim Han Hangoşvili’yi öldürdüğü gerekçesiyle müebbet hapse çarptırılan Vadim Krasikov’u geri almaktı. Putin’in Krasikov’u hem arkadaşı olarak hem de Almanya’daki dava sürecinde ağzını sıkı tuttuğu için görevini yerine getiren sembol bir isim olarak görmesi nedeniyle serbest bırakılmasına önem verdiği belirtiliyor. ABD’li yetkililer, Almanya’ya Rus muhalif lider Aleksey Navalni’yi de içeren bir takas anlaşmasında Krasikov’un serbest kalması teklifini yaptı. Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile bir dizi görüşme yapıldı.

ABRAMOVIÇ DE DAHİL OLDU
Kasım 2023’te ABD’nin başmüzakerecisi Roger Cartens, İsrail başkenti Tel Aviv’de Rus oligark Roman Abramoviç ile bir araya geldi ve Putin’in Krasikov-Navalni takasına açık olup olmayacağını sordu. Kremlin bu formüle yeşil ışık yaktı. Rusya’da tutuklu Navalni’nin 16 Şubat’taki ani ölümü anlaşmayı yine çıkmaza girme noktasına getirdi. Ancak ABD tarafı anlaşmaya Navalni’nin ekibinden siyasi tutuklular ve muhalif siyasetçi Vladimir Kara-Murza’yı dahil ederek Berlin’i ikna etti. 7 Haziran’da Scholz’un onayladığı anlaşma taslağı 25 Haziran’da CIA tarafından bir Ortadoğu başkentindeki toplantıda Rus istihbaratı FSB’ye iletildi.
SON GÖRÜŞME TÜRKİYE’DE
Anlaşma ayrıca Rus casusların tutuklu bulunduğu Slovenya, Norveç ve Polonya’dan taahhütler gerektiriyordu. ABD Başkanı Joe Biden, anlaşmanın bu tarafındaki son onayı da 21 Temmuz’da seçimlerden çekildiğini açıklamadan 2 saat önce Slovenya Başbakanı’nı arayarak aldı. Tüm bu çetrefilli süreçte Türkiye aracı rol oynarken, Ankara’ya inen 7 farklı uçaktan mahkûmların değişimiyle son buldu.
WSJ’DEN ERDOĞAN’A ÖVGÜ ‘DİPLOMASİ BAŞARISI’
AMERİKAN Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) yönetiminde Ankara’da yapılan takas operasyonunu Türkiye açısından diplomasi başarısı olarak yorumladı. Gazetenin, “Mahkûm Takası Batı’ya Türkiye’nin Aracı Olarak Değerini Hatırlatıyor” başlıklı haberinde, “ABD ve Rusya arasındaki esir takasına ev sahipliği yapmak, ülkesini Ukrayna savaşıyla ilgili müzakerelerin merkezine yerleştiren Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan için bir başka diplomatik zafer anlamına geliyor” ifadeleri kullanıldı. Haberde, Türkiye’nin, Ukrayna savaşının patlak verdiği günden bu yana birçok “esir takasına” aracılık yaptığı da hatırlatıldı.
3 LİDERDEN KARŞILAMA
Esir takasının ardından ABD, Rusya ve Almanya liderleri Washington, Moskova ve Köln’deki havalimanlarında serbest kalan tutukluları karşıladı. Washington’daki törende ABD Başkanı Joe Biden’a Başkan Yardımcısı Kamala Harris de eşlik etti.

Rusya lideri Putin de Moskova’da uçaktan inen esirlerin tek tek elini sıktı ve Rusya’ya sadık kaldıkları için teşekkür ederek kendilerine devlet nişanı verileceğini söyledi. Alman Şansölyesi Olaf Scholz da Köln/Bonn havalimanındaki törende Almanya’ya ulaşan 13 rehineyi karşıladı.
MİT KİLİT ROL ÜSTLENDİ
İKİNCİ Dünya Savaşı sonrası yapılan en büyük takas operasyonunda ABD, Rusya ve Almanya’nın yardım talebi üzerine Türkiye devreye girdi. MİT’in üst düzey yetkilileri, tarihe geçen bu operasyonun gerçekleşmesi öncesinde bir yıldan fazla süredir taraflar ile sık sık bir araya geldi. Süreç içerisinde MİT Başkanı İbrahim Kalın da birçok kez muhatapları ile hem yüz yüze hem de telefon görüşmeleri yaptı.
TÜRKİYE HAKEMLİK YAPTI
Tarihi esir takasında ABD, Rusya, Almanya, Polonya, Slovenya, Norveç ve Belarus olmak üzere 7 ülke yer aldı. Taraflarla defalarca görüşmeler yapıldı, süreç bazen tıkanma noktasına geldi. Her seferinde Türkiye, yeniden tarafları anlaşma noktasında bir araya getirmeyi başardı. Ülkeler arasında oluşan güvensizlik anlarında ise Türkiye’nin hakemliği ve verdiği güven devreye girdi.
Tarafların, takasa ilişkin çekince, anlaşmazlık ve talepleri de yine MİT’in yapıcı çözümleri sayesinde aşıldı. Takas operasyonunun her adımı MİT’in kontrolünde ilerledi. Operasyon için müzakereler son ana kadar devam etti. Operasyon anında bile taraflar arasında oluşan anlaşmazlıklar, MİT’in sağladığı soğukkanlı ve başarılı istihbarat diplomasisi ile yönetildi. Türkiye’nin aylarca süren ve tüm taraflarla yapıcı yaklaşımı sonrası takas için anlaşmaya varıldı.
ESENBOĞA’DA TARİHİ GÜN
1 Ağustos sabahının ilk saatlerinde MİT, takasın yapılacağı Ankara Esenboğa Havalimanı’nda gerekli güvenlik önlemlerini aldı.
Esenboğa Havalimanı, hayatın olağan akışını bozmayacak şekilde operasyon için hazır hale getirildi. Operasyon boyunca takası yapılacak 26 kişinin güvenliği ön planda tutuldu.
AYNI ANDA YEDİ UÇAK
İl Sağlık Müdürlüğü görevini Doç. Dr. Güner’e devrettiğini aktaran Memişoğlu, “Bunlar nöbet. Dünyadaki her makamın sonu var. Her zenginliğin, her fakirliğin sonu var. Bunu bilmemiz lazım.” değerlendirmesini yaptı.

Bakan Memişoğlu, dünyada şu anda bir vahşetin yaşandığına dikkati çekerek, bunun da hesabının verileceği günün geleceğini, bu konuda hiçbir şüpheleri olmadığını ifade etti.
Hiçbir makamın baki kalmadığını, bunun bilinciyle hareket ettiklerini dile getiren Memişoğlu, “Milletimize hizmet etmek, onların hizmetkarı olmak, bu dünya imtihanını iyi geçmek için çabalıyoruz, uğraşıyoruz. Gerçekten bizler Türk milleti olarak, medeniyet kurduğumuz zaman barış, huzur gelen dünyaya inşallah çok çalışarak yine aynı şekilde huzur ve mutluluk, iyilik getireceğiz.” diye konuştu.
Memişoğlu, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü görevine 2016’da atandığında büyük bir sorumluluk aldığını belirterek, 10 sene başhekimlik, 4 sene genel sekreterlik ve tıbbi direktörlük yaptığını ancak İstanbul gibi medeniyetin başşehrinin sağlığıyla ilgili bütün sorumluluğu alarak görev yapmanın, başta kendisine zor bir görev gibi geldiğini dile getirdi.

Ekip arkadaşlarıyla birlikte hep beraber 8 senenin kendi açılarından başarılı bir dönem olduğunu anlatan Memişoğlu, bu süreçte yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Müdür oldum, 15-20 gün sonra Vodafone’daki terör saldırısı oldu. Daha sonra yılbaşında Reina saldırısı oldu. Bina yıkılmasından uçak kazasına, bina yangınından salgınına, depremine kadar 8 sene boyunca burada çok şey yaşadık. Binaların ve fiziki mekanların dili olmuyor. Onları dile getirdiği zaman, esasında çok şey yaşandığının şahitleri genelde bu binalar. Özellikle Kovid’de dünyaya örnek olacak bir mücadele sergilendi. Hiçbir insanımız, hatta evdeki, huzurevindeki dahi insanımıza direkt giderek hizmet ve sağlık ulaştırmaya çalıştık. Esasında ben sadece o kahramanların görünen yüzüydüm. İstanbul’daki ilçe sağlığından aile hekimliğine, şoföründen temizlik elemanına, doktorundan hemşiresine, sağlık memuruna, başhekiminden il müdürüne kadar herkes müthiş bir kahramanlık örneği gösterdi. Onlara minnetlerimi arz ediyorum. İyi ki varlar.”
– “TOPLUMUN HASTA OLMADAN SAĞLIĞIN KIYMETİNİ BİLMESİ BİZİM İÇİN ÇOK DEĞERLİ”
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Türkiye’nin sağlık sektörünün, sağlık çalışanının ve sağlık altyapısının dünyaya örnek olabilecek bir sistem olduğunu, bunun kıymetinin bilinmesi ve sağlık yapısının daha da geliştirilmesi gerektiğini, bunun için çabalayacaklarını ifade etti.
Sadece Kovid veya depremle mücadele etmediklerini belirten Memişoğlu, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bölgeye gönderdikleri ekiplerden bahsetti. Memişoğlu, deprem sabahında binlerce doktor ve sağlık çalışanının havalimanında bölgeye gitmek için kendilerinden talimat ve görevlendirme beklediklerini anlatarak, “Başka hiçbir ülkenin sağlıkçılarının bu kadar özveriyle deprem bölgesine emin olun koştuğunu sanmıyorum.” dedi.
Memişoğlu, temel sağlık hizmetlerini önemsediklerine işaret ederek, “İl Sağlık Müdürlüğündeyken de Türkiye’de ilk defa 2017’de konsept ve model, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan aile sağlığı merkezleri inşa ettik. Bunlar şu anda hizmet sunmakta ve çok da memnuniyeti üst seviyeye çıkarmakta. Temel sağlık hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetleri ve en önemlisi toplumun hasta olmadan sağlığın kıymetini bilmesi bizim için çok değerli.” diye konuştu.
– “İNSANLARIN İYİLİĞİNİ ÖN PLANDA TUTUP, İYİLİKLE ÇALIŞARAK, ÜRETEREK BAŞARI ELDE ETMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Bunun yanında, 8 yılda en küçüğü 300 yataklı 28 hastanenin hizmete sunulduğunu aktaran Memişoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, gerçekten çok büyük desteğiyle 28 hastane ilave edildi kamu sağlık sistemine. Bunların 8’i sadece Kovid’le mücadele ederken açıldı. Hepinizin malumu, Başakşehir Çam Sakura’sından Okmeydanı’na, Göztepe’sinden Başıbüyük’üne, 2 acil durum hastanesinden Sancaktepe’sine, Seyrantepe’sinden, Büyükçekmece’sinden Sultanbeyli’sinden, Sarıyer’inden birçok hastaneyi hizmete açtık hep beraber. Sadece binasını değil, insan gücünü de cihazını da hepsini temin ederek, hiç kimsenin ‘Bu hastane bitti ama hizmete açılmadı.’ demesine fırsat vermeden açtık. Ben bu ekiple gurur duyuyorum. Çok zorlu günler yaşadık, çok güzel günler yaşadık ama hep ekip olmayı bildik. Hep ekip halinde hareket ettik. Sabrettik, tevekkül ettik, çalıştık. Bizim esasında başarımızın formülü bu. İnşallah Bakanlıkta da bu şekilde hareket edeceğiz. İnsanların iyiliğini ön planda tutup, iyilikle çalışarak, üreterek başarı elde etmeye çalışıyoruz. Onun için biz koşacağız, çalışacağız. İnşallah, bazı sıkıntıları olan son zamanlarda sağlık sektörüyle, yeniden çok memnun eden, aynı zamanda sağlık teknolojisi ve bilgisi üreten bir sağlık sektörü haline getireceğiz.”
Bakan Memişoğlu, Türkiye’nin, lokomotif, öncü, en çok gelir getiren, en memnun olunan, sadece ülkeye değil bütün çevreye ve dünyaya sağlık, huzur, mutluluk getirecek bir sağlık sektörü ve insan gücü olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
“Ben İstanbul İl Sağlık Müdürlüğündeki görevimi çok başarılı, özellikle Kovid’de, halk sağlığında filyasyon ekiplerini, ilçe sağlık müdürlüklerini ve birinci basamağımızı yöneten Abdullah Emre Güner kardeşime veriyorum. Onun da bu konuda bizimle aynı mantıkla, aynı ilkelerle hareket ettiğini bildiğim için arkama bakmadan, güvenerek, esasında çok büyük zaman geçirdiğimiz ve İstanbul İl Sağlık Müdürü olarak bana büyük gurur veren bu makamı ona tevdi ediyoruz. Allah onu utandırmasın. Allah bizleri ve onu, bize güvenenlere, milletimize, devletimize ve Sayın Cumhurbaşkanımıza mahcup etmesin.” şeklinde konuştu.
– “KOŞACAĞIZ, KOŞMAYA HAZIRIZ”
İstanbul İl Sağlık Müdürü Abdullah Emre Güner de Bakan Memişoğlu’ndan müdürlüğü devralmaktan büyük onu ve gurur duyduğunu ifade etti.
Güner, “Koşacağız, koşmaya hazırız. Rabb’im bu memlekete, bu yüce millete hizmet etmeyi bize nasip etti. Sizin bize devrettiğiniz bayrağı daha yükseklere inşallah taşıyacağız.” dedi.
Konuşmaların ardından Sağlık Bakanı Memişoğlu ile İl Sağlık Müdürü Güner birbirlerine çiçek takdiminde bulundu. Güner, Bakan Memişoğlu’na Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi ile semazenlerin yer aldığı, sabır, tevazu ve hoşgörünün anlatıldığı bir tablo hediye etti.
Devir teslim töreni, günün anısına çekilen fotoğrafın ardından sona erdi.
Sincar’ın Gopel köyünden İsmail Guli Mahmud, 10 yıldır kamplarda yaşıyor.
AA’ya konuşan Mahmud, “Sincar’da emniyet yok. Durum çok kötü. Hâlihazırda daha da kötüye gidiyor. PKK var, Haşdi Şabi var ve başka silahlı güçler de var. Sincar’da nelerin yaşandığını bilemiyoruz. Su yok, elektrik yok. Gittiğimde suyu satın almak zorunda kalacağım. Buna benzer temel sorunlar var. Döndüğümüzde kalacak bir evimiz yok.” dedi.
Irak hükümetine çağrı yapan Mahmud, hükümetin geri dönebilenlere evlerini yapabilecekleri şekilde maddi yardımda bulunması gerektiğini söyledi.

– “SİNCAR’A GİDENLER TEKRAR KAMPLARA GERİ DÖNMEK ZORUNDA KALIYOR”
Mahmud, “Evine dönmek isteyenlere ayrıca iş imkanları da oluşturulamadı. Mesela evine dönenler ne iş yapacak?. Irak hükümetinin vereceği 4 milyon dinar (yaklaşık 2 bin 700 dolar) çok yetersiz. Bu parayla bir oda bile yapamazsınız.” şeklinde konuştu.
PKK mağduru Sincarlı Mahmud, şöyle devam etti:
“Sincar güvenli hale gelirse, istikrar olursa, su ve elektrik gelirse dönmek isteriz. Şu an Sincar’a gidenler tekrar kamplara geri dönmek zorunda kalıyor. Çünkü orada yaşam imkanları yok. Çadırların altındaki yaşam, DEAŞ’ın elindeki şartlar gibidir. Sürekli olarak çadırlarımız yanıyor. Irak hükümeti bu konuya el atmalı ve Yezidilerin bu haline çare bulsun.”

– “ANNELERİMIZ VE KIZ KARDEŞLERİMİZ HALA DEAŞ’IN ELİNDE”
Sincar’ın Tilbenat köyünden Salim Kori de 3 Ağustos 2014’te DEAŞ’tan kaçan Yezidilerden biri.
Kori, “3 Ağustos tarihi bizim için çok acı bir gün ve bu tarihi her sene büyük bir hüzünle anıyoruz. Annelerimiz ve kız kardeşlerimiz hala DEAŞ’ın elinde. Kadınlarımızı DEAŞ’ın elinden kurtaramadık.” dedi.
– “SINCAR’IN İDARESİNİN KİMİN ELİNDE OLDUĞUNU BİLMİYORUZ”
Kamptaki çadırlarda yaşamak istemediklerini dile getiren Kori, 10 yıldır sürdürdükleri bu durumun çekilmez boyutta olduğunu anlattı.
DEAŞ’tan kaçıp ve PKK nedeniyle evine dönemeyen Kori, şunları kaydetti:
“Çocuklar, kadınlar, erkekler ve gençler kimse bir gelecek göremiyor. Sincar’ın idaresinin kimin elinde olduğunu bilmiyoruz. Şehirde kim var emin değiliz. Orada hala Kaymakam yok. Nahiyelerde müdür yok. Kim yönetecek orayı? Şehrin kimin tarafından yönetileceğini bilseydik geleceğimizin ne olacağını tahmin edebilirdik. Uluslararası kamuoyu da gözünü Yezidilerin sorunlarına kapatmış durumda.”
Yıllardır kamp yaşamını sürdürmek zorunda kalan Sincar’ın Hanesor köyünden Usame Süleyman ise “Sincar’da istikrar yok. Orada her türlü değişik gruplar var. Çadırlarda yaşamaya mecburuz, çünkü gidecek başka yerimiz yok. Keşke Sincar’da başımızı sokabileceğimiz bir evimiz olsaydı da bu güneşin altında yaşamaktan daha iyiydi. Ancak Sincar’da yaşam çok zor.” ifadelerini kullandı.

– “SİNCAR ŞEHİR MERKEZINDE YASA DIŞI SİLAHLI GRUPLAR (TERÖR ÖRGÜTÜ PKK) VARLIĞI SÜRÜYOR”
Yezidilerin kutsal mekanlarından Laleş Tapınağı sorumlusu Said Cerdo ise DEAŞ tarafından kaçırılan veya öldürülen 3 bin kişinin akıbetinden hala haber alınamadığını söyledi.
“Sincar trajedisinin üzerinden 10 yıl geçti ancak Yezidilerin yaraları henüz iyileşmedi.” diyen Cerdo, Yezidiler’in hala kamplarda yaşayıp evlerine dönemediklerine işaret etti.
Cerdo, Sincar’da güvenli ortam oluşturulamadığını vurgulayarak, “Sincar şehir merkezinde yasa dışı silahlı grupları (terör örgütü PKK) varlığı sürüyor. Orada siyasi çekişme ortamı var. Sincar sığınmacılarına herhangi bir tazminat ödenmedi. Sincar’a yönelik bölgesel müdahaleler de Yezidilerin dönüşünün önünde engel teşkil etmektedir.” değerlendirmesi yaptı.

Erbil ile Bağdat arasında imzalanan Sincar Anlaşması’nın uygulanmamasını da eleştiren Cerdo, şöyle devam etti:
“Ne yazık ki Sincar’ın normalleştirilmesini öngören Erbil ve Bağdat arasında imzalanan Sincar Anlaşması hayata geçmedi. Irak hükümetinin bu anlaşmayı uygulama noktasında geri adım attığını görüyoruz. Irak hükümeti üzerinde bu anlaşmanın uygulanmaması için bölgesel bir baskı var. Irak hükümeti bu konuda cesur adım atmalı ve Sincar’daki şartların normalleşmesi için uluslararası kamuoyunun da desteğini almalı. Ancak Bağdat hükümeti, Yezidilerin evlerine dönebilmesi için şartları uygun hale getiremedi. O yüzden kampların kapatılması kararı yanlıştı. Her aileye 4 milyon dinar (2 bin 700 dolar) evlerine dönmeleri için yeterli değildir. Bu para ile hiçbir şey yapamazlar. Irak onlara çok iyi bir yardım sunmalıydı. Sincar olaylarından sonra Yezidilerin yurt dışına gidişi devam ediyor. Hükümet bu nedenleri ortadan kaldırmalıdır. O nedenlerden bir tanesi de Sincar’ın siyasi hesapların merkezi haline gelmesidir. Sincar ile ilgili alınan kararlar uygulanmıyor. Irak Anayasası ihlal ediliyor ve Yezidi soykırımı davası unutulmuş durumda.”



Bir dava adamı İsmail Haniye’nin portresi: Hayatını Filistin’e adadı



















Son dakika haberi: İran Devrim Muhafızları, önceki gün Tahran’da şehit edilen Hamas lideri İsmail Haniye’ye düzenlenen saldırının detaylarıyla ilgili yeni açıklama yaptı.
“HANİYE’YE SUİKASTI SİYONİST OLUŞUM GERÇEKLEŞTİRDİ”
Haniye’ye yönelik düzenlenen suikastın konutun Hamas liderinin kaldığı konutun dışından ateşlenen 7 kilogram savaş başlığı taşıyan kısa menzilli bir mermiyle düzenlendiği belirtilen açıklamada, “Suikastı Siyonist oluşum gerçekleştirdi ve ABD tarafından desteklendi” ifadelerine yer verildi.
İran, “İntikamın en uygun zamanda alınacağını” da vurguladı.
İRAN DAHA ÖNCE “FÜZE ÜLKE DIŞINDAN ATILDI” DEMİŞTİ
Suikasttan saatler sonra açıklama yapan İran, saldırının yerel saatle gece 02.00‘de ülke sınırları dışından atılan bir füzeyle gerçekleştiğini açıklamıştı.
BİNANIN DİĞER KISIMLARINDA HASAR YOK
Haniye’nin ağırlandığı İran Cumhurbaşkanlığı’na ait kompleksin içerisindeki misafirhanenin saldırı sonrası çekilen görüntülerinde misafirhane binasında sadece Haniye’nin bulunduğu katın vurulduğu ve binanın diğer kısımlarında hasar olmadığı görüldü.

CENAZESİ KATAR’DA DEFNEDİLDİ
Haniye için Katar’da cenaze töreni düzenlendi. Arap ve İslam dünyasından çok sayıda liderin katıldığı törende Türkiye heyeti de hazır bulundu. Haniye, Doha’nın 15 kilometre kuzeyindeki Luseyl kentinde defnedildi. Cenazede İsrail karşıtı sloganlar atıldı.

Türkiye’den de geniş bir heyet Doha’daki programda hazır bulundu.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın ile birçok milletvekili törene katıldı.

ABD MEDYASI: BOMBA 2 AY ÖNCE YERLEŞTİRİLDİ
ABD merkezli New York Times gazetesine bilgi veren kaynaklar, Haniye’nin kaldığı konuta 2 ay önce yerleştirilen bombanın uzaktan kumandayla patlatıldığını söyledi.
Haniye, daha önce Tahran’a geldiğinde birkaç kez bu misafirhaneyi kullanmıştı.

İran Devrim Muhafızları, ABD’nin suikastı desteklediğini söyledi. ABD’den ise yapılan açıklamada, “Saldırıdan haberimiz yoktu” denilmişti. Filistin Yasama Konseyi Üyesi Mustafa Bargusi de suikastın ABD’nin bilgisi olmadan gerçekleşmesinin “imkansız” olduğunu vurgulayarak, “Bildiğim bir şey var ki o da İsrail’in bu suikastı ABD’nin bilgisi olmadan gerçekleştirmiş olmasını hayal etmek çok zor” ifadelerini kullanmıştı.

Haniye’ye düzenlenen suikasttan hemen önce işgalci İsrail’in Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’yi ziyaret etmiş ve Kongre’de konuşma yapmıştı. Netanyahu’nun Kongre üyeleri tarafından alkışlanması tüm dünya kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştı.
HANİYE, AİLESİNDEN BİRÇOK KİŞİYİ ŞEHİT VERDİ
Hayatı mücadeleyle geçen İsmail Haniye, ailesinden 60’a yakın ismi şehit verdi. Nisan ayında oğulları Hazem, Amir ve Muhammed, Şati Kampı’nda içinde bulundukları aracı İsrail’in bombalaması sonucu şehit olmuştu. Haniye’nin gelini İnas Haniye, acı haberden sonra yayımladığı videoda, “Bu dünya fanidir ve Allah’ın izniyle buluşmamız cennette olacaktır. Elveda milletin lideri” dedi.

Türkiye, suikasta sert tepki veren ülkelerden oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Siyonist barbarlık bugüne kadar olduğu gibi emellerine yine ulaşamayacaktır” dedi. Erdoğan ayrıca, Haniye’nin ailesini de telefonla arayarak başsağlığı diledi.

301 GÜNDÜR SOYKIRIM VAR
İsrail’in Gazze’deki 2,3 milyon Filistinliyi hedef aldığı soykırımda 301 gün geride kaldı. 7 Ekim 2023’ten bu yana 3 bin 457 katliam gerçekleştirildi, 39 bin 480 Filistinli şehit oldu. Öldürülenlerin 16 bin 314’ü çocuk, 10 bin 980’i ise kadın.


Daha önce yurt dışından ithal edilen sistemler; gümrük kapılarında, limanlarda ve havalimanlarında kullanılıyordu.
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü ortak çalışmasıyla gümrük kapılarında, limanlarda ve havalimanlarında kullanılan tarama sistemlerinin yerli imkanlarla geliştirilmesi için 2019 yılında “Milli Tarama Sistemleri Projesi” başlatıldı.
Yeni sistemlerle birlikte kaçakçılıkla mücadele daha etkin bir şekilde sürdürülecek.
Proje kapsamında 24 Temmuz’da Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün tarafından 3.sü imzalanan protokol ile gümrük kaçakçılığına karşı yeni yerli tarama sistemleri eklenecek.
Yakın gelecekte milli kaynaklarla geliştirilecek “Yarı Sabit Araç ve Konteyner Tarama Sistemi”, “Mobil Araç ve Konteyner Tarama Sistemi”, “Yutucu Tespit Sistemi”, “Tren Tarama Sistemi”, “Backscatter Araç ve Konteyner Tarama Sistemi”, “CT Bagaj Tarama Sistemi”, gümrüklerde, limanlarda ve havalimanlarında kaçakçılara göz açtırmamayı planlıyor.
‘Yarı Sabit Araç ve Konteyner Tarama Sistemi’; belirli bir konumda kurulup, gerektiğinde başka bir yere taşınabiliyor. Genellikle büyük araçları ve konteynerleri taramak için tasarlanan sistem, yüksek enerjili X-ışınları veya diğer elektromanyetik dalgaları kullanarak içyapının görüntülenmesini sağlayacak.
Araçların, konteynerlerin ve diğer büyük yüklerin içyapısını hızlı ve etkili bir şekilde taramak için tasarlanan ‘Mobil Araç ve Konteyner Tarama Sistemi’ genellikle kamyon veya treyler üzerine monte edilip, tarama yapılacak alana kolayca taşınabiliyor. Yüksek enerjili X-ışınları veya diğer elektromanyetik dalgaları kullanarak araçların ve konteynerlerin içindeki gizli malzemeleri tespit edebilecek.

Araçların, konteynerlerin ve diğer büyük yüklerin içindeki saklı malzemeleri tespit etmek için kullanılacak olan ‘Backscatter Araç ve Konteyner Tarama Sistemi’; elektromanyetik dalgaların geri saçılması teknolojisini kullanan ileri bir görüntüleme teknolojisine sahip.
‘CT Bagaj Tarama Sistemi’ de bagajları her yönden tarayarak, 3 boyutlu görüntü alabilecek ve bagaj içinde şüphelenilen herhangi bir eşyayı seçip, ayrı olarak detaylı incelenmesine olanak sağlayabiliyor. Organik ve inorganik maddeleri görüntüleyebilen sistem, renk tanımlaması yapıp, bagaj içindeki patlayıcı maddeleri; konumu, şekli, yeri ve açısı fark etmeksizin, otomatik olarak tespit edebilecek.
Türkiye’nin hedef veya transit ülke konumunda olduğu yasa dışı uyuşturucu madde sevkiyatlarında, uyuşturucu kuryelerinin vücutlarında taşıdığı uyuşturucu maddelerin tespit eden ‘Yutucu Tespit Sistemi’ devreye girecek.
Trenlerin içindeki kargo ve yolcu bölmelerini taramada kullanılacak olan ‘Tren Tarama Sistemi’, trenin içindeki eşya veya kişileri tespit etmek için ileri bir görüntüleme ve tespit teknolojisine sahip. Sabit veya mobil olabilen sistem, genellikle trenlerin hareket halindeyken bile taranmasına imkan sağlayacak.
Konuya ilişkin bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Önümüzdeki süreçte, mevcut sistemlerin etkinliğini artırmak ve yeni teknolojik yenilikleri entegre etmek amacıyla yeni tarama ve kontrol sistemlerinin geliştirilmesine devam edilecek, bunlara ilave olarak yapay zeka gibi yeni nesil teknolojilerin proje kapsamında geliştirilmesi, tarama sistemlerine entegrasyonu ve yaygınlaştırılması sağlanacaktır.’’ gümrüklerin daha etkin ve daha üst düzeyde güvenli hale getirilmesinin amaçlandığına dikkat çekildi.

‘Deprembis’ uygulamasının yeni sürümü artık fay bilgilerini, geçmişte meydana gelen depremleri ve fay hattının hangi büyüklükte deprem üretebileceği bilgilerini vermeye başladı.

Uluslararası deprem ajanslarının verilerinin kullanıldığı uygulama 925×740 metre alanlar arasındaki zeminleri gösterirken, kabul edilmiş fay hatlarını da inceleme imkanı sağlıyor.

Ücretsiz kullanıma sunulan ‘deprembis’ uygulamasına günlük 10 sorgulama hakkıyla www.deprembis.com.tr adresinden erişilebiliyor.

‘HERKES OTURDUĞU YERİN ZEMİNİNİ MERAK EDİYOR’
Prof. Dr. Kutoğlu, vatandaşların da girip rahatlıkla anlayabileceği şekilde bir uygulama olduğunu belirterek, “Deprem konusu, ülkemizde vatandaşlarımızı çok meşgul eden bir konu. Özellikle geçtiğimiz sene yaşadığımız 6 Şubat depremlerinden sonra bütün ülke olarak vatandaşlarımız tedirgin. Herkes oturduğu yerin zeminini merak ediyor. Herkes bölgesinde fay var mı, yok mu; bu fay aktif mi, değil mi; bu fay deprem üretirse ne kadar büyüklükte deprem üretir, ne kadar hasar olur gibi soruları merak ediyor. Bununla ilgili de sürekli her gün haberlerde birtakım açıklamalar, görüşler görüyoruz. Bu açıklamalar ve görüşler de zaman zaman birbiriyle çelişebiliyor. Vatandaşımızın da kafası karışabiliyor. Biz istedik ki kabul görmüş, uluslararası arenada yayınlanmış, üzerinde uzlaşılmış verileri toplayıp vatandaşımızın anlayacağı dilde, vatandaşımızın kendi zeminini, bölgesindeki tehlikeyi sorgulayabileceği bir formata getirelim. Böylece vatandaşımız rahatlıkla kendi başına bulunduğu bölgedeki durumu gözden geçirebilsin istedik” dedi.

‘DEPREM TARİHİ ÇOK GEÇMİŞTEYSE O KADAR YAKIN TEHLİKE SÖZ KONUSUDUR’
Prof. Dr. Kutoğlu, vatandaşların bölgelerindeki fayların kaç büyüklüğünde deprem üretebileceğini de uygulama sayesinde görebileceğini belirterek, “Üzerinde uzlaşılmış global deprem ajansları, yer bilimleri ajansları tarafından servis edilen verileri ve depremleri de topladık. Bunları ‘deprembis’ portalına aktardık. Şimdi vatandaşlarımız artık burada sisteme giriş yapıp bölgelerindeki fayları da sorgulayabilecekler. Vatandaşlarımız artık bulundukları bölgedeki fayların mevcudiyetini, fayların kaç büyüklüğünde deprem üretebileceğini ve en son ne zaman ve kaç büyüklüğünde deprem üretmiş olduğunu fayın üzerine tıklayarak görebilecekler. Deprem tarihi çok geçmişteyse o kadar yakın tehlike söz konusudur. Artık vatandaşlarımız rahatlıkla, kimseye ihtiyaç duymadan bu bilgileri ‘deprembis’ üzerinden görebilecekler” diye konuştu.

YENİ FAYLAR VE HAREKET HIZLARI EKLENECEK
Projeyi sosyal sorumluluk projesi olarak geliştirdikleri söyleyen Prof. Dr. Kutoğlu, ‘deprembis’ internet sitesini ticari kullanıma sunmadıkları için sistemdeki yoğunluğu engellemek adına her kullanıcıyı günlük 10 sorgulama ile sınırladıklarını söyledi.

3’üncü aşamada güncellenen fay haritalarındaki bilgileri verileri de sistem içerisine aktaracaklarını belirterek, “3’üncü fazda, çalışmaya devam ediyoruz. Bu fayların hareket hızlarını da koyacağız. Ortalama kaç senede bir deprem üretir bunları da üzerine koyacağız. Dolayısıyla geçmiş depremden bu yana geçen süreye bakıldığı zaman tehdidin ne kadar yakın olduğu görmek mümkün olacak. Bunlar, uluslararası kuruluşlarca servis edilen fay haritaları. Biz Maden Tetkik Arama’nın (MTA), haritalarını da sayısallaştırıyoruz onları da sayısallaştırdıkça haritamızda onlar da bulunacak” ifadelerini kullandı.

“Anadolu’nun kilidi, doğu ile batının kavşak noktası” olarak nitelendirdiği kente değer katmak için çalıştıklarını ifade eden Göktaş, “Ecdadımızın emaneti olan bu güzel şehri, her alanda güçlü kılarak geleceğe taşımak hepimizin sorumluluğudur. Bu anlayışla, 2002’den bugüne kadar yapılan 138 milyar liranın üzerinde yatırımla Afyonkarahisar’a büyük hizmetler yapıldı.” diye konuştu.
İlk günkü heyecanla, el, gönül birliğiyle güzel bir şehir miras bırakmak için çalıştıklarını bildiren Göktaş, şunları söyledi:
“Sosyal hizmet merkezlerimizle bu şehrin kadınlarına, çocuklarına, yaşlılarına, engellilerine hizmet ediyoruz. Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarımızla 7’den 77’ye vatandaşlarımızın yanında olmaya gayret ediyoruz. Bu noktada Afyonkarahisar’da ve Antalya’da ‘Bireysel Sosyal Hizmet Danışmanlığı Modeli’nin pilot uygulamasını başlattık.
Bu kapsamda bugün Afyonkarahisar’da 350 otizmli birey ve ailesi için sosyal hizmet danışmanlarımız görevlendirdik. Bu modelle, otizmli bireylerin kendilerine ve ailelerine destek vermeye başladık. Danışmanlarımız her aileyi, ihtiyaçları doğrultusunda belirli aralıklarla takibini yapıyor. Böylece otizmli bireylerin en uygun hizmetlere ulaşması için aileyle çalışarak karar alma süreçlerine yardımcı oluyoruz. Bunun yanı sıra ailelerimize psikososyal destek hizmeti veriyoruz.”
Göktaş, proje kapsamında edindikleri tecrübeyi Afyonkarahisar ve Antalya’nın ardından tüm illere aktaracaklarını belirtti.
‘KENDİNİ BİLMEZ BİR BAKAN…’
AK Parti’nin 23 yıl boyunca yurdun geneline dev eserler kazandırdığını, büyük hizmetler götürdüğünü ifade eden Göktaş, “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, her daim bölgesinde ve dünyada sorunlara çözüm üreten, barış odaklı bir vizyon doğrultusunda hareket etti, adım attı.” dedi.
Erdoğan’ın uluslararası tüm platformlarda Türkiye’nin hak ve hukukunu, devletin çıkarlarını, milletin onurunu kararlılıkla savunduğunu vurgulayan Göktaş, şöyle devam etti:
“Dünya beşten büyüktür çıkışıyla her zaman adalet ve eşitlik için sesini yükselterek, adil ve dengeli bir sistemin kurulması gerekliliğini dile getirdi. Filistin’den Yemen’e, Libya’dan Ukrayna’ya kadar derin krizlerin yaşandığı her bölgede her daim mazlumun ve mağdurun sesi oldu. Kudüs’ü savunmanın insanlığı savunmak, barışı savunmak, farklı inançlara saygıyı savunmak olduğu inancıyla Filistin mücadelesini her daim sürdüreceğini dile getirdi.
Filistin davası bizim öz meselemiz, Filistinliler can kardeşimizdir. Asırlardır barışın ve huzurun temsilcisi olan Filistin toprakları, bugün ne yazık ki hala bir ateş çemberi altında tutuluyor. 75 yıldır işgal altında olan Filistin, bütün dünyanın gözü önünde yağmalanıyor. Çatışmalar nedeniyle Gazze’de hayatını kaybeden 40 bine yakın Filistinlinin çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşuyor. Bugün Filistinli kardeşlerimiz soykırıma uğruyor. Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in Gazze, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da işgalci olduğunu tespit etmesine rağmen İsrail işgallerine devam ediyor.”
İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan paylaşımına tepki gösteren Göktaş, şunları kaydetti:
“İsrailli kendini bilmez bir Bakan, Sayın Cumhurbaşkanımızın adını ağzına almaya cüret ederek, pervasızca demokrasi dersi verme hadsizliğinde bulunabiliyor. Bugün soykırım suçluları, bu mücadelenin yılmaz savunucusu İsmail Heniyye’yi hain bir suikast sonucu şehit etti. Heniyye, inandığı gibi yaşadı, yaşadığı gibi öldü. Bütün ömrünü Filistin davasına adadı. Verdiği mücadeleyle kendinden sonra gelen tüm nesillere örnek oldu. Gazze’nin şehitler kervanına katılan Heniyye’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Özgür Filistin davası uğruna şehit olan tüm Filistinli kahramanları rahmetle yad ediyorum. Tüm Filistin halkına ve Filistin davasına gönül vermiş insanlara sabır ve başsağlığı diliyorum. Nehirden denize, özgür Filistin için dualarımız onlarla.
İsrail, Gazze’de işlediği soykırımın üstünü kapatamayacak ve er ya da geç bu insanlık dışı vahşetin hesabını adalet önünde verecek. Bütün dünyanın sessiz kaldığı bu büyük insanlık dramına, Filistinli kardeşlerimizin uğradığı soykırıma sessiz kalmayacağız. Her daim Filistin’in haklı mücadelesini savunmaya devam edeceğiz.”
]]>Uygulama yapan polislere biber gazı sıkıp ateş ettiler
Hazırlanan iddianamede, olay günü DHKP-C silahlı terör örgütü mensubu Emrah Yayla ve Pınar Birkoç’un, adliyenin D blok kapısına yaklaştıkları sırada görevli polis memurları tarafından uygulama yapıldığı, uygulama sırasında eylemci Birkoç’un görevli polis memurlarının yüzlerine 2-3 saniye kadar biber gazı sıktığı, bu sırada Birkoç’un arkasında bulunan Yayla’nın polis memuruna ateş ettiği, silahın ateş almaması üzerine yeniden ateş ettiği ve sağ ayağından yaraladığı anlatıldı.
1 vatandaşın ölümüne neden oldukları kaydedildi
Polislerden birinin adliye binası istikametine diğerinin C blok istikametine doğru koşmaya başlaması üzerine her iki eylemcinin de C blok istikametine doğru koşan polis memurunun arkasından polis memurlarını hedef alarak ateş ederek koşmaya başladıklarının belirtildiği iddianamede, bu sırada Dilfiraz Karataş isimli vatandaşın eylemcilerce açılan ateş sonucu olay yerinde yaralandığı, sonrasında kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, eylemcilerin ise C blok önündeki nöbet kulübesine doğru ateş ederek gelmesi üzerine kulübede bulunan polislerin karşılık vermesiyle etkisiz hale getirildikleri aktarıldı.
Örgütün ‘Merkez Komitesi’ deşifre oldu
Hazırlanan iddianamede, DHKP-C terör örgütünün ‘merkez komite’ olarak adlandırılan yapı tarafından yönetildiği, örgüt yönetiminin silahlı, bombalı ve benzeri bir eylem kararı alması sürecinde örgüt sorumlularının bu süreçte rol aldığı, şüpheliler Zerrin Sarı, Fehriye Erdal, Seher Demir ve Musa Aşoğlu’nun örgütün merkez ve genel komitesi içerisinde faaliyet yürüttükleri ve bu şüpheliler hakkında yakalama kararı çıkarıldığı kaydedildi. İddianamede, örgüt yöneticilerinin örgüt üyeleri arasında iş bölümü yapma, örgütün hedef ve amaçları doğrultusunda yapılacak eylem, gösteri yürüyüşü, propaganda faaliyetlerini yürütecek örgüt üyelerine talimat verme ve örgüt üyeleri arasında hiyerarşiyi belirleme pozisyonunda bulundukları kaydedildi.
Örgüt şemasının detayları ortaya çıktı
Örgütün şemasının da yer aldığı iddianamede, merkez komitesinde yer alan 4 şüphelinin yanı sıra, şüphelilerden Necmiye Birkoç’un örgütün sözde mahalli alan yapılanması sorumlusu, Ayten Öztürk’ün sözde Türkiye sorumlusu, Seda Şaraldı’nın sözde halkın hukuk bürosu yöneticisi, Seher Adıgüzel’in grup yorum sorumlusu, Meryem Özsöğüt’ün sözde sağlık kabini sorumlusu, Ulaş İnci’nin sözde gençlik sorumlusu olduğu da belirtildi.
Gözaltına alındıklarında örgütsel tavır sergiledikleri aktarıldı
Hazırlanan iddianamede, şüphelilerin gözaltına alınmalarıyla beraber örgütsel tavır sergiledikleri, örgüt mensuplarının gözaltında bulundukları süre içerisinde açlık grevine gitme, tüm aşamalarda direnme, imza atmama gibi uymaları gereken kuralların örgüt tarafından yazılı hale getirildiği kitapçıktaki kurallara harfiyen uydukları kaydedildi.
19 şüpheliye 15’er yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede, firari şüpheliler Zerrin Sarı, Seher Demir, Musa Aşoğlu, Fehriye Erdal ile şüpheliler Necmiye Birkoç, Nejla Birkoç, Ayten Öztürk, Diyar Ersoy, Elif Ersoy, Ercan Güneş, Gamze Eroğlu, Hakan İnci, Hasan Karapınar, Meryem Özsöğüt, Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Oktay Kelebek, Seda Şaraldı, Seher Adıgüzel ve Ulaş İnci’nin ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan ayrı ayrı 7’şer yıl 6’şar aydan 15’er yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
Öte yandan öldürülen teröristler Emrah Yayla ile Pınar Birkoç hakkında ‘anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme’, ‘kasten öldürme’, ‘kamu malına zarar verme’, ‘tasarlayarak öldürme’ ve ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği öğrenildi. Şüphelilerin yargılanmasına 31 Ekim tarihinde İstanbul 26.Ağır Ceza Mahkemesi’nce başlanacak.
Milli İstihbarat Akademisinden yapılan açıklamaya göre, akademinin hazırladığı “İsrail’de Radikal Sağ” raporunda, 7 Ekim sonrasında İsrail’in politik ve askeri hamlelerinin en belirleyici toplumsal kesimlerinden birinin, ülkedeki fanatik, şiddet yanlısı, aşırı sağcı gruplar olduğu belirtildi.
Raporda bu grupların, mevcut durumda Gazze’nin işgal altında tutularak, Gazzelilerin sürülmesini ve bu toprakların yerleşime açılmasını savunduğu vurgulandı.
TEMEL MOTİVASYON ‘VADEDİLMİŞ’ TOPRAK İNANCI
Raporda, Filistin coğrafyasında ve özellikle de 7 Ekim sonrasında Gazze’de, İsrail’in yürüttüğü kanlı saldırıların teolojik ve politik bağlamının çözümlenmeye çalışıldığı kaydedildi.
İsrail’deki aşırı sağ siyaset ile işgalci yerleşimciliğin örtüştüğü bildirilen raporda, İsrail aşırı sağının temel motivasyonunun, “Ürdün Nehri’nden Akdeniz’e kadar olan bölgenin dini motivasyonlarla tamamen Yahudileştirilmesi olduğu” belirtildi.
Raporda, İsrail’in 1967’den beri Doğu Kudüs, Batı Şeria, Golan Tepeleri ve 2005/2023 dönemi hariç Gazze’yi uluslararası hukuka aykırı olarak işgal altında tuttuğu aktarıldı.
1967 yılı sonrasında ise dini motivasyonlarla buralarda işgalci yerleşimler kuran aşırı sağcı Yahudi grupların, İsrail’in bu bölgelerde askeri varlık göstermek için bahane olarak kullandığı unsurlar olduğu kaydedilen raporda, bu yönüyle yerleşimlerin de İsrail jeopolitik düzleminin ileri karakolları olarak görüldüğünün altı çizildi.
GAZZE VE BATI ŞERİA DETAYI: İNKANSIZ…
İsrail’in güvenlik sağlama kapasitesinin yetersizliği ve bu bölgelerde iskan edebileceği yeterli Yahudi nüfusuna sahip olmamasına da dikkati çekilen raporda, bu bağlamda Batı Şeria ve Gazze’nin ilhak edilerek, doğrudan siyasal egemenlik alanına dahil edilmesinin imkansız olduğu vurgulandı.
İSRAİL’DE AŞIRI SAĞ-SEKÜLER GERİLİMİ VAR
Raporun devamında ise “Batı Şeria’da yaşayan işgalci yerleşimci grupların, İsrail’den bu bölgede daha fazla askeri varlık göstermesini talep etmesi ve Filistinlilere karşı terör eylemlerinde bulunarak gerilimi zirvede tutmasının ciddi bir askeri ve finansal maliyeti vardır. Bu durum da İsrail’deki fanatik, aşırı sağcı gruplarla önemli bir kısmını liberal-seküler İsraillilerin oluşturduğu üst düzey askeri kadrolar arasında ciddi bir gerilime sebep olmaktadır.” ifadeleri kullanıldı.

Raporda, 2005’te Gazze’den çekilen İsrail’in yerleşimleri boşaltmasının ise yerleşimcilerin İsrail Devleti’ne karşı şüpheci ve temkinli tutumlar geliştirmesine sebep olduğu anlatıldı.
Bu güvensizlik ortamında fanatik aşırı sağcı grupların, gerektiğinde devlete karşı yasal ve devletten bağımsız finansal ihtiyaçlarını karşılamak üzere çeşitli sivil toplum ağları kurduğu aktarılan raporda, devletten büyük destek alsalar da bu kuruluşların, aşırı sağın İsrail siyasetine angaje olmasının önemli araçları haline geldiği belirtildi.
İsrail radikal sağının devlet kadrolarıyla yaşadığı gerilimlerin de anlatıldığı raporda, İsrail’in en sağ eğilimli koalisyonunun Ocak 2023’te İsrail Yüksek Mahkemesinin yapısını ve yetkilerini değiştirme girişimine vurgu yapıldı. İsrailli “askeri elitlerin” açıktan tepkisini çekerek durumu daha da gergin hale getirdiği belirtildi.
NETANYAHU SOYKIRIMA GİRİŞTİ
7 Ekim sonrasında gelişen Gazze’nin işgali sürecinde, “askeri elitler ve sağ koalisyon” arasındaki çatışmanın yeni bir düzleme taşındığı ifade edilen raporda, askeri kanadın yine kanlı ancak görece daha kontrollü bir işgal süreci yürütme planları yaptığı kaydedildi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun başını çektiği hükümetin ise açıktan soykırıma girişerek, siyasi destek kayıplarını toparlamaya çalıştığı ve Netanyahu’nun sürecin gidişat ve nihayetini belirsizleştirdiğine işaret edildi.

Aşırı sağcı grupların, Gazze’deki işgalin kalıcı hale getirilmesini ve Gazze’nin Yahudi yerleşimine açılmasını savunmasının, İsrail ordusuyla yaşadıkları gerilimin yeni unsurlarından biri olduğu aktarılan raporda, ordunun, mevcut hükümete muhalif duruşunun da etkisiyle burada Yahudi varlığını güvence altına almanın büyük askeri ve finansal maliyetleri olacağını öne sürdüğü tespiti yapıldı.
]]>Rusya’da muhabirlik yapan Gershkovich, Mart 2023’te casusluk suçundan tutuklandı
Takası yapılan her isimlerden biri olan ve dünya kamuoyunda adı sıkça duyulan Wall Street Journal muhabiri Evan Gershkovich, Rusya’da muhabirlik yaparken Mart 2023’te casusluk suçundan tutuklandı. Rus savcılığı Evan Gershkovich’i, “Sverdlovsk bölgesinde askeri teçhizat üretimi ve onarımı yapan bir savunma şirketinin faaliyetleri hakkında gizli bilgi toplamak” gerekçesi ile suçladı. Gershkovich, Rusya tarihinde casusluk suçlaması ile tutuklanan ilk yabancı medya çalışanı oldu. Takas görüşmelerinin yapıldığı dönemde Rusya tarafından 19 yıl hapse mahkum edildi.

ABD Deniz Piyade Kolordusu’nda 8 yıl görev yapmış olan Whelan da takas edildi
Rusya’da tutuklu olan ve takas operasyonunda ABD’ye teslim edilen bir diğer isim eski bir deniz piyadesi olan Paul Whelan. ABD Deniz Piyade Kolordusu’nda 8 yıl görev yapmış olan Paul Whelan, 2018 yılında “casusluk” suçlaması ile Moskova’da tutuklandı. 2022 yılında Whelan’ın yasadışı silah ticareti ve terör finansmanlığı suçundan 10 yıldır ABD’de hapis yatan Viktor Bout ile takas edilmesi gündeme geldi ancak Paul Whelan’ın adı takas listesinde yer almadı. Bu olay Bıden hükümetinin kamuoyunda büyük tepki toplamasına neden oldu.
ABD ve Rus vatandaşı Kurmasheva ABD’ye iadesi yapılan bir diğer gazeteci oldu
ABD ve Rusya vatandaşlığı olan Alsu Kurmasheva da ABD’ye iadesi yapılan bir diğer gazeteci oldu. Alsu Kurmasheva, Mayıs 2023’te ailevi sebeplerden dolayı gittiği Rusya’dan Çekya’ya dönmeye çalışırken havaalanında gözaltına alındı. “Yabancı çalışan olup devlete bildirmeme” ve “dezenformasyon” suçlarından hüküm giydi.
İdam Cezasından Kurtuldu
Kızıl Haç bünyesinde çalışan Rico Krieger, Rusya-Ukrayna savaşı sırasında Belarus’ta gözaltına alındı. Rico Krieger, Belarus’a turist olarak gittiğini iddia etti ancak Rusya’ya göre bu ajanlık için bir kılıftı. Rico Krieger, Rusya’ya göre Ukrayna güvenlik servislerinde yer aldı. Altı ayrı suçlama ile mahkum edilen Rico Krieger, 24 Haziran 2024’te “terör ve paralı askerlik” suçlamaları ile Belarus’ta idam cezasına çarptırıldı. Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, Rico Krieger afetti. Krieger, affedildikten 2 gün sonra Türkiye’de gerçekleştirilen takas operasyonu ile Almanya’ya döndü.

NAVALNY’nin Yakın Müttefiki İade Edildi
Tarihi takas sırasında Almanya’ya dönen bir diğer önemli isim de İlya Yashin’di. Rus vatandaşı olan Yashin, Krasnoselsky Belediye Başkanlığı yaptı. Rus muhalif lider Aleksey Navalny’nin yakın müttefiki olan ve muhalif çizgide siyaset yapan Yashin, Rus ordusu hakkında “yanlış bilgi” yaydığı gerekçesi ile Aralık 2022’de mahkum edildi.
Putin’e muhalif Kara-Murza Almanya’ya döndü
Rusya Devlet Başkanı Putin’in en büyük muhaliflerinden olan Vladimir Kara-Murza da Türkiye’deki takas operasyonunda Almanya’ya dönen önemli isimlerden biri oldu. 25 yıl hapse mahkum edilen Vladimir Kara-Murza, Nisan 2022’de Rus ordusu hakkında “yanlış bilgi” yayma, “istenmeyen bir örgütle” işbirliği yapma ve devlete ihanet suçlamalarıyla tutuklandı. İki kez zehirlenen ve ölümden dönen Vladimir Kara-Murza’ya verilen ceza uluslararası kamuoyunda sıkça kınandı. Vladimir Kara-Murza, hapishanede olduğu dönemde Washington Post için yazılar da kaleme aldı.
Rus istihbarat çalışanı Rusya’ya döndü
Rusya için önemli bir isim olan Vadim Krasikov, takas operasyonunda Almanya’dan getirilen tek isim oldu. Vadim Krasikov, Rusya Devlet Başkanı Putin’in terörist olarak adlandırdığı Çeçen muhalif savaşçı Zelimkhan Khangoshvili öldürmek için FSB tarafından özel eğitim alarak, Berlin’e gönderildi. Vadim Krasikov, 2019’da Khangoshvili’yi Almanya’da öldürme suçundan ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Yakalandığı ilk dönemde Rusya ile bağlantısı reddedilen Vadim KRASİKOV için PUTİN daha sonra “vatansever” ifadelerini kullandı. Vadim Krasikov’un, ölmeden önce muhalif siyasetçi Aleksey Navalny ile takası da gündeme gelmişti.
Rusya’ya dönen iki çocuklu bir aile de vardı
Öte yandan takas operasyonunda dizilere konu olan bir hikaye de gerçek oldu. Tarihi takasta iki çocuklu Rusya Dış İstihbarat Servisi’ne çalışan karı-koca da yer aldı. SVR çalışanı Artem Dultsev ve Anna Dultseva Slovenya’da sahte Arjantin pasaportu ile yakalandı. Maria Rosa Mayer Munoz takma ismini kullanan Anna Dultseva, Slovenya’da bir sanat galerisi sahibi gibi davranıyordu. İki çocukları ile birlikte Slovenya’dan getirilen aile takas operasyonu ile Rus yetkililere teslim edildi.
]]>Milli İstihbarat Akademisinden yapılan açıklamaya göre, akademinin hazırladığı “İsrail’de Radikal Sağ” raporunda, 7 Ekim sonrasında İsrail’in politik ve askeri hamlelerinin en belirleyici toplumsal kesimlerinden birinin, ülkedeki fanatik, şiddet yanlısı, aşırı sağcı gruplar olduğu belirtildi.
Raporda bu grupların, mevcut durumda Gazze’nin işgal altında tutularak, Gazzelilerin sürülmesini ve bu toprakların yerleşime açılmasını savunduğu vurgulandı.
TEMEL MOTİVASYON ‘VADEDİLMİŞ’ TOPRAK İNANCI
Raporda, Filistin coğrafyasında ve özellikle de 7 Ekim sonrasında Gazze’de, İsrail’in yürüttüğü kanlı saldırıların teolojik ve politik bağlamının çözümlenmeye çalışıldığı kaydedildi.
İsrail’deki aşırı sağ siyaset ile işgalci yerleşimciliğin örtüştüğü bildirilen raporda, İsrail aşırı sağının temel motivasyonunun, “Ürdün Nehri’nden Akdeniz’e kadar olan bölgenin dini motivasyonlarla tamamen Yahudileştirilmesi olduğu” belirtildi.
Raporda, İsrail’in 1967’den beri Doğu Kudüs, Batı Şeria, Golan Tepeleri ve 2005/2023 dönemi hariç Gazze’yi uluslararası hukuka aykırı olarak işgal altında tuttuğu aktarıldı.
1967 yılı sonrasında ise dini motivasyonlarla buralarda işgalci yerleşimler kuran aşırı sağcı Yahudi grupların, İsrail’in bu bölgelerde askeri varlık göstermek için bahane olarak kullandığı unsurlar olduğu kaydedilen raporda, bu yönüyle yerleşimlerin de İsrail jeopolitik düzleminin ileri karakolları olarak görüldüğünün altı çizildi.
GAZZE VE BATI ŞERİA DETAYI: İNKANSIZ…
İsrail’in güvenlik sağlama kapasitesinin yetersizliği ve bu bölgelerde iskan edebileceği yeterli Yahudi nüfusuna sahip olmamasına da dikkati çekilen raporda, bu bağlamda Batı Şeria ve Gazze’nin ilhak edilerek, doğrudan siyasal egemenlik alanına dahil edilmesinin imkansız olduğu vurgulandı.
İSRAİL’DE AŞIRI SAĞ-SEKÜLER GERİLİMİ VAR
Raporun devamında ise “Batı Şeria’da yaşayan işgalci yerleşimci grupların, İsrail’den bu bölgede daha fazla askeri varlık göstermesini talep etmesi ve Filistinlilere karşı terör eylemlerinde bulunarak gerilimi zirvede tutmasının ciddi bir askeri ve finansal maliyeti vardır. Bu durum da İsrail’deki fanatik, aşırı sağcı gruplarla önemli bir kısmını liberal-seküler İsraillilerin oluşturduğu üst düzey askeri kadrolar arasında ciddi bir gerilime sebep olmaktadır.” ifadeleri kullanıldı.

Raporda, 2005’te Gazze’den çekilen İsrail’in yerleşimleri boşaltmasının ise yerleşimcilerin İsrail Devleti’ne karşı şüpheci ve temkinli tutumlar geliştirmesine sebep olduğu anlatıldı.
Bu güvensizlik ortamında fanatik aşırı sağcı grupların, gerektiğinde devlete karşı yasal ve devletten bağımsız finansal ihtiyaçlarını karşılamak üzere çeşitli sivil toplum ağları kurduğu aktarılan raporda, devletten büyük destek alsalar da bu kuruluşların, aşırı sağın İsrail siyasetine angaje olmasının önemli araçları haline geldiği belirtildi.
İsrail radikal sağının devlet kadrolarıyla yaşadığı gerilimlerin de anlatıldığı raporda, İsrail’in en sağ eğilimli koalisyonunun Ocak 2023’te İsrail Yüksek Mahkemesinin yapısını ve yetkilerini değiştirme girişimine vurgu yapıldı. İsrailli “askeri elitlerin” açıktan tepkisini çekerek durumu daha da gergin hale getirdiği belirtildi.
NETANYAHU SOYKIRIMA GİRİŞTİ
7 Ekim sonrasında gelişen Gazze’nin işgali sürecinde, “askeri elitler ve sağ koalisyon” arasındaki çatışmanın yeni bir düzleme taşındığı ifade edilen raporda, askeri kanadın yine kanlı ancak görece daha kontrollü bir işgal süreci yürütme planları yaptığı kaydedildi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun başını çektiği hükümetin ise açıktan soykırıma girişerek, siyasi destek kayıplarını toparlamaya çalıştığı ve Netanyahu’nun sürecin gidişat ve nihayetini belirsizleştirdiğine işaret edildi.

Aşırı sağcı grupların, Gazze’deki işgalin kalıcı hale getirilmesini ve Gazze’nin Yahudi yerleşimine açılmasını savunmasının, İsrail ordusuyla yaşadıkları gerilimin yeni unsurlarından biri olduğu aktarılan raporda, ordunun, mevcut hükümete muhalif duruşunun da etkisiyle burada Yahudi varlığını güvence altına almanın büyük askeri ve finansal maliyetleri olacağını öne sürdüğü tespiti yapıldı.
]]>HAVA DURUMU NASIL OLACAK?
Meteoroloji Genel Müdürlüğü olarak yapılan değerlendirmelere göre; Ülkemizin kuzey kesimleri ve Doğu Akdeniz’in parçalı bulutlu, Doğu Karadeniz kıyı illerinin iç kesimleri, Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusu ve Doğu Akdeniz’in Toroslar kesimi ile Artvin çevreleri ve Edirne’nin kuzey kesimlerinin yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

HAVA SICAKLIĞI: Hava sıcaklıklarının batı ve iç kesimlerde mevsim normallerinin 3-5 derece üzerinde, yurdun doğusunda normalleri civarında seyretmesi bekleniyor.
RÜZGAR: Genellikle kuzeyli yönlerden, yurdun güney kesimlerinde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
BÖLGELERİMİZDE HAVA
MARMARA
Az bulutlu ve açık, zamanla batı kesimleri parçalı bulutlu, Edirne’nin kuzey kesimlerinin bu akşam saatlerinde kısa süreli yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
EDİRNE °C, 39°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, kuzey kesimleri akşam saatlerinde kısa süreli yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İSTANBUL °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
KIRKLARELİ °C, 37°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu
KOCAELİ °C, 35°C
Az bulutlu ve açık

EGE
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
DENİZLİ °C, 41°C
Az bulutlu ve açık
İZMİR °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
MUĞLA °C, 37°C
Az bulutlu ve açık
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık, Doğu Akdeniz’in yer yer parçalı bulutlu, Toroslar kesiminin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 35°C
Parçalı bulutlu, öğleden sonra kuzey ilçeleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA °C, 32°C
Az bulutlu ve açık
HATAY °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
ISPARTA °C, 37°C
Az bulutlu ve açık

İÇ ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
ÇANKIRI °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
ESKİŞEHİR °C, 34°C
Az bulutlu ve açık
KONYA °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
BATI KARADENİZ
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 31°C
Az bulutlu ve açık
DÜZCE °C, 34°C
Az bulutlu ve açık
SİNOP °C, 30°C
Az bulutlu ve açık
ZONGULDAK °C, 28°C
Az bulutlu ve açık

ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı, yer yer çok bulutlu, Doğu Karadeniz kıyı illerinin iç kesimleri ile Artvin çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
ARTVİN °C, 27°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
TRABZON °C, 28°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, iç kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Az bulutlu, bölgenin kuzeydoğu kesimlerinin parçalı, yer yer çok bulutlu, öğleden sonra Erzurum, Kars, Ardahan, Ağrı ve Iğdır çevreleri ile Van’ın doğu ilçelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 28°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğleden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 27°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğleden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
VAN °C, 28°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğleden sonra doğu ilçeleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR °C, 40°C
Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
SİİRT °C, 39°C
Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA °C, 39°C
Az bulutlu ve açık
]]>Levy, İsrail’in Hamas ve Hizbullah liderlerine düzenlediği suikastların “bazı İsrailli kabadayıların egosunu” tatmin etmekten başka bir amaca hizmet etmediğine dikkati çekti.
Suikastların ne İsrail’in çıkarlarına ne de güvenliği oluşturmaya hizmet ettiğini söyleyen Levy, “Bu herkesin kendilerinin ne kadar sofistike olduklarını göstermek için James Bond olmak istediği çocuk oyunu gibi.” dedi.
Levy, Netanyahu’nun “Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi öldürmenin Hamas’ı ortadan kaldıracağını ve İsrail’in hedefine ulaşacağını” düşündüğünü ancak bunun tamamen gerçeklikten kopuk bir düşünce olduğunu vurguladı.
Hamas’ın Netanyahu’nun düşüncesinin aksine siyasi açıdan 7 Ekim öncesinden “çok daha güçlü” olduğunu aktaran Levy, “Siyasi olarak Hamas bugün Batı Şeria’da, Arap dünyasında, belki de tüm dünyada çok daha popüler, çok daha fazla kabul görüyor.” diye konuştu.
Levy, geçmişte suikasta uğrayan Hamas liderlerini hatırlatarak, İsrail’in her seferinde Hamas’ın ortadan kaldırıldığını öne sürdüğünün ancak “birkaç ay sonra daha güçlü bir Hamas görüldüğünün” altını çizdi.
– “NETANYAHU ÇATIŞMANIN BİTMESİNİ İSTEMİYOR”
Son zamanlarda düzenlenen suikastların Netanyahu’nun Gazze’deki çatışmanın devam etmesini istediğine işaret ettiğini kaydeden Levy, ateşkes görüşmelerinin “müzakerecilerden biri öldürüldüğünde” devam edemeyeceğinin altını çizdi.
Levy, ateşkes görüşmelerinin uzun bir süre erteleneceğini belirterek, “Ya görüşmelere devam edersin ya da suikastlara, ikisini birlikte yapamazsın.” şeklinde konuştu.
Yakın zamanda bölgesel bir savaş ile karşı karşıya kalınabileceğini aktaran Levy, böyle bir durumda ateşkes konusunun değerlendirilmeyeceğini ve kimsenin İsrail’le diyaloğa girmeyeceğini dile getirdi.
Levy, İsrailli esirlerin geri alınmasının hiçbir zaman Netanyahu’nun hedefi olmadığının altını çizerek, Başbakan’ın “gerilimi tırmandırmak istiyormuş” gibi davrandığını belirtti.
Aklı başında kimsenin Heniyye’nin öldürülmesinin İsrailli esirlerin geri alınmasına katkı sağlayacağını düşünmediğini anlatan Levy, bu suikastın aksine bunu ertelediğini ancak Netanyahu’nun “amacının da” bu olduğunu kaydetti.
Levy, “Netanyahu çatışmanın bitmesini istemiyor; çatışmanın sona ermesini ve ateşkesi ertelemek için mümkün olan her şeyi yapıyor. Bunun yüzünden de esirlerin hayatlarıyla oynuyor.” ifadelerini kullandı.
Bölgesel savaş olasılığını anımsatan Levy, İran’ın bu senaryoya dahil olacağını düşünmediğini kaydetti.
– NE OLMUŞTU?
Hizbullah’ın üst düzey komutanlarından Fuad Şükür, İsrail ordusunun 30 Temmuz’da Lübnan’ın başkenti Beyrut’a düzenlediği saldırıda öldürülmüştü.
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye de 31 Temmuz’da İran’ın başkenti Tahran’da suikasta uğramıştı.
İran ile Hamas, saldırının arkasında İsrail’in olduğunu belirtirken, Tel Aviv yönetimi bu suikasta ilişkin suskunluğunu sürdürüyor.
– İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 314’ü çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 39 bin 480 Filistinli öldü, 91 bin 128 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 331’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 684 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 594 Filistinli hayatını kaybetti.
İşletmenin ruhsatsız olduğunun tespit edilmesi üzerine açılan davanın üçüncü duruşması Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya “bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya sebep olma” suçundan 3 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası talebiyle tutuklu yargılanan işletme sahibi Bülent B. ile müştekiler Hüseyin Duman, Merve Sude Yaşa, Kadir Yaşa, Safiye Yaşa, Mehmet Han Yaşa, Emine Solmaz ve taraf avukatları katıldı. Diğer tutuksuz sanıklardan bazıları ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.
Gelen belgelerin okunmasıyla başlayan duruşmada savunmalar alındı. Olayda yaralı olarak kurtulan 5 yaşındaki Mila Duman’ın ifadesi alındı. Psikolog nezaretinde alınan ifadesinde Mila, olay anında annesi, babası, Kerem ağabeyi ile bir yaşlı teyzenin yanında olduğunu söyledi. Küçük kız, suların onu alıp götürdüğünü ve sonra kendisini kurtardıklarını anlattı. Minik kızın savunması esnasında teyzesi ve müşteki Çiçek Dinç, sanık Bülent B’ye ‘Katilsin’ diyerek tepki gösterdi.
Daha sonra müşteki Hüseyin Duman savunma yaptı. Duman, “Artık sanığın bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya sebep olma suçundan değil, olası kast ile ölüme ve yaralanmaya sebep olma suçundan yargılanmasını ve ceza almasını istiyoruz” dedi. Duman, suçluların en ağır cezayı almasını talep etti.
Müşteki Safiye Yaşa ise dere yatağını doldurarak oraya bungalovların inşa edildiğini ifade etti.
Sanık Bülent B., savunmasında doğal afet sonucu bungalovların ağaç kütüklerinin çarpması sonucu yıkıldığını anlattı. Olay zamanı metrekareye 245 milimetre yağmur düştüğünü kaydeden Bülent B., 6 bin 500 kilometrelik alan genişliğindeki Kırklareli’nde sadece 80 kilometrekarelik alanda yağışın etkili olduğunu belirtti.
“BU BİR KADER”
Suçluysa suçunu çekeceğini ifade eden Bülent B, “Yani orada bir doğal afetten fazlası var. Yağmurun merkezi bungalovların bulunduğu vadi oldu. Bu bir kader. Orada bir keşif yapıldı, inceleme yapıldı. Bilim adamlarına, hukukçulara güvenmek zorundayız. Ben suçluysam cezamı çekeyim. Cezam idam ise idam edileyim. Olay günü yollar çökmüş, sanki bir göktaşı düşmüş gibiydi. Ben de öğleden sonra ancak ulaşabildim. Evler yalnızca orada yıkıldı, yüksek gerilim direkleri yalnızca orada devrildi. 150 yıllık dişbudak ağaçları sadece orada yıkıldı, mühendislik yapısı su tutma bendi sadece orada yıkıldı. Bir insan olarak, bir baba olarak ben de üzüntülüyüm can kayıpları yaşandığı için. Bilirkişi raporuna göre Ege’den gelen bir bulut Çanakkale’yi geçmiş, diğer illeri geçmiş sadece İğneada tarafında etkili olmuştur. Bu bir kader. Eğer siyasi erkler, bürokrasi ya da yargı tarafından korunuyor olsaydım 11 aydır tutuklu olmazdım” dedi.
Müşteki Safiye Yaşa, sanık Bülent B’nin savunması sırasında tepki gösterdi.
Duruşma, cumhuriyet savcısının mütaalası ile devam etti. Savcı, sanık Bülent B’nin tutukluluk halinin devamını talep ederek, tutuksuz sanık B.G, C.A. ve S.U’nun tutuklanması talebine ilişkin kararı ise mahkeme heyetinin takdirine bıraktığını belirtti. Verilen aranın ardından mahkeme heyeti, sanık Bülent B’nin tutukluluk halinin, diğer sanıkların da adli kontrol hükümlerinin devamına karar verdi.
]]>
ABD VE 9 ÜLKE İSRAİL, İRAN VE LÜBNAN’A PLANLANAN UÇUŞLARINI DURDURDU
Orta Doğu’da büyüyen güvenlik krizi sebebiyle ABD hava yolu şirketlerinden New York ile İsrail arasında haftada 14 sefer yapan United Havayolları, 6 Ağustos’a kadar İsrail seferlerini durdurdu.
İNGİLTERE
Delta Havayolları, 2 Ağustos’a kadar İsrail uçuşlarını askıya almış, İngiltere’nin önde gelen hava yolu şirketlerinden British Airways (BA) de bu ülkeye dünkü uçuşlarını iptal etmişti.

İSVİÇRE
İsviçre Uluslararası Hava Yolları (Swiss), Orta Doğu yaşanan son gelişmeler nedeniyle Zürih ile Tel Aviv arasındaki uçuşları karşılıklı durdurdu.
Zürih ile Tel Aviv arasındaki uçuşlar, 8 Ağustos’a kadar “mürettebat ve yolcuların güvenliği” gerekçesiyle askıya alınırken, 29 Temmuz’da Zürih ile Beyrut arasındaki uçuşların askıya alınma süresi de 12 Ağustos’a kadar uzatıldı.
ALMANYA
Alman hava yolu firması Lufthansa, güvenlik gerekçesiyle Beyrut ve Tel Aviv’e uçuşlarını askıya aldı.
Hava yolu şirketinden yapılan açıklamada, 8 Ağustos’a kadar Tel Aviv’e uçulmayacağı ve daha önce alınan Beyrut’a uçmama kararının kapsamının da 12 Ağustos’a kadar uzatıldığı belirtildi.

Karara gerekçe olarak bölgede kötüleşen güvenlik durumu gösterildi, uçuşların yeniden başlatılmasıyla ilgili “sahadaki durumun izleneceği” kaydedildi.
HİNDİSTAN
Hindistan hava yolu firması Air India, Orta Doğu’daki gelişmeler nedeniyle Tel Aviv’e ve bu kentten yaptığı uçuşları durdurma kararı aldı.
Hava yolu şirketinden yapılan açıklamada, “Orta Doğu’nun bazı bölgelerinde devam eden durum göz önünde bulundurularak, Tel Aviv uçuşlarımızı 8 Ağustos’a kadar askıya aldık.” ifadesi kullanıldı.
İTALYA
İtalya’nın bayrak taşıyıcı hava yolu firması ITA’nın X hesabından yapılan açıklamada, Tel Aviv’e ve bu kentten planlanan uçuşların 6 Ağustos’a kadar askıya alındığı belirtildi.
Açıklamada, karara gerekçe olarak “Orta Doğu’daki gelişmeler ile yolcu ve mürettebatının güvenliği” gösterildi.

POLONYA
Polonya haber ajansı PAP’ın haberinde, Polonya’nın ulusal hava yolu şirketi LOT’un güvenlik gerekçesiyle 3-4 Ağustos’ta Lübnan ve İsrail’e planlanan 8 uçuşunu iptal ettiği bilgisine yer verildi.
HOLLANDA
Hollanda Kraliyet Havayolu KLM de İsrail uçuşlarını 26 Ekim tarihine kadar iptal ettiğini duyurdu.
FRANSA
Lübnan’ın başkenti Beyrut’a uçuşlarını askıya alan hava yolu şirketleri arasında Yunanistan’ın Aegean Havayolları ve Almanya’nın Condor Havayolları da yer aldı.
Aegean ve Condor Havayolları, Orta Doğu’da artan gerilim nedeniyle Atina’dan Beyrut’a uçuşlarını 1 Ağustos’a kadar askıya aldığını duyurmuştu.
Air France da Paris-Charles de Gaulle ile Beyrut havalimanları arasındaki uçuşlarını 2 günlüğüne durdurduğunu duyurmuştu.
SİNGAPUR
Singapur Havayollarından (SIA) yapılan açıklamada, Orta Doğu’da yükselen gerilim nedeniyle uçuşlarda İran hava sahasının kullanılmayacağı ve alternatif rotalara başvurulacağı belirtildi.
“Amsterdam, Brüksel, Kopenhag, Frankfurt, İstanbul, Londra, New York, Manchester, Milano, Münih, Paris, Roma ve Zürih” uçuşlarının bu durumdan etkileneceği ifade edilen açıklamada, “Orta Doğu’daki durumu yakından izlemeye devam edeceğiz ve uçuş rotalarımızı gerektiği gibi ayarlayacağız.” ifadesi kullanıldı.

İSRAİL SİBER SALDIRIYLA KIVRANIYOR
İsrail basınına göre, Tel Aviv’deki Uluslararası Ben Gurion Havalimanı’nın resmi internet sitesi geçici bir arıza nedeniyle çökerken, havalimanı normal faaliyetine devam ediyor.
Havalimanı işletmesinden yapılan açıklamada, arızanın siteye yapılan girişlerin yoğunluğundan kaynaklandığının anlaşıldığı ve sorunun giderilmeye çalışıldığı ifade edildi.
Açıklamada, “Havaalanı her zamanki gibi faaliyette.” ifadesi kullanıldı ve havalimanı idaresinin resmi duyurularının takip edilmesi tavsiye edildi.

ABD Başkanı Joe Biden, MİT’in başarısının ardından Türkiye’ye teşekkür ederek, “Müttefikimiz Türkiye’ye çabaları için minnettarım,” dedi. Benzer şekilde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerini iletti.


Bu tarihi operasyon, MİT’in uluslararası alanda kabul görmüş arabuluculuk rolünü bir kez daha ortaya koydu. ABD, Rusya ve Almanya’nın Türkiye’den yardım istemesiyle başlayan süreçte, Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşında izlediği adil ve yapıcı politika ile geçmişteki arabuluculuk başarıları etkili oldu. Tarafların güvenini kazanan Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayıyla MİT’i takas operasyonunun baş aktörü olarak görevlendirdi.

OPERASYON HAZIRLIKLARI
MİT üst düzey yetkilileri, operasyon öncesinde taraflarla sık sık görüşmeler gerçekleştirdi. MİT Başkanı İbrahim Kalın, muhataplarıyla hem yüz yüze hem de telefon görüşmeleri yaparak süreçte etkin bir rol oynadı. Çekinceler, anlaşmazlıklar ve talepler, MİT’in adil ve yapıcı çözümleri sayesinde aşıldı.
ERDOĞAN ONAY VERDİ, MİT HAREKETE GEÇTİ
Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşında izlediği yapıcı politika ve geçmişte yapılan takas operasyonlarında Ankara’nın başarısı, tarafların iş birliği için Türkiye’yi tercih etmelerinde etkili oldu.

Tarafların teklifi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayı ile Milli İstihbarat Teşkilatı, operasyon için harekete geçti.
KALIN’DAN TELEFON DİPLOMASİSİ
MİT’in üst düzey yetkilileri, tarihe geçen operasyonun gerçekleşmesi öncesinde taraflar ile sık sık bir araya geldi.
Süreç içerisinde MİT Başkanı İbrahim Kalın da birçok kez muhatapları ile hem yüz yüze hem de telefon görüşmeleri yaptı.
Tarafların, takasa ilişkin çekince, anlaşmazlık ve talepleri de yine MİT’in adil ve yapıcı çözümleri sayesinde aşıldı.
Operasyon için müzakereler son ana kadar devam etti. Operasyon anında bile taraflar arasında oluşan anlaşmazlıklar, MİT’in sağladığı soğukkanlı ve başarılı istihbarat diplomasisi ile yönetildi.
ANLAŞMA SAĞLANDI, MİT DÜĞMEYE BASTI
MİT’in, taraflar arasında her türlü anlaşmayı sağlaması sonrasında operasyon için düğmeye basıldı.

ADIM ADIM TAKAS OPERASYONU
Takas sürecinde toplam 26 kişinin güvenliği ön planda tutuldu. İlk olarak, Rusya’nın teslim alacağı 10 kişi uçaklardan indirildi, ardından Rusya’nın teslim edeceği 16 kişi alana intikal etti. MİT gözetiminde gerçekleştirilen karşılıklı teyit ve sağlık kontrollerinin ardından, kişiler belirlenen uçaklara aktarıldı. Üç uçağın havalanmasıyla MİT’in tarihe geçen takas operasyonu başarıyla tamamlandı.

ŞAHİN: HEMŞEHRİ OLMAK İYİ GÜNDE KÖTÜ GÜNDE KADER BİRLİĞİ YAPMAKTIR
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, burada yaptığı konuşmada bu yıl hemşehri dernekleri ile beraber yurtdışında yaşayan Türklerin de festivale katılmasının önemini vurgulayarak şunları söyledi:
“Hemşehri olmak iyi günde kötü günde kader birliği yapmaktır. Gaziantep Modeli tam bu. ‘Birlikte iyilik, rahmet var’ modeli. Bu festivaldeki gibi böyle bir birlikteliğe ihtiyacımız var. Bu zor coğrafyada, zor dönemde yola çıkarken söylediğimiz ‘önce insan’ düsturu etrafında daha çok bir araya gelmemiz lazım. Birbirimizle daha çok hemhal olmamız, daha çok dertlerimizi ve sevinçlerimizi paylaşmamız lazım. Bu şehir önemli zorluklar geçirdi. En son geçirdiğimiz 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde sizler ilk yardımımıza koşanlardınız. En büyük felaketin yaşandığı gecede büyük dayanışmayı gördük. Büyük millet olmanın önemini, bizi biz yapan değerlerini anladık. Kültürün bir kimlik, ortak geçmiş olduğunu yarınlarımıza da büyük vatanın, milletin olduğunu anladık. Bu zorlu coğrafyada kardeşlik ve sevgi ile güçlü olmak zorundayız.”

SIRAKAYA: YURT DIŞINDA YAŞAYAN GURBETÇİLER, MEMLEKETLERİNİ ASLA İHMAL ETMEDİLER
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Zafer Sırakaya, hemşehri derneklerine davetinden dolayı Başkan Fatma Şahin’e teşekkür ederek, “Kıymetli hemşehri dernekleri, bugün ana vatanımızda gazi, kahraman ve fedakar olan şehrimizde sizlerle buluşmuş olmaktan çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Bu yöresel ve bölgesel dernekleri bir araya getiren yurtdışındaki Türk toplumunu bu kadim şehirde misafir eden ve bu gönül köprülerinin ulaşmasına vesile olan her bir kardeşimi sevgiyle selamlıyorum. Burada yaşayan vatandaşlarımızın içinde yurtdışında yaşayan akrabaları var. Gitmiş oldukları ülkeleri inşa ederken memleketleriyle olan bu bağlarını asla ihmal etmediler. Buraya karşı olan muhabbetlerini asla akamete uğratmadılar. Kendilerini korudular ve bir neslin kurulmasına vesile oldular. Bugün bu ortamı dolduran herkese teşekkür ederim” diye konuştu.
Bir arada olmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Hizmetleri ve Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlar Genel Müdürü Ali Murat Başçeri, yurtdışında yaşayan kardeşlerimizi ülkemizin yurtdışındaki en önemli temsilcileri olarak görüyoruz. Vatandaşlarımızın öz kimliklerini koruyarak yaşadıkları ülkeye her alanda katkı sağlamaları temel gayemiz. Bulunduğunuz ülkelerdeki büyükelçiliklerimizin ve konsolosluklarımızın kapılarının sizlere daima açık olduğunu vurgulamak istiyorum” dedi.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanı Yardımcısı Abdulhadi Turus, “Bu festivalde sizlerle bir arada olmanın bahtiyarını yaşıyorum. Bu anlamlı organizasyonun Gaziantepli hemşerilerimiz başta olmak üzere yurtdışındaki millet varlığımız ve derneklerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum” diye konuştu.
Uluslararası Demokratlar Birliği (Udi) Başkanı Kenan Aslan ise organizasyona emek verenlere teşekkür ederek, “Böyle güzel etkinliklerde buluşmak, unutulmayacak hatıralar biriktirmek bizler için çok değerli” dedi.
Açılış töreninde, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Zafer Sırakaya, AK Parti Gaziantep Milletvekilleri Mesut Bozatlı, İrfan Çelikaslan ve Derya Bakbak, Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, Oğuzeli Belediye Başkanı Bekir Öztekin ve Pazarcık Belediye Başkanı Haydar İkizer de de festivalin önemine vurgu yapan konuşmalar yaptı.
Konuşmaların ardından kurdele kesim törenine geçildi. Festivalde yöresel kültürlerin tanıtıldığı stantları gezen Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, burada sergilenen yöresel ürünleri inceledi. Erzurumlular Derneği’nin konseri ise katılımcılardan büyük ilgi gördü.
Ankara’da gerçekleşen takas operasyonu kapsamında ABD’den iki, Almanya, Polonya, Slovenya, Norveç ve Rusya’dan birer uçak olmak üzere 7 uçak ile 26 kişi Türkiye’ye nakledildi.
Operasyon kapsamında ikisi çocuk 10 kişinin Rusya’ya, 13 kişinin Almanya’ya, 3 kişinin de ABD’ye nakli sağlandı.
Operasyonda takas edilenler arasında The Wall Street Journal muhabiri Evan Gershkovich, ABD’li eski Deniz Piyadesi Paul Whela, Almanya vatandaşı paralı asker Rico Krieger, Rus muhalif İlya Yashin, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) subayı Vadim Krasikov öne çıkıyor.
Operasyon dünya basınında geniş yer bulurken birçok haberde Türkiye’nin oynadığı role dikkat çekildi.
ABD
New York Times (NYT) gazetesi, MİT’in tutuklu takası operasyonunu “Rusya kapsamlı tutuklu takasında Evan Gershkovich’i serbest bıraktı” başlığıyla sayfasına taşıdı. Haberde, Wall Street Journal (WSJ) muhabiri ve diğerlerinin Rusya ile Batı arasında “on yıllardır gerçekleşen en geniş kapsamlı takasla” Türkiye’de serbest bırakıldığı bildirildi.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Moskova’nın ilk kez “önde gelen muhalifleri” serbest bıraktığı belirtilen haberde, “Anlaşmanın kapsamının Sovyet sonrası dönemde çok az örneği var” ifadesine yer verildi.
Washington Post (WP) gazetesi de Gershkovich’in serbest bırakılmasını ön plana taşıdığı başlığında takas operasyonu “dönüm noktası” olarak nitelendirildi. Haberde 7 ülkenin “Soğuk Savaş’ın zirvesinden bu yana yapılan en büyük tutuklu takasında en az iki düzine kişiyi değiş tokuş” ettiği kaydedildi.
Takasın “tarihteki en karmaşık takaslardan biri” olduğu vurgulanan haberde, bunun ABD-Rusya ilişkilerinin “hiç olmadığı kadar kötü bir savaş döneminde” gerçekleştiği ifade edildi. MİT’in operasyonu iki ülke arasında yapılan önceki takaslarla kıyaslanarak, “Perşembe günkü takas çok daha karmaşıktı çünkü yedi ülkeyi kapsıyordu” denildi.
Wall Street Journal (WSJ) gazetesi ise takas operasyonunu “WSJ muhabiri Evan Gershkovich serbest bırakıldı” başlığıyla duyurdu. “Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük Doğu-Batı tutuklu takası” ifadesi kullanılan haberde, 32 yaşındaki gazetecinin serbest bırakılmasının sağlandığı vurgulandı.
CNN, Gershkovich ve Paul Whelan’ın serbest bırakılmasına vurgu yaptığı haberinde MİT’in yönettiği operasyonu “tarihi tutuklu takası” olarak nitelendirdi.
Associated Press’in haberinde ise MİT’in yürüttüğü operasyon, “Sovyet sonrası tarihin en büyük tutuklu takası” olarak duyurularak, bunun Washington-Rusya ilişkilerinin Soğuk Savaş’tan sonra “en düşük noktada” olduğu bir dönemde gerçekleşmesine dikkat çekildi. Haberde, “kapsamı şaşırtıcı” olarak nitelendirilen takasın “yıllar süren gizli görüşmelerin” ardından uygulandığı ifade edildi.
İngiltere
İngiltere’de The Times gazetesi, takas operasyonunun Türkiye’nin başkentinde yapıldığını belirterek, “Takas, geçmişteki takaslarda kilit rol oynayan bir ülkenin başkenti olan Ankara’da gerçekleşti” ifadesine yer verdi.
Haberde, Türkiye’nin 2022’de de Washington ile Moskova arasında tutuklu takası gerçekleştirdiği hatırlatılarak, bunun ABD’de uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla hapiste bulunan Rus pilot Konstantin Yaroshenko ile Rusya’da polise saldırı suçlamasıyla hapiste bulunan eski ABD deniz piyadesi Trevor Reed’i kapsadığı aktarıldı.
Sky News haberinde de takas operasyonunun Ankara’da gerçekleştiği vurgulanarak, bu operasyonun, “Soğuk Savaş’tan bu yana yapılan en büyük takas” olduğu ve “bir dizi yüksek profilli ismin serbest bırakıldığına” dikkat çekildi.
BBC’nin haberinde, operasyonun “modern tarihin en büyük ve en sıra dışı tutuklu takaslarından biri olduğu” değerlendirmesine yer verildi. Haberde, “Sadece 24’e varan çok sayıdaki bireysel tahliye açısından değil, aynı zamanda ABD, Rusya, Almanya ve diğer 3 Avrupa ülkesi olmak üzere ülke sayısı açısından da sıra dışı” ifadesi kullanıldı.
İngiliz The Guardian gazetesinin haberinde de Rusya’da tutuklu bulunan çok sayıda yabancı ülke vatandaşı ile Rus siyasilerin serbest bırakılmasını içeren “büyük takasın” Ankara’da gerçekleştiği kaydedildi.
İsviçre
İsviçre kamu yayın kuruluşu RSI haberinde, takasın MİT’in koordinesinde Ankara’da yapıldığına yer verdi.
Ülkede Almanca yayın yapan SRF Televizyonu da MİT’in koordinasyonuyla gerçekleşen operasyonda toplam 7 ülkeden 26 kişinin takas edildiği bildirildi. Haberde, operasyona 7 uçağın katıldığı da yer aldı.
Almanca yayın yapan Tages-Anzeiger gazetesi ise Türkiye’de Rusya, ABD, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri arasında büyük bir tutuklu değişimi yapıldığını belirtti.
Haberde, “Türkiye, her iki tarafla olan bağları sayesinde Moskova ile Batı arasındaki esir değişiminde tartışmasız önemli bir rol oynadı” ifadeleri kullanıldı.
Hollanda
Hollanda kamu yayın kuruluşu NOS’nin haberinde, takasın Cumhurbaşkanlığından duyurulduğu belirtildi. Haberde, takasın MİT’in koordinesinde Ankara’da yapıldığına yer verildi.
AD gazetesi, konu hakkındaki haberinin başlığında “Rusya ve Batı arasında Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük esir değişimi” ifadesi kullanılırken takasın Türkiye’nin başkenti Ankara’da gerçekleştirdiği aktarıldı.
Trouw gazetesinde takasın “Soğuk Savaş’tan bu yana gerçekleşen en büyük tutuklu takası olduğu” vurgulanırken, MİT’in koordinasyonuyla gerçekleşen operasyonda toplam 7 ülkeden 26 kişinin takas edildiği bildirildi. Haberde, takasa Türk hükümetinin arabuluculuk yaptığını bildirilerek, operasyona 7 uçağın katıldığı bilgisi de yer aldı.
NRC gazetesinin haberinde Türkiye’de Rusya, ABD, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri arasında büyük bir “tutuklu değişimi” yaşandığını belirtildi. Haberde, takasın Türkiye’nin koordinasyonunda gerçekleştiği ve Türk yetkililerin Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich ve eski deniz piyadesi Paul Whelan’ın serbest bırakıldığını doğruladığı aktarıldı.
Fransa
Fransız gazetesi Le Parisien’deki haberde, Rus ve Batılı 26 tutuklunun Ankara’da takas edildiği bildirilerek, bu takasının “Soğuk Savaş’tan bu yana en önemli takaslardan biri” olduğu vurgulandı. Haberde, takas edilenler arasında Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich ve eski ABD Deniz Piyadesi Paul Whelan’ın isimlerinin öne çıktığı aktarıldı.
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Le Monde’da da Türkiye’nin arabulucuğu ile Rusya ile “büyük bir tutuklu takasının” yapıldığı, 7 ülkeyi kapsayan takasın Ankara’da koordine edildiği belirtildi.
Liberation gazetesi ise Ankara’da Rusya ve çok sayıda Batılı ülke arasında 26 kişinin takas edildiğini ve bunun “Rusya ile Soğuk Savaş’tan bu yana yapılan en büyük tutuklu takası” olduğunu kaydetti.
Belçika
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Flamanca yayın yapan De Morgen’in haberinde, takasın Ankara’da yapıldığı belirtilerek, Türkiye’nin “büyük mahkum takasında” rol oynadığı kaydedildi.
Takasın MİT tarafından koordine edildiği aktarılan haberde, teşkilatın “önemli bir arabuluculuk rolü” üstlendiğini ifade edildi. Habere, bu takasın Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana “en büyük tutuklu takası” olduğuna dikkat çekildi.
Asya-Pasifik
Avustralya Yayın Kurumu (ABC), MİT’in operasyonunu “Tutuklu Amerikalılar Evan Gershkovich ve Paul Whelan büyük küresel tutuklu takasında serbest bırakıldı” başlığıyla gündeme taşıdı. Haberde, “Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük uluslararası tutuklu takasını” Türkiye’nin koordine ettiği aktarıldı.
Avustralya merkezli News.com.au sitesinin haberinde “Bu, Soğuk Savaş’tan bu yana tek seferde gerçekleştirilen en büyük tutuklu takası” ifadesi kullanıldı.
Hindistan’da yayın yapan India Today gazetesi ise takas operasyonunu ABD vatandaşlarının Rusya tarafından serbest bırakılması üzerinden gördü. Haberde, “ABD ve Rusya’nın Sovyetler Birliği sonrası tarihin en büyük tutuklu takasını” gerçekleştirdiği ifade edildi.
FÜZE VEYA BOMBA
Nitekim İsrail basınındaki haberlere göre füze, İran dışından değil içinden ateşlendi. Bu haberlerde, saldırının büyük ihtimalle 25 kilometre menzilli ve omuzdan atılan Spike füzesi ile yapılmış olabileceği söyleniyor.
Askeri uzmanların üzerinde durduğu bir diğer iddia ise, saldırının, İran hava sahasına fark edilmeden giren F-35’lerce yapıldığı. Buna göre, F-35’in üstün radara yakalanmama özellikleri kullanılarak Tahran’a yaklaşıldı ve füze atışı yapıldı. Nokta atışının ancak bu şekilde mümkün olduğunu belirten uzmanlar, F-35’in İran’in çok katmanlı hava savunma sistemlerine yakalanmayacak kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Bir başka iddia da, saldırıda “uzaktan kumandalı bomba” kullanıldığı yönünde. “New York Times” gazetesi, Haniye’nin füzeyle değil Tahran’da kaldığı misafirhaneye gizlice sokulan uzaktan kumandalı bombayla öldürüldüğünü öne sürdü. Aralarında iki İranlı ve bir ABD’li yetkilinin de bulunduğu yetkililere dayandırılan habere göre, patlayıcı cihaz, yaklaşık 2 ay önce Tahran’daki Devrim Muhafızları binasına gizlice sokuldu. Gazeteye konuşan yetkililer, binada çok az hasar olduğuna dikkat çekiyor.
BİNANIN ARKASI DAĞ
Öte yandan Haniye’nin Tahran’da suikasta uğradığı binanın fotoğrafları da doğrulandı. İran basınında yer alan fotoğrafta binanın bir kısmının hasar aldığı görülüyor. Uydu şirketi Maxar Technologies tarafından, sadece 6 gün önce, 25 Temmuz’da çekilen aynı binanın başka bir görüntüsünde hasar ve yeşil branda görünmüyor. Bu da hasarın yeni olduğunu doğruluyor. Açık erişimli uydu görüntülerinde, Haniye’nin bulunduğu binanın, Sadabat Sarayı Parkı yakınında, Devrim Muhafızları’nın koruduğu yerleşke içinde, kısmen kent tarafına ama büyük ölçüde dağlara bakan geniş bir cepheye sahip olduğu fark ediliyor. Bina, yerleşkenin uzağından ya da dağlık araziden rahatlıkla görülebiliyor. Bölgede yaşayanlar, suikastın gerçekleştiği anlarda küçük bir patlama sesi duyduklarını ifade ediyor. Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Başkan Yardımcısı Halil el-Hayya, görgü tanıklarının Haniye’nin bulunduğu odaya füze isabet ettiğini doğruladığını söylerken, odanın tahrip olduğunu ve binadaki bazı cam, pencere, kapı ve duvarlarında hasar oluştuğunu aktardı.
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye, İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın yemin töreni için bulunduğu Tahran’da uğradığı suikast sonucu öldürüldüğü bina dikkat çekti. Görüntülerde, konutta yalnızca Haniye’nin bulunduğu katın vurulduğu ve diğer kısımların zarar görmediği ortaya çıktı.
O görüntüleri Milliyet’e yorumlayan Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Başkanı Abdullah Ağar, “Olasılıklardan biri bomba. Neden bomba? Bir bina gösteriliyor o binadaki o tahribatı ne yapar? Bu görüntülere baktığımızda, binanın içerisine yerleştirilmiş bir bomba olasılığının olduğunu söyleyebiliriz. Hatta bir patlama görüntüsü var, o görüntülerde patlama içten dışa doğru gerçekleşiyor. Eğer bu görüntüler gerçekten buraya aitse, bomba olasılığı daha da artıyor. Ancak şu an için net bir şey olmadığından tüm bunları olasılık olarak değerlendiriyoruz” dedi.

Kaza sırasında kaldırımdaki 2 çocuk olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada yaralanan 6 kişi ise ambulanslarla çeşitli hastanelere kaldırıldı.

Tedavi altına alınan 3 çocuk daha kurtarılamadı.

Hastanede tedavileri süren 3 yaralıdan birinin durumunun ağır olduğu öğrenildi.

ŞANLIURFA VALİSİ HASAN ŞILDAK FECİ KAZAYLA İLGİLİ AÇIKLAMA YAPTI
Şanlıurfa’nın Eyyübiye ilçesi Akçakale Caddesi üzerinde yaşanan feci kazada 5 çocuk hayatını kaybederken 3 kişi ise yaralandı. Kazanın yaşandığı bölgeye gelen Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, incelemelerde bulundu. Görevlilerden bilgi alan Vali Şıldak, basın mensuplarına açıklama yaptı.
Şıldak, “Bu akşam il merkezinde Eyyübiye ilçemiz sınırlarında, Akçakale yolu üzerinde maalesef elim bir trafik kazası yaşadık. Kaza seyir halindeki bir aracın bilinmeyen bir sebeple kontrolden çıkıp yol kenarında bulunan yaya vatandaşlarımıza ve park halindeki 2 araca çarpması suretiyle gerçekleşiyor. 21.30 sıralarında kaza vuku buluyor ve maalesef 5 vatandaşımızı kazada kaybetmiş durumdayız. Büyük bir üzüntü yaşıyoruz. Ben hayatını kaybeden vatandaşlarımıza öncelikle başsağlığı diliyorum. Maalesef bunlar çocuk yaşta vatandaşlarımız. Yaş tespiti yapılacak. 2 çocuğumuzu olay yerinde, 3 çocuğumuzu ise hastanede müdahale esnasında kaybettik. Yine 3 yaralımız var. İki yetişkin ve bir çocuk olmak üzere. Bunlardan da 1 yetişkin vatandaşımızın maalesef durumu ağır. Şu an onlar tedavi altında. Yol trafiğe kapalı. Trafik ekiplerimiz ve cumhuriyet savcımız olay yerinde. Olayın oluş sebebini ve bu konudaki sorumlulukları belirleyecekler. Tabi ben öncelikle Şanlıurfa’ya, vatandaşlarımıza başsağlığı dilemek istiyorum. Böylesine üzüntü verici ve anlık bir sebepten dolayı meydana gelen kazanın sonuçları ağır oldu. Her zaman ifade ettiğimiz gibi trafik hata affetmiyor ve 5 çocuğumuzu maalesef kaybetmiş durumdayız. Büyük bir üzüntü içerisindeyiz. Ben ailelerine başsağlığı diliyorum. Bütün ülkemize ve şehrimize başsağlığı diliyorum. Biz de olay yerindeyiz. Hem vatandaşlarımıza başsağlığı dilemek hem de buradaki çalışmaları koordine etmek üzere olay yerindeyiz. Burada bütün birimlerimiz, olayın vahametini gördük. Şimdi de buradan hastaneye geçip yaralılarımızla ilgileneceğiz” diye konuştu.

Büyükşehir Belediye başkanı Mehmet Kasim Gulpinar ile olay yerinde incelemelerde bulunan Vali Hasan Şıldak, gazetecilere, Eyyübiye ilçesi Akçakale yolunda elim bir trafik kazasını yaşandığını söyledi.

Kazanın detaylarına ilişkin bilgiler paylaşan Şıldak, şöyle konuştu:
“Kaza, seyir halindeki bir aracın, bilinmeyen bir nedenle kontrolden çıkıp yolun kenarındaki yaya vatandaşlarımıza ve park halindeki 2 araca çarpması suretiyle meydana geldi. Maalesef 5 vatandaşımızı kazada kaybetmiş bulunuyoruz ve ne yazık ki bunlar çocuk yaştaki vatandaşlarımız. Yaş tespitleri yapılacak. 2 çocuğumuz olay yerinde, 3 çocuğumuzu da hastanede tedavi esnasında kaybettik. 2’si çocuk 3 vatandaşımız da yaralı. Bu yaralılardan birinin daha durumu ağır. Tedavileri sürüyor. Yol ise trafiğe kapalı. Ekiplerimiz olayın oluş sebebini ve sorumluları belirleyecek.”

Kazada hayatını kaybedenlere başsağlığı dileyen Şıldak, yaralılara da şifa dileyerek, tüm sürücülere trafikte dikkatli olmaları yönünde çağrıda bulundu.

Söz konusu dönemde restoran zincirinin ABD satışları yüzde 0,7, “Uluslararası İşletilen Piyasalar” segmenti satışları yüzde 1,1 ve franchising haklarını stratejik ortaklara lisansladığı restoranların bulunduğu “Uluslararası Gelişmiş Lisanslı Pazarlar” segmenti satışları yüzde 1,3 düştü.
Bilanço açıklamasında, “Orta Doğu’daki savaşın devam eden etkisi ve Çin’deki olumsuz karşılaştırılabilir satışlar, Latin Amerika ve Japonya’daki karşılaştırılabilir olumlu satışlarla dengelendi” değerlendirmesi yer aldı.

Şirketin geliri ve karı beklentilerin altında kaldı
McDonald’s’ın geliri, yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine kıyasla neredeyse yatay seyrederek 6,49 milyar dolar oldu. Şirketin geliri, bu dönemde 6,61 milyar dolar olan piyasa beklentilerinin altında kaldı.
McDonald’s’ın net karı ise ikinci çeyrekte yüzde 12 azalışla 2,02 milyar dolara gerileri. Şirket geçen senenin aynı döneminde 2,31 milyar dolar kar elde etmişti.
Geçen senenin ikinci çeyreğinde 3,15 dolar olan şirketin hisse başına karı da 2024’ün ayını döneminde 2,80 dolara geriledi. Şirketin hisse başına karı da bu dönemde 3,08 dolar olan piyasa beklentilerini karşılayamadı.
McDonald’s Üst Yöneticisi (CEO) Chris Kempczinski, finansal sonuçlara ilişkin açıklamasında, tüketicilerin harcamaları konusunda daha seçici davrandığını belirtti.

Boykotlardan olumsuz etkilendi
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları nedeniyle boykotların hedefi haline gelen McDonald’s’ın finansal sonuçları, geçen yılın son çeyreği ile bu yılın ilk çeyreğinde Orta Doğu’daki çatışmalardan olumsuz etkilenmişti.
Restoran zincirinin geliri, geçen yılın son çeyreğinde Orta Doğu’daki çatışmaların şirketin satışlarını etkilemesiyle piyasa beklentilerinin altında kalırken, bu yılın ilk çeyreğinde Orta Doğu’daki restoranlarını da içeren pazar grubundaki satışları gerilemişti.

Starbucks da kan kaybediyor
ABD’li kahve zinciri Starbucks’ın küresel satışları, nisan-haziran döneminde yüzde 3 düştü. Mali takviminde 30 Haziran’da sona eren üç aylık dönemi üçüncü çeyrek olarak kabul eden kahve zinciri Starbucks, bilançosunu açıkladı.
Buna göre, Starbucks’ın küresel karşılaştırılabilir mağaza satışları söz konusu dönemde yüzde 3 azaldı. Şirketin Kuzey Amerika’daki satışları yüzde 2 ve uluslararası satışları yüzde 7 geriledi.
Geliri beklentilerin altında
Starbucks’ın toplam net geliri, nisan-haziran döneminde yüzde 0,6 azalışla 9,11 milyar dolara indi. Şirketin toplam net geliri geçen yılın aynı döneminde 9,16 milyar dolar olarak kaydedilmişti.
Piyasa beklentileri şirketin gelirinin bu dönemde 9,24 milyar dolar olması yönündeydi.
Starbucks’ın geçen senenin nisan-haziran döneminde 99 sent olan hisse başına karı da bu yılın aynı döneminde 93 sente indi.
Şirketin hisse başına karı bu dönemde piyasa beklentilerine paralel bir seyir izledi.

Starbucks’ın küresel satışında ilk düşüş
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları nedeniyle protesto ve boykot kampanyalarıyla karşı karşıya kalan şirketlerden biri olan Starbucks’ın finansal sonuçları, son iki çeyrekte olumsuz etkilenmişti.
Kahve zinciri, geçen yıl ekim-aralık döneminde, kısmen Orta Doğu’daki mağazalardaki satışların olumsuz etkilenmesi nedeniyle yıllık satış tahminini düşürmüştü.
Şirketin geliri, ocak-mart döneminde yüzde 2 azılırken, küresel satışları yüzde 4 azalışla 2020 sonunda bu yana ilk düşüşünü kaydetmişti.
Atılgan, cömert, cesaretli kişiliği ve kanaatkarlığıyla tanınan Osman Gazi, büyük bir coğrafya üzerinde tek hanedana dayalı en uzun süre devamlılık gösteren devlete ismini verdi.

Osman Gazi’nin naaşı, vasiyeti üzerine 1326 yılında Bursa’daki Tophane mevkisinde sekizgen planlı, üzeri kubbeyle örtülü “Gümüşlü Kümbet”e defnedildi. Şehrin fethinden sonra kiliseden dönüştürülen türbenin ortasında, Osman Gazi’ye ait etrafı sedef kakmalı, pirinç parmaklıklarla çevrili, sırma işlemeli kadifeyle örtülü ahşap sanduka bulunuyor.

Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali İhsan Karataş, AA muhabirine, 13’üncü yüzyılın ortalarında Moğol istilası nedeniyle yurdunu terk etmek zorunda kalan Türk beyliklerinin Batı Anadolu’ya geldiğini söyledi.
Selçuklu Sultanı Alaeddin Bey’e bir savaşta yardım ettiği için Söğüt ve Domaniç’in verildiği Kayı Boyu’nun lideri Ertuğrul Gazi’nin zamanla bölgede fetih faaliyetlerinde bulunarak topraklarını genişlettiğini ve Osmanlı Devleti’nin temellerini attığını belirten Karataş, “Ertuğrul Gazi vefat edince onun yerine oğlu Osman Gazi geçmiştir. Osman Gazi, aşiretin lideri olmuş ve babasından devraldığı bu toprakları aşağı yukarı 4 bin kilometrekareden 16 bin kilometrekareye çıkaracak kadar büyütmüştür.” dedi.

Osman Gazi’nin Eskişehir civarı, Domaniç, İnegöl, Yenişehir’i fethettiğini dile getiren Karataş, kurucu padişahın çok istemesine ve kuşatmasına rağmen Bursa’nın fethini göremeden vefat ettiğini anımsattı.

“Onun adaletine herkes inanır, güvenir”
Prof. Dr. Karataş, Osman Gazi’nin çocukluğunun beylerin olduğu bir ortamda geçtiği bilgisini vererek, “Yöneticileri görüyor, toplantılara katılıyor, alplerle spor faaliyetlerine, avlara katılıyor. Yani oldukça hareketli bir delikanlı olarak büyümüştür.” ifadesini kullandı.

Kişilik özellikleriyle Osman Gazi’nin kardeşleri arasında öne çıktığını anlatan Karataş, toplumu idare edecek, yönlendirecek, önceki fetihleri aksatmayacak liderlik özelliklerine sahip olduğunu vurguladı.

Padişahın, yapı olarak liderliği sürdürebilecek, toplumu dağıtmadan bulunduğu yerden alıp daha ileriye götürebilecek bir kişiliğinin olduğunu aktaran Karataş, şöyle devam etti:
“Neşri, Aşıkpaşazade gibi eski Osmanlı tarihi kaynaklarında anlatılana göre, Osman Gazi çok cömert, dindar bir insandı. Belli günlerde yemekler yaptırıp halka dağıtan, fakiri fukarayı gözeten bir insandı. Bey olduktan sonra Eskişehir bölgesinde bir yerde pazar kuruluyor. O pazara, o bölgeden bir Hristiyan, ağaçtan oyarak yaptığı bardakları satmak için getiriyor. Bir Müslüman bardakları bir şekilde ele geçirmiş, parasını vermemiş. Bu şahıs, durumu Osman Gazi’ye şikayet ediyor. O Müslüman cezalandırılmıştır. Ortamın emniyeti sağlanmıştır. Gayrimüslimlere, Hristiyanlara dahi İslam hukukunun öngördüğü adalet sistemi uygulanmıştır. Sonuçta bu, Osman Gazi’yi çevrede meşhur yapmıştır. Onun adaletine herkes inanır, güvenir. Hatta denilir ki bu hadiseden sonra, önceden o bölgede kadınlar pazara pek gelmezlerdi ama Osman Gazi’nin sağladığı güven ve adalet dolayısıyla Hristiyan kadınlar da gelip pazarda mallarını satabiliyor.”

Osman Gazi’nin dünya malına pek tamah etmediğini dile getiren Karataş, “Vefat ettiğinde miras paylaşımı olacak. Evine bakılıyor; tuzluk var, yemek yapacak birkaç kap kacak var. Bir kaftanı var. Birkaç da küçükbaş hayvanı var. Başka da bir şeyi yok. Hayatını kanaatkarlık içinde geçiren birisidir. Türk toplumuna koca bir Osmanlı’yı hediye etmiş birisidir. Türk toplumunun önemli bir atasıdır Osman Gazi. Öyle bir devlet kurmuştur ki tarihe baktığınızda kaç devlete 6 asırlık bir ömür nasip olmuştur, çok azdır.” diye konuştu.
Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye, onun da oğlu Orhan Gazi’ye nasihatlerde bulunduğunu hatırlatan Karataş, bu metinlerin herkes tarafından okunması gerektiğini sözlerine ekledi.
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ildeki yetkililerle görüşmek, sağlık tesislerinde yerinde incelemelerde bulunmak ve İl Sağlık Müdürlüğünden bilgi almak için 1 Ağustos Perşembe günü Trabzon’daydı.
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Trabzon Valiliğini ve Trabzon Büyükşehir Belediyesini ziyaret etti. Trabzon Valiliğinde yetkililerin katılımıyla yapılan geniş kapsamlı değerlendirme toplantısında ildeki sağlık yatırımlarına ve hizmetlerine dair bilgi aldı, bu toplantıdan sonra Trabzon Büyükşehir Belediyesinde görüşmeler gerçekleştirdi.

Sayın Bakan davetli olduğu “Trabzonspor 50. Yıl Etkinlikleri”ne katıldı ve burada konuşma yaptı. Konuşmasının ardından etkinlikten ayrılan Sayın Memişoğlu, AK Parti İl Başkanlığını ziyaret etti. Daha sonra sahada sağlık hizmetlerine dair yerinde incelemeler yaptı.
Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Trabzon programı kapsamında Gazipaşa Aile Sağlığı Merkezini ziyaret etti. Aile hekimleri, hemşireler ve merkezde görevli sağlık çalışanları ile sohbet eden Sağlık Bakanı, gösterdikleri özverili çalışmalar dolayısıyla tüm ekibe teşekkür etti.
Sağlık Bakanı, Türkiye’nin en modern hastanelerinden biri olarak tasarlanan, 900 yatak kapasitesine sahip olacak Trabzon Şehir Hastanesi inşaat alanını gezdi ve 2025 yılında tamamlanması planlanan hastanenin yapım süreciyle ilgili yetkililerden bilgi aldı.
“ŞU ANDA İNŞAATIMIZ YÜZDE 43 BANDINDA YAPILMIŞ DURUMDA”
Trabzon Şehir Hastanesinde basın açıklaması yapan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, “Trabzon şehrimize, ilimizin sağlıkla ilgili hizmetlerini, yatırımlarını ve sorunlarını değerlendirmek üzere geldik. Malum Trabzon’a güzel bir şehir hastanesi yapıyoruz. İnşallah 2025 senesi sonu itibarıyla milletimizin hizmetine sunacağız. Şu anda inşaatımız %43 bandında yapılmış durumda. Bu inşaatın bitiminde çok güzel bir hastanemizi, Sayın Cumhurbaşkanımızın hayalim dediği hastanelerimizden bir tanesini daha, Trabzon halkının hizmetine sunacağız. Sağlıkla ilgili bazı sorunlarımızı inşallah Trabzon’da da özellikle temel sağlık hizmetlerini, Aile Sağlığı Merkezlerimizi kuvvetlendirerek çözmeye çalışacağız. Bizi burada çok iyi ağırlayan Sayın Valimize, Belediye Başkanımıza ve diğer arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Biz hem sağlık çalışanları hem de sağlık altyapısıyla dünyanın sağlık hizmetini iyi sunan sayılı ülkelerinden biriyiz. Daha da iyi olacağız. Bunun yanında hem sağlık teknolojisini hem de sağlık bilimini üreteceğiz.” dedi.

Sayın Memişoğlu konuşmasında sağlık çalışanlarının üzüntü duyduğu konuya değindi: “Gazze’deki olaylar, İran’daki olaylar nedeniyle üzgünüz. İnsanlığı yaralayan, vahşeti yapan bazı ülkelerin, İsrail’in, bunu seyreden, buna izin veren bazı ülkelerin kendine gelmesini istiyoruz. Biz sağlık çalışanları üzülüyoruz; hastaneler bombalanıyor, insanlar öldürülüyor. Onun için bizim daha çok çalışmamız, daha çok üretmemiz gerekiyor. Bu konuda da bütün dünyanın hassasiyet göstermesini bekliyoruz. Çünkü biz insanları yaşatmaya çalışıyoruz, insanlara faydalı olmaya çalışıyoruz ama maalesef 40 bin insan öldürüldü. Canlara kıyılan görüntüleri görmek, bu olayları yaşamak istemiyoruz. Biz sağlık çalışanları insanları yaşatmaya çalıştığımız için bu olaylardan daha çok etkileniyoruz. Bu nedenle dünyanın barışçıl ve iyi niyetli yönetilmesini istiyoruz.”
Sağlık Bakanı konuşmasında, bu sabah Trabzonspor’un 50. yıl etkinliklerine katıldığından bahsederek Trabzonspor’a başarı dileklerini iletti.
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Trabzon’da sağlık tesisleri ziyaretlerini tamamladıktan sonra İl Sağlık Müdürlüğüne giderek burada ildeki sağlık hizmetlerinin durumu hakkında detaylı bilgi aldı.

]]>

DÜNYANIN GÖRMEZDEN GELDİĞİ VAHŞET
7 Ekim 2023’ten bu yana her gün ortalama 131 Filistinlinin hayatını kaybettiği İsrail saldırıları, dünyanın büyük ölçüde görmezden geldiği trajik boyutlarda bir vahşettir. İsrail rakamlarına göre, Hamas savaşçılarının güney İsrail’deki bölgelere saldırması, 1.200 kişiyi öldürmesi ve 250 kişiyi rehin almasının ardından İsrail, Gazze’ye savaş açtı.
Dünya çapındaki ateşkes çağrılarına rağmen İsrail kanlı savaşa devam ediyor. Filistinliler savaşın başlamasının 300. gününü anarken, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği vahşetin bir özeti sizler için ele aldık.
KÜLTÜRÜ YOK ETMEK
Geçtiğimiz ekim ayından bu yana İsrail’in aralıksız saldırıları nedeniyle Gazze’deki hastaneler ve evler de dahil olmak üzere binaların yarısından fazlası ve yüzlerce kültürel ve dini öneme sahip mekan hasar gördü veya yok edildi.
ŞEHRİN YÜZDE 50’Sİ YOK OLDU
Uydu görüntüleri analizinde Gazze’deki toplam yapıların yaklaşık yüzde 50’sinin ve tüm evlerin yaklaşık yüzde 62’sinin hasar gördüğü veya yıkıldığı ortaya çıktı.
Dini ve kültürel öneme sahip yerlere yönelik hedefli top atışları ve hava saldırıları Gazze’yi çirkinleştirirken, topraklarıyla ve tarihleriyle bağlarını koparmamak için İsrail’e karşı mücadele eden Filistinliler için Gazze bir hatıra haline geldi.
EN ESKİ CAMİYİ YIKTILAR
Gazze’deki en büyük ve en eski cami olan ve antik bir Filistin tapınağının yerinde bulunduğu düşünülen Büyük Ömer Camii, yıkılan yerler arasında. MS 444’e tarihlenen beşinci yüzyıl Bizans kilisesi Jabalia da öyle. Levant’taki en önemli kiliselerden biri olan kilise, moloz haline gelmeden önce mozaik zeminlerinde üç yıllık bir restorasyon geçirmişti.

‘SOYKIRIM İŞLENİYOR’
Güney Afrika’nın hukuk ekibi, Uluslararası Adalet Divanı’ndaki (UAD) davada, Gazze’nin inşa edilmiş çevresinin ve kültürel mirasının yok edilmesini delil olarak göstererek, İsrail’in soykırım ve diğer savaş suçları işlediğini ileri sürüyor.
Ocak ayında ilk kez görülen davada, “İsrail’in Filistin’e ait müzeler, kütüphaneler, arşivler, üniversiteler, dini ve arkeolojik alanlar da dahil olmak üzere çok sayıda öğrenim ve kültür merkezine zarar verdiği ve onları yok ettiği” belirtiliyordu.
TOPLU MEZARLAR
BM’ye göre, Gazze’deki Nasır ve El Şifa hastanelerinde Filistinli kurbanların elleri bağlı ve çırılçıplak halde bulunduğu toplu mezarların bulunmasının ardından İsrail ciddi savaş suçları işlemekle suçlanıyor .
Mart ayında Gazze’deki en büyük hastane olan el Şifa Hastanesi’ne yönelik 14 günlük İsrail kuşatmasının ardından iki toplu mezardan en az 30 Filistinlinin cesedi çıkarıldı. Hastane, İsrail’in 1 Nisan’da çekilmesinin ardından büyük ölçüde harabeye dönmüştü.
İsrail ordusunun dört ay süren kara işgalinin ardından 7 Nisan’da şehirden çekilmesinin ardından Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’nde açılan toplu mezarda 283 ceset daha bulundu.

BM ‘DEHŞETE DÜŞTÜ’
BM hakları şefi “dehşete düştüğünü” söyledi. ABD ayrıca İsrail’den “inanılmaz derecede rahatsız edici” raporlar hakkında bilgi istedi.
KAMPI 63 KEZ BOMBALADI
Uluslararası toplumun tepkisizliği İsrail’i daha da cesaretlendirdi; İsrail, sadece iki hafta önce Gazze’deki Nuseyrat mülteci kampını yedi gün içinde 63 kez bombaladı ve 90’dan fazla kişiyi öldürdü.
Gazze’deki en yoğun nüfuslu kamplardan biri olan Nuseyrat kampı 250.000 Filistinliye ev sahipliği yapıyordu. İsrail saldırılarının ardından 250’den fazla yaralının yüzde 75’inden fazlası yanıklarla hastanelere kaldırıldı. Gazze hükümetinin medya ofisi, İsrail’in termal ve kimyasal silahlar kullandığını söyledi.
UAD’NİN KARARI
Mayıs ayının başlarında Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı davada bir dizi güçlü ve hukuken bağlayıcı geçici tedbir kararı almıştı.
Mahkeme, İsrail’in askeri saldırılarını derhal durdurmasını, soykırım iddialarını soruşturmak üzere BM tarafından yetkilendirilen herhangi bir kuruma engelsiz erişim sağlamasını ve acil ihtiyaç duyulan temel hizmetler ve insani yardımların engelsiz bir şekilde sağlanması için Mısır ile olan Refah sınırı da dahil olmak üzere açık kara sınır kapılarını korumasını emretti. Ayrıca İsrail’in, alınan tüm tedbirlerle ilgili olarak bir ay içinde mahkemeye rapor sunması emredildi.
KARARIN KORKUNÇ NEDENLERİ
Karar, İsrail’in yaklaşık 10 aydır sürdürdüğü soykırım amaçlı askeri operasyonlarını yoğunlaştırmasıyla Gazze’deki Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı eşi benzeri görülmemiş ve kötüleşen insani durum ışığında alındı.
İSRAİL YİNE İSTEDİĞİNİ YAPTI
Ancak İsrail, çatışmaların derhal durdurulması ve insani yardıma erişimin sağlanması yönündeki BM kararlarını ve Uluslararası Adalet Divanı kararlarını hiçe saymaya devam etti.

HANİYE SUİKASTİ NASIL KARŞILANDI?
İsrail, Filistinli üst düzey müzakereci Haniye’yi öldürerek ve aynı zamanda Beyrut’taki Hizbullah’ın üst düzey bir liderini hedef alarak bölgeye saldırganlık mesajı gönderiyor ve savaş çanlarını çalıyor .
İsrail’in abluka altındaki Gazze’deki kaygılı sakinler, onun şehadetinin Filistin topraklarını harap eden savaşı daha da uzatacağından endişe duyduklarını dile getirdiler.
Beştepe’deki toplantıya Şura üyeleri Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu katıldı.

İletişim Başkanlığı, YAŞ toplantısında alınan kararları duyurdu.
Yapılan açıklama şöyle:
2024 yılı Yüksek Askerî Şûra toplantısında;
Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli general/amiral ve albaylardan;

23 GENERAL VE AMİRAL BİR ÜST RÜTBEYE YÜKSELTİLDİ
30 Ağustos 2024 tarihinden geçerli olmak üzere;
31 GENERAL VE AMİRAL EMEKLİYE SEVK EDİLDİ
DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANIN GÖREV SÜRESİ BİR YIL UZATILDI

GENERAL VE AMİRAL SAYISI 327’YE YÜKSELDİ
İSİM İSİM ORDUDAKİ DEĞİŞİM
30 Ağustos 2024 tarihinden geçerli olmak üzere;
K.K.K.lığından Korgeneraller Levent ERGÜN ve Metin TOKEL Orgeneralliğe;
Dz.K.K.lığından Koramiral Kadir YILDIZ Oramiralliğe; K.K.K.lığından Tümgeneraller Tevfik ALGAN ve Gültekin YARALI Korgeneralliğe; Dz.K.K.lığından Tümamiraller Mustafa KAYA ve Yalçın PAYAL Koramiralliğe; Hv.K.K.lığından Tümgeneral Yaşar KADIOĞLU Korgeneralliğe terfi ettirilmişlerdir.
Ferat VURAL, Ahmet GÜLMÜŞ, Rıfat DÖNEL, İlhan İSTANBULLU, Yusuf DİKER ve Zeynel Abidin ERGİNBAŞ Tümgeneralliğe; Dz.K.K.lığından Tuğamiraller Serhat SÖZBİR, Mehmet Emre SEZENLER, Mevlüt Savaş BİLİCAN ve Recep Erdinç YETKİN Tümamiralliğe;
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bir üst rütbeye yükselen, görev süreleri uzatılan general, amiral ve albayların yeni rütbe ve görevlerinin Milletimize, Devletimize, Silahlı Kuvvetlerimize ve ailelerine hayırlı olmasını dileriz.
Büyük bir özveri ve onurla görev sürelerini tamamlayarak emekliye ayrılacak olan general, amiral ve albaylara hizmetlerinden dolayı teşekkür eder, hayatlarının yeni dönemlerinde, kendilerine ve ailelerine mutluluk ve esenlikler temenni ederiz.
Bir üst rütbeye yükseltilen General-Amiral ve Albaylar, görev süresi 1 yıl uzatılan General ve Amiraller ile Yaş Haddi Nedeniyle Emekliye Sevkedilen Generaller ile ilgili liste Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi http://tccb.gov.tr’de yayınlanacaktır.”
“O sadece Filistin’in değil İslam’ın şehididir.
İsmail Haniye, barışı isteyen bir liderdi. İsrail, barışı isteyen Haniye’yi öldürerek barışı değil savaşı tercih ettiğini ortaya koydu.
Bugün itibarıyla savaş yeni bir aşamaya geçti. Bugün itibarıyla yeni bir durumla karşı karşıyayız. Bu katil Netanyahu durdurulmazsa bölge savaşına daha yakınız diyebiliriz.
Çünkü Amerikan Kongresi’nde ayakta alkışlanan Netanyahu, ABD’den aldığı güçle yeni bir aşamaya geçti. Asıl hedefi olan savaşı bölgeye yaymak için düğmeye bastı.
ÖNCE BEYRUT SONRA TAHRAN
30 Temmuz’da Hizbullah Lideri Nasrallah’ın danışmanı Fuad Şükr’ü hedef alan saldırı ve ondan birkaç saat sonra 31 Temmuz’da Tahran’da İsmail Haniye’ye yönelik olarak düzenlenen suikast Netanyahu’nun yeni bir konsepte geçtiğini gösteriyor. Aynı gecede kritik iki saldırı. Bunu çok iyi analiz etmemiz gerekiyor. Netanyahu iki kritik suikastla birlikte İran’ı savaşa çekmek ve savaşı bölgeye yaymak için ilk hamleyi yaptı.
YENİ HİTLER
Netanyahu, kendisini n Arz-ı Mev’ud’u gerçekleştiren bir lider olarak tarihe geçmek istediği belli ama bunu başaramayacak. Bölgeyi kan gölüne çeviren yeni Hitler olarak tarihte yerini almış oldu.
Netanyahu’nun yeni bir savaş stratejisiyle karşı karşıyayız.
7 Ekim İsrail-Gazze savaşının başlangıç tarihiydi.
30 Temmuz’da Beyrut’a attığı füzeler, İsrail’in savaşı Lübnan’a sıçratmak için yaptığı bir saldırıydı.
31 Temmuz’da Tahran’da İsmail Haniye’ye yapılan suikast ise savaşın bölgeye yayılması için yapılan en kritik hamleydi.
Savaşta yeni bir aşama ile karşı karşıyayız. O nedenle bu süreci soğukkanlı bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor.
NEDEN İRAN?
İsmail Haniye, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın yemin töreni için bulunduğu Tahran’da İsrail’in yaptığı bir saldırı sonucunda şehit edildi. Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah’ın yemin törenine katılma isteğini ‘Can güvenliğini sağlayamayız’ gerekçesiyle reddeden İran, İsmail Haniye’nin katılmasını neden istedi? Burada İran’a yönelik bir imada bulunmak istemiyorum. Ama sonuç ortada.
REİSİ SUİKASTİ YENİDEN İNCELENMELİ
O nedenle Haniye suikastından sonra Cumhurbaşkanı Reisi’ye yapılan suikastı yeniden ele almalıyız. İsrail, İran’ın en kritik noktalarını vuruyor. İran’ın kalbine kadar girmiş durumda.
– 27 Kasım 2020 tarihinde İran’ın nükleer programının kilit isimlerinden Muhsin Fahrizade Tahran’da Mossad tarafından düzenlenen suikastla ortadan kaldırıldı.
– 3 Ocak 2024 tarihinde Kirman vilayetinde Kasım Süleymani’nin mezarı başındaki anmalar sırasında patlayan bomba sonucunda 84 kişi hayatını kaybetti.
– 19 Mayıs 2024 Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin helikopteri düşürüldü.
İRAN GÜVENLİ DEĞİL
Bunlar İsrail’in İran’ı kalbinde vurabilecek bir kapasiteye ulaştığını gösteriyor. İran, “Benim savunmam Şam’dan, Bağdat’tan, Beyrut’tan başlar” der ama Tahran’ı koruyamıyor. Bence önce Tahran’a baksın. İran artık İran için güvenli değil.
İSRAİL, İRAN’IN KALBİNE SIZMIŞ
Cumhurbaşkanının uçağını düşürecek kadar İsrail, İran’ın kılcal damarlarına kadar sızmış durumda.
İran Şahı Pehlevi, Mısır’a kaçtıktan sonra, “CIA altımı oymuş ama haberim olmamış” demişti. Bunu tahtıyla, canıyla ödedi.
İsrail, bu denli büyük suikastları ABD desteği olmadan yapamaz. Bu da gösteriyor ki CIA ve MOSSAD, İran’ın kalbine kadar sızmış durumda. İçeride çok önemli isimlere suikastlar düzenleyebiliyorlar.
İRAN CUMHURBAŞKANI
1- Haniye suikastının Tahran’da düzenlenmesi, İran içinden destek almadan olmaz.
2- Suikastın Devrim Muhafızları’nın kullandığı “Güvenli ev”de gerçekleşmesi soru işaretlerini daha çok artırıyor. Demek ki güvenli denilen ev, güvenli değilmiş.
3- Yeni cumhurbaşkanının yemin töreninin düzenlendiği gün, Tahran’da güvenlik seviyesinin en üst düzeyde olması gerekir. Ayrıca Haniye suikastı İran Devrim Muhafızları’nın güvenli konutunda gerçekleşti. Haniye, yemin töreninden sonra Tahran’da kalmış. Belli ki içeriden bu bilgiyi bilen birileri İsrail’e sızdırmış. İran’ın güvenlik konutlarını bilen, içeriden bir kaynak, İsrail’e nokta hedef bildirmiş.
FÜZE NEREDEN ATILDI?
4-Suikast ister İran dışından atılan füzelerle yapılsın ister İran toprakları içinden roket atılsın. Bu uydu ve radar izleriyle rahatlıkla tespit edilir. Bakalım İran bunu kamuoyuyla paylaşabilecek mi?
BEYAZ SARAY YEŞİL IŞIK MI YAKTI?
5- Haniye’den önce Hamas’ın Lideri Şeyh Yasin’e bir suikast gerçekleştirilmişti. Şeyh Yasin suikastının Beyrut kasabı Ariel Şaron’un çiftliğinde Ürdün liderinin de katıldığı bir toplantıda kararlaştırıldığı ortaya çıkmıştı. Haniye suikastı nerede planlandı acaba? Gazze kasabı Netanyahu ile Biden görüşmesi sırasında yeşil ışık mı yakıldı?
ALKIŞLAR KATLİAM GETİRDİ
6- Netanyahu siyasi hayatında ABD’den en büyük desteği Gazze saldırısından sonra aldı. ABD Kongresi’nde ayakta alkışlandı. Biden tarafından Beyaz Saray’da ağırlandı. Trump ve Kamala Harris’le görüştü. Daha önce savaşın Lübnan’a sıçramasına sıcak bakmayan Biden, artık başkan adayı değil. Biden, Netanyahu ile görüşmesinde savaşı bölgeye yayma konusundaki çekincesini kaldırdığını mı söyledi?
EMRİVAKİ Mİ YAPTI
7- Ya da tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, ABD’deki yönetim boşluğunu ve kaosu görüp, ABD derin devletinin desteğiyle fiili bir durum yaratmayı mı çalışıyor? Hangisi doğruysa bölge için bir felaketten başka bir şey değil.
MİT BAŞKANI UYARMIŞTI
7 Ekim’den sonra İsrail İç İstihbarat Teşkilatı Şin Bet direktörü Ronen Bar, “Katar, Türkiye ve Lübnan dahil olmak üzere dünyanın her yerinde Hamas liderlerini, yıllar sürse bile öldürmeye kararlı olduklarını” açıklamıştı. Bu açıklamadan sonra Şin Bet Başkanı’nın telefonu çaldı. Arayan MİT Başkanı İbrahim Kalın’dı. Şin Bet Başkanı’na, “Sakın ha sakın. Böyle bir şeyi aklınızdan bile geçirmeyin. Bunun ciddi sonuçları olur” dedi.
MOSSAD’A OPERASYONLAR
Türkiye sadece uyarmadı. Gereken tedbirleri de aldı. İsmail Haniye Türkiye’ye de geldi. Mossad bırakın suikast düzenlemeyi, yanına yaklaşamadı. Ayrıca MİT ve İçişleri Bakanlığı, Mossad’a yönelik üst üste operasyonlar yapıyor. Mossad hücrelerini çökertiyor.
7 Ekim’den sonra Netanyahu, “Bölge ülkelerinin haritasını değiştireceğiz” demişti. Gazze saldırısında başta ABD olmak üzere batı dünyasından “sınırsız destek” almanın verdiği güçle şimdi, “Savaş 2.0” yazılımına geçti.
NETANYAHU DURDURULAMAZSA
Netanyahu, bölge savaşı için ilk hamleyi yaptı. İlk kurşunu attı. Artık bölgemiz daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Netanyahu burada durdurulmazsa bölgeyi içine alacak bir savaş kapımızda demektir.”
]]>Beştepe’deki toplantıya Şura üyeleri Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu katıldı.

İletişim Başkanlığı, YAŞ toplantısında alınan kararları duyurdu.
Yapılan açıklama şöyle:
2024 yılı Yüksek Askerî Şûra toplantısında;
Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli general/amiral ve albaylardan;

23 GENERAL VE AMİRAL BİR ÜST RÜTBEYE YÜKSELTİLDİ
30 Ağustos 2024 tarihinden geçerli olmak üzere;

31 GENERAL VE AMİRAL EMEKLİYE SEVK EDİLDİ
DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANIN GÖREV SÜRESİ BİR YIL UZATILDI

GENERAL VE AMİRAL SAYISI 327’YE YÜKSELDİ
İSİM İSİM ORDUDAKİ DEĞİŞİM
30 Ağustos 2024 tarihinden geçerli olmak üzere;
K.K.K.lığından Korgeneraller Levent ERGÜN ve Metin TOKEL Orgeneralliğe;
Dz.K.K.lığından Koramiral Kadir YILDIZ Oramiralliğe; K.K.K.lığından Tümgeneraller Tevfik ALGAN ve Gültekin YARALI Korgeneralliğe; Dz.K.K.lığından Tümamiraller Mustafa KAYA ve Yalçın PAYAL Koramiralliğe; Hv.K.K.lığından Tümgeneral Yaşar KADIOĞLU Korgeneralliğe terfi ettirilmişlerdir.
Ferat VURAL, Ahmet GÜLMÜŞ, Rıfat DÖNEL, İlhan İSTANBULLU, Yusuf DİKER ve Zeynel Abidin ERGİNBAŞ Tümgeneralliğe; Dz.K.K.lığından Tuğamiraller Serhat SÖZBİR, Mehmet Emre SEZENLER, Mevlüt Savaş BİLİCAN ve Recep Erdinç YETKİN Tümamiralliğe;
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bir üst rütbeye yükselen, görev süreleri uzatılan general, amiral ve albayların yeni rütbe ve görevlerinin Milletimize, Devletimize, Silahlı Kuvvetlerimize ve ailelerine hayırlı olmasını dileriz.
Büyük bir özveri ve onurla görev sürelerini tamamlayarak emekliye ayrılacak olan general, amiral ve albaylara hizmetlerinden dolayı teşekkür eder, hayatlarının yeni dönemlerinde, kendilerine ve ailelerine mutluluk ve esenlikler temenni ederiz.
Bir üst rütbeye yükseltilen General-Amiral ve Albaylar, görev süresi 1 yıl uzatılan General ve Amiraller ile Yaş Haddi Nedeniyle Emekliye Sevkedilen Generaller ile ilgili liste Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesi http://tccb.gov.tr’de yayınlanacaktır.”
Milli Savunma Bakanlığı tarafından basın bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Bakanlıkta gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, “Türk Silahlı Kuvvetlerimizin komuta kademesinin şekillendiği 2024 yılı Yüksek Askerî Şûra toplantısı bugün Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde icra edilecektir. Cumhurbaşkanımızın onayını müteakip önümüzdeki saatlerde açıklanacak Yüksek Askerî Şûra kararlarının devletimize, milletimize ve Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı olmasını diliyoruz” ifadelerini kullandı.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği kararlı operasyonlara dikkat çeken Tuğamiral Aktürk, “Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil son bir haftada 67, 1 Ocak’tan bugüne kadar ise bin 588 (Irak 770, Suriye 818) terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Ayrıca Irak’ın kuzeyindeki Gara, Kandil ve Asos’ta bulunan terör hedeflerine yönelik 26 Temmuz’da icra edilen hava harekâtıyla içerisinde sorumlu düzeyde teröristlerin de bulunduğu değerlendirilen mağara, sığınak, barınak, depo ve terör örgütünün kullandığı tesislerden oluşan 25 hedef başarıyla imha edilmiştir” ifadelerini kullandı.
Tuğamiral Aktürk, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Öte yandan Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 1 PKK’lı terörist daha Habur’daki hudut karakolumuza teslim olmuştur. Terör yuvalarına kilit vurmaya kararlılıkla devam eden Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyon bölgesinde teröristlere ait 6 adet mağara/tünel tespit etmiştir. Tespit edilen mağara/tüneller dâhil arama-tarama faaliyetlerinde çok sayıda el ve sis bombası, mayın/el yapımı patlayıcı, havan, uçaksavar ve makineli tüfek mühimmatı ile yaşam malzemesi ele geçirilmiştir.”
Hudut hattının Cumhuriyet tarihinin en etkin tedbirleri ve çok yönlü güvenlik sistemleriyle kesintisiz bir şekilde korunduğuna vurgu yapan Tuğamiral Aktürk, “Hudutlarımızda son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 5’i terör örgütü mensubu olmak üzere 310 şahıs yakalanmış, 916 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 7 bin 412’ye, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 66 bin 975’e yükselmiştir. Ayrıca son bir hafta içerisinde yapılan operasyonlarda 30 (30.156 gram) kilogramdan fazla uyuşturucu ele geçirilmiştir” diye konuştu.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in programına ilişkin de bilgi veren Tuğamiral Aktürk, “31 Temmuz’da Ukrayna Deniz Kuvvetleri Komutanı’nı kabul eden Sayın Bakanımız, bugün Yüksek Askerî Şûra toplantısı sonrası Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Toplumsal Direniş Bayramı ve Silahlı Kuvvetler Günü münasebetiyle düzenlenen resepsiyona katılacaktır. Bakanımız, yarın da ülkemize resmî ziyaret gerçekleştirecek Ukrayna Savunma Bakanı ile bir araya gelecektir” açıklamasında bulundu.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarında hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısının 40 bine yaklaştığını belirten Tuğamiral Aktürk, “Gazze’de hayatta kalabilenler ise yerlerinden edilmiş ve temel insani ihtiyaçlarından yoksun hâlde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Okullar, hastaneler ve diğer sivil hedefler İsrail bombalarının hedefi olmaya devam etmektedir. Öte yandan İsrail’in saldırılarını Yemen’e ve Lübnan’a yöneltmesi bölgemizde çatışmaların yayılması ve istikrarsızlık riskini artırmaktadır. İsrail’in uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmesini, uluslararası toplumun çağrısı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çerçevesinde derhâl ve koşulsuz ateşkesi kabul etmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz” şeklinde konuştu.
Tuğamiral Aktürk, “Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tarafından oluşturulan rezerv güç ile yangın söndürme çalışmalarına aralıksız destek olunmaktadır. Bu kapsamda bugüne kadar 17 ayrı yerde meydana gelen orman yangınlarının söndürülmesine 50 helikopter ile 995 sorti yapılarak destek sağlanmıştır” dedi.
Silahaltına alınacak yedek subay ve astsubaylara ilişkin de Tuğamiral Aktürk, “Ağustos, Eylül ve Ekim 2024 dönemlerinde silahaltına alınacak yedek subay/astsubay adayları ile erlerin sınıflandırma sonuçları yarın (2 Ağustos) açıklanacaktır. Sonuçlar e-Devlet Kapısı, askerlik şubeleri ve MSB Mobil uygulamasından öğrenilebilecektir” ifadelerini kullandı.
]]>Söz konusu bıçaklı saldırının gerçekleştirdiği yerin yakınlarında bulunan caminin çevresinde Merseyside polisi yoğun güvenlik önlemi aldı.
“Spekülasyonların kimseye faydası yok”
Olaya ilişkin açıklama yapan Merseyside polisi, aşırı sağcı İngiliz Savunma Ligi (EDL) destekçisi olduğu düşünülen grubun camiye saldırdığını ifade etti.
Yerel saatle 19.45’te (TSİ 21.45) cami önünde toplanan gruba müdahale eden polise şişe ve çöp kovaları atıldığı belirtilen açıklamada, bir polisin burnunun kırıldığı, bir polis minibüsünün ise ateşe verildiği aktarıldı.
Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Merseyside Emniyet Müdür Yardımcısı Alex Gloss, “Üç çocuğun trajik şekilde hayatını kaybetmesiyle sarsılan bir toplumda bunun yaşandığını görmek iğrenç” ifadesini kullandı.
Gloss, polis ve acil servis çalışanlarının, hayatlarının en kötü manzarasıyla karşı karşıya kalmışken şimdi saldırıya uğradığını belirterek, “Bu akşam Southport’taki olaya, Merseyside bölgesinde yaşamayan, Merseyside insanını umursamayanlar katıldı” değerlendirmesini yaptı.
Bıçaklı saldırının 17 yaşındaki şüphelisinin kimliğine ilişkin spekülasyonların şiddet olayları için kullanıldığına işaret eden Gloss, “Şahsın zaten gözaltında bulunduğunu ve Birleşik Krallık doğumlu olduğunu açıkladık. Şu aşamada spekülasyonların kimseye faydası yok. Polis memurlarımızın bunlarla karşı karşıya kalmaması lazımdı ancak bu akşam yeterince acı çeken yerel halkın güvenliğini sağlayacak ve suça karışanları gözaltına alacaklar” ifadelerini kullandı.
Aşırı sağcı hesaplar doğruluğu şüpheli bilgiler paylaştı
İngiliz medyasında yer alan habere göre, bazı sosyal medya hesaplarında gözaltındaki kişinin kimliğine ilişkin doğruluğu şüpheli bilgiler paylaşıldı.
İçişleri Bakanı Yvette Cooper, konuya ilişkin parlamentoda yaptığı değerlendirmede, “Sosyal medya şirketlerinin sorumluluk alması gerek.” ifadesini kullandı ve halka spekülasyonlara inanmama çağrısı yaptı.
The Guardian gazetesi ise şüphelinin kimliğine ilişkin detayların, İngiltere ve ABD’den bilgiler aktaran haber platformu izlenimi veren siteden yayıldığını öne sürdü.
Bu sitede, saldırı şüphelisinin geçen yıl ülkeye kaçak giren “Ali” isimli sığınmacı olduğu iddia edildi.
The Guardian’ın haberinde, sosyal medya platformu TikTok’ta ise aşırı sağcı Reform UK Partisi destekçisi bir kişinin paylaştığı iddiaların 800 bin izlenmeye ulaştığı bilgisine yer verildi.
Southport’taki bıçaklı saldırı
İngiltere’nin Liverpool kentine yaklaşık 35, Manchester kentine yaklaşık 70 kilometre uzaklıktaki Southport’ta 29 Temmuz öğle saatlerinde bir saldırganın, aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda kişiyi bıçakladığı açıklanmıştı.
Hart Caddesi’ndeki binada yaşanan olayın ardından bölgeye giden polis, şüpheliyi saldırıda kullandığı belirtilen bıçakla gözaltına almıştı. Görgü tanıkları, yaralılar arasında çok sayıda çocuğun bulunduğunu, olayın Amerikalı şarkıcı Taylor Swift temalı etkinlikte yaşandığını anlatmıştı.
Merseyside Emniyet Müdürü Serena Kennedy de saldırıya ilişkin düzenlenen ortak basın toplantısında, yerel saatle 11.47’de (TSİ 13.47) polise “dans okulunda bıçaklı saldırı olduğu” ihbarının geldiğini kaydetmişti.
Aldıkları bıçak darbeleri nedeniyle 2 çocuğun yaşamını yitirdiğini, 6’sı ağır 9 çocuğun yaralandığını açıklayan Kennedy, 2 yetişkinin de ağır yaralı olduğunu, bu kişilerin çocukları korumaya çalışırken yaralandıklarını söylemişti.
Kennedy, olayla ilgili 17 yaşındaki erkek zanlının cinayet şüphesiyle gözaltında olduğunu ve sorgusunun sürdüğünü kaydederek, şüphelinin Lancashire bölgesindeki Banks’ten geldiği ancak aslen Galler’in başkenti Cardiff’ten olduğu bilgisini paylaşmıştı.
Olaydan bir gün sonra, yaralı bir çocuğun daha hayatını kaybettiği açıklanmıştı.
Saldırının ardından hükümetten tepki açıklamaları gelmişti. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, X hesabından yaptığı açıklamada, Southport’tan gelen haberlerin korkunç ve şok edici olduğunu belirtmişti.
Starmer, olay yerine hemen ulaşan polis ve sağlık ekiplerine teşekkür ederek, kendisinin sık sık gelişmeler konusunda bilgilendirildiğini kaydetmişti.
İçişleri Bakanı Yvette Cooper, X’ten yaptığı paylaşımda, bölgedeki güvenlik güçleriyle temasta olduğunu ve çalışmalara tam destek verdiğini ifade etmişti.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2 milyon, Valiliğin 200 bin liralık eş finansman desteğiyle Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde kurulan atölyede ilk etapta 15 kadın kursiyer istihdam edildi.

“Haneye gelir getirerek ürünün geleceğe aktarılmasını sağlayacağız”
İl Kültür ve Turizm Müdürü İrfan Tekin, AA muhabirine, daha önce erkek ustalar tarafından üretilen tescilli Siirt battaniyesine kadın eli değdiğini söyledi.
Atölyede 15 kadının istihdam edildiğini ifade eden Tekin, “GAP ve Valilik desteğiyle hayata geçirilen projesinin amacı unutulmaya yüz tutan, coğrafi işaret belgesi alan battaniyenin aslına uygun dokunması. Doğal saf tiftik kullanarak geçmişten gelen bir geleneği gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlıyoruz. İlimizde eskiden erkeklerin yapmış olduğu mesleği kadın kursiyerleri istihdam ederek bu işin daha estetik ve modern hale gelmesini hedefliyoruz.” dedi.

Tekin, 2 milyon 200 bin lira bütçe ile bu atölyeyi aktif hale getirdiklerini anlatarak, kadın kursiyerlerin zamanla bu işte dokuma ustası olarak yetişeceğini kaydetti.
Kursiyerlere ücret ödendiğini belirten Tekin, kadınların kursta eğitim gördükten sonra da parça başına ücret ödeyerek bu işi evlerinde de sürdürmelerini sağlayacaklarını söyledi.
Tekin, “Haneye katkı sağlamayan bir ürünün ileri kuşaklara aktarılması, babadan oğula geçmesi çok zor. Bu nedenle haneye gelir getirerek ürünün gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Ürünün pazarda müşteri kitlesine ulaşması için ARGE çalışmalarına da ağırlık verdiklerini dile getiren Tekin, battaniyenin yanında telefon kılıfı, çanta, tulum, yastık kılıfı gibi ürünlerin üretilmesi ve bu ürünlere isim yazılması gibi düşüncelerinin de olduğunu aktardı.
Tekin, ürünlerde günümüz şartlarına uygun motifler de işlemeyi planladıklarını ifade ederek, ürünlere kenti ve tarihini yansıtacak motifler işleneceğini söyledi.

“Kadın elinin değmesi battaniyeyi daha da güzelleştirecek”
Ayrıca ilde Bakanlık düzeyinde sanatçı kimlik kartı bulunan 3 usta olduğunu belirten Tekin, bu proje ile kadın ustalara da sanatçı kartı çıkartarak, bu işte usta yetiştireceklerini ifade etti. Tekin, şöyle devam etti:
“Kadınlarımızın sanatçı kartlarına haiz olması DİKA’dan, GAP ve KOSGEB’den destek almalarına imkan sağlayacak. Geçmişte bu ürünü sadece erkek ustalarımız üretmiş. Bu projede kadın ustalarımızı da yetiştirerek zamanla kurs sayımızı artıracağız. İlimizde sadece erkek ustalar yetiştirildi. Naif olan tiftiğe kadın elinin değmesinin battaniyeyi daha da güzelleştireceğini inanıyoruz. Kadın eğitmenlerimize, kadın kursiyerlerimize önem veriyoruz.”
“Bu proje kadınlar için çok güzel oldu”
Kursiyerlerden Fatma Işıkkaya, geçen ay başladığı dokumacılık kursunda önemli mesafe katettiğini söyledi.
Battaniye üretiminin sadece erkek mesleği olmadığını dile getiren Işıkkaya, şunları söyledi:
“Bu proje Siirt için biz kadınlar için çok güzel oldu. Aslında çok önceden bu işe merakım vardı. Dedelerimizin, babalarımızın dokuduğu geleneksel ürünlere biz de ilgi duyuyoruz. Ürün çıkarmaya başladık. Kadınların bu alana estetik kazandırdığını düşünüyorum. Kursun sonunda ustalık belgesi alabilmemiz büyük bir avantaj sağlıyor. Bu alanda devam etmeyi düşünüyorum. Çünkü çok sevdim bu mesleği.”
Güneş Erdoğan, battaniye dokumacılığının kadınlara yakıştığını dile getirerek, bu mesleği sürdüreceğini belirtti.
Meriç Çakay da battaniye üretiminin aynı zamanda baba mesleği olduğunu anlatarak, kendilerine sunulan bu güzel fırsatı değerlendirmek istediğini söyledi.
Kadınların bu işi öğrenmesini istediğini dile getiren Çakay, üretime başladıkları bir ayda çok ürün çıkardıklarını anlattı.
Emine Yücel de ileride usta olup, kendi atölyesini kurmak istediğini söyledi.

Siyonist rejimin alçak suikastının kınandığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
‘ŞEHİT BÜYÜYECEK, ŞEHİT ZAFERE YÜRÜYECEĞİZ’
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Şehit, şehit büyüyecek, Şehit, şehit zafere yürüyeceğiz…
Emperyalist, Siyonist ve işbirlikçilerine karşı verdiğimiz mücadelede şehitlerimiz yolumuzun ışığı ve mihenk taşlarıdır. Şehitlerimiz yok oluşun değil aksine inadına varoluşun sembolleridir. Şehitlerimiz ümmetin ve mücadelenin damarlarına yürüyen kandır.
‘İSLAM ÜMMETİNİ, HAMAS VE TÜM FİLİSTİN DİRENİŞİNİ BU KUTLU ŞEHADET DOLAYISIYLA TEBRİK EDİYORUZ’
Filistin İslami Direnişimizin liderlerinden İsmail Heniyye de Siyonist bir suikast sonucu şehadete yürüdü. İsmail Heniyye yaşamı ve mücadelesiyle tüm ümmete örnek olacak sembol bir isimdi. Ailesinin pek çok ferdini, çocukları ve torunlarını şehit vermiş, bizlere sabır ve onurlu duruşun ne olduğunu davranışlarıyla öğretmişti. Rabbimizin şehitler için hazırladığı nimet ve cenneti en çok hak edenlerden biriydi. İslam ümmetini, Hamas ve tüm Filistin direnişini bu kutlu şehadet dolayısıyla tebrik ediyoruz.
‘BU HADİSE GÖSTERMİŞTİR Kİ DÜŞMAN TOPYEKUN HAREKET ETMEKTEDİR’
Mücadele ve cihad meydanları şehitsiz olmaz, Siyonist katiller iyi bilsin ki bizler için şehadet ölümsüzlüğün adı ve zaferin müjdecisidir. Liderini şehit vermiş bir hareket olarak Hamas mensuplarının yüreklerinde nasıl bir intikam ateşi harlandığını iyi biliyoruz. Akıncılar Hareketi olarak Hamas ve tüm Filistin direnişine bedeli ne olursa olsun sonuna kadar destek vereceğimizi ve yanlarında duracağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Bu hadise göstermiştir ki düşman topyekûn hareket etmektedir, bizler de ümmet olarak bir araya gelmezsek bu savaşı ve Rabbimizin bize sunduğu imtihanı kaybedeceğiz.

‘TÜRKİYE MÜSLÜMANLARINI BİR ARAYA GETİRECEK HER ADIMI KOŞULSUZ DESTEKLEMEYE HAZIRIZ’
Akıncılar Hareketi olarak öteden beri söylediğimiz gibi, Türkiye Müslümanları olarak tüm ayrılıklarımızı ve farklılıklarımızı bir kenara bırakıp, nehirden denize tüm Filistin özgür olana kadar kısa, orta ve uzun vadede yardım ve desteklerimizi planlayıp tüm güçlerimizi bir araya getirmek suretiyle Filistinli kardeşlerimize destek vermeliyiz. Siyonist katillerle destansı bir mücadele veren mücahidlerimize ve şehitlerimize olan borcumuzu ancak bu şekilde ödeyebiliriz. Akıncılar Hareketi olarak Türkiye Müslümanlarını bir araya getirecek her adımı ön koşulsuz olarak desteklemeye hazırız.
‘SUİKASTIN İRAN’DA GERÇEKLEŞMİŞ OLMASINI MANİDAR BULUYORUZ’
İsmail Heniyye’ye yapılan suikastın İran’da gerçekleşmiş olmasını oldukça manidar
buluyoruz. İran göstermiş olduğu bu güvenlik zafiyetini kendi içinde mutlaka sorgulamalı, ihmal ve kusuru olanları en ağır şekilde cezalandırmalıdır. İran, misafiri ve koruması altındaki birine karşı Siyonist rejimin bu alçakça ve küstahça saldırısına, bedeli ne olursa olsun Siyonist rejime aynı oranda canını yakacak bir cevap vermelidir. Aksi takdirde bu hadise tarih boyunca alnında kara bir leke olarak kalacaktır.

‘MÜSLÜMAN ÜLKELERİ VE HÜKÜMETLERİNİ UYARIYORUZ!’
Müslüman ülkeleri ve hükümetlerini de uyarıyoruz: Boynunuzdaki küresel güçlerin taktığı kölelik halkasını söküp atın; bir avuç mücahidin gösterdiği cesaret ve zafer yürüyüşüne hep beraber katılın. Askeri, ekonomik ve siyasi hesapları masanızın üstünden kaldırın.Rabbimizin kitab-ı keriminde vadettiği izzet ve şerefe odaklanın. Unutmayın ki küresel güçler ve Siyonistlerle işbirliği size zilletten başka bir şey getirmeyecektir. Ümmet olarak hep beraber ayağa kalkalım ve Siyonist rejimin sonunu getirecek feryadımızı yükseltelim…
ALLAHUEKBER!
]]>Bunun üzerine CHP’li Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş tarafından konuyla ilgili basın toplantısı düzenlenmiş, ABB’ ye ait borçlar ve hizmet fiyatları ile ilgili açıklamalar yapılmıştı.
Söz konusu açıklamaların ve kamuoyuna açıklanan verilerin gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle AK Parti İl Başkanlığı tarafından bugün bir basın toplantısı düzenlendi.
MANSUR YAVAŞ PANİK HALİNDE
Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan AK Parti Grup Başkan Vekili Nihat Yalçın;
‘’ABB’nin iflasa doğru sürüklenmesinin Bakanlık tarafından tescillenmesinin ardından, Mansur Yavaş ilk defa, bu kadar çaresiz, bu kadar öfkeli ve bu kadar panik halinde kamuoyu önünde hesap vermek zorunda kalmıştır. Yaşanan irtifa kaybının ardından yalan yanlış bir çok bilgi ile kamuoyunda algı oluşturmaya çalışmış doğruları manipüle etmiştir.’’

YAVAŞ ABB MECLİSİNDEN 52 MİLYAR TL EK KAYNAK KULLANMA YETKİSİ ALMIŞ
Yavaş’ın ‘engelleniyoruz’ iddialarını cevaplayan Yalçın, 5 yıllık sürede Mansur Yavaş’ın ABB Meclisi’nden 12 defa toplamda 31.971.041.709,73 TL borçlanma yetkisi aldığını belirterek “Buna rağmen Mansur Yavaş 5 yıl boyunca engelleniyoruz edebiyatı yapmış ve halen aynı edebiyata devam etmektedir. Kaldı ki, 5 yılda 32 Milyar borçlanma yetkisinin yanında 20 Milyar Liralık gayrimenkul satmış, bu gayrimenkullerin satış yetkisi kararlarının tamamı geçtiğimiz 5 yılda oy birliği ile alınmıştır. 5 yılda 32 Milyar borçlanma yetkisi, 20 Milyar satış yetkisi aldığınız halde, halen daha engellediler, çalıştırmadılar gibi yalan beyanlarla kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye utanmıyor musunuz ?’’ dedi.

ANKARA TÜRKİYE’NİN EN PAHALI 3. ULAŞIMI KONUMUNA GELDİ
Mansur Yavaş’ın ulaşımla ilgili iddialarına da cevap veren Yalçın “Mansur yavaş ulaşım fiyatlarıyla ilgili de gerçeği yansıtmayan açıklamalarda bulundu. Bizden önce EGO bilet fiyatlarının 1 dolar olduğunu şimdiyse 0.45 dolar yani 15 lira olduğunu beyan etti. Fakat 8 nisan 2019 tarihinde Mansur yavaş göreve geldiğinde EGO bilet fiyatı 2.5 TL idi. O dönemin dolar kurunun 6.28 olduğunu düşündüğümüzde EGO bilet fiyatı 0.40 dolardı. Son yaptığınız %40 zam ardından bilet fiyatları 21 lira oldu. Dolar bazında değerlendirdiğimizde ise şuan bir EGO bileti 0.64 dolar.Hangi verilere göre nasıl bir hesap yaptınız bilmiyorum, ancak ulaşımı ucuzlatma vaadiyle geldiniz şimdi hesap ortada. Ankara Türkiye’nin en pahalı 3. ulaşımı konumuna geldi. Tüm bu gerçekler ortadayken yalan bilgilerle kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye utanmıyor musunuz ?’’ ifadelerini kullandı.
“GÖREVE GELDİĞİNİZDE TÜRKİYE’NİN EN UCUZ SU ANKARA’DAYDI”
Mansur Yavaş’ın “bizden önce suyun metreküpünü 1,6 dolardan sattılar, şimdi biz 0,73 dolardan satıyoruz” sözlerinin de doğru olmadığını belirten Yalçın, 8 Nisan 2019’da suyun metreküp fiyatının 0.79 dolar olduğunu söyleyerek ASKİ verilerini açıkladı. Yalçın “Bu veriler doğrultusunda ortalama su satış fiyatı 35 Lira’dır yani güncel dolar kuruyla ise 1,08 dolardır. Göreve geldiğinizde Türkiye’nin en ucuz suyunu kullanan Ankara’da bugün Ülkenin en pahalı su tarifelerinden bir tanesi uygulanmaktadır.” şeklinde konuştu.

Temmuz 2024 Aski tarifesi:
0-15 m3 arası 25,08TL / 0,76$
16-30 m3 arası 35,13TL / 1,08$
30 m3 üzeri 45,42TL / 1,37$
‘’ABB BASİRETSİZ, BECERİKSİZ, LİYAKATSİZ KADROLARLA İFLASA DOĞRU SÜRÜKLENMEKTEDİR.’’
Türkiye’nin SGK’ya en borçlu belediye olması konusuna da değinen Yalçın “Tüm bu yalanların ardından, açık ve net bir gerçek vardır. Mansur Yavaş göreve geldiğinde 225 milyon TL olan Ankara Büyükşehir Belediyesi sigorta prim borcu 25.5 kat artışla 5.7 milyar lira olmuştur. ABB basiretsiz, beceriksiz, liyakatsiz kadrolarla iflasa doğru sürüklenmektedir.” dedi.

‘YAPILANDIRMA İSTEDİNİZ, BORCUN İLK TAKSİDİ ÖDEMEDİNİZ’’
SGK’ya olan borcu için devletten yapılandırma talep eden Mansur Yavaş’ın 2023 yılında yapılandırmadan faydalandığı ama ilk taksitini bile ödemediği için yapılandırma dosyasının iptal olduğu ortaya çıktı.
Yalçın “12 Mart 2023 tarihli ve 32130 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Bazı alacaklıların yeniden yapılandırılmasına ilişkin kanun ile bu talep ettiğiniz yapılandırma yapılabilirdi. Zaten bununla ilgili talepte bulunarak yapılandırmadan da yararlandınız. İlk taksit ödenmemesi ardından yapılandırma dosyaları iptal olmuş, belediye şirketleri bu haktan yararlanamamıştır. Bu yaklaşım kamu zararına da neden olmuştur.” dedi.
]]>Heniyye’ye rahmet, başta Hamas Hareketi olmak üzere ailesine ve Filistin halkına başsağlığı dileyen Turan, “Bizde liderler ölünce davalar bitmez. ” diye konuştu.
İsrail’in Beyrut’a yönelik hava saldırısı ile Heniyye suikastına işaret eden Turan, “İsrail terör devletinin gözünü kan bürüdüğünü; hedeflerine, sapkın hayallerine ulaşabilmek için bütün bir dünyayı yangın yerine çevirmeyi göze alabileceğini göstermiş oluyor.” dedi.

– “ORTA DOĞU’YA BARIŞ GELMEZSE DÜNYAYA BARIŞ GELME İHTİMALİ YOKTUR”
Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Turan, “Dünyada sadece kendilerinin yaşadıklarını ve kendi inandıklarının doğru olduğunu zannediyorlar. Bu sapkın düşüncelere bütün insanlığı inandırmaya çalışıyorlar. Gazze’ye de saldırırken bu düşünceleri ağızlarından dökmüşlerdi.” ifadelerini kullandı.
Şu anda insanlık alemi ve dünya barışının siyonist anlayış tarafından tehdit edildiğini vurgulayan Turan, “Filistin meselesi, Orta Doğu barışının anahtarıdır; Orta Doğu barışı da dünya barışının anahtarıdır. Orta Doğu’ya barış gelmezse dünyaya barış gelme ihtimali yoktur. Bunu kabul etmek zorundayız.” görüşünü paylaştı.
Gazze’nin bütün insanlığın vicdanının terazisi olduğunu ifade eden Turan, “Hak ile batıl mücadelesinin bugünümüz dünyasındaki yansımasıdır.” dedi.
Bu savaşın sadece Filistinlilerle değil, bütün İslam dünyasıyla sürdürülen bir savaş olduğunun altını çizen Turan, “Bugün işgal altında olan ilk kıblemizdir. İlk kıblesi işgal altında olanların bu işgale göz yumması mümkün değildir.” diye konuştu.
– “ABD YÖNETIMINI SIYONIZM ESİR ALMIŞ DURUMDA”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Kongresinde ayakta alkışlandığını hatırlatan Turan, şunları kaydetti:
“Katil Netanyahu’yu kongrelerinde misafir edip alkışlayanlar, bu cinayetin suç ortağıdır. Bugün cinayetten sonra o alkışlayanlar, yaptıkları açıklamalarda suçu işleyen faillere yönelik tavsiyelerde bulunmak yerine hala insanlığı ve bütün dünyayı tehdit etmektedir. ‘İsrail istediğini yapabilir, İsrail’e yönelik herhangi bir girişimde bulunan karşısında bizi bulur’ diyerek dünyayı tehdit etmektedirler. ABD yöneticileri, ‘ABD’nin varlığı, İsrail’e armağan olsun’ diyor adeta. ABD yönetimini siyonizm esir almış durumda. Siyonizm, sapkın hayallerine ve hedeflerine ulaşmak için ABD’yi ve batı emperyalizmini kullanıyor. Onlar da bölgedeki emperyal çıkarlarını gerçekleştirmek için bütün bir savaşı, bu cinayet şebekesine ihale etmiş durumdalar.”
Bütün dünya barışının tehdit altında olduğunu dile getiren Turan, “Bir an önce bu cinayet şebekesi durdurulmalı, dizginlenmeli ve hak ettiği cevabı verilmelidir. Aksi takdirde dünyada barışın ve huzurun olması mümkün değildir. 3. Dünya Savaşı ne zaman çıkar sorusunu sormaya gerek yok; zaten savaş bütün cephelerde şu anda devam ediyor. Hiçbir devletin bugün uluslararası hukuk nezdinde egemenliği kalmamıştır. Bütün ülkelerin egemenlikleri tehdit, saldırı altındadır. Kilometrelerce uzakta bir ülkenin başkentinde istediğinize suikast yapma, cinayet işleme, suç işleme hakkını ve haddini kendinde buluyorsanız orada ne uluslararası toplumdan ne uluslararası hukuktan ne ülke egemenliğinden bahsetmek mümkün değildir.” diye konuştu.
“Fitne ateşini yakan mutlaka o ateşin içinde yanar.” diyen Turan, ateşin nerede başlayıp nereye kadar devam edeceğini hiç kimsenin kestiremeyeceğini söyledi.

– “BU EVANJELİST, SİYONİST ANLAYIŞ DÜNYA BARIŞINI TEHDİT EDİYOR”
Bugün karşı karşıya kalınan yalın gerçeğin bu olduğunu ifade eden Turan, “Bu Evanjelist, siyonist anlayış dünya barışını, huzurunu, insanlığın geleceğini tehdit ediyor. Bütün bir insanlık olarak, iyilik cephesinin mensupları olarak, küresel vicdan olarak bir araya gelmeli. Dinimiz, dilimiz, ırkımız, milliyetimiz, soyumuz, sopumuz ne olursa olsun; buna karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz.” dedi.
Filistin davasına desteklerinin süreceğini belirten Turan, “Yine güçlü bir şekilde Meclisimizde, ülkemizin diğer makamlarında, meydanlarımızda olur; hakkın, hakikatin temsilcilerini ağırlayacağız, ağırlamaya devam edeceğiz. Bizi, hiçbir kimse bu yolda geri döndüremez.” dedi.
– HANİYE’NİN CENAZESİ
Hasan Turan, Heniyye’nin cenazesinin, yarın Tahran’da kılınacak namazın ardından Doha’ya götürüleceği yönünde bir bilgiye sahip olduğunu anlattı.
Turan, Doha’daki cenaze törenine katılacağını ifade etti.
Haber7-ÖZEL
Hamas’ın lideri İsmail Haniye‘ye yönelik Tahran’da düzenlenen suikast sonucu şehit olduğu haberi dünya gündemine bomba gibi düştü. Haniye suikasti sonrası askeri olarak dünyanın ve Ortadoğu’nun en güçlü ülkelerinden biri olduğunu iddia eden İran’da son yıllarda yaşanan suikast ve ölümler tartışılmaya başlandı. İran’ın kendi ülkesinde ve ülke sınırları dışarısında Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere devlet yöneticilerinin güvende olmadığı ve basit operasyonlarla hedef alınabildiği gözler önüne serildi.
İran’ın Irak‘a ziyarete giden generalini koruyamaması, Cumhurbaşkanı’nın helikopterde hayatını kaybetmesinin aydınlatılamaması ve ülkesine ziyarete gelen bir bürokratı bile koruyamaması ‘Bölgesel güç’ iddialarının sorgulanmasına kapı araladı. İran’da yaşanan suikastlere ilişkin konuşan uzmanlar da yaşanan büyük zafiyete ve askeri-istihbari başarısızlığa dikkat çekti.
KASIM SÜLEYMANİ SUİKASTİ
İran’ın son yıllarda yaşadığı en büyük suikastlerden biri 2020 yılında meydana geldi. Irak’a giden İranlı General Kasım Süleymani 3 Ocak 2020‘de ABD’nin Bağdat Havalimanı’nda insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırıyla öldürüldü. ABD’nin düzenlediği saldırıda İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Süleymani’nin yanı sıra 5 İranlı da hayatını kaybetti.

Kasım Süleymani İran için çok büyük önem arz eden komutanlardan biri olarak öne çıkıyordu. Süleymani, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Lübnan‘a İran’ın bölgedeki politikalarını belirleyen en önemli isimlerden biri olarak biliniyordu. Süleymani, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney‘den sonra ülkenin güvenlik politikalarının belirlenmesinde en büyük etkiye sahip isimlerin başında geliyordu.
SÜLEYMANİ SUİKASTİ SONRASI DANIŞIKLI SALDIRI
Süleymani‘nin öldürülmesinin ardından İran, Irak’taki Ayn el-Esed Hava Üssü‘ne balistik füzelerle basit bir saldırı gerçekleştirerek vatandaşlarını sakinleştirmeyle yetindi. Dönemin ABD Başkanı Donald Trump Ocak 2020’de ABD tarafından öldürülmesinin ardından İranlı yetkililerin kendisiyle iletişime geçtiğini, ABD üssüne düzenlenecek bir saldırıyı önceden haber verdiğini söylemişti.

Trump, “Bizi aradılar ve dediler ki, ‘Dinleyin, başka seçeneğimiz yok. Sizi vurmak zorundayız çünkü kendimize saygımız var’. Bunu anlıyordum. Onları vurmuştuk ve bir şeyler yapmaları gerekiyordu” ifadelerini kullanmıştı.
REİSİ’NİN HELİKOPTER KAZASI
İran’da yaşanan bir diğer muammalı ölüm de Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ölümde ortaya çıktı. Doğu Azerbaycan eyaletinden baraj açılışına giden İran Cumhurbaşkanı Reisi dönüş yolunda kaza geçirdi. 3 helikopterle çıkılan yolda diğer 2 helikopter hedefine ulaşırken İran Cumhurbaşkanı’nı taşıyan helikopter bilinmeyen bir nedenle 20 Mayıs 2024‘te düştü.

Reisi‘nin helikopter kazasının ardından İran Devleti kendi cumhurbaşkanlarının yerini bile tespit edemedi. Türkiye’den gönderilen Akıncı ile tespit edilen İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin kaza yerinde cesedi bulundu. Ancak birkaç ay önce yaşanan bu olayın kaza mı suikast mi olduğu hala ortaya çıkarılamadı.
MİSAFİR GELEN HANİYE’Yİ DE KORUYAMADILAR
İran’da yaşanan bu kaza ve suikastler henüz gündemden düşmeden bu kez de İran yeni bir suikaste daha sahne oldu. , İran’da cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Mesud Pezeşkiyan‘ın yemin törenine katılmak üzere Tahran‘a giden Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye başkentte kaldığı sözde güvenli bir konutta saldırıya uğrayarak şehit edildi.

Gece 02.00’de gerçekleştirilen suikastin güdümlü füze ile gerçekleştirildiği belirtilirken, İran makamları misafirlerine yönelik düzenlenen saldırının nereden yapıldığını bile bilmediğini açıkladı. Yapılan güdümlü füzeli suikaste karşı İran hava savunma sistemlerinin devreye girmediğinin belli olduğu suikastte, saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen İsrail makamlarına Haniye‘nin sözde güvenli konutunun konumunun bilgisinin nasıl gittiği ise merak konusu oldu.
ASLAN: HANİYE’Yİ KORUYAMAMAK BÜYÜK ZAFİYET
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Aslan, İran’ın “savunma” stratejileriyle ilgili eleştirilerde bulundu. Aslan, Haniye’yi şehit eden füzenin başka ülkeden fırlatıldığına dair yapılan açıklamaları “inandırıcı bulmadığını” ifade etti.
Aslan, olayla ilgili mühimmatın türü ve parçaları hakkında yeterli bilgi bulunmadığını belirtti. Aslan, “Eğer büyük bir füze ateşlendiyse, bu durumun İran hava savunma sistemlerini de gözden geçirmemizi gerektirdiğini” vurguladı.
İran’ın hava savunma sistemlerinin etkinliğine dair daha önce yapılan açıklamaları hatırlatan Aslan, “İran’ın hava savunma sistemlerinin etkili olmadığı” ve bu iddiaların gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Aslan, Tahran’ın hava savunma kapasitesini sorgularken, “İran Batı kamuoyuna ve kendi halkına ideolojik mesajlar vermek amacıyla vekil örgütler üzerinden hareket ediyor olabilir” şeklinde değerlendirmede bulundu.
Aslan, İran’ın Hamas lideri Haniye’yi koruyamamasının büyük zafiyet olduğunu ve bu durumun “affedilemeyecek bir husus” olduğunu ifade etti.
İRAN KORUMADI MI?
Konuyla ilgili Haber7‘ye konuşan Gazeteci Mustafa Uzun Haniye’nin Tahran’ın göbeğinde suikaste uğramasının oldukça manidar olduğunu belirtirken Dış Politika ve Güvenlik Uzman Ömer Özkızılcık ise “Bunu beklemiyorduk. İsrail’in uzun zamandır Hamas liderlerine yönelik suikast arayışında olduğunu biliyorduk. Ama genel varsayım İsrail’in bunu İran’da yapamayacağı üzerineydi. Burada en büyük beklenmeyen olay İran’ın Haniye’yi koruyamamış olmasıdır veya korumamayı tercih etmesidir.” ifadelerini kullandı.
Haber7-ÖZEL
Hamas’ın lideri İsmail Haniye‘ye yönelik Tahran’da düzenlenen suikast sonucu şehit olduğu haberi dünya gündemine bomba gibi düştü. Haniye suikasti sonrası askeri olarak dünyanın ve Ortadoğu’nun en güçlü ülkelerinden biri olduğunu iddia eden İran’da son yıllarda yaşanan suikast ve ölümler tartışılmaya başlandı. İran’ın kendi ülkesinde ve ülke sınırları dışarısında Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere devlet yöneticilerinin güvende olmadığı ve basit operasyonlarla hedef alınabildiği gözler önüne serildi.
İran’ın Irak‘a ziyarete giden generalini koruyamaması, Cumhurbaşkanı’nın helikopterde hayatını kaybetmesinin aydınlatılamaması ve ülkesine ziyarete gelen bir bürokratı bile koruyamaması ‘Bölgesel güç’ iddialarının sorgulanmasına kapı araladı. İran’da yaşanan suikastlere ilişkin konuşan uzmanlar da yaşanan büyük zafiyete ve askeri-istihbari başarısızlığa dikkat çekti.
KASIM SÜLEYMANİ SUİKASTİ
İran’ın son yıllarda yaşadığı en büyük suikastlerden biri 2020 yılında meydana geldi. Irak’a giden İranlı General Kasım Süleymani 3 Ocak 2020‘de ABD’nin Bağdat Havalimanı’nda insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırıyla öldürüldü. ABD’nin düzenlediği saldırıda İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Süleymani’nin yanı sıra 5 İranlı da hayatını kaybetti.

Kasım Süleymani İran için çok büyük önem arz eden komutanlardan biri olarak öne çıkıyordu. Süleymani, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Lübnan‘a İran’ın bölgedeki politikalarını belirleyen en önemli isimlerden biri olarak biliniyordu. Süleymani, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney‘den sonra ülkenin güvenlik politikalarının belirlenmesinde en büyük etkiye sahip isimlerin başında geliyordu.
SÜLEYMANİ SUİKASTİ SONRASI DANIŞIKLI SALDIRI
Süleymani‘nin öldürülmesinin ardından İran, Irak’taki Ayn el-Esed Hava Üssü‘ne balistik füzelerle basit bir saldırı gerçekleştirerek vatandaşlarını sakinleştirmeyle yetindi. Dönemin ABD Başkanı Donald Trump Ocak 2020’de ABD tarafından öldürülmesinin ardından İranlı yetkililerin kendisiyle iletişime geçtiğini, ABD üssüne düzenlenecek bir saldırıyı önceden haber verdiğini söylemişti.

Trump, “Bizi aradılar ve dediler ki, ‘Dinleyin, başka seçeneğimiz yok. Sizi vurmak zorundayız çünkü kendimize saygımız var’. Bunu anlıyordum. Onları vurmuştuk ve bir şeyler yapmaları gerekiyordu” ifadelerini kullanmıştı.
REİSİ’NİN HELİKOPTER KAZASI
İran’da yaşanan bir diğer muammalı ölüm de Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ölümde ortaya çıktı. Doğu Azerbaycan eyaletinden baraj açılışına giden İran Cumhurbaşkanı Reisi dönüş yolunda kaza geçirdi. 3 helikopterle çıkılan yolda diğer 2 helikopter hedefine ulaşırken İran Cumhurbaşkanı’nı taşıyan helikopter bilinmeyen bir nedenle 20 Mayıs 2024‘te düştü.

Reisi‘nin helikopter kazasının ardından İran Devleti kendi cumhurbaşkanlarının yerini bile tespit edemedi. Türkiye’den gönderilen Bayraktar TB2 ile tespit edilen İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin kaza yerinde cesedi bulundu. Ancak birkaç ay önce yaşanan bu olayın kaza mı suikast mi olduğu hala ortaya çıkarılamadı.
MİSAFİR GELEN HANİYE’Yİ DE KORUYAMADILAR
İran’da yaşanan bu kaza ve suikastler henüz gündemden düşmeden bu kez de İran yeni bir suikaste daha sahne oldu. , İran’da cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Mesud Pezeşkiyan‘ın yemin törenine katılmak üzere Tahran‘a giden Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye başkentte kaldığı sözde güvenli bir konutta saldırıya uğrayarak şehit edildi.

Gece 02.00’de gerçekleştirilen suikastin güdümlü füze ile gerçekleştirildiği belirtilirken, İran makamları misafirlerine yönelik düzenlenen saldırının nereden yapıldığını bile bilmediğini açıkladı. Yapılan güdümlü füzeli suikaste karşı İran hava savunma sistemlerinin devreye girmediğinin belli olduğu suikastte, saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen İsrail makamlarına Haniye‘nin sözde güvenli konutunun konumunun bilgisinin nasıl gittiği ise merak konusu oldu.
ASLAN: HANİYE’Yİ KORUYAMAMAK BÜYÜK ZAFİYET
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Aslan, İran’ın “savunma” stratejileriyle ilgili eleştirilerde bulundu. Aslan, Haniye’yi şehit eden füzenin başka ülkeden fırlatıldığına dair yapılan açıklamaları “inandırıcı bulmadığını” ifade etti.
Aslan, olayla ilgili mühimmatın türü ve parçaları hakkında yeterli bilgi bulunmadığını belirtti. Aslan, “Eğer büyük bir füze ateşlendiyse, bu durumun İran hava savunma sistemlerini de gözden geçirmemizi gerektirdiğini” vurguladı.
İran’ın hava savunma sistemlerinin etkinliğine dair daha önce yapılan açıklamaları hatırlatan Aslan, “İran’ın hava savunma sistemlerinin etkili olmadığı” ve bu iddiaların gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Aslan, Tahran’ın hava savunma kapasitesini sorgularken, “İran Batı kamuoyuna ve kendi halkına ideolojik mesajlar vermek amacıyla vekil örgütler üzerinden hareket ediyor olabilir” şeklinde değerlendirmede bulundu.
Aslan, İran’ın Hamas lideri Haniye’yi koruyamamasının büyük zafiyet olduğunu ve bu durumun “affedilemeyecek bir husus” olduğunu ifade etti.
İRAN KORUMADI MI?
Konuyla ilgili Haber7‘ye konuşan Gazeteci Mustafa Uzun Haniye’nin Tahran’ın göbeğinde suikaste uğramasının oldukça manidar olduğunu belirtirken Dış Politika ve Güvenlik Uzman Ömer Özkızılcık ise “Bunu beklemiyorduk. İsrail’in uzun zamandır Hamas liderlerine yönelik suikast arayışında olduğunu biliyorduk. Ama genel varsayım İsrail’in bunu İran’da yapamayacağı üzerineydi. Burada en büyük beklenmeyen olay İran’ın Haniye’yi koruyamamış olmasıdır veya korumamayı tercih etmesidir.” ifadelerini kullandı.
HALİD MEŞAL SUİKASTİ
25 Eylül 1997’de Mossad, bu dönemde faaliyetlerine Ürdün’de devam eden Halid Meşal’e başkent Amman’da suikast girişiminde bulundu.
O dönemde İsrail Başbakanı bugün olduğu gibi, Binyamin Netanyahu’ydu. Netanyahu, suikastın olabildiğince gizli ve sessiz olmasını istiyordu.
ZEHİRLİ SPREY PLANI
Plan şuydu: İki Mossad ajanı bir sokakta Meşal’in arkasından yürüyecek, ajanlardan biri çalkalanmış bir soda şişesini ses çıkarıp dikkat dağıtma amacıyla açarken diğeri de Meşal’e öldürücü bir sprey püskürtecekti.
Plana dair diğer bir anlatı ise, turist kılığında Ürdün’e girecek olan İsrail ajanlarının Halid Meşal’in kulağına bir cihaz kullanarak hızlıca yayılan bir zehir enjekte edileceğiydi.
MOSSAD AJANLARI FARK EDİLDİ
Mossad ajanları 25 Eylül’de sahte Kanada kimlikleriyle, turist kisvesi altında Amman’a vardılar. Ancak işler planlandığı gibi gitmedi ve Mossad ajanları Meşal’i sessiz bir şekilde hedef alamadı. Fark edilen ajanlar zehri Meşal’in kulağına püskürtseler de fark edildiler ve kaçmaya başladılar.
Ancak kaçan ajanlar bölgedeki Hamas üyeleri ve Ürdün polisi tarafından yakalandılar. Meşal ise birkaç saat sonra ağrı, kusma ve benzeri şikayetlerle hastaneye kaldırıldı, kısa bir süre içerisinde komaya girdi.
Ajanların üzerinden çıkan pasaportlar üzerine Kanadalı diplomatlar karakola çağrıldı. Böylece iki kişinin ajan oldukları ve Kanada vatandaşı olmadıkları anlaşıldı.

ÜRDÜN VE ABD ARAYA GİRDİ
Olaylar üzerine Ürdün Kralı Hüseyin, Netanyahu’ya ulaşarak panzehirin derhal Ürdün’e teslim edilmesini, aksi takdirde 1994’te yapılan barış anlaşmasının iptal edileceğini söyledi. Fakat Netanyahu bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Kral Hüseyin, yakalanan iki Mossad ajanının idam edileceği tehdidinde bulunarak Netanyahu’yu uzlaşıya zorladı.

MEŞAL İYİLEŞEREK KOMADAN ÇIKTI
Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton da devreye girerek Netanyahu’yu anlaşmaya ikna etti. Böylece İsrail hem panzehri vermeyi, hem de Şeyh Ahmed Yasin de dahil olmak üzere 70 Hamas tutuklusunu serbest bırakmayı kabul etti. Karşılığında iki Mossad ajanı serbest bırakıldı. Ürdün’e ulaştırılan panzehirin kullanılmasıyla Meşal iyileşti ve komadan çıktı.

Hamas’ın ruhani lideri ve kurucusu Şeyh Ahmed Yasin yakın sırdaşı Haniye’yi 1997’de yardımcısı olarak atamıştı.
Bu yüksek profil, Haniyeh’in suikast hedefi haline gelmesi anlamına geliyordu. İsrail o zamana kadar Filistinli liderleri yıllar boyunca öldürme konusunda uzun bir plan oluşturmuştu.
2003’TE KILPAYI KURTULDULAR
Haniye ve Yasin, Eylül 2003’te İsrail’in Gazze Şehri’ndeki bir suikast girişiminden, İsrail hava saldırısından saniyelerle kıl payı kurtulmuşlardı.
Şeyh Yasin, 22 Mart 2004’te tekerlekli sandalyesiyle sabah namazını kıldığı camiden çıkarken İsrail ordusuna ait helikopterler tarafından atılan füzelerle hayatını kaybetti.
Dönemin İsrail başbakanı Ariel Şaron’un gözetiminde Gazze Şeridi’nde gerçekleşen suikast operasyonunda, Şeyh Yasin’in 7 arkadaşı hayatını kaybetti, 2 oğlu da yaralandı.
ŞEYH YASİN’DEN 20 YIL SONRA ŞEHİT OLDU
“Allah’ım, ümmetin suskunluğunu sana şikayet ediyorum.” diyerek Filistin davasının “yalnız bırakılmışlığından” yakınan Şeyh Yasin’in suikaste kurban gitmesi, Filistin’in yanı sıra tüm İslam dünyasında büyük tepkiye neden olmuştu.
Filistin ulusal bağımsızlık mücadelesinin yirminci yüzyıldaki önde gelen sembollerinden biri olarak kabul edilen Şeyh Yasin, 1987’de kurduğu Hamas hareketiyle Filistin sahasındaki direnişin yeni adresi olmuştu.
Haniye ise Şeyh Yasin’den tam 20 yıl sonra İsrail tarafından şehit edildi.
]]>“İNTİKAMINI ALMAYI GÖREV OLARAK ADLEDİYORUZ”
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, X hesabından yaptığı açıklamada, “Bir seyyid gider, bir seyyid gelir” mesajını paylaştığı bir video yayınladı. Hamaney, dün İran’da Haniye ile görüşmüştü. Hamaney, hesabından daha sonra yaptığı yazılı açıklamada, “Sevgili İran halkı! Cesur lider ve önde gelen Filistinli Mücahit Sayın İsmail Haniye’nin yasını tutuyoruz. Suçlu ve terörist Siyonist rejim, evimizdeki değerli misafirimizi şehit etti, bu aynı zamanda kendi başlarına açtıkları ağır bir belanın başlangıcı demektir. Şehit Haniye, Allah yolunda şehit olmaktan korkmuyordu. İran İslam Cumhuriyeti topraklarında yaşanan bu acı olayda onun kanını yerde bırakmamayı görevimiz olarak görüyoruz.” dedi.
“TERÖRİST İŞGALCİLER, EYLEMLERİNDEN DOLAYI PİŞMAN EDİLECEK”
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, X hesabından, “Bugün İran, acıya ve sevince ortak olan, direniş yolunun daimi ve gururlu yoldaşı, Filistin direnişinin cesur lideri, Kudüs şehidi Hacı İsmail Haniye’nin yasını tutuyor. Dün onun muzaffer elini kaldırdım ve bugün onu omuzlarıma alacağım. İki gururlu millet olan İran ve Filistin arasındaki bağ eskisinden daha güçlü olacak, mazlumların direniş ve savunması kuvvetlenecektir. İran İslam Cumhuriyeti, toprak bütünlüğünü ve şerefini savunacak, terörist işgalcileri korkakça eylemlerinden dolayı pişman edecektir. Şüphesiz ki Allah çok merhametlidir ve intikam sahibidir”. dedi.
ALMANYA, ABD, RUSYA VE ÇİN’DEN AÇIKLAMA
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD’nin, Hamas lideri Haniye’ye yönelik suikast planından önceden haberdar olmadığını ve hiçbir şekilde olaya müdahil olmadığını söyledi. Gazetecilere konuşan Blinken, Haniye suikastinin bölgeyi nasıl etkileyeceği sorusuna, “Bu (Haniye suikasti) haberdar olmadığımız ve dahil olmadığımız bir şey. Tahmin yürütmek çok zor.” diye cevapladı. Blinken ayrıca, Gazze’de ateşkesin zorunlu bir hal aldığını belirtti.
Alman Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sebastian Fischer, itidal çağrısı yaparak, “Daha fazla tırmanıştan ve bölgesel bir yangından kaçınmak elzemdir. Tüm aktörleri azami itidal göstermeye çağırıyoruz, kısasa kısas mantığı yanlış yoldur.” dedi. Böylelikle, Haniye’nin suikaste uğramasının ardından Avrupa’dan ilk açıklama Almanya’dan gelmiş oldu.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Haniye’nin ölümüne neden olan saldırıyı kınadı. Saldırıdan sonra bölgede gerilimin daha da tırmanacağına dikkat çeken Peskov, “Bu tür saldırılar bölgede barışı yeniden inşa etme girişimlerini hedef alıyor ve Orta Doğu’da durumu istikrarsızlaştırıyor.” ifadelerini kullandı.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, “Bu kesinlikle kabul edilemez bir siyasi suikasttır ve gerilimin daha da tırmanmasına yol açacaktır.” açıklamasını yaptı. Rusya Dışişleri Bakanlığı ise, “Hamas liderinin öldürülmesinin ardından tüm tarafları Orta Doğu’da büyük çaplı bir silahlı çatışmayı tetikleyebilecek adımlardan kaçınmaya çağırıyoruz.” dedi.
Mısır Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in “son 2 günde tehlikeli gerilimi tırmandırma” politikalarını kınadı. Bu tehlikeli tırmanışın bölgede ciddi güvenlik sonuçlarına yol açacak çatışmaları tetikleyebileceği uyarısında bulunulan açıklamada, suikast politikaları ve ülkelerin egemenliğini ihlal etmenin bölgesel çatışmalara sebep olabileceğine dikkati çekildi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve uluslararası etkin güçlere, sorumlulukları gereği, Orta Doğu’da yaşanan bu gerilimin kontrolden çıkmadan önüne geçmeleri çağrısında bulunulan açıklamada, “Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanmadan bölgesel gerilimin artması, durumu daha karmaşık hale getirdiği gibi İsrail’de ateşkes isteyen bir iradenin olmadığına da işaret ediyor. Bu gerilim ayrıca Mısır ve ortaklarının Gazze Şeridi’nde savaşı durdurarak Filistin halkının acılarını hafifletmenin çabalarını da baltalıyor.” ifadeleri kullanıldı.
Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından Haniye suikastına ilişkin yapılan açıklamada, suikastın bölgeyi kaosa sürükleyeceği ve barış şansını baltalayacağı ifade edildi. Katar Başkanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman El Sani, X’te yaptığı açıklamada, “Bir taraf diğer taraftaki müzakereciyi öldürdüğünde arabuluculuk nasıl başarılı olabilir? Barışın ciddi ortaklara ve insan hayatının hiçe sayılmasına karşı küresel bir duruşa ihtiyacı var.” dedi.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Haniye’nin İran’da öldürülmesi kınanırken, olayın bölgesel istikrarsızlığın daha da artmasına yol açabileceğini aktardı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, “Gazze’nin en kısa sürede kapsamlı ve kalıcı bir ateşkese ulaşması gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Haniye suikasti kınanarak, İsrail’in “bölgedeki maceraperestliği” sert bir dille eleştirdi. “Pakistan, bölgede artan İsrail maceracılığını ciddi endişeyle izliyor. İsrail’in son eylemleri, zaten istikrarsız bir bölgede tehlikeli bir tırmanışa yol açıyor ve barış çabalarını baltalıyor.” denildi.
Irak Dışişleri Bakanlığı da Haniye’nin öldürülmesini “en güçlü şekilde” kınadı. Yapılan açıklamada, “Saldırgan operasyon, uluslararası hukukun açık bir ihlali ve bölgesel güvenlik ve istikrara yönelik bir tehdittir. Bu zor zamanlarda Filistin halkı ve liderleriyle tam dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor, uluslararası toplumu sorumluluklarını üstlenmeye ve devletlerin egemenliğine yönelik tekrarlanan saldırıları ve ihlalleri durdurmak için gerekli önlemleri almaya çağırıyoruz.” ifadelerine yer verdi.
Malezya Dışişleri Bakanlığı, “Malezya, hedef gözetilerek yapılmış suikastlar da dahil olmak üzere tüm şiddet eylemlerini kati surette kınıyor ve barışsever tüm ulusları bu tür eylemleri kınamaya çağırıyor. Bu olay, tırmanışın azaltılmasına olan acil ihtiyacın altını çiziyor ve tüm tarafların yapıcı bir diyalogda bulunma ve barışçıl çözümler peşinde olma ihtiyacını güçlendiriyor.” dedi.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Haniye’nin suikast sonucu öldürülmesini “korkakça bir eylem ve tehlikeli bir gelişme olarak” nitelendirdi ve Filistin için birlik çağrısında bulundu.
Ürdün Dışişleri Bakanlığı, “Ürdün, İsrail’in, Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas) Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’yi (Allah ona rahmet etsin) İran’ın başkenti Tahran’da uluslararası hukuku ve uluslararası insancıl hukuku ihlal ederek suikastle öldürmesini en sert şekilde kınıyor. Bu, bölgede daha fazla gerginlik ve kaosa yol açacak tırmandırıcı bir suçtur” dedi.
Afganistan’daki Taliban hükümeti, açıklamasında, “İsmail Haniye’nin şehadeti İslam ümmeti için önemli bir kayıptır ve suikastı bir suçtur.” dedi.
Lübnan’ın geçici Başbakanı Najib Mikati, “Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin suikastını şiddetle kınıyoruz ve bu eylemi, bölgedeki küresel endişe ve tehlikenin kapsamını genişleten ciddi bir tehdit olarak görüyoruz.” şeklinde konuştu.
Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı el-Karadaği, “Kayıp ve acı çilesine rağmen Haniye’nin şehadeti her zaman paha biçilmez direniş ve fedakarlığın sembolü olarak kalacaktır.” dedi.
İran destekli Hizbullah’tan gelen açıklamada, “Biz Hizbullah olarak Hamas hareketindeki sevgili kardeşlerimizle bu büyük liderin kaybından duyduğumuz acıyı, düşmanın işlediği suçlardan duyduğumuz öfkeyi ve hareketlerimizdeki liderlerin halklarını ve mücahitlerini şehadete götürmelerinden duyduğumuz gururu paylaşıyoruz.” denildi.
İsrail Kültür Bakanı Amichai Eliyahu, “Dünyayı bu pislikten temizlemenin doğru yolu budur. Hayali barış anlaşmaları artık yok. Merhamet yok. Haniye’nin ölümü dünyayı biraz daha iyi hale getirecektir.” diye konuştu.
Yemen’deki Husilerin lideri Muhammed Ali el Husi, Haniye’nin öldürülmesini kınadı ve “İsmail Haniye’yi hedef almak iğrenç bir terör suçudur. Bu, kanunların açık bir ihlalidir.” dedi.
İsrail’in Menfaat Konseyi Üyesi ve eski İran Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanı Muhsin Rızai, İsrail’in Haniye suikastı nedeniyle “büyük bir bedel ödeyeceğini” söyledi. Rızai, “Bu tür aşağılık güç gösterilerinin, Filistin’in cesur ve yenilmez çocuklarının kahramanca yüzleşmesindeki zayıflıklarını ve çaresizliklerini telafi edebileceğini düşünenler ne kadar aptaldır. İsrail büyük bir bedel ödeyecek.” dedi.
“İNTİKAMINI ALMAYI GÖREV OLARAK ADLEDİYORUZ”
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, X hesabından yaptığı açıklamada, “Bir seyyid gider, bir seyyid gelir” mesajını paylaştığı bir video yayınladı. Hamaney, dün İran’da Haniye ile görüşmüştü. Hamaney, hesabından daha sonra yaptığı yazılı açıklamada, “Sevgili İran halkı! Cesur lider ve önde gelen Filistinli Mücahit Sayın İsmail Haniye’nin yasını tutuyoruz. Suçlu ve terörist Siyonist rejim, evimizdeki değerli misafirimizi şehit etti, bu aynı zamanda kendi başlarına açtıkları ağır bir belanın başlangıcı demektir. Şehit Haniye, Allah yolunda şehit olmaktan korkmuyordu. İran İslam Cumhuriyeti topraklarında yaşanan bu acı olayda onun kanını yerde bırakmamayı görevimiz olarak görüyoruz.” dedi.
“TERÖRİST İŞGALCİLER, EYLEMLERİNDEN DOLAYI PİŞMAN EDİLECEK”
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, X hesabından, “Bugün İran, acıya ve sevince ortak olan, direniş yolunun daimi ve gururlu yoldaşı, Filistin direnişinin cesur lideri, Kudüs şehidi Hacı İsmail Haniye’nin yasını tutuyor. Dün onun muzaffer elini kaldırdım ve bugün onu omuzlarıma alacağım. İki gururlu millet olan İran ve Filistin arasındaki bağ eskisinden daha güçlü olacak, mazlumların direniş ve savunması kuvvetlenecektir. İran İslam Cumhuriyeti, toprak bütünlüğünü ve şerefini savunacak, terörist işgalcileri korkakça eylemlerinden dolayı pişman edecektir. Şüphesiz ki Allah çok merhametlidir ve intikam sahibidir”. dedi.
ALMANYA, ABD, RUSYA VE ÇİN’DEN AÇIKLAMA
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD’nin, Hamas lideri Haniye’ye yönelik suikast planından önceden haberdar olmadığını ve hiçbir şekilde olaya müdahil olmadığını söyledi. Gazetecilere konuşan Blinken, Haniye suikastinin bölgeyi nasıl etkileyeceği sorusuna, “Bu (Haniye suikasti) haberdar olmadığımız ve dahil olmadığımız bir şey. Tahmin yürütmek çok zor.” diye cevapladı. Blinken ayrıca, Gazze’de ateşkesin zorunlu bir hal aldığını belirtti.
Haniye’nin suikaste uğramasının ardından Avrupa’dan ilk açıklama Almanya’dan geldi. Alman hükümeti de Hamas lideri Haniye’nin öldürüldüğü ve bir Hizbullah komutanının hedef alındığı ayrı ayrı İsrail saldırılarının ardından Orta Doğu’da itidal çağrısında bulundu. Alman Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sebastian Fischer, “Daha fazla tırmanıştan ve bölgesel bir yangından kaçınmak elzemdir. Tüm aktörleri azami itidal göstermeye çağırıyoruz, kısasa kısas mantığı yanlış yoldur.” dedi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Haniye’nin ölümüne neden olan saldırıyı kınadı. Saldırıdan sonra bölgede gerilimin daha da tırmanacağına dikkat çeken Peskov, “Bu tür saldırılar bölgede barışı yeniden inşa etme girişimlerini hedef alıyor ve Orta Doğu’da durumu istikrarsızlaştırıyor.” ifadelerini kullandı.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Haniye’nin suikast sonucu öldürülmesini “korkakça bir eylem ve tehlikeli bir gelişme olarak” nitelendirdi ve Filistin için birlik çağrısında bulundu.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, “Bu kesinlikle kabul edilemez bir siyasi suikasttır ve gerilimin daha da tırmanmasına yol açacaktır.” açıklamasını yaptı. Rusya Dışişleri Bakanlığı ise, “Hamas liderinin öldürülmesinin ardından tüm tarafları Orta Doğu’da büyük çaplı bir silahlı çatışmayı tetikleyebilecek adımlardan kaçınmaya çağırıyoruz.” dedi.
Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından Haniye suikastına ilişkin yapılan açıklamada, suikastın bölgeyi kaosa sürükleyeceği ve barış şansını baltalayacağı ifade edildi. Katar Başkanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman El Sani, X’te yaptığı açıklamada, “Bir taraf diğer taraftaki müzakereciyi öldürdüğünde arabuluculuk nasıl başarılı olabilir? Barışın ciddi ortaklara ve insan hayatının hiçe sayılmasına karşı küresel bir duruşa ihtiyacı var.” dedi.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Haniye’nin İran’da öldürülmesi kınanırken, olayın bölgesel istikrarsızlığın daha da artmasına yol açabileceğini aktardı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, “Gazze’nin en kısa sürede kapsamlı ve kalıcı bir ateşkese ulaşması gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Haniye suikasti kınanarak, İsrail’in “bölgedeki maceraperestliği” sert bir dille eleştirdi. “Pakistan, bölgede artan İsrail maceracılığını ciddi endişeyle izliyor. İsrail’in son eylemleri, zaten istikrarsız bir bölgede tehlikeli bir tırmanışa yol açıyor ve barış çabalarını baltalıyor.” denildi.
Irak Dışişleri Bakanlığı da Haniye’nin öldürülmesini “en güçlü şekilde” kınadı. Yapılan açıklamada, “Saldırgan operasyon, uluslararası hukukun açık bir ihlali ve bölgesel güvenlik ve istikrara yönelik bir tehdittir. Bu zor zamanlarda Filistin halkı ve liderleriyle tam dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor, uluslararası toplumu sorumluluklarını üstlenmeye ve devletlerin egemenliğine yönelik tekrarlanan saldırıları ve ihlalleri durdurmak için gerekli önlemleri almaya çağırıyoruz.” ifadelerine yer verdi.
Malezya Dışişleri Bakanlığı, “Malezya, hedef gözetilerek yapılmış suikastlar da dahil olmak üzere tüm şiddet eylemlerini kati surette kınıyor ve barışsever tüm ulusları bu tür eylemleri kınamaya çağırıyor. Bu olay, tırmanışın azaltılmasına olan acil ihtiyacın altını çiziyor ve tüm tarafların yapıcı bir diyalogda bulunma ve barışçıl çözümler peşinde olma ihtiyacını güçlendiriyor.” dedi.
Ürdün Dışişleri Bakanlığı, “Ürdün, İsrail’in, Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas) Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’yi (Allah ona rahmet etsin) İran’ın başkenti Tahran’da uluslararası hukuku ve uluslararası insancıl hukuku ihlal ederek suikastle öldürmesini en sert şekilde kınıyor. Bu, bölgede daha fazla gerginlik ve kaosa yol açacak tırmandırıcı bir suçtur” dedi.
Afganistan’daki Taliban hükümeti, açıklamasında, “İsmail Haniye’nin şehadeti İslam ümmeti için önemli bir kayıptır ve suikastı bir suçtur.” dedi.
Lübnan’ın geçici Başbakanı Najib Mikati, “Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin suikastını şiddetle kınıyoruz ve bu eylemi, bölgedeki küresel endişe ve tehlikenin kapsamını genişleten ciddi bir tehdit olarak görüyoruz.” şeklinde konuştu.
Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı el-Karadaği, “Kayıp ve acı çilesine rağmen Haniye’nin şehadeti her zaman paha biçilmez direniş ve fedakarlığın sembolü olarak kalacaktır.” dedi.
İran destekli Hizbullah’tan gelen açıklamada, “Biz Hizbullah olarak Hamas hareketindeki sevgili kardeşlerimizle bu büyük liderin kaybından duyduğumuz acıyı, düşmanın işlediği suçlardan duyduğumuz öfkeyi ve hareketlerimizdeki liderlerin halklarını ve mücahitlerini şehadete götürmelerinden duyduğumuz gururu paylaşıyoruz.” denildi.
İsrail Kültür Bakanı Amichai Eliyahu, “Dünyayı bu pislikten temizlemenin doğru yolu budur. Hayali barış anlaşmaları artık yok. Merhamet yok. Haniye’nin ölümü dünyayı biraz daha iyi hale getirecektir.” diye konuştu.
Yemen’deki Husilerin lideri Muhammed Ali el Husi, Haniye’nin öldürülmesini kınadı ve “İsmail Haniye’yi hedef almak iğrenç bir terör suçudur. Bu, kanunların açık bir ihlalidir.” dedi.
İsrail’in Menfaat Konseyi Üyesi ve eski İran Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanı Muhsin Rızai, İsrail’in Haniye suikastı nedeniyle “büyük bir bedel ödeyeceğini” söyledi. Rızai, “Bu tür aşağılık güç gösterilerinin, Filistin’in cesur ve yenilmez çocuklarının kahramanca yüzleşmesindeki zayıflıklarını ve çaresizliklerini telafi edebileceğini düşünenler ne kadar aptaldır. İsrail büyük bir bedel ödeyecek.” dedi.
BEYRUT’DAKİ SALDIRI! FUAD ŞÜKÜR ÖLDÜ MÜ?
İsrail ordusu, dün gece Lübnan’ın başkenti Beyrut’a düzenlediği hava saldırısında Hizbullah’ın komutanlarından Fuad Şükür’ü öldürdüğünü duyurdu. İsrail ordusu yaptığı yazılı açıklamada, saldırının savaş uçaklarıyla gerçekleştirildiğini belirterek, öldürülen komutanın Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah’ın “sağ kolu” olduğunu iddia etti. Hizbullah ise İsrail’in hedef aldığı üst düzey komutanın yıkılan binanın enkazı altında olduğunu, arama ve kurtarma çalışmalarının devam ettiğini duyurdu.

“HER İKİ KIRMIZI ÇİZGİ DE İSRAİL TARAFINDAN AŞILMIŞ OLDU”
Peki bu saldırıların perde arkasında neler var? TEPAV Dış Politika Programı Direktörü ve eski diplomat Gülru Gezer ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi KKTC/Lefkoşa Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Emete Gözügüzelli, Milliyet.com.tr’den Sercan Dinç’e değerlendirmelerde bulundu.
Gülru Gezer: İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri’ne yönelik saldırı sonrasında İsrail’den yanıt bekliyorduk. Dün gece Beyrut’ta Hizbullah mahallesinde saldırı düzenlendi. Fuad Şükür; Nasrallah’ın en kıdemli danışmanlarından birine yönelik suikast girişimi gerçekleşti. Hizbullah için bu kırmızı çizgi. Hizbullah’ın aslında iki kırmızı çizgisi var; Birincisi Beyrut’ta vurulmak. İkincisi ise sivil kayıpların olması. Her iki kırmızı çizgi de dün gece İsrail tarafından aşılmış oldu.
Tabi bu artık savaşın çok farklı noktaya evrildiğini gösteriyor. Çünkü nisanda İran’ın Şam Büyükelçiliğinin konsolosluk birimi vurulduğundan İran, ‘Bu bizim topraklarımıza yönelik saldırıdır. Egemenliğimizin ihlalidir’ diyerek 13 Nisan’da İsrail’e yönelik geniş çaplı İran İslam Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana ilk saldırısını gerçekleştirmişti.
“GERİ DÖNÜLMEZ BİR NOKTAYA GELMİŞ BULUNUYORUZ”
Bu sefer İsmail Haniye Tahran’da öldürüldü. Buna tabi ki hem Hamas’ın bir yanıtı olacaktır, hem İran’ın bir yanıtı olacaktır. Hamas’tan gelen ilk açıklamalarda bu saldırının yanıtsız kalmayacağı ifade edildi. Savaşın çok kritik bir noktaya evrildiğini görüyoruz. Küresel etkileri olabilecek bölgesel savaşa evrilme ihtimali an meselesi. Geri dönülmez bir noktaya gelmiş bulunuyoruz.
“TAKTİKSEL BİR STRATEJİ”
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Bu haince bir öldürmedir ve savaş suçudur. Bu nedenle Haniye’nin Hamas’ın lideri olarak ve Beyrut’ta gerçekleştirilen saldırılara baktığımızda Netanyahu’nun stratejisi ve temel amacı bölgesel çatışma alanını genişletmek. Ve bu genişletme programında bir strateji değişikliğine gidildiğini görüyoruz. Özellikle bu mücadeleyi veren Filistin halkının direnişiyle ilgili mücadeleyi veren, destekleyen liderlerin hedef alınarak öldürülmesi yoluna gidilmesinde taktiksel bir strateji var.
O da sahada arzu ettiği başarıyı elde edemeyen Netanyahu’nun sahanın dışındaki alanlarda sivil olarak liderleri hedef alarak, demolarize olan ordusuna moral depolamak ve aynı zamanda bundan sonra genişletilecek savaş stratejisinde kamuoyunu da etkileyerek kendisine destek sağlamak.
NETANYAHU’NUN SAVAŞ STRATEJİSİ: ABD’NİN FİİLİ OLARAK BÖLGEDE ÇATIŞMAYA GİRMESİ
Bu saldırılar bize şunu da göstermektedir; Birincisi Netanyahu’nun savaş stratejisi taktiksel olarak gerginliği tırmandırıcı ve ABD’yi doğrudan fiili olarak bu çatışmaya sokacak şekilde bölgede konuşlanmayı sağlayacak bir atmosfer yaratmaya çalışıyor. Bu bilinçli bir hamledir. ABD askerlerinin bölgeye donanmasıyla yığılması ve özellikle Netanyahu’nun ortaya koyduğu savaş ve saldırı eylemlerinde önemli bir hamledir.
“SAVAŞIN ÖNÜMÜZDEKİ YIL İÇERİSİNDE DAHA BÜYÜK POTANSİYELE EVRİMLEŞECEK SÜRECE DOĞRU GİDİYORUZ”
Ne misilleme, ne haince öldürülme uluslararası hukuk kabul etmez. Netanyahu bunu yapıyorsa belli bir amaç doğrultusunda planlı yapıyor.
Uzun vadeye yayılacak şekilde bir savaş sürecine girmek ve bu savaşın özellikle önümüzdeki yıl içerisinde daha büyük potansiyele evrimleşecek sürece doğru gidiyoruz. Çok tehlikelidir. Küresel ve dünya barışının bölgemizde hissedilmesi için ivedi olarak hayata geçirilmesi gerekiyor. Netanyahu’nun BMGK’nın alacağı olağanüstü toplantıyla derhalde diğer devletlerin içişlerine müdahale etmek, egemenliklerini ihlal etmek, haince suikast planları gerçekleştirmek gibi uluslararası hukuka aykırı ilkeleri yerlebir eden Netanyahu’ya dünya kamuoyu güçlü bir şekilde karşı durmak zorundadır. Bu kabul edilemez.
ABD’DEN ALDIĞI TAKTİK VE STRATEJİK DESTEK SÖZ KONUSU
Netanyahu’nun bunu ABD Kongresi’ndeki ziyaretinden sonra gerçekleştirmesi kesinlikle ve kesinlike ABD’den aldığı taktik ve stratejik destekle söz konusudur. Çünkü ABD ve İsrail’in aslında geçmişinde suikastle adam öldürmek sorun değil.
2006 öncesinde olaylara bakıldığında ölümler yüksek mahkemeye taşınmış ve yüksek mahkeme de 5 yıl boyunca bu davaya bakmayarak nihayetinde 14 Aralık 2006 verdiği kararla ‘ne uygulanabilir, ne uygulanamaz’ demiş. Dolayısıyla bunu sürümcemede belirsiz bırakarak İsrail’e yeşil ışık yakmıştır.
PHOENİX STRATEJİSİ
İkinci Vietnam Savaşı’ndan merkez istihbarat teşkilatının Vietkong Sempatizanlarını ortadan kaldırmak için Phoenix programı uygulayarak 40 bine yakın kişiye suikastlerle öldürüldüğü ve bu ABD’nin kendi içerisinde bir istihbarat biriminin kurulduğu stratejiydi. Bu strateji özellikle de 11 Eylül sonrasında çok daha somut, net bir şekilde ‘hedefle öldürme’ stratejisine girmiş, İsrail de bu merkezden aldığı eğitimler ve taktiksel destekle birlikte askeri personeline bu yönde eğitimler verilmiştir. Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada ABD ziyareti sonrasında tamamıyla böyle bir stratejiye girilmesi aynı Phoenix Stratejisi bağlamında Vietnam’da ABD’nin uyguladığı taktikle Filistin’in önde gelen siyasi liderlerinin hedef noktasına getirilerek bu mücadeleyi, gerginliği tırmandırmak stratejisine girilmiştir.
Bunda uluslararası hukukta hedefli öldürme noktasında uygulamasının özellikle gerçekleştirilmesi ve bunun bu şekilde ortaya konması belli bir amaca hizmet ediyor. O da bölgesel çatışmayı daha fazla yaymak.
Sarıçam ilçesi Cerenli Mahallesi’nde oturan İsmail Babat, iddiaya göre 16 Ocak 2018’de emekli uzman çavuş olan bacanağı Nuri Özdemir’i (49) tabancayla öldürdü. İsmail Babat, denetimli serbestlikle geçen yıl mayıs ayında tahliye oldu. İsmail Babat’in babası Rifat ve üvey annesi Hürü arasında iddiaya göre ailevi nedenlerle husumet oluştu.
İsmail Babat, 21 Kasım 2023’te yanına aldığı tabanca ve av tüfeğiyle babası ve üvey annesini evlerine giden yolda pusu kurarak beklemeye başladı. Babasının otomobilini gören İsmail Babat önce av tüfeğiyle, fişek bitince de tabancayla peş peşe ateş edip, kaçtı. Saldırıda yaralanan Rifat ve Hürü Babat çifti, Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Yaralılardan Hürü Babat, doktorların tüm çabasına karşın kurtarılamadı.
SOSYAL MEDYADAN PAYLAŞIM YAPTI
Cinayet şüphelisi İsmail Babat’ın, olaydan bir süre önce sosyal medya hesabından paylaşım yaptığı ortaya çıktı. Babat, yayınladığı görüntüde, “İhanetin bedeli, ölümdür. Kalem kırılırsa, geri yapıştırırsın” dediği görüldü.
Olaydan 2 gün sonra yakalanıp tutuklanan İsmail Babat, birlikte hereket ettiği ileri sürülen amcası Adil Babat (46) ile yeğeni A.B. (17) hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı. 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın ikinci duruşmasına katılan Rifat Babat, ilk kez ifade verdi.
‘PUSU KURDULAR’
Olay günü eşi ile birlikte dünürlerinin yemek davetine gittiklerini belirten Rifat Babat, “Yemekten sonra saat 15.00 gibi eve gitmek için yola çıktık. Eve yaklaştığımızda yol kenarında yeğenim A.B. bir aracın içinden kafasını çıkartıp sırıttı, kardeşim Adil ise yolun köşesine gizlenmişti. Onları görünce pusuya düştüğümü anlayıp gaza bastım. Bir anda silahlar patlamaya başladı. Kaç silahla kaç kişi ateş etti bilmiyorum. Araçla evin önüne kadar geldim. Arabayı durdurdum, benim ve eşimden kan akıyordu. Sanıyorum okulun oradan sıkan Adil’di, yolda sıkan ise oğlum İsmail’di. Eşim bayıldı, ben de ölmüş numarası yaptım. Öldüğümü sanıp daha fazla ateş etmediler. Bana pusu kuran oğlum İsmail, kardeşim Adil ve yeğenim A.B.’den şikayetçiyim” dedi.
OĞLU SUÇUNU İTİRAF ETTİ
Babası Rifat Babat’ın ifadesi üzerine söz hakkı verilen sanık İsmail Babat, psikolojisinin iyi olmadığını belirterek, “Babam atamdır. Evimi bastı, ölümden döndüm. Ben öksüz büyüdüm. Babam ve üvey annem hayatı bana zindan etti. Olayı yapan benim. Olay anında şuurumu kaybettim. Bana suç işlettiler, infazımı yaktılar, cinnet geçirttiler” diye konuştu. Adil Babat ise iftiraya uğradığını belirterek suçlamaları kabul etmedi.
AKIL HASTANESİNE GÖNDERİN
Sanık İsmail Babat’ın avukatı, müvekkilinin akli melekelerinin yerinde olmadığını iddia ederek tam teşekküllü bir akıl hastanesine sevk edilerek akıl sağlığı ile ilgili rapor alınmasını istedi, ayrıca, olay yerinde keşif yapılmasını talep etti.
Mahkeme heyeti, İsmail Babat ve A.B.’nin tutukluluğunun devamına karar verirken, duruşmayı olay yerinde keşif yapılması ve eksikliklerin giderilmesi için erteledi.
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, X hesabından yaptığı açıklamada, “Bir seyyid gider, bir seyyid gelir” mesajını paylaştığı bir video yayınladı. Hamaney, dün İran’da Haniye ile görüşmüştü.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, X hesabından, “Bugün İran, acıya ve sevince ortak olan, direniş yolunun daimi ve gururlu yoldaşı, Filistin direnişinin cesur lideri, Kudüs şehidi Hacı İsmail Haniye’nin yasını tutuyor. Dün onun muzaffer elini kaldırdım ve bugün onu omuzlarıma alacağım. İki gururlu millet olan İran ve Filistin arasındaki bağ eskisinden daha güçlü olacak, mazlumların direniş ve savunması kuvvetlenecektir. İran İslam Cumhuriyeti, toprak bütünlüğünü ve şerefini savunacak, terörist işgalcileri korkakça eylemlerinden dolayı pişman edecektir. Şüphesiz ki Allah çok merhametlidir ve intikam sahibidir”. dedi.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Haniye’nin suikast sonucu öldürülmesini “korkakça bir eylem ve tehlikeli bir gelişme olarak” nitelendirdi ve Filistin için birlik çağrısında bulundu.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, “Bu kesinlikle kabul edilemez bir siyasi suikasttır ve gerilimin daha da tırmanmasına yol açacaktır.” açıklamasını yaptı. Rusya Dışişleri Bakanlığı ise, “Hamas liderinin öldürülmesinin ardından tüm tarafları Orta Doğu’da büyük çaplı bir silahlı çatışmayı tetikleyebilecek adımlardan kaçınmaya çağırıyoruz.” dedi.
Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından Haniye suikastına ilişkin yapılan açıklamada, suikastın bölgeyi kaosa sürükleyeceği ve barış şansını baltalayacağı ifade edildi.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Haniye’nin İran’da öldürülmesi kınanırken, olayın bölgesel istikrarsızlığın daha da artmasına yol açabileceğini aktardı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, “Gazze’nin en kısa sürede kapsamlı ve kalıcı bir ateşkese ulaşması gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Malezya Dışişleri Bakanlığı, “Malezya, hedef gözetilerek yapılmış suikastlar da dahil olmak üzere tüm şiddet eylemlerini kati surette kınıyor ve barışsever tüm ulusları bu tür eylemleri kınamaya çağırıyor. Bu olay, tırmanışın azaltılmasına olan acil ihtiyacın altını çiziyor ve tüm tarafların yapıcı bir diyalogda bulunma ve barışçıl çözümler peşinde olma ihtiyacını güçlendiriyor.” dedi.
Lübnan’ın geçici Başbakanı Najib Mikati, “Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin suikastını şiddetle kınıyoruz ve bu eylemi, bölgedeki küresel endişe ve tehlikenin kapsamını genişleten ciddi bir tehdit olarak görüyoruz.” şeklinde konuştu.
Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı el-Karadaği, “Kayıp ve acı çilesine rağmen Haniye’nin şehadeti her zaman paha biçilmez direniş ve fedakarlığın sembolü olarak kalacaktır.” dedi.
İsrail Kültür Bakanı Amichai Eliyahu, “Dünyayı bu pislikten temizlemenin doğru yolu budur. Hayali barış anlaşmaları artık yok. Merhamet yok. Haniye’nin ölümü dünyayı biraz daha iyi hale getirecektir.” diye konuştu.
Yemen’deki Husilerin lideri Muhammed Ali el Husi, Haniye’nin öldürülmesini kınadı ve “İsmail Haniye’yi hedef almak iğrenç bir terör suçudur. Bu, kanunların açık bir ihlalidir.” dedi.
İsrail’in Menfaat Konseyi Üyesi ve eski İran Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanı Muhsin Rızai, İsrail’in Haniye suikastı nedeniyle “büyük bir bedel ödeyeceğini” söyledi. Rızai, “Bu tür aşağılık güç gösterilerinin, Filistin’in cesur ve yenilmez çocuklarının kahramanca yüzleşmesindeki zayıflıklarını ve çaresizliklerini telafi edebileceğini düşünenler ne kadar aptaldır. İsrail büyük bir bedel ödeyecek.” dedi.
Sıcaklıkların iç bölgelerde 1-3 derece azalması, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmaması bekleniyor.
Genellikle kuzeyli, yurdun güney kesimlerinde batı ve güneybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara, Kuzey ve Kıyı Ege ile Orta Karadeniz kıyılarında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
KUVVETLİ RÜZGAR UYARISI
Rüzgarın, Marmara, Kuzey ve Kıyı Ege ile Orta Karadeniz kıyılarında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI
Yağışların Doğu Karadeniz kıyılarında yer yer kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
BÖLGELERİMİZDE HAVA

MARMARA
Parçalı yer yer çok bulutlu, İstanbul’un kuzey çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
EDİRNE °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 31°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, kuzey çevreleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KIRKLARELİ °C, 31°C
Parçalı bulutlu
KOCAELİ °C, 30°C
Parçalı bulutlu, kuzey çevreleri yer yer çok bulutlu
EGE
Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın kuzey kesimleri ile kıyılarda kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
A.KARAHİSAR °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
DENİZLİ °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
MANİSA °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
MUĞLA °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık, zamanla iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 38°C
Az bulutlu ve açık, iç kesimleri yer yer parçalı bulutlu
ANTALYA °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
HATAY °C, 34°C
Az bulutlu ve açık, zamanla kuzeyi parçalı bulutlu
ISPARTA °C, 34°C
Az bulutlu ve açık
İÇ ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
ÇANKIRI °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
KONYA °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Düzce ve Karabük dışında kalan yerlerin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 27°C
Parçalı yer yer çok bulutlu
DÜZCE °C, 30°C
Parçalı yer yer çok bulutlu
SİNOP °C, 27°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ZONGULDAK °C, 27°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Artvin çevrelerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Doğu Karadeniz kıyılarında yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın Orta Karadeniz kıyılarında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
AMASYA °C, 31°C
Parçalı bulutlu
ARTVİN °C, 24°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Yağışların yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
SAMSUN °C, 29°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON °C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Yağışların yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, kuzeydoğu kesimlerinin yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 23°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN °C, 27°C
Parçalı ve az bulutlu
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
SİİRT °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA °C, 39°C
Az bulutlu ve açık
DENİZLERDE HAVA
Doğu Karadeniz, Marmara, Ege ve Batı Akdeniz’de fırtınamsı rüzgar bekleniyor.
KARADENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve çok bulutlu, doğusu aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Batı Karadeniz’de kuzey ve kuzeydoğudan, doğusu kuzeybatıdan 3 ila 5; Doğu Karadeniz’de batı ve kuzeybatıdan 4 ila 6, doğusu sabah saatlerinde yer yer 7 kuvvetinde; Dalga: 1,0 ila 2,0 m, doğusu 1,5 ila 2,5 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
MARMARA
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu; Rüzgar: Kuzey ve kuzeydoğudan 4 ila 6, akşam saatlerinde yer yer 7 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m, akşam saatlerinde 2,5 m; Görüş: İyi.
EGE
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu; Rüzgar: Kuzey Ege’de kuzey ve kuzeydoğudan 5 ila 7; Güney Ege’de kuzey ve kuzeybatıdan 3 ila 5, kuzeyi 5 ila 7 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m, Orta ve Kuzey Ege 2,0 ila 3,0 m, Görüş: İyi.
AKDENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu; Rüzgar: Batı Akdeniz’de batı ve güneybatıdan, sabah saatlerinde kuzeydoğudan 3 ila 5, sabah saatlerinde Antalya Körfezi 5 ila 7; Doğu Akdeniz’de batı ve güneybatıdan, sabah saatlerinde batısı kuzeydoğudan 3 ila 5 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m, Antalya Körfezi sabah saatlerinde 1,5 ila 2,5 m; Görüş: İyi.
VAN GÖLÜ
Hava Durumu: Az bulutlu ve açık; Rüzgar: Doğu ve kuzeydoğudan, akşam saatlerinde güneybatıdan 3 ila 5 kuvvetinde, Dalga: 0,25 ila 0,75 m; Görüş: İyi.
Arkadaşıyla birlikte sohbet ettikten sonra eve dönmek isteyen 14 yaşındaki Mehmet Can Kocabıyık, arkasından saldıran köpeği görünce kaçmaya çalıştı. Köpekten kaçmak isterken yaklaşık 1,5 metrelik bahçe duvarına çıkan Kocabıyık buradan dengesini kaybederek beton zemine düştü.

AYAĞINA DEMİR SAPLANDI
Kocabıyık’ın yerde hareketsiz yattığını gören çevredekilerin haber vermesi üzerine olay yerine 112 Acil Servis ekipleri sevk edildi. Sırt üstü düşmenin etkisiyle nefessiz kalan ve ayağına da demir saplanan Kocabıyık, olay yerindeki ilk müdahalesinin ardından önce Akhisar Mustafa Kiraz Devlet Hastanesine sonrasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesine sevk edildi. Manisa CBÜ Hafsa Sultan Hastanesi ekibi tarafından tedavi alınan 14 yaşındaki Mehmet Can Kocabıyık’ın sağlık durumunun iyiye gittiği öğrenildi. Akciğerlerindeki zedelenme nedeniyle hastanede müşahedede tutulan Kocabıyık’ın ameliyat geçirme riskinin de bulunduğu öğrenildi.

“DURDUK YERE SALDIRDI”
Yaşadığı korku dolu anları anlatan Mehmet Can Kocabıyık, “Arkadaşımla ayrıldıktan sonra eve doğru giderken arkamdan bir köpek sesi duydum. Arkama baktığımda köpek bana saldırıyordu. Hızlı da geliyordu. Ben de ilk bulduğum karşıdaki apartmana doğru koştum. Oradan duvardan tırmanırken korkuluklara ayağım battı ve sırt üstü yere düştüm. Durduk yere saldırdı. Ondan birkaç dakika öncesinde de arkadaşıma saldırmıştı. Eve giderken de bana saldırdı. Geçen sene de başka bir arkadaşımın aynı köpek yüzünden kolu kırıldı” dedi.
Kendisi tanıyanların durumu ambulansa bildirdiklerini ve hastaneye kaldırıldığını söyleyen Kocabıyık, “Şansıma eski ev sahibimizin bahçesine düşmüşüm. Olanı duyunca hemen ambulans çağırdılar. Ayağıma pansuman yaptılar. Orada hep iki tane köpek duruyor. Bir tanesi geldi bana saldırdı. Normalde köpekleri severim de bazı köpeklerden nefret etmeye başladım” diye konuştu.

“MECLİSTE BAĞRIŞIYORLAR YA GELSİNLER BURADA BAĞIRSINLAR”
Yaşadıkları yüzünden uyku uyuyamadığını söyleyen baba Recep Kocabıyık, “Kendi seyyar aracımla Akhisar’da çalışıyorum. Köpeklerden biz de sıkıntı çekiyoruz. Oğlum arayıp durumu haber verince koştum hastaneye gittim. Bu çocuk ayağını değil de kafasını çarpsaydı ne olacaktı? Bunun hesabını bana sokak hayvanları mı verecek? Dünden beri gözümde uyku yok. Hayvan koruyucuları gelsin beni kurtarsın hadi. Ya bu çocuk ölseydi ne olacaktı? Mecliste bağrışıyorlar ya gelsinler burada bağırsınlar. Bugün benim çocuğuma olan yarın başkasının çocuğuna olacak. Bu şekilde olmaz. Her yerde aynı sorun. Geçenlerde sağlık ocağında küçük çocuğuma saldırdı. 3 gün müşahede altında tutulacak. Akciğerinde sıkıntı olduğu söylendi. Akciğerlerinde hava varmış o havayı alacaklar. Sırt üstü düşmesi nedeniyle nefessiz kaldı. Ameliyat yapma durumu da olabilirmiş. Uykusuz nöbet tutuyorum. 3 santimetrelik demir girdi ayağına. Ya kafasına girseydi ne olacaktı?” ifadelerini kullandı.
“ŞİKAYETÇİ OLACAĞIM”
Önlem almadığı için Akhisar Belediyesinden şikayetçi olacağını kaydeden baba Kocabıyık, “Polis arkadaşlar köpeklerin alındığını söylediler. Tutanağın tutulduğunu söyledi. Ben de Akhisar Belediyesinden şikayetçi olduğumu söyledim. Hastaneden çıktıktan sonra Akhisar Belediyesinden şikayetçi olacağım” dedi.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Olimpiyat Oyunları’nın açılışındaki görüntüleri ile ilgili, “Kasıtlı olarak öne çıkarılan pedofili ve LGBT unsurları, küresel fesat merkezlerinin çirkin yüzünü açıkça ortaya koymuştur. Bu zihniyet, insanın edep ve haysiyetine, toplumların inanç ve değerlerine karşı adeta savaş ilan etmiştir” değerlendirmesinde bulundu.
Diyanet’in Olimpiyat Oyunları’nın açılış törenindeki söz konusu görüntülere ilişkin açıklaması şöyle:
“BU SÜREÇLERİN EN VAHİM YÖNÜ…”
“Dünyanın bir noktasında ortaya çıkan herhangi bir anlayışın, zaman ve mekan sınırı olmaksızın tüm dünyayı etkisi altına alabildiği iletişim çağında, insanlığın inanç, değer, algı ve kültür bakımından hızlı ve kapsamlı bir dejenerasyona maruz bırakıldığı süreçlerden geçmekteyiz. Bu süreçlerin en vahim yönü; inanca, ahlaka ve değerlere yönelik suikastlar karşısında milletlerin, toplumların ve özellikle genç nesillerin savunmasız kalmasıdır.

“HER TÜRLÜ YOZLAŞMAYA ZEMİN TEŞKİL EDEN ‘CİNSİYETSİZLEŞTİRME’ POLİTİKALARI GELMEKTEDİR”
Tarih boyunca insanlığın cahiliyeye hapsolduğu dönemlerde fıtratı tahrip eden sapkın anlayış ve uygulamalar olagelmiştir. Ancak iletişim ve etkileşim imkanlarının baş döndürücü boyutlara ulaştığı günümüzde bu tür yaklaşımların yıkıcı etkisi her zamankinden fazla olmakta ve bir bölgeyi değil, tüm insanlığı tehdit etmektedir. İnsanın maddi ve manevi gerçekliğini, varoluşsal değerini ve saygınlığını hiçe sayan, onu özüne yabancılaştıran söz konusu yaklaşımların başında cinsel yönelim özgürlüğü adı altında, her türlü yozlaşmaya zemin teşkil eden “cinsiyetsizleştirme” politikaları gelmektedir.

“LGBT SÖYLEMLERİ ÖZGÜRLÜK ÇAĞRISI DEĞİL, İDEOLOJİK PAYANDADIR”
İnsana doğuştan yüklenen bir kod olmakla Allah’ın kararına işaret eden cinsiyet, bireyin kendi karar verebileceği ya da arzu ettiğinde değiştirebileceği bir vasıf değildir. İnsanın kadın ya da erkek olarak yaratılması ilahi bir nimet ve hikmet olup, cinsiyetsizleştirme çalışmalarının odağında bu ilahi iradeye başkaldırı vardır. LGBT söylemleri bir özgürlük çağrısı değil, aksine insanı Allah, âlem, gaye, hikmet ve sorumluluk bağlamından koparmayı, anlamsız ve amaçsız bir hayatın girdabında tüketim nesnesi haline dönüştürmeyi hedefleyen karanlık emperyalist ideolojilerin payandasıdır. İnsanı insan yapan her türlü değeri, erdemi, üstün ve onurlu vasfı yok sayarak onu sınırsız özgürlük adı altında hüsrana sürükleyen bu renkli söylemler, aslında evsiz ve köksüz kalmış zavallı bir insan üreterek onu kendi menfaat çarklarında öğütmeyi amaçlayan din ve ahlak karşıtı ideolojik akımlardır.

“KASITLI OLARAK ÖNE ÇIKARILAN PEDOFİLİ VE LGBT UNSURLARI…”
Bu bağlamda Fransa’da gerçekleştirilen 2024 olimpiyatları açılış töreninde kasıtlı olarak öne çıkarılan pedofili ve LGBT unsurları, küresel fesat merkezlerinin çirkin yüzünü açıkça ortaya koymuştur. Her platformu propaganda aracına dönüştüren bu zihniyet, insanın edep ve haysiyetine, toplumların inanç ve değerlerine karşı adeta savaş ilan etmiştir. Tüm dünyada canlı yayınlanan bir program, özellikle gençlerin duygu ve düşüncelerini cinsiyet ekseninde suiistimal etmeyi hedefleyen sapkın bir zihniyetin boy gösterisine dönüşmüştür. Başta ev sahibi Fransa olmak üzere, bazı Batı ülkelerinin insanlığı utandıran bu rezalete göz yumması, sanatı ve sporu böylesine çirkin bir propagandaya alet etmesi ise tam bir akıl tutulmasıdır. Geçmişten beri ötekileştirdiği inanç, kültür ve medeniyetlere karşı tahammülsüzlüğü ile bilinen Batı, gelinen noktada kendi toplumunun dini sembollerini ve değerlerini bile tahkir eden bir savrulmayı alkışlamakla aslında iflas ettiğini göstermektedir.

“AHLAKSIZLIĞI TEŞVİK EDEN HİÇBİR FAALİYET, ÖZGÜRLÜK SÖYLEMLERİNİN ARKASINA SIĞINILARAK MEŞRU HALE GETİRİLEMEZ”
Bilinmelidir ki, yeryüzünün en seçkin ve değerli varlığı olan insanın tertemiz fıtratını bozmayı amaçlayan hiçbir anlayış, dini ve insani değerleri aşağılayan hiçbir yaklaşım, ahlaksızlığı teşvik eden hiçbir faaliyet, özgürlük söylemlerinin arkasına sığınılarak meşru hale getirilemez. Kulu Rabbinden uzaklaştıran, ilahi vahye ve bütün peygamberlerin uyarılarına açıkça karşı çıkan, aileyi ve sağlıklı bir toplum yapısını yok etmeyi hedefleyen cinsiyetsizleştirme politikaları, sağduyu sahibi herkes tarafından lanetlenmeye müstahaktır. İnsanlık ailesi olarak bu sapkın anlayışlara karşı insanlığın geleceğini korumak adına kolektif bir duruş sergilemek zorunluluk haline gelmiştir. Bilhassa Batı toplumlarının yöneticilerine, entelektüellerine, dini liderlerine, sivil toplum önderlerine, aklıselim sahibi her ferdine bu konuda büyük bir sorumluluk düşmektedir.
“SPORCULARIMIZA BAŞARILAR DİLİYORUZ”
Diyanet İşleri Başkanlığı, inancı, ahlakı ve insanın nezih varlığını tehdit eden her türlü söylem ve eylem karşısında kararlılıkla durmaya devam edecektir. Başta cinsiyetsizlik olmak üzere, gençlerimizin inanç dünyalarını, benlik algılarını ve kimlik bilinçlerini yaralayan akımlar karşısında onları iyiye ve doğruya yönlendirmeyi sürdürecektir. Sanatı ve sporu insana değer katan vasfıyla destekleyerek teşvik ediyor, bu vesileyle ülkemizi temsil eden sporcularımıza başarılar diliyoruz.”
]]>
PEZEŞKİYAN YEMİN EDEREK GÖREVİNE BAŞLADI
Pezeşkiyan, törende yemin ederek ülkenin 9’uncu cumhurbaşkanı olarak resmen görevine başladı. Pezeşkiyan, yemin töreninde yaptığı konuşmada, kurulacak yeni hükümetin İran ve dünya için yeni fırsatlar sunacağını belirterek, “Kurulacak yeni hükümet ile birlikte ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri ve halkın sorunlarını anlama fırsatı, halkın taleplerini duyma ve yöntemsel sorunları düzeltme ve önümüzdeki tehditler karşısında milli birliği oluşturma fırsatı yakalayacağız” ifadelerini kullandı.
‘İSLAMİ VE DEVRİMCİ KİMLİĞİMİZ İLE BÖLGENİN İLK SIRASINDA YER ALAN BİR ÜLKE OLACAĞIZ’
Devlet ve toplum arasındaki güveni yeniden tesis edeceklerini kaydeden Pezeşkiyan, 14’üncü dönem hükümetinin ulusal birlik hükümeti olacağını ve halktan aldığı oy ve güvenle hareket edeceğini söyledi. Pezeşkiyan, “Anayasaya ve Dini Liderimiz Ayetullah Ali Hamaney’in vizyonuna bağlı kalarak bölgede ekonomiden kültüre ve teknolojiye kadar İslami ve devrimci kimliğimiz ile bölgenin ilk sırasında yer alan bir ülke olacağız. Ülkenin gençlerine, kadınlarına, farklı etnik gruplarına ulusal fırsat gözüyle bakmalıyız. Memleketin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm üretebilirler ve bu zamana kadar ülke yönetiminde kenarda bırakılmış bu fırsatları artık değerlendirmeliyiz” dedi.

Konuşmasında dış politikaya dair mesajlar da veren Pezeşkiyan, hükümeti döneminde bölge ülkeleri ile ilişkileri geliştirmeye önem vereceğini ve bu doğrultuda hareket edeceğini belirterek, “Bölge ülkeleri ortak çıkarlarını kendi aralarındaki rekabet ve gerilimler ile yok etmemelidir. Hükümet olarak güçlü bir bölgesel işbirliğinden yanayız” ifadelerini kullandı.
‘MÜSLÜMANLARA İNSANLIK DERSİ VEREMEZLER’
ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Kongresi’ndeki konuşmasına değinen Pezeşkiyan, “Gazzeli çocukları öldürenlere silah temin edenler, Müslümanlara insanlık dersi veremezler. Gazze’de kadın ve çocuklar ile savaşan ve onları bombalayan bir rejimin liderinin teşvik edilmesi ve alkışlarla karşılanmasını dünyada hiç kimse kabul edemez” dedi.

‘BENİM HÜKÜMETİM HİÇBİR ŞEKİLDE BASKI VE ZORBALIĞA TESLİM OLMAYACAKTIR’
ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı maksimum baskı politikasında başarısız olduğunu kaydeden Pezeşkiyan, “Benim hükümetim hiçbir şekilde baskı ve zorbalığa teslim olmayacaktır. Şu ana kadarki duruşumuz ve müzakereler, her zaman taahhütlerimize bağlı kaldığımızı göstermiştir. İran milletine karşı baskı ve yaptırımlar sonuç vermemiştir ve bu millet ile gereken saygıyı göstererek konuşmanız gerekir” dedi.

İRAN’DAN BATILI ÜLKELERE ÇAĞRI
İran dış politikasının ülkenin ulusal çıkarları doğrultusunda küresel ve bölgesel istikrar ve barışı sağlamak üzerine olacağını kaydeden Pezeşkiyan, dünyaya açılmak ve küresel ticarette yer almak istediklerini söyledi. Pezeşkiyan, “Dünyada yeni yükselen güçlü oyuncular ile ilişkilerimizi güçlendireceğiz. Doğuda yer alan komşularımız ve Farsça konuşan ülkeler ile işbirliğimizi artıracağız. Batılı ülkeleri gerçekçi olmaya ve karşılıklı saygı çerçevesinde ilişki geliştirmeye çağırıyoruz. İran’ın dünya ile ticaretini ve ekonomisini normalleştirmek istiyorum ve İran’a yönelik zalimce yaptırımları kaldırmak için çalışacağım” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
İran’da 5 Temmuz’da yapılan 14’üncü cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Türk kökenli Tebriz Milletvekili Mesut Pezeşkiyan, oyların yüzde 53.7’sini alarak ülkenin yeni cumhurbaşkanı olmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’in Gazze’deki katliamlarına yönelik yaptığı son çıkış Tel Aviv’de geniş yankı uyandırdı. Erdoğan’ın “Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, nasıl Libya’ya girdiysek bunun benzerini aynen onlara da yaparız.” açıklaması İsrail basınının manşetlerinde yer aldı.
Türkiye’nin askeri gücüne dikkat çekildi. Ankara’nın İsrail’le savaşan gruplara silah ve askeri destek sağlayabileceğine vurgu yapıldı.
İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz ise Türkiye’yi NATO üzerinden hedef almaya çalıştı.
TEL AVİV’İ ENDİŞELENDİREN AÇIKLAMALAR
Türkiye Gazze’deki katliama sessiz kalmıyor, her platformda sesini çıkarıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu katliamın durması için sıkı bir diplomasi trafiği yürütüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e yönelik açıklamaları Tel Aviv’i endişelendiriyor.
KATZ HADDİNİ AŞTI
İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, haddini aştı. Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan hadsiz paylaşımlar yaptı. Katz, bu kez NATO üzerinden Türkiye’yi hedef almaya çalıştı. İsrailli diplomatlara seslendi. Tüm NATO üyeleriyle acilen temasa geçmeleri talimatını verdi. Türkiye’nin kınanması çağrısı yaptı.
Ayrıca Türkiye’nin NATO’dan ihraç edilmesi gerektiğini de söyledi. Türkiye’nin Gazze diplomasisi İsrail’de endişe kaynağı oluşturdu. Zira Ankara batılı ülkeler ve NATO içinde İsrail’e karşı duran sayılı ülkeler arasın yer alıyor.
Katz’ın NATO çıkışını da bu bağlamda okumak gerekiyor. Çünkü NATO’nun İsrail’e destek vermemesinin önündeki engel Türkiye olarak görülüyor.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ALTINI ÇİZMİŞTİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’daki NATO Zirvesi sonunda yaptığı basın toplantısında İsrail’in NATO ile ortak ilişkisine izin vermeyeceklerinin altını çizmişti.
Bunun farkında olan İsrail basını da Erdoğan’ın “Karabağ ve Libya’ya girdik aynısını Filistinliler için yaparız” açıklamasını manşetlere taşıdı.
‘ERDOĞAN ASKERİ ADIM ATMAYACAK ANCAK BAŞKA CİDDİ KAYGILAR VAR’
Yediot Ahronot Gazetesi “Erdoğan askeri adım atmayacak ancak başka ciddi kaygılar var” başlığını attı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e savaş açmayacağını yazan Yediot Ahronot Gazetesi, ancak İsrail’e karşı savaşan herkese yardım edebileceği veya silah sağlayabileceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çıkışı Tel Aviv’i kaygılandırdığını vurguladı.
Çünkü Ankara BM’de, uluslararası arenada ve NATO’da etkili bir ülke.
Gazete, Ankara’nın bu diplomatik gücüyle İsrail’e zarar verme ihtimali olduğunu yazdı.
Batılı ülkelerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları karşısında sessiz kalmasının ise İsrail’de hayal kırıklığına yol açtığını belirtti.
ESKİ BÜYÜKELÇİ LİEL’DEN YORUM ALDILAR
Globes, Ankara’nın Hamas’ın yakın dostu olduğunu hatırlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e saldırmasının şaşırtıcı olmadığı yorumunu yaptı.
Haberde, “Ancak, dışişleri bakanlığı koridorlarında dahi Erdoğan’ın sözlerini duyunca çok şaşırdılar” denildi.
Gazete, İsrail’in Türkiye’deki eski Büyükelçisi Alon Liel’in de yorumunu aldı. Liel Türkiye’nin İsrail ile savaşan güçlere finansal veya askeri kaynak sağlayabileceğinin altını çizdi.
“CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, ORTA DOĞU’NUN EN BÜYÜK ORDULARINDAN BİRİNİN BAŞKOMUTANI”
Israel Hayom Gazetesi ise, “Erdoğan orta Doğu’daki çatışmalara böyle müdahale ediyor” manşetini tercih etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerini “alışılmadık” diye niteledi.
Türk liderin Orta Doğu’nun en büyük ordularından birinin başkomutanı olduğunu yazdı. Gazeteye göre, Türk ordusunun özellikle günümüzde en fazla öne çıkan unsuru, oyunun kurallarını değiştiren silah “Erdoğan’ın ‘drone ordusu.” görülüyor
Gazete, bu bağlamda Türk SİHA’larının Libya ve Karabağ’daki etkisini de hatırlattı.
“İSRAİL, LÜBNAN’A GİRERSE BÖLGEYE ASKER GÖNDERİLEBİLECEK” İDDİASI
Jerusalem Post Gazetesi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarını haberleştirdi. Türkiye ilişkilerinde uzman isimlerin görüşlerine yer verdi. Buna göre, eğer İsrail Lübnan’a girerse Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgeye asker gönderebileceğine dikkati çekti.
Gazete, Erdoğan’ın doğrudan İsrail’e askeri bir harekette bulunmayacağını da yazdı.
]]>
Dernek Başkanı Fatih Deveci, “Genci, yaşlısı, öğrencisi kim gelirse bize sorudukları ilk soru; ‘Bebekten şehit olur mu?’ Biz de onlara ‘karşımızda ki alçak bir terör örgütü, bunlar için genç, yaşlı, çocuk, bebek, asker, polis ya da basın mensubu fark etmiyor’ diyoruz” dedi.

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde 31 Temmuz 2018’de, eşi Astsubay Çavuş Serkan Karakaya’yı birliğinde ziyaret eden Nurcan Karakaya ile 10 aylık bebeği Bedirhan Mustafa Karakaya, otomobille dönüşe geçti.

Dönüş yolunda PKK’lı teröristlerce önceden yola tuzaklanan patlayıcı, Bedirhan bebek ve annesinin geçtiği sırada infilak etti.

Nurcan Karakaya olay yerinde, 10 aylık bebeği Bedirhan Mustafa Karakaya ise kaldırıldığı hastanede şehit oldu.

Bedirhan bebek ve annesi Nurcan Karakaya şehadetlerinin 6’ncı yıl dönümünde anılıyor. Bedirhan bebeğin Şehit Aileleri ve Gazileri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinde bulunan müzede, şehit olmadan önce giydiği yeleği ve emziği ise sergilenmeye devam ediyor.

’10 AYLIK BEBEĞİMİZ ŞEHADET ŞERBETİNİ İÇİYOR’
Ziyaretçilerin, Bedirhan bebeğin yeleği ve emziğini görünce duygusal anlar yaşadığını belirten Sivas Şehit Aileleri ve Gazileri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Fatih Deveci, “Bu yıl Bedirhan bebeğimizin şehadetinin 6’ncı seneyi devriyesi. 2018 yılında Bedirhan bebek ve annesi Nurcan Karakaya 6 yıl önce astsubay eşini Hakkari’de bulunan üs bölgesinde ziyaret ettiğinde teröristler tarafından fark ediliyor. Dönüş yolunda bombalı saldırı ile birlikte 10 aylık bebeğimiz ve annesi şehadet şerbetini içiyor. Biz burada şehitler müzesinde bütün şehitlerimizin emanetlerini sergiliyoruz. Sivas kütüğüne kayıtlı 455 şehidimiz var. Bu 455 şehidimizin arasında en çok dikkat çeken ve insanlar tarafından en çok sorgulanan emaneti, Bedirhan bebeğin emaneti oluyor. Yıl içerisinde ilkokuldan, liseden, üniversiteden öğrencileri ağırlıyoruz, ziyarete geliyorlar. Genci, yaşlısı, öğrencisi kim gelirse bize sordukları ilk soru; ‘Bebekten şehit olur mu?’ Biz de onlara ‘karşımızda ki alçak bir terör örgütü, bunlar için genç, yaşlı, çocuk, bebek, asker, polis ya da basın mensubu fark etmiyor’ diyoruz. Yaptıkları katliamları bu müzede sergiliyoruz. İnsanlarda bire bir görüyor ve yaşıyorlar” diye konuştu.

“PKK TARAFINDAN VAHŞİCE KATLEDİLEN EN GENÇ VATANDAŞIMIZDIR”
Şehit Bedirhan bebeğin hiçbir zaman unutulmayacağını belirten Deveci, “Bedirhan bebek, Türkiye gündemine oturmuş, Türkiye’de söz sahibi olmuş bir şehittir. Bedirhan bebek şehit olduğunda Cumhurbaşkanımız ve o günün devlet erkanı tüm programlarını iptal etti. Cumhurbaşkanımız, 10 aylık bebeğin tabutunu sırtında taşıyarak defneden kişilerden biridir. Bedirhan bebek, PKK terör örgütü tarafından vahşice katledilen en genç vatandaşımızdır. Bu sebeple unutulmaması gayet normaldir” ifadelerini kullandı.



TECAVÜZCÜ DOKUZ ASKER
İsrail devlet televizyonu KAN’ın, dün Sde Teiman Askeri Üssü’nde 9 askerin cinsel işkence ve darp ettikleri bir Filistinlinin ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı haberini yayımlamasıyla askeri polis, konu hakkında soruşturma başlattı, askerler gözaltına alındı.

‘NEDEN ASKERLERİMİZ GÖZ ALTINDA?’
Bu haberin ardından aralarında askerlerin de bulunduğu İsrailli aşırı sağcılardan oluşan silahlı ve yüzleri maskeli bir grup, cinsel işkence yapmakla suçlanan askerlerin gözaltına alınmasını protesto ederek askeri üsse baskın düzenledi.
‘YEMEN TARLASI’
İsrail ordusu güney komutanlığının sorumluluğunda olan Sde Teiman Askeri Üssü adını, 1949 ile 1950 arasında Yemen’den İsrail’e getirilen 49 bin Yemenli Yahudi’nin ilk etapta yerleştirildiği bölge olmasından alıyor. Bu nedenle “Yemen tarlası” ismini taşıyor.

TOPLAMA KAMPI OLDU
İsrail, bu askeri üste 2008 ve 2014’te Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılar sırasında alıkoyduğu yüzlerce Filistinli için toplama kampları kurdu.
‘YASA DIŞI SAVAŞÇILAR’
Ordu, 7 Ekim 2023’ten sonra “yasa dışı savaşçılar” oldukları iddiasıyla Gazze Şeridi’nden yüzlerce Filistinli sivili bu üste insanlık dışı şartlar altında tutmayı sürdürdü.

İSRAİLLİ STK İNSANLIK DIŞI MUAMELELERİ YAZDI
İsrailli sivil toplum örgütü “İsrail Sivil Haklar Derneği (ACRI)”, söz konusu üste oldukça kötü alıkonulma şartlarını açığa çıkaran bir makale yayımladı.
İSRAİLİN İŞKENCE ÇEŞİTLERİ
‘DERHAL KAPATILMALI’
ACRI, ülkedeki 5 STK’dan biri olarak bu hapishanenin derhal kapatılması için İsrail Yüksek Mahkemesine başvuranlar arasında yer alıyor.
Mahkemeye sunduğu dilekçede ACRI, son birkaç ayda söz konusu hapishanede “hayal etmesi dahi mümkün olmayan olaylara” dair birçok delilin biriktiğini kaydetti.
ACRI’N DİLEKÇESİ
“Anestezi olmaksızın cerrahi operasyonlar yapılıyor, tutuklular günlerce ağır şartlarda tutuluyor, organlarının kesilmesine yol açacak şekilde uzuvları kelepçeli kalıyor, tıbbi tedavi ve tuvalet ihtiyaçları karşılanırken dahi gözleri uzun süre bağlı tutuluyor ve alıkonulan bazı Filistinliler darp ve ihlallerle dolu şekilde sürekli gözetim altında tutuluyor.”
Dilekçede, üssün bir hapishane olması için kanuna göre alıkonulanların “sağlık ve onurlarını zedelemeyecek” şartları sağlaması gerektiğine işaret edildi.
“Alıkonulanlar için asgari oranda insani şartları sağlamadığımız takdirde bizler de insan olmayacağız” ifadelerine yer verilen dilekçede, alıkonulan kişilere uygulanan muamelenin yasa dışı olduğu kaydedildi.

İŞKENCE TANIKLARI KONUŞTU
Haaretz gazetesinin, askeri üsteki tanıklardan aldığı bilgiye göre, esirlerin korunması görevini üstlenen “Birim 100” üyeleri, son aylarda çok sayıda şiddet olayına karıştı.
Sde Teiman’da görev yapan bir asker, “Birim 100” üyelerinin alıkonulan Filistinlilerin bulunduğu alana pimi çekilmiş el bombası attıklarını söyledi. Tanıklık yapan asker, şiddetli darptan dolayı bazı Filistinlilerin dişlerinin ve kaburga kemiklerinin de kırıldığını aktardı.
Söz konusu üste tutulan Filistinlerin sayısına ilişkin İsrail makamlarından henüz açıklama yapılmadı.
TUTUKLARIN SAĞLIK GÜVENCESİ YOK
Haaretz’in haberine göre hükümet, İsrail Yüksek Mahkemesine 15 Temmuz’da Sde Teiman’daki tutukluların çoğunun başka yerlere naklinin yapılacağını iletti. Haberde ayrıca 7 Ekim’den bu yana aktif olarak kullanılan Sde Teiman üssünde tutulan Filistinli esirlerden 36’sının öldürüldüğü kaydedildi.

TİHEK Kanunu çerçevesinde belirlenmiş 15 temeldeki her türlü ayrımcılığın yasaklandığını kaydeden Kılıç, kanunda öngörülen temellerden birinin de din ve inanç temelinde ayrımcılık olduğunu söyledi.
Söz konusu ayrımcılıkla, özel mülklerde havuzların kullanımı ve başka hizmet alanlarında karşılaşılabildiğini belirten Kılıç, “Vatandaşlara bir ayrımcılık yapılması, aynı durumda olanlara ayrımcı muamele sergilenmesi kanunen yasaklanmış durumda.” açıklamasını yaptı.
TİHEK’in daha önce bu konuda yapılan başvurularda ihlal kararları verdiğini anımsatan Kılıç, 2021’de verilen bir kararda, haşema ile havuza girilmesinde sağlık açısından sorun olmadığının raporlandığını, ihlal kararında da bu rapora değinildiğini ifade etti.

– “KİŞİLERİN HİZMET ALIRKEN KISITLANMALARI YASAKLANMIŞ DURUMDA”
Kılıç, TİHEK Kanunu ile düzenlenen yasaklama ve düzenlemelerin yanında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden başlamak üzere uluslararası sözleşmelerde ve Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesinin 22 numaralı yorumunda da ayrımcılığın yasaklandığını belirtti.
Muharrem Kılıç, “Kişilerin din ve inançlarını temsil eden giyimle kuşamla ya da ritüellerin temsili niteliğindeki durumlar üzerinden ayrımcılığa maruz bırakılması insan haklarına ve eşitlik hukukuna aykırılık teşkil ediyor.” dedi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yorumları doğrultusunda da hak ve özgürlük alanına ilişkin kısıtlamaların makuliyet ölçüsünü aşacak şekilde yapılmasının yasaklandığını belirten Kılıç, konuyla ilgili yargı makamlarınca verilen kararların da mevcut olduğunu dile getirdi.
Prof. Dr. Kılıç, “Din ve inanç özgürlüğünün herhangi ritüelle olduğu gibi o dinin sembollerinin gösterimi noktasında kişilerin haklarının hizmet alırken kısıtlanmaları, ayrımcılığa maruz bırakılmaları yasaklanmış durumda.” diye konuştu.
– BUGÜNE KADAR “HAŞEMA” NEDENIYLE 13 İHLAL KARARI VERİLDİ
TİHEK Başkanı Kılıç, haşema ile havuz kullandırılmaması nedeniyle daha önce verilen kararlara ilişkin, “2020’de ilk kararımızı vermiştik, ayrımcılık yasağının ihlali olarak nitelendirilmiştik. Bir sitede, o sitenin sakini olan bir vatandaşın kendi inancına uygun olan kıyafetle, haşemayla havuza girme isteğinde, diğer vatandaşlara imkan sağlanırken ona sağlanmaması nedeniyle, başvuran kişi hakkında ihlal kararı vermiştik.” dedi.
Kılıç, TİHEK tarafından diğer yıllarda verilen kararlara ilişkin, “2021 yılında da vermiş olduğumuz bir karar vardı. 2022’de 8 karar verdik bu noktada. Yine ihlal kararı verdi kurulumuz. Geçen yıl da 3 karar, yani kurulumuz bu zamana kadar 13 karar vermiş durumda. Bu bir içtihadın, içtihat birliğinin oluştuğu anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.
TİHEK’in verdiği kararlara ilişkin yargı yolunun açık olduğunu dile getiren Kılıç, verilen ihlal kararlarının yargı kurumlarınca uygun bulunduğunu belirterek, “Yani hem yargı kararları hem de kurulumuzun vermiş olduğu kararlar, bunun din ve inanç özgürlüğüne dair bir ihlal olduğunu tespit etmiş durumda.” diye konuştu.

– TİHEK’IN RESEN İNCELEME YETKİSİ DE BULUNUYOR
Muharrem Kılıç, ayrımcılığa maruz kalanların TİHEK’e başvurabileceklerini, bunu şahsen ya da avukatları aracılığıyla da yapabileceklerini dile getirdi.
Kılıç, TİHEK’e müracaatta herhangi bir başvuru ücretinin bulunmadığını vurgulayarak, “İllerde valilikler, ilçelerde kaymakamlıklar üzerinden ya da doğrudan web sayfamız üzerinden bize başvuru yapabilirler.” ifadelerini kullandı.
TİHEK’e başvuru öncesi, ayrımcılığa maruz kaldığını iddia eden kişilerin, mağduriyetlerinin giderilmesini ilgili kişiden isteme koşulunun bulunduğunu belirten Kılıç, 30 gün içinde yanıt alınmadığı halde, mağdur olduğunu savunanların TİHEK’e başvurabileceğini söyledi.
Kılıç, telafisi imkansız bir durumla karşı karşıya kalınması halinde ise başvuru koşulu aranmaksızın TİHEK’in harekete geçebileceğini belirterek, resen inceleme yetkilerinin de bulunduğunu bildirdi.

Bu mağduriyet durumlarının, hukuk ya da ceza davasına konu olabilecek nitelikte de olabildiğini dile getiren Kılıç, TİHEK’e yapılan başvuruların dava sürelerini durdurduğunu belirterek, bunun herhangi bir mahrumiyet ya da mağduriyete yol açmadığını kaydetti.
Kentte Avrupa Yakası’nda sabah saatlerinden itibaren başlayan yağış, yerel olarak aralıklarla devam etti.
Başakşehir, Bayrampaşa, Bahçelievler, Esenler, Fatih, Sultangazi, Zeytinburnu ilçelerinde zaman zaman sağanak şeklinde görülen yağış nedeniyle trafikte yoğunluk oluştu.

Kağıthane ve Sarıyer’ın bazı bölgelerinde de kısa süreli yağış etkili oldu.
Beyoğlu’nda yollarda su birikintileri oluştu, bazı vatandaşlar sağanaktan şemsiyeyle korunmaya çalışırken, bazıları ise tentelerin altına sığındı.
Yağışın da etkisiyle sürücüler, su birikintilerinin oluştuğu yollarda yavaş ilerleyebildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Trafik Yoğunluk Haritası verilerine göre, saat 09.20 itibarıyla kent genelinde trafik yoğunluğu yüzde 56 ölçüldü.
Yurt genelinde, yeni haftada sağanak geçişleri devam edecek. Sıcaklık; yurdun iç kesimleri, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde mevsim normallerinin altında seyredecek.
TRT’de yer alan habere göre, Meteoroloji Genel Müdürlüğü Hava Tahmin Uzmanı Fevzi Burak Tekin, yeni haftada dar alanda yağışlar beklendiğini belirterek şunları söyledi:
“Ülkemizin kuzey kesimlerinde sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışları etkili olacak. Marmara, Batı Karadeniz, Orta ve Doğu Karadeniz’in kıyı kesimlerinde bugün yağış bekleniyor. Doğu Karadeniz’de yarın kuvvetli yağış öngörülüyor.”
KUVVETLİ RÜZGAR UYARISI
Kuvvetli rüzgar beklentisi de olduğunu aktaran Tekin, “Perşembe ve cuma günü kuzey doğu kesimlerinde sağanak tahmin ediyoruz. Marmara’nın güney batısı, kuzey Ege, Batı ve Orta Karadeniz’de kuzeyli yönlerden çarşamba günü ise Marmara’nın güney batısı ve kuzey Ege kıyılarında yine kuzeyli yönlerden rüzgâr kuvvetli esecek” dedi.
3 BÜYÜK İLİN HAVA DURUMU
Ankara ve İzmir’de üç gün boyunca yağış beklenmiyor. İstanbul’da bugün sabah saatlerinden itibaren yağış görülecek. Aralıklarla gün boyunca devam edecek. Çarşamba ve perşembe günü ise İstanbul’da yağış ara verecek.
Hava sıcaklığı bugün İzmir’de 38, Ankara’da 32, İstanbul’da 30 derece olacak.

Bölgelerimizde hava
MARMARA
Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin kuzey ve doğu kesimleri ile Balıkesir’in kuzeyi, Çanakkale’nin kuzey ve doğusunun yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak tahmin ediliyor. Rüzgarın kuzeyli yönlerden kuvvetli olarak (40-70 km/saat) esmesi bekleniyor.
Edirne 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor.
İstanbul 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor.
Kırklareli 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor.
Kocaeli 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor.
EGE
Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın kuzeyli yönlerden kuvvetli olarak (40-70 km/saat) esmesi bekleniyor.
Afyonkarahisar 31°C
Parçalı ve az bulutlu
Denizli 39°C
Parçalı ve az bulutlu
İzmir 38°C
Az bulutlu ve açık
Manisa 38°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık, zamanla iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Doğu Toroslar mevkiinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak tahmin ediliyor.
Adana 36°C
Az bulutlu ve açık, iç kesimleri yer yer parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Toroslar mevkii yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor.
Antalya 39°C
Az bulutlu ve açık
Hatay 34°C
Az bulutlu ve açık, zamanla kuzeyi yer yer parçalı bulutlu
Isparta 34°C
Az bulutlu ve açık
İÇ ANADOLU
Az bulutlu ve açık, öğle saatlerinden sonra kuzey kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Ankara 32°C
Az bulutlu ve açık, öğle saatlerinden sonra kuzey kesimleri parçalı bulutlu
Çankırı 34°C
Az bulutlu ve açık, öğle saatlerinden sonra parçalı bulutlu
Eskişehir 31°C
Az bulutlu ve açık, öğle saatlerinden sonra kuzey kesimleri parçalı bulutlu
Konya 32°C
Az bulutlu ve açık
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Sinop dışında bölge genelinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak tahmin ediliyor. Rüzgarın kuzeyli yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
Bolu 28°C
Parçalı zamanla çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Düzce 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Sinop 29°C
Parçalı bulutlu
Zonguldak 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Doğu Karadeniz kıyıları ile Ordu, Artvin, Tokat ve Samsun’un doğusunun yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak tahmin ediliyor. Rüzgarın Orta Karadeniz kıyılarında kuzeyli yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
Amasya 32°C
Parçalı bulutlu
Artvin 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Samsun 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra doğu kesimleri yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Trabzon 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık, zamanla kuzey kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Erzurum 28°C
Parçalı ve az bulutlu
Kars 26°C
Parçalı ve az bulutlu
Malatya 37°C
Az bulutlu ve açık
Van 28°C
Az bulutlu ve açık
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Diyarbakır 41°C
Az bulutlu ve açık
Gaziantep 39°C
Az bulutlu ve açık
Siirt 38°C
Az bulutlu ve açık
Şanlıurfa 42°C
Az bulutlu ve açık

KANUNLA İNSAN, HAYVAN VE ÇEVRE SAĞLIĞI GÖZETİLECEK
Kanunla, Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişikliğe gidilerek, Kanun’un amaçlarına “insan, hayvan ve çevre sağlığı gözetilmek kaydıyla” ifadesi ekleniyor.
Sahipsiz hayvanlara ilişkin yürütülecek çalışmalarda, tereddüde mahal verilmemesi, kedi ve köpeklerin sahipli hayvan statüsüne alınabilmesi için Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı veri tabanına kaydedilmesi zorunluluğu bulunduğundan “sahipli hayvan” ve “sahipsiz hayvan” kavramları açık şekilde tanımlanacak.
HAYVAN BAKIMEVİNİN TANIMI DEĞİŞTİ
Uygulamada tereddüde mahal verilmemesi amacıyla ve Kanun’daki “yakala-kısırlaştır-sal” metodunun kaldırılması nedeniyle hayvan bakımevi tanımında uyum değişikliği yapılacak. Hayvan bakımevinin tanımı, “Bakanlıktan izin alınmak suretiyle kurulan ve hayvanların sahiplendirilinceye kadar barındırıldığı ve rehabilite edildiği bir tesis” şeklinde değiştirilecek.

HAYVAN SAHİPLENMEYE YASAL SORUMLULUK ŞARTI
Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların hayvan bakımevlerine toplanması ve buralarda rehabilite edilerek sahiplendirilinceye kadar bakılacak olması sebebiyle bakımevleri dışında bir hayvana bakmanın onun yasal sorumluluğunu alarak sahiplenilmesi suretiyle mümkün olabileceği ilkesi kabul edilecek. Kanun’un ilkeleri arasında yer alan “Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.” ifadesi yürürlükten kaldırılacak.
Hiçbir maddi kazanç ve menfaat amacı gütmeksizin, sadece insani ve vicdani sorumluluklarla, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanları sahiplenmek isteyen ve Kanun’da öngörülen koşulları taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin teşviki ve bu kapsamda eş güdüm sağlanması esas olacak.

Yerel yönetimler, gönüllü kuruluşlarla iş birliği içerisinde, sahipsiz hayvanların sahiplendirilinceye kadar bakılmaları için hayvan bakımevleri kurarak onların bakımlarını ve tedavilerini sağlayacak, eğitim çalışmaları yapacak.
Hayvan bakımevlerine alınan hayvanlardan rehabilite edilen köpekler sahiplendirilinceye kadar bu yerlerde barındırılacak. Doğru ve güncel veri sağlanabilmesi amacıyla hayvan bakımevlerine alınan hayvanlar Tarım ve Orman Bakanlığı veri sistemine kaydedilecek.
VETERİNER, İNSAN SAĞLIĞINA TEŞKİL EDEN HASTALIKLI HAYVANLARA ÖTENAZİ KARARINI VEREBİLİR
Bakımevine alınan köpeklerden insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlarına, Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 9. maddesindeki “Hayvanlara ötenazi yapmak yasaktır. Ancak, hayvanlara acı ve ıstırap çektiren veya iyileşme durumu bulunmayan hastalık durumlarında, akut bulaşıcı bir hayvan hastalığının önlenmesi ya da eradikasyonu amacıyla veya insan sağlığı için risk oluşturan durumlarda, davranışları insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen durumlarda veteriner hekim tarafından ötenazi yapılmasına karar verilebilir. Ötenazi işlemi veteriner hekim tarafından veya veteriner hekim gözetiminde yapılır.” hükümleri uygulanacak.
Yerel yönetimler sahipsiz köpeklere ilişkin yürüttüğü iş ve işlemlerde Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi kapsamında gerekli idari tedbirleri almaya yetkili olacak.

Hayvanlara yapılacak müdahalenin sadece tıbbi gerekçelerle değil Kanunda yer alan diğer istisnai durumlarda da yapılabilmesine imkan sağlanacak.
SAHİPSİZ HAYVANLARI BAKIMEVİ DIŞINDA BİR YERE BIRAKMAK YASAKLANACAK
“Yerel yönetimler adına toplanan sahipsiz hayvanların bakımevi dışında bir yere terk edilmesi veya bakımevinde barındırılan köpeği bakımevi dışında bir yere bırakmak” fiilleri yasak kapsamına alınacak. Böylece sahipsiz hayvanların toplanması, hayvan bakımevlerine götürülmesi ve bu hayvanların sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevi bünyesinde bakılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasının ve yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarını eksiksiz olarak yerine getirmelerinin sağlanması amaçlanacak.
İl Hayvanları Koruma Kurulunun görevleri arasına, sahipsiz hayvanların korunmasına yönelik yürütülen çalışmaların yanı sıra insan, hayvan ve çevre sağlığını korumaya yönelik olarak sahipsiz hayvanlardan kaynaklı sorunları belirlemek ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri üretmek eklenecek.

KAMU KURUM VE KURULUŞLARA YAPILACAK DESTEK KAPSAMI GENİŞLETİLECEK
Düzenlemeyle başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara yapılacak desteğin kapsamı genişletilecek. Buna göre de insan, hayvan ve çevre sağlığının korunması amacıyla bakımevleri, hastaneler ve ameliyathaneler kurmak; bunlara ilişkin ilaç, alet ve ekipmanları temin etmek ile bakımevlerinde bakım, rehabilitasyon ve sahiplendirme gibi faaliyetleri yürütmek için başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara teşvik veya Bakanlıkça uygun görülen miktarlarda mali destek sağlanacak.
ÖDENEKLER BAŞKA BİR AMAÇ İÇİN KULLANILAMAYACAK
Hayvanları korumaya yönelik hükümlere aykırı hareket eden veya sahiplendiği hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal eden ya da onlara ağrı, acı veya zarar veren kişilerin denetimle yetkili merci tarafından hayvan bulundurması yasak olacak ve hayvanlarına el konulacak. Söz konusu hayvanlardan sahiplendirilme niteliği olanlar sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevinde barındırılacak.
Caydırıcılığın sağlanması amacıyla sahipli hayvanın sahibi tarafından terk edilmesi kabahatine ilişkin idari para cezası hayvan başına 2 bin liradan 60 bin liraya çıkarılacak. Yerel yönetimler adına toplanan sahipsiz hayvanları bakımevi dışında bir yere terk eden veya bakımevinde barındırılan hayvanı bakımevi dışında bir yere bırakanlara ise hayvan başına 50 bin lira idari para cezası verilecek.

Kanunla, sokakta bakıma ve korunmaya ihtiyacı olacak sahipsiz hayvan bulunmaması amaçlandığı için Hayvanları Koruma Kanunu’ndaki “yerel hayvan koruma görevlileri”ne ilişkin hüküm yürürlükten kaldırıldı.
25 BİNİ AŞAN BELEDİYEYE BAKIMEVİ ZORUNLULUĞU
Büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu 25 bini aşan belediyeler, sahipsiz veya güçten düşmüş ya da tehlike arz eden hayvanların korunması ve sahiplendirilinceye kadar bakımının yapılması ile rehabilitasyonunun sağlanması amacıyla hayvan bakımevleri kuracak. Belirtilen hayvanlar, ilgili belediyeler tarafından hayvan bakımevine götürülecek. Hayvan bakımevi kurma zorunluluğu olmayan belediyeler ile il özel idareleri, sorumluluk alanındaki bu hayvanları en yakın hayvan bakımevine götürecek.
BELEDİYE BAŞKANI VE YETKİLİLERİNE 6 AYDAN 2 YILA KADAR HAPİS CEZASI VERİLEBİLECEK
Belirtilen kaynağı ayırmayan belediye başkanı ve meclis üyeleri ile ayrılan kaynağı hayvan bakımevi kurmak, sahipsiz hayvanları toplamak, rehabilite etmek veya sahiplendirilinceye kadar bakmak için harcamayan veya bu kaynağı başka amaçlar için sarf eden belediye başkanı ve belediye yetkililerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek.
Söz konusu belediyeler 31 Aralık 2028’e kadar belirtilen hayvan bakımevlerini kurmakla ve mevcut bakımevlerinin koşullarını iyileştirmekle yükümlü olacak.

Belediyeler, 31 Aralık 2028’e kadar hayvan bakımevleri kurmak, rehabilitasyon işlemlerini gerçekleştirmek ve sahipsiz hayvanlara sahiplendirilinceye kadar bakmak için kesinleşmiş en son bütçe gelirlerinin binde 5’i oranında kaynak ayıracak. Bu oran, büyükşehir belediyelerinde binde 3 olarak uygulanacak.
Belediyelerce bu oranların üzerinde yapılan harcamaların yüzde 40’ı, Hazine ve Maliye Bakanlığınca belediyeye aktarılacak. Aktarılacak tutar hiçbir şekilde maddedeki oranların yüzde 40’ını geçemeyecek. Ayrılan ödenekler başka bir amaç için kullanılamayacak.
Kedi ve köpek sahipleri, hayvanlarını en geç 31 Aralık 2025’e kadar dijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına aldırmak zorunda olacak.
‘ÖLDÜRME YOK, SAHİPLENME, TEŞVİK VAR’
Teklifin görüşmeleri sırasında söz alan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, bazı milletvekillerinin “medeni dünya”, “bilimsel görüş” söylemlerini kullandığını ifade etti.
ABD’de, İngiltere’de sahiplenilmeyen hayvanlara ötanazi yapıldığını belirten Güler, muhalefet milletvekillerinin “Bu kanun, öldürme kanunu” dediğini aktararak, “Bu kanunda öldürme yok, sahiplenme var, teşvik var.” dedi. Güler, şunları kaydetti:
“Dünya Sağlık Örgütü raporlarını okuduk. Tarım ve Orman ile Sağlık bakanlıklarımızın raporlarını okuduk. Grup Başkanvekilimiz Bahadır Yenişehirlioğlu başkanlığında akademisyenleri, sanatçıları, hayvanseverleri, mağdur aileleri, evladı, kızı vefat edenleri dinledik. Bu ölçüler ışığında teklifi hazırladık. Teklifin hayırlar getirmesini diliyorum. Belediye başkanlarımıza güçlü destek veriyoruz. Barınakları kurun. Kısırlaştırma seferberliği yapalım, aşılayalım. Vicdanlarınıza sesleniyorum, barınakları kurun.”

Kanun teklifinin görüşmelerinin son bölümünü CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları Oruç da izledi.
TBMM Başkanvekili Celal Adan, teklifin oylanmasından önce yaptığı konuşmada, Meclisin 1 Ekim’e kadar tatile gireceğini belirtti. 28. Yasama Dönemi 2. Yasama Yılı’nda Meclis’te çok sayıda önemli düzenleme yapıldığını ifade eden Adan, ayrıca TBMM’nin bu süreçte milletin sesini dünya kamuoyuna duyurduğunu vurguladı.
Teklifin yasalaşmasının ardından, TBMM Genel Kurulu tatile girdi.
TBMM Başkanvekili Celal Adan, birleşimi, 1 Ekim Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere kapattı.
İsrail’de Gazze’den alıkonulan Filistinlilerin tutulduğu Sde Teiman askeri üssündeki bir Filistinliye cinsel istismar ve işkencede bulundukları suçlamasıyla 9 askerin gözaltına alınmasıyla başlayan kriz, askerlerin sorgu için götürüldüğü askeri üste devam etti.
İsrail basınındaki haberlere göre, yaklaşık 100 kişilik İsrailli aşırı sağcı grup, gözaltına alınan 9 İsrail askerinin çıkarıldığı askeri mahkemenin de içinde bulunduğu Beit Lid askeri üssüne girdi.
Basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, askeri mahkemeye zorla giren İsrailli aşırı sağcı göstericiler ve onları önlemeye çalışan askerler arasında arbede yaşandı.
İsrail askerleri ve polislerinin, göstericileri askeri üsten çıkarmaya çalışırken kargaşa yaşandığı görüldü.
Beit Lid askeri mahkemesinden çıkarılan İsrailli aşırı sağcılar, askeri üssün gözaltı merkezinin önünde gösterilerine devam etti.
İsrailli aşırı sağcı gruplar, askeri hapishanenin bulunduğu bölümdeki demir kapıyı yumrukladı.
İsrail askerleri, göstericileri alandan uzaklaştırmak için askeri üsten sıktıkları tazyikli suya başvurdu.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı aşırı sağcı Itamar Ben-Gvir, polise kanunu çiğneyenlere karşı harekete geçme talimatı verdiğini açıkladı.
İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin de bölgedeki askeri üsse geldiği bildirildi.
İsrail muhalefetinden eski Savunma Bakanı Benny Gantz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, iktidar koalisyonu içindeki “şiddete çağrı yapan aşırıcı figürleri” eleştirerek İsrail’in sorrumlu kararlar alacak bir hükümete ihtiyaç duyduğunu belirtti.
9 İsrail askerinin bir Filistinliye cinsel işkence yapma suçlamasıyla gözaltına alınması
İsrail’de, Gazze Şeridi’nde alıkonulanların tutulduğu Sde Teiman gözaltı tesisinde Filistinlilere cinsel işkence yapmak ve cinsel istismar etmekle suçlanan 9 İsrail askerinin gözaltına alındığı haberleri ülkede siyasetin merkez gündemi oldu.
CİNSEL İŞKENCEYE MARUZ KALAN FİLİSTİNLİ YÜRÜYEMİYOR
Olayın kurbanı Filistinlinin hastaneye kaldırıldığı ve yürüyemediği İsrail basınında yer aldı.
Gözaltına alınan bazı askerlerin, askeri savcılığın gönderdiği askerlere göz yaşartıcı gaz sıktığı, taraflar arasında sözlü atışmalar yaşandığı görüntüler sosyal medyaya yansımıştı.
İsrailli aşırı sağcı milletvekillerinin de aralarında yer aldığı onlarca kişilik aşırı sağcı gösterici grubu, Sde Teiman askeri üssüne zorla girerek baskın düzenlemişti.
İsrail basınına yansıyan görüntülerde, aşırı sağcı Milletvekili Zvi Sukkot’un askeri üssün zincirli kapısını aralayarak içeri girmeye çalıştığı, askerlerin kendisini engellemeye çalıştığı görülmüştü.
Bunun ardından kalabalığın askeri üssün demir kapısını tutmaya çalışan askerleri zorlayarak içeri girdiği görülmüştü. Göstericilerin, askeri üssün içine doğru koşuşturduğu askerlerin bazılarını engellemeye çalıştığı anlar ile arbede ve kargaşa görüntüleri sosyal medyaya yansımıştı.
Ordu radyosunun haberine göre, silahlı ve üniformalı bazı yedek askerler de göstericilere destek olmak üzere bölgeye gelmişti.
Katil Binyamin Netanyahu, askeri üsse düzenlenen baskını kınayarak sükunet çağrısı yapmıştı.
İsrail’de iktidar koalisyonundaki sağ ve aşırı sağ partiler, askeri savcılığın askerleri gözaltına alma girişimine karşı çıkmıştı. Buna karşın muhalefet, “bağımsız yapıların soruşturmalarını yürütmesi gerektiği, kimsenin hukuktan üstün olmadığı” vurgusu yapmıştı.
SDE TEİMAN GÖZALTI MERKEZİ İŞKENCELERLE GÜNDEMDE
İsrail’in güneyinde yer alan ve alıkonan Gazzelilerin tutulduğu Sde Teiman gözaltı merkezi sık sık işkencelerle gündeme geliyor.
New York Times gazetesinde geçen ay çıkan haberde, Sde Teima gözaltı merkezinde alıkonan Gazzelilerin etrafı açık bir alanda gözleri bağlı olarak günde 18 saate kadar elleri kelepçeli şekilde yerde sessiz şekilde oturtulduğu belirtilmişti.
Haberde, gözaltı merkezine getirilen Filistinli tutukluların burada 3 aya kadar kaldığı ve sorgulama süreçlerinde birçok kişinin insanlık dışı muameleye ve işkenceye maruz kaldığı kaydedilmişti.
Burada tutulan ve daha sonra serbest bırakılan bazı Gazzeliler, Sde Teima’da maruz kaldıkları işkenceleri dile getirmişti.
]]>Habere göre, bir Filistinli mahkum alıkonulduğu İsrail’deki cezaevinde gardiyanlar tarafından dövüldü ve kaburgaları kırılarak öldürüldü.
Filistinli mahkumlardan biri, kronik hastalığının tedavi edilmemesi, diğeri de saatlerce yardım çığlıkları atmasına rağmen müdahale edilmemesi sonucunda hayatını kaybetti.
“İsrail-İnsan Hakları İçin Doktorlar” (PHRI) adlı STK tarafından doğrulanan otopsi raporlarına göre, bu üç kişi, 7 Ekim’den bu yana İsrail hapishanelerinde ölen Batı Şeria veya İsrail’den gelen 13 Filistinli arasında yer alıyor. Gazze’den getirilen ve yaşamını yitiren mahkumların sayısı ise tam olarak bilinmiyor.
İnsan hakları örgütleri, İsrail’in “tıka basa” dolu olan cezaevlerindeki koşulların tehlikeli şekilde kötüleştiğini ve yaygın olarak şiddet uygulandığını bildirdi.
Merkezi İsrail’de bulunan insan hakları örgütü “Hamoked”in icra direktörü Jessica Montell, WP’ye yaptığı açıklamada, “Şiddet her yere yayılmış durumda. Aşırı kalabalık. Görüştüğümüz her mahkum 30 kilo vermiş.” diye konuştu.
İsrail’deki İşkenceye Karşı Halk Komitesi’nin İcra Direktörü Tal Steiner, İsrail’in söz konusu hak ihlallerinin, ülkedeki “intikam atmosferi”nden kaynaklandığını belirtti.
Steiner, cezaevlerindeki şiddetin, politika yapıcıların desteğinin ve hesap verebilirlik eksikliğinin bir “kombinasyonu” olarak nitelendirdi.
Tanıklar, gardiyanların “çıldırmışçasına” mahkumlara saldırdığını söyledi
İsrail’deki cezaevinde Aralık 2023’te gardiyanlar tarafından şiddetli şekilde dövülmesinin ardından yaşamını yitiren 23 yaşındaki Abdulrahman Bahash’ın 2 mahkum arkadaşı, isimlerinin açıklanmaması koşuluyla arkadaşlarını ölüme götüren o günü WP’ye anlattı.
Tanıklar, gardiyanların koğuştaki tüm hücreleri bastığını ve mahkumları dövmeden önce kelepçelediğini kaydetti.
Görgü tanıklarından 28 yaşındaki eski bir mahkum da gardiyanların kendilerine “çıldırmışçasına” saldırdığını, coplarla tekmelerle vurduğunu söyledi.
Tanık, Bahash ve hücresindekilerin “tecrit odalarından” oluşan bir alana götürüldüğünü, daha sonra Bahash’ın vücudunda morluklarla döndüğünü ve kaburgalarının kırılmış olabileceğini söylediğini aktardı.
Bahash’ın ayakta duramaz hale geldiğini dile getiren tanık, arkadaşının olaydan 3 hafta sonra 1 Ocak’ta hayatını kaybettiğini ifade etti.
İsrailli yetkililer, mahkumun ailesinin otopsi raporunu ve Bahash’ın cesedini görmesine izin vermedi.
Bahash’ın ailesi adına otopsi sonucunu gören PHRI doktoru Daniel Solomon’un bildirdiğine göre, otopsi raporu, Bahash’ın “kaburga kırıkları ve dalak yaralanması”nın muhtemelen saldırı sonucu meydana geldiğini gösteriyor.
“DOKTORA İHTİYACIM VAR!”
Kasım 2023’te Megiddo Hapishanesinde hayatını kaybeden 33 yaşındaki Abdul Rahman al-Maari’nin kardeşi İbrahim, Maari’nin Şubat 2023’te geçici kontrol noktasında alıkonulduğunu, Hamas’la bağlantılı olmak ve ateşli silah bulundurmakla suçlandığını dile getirdi.
İbrahim, 7 Ekim’den sonra kardeşiyle irtibatı kaybettiklerini belirtti.
PHRI’den Doktor Danny Rosin’in incelediği otopsi raporunda, Maari’nin kaburgalarının kırıldığı; sırt, kalça, sol kol, baş ve boyun taraflarında çürüklerin görüldüğü bilgisi yer alıyor.
Aynı bölümde tutulan 32 yaşındaki Khairy Hamad, hücre araması yapılırken gardiyanlara cevap verdiği gerekçesiyle Maari’nin, elleri kelepçeli şekilde merdivenlerden aşağı atıldığını ve başından kanlar geldiğini aktardı.
Tanıklardan Sariy Khourieh, saatlerce acı içinde feryat edişini dinledikleri Maari’nin “Doktora ihtiyacım var!” diye bağırdığını anlattı.
Khourieh, saat 04.00 sularında Maari’nin sustuğunu, ilerleyen saatlerde de gardiyanların onun cesedini gördüğünü ifade etti.
İsrail’deki bir cezaevinde tutulan 21 yaşındaki Muhammed al-Sabbar ise Hirschsprung (kalın bağırsak felci) hastalığının tedavi edilmemesinin ardından 28 Şubat’ta hayatını kaybetti.
Otopsi raporuna göre kronik rahatsızlığının düzgün bir şekilde tedavi edilmesi durumunda Sabbar’ın ölümü önlenebilirdi.
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kendilerine verilen hayvan desteğiyle üretime devam eden ve yeniden sürü sahibi olan besiciler, devlet desteğiyle besiciliğe devam ediyor. 6 Şubat 2023’te yaşanan depremlerde İslahiye’nin kırsal Ağabey Mahallesi’ndeki evleri yıkılan ve ailesiyle enkaz altında kalan 48 yaşındaki Sultan Aslan’ın yaklaşık 300 küçükbaş hayvanı da ahırın yıkılması sonucu telef oldu.
Geçimini hayvancılıkla sağlayan Sultan Aslan’a Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından telef olan 300 küçükbaş hayvanının yerine bedelsiz hayvan desteği verildi.
Depremlerde hayvanları telef olan Sultan Aslan’a küçükbaş hayvanları Gaziantep Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile İslahiye Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından teslim edildi. Devlet tarafından verilen hayvan desteği sonrası besiciliğe devam eden Sultan Aslan, 300 küçükbaş hayvanının yeni doğumlarla 450’ye yükseldiğini söyledi.
Geçen yıl 6 Şubat’ta meydana gelen 7,6 büyüklüğündeki depremlerde telef olan hayvanlarının yerine damızlık olarak dağıtılan hayvanların ilk kuzu ve oğlaklarını kucağına almaya başladığını belirten Aslan, desteklerinden dolayı Tarım ve Orman Bakanlığına teşekkür etti.
Deprem günü yaşadığı zorlukları anlatan Aslan, hayvanlarının büyük bölümünün ahırın yıkılması sonucu kaybettiğini ve telef olan hayvanlarını depremden iki gün sonra enkazdan çıkarabildiğini söyledi.
“TELEF OLAN HAYVANLARIMIZIN SESİ BİR HAFTA BOYUNCA KULAKLARIMIZDAN ÇIKMADI”
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından depremde telef olan hayvanlarının yerine yenilerinin verildiğini belirten Aslan, “Devletimizden Allah razı olsun. Telef olan hayvan kadar tekrar bana ücretsiz hayvan hibe ettiler. Rabbim o günü bir daha kimseye göstermesin ve yaşadıklarımızı da kimseye yaşatmasın. Çünkü o gün gerçekten çok zordu. Telef olan hayvanlarımızın sesi bir hafta boyunca kulaklarımızdan hiç çıkmadı. Enkaz altında kalan hayvanlarımızı saatlerce enkaz altından çıkaramadık. Hayvanlarımız bağıra bağıra telef oldu” dedi.
“DEVLETİN VERDİĞİ DESTEKLE AYAKTA DURUYORUZ”
Depremin ardından Tarım ve Orman Bakanlığı’nın desteğiyle telef olan hayvanlarının yerine yenisinin verildiğini belirten Aslan, “Devlet destek vermeseydi biz bitmiştik, hiçbir şeyimiz kalmamıştı. Allah razı olsun devletimizin verdiği desteklerle tekrar sürü sahibi olduk ve ayakta durabildik. Biraz koyunlarımız kalmıştı ama devletimizden Allah razı olsun bize büyük destek çıktı. Telef olan 295 hayvanımın yerine tekrar 295 adet hayvan verdi. Devletin bana vermiş olduğu destek sayesinde yine besiciliğe devam ediyorum. Devlet destek vermeseydi tekrar besicilik yapamazdık” şeklinde konuştu.
Hayvancılığı çok sevdiğini anlatan Aslan, “Eşim de bana yardım ediyor ama hayvanlarla daha çok ben ilgileniyorum. Yem vermeden süt sağımına ve ahırı temizlemeye kadar tamamen hayvanlarla daha çok ben ilgileniyorum. Çünkü hayvancılığı çok seviyorum” diye konuştu.
Ekipler, ayrıca Hilal Şahin’e ailesinin Yusuf Gença’dan ayrılması ya da nikah kıyması yönünde baskı yaptığını belirledi. Cinayeti Abidin Uçar ile A.D.’nin (17) gerçekleştirdiği, saldırıyı Hilal Şahin’in ailesinin azmettirdiği tespit edildi. Ekipler, Hilal Şahin’in eski eşi Abidin Uçar, babası Hacı Şahin (58), kardeşi Şahan Şahin (31), amcası Musa Şahin (52), kuzenleri Biran Şahin (23), Mehmet Sait Sızmaz (37), eşi Meltem Sızmaz’ı (37) ve A.D.’yi gözaltına aldı. Baba Hacı Şahin, kardeşi Musa Şahin ve oğlu Şahan Şahin, eski damatları Abidin Uçar’ı eve çağırarak cinayeti planladıklarını belirlendi.

SALDIRI ÖNCESİ ÇARŞAF GİYDİ
Olay günü amca Musa Şahin, kara çarşaf giyen Abidin Uçar ile şapka takan A.D.’yi otomobille eve yakın parka getirdiği tespit edildi. Uçar ile A.D.’nin dikkat çekmemek için kol kola girip aile gibi davranarak sokakta yürüdükleri sonrasında da Yusuf Gença’nın evine gittikleri tespit edildi. Şüpheli A.D.’nin kapıyı çaldığı, Abidin Uçar’ın da kapının açılması üzerine içeri girip önce eski eşinin birlikte Yusuf Gença’ya ardından da eski eşi Hilal Şahin’e ateş ettikten sonra kaçtı. Gença ölürken, Hilal Şahin ise ağır yaralandı.
DAVA AÇILDI
Olaydan sonra yakalanıp tutuklanan Abidin Uçar, A.D., Hacı Şahin, Musa Şahin, Şahan Şahin, Biran Şahin ile adli kontrolle serbest bırakılan Mehmet Sait Sızmaz ve eşi Meltem Sızmaz hakkındaki soruşturma tamamlandı. Savcı, sanıkların ‘tasarlayarak ve töre saiki ile öldürme’ ile ‘öldürmeye teşebbüs’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve ayrıca 20’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırladı. Adana 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen davaya devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanıklar Abidin Uçar, A.D., Hacı Şahin ve Musa Şahin ile olayda ağır yaralanan Hilal Şahin, öldürülenin babası Esef Gença ile tarafların avukatları katıldı. Yargılama sırasında daha önce tahliye edilen Şahan Şahin ve Biran Şahin ise duruşmaya katılmadı.

‘EŞİM ÇOCUKLUK ARKADAŞIMLA KAÇTI’
Sanık Abidin Uçar, 10 yıllık eşi Hilal Şahin’in çocukluk arkadaşı olan Yusuf Gença ile kaçtığını söyledi. 3-5 ay geçtikten sonra eşinin kötü yola düştüğünü iddia eden Uçar, “Yusuf’a birkaç defa sosyal medyadan yazdım, ‘Onu kötü yola sokma’ dedim. Yusuf da ‘Benim malım seni ilgilendirmez’ dedi. Daha sonra çocuklarımı yanıma aldım. Kızımın vücudunda morluklar vardı. Yusuf, kızıma cinsel istismarda bulunmuş. Kızımın karakolda bu yönde ifadesi var” dedi.
‘AYAKLARINA SIKACAKSIN’
Kayınpederi Hacı Şahin’ın kızı Hilal’in kötü yola düştüğünü öğrendiğini ve kendisine ‘Ayaklarına sıkacaksın’ dediğini iddia eden Abidin Uçar, savunmasında şunları söyledi:


‘CİNAYETTEN HABERİM YOKTU’
12-13 yaşından bu yana uyuşturucu kullandığını belirten sanıklardan A.D. de olayın böyle olacağını bilmediğini cinayetten haberini olmadığını ileri sürdü.

Diğer sanıklar da olayla ilgilerinin olmadığını belirterek, suçlamaları kabul etmedi.

‘AİLEMDEN ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM’
Hilal Şahin, eski eşi Abidin Uçar tarafından uyuşturucuya alıştırıldığını söyledi.

Daha sonra Yusuf Gença ile kaçtığını belirten Hilal Şahin, “Olay günü kapı çaldı. 2 kişi içeri girdi. Biri peçeliydi, diğer şapkalıydı. Önce Yusuf’a, sonra bana ateş edildi. Benim öldüğümü düşünerek başımda kelime-i şahadet getirdi. Sesinden hatırladığım kadarıyla bu şahıs eski eşim Abidin’dir. Sadece Abidin’den şikayetçiyim, ailemden şikayetçi değilim” dedi.

Mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların tutukluluğunun devamına karar verirken duruşmayı eksiklerin tamamlanması için erteledi.

ÖNCE TEHDİT GELDİ SONRA UYARILAR SIRALANDI
İsrail ordusu saldırıdan direkt Hizbullah’ı sorumlu tutarken, Hizbullah ise saldırıyla bir bağlantısının olmadığını savundu. İsrail hükümetinin Lübnan’a yönelik Mecdel Şems saldırısına sert bir misilleme yapacağı tehdidinin ardından başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere bazı ülkelerden vatandaşlarına uyarı geldi.

ABD’DEN ‘SAVAŞ KORKUSU’
ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, Mecdel Şems olayından kaynaklı bölgede artan tansiyon nedeniyle Lübnan’daki uçak seferlerini aksatan değişikliğin meydana geldiği belirtilerek ABD vatandaşlarına Lübnan’a seyahat etmemeleri uyarısı yapıldı.
Açıklamada, “Lübnan’da tam kapsamlı bir savaş korkusu, İsrail ile İran destekli Hizbullah arasındaki şiddetli çatışmalar son haftalarda arttı” ifadesi yer aldı.

AVUSTRALYA ‘DERHAL HAREKET EDİN’ DEDİ
Avustralya hükümeti de vatandaşlarına daha önce yayınlanan ve mevcut gelişmelerin ardından güncellenen Lübnan’a seyahat etmemeleri yönündeki çağrısını yineledi.
Hükümetin açıklamasında, “Güvenlik durumunun istikrarsızlığı ve güvenlik durumunun daha da kötüleşme riski nedeniyle Lübnan’a seyahat etmemenizi tavsiye etmeye devam ediyoruz. Lübnan’daki Avustralyalılar, ticari uçuşlar devam ederken derhal ülkeyi terk etmelidir. Beyrut havalimanı kapanabilir ve uzun bir süre boyunca ülkeyi terk edemeyebilirsiniz” ifadeleri kullanıldı.
‘DURUM KÖTÜYE GİDERSE ‘DIŞARI ÇIKAMIYABİLİRSİNİZ’
Norveç’in Beyrut’taki Büyükelçiliğinin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Norveç vatandaşlarına ülkeyi terk etme çağrısı yapıldı ve ülkeye mevcut seyahat uyarıları yinelendi.
Lübnan’da Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmanın arttığı uyarısı yapılan paylaşımda, durumun daha kötüye gitmesi halinde Lübnan dışına seyahat seçeneklerinin sınırlı hale gelebileceği de kaydedildi. Paylaşımda, böyle bir durumun yaşanması karşısında Norveç Büyükelçiliğinin, vatandaşlarının ülkeyi terk etmelerine yardımcı olmak için çok sınırlı kaynaklara sahip olacağı da hatırlatıldı.
OLASILIKLAR ‘GÖZ ARDI EDİLEMEZ’
Almanya da diğer ülkeler gibi daha önceki Lübnan’a seyahat uyarısını güncelledi.
26 Haziran’daki güncellemeye göre Alman vatandaşlarına Lübnan’a seyahat etmemeleri konusunda uyarıda bulunulan yazılı açıklamada, Alman vatandaşlarına acilen Lübnan’dan ayrılmaları çağrısı yapıldı.
Açıklamada, bölgedeki güvenlik durumunun oldukça değişken olduğu ve Lübnan ile İsrail arasındaki sınır bölgesinde askeri çatışmaların son haftalarda yoğunlaştığı belirtilerek, “Durumun daha da şiddetlenmesi ve çatışmanın genişlemesi göz ardı edilemez.” ifadesi kullanıldı.
Gerilimin daha da artmasının Refik Hariri Havalimanı’ndaki hava trafiğinin tamamen durmasına da yol açabileceği uyarısında bulunulan açıklamada, bu durumda Lübnan’ı hava yoluyla terk etmenin mümkün olmayacağı kaydedildi.
‘ŞAHSİ TAHLİYE PLANI’
İngiltere’nin, Ekim 2023’te vatandaşlarına yaptığı ülkeyi terk etme tavsiyesi ise geçerliliğini koruyor.
İngiltere Dışişleri Bakanlığınca yayımlanan güncel seyahat uyarısında, “Bakanlık, İsrail ile Lübnan Hizbullah’ı ve Lübnan’daki diğer gruplar arasındaki çatışmalar nedeniyle Lübnan’a tüm seyahatlere karşı uyarıyor.” açıklaması yapıldı.
İsrail-Lübnan sınırında karşılıklı füze ve top atışları olduğunu belirtilen uyarıda, Beka Vadisi ile Litani nehrinin kuzeyinde de riskler bulunduğu kaydedildi. Seyahat uyarısında Lübnan’daki yabancı misyonların etrafında protestolar yapıldığı anımsatılan uyarıda, şunlar kaydedildi:
“Tansiyonun yüksek olduğu bölgede gerginlik çok kısa sürede artabilir, Lübnan’dan çıkış rotalarını etkileyebilir. Siyasi ve güvenlik durumlarının kötüye gitmesi halinde Lübnan dışına ticari seferler ciddi şekilde aksayabilir, kısa süre kala iptal edilebilir, tüm ülkedeki yollar kapatılabilir. İngiliz Büyükelçiliğinin sağlayabileceği yardım kısıtlı olabilir. Eğer şu an Lübnan’daysanız ayrılmanızı tavsiye ediyoruz.”
Dışişleri Bakanlığının acil durumda tahliye gerçekleştiremeyebileceği de vurgulanan seyahat uyarısında, herkesin şahsi tahliye planı yapması tavsiye edildi.
BELÇİKA’DAN AÇIKLAMA
Belçika Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, bölgedeki son gelişmeler ışığında İsrail, Filistin toprakları ve Lübnan’a tüm seyahatlerin iptal edilmesi tavsiye
‘ASKERİ ÇATIŞMA ÖNLENMELİ’
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri’nde bulunan Mecdel Şems beldesine yönelik saldırı şiddetle kınandı.
“Yeni bir askeri çatışmayı tırmandırmayı önlemek için her şeyin yapılması” gerektiği belirtilen açıklamada, Fransız vatandaşlarının Lübnan, İsrail ve Filistin topraklarına seyahat etmemeleri tavsiye edildi.
‘ÜLKEYİ TERK EDİN!’
İsveç Dışişleri Bakanlığı sayfasından yapılan duyuruda, “Lübnan’daki durum tehlikeli ve öngörülmez, bu nedenle İsveç vatandaşlarının ülkeyi terk etmesini tavsiye ediyoruz” ifadesi kullanıldı.
İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström de X hesabından yaptığı paylaşımda, “Defalarca söyledim, yine söylüyorum: İsveç vatandaşlarının Lübnan’ı terk etmesi veya söz konusu ülkeye gitmekten kaçınması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.
DANİMARKA’DAN UYARI
Danimarka Dışişleri Bakanlığı ise X hesabından yaptığı paylaşımda, vatandaşlarının Lübnan’a yapacakları seyahatleri durdurmasını tavsiye ederken, ülkeyi terk etmelerini istedi.
‘KIRMIZI KOD’
Hollanda Dışişleri Bakanlığının, Lübnan’a seyahatten kaçınılması ve bu ülkedekilerin acilen ayrılmaları yönünde 26 Haziran’da verdiği uyarının hala devam ettiği bilgisine yer verilen internet sayfasında, “Lübnan için seyahat tavsiyesinin renk kodu kırmızıdır. Durumunuz ne olursa olsun oraya seyahat etmeyin. Başınız belaya girerse Hollanda Büyükelçiliği size her zaman yardımcı olamayabilir” ifadeleri yer alıyor. Hollanda merkezli Transavia Havayollarının Amsterdam-Beyrut seferleri iptal edilirken, bilet satış sayfasında gelecek 1 hafta boyunca Beyrut’a sefer olmadığı görülüyor.
‘GERGİNLİK TIRMANABİLİR’
İrlanda da daha önce yaptığı Lübnan’a seyahat uyarısını güncelledi.
27 Haziran’da İsrail-Lübnan sınırında yükselen tansiyon nedeniyle İrlanda, Lübnan’da bulunan vatandaşlarına “ülkeyi terk etme ve bu ülkeye seyahatlerini iptal etme” çağrısı yapmıştı. İrlanda Dışişleri Bakanlığının yayımladığı seyahat uyarısında, İsrail-Lübnan sınırındaki gerginliğin kısa sürede daha da fazla tırmanabileceği belirtilmişti.
Bu durumun Lübnan’dan ayrılmayı da etkileyebileceğine işaret edilen açıklamada, “Bakanlık, tüm İrlanda vatandaşlarına imkan varken ticari seferlerle ülkeden ayrılmayı şiddetle tavsiye ediyor” ifadesi kullanılmıştı.
Yayınlanan son raporda, hem yağış alacak bölgeler duyuruldu hem de hava sıcaklık raporuna dair bilgi verildi.
GÜNEŞLİ GEÇECEK
Meteoroloji’den yapılan son hava durumu tahminlerine göre; Türkiye güneşli ve sıcak bir gün geçirecek. Rize ve Artvin çevrelerinde kuvvetli sağanak beklenirken, Marmara’nın güneyi, Kuzey Ege ve Güneydoğu Anadolu’da poyraz etkili olacak.
Önemli bir değişiklik beklenmiyor. Ülkemiz genelinde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.
İL İL HAVA DURUMU RAPORU
MARMARA
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; bölgenin güneybatı kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
EDİRNE °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
İSTANBUL °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
KIRKLARELİ °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
KOCAELİ °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
EGE
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; Kuzey Ege kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
A.KARAHİSAR °C, 30°C
Az bulutlu ve açık
DENİZLİ °C, 39°C
Az bulutlu ve açık
İZMİR °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
MANİSA °C, 40°C
Az bulutlu ve açık
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 41°C
Az bulutlu ve açık
ANTALYA °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
HATAY °C, 37°C
Az bulutlu ve açık
ISPARTA °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
İÇ ANADOLU
Az bulutlu ve açık, bölgenin kuzeydoğu kesimlerinin parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; bölgenin doğu kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
ANKARA °C, 31°C
Az bulutlu ve açık
ÇANKIRI °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
ESKİŞEHİR °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
SİVAS °C, 29°C
Parçalı bulutlu
BATI KARADENİZ
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 31°C
Az bulutlu ve açık
DÜZCE °C, 34°C
Az bulutlu ve açık
SİNOP °C, 29°C
Az bulutlu ve açık
ZONGULDAK °C, 31°C
Az bulutlu ve açık
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Artvin çevreleri ile Trabzon ve Rize’nin iç ve yüksek kesimlerinin yerel aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 32°C
Parçalı bulutlu
ARTVİN °C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah saatlerinde yerel aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 31°C
Parçalı bulutlu
TRABZON °C, 29°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde iç ve yüksek kesimleri yerel aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık, bölgenin doğu kesimlerinin parçalı yer yer çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; bölgenin batı kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
ERZURUM °C, 25°C
Parçalı yer yer çok bulutlu
KARS °C, 25°C
Parçalı yer yer çok bulutlu
MALATYA °C, 34°C
Az bulutlu ve açık
VAN °C, 29°C
Az bulutlu ve açık
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR °C, 39°C
Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
SİİRT °C, 37°C
Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA °C, 39°C
Az bulutlu ve açık
]]>Sahipsiz hayvanlara ilişkin yürütülecek çalışmalarda, tereddüde mahal verilmemesi, kedi ve köpeklerin sahipli hayvan statüsüne alınabilmesi için Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı veri tabanına kaydedilmesi zorunluluğu bulunduğundan “sahipli hayvan” ve “sahipsiz hayvan” kavramları açık şekilde tanımlanacak.

Uygulamada tereddüde mahal verilmemesi amacıyla ve Kanun’daki “yakala-kısırlaştır-sal” metodunun kaldırılması nedeniyle hayvan bakımevi tanımında uyum değişikliği yapılacak. Hayvan bakımevinin tanımı, “Bakanlıktan izin alınmak suretiyle kurulan ve hayvanların sahiplendirilinceye kadar barındırıldığı ve rehabilite edildiği bir tesis” şeklinde değiştirilecek.
Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların hayvan bakımevlerine toplanması ve buralarda rehabilite edilerek sahiplendirilinceye kadar bakılacak olması sebebiyle bakımevleri dışında bir hayvana bakmanın onun yasal sorumluluğunu alarak sahiplenilmesi suretiyle mümkün olabileceği ilkesi kabul edilecek. Kanun’un ilkeleri arasında yer alan “Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.” ifadesi yürürlükten kaldırılacak.
Yerel yönetimler, gönüllü kuruluşlarla iş birliği içerisinde, sahipsiz hayvanların sahiplendirilinceye kadar bakılmaları için hayvan bakımevleri kurarak onların bakımlarını ve tedavilerini sağlayacak, eğitim çalışmaları yapacak.

Hayvan bakımevlerine alınan hayvanlardan rehabilite edilen köpekler sahiplendirilinceye kadar bu yerlerde barındırılacak. Doğru ve güncel veri sağlanabilmesi amacıyla hayvan bakımevlerine alınan hayvanlar Tarım ve Orman Bakanlığı veri sistemine kaydedilecek.
Bakımevine alınan köpeklerden insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlarına, Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 9. maddesindeki “Hayvanlara ötenazi yapmak yasaktır. Ancak, hayvanlara acı ve ıstırap çektiren veya iyileşme durumu bulunmayan hastalık durumlarında, akut bulaşıcı bir hayvan hastalığının önlenmesi ya da eradikasyonu amacıyla veya insan sağlığı için risk oluşturan durumlarda, davranışları insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen durumlarda veteriner hekim tarafından ötenazi yapılmasına karar verilebilir. Ötenazi işlemi veteriner hekim tarafından veya veteriner hekim gözetiminde yapılır.” hükümleri uygulanacak.
YEREL YÖNETİMLER YETKİLİ OLACAK
Yerel yönetimler sahipsiz köpeklere ilişkin yürüttüğü iş ve işlemlerde Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi kapsamında gerekli idari tedbirleri almaya yetkili olacak.
“Yerel yönetimler adına toplanan sahipsiz hayvanların bakımevi dışında bir yere terk edilmesi veya bakımevinde barındırılan köpeği bakımevi dışında bir yere bırakmak” fiilleri yasak kapsamına alınacak. Böylece sahipsiz hayvanların toplanması, hayvan bakımevlerine götürülmesi ve bu hayvanların sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevi bünyesinde bakılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasının ve yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarını eksiksiz olarak yerine getirmelerinin sağlanması amaçlanacak.
TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, teklifin 5’inci maddesinin kabul edilmesinin ardından birleşime ara verdi. Aranın ardından Komisyonun yerini almaması üzerine Bozdağ, birleşimi saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>“NETANYAHU’NUN SONU DA ÖYLE OLACAK”
İnsanlığın Filistinlilerin yanında duracağı belirtilen açıklamada, “Soykırımcı Hitler’in sonu nasıl olduysa, soykırımcı Netanyahu’nun sonu da öyle olacak.” ifadesine yer verildi.
İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, sosyal medya hesabında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan iftira ve hakaret içeren paylaşım yapmıştı.

KATZ’IN SKANDAL PAYLAŞIMINA PEŞ PEŞE TEPKİLER GELDİ
YILMAZ: NAZİ ZİHNİYETLİLERİNİN SONU TARİHTE YAŞANANDAN FARKLI OLMAYACAK
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sosyal medya hesabından, İsrail Dışişleri Bakanı Katz’ın X sosyal medya platformundan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan paylaşımına ilişkin açıklama yaptı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şunları kaydetti:
“Uluslararası Adalet Divanı önünde soykırım ve savaş suçlarıyla yargılanan, Gazze’de kalıcı ateşkes ve barış yerine çatışmaları bölgeye yaymaya çalışan, insani değerlerin içini boşaltan Netanyahu yönetiminden Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik hadsiz ifadeler yok hükmündedir. Köklü geleneği olan demokratik bir hukuk devleti olarak; mazlum Filistin halkını, hangi dinden olursa olsun herkes için adaleti, bölgesel istikrarı ve küresel barışı savunmaya devam edeceğiz. İnsanlık er geç kazanacak. Günümüzün Hitlerleri ve Nazi zihniyetlilerinin sonu ise tarihte yaşanandan farklı olmayacak.”
KILIÇ: KATİLLER ÇILDIRMAYA DEVAM EDECEK
Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan mazlum insanların yanında olduğu sürece bu katiller çıldırmaya devam edecektir. Hadsiz ve küstah açıklamalarıyla hakkı ve mazlumları savunan sesimizi bastıracaklarını zannediyorlar. Ancak Recep Tayyip ERDOĞAN ve yol arkadaşları her zaman mazlumun yanında olacaktır. Netanyahu ve kabinesinin üyeleri bütün soykırımcılar gibi tarihin çöplüklerinde kendilerini bulacaktır.” ifadelerini kullandı.
FİDAN: CUMHURBAŞKANIMIZ İNSANLIK VİCDANININ SESİ OLMUŞTUR
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, İsrailli bazı yetkililerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef olan söylemlerine ilişkin tepki gösterdi.
“Cumhurbaşkanımız insanlık vicdanının sesi olmuştur. Bu haklı sesi bastırmak isteyen, başta İsrail olmak üzere uluslararası siyonist çevreler büyük bir telaş içindeler.” ifadesini kullanan Fidan, tarihin bütün soykırımcılar ve destekçileri için aynı şekilde sonuçlandığını hatırlattı.
IŞIKHAN: SİZ, BİR AVUÇ KATİL VE SOYKIRIMCISINIZ
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “İşgalci devlet İsrail’in Dışişleri Bakanı Katz’in hadsiz ve ahlaksız açıklamasını en ağır şekilde kınıyorum. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan dünya mazlumlarının hür ve gür sesidir. Hakikati savunma mücadelemizin sarsılmaz iradesidir. Bu coğrafyayı kana bulamanızın karşısında duracağız. Siz, bir avuç katil ve soykırımcısınız.” dedi.
KACIR: TÜRKİYE, İNSANLIĞIN, ADALETİN, VİCDANIN YIKILMAZ KALESİDİR
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, sosyal medya hesabından İsrail’e tepki gösterdi. Kacır paylaşımında, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan her daim mazlumun yanında, zalimin dimdik karşısındadır. Türkiye, insanlığın, adaletin, vicdanın, merhametin yıkılmaz kalesidir. Görünen o ki, soykırımcı İsrail yönetimi telaşa düşmüş. Ne yapsalar boş, ne deseler beyhude! İşledikleri suçların hesabını tarih ve insanlık önünde er ya da geç muhakkak verecekler” ifadelerini kullandı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM), hakkında tutuklama kararı çıkardığı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde alkışlarla karşılanması uluslararası hukukçular ve Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerini çileden çıkardı.

ABD’li uluslararası hukukçu ve eski BM İnsan Hakları Yetkilisi Craig Mokhiber, sosyal medya platformu X’teki hesabı aracılığıyla Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde çekilen fotoğrafı ile Adolf Hitler’in yandaşları arasında çekilmiş fotoğrafını yan yana koyarak, “Tarih her şeyi yazıyor” notunu paylaştı. Mokhiber’in mesajını yanıtlayan BM Raportörü Francesca Albanese de gönderiye yorum olarak, “Tam da bugün bunu düşünüyordum” diye yazdı. Albanese’nin cevabı, İsrail ve onun en başta gelen iki destekçisi ABD ve Almanya’yı harekete geçirdi.

ABD: GÖREVİNDE DURAMAZ
İsrail’in Gazze’de işlediği katliamlara karşı yönelttiği sert eleştirilerle bilinen Albanese’nin X’teki mesajına tepki gösteren ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Lindha- Thomas Greenfield, mesajı anti-semitizm şeklinde değerlendirerek, “İnsan haklarını desteklemekle görevli BM yetkililerinin anti-semitik tavırlarına yer yok. ABD olarak, Albanese’nin bu tavrını kesinlikle tasvip etmediğimizi vurgularken kendisinin bu görevi sürdürmek için elverişli olmadığını düşündüğümüzü bildirmek istiyoruz” diyerek Albanese’nin görevinden alınmasını istedi.

ALMANYA ERİŞİM YASAĞI GETİRDİ
Albanese’nin mesajı, Almanya’yı da harekete geçirdi. Mesajın altına yorum yazan Alman kullanıcılar, BM Raportörüne ağza alınmayacak hakaretler savurdu. Craig Mokhiber ise hakaretleri yanıtlayarak, “Bu tür durumlarda genellikle Alman trollerin harekete geçtiğini ve utanmazca yaklaşık 40 bin insanı katleden savaş suçlusu bir lideri savunduğunu” dile getirdi. Hamzajazaeri adlı bir diğer kullanıcı ise Almanya’da yaşadığını ve bir süre sonra Mokhiber’in mesajına erişim yasağı uygulanmaya başlandığını görsel paylaşarak teyit etti.
İSRAİL’E MEYDAN OKUDU
Mokhiber’in yayınladığı mesaja tepki gösteren İsrail Dışişleri Bakanlığı, resmi X hesabı üzerinden yayınladığı açıklamada, Albanese’yi BM’deki görevini bir kalkan gibi kullanarak “Holokost’un anısını suistimal etmek”, “Nefret yaymak” ve “Anti-semitizm” yapmakla suçladı. Albanese ise İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına karşı geri adım atmadı. Açıklamayı alıntılayan Albanese, “Holokost’un anısı dünyadaki vicdanlı insanlar sayesinde duruyor. Kurumsal bağırışlarınız ve seçici öfkeniz nihayet harekete geçen uluslararası adaleti durduramayacak” diyerek İsrail’e karşı UCM ve UAD’de işletilen hukuki sürece vurgu yaptı.

SOYKIRIMA KARŞI DİK DURUŞ
İşgalci İsrail güçlerinin 7 Ekim 2023’ten beri Gazze’ye yönelik sürdürdüğü saldırılarda ölü sayısı 39 bini aşarken yaralı sayısı ise 90 bine yaklaştı. Gazze’deki Filistinlilere insani yardım, sağlık malzemesi ve yakıt ulaştırılmasını engelleyen İsrail’e, BM platformlarından en sert tepki gösterenlerden biri Francesca Albanese olmuştu. İsrail’in 27 Mayıs’ta Gazze’nin güneyindeki Refah’ta bir çadır kenti vurarak yüzlerce Filistinliyi öldürmesini “Soykırım” olarak niteleyen Albenese, İsrail’in hesap vermekten kaçmasının engellenmesi için dünyaya çağrı yapmıştı.


Erzurum’un doğusundaki 2 bin 42 rakımlı Topdağı’na 1852-1855 yılları arasında dönemin Valisi Zarif Mustafa Paşa tarafından inşa edilen Mecidiye Tabyası, 9 Kasım 1877’de kente gelen Gazi Ahmet Muhtar Paşa tarafından Osmanlı-Rus savaşında kumanda merkezi olarak da kullanıldı.
Erzurum’un savunulmasında önemli bir rol üstlenen Mecidiye Tabyası ile Aziziye Tabyası’nın içinde bulunduğu 378 hektar büyüklüğündeki alan 2009 yılında ‘Erzurum Nene Hatun Tarihi Milli Parkı’ olarak ilan edildi.
Etrafı çitle çevrilen tabyalardan Mecidiye, son günlerde bölgede hayvancılık yapanlar tarafından ahır olarak kullanılmaya başlandı. Özellikle gün içinde öğle sıcağında büyükbaşları, tabyaların odalarına getiren köylüler, güneşin etkisi geçene kadar burada bekletiyor.
’21 TABYA GÜNÜMÜZE ULAŞTI’
Tarihte 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda şehrin düşman kuvvetlerine karşı savunulmasını sağladığı için tarihi bir öneme sahip olan Mecidiye Tabyası’nın ahır olarak kullanılması tepki çekti.
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ilan edilen Nenehatun Milli Parkı’nın içindeki tabyaya ineklerin konulmasının ecdadın kemiklerini sızlattığını belirten Erzurum Kalkınma Vakfı (ERVAK) Başkanı Erdal Güzel, “Erzurum bir tabyalar şehridir. Askeri savunma mekanizmalarının yoğun olduğu bir şehirdir. 2’nci Abdülhamit Han, ‘Erzurum düşerse Anadolu düşer’ ifadesi sebebiyle Erzurum’a önem verilmiş, savunma konusunda sığınaklar, savunma binaları yapılarak şehir koruma altına alınmıştır. Erzurum 52 tabyası, surlarıyla tarihin canlı tanıklığını yapan bir şehirdir. 52 tabyadan 21 tabya günümüze ulaşmıştır. Bunları da muhafaza etmek, vefa göstermek konusunda birtakım sıkıntılarımız var” dedi.

‘İHTİMAM GÖSTERİLMİYOR’
Aziziye ve Mecidiye tabyalarının önemli bir miras olmalarına rağmen gereken korumanın yapılamadığını söyleyen Başkan Güzel, “Özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşına tanıklık eden Nene Hatun’un kahramanlığını dünyaya duyurulduğu o savaşta Aziziye ve Mecidiye tabyalarımızın önemi büyüktür. Şehrimize yakın olmaları sebebiyle gözbebeği manasındadır. Buralar Milli Park olarak ilan edilmiştir. Ne yazık ki yeteri kadar ihtimam gösterilemiyor. Tarihi mirasımıza bakamıyoruz. Dışarıdan gelen turistlere gezdirmek istediğimiz zaman nahoş durumlarla karşılaşabiliyoruz. Özelikle yörede yaşayan köylü vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için orayı kullanmaları bir sorun. Büyükşehir belediyesi onlara yer yaparsa hayvanlarını orada barındırırsa tarihi eseri de korumuş oluruz” diye konuştu.

‘BU HALİYLE GÖRMELERİNİ İSTEMİYORUZ’
Erzurum’un 2025 yılında Kültür Başkenti olarak ilan edildiğini hatırlatan Erdal Güzel, “Özbekistan’da düzenlenen Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) Turizm Bakanları Toplantısı’nda Erzurum’un ‘EİT 2025 Yılı Turizm Başkenti’ seçildi. 2025 yılında buraya yerli yabancı çok sayıda misafir gelecek. Buraları gezip görmek isteyecekler. Biz tabyaları bu haliyle görmelerini istemiyoruz. Yetkililerden bunların bir an evvel sahiplenilmesi, temizlenmesi, bakımının yapılmasını istiyoruz. Bu görüntüler hoşumuza gitmiyor. Hoş görüntüler değil. Ecdadın kemlikleri sızlıyor. Bunu sızlatmamak gerekiyor. En kısa zamanda yetkilerin çözüm bulacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Zehirlendikleri değerlendirilen 12 kişi, Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil yoğun bakımda gözetim altına alındı.
Atatürk Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Mevlana Gül, gazetecilere, hastaların 96 saat gözetim altında tutulacağını söyledi.
Mantar alırken dikkatli olunması gerektiğini belirten Gül, “Şu an yoğun bakımda 12 hastayı mantar zehirlenmesi açısından takip ediyoruz. Şu anda henüz böbrek, karaciğer yetmezliği yaşayan bir hastamız yok, uygun antidot tedavisiyle takip ediyoruz. Her şey kontrol altında ama ilerleyen saatlerde neler gelişebileceğini tahmin edemiyoruz.” dedi.
Gül, bilinçsiz şekilde mantar tüketilmemesi gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Kültür mantarı olsa dahi temizliğine dikkat etmeden pişirildikten sonra ısıtıp tekrar yenildiği sürece iyice yıkanmamışsa böbrek yetmezliğine götürebilecek ishale sebep olabilir ama toplama mantarlarda 96 saat sonra bile çok hızlı ilerleyen karaciğer yetmezliğine sebep olabildiği için bunlara dikkat etmek gerekiyor. Geçmiş haftalarda artan yağışlar nedeniyle çok fazla mantar zehirlenmesiyle karşılaşmaktayız. Bunun sebebi halkın bilinçsiz şekilde toplaması, pişirmesine ve yıkamasına dikkat etmeden tüketmeleri. Ciddi bir uyarıda bulunmak istiyorum. Lütfen denetimden geçmemiş ve paketlenmemiş, üzerinde son kullanma ve paketleme tarihini görmediğiniz mantarları tüketmeyin. Marketten alınan kültür mantarlarında da paketlemenin çok düzgün, temiz ve parlak göründüğünden emin olunmalı.”
Rengi değişmiş mantarların da tüketilmemesi gerektiğini ifade eden Gül, “Mantar zehirlenmesiyle gelen hastalarımıza kaç kişiyle yedikleri, nereden aldıkları, kaç kişide bu semptomların görüldüğünü soruyoruz. Eğer birlikte yenilendiyse sadece bize başvuran değil, diğer yiyen kişilerde de aynı semptomların gelişebileceği, erken tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabileceğini bildirmek isteriz.” dedi.
– “DIĞER ZEHiRLENENLER DE BiZiMLE AYNI YERDEN ALAN AiLELER”
Mantardan zehirlenen 67 yaşındaki emekli öğretmen Fevzi Aydemir de mantarı yedikten birkaç saat sonra ciddi derecede ağrısı olduğunu söyledi.
Aydemir, eşinin ve kızının da zehirlendiğini belirterek şunları kaydetti:
“Köye giderken bir marketin yanında mantar satıyorlardı. Bu sene hiç mantar almamıştık, alayım da yiyelim dedim. Kendi topladığımız mantarları yemedik, oradan aldığımız mantarları akşam 20.00 gibi yedik, gece 04.00’te ailecek eşim ve kızımla kıvranmaya başladık. İlk mantardan olduğunu düşünmedik, sonra aklımıza gelince herhalde zehirlendik dedim ve ambulans çağırdım. Hastaneye geldik, müdahale ettiler. Biz 3 kişi geldik, 2 de torunum vardı, Allah’tan onlar yemedi. Aslında mantarın mevsimi geçti, bu yıl yağışlardan dolayı mantarların olduğunu ve zehirli olabileceğini anlamadık. Diğer zehirlenenler de bizle aynı yerden alan aileler, onlar da zehirlenmiş şekilde geldiler. Çok sıkıntı çektik, halkımıza tavsiyem, satın alacağız mantarlara dikkat edin, sakın sokaktan mantar almayın. Bir daha yemeyi bırak mantar bile almayacağım.”
HAVA SICAKLIĞI: Önemli bir değişiklik beklenmiyor. Ülkemiz genelinde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.
RÜZGAR: Genellikle kuzey yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın güneybatısı, Kıyı Ege, İç Anadolu’nun güney ve doğusu ile Doğu Anadolu’nun batısında kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
UYARILAR
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI: Yağışların; Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Artvin ve Ardahan çevrelerinde yerel kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı (ani sel, su baskını, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar vb.) dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.

BÖLGELERİMİZDE HAVA
MARMARA
Az bulutlu ve açık, bu akşam saatlerinde bölgenin doğusunun parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; bölgenin güneybatı kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
EDİRNE 19°C, 36°C
Az bulutlu ve açık
İSTANBUL 22°C, 33°C
Az bulutlu ve açık
KIRKLARELİ 20°C, 34°C
Az bulutlu ve açık
KOCAELİ 21°C, 32°C
Az bulutlu ve açık, bu akşam saatlerinde parçalı bulutlu
EGE
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; Kıyı Ege’de kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
A.KARAHİSAR 14°C, 29°C
Az bulutlu ve açık
DENİZLİ 22°C, 37°C
Az bulutlu ve açık
İZMİR 25°C, 36°C
Az bulutlu ve açık
MANİSA 24°C, 38°C
Az bulutlu ve açık
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA 25°C, 40°C
Az bulutlu ve açık
ANTALYA 27°C, 39°C
Az bulutlu ve açık
HATAY 25°C, 37°C
Az bulutlu ve açık
ISPARTA 16°C, 31°C
Az bulutlu ve açık
İÇ ANADOLU
Sivas çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; bölgenin güney ve doğu kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
ANKARA 17°C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
ÇANKIRI 16°C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
ESKİŞEHİR 17°C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
SİVAS 14°C, 26°C
Yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı yer yer çok bulutlu, bu akşam saatlerinde bölgenin kıyı kesimleri ile Karabük ve Kastamonu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU 14°C, 29°C
Parçalı bulutlu
DÜZCE 18°C, 31°C
Parçalı bulutlu
SİNOP 21°C, 28°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, bu akşam saatlerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ZONGULDAK 19°C, 29°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, bu akşam saatlerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları ve Doğu Karadeniz ile Tokat çevrelerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; bölgenin kıyı kesimleri ile Artvin çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
AMASYA 20°C, 30°C
Parçalı bulutlu
ARTVİN 17°C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
SAMSUN 22°C, 31°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, bu akşam saatlerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; bu akşam saatlerinde doğu ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
TRABZON 21°C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; yarın (Pazar) yerel kuvvetli olması bekleniyor.
DOĞU ANADOLU
Öğleden sonra Ardahan çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; bölgenin batı kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
ERZURUM 12°C, 25°C
Öğleden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS 12°C, 22°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA 18°C, 33°C
Parçalı bulutlu
VAN 16°C, 27°C
Öğleden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR 23°C, 37°C
Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP 23°C, 37°C
Az bulutlu ve açık
SİİRT 26°C, 37°C
Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA 26°C, 37°C
Az bulutlu ve açık
Binanın mimari ve sanatsal özellikleri açısından titizlikle yürütülen çalışmaların yaklaşık 1 yılda tamamlanmasıyla köşk, Cumhuriyetin 100. yılında 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuyla yeniden ziyaretçilerine kapılarını açtı.
Yenilenen yüzüyle misafirlerine ev sahipliği yapan köşk, kentte ziyaret edilen tarihi mekanların başında geliyor.

Her geçen gün daha da ön plana çıkan Atatürk Köşkü’nün ziyaretçi sayısı yılın ilk yarısında 95 bin 175 kişiye ulaştı.
Haftanın 7 günü 09.00-19.00 saatleri arasında açık olan köşkte, Büyükşehir Belediyesi bando ve mehter ekibince her çarşamba Atatürk’ün sevdiği şarkıların seslendirildiği dinleti de gerçekleştiriliyor.

“Atatürk’ün manevi hatırasını orada yaşatıyoruz”
Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, AA muhabirine, Trabzon’un özellikli bir şehir olduğunu söyledi.
Trabzon’da cihanşümul 3 padişahın izinin olduğunu belirten Genç, “Trabzon’umuzu böyle anlatıyoruz. Fatih’in fethettiği, Yavuz’un yönettiği, Kanuni’nin doğduğu, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün üç kez teşrif ettiği ve vasiyetini yazdığı bir şehir. Mustafa Kemal Atatürk şehrimize teşrif ettiklerinde şu anda Atatürk Köşkü olarak ziyarete açık olan bir köşkte, konakta misafirimiz oldular.” dedi.
Genç, Atatürk Köşkü’nün önemine işaret ederek, “Mustafa Kemal’in hem vasiyetini yazdığı hem konakladığı köşkümüz Eylül 2022’de restorasyona girdi. Orada 355 çok kıymetli eser var. Onların ve yapının restorasyon işi yapıldı ve Cumhuriyetimizin 100. yılında 29 Ekim 2023’te yeniden ziyarete açıldı.” diye konuştu.

Köşke bu yıl ziyaretçilerin daha çok rağbet ettiğini vurgulayan Genç, şöyle devam etti:
“Ziyaretçi sayımız artan bir oranla da devam ediyor. 6 ayda, 95 bin 175 ziyaretçimiz olmuş. Biz de zaman zaman orada etkinlikler yapıyoruz. Atatürk’ün manevi hatırasını orada yaşatıyoruz. Haftada bir gün Atatürk’ün sevdiği şarkılar başta olmak üzere dinletiler, çeşitli programlar yapıyoruz.”
Genç, Atatürk Köşkü’nün, Trabzon’da ziyaret edilen önemli noktalardan olduğunu anlatarak, “Bu tür mekanlar hem tarihi hem de bize emanet mekanlar. Ayrıca halkımızın ve turistlerin ziyaretine açık mekanlar. Dolayısıyla sayısal anlamda hedefimiz yok ama Atatürk Köşkü’nü aslına en uygun şekliyle ziyaretçilerimize hazır halde tutmak bizim görevimiz. Ziyaretçi sayımız ne kadar artarsa biz de o oranda mutlu oluruz.” ifadelerini kullandı.

“Burası gerçekten güzel, görülmeye değer bir yer”
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden turla bölgeye geldiklerini belirten Şerife Aydıntaş, “Trabzon’da ilk Atatürk Köşkü’ne geldik. Burası gerçekten güzel, görülmeye değer bir yer. Atatürk’ün bütün eserleri, bütün evleri görülmeye değer.” dedi.
Antalya’dan gelen Demet Akbulak ise “Burayı hiç görmemiştim. Daha önce de Karadeniz’e gelmiştim ama burası gerçekten mükemmel. Dolmabahçe’de hissettiğimi burada da hissettim. İnsan inanılmaz güzel şeyler hissediyor.” diye konuştu.
Ziyaretçilerden Arife Yılmaz, “Çok görmek istiyordum burayı, çok beğendim.Yıllardır söylüyordum zaten, hayalimi gerçekleştirdim. Atatürk’ün Köşkü’nü de gördüm, çok mutluyum.” ifadelerini kullandı.

Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin getirilmesi için anlaşma imzalanması çağrısı yapılan, Netanyahu hükümetine karşı her hafta cumartesi günü düzenlenen protestolar devam etti.
Binlerce kişi, Gazze’deki esirlerin geri getirilmesi konusunda siyasi iradenin kayıtsızlığı ve savaşın yönetimini eleştirerek, ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifasını ve erken seçim talep ettikleri protestolarını yineledi.

Tel Aviv, Hayfa ve Batı Kudüs’ün yanı sıra Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya kenti ile ülkenin çeşitli noktalarında hükümetin istifasını ve esirlerin geri getirilmesini talep etti.
Protestoların merkezi, binlerce İsraillinin akşam saatlerinde toplandığı başkent Tel Aviv’de yer alan, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı yapılan gösterilerde sembolleşen, polisin demir bariyerlerle kapattığı Kaplan Caddesi oldu.
Ellerinde İsrail bayrakları bulunan protestocular, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde yazıların yer aldığı pankart, afiş ve dövizler taşıdı. Caddede kurulan platformda hükümetin eleştirildiği konuşmalar yapıldı.
Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin yakınları da yakındaki Menachem Begin Caddesi’nde Savunma Bakanlığının önünde Netanyahu ve hükümete eleştirilerini yöneltti. İsrailli esir yakınları, Netanyahu ve kabine üyelerini, “esirleri geri getirecek anlaşmaya engel olmakla” suçladı, Netanyahu’nun ABD Kongresinde yaptığı konuşmada “esir takası anlaşmasına değinmemesini” eleştirdi.

İsrailli esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davul ve düdük çalan protestocular, “Hepsi hemen eve”, “Yardım” yazılı dövizler taşıdı, Netanyahu’yu suçlayan sloganlar attı. Göstericiler, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak.”, “Sen baştasın, sen suçlusun.” diye bağırdı.
Kaplan Caddesi’nden yürüyerek bakanlık binasının önündeki Menachem Begin Caddesi’ne gelen hükümet karşıtı protestocular, esir takası talep eden göstericilerle eylemlerini sürdürdü.
Netanyahu’nun evinin önünde de gösteri yapıldı
Sahil kenti Hayfa’nın yanı sıra kuzeyde Kayserya kentinde Netanyahu’nun şahsi konutunun çevresinde de binlerce gösterici, İsrail bayrakları, meşaleler, davul ve düdüklerle toplandı. Göstericiler, “Sen baştasın, sen suçlusun.” sloganları atarak hükümetin istifasını ve erken seçim talep etti.
Batı Kudüs’te de İsrailliler, esirlerin serbest bırakılması için hükümetin anlaşma yapması talebiyle yürüdü.
Hükümetin istifası ve Gazze Şeridi’ndeki esirlerin geri getirilmesi için bir an önce anlaşma imzalanmasını isteyen İsrailliler, ülkenin çeşitli noktalarındaki yolları ve kavşakları kapattı. İsrail polisinin bazı noktalarda göstericilere güç kullanması sonucu arbede yaşandı.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in 7 Ekim’de Gazze Şeridi’ne başlattığı saldırıların durdurulması için taraflar arasında uzunca süredir müzakereler devam ediyor.
İsrail basınındaki haberlere göre, güvenlik teşkilatı ve müzakereleri yürüten istihbarat teşkilatları anlaşma yapılması yönünde görüş bildirmişti. Buna karşın Netanyahu’nun hükümetindeki aşırı sağcı koalisyon ortaklarının baskısı karşısında anlaşmaya yanaşmadığı ifade edilmişti.
Esir takası müzakerelerinin ivme kazandığı geçen haftalarda Netanyahu, Refah Sınır Kapısı ve Gazze’nin Mısır sınırındaki İsrail işgalinin devam etmesinin olası mutabakatın şartlarından biri olduğunu söylemişti.
İsrail basınında, Netanyahu’nun yeni talepleriyle esir takası müzakerelerini zora soktuğuna dair haberler yer almıştı.
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde;
“AYDER’İ ESKİ İHTİŞAMINA KAVUŞTURDUK”
Toplam tutarı 1,6 milyar lirayı bulan hizmet ve yatırımların Rize’ye ve sizlere hayırlı olmasını diliyorum. Ayder’e yaptığımız yatırımı çok çok önemsiyoruz. Vatandaşımızın buraya gelen yerli yabancı şikayetlerini dinledik. Ayder’i doğa koruma projemizle şanına yakışır bir hale getireceğiz demiştik, sözümüzü tuttuk. Ayder’i eski güzelliğine kavuşturduk inşallah yarın orada olacağız.

Rize’ye hasret gidermek için de geldik. Yakın çevremizde yaşanan olayları siz de görüyorsunuz. Rusya-Ukrayna bizim Karadeniz’deki komşularımız. 2,5 yıldır süren savaşta on binlerce insan öldü. Batılı savaş baronları dışında bundan kimse hayır görmedi. Biz barış için çalışıyoruz. İki komşumuz arasında dengeli politika izleyerek savaşın Karadeniz’e sirayet etmesine engel olduk. Bizi eleştirenler şimdi bize hak veriyor.
“İNSANLIK ADINA BİZ UTANDIK”
7 Ekim’den beri Türkiye insanlığın vicdanı oldu. Kimseden çekinmeden Gazze’li ve Filistinli kardeşlerimiz için harekete geçtik. Bölgeye en fazla yardım malzemesi gönderen ülkeyiz. İsrail’in katliamlarını tüm dünyaya anlattık. Batı dünyası ise İsrail’in yanında yer aldı. Önceki gün ABD’deki o rezil sahneleri hep birlikte gördük. Açıkçası insanlık adına biz utandık.

Netanyahu gibi birine kırmızı halı sermek, yalanlarını elleri şişinceye kadar alkışlamak Amerika için büyük bir akıl tutulmasıdır.
ABBAS TEPKİSİ
Bazı siyasi partiler diyorlar ki; ‘Şuanda hükümet Filistin Başkanı’nı Türkiye’ye davet etsin ve parlamentoda konuştursun’. Size bunu davet etmediğimizi kim söyledi?
Davet ettiğimiz halde gelmeyen Abbas; kusura bakmasın bizden ayrıca özür dilemesi lazım. Bekliyoruz. Bakalım gelebilecek mi? Gelir veya gelmez ama biz Filistin halkı için söylenmesi gerekenleri her toplantıda dile getiriyoruz.
Kalbinde zerre kadar insanlık olan böyle bir vicdansızlığı meşrulaştıramaz. Hortlatılmak istenen Haçlı zihniyeti işte budur. Temsilciler Meclisi dışında binlerce insan bunları lanetliyor. 40 bin masumun katilini alkışlayanları görünce kendi geleceğimiz için endişeleniyoruz. Gazze’ye dikilen o kirli gözlerin garantisini yarın Anadolu’ya yapmayacaklarını kim söyleyebilir? Türkiye her zaman güçlü olmak, caydırıcı olmak zorundadır diyoruz.

EKONOMİ MESAJI
Her alanda tam bağımsız Türkiye hedefimiz için koşturuyoruz. Son 22 yılda çok çalıştık. Onca ihanete rağmen önemli başarılara imza attık. Ekonomide oralama yüzde 5,5 büyüme kaydettik. Türkiye dünyada satın alma paritesinde 11. sıraya yükseldi. İhracatımız 256 milyar dolara yükseldi. Turist sayısı 57 milyona çıkarttık.

Savunma sanayiinde dışa bağımlılık yüzde 20 seviyesine düştü. Terörle mücadele çok iyi bir yerdeyiz. Terör örgütlerinin mevcudiyetini sınır içinde neredeyse bitirdik. Sınır ötesinde ise mücadeleye devam ediyoruz. Evlatlarımıza terör tehdidinin olmadığı bir ülke teslim etmekte kararlıyız.
“PROGRAMIMIZI KARARLILIKLA UYGULAYACAĞIZ”
Ekonomideki zorlukların farkındayız. Geçen yıl ortaya koyduğumuz OVP’nin etkilerini görüyoruz. Merkez Bankası rezervemiz hiç olmadığı kadar artıyor. Risk seviyesi azalıyor. Gri listeden çıktık. Kredi derecelendirme kuruluşları bile hakkımızı teslim etmeye başladı. Son 2 yılda fiyat balonunun oluştuğu sektörlerde dengelenme hız kazandı. Bütçe dengelerini iyileştiriyoruz.

İşsizlik oranı bir önceki yıla göre azaldı ve yüzde 8,4 seviyesinde gerçekleşti. Programımızı kararlılıkla uygulayacağız. Politikalarımıza güvenmeye devam edin. Felaket tellallarına kulak asmayın. Türkiye’ye düşmanlık besleyenlerin oyunlarına lütfen gelmeyin. Türkiye bu sürecin sonunda çok farklı bir ülke olacak. Bundan şüphe duymuyoruz.
HABER7
7 Ekim’den bu yana 10 aydır Gazze Şeridi’ne saldıran terör devleti İsrail 3 esiri kurtarma dışında hiçbir başarı elde edemezken, Gazze’de istiklal mücadelesi veren Hamas’ın oluşturduğu direniş tünellerinin karmaşık ağı hâlâ çözülemedi. İsrail ordusunun keşfedip kimisini incelemeye aldığı, kimisini bombaladığı tünellerin hem yan kollarının bulunduğu hem de süratle yeniden restore edilebildiği belirtildi. Gazze’nin hudut bölgelerinden İsrail’e çok yakın noktalarda hala tünel ağının mevcudiyetini koruduğu kaydedildi. Filistinli mücahidlerin 7 Ekim’deki Aksa Tufanı benzeri yeni bir operasyon yapabilmesinin imkanının bulunduğu vurgulandı.
| Hamas’ın Gazze’deki hakimiyetini koruyabilmek için geliştirdiği teknolojiler arasında, yer altına ördüğü tünel ağı geliyor. İçerisinde haberleşmenin olduğu, kamera sistemlerinin bulunduğu, internet hizmetinin kesintiye uğramadığı savaş tünelleri, modern dünyanın en spesifik olguları arasında yer alıyor. 7 Ekim’den bu yana süren Gazze savaşında sivilleri öldürmekten başka bir şey yapamayan İsrail ordusunun gerçek manada kabusu olan tünellerde Hamas, şimdiye kadar yankı uyandıran başarılar elde etti. Kaç kilometre olduğu, yer altında kaç katlı ve hangi derinlikte yapılar olduğu hiçbir zaman öğrenilemeyen Hamas tünellerinde ciddi mühendislik başarısı bulunduğu belirtiliyor. |
‘ENDİŞE VERİCİ’ DİYEREK DUYURDULAR
İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (İDF) Gazze tünelleriyle ilgili raporu, İsrail merkezli medya kuruluşu N12’de yayınlandı. Amit Segal imzalı haberde, “Hamas’ın Gazze’nin altında kazdığı tünel ağının İDF için büyük baş ağrısı oluşturduğu, güvenlik yetkililerinin bu tünel sistemini ‘örümcek ağına’ benzettiği ve bir tünel kesildiğinde alternatif yolların hemen devreye girdiği” ifade edildi.
İsrail medyasında “İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin son değerlendirmesi endişe verici” ifadesiyle yayınlanan rapora göre İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde devam eden çatışmalar sırasında Hamas’ın tünel sisteminin yüksek kalitede olduğunu ve çoğu tünelin restore edildiğini değerlendirdi.

TABURLAR HALA AKTİF, KUZEYDEN GÜNEYE İRTİBAT KURULABİLİYOR
Hamas’ın kuzey ve güneydeki askerî bağlantısının hala aktif olduğuna değinilen haberde, “Taburlar ve tugaylar arasında bağlantı var ve Gazze Şeridi’nin kuzeyi ile güneyi arasında da bağlantı var. Burada Hamas açısından stratejik kollar ve arterlerden bahsediyoruz. Çünkü ancak onlar aracılığıyla mücadelede ve karar alma süreçlerinde sürekliliği koruyabilirler” denildi.
Özellikle Han Yunus’ta hasarlı tünellerin büyük kısmının onarıldığı ve bunun, tünellerin inşası için gerekli bileşenler de dahil olmak üzere beton fabrikalarının restorasyonuna ek olarak yapıldığı belirtildi.
İşgalci ordunun değerlendirmesine göre, Hamas’ın merkez kampları ile Gazze merkezindeki Şucaiye ve gündeydeki Refah’ta tünellerin büyük bölümü oldukça yüksek kalitede.

HAMAS BAŞARDI
N12’deki haberde görüşüne yer verilen fakat ismi açıklanmayan bir subay, “Gazze Şeridi boyunca tamamen iletişim kurabilen ve birbirine bağlanabilen Hamas, yeraltında kaybolmayı başardı ve manevra yapan kuvvetlere aniden saldırılar başlatmaya muvaffak oldu. Tünellere güvenerek kimi nereye ve ne zaman göndereceğini biliyorlardı.” dedi.

İSRAİL ORDUSU TÜNELLERLE İLGİLİ HER ŞEYİ BİLMEDİĞİNİ BİLİYOR
Hamas’ın Gazze’nin altında kazdığı tünel ağlarını iyi bilen bir güvenlik yetkilisinin, “Bu bir örümcek ağı gibi. Bir tüneli keserseniz, otomatik olarak alternatif tüneller ortaya çıkıyor. O da var olmaya devam edebiliyor” şeklindeki görüşü aktarıldı.
Başka bir uzman ise Hamas tünelleriyle ilgili, “Bu, sistemi tutan damarlar gibi, içlerinden kan akıyor.” benzetmesi yapıyor.
Haberde, “İDF, devasa tünel projesi ve yeraltı şehri hakkında her şeyi bilmediklerini biliyor.” deniliyor.

İSRAİL’DE BASKIN KORKUSU
Refah’taki mevcut durumun, savaş sonrasında Kassam Tugayları’na sınıra yakın noktalarda cephanelik oluşturma ve baskın düzenleme kabiliyeti sağladığı tespiti aktarıldı.

SANSÜR MESAJI
N12’deki haberde “Burada yayınlanan her şeyin sansür tarafından yayına onaylandığını belirtiyoruz” sözlerine yer vermesi ise dikkat çekti. İsrail’de medyaya uygulanan sansürün boyutunu gözler önüne seren bu ifadeler, işgal ülkesinde basına yönelik baskının boyutunu gösterdi.
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde;
“AYDER’İ ESKİ İHTİŞAMINA KAVUŞTURDUK”
Toplam tutarı 1,6 milyar lirayı bulan hizmet ve yatırımların Rize’ye ve sizlere hayırlı olmasını diliyorum. Ayder’e yaptığımız yatırımı çok çok önemsiyoruz. Vatandaşımızın buraya gelen yerli yabancı şikayetlerini dinledik. Ayder’i doğa koruma projemizle şanına yakışır bir hale getireceğiz demiştik, sözümüzü tuttuk. Ayder’i eski güzelliğine kavuşturduk inşallah yarın orada olacağız.
Rize’ye hasret gidermek için de geldik. Yakın çevremizde yaşanan olayları siz de görüyorsunuz. Rusya-Ukrayna bizim Karadeniz’deki komşularımız. 2,5 yıldır süren savaşta on binlerce insan öldü. Batılı savaş baronları dışında bundan kimse hayır görmedi. Biz barış için çalışıyoruz. İki komşumuz arasında dengeli politika izleyerek savaşın Karadeniz’e sirayet etmesine engel olduk. Bizi eleştirenler şimdi bize hak veriyor.
“İNSANLIK ADINA BİZ UTANDIK”
7 Ekim’den beri Türkiye insanlığın vicdanı oldu. Kimseden çekinmeden Gazze’li ve Filistinli kardeşlerimiz için harekete geçtik. Bölgeye en fazla yardım malzemesi gönderen ülkeyiz. İsrail’in katliamlarını tüm dünyaya anlattık. Batı dünyası ise İsrail’in yanında yer aldı. Önceki gün ABD’deki o rezil sahneleri hep birlikte gördük. Açıkçası insanlık adına biz utandık.
ABBAS TEPKİSİ
Bazı siyasi partiler diyorlar ki; ‘Şuanda hükümet Filistin Başkanı’nı Türkiye’ye davet etsin ve parlamentoda konuştursun’. Size bunu davet etmediğimizi kim söyledi?
Davet ettiğimiz halde gelmeyen Abbas; kusura bakmasın bizden ayrıca özür dilemesi lazım. Bekliyoruz. Bakalım gelebilecek mi? Gelir veya gelmez ama biz Filistin halkı için söylenmesi gerekenleri her toplantıda dile getiriyoruz.
Kalbinde zerre kadar insanlık olan böyle bir vicdansızlığı meşrulaştıramaz. Hortlatılmak istenen Haçlı zihniyeti işte budur. Temsilciler Meclisi dışında binlerce insan bunları lanetliyor. 40 bin masumun katilini alkışlayanları görünce kendi geleceğimiz için endişeleniyoruz. Gazze’ye dikilen o kirli gözlerin garantisini yarın Anadolu’ya yapmayacaklarını kim söyleyebilir? Türkiye her zaman güçlü olmak, caydırıcı olmak zorundadır diyoruz.
EKONOMİ MESAJI
Her alanda tam bağımsız Türkiye hedefimiz için koşturuyoruz. Son 22 yılda çok çalıştık. Onca ihanete rağmen önemli başarılara imza attık. Ekonomide oralama yüzde 5,5 büyüme kaydettik. Türkiye dünyada satın alma paritesinde 11. sıraya yükseldi. İhracatımız 256 milyar dolara yükseldi. Turist sayısı 57 milyona çıkarttık.
Savunma sanayiinde dışa bağımlılık yüzde 20 seviyesine düştü. Terörle mücadele çok iyi bir yerdeyiz. Terör örgütlerinin mevcudiyetini sınır içinde neredeyse bitirdik. Sınır ötesinde ise mücadeleye devam ediyoruz. Evlatlarımıza terör tehdidinin olmadığı bir ülke teslim etmekte kararlıyız.
“PROGRAMIMIZI KARARLILIKLA UYGULAYACAĞIZ”
Ekonomideki zorlukların farkındayız. Geçen yıl ortaya koyduğumuz OVP’nin etkilerini görüyoruz. Merkez Bankası rezervemiz hiç olmadığı kadar artıyor. Risk seviyesi azalıyor. Gri listeden çıktık. Kredi derecelendirme kuruluşları bile hakkımızı teslim etmeye başladı. Son 2 yılda fiyat balonunun oluştuğu sektörlerde dengelenme hız kazandı. Bütçe dengelerini iyileştiriyoruz. İşsizlik oranı bir önceki yıla göre azaldı ve yüzde 8,4 seviyesinde gerçekleşti. Programımızı kararlılıkla uygulayacağız. Politikalarımıza güvenmeye devam edin. Felaket tellallarına kulak asmayın. Türkiye’ye düşmanlık besleyenlerin oyunlarına lütfen gelmeyin. Türkiye bu sürecin sonunda çok farklı bir ülke olacak. Bundan şüphe duymuyoruz.
Ülkede 10 adayın katılacağı devlet başkanlığı seçimi yarışı, Büyük Vatansever Kutup (Gran Polo Patriotico) adayı Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve muhalefet koalisyonu Birleşik Demokratik Platform (PUD) adayı Edmundo Gonzalez arasında geçecek.
Devlet başkanı adaylarından Gonzalez’in seçimi kazanması durumunda, iktidardaki Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) 25 yıllık yönetimi son bulacak.
Maduro ise devlet başkanlığı seçimini kazandığı takdirde göreve üçüncü kez seçilmeye hak kazanacak. Venezuela’da 10 yıl sonra ilk kez tüm muhalefet partileri seçimi boykot etmeme kararı aldı.
Devlet Başkanı Maduro, 26 Temmuz’da Bolivar Bulvarında düzenlediği seçim kampanyasının kapanışında son yılların en kalabalık mitingine hitap etti.
Gonzalez ise seçim kampanyasının son gününde başkent Karakas’taki Las Mercedes semtinde, az sayıda toplanan destekçileriyle bir araya geldi.
Şehrin en sembolik cadde ve meydanları Maduro’nun dev afişleriyle donatılırken, muhalefetin seçim kampanyası ise bu konuda beklenen etkiyi gösteremedi.
– ANKETLERDE BELİRSİZLİK HAKIM
Ülkenin en büyük medyası Telesur’un haberine göre, Uluslararası Danışmanlık Hizmetleri tarafından yayımlanan anketlerde, Maduro, ortalama yüzde 71 ile önde görünürken, en yakın rakibi Gonzalez ise yüzde 23,9 ile ikinci sırada yer alıyor.
Muhalefete yakın medya tarafından yayımlanan anketlerde ise Gonzalez, ortalama yüzde 60 ile en yakıp rakiplerine büyük fark atıyor.
– ADAYLARIN VAATLERİ
Seçimin favorilerinden Maduro, kazandığı takdirde 6 yıllık görev süresinde ihracata yönelik ekonomik dönüşüm, komşu ülke Guyana ile yaşanan ihtilaflı Esequibo bölgesindeki Venezuela’nın haklarının korunması, sosyal programların devam ettirilmesi, konut yardımı ve istihdamın arttırılması için yeni paketlerin açıklanacağını söyledi.
61 yaşındaki Maduro, seçim kampanyası sırasında yaptığı konuşmalarda, ülke ekonomisinin güçlendirilmesi, enflasyonla mücadele, Amazon Ormanlarının ve diğer doğal rezervlerinin de korunması için adımlar atacaklarını bildirdi.
Muhalefet koalisyonu adayı, eski Arjantin ve Cezayir Büyükelçisi emekli diplomat Gonzalez ise seçimleri kazandıktan sonra ülkedeki kurumların güçlendirileceğini, ekonominin yeniden canlandırılması için teşvik paketleri açıklayacaklarını duyurdu.
Siyasi yasaklı olduğu için devlet başkanı adayı olamayan eski milletvekili Maria Corina Machado, mitinglerde 74 yaşındaki Gonzalez’e “büyük” destek verdi ve halktan oy istedi.

– “MADURO’NUN EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE YANINDA DURACAĞIZ”
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Venezuelalılar, destekledikleri adayların seçimden galip çıkacağına inandıklarını belirtti.
Seçimde Maduro’yu destekleyeceğini dile getiren Silvano Morales, “Aşırıcılar, halkı temsil etmiyor. Daha çok Kuzey Amerika imparatorluğunu temsil ediyorlar (ABD’yi kastederek) bunlar, vatanı sattı ve birçok ölümden sorumlular. Maduro’nun en güçlü şekilde yanında duracağız.” ifadesini kullandı.
Ramon Martinez, ülkeye uygulanan ekonomik ambargolardan muhalefeti sorumlu tutarak, “Ülkeye daha fazla ekonomik ambargo uygulanması için ABD’ye çağrıda bulundular. Bunlar, bu halka ihanet ediyor. Dünkü mitingde binlerce kişi toplandı, inanıyorum ki Maduro, bu seçimden zaferle çıkacak.” diye konuştu.
Venezuelalı Simon Bolivar da Devlet Başkanı Maduro’yu destekleyeceğini ve seçimlerden galip çıkacaklarına inandığını kaydetti.
– “ÖZGÜR VE ADİL SEÇİMLERİ HAK EDİYORUZ”
Stefania isimli üniversite öğrencisi, seçimde muhalefet koalisyonu adayı Gonzalez’i destekleyeceğini ve mevcut hükümetin değişmesi gerektiğini vurguladı.
Machado ve Gonzalez’in mitingine insanların gönüllü katıldığını savunan Stefania, “Halk, artık çok yorgun ve değişim istiyor. Halk, Gonzalez’in kazanmasını istiyor. Özgür ve adil seçimleri hak ediyoruz.” diye konuştu.
Bir başka Venezuelalı İan Consuegra da muhalefet adayı Gonzalez için oyunu atacağını belirterek, “Bizleri 20 yıldan fazladır yöneten bu mevcut hükûmetin gitmesini istiyoruz. Özgür bir Venezuela’da hayatımı sürdürmek istiyorum. Umarım bu hükümet, yenilgiyi olgunluk ve saygıyla karşılar.” dedi.
Seçimlerden zaferle çıkan aday, 10 Ocak 2025’te ülkenin yeni devlet başkanı olarak yemin edecek.
Aralarında Türkiye’nin de olduğu çok sayıda ülke, Venezuela’daki seçimlere gözlemci gönderdi. Venezuela Ulusal Seçim Konseyi’nin (CNE) talebi üzerine Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne bağlı 4 uzman da seçimlerde gözlemci olarak görev yapacak.
Hepatit, en basit anlamıyla karaciğer iltihabı olarak tanımlanırken, viral hepatitler, kronik karaciğer hastalığı, siroz ve karaciğer kanserine yol açabilen, tüm dünyada yaygın olarak görülen önemli halk sağlığı sorunları arasında yer alıyor.
Viral hepatitlere, başta Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, Hepatit D ve Hepatit E virüsleri olmak üzere farklı virüs tiplerinin sebep olabiliyor. Özellikle Hepatit B ve Hepatit C virüsleri, uzun vadede kronik karaciğer hastalığı, siroz veya karaciğer kanserine yol açabiliyor.
Kirlenmiş su ve besinlerle salgınlara yol açabilen, kötü hijyenik koşullarda kolaylıkla bulaşabilen bir hastalık olan Hepatit A enfeksiyonu, çocukluk çağında hafif belirtilerle geçiriliyor, ileri yaşlarda ise daha ağır seyredip şiddetli karaciğer hastalığına sebep olabiliyor.
Bebeklere 18’inci ve 24’üncü aylarda, risk grubundaki kişilere de en az 6 ay ara ile 2 doz halinde sağlık kuruluşlarında Hepatit A aşısı uygulanıyor, bu aşı kapsayılıcılığı yüksek oranlarda sürdürülüyor.
– HEPATİT B VE HEPATİT C’NİN BULAŞMA YOLLARI
Hepatit B’nin bulaşma yolları arasında, kontrol edilmemiş kan ve kan ürünlerinin damar yoluyla vücuda verilmesi, sterilize edilmemiş cerrahi malzemelerin kullanıldığı diş tedavisi ve tıbbi müdahaleler, tıraş bıçağı, diş fırçası gibi eşyaların paylaşımı, sterilize edilmemiş araçlarla dövme, akupunktur veya vücut takılarının uygulanması, Hepatit B ve Hepatit C taşıyıcılarının aile içi teması ve korunmasız cinsel ilişki yer alıyor.
Hepatit C virüsünün bulaşma yolları, Hepatit B virüsü bulaşma yolları ile benzer olmakla birlikte esas yayılma yolu hastalık bulaşmış kan ve kan ürünleri ile doğrudan temas olarak ön plana çıkıyor.
Ancak Hepatit C virüsü bulaşmış kan ile temas etmiş diğer vücut sıvıları da bulaşma açısından kaynak olabiliyor. Hepatit C virüsüne karşı aşı henüz bulunmamakla birlikte kullanılmaya başlanan yeni ilaçlarla tedavide yüzde 95’in üzerinde iyileşme sağlanıyor.

– HEPATİT B HASTALIĞINDAN KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU AŞI
Açıklamada, Hepatit B hastalığından korunmanın en etkili yolunun aşılanma olduğu vurgulanarak, şu bilgilere de yer verildi:
“Ülkemizde Hepatit B aşısı 1998 itibarıyla Sağlık Bakanlığı Çocukluk Dönemi Aşı Takvimi’ne eklenmiştir. 2005-2009 yıllarında okullarda yapılan destek aşılamaları ve risk grubu aşılamaları uygulamaya alınmıştır. Bakanlığımızca yürütülen ‘Genişletilmiş Bağışıklama Programı’ kapsamındaki Hepatit B kontrol programı stratejilerine göre Hepatit B aşılamaları yüksek öncelikli strateji olarak belirlenmiştir. Bağışıklama hizmetleri, Bakanlığımız tarafından yürütülen en önemli ve etkili koruyucu sağlık hizmetlerinden biridir.”
“Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın başarı göstergelerinden biri 5 yaş altı çocuklarda akut Hepatit B hastalığı görülme sıklığının yüz binde 1’in altına indirilmesidir. Ülkemizde bu hedefe 2009 itibarıyla ulaşılmış ve halen sürdürülmektedir.” ifadelerine yer verilen açıklamada, Hepatit B aşısının, bebeklerde ilk dozunun doğumda, 2. ve 3. dozlarının ise 1 ve 6 aylıkken uygulandığı hatırlatıldı.
Açıklamada, Hepatit B aşısının risk grubundaki kişilere ise 0, 1 ve 6 ay takvimi ile 3 doz olarak uygulandığı ifade edildi.
– HEPATİT B VİRÜSÜ YOKSA HEPATIT D VIRÜSÜ ENFEKSİYON YAPAMIYOR
Hepatit D virüsünün, Hepatit B virüs enfeksiyonu olan kişilerde hastalığa yol açtığı, kişide Hepatit B virüsü yoksa Hepatit D virüsünün de enfeksiyon yapamayacağına dikkatin çekildiği açıklamada, “Hepatit B virüs enfeksiyonu olan kişilerde Hepatit D virüsü, hafif seyreden Hepatit B virüs enfeksiyonunu daha ağır ve hızlı seyreden bir hastalığa dönüştürebilir.” uyarısında bulunuldu.
Hepatit D virüsünün kan ve kan ürünleri temasıyla, kas içi veya damar içi enjeksiyonla, cinsel yolla ve mukoza yoluyla bulaşabildiğine işaret edilen açıklamada, Hepatit E virüsünün ise dışkı ile temas yoluyla bulaştığı, vahşi ve evcil hayvanlarda bulunduğu anlatıldı.
Hepatit E hastalığının gebelikte geçirildiğinde daha ciddi seyredebileceği belirtilen açıklamada, özellikle gebelerde son 3 aylık dönemde düşük, erken doğum, ciddi karaciğer yetmezliği riskinin artmasına sebep olabileceği hatırlatıldı.
Hepatit E virüsünün aşısının olmadığı anımsatılan açıklamada, aşı dışında hepatitlerden korunmanın en etkili yolunun, bulaşma şekline göre gerekli korunma önlemlerinin alınması olduğu bilgisi verildi.
Paris’te düzenlenen 2024 Olimpiyat Oyunları kapsamında dün Sen Nehri’nde yapılan açılış töreninde, 6 bin 800 sporcu 85 tekneyle 6 kilometrelik güzergahta geçit yaptı.
Yaklaşık 4 saat süren tören, canlı performansların yanı sıra hazırlanan videolarla desteklenen televizyon yayınlarıyla dünya genelinde takip edildi.
ELEŞTİRİLERİN HEDEFİ OLDU
Törende sergilenen performanslar ise, LGBT propagandası yapıldığı ve Leonardo da Vinci’nin Hz. İsa’nın havarileri ile yediği yemeği konu alan “Son Akşam Yemeği” isimli tablosunun “drag queen” gösterisiyle canlandırılmasıyla dine hakaret içerdiği gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu.
FRANSA KATOLİK KLİSESİ TEPKİLİ
Fransa Katolik Kilisesine ait X hesabından, Olimpiyat Oyunları açılış törenine ilişkin Fransız piskoposların görüşü yayımlandı.
Törende Hristiyanlıkla alay eden sahnelerin yer aldığı belirtilen açıklamada, “Bu tören maalesef Hristiyanlıkla alay eden sahneleri içeriyordu, bu durumu derin bir üzüntüyle karşılıyoruz.” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, bu durum karşısında Hristiyanlarla dayanışma ifade eden diğer dinlerin mensuplarına teşekkür edildi.
“Bu sabah düşüncelerimiz, bazı sahnelerin aşırılığı ve provokasyonu nedeniyle incinen tüm kıtalardaki Hristiyanlarla beraber.” ifadelerine yer verilen açıklamada, Olimpiyat Oyunları’nın bazı sanatçıların ideolojik önyargılarının ötesinde bir durum olduğunun farkına varılması istendi.
Açıklamada, sporun, sporcuların ve izleyicilerin kalbine derinden işleyen bir faaliyet olduğu vurgulanırken, dini inançlara saygı çerçevesinde, sporda ve Olimpiyat Oyunları sırasında paylaşılan tüm değerlere herkesin ihtiyacı olduğu kaydedildi.
“BU GERÇEKTEN GEREKLİ MİYDİ?”
Avrupa Parlamentosu’nun (AP) aşırı sağcı Fransız üyesi Marion Marechal, X hesabından, “Paris 2024 açılış törenini izleyen ve Son Akşam Yemeği’nin bu ‘drag queen’ parodisi karşısında hakarete uğradığını hisseden dünyadaki tüm Hristiyanlar, şunu bilin ki konuşan Fransa değil, her türlü provokasyona hazır solcu bir azınlık.” açıklamasını yaptı.
Aşırı sağcı lider Marine Le Pen’in yeğeni olan Marechal, bu olayın kendisini temsil etmediğini “Benim adıma değil” etiketini paylaşarak gösterdi.
Aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partili milletvekili Laure Lavalette ise X hesabından, Son Akşam Yemeği tablosu ve törendeki performansının yer aldığı bir resmi paylaşarak tepkisini ortaya koydu.
Lavalette, Macron’a hitap ederek, “Sayın Cumhurbaşkanı, hepimiz Paris 2024 Olimpiyat Oyunları nedeniyle çok mutluyuz ve bu akşam siyaset konuşmak istemiyorum. Ancak bu gerçekten gerekli miydi?” ifadelerini kullandı.
FRANSIZ AVUKAT MAHKEMEYE TAŞIYACAK
Fransız avukat Fabrice di Vizio, X hesabından yaptığı açıklamada, Hz. İsa’nın havarileri ile yediği yemeği konu alan “Son Akşam Yemeği” tablosunun Olimpiyat Oyunları açılışında “drag queen” gösterisiyle canlandırılmasına ilişkin, 29 Temmuz’da suç duyurusunda bulunacağını duyurdu.
Di Vizio, şunları kaydetti:
“Ben bir Katolik olarak Tanrı önünde yemin ederim ki (şikayet) edeceğim. Bunu pazartesiden itibaren yapacağım ve tüm Hristiyanları, uğradığımız manevi zararın giderilmesi için bana eşlik etmeye davet ediyorum. Bana ‘dine hakaret hakkından’ ve ifade özgürlüğünden bahsetmesinler.”
KÜSTAH ALAYCILIK
Törene, Fransa dışından tepki verenler arasında ABD’nin Minnesota eyaletinden Winona-Rochester Piskoposu Robert Barron da yer aldı.
Katolik din adamı Barron, X hesabından yaptığı videolu paylaşımda, daha önce Fransa’da 3 yıl yaşadığını ve olimpiyatların açılış törenlerini izlemekten zevk aldığını söyledi.
Paris’teki törende “Son Akşam Yemeği”yle dalga geçildiğini ve bu görüntülerin tüm dünyaya yayıldığını kaydeden Barron, “Fransa, kültürünü öne çıkarmak isterken Hristiyanlığın merkezinde yer alan son akşam yemeğiyle, Hz. İsa’nın çarmıha gerilme beklentisiyle kanını ve etini vermesiyle dalga geçti.” diye konuştu.
Gösteriyi, “Bir tür iğrenç, küstah alaycılık” sözleriyle niteleyen Barron, Fransa’nın Hristiyanlıkta önemli bir ülke olduğunu ifade etti.
Barron, böylesine bir Fransa’nın Hristiyanlık inancıyla dalga geçme yolunu seçtiğini belirterek, “İslam’la bu şekilde dalga geçmeye cesaret edebilirler miydi? Kur’an’dan bir sahneyle böyle açıkça dalga geçebilirler miydi?” diye sordu.
Piskopos Barron, Hristiyanların sessiz kalmaması ve sesini duyurması gerektiğini de sözlerine ekledi.

DUMANLARIN ÇIKTIĞI GÖRÜNTÜ KAMERADA
Olay yerindeki mazgaldan 9 Ocak’ta dumanların çıktığı bir güvenlik kamerası görüntüsü de ortaya çıktı. Çevredeki esnafın durumu, o tarihte kurumlara ilettiği öğrenildi. İzmir’de 2 kişinin akıma kapılarak öldüğü yerde yapılan inceleme sonrasında belediye ve elektrik firması geldi, çözüm için çalışma yaptı. Çalışma ile yer altında kablolar, 50 santimetre daha aşağıya alındı. Destek belediye hizmetlerinin kabloları kapatmasından sonra bölgede tekrar elektrik verilip, yol trafiğe açıldı.

BİLİRKİŞİ: HER İKİ KURUMUN İHMALLERİ OLDUĞU KANAATİNE VARILMAKTA
Öte yandan bilirkişinin hazırladığı ön raporda, bir besleme devresine ait kablonun yağmur tahliye mazgalına sıkıştığı ve zedelendiği, ölümlere bu bölümdeki faz toprak arızasının neden olduğu belirtildi. Raporda, besleme devrelerine ait kabloların zeminden 36 ila 45 santimetre derinlikte olduğu, sıcaklığın olduğu yerde bu derinliğin 15 santimetreye kadar gerilediği, neredeyse mazgalın ulaşılabilirliğiyle aynı seviyeye geldiğine dikkat çekildi. Raporda, ilgili düzenlemeye göre, bu derinliğin normalde 60 ila 80 santimetre olması gerektiği vurgulandı. Raporda ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Kablo derinliğinin 15 santimetreye ayrılmış konumunda, bu kadar küçük gömülüme derinliğe neden olan faktör; rögar kapağı bitişiğinden beyaz renkli drenaj borusunun kabloları kapağa doğru genişlemesi ve bu arada kablo koruyucu borunun bu bölümünün iptal edilmiş olması. İZSU uygulamalarından olan bu kırılması asli nedenlerinden biri olduğu inancındayız. Kabloların 36 ve 45 santimetre aralığında derinliğe gömülmüş olması, kazanın yaşanmış olması asli nedenlerden biri olarak GDZ Elektrik’in uygulamalarının sonucu olduğu kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak her iki kurumun ihmalleri olduğu kanaatine varılmaktadır.”

14 KİŞİ TUTUKLANDI
Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 30 kişiden 14’ü tutuklandı. Hakkında gözaltı karar verilen 2 şüpheliden birinin kanser tedavisi gördüğü, bir şüphelinin de yurt dışında olduğu belirtildi.

11 KİŞİ DAHA GÖZALTINA ALINDI
Soruşturma kapsamında 11 kişi hakkında daha gözaltı kararı verildi. Savcılık talimatı ile dün İZSU’dan Adana Belediyesi Genel Sekreteri eski Genel Müdür Ali Hıdır Köseoğlu, Genel Müdür Gürkan Erdoğan, Genel Müdür Yardımcısı Serdar Sadi, Gediz Elektrik’ten Dağıtım Genel Müdürü Uğur Yüksel, Metropol Bölge Müdürü Ali Arcan, Sistem İşletme ve Bakım Müdürü Ekrem Yıldırım, Operasyon Direktörü Sefa Pişkinleblebici, Planlama ve Teknoloji Direktörü Necati Ergin, Yapım İşleri Saha Sorumlusu Mürsel Arıcı, Yapım İşleri Sorumlusu Uzman Alper Doğan ve Gediz Elektrik personeli Halit Özpelit gözaltına alındı.

11 ŞÜPHELİ ADLİ KONTROL ŞARTIYLA SERBEST
Şüphelilerin ifade işlemleri sürdüğü sırada olayla ilgili yeni bilirkişi raporu ortaya çıktı. 5 kişilik bilirkişi heyetinin tuttuğu raporda, olayın gerçekleşmesinde Deniz ve Öktemay’ın herhangi bir kişisel kusuru olmadığı belirlendi. Raporda olayın öngörülebilir ve önlenebilir olduğu, kaçınılmazlık unsurunun ise bulunmadığı değerlendirildi. Buna göre, olayın gerçekleşmesinde, öngörülemeyecek ve önlenemeyecek olan herhangi bir olağanüstü doğa olayının bulunmadığı kanaatine varıldı, olayın gerçekleşmesinde birtakım ihmaller ve teknik kusurlar silsilesi ile Deniz ve Öktemay dışında gelişen zincirleme kusur unsurlarının sebep olduğu tespit edildi. Bilirkişi raporunda, söz konusu olayın gerçekleştiği yerde iki kurumun da koruyucu ve önleyici tedbirler almadığı belirlendi. Soruşturma kapsamında, gözaltına alınan ve mahkemeye çıkartılan 11 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

DENİZ AİLESİ’NDEN TEPKİ
Özge Ceren Deniz’in ailesinin avukatı Ayşe Sarıçiçek, aile adına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve eski belediye başkanı Tunç Soyer’in dün duruşmaları takip etmek için İzmir Adliyesi’ne gelip, açıklama yapmalarına tepki gösterdi. Açıklamada, “İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte olan soruşturma kapsamında, dosyada alınan gözaltı kararları nedense, İzmir Büyük Şehir Belediyesi’nde paniğe ve tepkiye neden olmuştur. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eski Belediye Başkanı Tunç Soyer ve yeni Belediye Başkanı Cemil Tugay, Savcılığın gözaltı kararlarından sonra peş peşe açıklamalarda bulundu ve her iki başkan da belediye personellerine destek olmak için İzmir Adliyesi’ne geldi. Eski ve yeni belediye başkanlarının koşarak adliyeye gelmesi görüntüsü, akıllara şu soruyu getiriyor; Belediye bu suça iştirak eden suçlu ve sorumluların bulunmasını istemiyor mu? Alınan gözaltı kararları bir güvenlik tedbiridir. Bağımsız ve tarafsız yargı, hukuk çerçevesinde titizlikle çalışmasını yürütecek ve en adil kararını verecektir. Ama İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki bu telaşı anlamak mümkün değildir” denildi.

‘2 GENÇ İNSANIN ÖLDÜĞÜ ASLA UNUTULMAMALIDIR’
Açıklamanın devamında şu sözlere yer verildi:
“Soruşturma kapsamında İZSU Genel Müdürü ve üst düzey bazı yöneticilerin gözaltına alınması sonrasında bazı CHP milletvekillerinin yaptıkları sert açıklamalar ve belediye başkanlarının soruşturmanın yürütüldüğü adliyeye gelerek gövde gösterisi yapması ‘adli mercileri etkilemeye yöneliktir’. Bu davranışlar doğru değildir. Gözaltına alınan şahıslar mahkemece serbest bırakıldıktan sonra gülerek, zafer kazanmışçasına adliyeden ayrılmışlardır. Soruşturmanın mağdur tarafında, genç yaşta yaşamı sona ermiş 2 genç insanın öldüğü asla unutulmamalıdır. Herkesin sükunetle ve yargıya etkilemeye çalışmadan, müdahale etmeden süreci takip etmesi lazımdır. İzmir’in göbeğinde tüm vicdanları sızlatan bir olay yaşandı. Bunun sorumlularının bulunması hepimizin isteği. Sürecin sağlıklı yürümesi için de herkesin adli makamlara ve çalışmasına saygı duyması ve güvenmesi gerekir. Yargıyı etkilemeye yönelik ve soruşturmayı saptırmaya yönelik her türlü açıklamayı ve bu açıklama ve davranışlarda bulunan tüm kişileri mağdure Özge Ceren Deniz ailesi olarak kınıyoruz.”



Kastamonu, Sinop, Zonguldak, Ordu, Samsun, Bartın ve Düzce için turuncu kod verilirken; Artvin, Giresun, Rize, Ardahan, Erzurum, Kars ve Trabzon için sarı kod verildi.
Sel, su baskını, yıldırım, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar konusunda vatandaşların dikkatli olması istendi.
HAVA SICAKLIKLARI MEVSİM NORMALLERİNE GELİYOR
Marmara’nın doğusu, İç Anadolu’nun kuzeydoğusu, Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzeyi, Ankara çevreleri, Mersin’in doğusu, Adana’nın güney ve batısı ile Hatay’ın kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Karadeniz kıyıları, Artvin, Kars ve Ardahan çevreleri ile Erzurum’un kuzey kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
Önemli bir değişiklik beklenmiyor. Ülkemiz genelinde mevsim normalleri civarında, iç ve kuzeybatı kesimlerde yer yer mevsim normalleri altında seyredeceği tahmin ediliyor.
MARMARA
Parçalı ve çok bulutlu, doğu kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, güneybatı kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
EDİRNE 20°C, 33°C
Parçalı bulutlu
İSTANBUL 21°C, 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KIRKLARELİ 20°C, 32°C
Parçalı bulutlu
KOCAELİ 22°C, 29°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
EGE
Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, kıyı kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
A.KARAHİSAR 15°C, 27°C
Parçalı bulutlu
DENİZLİ 21°C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR 25°C, 36°C
Az bulutlu ve açık
MANİSA 25°C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık, Doğu Akdeniz’in parçalı bulutlu ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA 25°C, 35°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA 28°C, 39°C
Az bulutlu ve açık
HATAY 26°C, 33°C
Parçalı ve çok bulutlu, yarın (Cumartesi) sabah saatlerinde kıyı kesimleri yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ISPARTA 17°C, 30°C
Az bulutlu
İÇ ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, kuzeydoğu kesimleri ile Ankara, Niğde, Nevşehir ve Kayseri çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Çankırı çevrelerinde yarın (Cumartesi) öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın, güney ve doğu kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) eseceği tahmin ediliyor.
ANKARA 17°C, 29°C
Parçalı bulutlu, yarın (Cumartesi) öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ÇANKIRI 17°C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yarın (Cumartesi) öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ESKİŞEHİR 18°C, 27°C
Parçalı bulutlu
SİVAS 15°C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yer yer kuvvetli olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU 15°C, 24°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yarın (Cumartesi) öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
DÜZCE 19°C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yarın (Cumartesi) öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
SİNOP 22°C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ZONGULDAK 18°C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yarın (Cumartesi) öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yer yer kuvvetli olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA 20°C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yarın (Cumartesi) öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ARTVİN 19°C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, bu gece ve yarın (Cumartesi) öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
SAMSUN 21°C, 29°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
TRABZON 24°C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yarın (Cumartesi) öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, kuzey kesimlerinin yer yer çok bulutlu ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Kars ve Ardahan çevrelerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın, batı kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) eseceği tahmin ediliyor.
ERZURUM 14°C, 24°C
Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinden itibaren aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS 13°C, 24°C
Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinden itibaren aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yarın (Cumartesi) öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
MALATYA 20°C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN 15°C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR 25°C, 39°C
Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP 24°C, 36°C
Az bulutlu ve açık
SİİRT 27°C, 37°C
Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA 27°C, 39°C
Az bulutlu ve açık
]]>
Haber7 – ÖZEL
Tesettürün önemine vurgu yapan son Cuma hutbesine ‘saçmalık’ diyerek hedef alan ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş‘a yönelik hakaretvari ifadeler kullanan CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel‘e yönelik tepkiler artarak devam ediyor. CHP ise tepkilere karşı sessiz kalmayı sürdürüyor.
Sivil toplum kuruluşlarından çok sayıda kınama mesajı gelirken Diyanet Sen, CHP Genel Merkezi önünde basın açıklaması yaparak tepki gösterdi. Memur-Sen, MİL-SEN, Mil Diyanet Sen, Anadolu-Sen gibi onlarca STK, CHP’li Yücel’in sözlerini eleştirerek “Haddinizi bilin” ifadelerinde bulundu.
AK PARTİ’DEN CHP’Lİ SÖZCÜYE SERT TEPKİ: ÖZÜR DİLE!
CHP’li sözcüye AK Parti milletvekillerinden sert tepki geldi. TBMM Genel Kurulu’nda söz alan AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Dr. Hasan Arslan ve AK Parti Kütahya Milletvekili İsmail Çağlar Bayırcı, CHP sözcüsünün ayetlere karşı saygısızlık yaptığını söyleyerek ‘Özür dile’ çağrısında bulundu.
ARSLAN: KENDİ DÜŞÜNCESİYSE SAYGISIZ, PARTİ GÖRÜŞÜYSE ÇOK VAHİM!
AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Dr. Hasan Arslan, CHP sözcüsü Yücel’in Allah’ın ayetlerini hedef aldığını belirtti.
CHP sözcüsünün ifadelerinin parti görüşüyse çok vahim olduğunu dile getiren Arslan, “AK Parti’nin bir milletvekili olarak, Türkiye’nin ve milletimizin geleceği için önemli gördüğümüz bir konuya değinmek istiyorum: Hazımsızlık. Evet, hazımsızlık; sadece fiziksel bir rahatsızlık değil, aynı zamanda toplumsal bir sorundur. CHP’nin maalesef her konudaki karşıt görüşlülüğünü anlıyorduk, lakin bugün Kur’an-ı Kerim’in ayetlerine muhalefet edeceğini beklemezdik. Tüm müminlere hitap eden ancak CHP Parti Sözcüsünün ‘saçma’ dediği Cuma hutbesindeki Allah’ın ayetine muhalefet etmek, eğer kendi düşüncesi ise çok saygısız ama parti görüşü ise çok vahim bir durumdur.” ifadelerini kullandı.
İSLAM’IN YAKASINI BIRAKIN!
Arslan, İslam’a yönelik muhalefetin beyhude olduğunu dile getirdi ve şu ifadelerde bulundu:
“Sizler dilediğiniz gibi yaşıyor, dilediğiniz gibi davranabiliyorsunuz. Ancak sizlere bir tavsiyem olacak; İslam dininin yakasını bırakın artık! Toplumumuzda, farklı düşüncelere ve inançlara sahip insanların bir arada yaşaması gerektiğini kabul edin. Yüce Allah’ın indirdiği Kuranı Kerimin ayetlerine karşı rahatsızlığınızı görmek, anlayışsızlığınızı meşrulaştırmaktan öte bir yere gitmemektedir. İstediğiniz kadar Allah’ın dinine, kitabına muhalefet edin, sadece kendinizi aldatır ve milletimizi üzersiniz! Toplumumuzda birbirimize karşı daha anlayışlı olma ve hoşgörü gösterme konusunda CHP’nin rahatsızlığını görmek doğrusu bizleri şaşırtmayan bir durumdur.”

CHP’YE ‘İNANÇLARA SAYGI’ ÇAĞRISI!
CHP’ye inançlara saygı çağrısı yapan Arslan, şöyle konuştu:
“Hazımsızlık, farklılıkları kabullenememe ve hoşgörüsüzlüğü beraberinde getirir. Bizler, AK Parti’nin mensupları olarak, herkesin birbirine saygı göstermesi gerektiğine inanıyoruz. Farklı düşüncelere, inançlara ve yaşam tarzlarına sahip olan herkesin, bu toplumun eşit ve onurlu bir bireyi olduğunu, CHP de kabul etmelidir. Hz. Peygamber’in şu güzel sözünü hatırlatmak isterim: Müminler birbirini sevmede, birbirine acıyıp merhamet etmede, birbirine hürmette bir binanın tuğlaları gibi olurlar.
Bizler, AK Parti’nin mensupları olarak, bu tuğlaların her birinin, birlikte daha güçlü bir Türkiye inşa etmek için olduğunu biliyoruz. Birbirimize olan sevgimiz, saygımız ve hoşgörümüz, bu ülkenin temel değerleridir.”
BAYIRCI: BU İSLAM DÜŞMANLIĞIDIR!
AK Parti Kütahya Milletvekili İsmail Çağlar Bayırcı, Deniz Yücel’in açıklamalarını İslam düşmanlığı olarak nitelendirdi. Bayırcı, şu ifadeleri kullandı:
“Bu İslam düşmanlığıdır. Milletimizin edep ve ahlak başta olmak üzere tüm değerleriyle savaşmaktır. Tüm bu ifadeler yüce Allah’ın kelamıdır.”
“ÖZÜR DİLE” ÇAĞRISI!
“Şu unutulmamalıdır ki eğer bu milletin dinine, diyanetine, hutbesine, tesettürüne, örtüsüne el uzatırsanız karşınızda göğsü iman dolu vatan evlatlarını bulursunuz. Dün de böyleydi de böyle ilelebet de böyle olacak. CHP sözcüsü Müslümanlardan özür dilemelidir.”

AYETLERİN OKUNDUĞU CUMA HUTBESİNE SAÇMALIK DEMİŞTİ
Tesettür ayetlerine yönelik ‘saçmalık’ ifadesini kullanan CHP Sözcüsü Deniz Yücel şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bir Diyanet İşleri Başkanı var ki akıllara zarar! Adam kendini resmen Şeyh’ül-İslam sanıyor. Geçtiğimiz Cuma hutbesinde, ‘Kadınların yüz, el ve ayakları hariç örtünmesi gerektiğini, kadınların gençlerin erken yaşta evlenmesi gerektiğine’ dair bir şeyler saçmalamış. Diyanetin sınırsız bütçesiyle, saltanat süren bu hadsiz adam, Anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti devletinin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu unutmuşa benziyor. Unuttuysan hatırlatalım, Ali Erbaş! İnsanların giyimine, yaşam tarzına, kaç yaşında evleneceklerine telkin ve tavsiye yoluyla dahi karışamazsın. Haddini bil! Burası Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti! Türkiye’de kadınlar kaç yaşında kadınlar kaç yaşında evleneceklerine kendileri karar verebilirler. Türkiye’de kadınlar siz istiyorsunuz diye dört duvarına sıkışıp kalmazlar.”
CHP’li Deniz Yücel’in ifadesi kamuoyunda büyük tepki çekmişti.




“ADİL BİR DÜNYA İÇİN FİLİSTİN’İ DESTEKLEYİN”
Çarşamba günü ABD Kongresi’ne hitap eden İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, uluslararası kamuoyunun, 40.000 erkek, kadın, çocuk ve bebeğin öldürüldüğü Gazze’de savaş suçu ve insanlığa karşı suç işleyen İsrail’e yönelik eleştirilerini reddetti. Ayrıca yakın gelecekte kan dökmeye son vereceğine dair bir işaret vermeyi reddederek hükümetinin soykırım ve imha politikalarının arkasında duran Netanyahu, Amerika’nın önde gelen politikacıları tarafından defalarca ayakta alkışlandı.
Şeytan ve avaneleri yere inip ayin yapsa;
Bu kadar cüretkar olamazlardı.

Bilimsel kanıtlar, Allah’ın yeryüzünü dört milyar yıl önce yarattığına işaret ediyor. Dünya defalarca yıkıldı ve yeniden inşa edildi. Son 200.000 yılda insanoğlu, geçmiş hatalardan ders alabilmek, barışı muhafaza etmek, ve düzeni sağlamak için kurumlar ve örgütler kurdu. Buna yönelik anlaşmalar kaleme aldı.

Gerçekten de bizi diğer canlılardan ayıran nokta budur. Bizler bir milyon yıldır aynı barajı inşa eden kunduzlardan farklı olarak, bilgiyi biriktirme ve gelecek nesillere aktarma kabiliyetine sahibiz.
“ŞİMDİ CANAVARLARIN ZAMANI”
İşte bu nedenle Antonio Gramsci’nin 1932’de, yani II. Dünya Savaşı’ndan hemen önce, sarf ettiği sözlerin günümüzde karşılık bulması ürkütücüdür: “Eski dünya ölüyor, yenisi doğmakta zorlanıyor. Şimdi canavarların zamanı.”
İnsanlık yüz yıl sonra başladığı noktaya dönmüş bulunuyor. Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi gibi barışı ve adaleti savunan kurumlar ile metinler ortaya çıkarmamıza rağmen, bugün tarihin ilk canlı yayınlanan soykırımına şahitlik ediyoruz.
Filistin’de yaşanan acıların tarihte eşi benzeri olmamıştır. Ahlâki bir vazife olarak adaletsizliğe direnmenin 75 senedir tecessümü olan Filistin halkı, küresel bir seyirci kitlesinin gözleri önünde hayatta kalma cüretini göstermektedir.

Filistinlilerin direnişi, çok sevdiğim bir şiirde tasvir edilen insanlığın adalet mücadelesini temsil etmektedir:
“Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın”
Adalet ve daha iyi bir dünya kurma mücadelesinin, müşterek bilincimizde derin karşılıkları olan meseleler olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Bir başka şiirde çok vurucu bir biçimde ifade edildiği gibi:
“Bilirim ki yaşamak
Berrak bir gökte çocuklar uğruna savaşmaktır”
Bu, yalnızca teorik bir ideal değil, insanlığın tarihi kötülüklerin tekrarını engellemek, adil ve huzurlu bir dünya kurmak için benimsemek zorunda olduğu pratik bir ihtiyaçtır.
Yaklaşık yirmi yıl önce, MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) araştırma asistanı olduğum dönemde, bir grup öğrenci olarak Filistin mücadelesi hakkında farkındalık oluşturmak maksadıyla bir araya gelmiştik. Duvarlara afişler asacak, bilgilendirici filmler gösterecek, el ilanları dağıtacaktık. Günümüzde uluslararası toplumun anlamlı bir adım atmasına mani olan eylemsizlik, o günlerde de şu sorularla kendini gösteriyordu: “Bunu yapınca ne değişecek? Onlarca senedir devam eden kanamayı bu mu durduracak?”

Bu şüpheler anlaşılır olsa da neticede yanlıştı. Zira önemsiz görünen hareketler etkisini derhal göstermeyebilir veya zahir olmayabilir. Ancak daha kapsamlı bir farkındalık ve değişim hareketine katkıda bulunabilirler. Allah’a şükürler olsun, bugün protestolar ABD ve Avrupa’yı, hatta Harvard, MIT ve Columbia gibi dünyanın en prestijli okullarını kasıp kavuruyor.
İster düzenlenen etkinlikler ister bireysel çabalar şeklinde olsun, yaptıklarımız daha büyük bir adalet mücadelesine katkı sunuyor. Bizler sadece pasif gözlemci değiliz. Toplumlarımızın ahlâki dokusunu şekillendirme konusunda aktif katılımcılarız. Aradığımız değişimi ise önce kendimizde başlatmalıyız. Arkadaşlarıma yirmi yıl önce söylediğim gibi, direniş ve mücadele yalnızca ön saflardaki kahramanlara ait değildir. Aynı zamanda geride kalanların ataleti harekete dönüştürmesinin aracıdır.
Soykırımcı Netanyahu’nun ABD kongresinde dile getirdiği yalanlar:
Nihai hedef, çocuklarımızın güvenli ve onurlu bir biçimde büyüyebileceği bir dünya kurmaktır. Bunun içinse adaleti ihya edecek, zulme meydan okuyacak, barışı savunacak toplu bir çaba gerekir. Şiir devam ediyor:
“Çünkü biz savaşmasak,
anamın giydiği pazen,
sofrada böldüğümüz somun,
yani ıscacık benekleri çocukluğumun,
cılk yaralar halinde;
yayılırlar toprağa,
etlerimiz kokar,
gökyüzünü kokutur.”
Harekete geçmezsek neticesi bu olacaktır. Peki, insanlığın böyle bir kıyametin zeminini hazırlamaktan vazgeçmesi için ne gerekli? Şiiri okumaya devam edelim:
“Dünya
kirletilmez bir inatla dönüyor
altımıza yıldızlar seriliyor
yüzüm suya davranıyor koşaraktan
ve inzal.”
Filistin halkı, direnerek vazifesini yerine getiriyor. Değişmesi gereken geriye kalanlardır, yani hepimiz. Sadece Filistin’de adalet için ayağa kalkan bir avuç insan değil. Geride kalanlar değişmezse dünya kurtarılamaz. Yirmi yıl sonra çocuklarımıza adil dünya için ayağa kalktığımızı söylebilmek istiyorsak, bugün iyiliğe doğru zerre kadar da olsa, küçücük bir adım atarak işe başlamalıyız.
ABD Başkanı Joe Biden partisinin içindeki siyasi baskılara daha fazla dayanamadı. Kasım ayında gerçekleşecek seçimlerden çekildiğini açıkladı. Biden geçtiğimiz günlerde başkanlık adaylığından ayrılmayacağını duyurmuş; Kararı parti içinde ve seçmenler tarafından tepkiyle karşılanmıştı.
Art arda gerçekleştirdiği gaflar, sağlık sorunları hakkında spekülasyonlar ve rakibi Trump’ın canlı yayında kendisine karşı üstün performansı, Biden’ın kritik kararında önemli faktörler kuşkusuz…
Biden çekilirken, yardımcısı Kamala Harris’i destekleyeceğini belirtti. Yüksek olasılıkla aday gösterilmesi beklenen Harris ise durumu olumlu karşıladı ve memnuniyet duyacağını duyurdu. Parti içinde önemli bir konuma sahip olan eski başkan Barak Obama’nın ve tecrübeli siyasetçi Nancy Pelosi’nin Harris’e destek açıklamamaları ise kafa karıştırdı. Beyaz Saray muhabirlerinin isim vermeden aktardığı raporlara göre, Obama’nın eşi Mişel Obama’yı aday olarak düşündüğü iddia edildi. Pelosi’nin de “adayları görmek gerekiyor” şeklindeki açıklaması, kuşkusuz Harris’ten farklı opsiyonların da masada olduğunun kanıtı.
Trump’ın rakibi 19-22 Ağustos tarihlerindeki kongrede belli olacak. Delegelerin yarısından fazlasının oyunu alan adayın kim ya da kimler olacağı netlik kazanmamışken; Harris’in başarılı kariyeri oldukça dikkat çekici.
HARRIS HIRSIYLA ÖN PLANA ÇIKAN BİR SİYASETÇİ KONUMUNDA
Kamala Harris, 1964’te Kaliforniya’nın Oakland kentinde, göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Harris liseyi Kanada’da okudu. Howard Üniversitesi’nde siyaset bilimleri ve ekonomi eğitimi aldı. Ardından da San Franciso’da hukuk eğitimini tamamladı.
Kamala Harris, 1990 yılında hukuk fakültesini bitirdi. 2003’te San Francisco’nun ilk kadın eyalet savcısı oldu. 2010’da ise 32. Kaliforniya Eyalet Başsavcısı seçildi.
Yıllar geçtikçe siyasete olan ilgisi artan Kamala Harris 2015’te Senato’ya aday oldu. 2017’de seçildi. Harris’in Senato’ya girişinde, eski başkan Obama ve mevcut başkan Biden’ın etkisi büyüktü.
Harris Senato’ya girdikten iki yıl sonra başkanlık adaylığına talip olduğunu açıkladı. Ancak yıl içerisinde desteğini yitirdi ve adaylıktan çekildi. Demokratlar daha tecrübeli bir siyasetçi olan Joe Biden’ın, Trump’ı mağlup edebileceğini değerlendi. Nitekim bu tahmin başarılı oldu ve Biden seçimi kazandı. Bu seçim galibiyetinde ise yardımcısı Harris’ti.
Trump’ın kazanma yolunda ilerlediği bir yarışta Harris bir anda kendisini mücadelenin içinde bulacak gibi görünüyor. Eğer seçimden galibiyetle ayrılırsa, Birleşik Devletler Tarihi’nin ilk siyahi ve Güney Asya kökenli kadını durumunda olacak.
YAŞ HARRIS İÇİN BİR AVANTAJ OLABİLİR
Nikki Haley Cumhuriyetçilerin önseçimleri sırasında seksen yaşındaki adayını değiştiren ilk partinin kazanacağı söylemişti. Bunu kendisinin seçilmesi için söylemişti ancak yaptığı dinamiklik vurgusu önemliydi. 81 yaşındaki Biden’ın aksine 59 yaşındaki Harris oldukça dinç bir görüntüye sahip ve sadece bu gerçek bile Trump’ın en güçlü saldırı hatlarından birini etkisiz hale getiriyor. Nitekim devam eden seçim kampanyası boyunca Trump, Biden’ın yaşından dolayı Başkanlık görevini yürütemediğini vurgulamış; Biden yarıştan çekildiğini açıklarken bile “bu söylediklerini yarın unutacak” yorumunda bulunmuştu.
Harris’e karşı ise ciddi bir argümanı olmadı. “O sürekli kahkaha atan biri, ilginç hareketler sergiliyor, Biden’dan daha kolay yenebileceğim bir rakip” açıklamasıyla yetinmek durumunda kaldı.
Realiteye baktığımızda, Harris eski bir savcı, Trump hüküm giymiş bir suçlu durumunda bulunuyor. Dolayısıyla halk nezdinde daha iyi bir imaja sahip olduğu kuşkusuz. Anketler, seçmenlerin kayda değer bir kısmının Trump’ın suç işlediğini düşündüğünü ancak yine de ona oy vermeyi planladığını gösteriyor. Bu durum oldukça önemli zira, seçmenin, rakibi görevini yerine getiremediğine inandıkları Biden yerine, kötünün iyisi olarak Trump’a yönelmelerine işaret ediyor olabilir. Harris’in adaylığı ise bu durumu tersine çevirme ihtimaline sahip.
Son kamuoyu yoklamalarında Harris, Trump’ın 2 puan gerisinde, %46’ya %48 durumunda. Biden ise Trump’ın 3 puan gerisinde bulunuyordu. Harris’in destekçilerinin bilhassa Afro-Amerikalılar, genç seçmenler ve kadınlar olduğu biliniyor.
Kuşkusuz bu denklemde Harris’in muhtemel rakiplerini de incelemek gerekiyor. Kaliforniya Valisi Gavin Newsom bu adaylardan biri. Newsom, karizmatik bir tarza sahip ve Biden’a yönelik eleştirileriyle dikkat çekiyor. Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, 10 yetişkin Amerikalıdan altısı Newsom’u tanıyor. Ancak ona karşı olumlu bakış açısının Kaliforniya yönetimindeki aksaklıklar gerekçe gösterilerek olumsuza doğru yöneldiği değerlendiriliyor.
HARRIS’IN PARTİ İÇİNDEKİ RAKİPLERİNİN ESAS HEDEFİ 2028 SEÇİMLERİ
Michigan Valisi Gretchen Whitmer ise bir başka önemli aday olarak görülüyor. Whitmer, birçok yorumcunun 2028’de başkanlık yarışına gireceği yönünde spekülasyon yaptığı, popülerliği giderek artan, ülkenin orta batı bölümünden bir Demokrat. Geçmişte Biden için kampanya yürütmüştü..
Whitmer, daha önce New York Times’a yaptığı açıklamada 2028’de X kuşağından bir başkan görmek istediğini söylemiş; Ancak kendi ismini öne çıkartmaktan kaçınmıştı.
Kentucky Valisi Andy Beshear, Maryland Valisi Wes Moore, Senatörler Amy Klobuchar ve Cory Booker diğer olası adaylar. Michelle Obama’nın adaylığı ise oldukça zayıf bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.
Anketlerse, Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump’ın başarılı seçim kampanyasıyla, Kamala Harris de dahil olmak üzere tüm rakiplerinin önünde olduğunu gösteriyor. Ancak kesin bir yargıya ulaşmak henüz mümkün değil.
]]>Bayraklı’da metrekareye 39,7 kilogram yağış düştü. Yağış nedeniyle kent merkezi Bayraklı ve Konak ilçelerinde bazı cadde ile sokaklar suyla dolarken, araç sürücüleri ve yayalar zor anlar yaşadı. Sağanaktan korunmak için kaçmaya çalışan Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Özge Ceren Deniz (23) suyla dolan yolda elektrik akımına kapıldı. Onu kurtarmak isteyen ikinci el eşya satışı işiyle uğraşan, amatör müzisyen İnanç Öktemay (44) da akıma kapılıp, bir anda yere yığıldı. Deniz ve Öktemay, kaldırıldığı hastanede yaşamlarını yitirdi. İnanç Öktemay İzmir’de, Özge Ceren Deniz Osmaniye’de toprağa verildi.

DUMANLARIN ÇIKTIĞI GÖRÜNTÜ KAMERADA
Olay yerindeki mazgaldan 9 Ocak’ta dumanların çıktığı bir güvenlik kamerası görüntüsü de ortaya çıktı. Çevredeki esnafın durumu, o tarihte kurumlara ilettiği öğrenildi. İzmir’de 2 kişinin akıma kapılarak öldüğü yerde yapılan inceleme sonrasında belediye ve elektrik firması geldi, çözüm için çalışma yaptı. Çalışma ile yer altında kablolar, 50 santimetre daha aşağıya alındı. Destek belediye hizmetlerinin kabloları kapatmasından sonra bölgede tekrar elektrik verilip, yol trafiğe açıldı.

BİLİRKİŞİ ÖN RAPORU: HER İKİ KURUMUN İHMALLERİ OLDUĞU KANAATİNE VARILMAKTA
Öte yandan bilirkişinin hazırladığı ön raporda, bir besleme devresine ait kablonun yağmur tahliye mazgalına sıkıştığı ve zedelendiği, ölümlere bu bölümdeki faz toprak arızasının neden olduğu belirtildi.

Raporda, besleme devrelerine ait kabloların zeminden 36 ila 45 santimetre derinlikte olduğu, sıcaklığın olduğu yerde bu derinliğin 15 santimetreye kadar gerilediği, neredeyse mazgalın ulaşılabilirliğiyle aynı seviyeye geldiğine dikkat çekildi. Raporda, ilgili düzenlemeye göre, bu derinliğin normalde 60 ila 80 santimetre olması gerektiği vurgulandı. Raporda ayrıca şu ifadelere yer verildi:

“Kablo derinliğinin 15 santimetreye ayrılmış konumunda, bu kadar küçük gömülüme derinliğe neden olan faktör; rögar kapağı bitişiğinden beyaz renkli drenaj borusunun kabloları kapağa doğru genişlemesi ve bu arada kablo koruyucu borunun bu bölümünün iptal edilmiş olması. İZSU uygulamalarından olan bu kırılması asli nedenlerinden biri olduğu inancındayız. Kabloların 36 ve 45 santimetre aralığında derinliğe gömülmüş olması, kazanın yaşanmış olması asli nedenlerden biri olarak GDZ Elektrik’in uygulamalarının sonucu olduğu kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak her iki kurumun ihmalleri olduğu kanaatine varılmaktadır.”
14 KİŞİ TUTUKLANDI
Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 30 kişiden 14’ü tutuklandı. Hakkında gözaltı karar verilen 2 şüpheliden birinin kanser tedavisi gördüğü, bir şüphelinin de yurt dışında olduğu belirtildi.

11 KİŞİ DAHA GÖZALTINA ALINDI
Soruşturma kapsamında 11 kişi hakkında daha gözaltı kararı verildi. Savcılık talimatı ile dün İZSU’dan Adana Belediyesi Genel Sekreteri eski Genel Müdür Ali Hıdır Köseoğlu, Genel Müdür Gürkan Erdoğan, Genel Müdür Yardımcısı Serdar Sadi, Gediz Elektrik’ten Dağıtım Genel Müdürü Uğur Yüksel, Metropol Bölge Müdürü Ali Arcan, Sistem İşletme ve Bakım Müdürü Ekrem Yıldırım, Operasyon Direktörü Sefa Pişkinleblebici, Planlama ve Teknoloji Direktörü Necati Ergin, Yapım İşleri Saha Sorumlusu Mürsel Arıcı, Yapım İşleri Sorumlusu Uzman Alper Doğan ve Gediz Elektrik personeli Halit Özpelit gözaltına alındı. Şüphelilerden Ordu’da gözaltına alınan Halit Özpelit’in SEGBİS’le bağlanıp ifadesinin alınacağı belirtildi.
AKOM’DAN SON DAKİKA UYARI
Megakentteki bunaltıcı sıcaklar yerini sağanak yağışa bırakıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve AKOM’dan yapılan açıklamaya göre bugün başlayacak olan yağışlar hafta sonuna kadar etkili olacak. AKOM’un yaptığı uyarıda “Gün içerisinde Avrupa Yakası’nın batı bölgelerinde gök gürültülü sağanak yağmur geçişlerinin yaşanabileceği ön görülmektedir. İstanbul genelinde bu gece saatlerinden itibaren başlaması ve Cumartesi akşam saatlerine kadar aralıklarla etkili olması beklenen gök gürültülü sağanak yağmur geçişlerinin yaşanacağı tahmin edilmektedir” ifadelerine yer verildi.
BUGÜN HAVA NASIL OLACAK?
MARMARA
Parçalı, yer yer çok bulutlu, bölge genelinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, İstanbul, Kocaeli ve Sakarya çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgârın, bölgenin güney ve batısında kuzeyli yönlerden yer yer kuvvetli (40-60 km) eseceği tahmin ediliyor.
EDİRNE 19°C, 32°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İSTANBUL 22°C, 29°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
KIRKLARELİ 19°C, 30°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
KOCAELİ 21°C, 26°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
EGE
Parçalı, yer yer çok bulutlu, bölgenin iç kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, bu akşam Kütahya, Uşak ve Afyonkarahisar çevreleri ile Denizli’nin doğusunda kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgârın, kıyılarında kuzeyli yönlerden yer yer kuvvetli (40-60 km) eseceği tahmin ediliyor.
A.KARAHİSAR 18°C, 27°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
DENİZLİ 21°C, 34°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, doğu ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
İZMİR 24°C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
MUĞLA 21°C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Parçalı ve yer yer çok bulutlu, bölge genelinin (Antalya kıyıları haric) yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Adana ve Mersin’in kuzeyi ile Kahramanmaraş’ın batı ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ADANA 26°C, 33°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kuzey ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ANTALYA 27°C, 36°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu
HATAY 26°C, 31°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, kıyı ilçeleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ISPARTA 19°C, 29°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
İÇ ANADOLU
Parçalı, yer yer çok bulutlu, bölge geneli yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, bölgenin batısında yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ANKARA 18°C, 28°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, aralıklı ve yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ESKİŞEHİR 20°C, 25°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, bu akşsam yerel kuvvetli olması bekleniyor.
KONYA 18°C, 28°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
SİVAS 15°C, 30°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu, iç kesimlerinin yer yer çok bulutlu, bölge genelinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; yerel kuvvetli, kıyılaranda yer yer çok kuvvetli ve şiddetli olması bekleniyor.
BOLU 15°C, 23°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
DÜZCE 20°C, 28°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli, yer yer çok kuvvetli ve şiddetli olması bekleniyor.
SİNOP 26°C, 29°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli, yer yer çok kuvvetli ve şiddetli olması bekleniyor.
ZONGULDAK 21°C, 25°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli, yer yer çok kuvvetli ve şiddetli olması bekleniyor.
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve yer yer çok bulutlu, sabah saatlerinden itibaren bölge genelini (Ordu ve Giresun hariç) yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA 20°C, 32°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, sabah saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
RİZE 22°C, 31°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, sabah saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN 23°C, 30°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, sabah saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON 22°C, 29°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, sabah saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, kuzeyinin yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Ardahan, Kars, Iğdır ve Erzincan çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM 12°C, 30°C
Parçalı ve çok bulutlu
KARS 12°C, 27°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA 20°C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN 16°C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık, batı kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR 24°C, 39°C
Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP 24°C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
SİİRT 26°C, 38°C
Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA 26°C, 39°C
Az bulutlu ve açık
]]>
İnalcık, ilk ve ortaokulu Ankara ve Sivas’ta okuduktan sonra liseyi Balıkesir Necati Bey Muallim Mektebi’nde tamamladı. Lisans eğitimini ise 1935’te Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinde bitirdi.
Üniversitenin Yeniçağ Tarihi Bölümünde yaptığı çalışma ile Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün dikkatini çeken İnalcık, onun tavsiyesi ile ilmi yardımcı olarak görevlendirildi. “Tanzimat ve Bulgar Meselesi” adlı doktora tezini 1942’de tamamlayan İnalcık, 1943’te “Viyana’dan Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı” başlıklı teziyle doçent ünvanı aldı.
Üniversitenin Arap Dili ve Edebiyatı Bölümünden Şevkiye Işıl ile 1945’te evlenen Halil İnalcık’ın bu evlilikten Günhan isimli kızı dünyaya geldi. Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinde dersler veren İnalcık, 1947’de Türk Tarih Kurumu üyeliğine seçildi.
ABD’de Osmanlı-Türk tarihi araştırmalarının gelişimine katkı sağladı
İnalcık, üniversite tarafından 1949’da İngiltere’ye gönderildi ve burada Osmanlı tarihine ait kaynakları araştırdı, önemli tarihçilerle tanıştı. 1952’de “Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği” teziyle profesörlük ünvanı aldı.
Columbia, Princeton, Pennsylvania ve Harvard üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler veren İnalcık, ABD’de Osmanlı-Türk tarihi araştırmalarının gelişimine büyük katkı sağladı.
Öğrenci olarak girip hocalık yaptığı Ankara Üniversitesinden 1972’de emekli olan İnalcık, Chicago Üniversitesinde Osmanlı Tarihi Kürsüsü’nü kurdu. Chicago Üniversitesinden de 1986’da emekliye ayrılan İnalcık, 1993’te Bilkent Üniversitesinde Tarih Bölümünü kurarak, 23 yıl boyunca yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.
2003’te aynı üniversitede “Halil İnalcık Center for Ottoman Studies” adlı bir merkez kuran İnalcık, yıllardan beri çeşitli arşivlerden topladığı belge ve defterlerin kopyalarını, yarım kalmış araştırma metinlerini, binden fazla ayrı basımı ve diğer materyalleri buraya bağışladı.
“Tarihçilerin Kutbu” İnalcık Fatih Camisi Haziresi’ne defnedildi
İnalcık, iyi düzeyde İngilizce, Fransızca ve Almanca’nın yanı sıra orta düzeyde de Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Uluslararası çapta şöhreti olan İnalcık, Cambridge Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2 bin bilim insanı arasında gösterilirken Türk, Amerikan, İngiliz, Sırp ve Arnavutluk akademilerine üye seçildi.
Akademik hayatı boyunca çok sayıda ödül kazanan ve birçok üniversiteden de fahri doktora unvanı alan İnalcık, 2002’de İslam Konferansı Teşkilatı tarafından “Teşekkür Plaketi” ile Kültür Bakanlığınca “2002 Kültür ve Sanat Büyük Ödülü“ne layık görüldü.
Yayımlanmış yüzlerce makalesi ve onlarca kitabı bulunan, tarih alanındaki çalışmalarıyla dünya çapında tanınırlığa ulaşan ve “Tarihçilerin Kutbu” olarak anılan İnalcık, 25 Temmuz 2016’da Ankara’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.
Cenazesi, Bakanlar Kurulu kararıyla çok sevdiği Osmanlı padişahı olan Fatih Sultan Mehmet’in de türbesinin bulunduğu Fatih Camisi Haziresi’ne defnedildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla İnalcık’ın mezarı, geleneksel Osmanlı ulema kabri şeklinde yapıldı.

“Osmanlı tarihini bir bütün halinde ele aldı”
İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet İpşirli, AA muhabirine, hocası Prof. Dr. Halil İnalcık’ı hayırla yad ettiğini ve onun unutulmayacak bir sima olduğunu söyledi.
Üniversiteye girdiği dönemlerde sık sık İnalcık’ın makalelerinden istifade ettiğini belirten İpşirli, “Kendisiyle fiilen görüşmemiz ve ondan sonra irtibatımızın devam etmesi 1990 yılında oldu. ABD’ye bir program için gitmiştim, orada 1,5-2 ay kadar kaldım. Hoca da ‘Mutlaka Chicago’ya gel, konuşacağımız konular var.’ demişti. Orada enine boyuna hocamızla konuşma imkanım oldu. Daha sonra da 1991 yılında bir sempozyumda beraber olduk. Bundan sonraki çalışmalarımız hep devam etti.” diye konuştu.
İnalcık’ın çalışmalarıyla, Osmanlı tarihini dikkate almadan yazılacak Avrupa ve Dünya tarihinin eksik kalacağı fikrini güçlü bir şekilde ortaya koyduğunu kaydeden İpşirli, şöyle devam etti:
“Yetiştirmiş olduğu talebeler, yazmış olduğu kitaplarla bu alandaki hizmeti çok büyük oldu. Bunun hep devam edeceğine inanıyorum. Bugün tarih alanındaki hangi teze veya hangi kitaba baksanız İnalcık’ın mutlaka 3, 5, bazen 10, 15 makalesine ve kitabına referans veriliyor bibliyografyada ve dipnotlarda. Bu çok önemli. Kendisi Osmanlı tarihini bir bütün halinde ele aldı. Önce Tanzimat ile başlıyor, doktora tezidir. Daha sonra ilgi alanı Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna yöneliyor. Osmanlı’nın kuruluşuna çok büyük zaman ayırdı, çok önemli arkeoloji araştırmaları yaptı. Bu da ilktir, Osmanlı arkeolojisi. Bursa’ya giderek oradaki tepeleri, birtakım belirtileri, mekanları tek tek gördü, yaşlı kimselerden bazı bilgiler aldı. Bütün bunlar önemli ve bir ilk. O manada takdir etmek lazım.”

“ABD’de ortaya koyduğu sistem ve ileri sürdüğü fikirler son derece etkili oldu”
İpşirli, İnalcık’ın sosyal ve ekonomik tarih ile hukuk konusuna önem verdiğini, sosyal ve ekonomik tarihin incelenmeden Osmanlı’nın gerçek kimliğinin ortaya konulmasının mümkün olmadığını ifade ettiğini söyledi.
Halil İnalcık’ın İstanbul’a ve Fatih Sultan Mehmet’e çok emek verdiğini, en çok üzerinde durduğu ve çalışma yaptığı konular olduğunu ifade eden İpşirli, “1953 senesi önemli bir sene, fethin 500. yıl dönümünde birtakım hazırlıklar yapılıyor, birçok akademisyene görevler veriliyor. İnalcık da o sırada iki önemli kitap yazdı, bunlardan biri ‘Defter-i Arvanid’di. Arnavutluk fetihten sonra nasıl bir yönetimle Osmanlı’ya bağlandığını anlatan bir kaynağı yayımladı. Bu kaynak büyük yankı uyandırdı.” ifadesini kullandı.
İnalcık’ın genç yaştan itibaren Türk Tarih Kurumunun üyesi olarak çalışmalar yaptığını, verdiği dersleri genellikle makaleye ve kitaba dönüştürdüğünü anlatan İpşirli, şöyle konuştu:
“Asıl onun açılımı ABD’de oluyor. 1972’den 2000 yıllarına kadar Princeton Üniversitesinde ve Chicago Üniversitesinde bulundu. Orada bir çığır açtı hoca, bu çok önemli. Onların daveti üzerine oraya gitti, onun ortaya koyduğu sistem ve ileri sürdüğü fikirler son derece etkili oldu. İnalcık, ansiklopedilere çok güzel makaleler yazdı. En çok etkili olan çalışmaları onlardı. Gerek Milli Eğitim Bakanlığının çıkardığı İslam Ansiklopedisi, gerek Türkiye Diyanet Vakfının çıkarmış olduğu İslam Ansiklopedisi, bir de Batılıların çıkardığı bir ‘Encyclopaedia of Islam’ var, üç dilde yayımlanmış, orada çok önemli makaleleri var İnalcık Hoca’nın.”
İpşirli, 1990’lı yılların başında Halil İnalcık’ı, Dragos’taki evinde ziyaret ettiğini, Diyanet Vakfının çıkaracağı bir ansiklopediye yazı yazması teklifini götürdüğünü, Hoca’nın “Bir gün merkezi ziyaret edeyim” dediğini belirterek süreci şöyle anlattı:
“Ben aldım getirdim Bağlarbaşı’ndaki merkeze. Çalışmalar hakkında bilgi aldı, ‘Mukataa maddesi var mı, iltizam maddesi var mı?’ gibi özel sorular sordu ve dedi ki ‘Açık çek veriyorum, yapmış olduğum bütün çalışmalar ansiklopediye dahil edilebilir ama son olarak benim görmem lazım.’ Önemli katkıları oldu. Yine 1990’lı yılların başındaydı, Türk Tarih Kurumunda uluslararası bir tarih kongresinin toplantısı vardı. Dediler ‘Hoca seni arıyor.’ Hemen kendisini odasında ziyaret ettim, ‘Diyanet İslam Ansiklopedi ne durumda? Bu bizim gurur kaynağımız. Bu Batılılar bizim yüzümüze gülerler ama bizi hep hakir görürler. İnşallah bu çalışma bizim bütün o güçlü tarihimizi ortaya koyacak.’ dedi.”
“Şu anda Fatih’in komşusu, bu da onun için en büyük mükafat”
İpşirli, İnalcık’ın uzun yıllar yurt dışında bulunduğunu, kongrelere katıldığını, çok sayıda Doğu bilimci ile dostluk kurduğunu, ancak hiçbir zaman kendi kimliğini ve değerlerini kaybetmediğini, bu konuda Kırım kökenli olmasının etkili olabileceğini ve kendisinin her zaman “Ben Kırım Bahçesarayı’ndaki caminin müezzini Halil Hoca’nın torunuyum.” dediğini anımsattı.
İnalcık’ın sadece sosyal ve ekonomik tarih konusunda yazmakla kalmadığını vurgulayan İpşirli, “Bu konudaki yanlış çalışmaları veya yanlış görüş ortaya koyanları da şiddetle eleştirdi. (Franz) Babinger’e yazmış olduğu eleştiriler var, birtakım Batılı tarihçilere yazılı eleştiriler var. Bu manada açmış olduğu çığır devam edecektir. Hiçbir zaman unutulmayacağına ben inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
İpşirli, İnalcık’ın başarısında kaynakları çok iyi bilmesinin önemli bir yere sahip olduğuna dikkati çekerek, “Arşiv kaynaklarını ve tarihi kaynakları biliyordu. İkinci olarak literatürü çok iyi takip ediyordu. Ben Chicago’daki bir talebesine sordum, ‘Hocamın nasıl geçer günü?’ diye, ‘Deliler gibi okur. Hemen çıkan her şeyi okumaya ve onları değerlendirmeye çok önem verir.’ dedi. Bu ömrünün sonuna kadar devam etti.” diye konuştu.
Halil İnalcık’ın kendilerine bir örnek teşkil ettiğini kaydeden İpşirli, Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul’a verdiği emeklerin karşılığını gördüğünü, vefatının ardından Fatih Camisi Haziresi’ne defnedildiğini vurgulayarak, “Şu anda Fatih’in komşusu, civarında başka tarihçiler var. Bu da onun için en büyük mükafat. Karacaahmet Mezarlığı’nda bir aile kabristanı varmış. Oraya defnedileceği sırada bazı meslektaşları ve tabii ki Cumhurbaşkanının izni olmadan olmuyor, onun da sahip çıkmasıyla oraya defnedildi.” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki toplantı 2 saat 45 dakika sürdü. Terörle mücadele, Suriye ile normalleşme ve Gazze’deki katliam görüşüldü.

MASADA KRİTİK KONULAR!
İletişim Başkanlığı, toplantı sonrası yapılan yazılı açıklamayı paylaştı.
1. PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla gerçekleştirilen operasyonlar ile son dönemde meydana gelen uluslararası gelişmeler hakkında kurula bilgi sunulmuştur.
2. 15 Temmuz ihanetinin faili FETÖ ile mücadelede gelinen aşama ve önümüzdeki süreçte atılacak adımlar değerlendirilmiş; Türkiye’ye hasım odakların güdümünde her türlü menfur eyleme tevessül eden ve mağduriyet kisvesiyle kendisini aklamaya çalışan terör örgütünün tamamen çökertilmesine yönelik sarsılmaz kararlılık vurgulanmıştır.
3. Terörle mücadelede artan gayretlerimizin, bölge ülkelerinin samimi iş birliği ile müşterek güvenlik meselelerinin çözümüne sağlam bir zemin teşkil ederek komşularımız Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve refahına kalıcı katkıda bulunacağına işaret edilmiştir.
4. Meselelerin çözüme kavuşturulması sürecinde, Suriye’de tüm tarafları kapsayan gerçek bir toplumsal mutabakata ulaşılmasına yönelik desteğin sürdürüleceği ve nifak girişimleri ile iki halkın kadim dostluğunu hedef alan kışkırtmalara müsaade edilmeyeceği vurgulanmış; Suriye topraklarının bölücü terörden arındırılmasının, öncelikle Suriye’nin menfaatlerini ve bekasını teminat altına alacağının altı çizilmiştir.
5. Uluslararası toplumun artan tepkisine rağmen gerçekleştirdiği katliamlarla hiçbir hukuk kuralı ve insani değerle ilişkisi kalmadığını açıkça ilan eden İsrail yönetimi’nin gecikmeksizin durdurulması gerektiği belirtilmiş; aksi hâlde, önce mücavir alanlara müteakiben tüm bölgeye yayılacak bir şiddet sarmalının tetiklenebileceği tekrar hatırlatılmıştır.
6. Türkiye’nin uluslararası antlaşmalar çerçevesinde ve garantör ülke sıfatıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekâtı sayesinde, yarım asırdır Ada’nın tamamında hâkim kılınan barış, huzur ve güven ortamının; harekâtın meşruiyetini ve başarısını tarih önünde tartışmasız bir şekilde teyit ettiği kaydedilmiştir.
Millî davamız olan Kıbrıs meselesinin, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü temelinde iki devletli çözüm esasına göre neticelenmesi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası toplumun eşit bir üyesi olarak tanınması istikametindeki kararlı tutumumuzun muhafaza edileceği vurgulanmıştır.
7. Ege ve Akdeniz’deki meselelerde diyaloğa öncelik veren ve yapıcı yaklaşımımızın istismarına fırsat verilmeyeceği belirtilmiş; hak, alaka ve menfaatlerimizin müdaafasına yönelik tavizsiz uygulamaların sürdürüleceği ifade edilmiştir.
8. Ukrayna’daki savaşa ilişkin gelişmeler ve son dönemdeki diplomatik çabalar ele alınmış; savaşın daha fazla tırmanmadan ve bölgeye yayılmadan adil ve kalıcı bir barışın tesisine yönelik çok taraflı samimi gayretlerin artırılmasına ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir.
9. Somali, Libya, Sudan ve Nijer başta olmak üzere Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında uzun vadeli bir yaklaşımla geliştirilen ilişkiler değerlendirilmiş; Türkiye’nin, güven ve istikrarın tesisi hususunda üzerine düşen sorumluluğun gereklerini yerine getirerek kardeş Afrika halklarının huzur ve refahına katkıda bulunmaya devam edeceği kaydedilmiştir.
Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.
İktisadi Kalkınma Vakfı’nın 2023 verilerine göre, Türkiye 1 milyon 55 bin 885 başvuruyla en çok vize başvurusu yapan 2. ülke olarak konumlanıyor. Başvurular sonucunda 612 bin 841 kişiye çok girişli uniform Schengen vizesi verilirken, ret oranı ise 2022’ye göre 6 puan yükselerek yüzde 21,7’ye çıktı.
Birleşik Arap Emirlikleri tarafından direkt yetkilendirilmesi bulunan resmi acente DubaiVizeAl Yönetim Kurulu Üyesi Burak Akdemir, başvuruların reddedilmesiyle popüler hale gelen yerlerin başında Dubai olduğunu ve 1 günle vize alınabildiğini anlattı.

ONAYLANMAYAN VİZE SORUNU
Sorunsuz tatil yapmak isteyenlerin kolay vize ya da vizesiz ülkelere seyahat seçeneklerini değerlendirdiklerini belirten DubaiVizeAl Yönetim Kurulu Üyesi Burak Akdemir, “Schengen vize başvurularında son dönemde gözle görülür bir artış var. Ancak vize başvurusu için gerekli olan randevular ileri tarihlere veriliyor, hatta bazen gerçekleştirilmek istenen seyahat tarihinden bile geç gerçekleştirilebiliyor. Başvuruların reddedilmesi ya da randevunun geç verilmesi sonucu başvuru yapanların hem yatırdıkları harçlar yanıyor hem de tatil için ödedikleri bedelin belli bir kısmı ceza olarak kesilebiliyor. Üstelik, ilkinde reddedilen vize başvurularının sonraki başvurularda çıkma ihtimali daha da düşüyor. Vatandaşlarımız, bu kadar stresin üstüne bir de istedikleri tatili gerçekleştirmiyorlar” ifadelerini kullandı.
VİZESİZ YERLER TERCİH EDİLİYOR
“Türk tatilciler daha kolay erişilebilir ve vizesiz destinasyonlara yöneliyor. Bu durum, Dubai gibi turistik cazibe merkezlerine olan talebi artırıyor” diyen Burak Akdemir, “Dubai Vizesi Yetkili Başvuru Merkezi olarak, eşsiz turistik yerleri, Türk damak tadına yakın yemek seçenekleriyle, deniziyle kumuyla, alışverişiyle, gece hayatıyla gidenlerin tekrar gitmek istediği Dubai’ye online başvuruyla 1 günde vize hizmeti veriyoruz. Dubai vizesi, Birleşik Arap Emirlikleri’ni oluşturan yedi emirlikte geçerli. Dubai, son derece çekici turistik aktiviteleri ve göz alıcı şehir hayatı ile biliniyor. Dubai’nin sunduğu eşsiz deneyimler, Türk tatilcileri her geçen gün yeni keşifler için bu gözde şehre çekmeye devam ediyor. Türk tatilciler için alternatif bir destinasyon olarak öne çıkıyor” şeklinde konuştu.

TATİLİNİ RİSKE ATMAK İSTEMEYENLERİN ALTERNATİFİ BELLİ
30 ve 60 günlük tek ya da çok girişli Dubai vizelerinin yanı sıra 2 yıllık freelancer serbest çalışma vizesi, ekspres vize de verildiğini dile getiren Akdemir, “Vatandaşlarımız, tatil planlarını riske atmak istemiyor ve Dubai gibi daha erişilebilir destinasyonları tercih ediyor. Türkiye’den Dubai’ye seyahat eden tatilciler için vizenin yanı sıra havalimanı karşılama ve istenilen noktaya transfer, araç kiralama, seyahatini en güzel hâtıralarla ölümsüz kılmak isteyenler için Dubai’nin olmazsa olmazı çöl safari turu, helikopter turu ve kişiye özel rehberlerimizle şehir turu hizmetleri de sunuyoruz” diye konuştu.
Akdemir, yeni popüler seyahat rotaları arasında Mısır, Bali, Umman, Katar gibi alternatif destinasyonların da yer aldığını belirtti.
Haber7 – ÖZEL
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Washington’a giderek ABD Kongresi’nde bir konuşma yaptı. Soykırımcı Netanyahu, konuşması için Kongre’ye girmesinin ardından büyük bir coşkuyla karşılanırken, uzun süre ayakta alkışlandı.
Katil Netanyahu’nun girişindeki alkış tam 3 dakika 40 saniye sürdü. İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD Kongresi’nde ayakta alkışlanırken, İsrail’in Gazze’deki katliamı devam ediyordu.

Soykırım uygulayan Netanyahu’nun Gazze politikasına tepkilerini ortaya koymak üzere toplanan binlerce kişi Washington’da protesto gösterisi düzenledi.
Netanyahu’nun alkışlandığı görüntülere ilişkin konuşan gazeteciler sert tepki gösterdi.
Netanyahu’nun, İsrail ordusunun Refah’ta “neredeyse hiç sivil öldürmediğini” ilişkin açıklamalarına isyan eden Filistinli Gazeteci Moin Naim, böylesine bir katliamı alkışlayacak insanların olmasının dünya için utanç verici olduğunu söyleyerek isyan etti. Haber7’ye konuşan Gazeteci Serdar Arseven ve Gazeteci Yazar M. Mustafa Uzun da dün izlenen görüntülerin ‘insanlık için ‘utanç kaynağı’ olduğunu vurguladılar.
FİLİSTİNLİ GAZETECİ İSYAN ETTİ
ABD kongresinde yaşanılanları ‘sirk oyunu’ olarak nitelendiren Filistinli Gazeteci Moin Naim, yaşanılan katliamın boyutunun Filistin harici insanlık adına ‘utanç verici’ görüntüler olduğunu belirtti. Filistinli Gazeteci Moin Naim, “Bu dünyada bu kadar katliamı alkışlayabilecek insan olduğunu görmek Filistin olduğu için değil insan olduğu için utandırır” dedi.
Moin Naim, soykırımcı Netanyahu’nun Gazze’de saldırılar devam ederken ABD kongresinde alkışlandığı görüntülerle üç temel unsurun daha anlaşılır olduğunu açıkladı. İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarının ve katliamın asıl failinin ABD olduğunu belirten Moin Naim, ABD’li kongre üyelerinin kendilerini kaptırarak alkışlamalarıyla İsrail basının dahi dalga geçtiğini hatırlattı. Netanyahu’nun işlediği savaş suçlarını alenen açıkladığını ve anlattığını ifade eden Moin Naim, ABD senatosunun büyük bir kısmının İsrail devletinin ABD’de PR çalışmasını yapan IBAK kurumu tarafından fonlandığını dile getirdi. ABD tarihinde ilk kez İsrail’e karşı senatoda protesto edildiğine de vurgu yapan Moin Naim, Demokrat Parti’nin birçok kongre üyesinin katılım sağlamadığı ve hatta Filistin yanlısı olmayan başkan adayının dahi katılım sağlamadığına dikkat çekti.
BATI’NIN İKİ YÜZLÜLÜĞÜ DİYEREK AÇIKLADI!
Netanyahu’nun alkışlandığı görüntülere ilişkin konuşan Gazeteci Yazar M. Mustafa Uzun, ABD’nin insanlık karnesinin sıfır olduğunu vurguladı.
Uzun, ABD Kongresi’nin kanlar üzerine kurulu olduğunu söyleyerek Gazze kasabı Netanyahu’nun alkışlanmasının şaşırtıcı olmadığını belirtti. Demokrat Parti Başkanı ve yardımcısının kongreye katılmayarak pek çok üyenin de katılım sağlamamasına dikkat çeken Mustafa Uzun, Netanyahu’nun dün alkışlandığı esnada beş kişinin şehit edildiğinin altını çizdi. Bu görüntülerin batının iki yüzlülüğünü ortaya çıkardığını söyleyen Gazeteci Uzun, meclisin dün akşam Amerika tarihindeki o kara lekelere bir yenisini daha eklediğini açıkladı.
ARSEVEN: “ABD SİYONİZMİN UŞAĞI SÖZDE DEVLET”
ABD’ye sert eleştirilerde bulunan Gazeteci Serdar Arseven, ABD’nin sözde devlet olduğunu ve devlet olmanın hiçbir özelliğine sahip olmadığını ifade etti. Dünyayı zulme ve kana boğan ABD tarafından soykırımcı Netanyahu’nun alkışlanmasının şaşırtıcı olmadığını söyleyen Arseven, ABD ve İsrail’in soykırım kardeşi ve soykırımcılığın ortak paydaları olduğunu belirtti. Serdar Arseven, “ABD’de ister Cumhuriyetçi ister Demokrat gelsin, ABD’lilerin siyasi tercihlerinin hiçbir önemi yoktur. Sonuçta ABD, Siyonizmin uşağı olan bir sözde devlettir” dedi.
Amerika’nın topyekûn İslam düşmanı olduğunu belirten Gazeteci Serdar Arseven, ABD Kongresi’nde Siyonizm’in savunucusu Netanyahu’nun alkışlanmasının Müslümanlar tarafından ‘uyanış’ olması gerektiğine dikkat çekti. Türkiye’nin de tehdit altında olduğunu söyleyen Arseven, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin altını çizdi. Netanyahu’nun sivil katliamı yapmadığına dair kongrede konuşma yaparken ve ayakta alkışlanırken Gazze’de onlarca çocuğun aynı anda katledildiğini açıklayan Serdar Arseven, ABD Kongresi’ndeki görüntüleri kınayarak lanetlediğini belirtti.
İktisadi Kalkınma Vakfı’nın 2023 verilerine göre, Türkiye 1 milyon 55 bin 885 başvuruyla en çok vize başvurusu yapan 2. ülke olarak konumlanıyor. Başvurular sonucunda 612 bin 841 kişiye çok girişli uniform Schengen vizesi verilirken, ret oranı ise 2022’ye göre 6 puan yükselerek yüzde 21,7’ye çıktı.
Birleşik Arap Emirlikleri tarafından direkt yetkilendirilmesi bulunan resmi acente DubaiVizeAl Yönetim Kurulu Üyesi Burak Akdemir, başvuruların reddedilmesiyle popüler hale gelen yerlerin başında Dubai olduğunu ve 1 günle vize alınabildiğini anlattı.
ONAYLANMAYAN VİZE SORUNU
Sorunsuz tatil yapmak isteyenlerin kolay vize ya da vizesiz ülkelere seyahat seçeneklerini değerlendirdiklerini belirten DubaiVizeAl Yönetim Kurulu Üyesi Burak Akdemir, “Schengen vize başvurularında son dönemde gözle görülür bir artış var. Ancak vize başvurusu için gerekli olan randevular ileri tarihlere veriliyor, hatta bazen gerçekleştirilmek istenen seyahat tarihinden bile geç gerçekleştirilebiliyor. Başvuruların reddedilmesi ya da randevunun geç verilmesi sonucu başvuru yapanların hem yatırdıkları harçlar yanıyor hem de tatil için ödedikleri bedelin belli bir kısmı ceza olarak kesilebiliyor. Üstelik, ilkinde reddedilen vize başvurularının sonraki başvurularda çıkma ihtimali daha da düşüyor. Vatandaşlarımız, bu kadar stresin üstüne bir de istedikleri tatili gerçekleştirmiyorlar” ifadelerini kullandı.
VİZESİZ YERLER TERCİH EDİLİYOR
“Türk tatilciler daha kolay erişilebilir ve vizesiz destinasyonlara yöneliyor. Bu durum, Dubai gibi turistik cazibe merkezlerine olan talebi artırıyor” diyen Burak Akdemir, “Dubai Vizesi Yetkili Başvuru Merkezi olarak, eşsiz turistik yerleri, Türk damak tadına yakın yemek seçenekleriyle, deniziyle kumuyla, alışverişiyle, gece hayatıyla gidenlerin tekrar gitmek istediği Dubai’ye online başvuruyla 1 günde vize hizmeti veriyoruz. Dubai vizesi, Birleşik Arap Emirlikleri’ni oluşturan yedi emirlikte geçerli. Dubai, son derece çekici turistik aktiviteleri ve göz alıcı şehir hayatı ile biliniyor. Dubai’nin sunduğu eşsiz deneyimler, Türk tatilcileri her geçen gün yeni keşifler için bu gözde şehre çekmeye devam ediyor. Türk tatilciler için alternatif bir destinasyon olarak öne çıkıyor” şeklinde konuştu.
TATİLİNİ RİSKE ATMAK İSTEMEYENLERİN ALTERNATİFİ BELLİ
30 ve 60 günlük tek ya da çok girişli Dubai vizelerinin yanı sıra 2 yıllık freelancer serbest çalışma vizesi, ekspres vize de verildiğini dile getiren Akdemir, “Vatandaşlarımız, tatil planlarını riske atmak istemiyor ve Dubai gibi daha erişilebilir destinasyonları tercih ediyor. Türkiye’den Dubai’ye seyahat eden tatilciler için vizenin yanı sıra havalimanı karşılama ve istenilen noktaya transfer, araç kiralama, seyahatini en güzel hâtıralarla ölümsüz kılmak isteyenler için Dubai’nin olmazsa olmazı çöl safari turu, helikopter turu ve kişiye özel rehberlerimizle şehir turu hizmetleri de sunuyoruz” diye konuştu.
Akdemir, yeni popüler seyahat rotaları arasında Mısır, Bali, Umman, Katar gibi alternatif destinasyonların da yer aldığını belirtti.
BİLİRKİŞİ RAPORU AÇIKLANDI
Konak ilçesinde 12 Temmuz’da sağanak sırasında su birikintisine basan Özge Ceren Deniz ile İnanç Öktemay’ın elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesiyle ilgili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma devam ediyor. İZSU, Gdz Elektrik ve altyapı işlemlerini yürüten firmalardan çalışanların bulunduğu 35 şüpheliden 14’ünün tutuklandığı olayda, bilirkişi heyeti raporu da açıklandı.
Bilirkişi incelemesine ilişkin teknik detayların yer aldığı raporda, olay yerini kapsayan Gdz Elektrik’e ait alçak gerilim devrelerinin yalıtım dirençlerinin ölçüldüğü, F ve M besleme devrelerinin birer faz kablosundaki kaçakların yaşanılan olayın açık nedeni olabileceği belirtildi.
Kazı çalışması sonucu M besleme devresine ait tek damarlı kablolardan birisinin yağmur tahliye mazgal kapağı altında sıkışmış ve yalıtımının zedelenmiş durumda olduğunun görüldüğü, F besleme devresine ait arızalı faz iletkenine ise olay yerinde rastlanmadığı kaydedildi.
Elektrik kablolarının yönetmeliğe göre yüzeyden 60-80 santimetre derinlikte olması gerekirken olay yeri çevresinde 36-45 santimetre aralığına gömülü olduğu, temasın olduğu noktada ise derinliğin mazgal kapağı seviyesine geldiğinin aktarıldığı raporda, şu görüşlere yer verildi:
“Mazgal kapağı bitişiğinden geçirilen beyaz renkli drenaj borusunun kabloları kapağa doğru yükseltmesi ve bu arada kablo koruyucu borunun bu bölümde iptal edilmiş olması, İZSU uygulamalarının sonucudur. Bu durumun, kazanın asli nedenlerinden biri olduğu kanaatindeyiz. Kabloların 36-45 santimetre aralığındaki derinliğe gömülmüş olması, kazanın yaşanmış olmasının asli nedenlerinden bir diğeri olarak Gediz A.Ş’nin uygulamaları sonucu olduğu kanaatindeyiz. Sonuç olarak her iki kurumun ihmalleri olduğu kanaatine varılmaktadır.”
Raporda, ölüm olayının yaşandığı bölgede İZSU’nun çalışması öncesi de sorunlar yaşandığına ilişkin tanık ve şüpheli ifadelerinin bulunduğuna işaret edilerek, “Olaylar zincirinin 4 Ocak 2024’teki İZSU çalışmasından önce başlamış olması 2015 yılında devreye alınan bu kabloların sorunlarının yalnızca İZSU çalışması ile ilgili olmadığına işaret etmektedir. 5-6 yıl önce yaya kaldırımı altındaki onarımı yapılan yanık kablo arızaları da dikkate alındığında bölgenin denize olan yakınlığı, su taşkınlarına müsaitliği gibi yerel koşulların yeterince dikkate alınmadığı, arızaların kök nedenlerinin analiz edilmeyip bir an önce arızayı gidererek işi sonlandırma alışkanlığı gibi olumsuz uygulamaların olayda etken olabileceği değerlendirilmiştir.” ifadeleri yer aldı.
Raporun sonuç bölümünde ölümlere neden olan faz-toprak arızasının yaşanmasında etkili olan unsurlar ise şöyle sıralandı:
“Gdz Elektrik tarafından, 2015 senesinde yapılan altyapı çalışmaları esnasında kabloların, asgari 60-80 santimetre derinliğe gömülmüş olmaması; İZSU ekiplerinin, yağmur suyu tahliye mazgalı ve drenaj borusu ile ilgili işler sırasında elektrik kablolarını yüzeye daha da yakınlaştırmaları, İZSU ekipleri ile Gdz Elektrik arasında altyapı çalışmalarında yeterli koordinasyonun olmaması, birbirlerini denetleyemedikleri gibi hatalı durumları düzeltme konusunda işbirliği yapamamaları olayın yaşanmasında etkili olmuştur.”
Raporda, ayrıca elektrik tesisatı boyunca meydana gelebilecek yalıtım hataları sonucu can kayıplarının önlenmesi için en önemli koruma önlemi olan RCD (Artık Akım Koruma Cihazı) ve RCM (Artık Akım İzleme Cihazı) sistemlerinin dağıtım şebekelerinde kullanımı için TEDAŞ’ın uygulama yönetmeliğinde düzenleme yapılması gerektiği de belirtildi.
OLAY VE SORUŞTURMA
Konak ilçesinde 12 Temmuz’da sağanak sırasında su birikintisine basan Deniz ve Öktemay, elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmiş, soruşturma kapsamında gözaltı talimatı verilen 35 şüpheliden 33’ü yakalanmış, 6’sı ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı. Gözaltındaki 27 şüpheli ise emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmiş, 14’ü tutuklanmıştı.
Dosya kapsamında bilirkişi raporuna göre 5 şüphelinin daha olayda ihmalinin olduğu belirlenerek gözaltı talimatı verilmiş, bunlardan 3’ü yakalanırken 1 kişinin kanser tedavisi gördüğü, 1 kişinin ise yurt dışında olduğu belirtilmişti. Yakalanan 3 kişi daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Şüpheliler ifadelerinde “elektrik kablosunun yüzeye yakın olduğunu”, “koruyucu borusunun kesildiğini”, “elde malzeme olmadığı için borunun değiştirilemediğini” söylemiş, “mazgallarda yapılan işlemler sırasında İZSU gözlemcisinin izinli olduğu” da kayıtlarda yer almıştı.
]]>BİLİRKİŞİ RAPORU AÇIKLANDI
Konak ilçesinde 12 Temmuz’da sağanak sırasında su birikintisine basan Özge Ceren Deniz ile İnanç Öktemay’ın elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesiyle ilgili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma devam ediyor. İZSU, Gdz Elektrik ve altyapı işlemlerini yürüten firmalardan çalışanların bulunduğu 35 şüpheliden 14’ünün tutuklandığı olayda, bilirkişi heyeti raporu da açıklandı.
Bilirkişi incelemesine ilişkin teknik detayların yer aldığı raporda, olay yerini kapsayan Gdz Elektrik’e ait alçak gerilim devrelerinin yalıtım dirençlerinin ölçüldüğü, F ve M besleme devrelerinin birer faz kablosundaki kaçakların yaşanılan olayın açık nedeni olabileceği belirtildi.
Kazı çalışması sonucu M besleme devresine ait tek damarlı kablolardan birisinin yağmur tahliye mazgal kapağı altında sıkışmış ve yalıtımının zedelenmiş durumda olduğunun görüldüğü, F besleme devresine ait arızalı faz iletkenine ise olay yerinde rastlanmadığı kaydedildi.
Elektrik kablolarının yönetmeliğe göre yüzeyden 60-80 santimetre derinlikte olması gerekirken olay yeri çevresinde 36-45 santimetre aralığına gömülü olduğu, temasın olduğu noktada ise derinliğin mazgal kapağı seviyesine geldiğinin aktarıldığı raporda, şu görüşlere yer verildi:
“Mazgal kapağı bitişiğinden geçirilen beyaz renkli drenaj borusunun kabloları kapağa doğru yükseltmesi ve bu arada kablo koruyucu borunun bu bölümde iptal edilmiş olması, İZSU uygulamalarının sonucudur. Bu durumun, kazanın asli nedenlerinden biri olduğu kanaatindeyiz. Kabloların 36-45 santimetre aralığındaki derinliğe gömülmüş olması, kazanın yaşanmış olmasının asli nedenlerinden bir diğeri olarak Gediz A.Ş’nin uygulamaları sonucu olduğu kanaatindeyiz. Sonuç olarak her iki kurumun ihmalleri olduğu kanaatine varılmaktadır.”
Raporda, ölüm olayının yaşandığı bölgede İZSU’nun çalışması öncesi de sorunlar yaşandığına ilişkin tanık ve şüpheli ifadelerinin bulunduğuna işaret edilerek, “Olaylar zincirinin 4 Ocak 2024’teki İZSU çalışmasından önce başlamış olması 2015 yılında devreye alınan bu kabloların sorunlarının yalnızca İZSU çalışması ile ilgili olmadığına işaret etmektedir. 5-6 yıl önce yaya kaldırımı altındaki onarımı yapılan yanık kablo arızaları da dikkate alındığında bölgenin denize olan yakınlığı, su taşkınlarına müsaitliği gibi yerel koşulların yeterince dikkate alınmadığı, arızaların kök nedenlerinin analiz edilmeyip bir an önce arızayı gidererek işi sonlandırma alışkanlığı gibi olumsuz uygulamaların olayda etken olabileceği değerlendirilmiştir.” ifadeleri yer aldı.
Raporun sonuç bölümünde ölümlere neden olan faz-toprak arızasının yaşanmasında etkili olan unsurlar ise şöyle sıralandı:
“Gdz Elektrik tarafından, 2015 senesinde yapılan altyapı çalışmaları esnasında kabloların, asgari 60-80 santimetre derinliğe gömülmüş olmaması; İZSU ekiplerinin, yağmur suyu tahliye mazgalı ve drenaj borusu ile ilgili işler sırasında elektrik kablolarını yüzeye daha da yakınlaştırmaları, İZSU ekipleri ile Gdz Elektrik arasında altyapı çalışmalarında yeterli koordinasyonun olmaması, birbirlerini denetleyemedikleri gibi hatalı durumları düzeltme konusunda işbirliği yapamamaları olayın yaşanmasında etkili olmuştur.”
Raporda, ayrıca elektrik tesisatı boyunca meydana gelebilecek yalıtım hataları sonucu can kayıplarının önlenmesi için en önemli koruma önlemi olan RCD (Artık Akım Koruma Cihazı) ve RCM (Artık Akım İzleme Cihazı) sistemlerinin dağıtım şebekelerinde kullanımı için TEDAŞ’ın uygulama yönetmeliğinde düzenleme yapılması gerektiği de belirtildi.
OLAY VE SORUŞTURMA
Konak ilçesinde 12 Temmuz’da sağanak sırasında su birikintisine basan Deniz ve Öktemay, elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmiş, soruşturma kapsamında gözaltı talimatı verilen 35 şüpheliden 33’ü yakalanmış, 6’sı ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı. Gözaltındaki 27 şüpheli ise emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmiş, 14’ü tutuklanmıştı.
Dosya kapsamında bilirkişi raporuna göre 5 şüphelinin daha olayda ihmalinin olduğu belirlenerek gözaltı talimatı verilmiş, bunlardan 3’ü yakalanırken 1 kişinin kanser tedavisi gördüğü, 1 kişinin ise yurt dışında olduğu belirtilmişti. Yakalanan 3 kişi daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Şüpheliler ifadelerinde “elektrik kablosunun yüzeye yakın olduğunu”, “koruyucu borusunun kesildiğini”, “elde malzeme olmadığı için borunun değiştirilemediğini” söylemiş, “mazgallarda yapılan işlemler sırasında İZSU gözlemcisinin izinli olduğu” da kayıtlarda yer almıştı.
]]>BABA İÇİN DE İDDİANAME HAZIRLANDI
Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmayı tamamlayıp, cinayetle ilgili ilk iddianamesini E.Ö. için hazırladı. E.Ö. hakkında ‘canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme’ suçundan 18 yıldan 24 yıla kadar, ‘ruhsatsız silah taşıma’ suçundan da 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istendi. Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı, baba Orhan Ö. için de iddianame hazırladı. Orhan Ö. için ‘canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye azmettirme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
BABADAN ‘ÖLDÜR’ TALİMATI İDDİASI
İddianamede; Orhan Ö.’nün dini nikahla yaşadığı Sultan Durmaz ile ayrıldıktan sonra Durmaz’ı sürekli rahatsız ettiği, işlediği başka suçtan hükümlü olarak bulunduğu İzmir Buca Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan 2 Mayıs’ta izinli çıktığı belirtildi. Orhan Ö.’nün çıktıktan sonra Durmaz’ın yaşadığı evin önüne gelip, birilerinin başına bir iş geleceği yönünde tehdit ettiği de iddianamede yer aldı. Ayrıca E.Ö.’nün olaydan önce aradığı Durmaz’a babası Orhan Ö.’nün talimatıyla kendisini öldüreceğini söylediği belirtildi.
TANIK İFADELERİ DOĞRULADI
İddianamede; E.Ö.’nün, Orhan Ö.’nün ceza infaz kurumunda bulunduğu sürede Sultan Durmaz’a yönelik herhangi bir eyleminin bulunmamasına karşılık, Orhan Ö.’nün cezaevinden çıktığı dönemde, oğlunun Durmaz’ın evinin önüne gidip Ataman’ı öldürmesinin Orhan Ö.’nün ‘azmettirici’ olduğunu gösterdiği; olayla ilgili alınan tanık ifadelerin de bunu doğruladığına yer verildi. Bu iddianame de Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianameleri kabul eden Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi, açılan davaların birleştirilmesine karar verdi.
HASTANE KAYITLARINDA YOK
Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tensip zaptı düzenledi. Tensip zaptında mahkeme tarafından E.Ö.’nün, nüfus ve hastane kayıtlarına göre 24 Nisan 2007’de doğduğu belirtilerek, nüfusa ise 14 Ağustos 2009’da kaydının gerçekleşmesi hususu yer aldı. Orhan Ö.’nün düşük ve ölüm de dahil başka bir çocuğu olup olmadığının araştırılması istendi. Ayrıca Balıkesir İl Halk Sağlığı Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak 24 Nisan’da 2007’de topuk kanı alınıp alınmadığı soruldu. Yine E.Ö.’nün tüm hastane kayıtları hakkında mahkemeye bilgi verilmesi, 24 Nisan 2007 tarihi öncesinde herhangi bir kayıt bulunup bulunmadığı bilgisi istendi. Balıkesir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından mahkemeye E.Ö.’nün topuk numunesinin bulunmadığı ve anneye ait 2007 doğumlu bir bebeğin kayıtlarda olmadığı bildirildi.
CİNAYET SANIĞINA 24 YIL, BABAYA BERAAT
Davanın karar duruşması 12 Temmuz’da görüldü. Mahkeme heyeti, kararını açıklayıp, Balıkesir’de bir zincir restoranda motokurye olarak çalışan Ata Emre Akman’ı bıçaklayıp öldüren tutuklu sanıklardan E.Ö., 24 yıl hapis cezasına çarptırılırken, onu azmettirmekle suçlanan babası Orhan Ö.’nün (39) ise beraatine karar verdi.
‘FÜTURSUZCA, SADİST DUYGULARLA SEBEPSİZ OLARAK ÖLDÜRÜLDÜ’
Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gerekçeli karar da açıklandı. 35 sayfalık gerekçeli kararda, E.Ö. ile Ata Emre Akman arasında olay öncesine dayanan herhangi bir husumet bulunmadığı belirtildi. E.Ö.’nün ilk defa karşılaştığı Akman’la çok kısa bir süre konuşmasının ardından elindeki bıçağı acımasızca ve hunharca savurduğu kaydedildi. E.Ö.’nün öldürücü bölgeleri hedef alarak 25 bıçak darbesiyle Akman’ı öldürmesiyle ilgili “Failin eylemini her türlü insani duygu, düşünce ve değerden arınmış şekilde, pervasız ve fütursuzca, içindeki sadist duyguların tezahürü sonrası maktulü sebepsiz olarak sırf öldürmek için öldürdüğü ve suça konu eylemin yasa metnindeki canavarca hisse vücut verdiği kabul edilmiştir” ifadelerine yer verildi.
‘SOMUT BİR DELİL OLMADIĞI İÇİN BEERATİNE KARAR VERİLDİ’
Azmettirici suçundan yargılanan Orhan Ö. ile ilgili verilen kararla ilgili olarak da Yargıtay kararları da dikkate alınarak azmettirme suçuna ilişkin somut bir delil olmaması nedeniyle beraatine kararı verildiği kaydedildi.
‘CEZASIZLIK ALGISI TOPLUM REFAHINI, HUZUR VE SÜKUNUNU HEDEF ALMAKTADIR’
Gerekçeli kararda İnfaz Kanunu’nun yetersiz olduğuna da vurgu yapılarak, “En azından hayata karşı işlenen suçlar yönünden ceza infaz yasası ile TCK’da yeniden bir değerlendirme yapılmasında fayda olduğu değerlendirilmektedir. Suçluların kendi dünyasındaki cezasızlık algısı çok ciddi şekilde toplum refahını, huzur ve sükununu hedef almaktadır” denildi.
KARAR MECLİS’E GÖNDERİLDİ
Hakimlerin kanun doğrultusunda karar verdiği, adaletin verilen kararlar ve infazla birlikte tesis edildiği, eğer adalete olan inancın tam olarak sağlanması durumunda kimsenin ‘sosyal medyada adalet noktasında medet ummayacağı’ da gerekçeli kararda ifade edildi. Adalet duygusunun tatmin edilmesi için cezanın infazında ortaya çıkacak aksaklıkların düzenlenmesi için kararın TBMM Adalet Komisyonu’na gönderilmesine karar verildiği belirtildi.
Son bir haftada, biri terörden arananlar listesinde kırmızı kategoride yer alan 94 terörist etkisiz hale getirildi. Yılbaşından bu yana Irak’ta 726 ve Suriye’nin kuzeyinde 795 terörist etkisiz hale getirilirken toplam sayı 1521 oldu.
Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 3 PKK’lı terörist daha Habur’daki Hudut Karakolu’na teslim oldu.
Terör inlerine kilit vurmayı sürdüren Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit
Operasyon bölgesinde teröristlere ait çok sayıda mühimmat, mayın ve yaşam malzemesi de ele geçirildi.
MSB’den yapılan açıklamada, 19 Temmuz’da şehit olan Piyade Yarbay Abdullah Cem Demirkan’a bir kez daha baş sağlığı dilendi.

HUDUDU GEÇEMEDEN ENGELLENEN KİŞİ SAYISI 66 BİN 59
Son bir hafta içerisinde, 8’i terör örgütü mensubu olmak üzere 395 şahıs yakalandı.
1 Ocak’tan bugüne kadar yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 7 bin 102 oldu.
Son bir haftada engellenen 834 şahıs ile birlikte bu yıl içerisinde engellenen kişi sayısı da 66 bin 59’a ulaştı.
“İSRAİL BMGK KARARINA RAĞMEN GAZZE’DE İNSANLIK DIŞI KATLİAMLARINA DEVAM EDİYOR”
MSB İsrail’in Gazze’deki katliamlarına ilişkin de açıklama yaptı:
“İsrail, uluslararası toplumun tüm çağrılarına ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararına rağmen Gazze’de insanlık dışı katliamlarına devam etmektedir.
İsrail’in süregiden saldırıları ve İsrailli yetkililerin kışkırtıcı açıklamaları Gazze’de devam eden çatışmaların bölgesel savaşa dönüşme ve yeni felaketlere yol açma riskini artırıyor.
İsrail uçaklarının Yemen’e gerçekleştirdiği hava saldırıları ve İsrail-Lübnan sınırında artan gerginlik bölgesel barış ve istikrarı tehdit ediyor.
1967 sınırlarında, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin Devleti’nin kurulması uluslararası hukukun gereğidir.
Nitekim, Uluslararası Adalet Divanı da son Kararında Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.”
6 ADET F-16 UÇAĞI KATAR’A İNTİKAL EDECEK
Kara Kuvvetlerince yapılan çalışmalar, eğitimler, tatbikatlarla ortak bilgi, tecrübe ve yetenek paylaşımının Deniz ve Hava unsurlarınca da gerçekleştirilmesi amacıyla; Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı bünyesinde teşkil edilen Deniz ve Hava Unsur Komutanlıkları kapsamında; Deniz Unsur Komutanlığına bağlı olarak görev yapacak 2 adet Tuzla Sınıfı Karakol Gemisi (TCG KUMKALE ve TCG KUŞADASI) için 26 Temmuz’da Aksaz Deniz Üs Komutanlığında uğurlama töreni yapılacak
Hava Unsur Komutanlığı için de 30 Temmuz’da 6 adet F-16 uçağı Katar’a intikal edecek.
SAVUNMA SANAYİ / ENVANTERE GİREN YENİ SİLAH SİSTEMLERİ
MSB’den yapılan açıklamada, “Teknolojisi, tecrübesi, mühendislik altyapısı ve proje yönetim sistematiği ile tüm dünyanın dikkatini çeken yerli ve millî savunma sanayimizle Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetleri daha da artmaktadır.” denildi.
T-70 Genel Maksat Helikopteri ile Sabit Kanatlı Dikey İniş Kalkışlı İnsansız Hava Aracının (BAHA) muayene ve kabul faaliyeti tamamlandı.
Ayrıca, Bakanlığımıza bağlı ASFAT ile BOTAŞ arasında “Deniz Temizlik ve Petrol Toplama Gemisi” üretilmesine yönelik sözleşme imzalandı.
İTALYAN GEMİSİNİN EGE DENİZİ’NDEKİ FAALİYETLERİ
Milli Savunma Bakanlığı Kaynakları, Ege’nin güneyinde Türk deniz yetki alanına girmeye çalışan bir İtalyan gemisiyle ilgili gerginlik yaşandığına ilişkin haberleri değerlendirdi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Yunanistan tarafından 21 Temmuz tarihinde İtalyan bayraklı R/V IEVOLI RELLUME Kablo döşeme gemisinin icra edeceği faaliyetlere ilişkin bir kısmı Deniz Yeki Alanlarımıza giren seyir duyuruları yayınlanmıştır. Konuyla ilgili olarak tarafımızdan derhal itiraz nitelikli seyir duyuruları yayınlanmış ve Deniz Yetki Alanlarımıza giren bölgelerde çalışma yapılabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti makamlarından izin alınması gerektiği bildirilmiştir.
22 Temmuzda söz konusu gemi Deniz Yetki Alanımıza girmemesi konusunda uyarılmış ve gemilerimiz tarafından engellenmiştir. Daha sonra yapılan koordinasyon neticesinde belirtilen koordinatlarda çalışma yapılmasına izin verilmiş ve Deniz Kuvvetlerimize ait gemiler refakatinde faaliyetini tamamlayarak kıta sahanlığımızdan ayrılmıştır. Bahse konu geminin faaliyetleri bölgede bulunan Deniz Kuvvetleri unsurlarımızca yakından takip edilmektedir.
Deniz yetki alanlarımıza saygı duyan ve işbirliği yapan Yunan ve İtalyan makamlarına teşekkür ediyoruz.”
“IRAK’IN KUZEYİNDE KİLİT KAPANACAK”
Irak Cumhurbaşkanı Abdüllatif Reşid’in eşi ve ülkenin eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin baldızı Shanaz İbrahim Ahmed’in “TSK’nın operasyonları sivil halka zarar veriyor” şeklindeki sözlerine de yanıt verdi.
TSK’ya yönelik söz konusu iddiaların asılsız olduğunu vurgulayan kaynaklar, “Bu açıklama ve ithamların, Irak’ın genelini yansıtmadığı açıktır. Kaldı ki Irak tarafı da PKK’yı yasaklı örgüt olarak ilan etmiştir. Ülkemiz kardeş Irak ile bu türden asılsız iddialar üzerine diyalog geliştirmemektedir. Türkiye olarak ikili ilişkilerimizi her alanda geliştirmek istiyoruz. Bu alanlardan biri de terörle mücadeledir. Irak’ın kuzeyinde kilit kapanacak ama terörle mücadele hiçbir zaman bitmeyecek. ‘Terör’ kelimesi bu coğrafyadan tamamen silinene kadar mücadelemiz devam edecek.” ifadelerini kullandı.
ABD’NİN SURİYE’YE AVENGER STİNGER HAVA SAVUNMA SİSTEMİ NAKLİ
Bakanlık kaynakları, ABD’nin Suriye’ye Avenger Stinger Hava Savunma Sistemlerini naklederek bunları terör örgütü PKK/YPG’ye verdiğine dair haberlere ilişkin şunları kaydetti:
”TSK, savunma ve güvenlik konusunda her gelişmeyi yakından takip etmektedir. ABD, bölgede bulunan kendi üslerinin hava savunmasını sağlamak maksadıyla Avenger Stinger Hava Savunma Sistemleri göndermiştir. Müttefikimiz ABD’den beklentimiz, daha önce DEAŞ’la mücadele bahanesiyle terör örgütü PKK/YPG-SDG’ye verdiği tüm yardım ve desteği sonlandırması, bir terör örgütüyle işbirliği yapılarak başka bir terör örgütüyle mücadele edilemeyeceğini anlaması ve terörle mücadelemize samimi destek vermesidir.”
M4 KARAYOLUNDA RUSYA İLE ORTAK DEVRİYELER
Bakanlık kaynakları, İdlib’deki M4 karayolunda Rusya ile yeniden ortak devriyelerin başlayıp başlamayacağına dair soruya da şu cevabı verdi:
Bölgenin barış ve huzura kavuşması için Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü girişimde bulunmaktadır ve gelecekte de bulunmaya devam edecektir. Bu kapsamda, M4 karayolunun güvenliğinin kontrol edilmesi konusunu başından beri ifade etmekteyiz. Bu konuda muhataplar ile görüşmeler sürmektedir. Türkiye, bölgede istikrar ve barışa katkı sağlayacak hiçbir çabadan çekinmemekte, sorumluluk almaktan imtina etmemektedir.”
]]>
Eylem Tok duruşmaya turuncu mahkum kıyafetiyle getirilmiş: Fotoğraftaki halinden eser yok












İstanbul’da 1 Mart gecesi ehliyetsiz kullandığı araçla Murat Aci’nın hayatını kaybetmesine ve dört kişinin yaralanmasına yol açan Timur Cihantimur ile annesi Eylem Tok’un, Türkiye’ye iadesiyle ilgili davaların görülmesine Massachusetts eyaleti Boston Bölge Mahkemesi’nde devam ediliyor.
TASLAK METİNDE İADE KARARI
Massachusetts Bölge Başsavcı Yardımcısı Kristen A. Kearney, Eylem Tok’un 11 Eylül’de Boston’da yapılacak Türkiye’ye iadesiyle ilgili duruşması öncesinde, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın iadeyi onaylaması için hazırladığı taslak karar metnini Hakim Donald Cabell’e sundu. Taslak metninde Tok’un Türkiye’ye iade kararı gerekçeleriyle açıklandı.

Bununla birlikte VOA Türkçe’den Mehmet Sümer haberine göre, taslak kararın duruşmanın yapılacağı tarihten bir buçuk ay öncesinde kamuya açık bir ortamda paylaşılmış olmasını “sıradışı” olarak değerlendirdi.
Taslak karar metninde hakimin Türkiye’den gelen delilleri yeterli bulduğu belirtilerek, “Kaçak olan Eylem Tok’un Türk Ceza Kanunu’nun 281’inci maddesine aykırı olarak delilleri yok etmek, saklamak ve değiştirmek; ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 283. maddesine aykırı olarak suçluyu korumaktan Türkiye’ye iadesini onaylıyorum. ABD Dışişleri Bakanı tarafından iade ve teslim konusunda daha ayrıntılı karar verilinceye kadar kendisini bu süre içinde gözetim altında tutulması için adli kolluk güçlerine teslim ediyorum” ifadesi yer aldı.
BAŞSAVCI KAMUYA AÇIK ŞEKİLDE PAYLAŞTI
Başsavcı Yardımcısı Kearney’nin hazırladığı taslak karar metnini, ABD Adalet Sistemi Mahkeme Elektronik Kayıtlarının tutulduğu kamuya açık çevrimiçi sistem üzerinden paylaşması dikkat çekti.
Tok ile ilgili hazırlanan taslak iade kararında şu ifadelere yer verildi: “Mahkeme, 11 Eylül 2024 tarihinde yapılan bir iade duruşmasının özellikle Türkiye Cumhuriyeti tarafından sunulan tasdikli, onaylı belge ve delilleri, hem avukatların hem de savcının yaptığı karşılıklı savunma ve argümanlarını değerlendirdikten sonra aşağıdaki hususları tespit ederek, tasdik için ABD Dışişleri Bakanlığı’nın onayına sunmuştur.”
Taslak karar metninde, imzası olan kişilerin ayrıca mahkemenin yargılama ve iade işlemlerini yürütmeye yetkisi olduğu belirtilerek “Bu Mahkeme, Türkiye’nin Tok’un iadesi talebine cevaben ABD tarafından yapılan şikayet sonrasında 14 Haziran 2024 tarihinde bu bölgede bulunan ve tutuklanan Eylem Tok’u kişisel olarak yargılama yetkisine sahiptir. ABD ile Türkiye arasındaki suçluların iadesi anlaşması bu davayla ilgili tüm süreç içinde tam olarak yürürlükte ve geçerliydi. ABD ile Türkiye arasındaki suçluların iadesi anlaşmasındaki Madde 2 uyarınca, Tok’un yargılandığı ve yargılanmak üzere iadesinin talep edildiği suçları kapsamaktadır” ifadesi kullanıldı.
Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmanın 2. Maddesi şöyle: Suçlu iadesi, talep eden devlet adli makamlarınca yürütülen bir soruşturma, kovuşturma veya isteyen devlet mahkemelerince verilip kesinleşmiş bir mahkeme hükmü nedeniyle talep edilen devlet ülkesinde bulunan şüpheli, sanık veya hükümlünün isteyen devlete teslim edilmesidir.”
HAKİM ONAYLADI
Savcının hazırladığı taslak karar metninde, Türkiye’nin ABD ile 1979 yılında imzaladığı suçluların iadesiyle ilgili ikili anlaşma kapsamına uygun şekilde onaylanmış ve tasdik edilmiş belgeler sunduğu, bu belgelerin Tok’un yargılandığı suçlarla ilgili metinleri içerdiği belirtildi. Taslak karar metninde, “Türkiye’nin iade talebinde bulunduğu Eylem Tok’un, bu mahkeme huzurunda aşağıdaki suçları işlediğine inanmak için muhtemel nedenler bulunmaktadır. Mahkemeye sunulan deliller, Tok’un suçlandığı suçların eğer ABD’de işlenmiş olması halinde ağır suçlardan yargılanmak üzere tutuklanmasını haklı çıkarmak için yeterlidir. Türk savcısının yeminli ifadesi, çok sayıda görgü tanığının ifadesi ve Türk görevliler tarafından elde edilen diğer belge ve kanıtlar sağlanmıştır. Bu nedenle ve yukarıdaki bulgular uyarınca, kaçak Eylem Tok’un Türk Ceza Kanunu’nun 281. maddesine aykırı olarak Delilleri Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme ve Türk Ceza Kanunu’nun 283. maddesine aykırı olarak Suçluyu Koruma suçlarından Türkiye’ye iadesini onaylıyorum. Bu davada sunulan kanıtların bir kopyası ve bu davada alınan her türlü tanık ifadeleriyle birlikte mahkeme katibinden tasdiknameyle, iade talebinin onaylı bir kopyasını Dışişleri Bakanı’na iletmesini emrediyorum” ifadeleri yer aldı.
]]>METEOROLOJİK GÖRÜNÜM
Meteoroloji Genel Müdürlüğü olarak yapılan değerlendirmelere göre: Ülkemiz genelinin parçalı, yer yer çok bulutlu, Marmara’nın batısı, İç Ege’nin doğusu, Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz’in iç kesimleri ve İskenderun Körfezi, İç Anadolu’nun batı ve güneyi, (Samsun hariç) Batı ve Orta Karadeniz kıyı illeri ve Bolu ile Doğu Anadolu’nun doğusunun yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Trakya’nın kuzeyi, İç Ege’nin doğusu, Akdeniz’in iç kesimleri ve İç Anadolu’nun batısında yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
HAVA SICAKLIĞI: İç ve kuzeydoğu kesimlerde 2 ila 4 derece azalacağı, diğer yerlerde bir değişiklik olmayacağı, Ülkemiz genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.
RÜZGAR: Genellikle kuzeyli, yurdun güney kesimlerinde güney ve batılı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın güney ve batısı ile Ege kıyılarında yer yer kuvvetli (40-60 km) eseceği tahmin ediliyor.
14 İL İÇİN SARI KODLU UYARI YAPILDI
UYARILAR
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI: Trakya’nın kuzeyi, İç Ege’nin doğusu, Akdeniz’in iç kesimleri ve İç Anadolu’nun batısında görülecek yağışların yer yer kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı (sel, su baskını, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar, vb) dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
BÖLGELERİMİZDE HAVA
MARMARA
Parçalı, yer yer çok bulutlu, Marmara’nın batısının yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
EDİRNE 22°C, 31°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İSTANBUL 25°C, 32°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra Avrupa yakası yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KIRKLARELİ 22°C, 30°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KOCAELİ 23°C, 33°C
Parçalı bulutlu
EGE
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) Uşak, Kütahya, Denizli, Afyonkarahisar çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
A.KARAHİSAR 18°C, 30°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DENİZLİ 25°C, 39°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İZMİR 25°C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
MUĞLA 24°C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Parçalı ve az bulutlu, Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz’in iç kesimleri ve İskenderun Körfezi çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yarın (Perşembe) bölgenin iç kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ADANA 27°C, 34°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA 28°C, 32°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
HATAY 27°C, 33°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ISPARTA 25°C, 34°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, bu akşam ve yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İÇ ANADOLU
Parçalı, yer yer çok bulutlu, batı ve güney kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA 21°C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu, yarın (Perşembe) yer yer çok bulutlu, batısı yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ESKİŞEHİR 20°C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu, yarın (Perşembe) yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KONYA 22°C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu, bu akşam ve yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİVAS 14°C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) Bolu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU 15°C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu, yarın (Perşembe) yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DÜZCE 19°C, 33°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu
SİNOP 24°C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
ZONGULDAK 22°C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Samsun hariç bölgenin kıyı kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA 19°C, 34°C
Parçalı bulutlu
ARTVİN 18°C, 27°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN 22°C, 29°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, iç ve doğu kesimleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON 23°C, 28°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, bu akşam saatlerinde Ağrı ve Iğdır ile yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra Van ve Ağrı’nın doğu çevrelerinin yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM 12°C, 27°C
Parçalı ve az bulutlu
KARS 12°C, 25°C
Parçalı bulutlu
MALATYA 20°C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN 16°C, 28°C
Parçalı bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra doğu kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık, batı kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR 25°C, 40°C
Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP 25°C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
SİİRT 26°C, 39°C
Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA 28°C, 40°C
Az bulutlu ve açık
DENİZLERDE HAVA
Marmara ve Ege’de fırtınamsı rüzgar bekleniyor.
KARADENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve çok bulutlu, yer yer sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Batı Karadeniz’de kuzey ve kuzeydoğudan 3 ila 5, bugün akşam saatlerinde doğusu güneydoğudan 2 ila 4, yarın (Perşembe) akşam saatlerinde doğusu 4 ila 6; Doğu Karadeniz’de batı ve güneybatıdan, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra kuzeybatıdan 2 ila 4 kuvvetinde; Dalga: 0,5 ila 1,5 yer yer 2,0 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
MARMARA
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu, yarın (Perşembe) akşam saatlerinde batısı yerel gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Kuzey ve kuzeydoğudan 3 ila 5 yer yer 6, bugün ve yarın (Perşembe) akşam saatlerinde doğusu 5 ila 7 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m, bugün ve yarın (Perşembe) akşam saatlerinde doğusu yer yer 2,5 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
EGE
Hava Durumu: Az bulutlu ve açık; Rüzgar: Kuzey Ege’de kuzey ve kuzeydoğudan, yarın (Perşembe) sabah saatlerinden itibaren güneyi kuzeybatıdan 3 ila 5 yer yer 6, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra geneli 5 ila 7; Güney Ege’de kuzey ve kuzeybatıdan 4 ila 6, bugün ve yarın (Perşembe) akşam saatlerinde kuzeyi 5 ila 7 kuvvetinde, Dalga: 1,5 ila 2,5 m, yer yer 3,0 m; Görüş: İyi.
AKDENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu, Doğu Akdeniz’in doğusu sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Batı Akdeniz’de batı ve kuzeybatıdan, gece saatlerinden itibaren Antalya Körfezi güneydoğudan 3 ila 5; Doğu Akdeniz’de batı ve güneybatıdan 3 ila 5 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
VAN GÖLÜ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu; Rüzgar: Kuzey ve kuzeydoğudan 2 ila 4 yer yer 5 kuvvetinde, Dalga: 0,25 ila 0,75 m; Görüş: İyi.
]]>
KÜÇÜCÜK MEZE 450 TL
Söz konusu menü oyunu ağırlıklı olarak balık ve kebap restoranlarında yapılıyor.
Datça’ya tatile giden bir vatandaş, restoranın menü oyununu şöyle anlatıyor:
“Arkadaşlarımızla 4 kişi Eski Datça’da bir balık restoranına gittik. Kapıda menü yoktu, içeriye girdik ve menü istedik. Bize menülerinin yenilendiğini o nedenle veremeyeceklerini, istediğimiz şeyi büfeden seçebileceğimizi söylediler. Büfede de fiyat yazmıyordu. 5 çeşit meze seçtik. Küçük bir tabak mezenin en fazla 100- 150 TL olacağını düşündük. Her bir meze tabağına 450 TL yazmışlar! Sadece mezeler 2.250 TL tutmuş. Ana yemek olarak ise alabalık istedik. Ona ne yazdılar bilmiyoruz. Kuver, su, meze toplam 11 bin TL hesap geldi. Şok geçirdik. Fiyatı bilseydik oturmazdık. Tadımız kaçmasın diye konuyu uzatmadık, hesabı ödedik.”
QR KOD SİSTEMİ ARIZALI!
Restoranların bir diğer oyunu ise QR kod. Masa üzerinde bulunan QR kod sistemini kapatan restoranlar, bakanlık denetimi olduğunda bunu hemen aktif hale getiriyor. Menü ya da fiyat öğrenmek isteyen vatandaşa ise “Sistem arızalı, menüde sorun var” şeklinde dönüş yapılıyor. Bu sorunu yaşayan bir vatandaş, “Eşimle Kaş’ta kahvaltıya gittik. Kapıdaki menüde kişi başı kahvaltı fiyatı 700 TL yazıyordu. Kahvaltı detaylarını öğrenmek için QR kod okuttuk, bozuktu. Sorduğumuzda serpme kahvaltı, her şey var dediler. Biz de kabul ettik. İki kişi için 1.400 TL, yüzde 10 da servis ücreti dahil 1.540 TL ödeyeceğimizi düşünürken 2.100 TL hesap geldi. ‘Bu ne?’ diye sorduğumuzda sahanda yumurta, su, ekmek ve çay ücreti dediler. Serpme kahvaltıda çay, yumurta ekmek yoksa ne var? Biraz tartıştık, tadımız kaçmasın diye hesabı ödeyip kalktık. Sorunu Cimer’e ve şikâyet platformlarına yazdık.”dedi.
BİRİ ÜÇ YAPIYORLAR
Bazı vatandaşlar menü ile kasa arasındaki farktan şikâyet ederken bazıları ise restoranların kaşla göz arasında aynı ürünün iki, hatta üç kez girilip bu şekilde hesabın şişirildiğinden şikâyet ediyor. Konuyla ilgili şikâyet platformlarına da yüzlerce bildirim yağıyor. Bir vatandaş, “Bir kafeye oturdum. Menüde poğaça 40, çay 15 TL yazıyordu. Bir poğaça yedim, iki çay içtim. 70 TL hesap beklerken 90 TL çıktı. Çay 20 TL, poğaça 50 TL dediler. İtiraz ettim, 10 TL düştüler, 80 TL ödedim” diyor. Bir başka vatandaş da, “Siparişlerin hepsini üçle çarpmışlar. 3 çay içtik 9 çay, iki su içtik 6 su yazmışlar. Aman arkadaşlar fişlerinize dikkat edin, hesabınızı bilin” şeklinde rahatsızlığını sosyal medyada dile getirerek, uyarıda bulunuyor.
TABELADA FARKLI MENÜDE FARKLI FİYAT
Tüketici Konfederasyonu Başkan Vekili Avukat İbrahim Güllü, Ticaret Bakanlığı’nın restoran ve kafelerdeki fahiş fiyatla mücadele için çıkardığı yasayı hatırlatarak, “Ancak bazı işletmeler arkadan dolanmanın yolunu buluyor. Bize de bu konuyla ilgili yüzlerce şikâyet geliyor. Kapıdaki tabela ile menüdeki fiyatı farklı koyuyorlar. Bazı tüketiciler bunu fark edip şikâyet ediyor ancak bazıları görmüyor. Aynı zamanda masada QR kod oluyor ancak ürünü yazıp fiyatı yazmıyorlar. Yani siz sadece seçeceğiniz ürünü görüyorsunuz ancak ürün fiyatını bilmiyorsunuz” dedi. Tüketicilerin kesinlikle menü istemesini, menü yok diyen işletmeleri şikâyet etmesini öneren Güllü, “Bir de masada, kasada ya da tabelada farklı fiyat varsa kanunen tüketici lehine olan fiyat uygulanır. Tüketiciler böyle durumlarda haklarını arasın, tüketici hakem heyetine şikâyet etsin” ifadelerini kullandı.
METEOROLOJİK GÖRÜNÜM
Meteoroloji Genel Müdürlüğü olarak yapılan değerlendirmelere göre: Ülkemiz genelinin parçalı, yer yer çok bulutlu, Marmara’nın batısı, İç Ege’nin doğusu, Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz’in iç kesimleri ve İskenderun Körfezi, İç Anadolu’nun batı ve güneyi, (Samsun hariç) Batı ve Orta Karadeniz kıyı illeri ve Bolu ile Doğu Anadolu’nun doğusunun yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Trakya’nın kuzeyi, İç Ege’nin doğusu, Akdeniz’in iç kesimleri ve İç Anadolu’nun batısında yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
HAVA SICAKLIĞI: İç ve kuzeydoğu kesimlerde 2 ila 4 derece azalacağı, diğer yerlerde bir değişiklik olmayacağı, Ülkemiz genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.
RÜZGAR: Genellikle kuzeyli, yurdun güney kesimlerinde güney ve batılı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın güney ve batısı ile Ege kıyılarında yer yer kuvvetli (40-60 km) eseceği tahmin ediliyor.
14 İL İÇİN SARI KODLU UYARI YAPILDI
UYARILAR
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI: Trakya’nın kuzeyi, İç Ege’nin doğusu, Akdeniz’in iç kesimleri ve İç Anadolu’nun batısında görülecek yağışların yer yer kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı (sel, su baskını, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar, vb) dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
BÖLGELERİMİZDE HAVA
MARMARA
Parçalı, yer yer çok bulutlu, Marmara’nın batısının yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
EDİRNE 22°C, 31°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İSTANBUL 25°C, 32°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra Avrupa yakası yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KIRKLARELİ 22°C, 30°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KOCAELİ 23°C, 33°C
Parçalı bulutlu
EGE
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) Uşak, Kütahya, Denizli, Afyonkarahisar çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
A.KARAHİSAR 18°C, 30°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DENİZLİ 25°C, 39°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İZMİR 25°C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
MUĞLA 24°C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Parçalı ve az bulutlu, Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz’in iç kesimleri ve İskenderun Körfezi çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yarın (Perşembe) bölgenin iç kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ADANA 27°C, 34°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA 28°C, 32°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
HATAY 27°C, 33°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ISPARTA 25°C, 34°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, bu akşam ve yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İÇ ANADOLU
Parçalı, yer yer çok bulutlu, batı ve güney kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA 21°C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu, yarın (Perşembe) yer yer çok bulutlu, batısı yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ESKİŞEHİR 20°C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu, yarın (Perşembe) yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KONYA 22°C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu, bu akşam ve yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİVAS 14°C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yarın (Perşembe) Bolu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU 15°C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu, yarın (Perşembe) yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DÜZCE 19°C, 33°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu
SİNOP 24°C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
ZONGULDAK 22°C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Samsun hariç bölgenin kıyı kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA 19°C, 34°C
Parçalı bulutlu
ARTVİN 18°C, 27°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN 22°C, 29°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, iç ve doğu kesimleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON 23°C, 28°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, bu akşam saatlerinde Ağrı ve Iğdır ile yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra Van ve Ağrı’nın doğu çevrelerinin yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM 12°C, 27°C
Parçalı ve az bulutlu
KARS 12°C, 25°C
Parçalı bulutlu
MALATYA 20°C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN 16°C, 28°C
Parçalı bulutlu, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra doğu kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık, batı kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR 25°C, 40°C
Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP 25°C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
SİİRT 26°C, 39°C
Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA 28°C, 40°C
Az bulutlu ve açık
DENİZLERDE HAVA
Marmara ve Ege’de fırtınamsı rüzgar bekleniyor.
KARADENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve çok bulutlu, yer yer sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Batı Karadeniz’de kuzey ve kuzeydoğudan 3 ila 5, bugün akşam saatlerinde doğusu güneydoğudan 2 ila 4, yarın (Perşembe) akşam saatlerinde doğusu 4 ila 6; Doğu Karadeniz’de batı ve güneybatıdan, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra kuzeybatıdan 2 ila 4 kuvvetinde; Dalga: 0,5 ila 1,5 yer yer 2,0 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
MARMARA
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu, yarın (Perşembe) akşam saatlerinde batısı yerel gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Kuzey ve kuzeydoğudan 3 ila 5 yer yer 6, bugün ve yarın (Perşembe) akşam saatlerinde doğusu 5 ila 7 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m, bugün ve yarın (Perşembe) akşam saatlerinde doğusu yer yer 2,5 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
EGE
Hava Durumu: Az bulutlu ve açık; Rüzgar: Kuzey Ege’de kuzey ve kuzeydoğudan, yarın (Perşembe) sabah saatlerinden itibaren güneyi kuzeybatıdan 3 ila 5 yer yer 6, yarın (Perşembe) öğle saatlerinden sonra geneli 5 ila 7; Güney Ege’de kuzey ve kuzeybatıdan 4 ila 6, bugün ve yarın (Perşembe) akşam saatlerinde kuzeyi 5 ila 7 kuvvetinde, Dalga: 1,5 ila 2,5 m, yer yer 3,0 m; Görüş: İyi.
AKDENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu, Doğu Akdeniz’in doğusu sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Batı Akdeniz’de batı ve kuzeybatıdan, gece saatlerinden itibaren Antalya Körfezi güneydoğudan 3 ila 5; Doğu Akdeniz’de batı ve güneybatıdan 3 ila 5 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
VAN GÖLÜ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu; Rüzgar: Kuzey ve kuzeydoğudan 2 ila 4 yer yer 5 kuvvetinde, Dalga: 0,25 ila 0,75 m; Görüş: İyi.
]]>
Haber7 – ÖZEL
Ayetler ve hadislerin anlatıldığı Cuma hutbesine ‘saçmalık‘ diyen ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı ‘hadsiz‘ diyerek hedef alan CHP ve Parti Sözcüsü Deniz Yücel’e tepkiler yağmaya devam ediyor.
Haber7‘ye açıklamalarda bulunan Mil Diyanet Sen Genel Başkanı ve MİL-SEN Konfederasyonu Genel Başkan Vekili Celaleddin Gül ile Diyanet-Sen Genel Başkanı ve Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı Ali Yıldız, CHP sözcüsü Deniz Yücel’e sert tepki gösterdi.
GÜL: GUSÜL ABDESTİ BİLMEYEN KİŞİLER DİYANET’E KARIŞIYOR
Mil-Diyanet Sen Genel Başkanı Celaleddin Gül, daha önce hutbe ve minber dokunulmazlığı istediklerini ve CHP’li Yücel’in açıklamasıyla bir kez daha haklı çıktıklarını kaydetti. Başkan Celaleddin Gül, CHP sözcüsü Yücel’in haddini aştığını belirterek, “Bunlar şimdi Kur’an ayetlerini tefsir etmeye başladı. Biz bunlara ‘din cahili’ diyoruz. Ömründe bir vakit namaza gitmemiş, ağzı rakı kokan, gusül abdest bilmeyen kişiler kalkmış bütün kamuoyu önünde ‘Kuran’da şu var veya yok’ diyor. Bunu sen nereden bileceksin? Sen ne anlarsın bu işlerden? Kaldı ki, laiklik devlet işlerini ayırmaksa neden dinimize ve Diyanet’e karışıyorsun?” diye konuştu.

SİZİN EĞİTİMİN NE Kİ DİYANET’İ ELEŞTİRİYORSUNUZ!
Başkan Celaleddin Gül, CHP sözcüsünün eğitiminin olmamasına vurgu yaparak, Diyanet’i eleştirmesine tepki gösterdi. Gül, “Siz kimsiniz ki Diyanet’in işine karışıyorsunuz? Burnunuzu sokuyorsunuz. Siz müfessir misiniz? Tefsirci misiniz? Hadisçi misiniz? İslami eğitiminiz ne ki bu hutbeleri eleştirebiliyorsunuz? Cumhuriyet Halk Partisi böyle devam ederse, tüm üyelerimizle birlikte CHP’nin önünde kendilerini kınayan bir basın açıklaması yapmayı düşünüyoruz.” dedi.
NORMALLEŞME FALAN HİKAYE!
CHP zihniyetinin hiç değimediğini söyleyen Gül, “Deniz Yücel’in açıklamaları tamamen saçma sapan ve CHP zihniyetine uygun olan ifadeler. Normalleşme falan diyorlar ya, hepsi hikaye. CHP aynı CHP, zihniyet aynı zihniyet. Diyanet düşmanlığı ve İslam düşmanlığı devam ediyor.” ifadesinde bulundu.
KONU ALİ ERBAŞ DEĞİL!
İslami değerlere doğrudan saldıramadıkları için Başkan Ali Erbaş’ı hedef aldıklarını vurgulayan Gül, şunları söyledi:
“Konu aslında Ali Erbaş değil. Bugüne kadar özellikle iki konuda hutbelerimiz eleştirildi. Birincisi, Atatürk hutbelerde niye yok? İkincisi, son zamanlarda özellikle eşcinsel LGBT derneklerine, aileye ve doğum oranlarının düşmesine ilişkin konularda doğurganlığı ve evliliği teşvik eden hadislerin ve ayetlerin söylenmesi. Bir de tesettür konusunu özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı olarak son hutbelerimizde biraz yoğunlaştırdık. Böyle olunca dikkat çekti ve “Ne oluyoruz?” demeye başladılar. Diyenler kim? İşte bu malum kesim.”

HER HAFTA SALDIRIYORLAR, ARTIK HUTBE VEREMEZ HALE GELDİK
“Biz hutbelere dokunulmazlık getirilmesini istiyoruz. Hutbeler özgürce, Allah’ın tüm Kuran’da açıkladığı ve Peygamber Efendimizin açıkladığı tüm hükümleri rahatça eleştiri konusu olmadan söyleyebilmeliyiz, okuyabilmeliyiz. Hutbe verirken artık korkar hale geldik. Acaba bu hafta bize kim saldıracak? Acaba bu hafta hutbenin konusundan kim rahatsızlık duyacak? Böyle bir şey olabilir mi? Ali Erbaş kendi heva ve hevesinden konuşmamıştır. Allah’ın ayetlerini okumuştur, Kuran’ın ayetlerini okumuştur.”
LAİKLİĞİ DE ATATÜRK’Ü DE İSTİSMAR EDİYORLAR
“Yıllardır Atatürk hutbelerde niye yok diye soruluyor. Peki, Ankara’da Anıtkabir’e birkaç kilometre uzaklıkta bulunan Maltepe’de bir cami yapılacak. Şimdi ‘Bu hutbede Atatürk’ün adı niye geçmiyor’ diye bağıranlar, ‘Biz bu camiyi yaptırmayız’ diyorlar. Neden? Çünkü Anıtkabir’e yakın. Hani laiklik vardı? Anıtkabir’e mescit yapalım. ‘Hayır.’ ’10 Kasım’da hatim indirelim, salavat getirelim, dua delim.’ ‘Olmaz, Hayır!’ Hem laikliği hem Atatürk’ü istismar ediyorlar.
‘LAİKLİĞİN TANIMI YAPILSIN’ DİYE ÇAĞRIDA BULUNDUK
Laikliğin tanımı olmamasından dolayı istismar edildiğini kaydeden Gül, “Zaten biz de Diyanet-Sen olarak yeni yapılacak anayasa çalışmalarında bu istismarları önlemek adına Cumhurbaşkanımıza laikliğin tanımının yapılması çağrısında bulunduk. Kısacası, CHP sözcüsü, Cumhuriyet, Birgün ve diğer sol kesimin son zamanlardaki hutbelerimize müdahaleleri ve polemik konusu yapmaları, Diyanet’i de geçip İslam’a saldırmaları, asla kabul edilebilir bir durum değildir.” dedi.
HUTBELERE DOKULMAZLIK İSTEMİŞTİK, BİR KEZ DAHA HAKLI ÇIKTIK
Hutbelere dokulmazlık verilmesi gerektiğini söyleyen Gül, şu ifadelerde bulundu:
“Daha önce ben kürsü dokunulmazlığı gerektiğini söylemiştim. Kamuoyu şaşırmıştı. ‘Bu da ne demek?’ demişti. Hatta Sözcü ve Cumhuriyet gazeteleri beni manşet yapmıştı: ‘İmamlar dokunulmazlık istiyor’ diye. Ben de ‘Hayır, minber ve hutbe dokunulmazlığı istiyoruz’ demiştim ve hala da diyorum. Bugüne kadar birçok televizyon programında da bunu dile getirdim. Ali Erbaş’a da bu konuyu izah ettim. Bir kez daha ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı.”
HANGİ KONUYU ANLATSAK, HEMEN AYAKLANIYORLAR
“Ben o minber dokunulmazlığını şunun için istiyordum. Şimdi Kur’an LGBT’ye ‘Haramdır’ diyor, hemen ayaklanıyorlar. ‘Faiz haramdır’ diyor, bankacılar hareketleniyor. ‘Ahlak, tesettür’ diyorsun, bunlar ayaklanıyor. Peki biz bu Kuran’ın hükümlerini nasıl anlatacağız? Diyanet İşleri Başkanlığı’nın anayasal görevi topluma dini en güzel kaynaklardan, en sağlam kaynaklardan toplumu din konusunda bilgilendirmektir.”
YILDIZ: KLASİK CHP ZİHNİYETİNİN DİN DÜŞMANLIĞI
Diyanet-Sen Genel Başkanı ve Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı Ali Yıldız, CHP’nin ikiyüzlü bir tavır sergilediğini belirtti.
CHP’nin seçimden seçime değiştiğini vurgulayan Yıldız, “Bu açıklamada CHP’nin her zamanki ikiyüzlülüğünü ve ikircikli tavrını görüyoruz. Seçim zamanlarında Yasin okumayı, mevlit okumayı kimseye bırakmayanlar, maalesef seçim geçtikten sonra bu milletin gerçek değerleriyle hesaplaşma noktasında bilinçaltındaki niyetlerini açığa vuruyorlar. Dolayısıyla biz bunu klasik CHP zihniyeti ve klasik CHP zihniyetinin din düşmanlığı olarak görüyoruz.” diye konuştu.

CHP AYETLERİ HEDEF ALIYOR!
Hutbenin ayet ve hadislerden oluştuğunu söyleyen Yıldız, CHP’nin ayetleri hedef aldığını vurguladı. Hutbelerin ayet ile hadislere ve onların tefsirlerine dayandığını söyleyen Yıldız, “Hutbeler ayetlerden ve hadislerden ibarettir. Hutbe öyle kafadan yazılan bir metin değildir. Ayetle başlar, hadisle başlar. Onların tefsiri yazılır. Onlardan almamız gereken dersler, öğütler, notlar çıkartılır. Yine aynı şekilde ayet ve hadisle de hutbe hitama erdirilir.” dedi.
CHP, LAİKLİĞİ DE BİLMİYOR
Diyanet’in anayasal görevini ifa ettiğini belirten Yıldız, şunları söyledi:
“Bir kurumun anayasal görevini yerine getirmeyi bunlar hadsizlik ve saçmalıkla suçluyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş, yönetmelik ve varlık sebebi zaten kanunlarla oluş sebebi, milletimizi aydınlatmak, dini bilgilerle donatmak ve insanları zararlı alışkanlıklardan uzak tutmaktır. Diyanet İşleri Başkanımız da bu ayetleri ve hadisi şerifleri okudu ve bu anlamda asli görevlerini yerine getirmektedir. Dolayısıyla bir kurumun asli görevlerini yerine getirirken onu kınamak, ötekileştirmek ve hakaret etmek ne kadar saçmalık ve hadsizlikse o kadar da laikliğe aykırıdır. CHP laikliği de bilmiyor. Kendi sapık inançlarını ve ideolojilerini laikliğe alet ederek, laikliği bahane ederek milleti baskılamaya, milletin değerlerini itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.”

BATIL ZİHNİYETE KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ
İşlerine geldiği zaman laikliği, işlerine geldiği zaman da dini istismar ettiğini belirten Yıldız, CHP’nin istismarcılığını cahiliye dönemindeki müşriklerin helvadan ve hamurdan yaptığı putları acıkınca yemesine benzetti. Yıldız, “Bunların dedeleri de böyledi. Hamurdan putlar yaparlar, karınları acıkınca da kesip yerlerdi. Dolayısıyla olaya bu pencereden bakıyorum. Bizler de inşallah hakkın, hakikatin tarafı olarak bu batıl zihniyetlere ve sapık ideolojilere karşı mücadele edeceğiz.” şeklinde konuştu.
ALİ ERBAŞ ÜZERİNDEN MİLLETİN DEĞERLERİNE PARMAK SALLIYORLAR
Dini değerleri doğrudan hedef alamadıklarını belirten Yıldız, “Aslında bu hedef alma, Ali Erbaş’ın şahsıyla alakalı bir durum değil. Tüm camilerde okunan bu hutbeyi doğrudan hedef alamayan CHP, Milletin genel tepkisinden çekinerek bu hadsizliği ve çıkışı, Ali Erbaş üzerinden vermeye kalktılar. Milletin değerlerine ve hutbenin içeriğine parmak sallamaya çalıştılar.” ifadesinde bulundu.
CHP GENEL MERKEZİ ÖNÜNDE BU HADSİZLİĞİ YÜZLERİNE VURACAĞIZ
CHP’den yapılan açıklamayı CHP Genel Merkezi önünde kınayacaklarını söyleyen Yıldız, “Biz Diyanet ailesi olarak bunların hangi niyetle, hangi fikirle ve amaçlarla bu hadsizliği yaptıklarını gayet iyi biliyoruz. İnşallah yarın saat 15.00’da CHP Genel Merkezi’nin önünde bu ikiyüzlülüğünü, hadsizliğini, saçma davranışlarını CHP’nin yüzüne vuracağız inşallah.” dedi.

FBI ajanlarının mitingde neler olduğunu öğrenmek için “yorulmadan” çalıştıklarını aktaran Wray, FBI’ın soruşturma boyunca tüm kaynakları kullandığını söyleyerek, “Altına bakılmadık taş bırakmayacağız. Saldırgan ölmüş olabilir ama FBI’ın soruşturması devam ediyor” dedi.
ÇATIDA 8 BOŞ MERMİ KOVANI BULUNDU
Saldırganın öldürülmeden önce 8 el ateş edip etmediği sorulan Wray, saldırganın bulunduğu çatıda sekiz mermi kovanı bulunduğunu ve saldırganın bir dronu olduğunu teyit etti. Şu anda saldırganın herhangi bir suç ortağına ulaşılamadığını ifade eden Wray, saldırganın evinde 1 ve aracında 2 patlayıcı cihaz ve telefonunda şifreli mesajlaşma uygulamaları bulunduğunu açıkladı. Wray, saldırganın telefonuna girmeyi başardıklarını aktardı. Patlayıcıların uzaktan patlatılmalarını sağlayabilecek alıcılara sahip olduğunu söyleyen Wray, saldırganın kendisinde de bir verici olduğunu belirtti.

SALDIRGAN MİTİNG ÖNCESİ BÖLGEDE DRON UÇURMUŞ
Wray, saldırganın olay günü yerel saatle 15.50 ya da 16.00 sularında mitingden 2 saat önce miting alanında sahnenin 200 metre ötesinde dron uçurduğunu belirterek, dronun yaklaşık 11 dakika boyunca havada olduğunu ifade etti. FBI’ın saldırganın dronun uçuş rotasını tersine mühendislikle belirlediğini söyleyen Wray, saldırganın dron ile çektiği görüntülerin incelendiğini açıkladı.
SALDIRGANIN EVİNDE 14 SİLAH BULUNDU
Wray, FBI ajanların saldırganın evinde yaptıkları aramada 14 silah bulduğunu söyleyerek, “Suikast girişiminde kullandığı silah, yasal olarak satın alınan AR tarzı bir tüfekti. Anladığım kadarıyla onu ilk satın alan kişi olan babasından satın aldı. Yine yasal olarak” dedi.

SALDIRGAN DAHA ÖNCE FBI’IN RADARINA GİRMEMİŞ
Wray, silahlı saldırganın suikast girişiminden önce FBI’ın radarında olmadığını söyleyerek, saldırgan hakkında FBI veri tabanında bilgi olmadığını ifade etti. Wray, “Henüz saldırganın neden saldırdığına dair net bir resme sahip değiliz” dedi.
Wray, saldırganın kullandığı silahın katlanabilir dipçikli olduğunu ve bu nedenle ateş etmeden önce silahlı olduğunun fark edilmediğini belirtti. Wray, FBI’ın saldırganı henüz onu silahla dolaşırken gören herhangi bir tanık bulamadığını söyledi.
SALDIRGAN, SUİKAST GİRİŞİMİ ÖNCESİ KENNEDY SUİKASTINI ARAŞTIRMIŞ
Saldırganın 6 Temmuz’da 1963’te eski Başkan John F. Kennedy’ye suikast düzenleyen Lee Harvey Oswald’ın Kennedy’den ne kadar uzakta olduğunu araştırdığını belirten Wray, “Bu, onun ruh hali açısından açıkça önemli olan bir arama” ifadelerini kullandı. Wray, aynı gün saldırganın Trump’ın mitingi için kayıt yaptırdığını belirtti.

DONALD TRUMP’A SUİKAST GİRİŞİMİ
ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı ve eski Başkan Trump’a Pensilvanya eyaletine bağlı Butler kentinde 13 Temmuz’da düzenlediği seçim mitinginde 20 yaşındaki Thomas Matthew Crooks tarafından suikast girişiminde bulunulmuş, Trump açılan ateş sonucu kulağından yaralanmıştı. Crooks, Gizli Servis ajanları tarafından vurularak etkisiz hale getirilmişti.
Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine yönelik Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açtığı dava 10 Temmuz 2020’de karara bağlandı. Danıştay 10. Dairesi’nin, camiden müzeye dönüştürüldüğü 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını oy birliğiyle iptal etmesiyle Ayasofya’da yeniden ibadet etmenin yolu açıldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ayasofya’nın ibadete açılmasına ilişkin kararnameyi aynı gün imzaladı. Ardından Ayasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığına devredilerek ibadete açılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı.
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, 24 Temmuz 2020’de 86 yıl sonra kılınan ilk cuma namazıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı törenle ibadete açıldı.
İstanbul Müftü Yardımcısı Ahmet Aktürkoğlu, AA muhabirine, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nin İstanbul’un fethinin en önemli sembollerinden birisi olduğunu söyledi.
Ayasofya’nın fetihten sonra asırlarca Müslümanlara hizmet verdiğini belirten Aktürkoğlu, 4 yıl önce alınan kararla tekrar ibadete açıldığını hatırlattı.
Aktürkoğlu, Ayasofya yeniden ibadete açıldıktan sonra yerli ve yabancı turistlerden büyük rağbet gördüğünü anlatarak, “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi ibadete açıldığı 24 Temmuz 2020’de itibaren 4 yıl boyunca yaklaşık 25 milyon ziyaretçiyi kabul etmiş. Ayasofya Camisi’nde hem yerli ve hem yabancı birçok ziyaretçiyi aralıksız olarak ağırlamaktayız.” dedi.

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’ne ülkenin dört bir yanından gelenler olduğu gibi dünyanın farklı ülkelerinden de Müslüman ve gayrimüslim ziyaretçilerin geldiğini ifade eden Aktürkoğlu, “Herkesin ilgisini çeken önemli tarihi mekanlardan bir tanesi. Ayasofya Camisi sezona göre, günlük ortalama 50 bin civarında ziyaret sayısına ulaşılıyor. Senelik ise yaklaşık 6-7 milyonu bulan ziyaretçi sayımız oluyor.” diye konuştu.
Aktürkoğlu, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde günlük namaz vakitlerinin dışında İstanbul Müftülüğüne bağlı çeşitli etkinlikler de yapıldığını aktararak, şöyle devam etti:
“Örneğin; Ayasofya derslerimiz var, cumartesi ve pazar günleri özellikle Sahih-i Buhari dersleri, irşat dersleri, irfan dersleri, bunun haricinde kandil gecelerinde icra ettiğimiz özel programlar ve özellikle Kur’an kurslarımızda yetişen hafızlarımızın icazet merasimlerini de Milli Eğitim Bakanlığıyla ortak yürüttüğümüz hafızlık projesinin icazet merasimlerini de Ayasofya’da yapmaktayız. Yılda iki defa icazet merasimini Ayasofya’da yapıyoruz.”
CAMİDE 50 PERSONEL MİSAFİRLERİ YARDIMCI OLUYOR
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’ne gelen insanların Müslüman olmak için kendilerine başvurduğunu aktaran Aktürkoğlu, günlük ortalama bir veya iki kişinin ihtida merasimini camide yaptıklarını kaydetti.
Aktürkoğlu, Ayasofya’da hem irşat hem de teşrifat hizmetleri yaptıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Diyanet personeli olarak burada 50 personelimiz var. Bunlardan bir kısmı teşrifat dediğimiz ziyaretçilerin cami adabına uygun ve namaz esnasında saf düzeninin alınması noktasında cemaatimize yönlendirme ve yardımcı oluyor. Onun haricinde de dini rehberlik yapan, özellikle yabancı turistlere yönelik İslam ile Ayasofya’nın kültürel ve dini yönlerinden bahseden cami rehberlerimiz var.”

KIZININ MEZARI BAŞINDA ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR ETTİ
Kızına dua okuyup, mezar taşını öpen Baba Murat Pınar, geçen hafta TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda yaşananlara değindi.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ diyen bir vekili alkışladığımız için eşime bir saldırı gerçekleştirdiler”
Acılı bir aile olarak oraya bir sorunu anlatmak için geldiklerini belirten Pınar, eşine yapılan davranışların kabul edilemez olduğunu kaydetti. Murat Pınar, “Bunu biz ne yaptık deyip başlarını öne eğerek dinlemek yerine, önce insan diyen, ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ diyen bir vekili alkışladığımız için eşime bir saldırı gerçekleştirdiler. Biz bugüne kadar yapılan hiçbir saldırıda susmadık. Başka Mahra’lar olmasın diye kurduğumuz derneğin verdiği mücadele sonucunda bu kanun komisyondan geçti. Önümüzdeki hafta inşallah meclise gelmesini bekliyoruz. Komisyonda ‘önce insan, önce çocuk’ diyen tüm vekillere teşekkür ediyoruz” dedi.

ERDOĞAN GRUP TOPLANTISINDA BAHSETMİŞTİ
Baba Murat Pınar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Komisyon çalışmaları sırasında köpek yüzünden hayatını kaybetmiş 10 yaşındaki kızının acısını yüreğinde taşıyan annenin, 10 yaşındaki oğlu parçalanmış bir babanın üzerine yürüyen bir karakter fukarasının diline en son alacağı kelime merhamettir” açıklamasına işaret ederek şunları söyledi:
“Bugün Cumhurbaşkanımızın yaptığı bir açıklama var. Bu açıklama vatandaşına önem verdiğini gösteriyor. İnce ayrıntılara dokundu. Eşimden ve kızımdan bahsetti. Bu konunun halkımızı ne kadar yaraladığını, büyük bir sorun olduğunu ve buna karşı göstermiş oldukları destek ile mücadele için Cumhurbaşkanımıza çok teşekkür ediyorum. Bu açıklamalarını yaptığında kendisini ayakta alkışlayan tüm vekillere ve tüm vatandaşlara, başıboş köpek konusunda bizlere destek veren tüm üye ve gönüllülerimize çok teşekkür ediyorum. İnşallah aynı mücadeleyi bu kararın meclise geldiğinde de göstermelerini rica ediyorum.”

“Dik duruşunu ve önce insan demesini değerli buluyoruz”
Son 28 ayda 25 çocuğun bu problemler yüzünden hayatını kaybettiğini aktaran Pınar, “Bir başka Mahra daha olmasın diye mücadele ederken son 28 ayda 25 çocuğumuzu kaybetmemiz çok acı verici. Cumhurbaşkanımızın bu başıboş köpek sorunu konusunda dik duruşu, asala kimseye taviz vermemesi, dik duruşunu ve önce insan demesini çok değerli buluyoruz çünkü birçok parti vekili bunu diyemedi” dedi.

“BİZE VERDİKLERİ SÖZLERDEN DÖNDÜLER”
Son olarak bir sitemi olduğunu sözlerine ekleyen Pınar, “Daha önce Ali Babacan Bey ile görüşme yapmıştık. Sokak köpeklerinin toplanması konusunda her türlü desteği vereceklerini iletmişlerdi. Fatih Erbakan Bey ile de birebir görüşme yapmıştık. Kendisi de aynı açıklamaları yapmıştı, bu konuda her türlü desteği vereceğini söylemişti. Seçimlerden önce de bu açıklamaları yaptılar ancak son günlerde yaptıkları açıklamalar, vatandaşlara verdikleri vaatlerden döndüklerini, bizlere verdikleri sözden döndüklerini gösteriyor. Siz bir parti başkanısınız verdiğiniz sözden dönmemeniz gerekiyor. Sizin de önce insan demenizi beklerdim, bunu diyemediniz. Önce insan demeniz için meclisi yasayı oylayacağı gün sizin de orada olup önce insan demenizi bekliyorum” dedi.

Binalardaki bazı noktaların gözle görülebilir şekilde eğimli duruşu, bazı noktalardaki balkonların ise demir destekler yardımıyla ayakta durması göze çarptı.

Binalardaki kopmuş ve çatlamış bölümlerin içinde ise paslanmış demir malzemeler ve kolayca parçalanabilen bir beton yapısı olduğu görüldü.

Maddi sıkıntılar ve geçmiş dönemde ev sahiplerinin tamamının dönüşüm konusunda anlaşamaması gibi sebeplerle bu zamana kadar kentsel dönüşüm süreci başlatılamamış sitenin sakinleri bir müteahhit ile halen görüşme halinde olduklarını belirtti.

KİRALAR 10-15 BİN LİRA ARASINDA
Site sakinleri; dış çatlakları ve görünümüne rağmen binada kiraların 10 bin lira ile 15 bin lira arasında değiştiğini aktardı.

Geniş bir alanda yer alan ve çevresinde de birçok apartman bulunan sitenin orta bahçesindeki koridorun ise diğer çevre sakinleri tarafından da sokak benzeri geçiş rotası olarak kullanıldığı görüldü.

Site sakinlerinin bir kısmı, maddi sıkıntılar ve kira fiyatlarından dolayı müteahhitle anlaşma yapılması halinde de bina yıkılana kadar sitede yaşamayı sürdüreceklerini ifade etti.

HAZİRAN AYINDA 3 BİNA KENDİLİĞİNDEN ÇÖKTÜ
Kentsel dönüşüme yönelik uyarı, proje ve çalışmaların devam ettiği İstanbul’da kendiliğinden çökme riski bulunan birçok yapı olduğu biliniyor.

Son dönemde; Bahçelievler’de 27 Haziran’da aynı gün içinde 2 farklı binada kısmi çökme meydana gelmiş, 2 Haziran’da ise Küçükçekmece’de çöken bir binada 1 kişi hayatını kaybetmişti.

“KORKUNUN ÖLÜME FAYDASI YOK”
Site sakini Cafer Sayan, “Kentsel dönüşüm sürecine başvurdular. Bu Pazartesi herhalde imza vereceğiz. Oturmaya devam edeceğiz, nereye gideceğiz? Korkunun ölüme faydası yok. Şimdi buraya 10 kat veriyorlar, yukarıya 9 ve 8 kat. 95 daireden 85 taneye yakını düşüyor müteahhide.” ifadelerini kullandı.

“10 BİN LİRADAN AŞAĞI KİRA YOK”
Site hakkında bilgi veren Sayan, “Burada kiralar Allah’ı olmayan ne kadarı varsa, o kadar. 10 bin liradan aşağı kira yok. 12-13 ve 15 bin civarı. Bu blokta 22 daire var, 5 kişi yaşasa her bir evde 100’e yakın kişi var” açıklamasında bulundu.
“10 YILDIR BÖYLE
Son dönemde farklı binalarda yaşanan çökmeleri de duyduğunu söyleyen site sakini Hasan Özcan, “Duyduk, başka yerlerde de oldu. Bizler müracaat yaptık, bir müteahhitle anlaştık. 4 blok da var burada. 10 yıldır çatlaklar içinde yaşıyoruz” dedi.
“2 KOLON ÇÜRÜK DENDİ”
Özcan, “Ben 2002’de yöneticiydim. Deprem sonrasında bir profesör getirdim. İçeride depo vardı, onları sök dedi, başka koyduk. Bize 2 kolonun çürük olduğunu onları yaptırmamız gerektiğini söyledi, daha da bilmiyoruz” şeklinde konuştu.
“EMEKLİYİZ NASIL GİDECEĞİZ”
Emekli olduğunu ve gelecek süreçte başka yerde yaşamaya maddi durumu olmadığını ifade eden Özcan, “Mecburuz emekliyiz, nasıl gideceğiz? Burada yüzde 80 emekliler oturuyor. Müteahhit burada 90 daire varsa 180’e çıkartacak, bizim daireleri küçültecek, öyle yaparsak öyle kabul edelim dedi. Biz de kabul ettik. Burada oturacak bir vatandaşın verecek parası yok” ifadelerini kullandı.
Buradan AK Parti’nin ülkeye hizmet mücadelesi omuz veren tüm partililere vatandaşlarıma selamlarımı iletiyorum. Grup toplantımıza heyecan katan kardeşlerimize hoşgeldiniz diyorum.
Doktor Sadık Ahmet, inandığı değerleri savunmaktan ismiyle müsamma bir dava adıydı. Batı Trakya Türk azınlığın bugünkü kazanımlarda merhüm Sadık Ahmet’in büyük payı vardır. Kendisini bir kez daha anıyor, ailesine sabır diliyorum.

“3 ÇEYREK ASIRDIR HAKSIZLIĞA, AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYORLAR”
Yunan makamlarıyla görüşmelerimizde Batı Trakya’daki soydaşlarımızın sorunları gündemimizin ilk sırasında alıyor, Din, ibadet, ve eğitim konusundaki meseleler sürekli takibimizdedir. Bundan sonra da Batı Trakya Türk azınlığa kol kanat germeye devam edeceğiz. Aynı durum Kıbrıs Türk halkının hakları için de geçerlidir. 1960’lardan beri neredeyse 3 çeyrek asırdır, haksızlığa, ayrımcılığa maruz kalıyor.
Yakılan köyleri, öldürülen çocukları, Kıbrıslı kardeşlerimizin dramlarını asla unutamayız. Tüm bu zulümler işlenirken Batılı kuruluşlar hiçbir şey yapmadılar. 20 Temmuz 1974 Barış harekatıyla Türkiye, Kıbrıs Türk halklarının bağımsızlığına uzanan elleri kırmıştır. Kıbrıs Türkünün bağımsızlık iradesini kırmaya çalışan politikalar o günden bugüne kadar artarak devam etmektedir.
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıldönümü
Son olarak 2004 yılında Annan Planı’na evet diyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cezalandırılırken plana hayır diyen Rum kesimi Avrupa Birliği’ne tam üye yapılarak ödüllendirildi. Daha sonra oturulan müzakere masalarından ne yazık ki hiçbir sonuç çıkmadı. Eski yöntemlerle bir yere varılamayacağını artık görmüş durumdayız. Federalizme dayalı tekliflere bizim de Kıbrıs Türkü’nün de karnı tok. Anavatan ve garantör ülke olarak duruşumuzu Barış Harekatı’nın 50’inci yıl dönümünde çok net biçimde tekrar ortaya koyduk. 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı ülkemizden geniş bir heyetin de katılımıyla Kıbrıs Türkü kardeşlerimizle beraber büyük bir coşkuyla kutladık. Kıbrıs davasına ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına verdiğimiz önemi böylece bir kez daha tüm dünyaya ilan etmiş olduk.

Hedefimiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınırlığını artırmaktır. İslam İşbirliği Teşkilatı ve Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde attığımız adımların devamını getirmekte kararlıyız. Aynı şekilde Kıbrıs Türk Halkının kendi ayakları üzerinde durması için de desteklerimizi, yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Bu vesileyle Barış Harekatı’nda şehit olan Mehmetçik ve Mücahitleri tekrar rahmetle, kahraman gazilerimizi şükranla yad ediyorum. 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramına iştirak etmek suretiyle Kıbrıs Türk halkına varlıklarıyla destek olan; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş’a, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, Cumhur İttifakı’nda beraber yol yürüdüğümüz ortaklarımıza, siyasi partilerin genel başkanlarına ve milletvekillerine hassaten teşekkür ediyorum.
“15 TEMMUZ İHANETİNİN FAİLLERİNİ AKLAMA GÖREVİNİ DE CHP ÜSTLENDİ”
Özellikle muhalefetin, Türkiye’yi yabancılara şikayet eden eski siyasetini terk etmeye başlamasını önemsiyoruz. Hatırlanacağı üzere “Sâbık Genel Başkan” döneminde Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış politikada yaşadığı savrulmalar, siyasi rekabet kavramıyla açıklanamayacak boyutlara ulaşmıştı. Kimi CHP milletvekilleri, Avrupa’da ülke ülke dolaşıp, PKK’nın Suriye’deki uzantılarının gönüllü avukatlığını yapıyorlardı.
Geçen hafta 8’inci yıldönümünü geride bıraktığımız 15 Temmuz ihanetinin faillerini aklama görevini de yine CHP yönetimi üstlenmişti. Milletin, bir gecede 252 evladını şehit vererek yazdığı milli irade destanına, “kontrollü darbe” yaftası vuranlar da, bu kifayetsizlerden başkası değildi. Türkiye’ye ve Türk siyasetine yakışmayan bu tavrın değişim işaretleri göstermesini, açık söyleyeyim, “muhalefetin normalleşmesi” adına kaydadeğer buluyoruz. Lefkoşe’de sergilenen birlikteliğin, başta terörle mücadele olmak üzere milli meselelerde istikrarlı bir şekilde sürdürülmesini temenni ediyorum. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın şahsında Kıbrıs Türk halkına samimi ev sahiplikleri için buradan ayrıca şükranlarımı sunuyorum.

Burada şunu da ifade etmek isterim. Biz, komşularımızla ilişkilerimizde gerilim peşinde asla değiliz. Yakın çevremizden başlayarak tüm ülkelerle dostluğumuzu ilerletmeye, bölgemizde ve dünyada dostlarımızın sayısını artırmaya bakıyoruz. Bu politikamızda da son derece samimiyiz, kararlıyız, iyi niyetliyiz. Tokalaşmak amacıyla uzatılan hiçbir eli havada bırakmayız. Ortak çıkarlar ve karşılıklı saygı çerçevesinde hareket edildiği takdirde aşılamayacak hiçbir engel görmüyoruz. Nitekim son bir yılda bu yönde önemli adımlar attık. Komşularımızın yanı sıra, pek çok uluslararası kuruluşla işbirliğimizi ilerlettik. Artan güvenlik tehditleri karşısında Türkiye’nin manevra alanını genişletmek için gayretlerimizi inşallah daha da yoğunlaştıracağız.
ENFLASYON MESAJI: EN KÖTÜ TABLO GERİDE KALDI
Ekonomide de sıkıntılarımızın üstesinden geliyoruz. Enflasyon bundan sonra daha hissedilir şekilde düşecektir. Enflasyonda da en kötü tabloyu geride bıraktığımızı düşünüyorum. 11 yıl sonra gelen not artırımı, Türkiye için çok geç kalmış bir adım. Türkiye’nin ekonomik kapasitesi bu oranların çok üzerinde. Sene sonunda enflasyonu hedeflediğimiz seviyelere mutlaka indireceğiz. Milletimiz gönlünü ferah tutsun, Türkiye doğru yoldadır ve hedeflerine emin adımlarla ilerlemektedir.
CHP’Lİ BELEDİYELERE TEPKİ
Bunlar aynı riyakarlığa seçim döneminde de başvurdular. Suyu ucuzlatmaktan bahsediyorlardı, şimdi yüzde 500 zam yapıyorlar. Liyakattan bahsediyorlardır, şimdi belediyeleri akrabadan geçinmiyor. Otoparkından toplu taşımaya belediye bünyesinde hangi hizmetler sunuluyorsa hiç sektirmeden hepsinde fahiş artışa geçtiler. Daha 4 ay öncesinde meydanlarda bol keseden para dağıtıyorlardı şimdi emeklileri kapısına dahi yaklaştırmıyorlar.

Buradan sayın Genel Başkan Özgür Özel’e seslenmek istiyorum; dürüst siyaset verilen sözlerin arkasında durmayı gerektirir. Tutmadığınız sözlerin mahcubiyetini daha büyük vaatlerde bulunarak veremezsiniz. Gücünüz yetiyorsa belediye başkanlarınıza söyleyin; bedavaya verecekleri hizmetlere yaptıkları zamları düşürsünler.
“BAKANLIĞIMIZ BORÇLARIN TAHSİLİNE BAŞLAYACAK”
Emeklilere faydanız dokunsun istiyorsanız talimat verin belediyeleriniz Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan birikmiş borçlarını ödesinler.
Şu anda belediyelerin borçlarıyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığımız kaynağında bu borçların tahsiline başlayacaktır.
Öyle 25 kuruşa simit yok. Milletin varlığını değişik yerlerde harcamaya müsaade yok. Dolayısıyla Bakanlığımız bu tahsili yerinde yapacaktır. Biz siyasette hiçbir zaman böyle ucuz yollara meyletmedik, Sırf seçim kazanacağız diye böyle sözler vermedik. Gerçekten yapmak isteyip de irademizi aşan sebeplerden dolayı yapamadığımız hususlar elbette olmuştur. Ama gayretimize, samimiyetimize halkımız şahittir.
Son 21 yılda emeklilerimizin hayat kalitesine büyük katkıda bulunduk. Bizden önce emekli maaşları insani standartların altındaydı. Emeklilerimiz için önceki yıllarda da olduğu gibi bu yıl da maaş artışı yaptık.
Sıkıntıların, serzenişlerin de farkındayım. Bizim popülizmle işimiz yok, biz meydanlarda söz verip sonra cayanlardan değil sözümüzün dimdik arkasında duranlardan olduk. Bu ülke yakın geçmişte kendi çıkarı için, seçim kazanmak için vatandaşın umutlarıyla oynayanlardan çok çekti. Bizim hedefimiz el ele verip vatandaşımızın refahını artırmaktır.
SOKAK HAYVANLARI DÜZENLEMESİ
Maalesef bu sayı her yıl asimetrik şekilde artıyor. Üstelik çocukalara, yetişkinlere, yaşlılara başka hayvanlara saldırıyorlar. Trafik kazalarına neden oluyorlar. Müdahale edilmedikçe sorun daha da büyüyor. Halkımız sokakların güvenli hale gelmesini istiyor. Çocuklarımız gönül rahatlığıyla okula gitmek parkta oynamak istiyor. Bizim bu arzulara sessiz kalmamız düşünülemez. Hayvanlar konusunda kimse bize merhamet dersi vermeye kalkışmasın. Dağdaki eli kanlı teröristlere methiyeler düzenler bize vicdan ve merhamet nutku çekemez. Timsahın gözyaşı merhametten değildir.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et

İç ve kuzeydoğu kesimlerde 2 ila 4 derece azalacağı, diğer yerlerde bir değişiklik olmayacağı, Ülkemiz genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.

Genellikle kuzey, Akdeniz kıyılarında güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette eseceği tahmin ediliyor.

KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI
Yağışların, öğle saatlerinde Doğu Akdeniz’de yer yer kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı (sel, su baskını, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar, vb) dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
5 KENTE SARI KODLU UYARI

BUGÜN HAVA NASIL? (24 TEMMUZ 2024)

MARMARA
Parçalı ve az bulutlu, doğu kesimleri ile Balıkesir’in kuzey kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
EDİRNE °C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 33°C
Parçalı bulutlu, bu sabah saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KIRKLARELİ °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
KOCAELİ °C, 33°C
Parçalı bulutlu, bu sabah saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
EGE
Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
A.KARAHİSAR °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
DENİZLİ °C, 39°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 37°C
Az bulutlu ve açık
MANİSA °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
AKDENİZ
Parçalı ve az bulutlu, Orta Akdeniz’in iç kesimleri ile Doğu Akdeniz’in yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinden sonra Mersin, Adana ve Osmaniye çevreleri ile Hatay’ın kıyı, Kahramanmaraş’ın güneybatı kesimlerinde yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor.
ADANA °C, 35°C
Parçalı bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ANTALYA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
HATAY °C, 33°C
Parçalı bulutlu, kıyı kesimlerinin aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ISPARTA °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
İÇ ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, Konya, Karaman, Niğde, Kayseri, Sivas ve Çankırı çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
KONYA °C, 32°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİVAS °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu, sabah saatlerinde gök gürültülü sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 28°C
Parçalı bulutlu, bu sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DÜZCE °C, 32°C
Parçalı bulutlu, bu sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİNOP °C, 29°C
Parçalı bulutlu, bu sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ZONGULDAK °C, 29°C
Parçalı bulutlu, bu sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, kıyıları ile Artvin çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 33°C
Parçalı bulutlu
ARTVİN °C, 27°C
Parçalı bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 28°C
Parçalı bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON °C, 28°C
Parçalı bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, kuzeydoğusunun yer yer çok bulutlu, Kars, Ardahan, Iğdır, Ağrı çevreleri ile Erzurum ve Van’ın kuzey ve doğu kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 28°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde kuzey ve doğu kesimleri yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 26°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN °C, 29°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde kuzey ve doğu kesimleri yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık, batı kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR °C, 41°C
Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP °C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu
SİİRT °C, 40°C
Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA °C, 41°C
Az bulutlu ve açık
DENİZLERDE HAVA
Öğle saatlerinden sonra Ege’de fırtınamsı rüzgar bekleniyor.
KARADENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve çok bulutlu, Doğu Karadeniz’in doğusu kuvvetli olmak üzere Doğu Karadeniz ile akşam saatlerine kadar Batı Karadeniz sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Batı Karadeniz’de kuzey ve kuzeydoğudan, sabah doğusu kuzeybatıdan; Doğu Karadeniz’de batı ve kuzeybatıdan, gece güneybatıdan 3 ila 5 kuvvetinde; Dalga: 0,5 ila 1,5 yer yer 2,0 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
MARMARA
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu, sabah saatlerinde yerel gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Kuzey ve kuzeydoğudan 3 ila 5 öğle ve akşam saatlerinde yer yer 6 kuvvetinde, Dalga: 0,5 ila 1,5 m öğle ve akşam yer yer 2,0 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
EGE
Hava Durumu: Az bulutlu ve açık; Rüzgar: Kuzey Ege’de kuzey ve kuzeydoğudan, öğle saatlerinden sonra geneli kuzeybatıdan 4 ila 6, öğle saatlerinden sonra güneyi 7; Güney Ege’de batı ve kuzeybatıdan 4 ila 6, öğle saatlerinden sonra 7 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m, yer yer 2,5 m; Görüş: İyi.
AKDENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu, Doğu Akdeniz’in doğusu sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Batı Akdeniz’de batı ve güneybatıdan 3 ila 5, batısı batı ve kuzeybatıdan 6; Doğu Akdeniz’de batı ve güneybatıdan 3 ila 5, öğle ve akşam doğusu yer yer 6 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m, yer yer 2,5 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
VAN GÖLÜ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu; Rüzgar: Kuzey ve kuzeydoğudan, öğle saatlerinde güneybatıdan, akşam kuzeybatıdan 3 ila 5 kuvvetinde, Dalga: 0,25 ila 0,75 m; Görüş: İyi.
BU SÜRECE NASIL GELİNDİ?
FARC, 1964 yılında Marksist-Leninist bir ideoloji doğrultusunda kuruldu ve Kolombiya’nın kırsal alanlarında gerilla mücadelesi verdi. 2016 yılında Kolombiya hükümeti ile FARC arasında tarihi bir barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşma, FARC’ın silah bırakmasını ve siyasi bir parti olarak faaliyet göstermesini öngörüyordu. Ancak, anlaşmanın ardından FARC içerisindeki bazı fraksiyonlar silah bırakmayı reddetti ve mücadeleye devam etti.
FARC’ın en büyük fraksiyonu olan Estado Mayor Central, barış anlaşmasını ihanet olarak nitelendirmiş ve silahlı mücadeleyi sürdürme kararı almıştır. Bu grup, uyuşturucu ticareti ve yasadışı altın madenciliği gibi faaliyetlerle kendini finanse etmekte ve Kolombiya’nın kırsal bölgelerinde etkinlik göstermektedir. Kolombiya hükümeti, Estado Mayor Central’ın barış sürecini tehdit ettiğini ve güvenlik risklerini artırdığını öne sürerek, ateşkesi sona erdirme kararı aldı. Hükümet, bu fraksiyona karşı kararlı bir duruş sergilemekte ve askeri operasyonlarla bu tehdidi bertaraf etmeye çalışmaktadır.
GELECEKTE NELER OLACAK?
Ateşkesin sona erdirilmesi, Kolombiya için ciddi güvenlik riskleri doğuruyor. Estado Mayor Central’ın yeniden silahlı mücadeleye dönmesi, ülkenin bazı bölgelerinde şiddet olaylarının artmasına yol açabilir. Bu durum, Kolombiya’daki güvenlik ve istikrarı olumsuz etkileyecek ve barış sürecine olan güveni sarsacaktır.
Kolombiya hükümetinin askeri operasyonları artırması, kısa vadede Estado Mayor Central’ı zayıflatabilir. Ancak, bu operasyonların uzun vadede kalıcı bir çözüm getirmesi zor görünüyor. Estado Mayor Central, köklü bir örgüt yapısı ve geniş bir destek ağına sahip. Bu nedenle, askeri operasyonların yanı sıra siyasi ve sosyal çözümler de üretilmelidir.
KALICI BARIŞ İÇİN NE YAPILMALI?
Kolombiya’da kalıcı bir barışın sağlanması için, hükümetin ve FARC’ın yeniden masaya oturması gerekmektedir. Müzakerelerin yeniden başlaması, her iki taraf için de güven artırıcı adımlar atılmasıyla mümkün olabilir. Hükümetin özellikle kırsal kesimlerde yaşayan halkın yaşam koşullarının iyileştirilmesi, sağlık, eğitim ve altyapı hizmetlerinin artırılması gerekmektedir. Aynı zamanda, FARC’ın da silah bırakma konusunda kararlı olması ve barış sürecine tam anlamıyla sadık kalması gerekmektedir.
Uluslararası toplumun da Kolombiya’daki barış sürecine destek vermesi önemlidir. Birçok ülke ve uluslararası örgüt, Kolombiya’da barışın sağlanması için çaba göstermektedir. Bu çabaların artırılması ve Kolombiya hükümeti ile Estado Mayor Central arasında yeniden müzakerelerin başlaması için baskı yapılması gerekmektedir. Uluslararası toplumun sağlayacağı maddi ve manevi destek, barış sürecinin başarılı olmasında kritik bir rol oynayacaktır.
Kolombiya’da barışın sağlanması, sadece ülke için değil, aynı zamanda bölge ve dünya için de büyük bir kazanım olacaktır. Bu zorlu süreçte, tüm tarafların barışa olan inançlarını koruması ve yapıcı adımlar atması gerekmektedir. Kolombiya halkı, yıllardır süren çatışmalardan sonra hak ettiği barış ve huzura ancak bu şekilde kavuşabilir.
Son olarak, Kolombiya’da barış sürecinin başarıya ulaşması, diğer çatışma bölgelerine de örnek teşkil edebilir. Bu nedenle, Kolombiya’da barışın sağlanması, sadece yerel değil, küresel bir öneme sahiptir. Kolombiya hükümeti, FARC ve uluslararası toplum, birlikte hareket ederek bu zorlu süreci başarıya ulaştırabilir ve Kolombiya’yı barışa kavuşturabilir.
]]>
2018’DE YÜRÜRLÜĞE GİRDİ
İmara aykırı ve kaçak yapılar konusunda; 18 Mayıs 2018’de yürürlüğe giren 7143 Sayılı Kanun ile önemli bir düzenleme yapıldı. 3194 Sayılı İmar Kanunu’na geçici 16. madde eklendi. İlgili düzenleme uyarınca; afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amaçlandı. Bu kapsamda; 31 Aralık 2017 tarihinden önce yapılan yapılar için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca 31 Ekim 2018 tarihine kadar başvurulması ve şartların sağlanması halinde yapı kayıt belgesi verilebileceği hüküm altına alındı. Yapı kayıt belgesi alan kaçak yapılar bu düzenleme sayesinde yasal statü elde etti.
SORUMLULUK MALİKLERE BIRAKILDI
Yine ilgili yasal düzenleme ile yapının depreme dayanıklılığı hususunun bina sahibinin sorumluluğunda olduğu düzenlendi. Yani idarenin olası bir deprem hasarı ya da çökme gibi durumlarda tazminat gibi sorumluluklar altına girmeyeceği hükme bağlandı. Yani yapı kayıt belgeleri binanın depreme dayanıklı olup olmadığına bakılmaksızın verilirken, olası bir olumsuzlukla ortaya çıkacak tablodan da malikler sorumlu tutulmuş oldu.
TEBLİĞİN İPTALİ İÇİN DANIŞTAYA DAVA AÇILDI
Tüm bu hususlar daha sonra Bakanlık tarafından çıkarılan Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine Dair Tebliğe de aynen yansıdı. Tebliğin yayımın ardından bazı hükümlerinin iptali için Danıştay 6. Dairesi’nde dava açıldı.
DANIŞTAY ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURDU
Daire yaptığı incelemelerin ardından bir hüküm yönünden Anayasa’ya aykırılık tespit ederek, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapma kararı aldı. Yüksek Mahkeme; yapı kayıt belgesi verilen yapının depreme dayanıklılığı konusunda idarenin değil sadece bina sahibinin sorumlu olacağına dair hükmün iptalini istedi.
AYM OYBİRLİĞİ İLE İPTAL EDİLDİ
Anayasa Mahkemesi, Danıştay’ın itirazını haklı bularak, ilgili düzenlemenin oybirliğiyle iptaline karar verdi. Kararda; idarenin denetim ve gözetim sorumluluğunun devam ettiği bir konuda idare aleyhine tazminat davası açılamamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu vurguladı.
ARTIK KAMU DA SORUMLU
Yüksek Mahkeme’nin bu kararı sonrası yapı kayıt belgesi alan ve yasal statüye kavuşan binalarda deprem gibi etkenlerle yaşanabilecek olaylardan kamu kurumları da sorumlu olacak. Vatandaşlar ilgili kamu kurumları aleyhine tazminat davası açabilecek.
3 MİLYON YAPI KAYIT BELGESİ ALINDI
Kahramanmaraş ve çevre illeri vuran depremler Türkiye’de imar affı tartışmalarını beraberinde getirdi. Yapı kayıt belgesi alan binaların depreme dayanıklı olup olmadığı bir kez daha gündeme taşındı. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerine göre; imar affından 5 milyon 849 bin konut ve 1 milyon 237 bin ticari olmak üzere 7 milyon 86 bin adet bağımsız bölüm yararlandı. 3 milyon 110 bin adet Yapı Kayıt Belgesi verildi.
Akar, Birlik Vakfınca düzenlenen “İhanet Gecesi ve Kıbrıs Davamız” konulu etkinliğe katıldı.
Burada konuşan Akar, tarihin olmadığı yerde milletin de olmayacağını belirterek, “Tarihin sıkıntılı bölümleri varsa oradan ibret alacaksın ki bir daha tekerrür etmesin. Eğer başarılı bölümleri varsa ilham alacaksın ve bu bayrak bizim. Dolayısıyla biz diyoruz ki bu bayrağın altında, bu memlekette, bu şekliyle, bu tarihle bizim varlığımızı sürdürmemiz lazım.” görüşünü paylaştı.
AA’nın haberine göre; Hulusi Akar, 85 milyonun, hiçbir şekilde ayrım yapılmaksızın tarihe yaraşır şekilde yaşaması gerektiğine vurgu yaparak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle son dönemlerde dillerine pelesenk oldu. İçeriden dışarıdan Türk-Kürt meselesini kullanıyorlar. Ne yapıyorlar, PKK’yı çıkarıyorlar. PKK Kürt değil, YPG Kürt değil. Bunlar terör örgütü. PKK’nın, YPG’nin içinde Alman da var, Türk de var, Fransız da var, Çin de var, Kürt de var. Ama Kürt değil, Kürtlerin temsilcisi değil. Bir terör örgütü. Diğer taraftan da bizim Kürt kardeşlerimiz PKK’lı değil. Öyle bir şey asla yok.”
İsrail’in, Filistinlilere yönelik saldırılarına da değinen Akar, son verilere göre 16 bin 174 çocuk ve 10 bin 799 kadın olmak üzere toplam 39 bin 90 Filistinlinin İsrail tarafından katledildiğini söyledi.
15 Temmuz darbe girişiminin “AK Parti’ye karşı yapıldığına” ilişkin söylemlere karşı çıkan Akar, “Bu asil milletimize karşı, 85 milyona karşı yapıldı.” ifadesini kullandı.
Akar, FETÖ mensuplarının yurt dışında korunup kollandığına işaret ederek, “Bunlar oralarda yuvalanıyorlar. Zaten orada olanlar vardı, bir de şimdi buradan kaçanlar var, yuvalanıyorlar ve oradan dijiteröristlik yapıyorlar. Sosyal medyadan her türlü fitneyi fesadı, Cumhurbaşkanımıza karşı, bizlere karşı, tehditler, hakaretler gibi her türlü alçaklığı sütre gerisinden, gizlenip karanlık odalardan yaptılar, yapmaya devam ediyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.
“AKIN ÖZTÜRK SEN GELME, MEHMET SEN DE GELME”
Hulusi Akar, 15 Temmuz darbe girişiminin ertesi günü yani 16 Temmuz’da yaşadıklarına ilişkin, şunları anlattı:
“Binali Bey’e, ‘Bunlar vazgeçtiler, durdurdular, bundan sonra herhangi bir şey olmayacak, teslim olacaklar, ben Genelkurmay’a gidiyorum’ dedim. ‘Genelkurmay’a gitme, ora hala bizim kontrolümüzde değil, sen Çankaya’ya git’ dedi. ‘Tamam’ dedim ve kimsenin yüzüne bakmadan çıktım. Bu Akın Öztürk, ‘Ben de geleyim’ dedi. ‘Sen gelme Akın Öztürk’ dedim.
Bizim arabanın önüne Mehmet Dişli bindi, bizi helikopter pistine götürdü. Orada 5-10-20 tane helikopter var. Yanlış hatırlamıyorsam birine bindik, arıza yaptı indik diğerine bindik falan. Bindik helikoptere, gideceğiz. ‘Mehmet sen de gelme’ dedim. ‘Komutanım, bu darbeciler ateş ediyorlar, benim irtibatım var, burada Genelkurmay Başkanı var, ateş etmeyin diyeceğim’ dedi. Bindik, Çankaya’da indik, yürüdük, Yıldırım Türkeş’in odasına girdik. Allah’tan o, televizyonda dedi ki, ‘Paşa içeri girerken dedi ki, onlardan biri de buydu. Daha girerken söyledi’ dedi. Yani koruma kollama diye bir şey yok.”
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un himayelerinde, İstanbul Üniversitesi (İÜ) ve Cihannüma Dayanışma ve İşbirliği Derneği tarafından İÜ Rektörlük binasında, “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. Yılında Uluslararası Kıbrıs Sempozyumu” düzenlendi.
Sempozyumda konuşan Tatar, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılında Türkiye’de olmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi.
Tatar, Kıbrıs Türkü’nün tek yürek halinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yaşatılması, güçlendirilmesi için birlikte mücadeleyi sürdürmek zorunda olduğunu belirterek, “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yıl dönümünü kutlarken, Doğu Akdeniz’de her türlü tahakküme, her türlü saldırıya rağmen Türk Devleti’nin varlığıyla büyük bir başarıya imza attığımızı beyan etmek istiyorum.” diye konuştu.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni güçlendirmek, ekonomik, sosyal ve kültürel mirasını devam ettirmek için büyük bir çaba içerisinde olduklarını dile getiren Tatar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Uluslararası toplum insan hakları ihlaliyle bize diz çökertmeye çalışıyor. Bu çağda seyahat, ticaret ve sporda bile ambargo uygulanması onların ne kadar samimiyetten uzak olduğunu gösteriyor. Kıbrıs Türkü’nü umutsuzluğa, federasyona sürüklemek istiyorlar. Federasyonun tehlikelerinin farkındayız. Federasyonun ön şartı ‘Sıfır asker, sıfır garantidir.’ Bu nedir? Türkiye Cumhuriyeti olmadığı için garantörlük hakkı ortadan kalkacak, Kıbrıs Türkü kendini Avrupa’nın kucağında bulacak. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin sağlanması için Türkiye’nin tam desteğiyle çalışıyoruz.”
Tatar, 1974 Barış Harekatı’nın çok başarılı bir harekat olduğunu; bu harekat sonrası Türkiye’nin çok büyük ambargolarla karşı karşıya kaldığını kaydetti.
“Kıbrıs meselesi Türkiyesiz çözülemez”
Ersin Tatar, 18 Temmuz’da, “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. Yıl Dönümü” başlıklı başkanlık tezkeresinin TBMM’de ittifakla kabul edilmesinden büyük mutluluk duyduğunu vurgulayarak, “Bu tezkere bizim için çok önemli ve kıymetliydi çünkü bir kez daha Türkiye iki devletli siyaseti nasıl desteklediğini ittifakla, oy birliğiyle belli etti. İlk tezkere 1974 Barış Harekatı dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin adaya çıkmasını temin eden bir tezkeredir. 50 yıl sonra, 18 Temmuz 2024’de Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçen tezkerede barış harekatına atıfta bulunuluyor.” dedi.
Türklerin Kıbrıs’taki varlığının 500. senesini kutlayacağı süreçte bu durumun kimse tarafından sorgulanamayacağının altını çizen Tatar, sözlerini şöyle tamamladı:
“Tarihi mücadelelerle dolu mücahit halkın elbette kendi devletini kurması en doğal hakkıdır. Biz de bunu yaptık. Bizim kurumsal ve konjonktürel varlığımız her zaman olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti ile bu yolu yürümemizden geçer. Kıbrıs meselesi Rauf Denktaş’ın söylediği gibi Türkiyesiz çözülemez. Türkiye, her zaman ana vatan olarak orada olacaktır ve bu süreci birlikte yöneteceğiz. Ben, Türkiye ve Ankara ile istişare etmeden bu konuda adım atmam ve bu benim en büyük hakkımdır çünkü bölgenin en büyük ülkesi Türkiye’dir. Bu ada Türkiye’nin burnunun dibindedir ve Türkiye garantör ülkedir.”
Teklifle, Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişikliğe gidilecek. Buna göre, Kanun’un amaçlarına “insan, hayvan ve çevre sağlığı gözetilmek kaydıyla” ifadesi eklenecek.
Sahipsiz hayvanlara ilişkin yürütülecek çalışmalarda, tereddüde mahal verilmemesi, kedi ve köpeklerin sahipli hayvan statüsüne alınabilmesi için Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı veri tabanına kaydedilmesi zorunluluğu bulunduğundan “sahipli hayvan” ve “sahipsiz hayvan” kavramları açık bir şekilde tanımlanacak.
Uygulamada tereddüde mahal verilmemesi amacıyla ve Kanun’daki “yakala-kısırlaştır-sal” metodunun kaldırılması nedeniyle hayvan bakımevi tanımında uyum değişikliği yapılacak. Hayvan bakımevinin tanımı, “Bakanlıktan izin alınmak suretiyle kurulan ve hayvanların sahiplendirilinceye kadar barındırıldığı ve rehabilite edildiği bir tesis” şeklinde değiştirilecek.
Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların hayvan bakımevlerine toplanması ve buralarda rehabilite edilerek sahiplendirilinceye kadar bakılacak olması sebebiyle bakımevleri dışında bir hayvana bakmanın onun yasal sorumluluğunu alarak sahiplenilmesi suretiyle mümkün olabileceği ilkesi kabul edilecek. Kanun’un ilkeleri arasında yer alan “Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.” ifadesi yürürlükten kaldırılacak.
Hiçbir maddi kazanç ve menfaat amacı gütmeksizin, sadece insani ve vicdani sorumluluklarla, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanları sahiplenmek isteyen ve Kanun’da öngörülen koşulları taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin teşviki ve bu kapsamda eş güdüm sağlanması esas olacak.
Yerel yönetimler, gönüllü kuruluşlarla iş birliği içerisinde, sahipsiz hayvanların sahiplendirilinceye kadar bakılmaları için hayvan bakımevleri kurarak onların bakımlarını ve tedavilerini sağlayacak, eğitim çalışmaları yapacak.
Hayvan bakımevlerine alınan hayvanlardan rehabilite edilen köpekler sahiplendirilinceye kadar bu yerlerde barındırılacak. Doğru ve güncel veri sağlanabilmesi amacıyla hayvan bakımevlerine alınan hayvanlar Tarım ve Orman Bakanlığı veri sistemine kaydedilecek.

ÖTENAZİ YASAKLANDI
Bakımevine alınan köpeklerden insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlarına, Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 9. maddesindeki “Hayvanlara ötenazi yapmak yasaktır. Ancak, hayvanlara acı ve ıstırap çektiren veya iyileşme durumu bulunmayan hastalık durumlarında, akut bulaşıcı bir hayvan hastalığının önlenmesi ya da eradikasyonu amacıyla veya insan sağlığı için risk oluşturan durumlarda, davranışları insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen durumlarda veteriner hekim tarafından ötenazi yapılmasına karar verilebilir. Ötenazi işlemi veteriner hekim tarafından veya veteriner hekim gözetiminde yapılır.” hükümleri uygulanacak.
Yerel yönetimler sahipsiz köpeklere ilişkin yürüttüğü iş ve işlemlerde Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi kapsamında gerekli idari tedbirleri almaya yetkili olacak.
Hayvanlara yapılacak müdahalenin sadece tıbbi gerekçelerle değil Kanunda yer alan diğer istisnai durumlarda da yapılabilmesine imkan sağlanacak.
“Yerel yönetimler adına toplanan sahipsiz hayvanların bakımevi dışında bir yere terk edilmesi veya bakımevinde barındırılan köpeği bakımevi dışında bir yere bırakmak” fiilleri yasak kapsamına alınacak. Böylece sahipsiz hayvanların toplanması, hayvan bakımevlerine götürülmesi ve bu hayvanların sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevi bünyesinde bakılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasının ve yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarını eksiksiz olarak yerine getirmelerinin sağlanması amaçlanacak.
İl Hayvanları Koruma Kurulunun görevleri arasına, sahipsiz hayvanların korunmasına yönelik yürütülen çalışmaların yanı sıra insan, hayvan ve çevre sağlığını korumaya yönelik olarak sahipsiz hayvanlardan kaynaklı sorunları belirlemek ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri üretmek eklenecek.
Düzenlemeyle başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara yapılacak desteğin kapsamı genişletilecek. Buna göre de insan, hayvan ve çevre sağlığının korunması amacıyla bakımevleri, hastaneler ve ameliyathaneler kurmak; bunlara ilişkin ilaç, alet ve ekipmanları temin etmek ile bakımevlerinde bakım, rehabilitasyon ve sahiplendirme gibi faaliyetleri yürütmek için başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara teşvik veya Bakanlıkça uygun görülen miktarlarda mali destek sağlanacak.
ÖDENEKLER BAŞKA BİR AMAÇ İÇİN KULLANILAMAYACAK
Hayvanları korumaya yönelik hükümlere aykırı hareket eden veya sahiplendiği hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal eden ya da onlara ağrı, acı veya zarar veren kişilerin denetimle yetkili merci tarafından hayvan bulundurması yasak olacak ve hayvanlarına el konulacak. Söz konusu hayvanlardan sahiplendirilme niteliği olanlar sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevinde barındırılacak.
Caydırıcılığın sağlanması amacıyla sahipli hayvanın sahibi tarafından terk edilmesi kabahatine ilişkin idari para cezası hayvan başına 2 bin liradan 60 bin liraya çıkarılacak. Yerel yönetimler adına toplanan sahipsiz hayvanları bakımevi dışında bir yere terk eden veya bakımevinde barındırılan hayvanı bakımevi dışında bir yere bırakanlara ise hayvan başına 50 bin lira idari para cezası verilecek.
Büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu 25 bini aşan belediyeler, sahipsiz veya güçten düşmüş ya da tehlike arz eden hayvanların korunması ve sahiplendirilinceye kadar bakımının yapılması ile rehabilitasyonunun sağlanması amacıyla hayvan bakımevleri kuracak. Belirtilen hayvanlar, ilgili belediyeler tarafından hayvan bakımevine götürülecek. Hayvan bakımevi kurma zorunluluğu olmayan belediyeler ile il özel idareleri, sorumluluk alanındaki bu hayvanları en yakın hayvan bakımevine götürecek.
Belirtilen kaynağı ayırmayan belediye başkanı ve meclis üyeleri ile ayrılan kaynağı hayvan bakımevi kurmak, sahipsiz hayvanları toplamak, rehabilite etmek veya sahiplendirilinceye kadar bakmak için harcamayan veya bu kaynağı başka amaçlar için sarf eden belediye başkanı ve belediye yetkililerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek.
Söz konusu belediyeler 31 Aralık 2028’e kadar belirtilen hayvan bakımevlerini kurmakla ve mevcut bakımevlerinin koşullarını iyileştirmekle yükümlü olacak.
Belediyeler, 31 Aralık 2028’e kadar hayvan bakımevleri kurmak, rehabilitasyon işlemlerini gerçekleştirmek ve sahipsiz hayvanlara sahiplendirilinceye kadar bakmak için kesinleşmiş en son bütçe gelirlerinin binde 5’i oranında kaynak ayıracak. Bu oran, büyükşehir belediyelerinde binde 3 olarak uygulanacak. Ayrılan ödenekler başka bir amaç için kullanılamayacak.
Kedi ve köpek sahipleri, hayvanlarını en geç 31 Aralık 2025’e kadar dijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına aldırmak zorunda olacak.
Teklifle, sokakta bakıma ve korunmaya ihtiyacı olacak sahipsiz hayvan bulunmaması amaçlandığı için Hayvanları Koruma Kanunu’ndaki “yerel hayvan koruma görevlileri”ne ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılacak.
Muhalefet milletvekilleri teklifin kabul edilmesine tepki gösterdi.
“Kıbrıs Barış Harekatı Belgeseli” gösterimi ile başlayan sempozyumda açılış konuşmasını gerçekleştiren Numan Kurtulmuş, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de fiziki bir ada, fizikİ bir üs olan Kıbrıs’tan vazgeçmesi de asla düşünülemez. Bundan sonra da düşünülemeyecektir“ ifadelerini kullandı.

“BELKİ BUGÜN KIBRIS’TA BİR TEK TÜRKÜN BİLE VARLIĞINDAN BAHSEDEMİYOR OLACAKTIK”
Numan Kurtulmuş, Barış Harekatı’nda rol alan isimlere değinerek, “Eğer onların cesaretleri ve kararlılıkları olmasaydı; bugün Kıbrıs’ta bir Türk devletinin varlığından bahsedemiyorduk. Daha da acısı, eğer bu Barış Harekatı olmasaydı belki bugün Kıbrıs’ta bir tek Türkün bile varlığından bahsedemiyor olacaktık. Bugün de Doğu Akdeniz’e şöyle bir baktığınız zaman, herhalde dünyanın bütün büyük devletlerinin Doğu Akdeniz’de fiziki ve fiili varlığı söz konusudur. Herkes bir şekilde Doğu Akdeniz’de olabilmek için can atmaktadır. Çünkü dünyada egemenlik elde edebilmek için Doğu Akdeniz’in fevkalede geçiş noktalarından birisi olduğunu herkes biliyor. Burada Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de fiziki bir ada, fiziki bir üs olan Kıbrıs’tan vazgeçmesi de asla düşünülemez. Bundan sonra da düşünülemeyecektir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk Devleti’nin varlığı inşallah kıyamete kadar devam edecektir” dedi.
“KIBRIS’TA TEK BİR İŞGALCİ VARDIR”
Harekatın bir özgürlük mücadelesi olduğunu belirten Kurtulmuş, “Dublin’deki Avrupa Parlamento Başkanları Toplantısında Rum yönetiminin parlamento başkanı ‘Kıbrıs’ta işgalci ve Kıbrıs Devleti’ni ortadan kaldıran Türkler’ diye bir cümle kullandı. Sonra sıra bana geldi. Orada da ifade ettim; evet Kıbrıs’ta bir işgalci vardır, o işgalci Türk tarafı değil Kıbrıs Devleti’ni ortadan kaldıran Rum tarafıdır, Rum kesimidir. Kıbrıs Barış Harekatı sadece bir askeri başarı değildir. Askeri başarı olmasının üstünde ve ötesinde Kıbrıs Barış Harekâtı, Türklerin özgürlük ve onur mücadelesidir. Eğer Kıbrıs’taki o olaylara sessiz kalınsaydı, böyle bir hareket olmasaydı: sadece Kıbrıs Türkleri işkence ve zulüm altında bırakılmış olmayacak aynı zamanda topyekûn Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde yaşayan biz Türkler de onurumuzu, haysiyetimizi kaybedecektik. Dolayısıyla bu Barış Harekâtı aynı zamanda Türkiye Türklerinin haysiyet mücadelesidir. Bu harekât sadece bir askeri başarı değil aynı zamanda uluslararası alanda bütün zorluklara rağmen başarıyla kazanılmış bir zaferdir. Bütün dünyanın nasıl karşı çıktığını dün gibi hatırlıyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bütün kurum ve kuruluşlarıyla tam manasıyla teşekkül etmiş bir devlettir. Bundan sonra da kıyamete kadar yaşayacaktır. Bir kere daha burada ilan ediyoruz ki; şartlar ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kuzey Kıbrıs Türk halkını hiçbir yerde hiçbir zaman yalnız bırakmayacaktır” şeklinde konuştu.

“BU DAVA MÜŞTEREK BİR MİLLİ DAVADIR”
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise, “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci yılını kutlarken, gerçekten Doğu Akdeniz’de Türk devletinin ortaya çıkması ile her türlü esarete, her türlü tahakküme, her türlü saldırıya rağmen büyük bir başarı öyküsünü, bu destanı birlikte yazdığımızı da İstanbul Üniversitesi gibi bir irfan kurumunda beyan etmek istiyorum. Hepimiz büyük bir başarıya imza attık. Ve netice itibariyle şu anda Doğu Akdeniz’de KKTC, anavatan Türkiye Cumhuriyeti’yle gerek havada, gerek denizde gerek karada iş birliği içerisinde. Ancak uluslararası toplum, bizleri ambargo ve izolasyonlarla bir bakıma diz çökertmeye çalışıyor bizlere, gerçekten insan hakları ihlalini sonuna kadar, hala daha yapmak suretiyle, bizleri ambargo ve izalasyonlarla bir bakıma diz çökertmeye çalışıyorlar. Çünkü artık bu çağda seyahat özgürlüğü, ticaret hatta sporda bile ambargoların uygulanması onların ne kadar hüsniyetsiz, ne kadar samimiyetten uzak olduğunu gösterir. Biz, ENOSIS’e kapılarımızı açık bırakacak, Avrupa Birliği çerçevesinde bir anlaşmayı her zaman reddedeceğimizi belirtiyoruz. Çünkü bizim kurumsal ve konjektörel varlığımız, her zaman olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’yle birlikte bu yolu yürümemizden geçer. Onun için bu dava, müşterek bir milli davadır” diye konuştu.
]]>İsrail’den gelen eleştirilerin ardından Adidas, Filistinlilerin hakları konusunda uzun süredir sesini yükselten Hadid’i ayakkabı reklamından çıkardı.
HADİD’E DESTEK ADİDAS’A BOYKOT
Daily Mail’in konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı haberine göre Hadid, hukuki süreçler için konuyu avukatlarına bildirirken marka ise reklam kampanyasının “neden olduğu herhangi bir üzüntü veya sıkıntı” için özür diledi.
Şirketin kararının ardından çok sayıda sosyal medya kullanıcısı Hadid’i savunarak Adidas’a tepki gösterdi.
Sosyal medya kullanıcısı bir kişi “Bella Hadid bir kahraman! Umarım Adidas boykottan zarar görür.” derken başka bir kullanıcı da “Üzgünüm çocuklar, Bella Hadid’e yaptıkları korkakça muamele yüzünden Adidas almıyorum.” ifadelerini kullandı.
Adidas’a yönelik tepkiler boykot çağrılarına evrilirken kullanıcılar, “Bella Hadid olayından sonra güle güle Adidas diyeceğiz. Soykırım suçlularını cesaretlendirenler, dürüstçe kazandığımız paradan hiç para almamalı. Araplar ve Filistin yanlısı boykot Starbucks ve McDonald’s’ta deprem oluyor… Adidas, adios!” paylaşımları yaptı.
Siyasi analist Sami Hamdi, boykotların, Gazze Şeridi’ne yönelik ölümcül saldırılarını sürdüren İsrail’i desteklediği düşünülen diğer şirketler üzerindeki etkisine dikkati çekti.
Hamdi, “McDonald’s, Starbucks, KFC ve diğer markalar, Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerdeki boykot hareketlerinin etkilerini şimdiden yaşamaya başladı ve bu markaların birçoğu birçok şubesini kapatmak zorunda kaldı. Adidas’ın da aynı şekilde boykot edilmesi yönünde çağrılar yapılmaya başlandı bile.” dedi.

TEL AVİV’DE BÜYÜYEN PANİK!
Hamdi, Tel Aviv’in, kamuoyunda kendisine yönelik gün geçtikçe artan olumsuz algı nedeniyle giderek daha fazla sıkıntı yaşadığına işaret etti.
“Tel Aviv’de, İsrail’in kamuoyu söylemi üzerindeki tekelini kaybettiğine dair artan bir panik var.” diyen Hamdi, İsrail’in müttefiklerinin giderek artan Filistin yanlısı kamuoyu baskısından rahatsızlık duymaya başladığını söyledi.
Hamdi, “Bu nedenle İsrail, kamuoyu belirlemede çok etkili olan Filistinli sesleri boğmak için umutsuz bir çabayla Filistin sempatisini uzaktan da olsa ima eden markalara saldırıyor. Bella Hadid’in önce işe alınması, sonra da işten çıkarılması, Almanya ve Adidas’ın, geçmişte yaşanan bir soykırımla ilgili vicdan azabını, bugün yaşanan soykırımı kınayan ve sesi giderek daha gür çıkan bir kamuoyuyla birlikte nasıl yönetecekleri konusundaki kafa karışıklığını ve belirsizliği yansıtıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
KARLAR RİSK ALTINDA
Adidas’ın 2023 yıllık raporu, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’nın, 8,2 milyar avroluk satışıyla şirketin toplam satışlarının yüzde 39’unu oluşturarak en büyük paya sahip olduğunu gösteriyor.
Asya-Pasifik bölgesinde satışlar aynı yıl 2,3 milyar avro (küresel satışların yüzde 11’i) olarak gerçekleşirken dünyanın bu 4 bölgesi Adidas’ın satışlarının yüzde 50’sine denk geliyor.
Bu bölgelerdeki önemli Müslüman nüfus göz önüne alındığında, Adidas’ın duruşunun 2024 satışlarını nasıl etkileyeceği konusunda soru işaretleri ortaya çıkarken İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ardından Starbucks ve McDonald’s gibi markaların yakın zamanda karşı karşıya kaldığı tepkiler akıllara geliyor.
Şubat ayında McDonald’s, çatışmanın 2023’ün son çeyreğinde, özellikle Orta Doğu’da ve Malezya ve Endonezya gibi Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerdeki satışlarını “önemli ölçüde etkilediğini” duyurmuştu.
Starbucks ise boykotlar nedeniyle Orta Doğu’da çalışan yaklaşık 2 bin kişiyi işten çıkardığını açıklamıştı.
Britanya ve ABD pasaportları güç kaybediyor
10 yıl önce dünyanın en güçlü pasaportları olarak zirveyi paylaşan Birleşik Krallık ve ABD pasaportları sıralamada gerilemeye devam ediyor. 2024 endeksine göre Birleşik Krallık pasaportu ile vizesiz seyahat edilebilen ülke sayısı 190’a düştü. Yeni endekste Birleşik Krallık, Belçika, Danimarka, Yeni Zelanda, Norveç ve İsviçre 4. sırada yer aldı. Diğer taraftan endekste son 10 yıldaki düşüş trendini sürdüren ve 186 ülkeye vizesiz seyahat edilebilen ABD pasaportu listede 8. sırada yer alıyor. 26 ülkeye vizesiz seyahat edilebilen Afganistan pasaportu sıralamanın dibine demir atmış durumda. Bu, 19 yıldır yayınlanan listenin tarihinde görülen en düşük skor olarak kayda geçti.
Endekse ilişkin bir değerlendirme yapan Henley & Partners Türkiye Direktörü Burak Demirel, “2006 yılında küresel bazda vizesiz seyahat edilebilen ortalama ülke sayısı 58 iken bu sayının 2024’te neredeyse ikiye katlanarak 111’e yükseldi. Ancak, listenin en üstünde yer alanlarla en altında yer alanlar arasındaki makas daha önce hiç olmadığı kadar açılmış durumda. Listenin en üst sırasında yer alan Singapur pasaportu ile 195 ülkeye vizesiz seyahat edilebilirken en alt sırada yer alan Afganistan pasaportu ile sadece 26 ülkeye gitmek mümkün.
Havayolu ulaşımında maliyetler düşüyor
IATA verilerine göre 2024 yılı içinde havalimanları 22 bin rota ve 39 milyon uçuşla yaklaşık 5 milyar insanı buluşturacak. Havacılık Sektörünün bu yılki gelir beklentisi yaklaşık 1 trilyon dolar seviyesinde olsa da giderlerin de 936 milyar dolarla rekor seviyeye ulaşacağı öngörülüyor. Bu da 30,5 milyar dolarlık bir net kar demek. Buradan yola çıkarak yolcu başına en düşük net karın sıradan bir otel kafesinde single espresso fiyatına tekabül eden 6,14 dolar düzeyinde olacağını gösteriyor. Buna karşın, uçak yolculuğunun gerçek maliyeti son 10 yılda yüzde 34 oranında düşmüş durumda. International Air Transport Association
Endekste yükselenler, düşenler ve seçim etkisi
Sıralamada en görkemli yükselişi gösteren Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) pasaportu endeksin ilk yayınlandığı yıl olan 2006’dan bu yana vizesiz seyahat haritasına 152 destinasyon dahil ederek vizesiz seyahat edilebilen ülke sayısını 185’e çıkardı. Endekste 62. sırada olan BAE, 53 basamak yükselerek 9. sıraya yerleşti ve bu yıl ilk kez ilk 10 içinde yer buldu. Endekste son 10 yıldaki en sert düşüşü ise 25. sıradan 42. sıraya gerileyen Venezüella yaşadı. Ülke, son 10 yılda ülkesini terk etmek zorunda kalan 7 milyondan fazla Venezüellalının kaderini şekillendirebilecek 28 Temmuz’daki başkanlık seçimlerine odaklanmış durumda. Diğer taraftan, Henley Küresel Mobilite 2024 Raporunda da vurgulandığı üzere ABD’de göç ve turizme bağlı sektörler de yaklaşan genel seçimler konusunda oldukça kaygılı bir görünüm içinde. Bu kesimin en fazla öne çıkan endişeleri olası yeni bir Trump yönetiminin Geçici Koruma Statüsü uygulamasını sonlandırması ve toplu sınır dışı etmelerin gündeme taşıması.
Afrika’dan yapılan Schengen başvurularının yüzde 30’una ret
Yayınlanan rapor içinde yer alan yeni bir araştırma ise Schengen vizesi için en fazla ret yanıtı alan pasaportların çeşitli Afrika ülkelerine ait olduğunu gösteriyor. Buna göre Afrika’dan iletilen her 10 Schengen başvurusundan 3’ü ret yanıtı alıyor. Dünya genelinde ise Schengen başvurularının yüzde 10’u reddediliyor. Bununla birlikte Afrika kıtası kişi başı Schengen başvurusunda en düşük orana sahip. Araştırma başvuru yapılan Afrika ülkesinin yoksulluk düzeyiyle alınan ret yanıtlarının doğru orantılı olduğunu da ortaya koyuyor.
Türk Pasaportu ile 118 ülkeye vizesiz seyahat
Türkiye Ocak 2024’ten bu yana endekste 7 basamak tırmanarak 52. sıradan 45. sıraya tırmandı. Bu yükselişle birlikte Türk pasaportuyla vizesiz gidilebilen ülke sayısı 118’e yükseldi. Türkiye’nin sıralamada yükseldiği yeni konum aynı zamanda son 10 yıldaki en iyi performansı olarak göze çarpıyor.
]]>BBC News muhabiri Victoria Gill’in haberine göre Güneş ışığının nüfuz edemediği 5 km derinlikte, oksijenin deniz suyunu hidrojen ve oksijene ayıran doğal olarak oluşan metalik “nodüller” tarafından üretildiği tespit edildi. Birkaç madencilik şirketi, deniz bilimcilerinin yeni keşfedilen süreci bozabileceğinden ve oksijene bağımlı deniz yaşamına zarar verebileceğinden endişe ettiği bu nodülleri toplamayı planlıyor.
İskoç Deniz Bilimleri Derneği’nden baş araştırmacı Prof. Andrew Sweetman, “Bunu ilk kez 2013’te gördüm, deniz tabanında tamamen karanlıkta muazzam miktarda oksijen üretiliyordu. Bunu görmezden geldim çünkü bana öğretilen şey şuydu: Oksijeni yalnızca fotosentez yoluyla elde edersiniz.“ sözlerini kullandı.
“Sonunda, yıllardır bu potansiyel olarak büyük keşfi görmezden geldiğimi fark ettim” açıklamasında bulunan Prof. Andrew Sweetman ve meslektaşları araştırmalarını Hawaii ve Meksika arasındaki derin deniz bölgesinde gerçekleştirdiler.

BBC’nin haberinde yer alan bilgilere göre bulunan nodüller, deniz suyunda çözünmüş metal parçalar veya diğer döküntüler üzerinde toplandığında oluşuyor ve bu milyonlarca yıllık bir süreçten geçiyor. Bu nodüller lityum, kobalt ve bakır gibi pil yapımında kullanılan metalleri içerdiğinden, birçok madencilik şirketi bunları toplayıp yüzeye çıkarmak için teknoloji geliştiriyor. Prof. Sweetman, ürettikleri koyu oksijenin deniz tabanındaki yaşamı da destekleyebileceği bilgisini paylaştı.
YAŞAM ALANLARININ YOK OLMASINA NEDEN OLABİLİR
Nature Geoscience dergisinde yayınlanan keşfi, önerilen derin deniz madenciliği girişimlerinin riskleri hakkında yeni endişeler doğuruyor. Keşfin yapıldığı Clarion-Clipperton Bölgesi, halihazırda çok sayıda deniz tabanı madenciliği şirketi tarafından araştırılan bir alan olup, bu şirketler nodülleri toplayıp yüzeydeki bir gemiye taşımak için teknoloji geliştiriyorlar.
ABD Ulusal Oşinografi ve Atmosfer İdaresi, deniz tabanı madenciliğinin “deniz tabanı yaşam alanlarının yok olmasına yol açabileceği” uyarısında bulundu.
44 ülkeden 800’ü aşkın deniz bilimci, çevresel risklere dikkat çeken ve madencilik faaliyetlerine ara verilmesini talep eden bir dilekçeye imza attı.
Derin okyanusta sürekli olarak yeni türler keşfediliyor – Ay’ın yüzeyi hakkında derin deniz hakkında bildiğimizden daha fazla şey bildiğimiz sıklıkla söylenir. Ve bu keşif, nodüllerin kendilerinin orada yaşamı desteklemek için oksijen sağlayabileceğini düşündürüyor. Deniz tabanı madenciliği dilekçesini imzalayan bilim insanlarından biri olan ve Edinburgh Üniversitesi’nden deniz biyoloğu Prof. Murray Roberts, BBC News’e verdiği demeçte, “Derin deniz nodül alanlarında şerit madenciliğinin, zar zor anlayabildiğimiz ekosistemleri yok edeceğine dair ezici kanıtlar var. Bu alanlar gezegenimizin çok büyük alanlarını kapladığı için, bunların önemli bir oksijen üretim kaynağı olabileceğini bilerek derin deniz madenciliğine devam etmek çılgınlık olur.” dedi.
Prof. Sweetman şunları ekledi: “Bu çalışmanın madenciliğe son vereceğini düşünmüyorum. Bunu daha ayrıntılı bir şekilde keşfetmemiz ve gelecekte derin okyanusa girip onu mümkün olan en çevre dostu şekilde çıkarmak istiyorsak bu bilgileri ve topladığımız verileri kullanmamız gerekiyor.”
Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde,
Biden’ın adaylıktan çekilmesi
Yeni yüzyıl Türkiye için emsalsiz fırsatlarla doludur. Milli birlik ve beraberlik içinde bu fırsatları yakalayacağımız düşüncesindeyim. Fakat milletimizin hassasiyetleri üzerinde oynama yapanlar, tahrip etmek için çaba harcayanlar çok tehlikeli provokasyonları birer birer sahneye sürmektedir. Muhalefetin umut bağladığı, siparişle siyaset yaptığı, bölücülerin ve teröristlerin kukla olarak hizmet ettiği Joe Biden’ın Amerika Birleşik Devletleri başkanlık yarışından çekilmesi, bölgesel ve küresel zeminde etkileri olacak bir gelişmedir.
“HİÇBİR TERÖR ÖRGÜTÜ NEFES DAHİ ALMAYACAKTIR”
Sayın Cumhurbaşkanımızı ve iktidarını devirme planı yapanların kendileri tasfiye olmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin tazyikiyle güney sınırlarımız boyunca kurulmak istenen terör devletinin bağlantı noktaları, yol haritası, ana güzergahı kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mücadelesi ve iktidarın dirayetiyle bertaraf edilmiştir. Açılan kilidin kapatılmasıyla mücavir bölgelerde hiçbir terör örgütü nefes dahi alamayacaktır.
Öcalan sloganları atan DEM’liler
Sürekli operasyon stratejisi Allah’ın izniyle başarıyla ulaşacak terörün ve bölücülüğün kökü kazınacaktır. Buna rağmen Mersin’de halay çekip İmralı canisi lehine slogan atan bir avuç şehir eşkiyası ile Diyarbakır’ın sözde Kürdistan olduğunu ileri süren DEM’li hainler şımarıklıklarının ağır sonuçlarına inşallah katlanacaklardır. Doğu ve Güneydoğu’daki bazı il ve ilçelerde fiili durum yaratmak için belediye hizmetlerinin şer hedefler uğruna seferber edilmesi, bölücülüğü sokağa taşıma gayretleri son günlerde hızlanmıştır. Bu azgınlaşmış tahrikleri dikkatle ve yakinen takip ettiğimiz herkesçe bilinmelidir.
“CHP’NİN ŞİFRELERİ PKK’NIN ELİNDEDİR”
Türkiye’nin bölünmesi hususunda kapalı devre işbirliği halinde olan ve siyasi ortaklık kuran Cumhuriyet Halk Partisi ile DEM ateşle oynadığı malumlarınızdır. Tam bu günlerde CHP Genel Başkanı’nın “Kürtler ben eşit hissetmiyorum.” diyorsa onlar eşit hissedene kadar hep birlikte mücadeleye devam edeceğiz açıklaması yakından tanıdığımız bölücü bir ağızdır. DEM’lenen CHP milli güvenliğimize zarar vermektedir. DEM’lenen CHP Cumhuriyet Halk Partisi demokrasimize leke sürmektedir. DEM’lenen CHP milli birlik ve kardeşlik hukukumuzun kundaklamaktadır.
Terörist Demirtaş ile ziyaretçi kuyruğuna girenlerin profili çeşitlenen Sarosçu Kavala’ya siyasi geleceğini bağlayanlar ne milliyetçilikten ne de milli onurumuzun muhafaza teminininden bahsetmeleri söz konusu değildir. CHP’nin şifreleri PKK’nın elinde DEM’in kullanımındadır. Türk milleti köksüz ve kötü niyetli müfritleri görmektedir. Bu nedenle emperyalizmin içimize kadar yuva yapmış piyonları muhakkak çuvallayacak alayının birden oyunları bozulacak mahçubiyet ve mağlubiyet akıbetleri olacaktır.
CHP’NİN EKONOMİ SÖYLEMLERİ
Karamsar tablolar çizenler, kötümser telafuz ve telkinlerle vakit geçirenler gerçek manada Türkiye’nin gücünü ve Türk milletinin gürbüz iradesini kavramaktan aciz düşenlerdir. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı’nın tarihin en ağır ekonomik krizinin yaşandığını iddia etmesi yalnızca ağır bir bühtan değil aynı zamanda ülkesine ve milletine itibar etmeyen bir siyasetçinin delisavmasıdır.
“TÜRKİYE EKONOMİSİ HIZLA İLERLEME KAYDETMEKTEDİR”
Halbuki Türkiye ekonomisi güven verici adım ve hamlelerle istikrarlı ve umut uyandıran bir yükseliş kulvarındadır. Dezenflasyon süreci her geçen gün tesirini göstermekte büyüme, istihdam, ihracat, yatırım, üretim ve cari fazla hedefleri iyimser beklentileri kamçılamaktadır. Uluslararası kredi derecelendirme şirketlerinin ekonominin pozitif ivmesini teyit etmesi ayrıca değerli ve sevindirici bir gelişmedir. Azalan dış finansman ihtiyacıyla birlikte artan uluslararası rezervler ekonomik dengelemeyi tetiklemektedir. Türkiye ekonomisi en kötü kötü senaryoların engellemelerine takılmadan hızla ilerleme kaydetmektedir.
Toplumun her kesimi büyümenin nimetlerinden elbette istifade edecek özellikle istismar edilen emeklilerimiz hak ettikleri sosyal ekonomik ve insani seviyeye kavuşacaklardır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Cumhur İttifakı’nın ortak gayesi budur.
Demlenen CHP milli birlik ve kardeşlik hukukumuzu kundaklamaktadır.
CHP Milli güvenliğe zarardır.
CHP’nin şifreleri PKK’nın elindedir.
CHP ilkelerinden uzaklaştı, tek yaptıkları atıp tutmak.
Kıbrıs davasının arkasındayız. Kıbrıs Türkü’nün egemenlik hakları hep yok sayıldı.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
Gazze katliamının ilk günlerinden itibaren Suriye ve Irak’tan götürülen 2.000’i aşkın PKK’lı terörist, İsrail ordusu ile birlikte soykırıma ortak oldu. Katliama destek amacı ile bölgeden 2 bin 500 kişilik yeni bir ekip daha yola çıkma hazırlığı yapıyor.
Son katliam kafilesinde PKK’lıların yanında 600’den fazla DEAŞ’lı terörist de yer alıyor. Bu kapsamda başta Deyrizor, Rakka, Tabka, Guveran, Sinai, el-Alaya, Şeddadi ve el-Kisra gibi hapishanelerde tutulan 1.000 DEAŞ’lı serbest bırakıldı.
İSRAİL’DEN 18 GÜNLÜK EĞİTİM
İsrail’den gelen ve aralarında Ezidi-Kürt subaylar ve MOSSAD ajanlarının da yer aldığı özel ekip, seçilen PKK ve DEAŞ’li teröristlere Sincar’da 18 günlük özel eğitim veriyor. Sonrasında ise sahte pasaportlarla bu teröristler Erbil üzerinden Gazze’ye taşınıyor. Teröristler Gazze’de Avrupa, Kafkasya, ABD ve Sırbistan gibi farklı coğrafyalardan gelen paralı teröristler ve özel eğitimli ABD ve İsrail ordu mensupları ile müşterek hareket edecek.
HAMAS’I HEDEF GÖSTERDİLER
Bir dönem Suriye ve Irak’ta sayıları 65 bini aşan DEAŞ terör örgütü mensubundan 3-4 bini ABD ordusu ve CIA tarafından Badiye Çölü’ne taşındı. Suriye savaşı ile birlikte ortaya çıkan terör aparatı DEAŞ’ın 2015-2024 aralığında 8 binden fazla üyesi, PKK saflarına katıldı. Bu terörist geçişlerinin özellikle TSK’nın Suriye operasyon süreçlerinde gerçekleştiği görüldü.
Kritik dönemlerde devreye giren DEAŞ faktörünün aradan geçen dokuz aya rağmen Gazze’de ciddi bir askeri başarı elde edemeyen İsrail’in isteği ile desteğe gittiği öğrenildi. DEAŞ’ın son salıverilme tiyatrosu ile eş zamanlı yayınlanan örgüt bildirisinde HAMAS, mürtet (dinden çıkmış) ve savaşılması farz olan bir yapı olarak nitelendirildi. DEAŞ sözde sözcüsünün fetvası İsrail’e terörist transferinin de işaret fişeği olarak yorumlandı.

AYNI TAKTİĞİ UYGULUYORLAR
Suriye ve Irak’tan Gazze katliamı için yapılan terörist transferinde de Türkiye pasaportlularla aynı yöntemler uygulanıyor. Başta Kürt İsrail dostluk Birliği, Salti Vakfı, Kürt Enstitüsü, İsrailli Yahudi Kürtler Birliği, Bat İlan Enstitüsü ve benzeri sekiz sözde sivil toplum örgütü aktif rol üstleniyor.
İsrail Meclis Başkanı Mickey Levy, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın yakın dostu olduğu belirtilen Ofra Bengio ve Efraim İnbar gibi bir çok ismin de bu sürece yoğun katkısı var. Bölgeye gönderilen Kürt asıllı asker ve MOSSAD temsilcileri Gazze’de savaşan ve Babil, Dicle, Mezopotamya, Barzan, Rojova, Ninova gibi isimler verilen Kürt Siyonist silahlı gruplarının görüntülü mesajlarını ve davetlerini izletiyor.

Soykırıma destek amaçlı götürülen isimler dil ve adaptasyon amaçlı küçük gruplara bölünerek Gazze ile ilgili detaylı eğitimlere tabi tutuluyor. İsrailli Kürtlerin yaşadığı Kiryat, Afula, Kiryat Malachi gibi yerleşkelerden getirilen 100’ü aşkın Kürt asıllı siyonist bu teröristlere tercümanlık ve rehberlik desteği sunuyor. İsrail’de hâlen 320 bin Kürt kökenli Yahudi yaşamakta. Erbil’den Tel Aviv’e aktarmalı günlük ortalama 55-60 uçuş seferi düzenleniyor. Suriye ve Irak’tan giden ve Gazze’de öldürülenler büyük oranda İsrail’e defnedilmekte.
Gazze katliamının ilk günlerinden itibaren Suriye ve Irak’tan götürülen 2.000’i aşkın PKK’lı terörist, İsrail ordusu ile birlikte soykırıma ortak oldu. Katliama destek amacı ile bölgeden 2 bin 500 kişilik yeni bir ekip daha yola çıkma hazırlığı yapıyor.
Son katliam kafilesinde PKK’lıların yanında 600’den fazla DEAŞ’lı terörist de yer alıyor. Bu kapsamda başta Deyrizor, Rakka, Tabka, Guveran, Sinai, el-Alaya, Şeddadi ve el-Kisra gibi hapishanelerde tutulan 1.000 DEAŞ’lı serbest bırakıldı.
İSRAİL’DEN 18 GÜNLÜK EĞİTİM
İsrail’den gelen ve aralarında Ezidi-Kürt subaylar ve MOSSAD ajanlarının da yer aldığı özel ekip, seçilen PKK ve DEAŞ’li teröristlere Sincar’da 18 günlük özel eğitim veriyor. Sonrasında ise sahte pasaportlarla bu teröristler Erbil üzerinden Gazze’ye taşınıyor. Teröristler Gazze’de Avrupa, Kafkasya, ABD ve Sırbistan gibi farklı coğrafyalardan gelen paralı teröristler ve özel eğitimli ABD ve İsrail ordu mensupları ile müşterek hareket edecek.
HAMAS’I HEDEF GÖSTERDİLER
Bir dönem Suriye ve Irak’ta sayıları 65 bini aşan DEAŞ terör örgütü mensubundan 3-4 bini ABD ordusu ve CIA tarafından Badiye Çölü’ne taşındı. Suriye savaşı ile birlikte ortaya çıkan terör aparatı DEAŞ’ın 2015-2024 aralığında 8 binden fazla üyesi, PKK saflarına katıldı. Bu terörist geçişlerinin özellikle TSK’nın Suriye operasyon süreçlerinde gerçekleştiği görüldü.
Kritik dönemlerde devreye giren DEAŞ faktörünün aradan geçen dokuz aya rağmen Gazze’de ciddi bir askeri başarı elde edemeyen İsrail’in isteği ile desteğe gittiği öğrenildi. DEAŞ’ın son salıverilme tiyatrosu ile eş zamanlı yayınlanan örgüt bildirisinde HAMAS, mürtet (dinden çıkmış) ve savaşılması farz olan bir yapı olarak nitelendirildi. DEAŞ sözde sözcüsünün fetvası İsrail’e terörist transferinin de işaret fişeği olarak yorumlandı.

AYNI TAKTİĞİ UYGULUYORLAR
Suriye ve Irak’tan Gazze katliamı için yapılan terörist transferinde de Türkiye pasaportlularla aynı yöntemler uygulanıyor. Başta Kürt İsrail dostluk Birliği, Salti Vakfı, Kürt Enstitüsü, İsrailli Yahudi Kürtler Birliği, Bat İlan Enstitüsü ve benzeri sekiz sözde sivil toplum örgütü aktif rol üstleniyor.
İsrail Meclis Başkanı Mickey Levy, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın yakın dostu olduğu belirtilen Ofra Bengio ve Efraim İnbar gibi bir çok ismin de bu sürece yoğun katkısı var. Bölgeye gönderilen Kürt asıllı asker ve MOSSAD temsilcileri Gazze’de savaşan ve Babil, Dicle, Mezopotamya, Barzan, Rojova, Ninova gibi isimler verilen Kürt Siyonist silahlı gruplarının görüntülü mesajlarını ve davetlerini izletiyor.

Soykırıma destek amaçlı götürülen isimler dil ve adaptasyon amaçlı küçük gruplara bölünerek Gazze ile ilgili detaylı eğitimlere tabi tutuluyor. İsrailli Kürtlerin yaşadığı Kiryat, Afula, Kiryat Malachi gibi yerleşkelerden getirilen 100’ü aşkın Kürt asıllı siyonist bu teröristlere tercümanlık ve rehberlik desteği sunuyor. İsrail’de hâlen 320 bin Kürt kökenli Yahudi yaşamakta. Erbil’den Tel Aviv’e aktarmalı günlük ortalama 55-60 uçuş seferi düzenleniyor. Suriye ve Irak’tan giden ve Gazze’de öldürülenler büyük oranda İsrail’e defnedilmekte.
]]>Üniversitede Fars Dili ve Edebiyatı okudu fakat Türk kültürüne olan merakı onu Türkçe öğrenmeye sevk etti.
Resmi bir dil kursuna katılma şansı olmayan Nazarluy, internet kaynakları ve kitaplarla kendi kendine Türkçe öğrendi. Bu süreçte Türkçeyi akıcı şekilde konuşmayı ve yazmayı başaran Nazarluy, edebi yeteneklerini bu yeni dilde ifade etmeye karar verdi.
Türkçeyi öğrendikten sonra modern Türk edebiyatından bazı eserleri Farsçaya kazandıran Nazarluy, babasının vefatından sonra Türk edebiyatının klasik ve modern eserlerinden ilham alarak kendi şiirlerini yazdı.
Daha sonra şiirlerini bir kitapta toplayan Nazarluy’un “Nadirane Gönül Sözü” adını verdiği şiir kitabı, manevi aşk, insan ilişkileri ve yaşamın çeşitli yönleri üzerine yazılmış duygusal şiirlerden oluşuyor.
Kitap, yazarın özellikle vefat eden babasına duyduğu derin sevgi ve özlemi dile getiren şiirlerle dikkati çekiyor. Kitap yayımlandıktan sonra özellikle İran’daki Türkçe bilenler tarafından yoğun ilgi gördü.
Türkçeye olan tutkusunu ve hikayesini AA muhabirine anlatan Rukiye Nazarluy, “Çocukluktan itibaren Türk dili ve kültürüne meraklıydım, hiçbir kursta eğitim görmedim. Üniversitede Fars Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdim fakat özellikle Türkçeye ve edebiyatına çok meraklıydım.” dedi.
Türk diliyle ilgili ilk çalışmasına üniversitede İran Türkü ünlü şair Şehriyar ismiyle bilinen Muhammed Hüseyin Behçet Tebrizi’nin Türkçe şiir kitabını Farsçaya çevirip eser üzerinde inceleme yaparak başladığını anlatan Nazarluy, “Daha sonra da Türk edebiyatından eserleri incelemeye devam ettim. Bu süreçte babamdan büyük destek gördüm. Babam edebiyat çalışmalarımı sürdürmemi ve bir kitap yazmamı istedi.” diye konuştu.

“Benim için Türkçe öğrenme ve konuşmaya başlama sürecim rüya gibiydi”
Mezuniyetten sonra Türkçeyi daha iyi öğrenmek ve konuşabilmek için kitaplar ve internet kaynaklarına başvurduğunu belirten Nazarluy, “Türkçe benim ruhumla aşina olan bir dil. Benim için Türk dilinin cazibesiyle öğrenme ve konuşmaya başlama sürecim rüya gibiydi.” dedi.
İranlı edebiyatçı, kendisi de şair olan babasını kaybettikten sonra şiir yazmaya karar verdiğini söyledi.
Bu süreçte Türkçe şiirler yazmaya başladığını anlatan İranlı edebiyatçı, “Türk dilinde bambaşka bir duygu var. Şiir açısından oldukça derinlikli bir dil. Bu dilde konuşup, yazıp çeviri yapmak ve en önemlisi şiir söylemek benim için Allah’ın bir lütfu.” şeklinde konuştu.

Türkçe edebi eserlere İran’da ilgi yoğun
Türkçe eserler yazmaya karar verdikten sonra akademisyen Özgül Öngel’in vesilesiyle Türk yazar ve şairlerden Melahat Ürkmez, Ali Uğur Gündem ve Hayrettin Taylan ile tanışma fırsatı bulduğunu aktaran Nazarluy, “Özellikle Nadirane Gönül Sözü şiir kitabını yazarken bu isimlerin büyük desteğini gördüm.” dedi.
Kendisinin de bu yazarların bazı eserlerini Farsçaya çevirdiğini söyleyen Rukiye Nazarluy, Türk kitaplarına İran’da yoğun ilgi olduğuna dikkati çekti.
Nazarluy, özellikle tasavvuf alanında Türk yazarlar tarafından kaleme alınan eserlerin birçoğunun Farsçaya çevrilerek ciddi bir okuyucu kitlesi bulduğunu belirtti.
İran’ın en köklü yayınevlerinden biri olan Gooya Kitabevi’nin sahiplerinden Nasır Mirbakıri de uzun yıllardır edebiyat, roman ve şiir kitapları başta olmak üzere bu alanda faaliyet gösterdiklerini dile getirdi.
Son yıllarda Türk yazarların eserlerini de Farsçaya tercüme ettirerek İran’da yayınladıklarını anlatan Mirbakıri, Türk eserlere İran’daki ilginin yoğun olduğunu söyledi.
Mirbakıri, Rukiye Nazarluy’un Türkçeye büyük ilgi duyduğunu ve eserlerinde de okuyucularına bu ilgiyi fark ettirdiğini sözlerine ekledi.
Elitaş’ın konuşmasından satır başları şöyle:
ERDOĞAN İLE ÖZEL GÖRÜŞEBİLİR
Cumhurbaşkanı ile Özel’in KKTC’de duruşu çok önemliydi. Siyasette normalleşme sürüyor. 29 Ekim’de resepsiyon olur Külliye’de. Sayın Cumhurbaşkanımız olağanüstü bir durum olmadığında TBMM’deki resepsiyona katılıyor. Bugüne kadar Kılıçdaroğlu, Küliiye’ye gitmemişti. Ama Sayın Özel Külliye’ye giderek resepsiyona katılır. Özel ve Erdoğan görüşme fırsatı bulabilir.
Özel, ekonomiden sorumlu başkan yardımcısı Şimşek’e gidecek ve ders verecek diye ifade edildi. Bu da yanlış bir yaklaşımdı. Ama anormal bir süreç işlettiler. Halbuki süreç içerisinde verginin tabana yayılması ile ilgili konuda fikirlerini verebilselerdi daha iyi olurdu. Vergi paketi konusunda görüşlerini verselerdi daha iyi olurdu, tabana yayılabilirdi. Ders vermek yerine katkı sağlamak daha önemli bir işti. Bu tavır ilişkileri biraz daha protokol haline döndürdü.
Oraya gidip de biz şunu istiyoruz, olmaz olmaz tavrı doğru değildir. Bilgi almadılar, asgari ücret şöyle olsun diye konuştular. Karatepe’nin Şimşek tarafından kabul edilmesinin nedeni iki ekonomist tarafından fikir birliğinin yapılmasıydı.
SİYASETTE ERKEN SEÇİM TARTIŞMASI
Erken seçim konusunda Özgür Özel’e baskı yapıyorlar. CHP’de parti içi dinamikler sıkıntıda. 2028 yılına kadar bizim gündemimizde seçim yok. Ekonomi artık toparlanıyor, altyapı yatırımları arttı. Eğer yeniden seçim diye bir ortam ortaya çıktığı takdirde yaptığınız bütün programlar ortada kalır. Bir tarafta ekonominin gerçekleri var. Hedefimiz 2026’da tek hane, bunun için çalışıyoruz. Enflasyonu hızla düşüreceğiz.
EMEKLİLİK SİSTEMİ
Emeklilikte farklı sigorta kurullarına tabii olanlar var. Tarım BAĞKUR’lusu 15 gün prim ödedi 30 gün sayılıyor. Özel’e yanlış bilgi veriyorlar. Diyor ki Özel “Eskiden en düşük emekli maaşı asgari ücretten daha fazlaydı” 3600 gün prim ödeyen emekliyle 7200 gün prim ödeyen aynı maaşı almaya başladı. Bir taraftan vatandaş diyor ki 7200 gün primim var 13 bin küsür alıyorum, diğeri diyor ki 3600 gün primim var 12 bin 500 TL alıyorum. Burada bir adaletsizlik var. Buradaki prim ödeyenler arasındaki dengesizlik arttığı için insanlar ne kadar prim ödüyorsa karşılığını almak istiyor. Emeklilik primlerini bir anda yaptığınız takdirde herkesin maaşında önlenemez bir fiyat artışı ve hayat pahalılığıyla karşılaşıyorsunuz.

EYT ile ilgili kısım, EYT’nin 5 yıllık maliyeti 300 milyar dolar. 6 Şubat depreminin Türkiye’ye imalat maliyeti 60 milyar dolar. Toplumda bir konses oluştu. Kimse itiraz etmedi. 2023 yılında 2,5 milyon kişi emekli olabilecekti. 2028 yılında da 4.8 milyon kişiye çıkacaktı. Muhtemelen şu an 3 milyona yakın kişi EYT’den emekli oldu. Erken emeklilik için kimse itiraz etmedi.
Medya bile EYT ne zaman çıkacak dedi. 85 milyon dedi ki 4,5 milyon insanın erken emekli olmasından dolayı maliyeti hep birlikte ödeyeceğiz dediler. 85 milyon erken emekliliğin bedelini birlikte ödeyeceğiz dediler, onu hayata geçirmeye çalışacağız dediler.
SOKAK HAYVANLARI DÜZENLEMESİ
Çok tartışıldı muhakkak ki hayvanları koruyabilmek en önemli unsurlarından birisi. Ama başıboş köpekler insan hayatında tehlike oluşturuluyorsa bunun kontrol altına alınması gerekir. Ötenazi başlığına tepki gösteriyorlar. Kanunda diyor ki toplanan sokak köpekleri sahiplendirilene kadar bir alanda toplanın kısırlaştırılır.

Sahiplenilmeyen bütün köpekler uyutulacak diye bir şey yok. Başıboş köpeklerinin halk sağlığını tehdit eder noktaya geldiği zaman ötenazi uygulanacak. Böyle bir şeyi karar veren kurul ve kuruluşlar var.
Artık bunun gereksiz tartışmadan ziyade komisyondan geçtikten sonra Genel Kurul’da kanunlaşması tarafındayım. Komisyonda evladı ölen, 10 yıl çocuğunu tedavi ettirecek babanın feryadı görmektense o milletvekilleri vicdanı sorumluluk hissederler.
SURİYELİLERİN GERİ DÖNÜŞÜ
Önce DEAŞ’la başlayıp ardından PKK/YPG’nin teröristan kurmak istemesiyle ilgili bir süreçti. Cumhurbaşkanımız her zaman söylüyor, “Bütün ülkelerin toprak bütünlüğüne saygılıdır” diye.
Terörle ilişkili olan ve ya çeşitli suça karışmış Suriyeli vatandaşların 100 veya 200 kişinin Suriye’ye gönderilmek üzere toplanma merkezlerine gönderildiğini duyduk. Suriye’de iç huzur hakim olursa bu insanlar kendi ülkelerine dönerler. Suriye ve Türkiye Cumhurbaşkanı arasında medya üzerinde görüşülme konuşulurken birkaç gün sonra Kayseri’de provokasyona sebep oldular. Teröristan hayalleri suya düştü. Türkiye-Suriye normalleşmesi rahatsız ediyor.
]]>
Proje çalışmaları, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Deprem Araştırma ve Uygulama Merkez (DAUM) Müdürü Doç. Dr. Ökmen Sümer başkanlığında, Dokuz Eylül Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği öğretim elemanı paleosismoloji konusunda uzman Dr. Çiğdem Tepe, Afyon Kocatepe Üniversitesi Deprem Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Çağlar Özkaymak ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi öğretim üyesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Volkan Karabacak tarafından yürütülüyor.

Yaklaşık 20 yıldır deprem konusunda çalışmalar yürüten Deprem Araştırma ve Uygulama Merkez (DAUM) Müdürü Doç. Dr. Ökmen Sümer, bölgede devam eden çalışmalar hakkında açıklamada bulundu. Sümer, “Özellikle 2012 yılından itibaren bu süreç başladı. Son yaşadığımız Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından hızlanan bir proje çerçevesinde buradayız. Türkiye Paleosismoloji Projesi, bu yaklaşık 25’in üzerinde kurumla, 100’ü aşkın bilim insanının çalıştığı çok büyük bir projedir, hatta dünyanın en büyük paleosismoloji projesi diyebiliriz. Paleosismoloji projesi deyince ne anlıyoruz, fayların geçmişine bakarak ileride nasıl deprem üretecekleri ile ilgili bir yaklaşım gösteren bir bilim dalıdır. Dolayısıyla özellikle burada 3 bakanlığın, İçişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın olduğu, Kamu Araştırmaları Destek Grubu (KAMAK) projesiyle Dokuz Eylül Üniversitesinin yürütücülüğünde Bozova Fayını çalışıyoruz. Neden Bozova Fayını öncelikle aldık, çalışıyoruz bu önemli çünkü Atatürk Barajına yakın bir faydır. Evet, uzunluğu itibariyle 50-55 kilometrelik bir fay. 7’ye varan bir deprem üretebilir ama Atatürk Barajına etkisi, önemi dolayısıyla biz öncelikli olarak Bozova Fayını öne çekerek, bu fayın geçmişini anlamaya yönelik bilimsel çalışmalar başlattık. Bir yıldır çalışmalarımız devam ediyor. Burada da yaklaşık bir aydan beri çalışıyoruz. 5 tane farklı alanda bizim hendek dediğimiz kazılar yaparak, fayın içine bakarak, o fayın deprem tarihçesi ile ilgili bilgiler elde ediyoruz. Bu projenin sonunda 8-9 ay sonra, bu tarihlemeleri de yaptıktan sonra, bu laboratuvar çalışmaları da bittiğinde biz bu fayla ilgili çok fazla bilimsel bilgiye sahip olacağız. Burada önemli olan biliyorsunuz Atatürk barajı, 90’larda yapımına başlanan bir baraj ve o dönemde diri fay projeksiyonumuz bugünkü gibi değildi. Ama O zamanki yapım aşamasında şansımız olduğunu düşünüyorum. Atatürk Barajı’nın bendini kesmiyor bu fay. Yani bu bilinçli mi yapıldı, bilinçsiz mi yapıldı, o çok önemli değil ama en azından bendi kesen bir depremde iki türlü hasar oluşuyor, bir tanesi yüzeyin yırtılması, bir tanesi de dalgadan kaynaklı hasarlar, dolayısıyla biz en azından Atatürk Barajı bendini kesen bir fay riskinden kurtulmuş durumdayız. En azından onu söyleyebiliriz. Tabi Bozova fayı kırılırsa Atatürk Barajının bendi özelikle havzanın güneyi ile ilgili bir baskın olur mu, bu çalışmanın sonunda yapılacak, çalışmalarla ortaya çıkacak. Ama Atatürk Barajı önemi ile ilgili özelikle Bozova Fayı, öncelikli fay ilan edildi. Ve burada 3 üniversite, Dokuz Eylül Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Afyon Kocatepe Üniversitesinden hocalarla beraber yaklaşık 10 kişilik ekiple 1 aydan beri çalışıyoruz” dedi.

“Şu an için korkulacak bir durum yok”
Sümer, şu an için korkulacak bir durumun olmadığını belirterek, “Kötü senaryo ile ilgili konuşmak çok erken ama en azından fayın Atatürk Barajı bendini kesmediği için şu anda birazcık rahatız diyebiliriz. Şu an için korkulacak bir durum yok. En azından biz barajın bendinin fay tarafından kesilmediğini biliyoruz. Dolayısıyla bu bizim için bir avantaj. Ama bu çalışma bittikten sonra sarsıntı kaynaklı bir hasar baraja bu anlamda zarar verir mi bunun simülasyonları yapılacak. Baskı haritaları hazırlanacak, en büyük riskler ne olur diye bakılacak. Ve bu da Adıyaman ve Urfa’da ve daha güneydeki illerimiz için il afet risk azaltma ilan planları çerçevesinde AFAD’ın bünyesinde değerlendirilecek. Yani bu proje, özellikle devletin farklı kurumlarında aktif olacak bilgileri oluşturacak çok önemli bir projeden bir tanesi diyebiliriz” ifadelerini kullandı.



Davada Eyüp Yıldızoğlu, Murtaza Caner Şirin ve Faruk Şahin eylemi haksız tahrik altında işledikleri gerekçesiyle 18’er yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanık Osman Sonar ise delil yetersizliğinden beraat etti.
Adana Seyhan’a bağlı Tepebağ Mahallesi’ndeki bir bara arkadaşları ile 15 Aralık 2022’de eğlenmeye giden Osman Sonar (48) iddiaya göre, arka masada oturan İsmail Ceylan ile selamlaştı, taraflar birbirlerine ikramda bulundu.
Daha sonra Osman Sonar, İsmail Ceylan’ı masasına davet etti. Ancak Ceylan, teklifi kabul etmedi. Kısa süre sonra Osman Sonar’ın masasındaki Faruk Şahin (30), önünden geçen İsmail Ceylan’ı garson sanıp, “Garson, bakar mısın?” dedi.
Bu söz üzerine çıkan kavgada, Eyüp Yıldızoğlu (23) ve Murtaza Caner Şirin (21), tabancayla İsmail Ceylan’a ateş etti. Vücuduna 7 mermi isabet eden Ceylan, hastanede yaşamını yitirdi. Eyüp Yıldızoğlu, Murtaza Caner Şirin ve Faruk Şahin tutuklandı, Osman Sonar adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Cumhuriyet Savcısı, İsmail Ceylan’ın öldürülmesi ile ilgili soruşturmayı tamamlayarak sanıklar Yıldızoğlu, Şirin, Şahin ve Sonar hakkında ‘Kasten öldürme’ suçundan iddianame hazırladı.
SAVCIDAN 3 CEZA, 1 BERAAT TALEBİ
Adana 6’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan sanıklar Eyüp Yıldızoğlu ve Murtaza Caner Şirin karar duruşmasına bulundukları cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile katıldı. Yargılama sırasında adli kontrol şartıyla tahliye edilen Faruk Şahin ile tutuksuz sanık Osman Sonar, duruşmaya gelmedi. Tarafların avukatlarının da hazır bulunduğu duruşmada savcı, esas hakkındaki mütalaasını verdi. Savcı, sanıklar Yıldızoğlu, Şirin ve Şahin’in ‘Fikir ve eylem birliği içinde kasten öldürme’ suçundan cezalandırılmalarını, sanık Sonar’ın delil yetersizliğinden beraatine karar verilmesini istedi.
“İKİMİZDEN BAŞKA OLAYDA SİLAH KULLANAN OLMADI”
Son savunmaları sorulan sanıklardan Eyüp Yıldızoğlu, “Dışarıda bir süre sigara içtikten sonra içeri girdiğimizde İsmail Ceylan, ‘Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?’ diyerek küfrediyordu. Faruk Şahin yakasından tutup, ‘Küfretmeni gerektirecek bir şey yok’ dedi. Bir anda silah sesi duydum. Arkadaşın belindeki silahı aldım; havaya doğru 2 el ateş edecektim. Sekip başkasına gelir diye korkup yere doğru 2 el ateş ettim. Murtaza ise yakın mesafeden maktule 4-5 kere ateş etti. İkimizden başka olayda silah kullanan olmadı” dedi.
“TANIMIYORDUM, KÜFREDİNCE ATEŞ ETTİM”
Sanık Murtaza Caner Şirin ise İsmail Ceylan’ın küfredip, elini beline götürdüğünü iddia ederek kendisini şöyle savundu:
“Ben de onu durdurmak için 1 el yere ateş ettim. Aramızda çekişme oldu, silahı elimden almaya çalıştı. Ben de hedef gözetmeden yere doğru ateş etmeye devam ettim. Kesinlikle öldürme kastım yoktu. Keşke bu olay yaşanmasaydı. Maktulü tanımıyordum, küfredince ateş ettim. Öldürmemi gerektirecek herhangi bir husumetim yoktu.”
“GARSON OLMADIĞINI ÖĞRENİNCE ÖZÜR DİLEDİM”
Sanık Faruk Şahin de daha önceki duruşmalarda yaptığı savunmasında, “Eğlenirken maktul önümden geçti. Giyimi nedeniyle garson olduğunu düşündüm. ‘Garson bakar mısın?’ dedim. O da ‘Sen kimsin lan, kaç kuruşluk adamsın, garsona benzer bir halim mi var?’dedi. Garson olmadığını öğrenince özür diledim. Bana küfretti, arkadaşlar maktulü sakinleştirip, masasına götürmeye çalıştı. Maktul aldığı alkolün etkisiyle yere düşer gibi sendeledi. Sonra 4-5 el silah sesi duydum” demişti. Sanık Osman Sonar ise daha önce vermiş olduğu savunmasında öldürme olayı ile ilgisinin olmadığını söylemişti.
“İYİ HAL” İNDİRİMİ UYGULANMADI
Mahkeme heyeti, sanıklar Eyüp Yıldızoğlu, Murtaza Caner Şirin ve Faruk Şahin’i ‘Fikir ve eylem birliği içinde kasten öldürme’ suçundan önce müebbet hapse mahkum etti. Daha sonra heyet, sanıkların cezasını, eylemlerini haksız tahrik altında gerçekleştirdikleri gerekçesiyle 18’er yıl hapis cezasına indirdi.
Sanıklara, suça meyilli kişilikleri, yargılama sürecindeki davranışları göz önünde bulundurularak ‘iyi hal’ indirimi uygulanmadı. Heyet ayrıca sanıklardan Yıldızoğlu ve Şirin’i ‘Ruhsatsız silah bulundurmak’ suçundan 1 yıl hapis ve 30 gün adli para cezasına mahkum etti. Tutuksuz sanık Osman Sonar ise delil yetersizliğinden beraat etti.
TBMM’de sokak hayvanları ile ilgili toplanan komisyonda; CHP, TİP ve DEM’li milletvekilleri görüşmeleri yapılan düzenlemelere karşı çıkmış, hayatını kaybeden Mahra’nın acılı annesine saldırmıştı.
Köpeklerin saldırısı sonrası kaçarken hayatını kaybeden Pınar’ın acılı ailesi kızlarının son sözlerini, Meclis’te kendilerine yönelik saldırıları ve yaşadıklarını anlattı. Acılı anne, CHP için çocukların köpek kadar değeri olmadığını söylerken; “Kadın haklarını savunuyoruz’ diyorlar ama acılı bir kadına şiddet uyguladılar.” ifadelerini kullandı. Acılı baba ise TBMM’deki saldırıyı anlatırken; “İnsanın değil de köpeğin vekili gibi davrandılar. CHP köpekleri savunan halktan uzak bir parti oldu. Ben bu tavırlarını 2 yıldır biliyordum, gerçek yüzlerini tüm Türkiye gördü” diye konuştu.
Acılı aile kızlarının hayatını kaybettiği günü anlatırken; Mahra’nın son sözlerinin “Baba ölmeyeceğim değil mi?” olduğunu söyledi. Baba Pınar o günü şu sözlerle anlatıyor…
“5 Mart sabahı kızımla yaptığım son kahvaltı oldu. Sabah ben işe gittim, kızım Mahra da evden çıktı. Ben işe gittikten bir süre sonra çalıştığım otelin müdürü “Kızınız kamyonun altında kaldı” dedi. Ben olay yerine gittiğimde kızımın bir ayağını paramparça gördüm. Üzerinden kamyon geçmiş. Kızım benim elimi tuttu ve bana “Baba beni köpekler kovaladı. Baba ölmeyeceğim değil mi?” dedi. Bana son sözleri bu oldu. Kızımın en son elini orada tutmuştum. Çok acı çekiyordu. Ambülans geldi, hastaneye götürüldü. Ameliyat oldu ayağından, ayağı biraz toparlandı. Ancak sonra beynine pıhtı attı. Bacağını kesmek zorunda kaldılar, beyninin zarar gören yerini aldılar. Bir süre yoğun bakımda direndikten sonra hayatını kaybetti. Kızım yavru kedileri çok severdi. Onları sürekli beslerdi. Olay günü de bizim evin oradaki boş arazide, sokak kedileri için tahta toplayıp yuva yapmak istemiş. O sırada iki tane büyük köpek kızıma saldırmış. Kızım da onlardan kaçayım derken kamyonun altında kaldı.”
MAMA LOBİSİNİN DERDİ PARA
Sokak köpeklerine ilişkin görüşülen düzenlemelere muhalefetin karşı çıkmasına değinen baba; bu isimlerin dertlerini ‘para’ olduğunu söyledi ve devam etti;

“Sahipsiz köpekler bakın bu sıcakta sokakta yaşıyor. Sokakta yedikleri yemekler zaten bu sıcakta bozulur. İçtikleri plastik su kapları bile bu sıcakta köpeklere büyük zarar veriyor. Bu yasaya karşı çıkan, köpekler sokakta kalsın diyenlerin kendileri bu sıcakta ne kadar kalabilir? Klimasız ortamda 15 dakika bile duramayanlar, köpekler sokakta kalsın diyor. Aslında böyle davranarak köpeklere kendileri daha çok zarar veriyor. Köpek de köpek diye tutturuyorlar da, sokak köpeklerinin parçaladığı diğer hayvanlar ne olacak, umurlarında bile değil. Söz konusu olan köpek değil. Bu yasaya karşı çıkanların bir kısmını hariç tutuyorum ama geriye kalanların çoğunun derdi para. Sokak hayvanlarına mama diye para toplayıp, bunun üzerinden nasıl zenginleştikleri ortada. MASAK mama lobisine ne kadar para gittiği, dernek başkanlarının nasıl zenginleştiği raporlarla kamuoyu ile paylaşıldı. Bana veteriner bile “Mama lobisiyle baş edemezsiniz” dedi. Halkın onlara verdiği parayla ceplerini dolduruyor. Bu gelir kaynağını kaybetmek istemiyorlar. Mama lobisi için mesele sokak köpeklerini savunmak değil, para…”
“CHP HALKTAN UZAK BİR PARTİ”
TBMM’de CHP ve TİP’li vekillerin kendilerine yönelik saldırılarını ise şu sözlerle anlattılar;

“AK Partili vekiller sokak köpeklerinin saldırısına uğrayan çocukların fotoğraflarını önlerine koyunca, muhalefet vekilleri de sokak köpeklerinin fotoğrafını koydu. Ben bunu görünce eşime “Lütfen onlarla muhatap olma” demiştim. Yasa tasarısını hazırlayan vekilimiz konuşma sırasında “Çocukları köpeklere parçalatmayacağız. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” deyince biz “Önce insan, önce çocuk” diyerek alkışladık. Eşime saldırmaya başladılar. “Bunu çıkarın” dediler. Eşim de yanında kızımın olay günü ayağında olan kanlı ayakkabılarını gösterdi. “Sokakta köpeklerin başı boş şekilde kalıp, çocuklarımızı parçalamasına göz yumman herkes, çocuğumun katilidir” diye bağırdı. Eşime saldırıya devam ettiler. Oraya acılı bir anne gelmiş, vekilin konuşmasını alkışladık diye saldırmak nedir? Bana DEM ya da TİP partisinin oradaki saldırgan tavrından öte CHP’nin tavrına üzüldüm. İnsanın değil de köpeğin vekili gibi davrandılar. Eşim ve ailesi CHP’li. Atatürk’ün partisi diyoruz ama şimdiki CHP halkın partisi değil. Halk düşmanı gibi davranıyor. Orada CHP’nin acılı anneyi dinlemesini beklerdim. Ama CHP halktan uzak köpekleri savunan bir parti oldu. Yazıklar olsun. Eşimin olayından sonra CHP milletvekili Barış Karadeniz konuşma yaptı. “Çocuklarınıza sorun, köpekleri uyutalım mı?” diye AK Partili vekillere sordu. Sonra acılı baba Halil Bey de “Ben sorabilirim de Derya hanım, Mahra’ya sorabilir mi? Mahra hayatta değil” dedi. Halil Bey’in de üstüne yürüdüler. CHP gerçek yüzünü göstermiş oldu. Ben 2.5 yıldır bunların bu tavırlarını biliyordum. Şimdi tüm Türkiye gördü. Eşimle bu olaydan sonra Özgür Özel görüşmek istedi. Eşim kabul etmedi. “Bugüne kadar yanımızda olmadınız. Bundan sonra da olamazsınız”
“ACILI BİR KADINA SALDIRDILAR”
Sinirlerim çok bozuk. Kızımı kaybettikten sonra çok yıpranmıştım. Ama bu sefer çok sinirlerim bozuldu. Ben normalde sakin bir insanım ama beni bile çileden çıkardılar. Köpek haklarını savunanlar tarafından da birçok defa böyle saldırılara maruz kalmıştım. Şimdi kameralar çekerken onları savunanlar tarafından saldırıya uğradım. “Kadın hakları, insan hakları, doğa haklarını savunuyoruz” diyorlar ama acılı bir kadına şiddet uyguladılar. Ben de bir kadınım, benim çocuğum da kızdı. Bizim hiç hayat hakkımız yokmuş gibi, köpekleri savunuyorlar.

“BUNA DUR DENİLMESİ GEREKİYOR ARTIK”
Sokak köpeklerine yönelik yasa bence eksiklikler taşıyor. Sokak köpeklerine yiyecek vermek de yasaklanmalı. Beslediklerinde sokak köpeklerinin sayısının önüne kimse geçemez. Sadece sokak köpekleri değil, genel anlamda hayvan beslemek yasaklanmalı. Sokaklarda köpek terörü var. Bu teröre karşı ses çıkaranları da tehdit eden köpek savunucuları var. Köpekleri insanların evlerinin önünde besliyorlar. Gidin başka yerde besleyin deyince de sizi medyaya veririm, kameraları yığarım diye tehdit ediyorlar. Hem köpekler üzerinden rant sağlıyorlar hem de sokakları terörize ediyorlar. Buna dur denilmesi gerekiyor artık. Yasa eksik kalan bir diğer nokta ise, yasaklı ırklar konusu ve sahipli köpeklere tasma bağ takma zorunluluğu. Ayrıca köpeklerin kamusal alanlara çocuk parkları gibi girmemesi gerektiği ve dışkılarının toplanması zorunluluğu da yasada yer almalı.”
O TAVIRDAN SONRA ARTIK CHP’Lİ DEĞİLİM
CHP’li bir aileden geldiğini kaydeden anne Pınar, TBMM’de yaşadığı saldırının ardından artık CHP’li olmadığı kaydederek;
“Özgür Özel’in özel kalemi arayıp benimle görüşmek istediğini söyledi. Ben görüşmek istemediğimi ilettim. Bu olaydan daha önce CHP’li üyelere Mahra’nın başına gelenler iletilmişti. Başıboş köpek sorunu anlatılmıştı. Ama ilgilenmediler. Olay olduktan sonra benimle görüşmek istemelerinin hiçbir anlamı yok. Kızımı kaybedeli 29 ay oldu. Bana 29 ay boyunca başın sağ olsun bile demediler. Köpeklerin özgürlüğünden bahsederken bana başın sağ olsun bile demediler. Şimdi bu olaydan sonra beni aramaları hiç inandırıcı değil.
Ben CHP’li bir aileden geliyorum. CHP’liydim ama artık değilim. Benim acıma karşı tutundukları tavırdan sonra artık CHP’li değilim. Ben kızımı öpmeye kıyamazken, kızımı kaybettim. Köpekleri savunurken ölen çocuklara hiç kıymet vermiyorlar. CHP için ölen çocukların köpek kadar değeri yok. Köpek terörünü savunuyorlar.” dedi.
Uyutmuyor, bunaltıyor; esmiyor! Yüksek nem ne zaman etkisini kaybedecek?










Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yeni değerlendirmeler yayımlandı. Ülke genelinde son günlerde etkisini sürdüren sıcak hava devam edecek mi? Yeni haftada hava durumu nasıl olacak? İşte Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden yeni hafta için hava durumu tahminleri…
17 İL İÇİN SAĞANAK UYARISI
17 il için gök gürültülü sağanak yağış uyarısı verildi.
Türkiye’nin kuzey ve doğu kesimlerinin parçalı yer yer çok bulutlu olacağı belirtildi. Bolu, Karabük, Giresun, Trabzon, Artvin, Kars ve Ardahan çevreleri, Düzce, Bartın, Zonguldak ve Rize’nin iç kesimleri, Eskişehir’in kuzeyi, Bursa’nın ve Ağrı’nın doğusu, Bitlis’in kuzeydoğusu ve Van’ın kuzeyinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Pazartesi günü ile Trakya’da yağışların etkili olması bekleniyor.
Salı ve Çarşamba günleri Marmara ve Orta Karadeniz’de yağış bekleniyor. İstanbul’da beklenen yağışın 23 Temmuz Çarşamba günü olacağı tahminler arasında yer alıyor.

BUGÜN HAVA DURUMU NASIL?
Ülkemizin kuzey ve doğu kesimlerinin parçalı, yer yer çok bulutlu, Edirne, Kırklareli, Kars ve Ardahan çevreleri ile Erzurum’un kuzey ve Van’ın doğu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklığında önemli bir değişiklik beklenmiyor. Ülkemiz genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın ise genellikle kuzeyli, Akdeniz kıyılarında güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette eseceği tahmin ediliyor.
MARMARA
Az bulutlu, batısının zamanla parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Edirne ve Kırklareli çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
EDİRNE °C, 40°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İSTANBUL °C, 36°C
Az bulutlu
BURSA °C, 37°C
Az bulutlu
KOCAELİ °C, 37°C
Az bulutlu

EGE
Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
DENİZLİ °C, 42°C
Az bulutlu ve açık
İZMİR °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
MANİSA °C, 42°C
Az bulutlu ve açık
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık, zamanla doğusu yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 37°C
Az bulutlu ve açık, zamanla yer yer parçalı bulutlu
ANTALYA °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
HATAY °C, 35°C
Az bulutlu ve açık, zamanla yer yer parçalı bulutlu
ISPARTA °C, 39°C
Az bulutlu ve açık
İÇ ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
ÇANKIRI °C, 38°C
Az bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
SİVAS °C, 34°C
Az bulutlu

BATI KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor
BOLU °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
KASTAMONU °C, 35°C
Az bulutlu
SİNOP °C, 30°C
Az bulutlu
ZONGULDAK °C, 30°C
Az bulutlu
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra Artvin’in iç ve yüksek kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 37°C
Az bulutlu
ARTVİN °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yüksek kesimleri yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 30°C
Az bulutlu
TRABZON °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu

DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, kuzeydoğusunun yer yer çok bulutlu, Kars ve Ardahan çevreleri ile Erzurum’un kuzey, Van’ın doğu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 29°C
Parçalı bulutlu, kuzey çevreleri öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 26°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 37°C
Az bulutlu
VAN °C, 29°C
Parçalı bulutlu, doğu çevreleri öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR °C, 41°C
Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP °C, 40°C
Az bulutlu ve açık
SİİRT °C, 39°C
Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA °C, 42°C
Az bulutlu ve açık
20. yüzyılda bu korkular yerini hain planlara bırakmıştı. Osmanlı’yı yıkmak sömürgeci devletlerin en büyük hayaliydi. Bu hayali gerçekleştirmekte kararlıydılar. Planları Osmanlı’daki bir takım grupları ayaklandırarak devleti bölmekti. Plan yapanların başında ise Siyonist ve Ermeni gruplar yer alıyordu. Ancak yaptıkları her planı bozan biri vardı. Sultan Abdulhamid Han…

Ne yapsalar nafile… Sultan Abdulhamid Han üstün siyasi zekası ve ileri görüşlülüğü ile yapılan hain düzenekleri bozuyor, adeta dünyalarına başlarına yıkıyordu. Geriye sadece tek bir seçenek kalmıştı.
Başka çareleri kalmamıştı. Ya Abdulhamid Han ölecek ya da Osmanlı’yı yıkma hayalleri bitmek zorunda kalacaktı. Uzun uzun görüştüler. Rusya üzerinden gelen Ermeni bir çete ile Joles adındaki bir Belçikalı’nın liderliğindeki çete yaklaşık bir ay boyunca İstanbul’da plan yaptılar. Padişaha bir suikast tasarladılar.
Uzun zaman boyunca Sultan Abdulhamid Han’ı izlediler. Yaşamını büyük bir intizam içinde geçiren 2. Abdulhamid’in günlük ve haftalık rutinini takip ettiler. Bir devlet başkanının bu denli dakik olması hayret ettiriyordu.

Sultan Abdulhamid her cuma Beşiktaş’ta bulunan Yıldız Sarayı’ndan faytonla Yıldız Camii’ne gidiyordu. Faytonu ise diğer faytonların önüne konuluyordu. Cuma namazı ve selamlamanın ardından geçen 1 dakika 42 saniye sonra faytonunda oluyordu. Evet, saniyesi saniyesinden şaşmıyordu.
Plan şuydu. Bombalı düzenekli bir fayton düzeneği kurulacaktı. Bu düzenek Viyana’da tasarlandı. Şoför koltuğunun altına gizli bir bölme yapıldı. Bu bölme 120 kilo bombayı içine alabilecek kadar büyüktü. Bu faytonun parçaları İstanbul’a getirtildi ve burada kuruldu. Beykoz’da ise patlama denemeleri gerçekleştirildi.
Yapılan planın son aşamasına gelindi. Yine bir Cuma günü, namaz çıkışında Sultan Abdulhamid burada öldürülecekti. Tarihler 21 Temmuz 1905’i gösteriyordu. Aylardır üzerinde çalışılan fayton Padişah’ın faytonuna oldukça yakında bir noktadaydı. Faytonun altına yerleştirilen onlarca kiloluk bomba düzeneği Cuma namazından 1 dakika 42 saniye sonra patlayacaktı.

2. Abdulhamid o gün de Cuma namazını eda etmek üzere Yıldız Camii’ne gitti. Namazını kıldı ve daha sonra faytonuna doğru yol almaya başladı. Evet, suikast için tasarlanan süre başlamıştı. Ancak o gün Abdulhamid Han konuşmaya daldı. Konuştuğu kişi Şeyhülislam Cemalettin Efendi’ydi. O esnada zaman Sultan Abdulhamid Han’ın lehine ilerliyordu. Konuşma bitti, Abdulhamid Han merdivenlerden iniyordu. Tam o sırada, planlanan saatte bomba infilak etti. Büyük bir gürültü koptu. Yer yerinden oynadı. Ortalık dumanlarla kaplandı ve buram buram barut kokusu sardı… Sadece 1 dakikalık gecikme Sultan Abdulhamid Han’ın kurtuluşu olmuştu.
Evet, Sultan Abdulhamid’e yapılan suikast girişimi başarısız olmuştu. Ancak onlarca insan bu saldırıda hayatını kaybetti. İnsanlar endişeliydi. Halkı teskin edip sakinleştiren de yine Abdulhamid Han’ın kendisi olmuştu. Ortalık durulduktan sonra gelen ikinci faytona bindi ve bizzat kendisi sürdü. Sarayına doğru yol aldı.

Hainlerin planları yine başlarını yıkılmıştı. Sultan Abdulhamid Han, hayatı boyunca abdestsiz yere basmamıştı. Yatağının başucunda bir tuğla saklar, kalkar kalkmaz o tuğla ile teyemmüm alırdı. Abdest alacağı yere ulaşana kadar dahi yere abdestsiz adım atmazdı. Takva hayatı da siyasi zekası kadar dikkat çeken 2. Abdulhamid bu dehşet verici suikast girişiminden kıl payı kurtuldu.
ABDULHAMİD HAN SUİKAST GİRİŞİMİNDEN NASIL KURTULDU?
Suikastın ardından suikast teşebbüsü için bir komisyon kuruldu. Ciddi çalışmaların ardından suç ağında görevli 40 kişinin kimlikleri tespit edildi. Bu komisyon aynı zamanda bir rapor hazırladı. Raporda suikaste ilişkin tüm bilgiler yer alıyordu. Bu rapor birkaç adet basıldı.
Raporlardan birkaçı 1990’larda Paris’te Sultan Abdulhamid’in mühür satışı sırasında satıldı. Fiyatı ise yaklaşık 15 bin dolardı. Bu rakam bu kitap için oldukça pahalıydı. Bunun nedenini öğrenmek ise derin araştırma gerektirdi. Araştırmalar sonucunda raporu satın alan adamın Lübnan’ın Paris Büyükelçisi olduğu ortaya çıktı. Söz konusu büyükelçi, raporda da yer alan, suikast teşebbüsünde bulunanlardan birinin torunuydu. Dedesi hakkında bilgi var diye bu rapora adeta bir servet ödemişti.

Günümüzde de, Yıldız Suikastı olarak adlandırılan, Sultan Abdulhamid Han’ı yok etmeyi hedefleyen bu saldırının detaylarının yer aldığı bu raporlara ulaşmak oldukça güç…
İsrail’in Hudeyde Limanı’na saldırısı, Binyamin Netanyahu hükümetinin açıklamasına göre, Husilerin 19 Temmuz’da Tel Aviv’e gerçekleştirdiği insansız hava araçlı saldırıya karşılık olarak verildi.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre, Husilerin Tel Aviv’deki ABD konsolosluk binası yakınlarına düzenlediği bu saldırıda, bir İsrailli öldü, 10 kişi yaralandı.

Evimiz İsrail Partisi lideri Avigdor Liberman, İsrail’in saldırdığı Hudeyde Limanı’nın “tamamen yok edilmesi” yönünde çağrıda bulundu.
Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023’ten beri Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koyuyor ve bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenliyor.
Husiler, Gazze Şeridi ve Filistin ile dayanışma çerçevesinde, dini, ahlaki ve insani görevlerinin gereği olarak, İsrail’in Kızıldeniz, Umman Denizi ve Hint Okyanusu’ndaki gemilerini veya bağlantılı gemileri işgal altındaki Filistin’in (İsrail) limanlarına yönelmesini engelleme kararlarını, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırıları sona erip bölgedeki abluka bitene kadar uygulamaya devam edeceğini duyurmuştu.
ABD öncülüğünde kurulan koalisyon ise 12 Ocak 2024’ten bu yana, Husilerin bu saldırılarına karşılık Yemen’in çeşitli bölgelerindeki hedefleri vurmaya başladı.
Washington ve Londra’nın müdahalesi ve gerilimin tırmanmasıyla, Husiler, artık tüm ABD ve İngiliz gemilerini askeri hedefleri arasında gördüğünü duyurdu.
Yemen’in dünyaya açılan kapısı
Hudeyde limanı, Yemen’in Kızıldeniz üzerindeki batı kıyılarının orta kesimlerinde yer alıyor ve ülkenin başlıca dış ticaret limanı sayılıyor.
Bölgenin Doğu ile Batı arasındaki küresel ticaret hareketine yakınlığı nedeniyle liman, 1961 yılında dönemin Sovyetler Birliği’nin desteğiyle inşa edildi.
Önünden doğudan batıya çeşitli emtia ve petrol ticareti yapan gemiler geçen limanın yakınında da tam tersi yönde, doğu ile batı arasındaki uluslararası internet hatları, deniz alanının tabanından geçiyor.
Limandan, aynı zamanda, savaştan bu yana ülkeye ulaşan insani yardımların yanı sıra, çeşitli ihracat ve ithalat ürünleri ile Yemen’in geçmişte tanık olduğu ve halen devam eden büyüme ve gelişme sürecinin gerektirdiği her türlü emtianın geçişi gerçekleşiyor.
Hudeyde Limanı, Kızıldeniz kıyısındaki diğer limanlara göre stratejik konumu, uluslararası nakliye hatlarına yakınlığı, dalgalardan ve su akıntılarından doğal koruması ve muson rüzgarlarına maruz kalmaması gibi bir dizi avantaja sahip olması bakımından benzersiz sayılıyor.
Nakliye şeridi 10 bin 433 deniz mili uzunluğunda, 200 metre genişliğinde ve yaklaşık 10 metre derinliğinde olan liman, maksimum 31 bin ton yük kapasiteli konteyner gemilerini kabul etme kapasitesine sahip.
Limanda, 2014 yılına kadar, 250 metre uzunluğunda iki rıhtımın yanı sıra toplam bin 461 metre uzunluğunda 8 rıhtım bulunuyordu ve liman rıhtımı petrol tankerleri ve diğer petrol ürünlerinin boşaltılmasına ayrılmıştı.
Hayati tesislerin hedef alınması
Yangının ve yükselen dumanın büyüklüğünü ortaya koyan görüntülerde, İsrail’in Hudeyde Limanı’ndaki petrol ve petrol ürünlerinin depolarını kasten bombaladığı görülüyor.
İsrail’in bu saldırısı, Yemen’i artan yakıt ihtiyacını karşılamakta ek zorluklarla karşı karşıya bırakıyor.
Zorlu insani koşullar tehlikeli bir şekilde tırmanırken, Hudeyde kentinin en önemli enerji santrallerinden birinin yanı sıra, petrol tesisi ofisleri de İsrail tarafından vuruldu.
Yemen hükümetinin 2010 yılına ait verilerine göre, limandaki toplam alanı bir milyon metrekareyi aşan 12 depo kısmen veya tamamen İsrail bombardımanına maruz kaldı.
Husiler, şu ana kadar, limandaki toplam hasarın boyutunu, kargo gemilerini ve insani yardım karşılama imkanının kalıp kalmadığına ilişkin bir açıklama yapmadı.
Haber7 – ÖZEL
Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yıl dönümü coşkuyla kutlanırken dönemin şahitlerinden Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı’nın 83 yaşındaki babası Çumra Kaymakamı Yaşar Yaycı, Haber7‘ye konuştu.
Harekatın toplanma ve dağıtım yeri olarak seçilen Konya’nın Çumra ilçesinde yaşadıklarını anlatan eski Kaymakam Yaşar Yaycı, perde arkasındaki gizli kahramanları ve yaşanan mucizevi olayları anlattı.

YAŞAR YAYCI: BİZE EMİR GELDİ
Genelkurmay Başkanlığı’ndan emir geldiğini ve Çumra’nın dağıtım ve toplanma alanı olarak seçildiğini kaydeden Yaşar Yaycı, kaymakam olarak birlikleri karşıladığını kaydetti. Yaşar Yaycı, “Gelen birlikler Çumra’da bir meydanlıkta toplanacak ve bir gece kalacaktı. ‘Siz karşılayın uğurlayın’ şeklinde bize emirler geldi. Yunanistan’ın saldırma ihtimaline karşı Trakya sınırına sevk edileceği söylendi.” dedi.

HALK COŞKUYLA KARŞILADI
Tabur komutanını karşılamaya müftü ve jandarma komutanıyla gittiğini ifade eden Yaycı, halkın da birlikleri sevinçle karşıladığını vurguladı. Harp kıyafeti giyen askerlerin rütbelerinin olmadığını söyleyen Yaşar Yaycı, “Halk askerin konaklayacağını öğrenince davullar ve zurnalar çalmaya başladı. Akşam geç vakit Bolu Komando Taburu Sabri Paşa başkanlığında gelen askerler konaklama yerine konakladı. Gelen paşaya, ‘Hoşgeldiniz paşam’ dedim ve kendimi tanıttım.” dedi.
TEHDİT MEKTUBUNU HATIRLATTI, “ARTIK GERİ DÖNÜŞÜ YOK” CEVABINI ALDI
Komutana Amerika’nın tehdit mektubunu hatırlattığını ifade eden Yaycı, “O zaman Kıbrıs’a harekat gündeme gelince Johnson’ın yazdığı mektup aklıma geldi. Paşa ‘Yarın inşallah Kıbrıs’ta olacağız.’ dedi. Ben de dedim ki, ‘Paşam bunun geri dönüşü olur mu? Johnson mektup yazmıştı.’ Dedi ki, ‘Bunun artık geri dönüşü yok. Yarın Kıbrıs’tayız. Eğer sağ çıkarsam, dönüşte kahveni içerim.’ dedi. Böylece sabahleyin yola çıktılar.” dedi.
O KADAR ÇOK GÖNDERDİLER Kİ ÇOBAN TUTMAK ZORUNDA KALDIM
Harekat sırasında halkın akın akın yardım getirdiğini belirten Yaycı, “Devletin talimatıyla orduya yardım toplanıyordu. Halk akın akın yardıma geldi. Binlerce keçi, koyun getirdi. O kadar fazlaydı ki çobanlar tuttum. Harekat bittikten sonra 2 bin küsür elimizde kaldı. Bunları Et ve Balık Kurumu’na sattık. O kadar çoktu. Kavunlar, karpuzlar, meyveler, sebzeler… Dolduruyor halk.” diye konuştu.
OTOBÜSÇÜ İKİ TORBA ANAHTARLA GELDİ, CADDELER OTOBÜSLERLE DOLDU
Yunan sınırına sevk edilecek askerler için otobüs lazım olduğunu ve o dönem Çumra Seyahat’in sahibinin otobüsleri seferber ettiğini kaydeden Yaycı, “Asker sevki için otobüs gerekiyordu. Çumra Seyahat’in başkanını çağırdım ve Yunan sınırına asker sevk edeceğimizi söyledim. Başkan, ‘Baş üstüne efendim!’ dedi. Bir süre sonra yönetim kuruluyla elinde iki torba geldi. Torbaların içinde tüm otobüslerin anahtarları vardı. ‘Otobüslerin şoförleri de başında, anahtarlar da burada, emirlerimizi bekliyorlar. İstediğiniz yere gönderebilirsiniz.’ dedi. Ücretlerini harekattan sonra ödeyeceğimizi söyledim. ‘Ücretin ne önemi var. Biz hiçbir ücret talep etmiyoruz. Benzini de her şeyi de bizden. Yeter ki, vatan sağolsun!’ dedi. Bütün caddeler otobüslerle doldu. Tabii, gözlerimizin yaşarmaması mümkün değil.” ifadelerinde bulundu.
GÖNÜLLÜ OLMAK İÇİN GELEN YAŞLILARI BÖYLE TESKİN ETTİM
Halkın gönüllü askerlik için akın akın geldiğini kaydeden Yaycı, yaşlıları ise bir deftere isimlerini yazdırarak teskin ettiğini söyledi.
Yaycı, yaşadıklarını söyle anlattı:
“Köylere asker sevk edeceğimizi ve belirli doğumluların sabah sekizde hazır olmalarını söyledik. Gece uyumak mümkün değil. Gece 01.00-02.00 sıralarında bir yaşlı amca yanında bir gençle geldi. ‘Buyur amca’ dedim. Dedi ki, ‘Devlet asker istiyor. Benim yaşım müsait değil. Bak oğlumu getirdim. Oğlum sana emanet, vatana helal olsun.’ Daha sonra yaşlılar gönüllü olarak akın akın gelmeye başladı, ‘Biz de askere gideceğiz.’ Yaşlıları teskin etmek için askerlik şubesine talimat verdim, ‘Bir defter açın. Herkesin adını kaydedin. ‘Askerlik şubesine kaydınızı yaptırıyoruz, deyin’ dedim.’ ‘Biz de gideceğiz’ diyorlar çünkü. Çumra halkını görüyor musunuz? Allah onlardan razı olsun.”
DÜŞEN HELİKOPTER SERÇE SAYESİNE KURTULDU
Müftüyü de yanına alarak yardımları kamyonlara yükletip birliklerin bulunduğu Mersin’in Ovacık’a götürdüğünü belirten Yaycı, komutanların kendisine harekat ile ilgili bilgi verdiğini anlattı.

Ovacık’a vardığında kendisini tanıyan askerlerle görüştüğünü söyleyen Yaycı, “Şimdi size olmuş bir olayı anlatıyorum” diyerek şöyle konuştu:
“Ovacık’a gittiğimde birinci harekat bitmişti. Asker oraya toplanmıştı. O gece ağırladığım komutanlarla çadıra girdik ve onlar bana brifing verdi. Harita üzerinden göstererek bana dediler ki; ‘Biz 70 helikopter havalanacağız. Askerleri isim isim 10’ar kişi helikopterlere yerleştireceğiz. ‘Helikopter havalanmaya hazırdır’ diyerek birlik komutanı geldi. Ben de denetlemeye çıktım. Baktım ki birinci helikopter 10 kişi olması lazımken 20 kişi var. Ötekilerine geçtim; 15 kişi var, 30 kişi var, 20 kişi var… 20. helikopterden sonrakiler az, daha sondakiler ise boş. ‘Eyvah dedim, Türk milleti askerden kaçıyor’ diye beynimden vurulmuşa döndüm. İlk helikopterdeki askerlere döndüm, ‘Oğlum sen hangi helikopterdesin?’ dedim, ’26. veya 27. helikopterdeyim’ dedi. ‘Burada ne geziyorsunuz?’ diye sordum. ‘Komutanım, emir gelirse ilk helikopterler gider, durun emri gelirse biz gidemeyiz. Bir an evvel savaşa gidelim’ diye bindik.’ dedi. Dedim ki, ‘Oğlum bundan sonra artık geri dönüşü yok. Herkes helikopterine binsin.’ Gözlerimiz doldu o sırada. Böylece 70 helikoptere bindik.’ Komutan anlatmaya devam etti; ‘Beşparmak Dağları’na geldik. Alev fışkırıyor, alev. Rumlar mevzilenmiş, taret ve top mermileriyle ateş ediyorlar. Bu ateşin içerisine inme emri verdim. 70 helikopter bu ateşin içerisine askeri indirdik. Atılan top ve taret mermileri helikopterlerimizin 5 metre gerisine düşüyor. Hiçbir helikopterimiz isabet almadı. Allah ile bizimle beraberdi. İlk şehitleri de mevzilerde verdik. Askeri indirdik, son harekatı yaptık, Ovacak’a dönüyoruz. Bir helikopterimizden anons geldi, ‘Komutanım, benzin kaybediyorum, vuruldum’ dedi. Bir taret mermisi isabet etmiş, denizin ortasındayız. Pilot, ‘Komutanım, yapacak bir şey yok, hakkınızı helal edin, biz düşüyoruz.’ dedi. Biz diğer helikopterlerle döndük. Baktık ki, vurulan helikopterimiz de geldi. Hayretler içerisinde kaldık.’ dedi.”

BANA O HELİKOPTERİ GÖSTERDİLER
Komutanların kendisine vurulan helikopteri gösterdiğini belirteen Yaycı, devamında şunları söyledi:
“Bana gösterdiklerinde 70 helikopter ve pilotlar da oradaydı. Devamını pilot anlattı; ‘Denizin ortasında benzin kaybetmeye başladık. Düşeceğimizi anladık. Bir süre sonra düşme kesildi. Hayret ettik.’ ‘Ne oldu?’ diye sordum. Bana gösterdiler o kurşun deliğini. Bir serçe gelmiş, o taret mermisinin açtığı deliğe girmiş ve orada ezilmiş. Dolayısıyla helikopterin benzin kaybını önlemiş. Ben gözümle gördüm bunu. Bu, bizlere Allah’ın büyük yardımı.”

ALLAH BU MİLLETE YARDIM EDİYOR
Ovacık’taki askeri birliklere de yardım yağdığını ve harekat sırasında belirten Yaycı, “Allah, Çumra halkından, Konya halkından ve bütün milletimizden razı olsun. O dönem olağanüstü şeyler yaşadık. Bunlar tevatür değil. Kıbrıs çok şükür bizimdir, bundan sonra da hiçbir güç elimizden alamaz. Allah bu millete yardım ediyor, koruyor.” diye konuştu.

20. yüzyılda bu korkular yerini hain planlara bırakmıştı. Osmanlı’yı yıkmak sömürgeci devletlerin en büyük hayaliydi. Bu hayali gerçekleştirmekte kararlıydılar. Planları Osmanlı’daki bir takım grupları ayaklandırarak devleti bölmekti. Plan yapanların başında ise Siyonist ve Ermeni gruplar yer alıyordu. Ancak yaptıkları her planı bozan biri vardı. Sultan Abdulhamid Han…

Ne yapsalar nafile… Sultan Abdulhamid Han üstün siyasi zekası ve ileri görüşlülüğü ile yapılan hain düzenekleri bozuyor, adeta dünyalarına başlarına yıkıyordu. Geriye sadece tek bir seçenek kalmıştı.
Başka çareleri kalmamıştı. Ya Abdulhamid Han ölecek ya da Osmanlı’yı yıkma hayalleri bitmek zorunda kalacaktı. Uzun uzun görüştüler. Rusya üzerinden gelen Ermeni bir çete ile Joles adındaki bir Belçikalı’nın liderliğindeki çete yaklaşık bir ay boyunca İstanbul’da plan yaptılar. Padişaha bir suikast tasarladılar.
Uzun zaman boyunca Sultan Abdulhamid Han’ı izlediler. Yaşamını büyük bir intizam içinde geçiren 2. Abdulhamid’in günlük ve haftalık rutinini takip ettiler. Bir devlet başkanının bu denli dakik olması hayret ettiriyordu.

Sultan Abdulhamid her cuma Beşiktaş’ta bulunan Yıldız Sarayı’ndan faytonla Yıldız Camii’ne gidiyordu. Faytonu ise diğer faytonların önüne konuluyordu. Cuma namazı ve selamlamanın ardından geçen 1 dakika 42 saniye sonra faytonunda oluyordu. Evet, saniyesi saniyesinden şaşmıyordu.
Plan şuydu. Bombalı düzenekli bir fayton düzeneği kurulacaktı. Bu düzenek Viyana’da tasarlandı. Şoför koltuğunun altına gizli bir bölme yapıldı. Bu bölme 120 kilo bombayı içine alabilecek kadar büyüktü. Bu faytonun parçaları İstanbul’a getirtildi ve burada kuruldu. Beykoz’da ise patlama denemeleri gerçekleştirildi.
Yapılan planın son aşamasına gelindi. Yine bir Cuma günü, namaz çıkışında Sultan Abdulhamid burada öldürülecekti. Tarihler 21 Temmuz 1905’i gösteriyordu. Aylardır üzerinde çalışılan fayton Padişah’ın faytonuna oldukça yakında bir noktadaydı. Faytonun altına yerleştirilen onlarca kiloluk bomba düzeneği Cuma namazından 1 dakika 42 saniye sonra patlayacaktı.

2. Abdulhamid o gün de Cuma namazını eda etmek üzere Yıldız Camii’ne gitti. Namazını kıldı ve daha sonra faytonuna doğru yol almaya başladı. Evet, suikast için tasarlanan süre başlamıştı. Ancak o gün Abdulhamid Han konuşmaya daldı. Konuştuğu kişi Şeyhülislam Cemalettin Efendi’ydi. O esnada zaman Sultan Abdulhamid Han’ın lehine ilerliyordu. Konuşma bitti, Abdulhamid Han merdivenlerden iniyordu. Tam o sırada, planlanan saatte bomba infilak etti. Büyük bir gürültü koptu. Yer yerinden oynadı. Ortalık dumanlarla kaplandı ve buram buram barut kokusu sardı… Sadece 1 dakikalık gecikme Sultan Abdulhamid Han’ın kurtuluşu olmuştu.
Evet, Sultan Abdulhamid’e yapılan suikast girişimi başarısız olmuştu. Ancak onlarca insan bu saldırıda hayatını kaybetti. İnsanlar endişeliydi. Halkı teskin edip sakinleştiren de yine Abdulhamid Han’ın kendisi olmuştu. Ortalık durulduktan sonra gelen ikinci faytona bindi ve bizzat kendisi sürdü. Sarayına doğru yol aldı.

Hainlerin planları yine başlarını yıkılmıştı. Sultan Abdulhamid Han, hayatı boyunca abdestsiz yere basmamıştı. Yatağının başucunda bir tuğla saklar, kalkar kalkmaz o tuğla ile teyemmüm alırdı. Abdest alacağı yere ulaşana kadar dahi yere abdestsiz adım atmazdı. Takva hayatı da siyasi zekası kadar dikkat çeken 2. Abdulhamid bu dehşet verici suikast girişiminden kıl payı kurtuldu.
ABDULHAMİD HAN SUİKAST GİRİŞİMİNDEN NASIL KURTULDU?
Suikastın ardından suikast teşebbüsü için bir komisyon kuruldu. Ciddi çalışmaların ardından suç ağında görevli 40 kişinin kimlikleri tespit edildi. Bu komisyon aynı zamanda bir rapor hazırladı. Raporda suikaste ilişkin tüm bilgiler yer alıyordu. Bu rapor birkaç adet basıldı.
Raporlardan birkaçı 1990’larda Paris’te Sultan Abdulhamid’in mühür satışı sırasında satıldı. Fiyatı ise yaklaşık 15 bin dolardı. Bu rakam bu kitap için oldukça pahalıydı. Bunun nedenini öğrenmek ise derin araştırma gerektirdi. Araştırmalar sonucunda raporu satın alan adamın Lübnan’ın Paris Büyükelçisi olduğu ortaya çıktı. Söz konusu büyükelçi, raporda da yer alan, suikast teşebbüsünde bulunanlardan birinin torunuydu. Dedesi hakkında bilgi var diye bu rapora adeta bir servet ödemişti.

Günümüzde de, Yıldız Suikastı olarak adlandırılan, Sultan Abdulhamid Han’ı yok etmeyi hedefleyen bu saldırının detaylarının yer aldığı bu raporlara ulaşmak oldukça güç…
Son olarak, Gazze’deki Sağlık Bakanlığı 18 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ile koordinasyonlu olarak atık sulardan alınan numunelerde yapılan incelemelerde çocuk felci virüsünün tespit edildiğini ve binlerce kişinin çocuk felcine yakalanma riskiyle karşı karşıya olduğunu duyurmuştu.
– ÇOCUKLARI BEKLEYEN HASTALIK TEHLİKESİ
Gazze’nin kuzeyindeki okullardan birinde 3 çocuğuyla yaşayan Tamir Gaben, çocuklarının çocuk felcine yakalanmasından korktuğunu söyledi.
Gaben, “Okullarda durum çok kötü. Yiyecek yok, içecek yok. Çocuklar çöplüklerin yakınında oynuyor. Hastalanıp ölenler oldu. Saldırılarda ölmeseler bile virüse yakalanıp hastalanarak ölecekler.” dedi.
İsrail’in evlerini bombalamasının ardından bir okula yerleştiklerini anlatan Zaim ez-Zaim (48) ise virüs ve hastalıklarla dolu atık su göletleriyle çevrili bir yerde yaşadıklarını ancak başka seçenekleri olmadığını vurguladı.
Atık sular ve çöpler nedeniyle hastalandıklarını kaydeden Zaim, şimdi de çocuk felci tehlikesinin kapıda olduğunu dile getirdi.
Bir atık su birikintisinin yakınında yaşayan Edhem en-Nemr (55) ise çocukları ve torunlarının savaşın başından bu yana hastalıklar mücadele ettiğini dile getirdi.
İsrail’in su kuyularını ve arıtma tesislerini tahrip ettiğini ve temiz su bulamadıklarını belirten Nemr, çevrede akan ya da birikinti halini alan atık suların hastalıkların yayılmasının başlıca sebebi olduğunu aktardı.

– CİLT HASTALIKLARINDA GÖRÜLMEMİŞ BİR ARTIŞ YAŞANIYOR
Gazze’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesinde görev yapan doktor Sahir Nasr ise atık sulardan kaynaklı hastalıklara yakalanan çok sayıda kişinin hastaneye müracaat ettiğini dile getirdi.
Nasr, “Son zamanlarda cilt hastalıkları, bakteriyel, viral hastalıklar ve mantar hastalıkları ile hepatitte anormal bir artış gözlüyoruz. Mantar hastalıklarının da bağışıklığı düşük olan insanlarda görüldüğünü hatırlatmak gerekir. Savaştan önce böyle bir şey yoktu. Hastaneye müracaat eden 5 hastadan 3 ya da 4’ü cilt hastalığına yakalanmış oluyor. Daha önce görmediğimiz hastalıklarla da karşılaşıyoruz.” dedi.
Bu hastalıkların çoğunlukla bağışıklığın düşük olması, yetersiz beslenme, ilaç eksikliği ve kişisel temizliğin yapılamamasından kaynaklandığına dikkati çeken Nasr, okullarda içme suyuna atık su karıştığını, bunun da hastalıklara yol açtığını ifade etti.
Nasr, yeterli miktarda gıda, vitamin, antibiyotik, ilaç ve merhemin bulunmayışının da hastalıkların yayılmasını kolaylaştırdığını aktardı.

– ALT YAPININ TAHRIP EDİLMESİ
Gazze Belediyeler Birliği Koordinatörü Hüsni Muhenna, “İsrail, Gazze’de altyapıyı tahrip ederek, atık suların sokaklarda ve alçak bölgelerde taşmasına ve bazı bölgelerde deniz kıyısına sızmasına yol açtı ve bu da bir çevre felaketine sebep oldu.” dedi.
Muhenna, İsrail’in, belediyelerin ekipman ve çalışanlarına yönelik saldırıları nedeniyle gereken hizmeti veremediklerini ve gerçek ve tehlikeli bir kriz yaşadıklarını dile getirdi.

Nar, “Uluslararası insanlık tarihine mal olmuş bir kültürel kavramın herhangi bir şirketin uhdesinde kalmamasını sağlamanın hukuki yolunu şu an açmış oluyoruz. Marka tescilini gerçekleştireceğiz” dedi.

Güzelyalı semtinde ikinci el kitap satan 16 yıllık sahaf Ümit Nar, 30 Aralık 2021’de ‘Hermes Sahaf’ olan iş yerinin ismini tescil ettirmek amacıyla Türk Patent Kurumu’na başvurdu. Sahaflar Derneği Başkanı da olan Nar, tescil talebi için beklemeye başladı. Fransız lüks moda markası Hermes’in Türkiye’deki avukatları, ticari isim ihlali iddiasıyla itirazda bulundu. Türk Patent Kurumu da Nar’ın talebi reddetti. Bunun üzerine Nar, Türk Patent Kurumu’nun kararıyla Fransız lüks moda markası Hermes’e karşı Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde dava açtı. Davanın 3’üncü duruşması, 29 Haziran’da görüldü. Mahkeme, Türk Patent Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun Nar’ın ‘Hermes’ ismini kullanmasını engelleyen kararını istinaf yolu açık olmak üzere iptal etti.
‘MAHKEME BENİ HAKLI BULDU’
2008 yılından bu yana sahaflık yaptığını belirten Ümit Nar, Hermes’in sanatçıları koruyan ve insanlarla tanrılar arasında habercilik yapan bir karakter olduğunu söyledi. Nar, “2021 yılının son günlerinde ‘Hermes Sahaf’ markasını tescil ettirmek için patent kurumuna başvurdum. Süreç işledi. İki sene boyunca karşı tarafın avukatları tarafından itirazlar oldu. Patent Kurumu’nun Yüksek İstişare Kurulu, avukatlık bürosunun itiraz ettiği 4 başlıktan 3’ünde beni, 1’inde onları haklı buldu. Haklı buldukları bir nokta benzerlik, karıştırma konusuydu. Oysaki böyle bir benzerlik ya da karıştırma olması mümkün değil. Bizde Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde Ankara’da dava açtık. Dava 1 yıldır görülüyordu. 3’üncü duruşma, 29 Haziran günü yapıldı. Mahkeme beni haklı buldu ve marka tescilimin yolunu açtı” diye konuştu.

‘ÇOK BÜYÜK BİR KAZANIM’
Marka tescilini almaları için artık önlerinde bir engel kalmadığına dikkati çeken Nar, “Uluslararası insanlık tarihine mal olmuş bir kültürel kavramın herhangi bir şirketin uhdesinde kalmamasını sağlamanın hukuki yolunu şu an açmış oluyoruz. Marka tescilini gerçekleştireceğiz” dedi. Karşısındaki firmaya marka devi olarak bakmadığını dile getiren Nar, “Elbette büyük, hacimli firma ama bundan 100 sene sonra o firma olmayabilir. Belki 100 sene sonra ben olabilirim. Dünyadaki ekonomik hareketlerin bu kadar kaygan bir zeminde olduğu yerde, bir markayı sanki dünyanın yaratıldığından beri varmış ve sonsuza kadar var olacakmış gibi değerlendirip, bütün bu marka haklarını o kişiye vermek zaten başlı başına yanlış. Ama bu büyük markalar için tanınmış ‘marka’ diye statü var. Bu statü yerel esnafın, küçük esnafın kendi topraklarımıza ait kavramları kullanmasını engelleyen bir içerik taşıyor. Mahkeme kararının bunun değişmesi yolunda çok önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Çok büyük bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Tam anlamıyla zafer değil, ama zafere giden yolda çok önemli bir kazanım. Mahkemenin kararı bana bu isim hakkını veriyor. Mahkemede onamış durumda” diye konuştu.
‘YARGI İÇTİHATLARININ ÖNÜNÜN AÇILACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ’
Kararı bir zafer olarak değerlendiren Avukat Hasan Hilmi Güllü ise “İlk derece mahkemesi kararını açıkladı ve sonuç olarak başvurumuzun kısmen kabulü ile ‘Hermes Sahaf’ markamızın belirli hizmetlerde tescil edilerek kullanılabilmesine karar verdi. Bu kararı, küresel çapta faaliyet gösteren dev markaların ‘Kullanmayacaklarını bildikleri halde kendilerinin faaliyet göstermedikleri alanlarda diğer kişilerce yapılan marka tescillerine itiraz ederek söz konusu alanlarda faaliyet gösteren gerçek hizmet sahiplerinin markalarını tescil etmelerini önlemek’ şeklindeki uygulamaya ilk defa ‘dur’ denmiş olması anlamında bir zafer olarak değerlendiriyoruz. Bu öncü kararla bir dünya devinin marka tescil kurumunu amacından saptırarak, tescil müessesesinin ruhuna aykırı hareket etmesine kısmen de olsa ‘Dur’ denilmiştir. Bu karar sonrasında bu tarz dev markaların sürdüregeldikleri ‘agresif marka tescil politikaları’nı sınırlayacak yargı içtihatlarının önünün açılacağını düşünüyoruz” dedi.
Bingöl’de 7’nci sınıf öğrencisi Selman Karatoprak (13) köyde bulduğu, kendini ağırlığının yüzlerce katını taşıyabilen gergedan böceğinin (Oryctes nasicornis) fotoğrafını çekip, ailesi aracılığıyla Bingöl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Görevlisi Mustafa İlçin’e ulaştırdı.
Daha sonra doğaya salınan böcekle ilgili konuşan İlçin, gergedan böceğinin çok değerli sanıldığını ve bu yüzden kaçak olarak avlandığını belirterek, “Türkiye’de bu böceğin maddi bir karşılığı yok. Bu böceklerin popülasyonlarının korunması ve doğal yaşamın sürdürülebilirliği için avlanmaması gerekiyor. İdari birimlerce izinsiz toplayanlara 100 bin liraya kadar para cezası öngörülmektedir. Tarımsal anlamda da bir zararı söz konusu değildir” dedi.
Bingöl’de 7’nci sınıf öğrencisi Selman Karatoprak, ailesiyle tatil için gittiği merkeze bağlı Ağaçeli köyünde, kendi ağırlığının yüzlerce katını taşıyabilen gergedan böceğini buldu. Karatoprak, ilk defa gördüğü böceği bir süre çeşitli yiyeceklerle beslemeye çalıştı.
Karatoprak, daha sonra, böceğin fotoğrafını çekerek, ailesi aracılığıyla Bingöl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Görevlisi Mustafa İlçin’e ulaştırdı. Böceği ilk kez gördüğünü belirten Selman Karatoprak, “Arkadaşlarımla oynadıktan sonra eve dönerken, şöyle farklı bir böcek gördüm. Eve gelip babamın telefonundan araştırmaya başladım. Adının gergedan böceği olduğunu öğrendik. Bu böcek kendi ağırlığının kat kat fazlasını taşıyan bir böcek türüymüş. Böceği yeniden doğaya salacağım” dedi. Böcek daha sonra doğal ortamına bırakıldı.

‘GÜÇLÜ BİR YAPIYA SAHİP’
Dr. Öğretim Görevlisi Mustafa İlçin, gergedan böceğinin güçlü bir yapıya sahip olduğunu belirterek, “Halk arasında gergedan böceği olarak bilinen bir tür olup, oldukça spesifik bir yapıya sahiptir. Erkek böceklerde boynuzumsu bir yapısı vardır. Dişileri ise boynuzsuz bir yapıya sahiptir. Genel itibariyle 20-60 milimetre arasında uzunlukları vardır. Gergedan böceğimiz, kendi boyutunun 850 katından daha fazla yük kaldırabilme potansiyeline sahiptir. Oldukça güçlü bir böcektir. Kanat yapısı elitradır. Elitra kanat yapısına sahip olan böceklerin de tabii böyle bir güçlü yapıya sahip olduğunu da ayrıca ifade etmek mümkün” diye konuştu.
‘SAYILARININ AZALMASI BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİMİZE CİDDİ BİR ZARAR VERMEKTEDİR’
Kaçak avcılar tarafından değerli sanılarak fazlaca toplandığı için sayılarında azalma olduğunu ifade eden İlçin, şöyle konuştu:
“Gergedan böceğinin farklı ülkelerde özellikle ekonomik anlamda bir kullanışının söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Türkiye’de maddi bir karşılığı yoktur. Bu durumun popülasyonları açısından, özellikle kaçak avcılar noktasında ciddi bir tehlike oluşturduğunu söylemek mümkün. Bu da doğamıza, biyolojik çeşitliliğimize ciddi bir zarar vermektedir. Tarımsal anlamda bir zararı söz konusu değildir. Bingöl ve çevresinde bu böceğe rastlamak mümkün. Başta Avrupa, Asya ve Afrika’nın kuzey kısımlarında da yerleşik göstermektedir. Ülkemizin de birçok bölgesinde görebileceğimiz bir böcektir. Maalesef popülasyonları noktasında da ciddi azalış olduğunu da ifade etmek mümkün. Bundan mutlaka kaçınmak gerekmektedir. Kaçak avcılar tarafından maddi değerlerinin olduğu sanılıp fazlaca toplandığından, sayıları gittikçe azalmaktadır. İdari birimlerce 100 bin liraya kadar cezası vardır.”
Son olarak, Gazze’deki Sağlık Bakanlığı 18 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ile koordinasyonlu olarak atık sulardan alınan numunelerde yapılan incelemelerde çocuk felci virüsünün tespit edildiğini ve binlerce kişinin çocuk felcine yakalanma riskiyle karşı karşıya olduğunu duyurmuştu.
– ÇOCUKLARI BEKLEYEN HASTALIK TEHLİKESİ
Gazze’nin kuzeyindeki okullardan birinde 3 çocuğuyla yaşayan Tamir Gaben, çocuklarının çocuk felcine yakalanmasından korktuğunu söyledi.
Gaben, “Okullarda durum çok kötü. Yiyecek yok, içecek yok. Çocuklar çöplüklerin yakınında oynuyor. Hastalanıp ölenler oldu. Saldırılarda ölmeseler bile virüse yakalanıp hastalanarak ölecekler.” dedi.
İsrail’in evlerini bombalamasının ardından bir okula yerleştiklerini anlatan Zaim ez-Zaim (48) ise virüs ve hastalıklarla dolu atık su göletleriyle çevrili bir yerde yaşadıklarını ancak başka seçenekleri olmadığını vurguladı.
Atık sular ve çöpler nedeniyle hastalandıklarını kaydeden Zaim, şimdi de çocuk felci tehlikesinin kapıda olduğunu dile getirdi.
Bir atık su birikintisinin yakınında yaşayan Edhem en-Nemr (55) ise çocukları ve torunlarının savaşın başından bu yana hastalıklar mücadele ettiğini dile getirdi.
İsrail’in su kuyularını ve arıtma tesislerini tahrip ettiğini ve temiz su bulamadıklarını belirten Nemr, çevrede akan ya da birikinti halini alan atık suların hastalıkların yayılmasının başlıca sebebi olduğunu aktardı.

– CİLT HASTALIKLARINDA GÖRÜLMEMİŞ BİR ARTIŞ YAŞANIYOR
Gazze’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesinde görev yapan doktor Sahir Nasr ise atık sulardan kaynaklı hastalıklara yakalanan çok sayıda kişinin hastaneye müracaat ettiğini dile getirdi.
Nasr, “Son zamanlarda cilt hastalıkları, bakteriyel, viral hastalıklar ve mantar hastalıkları ile hepatitte anormal bir artış gözlüyoruz. Mantar hastalıklarının da bağışıklığı düşük olan insanlarda görüldüğünü hatırlatmak gerekir. Savaştan önce böyle bir şey yoktu. Hastaneye müracaat eden 5 hastadan 3 ya da 4’ü cilt hastalığına yakalanmış oluyor. Daha önce görmediğimiz hastalıklarla da karşılaşıyoruz.” dedi.
Bu hastalıkların çoğunlukla bağışıklığın düşük olması, yetersiz beslenme, ilaç eksikliği ve kişisel temizliğin yapılamamasından kaynaklandığına dikkati çeken Nasr, okullarda içme suyuna atık su karıştığını, bunun da hastalıklara yol açtığını ifade etti.
Nasr, yeterli miktarda gıda, vitamin, antibiyotik, ilaç ve merhemin bulunmayışının da hastalıkların yayılmasını kolaylaştırdığını aktardı.

– ALT YAPININ TAHRIP EDİLMESİ
Gazze Belediyeler Birliği Koordinatörü Hüsni Muhenna, “İsrail, Gazze’de altyapıyı tahrip ederek, atık suların sokaklarda ve alçak bölgelerde taşmasına ve bazı bölgelerde deniz kıyısına sızmasına yol açtı ve bu da bir çevre felaketine sebep oldu.” dedi.
Muhenna, İsrail’in, belediyelerin ekipman ve çalışanlarına yönelik saldırıları nedeniyle gereken hizmeti veremediklerini ve gerçek ve tehlikeli bir kriz yaşadıklarını dile getirdi.

Soruşturma kapsamında daha önce şirketlerinde yapılan aramalarda dijital materyal ve defterlere el konulan Polat çiftinin de yer aldığı şüphelilerle ilgili hazırlanan 908 sayfalık son raporda Dilan Polat’ın 2020-2023 yılları arasında 3 gayrimenkul aldığı, hesabına 5 milyon 400 bin lira girdiği fakat hesaplarında şüphe uyandıracak bir verinin olmadığı aktarıldı.
Raporda, Dilan Polat’ın ticari ve finansal işlemlerde karar yetkisinin olmadığı, karar vericilerinin Engin ve Sezgin Polat olduğu kaydedildi.
Engin Polat’ın hesabına ise 2020-2023 yılları arasında 71 milyon 904 bin lira giriş, 144 milyon 208 bin lira ise para çıkışı olduğu, bu yıllar arasında 3 araç ile 6 gayrimenkul aldığına dikkati çekilen raporda, yasa dışı bahse ilişkin bir tespitin bulunmadığı ifade edildi.
YASA DIŞI BAHİS VE KARA PARA YOK
Aile şirketlerinin genel ticari kapasiteleri dikkate alındığında mal varlığı konusunda gerçekleşen işlemlerin elde edilen gelirlerle orantılı olduğu bilgisi verildi.
Engin Polat’ın yasal defterin yanı sıra vergi matrahını azaltıcı şekilde kayıtlarının diğer kayıt ortamlarında kaydetmesiyle hesap dönemlerinde kaçakçılık (çift defter tutma) suçunu işlediği belirtilen raporda, yasa dışı bahis ve kara para aklamaya ilişkin bir tespit bulunmadığı da vurgulandı.
İddianamede ise soruşturmaya konu şahıs ve şirketlerin hesaplarına yasa dışı yoldan devşirilen paranın açık ve kolayca tespit edilebilir şekilde gönderilmesini beklemenin doğru bir yaklaşım olmayacağının altını çizen savcının şu değerlendirmeleri yer aldı:
“Soruşturma konusu şahıs ve şirketlerin profesyonel bir taktik ve organizasyonla nihai amaçlarını perdelemek için güzellik ve kozmetik sektöründe faaliyet gösteren onlarca şirketi kurup hatta hatırı sayılır rakamlara ulaşan gerçek ticari faaliyetlerde de bulunup, bu faaliyetler sırasında şirketler arasında paraların gezdirilmesi sırasında gerek sahte faturalardan gerekse nakit para çekimi ve yatırımı şeklindeki eylemlerden istifade ederek gerçek ticari faaliyetlerden elde edilen paralarla yasa dışı yoldan akan paraların adeta harmanlanması suretiyle kontrolü imkansız hale getirmeye çalıştıkları değerlendirilmektedir. Nitekim bir kısım yüksek tutarlı paranın da gerçek durumun ortaya çıkmaması amacıyla kripto cüzdanlar eliyle muhafaza edilip ilgilisine aktarıldığı yahut uhdede tutulup ihtiyaç halinde lüks yaşam içerisinde kullanıldığı, bu suretle aklama sürecinin işletildiği kanaatine ulaşılmıştır.”
İTİRAZ REDDEDİLDİ
MASAK raporundan sonra 5 tutuklu sanığın 4’ünün tutukluluklarına yapılan itiraz 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi.
DİLAN POLAT TAHLİYE OLACAK MI?
Dilan Polat için ise eksik evraklar tamamlandıktan sonra yarın değerlendirme yapılacak.
NE OLMUŞTU?
İstanbul merkezli 6 ilde 1 Kasım 2023 ve devamında düzenlenen operasyonlarda, Dilan Polat ve eşi Engin Polat’ın da aralarında bulunduğu 24 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Soruşturma kapsamında daha önce şirketlerinde yapılan aramalarda dijital materyal ve defterlere el konulan Polat çiftinin de yer aldığı şüphelilerle ilgili Mali Suçları Araştırma Kurulunca (MASAK) ön inceleme raporu hazırlanmış, raporda tasfiye halindeki 3 firmadan aile bireylerine ait şirketlere sözde ticaret karşılığında sahte fatura kesilmesi yöntemiyle 200 milyon lira para girişi olduğu belirlenmişti.
Paranın yine aile bireylerine ait şirketler arasında transfer edildiği, son aşamada ise Engin Polat’ın sahibi olduğu Milda Gayrimenkul isimli firmada toplanarak gayrimenkul ve çok sayıda araç alındığının tespitinin ardından İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, şüphelilerin kimliklerini belirlemiş, İstanbul merkezli Ankara, Yalova, Ordu, Kırklareli ve Manisa’da 43 adrese eş zamanlı operasyon düzenlemişti.
Soruşturma kapsamında çalışmalarını sürdüren ekipler, Dilan ve Engin Polat’a ait bir medikal şirketin Ankara’da başka bir firmaya isim hakkını verdiğini, bu firmanın hesabındaki 1 milyon 800 bin liranın da ortakların kişisel hesaplarına aktarılmaya çalışıldığını tespit etmişti.
Dilan Polat, Engin Polat ve Sıla Doğu’nun da aralarında bulunduğu şüphelilerden 16’sı tutuklanmış, hakimlik, 27 şirkete kayyum atanmasına hükmetmişti.
İDDİANAMEDE NE VAR?
Soruşturmanın tamamlanmasıyla Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, yasa dışı yollardan edinilen paraların “soğuk cüzdan yöntemi”yle sisteme sokulmadan transfer edilerek aklamaya tabi tutulduğu aktarılarak, örgütün söz konusu faaliyetler sırasında, kısa sürede ulaştıkları şöhret ve tanınırlık sayesinde bir kısım gerçek ticari faaliyetlerde de bulunduğu, bu sayede aklama suçlarının en belirgin yönü olan takip ve kontrolün zorlaştırılmasını sağlamaya çalıştıkları değerlendirmesi yapılıyor.
Delillerle sabit olan yasa dışı bahisten gelen paranın perdelenmeye çalışıldığı, zenginleşmenin gerçek bir ticaretten kaynaklandığı imajının oluşturulması için birden çok şirketin kurulduğu anlatılan iddianamede, bu şirketlerin faaliyetleri sırasında gerçekte olmayan iş ve işlemlere ilişkin sahte faturaların düzenlenip kullanıldığı ve kanunen tutulması gereken defterler dışında harici gizli kayıtların tutulduğu belirtiliyor.
İddianamede, soruşturma kapsamına alınan 31 şirketin ve bu şirketlerin sahip olduğu taşınmaz, araç ve benzeri tüm mal varlığının müsadere edilip mülkiyetin kamuya geçirilmesi de talep ediliyor.
Dilan ve Engin Polat’ın “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” ve “Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet” suçlarından toplam 20’şer yıldan 40’ar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istenen iddianamede, diğer şüphelilerin de farklı suçlardan değişen oranlarda hapisle cezalandırılmaları öngörülüyor.
Başsavcılık tarafından onaylanan iddianame, gönderildiği Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesince, yargılamayı yapma konusunda yetkili mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesi olduğu belirtilerek iade edilmişti.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının “görevli mahkemenin temel cezaya göre belirlenebilir olduğu, artırım maddesinin mahkemenin görevini belirlemede esas olmadığı” vurgulanarak yapılan itiraz Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.
Mahkeme, davanın ilk duruşmasının 4 Eylül’de yapılmasına karar verdi. Duruşmaların 5 ve 6 Eylül’de de devam etmesi bekleniyor.

Daire sahibi Hakan Ülkü’nün teyzesi olayın ardından sosyal medya aracılığıyla belediyeye ulaştı.

Salı günü incelemelerde bulunan belediye ekipleri, binanın eski ve riskli olduğunu belirterek karot örneği alınması gerektiğini belirtti.

Güngören’deki Soğanlı Caddesi’nde bulunan 47 yıllık, 6 katlı binanın en üst katında yaşayan Hakan Ülkü’nün oturduğu dairenin mutfak tavanındaki beton döküldü.

Ülkü, evde olmadığı sırada yaşanan olayı ertesi gün fark etti. Uzun zamandır evin farklı noktalarında dökülme ve çatlakların olduğunu belirten Ülkü “Bahçelievler’de oldu geçenlerde gördük haberlerde, Küçükçekmece’de oldu, Avcılar’da oldu. Bir anda yıkılsa geriye sadece ölümden başka birşey kalmayacak” diye konuştu. Binada dükkanı olan Ethem Polat ise, banka kredilerinin yüksek olduğunu belirterek, bir anda binadan kimsenin çıkamayacağını belirtti. Polat, “Yarın öbür gün belediye buraya gelip suyunu kesse, elektriğini kesse, biz mağdur oluruz. Benim borcum var, harcım var nereye ödeyeceksin?” diye sordu.

“HER TRAMVAY GEÇTİĞİNDE SALLANIYOR”
Hakan Ülkü, binanın uzun zamandır sallandığını belirterek, “Ben yaklaşık 2 senedir bu binada yaşıyorum. Bu binanın 1977 yılında yapımı bitmiş, 1979 yılında taşınılmış, yani 1979 yılından beri oturumu olan bir bina. Bu bölgedeki ilk bina; böyle söyleyebilirim. İlk yapıldığı zamandan beri bu binanın yani sallantıları bitmemiş, hep varmış. Bir kamyon geçse, bir araba geçse bu sallantı hissediliyormuş ki, şu anda zaten tramvay durağı yol üzerinde olduğu için her tramvay geçtiğinde sallanmaya devam ediyor. Ben 2 senedir bu binadayım benden öncesinde de teyzem, onun öncesinde de dedemle anneannem burada oturuyordu. Teyzemin kaldığı zamandan itibaren bu binada döküntüler var” dedi.

“SONUMUZ NE OLACAK BİLEMİYORUM”
Binanın giriş katında bulunan dükkan sahiplerini ikna edemediğini iddia eden Ülkü, “Gece geldiğimde fark etmedim ama ertesi gün uyandığım zaman fark ettim, mutfağımın tavanı çökmüş bir durumdaydı. Her taraf beton yığını beton da diyemem ona gerçi, deniz kabuğu yığını ve pas, demir de yoktu. Ben o sırada evde olsaydım, evde olduğum sırada başıma düşseydi; belki ölümle sonuçlanabilirdi. Bina kalabalık bir bina, çevre kalabalık bir çevre, cadde üzerindeyiz. Gerek bina içi gerek bina dışı birçok hasara sebep olabilir. Oluşan döküntüler sokaktan geçen insanlara zarar verebilir. Yüksek bir yerdeyiz, bir kişinin başına düşmesi bir kişinin ölümü demek ve bunun önüne kim geçebilir bilemiyorum açıkçası. Aylarca konuştuk görüştük, gerek bina içi gerek çevreyle; ama gelin görün ki bir sonuç alamadık. Binada oturanlar istemedi, isteyemedi. Dükkan sahipleri hiç istemiyor. Belediye bu konuda çok destek çıkamıyor açıkçası. Yani burada şu an kimsenin durumu iyi değil, insanlar o yüzden yanaşamıyor. Kentsel dönüşüme girişemiyorlar. Bu konuda açıkçası sonumuz ne olacak bilemiyorum” ifadelerini kullandı.

“BİR ANDA YIKILSA GERİYE ÖLÜMDEN BAŞKA BİRŞEY KALMAYACAK”
Bina yapılırken deniz kumu kullanıldığını söyleyen Ülkü, “Binanın dökülen parçasından, mutfağımın düşen parçasından gördüğüm kadarıyla komple deniz kabuğu dolu. Zaten o deniz kabuğunun deniz tuzundan oluşan oksitlenmeler sebebiyle demir denen birşey kalmamış, pas yığınına dönmüş. Betonu tutacak hiçbir parça yok. Beton düşmesi sadece benim başıma değil bu binadaki herkesin de başına gelebilirdi. Ölümle sonuçlanabilirdi tehlikeli bir durum. Bu durumu bina WhatsApp grubunda paylaşarak bina sakinlerini ikna etmeye çalışıyoruz. Umarım kentsel dönüşüme yanaşırlar yani durumun farkındalardır. Tek değiller, kalabalık aileler, birden fazla ölüme sebebiyet verebilir. Bahçelievler’de oldu geçenlerde gördük haberlerde, Küçükçekmece’de oldu, Avcılar’da oldu. Bir anda yıkılsa geriye sadece ölümden başka birşey kalmayacak” diye konuştu.

Olaydan sonra Ülkü’nün teyzesi sosyal medyadan konuyu belediyeye bildirdi. Belediye ekipleri ise, Salı günü incelemelerde bulundukları binanın eski ve riskli olduğunu belirterek, binadan karot örneği alınması gerektiğini söyledi.

“3-4 KİŞİ DIŞINDA KİMSENİN DURUMU İYİ DEĞİL”
Binada dükkanı olan Ethem Polat, “Esnaf olarak ben dükkanda, bir anda binanın zarar etmesini istemiyorum. Sadece müteahhitle beraber anlaşmamız lazım ama müteahhitlerle anlaşmıyoruz şu anda. Şöyle bir şey var bu binada 3- 4 kişinin durumu biraz iyi ama öbürlerinin hiçbirinin değil. Bazılarının kiraya çıksa kiraya veremeyecek kadar durumları yok. 6-7 kişi en az, onlar çıksa mağdur olacaklar. Onların çoğu bilmiyor ben de diyorum ki biz burayı müteahhite vereceksek hep beraber anlaşalım ne gerekiyorsa ben razıyım. Binanın çürük olmasını ben de istemem, yapılmasını isterim; daha güzel olur. Herkes para kazanır. Ben diyorum ki müteahhitle anlaşalım yaptıralım, verelim. Yarın öbür gün belediye buraya gelip suyunu kesse, elektriğini kesse, biz mağdur oluruz. Benim borcum var, harcım var nereye ödeyeceksin? Bir senede biz buradan çıkamayız. Yarın öbür gün gün burada su kapandığı zaman esnaflar mağdur olur. Binadaki sakinler de öyle. Kiracı adam çıkacak burada veriyorsa 5 bin lira, 10 bin lira kira. 20 bin liraya ev tutamaz, çıkamaz bir anda.Zaman verildiğinde, herkes anlaşır, evinden çıkar hep beraber anlaşırız. Maddi kaygı bence, banka kredileri yüksek. Banka kredileri düşürse hep beraber yaparız. 1 milyona 3- 4 milyon istiyorlar. Onu aydan aya nasıl ödeyecek alan kişi ?” diye konuştu.




Cumhurbaşkanı Erdoğan, Lefkoşa dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulundu.
“KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ”
Türkiye ile KKTC arasındaki sarsılmaz bağları bir kez daha vurguladıklarını ifade eden Erdoğan, “Bundan 50 sene önce olduğu gibi bugün de ana vatan ve garantör devlet olarak Kıbrıs Türkünün yanındayız.” dedi. İktidar ve muhalefet olarak verdikleri birlik, beraberlik ve dayanışma tablosunun kıymetli olduğundan bahseden Erdoğan, “Kıbrıs davasının sadece bizim değil, 85 milyonun davası, kırmızı çizgisi olduğu böylece anlaşılmıştır. Ada’nın asli unsuru olan Kıbrıs Türk halkını azınlık olarak görmeye ve göstermeye kimsenin gücü yetmez.” ifadelerini kullandı.
“Her iki tarafın masaya eşit oturup eşit kalktığı bir denklem kurulmadan yeni bir müzakere sürecinin başlamasını açıkçası mümkün görmüyoruz.” diye konuşan Erdoğan, “1974 Barış Harekatı’yla kurduğumuz, 1983 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanıyla tahkim ettiğimiz kazanımları, tüm dünyada tanınan Kıbrıs Türk Devleti ile taçlandıracağız.” dedi.
Erdoğan, emeklilik sisteminin değiştiği iddialarına da açıklamalarda bulundu.
YUNANİSTAN SAVUNMA BAKANI’NA SERT TEPKİ: DAHA DENSİZ EDEP DIŞI BİR İFADE OLAMAZ
SORU- Yunan Savunma Bakanının açıklamalarıyla ilgili konuştunuz. Hem Türk askeri hem Türkiye’yle ilgili ‘Ada’da işgalci’ ifadelerini kullandı. Yakın zamanda Yunanistan ile ısınmaya, normalleşmeye başlayan ilişkiler vardı. Bu açıklamalar Türk-Yunan ilişkilerini tekrar soğuma noktasına getirebilecek düzeyde mi?
Zaman zaman Yunanistan’daki popülist figürlerin bu tür söylemlerle iki ülke arasındaki ilişkileri dinamitleme gayretlerine şahit oluyoruz. Biz Yunanistan ile iyi komşuluk anlayışıyla ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Tabii bu durum, böylesi hezeyanlara sessiz kalmamızı gerektirmiyor. Herkesin çok iyi bildiği gibi Türkiye, Kıbrıs Barış Harekatı’nı adından da anlaşılacağı gibi barış için yapmıştır ve bu müdahale neticesinde huzur tesis edilmiştir. O tarihte Kıbrıs’ta hem Rum kesimi hem Yunanistan’daki darbeciler tarafından başlatılan soykırıma Türkiye, net ve keskin bir son vermek için bu harekatı yapmıştır. Yani uluslararası hukukun bize tanıdığı garantörlük hakkı kapsamında bu müdahale yapılmıştır. Türk askeri düşmanına bile zulmetmeyen ama mazlumun hakkını asla çiğnetmeyen şanlı bir maziye sahiptir. Aynı anlayışla bugün de gelecekte de hareket etmeye devam edecektir. Bilsinler ki Mehmetçiğin ayak bastığı topraklarda işgal kültürü değil, huzur hakim olur. Son NATO zirvesinde Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile konuştum. “Aynı gün ben Kuzey Kıbrıs’ta bulunacağım, orada Kuzey Kıbrıs halkına hitap edeceğim. Öğrendiğime göre siz de Güney’de olacakmışsınız, orada hitap edecekmişsiniz. Herhalde birbirimizi rahatsız edecek herhangi bir açıklama yapmayız” dedim. O da benim gibi düşündüğünü söyledi. Fakat Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ne yazık ki; farklı bir havada, belli ki Miçotakis ile yaptığımız görüşmeden haberi yoktu, ileri geri açıklamalar yaptı. Onun bir defa kalkıp da Türklerin orada işgalci olduğunu söylemesinden daha densiz, edep dışı bir ifade olamaz. Dolayısıyla, Sayın Miçotakis’in bu bakanına haddini bildirmesi lazım. Bizim çok daha fazla konuşmamıza zaten gerek yok. Konuşacaklarımızı bugün zaten konuştuk. Yolumuza da aynen devam ediyoruz.
“ONLAR ASKERİ ÜS YAPIYOR, BİZ SİYASİ ÜS YAPIYORUZ”
SORU- KKTC Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, bir gün önce dikkat çekici bir açıklama yaptı. “Güney Kıbrıs, Yunanistan’la Larnaka kıyılarında bir deniz üssü inşa etme girişiminde. Amerika ve Avrupa Birliği ile anlaştıkları yönünde haberler çıkıyor. Bunlar yalanlanmadı” diyor. Dolayısıyla artık Kuzey Kıbrıs’ta Türkiye’yle anlaşılarak bir deniz üssü kurulmasının zamanı geldiğini söylüyor. Deniz ve hava üssü kurulması kısa zamanda söz konusu olur mu? Bu konuda adımlar atılacak mı? Diğer yandan Güney Kıbrıs’ı İsrail’in lojistik üs olarak kullandığına dönük haberlerde çok çıkıyor. Sayın Tatar da bunun Kıbrıs’ı, Ortadoğu’daki bazı büyük terör örgütlerinin hedefi haline getireceği yönünde uyarılarda bulundu. Bu tür bir gelişme konusunda Türkiye hangi adımlara atmayı düşünür?
Şu anda Ada’da Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı binasıyla, Kuzey Kıbrıs Parlamento binası inşaatı yapıyoruz. Onları bir göreyim, durum nedir dedim. Her ikisi de muhteşem birer bina oluyor. Allah nasip ederse en geç Kasım ayı ortalarında bitecek. Bu iki bina, başkanlık binasıyla parlamento binası bittiği zaman, yanında da oraya hizmet verecek gayet güzel bir mescit yapılıyor. Herhalde bu üslerden daha önemli bir şey yok. Onlar askeri üs yapıyor, biz siyasi üs yapıyoruz. Çalışmayı en güzel şekilde devam ettireceğiz. Bu arada, tekrar bir kontrole gidip inşaat ne durumda onu görmem lazım. Gördüğüm kadarıyla Kıbrıs taşından hakikaten muhteşem bir eser meydana geliyor. Yani Türkiye gerektiği zamanda gereken adımları atar, yapılması gerekenleri yapar. Adanın huzuruna asla katkı sağlamayacak, gerginlikleri artıracak ve uluslararası hukuk ihlallerine yol açacak adımlardan özenle kaçınmak gerekir. İsrail’deki katliama ortak olmak ne Rumlara ne Yunanistan’a fayda sağlar. Ayrıca gerekirse deniz üssü ve deniz yapılarını Kuzeyde yaparız. Bizim de denizimiz var. Mesela yeni bir doğalgaz gemisi alıyoruz. Sakarya Gaz Sahası’ndaki gaz üretiminde kullanılacak, yüzer gaz işletme platformu gemisi. Yaklaşık 2 ay sonra Türkiye’de olacak. 300 metre boyunda 58 metre genişliğinde. 5 milyon hane halkına yetecek kadar doğalgazı üretecek bu platform belki orada 15-20 yıl kalacak. Adeta bir üs gibi. Önümüzdeki hafta yola çıkıyor ve Türkiye’ye gelecek. Zaten o üssü gördükleri zaman yeter onlara.
“ÇOK GÜÇLÜ TOHUMLAR ATTIK”
SORU- Türkiye, Barış Harekatı yaptığı zaman Türkiye’ye ambargolar uygulandı. Külliyedeki ilk veya ikinci 29 Ekim resepsiyonunda ‘uçaklarımıza tekerlek vermeyenlere karşı bizim de yapacaklarımız var’ demiştiniz. Aradan yıllar geçti. Şimdi, savunma sanayimiz var. Bu gelişmeyle ilgili bugün burada ne hissettiniz? Sizi duygulandıran bir şey oldu mu Türk savunma sanayinin geldiği noktayla ilgili?
Biliyorsunuz, uçaklarımızın lastiklerini dahi alamıyorduk ama şu anda Petlas uçaklarımızın lastiklerini yapar hale geldi. Çok önemli bir adım. Üstelik Anadolu’nun göbeğinde. İnsansız hava araçlarından SİHA’lara kadar geldiğimiz nokta belli. Aselsan, Havelsan, Roketsan, tüm bunlar şu anda savunma sanayiinde dünyayla adeta yarış halinde. Bundan dolayı da çok çok mutluyuz. Özellikle de şu anda Batı ülkeleri bizim insansız hava araçlarımızla ilgili sipariş üstüne sipariş veriyor. Ülkelerin hangileri olduğunu söylemeyeceğim. Ama Avrupa Birliği ülkelerinin artık bizden bu tür taleplerde bulunması devranın nasıl değiştiğini gösteriyor. Bu bizi ayrıca mutlu ediyor. Kızılelma şu anda devreye giriyor. Bunların devreye girişinin o malum çevreleri çok daha çıldırtacağına eminim. Özellikle Amerika’daki seçimin de bu işte tayin edici bir rolünün olduğunu düşünüyoruz. Bu seçimin neticesiyle birlikte ne gibi adımlar atılabilir, bunları da ayrıca göreceğiz ama ibre Türkiye’nin lehine dönüyor diye düşünüyorum. Bundan dolayı da huzur içindeyim. Sizler de huzur içinde olun. Kendi uçağımızı yapıyoruz, kendi uydumuzu yapıp uzaya yolladık. Daha iyisini yapacak, daha ileri gideceğiz. Bizi en çok duygulandıran ise artık bizim gençlerimizin asla yılgınlığa kapılmadan “ben yaparım” demesidir. Biz çok güçlü tohumlar attık, onlar filizleniyor ve gelecekte boy verecekler.
“HEPSİNİN İNTİKAMINI ALIYORUZ”
SORU- Milli Savunma Bakanlığı uzun süredir “kilit kapanıyor” başlığıyla Kuzey Irak’a ilişkin operasyonları paylaşıyor. Siz de dönem dönem Irak’ın kuzeyinde PKK varlığının tamamen bitirileceğini belirttiniz. Bu konuda neredeyiz? Bu yaz döneminde bu iş biter mi, ne dersiniz?
Terörle mücadele bir matematik olayı değil. İki kere iki dört diyemezsiniz. Örneğin Pençe Kilit Harekat bölgesinde Piyade Yarbay Abdullah Cem Demirkan kardeşimiz yaralandı. 15 gün yaralı olarak kaldı ve maalesef şehit oldu. Bunların hepsinin intikamını alıyoruz. Faturayı çok ağır ödüyorlar, ödemeye de devam edecekler. Ama bilsek ki terörle mücadele bir matematik olayıdır, kalkarız açıklamayı da ona göre yaparız. Dolayısıyla da terörle mücadelemiz sonuna kadar devam edecek. Önünde sonunda kazanan inşallah yine biz olacağız. Artık onları bekleyen son yakındır. Bu ülkenin insanlarına çektirdikleri acıların hesabı soruluyor. Terör meselesini kökünden bitireceğiz. Sağa sola koşturmaları, destek arama çabaları da bu yüzden. Ne yaparlarsa yapsınlar fayda göremeyecekler. Bu ülkenin insanlarına yaşattıklarının hesabını öyle ya da böyle veriyorlar. Askerimiz, polisimiz, istihbaratçılarımız sahada ve onların güçlü nefesini sürekli enselerinde hissediyorlar. Burunlarını dahi çıkartamadıkları mağaralar onları koruyamayacak.
İSRAİL’İN GAZZE SALDIRILARI
SORU- Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’i işgalci ilan etti, işgal ettiği toprakları terk etmesini söyledi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun sonuçları ne olur? Bugünden sonra süreci nasıl etkiler?
Uluslararası Adalet Divanı aynı zamanda İsrail’i tazminata mahkum etti. Miktarını henüz açıklamadılar. İsrail zaten bugüne kadar Uluslararası Adalet Divanı’nın verdiği kararların hiçbirini uygulamadı. Çünkü yanında başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Batı var. Biz şu anda Uluslararası Adalet Divanı’na karşı dünyanın değişik birçok ülkesiyle birlikte gerekli baskıyı yapıyoruz ve buna devam edeceğiz. İspanya’nın duruşu burada çok çok önemliydi. Finlandiya’nın, Norveç’in tüm bunların duruşları önemliydi. Biz bu işi takip edeceğiz, kovalayacağız ve en sonunda inşallah burada bir netice alacağız diye düşünüyorum. İsrail durdurulmalıdır. Bunu sağlamak hepimizin görevidir. İsrail’e destek olarak, mazlum Filistin halkının yıllardır yaşadığı sistematik zulmü görmezden gelerek bir yere varmak mümkün değildir. İsrail yaptıklarının cezasını çekmeli, bu ceza bir daha kimsenin böylesi bir zulmü aklından geçirememesini sağlayacak kadar ibretlik olmalıdır. Umarım bu karar ve bundan önce alınan ve İsrail tarafından uygulanmayan kararlar uluslararası toplumda bir uyanışı beraberinde getirir. Filistinlilerin acılarına alışmamalı, onların durumunu olağan görmemeliyiz. Her yeni günde daha çok artan bir tonda sesimizi zulme karşı yükseltmeliyiz. Bu bizim insani görevimiz, tarihe borcumuzdur. Bugün takınılan ya da takınılmayan her tavır tarihe geçmektedir. Herkesi tarihin doğru tarafında durmaya bir kez daha davet ediyorum.
“İSRAİL’İN COĞRAFYAMIZI KENDİ KARANLIĞINA ÇEKİP BÖLGEYİ YANGIN YERİNE ÇEVİRME İSTEĞİ ORTADADIR”
SORU- İsrail’in Gazze hattındaki soykırımı, saldırıları devam ediyor. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri’nde bir başkanlık seçimi var. Amerika’da başkanlık seçimlerinin nasıl sonuçlanacağı, İsrail’in Gazze politikalarını etkiler mi? Ek olarak da şunu sormak istiyorum, siz sürekli İsrail’in savaşı bölgeye yaymak istediğini söylüyorsunuz. İsrail bunu niye yapmak istiyor? Orta Doğu’yu ateşe atacak olan bu savaşı tüm bölgeye yayma girişimleri İsrail’in, engellenebilir mi? Nasıl engellenir?
Bu konuyla ilgili olarak İsrail, 1947’de ne yaptıysa şimdi de aynısını yapıyor, değişen bir şey yok. Tüm mesele İsrail’in bu davranışlarına karşı haktan yana olanlar, adaletten yana olanların el ele verip bu Uluslararası Adalet Divanı’nın verdiği kararın yanında herkesin yer almasını sağlamaktır. Bu oyunu ancak, böylesi bir duruşla bozarız. Bu zulmü sona erdirmek için ABD yönetiminin İsrail’e baskı yapması, katil Netanyahu’ya ve beraberindekilere verdiği desteği çekmesi şarttır. İsrail’in coğrafyamızı kendi karanlığına çekip bölgeyi yangın yerine çevirme isteği ortadadır. Gazze’de onca zulme rağmen hedeflerine ulaşamamanın hıncı ile hareket etmektedir. Uluslararası toplumun bir ve kararlı karşı koyuşu İsrail’in en istemediği şeydir. İsrail zulmüne karşı birleşmeli ve onları uluslararası hukuka uymaya zorlamalıyız. Bu sayede sadece Gazze ya da Filistin değil, ateş çemberine dönmüş bölgemiz de büyük çatışmaların içine çekilmekten kurtulur.
ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMLERİ
SORU: “Trump zaten daha önce bir dönem görev yaptı ve siz onunla çalıştınız. Sonrasında da Biden seçildi ve onunla da bir süre çalıştınız. Şimdi Trump’ın yeniden anketlerde önde gittiğini görüyoruz, ki siz de kendisiyle görüştünüz. Türkiye-Amerika ilişkileri bağlamında önümüzdeki süreçle ilgili, Türkiye için iyi günler gelecek ifadesi kullandığınız için soruyorum. Daha iyisini bekliyor muyuz bugünkünden?
Bu konuya şimdi girmem pek doğru olmaz. Çünkü yapacağımız çok ilginç çalışmalar var. Geçen hafta çarşamba günü Macar Başbakanı Viktor Orban konuğumuzdu. Görüşmemizden sonra da “Trump’la bir akşam yemeği yiyeceğiz” dedi. Bu arada aynı zamanda da NATO zirvesi devam ediyordu. Ertesi gün Viktor Orban’ı yoğun bir şekilde eleştirmeye başladılar. “Yok şöyle dedi, yok böyleler, biz Viktor’un dediklerine katılmıyoruz, söyledikleri doğru şeyler değil” dediler. Sayın Orban malum Moskova’ya gitti, eleştirdiler. Çin’e gitti aynı şekilde eleştirdiler. Ardından Şuşa’daki toplantıya katıldı, eleştirdiler. Şimdi de Macaristan’ı AB dönem başkanlığından nasıl alırız, bunun hesabı içindeler. Bize de düşen şu anda sabır. Bu sabırla birlikte de inşallah gereğini vakti saati geldiğinde birlikte yaparız. Sayın Trump ile kendisine yapılan suikast girişimini konuştum. Kendilerini alçakça saldırı karşısında demokrasinin yanında durmaları nedeniyle tebrik ettim. Biz demokrasinin tarafındayız ve ülkelerin geleceklerine halkların özgür iradelerinin karar vermesinden yanayız.
BİLİŞİM KRİZİ
SORU- Geçtiğimiz gün dünyanın büyük bir bölümü şu ana kadar tarihin en büyük bilişim krizi olarak görülen sorundan etkilendi. Biz de etkilendik. Bazı uçuşlarda aksaklıklar yaşandı, bazı bankalardan para çekilemedi. Haliyle o saatlerde hepimiz kaygılandık, korktuk ve milli ve yerli yazılımın önemini bir kez daha anlatmış olduk. Neredeyiz bu konuda Türkiye olarak güvende hissetmeli miyiz?
Bu kriz nedeniyle bizde bir sıkıntı yok şu anda. Arkadaşlar, Türk Hava Yolları’nda olsun, diğer tüm birimlerde olsun tedbirleri aldılar. Şu anda işlerimiz ufak tefek aksamalarla yürüyor. Yani dünyadaki sıkıntı bizde aynen yok. Daha iyiyiz. Bu konuda ek tedbirler almak gerekiyorsa alırız. Bununla ilgili arkadaşlarımız çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Hiçbir alanı boş bırakmadığımız gibi bu alanı da boş bırakmıyor ve atılması gereken adımları hızla, vatandaşlarımızı mağdur etmeden atıyoruz.
EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI
SORU- Meclisin tatil öncesi görüştüğü en önemli düzenlemelerden biri vergi adımları ve en düşük emekli maaşının 12 bin 500 liraya yükseltilmesine yönelik düzenleme oldu. Basına yansıyan bazı haberler var emeklilik sisteminde köklü değişiklik içeren yeni bir hazırlık yapılıyor diye. Bu konuyla ilgili görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Bizler toplumumuzun her kesimi gibi emeklilerimizin de daima yanındayız. Emeklilerimizi enflasyona ezdirmemek için azami gayret gösteriyor, elimizden gelenin daha fazlasını imkanlar nispetinde yapıyoruz. Eldeki imkanlar dahilinde en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Engelleri aşmayı kendimize şiar edinmiş bir iktidar olarak sürekli tüm vatandaşlarımızın refahını artırmak için sürekli yeni yol haritaları oluşturuyoruz. Ekonomik istikrardan taviz vermeden, popülizm tuzaklarına düşmeden en rasyonel adımı nasıl atarız anlayışı içinde hareket ediyoruz. Aslında Grup Başkanımız Abdullah Güler gerekli açıklamaları yaptı. En düşük emekli maaşının 12 bin 500 lira olacağını açıkladı. Bütün bunlara rağmen muhalefet bakıyorsunuz, düşünmeden, görüşmeden, konuşmadan “asgari ücret 17 bin” diyor. Bunların sırtında maalesef küfe yok. Biz ölçüyoruz, biçiyoruz. Nasıl bu işi ekonomik dengeleri bozmayacak biçimde götürürüz? Buna bakıyoruz, adımlarımızı da buna göre atıyoruz. Onun için de yeni yasama döneminde inşallah bu konuyu gündeme alacağız. O şekilde de yola devam edeceğiz. Grup başkanımız ne açıkladıysa gündemimizde o konular var, gerisi söylentiden ibaret.
]]>İstanbul’da yaşayan 4 yaşındaki Abdullah Majzoub, bir yaşından beri, tekrar eden öksürük, ateş ve nefes darlığı şikayeti ile sürekli hastanelik oluyordu. Çocuk defalarca zatürree tedavisi gördü, durumu düzelmedi. Bir süre sonra şikayetleri için alerjik astım tedavisi görmeye başladı.
3 yıl boyunca torba torba ilaç kullanmak zorunda kalan Abdullah’ın nefes darlığı ve öksürük şikayeti nüksedince ailesi Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Çocuk Acil Servisi’ne götürdü. Çekilen röntgen ve tomografisinde, sağ akciğerin neredeyse yarısının tamamen çökmüş olduğu görüldü.
Çocuk Cerrahi hekimlerinin dikkati sayesinde, yıllar önce yabancı cisim yuttuğu anlaşılan çocuğun 3 yıl boyunca nefes borusunda karpuz çekirdeği ile yaşadığı anlaşıldı. Küçük Abdullah, girişimsel bir işlem olan bronkoskopi ile ameliyata gerek kalmadan sağlığına kavuşturuldu.
Doktorları, nefes borusunda bu kadar uzun süre yabancı cisimle yaşayan bir hastanın, “ameliyata gerek kalmadan” tedavi edilebilmesinin literatürde nadiren görüldüğünü, bu vakanın kendilerini de şaşkına çevirdiğini kaydetti.

İstanbul Bağcılar’da yaşayan Maryam Majzoub’un en küçük çocuğu Abdullah (4), henüz bir yaşındayken kardeşiyle karpuz yedikten sonra öksürmeye başlaması üzerine acile götürüldü. Yapılan tetkiklerinde her şey normal çıktı ve üst solunum yolu enfeksiyonu düşünülerek taburcu edildi. Fakat anne Maryam Majzoub, bu olaydan sonra sık sık hastalanan oğlunu sürekli hastaneye götürmek zorunda kaldı. Küçük çocuk defalarca zatürre tedavisi gördü, durumu düzelmedi. Bir süre sonra nefes darlığı nedeniyle alerjik astım tedavisi uygulandı.
3 yıl boyunca pek çok ilaç kullanmak zorunda kalan Abdullah’ın nefes darlığı geçtiğimiz günlerde nüksedince, ailesi bu kez Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Çocuk Acil Servisine başvurdu. Sağ akciğerin neredeyse yarısının sıvıyla dolduğu anlaşılınca, Çocuk Cerrahi Kliniği’nin de görüşüne başvuruldu. Hekimlerin dikkati sayesinde çekilen tomografi sonrası, küçük Abdullah’ın nefes borusuna yıllar önce yabancı cisim kaçtığı anlaşıldı. 3 yıl boyunca nefes borusunda karpuz çekirdeği ile yaşayan Abdullah, üzerinden bu kadar uzun zaman geçmiş olmasına rağmen, girişimsel bir işlem olan bronkoskopi ile ameliyata dahi gerek kalmadan sağlığına kavuşturuldu.
Çocuk Cerrahi Kliniği’nden Opr. Dr. Mehmet Çakmak ile Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Eres, nefes borusunda bu kadar uzun süre yabancı cisimle yaşayan bir hastanın, “ameliyata gerek kalmadan” tedavi edilebilmesinin literatürde nadiren görüldüğünü, bu vakanın kendilerini de şaşkına çevirdiğini kaydetti.

HASTA ÖYKÜSÜNDE ÜÇ YIL GERİYE GİDİNCE GERÇEK ORTAYA ÇIKTI
Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahi Kliniği’nden Opr. Dr. Mehmet Çakmak, “Acil servisteki doktor arkadaşlarımızın muayenesi sonrası çekilen akciğer röntgeninde, sağ alt bölgede sıvı birikimi nedeniyle bize danıştılar. Hastanın öyküsünü annesinden tekrar dinlediğimizde, şikayetlerinin 1 yaşında kardeşleriyle otururken karpuz çekirdeğini ağzına götürmesi sonrası başladığını öğrendik. O zaman çekilen akciğer röntgeninde herhangi bir patolojik bulguya rastlanmayınca, 3 yıl boyunca semptomlarının ara ara iyileşmesi nedeniyle de daha çok astım, bronşit pnömoni gibi teşhisler düşünülmüş ve buna yönelik tedaviler verilmiş. Çünkü normalde yabancı cisim aspirasyonlarında, semptomlar gerilemez. Biz, annesinin verdiği öyküyü dinleyince tomografi çektik ve sağ akciğer alt bölgeyi havalandıran bronşun, bir yabancı cisimle tıkalı olduğunu tespit ettik. Yaptığımız bronkoskopide bir karpuz çekirdeğine rastladık ve işlem esnasında karpuz çekirdeğini çıkardık” dedi.

“EN ÇOK FINDIK ÇIKARIYORUZ, EN TEHLİKELİSİ LEBLEBİ”
Dr. Çakmak, kendilerini en çok, bu kadar uzun süre geçmiş olmasına rağmen karpuz çekirdeğinin nefes borusunda mukoza tabakasının içine gömülmeden kalabilmiş olmasının şaşırttığına değinerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çünkü üzerinden uzun süre geçmiş yabancı cisim aspirasyonlarında, vücut bir nevi kamufle edebilmek adına, yabancı cismin mukoza tabakasının altına gömülmesine sebep olur. O bölgedeki akciğer lobu atelektazi dediğimiz çökmeye doğru ilerlemişti. Eğer cismi çıkarmasaydık, o akciğer lobu tamamen söner ve kullanılamaz hale gelirdi. Biz yabancı cisim aspirasyonlarında en çok kuruyemiş ve fındık çıkarıyoruz. Kuruyemişlerin yüzde 70-80’ini fındık oluşturuyor. Bronkoskopide bizi en fazla zorlayan yabancı cisim ise leblebi tarzı şişen ve ilerleyici tıkanıklığa sebep olan kuruyemişler. Bunlar kolaylıkla parçalanıyor, soluk borusuyla akciğerin çeşitli dallarına yayılabiliyor. O da işlemin uzamasına sebep oluyor. Bir hastamızın sağ soluk borusundan iki tane beton çivisi çıkarmıştık. Yine yakalara takılan çengelli iğnelerin aspirasyonu oldukça riskli. Ayrıca toplumumuzda yaygın olarak kullanılan ve diş ağrısını geçireceğine inanılan kehribar kolyesi de bebekler için oldukça tehlikeli. Biz, Çam ve Sakura Çocuk Cerrahisi Kliniği olarak Avrupa yakasında oldukça fazla hastaya bronkoskopi yapıyoruz. Çeşitli kongrelerde de yayınladığımız çalışmalarda, aile öyküsünde yabancı cisim aspirasyonu şüpheli hastaların yaklaşık yüzde 90’ında sonuç pozitif çıkıyor. O nedenle ailenin dikkati burada çok önemli.”
ÖZELLİKLE 1-3 YAŞ ARASI BEBEKLERE DİKKAT!
Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Eres ise çocuklarda yabancı cisim aspirasyonlarının özellikle fındık fıstık gibi yiyeceklerin, küçük oyuncak parçalarının, boncukların soluk borusuna kaçmasıyla oluştuğunu anlatarak, “Çocuklarda çok ciddi solunum sıkıntılarına yol açabilir. 1-3 yaş arasında çok sık görüyoruz. Bu yaş grubunda ölüme sebep olabilen kazaların yüzde 7’si bu nedenle gerçekleşiyor. Kısmi tıkanıklıklarda çocukta nefes darlığı, öksürük, birden morarma, bilinç kaybı, olabilir. Belirgin öyküsü olan çocuklarda acil servise başvuruluyor ve bronkoskopi ile rahatlıkla tedavi edilebiliyor. Ama öyküyü tam veremeyen ailelerde, yabancı cisim aspirasyonu düşünülmediği için, görüntülemede de çıkmadıysa, bu çocuklar uzun süre diğer tanılarla izlenebiliyor. Bu da süreci uzatıyor.” dedi.

“AMELİYATA GEREK KALMADAN TEDAVİ EDİLEBİLDİ”
Ailelerin çocuğun boğazına bir şey kaçtığında ağır bir belirti yoksa ilk başta durumu önemsemeyebildiğine dikkat çeken Dr. Eres, “Çocuklarının başına geldiğinde acil servise başvurmakta da gecikiyorlar ya da hastalar bazen acil serviste akciğer filmleri çekiliyor, solunum bulgularına bakılıyor, muayeneleri yapılıyor, her şey normal çıkıyor. Nefes sıkıntısı da olmayınca, aile de bu yönde bir öykü vermediyse; atlanabiliyor. Oysa tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları, geçmeyen hırıltı, tedaviye yanıt vermeyen astım bulguları varsa, aileler geçmişe yönelik düşünmeli ve o konuda bilgi vermeli. Geçmeyen öksürüklerde, tedaviye yanıt alınamayan astım olgularında bronkoskopi yapılarak yabancı cisim aspirasyonu ve diğer organik patolojiler ekarte edilmeli. Bizim vakamızda da 3 yıl geçmiş, Çocuk Cerrahisi ekibini kutlamak gerekiyor gerçekten. Çünkü 3 yıllık bir geçmişi olan çekirdek parçasını o doku içerisinden seçip çıkarmak, ameliyata gerek kalmadan hastayı tedavi edebilmek gerçekten çok zor bir işlem.ö Anne Maryam Majzoub da ilk kez 3 yıl önce öksürük şikayetiyle doktora gittiklerini, ancak akciğer filmleri temiz çıkınca enfeksiyon sanıldığını, oğlunun öksürüğünün hiç geçmediğini söyledi ve “Ateş oluyordu sürekli. Daha sonra bir doktor astım teşhisi koydu. Torba torba ilaç kullandık ama hiçbir fayda görmedik. Geçen hafta yine şikayetleri artınca buraya geldik. Acile başvurduk. Sonra Çocuk Cerrahi ekibi gördü bizi ve çekirdek kaçtığını buldular” ifadelerini kullandı.
En düşük emekli aylığı 12 bin 500 liraya çıkarılacak
Bu teklife göre en düşük emekli aylığı 12 bin 500 liraya çıkarılacak. Vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılacak; günlük hasılat tutarlarının ortalaması alınarak mükelleflerin aylık ve yıllık hasılat tutarları tespit edilecek.
Altın, gümüş, platin ve paladyum gibi kıymetli madenler borsa rayici ile değerlenecek.
Kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart, karekod, elektronik cüzdan ve benzeri ödeme araçlarıyla gerçekleştirilen tahsilatların, kendi mükellefiyeti adına kayıtlı olmayan ödeme sistemleri veya cihazları aracılığıyla yapılması durumunda tahsilatı yapan mükelleflere ve kendi adına kayıtlı olan bu sistem veya cihazları kullandıranlara ayrı ayrı her bir işlem için belirlenen özel usulsüzlük cezasının 3 katı ceza uygulanacak.
Yabancı devlet kurum ve kuruluşları tarafından deprem nedeniyle yapılacak yardımlara KDV istisnası sağlanacak.
Yurt dışına çıkış yapan vatandaşlardan çıkış başına alınacak harç tutarı 500 liraya yükseltilecek.
Kamu görevlileri sendikasının kurulu olduğu hizmet kolunda sendika üyesi olabilecek toplam kamu görevlisi sayısının en az yüzde 1’ini sendika üyesi kaydeden kamu görevlileri sendikalarına üye olup aylık ve ücretinden üyelik ödentisi kesilen kamu görevlilerine, aylık veya ücretleriyle birlikte aylık 707 gösterge rakamının, memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda toplu sözleşme ikramiyesi ödenecek. Toplu sözleşme ikramiyesi ödenen kamu görevlilerine ayrıca toplu sözleşme desteği yapılmayacak.
9. Yargı Paketi Genel Kurula geliyor
Ayrıca Genel Kurul, kamuoyunda “9. Yargı Paketi” olarak bilinen Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni ele alacak.
Bu teklife göre de Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı’nda soru sayısı 100’den 120’ye çıkarılacak.
Hakim ve Savcı Yardımcılığı Mülakatı’na çağrılacak aday sayısında değişiklik yapılacak, ilan edilen kadro sayısının bir katı fazlası aday, mülakata çağrılacak.
Buluntu olması nedeniyle veya kanun hükümleri gereğince trafikten men edilerek alıkonulan ve sahipleri tarafından 6 ay içinde teslim alınmayan veya aranmayan yediemin otoparklarındaki araçların satış usulü yeniden belirlenecek.
Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alacak. Kadın evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilecek. Kadının soyadı, kendi soyadı ile önceki kocasının soyadından oluşuyorsa, kadın bu soyadlarından sadece birisini evleneceği kocasının soyadının önünde kullanabilecek.
Sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle hakaret suçu, uzlaştırma kapsamından çıkarılarak önödeme kapsamına alınacak.
Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikayet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemeyecek.
Arabuluculuk eğitimini tamamlayan ve mesleğinde 20 yıl kıdeme sahip olanlar, yazılı sınava girmeden arabuluculuk siciline kayıt olabilecek. Uzlaştırmacı olmak için hukuk mezunu olma şartı getirilecek.
Genel Kurulda, vergi ve sosyal güvenlik alanına ilişkin kanun teklifi ile 9. Yargı Paketi’nin görüşmelerinin tamamlanmasının ardından daha önce görüşülmesi ertelenen Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’nin görüşmelerine devam edilmesi bekleniyor.
Sahipsiz hayvanlara ilişkin teklifin komisyon süreci devam edecek
Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu, sahipsiz hayvanlara ilişkin düzenlemeler içeren Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edecek.
Teklife göre, saldırgan olan, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan veya sahiplenilmesi yasak olan hayvanlara yerel yönetimlerce “ötanazi” yapılacak.
Rehabilite edilen hayvanlar sahiplendirilinceye kadar bakımevlerinde barındırılacak, Tarım ve Orman Bakanlığı veri sistemine kaydedilecek.
Başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara teşvik veya Bakanlıkça uygun görülen miktarlarda mali destek sağlanacak.
Yükümlülüklerini yerine getirmeyen belediye yetkililerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek, sahipli hayvanlarını terk edenlere yönelik idari para cezası 2 bin liradan 60 bin liraya çıkarılacak.
Kedi ve köpek sahiplerinin, hayvanlarını 31 Aralık 2025’e kadar dijital kimliklendirme yöntemiyle kayıt altına aldırmaları zorunlu olacak.
Tüketicilerin korunmasına yönelik kanun teklifinin komisyon görüşmeleri başlıyor
Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlanacak.
Bu teklife göre de kredi veren ile tüketiciler arasındaki sözleşmelerin şekil şartı, bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve tüketici kimliğinin doğrulanmasını içeren yöntemler yoluyla kurulabilmesine imkan sağlanacak.
Doğrudan satış sistemine ilişkin hususlar düzenlenerek, tarafların hak ve yükümlülükleri belirgin hale getirilecek. Uzlaşma müessesesinin ticari reklam ve haksız ticari uygulamalara ilişkin hükümler için de uygulanmasına imkan tanınacak.
Yurt içinde yerleşik pazar yerlerinin rekabet gücünün artırılarak yurt dışı menşeli pazar yerlerine karşı korunması, istihdam seviyesinin artırılması ve ihracat artışına hız kazandırılarak daha çok işletmenin ihracata yönelmesinin sağlanması amacıyla destekleyici tedbirler alınacak.
İhtisas komisyonları gündemi
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu, “kolluk uygulamaları ve insan haklarının korunması” konusunda bilgilendirecek.
Dilekçe Komisyonu bünyesinde kurulan Türkiye’de Finansal Okuryazarlığın Yaygınlaştırılması ve Düzeyinin Artırılması Alt Komisyonu ilk toplantısını yapacak. Komisyonda başkan seçilecek, çalışma takvimi belirlenecek.
Salı ve çarşamba günleri, Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin grup toplantıları yapılacak.
]]>Teknopark Ankara’da saha ve trafik güvenliği alanlarında faaliyet gösteren MESAN Elektronik Sanayi Ticaret AŞ, güvenlik güçleriyle diğer kamu kurum ve kuruluşlarına kritik görevlere yönelik cihaz ve sistemler sağlıyor.
AR-GE çalışmalarıyla yurt dışından temin edilen çeşitli cihaz ve ekipmanlara daha gelişmiş yerli alternatifler geliştiren MESAN, yurt içindeki ihtiyacı karşılamaya devam ederken, ihracat gerçekleştirdi ve geliştirdiği çözümü patentle tescilledi.
MESAN Genel Müdürü Mustafa Ünlü, Medar MTS’nin LiDAR (lazer) tabanlı bir mobil hız tespit sistemi olduğunu ve araç üzerinde, yol kenarında tripod üzerinde ya da bir direk üzerinde kullanılabildiğini söyledi.
3 YILDIR 81 İLDE AKTİF KULLANILIYOR
2020 öncesine kadar Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığına doppler tabanlı hız tespit sistemleri temin ettiklerini belirten Ünlü, teknoloji ilerledikçe LiDAR tabanlı sistemlere geçişin gündeme geldiğini ve ihtiyaç oluşturduğunu dile getirdi.
AR-GE faaliyetlerini bu çerçevede ilerletip LiDAR tabanlı bir mobil hız tespit geliştirdiklerini anlatan Ünlü, 3 yıllık AR-GE çalışması sonucu Jandarma Genel Komutanlığı trafik timleri için yeni tip hız tespit sistemini geliştirdiklerini belirtti. Ünlü, ardından onaylanan sistemin seri üretimine geçilerek Jandarma Genel Komutanlığına teslim edildiğini ve bugün itibarıyla ürünün 3 yılı aşkın süredir 81 ilde aktif olarak kullanıldığını vurguladı.
Son dönemde LiDAR teknolojisinin öne çıktığına işaret eden Ünlü, şöyle konuştu:
“Hem donanımsal anlamda önü çok açık, hem de yazılımsal anlamda vermiş olduğu keskin verilerle, geliştirme anlamında size çok fazla iş yapabilmenizi sağlıyor. Trafik sektöründe de çok ciddi anlamda kullanılabilir hale geldi. Özellikle global oyunculara da baktığınız zaman doppler tabanlı çalışan sistemlerin üretici ve geliştiricilerinin yüzde 80’e yakınının LiDAR teknolojisine geçmiş durumda olduğu ve tüm yatırımların da buraya odaklandığı görülüyor.
NEDEN LİDAR?
Hız tespit uygulamasında yol kenarına tripod üzerine ya da araç üzerine sistemi monte ettiğinizde 4-5 şeritli bir yola baktığınız zaman yoğun trafikte araç kaçırılmaması gerekli. Trafikte hayalet okumaların önüne geçilmesi şart, yani araç geçmediği halde yol kenarında bir levha veya bir bileşen rüzgardan dolayı salınım yapıyorsa araç gibi yansıma almamanız gerekli. Tampon tampona trafikte araçları birbirinden ayırt edebilmeniz şart. Büyük bir sinyal kümesi içerisinden her hedefi doğru şekilde ayırt etmek ve bu sorunları klasik doppler çözümleriyle bertaraf etmek zordur. Ancak LiDAR ile nokta atışı yaparsanız ki bizim sistemimiz bu yaklaşımla çalışıyor; yolu örümcek ağı gibi sarıyoruz; bu sayede araçları birbirinden rahatlıkla ayırıyor ve yanlış okumaların/araç kaçırmaların önüne geçiyoruz. Biz bu sebeple LiDAR teknolojisini tercih ettik.”
Mustafa Ünlü, ana hedeflerinden birinin ihracat olduğunu, buna da yurt içindeki projelerin vesile olduğunu söyledi. Jandarma Genel Komutanlığına 300 sistem teslim ettiklerini belirten Ünlü, sahadan gelen geri dönüşlerle sistemi sürekli geliştirdiklerini, ilave edilmesi gereken unsurları sisteme kazandırdıklarını ifade etti. Ünlü, bu sayede sistemin anlık hız tespiti yanında plaka tanıma gerçekleştirip, merkezde araç sorgulamalarını yapıp aranan araç uyarısının tekrar ekibe aktarabilir hale gelmesini sağladığını belirtti.
Sistemi rakiplerinden ayıran bir özelliğin de detaylı araç sınıflaması yapabilir hale gelmesi olduğunu anlatan Ünlü, başlangıçta 2 olan araç sınıflandırmasının 5’e çıktığını ve bu sayede şerit ihlalini de tespit etme imkanına kavuştuklarını kaydetti. Ünlü, “LiDAR teknolojisiyle hem araç sınıflarını hem şeridi hem de araç hızlarını çok keskin şekilde oluşturabiliyoruz. Dolayısıyla bütün bu verileri harmanlayıp farklı farklı uygulamaları da yapabilir hale geldik. Yani tek bir sistemle plaka tanıma, şerit ihlali tespiti yapabildiğiniz, trafik istatistik raporları oluşturabildiğiniz, anlık hız tespiti gerçekleştirebildiğiniz bir çözüm oluşturduk.” değerlendirmesini yaptı.
ABD VE BAE’DEN BİZE SATIN TALEBİ
“Milli ve özgün mobil hız tespit sistemiz Medar MTS bu kapsamında ülkemizin ilk ve tek patente sahip çözümü oldu.” diyen Ünlü şu ifadeleri kullandı;
“Amerika kıtası ve Hollanda’daki büyük trafik güvenliği fuarlarında boy gösterdik. Çok ciddi talepler aldık, beklediğimiz üzerinde bir ilgi gördük. Çünkü market bazı global oyuncular tarafından penetre edilmiş durumda ve kullanıcılar artık oradan farklı ve yenilikçi sistemlere yönelmek istiyorlar. Rakip ürünlerin fiyatları çok yüksek, bu tip firmalar zaten satış yaptıkları için ürünlerine yenilikçi özellikler katmayı pek tercih etmiyorlar. Bizim gibi yenilikçi firmalar orada yeni sistemlerle, yeni teknolojilerle yer aldığında çok ilgi çekiyor. Bu faaliyetler ve yurt dışı pazarlama çalışmaları sonucu 3 ülkeye ihracat yaptık. Şu an 7 farklı son kullanıcı tarafından ülkemizle birlikte 4 ülkede ürünlerimiz kullanılıyor. Yeni pazarlara da açılıyoruz. İnşallah yakın zamanda da haberlerini vereceğiz. Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri ve bir Türk cumhuriyeti ülkesine satış yaptık.”
Trafik güvenliği alanında ürün gamını genişletmeye yönelik AR-GE çalışmaları bulunduğunu, 2025 yılında 2 yeni ürünü duyurmayı planladıklarını aktaran Ünlü, bunlardan birinin istatistik tabanlı diğerinin ise yine özel konseptte hız tespiti ve güvenlik amaçlı olacağını belirtti.
Yurt dışı pazar payını artırmak için ciddi çaba sarf ettiklerini vurgulayan Ünlü, sözlerini, “Yurt içinde ise Jandarma Genel Komutanlığı gerçekten oldukça vizyoner bir yaklaşımla avantajları ve günümüz teknolojisini takip ederek LiDAR tabanlı mobil hız tespit sistemine geçme kararı verdi. Benzer şekilde önemli hedeflerimiz arasın Emniyet Genel Müdürlüğümüze de kendi sistemlerimizi kazandırmak istiyoruz. Bunun için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. HAB bölgesinde 11 bin metrekare alan içinde kurduğumuz yeni tesisimiz ile bölge gücü olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.” diye tamamladı.
]]>Nar, “Uluslararası insanlık tarihine mal olmuş bir kültürel kavramın herhangi bir şirketin uhdesinde kalmamasını sağlamanın hukuki yolunu şu an açmış oluyoruz. Marka tescilini gerçekleştireceğiz” dedi.

Güzelyalı semtinde ikinci el kitap satan 16 yıllık sahaf Ümit Nar, 30 Aralık 2021’de ‘Hermes Sahaf’ olan iş yerinin ismini tescil ettirmek amacıyla Türk Patent Kurumu’na başvurdu. Sahaflar Derneği Başkanı da olan Nar, tescil talebi için beklemeye başladı. Fransız lüks moda markası Hermes’in Türkiye’deki avukatları, ticari isim ihlali iddiasıyla itirazda bulundu. Türk Patent Kurumu da Nar’ın talebi reddetti. Bunun üzerine Nar, Türk Patent Kurumu’nun kararıyla Fransız lüks moda markası Hermes’e karşı Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde dava açtı. Davanın 3’üncü duruşması, 29 Haziran’da görüldü. Mahkeme, Türk Patent Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun Nar’ın ‘Hermes’ ismini kullanmasını engelleyen kararını istinaf yolu açık olmak üzere iptal etti.
‘MAHKEME BENİ HAKLI BULDU’
2008 yılından bu yana sahaflık yaptığını belirten Ümit Nar, Hermes’in sanatçıları koruyan ve insanlarla tanrılar arasında habercilik yapan bir karakter olduğunu söyledi. Nar, “2021 yılının son günlerinde ‘Hermes Sahaf’ markasını tescil ettirmek için patent kurumuna başvurdum. Süreç işledi. İki sene boyunca karşı tarafın avukatları tarafından itirazlar oldu. Patent Kurumu’nun Yüksek İstişare Kurulu, avukatlık bürosunun itiraz ettiği 4 başlıktan 3’ünde beni, 1’inde onları haklı buldu. Haklı buldukları bir nokta benzerlik, karıştırma konusuydu. Oysaki böyle bir benzerlik ya da karıştırma olması mümkün değil. Bizde Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde Ankara’da dava açtık. Dava 1 yıldır görülüyordu. 3’üncü duruşma, 29 Haziran günü yapıldı. Mahkeme beni haklı buldu ve marka tescilimin yolunu açtı” diye konuştu.

‘ÇOK BÜYÜK BİR KAZANIM’
Marka tescilini almaları için artık önlerinde bir engel kalmadığına dikkati çeken Nar, “Uluslararası insanlık tarihine mal olmuş bir kültürel kavramın herhangi bir şirketin uhdesinde kalmamasını sağlamanın hukuki yolunu şu an açmış oluyoruz. Marka tescilini gerçekleştireceğiz” dedi. Karşısındaki firmaya marka devi olarak bakmadığını dile getiren Nar, “Elbette büyük, hacimli firma ama bundan 100 sene sonra o firma olmayabilir. Belki 100 sene sonra ben olabilirim. Dünyadaki ekonomik hareketlerin bu kadar kaygan bir zeminde olduğu yerde, bir markayı sanki dünyanın yaratıldığından beri varmış ve sonsuza kadar var olacakmış gibi değerlendirip, bütün bu marka haklarını o kişiye vermek zaten başlı başına yanlış. Ama bu büyük markalar için tanınmış ‘marka’ diye statü var. Bu statü yerel esnafın, küçük esnafın kendi topraklarımıza ait kavramları kullanmasını engelleyen bir içerik taşıyor. Mahkeme kararının bunun değişmesi yolunda çok önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Çok büyük bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Tam anlamıyla zafer değil, ama zafere giden yolda çok önemli bir kazanım. Mahkemenin kararı bana bu isim hakkını veriyor. Mahkemede onamış durumda” diye konuştu.
‘YARGI İÇTİHATLARININ ÖNÜNÜN AÇILACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ’
Kararı bir zafer olarak değerlendiren Avukat Hasan Hilmi Güllü ise “İlk derece mahkemesi kararını açıkladı ve sonuç olarak başvurumuzun kısmen kabulü ile ‘Hermes Sahaf’ markamızın belirli hizmetlerde tescil edilerek kullanılabilmesine karar verdi. Bu kararı, küresel çapta faaliyet gösteren dev markaların ‘Kullanmayacaklarını bildikleri halde kendilerinin faaliyet göstermedikleri alanlarda diğer kişilerce yapılan marka tescillerine itiraz ederek söz konusu alanlarda faaliyet gösteren gerçek hizmet sahiplerinin markalarını tescil etmelerini önlemek’ şeklindeki uygulamaya ilk defa ‘dur’ denmiş olması anlamında bir zafer olarak değerlendiriyoruz. Bu öncü kararla bir dünya devinin marka tescil kurumunu amacından saptırarak, tescil müessesesinin ruhuna aykırı hareket etmesine kısmen de olsa ‘Dur’ denilmiştir. Bu karar sonrasında bu tarz dev markaların sürdüregeldikleri ‘agresif marka tescil politikaları’nı sınırlayacak yargı içtihatlarının önünün açılacağını düşünüyoruz” dedi.
Ev sahibi Erdoğan H.’nin kiracısından dairesinden çıkmasını istemesine başta olumsuz yanıt veren kiracısı daha sonra çıkacağını iletti. Yaşanan kavga sonrası taraflar karakolda birbirinden şikayetçi oldu. Karakoldaki işlerini bitirdikten sonra dairesine dönen ev sahibi Erdoğan H. gördüğü manzara karşısında şaşkına uğradı. Dairenin camının parçalandığını gören ev sahibi, daireye girdiğinde eşyaların boşaltıldığını ancak daireye çeşitli hasarlar verildiğini gördü. Evdeki ampullerin, duyların ve prizlerin söküldüğünü, duvarların ve mutfak tezgahının zarar gördüğünü, duş kabini ve fayansların kırıldığını gören ev sahibi aynı zamanda evde uzun zamandır atılmamış çöplerin bulunduğunu fark etti.
Başından geçen olayları anlatan Erdoğan H., “Kiracıdan ev kirasını istedik. ‘Vermiyorum’ dedi. ‘Evi boşaltıyorum, kirayı vermiyorum’ dedi. Karakolluk olduk. Karakola gittik, geldik evi bu hale sokmuş kendisi. 7 seneden beri kiracımdı. Daha öncesinde sorunlar yaşamıyorduk. 3 aydan beri sorunlar yaşamaya başladık. Evin kırığına, çıkığına bakmıyordu. Ben de ikaz ediyordum. Eve bak diye. Eve bakmıyordu. Kırığını, çıkığını ben yaptırıyordum. Kira ücretini cüzi bir para olarak veriyordu. ‘Kiraya zam yapalım’ dedik, ‘yapmıyorum da çıkmıyorum da’ dedi. 2 ay süre verdik. 2 ay sonra ‘çıkacağım’ dedi. 2 ay sonra çıktı. Çıkarken evi bu hale soktu” dedi.
“4-5 KİŞİ ÜZERİME YÜRÜDÜ”
Kiracısının akrabaları ve arkadaşlarıyla kendisine saldırdığını söyleyen Erdoğan H., “Kavga ettik. 1 ay önce sözlü bir tartışmamız oldu. En sonunda ‘kirayı da vermiyorum’ dedi. İçeride 1 aylık kira ücreti vardı. ‘Vermiyorum, alabilirsen al dedi kaba kuvvetle’ dedi. Üzerime 4-5 kişi yürüdü. Akrabaları, kardeşleri, arkadaşları, üzerime yürüdüler. Sonra karakolluk olduk. Memur beyler baktılar. İfademizi verdik. Sonra eve geldiğimde evi bu hale sokmuş. Camları kırmış. Mahkemeye verdik. Davacıyım ve evimin yapılmasını istiyorum. Şikâyetçiyim. Maddi hasarlar açtı. Artık hukuka başvuracağım” ifadelerini kullandı.
Ev sahibi bundan sonraki süreçte hukuki yollarla hakkını arayacağını dile getirdi.
Adalar’da hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30, nem oranı yüzde 89 iken, Arnavutköy’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,9, nem oranı yüzde 84 oldu.
Ataşehir’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,7, nem oranı yüzde 99’a ulaştı.
Avcılar’da hava sıcaklığı 25,7, hissedilen sıcaklık 28,3, nem oranı yüzde 83 olarak ölçüldü. Bağcılar’da hava sıcaklığı 25,4, hissedilen sıcaklık 28,2, nem oranı yüzde 87’ye ulaştı.
Bahçelievler’de hava sıcaklığı 25,7, hissedilen sıcaklık 28,3, nem oranı yüzde 83 olurken, Bakırköy’de hava sıcaklığı 25,7, hissedilen sıcaklık 28,3, nem oranı yüzde 83 olarak kaydedildi.
Başakşehir’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,9 iken, nem oranı yüzde 84 olarak ölçüldü.

Bayrampaşa’da hava sıcaklığı 25,4, hissedilen sıcaklık 28,2, nem oranı yüzde 87 olurken, Beşiktaş’ta hava sıcaklığı 25,4, hissedilen sıcaklık 29,3 derece ve nem oranı yüzde 98’e ulaştı.
Beykoz’da ise hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,8 iken, nem oranı yüzde 80 olarak ölçüldü. Beylikdüzü’nde hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 29,4, nem oranı yüzde 89 olarak ölçüldü.
Beyoğlu’nda hava sıcaklığı 25,4, hissedilen sıcaklık 39,3 iken, nem oranı yüzde 98’e ulaştı.
Büyükçekmece’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,8, nem oranı yüzde 94 olarak ölçüldü. Çatalca’da ise hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,4 iken, nem oranı yüzde 97’ye ulaştı.
Çekmeköy’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 22,3, nem oranı yüzde 85 olarak kaydedilirken, Esenler’de hava sıcaklığı 25,4, hissedilen sıcaklık 28,2, nem oranı yüzde 87 olarak ölçüldü.
Esenyurt’ta hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,8 olurken, nem oranı yüzde 94 oldu.
Eyüpsultan’da hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,6 iken, nem oranı yüzde 86 olarak ölçüldü.
Fatih’te hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 26, nem oranı ise yüzde 92’yi buldu.
Gaziosmanpaşa ve Güngören’de hava sıcaklığı 25,4, hissedilen sıcaklık 28,2, nem oranı da yüzde 88 ölçüldü.
Kadıköy’de hava sıcaklığı 26,8, hissedilen sıcaklık 30,8, nem oranı da yüzde 87 olarak kaydedilirken, Kağıthane’de hava sıcaklığı 25,3, hissedilen sıcaklık 29,1, nem oranı da yüzde 98’i buldu.
Kartal’da hava sıcaklığı 26,5, hissedilen sıcaklık 30,3, nem oranı da yüzde 88 ölçüldü.
Küçükçekmece’de hava sıcaklığı 25,7, hissedilen sıcaklık 28,3, nem oranı yüzde 83 olarak ölçülürken, Maltepe’de hava sıcaklığı 26,5, hissedilen sıcaklık 30,3, nem oranı da yüzde 88 oldu.
Pendik’te hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,1 iken, nem oranı yüzde 89 olarak ölçüldü.
Sancaktepe’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,2, nem oranı yüzde 89’a ulaştı.
Sarıyer’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,9, nem oranı ise yüzde 95 olarak kaydedildi.
Silivri’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,2 iken, nem oranı yüzde 96’ya ulaştı.
Sultanbeyli’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 29,4, nem oranı ise yüzde 89 olarak ölçüldü.
Sultangazi’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,2, nem oranı yüzde 89 oldu.
Şile’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,8, nem oranı da yüzde 80’i bulurken, Şişli’de hava sıcaklığı 25,4, hissedilen sıcaklık 29,3, nem oranı da yüzde 98’e ulaştı.
Tuzla’da hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,3, nem oranı da yüzde 88’i buldu.
Ümraniye’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,6 olmasına rağmen, nem oranı yüzde 99 ile rekor kırdı.
Üsküdar’da hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,8, nem oranı yüzde 86’ya ulaşırken, Zeytinburnu’nda hava sıcaklığı 25,7, hissedilen sıcaklık 28,3, nem oranı da yüzde 83’e ulaştı.
Megakentte genel hava sıcaklığı günün ilk saatlerinde 25,7, hissedilen sıcaklık 28,3 derece ve nem oranı yüzde 83’ü buldu.
]]>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Hüseyin Aydın, Tarım Kredi Marketler Genel Müdürü Orhan Kozan da Emine Erdoğan’a eşlik ederek, market hakkında bilgi verdi.
Marketin içine yerleştirilen geri dönüşüm otomatı hakkında çalışanlardan bilgi alan Erdoğan, vatandaşların kendi getirdikleri veya marketten satın alabilecekleri kaplarla deterjan, kuruyemiş, bakliyat, süt ve sıvı yağ gibi ürünleri dilediği miktarda, paketli ürünlere göre daha avantajlı fiyatlardan satın alabileceği reyonlarda incelemede bulundu.

DOLUM İSTASYONLARI HAKKINDA BİLGİ ALDI
Emine Erdoğan, tek kullanımlık ambalajların önüne geçerek atıkları en aza indirmeyi hedefleyen çamaşır, bulaşık deterjanı ve sıvı sabun “dolum istasyonunu” da inceleyerek, nasıl kullanıldığı hakkında bilgi aldı. Yüzde 70’e varan su tasarrufu sağlayan damla sulama sistemiyle üretilen meyve ve sebzelerin, “sisleme” sistemiyle gün boyu taze kalmasının sağlandığı reyonu da inceleyen Emine Erdoğan, bu sistemle atığın azaldığına dikkati çekti. Erdoğan, Anadolu’nun dört bir yanındaki kadınların üretime katılarak kendi ve ülke ekonomisine katkı sağlamasını destekleyen özel reyondaki kadın kooperatiflerinin ürünlerini dikkatle inceledi, ata tohumundan üretilen ürünlere de ilgi gösterdi.
Çölyak hastaları ile glütensiz beslenmeyi tercih edenlere yönelik temel gıda, atıştırmalık ve kahvaltılık kategorilerindeki çok sayıda ürünü de inceleyen Emine Erdoğan, organik bakliyat ürünlerinin konvansiyonel ürünlerle temasını önleyecek şekilde satışa sunularak, el değmeden paketleme imkanı sunan “bakliyat ve kuruyemiş çeşmesi” hakkında da bilgi aldı.

Kasalar da dahil hiçbir aşamada plastik poşetin kullanılmadığı marketin, hijyenik ve doğaya faydalı olduğunu belirten Erdoğan, market çalışanları ve alışverişe gelen vatandaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdi. Ziyaret esnasında Bakan Yumaklı, Emine Erdoğan’a, geçen günlerde hayata geçen, gıda işletmelerinin denetim durumunun tüketicilerce takip edilmesine imkan sağlayan karekod uygulaması hakkında bilgi verdi.
VATANDAŞLAR, TÜRKİYE GENELİNE YAYILMASINI İSTİYOR
Markete alışverişe gelenler, evlerinden getirdikleri şişe ve diğer kaplarla dolum noktalarından ürün satın alınabilmesini desteklediklerini ve marketin kurduğu sistemin Türkiye geneline yayılmasını istediklerini belirtti.
MARKETTE ENERJİ TASARRUFU DA SAĞLANIYOR
Satış alanlarında gün ışığına duyarlı, aydınlatma seviyesini ayarlayabilen led aydınlatmalarla enerji tasarrufu sağlanıyor. Kağıt etiket basımında kullanılan doğaya zararlı toner ve kartuş gibi ürünler yerine elektronik raf etiketleri kullanılıyor. Ayrıca, müşterilere talebi doğrultusunda alışveriş fişi SMS olarak gönderilerek, kağıt israfı önleniyor, böylece kağıt basımı için harcanacak enerjiden tasarruf edilmesine katkı sağlanıyor. Markette bulunan geri dönüşüm otomatlarıyla cam, metal, plastik ambalajlar geri kazanıma gönderiliyor.
Ambalaj iadesine ait depozito fişlerinin alışveriş ödemelerinde kullanılmasına imkan tanınarak, atıkların toplanmasına katkı sağlanıyor.

EMİNE ERDOĞAN’DAN ZİYARETE İLİŞKİN PAYLAŞIM
Emine Erdoğan, ziyarete ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.Türkiye’de bir ilk olarak Ankara’da hayata geçirilen, atıksız yaşam biçimini teşvik eden, “Tarım Kredi Sıfır Market”i ziyaret ettiğini belirten Emine Erdoğan, şunları kaydetti:
“Geri dönüşüm otomatını ve dolum istasyonunu inceleyerek, ata tohumdan yetiştirilen ürünler ile kadın kooperatiflerimizin ürettiği ürünler hakkında bilgi aldım. Sıfır Atık felsefesinin, günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi için verilen bu çabanın, her çevre dostunun desteğiyle daha da anlam kazanacağına yürekten inanıyorum. Sadece bugünü değil, geleceği de düşünerek hayata geçirilen projenin ülke genelinde yaygınlaşmasını diliyor, emek verenlere teşekkür ediyorum.”

Konuşmasında “Merasimlerin en hayırlısındayız” diyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Hafızlık en hayırlı iş. Peygamber Efendimiz, ‘Sizin en hayırlınız Kuran’ı öğrenenleriniz ve öğretenlerinizdir’ diyor. En hayırlı insanların merasimi de en hayırlı merasimdir. Hayırlı, uğurlu olsun. Hafızlarımız eşrefi ümmet. Yani ümmetin en şereflileri. İnşallah ömrünüz boyunca Kuran’ı koruyacaksınız. Kuran da sizi koruyacak. Yüce Rabbimiz ayeti kerimesinde bu müjdeyi veriyor zaten. Rabbimiz, ‘Kuran’ı şüphesiz biz indirdik, onun muhafızı biziz’ buyuruyor ama Cenabıhak bazı kullarını vesile kılıyor. Bunlar hafızlardır. Bu ayeti kerimede Allah Teâlâ’nın Kuran’ı korumasına vesile kıldığı kimseler hafızlardır. Kur’an ilk indiğinde vahiy katipleri tarafından yazıldı. Sonra ezberlendi. İlk hafız peygamber efendimiz. Ashabı kiramdan binlerce hafız var. Günümüz kadar milyonlarca insan Kuranı Kerim’i hıfz etti. Bugün hıfız faaliyetleri dünyanın her yerinde devam etmekte” diye konuştu.

“ALLAH RESULÜ HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFA’NIN VASİYETİ OMUZLARIMIZDA”
Kur’an’ın mucize olduğunu dile getiren Erbaş, “Kur’an-ı Kerim nüzulüyle, inişiyle, muhafazası, hıfzıyla, tilavetiyle mucize. Bu mucize kitapla ilgili yüce Rabbimiz, Hazreti Muhammed’e hitaben, ‘Kitabı sana insanların karanlıklardan aydınlığa çıkarasın diye indirdik’ diye buyuruyor. Peygamber Efendimiz, 23 sene boyunca elindeki en büyük mucize Kur’an-ı Kerim’le insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya çalıştı. 23 sene sonunda Arafat’ta bütün insanlığa bir vasiyette bulundu. Allah Resulü Hazreti Muhammed Mustafa’nın vasiyeti omuzlarımızda” şeklinde konuştu.

“PEYGAMBER EFENDİMİZİN SÜNNETİNE İTTİBA EDEREK İNSANLARI AYDINLATMAYA ÇALIŞACAĞIZ”
Hazreti Muhammed’in vasiyetini hatırlatan Erbaş, “Buyurdu ki ‘Size iki şeyi emanet bıraktım. Bu iki şeye sarıldığınız müddetçe yolunuzu şaşırmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ve peygamberinin sünnetidir’. İşte bu vasiyetle Kur’an ve sünnet bize emanet edildi. Nasıl ki Peygamber Efendimiz Kur’an’la insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya çalıştıysa biz de onun varisleri olarak Kur’an-ı Kerim’e sarılarak ve Peygamber Efendimizin sünnetine ittiba ederek insanları aydınlatmaya çalışacağız. Aşırılıklardan, hurafelerden uzak, mutedil orta yol dediğimiz İslam anlayışı ve Kur’an’ın aydınlığı ile insanlara hizmet edeceğiz” ifadelerini kullandı.

“İYİLİKLERİN, KÖTÜLÜKLERE EGEMEN OLMASINA SİZLER ŞAHİTLİK EDECEKSİNİZ”
Başkan ayetlerden örnekler veren Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Bakınız Rabbimiz, Peygamber Efendimizi başka bir ayeti kerimede nasıl tanıtıyor bize? Şüphesiz seni bir şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Onun izniyle Allah’a davetçi ve etrafını aydınlatan bir kandil olarak gönderdik. İşte peygamber varisleri, hafızlarımız, hepiniz bir şahitsiniz. İyiliklerin, kötülüklere egemen olmasına sizler şahitlik edeceksiniz. Bunda katkınız olacak. Dünyayı iyilik değiştirir. İyilik yeryüzünde hakim oluncaya kadar çalışmaktır vazifemiz. Kimse kötülük yapmasın, kimse kötü olmasın, kötülükler ortadan kalksın, derdimiz bu. Hafızlarımız, sizler de Peygamber Efendimiz gibi iyiliklerin kötülüklere hakim olmasını, egemen olmasına şahitlik yapacaksınız. Hepimiz uyarıcılık vazifemizi yapacağız. Güzellikleri müjdeleyeceğiz, Allah’a davet edeceğiz inşallah” dedi.
Programa, İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, hafızlar ve aileleri katıldı. Programda ayrıca Kur’an tilaveti gerçekleştirildi.

SON 48 SAATTE 7 FARKLI KATLİAM
İsrail ordusunun son 48 saatte Gazze’nin çeşitli bölgelerinde 7 “katliam” gerçekleştirdiği, söz konusu saldırılarda 71 Filistinlinin daha hayatını kaybettiği, 163 kişinin yaralandığı belirtildi.
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısının 38 bin 919’a, yaralananların sayısının da 88 bin 622’ye yükseldiği kaydedildi.
ÇOK SAYIDA CESET HALEN ENKAZ ALTINDA!
Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında cesetlerin bulunduğu ancak İsrail’in engellemeleri nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı yinelendi.

KATİL İSRAİL’İN GECE SALDIRILARINDA EN AZ 24 FİLİSTİNLİ ŞEHİT OLDU
Öte yandan İsrail ordusunun gece boyunca Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu en az 24 Filistinli hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı.
Filistin resmi haber ajansı WAFA’da yer alan habere göre, İsrail ordusu Gazze’nin farklı bölgelerini hava saldırıları ve topçu atışlarıyla hedef aldı.
İsrail topçu birlikleri, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi’ni gece boyunca bombaladı.
Filistin Kızılayına bağlı ambulans ekipleri, Tel el-Heva Mahallesi’ndeki “Toplum Fakültesi” yakınlarına düzenlenen saldırıda ölen 6 kişinin cesetlerini El-Ehli Baptist Hastanesi’ne nakletti.

Kurtarma ve sivil savunma ekipleri İsrail ordusunun, Gazze’nin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’ne düzenlediği hava saldırısına hedef olan Ayyad Ailesi’ne ait evin enkazından 6 kişinin cenazesini çıkardı. Saldırıda yaralanan 10 kişi El-Ehli Baptist Hastanesi’ne nakledildi. Enkazda arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği, ölü sayısının artabileceği belirtildi.
İsrail ordusuna ait savaş uçakları Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda Şureyhi Ailesi’nin evini bombaladı. Saldırıda Yasin Şureyhi isimli Filistinli, eşi ve 2 çocuğuyla beraber can verdi. Şureyhi ailesinin evin enkazından çıkarılan cansız bedenleri Avde Hastanesi’ne kaldırıldı.

Cibaliya Mülteci Kampı’nın El-Alemi bölgesinde Ebu Casir Ailesi’ne ait ev İsrail savaş uçakları tarafından bombalandı. Saldırıda hayatını kaybeden 4 kişinin cenazeleri Kemal Advan Hastanesi’ne nakledildi.
İsrail savaş uçakları Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki El-Beric Mülteci Kampı’nda El-Butran Ailesi’nin evini bombaladı, saldırıda 3 kişi yaşamını yitirdi. Kamptaki Şehitler Kavşağı çevresinde sivillerin yaşadığı bir diğer ev de İsrail savaş uçaklarının hedefi oldu.

SİYONİSTLER HAN YUNUS VE REFAH’I “GELİŞİGÜZEL” BOMBARDIMANA TUTTU
Haberde, İsrail topçu birliklerinin gece boyunca Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus ve Refah kentini bombaladığı belirtildi.
Sivil yerleşim yerlerini “gelişigüzel” hedef almaya devam eden İsrail güçleri, Han Yunus’un kuzeyindeki 5. Cadde’de bisikletiyle ilerleyen bir sivili insansız hava aracıyla (İHA) doğrudan hedef aldı. Hayatını kaybeden bisiklet sürücüsünün cenazesi sivil savunma ekipleri tarafından Nasır Hastanesi’ne götürüldü.
Savaş uçakları, Nusayrat Mülteci Kampı’nda Ebu Sidre Ailesi’ne ait sivillerin yaşadığı evi bombaladı. Saldırıda ölenlerin olduğu, arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

DSÖ’DEN KORKUTAN AÇIKLAMA
Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus ile orta kesimindeki Deyr el-Belah kentlerinde tip iki çocuk felci virüsü tespit edildiğini bildirdi.
Ghebreyesus, sosyal medya platformu X’ten yaptığı açıklamada, Han Yunus ile Deyr el-Belah kentinde alınan numunelerde yapılan incelemeler sonucu 6 örnekte tip iki çocuk felci virüsü saptandığını kaydetti.
Bölgede henüz felç vakasına rastlanmadığını belirtilen Ghebreyesus, DSÖ, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve diğer ortaklarının, virüsün yayılmasını durdurmak ve gerekli müdahale yöntemlerini belirlemek için risk değerlendirmesi yaptığını aktardı.
Ghebreyesus, Gazze’de sağlık sisteminin çökmesi, nüfusun sürekli yerinden edilmesi, tıbbi malzeme sıkıntısı, su kalitesinin düşük olması gibi birçok olumsuz etkenin, çocuk felci de dahil olmak üzere aşıyla önlenebilir hastalık riskini artırdığını vurguladı.
Bu olumsuz etkenlerin çocuk felci gibi hastalıkların yayılması için uygun ortam yarattığına işaret eden Ghebreyesus, “(Hastalıklarla) etkili bir müdahale için ateşkes şart.” ifadesini kullandı.


SON 48 SAATTE 7 FARKLI KATLİAM
İsrail ordusunun son 48 saatte Gazze’nin çeşitli bölgelerinde 7 “katliam” gerçekleştirdiği, söz konusu saldırılarda 71 Filistinlinin daha hayatını kaybettiği, 163 kişinin yaralandığı belirtildi.
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısının 38 bin 919’a, yaralananların sayısının da 88 bin 622’ye yükseldiği kaydedildi.
ÇOK SAYIDA CESET HALEN ENKAZ ALTINDA!
Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında cesetlerin bulunduğu ancak İsrail’in engellemeleri nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı yinelendi.

KATİL İSRAİL’İN GECE SALDIRILARINDA EN AZ 24 FİLİSTİNLİ ŞEHİT OLDU
Öte yandan İsrail ordusunun gece boyunca Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu en az 24 Filistinli hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı.
Filistin resmi haber ajansı WAFA’da yer alan habere göre, İsrail ordusu Gazze’nin farklı bölgelerini hava saldırıları ve topçu atışlarıyla hedef aldı.
İsrail topçu birlikleri, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi’ni gece boyunca bombaladı.
Filistin Kızılayına bağlı ambulans ekipleri, Tel el-Heva Mahallesi’ndeki “Toplum Fakültesi” yakınlarına düzenlenen saldırıda ölen 6 kişinin cesetlerini El-Ehli Baptist Hastanesi’ne nakletti.

Kurtarma ve sivil savunma ekipleri İsrail ordusunun, Gazze’nin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’ne düzenlediği hava saldırısına hedef olan Ayyad Ailesi’ne ait evin enkazından 6 kişinin cenazesini çıkardı. Saldırıda yaralanan 10 kişi El-Ehli Baptist Hastanesi’ne nakledildi. Enkazda arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği, ölü sayısının artabileceği belirtildi.
İsrail ordusuna ait savaş uçakları Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda Şureyhi Ailesi’nin evini bombaladı. Saldırıda Yasin Şureyhi isimli Filistinli, eşi ve 2 çocuğuyla beraber can verdi. Şureyhi ailesinin evin enkazından çıkarılan cansız bedenleri Avde Hastanesi’ne kaldırıldı.

Cibaliya Mülteci Kampı’nın El-Alemi bölgesinde Ebu Casir Ailesi’ne ait ev İsrail savaş uçakları tarafından bombalandı. Saldırıda hayatını kaybeden 4 kişinin cenazeleri Kemal Advan Hastanesi’ne nakledildi.
İsrail savaş uçakları Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki El-Beric Mülteci Kampı’nda El-Butran Ailesi’nin evini bombaladı, saldırıda 3 kişi yaşamını yitirdi. Kamptaki Şehitler Kavşağı çevresinde sivillerin yaşadığı bir diğer ev de İsrail savaş uçaklarının hedefi oldu.

SİYONİSTLER HAN YUNUS VE REFAH’I “GELİŞİGÜZEL” BOMBARDIMANA TUTTU
Haberde, İsrail topçu birliklerinin gece boyunca Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus ve Refah kentini bombaladığı belirtildi.
Sivil yerleşim yerlerini “gelişigüzel” hedef almaya devam eden İsrail güçleri, Han Yunus’un kuzeyindeki 5. Cadde’de bisikletiyle ilerleyen bir sivili insansız hava aracıyla (İHA) doğrudan hedef aldı. Hayatını kaybeden bisiklet sürücüsünün cenazesi sivil savunma ekipleri tarafından Nasır Hastanesi’ne götürüldü.
Savaş uçakları, Nusayrat Mülteci Kampı’nda Ebu Sidre Ailesi’ne ait sivillerin yaşadığı evi bombaladı. Saldırıda ölenlerin olduğu, arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

DSÖ’DEN KORKUTAN AÇIKLAMA
Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus ile orta kesimindeki Deyr el-Belah kentlerinde tip iki çocuk felci virüsü tespit edildiğini bildirdi.
Ghebreyesus, sosyal medya platformu X’ten yaptığı açıklamada, Han Yunus ile Deyr el-Belah kentinde alınan numunelerde yapılan incelemeler sonucu 6 örnekte tip iki çocuk felci virüsü saptandığını kaydetti.
Bölgede henüz felç vakasına rastlanmadığını belirtilen Ghebreyesus, DSÖ, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve diğer ortaklarının, virüsün yayılmasını durdurmak ve gerekli müdahale yöntemlerini belirlemek için risk değerlendirmesi yaptığını aktardı.
Ghebreyesus, Gazze’de sağlık sisteminin çökmesi, nüfusun sürekli yerinden edilmesi, tıbbi malzeme sıkıntısı, su kalitesinin düşük olması gibi birçok olumsuz etkenin, çocuk felci de dahil olmak üzere aşıyla önlenebilir hastalık riskini artırdığını vurguladı.
Bu olumsuz etkenlerin çocuk felci gibi hastalıkların yayılması için uygun ortam yarattığına işaret eden Ghebreyesus, “(Hastalıklarla) etkili bir müdahale için ateşkes şart.” ifadesini kullandı.


BAŞKAN KINAY’IN KAMPANYA PARASI KİMİN HESABINDA TOPLANDI
Tuncay Baki Ugantaş, “Destek” adı altında seçim kampanyası için meclis üyelerinden ve birçok iş insanından toplanan paralar; Tuncay Baki Ugantaş’ın annesi Keziban Ugantaş’ın hesabına yatırıldı.
Anne Keziban Ugantaş’ın banka hesapları, seçim sürecinde para trafiğini yöneten ana hesap oldu.
Siyasi isimlerden kampanyayı yürütebilmek için borç adı altında para isteyen Tuncay Baki Ugantaş; daha sonra ödenmek kaydıyla siyasilerden annesinin hesabına para yatırılmasını istedi, yine organizasyon ve kampanya ödemelerinde kullanılmak üzere ileri vadeli teminat çekleri kullanıldı.
Keziban Ugantaş’ın hesabına milyonlarca TL aktarıldı.
Karabağlar Belediye Başkan Yardımcısı Burcu Ugantaş’la Helil Kınay’ın eşi Melih Kınay’ın; seçim sürecinde para trafiği işlemlerinde bizzat yer aldıkları ve İzmir’de birçok kuyumcudan ve döviz bürosundan usule uygun olmayan işlemler gerçekleştirdikleri iddia edildi. Burcu Ugantaş’ın ve Melih Kınay’ın aynı gün ve aynı saatlerde milyonlarca TL bedellik işlemler yaptıkları iddia edildi.
Ugantaş ve Melih Kınay’ın bu yaptıkları işlemleri; kişilerden toplanan paralarla değil ‘kendi birikimlerimizle kampanyayı yürüttük’ söylemlerini desteklemek amacıyla yapıldığı ifade edildi.
Bunun doğru olmadığını ifade eden meclis üyeleri “bizce; sırf daha sonra finansörlere bağlı kalmamak ve belki de geri ödemede sorumluluk almamak adına, finansör paraları aklandı ve 3. kişilerden destek adı altında toplanan kimi borç, kimi bağış niteliğindeki paraların; Melih Kınay ve Helil Kınay’ın birikimi olduğu izlenimi yaratıldı” iddiasında bulunarak seçim süreci ile seçimde yapılan organizasyonların, bu organizasyonlara harcanan paralar ile kesilen faturaların, yine organizasyonlar ile kampanya her kim tarafından ve nasıl finanse edildi ise para akışı ile organizasyonlar için nakdi temin ettiği iddia edilen kişilerin malvarlıklarının araştırılması gerektiğini ifade ettiler.
ELLERİYLE VERDİLER İHTARLA GERİ ALAMIYORLAR
Karabağlarda Belediye Meclis Üyelerinin bazıları seçim ve seçimden sonra önemli görevlere aynı aileden kişilerin getirilmesiyle ilgili sıkıntılarını dile getirirken; belediye çalışanları ise geçtiğimiz günlerde ellerine geçen noter ihtarını konuşuyor.
Alacaklıların; seçim kampanyası için verdikleri borcu tahsil edemedikleri, birden fazla ismin birbirlerine kendi alacaklarını alıp alamadıklarını sordukları ve hatta kendi aralarında kulisler yaptıkları ve bazı alacaklıların borç olarak gönderilen paraların iadesi için son çare olarak Tuncay Uğantaş’a ihtar çektikleri, Başkan E.Helil Kınay’dan ise çözüm bulması için yardım istedikleri konuşuluyor. Helil Kınay borçla bir ilgisi olmadığını, herhangi bir sebeple para toplandığından haberi olmadığını ve yardım edemeyeceğini söylerken, Karabağlar Belediyesinin Mayıs ayından bu yana yaptığı etkinlikleri kendi organizasyon firmasından almayan; fakat İzmir’de birlikte çalıştığı iddia edilen organizasyon firmalarına iş yaptırtan Tuncay Baki Ugantaş’ın ise “alacağı olan icra yapsın” dediği konuşuluyor. Söylentilerle şok olan belediye çalışanları böyle bir olayın daha önce hiç yaşanmadığını ifade etti
GENEL BAŞKAN OLANLARI BİLİYOR İZMİR’E AVUKAT GÖNDERDİ
CHP’li birçok isim olayların İzmir’i aşıp Ankara’ya ulaştığını ifade ederek şöyle konuştu ; “Karabağlar Belediyesi’nde, huzursuzlukların ve hukuksuzluğun yaşandığını Genel Başkan Özgür Özel biliyor. Hatta birçok belge ve dokümanın kendisine ulaştırıldığı da gerçek, fakat Özgür Özel olayların büyümemesi için değil sürecin uzamasına kararı vermiş olacak ki Genel Merkezden İzmir’e başkan Helil Kınay’ın ve Ugantaş ailesinin savunmasını yapmak için bir avukat görevlendirdi” dedi.
BAŞKAN HELİL KINAY “TOPLANAN PARALARDAN HABERİM YOK“
CHP’nin İzmir Karabağlar Belediye başkanı Helil Kınay’a seçim döneminde borç veren kişiler alacağını tahsil edemediği için ihtar gönderdi. İhtara cevap veren başkan Kınay seçim kampanyası sürecinde kimseden borç almadığını, maddi destek talebinde bulunmadığını ve bağış kampanyası yapmadığını ifade ederek “alınan ya da toplanan paralardan haberi olmadığını söyledi”
Burcu Ugantaş ve Koray Ugantaş da seçim kampanyası ve finansal konularla hiç ilgileri olmadığını beyan ederken, afiş, konser, seçim kampanyasında kullanılan arabalar ve sayısız giderle kimler ilgilendi.
BELEDİYE SARMALI
Haber araştırmasını gerçekleştirirken şaşkınlık veren geçmişten bugüne ilişki ağları da belgelerle ortaya çıktı.
Belediye içerisinden aldığım bilgiler şöyle; Başkan Helil Kınay’ın Karayolları müdürü olduğu süreçte inşaat firması olan İzzet Çakır’a verdiği iddia edilen birçok ihaleler ve seçim kampanyasında yine Tuncay Baki Ugantaş adına kestiği yüksek miktarlı çeklerin nedenini şöyle ifade ettiler :
“Siyaset “al gülüm ver gülüm” işleyişiyle yürür. Aslında başkan Helin hanım İzzet beye çok destek olmuş zamanında. İzzet beyde şimdi Helil hanımın seçim kampanyasında hem maddi hem de manevi destek oldu, fakat karşılıksız değil, eşi Nurcan Pirgan Çakır CHP meclis üyesi ve gerisini zaman gösterecek.
Elvin Sönmez Gürler belediye başkan yardımcısı oldu. Yine kendisi başkan Helil Kınay’ın uzun yıllardır arkadaşı olup eşi aynı zamanda birçok belediye ihalesini alan ve iş yapan Edip Güler ‘in eşi ( Edip Güler fidancılık) Sahil evlerinde bulunan ‘Ege Bahçesi’ isimli iş yerleri seçim aşamasında toplanma alanı olarak başkan hanıma tahsis edildi.
Burcu Ugantaş daha önce iktidar partisiyle çalışan biri ve şimdi ana muhalefet partisinde, kendisi başkan yardımcısı, eşi beyefendi de belediye şirketi Karbel’in başına getirildi.
Helil hanımın uzun yıllardır yol haritasını Maden Odası başkanı olan Aykut Akdemir belirler. Başkan hanımda Akdemir’in fikirlerine ve görüşlerine büyük önem verir, o haritaya uyar. Geçtiğimiz günlerde Karabağlar belediyesi ile TMMOB arasında imzalar atıldı iş birliği sağlandı “İl Koordinasyon kurulu kuruldu. Aslında dışarıda oluşmuş bu ekip şimdi el birliğiyle Karabağlar Belediyesini yönetiyorlar. Helil hanım Encümen- Hukuk- İmar ve denetim gibi en önemli komisyonlara Ugantaş ailesinden başkan yardımcısı Burcu Ugantaş’ı, Rahile Yeni ve İzzet Çakır’ın eşi Nurcan Pirgan Çakır’ı atayarak yapılacak ihalelerin ve önemli işlerin bilgilerin dışarıya sızmamasını istiyor. Daha da önemlisi Başkan Kınay başta olmak üzere atadığı tüm isimlerin ne CHP örgüt geçmişi var ne de belediyecilik geçmişi var. Örgütten ve belediyecilik geçmişi olanlar da zaten görevde değiller”
BAŞKAN KINAY’IN PARALARDAN HABERİ YOKSA TOPLANAN PARALAR NEREDE?
İzmir Karabağlar Belediyesi’nde seçim kampanyasında ve sonrasında yaşanan ve üç kişiden fazla oluşmuş bir ekip seçim kampanyası için toplanan yaklaşık 25 milyon TL olduğu iddia edilen paradan başkan Helin Kınay’ın kendi ifadesiyle haberinin olmadığı, kimseden seçim kampanyası için destek, borç almadığını bağış kampanyası gerçekleştirmediğini açıkça ifade etti. Melih Kınay, Burcu Ugantaş, Koray Ugantaş, Tuncay Baki Ugantaş ve anne Keziban Ugantaş’ın da para trafiğinin içerisinde olması belediye ve belediye başkanının üzerinde şaibe yarattı.
İlgili belgeler şu şekilde:


KİMDİR BU UGANTAŞ AİLESİ?
Karabağlar Belediyesi’nde ailecek çalıştığı söylenen Ugantaş ailesinden Tuncay Baki Ugantaş kendisine ait organizasyon firmasıyla hemen hemen İzmir’deki birçok belediyenin etkinlik, festival, tanıtım, konser işlerini alıyor.
Tuncay Baki Ugantaş’ın yalnızca Ankara’da 20 ‘den fazla ceza dosyası bulunuyor. Çoğu kapanmış olan dosyaların içeriği dikkat çekici. Koray adıyla bilinen, Bülent Koray Ugantaş aslında bir diş hekimi fakat mesleğini hiç yapmamış.
Ankara’da Koray Ugantaş adına 10’larca ceza dosyası bulunmakta (kapalı olanlar mevcut) kardeş Ugantaş’ında açılan dosyalarda içerikler abisi Ugantaş’la benzerlik gösteriyor. Koray Ugantaş, Karabağlar Belediyesi’nin Karbel şirket genel müdürü olarak görev yapıyor.
Burcu Ugantaş Koray Ugantaş’ın eşi Karabağlar Belediyesi başkan yardımcısı Kültür sanat, basın , spor gibi belediyenin önemli birimleri kendisine bağlı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel “belediyelerde kayırma aile boyu çalışanlar olmayacak böyle bir durumu biliyorsanız bizlere ihbar edin” diyerek vatandaşa seslenmişti.
Özel, bir aileden üç kişinin aynı belediyede ve iyi mevkilerde olmasını nasıl karşılayacak bilinmez fakat, belediyede yaşanan bu olaylar başkan Helil Kınay’ı zor durumda bırakacağa benziyor.

RESMEN TERÖRİST İLAN EDİLDİ
Pakistan hükümeti, TLP’nin bir hafta süren Gazze’ye destek gösterileri ardından, parti ile masaya otururken, yapılan toplantı sonucu tarafların anlaşmaya vardığı belirtildi.
DÜNYAYA AYNISINI YAPMAYA DAVET EDECEK
Anlaşma dahilinde Pakistan hükümeti, İsrail Başbakanı’nı resmen “terörist” olarak tanıyacak ve uluslararası toplumu da aynısını yapmaya davet edecek.
Federal hükümet ile TLP’yi temsil eden Allama Ghulam Abbas Faizi ve Shafique Amini arasında 18 Temmuz’da başlayan görüşmeler sonucu hükümetin, “İsrail’in zulmüne maruz kalan Filistinli kurbanlarına” yönelik desteğin hızlandırılacağını açıklandı.
İMZALAR ATILDI
Anlaşma, Pakistan Başbakanı’nın Siyasi İşler Danışmanı Sanaullah ve Enformasyon Bakanı Tarar tarafından imzalandı.
Sanaullah, TLP’nin Filistin halkına yönelik çabalarını tebrik ederek, hükümetin Gazze’ye daha fazla insani yardım sevkiyatı yapılacağını bildirdi.
Filistin’e 31 Temmuz’a kadar 1000 tondan fazla gıda ve ilaç sevkiyatı yapılacağını duyuran Sanaullah, hükümetin, Filistin halkına tıbbi yardım sağlanması ve bölgeye sağlık personeli gönderilmesi konusunda da mutabık kalındığını söyledi.
Filistin hükümetinin gerekli düzenlemeleri yapması halinde yaralı Filistinlilerin tedavileri için Pakistan’a getirileceğini belirten Sanaullah, ülkedeki okul ve hastanelerin Filistinlilere eğitim ve tıbbi imkanlar sağlamak üzere açık olduğunu da kaydetti.
NETANYAHU BİR TERÖRİST
Sanaullah, İsrail’i “terörist devlet” ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu da uluslararası yasalara göre savaş suçlusu olarak tanımlayarak, Pakistan’ın Filistinlilere yardım etmek ve İsrail’i kınamak için mümkün olan her yolu kullanacağını aktardı.
Netanyahu’nun yargılanmasını talep eden Sanaullah, “Netanyahu bir terörist ve savaş suçlarının failidir.” ifadesinin ardından, “Netanyahu, İsrail tarafından Filistin’de işlenen vahşetten sorumludur. Biz onu terörist olarak adlandırıyor ve uluslararası kamuoyundan İsrail Başbakanı Netanyahu’yu terörist olarak tanımasını talep ediyoruz” çağrısında bulundu.

İSRAİL’İ DESTEKLEYEN ŞİRKETLERİN TESPİTİ İÇİN KOMİTE KURULDU
“Sadece İsrail’i değil, İsrail ile ilişkili tüm ürünleri ve bu zulme doğrudan veya dolaylı olarak karışan veya bunlara yardım eden şirketleri boykot edeceğiz.” diyen Sanaullah, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını finansal olarak destekleyen şirketleri tespit edilmesi ve bu şirketlerin ürünlerinin yasaklanması için komite kurulduğunu açıkladı.
Pakistan hükümetinin, Filistinlilere karşı savaş suçu işleyen İsrail güçlerine doğrudan ya da dolaylı olarak yardım eden şirketlerin ürünlerinden ya da hizmetlerinden faydalanmayacağını aktaran Sanaullah, uluslararası camiayı da Netanyahu’yu yaptıklarından sorumlu tutmaya ve adalete teslim etmeye davet etti.
Sanaullah, TLP’nin Filistin halkına olan tutkusunu tebrik ederek hükümetin, ABD’de tutuklu Aafia Sıddıki’nin serbest bırakılması için çabaların hızlandırılması konusunda parti ile mutabık kaldığını kaydetti.
TLP ise anlaşmaya varılmasının ardından, Ravalpindi şehrinin Faizabad ilçesinde düzenlediği eylemi önceki akşam sonlandırmıştı.
]]>İzmir’de sıcaklık artarken, yağışların düşmesi baraj doluluk oranlarını olumsuz etkiliyor. İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) verilerine göre, kentin içme suyu ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan Tahtalı Barajı’nda geçtiğimiz yılın temmuz ayında 37,55 olan su doluluk oranı bu yıl aynı dönemde yüzde 24,65’e düştü. Tahtalı Barajı’nın su doluluk oranındaki düşüşü değerlendiren Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, Tahtalı Barajı’nda doluluk 2021 yılında yüzde 60 iken, 2021’de yüzde 50, ve 2023’te yüzde 37’ye, bugün ise yüzde 24,65’e düştü. Bu oran 2008 sonrasının en düşük seviyesi ve daha temmuzun ortasındayız. Ekim ve kasım ayında doluluk yüzde 12’lere kadar düşecek bu da tehlike çanları demek” diye konuştu.
‘YAĞMURUN YAĞMADIĞI YILLARA HAZIR OLABİLMEK LAZIM’
Bu yıl Süper El-Nino ile Türkiye genelinin yüzde 12 daha fazla yağış aldığını ama bu yağışların Ege kıyılarına gelmediğini aktaran Prof. Dr. Yaşar, “Ege kıyıları çok kurak geçti. La-Nina beklediğimiz kadar sert geçerse işimiz çok zor. Çünkü La-Nina demek soğuma, soğuma demek kuraklık demek. Biz henüz kuraklık yaşamadık. 5-6 yıl yağmurun yağmadığı yıllara hazır olabilmek lazım. Hazır olmak için de yer altı sularını çok iyi kullanmak, rezerv olarak tutmak lazım. Biz 2020’de barajlarımız yüzde 70 doluyken dahi yeraltı rezervini kullandık. Şu anda Manisa’da Gölmarmara kurudu, altında obruklar başladı. İzmir’in suyunun yaklaşık yüzde 35’i Manisa’daki yeraltı kuyularından sağlanıyordu. Ama orada da 40 metrelerden 400 metrelere düştü” diye konuştu.

‘SU KONUSUNDA B VE C PLANLARININ YAPILMASI LAZIM’
Suyun bilinçli kullanılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yaşar, “Tarımsal sulama için Çiğli Arıtma Tesisi’nden çıkan, gri su dediğimiz arıtılmış suyun doğrudan Menemen Ovası’na kazandırılması gerekir. Menemen’de ayrı kuyu açılmaması, başka bir su kaynağı aranmaması lazım. Yeraltı suları rezervdir ve dünyadaki büyük kurak dönemler için saklanır. Şu anda ihtiyacımız yok ama çok uzun bir kuraklık dönemi için hazır olmamız lazım. Mesela deniz suyunu kullanmak için raporların hazırlanması lazım. Herhangi bir büyük kurak dönemde İzmir’in deniz suyunun nereden alınacağı, nasıl getireceği bütün bunların hesaplarının yapılması lazım. Su konusunda B ve C planlarının yapılması lazım” dedi.
‘İZMİR’DE SU YERALTINDAN KULLANILDIĞI İÇİN PAHALI’
Israrla yer altına suyunun kullanıldığını vurgulayan Prof. Dr. Yaşar, şöyle devam etti: “İzmir suyun yüzde 55’ini yakın zamana kadar yer altından çekiyordu. Şu anda azaldı, iyice derinden başladı çekmeye. Derinden çektikçe su paramız artıyor, İzmir ve Manisa, Türkiye’de en çok suya para veren şehirler. Suyun yüzde 55’i yeraltından çekilirken, enerji harcanıyor. Derine indikçe sudaki ağır metal de artıyor, ağır metallerin temizlenmesine de ayrı enerji harcıyorsunuz. Belediyeye kuyuların bulunduğu yere güneş enerjisi, rüzgar panelleri koyup elektrikten tasarrufu önermiştim. Çünkü belediyenin bütçesinin 4’te 1’i elektriğe gidiyor. Suyu çok iyi planlamamız lazım.”
İZMİR’İN 3 BARAJINDA DOLULUK DÜŞTÜ
İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) verilerine göre, Tahtalı Barajı’nda doluluk geçtiğimiz yıl temmuz ayında yüzde 37,55 iken bu yıl aynı dönemde yüzde 24,65 oldu. Balçova Barajı’nda ise aktif su doluluk oranı geçtiğimiz yıl yüzde 45,58 iken, bu yıl yüzde 55,33 oldu. Gördes Barajı’ndaki doluluk oranı geçtiğimiz yıl temmuz ayında yüzde 7,04 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 8,97 olarak kaydedildi. Ürkmez Barajı’nda doluluk oranı geçtiğimiz yıl yüzde 39,02 iken, bu yıl yüzde 33,20 olarak kayıtlara geçti. Güzelhisar Barajı’nda doluluk geçtiğimiz yılın temmuz ayında 69,02 iken bu yıl yüzde 77,02’ye çıktı. Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı’nda ise aktif su doluluk oranı yüzde 43,13 iken, bu yıl yüzde 26,07 oldu.(DHA)
]]>50. yıl coşkusu! Siyasi liderler de KKTC’de!



















Prof. Dr. İsmail Şahin, “Kıbrıs’ta İki Devletli Çözüm – Tarih, Kimlik, Siyaset” adlı kitabında, neden en gerçekçi yolun iki devletli çözüm olduğunu anlatıyor. Kitabın yazarı Şahin, şu değerlendirmelerde bulunuyor:
15 Temmuz 1974 tarihinde, Kıbrıs’taki Makarios karşıtı güçler EOKA-B, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) ve Yunan Alayı (ELDİK) Yunan hükümetinin (askeri cunta) desteğiyle Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı bir darbe gerçekleştirmişti. Darbenin amacı, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını (Enosis) sağlamak ve adayı tamamen Yunan kontrolüne geçirmekti. 1967 yılında darbeyle Yunanistan’da iktidarı ele geçiren askerler, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını güçlü bir şekilde destekliyordu. Makarios ise daha pragmatik bir yaklaşıma sahipti ve Enosis’in hemen gerçekleştirilmesinden ziyade zamana yayılmasını savunuyordu. Zira Makarios, ani bir Enosis hamlesinin Türkiye’nin askeri müdahalesine yol açacağına inanıyordu. Lefkoşa ile Atina arasındaki Enosis anlaşmazlığından dolayı Yunan hükümeti ile Makarios’un arası gün geçtikçe daha da bozuldu.

1963 yılında Kıbrıs Türklerine yönelik başlatılan saldırılar, Türkiye’nin siyasi ve askeri müdahaleleriyle 1968 yılında durulmuş ve adadaki gergin havanın yumuşamasıyla toplum liderleri arasında diplomatik görüşmeler başlamıştı. Makarios, 1963-1968 arası dönemde, Türkiye’ye rağmen Enosis’in gerçekleşmesinin bir hayal olduğunu çok iyi tecrübe etmişti. Bu yüzden Enosis’i ikinci plana iterek Kıbrıs’ın bağımsızlığını ve egemenliğini koruma konusuna daha fazla önem vermeye başlamıştı. Makarios’un bu bağımsız tutumu, Yunanistan’daki cuntanın hoşuna gitmiyordu. Makarios’u güzellikle yola getiremeyeceğini anlayan Yunanistan, meseleyi şiddet yoluyla çözmeye karar vermişti. Bunun üzerine Yunanistan’daki askeri cunta tarafından 1971 yılında, Kıbrıs’ta EOKA-B adında bir yeraltı örgütü kuruldu. EOKA-B’nin ana hedefi, Makarios’u devirmek ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını sağlamaktı. Örgütün başında adaya gizlice gönderilen iflah olmaz Enosis taraftarı, Türk düşmanı ve anti-komünist Grivas bulunuyordu.
İFLAH OLMAZ ENOSİS TUTKUSU
Yakın geçmişte Kıbrıs Türklerini adadan temizlemek konusunda sıkı bir iş birliği yapan Grivas ve Makarios artık karşıt saflarda yer alıyordu. Grivas’a göre Makarios, Yunanlıların milli davası Enosis’e ihanet etmişti. Yunan Alayı ve RMMO’nun da destek verdiği EOKA-B’nin hedefinde sadece Makarios bulunmuyordu; Makarios hükümeti ile yakın ilişkiler içinde olan solcu gruplar ve komünist örgütler de EOKA-B’nin kara listesinde yer alıyordu. Bu dönemde solcu gruplar, sendikalar ve AKEL gibi siyasi partiler Kıbrıs’ta güçlü bir etkiye sahipti ve Makarios hükümetine destek veriyorlardı. EOKA-B, suikastlar, terör saldırıları ve diğer caydırıcı eylemler yoluyla, solcu grupların etkisini kırarak, kendi ideolojik ve siyasi hedeflerine ulaşmayı amaçlıyordu. İşin zor kısmını Makarios oluşturuyordu. O hem kilisenin başpiskoposu hem de devletin başkanıydı. Bu nedenle Makarios’u devirmek, EOKA-B için stratejik bir önem arz ediyordu.
EOKA-B, Enosis’i gerçekleştirmek için Kıbrıs’ta tam bir kontrol sağlamanın gerekli olduğunu düşünüyordu. Makarios ve solcuların etkisi, bu hedefin önünde bir engel olarak görülüyordu. Bu nedenle, EOKA-B, Makarios ve solcu gruplara karşı suikast, şiddet ve terör eylemleri düzenleyerek, adada kendi hakimiyetini kurmayı ve bu sayede Yunanistan’ın Kıbrıs üzerindeki kontrolünü artırmayı planlıyordu. Kıbrıs’ı ele geçirme ya da ada üzerinde hakimiyet kurma düşüncesi, 1967-1974 yılları arasında Yunanistan’da iktidarda olan askeri cuntaya ait değildi. Yunanistan’ın Enosis ısrarının kökeninde, Helenizm ideolojisi ve Megali İdea (Büyük Fikir) yatıyordu. Megali İdea, Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde yaşayan Yunan halklarının birleştirilmesini ve Bizans İmparatorluğu’nun eski topraklarının geri alınmasını hedefleyen yayılmacı bir ideolojiydi. Bu bağlamda Kıbrıs’ta yaşayan Rumlar, Yunanistan’ın bir parçası olarak kabul ediliyordu. İktidardaki Yunan askeri cuntası, kendi meşruiyetini ve kamuoyu desteğini artırmak adına Yunan halkı için milli gurur ve prestij kaynağı olan Enosis hedefini kullanıyordu. Yunanistan’da güçlü bir milliyetçi duygunun yaygın olduğu bu dönemde, Enosis’in gerçekleştirilmesi, Yunan halkı için büyük bir zafer ve tarihi bir olay olarak tarihi kayıtlara geçebilirdi.
YANLIŞ HESAPLAMALAR VE İDEOLOJİK KÖRLÜK
Yunan hükümetinin stratejik hesaplarına göre, Türkiye’nin Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunması imkansıza yakın bir olasılıktı. Özellikle ABD ve NATO’nun Türkiye’nin askeri müdahalesine izin vermeyeceği kanaati, Atina’da özgüven patlamasını da beraberinde getirmişti. Bununla birlikte Atina, Sovyetler Birliği’nin güçlü tepki gösterme ihtimalinden dolayı Türkiye’nin askeri müdahaleye başvuramayacağını düşünüyordu. Bununla birlikte Yunan hükümeti, İngiltere, ABD ve NATO’nun desteğine aşırı derecede güveniyordu. Enosis hedefine olan bağlılıktan dolayı yakalandığı ideolojik körlük, Türkiye’nin vereceği tepkiyi görmeyi engelliyordu. Bir defa Türkiye, Garantörlük Antlaşması gereği, Kıbrıs’a müdahale hakkına sahipti. Yunan hükümeti, herhangi bir darbe durumunda Türkiye’nin garantörlük hakkını kullanacağını ve bu kapsamda uluslararası destek bulacağını öngöremiyordu. Yunan hükümeti, 15 Temmuz’da Kıbrıs’ta yaptığı darbeyle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini bozduğu gibi uluslararası taahhütlerinin de dışına çıkmıştı. Dolayısıyla Türkiye’nin askeri müdahalesi uluslararası hukuk nezdinde yasal ve meşru bir zemine oturmuştu. Bu yüzden İngiltere, ABD ve NATO’nun tüm baskısına rağmen Türkiye’nin müdahalesi engellenememişti.
TÜRKİYE’NİN KARARLILIĞI VE HIZLI HAREKETİ
15 Temmuz darbesiyle Yunanistan Kıbrıs’ı ele geçirmişti. Makarios darbeden sağ kurtulup adadan kaçmayı başarmıştı. Darbeciler Makarios’un yerine EOKA mensubu Enosis taraftarı Nikos Sampson’u getirmişlerdi. Bu defa Rumlar arasında şiddetli çatışmalar patlak vermişti. Türkiye’nin hızlı karar verip ivedi bir şekilde hareket etmesi gerekiyordu. Darbeciler yerini sağlamlaştırmadan iktidardan uzaklaştırılmalıydı. Hukuki ve siyasi şartlar ve konjonktür Türkiye’den yanaydı. Zira darbe, uluslararası düzeyde büyük bir tepkiye yol açmıştı. Başbakan Bülent Ecevit kararlı ama temkinliydi. Önce diplomasi diyordu. Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan ve Türk Silahlı Kuvvetleri önce müdahale, sonra diplomasi görüşünü savunuyordu. Bir takım görüş ayrılıklarına rağmen tüm taraflar, acil müdahale konusunda mutabıktı. Darbe rejimi, meşruiyet kazanmadan devrilmeliydi. Çünkü müdahalenin geciktirilmesi veya sürüncemede kalması, Kıbrıs’taki Yunan hakimiyetini daha güçlü ve yasal hale getirebilirdi. Böyle bir senaryoda, Kıbrıs Türklerinin akıbeti, egemenliği Yunanistan’a geçen adalarda yaşayan Türklerden farklı olmayacaktı. İngiltere Dışişleri Bakanı James Callaghan müdahaleye karşıydı. Hatta Türkleri müdahaleden vazgeçirmesi için ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’dan yardım talep ediyordu. Kissinger, Callaghan’a gönderdiği cevabi bir yazıda, “galiba bu defa Osmanlıları durduramayacağız” diyordu. Türk hükümetinin geri adım atması ihtimal dışıydı. Çünkü hiçbir hükümet, gözünü Batı Anadolu’dan bir türlü alamayan Yunanistan’ın Kıbrıs’ı ele geçirmesine sessiz kalamazdı. Bu, Yunanistan’ın Ege’den Doğu Akdeniz’e Türkiye’yi kuşatması demekti. Sadece Kıbrıs Türklerini değil tüm Türkiye’yi büyük bir beka sorunuyla karşı karşıya getiren bu elim hadisenin vakit kaybetmeden def edilmesi gerekiyordu. Bu defa mızrak çuvala sığmıyordu.
Yunanistan’ın Kıbrıs’ı ele geçirmesi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik konumunun zayıflamasına ve bölgedeki askeri güç dengesinin Yunanistan lehine değişmesine neden olabilirdi. Böyle bir senaryoda, Türkiye’nin deniz güvenliği, askeri, ekonomik ve ticari faaliyetleri ciddi bir biçimde kısıtlanabilirdi. Türkiye’nin bu riski göze alması, telafisi güç ve imkânsız zararlara yol açabileceğinden Türk hükümeti, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın icrasında kararlı bir duruş sergiliyordu. Askeri ve diplomatik raporlar, Kıbrıs’ı Yunan’a teslim etmenin risklerinin harekâtı göze almanın risklerinden daha fazla olduğunu söylüyordu. Son yıllarda ortaya çıkan Doğu Akdeniz Krizi, bu gerçekliği bir kez daha gözler önüne serdi. Bugünden geriye bakıldığında, Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekâtı ile Yunanistan’ın sadece Kıbrıs’ı değil aynı zamanda Doğu Akdeniz’i istila etmesinin önüne geçtiği rahatlıkla görülebiliyor.
]]> Törenler bugün Kıbrıs Türklerinin efsanevi liderleri Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ın anıt mezarlarını ziyaretin ardından Lefkoşa’da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda resmi geçitle başladı.
Kutlamalar öncesinde TBMM’de 2 devletli çözüm tezkeresi kabul edildi. Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yıl dönümüne dair TBMM kararı Resmi Gazete’de de yayımlandı.
LİDERLERDEN ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
Atatürk Anıtı’ndaki törende siyasi liderler kürsüden vatandaşlara seslendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarından öne çıkanlar şu şekilde:
Kıbrıs Türk halkının özgürlüğe kavuşmasını sağlayan Barış Harekatı’nın 50. yıl dönümünde sizlerle beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. 85 milyonun selam ve sevgilerini özellikle iletmek istiyorum. Bizleri bağrınıza bastığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Vatan için, bayrak için, istiklal ve istikbalimiz için toprağa düşen yiğitlerin aziz ruhları şad olsun. Kıbrıs Türk’ünün hakları ve hürriyetleri için cesaretle savaşan gazilerimizin her birinin ellerinden öpüyor, şükranlarımı sunuyorum. Kıbrıs Barış Harekatı’nın mimarları olan Bülent Ecevit’i, Necmettin Erbakan’ı, Alparslan Türkeş ile diğer devlet ve siyaset adamlarımızı rahmetle anıyorum.
KKTC BİZİM GÖZ BEBEĞİMİZ
Bugün tıpkı yarım asır önce olduğu gibi yine tek yüreğiz, tek bileğiz. Anavatan Türkiye ve KKTC olarak sırt sırtayız. İktidar-muhalefet ayrımı olmadan bugün burada olmamız Türkiye’nin Kıbrıs davasına verdiğimiz önemin göstergesidir. Kuzey Kıbrıs canımızdan bir parçadır, göz bebeğimizdir. Burası bize Hz. Osman’ın, sahabenin, kahraman ecdadımızın da emanetidir. İnşallah bu emanete sıkı sıkıya sahip çıkmayı sürdüreceğiz. Siyasi parti liderlerine de teşekkür ediyorum. Milli meselelerde ortaya koyduğumuz ortak dayanışma tablosunu inşallah güçlendirerek devam ettireceğiz.
BM BARIŞ GÜCÜ CİNNET FURYASINI DURDURAMADI
Kıbrıs Türk halkı hem kurucusu ve ortağı olduğu devletten dışlanıyor hem de eli kanlı EOKA’nın saldırılarına maruz kalıyordu. BM Barış Gücü bile cinnet furyasını durduramadı. Katliamın önüne geçemedi. 1974’e gelindiğinde insanlık dışı saldırılar zirveye ulaşmıştı. Tam 50 yıl önce bugün kahraman Mehmetçik, Kıbrıs Türkü’nün istiklaline vurulmak istenen hançeri sökmek üzere tarihi bir adım attı. Anavatan ve garantör ülke olarak hak ve yükümlülüklerimiz ile tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumlulukla harekete geçtik. O gün tüm dünyaya Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını ve asla yalnız bırakılmayacağını gösterdik. Rumların ateşe verdiği ekin tarlalarına, gül bahçesine girer gibi paraşütle indirme yapan Mehmetçiğimiz, denizci leventlerimiz cesaretlerini bir kez daha tarihe kazımıştır. O gün burada hangi coşku, sevinç ve gurur hakimse Türkiye’de aynı bayram havası hakimdir. Bugün de bayram olarak kutladığımız 20 Temmuz’ı Kıbrıs Türk halkının barış ve istikrar özlemi ve idealleri doğrultusunda egemenlik haklarının ve eşit statüsünün korunmasının sembolü olarak görüyoruz.
MİÇOTAKİS’E ‘SATAŞMA YAPMA’ DEDİK
Adanın güneyinde ise kendilerini Kıbrıs adasının tek hakimi gören şımarık zihniyet var. Rum lider EOKA teröristlerini anma törenlerine katılıyor, Kıbrıs Türk’ü kardeşlerimiz Güney’e geçtiklerine saldırıya uğruyor, Güney’deki camiler kundaklanıyor. İşte geçenlerde Yunanistan Savunma Bakanı akla ziyan açıklamalar yaptı. Sayın Miçotakis’le yurt dışında bir araya geldik, kendilerine ‘Ayın 20’sinde biz KKTC’deyiz, duydum ki sen de Güney’desin, herhalde bizlere sataşma yapmazsın’ dedim. Böyle bir şey düşünmediğini söyledi. ‘Düşünmüyorsan mesele yok’ dedik, yola devam. Bölgede devam eden çatışmalar karşısında tüm adanın güvenliğini tehdit etme riski olan son derece sorumsuz adımlar atılıyor. Aynı suda iki kez yıkanılmaz. Adadaki gerçekleri görmezden gelerek hiçbir yere varılmaz. Kıbrıs’ta federal bir çözümün mümkün olmadığına inanıyoruz. Müzakerelere yıllar önce İsviçre’de bıraktığımız yerden devam edelim demenin kimseye faydası yoktur. Biz Kıbrıs’ta kalıcı barışı ve çözümü sağlamaya hazırız. Çözüm yolunda uzatılan hiçbir eli havada bırakmayız.
TEHDİTLERE BOYUN EĞMEYİZ
Türkiye ile Yunanistan arasında diyaloğun güçlendirilmesi Kıbrıs meselesinin çözümüne de katkı yapacaktır. Taşınmaz Mal Komisyonu, Ada’da mülkiyet konusunda çözümün yegane adresidir. Bunun dışında başka yollara tevessül edenler büyük bir yanılgı içindedir. Ne biz oldubittilere müsaade ederiz ne de Kıbrıs Türk halkı tehditlere boyun eğer. Kıbrıs Türkleri’nin yok sayılması mümkün değildir. KKTC’nin tanınması ve iki devletli çözümün hayata geçmesine yönelik gayretlerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Şuşa’daki zirveye Sayın Tatar’ın iştiraki bunun en son örneği. Bu süreçteki dirayetli liderlik için Azerbaycan Cumhurbaşkanı kardeşim Sayın Aliyev’e de buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.
KKTC’Lİ ÖĞRENCİLERE MÜJDE
Temmuz ayı itibarıyla artık KKTC vatandaşı öğrencilerin katkı payı ve öğrenim ücreti bakımından Türkiye vatandaşı öğrencilerle aynı esaslara tabi olmasının kararlaştırdık.
ERSİN TATAR: KIBRIS, TÜRKİYE’NİN AYRILMAZ PARÇASIDIR
KTTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın konuşmalarından öne çıkanlar şu şekilde:
Kıbrıs Türkleri zulme boyun eğmedi. Hedeflerimize muhakkak ulaşacağız. Amacımız sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmaktır. Rum tarafı halen anlaşmaya yanaşmamaktadır. Türk askerinin Kıbrıs’ta uzaklaştırılmasını talep ediyor bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Türklüğün onurunu çiğnetmeyeceğiz.
Güneyde devam eden silahlanma barışa hizmet etmiyor.
Rum yönetiminin bazı ülkelerle anlaşma yapması adayı tehlikeye atıyor.
Türk devletleri teşkilatları ile ilişki kurmaya hazırız.
77. ve 78. genel kurul toplantısında milat niteliğindeki konuşmalar KKTC için onur meselesidir. Rum yönetimi KKTC’ye yönelik izolasyonları daha da yoğunlaştırmıştır. Kıbrıs konusunda kınanması gerekenlerin en başında Yunanistan gelmektedir.
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye’nin ayrılmaz bir parçasıdır. KKTC Doğu Akdeniz’de Türk cumhuriyetlerinin kalesidir.
Sayın Cumhurbaşkanımız her platformda sesimiz olduğunuz için teşekkür ederiz.
TBMM’de KKTC için alınan karara dikkatlerinizi çekiyorum. 74 tarihli Barış Harekatı Tezkeresidir. Oy birliğiyle alan TBMM Başkanı nezdinde teşekkür ediyorum.
ANADOLU VE AKINCI’DAN GÖVDE GÖSTERİSİ
Törenlerde Türk Silahlı Kuvvetleri de gövde gösterisi yapacak. Türk donanmasının en büyük savaş gemisi TCG Anadolu, 50 gemi eşliğinde Girne’de denizde geçit töreni düzenleyecek.
Türk Yıldızları gösteri uçaklarının yanısıra 4 F-16 savaş uçağı ve 2 Akıncı TİHA, Lefkoşa’daki resmi geçit töreninde uçacak.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN KKTC’DE
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ercan Havalimanı’nda, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar tarafından resmi törenle karşılandı.
Karşılamada, KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Zorlu Töre, KKTC Başbakanı Ünal Üstel ve Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Metin Feyzioğlu da yer aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, HÜDA PAR Genel Sekreteri Şehzade Demir, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu da KKTC’ye geldi.

“ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUM”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’la Atatürk Anıtı’nı ziyaret etti.

Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, anıta çelenk bıraktı.

Anıt Özel Defteri’ni imzalayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, deftere şunlara kaydetti:
Törene TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Cumhurbaşkanlığı Kabinesi üyeleri katıldı.
]]>Osmanlı Devleti’nin, 1878’deki Rusya ile yaptığı savaştan yenilgiyle ayrılmasının ardından, yardım karşılığı İngiltere’ye kiralanan Kıbrıs, 5 Kasım 1914’te ise İngiltere tarafından tamamen ilhak edildi. Ada, 1923’te imzalanan Lozan Anlaşması ile tamamen İngiltere’ye bırakıldı.
Kıbrıs’ın ve Anadolu’nun batı yakasının Yunanistan’a bağlanmasını hedefleyen “Enosis” hayallerini 1821’den beri sürdüren Kıbrıslı Rumlar, İngiltere yönetiminde Yunanistan’ın desteğiyle bu planlarını açıkça ilan etmeye başladı.
Kıbrıslı Rumlar, adanın tamamını diplomatik yollardan ele geçiremeyeceklerini anlayınca terör örgütü “EOKA”yı kurdu.
1 Nisan 1955’te kanlı eylemlerine başlayan ve “Enosis”e karşı olan herkesi düşman ilan eden örgüt, 1958 sonuna kadar 400 Rum, 109 Türk ve 100 İngiliz’i öldürdü, 33 Türk köyünde yaşayanlar ise EOKA’nın faaliyetleri nedeniyle göç etmek zorunda kaldı.
Saldırılar karşısında direniş teşkilatları kuran Kıbrıslı Türkler de güçlerini 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) çatısı altında birleştirdi.

Adadaki kaos ortamı, Zürih ve Londra Antlaşmalarına kadar devam etti. 11 Şubat 1959’da imzalanan antlaşmalar neticesinde İngiltere, Türkiye ve Yunanistan devletlerinin garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması kararlaştırıldı.
Kıbrıs Türk toplumuna 1960 Anayasası ile sağlanan haklar, 1963’te Rum tarafının tek taraflı kararı sonrası kaldırıldı ve bu tarihten itibaren Türk toplumuna karşı silahlı saldırılar yeniden başladı.

KANLI NOEL
EOKA’nın Lefkoşa’nın Tahtakale semtinde 20 Aralık 1963 gecesi otomobillerine açılan ateş sonucu Kıbrıs Türkü Zeki Halil ve Cemaliye Emirali’nin şehit edilmesiyle başlayan “Kanlı Noel” saldırılarında, 364 kişi şehit düştü, 103 Türk köyü boşaltıldı, 25 bin kadar insan evlerinden edildi.
Rum çeteleri, 24 Aralık 1963’te Lefkoşa’nın Kumsal bölgesindeki saldırılarına devam ederken, Kıbrıs’taki Türk Alayı’nda doktor olan Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet İlhan ile çocukları Murat, Kutsi ve Hakan banyo küvetinde öldürülmüş halde bulundu. Bu olay tarihe “Kumsal Katliamı” ya da “Banyo Katliamı” olarak geçti.
YUNAN UÇAKLARI İLE BOMBARDIMAN
5 Ağustos 1964’te Rum ve Yunan birlikleri Erenköy bölgesindeki Kıbrıs Türk halkına karşı saldırıya geçti. Yunan uçaklarının Erenköy bölgesini bombalaması sonucu birçok Türk şehit edildi.
Türkiye bu durum üzerine sınırlı bir hava harekatı düzenledi ve Türk halkına yönelik toplu bir katliamı önledi, Rum birlikleri bozguna uğratıldı.
8 Ağustos 1964’te uçağı düşürülen Türk pilot Yüzbaşı Cengiz Topel, hiçbir yara almadan Rumlara esir düştü. Topel, daha sonra yapılan Rum işkenceleri sonucu şehit oldu.

TÜRKİYE, GARANTÖR OLARAK DEVREYE GİRDİ
Türkiye, 20 Temmuz 1974’te garantör devlet olarak müdahale hakkını kullandı ve Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs Barış Harekatı’na başladı.
Birleşmiş Milletler’in çağrısı üzerine 22 Temmuz 1974’te ateşkes sağlandı ve çatışmalar durdu.
Kıbrıs adasındaki taraflar arasında 25 Temmuz 1974’te “Cenevre Görüşmeleri” başladı. Yunanistan ve Rum tarafının, istekleri kabul etmemesi ve adadaki Türk halkına karşı katliam yapma ihtimalleri ikinci harekatı zorunlu hale getirdi.
Bu kapsamda, “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla 14 Ağustos 1974’teki “İkinci Kıbrıs Barış Harekatı” ile adaya barış ve huzur getirildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri harekat süresince, 498 Mehmetçik ve Kıbrıslı 786 mücahidi şehit verdi.


KARADENİZ VE DOĞU ANADOLU’DA ŞİDDETLİ SAĞANAK
Yağışların; Trabzon, Rize, Artvin, Erzurum, Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı çevreleri ile Giresun’un doğusunda yerel kuvvetli olması bekleniyor.
SICAKLIK MEVSİM NORMALLERİNİN ÜZERİNDE
Hava sıcaklığında önemli bir değişiklik beklenmiyor. Ülkemiz genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın ise genellikle kuzeyli, Akdeniz kıyıları ile Güneydoğu Anadolu’da güney ve batı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette eseceği tahmin ediliyor.
10 KENT İÇİN “SARI” ALARM
Meteoroloji tarafından Ağrı, Artvin, Erzurum, Giresun, Kars, Ordu, Rize, Trabzon, Ardahan ve Iğdır için “sarı” alarm verilerek şiddetli sağanak uyarısında bulunuldu.

İL İL HAVA DURUMU
Son tahminlere göre illerimizde beklenen sıcaklıklar ve hava durumu ise şöyle olacak:
ANKARA: 35, Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL: 35, Parçalı bulutlu, doğusu kısa süreli ve yerel sağanak yağışlı
İZMİR: 39, Az bulutlu ve açık
KOCAELİ: 35, Parçalı bulutlu, doğusu kısa süreli ve yerel sağanak yağışlı
BURSA: 37, Parçalı ve az bulutlu
EDİRNE: 39, Parçalı ve az bulutlu
A.KARAHİSAR: 33, Az bulutlu
DENİZLİ: 41, Az bulutlu ve açık
MANİSA: 41, Az bulutlu ve açık
ADANA: 39, Az bulutlu ve açık
ANTALYA: 42, Az bulutlu ve açık
HATAY: 34, Az bulutlu ve açık
ISPARTA: 35, Az bulutlu
ESKİŞEHİR: 34, Parçalı ve az bulutlu
SİVAS: 30, Parçalı ve az bulutlu
YOZGAT: 29, Parçalı ve az bulutlu
BOLU: 34, Parçalı, zamanla çok bulutlu, öğleden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DÜZCE: 35, Parçalı, zamanla çok bulutlu, öğleden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ZONGULDAK: 31, Parçalı ve az bulutlu, öğleden sonra iç kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor
SİNOP: 30, Parçalı ve az bulutlu
AMASYA: 35, Parçalı bulutlu
SAMSUN: 34, Parçalı bulutlu, iç ve doğusu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON: 30, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor
ARTVİN: 25, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor
ERZURUM: 25, Parçalı ve çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor
KARS: 22, Parçalı ve çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor
MALATYA: 35, Parçalı ve az bulutlu
VAN: 27, Parçalı bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DİYARBAKIR: 39, Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP: 38, Az bulutlu ve açık
SİİRT: 37, Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA: 39, Az bulutlu ve açık
]]>Belediye Başkanı Rahmi Metin’e de ziyarette bulunan Yerlikaya, TOKİ tarafından yapılan belediye bloklarını dolaşarak vatandaşlarla sohbet etti.

AK Parti İl Başkalığını ziyaret eden Yerlikaya, daha sonra AFAD İl Müdürlüğünde AFAD binası arkasında meydana gelen toprak kaymasıyla ilgili yetkililerden bilgi aldı.
AFAD Müdürlüğünde güvenlik toplantısına katılan Yerlikaya, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin Huzuru” mottosuyla toplantılar yaptıklarını belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin huzuru ve güvenliği için çalıştıklarını ifade eden Yerlikaya, şunları söyledi:
‘HİÇ KİMSE BİZİM MİLLETİMİZE ŞEKİL YAPAMAZ’
Devletten ve milletten güçlü bir irade tanımadıklarını, vatandaşı rahatsız eden kim varsa gereğini yaptıklarını anlatan Yerlikaya, “Bugün itibarıyla uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel çökertip adalete teslim etmiş olduğumuz organize suç örgütü sayısı 619, devam eden de projelerimiz var. Adliyelerimiz ile beraber kararlıyız. Hiç kimse bizim milletimize, aziz milletimize şekil yapamaz. Buna müsaade edemeyiz.” diye konuştu.

“Biz Türkiye Yüzyılı’nda huzurla ilgili görev olarak huzurun yüzyılını ifade ediyoruz. Bu noktada başta terör örgütleri ile PKK, KCK, FETÖ, DEAŞ, MLKP gibi terör örgütleri ile mücadele bizim olmazsa olmaz birinci görevimiz. Bununla ilgili Sayın Cumhurbaşkanı’mızın bütün hükümetlerinde olduğu gibi yine kararlılıkla, azimle, güvenlik birimlerimizle ülke içerisinde bizim görev alanımızda olduğu gibi ülke dışında da yine hakeza sınırımızın hemen ötesinde de Savunma Bakanlığımız ve Milli İstihbaratımızla da büyük bir uyum ve kararlılıkla çalışıyoruz.”
Organize suç örgütleri ve “şehir eşkıyaları” ile mücadele ettiklerini anlatan Yerlikaya, uyuşturucu tacirleri, düzensiz göçle ve göçmen kaçakçılığı organizatörleri ile mücadele ettiklerine işaret etti.
NARVAS TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE UYGULANIYOR
Özellikle uyuşturucuyla mücadeleyle ilgili 112 aracılığıyla gelen her türlü ihbarın özel bir yazılım programıyla kayda alındığını ve bunun da nakış gibi işlendiğini değerlendiren Yerlikaya, şöyle devam etti:

“Şu anda İstanbul’da pilot çalışma olarak başlayan Narkotik Vaka Analiz Sistemi (NARVAS) artık Türkiye’de emniyet ve jandarma bölgesinin tamamında uygulanıyor. Biz şunu istiyoruz. Yavrularımızı, vatandaşlarımızı hiç kimsenin zehirlemeye cesaret edemeyecek hale getirmekte kararlıyız ama bu noktada seferberlik ruhu ile hareket etmemiz lazım. Arz cephesinde İçişleri Bakanlığı biziz, biz mücadele ediyoruz. Büyük arzla, küçük arzla, baronundan kullanıcısına varıncaya kadar kararlıyız. Bu kabine döneminde 35 binin üzerinde tutuklama, 15 bine yakın adli kontrol. Yani toplam 50 bin bu noktada verilen mahkeme kararları var. Hep birlikte başardık. 131 ton bununla ilgili yakalanan uyuşturucu türleri var.”
Uyuşturucu ile seferberlik ruhunun önemli olduğuna işaret eden Yerlikaya, uyuşturucuyla mücadelede vatandaş ihbarlarının önemini vurguladı.
Toplantıya, Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin, Sahil Güvenlik Komutanı Tümamiral Ahmet Kendir, Rize Valisi İhsan Selim Baydaş, AK Parti Rize Milletvekili Harun Mertoğlu, Belediye Başkanı Rahmi Metin ve diğer ilgililer katıldı.


Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndaki bayrak değişiminden sonra Murat Kurum’un yeniden bakanlığı devralmasıyla İstanbul’da da bayrak değişimi yaşandı. 6 yıldır bakanlığın İstanbul il müdürlüğü görevini yürüten Hacı Mehmet Güner görevi yerel yönetimlerin tecrübeli isimlerinden biri olan Dr. M. Ejder Batur’a devretti.
Ataşehir’deki Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü binasında gerçekleştirilen devir teslim törenin ardından Batur yeni görevine başladı.

‘EN ÖNEMLİ GÖREVİMİZDEN BİRİ BU ŞEHRİ DEPREM HAZIRLAMAK’
Devir teslim töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür ederek konuşmasına başlayan Batur, “Kamu görevlileri bir bayrak devridir. Biz bu bayrağı alacağız ve bizden sonraki gelenlere teslim edene kadar da canla başla, en iyi şekilde bulunduğumuz kamu hizmetini en iyi şekilde yapmaya çalışacağız. Sorumluluğumuz İstanbul’dur. İstanbul bizim medeniyetimizin başkenti. İstanbul bizim kültürümüzün başkentidir. İstanbul bizim en kıymetli varlığımızdır. İstanbul 39 ilçesiyle, 963 mahallesiyle, 16 milyon insanımızın yaşadığı, ülkemizin her 5 kişiden birisinin yaşadığı mega kent. Bu çerçevede de mega problemleri olan bir şehir. Bu mega kent Cumhurbaşkanımızın Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde sorunlarının büyük kısmını geride bırakmış ve bunları bertaraf etmiş bir şekilde günümüze kadar geldi. Tabii deprem gibi bazı problemler öyle bugünden yarına, yarından öbür güne kısa sürede çözülebilecek hususlarda değil. Bunun için yıllara sari çalışmalar gerekiyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün de İstanbul’umuzda yaşayan hemşerilerimizin hayat konforunu, yaşam konforunu arttırmanın yanı sıra en önemli görevi de 39 ilçe belediyesi, Büyükşehir Belediyesi ve hükümetimizin diğer organlarıyla beraber bu şehri depreme hazırlamaktır. Bu zamana kadar özellikle hükümetlerimiz döneminde bu konuda çok ciddi mesafeler alındı. Özellikle 2012’de çıkartılan 6306 sayılı kanunla beraber bu iş çok ciddi bir motivasyonla, kötü yapı stoğunun değişimiyle alakalı ciddi mesafe alındı. Ama hala alınması gereken yol var” dedi.

‘İNSAMIZI ÖLDÜREN BİNALARDAN YAŞATAN BİNALARA GEÇİRME ZORUNLULUĞUMUZ VAR’
İstanbul’u da etkileyen 1999 Gölcük merkez üslü depremin ardından 25 yıl geçtiğini ve bilim insanlarının da ortak kanaati olarak depremin her geçen saniye İstanbul’a daha da yaklaştığının altını çizen Batur, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Biz de bu şuurla çalışmalarımızı canla başla çalışacağız. Hepimizin hala aklında olan 1 buçuk yıl önce bu toprakların gördüğü en büyük afetle karşılaştık ki bakanlığımız bütün unsurlarıyla Cumhurbaşkanımızın önderliğinde, liderliğinde, Bakanımızın yine yoğun çabalarıyla beraber o 11 ildeki depreme karşı, o kötü yapı stoğunun sonucundaki enkaz giderilmeye çalışılıyor. Bunu tekrar yaşamamak için ve bunun İstanbul’da yaşanmaması için bu felaket gelmeden hazırlamak mecburiyetindeyiz. Çünkü İstanbul farklı bir pozisyonu olan, stratejik bir şehrimiz. Böyle bir görevimiz ve yükümlülüğümüz var. Bu bilinçle, insanımızın yaşam konforuna ne katabiliyoruzla beraber, depremde insanlarımızı öldüren binalardan yaşatan binalara geçirmek zorundayız. Bu konuda aciliyetimiz var. Bunu da Büyükşehir Belediyesi, 39 ilçe belediyesi, diğer ilgili kamu kurumlarımızın tamamıyla beraber bir senkronize içerisinde yapma mecburiyetimiz var. Bunu da inşallah burada olabildiğince yapmaya, sağlamaya göre ve sorumluluğumuz içerisinde gerçekleştirmeye çalışacağız. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, bakanımızın azimli, çalışkan duruşu ve tutumuyla üstesinden en kısa zaman içerisinde geleceğiz.”

M. EJDER BATUR KİMDİR?
AK Parti İstanbul İl Başkanlığı Yerel Yönetimler Başkanı ve İl Başkan Yardımcısı olan M. Ejder Batur, İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Yapılarda Sismik İzolasyon başlıklı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Akıllı Kent Tasarım Sistemlerinin Pilot Ölçekte Uygulanabilirliği başlıklı teziyle de doktora programını bitirerek doktor derecesini aldı. AK Parti Ümraniye İlçe Başkanlığı’nda Kurucu İlçe Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Batur, 2004’teki Mahalli İdareler seçiminin akabinde Ümraniye Belediyesi’nde 2004-2019 yıllarında üç dönem Belediye Başkan Yardımcılığı görevlerini üstlendi. Ümraniye Belediye Meclisi AK Parti Grup Başkanvekilliği görevinde de bulunan Batur, İBB Meclis Üyeliği, İBB İmar Komisyonu Başkanvekilliği görevlerinde bulundu. 24 Şubat 2021’de gerçekleştirilen 7. Olağan İl Kongresi’nde İl Yürütme Kurulu üyeliğine seçilen Batur, Yerel Yönetimlerden sorumlu İl Başkan Yardımcısı olarak atanmıştır
]]>Gazze Şeridi’ne yönelik 7 Ekim 2023’ten bu yana devam eden saldırılar ile İsrail ordusunun verdiği kayıplar, askerlikten muaf olan Haredilerin de silah altına alınması tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
75 YIL SONRA İLK CELPLER GÖNDERİLECEK
İsrail ordusunun, 21 Temmuz itibarıyla 1949’dan bu yana zorunlu askerlik muafiyetinden yararlanan binlerce Haredi’ye askerlik hizmeti için celp göndermeye başlaması bekleniyor.
Haredilerin on yıllardır İsrail’de sahip olduğu bu muafiyet İsrail’deki halkçı ve laik kesim tarafından sert şekilde eleştiriliyor.
Açıklamaları Haredilere yönelik dini bir fetva olarak kabul edilen kıdemli hahamlar ise zorunlu askerliğin reddedilmesi, hatta celp emirlerinin yırtılması yönünde çağrıda bulunuyor.
ORDUYA ÖZEL İSTEK
Haredilerin kadınlarla bir arada bulunmamak, özel yiyecek sağlanması ve Şabat’a saygı gösterilmesi gibi orduya özel düzenlemeler getiren “özel istekleri” bulunuyor.
Şas Partisi ve Birleşik Tevrat Yahudiliği partileri, Haredilerin askerlik hizmetine karşı çıkıyor. Bu partilerin halihazırda hükümetten çekilme kararı almamaları, 2022’nin son aylarında kurulan koalisyon hükümetinin dağılmasından endişe eden Netanyahu’ya bir çıkış yolu sundu.
Ancak, özellikle iki partinin tabanını oluşturan Haredilerin İsrail’de askere alınmasına karşı protestoların artması durumunda, koalisyon hükümetinden çekilme her iki siyasi partinin de gündeminde bir seçenek olmayı sürdürüyor.

HAREDİLER ASKERLİK YAPMAMA HAKKINA SAHİPTİ
Hayatlarını Tevrat’ı okumaya adadıklarını söyleyen Harediler, laik dünyaya entegrasyonun dini kimliklerini ve toplumlarının devamlılığını tehdit ettiğini düşünüyor.
Harediler dini okullara devam ederek tecil haklarını askere alınma yaşı olan 18’den askerlikten muaf tutulma yaşı olan 26’ya kadar kullanıp askerlik yapmama hakkına sahip olabiliyorlar.
ASKERE ALINAN HAREDİ SAYISININ 4 BİN 800 OLMASI BEKLENİYOR
İsrailli gözlemciler, ordunun Haredilere askerlik celbi gönderme nedenini, Haredilerin kendi iradeleriyle askerlik şubelerine gidip teslim olmayı istememelerinin bir işareti olarak değerlendiriyor.
İsrail gazetesi “Maariv”e göre, ilk aşamada, askere alınacak 1800 Haredi’ye ek olarak 2024 yılı boyunca 3 bin genç Haredi askere alınacak ve sayı bu sene için 4 bin 800’e çıkacak.
Aynı şekilde 2025 ve 2026’da da her sene 4 bin 800 Haredi’nin askere alınması planlanıyor.
Askere alınan Haredilerin yüzde 50’sini 18-21 yaş arası, yüzde 40’ını 21-23 yaş arası ve geri kalan yüzde 10’nu da 23 yaş üstü Harediler oluşturacak.
Gazze Şeridi’nde 7 Ekim’den bu yana devam eden saldırılar, işgal altındaki Batı Şeria’daki yoğun baskınlar ve 8 Ekim’den itibaren Lübnan Hizbullahı ile karşılıklı saldırılar gölgesinde İsrail ordusu aylardır personel sıkıntısı çekiyor.

YOĞUN PROTESTOLAR
Ordunun askerlik çağrısı niyetini duyurmasının ardından yüzlerce Haredi, 16 Temmuz Salı günü Ultra Ortodoksların kalesi kabul edilen Bney Brak şehrinde gösteri yaptı.
İsrail polisinden yapılan yazılı açıklamada, göstericilerin bir yolu kapattığı ve “Naziler” sloganı atarak polise saldırdıkları” belirtildi.
Polisin güç kullanmak zorunda kaldığı ifade edilen açıklamada 9 Haredi Yahudi’nin kamu düzenini ihlal suçlamasıyla gözaltına alındığı aktarıldı.
Bu protestodan saatler önce Harediler, bir haham ile orduya katılma planlarını görüşmek üzere şehre gelen iki subaya saldırdı.
İsrail devlet televizyonu KAN, eski hahambaşı Yitzhak Yosef’e ait olduğu belirtilen ve Haredileri zorunlu askerliği reddetmeye ve askerlik celplerini yırtmaya çağıran bir ses kaydı yayımladı.

Haredilerin askere alınması konusunda bölünmüş hükümet koalisyonunun çökmesinden korkan Netanyahu, Haredilerin askerlik hizmetinden muafiyetini koruyacak eski bir yasa tasarısını geçirmeye çalıştı.
Ancak Yüksek Mahkeme daha önce benzeri görülmemiş bir kararla Netanyahu’nun yolunu tıkadı.
İsrail Yüksek Mahkemesi, 25 Haziran’da oy birliğiyle Ultra Ortodoks Yahudi erkeklerin zorunlu askerlikten muaf tutulmasının yasal dayanağının bulunmadığına ve askerliğe uygun olanların göreve alınması gerektiğine karar vermişti.
Kararda, askere alınmayanların kamu tarafından finanse edilen sosyal yardım ve eğitim yardımlarından da yararlanamayacaklarına yer verilmişti.
Ultra Ortodoks Yahudileri askerlik hizmetinden kurtaran yasal muafiyet Mart 2024’te sona ererken askerlik yapmayı reddedenler, artık devlet desteği alamayacak.
Çoğu dini gerekçelerle askere gitmeyi reddeden Harediler, 9 milyonluk ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor.
”ZİYARETLER AY SONUNA KADAR ÜCRETSİZ”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yıldız Sarayı açılış töreninde açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarihi yapının önümüzdeki ayın sonuna kadar ücretsiz şekilde ziyaret edileceğini duyurdu.
Erdoğan, “Yıldız Sarayı direnişin sembolü, sıradan bir yapı değildir, Osmanlı’nın en sancılı yıllarına tanık oldu” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tabiatla uyumu, mimarisi ve Türk saray bahçeleri geleneğinin son örneği olan Yıldız Sarayı nadide bir eserdir.” ifadelerini kullandı.
Ayrıca Erdoğan, Yıldız sarayına girişlerin önümüzdeki ayın sonuna kadar ücretsiz olduğunu duyurdu.

YILDIZ SARAYI’NIN ÖNEMİ
Türk Osmanlı saray mimarisinin son örneği olan Yıldız Sarayı, Beşiktaş semtinin Yıldız tepesinde yer alır. Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nden (1520-1566) itibaren padişahlar tarafından av sahası olarak kullanılan ve Hazine-i Hassa’ya kayıtlı bu araziye ilk kasrı Sultan I. Ahmed yaptırmıştır. 18’inci yüzyıl sonunda Sultan III. Selim, validesi Mihrişah Sultan için Yıldız Kasrı’nı, babası için de bir çeşme yaptırmıştır. Genellikle yaz aylarında Yıldız Köşkü’nde oturan Sultan Abdülaziz ise Büyük Mabeyn Köşkü’nü inşa ettirmiş, daha sonra dış bahçeye Malta ve Çadır Köşklerini, asıl kısmına da Çit Kasrı’nı eklemiştir.

SULTAN II. ABDÜLHAMİD YILDIZ SARAYI’NDA YAŞAMIŞTI
Sultan Murat’ın rahatsızlığı nedeniyle tahtan indirilmesinden sonra, kardeşi Sultan II. Abdülhamid’in (1876-1909) 33 yıllık saltanat devri başlamıştır. Sultan II. Abdülhamid; amcası Sultan Abdülaziz’in ve ağabeyi Sultan V. Murat’ın birbirini takip eden ikametlerine sahne olan Dolmabahçe Sarayı’nın deniz kıyısında bulunması ve bu sarayın denizden kuşatılması ihtimalini göz önünde bulundurarak, 7 Nisan 1877’de Yıldız’a taşınmıştır. Nisan 1877’de Yıldız’da aralıklarla ikâmet etmeye başlayan genç padişah, Ocak 1878’de temelli olarak Yıldız’a yerleşmiştir.
200 yıllık tarihiyle Yıldız Sarayı, Osmanlı’nın en sancılı yıllarına şahitlik etmiştir. Sultan 2. Abdulhamit’le özdeş hale gelmiştir. 2. Mahmut burayı yeni ordunun askerlerinin talimlerini izlemek için kullanmıştır. Yıldız Sarayına asıl hürriyetini kazandıran Abdülhamit Han olmuştur.

YILDIZ SARAYININ TARİHİ
Yıldız Sarayı kompleksi, Osmanlı Devleti’nin son sarayı olması açısından ayrı bir önem taşıyor.
Asıl şeklini Sultan II. Abdülhamid döneminde alan saray, 33 yıl boyunca devletin yönetim merkezi, Sultan’ın ve ailesinin ikametgahı olarak kullanıldı.
Köşkler, yönetim ve koruma yapılarıyla parklar bütününden oluşan Yıldız Sarayı, Sultan II. Abdülhamid’in 1909’da tahttan indirilmesiyle önemini yitirdi.
Son Osmanlı padişahı Sultan VI. Mehmed Vahdeddin döneminde de bir süre kullanılan saray, 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla kapılarını tümüyle dış dünyaya kapattı.

“İSTANBUL’DAKİ 3 BÜYÜK SARAYDAN BİRİ”
Basın toplantısında konuşan Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız, “Bu saray İstanbul’daki 3 büyük saraydan bir tanesi. Bugüne kadar ziyaretçisiyle, toplumla buluşamamış bir saraydı. Çeşitli vesilelerle sık sık kamuoyunun gündemine gelmiş bir saray. Yaklaşık 100 yıldır kapalı olan bir sarayın toplumla buluşmasından bahsediyoruz. Bu sebeple tekrardan heyecanımızın altını çizmek istiyorum.
Yıldız Sarayı, 1924 yılından sonra çeşitli devlet kurumları idaresinde farklı misyonlarla ve farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Bu nedenle esas olarak ziyarete açılamamış bir saraydır. Uzun yıllar belli kısımlarında bazı çalışmalar yapıldı fakat takdir edersiniz ki her kurumun, birbirinden farklı işletme düzenleri, restorasyon pratikleri ve imkanları var. Bu sebeple bu çalışmalar bir yeknesaklık kazanamamıştı ve toplumumuzdan uzak kalmıştı” dedi.

SARAYDA HANGİ ESERLER SERGİLENECEK?
İlk defa ziyarete açılacak yapılar arasında “Limonluk”, “Hamam”, “III. Selim Çeşmesi”, “Ada Köşkü” ve “Cihannüma Köşkü” de yer alıyor.
Sultan II. Abdülhamid’in hayatına, kişiliğine ve liderliğine ışık tutan eserler, onunla özdeşleşen, Avrupa ve Orta Doğu’nun en büyüklerinden olma özelliği taşıyan kütüphane ve marangozhanenin yanı sıra Yıldız Albümleri’nden seçilen fotoğraflar da ilk defa tarih ve sanat meraklılarının ilgisine sunulacak.
Kütüphane kısmında askeriyeden coğrafyaya, felsefeden casusluk romanlarına, astronomiden botanik ve zoolojiye kadar binlerce nadir eser gün yüzüne çıkarıldı.
İlk defa görülecek yazma eserler arasında “Muhibbi” mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman’a ait divan, Matrakçı Nasuh’un, Kanuni’nin Irak seferini anlattığı kitap, KatipÇelebi’nin “Cihannüma”sı ve ünlü hattatlara ait Kur’an-ı Kerim örnekleri yer alıyor.

Haber7-ÖZEL
ABD’li teknoloji devi Microsoft’un 365 uygulamalarında yaşanan arızalar nedeniyle dünyadaki birçok sektörde problemler oluştu. Yazılım sistemindeki küresel sıkıntı havacılık ve bankacılık gibi sektörler başta olmak üzere tüm sektörlerde aksamalara neden oldu. Dünyayı etkisi altına yazılım sıkıntısı gelecek yıllarda yaşanabilecek olası olaylar için pek çok soruyu da beraberinde getirdi.
ABD, AVRUPA VE KÜRESEL SİSTEME BAĞLI ÜLKELER ETKİLENDİ
Dünya genelinde yaşanan şimdiye kadarki en büyük yazılım sorunu küresel sisteme bağlı tekel içinde dönen birçok ülkeyi olumsuz etkiledi. ABD başta olmak üzere, Avrupa hatta Avustralya’ya kadar birçok ülkedeki hizmetlerde sorunlar yaşanıyor. İngiltere’de bazı televizyon kanallarının yayını kesilirken, büyük bankalar, havaalanları, hastaneler ve finans kurumları geçici olarak hizmet dışı kaldı.

Berlin‘de tüm uçuşlar durdurulurken ABD’de acil servis hizmetleri bile askıya alındı. İngiltere‘de ise sağlık randevu sistemi çöktü.
TÜRKİYE’DE DE BİRÇOK KURUM ETKİLENDİ
Dünya genelinde yaşanan aksaklıktan Türkiye de nasibini aldı. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de birçok sistemde problemler ortaya çıktı. Resmi makamlardan “Sistemi bir an önce işler hale getireceğiz” açıklamaları yapılırken ülkemizdeki hava yolu şirketleri, telekom hizmetleri ve bankalar gibi önemli kurumlarda problemler yaşanıyor.
MİLLİ YAZILIMIN ÖNEMİ BİR KEZ DAHA ORTAYA ÇIKTI
Küresel sistemin teknolojilerini kullanan birçok ülke yaşanan krizden etkilenirken, yazılım krizi bir gerçeği daha gözler önüne serdi. Dünya genelinde global sisteme karşı kendi yazılım sistemini geliştiren ve kullanan Rusya ve Çin gibi ülkelerin yaşanan krizden etkilenmemesi yerli yazılımın önemini ortaya çıkardı.
Türkiye’nin gelecekte yaşanabilecek bu tarz küresel sorunlardan etkilenmemek için savunma sanayi ve havacılık sanayinde olduğu gibi yazılım sektöründe de milli sistemlere geçmesinin önemi vurgulanıyor. Teknolojik anlamda yeterli alt yapıya sahip olunan ülkemizde, bilgisayar sistemlerinin ve yazılımlarının da yerlileştirilmesi ülkemizi önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek olası siber saldırılar ve global teknoloji şirketlerinin yaşadığı olumsuzluklarda güvence altına alacak.

YERLİ YAZILIM KULLANAN RUSYA’DA KRİZ HİSSEDİLMEDİ
ABD‘li yazılımlara bağlı dünya ülkeleri Microsoft krizine karşı seferber olurken küresel güçlerin sistemlerine karşı kendi yazılımlarıyla sistemlerini kuran Rusya’da ise kriz hissedilmedi. Rusya Dijital Kalkınma Bakanlığı, dünya çapında başta havalimanları olmak üzere çok sayıda sektörü etkileyen iletişim kesintisine ilişkin yaptığı açıklamada “Microsoft ile ilgili gelişmeler, kritik altyapı tesislerinde yabancı yazılımların yerine yerli yazılım kullanılmasının önemini bir kez daha gösteriyor” ifadesi kullanıldı.
Ülkenin en büyük bankası Sberbank da yaptığı açıklamada, küresel iletişim kesintisinin bankanın faaliyetlerini etkilemediğini bildirdi.
SELÇUK BAYRAKTAR’DAN YERLİ YAZILIM VURGUSU
Dünya çapında yaşanan kriz sonrası BAYKAR Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar da yerli ve milli yazılıma dikkat çekti. Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Bayraktar şu ifadelere yer verdi;
Tek işletim sistemi,
Tek arama motoru,
Bir iki sosyal medya platformu
Birkaç alışveriş sitesi…
Sadece birinin çökmesi bile dünyada bağlı olan tüm devletlerin kritik alt yapısının neredeyse çökmesine neden oluyor.
Refahı tüm dünyaya yayması umulan yüksek teknoloji ve inovasyon, an geliyor, dünya sistemini kilitliyor. Yüksek teknoloji küresel düzeyde tekelleştiğinde, işte bu kadar kırılgan.
Yaşadığımız siber fiziksel ağlarla örülü dünyada, teknolojinin her alanında bağımsızlık toplumlar için vazgeçilmez.
İşte tam da bu nedenle; Tam bağımsız ve müreffeh bir Türkiye için Milli Teknoloji Hamlesi diyoruz.
Kıbrıs Cumhuriyeti, 1959 yılında Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve Kıbrıs Türkleri ile Rumlar arasında imzalanan Zürih ve Londra anlaşmalarıyla kuruldu.
Bu anlaşmalarda yer alan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör devletleri olarak kabul edildi.
1960 yılında, uluslararası antlaşmalar uyarınca ve Türkler ile Rumlar arasındaki ortaklık temelinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, iki halkın da eşit siyasi hak ve statüye sahip olmasını öngörüyordu.
Ancak, Rum tarafı, Ortaklık Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından;
Kıbrıs Türklerini devlet kurumlarından uzaklaştırma, adadaki varlıklarını sona erdirme ve adanın Yunanistan’a bağlanması amacına yönelik faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.
Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumların tek taraflı güç kullanımıyla Anayasa’yı feshetmelerinin ardından 1963’te fiilen son buldu.
Rumlar, Enosis’e ulaşma hedefiyle silahlanarak, Yunanistan’ın da desteğiyle, 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türklerine karşı baskı, zulüm ve ambargoyu durmaksızın devam ettirdi.
Takvimler Kasım 1973’ü gösterirken, Yunanistan’da Dimitrios Yoannidis’in önderliğinden bir grup albay ihtilal yaparak ülkenin yönetimini ele geçirdi.
Komşuda yaşanan askeri darbe kısa bir süre sonra Atina’nın dış politikasını da etkiledi.
Cunta rejimi yönünü hızla Kıbrıs’a çevirdi ve adada kontrolü ele geçirmek için çalışmalarını yoğunlaştırdı.
ATİNA’DA DARBE KIBRIS’TA TÜRKLERE YÖNELİK ŞİDDETİ KÖRÜKLEDİ
Nihai amaca ulaşılabilmesi için İslam ve Türk karşıtı EOKA örgütünün kullanılmasına karar verildi.
EOKA, Yunan ordusundaki Rum bir subay olan Yeoryos Grivas tarafından kurulmuş;
Dünya Savaşları’nda ve komünizm karşıtı silahlı mücadelede faaliyet göstermişti.
EOKA, yapı olarak Filistin’de gerilla yöntemlerini kullanarak İngilizler ile savaşan Yahudilerin terör örgütü Irgun’u örnek almıştı.
Yunan İç Savaşı’nda Yunan komünistlere karşı mücadele eden Grivas, 1951 yılında adada gönüllüler toplayarak Yunanistan’a eğitime götürmüş;
1954 yılında eğitimi alan savaşçılar ile Kıbrıs’a geri dönmüştü..
EOKA 1 Nisan 1955 tarihinde ilk sabotaj eylemini gerçekleştirmişti.
Örgüt, ilerleyen günlerde Makarios karşıtı faaliyetlerini yoğunlaştırdı.
Diplomatik görüşmelerin kesilmesinden kısa bir süre sonra, 15 Temmuz 1974 sabahına, Kıbrıslılar silah ve top sesleriyle uyandı.
Ancak bu kez saldırıya maruz kalan sistematik olarak katledilmeye başnana Türkler değil, Makarios’un Başkanlık Sarayı’ydı.
Yunan subayların komutasındaki, Rum Milli Muhafız Ordusu ve EOKA darbe düzenledi.
Öldü denilen Makarios, kaçmayı başardı.
“Yaşıyorum, direnişe devam” mesajı verdi.
Ardından da adadaki İngiliz üslerinden Malta’ya oradan da İngiltere’ye kaçmayı başardı.
Darbede hayatını zor kurtaran Makarios, 19 Temmuz 1974’te BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada; hem Yunanistan’ın amacını açık biçimde ortaya koydu.
Hem yapılan katliamları hem de Kıbrıs Türklerini bekleyen tehlikeleri anlattı.
Makarios tarihi konuşmasında “Güvenlik Konseyi üyelerine, Atina darbesi tarafından yaratılan bu anormal duruma son vermek için ellerinden geleni yapmaları çağrısında bulunuyorum” dedi.
“Kıbrıs’taki olaylar sadece Kıbrıslı Rumların iç meselesi değildir. Kıbrıs Türkleri de etkilenmektedir.
Yunan cuntasının darbesi bir işgaldir ve sonuçlarından hem Rumlar hem de Türkler olmak üzere tüm Kıbrıs halkı zarar görmektedir.” ifadelerini kullandı.
Darbenin başarılı olmasının ardından EOKA’nın tanınan simalarından Nikos Sampson yeni hükûmetin geçici devlet başkanı olarak ilan edildi.
Makarios yandaşı 2 bin kadar Yunan öldürüldü.
Binlerce kişi hapishaneye gönderildi.
Kısa bir süre sonra da “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti” kuruldu.
ANKARA SOYKIRIMI ÖNLEMEK İÇİN HAREKETE GEÇTİ
Darbe ve Rumlar arasında yaşanan çatışmalar, Kıbrıs Türklerini de harekete geçirdi.
Darbe haberini, uzun yıllar Türk Ajansı Kıbrıs Müdürü olarak görev yapan Kemal Aşık’tan alan Rauf Denktaş;
Kıbrıs Türklerine olayın Rumlar arasında bir mesele olduğunu aktardı.
Çatışmalara müdahil olunmaması gerektiğini söyledi.
Öte yandan Ankara’ya mesaj göndererek Enosis için son adımın atıldığını belirtti.
Müdahaleden başka bir çare olmadığının altını çizdi.
Denktaş’ın mesajı, Türkiye’de karşılık buldu.
Ankara ilk olarak İngiltere ile birlikte adaya ortak müdahalede bulunma fikrini değerlendirdi.
Düşüncelerini paylaşmak için başkent Londra’ya hareket etti.
Ancak diplomatik temaslardan sonuç alamadı.
Kısa bir süre sonra Türk Büyük Millet Meclisi Ada’ya tek başına müdahale etme kararı aldı.
BARIŞ HAREKATI SABAH SAATLERİNDE BAŞLADI
Türk ordusu, adaya saat 06.05’ten itibaren havadan indirme ve denizden çıkarma yapmaya başladı.
İlk taburlar inerken ciddi bir ateşle karşılaşmadılar.
Denizden çıkarmaysa Karaoğlanoğlu Plajı’na yapıldı.
Harekâtın ikinci günü Rumlar, havadan inen birliklerle denizden çıkan birliklerin birleşmesini engellemek istedi.
Saldırılarını yoğunlaştırdı..
Savaş sürerken haberleşme ve koordinasyon eksikliğinden dolayı Kocatepe muhribi, Türk uçaklarınca batırıldı ve 54 asker şehit düştü.
Dış baskıların artması neticesinde Ankara, BMKG’nin 353 sayılı kararını kabul etti.
Harekatın üçüncü gününde saat 17.00’den itibaren ateş kesmeye karar verdi.
Başarılı bir operasyonla ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı da birleştirildi.
25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz 1974’te imzalanan Cenevre Deklarasyonu ile son buldu.
Deklarasyonda, Yunanistan ve Rumlar tarafından işgal edilen Türk acilen boşaltılması ile Ada’da barışın ve anayasal düzenin yeniden tesisini teminen;
Dışişleri bakanları arasında müzakerelere devam edilmesi kararı alındı.
Öte yandan deklarasyonla Ada’da Kıbrıs Türk toplumu ile Kıbrıs Rum toplumu olmak üzere iki özerk yönetimin mevcudiyeti ilkesel olarak tanındı..
YUNANİSTAN ULUSLARARASI HUKUKU HİÇE SAYDI
Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunan yönetimi uluslararası hukukun kararını reddetti.
Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri olumsuz karşıladı
Ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü.
2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de bir sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı.
Ve 16 Ağustos’ta tekrar ateşkes ilan edildi.
İkinci harekat sırasında geri çekilen Rum askerleri, geçtikleri Türk köylerini yakarak silahsız insanları katletti.
Toplu katliamlar, katliam çukurları ve mezarlar, harekatın bitiminde ortaya çıkarıldı.
Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, Türk ordusu 498 şehit verirken Kıbrıs Türk tarafı ise 70’i mücahit, 270 kişiyi kaybetti.
Kıbrıs Türkleri genel olarak ise 1672 şehit verdi.
TÜRK ORDUSU’NUN OPERASYONU ATİNA’NIN DENGESİNİ BOZDU
Türkiye’nin başlattığı harekat başarıyla sonuçlanırken Ada’da yaşayan Kıbrıs Türk halkının güvenliği de sağlandı ve Ada’ya barış hakim oldu.
Kıbrıs’ta mevcut sınırların çizilmesine olanak sağlayan harekatın peşine Kıbrıslı Türkler, 1 Ekim 1974’te Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’ni kurdu.
Ardından Kıbrıs Türklerinin devlet yapısını kökleştirme, anayasa yapma ve çok partili sisteme geçme gibi tecrübeler yaşadığı Kıbrıs Türk Federe Devleti 13 Şubat 1975’te ilan edildi.
KTFD Meclisi, 15 Kasım 1983’te oy birliğiyle aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti..
Gelişmelerin ardından Yunanistan’daki cunta idaresi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki Nikos Sampson Hükûmeti görevini bıraktı.
Askeri hükûmet ise idareyi sivillere devretme kararı aldı.
Ve yedi yıldır Fransa’da sürgünde bulunan Konstantin Karamanlis’i hükûmeti kurması için Yunanistan’a çağırdı.
Karamanlis’in 24 Temmuz 1974’te hükûmeti kurması ile 1967’den beri devam eden cunta rejimi de son bulmuş oldu.
]]>Serginin, göreve gelmesinin ardından resmi bakanlık toplantıları dışında katıldığı ilk etkinlik olduğunu belirten Pirinççi, fotoğraf sergisinde yer alan eserlerin bir nevi hafızaları tazelediğini belirtti.
Pirinççi, “Anadolu Ajansının Yeşil Hattının ne kadar etkili olduğunu zaten biliyorduk. Dolayısıyla bu sergi de aslında onun bir göstergesi oldu. Televizyonlarda içimizin yandığını hissederek izlediğiniz görüntüleri bir kez daha ikonik fotoğraflarla görmek oldukça önemliydi. Bu açıdan 4 farklı haber ajansının bir araya gelerek Ankara’da böyle bir etkinlik yapması, farkındalık oluşturması dikkat çekici. İlgi duyan kişilerin de burada olduğunu görmek çevre, yangınlar veya orman yangınları ile bunların oluşturduğu risklere dikkat çekilmesi anlamında oldukça önemli. Gerekli veya yeterli farkındalığı oluşturduğunu düşünüyorum.” dedi.

“TÜÇA’NIN ÖNEMLİ BİR MİSYONU VAR”
Türkiye Çevre Ajansının 2020’de kurulmasıyla birlikte çevre farkındalığı oluşturmak, sıfır atık, geri dönüşüm, depozito yönetim sistemleri, denizlerin denetlenmesi, mapa ve şamandıra sistemleriyle denizlerde kirliliğin engellenmesi gibi faaliyetler gerçekleştirildiğini anlatan Pirinççi, şöyle devam etti:
“Türkiye Çevre Ajansının karada ve denizde özellikle çevreye yönelik farkındalığın artırılması açısından önemli bir misyonu var ki malum küresel ısınma Türkiye dahil olmak üzere bütün dünyada etkisini iyice gösteriyor. Çok ani felaketlerle karşı karşıya kalıyoruz. Bir yandan ülkelerin ve toplumların direncini artırmak gerekirken diğer yandan da geleceğe yönelik o direnci veya mukavemeti artırmak için önlemler almak gerekiyor.”
TÜÇA olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık Hareketi’nin daha fazla yayılması ve uygulanması aşamasında çalışmalar yürüttüklerine değinen Pirinççi, depozito yönetim sistemini de bu konuda önemli bir adım olarak nitelendirdi.
Pirinççi, Türkiye’de bir yılda 20 milyardan fazla pet şişe, içecek şişesi, cam, teneke veya karton şişe üretildiği ve bunların geri dönüşüme uğramadan atık haline geldiği düşünüldüğünde depozito yönetim sisteminin hem ülkeye hem de çevrenin korunmasına önemli katkılar sunacağını ifade etti.

“ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK İLE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BİRBİRİNDEN AYRILMAZ YAPILAR”
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı isminin 2021’de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı şeklinde değiştirildiğini, ardından Türkiye’nin iklim müzakerelerini yürütmeye yönelik İklim Değişikliği Başkanlığının kurulduğunu hatırlatan Pirinççi, çevre ve şehircilik ile iklim değişikliği kavramlarının birbirinden ayrılmaz yapılar olduğu değerlendirmesini paylaştı.
Türkiye Çevre Ajansının da bu yapının ayrılmaz bir parçası olduğunun altını çizen Pirinççi, sözlerini şöyle tamamladı:
“Hepsi sayın Murat Kurum Bakanımızın öncülüğünde iklim değişikliği veya küresel ısınma ve bunlarla ilişkili veya ilişkisiz çevreye yansıyacak olumsuz etkileri azaltmaya, yıpranmaları en aza indirmeye, geleceğe özellikle önümüzdeki kuşaklara daha az zarar görmüş bir çevre bırakmaya yönelik hamleler. Türkiye Çevre Ajansı da burada o aktörlerden bir tanesi ki tek başına değil. Başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurum olmak üzere bütün bakanlık unsurlarıyla ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla, diğer resmi kurum ve kuruluşlarla birlikte el birliğiyle gelmekte olan bir tehlikeyi engellemek veya o tehlikenin risklerini azaltmaya yönelik bir seferberlik çalışması aslında. Şu anda bu riskler çok doğrudan görünmüyor veya algısal düzeyde kısmen görünüyor olabilir ama gerçekten de çevre, bu anlamda giderek tüketilen bir şey. Bunun kendini yenilemesi oldukça önemli dolayısıyla Türkiye Çevre Ajansı da bu bağlamda destek olan kuruluşlardan bir tanesi.”
Gaziemir ve Buca ilçeleri arasında etkili olan yangın dolayısıyla İzmir’e gelen Yumaklı, yangın yönetim merkezinde çalışmalar hakkında Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey’den bilgi alarak helikopterle yanan alanları inceledi.
Daha sonra gazetecilere açıklamalarda bulunan Yumaklı, Bergama’daki orman yangınında kaza sonucu hayatını kaybeden işletme şefi Şahin Dönertaş’a Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diledi.
Bakan Yumaklı’nın açıklamaları şu şekilde;
Edirne, Bursa, Balıkesir, Manisa, Uşak, Kütahya, İzmir Foça, İzmir Bergama ve en son da yerleşim yerleşim yerlerine yakın seyreden İzmir Buca yangınları ekiplerin söndürmek için mücadele ettikleri yangınlar oldu. An itibariyle yangınların hepsi kontrol altına alındı.
Sıcaklık nedeniyle Ege ve Akdeniz kıyılarında alarmdayız.
“KAYIP YA DA MAL ZİYANI BİLDİRİLMEDİ”
Yangına karşı mücadelede alevlerin arasında kalanların olmasına rağmen herhangi bir sorun yaşanmadığını bildiren Yumaklı, “Buca yangını için söyleyeyim, bize rapor edilmiş herhangi bir kayıp ya da bir mal ziyanı bildirilmedi. Elbette bütün bunları söylerken bu ekosistemde yaşayan, bizimle bu dünyayı paylaşan canlıları da unutmamak gerekir ve maalesef bu tür olaylardan en çok etkilenenler de onlar oluyor.” dedi.
Yumaklı, gece yarısından sonra yangın bölgesinde birtakım ihtiyaçların olduğuna yönelik yalan haberlerin dolaşıma sokulduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“DEZENFORMASYON YAPTILAR”
“Birçok insan bu yalanlarla beraber sanki yardım ihtiyacı varmış gibi doğal olarak, ben hepsine teşekkür ediyorum ancak buradaki çalışmaları aksatırcasına, insanlar o yalanlarla kendilerine söylenen ‘yanık kremi gerekiyor, ayran gerekiyor, şu gerekiyor, bu gerekiyor…’ Bu yalanlarla arabalarına atlayıp buraya gelen insanlar oldu. Bizler zaten düzenli olarak açıklama yapıyoruz, gerek bu şekilde gerekse sosyal medya hesaplarımızdan ve diğer resmi hesaplarımızdan, lütfen bu yalanlara kanmasınlar. Ben çok özür dileyerek bu ahlaksızlığı hiçbir yere sığdıramıyorum, neye hizmet ettiğini herkesin kendi vicdanına bıraktığım bu dezenformasyonu da kınıyorum.”

Bütün teşkilatların 15 Eylül’e kadar alarm halinde olacağını ifade eden Yumaklı, “Vatandaşlarımız olmadan biz bu mücadeleden galip çıkamayız. Mümkün olduğu kadar yangın başlatma ihtimali olan ne varsa, hangi faaliyet, hangi eylem varsa lütfen bunlardan uzak duralım. Bir şey olmaz demeyelim, oluyor.” dedi.
“Farklı ülkelerde haftalarca, aylarca hala yangınları süren ülkeler var. Çok şükür biz böyle bir ülke değiliz”
Yumaklı, 24 saat boyunca insansız hava araçlarıyla ve yangın yönetim uçağıyla Türkiye’yi gözetlediklerini ve tespit ettikleri yangınlara en kısa zamanda müdahale ettiklerini belirterek, şöyle konuştu:
“Bütün risk analizleri yapılmış durumda. Yani bizim tek istediğimiz şu, hep söylüyoruz. Yangınla mücadele etmek elbette bir performans gerektirir. görüyorsunuz farklı ülkelerde haftalarca, aylarca hala yangınları süren ülkeler var. Çok şükür biz böyle bir ülke değiliz. Hatta yardım isteyenlere de mümkün olduğu kadar elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz. Ancak asıl başarının yangının çıkmaması olduğunu ve bu başarının sadece bir bakanlığın, bir Orman Genel Müdürlüğü teşkilatının değil, bütün ülkeye ait olduğunu tekraren belirtmek istiyorum ve istirham ediyorum, ‘bir şey olmaz’ demeyelim, yangınların yüzde 90’ının insan unsurundan kaynaklandığını söylüyoruz. Bu kimi zaman o ‘bir şey olmaz’ denilen hususlardan, kimi zaman ihmalden kimi zaman farklı gerekçelerle çıkıyor.”
Buca’daki yangının çıkış sebebine ilişkin bir soru üzerine Yumaklı, “Halen kolluk güçlerimiz bunlarla ilgili gerekli tahkikatı yapıyor. Ama benim şu anda size söyleyebileceğim bir sebep yok.” dedi.

Divan, yarın açıklayacağı danışma görüşünde İsrail’in Filistin’i işgali, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki ilhak uygulamaları, Doğu Kudüs’ün statüsünü değiştirme çabaları, apartheid ve ayrımcı uygulamaların hukuka aykırılığı, bunların başta İsrail olmak üzere tüm devletler ve uluslararası kuruluşlar açısından doğuracağı sonuçlar hakkında kanaatini açıklayacak.
Divan Başkanı Lübnanlı Yargıç Nawaf Salam tarafından halka açık oturumda okunacak danışma görüşünde, İsrail’in Filistin’i işgalinin hukuka aykırı olduğu, İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal ettiği, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin hukuka aykırı olduğu, Filistinlilere yönelik ayrımcı ve ırkçı uygulamaların hak ihlali teşkil ettiğinin teyit edilmesi bekleniyor.
49 ÜLKE BEYANDA BULUNDU
Hollanda’nın idari başkenti Lahey’deki Barış Sarayı’nda faaliyetlerini sürdüren Divan’da, 19-26 Şubat 2024 tarihlerinde yapılan duruşmalarda, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 49 ülke, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Afrika Birliği, İsrail’in Filistin topraklarını işgal ve ilhakına ilişkin kendi görüşlerini sözlü olarak Divan’a sunmuştu.
Bunun öncesinde de yine aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 54 devlet ve 3 uluslararası kuruluş Ağustos 2023’e kadar yazılı beyanlarını Divana ulaştırmıştı.
Türkiye, İsrail’in Filistin’i işgali, Batı Şeria’daki ilhakı ve özellikle Doğu Kudüs’ün statüsünün korunmasına ilişkin olarak Divan’a yazılı beyanını ilk ulaştıran ülke olmuştu.
Divan önünde, danışma görüşünde ilk defa bu kadar çok sayıda devletin yazılı ve sözlü beyanda bulunduğu görülürken, yazılı beyanda bulunan İsrail’in sözlü duruşmalarda yer almaması dikkati çekmişti.
UYGULAMALAR HUKUKA AYKIRI
Duruşmalara katılan devletlerin büyük çoğunluğu, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin ve Filistinlilere yönelik uygulamalarının hukuka aykırı olduğunu savunmuştu.
Belçika, İsviçre, İrlanda, İspanya ve Norveç gibi batılı ülkeler dahil çoğunluğu Orta Doğu’dan olan ülkelerin yer aldığı, 19-26 Şubat 2024 tarihinde gerçekleşen duruşmalarda, “İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde egemenlik hakkının bulunmadığı”, “İlhak yoluyla toprak edinmenin hukuka aykırı olduğu”, “Filistin topraklarındaki ilhak ve yerleşimci uygulamalarının demografik yapıyı zorla değiştirmek anlamına geldiği”, “Diğer devletlerin, İsrail’in Filistin’deki işgalini tanımama yükümlülüğü olduğu” ve “İsrail’in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellediği” savunulmuştu.
TÜRKİYE FİLİSTİN İŞGALİNE KARŞI ÇIKTI
Türkiye, UAD’nin danışma görüşü oluşturulması sürecinde 26 Şubat 2024’te yaptığı sunumda, İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellediğini ve bu sebeple işgali “derhal ve koşulsuz olarak” sona erdirmesi gerektiğini vurgulamıştı.
Sunumunda, İsrail’in Filistin’deki işgaline son vermesi ve 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören kalıcı ve sürekli bir çözüme ulaşılması çağrısını yineleyen Türkiye, uluslararası toplumu ve kuruluşları, üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye davet etmişti.
Türkiye, özellikle Doğu Kudüs’ün statüsünün değiştirilmesinin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına aykırılık teşkil ettiğini belirtmişti.
– ABD ve İngiltere, İsrail’in tezlerini savundu
ABD ve İngiltere ise İsrail’in tezlerini savunarak, Divan’dan herhangi bir danışma görüşü vermemesini istemişti.
İngiltere, İsrail-Filistin uyuşmazlığının ikili müzakereler yoluyla çözülmesi ve Divan önüne getirilmemesi gerektiğini savunurken, ABD tarafı ise İsrail’in Filistin’i işgalini “güvenlik endişeleri” gerekçesiyle meşru göstermeye çalışmıştı.
BM Genel Kurulu, UAD’den görüş istemişti
BM Genel Kurulu 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’den, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltti.
BM Genel Kurulunun Divana sunduğu sorular, şu şekilde:
“1- İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir?
2- İsrail’in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?”
Danışma görüşü talebi 17 Ocak 2023’te BM Genel Sekreteri tarafından UAD’ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin’e, danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.
Danışma görüşü nedir?
Birleşmiş Milletlerin temel yargı organı Divan’ın görevleri arasında ilk olarak, devletler arasında ortaya çıkan hukuki ihtilafları uluslararası hukuka uygun şekilde çözmek, ikinci olarak da kendisine yönlendirilen hukuki konularda danışma görüşü bildirmek bulunuyor.
BM organları ve faaliyet alanlarıyla ilgili olması şartıyla BM yetkili kuruşları uluslararası hukuka ilişkin konu hakkında UAD’den danışma görüşü isteyebilir. Devletler, Divan’dan danışma görüşü isteyemez.
UAD bu meselede İsrail’in, işgal ettiği Filistin’deki politikaları ve uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin bağlayıcı olmayan danışma görüşünü açıklayacak.
Danışma görüşünün etkisi nedir?
UAD’nin verdiği danışma görüşleri her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor.
Danışma görüşleri, ileride açılabilecek benzer konulardaki davalarda Divan’ın ne yönde karar verebileceğini de gösterirken, danışma görüşü aleyhine hareket eden devletler açısından politik baskı aracı olarak kullanılabiliyor.
Divan’ın, İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004’te verdiği danışma görüşünde, duvarın hukuka aykırı olduğunu tespit etmesinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail’e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartı koyması dikkati çekiyor.
Yine UAD’nin 22 Temmuz 2010’da, uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmenin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova’nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.
UAD’nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırı olduğu yönünde olması durumunda, bunun İsrail ve diğer ülkeler açısından getirdiği sonuçları da tespit etmesiyle, İsrail’in Gazze’de ve diğer Filistin topraklarında uyguladığı ihlallerin sonlandırılması yönündeki baskının artması bekleniyor.
Buna ek olarak, İsrail’e askeri, siyasi ve mali destek veren ülkelerin de uluslararası toplum tarafından bu desteklerini sonlandırmaları yönünde gelecek çağrıları yanıtlamak zorunda kalmaları öngörülüyor.
Danışma görüşü, İsrail’in Adalet Divanında yargılandığı davadan farklı
Güney Afrika’nın, İsrail aleyhine, Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali sebebiyle Uluslararası Adalet Divanında açtığı dava, iki ülke arasında çekişmeli yargılama anlamına gelirken, yarın başlayacak danışma görüşü, iki devletin karşı karşıya geldiği bir dava niteliği taşımıyor.
Danışma görüşünde, davalı-davacı şeklinde ayrım bulunmuyor ve UAD, BM organları ya da kuruluşlarının faaliyet alanlarına ilişkin yönelttiği sorular hakkındaki görüşünü açıklıyor.
Divan Statüsü’nün 66. maddesi gereği, BM üyesi ülkeler, danışma görüşü istenen konular üzerine yazılı ve sözlü beyanda bulunma hakkına sahip.
Çekişmeli davalardan farklı olarak herhangi bir ad-hoc hakim atanmadığından, danışma görüşü kararını UAD’nin daimi 15 hakimi verecek.
Buna ek olarak soykırım davası sadece Gazze’de işlenen soykırım suçlarını ve ihlalleri ele alırken, yarın açıklanacak danışma görüşünün kapsamında, Gazze’nin yanı sıra Batı Şeria ve Doğu Kudüs dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarındaki başta işgal ve ilhak olmak üzere birçok uluslararası hukuk kuralının ihlali yer alıyor.
Bakan Yumaklı’nın açıklamalarından öne çıkan satırbaşları:
“Hayatını kaybeden işletme şefimizi rahmetle anarak başlamak istiyorum. Şahin Dönertaş kardeşim 41 yaşında bu vatan için, yeşil vatan için hayatını hiçe sayan kahramanlardan sadece bir tanesi. Ailesine, bütün sevenlerine ve Orman Genel Müdürlüğü teşkilatımıza ve bakanlığımıza başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar dün 9 adet yangın vardı bizim üst risk grubunda diye tanımladığımız. Ancak 34’ü orman yangını 14’ü de orman dışı yangın olmak üzere bütün yurt çapında 48 adet yangınla mücadele etti arkadaşlarımız. Orman dışında başlayan yangınların da ormana sirayet etmesiyle birlikte. Edirne, Bursa, Balıkesir, Manisa, Uşak, Kütahya, İzmir Foça, İzmir Bergama ve en sonunda dün akşam yerleşim merkezlerine yakın seyretmesi hasebiyle de İzmir Buca yangınları bizim arkadaşlarımızın hakikaten canını hiçe sayarak söndürmek için mücadele ettikleri yangınlar oldu. An itibarıyla bu yangınların tamamının kontrol altına alındığını duyurmak istiyorum.”

YANGIN DÜN SAAT 13.00’TE BAŞLADI!
Yangın, dün saat 13.00 sıralarında Buca ilçesinde başlayıp, ardından Gaziemir ilçesine sıçradı. Rüzgarın da etkisiyle kısa sürede büyüyen yangına, Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri başta olmak üzere, itfaiye ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu müdahalede bulundu.
Yangına Orman Genel Müdürlüğü ekipleri, 7 uçak ve 4’ü gece görüşlü olmak üzere 20 helikopterden oluşan toplam 27 adet hava aracı, 40 adet arazöz, 9 su ikmal aracı, 4 dozer ve 4 yer ekibi, belediyelerden 21 tanker ve 5 arazöz ve 5 polis TOMA’sı ile müdahaleye devam ediyor.
Öte yandan İzmir Valisi Süleyman Elban sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, yangına ilk andan itibaren 7 uçak, 23 helikopter, 2 treyler çekici, 98 arazöz, 19 su tankeri, 1 paletli traktör, 21 tonajlı tanker, 8 dozer, 13 TOMA, 69 Yunus polis timi, 26 trafik ekibi, 98 sivil ekip ve 2172 personel ile müdahale edildiğini belirtti.
ALEVLERİN YERLEŞİM YERLERİNE SIÇRAMASI TEHDİDİ ENGELLENDİ
Gece saatlerinde yerleşim yerlerini tehdit yangın nedeniyle bölge tedbir amaçlı boşaltılırken, ekiplerin yoğun müdahalesi sonucu alevler yerleşim yerlerine sıçraması engellendi.

– UÇAK SEFERLERİ NORMALE DÖNDÜ
Yangının Adnan Menderes Havalimanı’na yakın konumda olması ve yükselen duman nedeniyle aksamalar yaşanan hava trafiği normale döndü.

Havalimanında yaşanan aksamalar nedeniyle yolcu yoğunluğu yaşandığı öğrenildi.
– Sarnıç Mahallesi’nde elektrik kesintisi uygulanıyor
Sarnıç Mahallesi’nde tedbiren elektrik kesintisi uygulandı.
Alevlerin çevredeki evleri tehdit etmesi nedeniyle polis ve jandarma ekipleri vatandaşları bölgeden uzaklaştırdı.

Alevlerin evlere sıçramaması için Orman Bölge Müdürlüğü ve itfaiye araçlarıyla TOMA’larla yangın ile evler arasına set kuruldu.

BALIKESİR’DE ÇIKAN ORMAN YANGININA MÜDAHALE EDILIYOR
Balıkesir’in Altıeylül ilçesinde, arazide başlayarak ormana sıçrayan yangını kontrol altına almak için çalışmalar sürüyor.
Altıeylül ilçesi Paşaköy Mahallesi’ndeki tarım arazisinde yangın çıktı.
Yangını görenlerin ihbarı üzerine bölgeye, Orman Bölge Müdürlüğü ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi itfaiyesine bağlı ekipler sevk edildi.
Ekipler, havadan ve karadan müdahaleyle yangını kontrol altına almaya çalışıyor.
– Herkes elinden gelen her şeyi yapıyor”
Altıeylül Belediye Başkanı Hakan Şehirli, yangına ilişkin, gazetecilere yaptığı açıklamada, yangının ot balyası sırasında bir kıvılcımdan çıktığını söyledi.
Şehirli, rüzgarın daire şeklinde esmesinden dolayı yangının ilerlediğini belirterek, şöyle konuştu:
“Valilik, kaymakamlıklarımız ve belediyelerimiz herkes elinden gelen her şeyi yapıyor. Tedbir amaçlı İnkaya Mahallesi’ndeki vatandaşlar bölgeden uzaklaştırılıyor. Şu ana kadar herhangi bir can kaybı söz konusu değil, sadece ormanımız ciddi zarar altında. Peş peşe gelen bu yangınlar gerçekten çok can sıkıcı, herkese geçmiş olsun diliyorum. Rüzgarın değişik yönlerden esmesi kontrolü zorlaştırıyor.”
– 380 PERSONELLE MÜDAHALE DEVAM EDİYOR
Balıkesir Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, arazide başlayıp ormanlık alana sıçrayan yangına 4 uçak, 2 helikopter, 29 arazöz, 14 su ikmal, 12 ilk müdahale, 15 hizmet aracı, 6 dozer, 6 greyder, 2 treyler, 6 kepçe, 4 otobüs, 3 toma ve 380 personelle müdahalenin devam ettiği belirtildi.
Paşaköy Mahallesi’nde devam eden yangının yerleşim yerlerini tehdit etmesi nedeniyle İnkaya Mahallesi’nde 92 vatandaşın tahliye edilerek kamu misafirhanelerine yerleştirildiği bildirildi.
Yangının Paşaköy Mahallesi’nde balya makinasının çalışması esnasında yangının tespit edildiği dile getirilen açıklamada, olayla ilgili gözaltına alınan 1 kişiyle ilgili işlemlerin devam ettiği kaydedildi.
Açıklamada ayrıca kent genelinde tarım arazilerindeki yangın riskinin azaltılması amacıyla, yarın 08.00-20.00 saatleri arasında biçerdöver ile hububat hasadı ve balya bağlama işlemleri durdurulduğu ifade edildi.

KÜTAHYA’DA ORMAN YANGINI
Kütahya’nın Gediz ilçesinde çıkan orman yangınının söndürülmesi için havadan ve karadan müdahale sürüyor.
Gümele ve Karaağaç köyleri arasındaki ormanlık alandan yoğun dumanlar yükseldiğini görenler, 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi.
İhbar üzerine bölgeye Kütahya Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı çok sayıda arazöz ile Gediz Belediyesine bağlı itfaiye ekipleri sevk edildi.
Ekipler, kuvvetli rüzgarın etkili olduğu çamlık bölgedeki yangına havadan ve karadan müdahaleyi sürdürüyor.
– DERE MAHALLESİ TAHLIYE EDİLDİ
Kütahya Valisi Musa Işın, yangın bölgesine gelerek çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Daha sonra gazetecilere açıklama yapan Işın, bugün Kütahya’da 4 orman yangınının çıktığını söyledi.
Işın, öğleden önce Tavşanlı ve Altıntaş ilçelerinde çıkan 3 yangının söndürüldüğünü belirterek, Gediz’deki yangının ise 80 hektarlık alanda etkili olduğunu anlattı.
Yangının büyük oranda kontrol altına alındığını belirten Işın, şunları kaydetti:
“Sadece bir uçta hafif yangın devam etmektedir. Bölgede 4 helikopter, 2 uçak, Denizli’de ve Eskişehir’den takviyeler yapmak suretiyle bütün belediyelerimizin, AFAD, Orman Bölge Müdürlüklerimizin bütün yangın ekipmanları araçları personeli şu anda sahada çalışmaktadır. Çok profesyonelce bir çalışma yapıldığını söyleyebilirim. Yangın bölgesinin yakınında bulunan 30 haneli Dere Mahallesi’ni her ihtimale karşı tahliye ettik. İnsanları ve hayvanları güvenli bölgeye intikal ettirdik. Her ihtimale karşı böyle bir tedbir de aldık. İnşallah yangını buraya sirayet etmeden söndürmüş olacağız.”

MANİSA’DA ORMAN YANGINI
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde tarım arazisinden ormana sıçrayan yangına havadan ve karadan müdahale başlatıldı.
Avşar Mahallesi’nde bir tarım arazisinde henüz belirlenemeyen nedenle çıkan yangın, rüzgarın etkisiyle ormanlık alana yayıldı.
İhbar üzerine bölgeye İzmir Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı 3 uçak, 5 helikopter, 8 arazöz, 2 su ikmal aracı ve dozer ile Manisa Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekibi sevk edildi.
Yangın nedeniyle bir bağ evi, tedbir amaçlı tahliye edildi.
Yangının kontrol altına alınması için çalışmalar sürüyor.


İKİ BÖLGEDE KUVVETLİ SAĞANAK
Yağışların; Doğu Karadeniz kıyıları, Artvin, Kars ve Ardahan çevreleri ile Erzurum’un kuzey ve doğu ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

SICAKLIK MEVSİM NORMALLERİNİN ÜZERİNDE
Hava sıcaklığında önemli bir değişiklik beklenmiyor. Ülkemiz genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.
RÜZGARIN ŞİDDETİ ORTA KUVVETTE
Rüzgar genellikle kuzeyli, Akdeniz kıyıları ile Güneydoğu Anadolu’da güney ve batı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın güneybatısı, Kuzey Ege, Orta Karadeniz’in iç kesimleri ile İç Anadolu’nun doğusunda kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/sa) olarak eseceği tahmin ediliyor.
İLLERİMİZDE HAVA DURUMU
Son tahminlere göre illerimizde beklenen sıcaklıklar ve hava durumu ise şöyle:
ANKARA: 34, Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL: 35, Az bulutlu, zamanla parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde Çatalca çevreleri kısa süreli ve yerel sağanak yağışlı
İZMİR: 40, Az bulutlu ve açık
KOCAELİ: 36, Az bulutlu, zamanla parçalı bulutlu
BURSA: 37, Az bulutlu, zamanla parçalı bulutlu
EDİRNE: 37, Az bulutlu, zamanla parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra ve akşam saatlerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
A.KARAHİSAR: 33, Az bulutlu
DENİZLİ: 40, Az bulutlu ve açık
MANİSA: 41, Az bulutlu ve açık
ADANA: 37, Az bulutlu ve açık
ANTALYA: 41, Az bulutlu ve açık
HATAY: 34, Az bulutlu ve açık
ISPARTA: 34, Az bulutlu
ESKİŞEHİR: 36, Parçalı ve az bulutlu
SİVAS: 30, Parçalı ve az bulutlu
YOZGAT: 31, Parçalı ve az bulutlu
BOLU: 33, Parçalı, zamanla çok bulutlu, öğleden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ZONGULDAK: 30, Parçalı ve az bulutlu
SİNOP: 31, Parçalı ve az bulutlu
AMASYA: 36, Parçalı ve az bulutlu
SAMSUN: 33, Parçalı bulutlu
TRABZON: 29, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor
ARTVİN: 26, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor
ERZURUM: 24, Parçalı ve çok bulutlu, öğleden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kuzey ve doğu ilçelerinde kuvvetli olması bekleniyor
KARS: 24, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğleden sonra kuzey ve doğu ilçelerinde kuvvetli olması bekleniyor
MALATYA: 36, Parçalı ve az bulutlu
VAN: 29, Parçalı bulutlu
DİYARBAKIR: 40, Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP: 38, Az bulutlu ve açık
SİİRT: 38, Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA: 40, Az bulutlu ve açık
Yoğun bakım servisinde tedavi gören Emine Burkay’ın beyin ölümü gerçekleşti. Vasiyeti üzerine ailesi Burkay’ın organlarını bağışladı. İzmir’den gelen ekip tarafından Burkay’dan alınan karaciğer İzmir’de bir hastaya nakledildi.
İKİSİ DE BÖBREK NAKLİYLE HAYATA TUTUNMUŞ
Emine Burkay’ın böbrek hastası olduğu, 2009 yılında babasından alınıp, kendisine nakledilen böbrekle sağlığına kavuştuğu ancak 6 ay önce tekrar eden hastalığı nedeniyle yeniden diyaliz tedavisi görmeye başladığı bildirildi. Eşi Oktay Burkay’ın da böbrek hastası olduğu ve 13 yıl önce babası Hasan Burkay’ın böbreği bağışlaması ile tekrar yaşama tutunduğu belirtildi.
‘AİLESİ VASİYETİ YERİNE GETİRİP BİR HASTAYA UMUT OLDU’
Denizli İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Berna Öztürk, Emine Burkay’ın ailesine baş sağlığı dileyerek organ bağışında bulundukları için teşekkür etti. Uzm. Dr. Öztürk, “5 yıldan fazla diyalize girmiş ve 2009 yılında babasının böbreği ile sağlığına kavuşmuş olan Emine Burkay’ın hikayesi, organ bağışının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Burkay’ın böbreği ret verince ne yazık ki 6 aydır yine diyaliz süreci başlamış olup kendisi de organ nakli beklerken üzücü bir kaza sonucu hayatını kaybetmiştir. Organ nakli bekleyen hasta olarak yaşamında bu zorlu süreçleri çokça yaşamış olan Burkay, sağlığında organ bağışçısı olmuş ve ailesine de bu konuda vasiyet etmiştir. Emine Burkay’ın ailesi acılarını bir kenara bırakarak, vasiyeti yerine getirdiler, organ bağışında bulundular ve bir hastaya umut oldular. Onlara bu konuda duyarlılıklarından dolayı teşekkürlerimi iletiyor ve baş sağlığı diliyorum” dedi.
‘ORGAN BEKLEDİKLERİ İÇİN BAĞIŞ KONUSUNDA FARKINDALIĞI YÜKSEK BİR AİLE’
Uzm. Dr. Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Emine Burkay’ın aynı kazada vefat eden eşi de diyaliz hastası olup, böbrek nakliyle sağlığına kavuşmuş. Diliyoruz ki kimse sağlığını kaybetmesin, organ bağışı beklemek zorunda kalmasın ama Türkiye’de ne yazık ki yaklaşık 33 bin hasta organ beklemektedir. Burkay ailesi, kendileri de uzun yıllar diyaliz süreci ve organ nakli bekledikleri için organ bağışı konusunda farkındalığı yüksek bir aileydi. Organ bağışının önemini; müdürlük olarak yürüttüğümüz ‘Her Bağış Yeni Bir Hayat Projesi’ kapsamında sağlık ekiplerimizin gayreti ile her alanda anlatmaya çalışıyoruz. Elbette, bu süreci yaşayanlar bu konuda çok daha duyarlı olabiliyorlar. Ama bizim amacımız, organ bağışında farkındalık düzeyini arttırmak ve bağış sayılarını çoğaltabilmek. Çünkü her bağış, organ nakli bekleyen hastalar için bir umut olmakta ve sağlıklarına kavuşabilmelerini sağlamaktadır. Vatandaşlarımızı da bu konuda duyarlı olmaya ve organ bağışında bulunmaya davet ediyoruz.
Serbest bırakıldıktan sonra Gazze Şeridi’nin merkezindeki Deyr el-Belah kentindeki Aksa Şehitleri Hastanesi’nde tedavi altına alınan Filistinliler, alıkonuldukları süre boyunca aç bırakıldıklarını ve İsrail askerleri tarafından işkence gördüklerini anlattı.
İsrail, dün Gazze Şeridi’nde alıkoyduğu, aralarında yaşlı bir kadının da bulunduğu 16 Filistinliyi serbest bıraktı. Deyr el-Belah’ın doğusundaki Kissufim askeri bölgesinden giriş yapan Filistinlilerden 13’ü sağlık durumlarının kötü olması nedeniyle Aksa Şehitleri Hastanesi’ne götürüldü.
İsrail ordusu, 7 Ekim’den bu yana Gazze’de aralarında çocuk, kadın, gazeteci, sağlık çalışanı olmak üzere binlerce Filistinliyi alıkoydu, bunlardan bir kısmını serbest bırakırken, kalanların akıbetinin ne olduğu bilinmiyor.
“Her gün açlık, susuzluk ve işkenceyle geçti”
Görme engelli Nadur Halid Gaseliyye (27), Gazze Şeridi’nin kuzeyinde sığındıkları bir barınma merkezinde aralarında yaşlıların da bulunduğu 10 kişiyle birlikte alıkonulduğunu söyledi.
Gaseliyye, görme engelli olmasına ve bunu belirtmesine rağmen İsrail askerlerinin diğer Filistinlilere yaptıkları gibi onun da gözlerini bağladığını ifade etti.
“Alıkonulma çok zordu, her gün açlık, susuzluk ve işkenceye maruz bırakıldık. Son günlerde suyumuzu kesmeye başladılar” diyen Gaseliyye, bu süre boyunca yaşadığı zorlukları şu sözlerle aktardı:
“Cezaevinde hava çok sıcaktı. Çok terliyordum. Gözlerimdeki bağ şiddetli ağrı ve yanmaya neden oluyordu. Yüzümü suyla yıkamalarını istedim ama reddettiler. Nakil sırasında şiddetli dayak da dahil olmak üzere çeşitli işkencelere maruz kaldık. Silahların dipçiğiyle sırtımıza ve omurgamıza vurdular. Bazı insanlar bu yüzden öldü. Dayakların şiddetinin yanı sıra üzerimize köpekleri salıyorlardı ve elektrikli cop kullanıyorlardı.”
Filistinliler en korkunç işkence ve aşağılanmalara maruz kalıyor
Serbest bırakılan 35 yaşındaki Muhammed Habib ise “ağır dayaklara, çıplak aramaya ve çok kötü muamelelere maruz kaldıklarını” belirtti.
Tutuldukları hapishanede “insanların dayanılmaz trajik koşullarda yaşam mücadelesi verdiğine ve insan haklarının ayaklar altına alındığına” dikkati çeken Habib, uluslararası toplumun ve insan hakları kuruluşlarının sessizliğinden güç alan İsrail güçlerinin hapishanelerde Filistinlilere en korkunç işkence, aşağılama ve kötü muamelede bulunduğunu vurguladı.
İşgal altındaki Doğu Kudüs’e gittiği sırada yolda alıkonulan 64 yaşındaki Filistinli kadın Necah Safi, İsrail askerlerinin “Batı Şeria’da bulunma süresi bittiği” gerekçesiyle kendisini alıkoyduğunu ifade etti.
Hasta kız kardeşine tedavisi sırasında refakat etmek için Batı Şeria’ya geldiğini belirten Safi, kardeşinin ölümünden sonra İsrail saldırıları nedeniyle Gazze Şeridi’ne dönemediğini ve Batı Şeria’da mahsur kaldığını dile getirdi.
Hapishanelerde çıplak arama yapılıyor
Askerlerin kendisini kelepçeledikten sonra bir sorgu merkezine götürdüğünü ve bütün gece orada kaldığını, ardından Remle hapishanesine nakledildiğini söyleyen Safi, yaşadığı şiddeti şu sözlerle anlattı:
“İsrailli kadın askerler Filistinlileri soydu ve güvenlik görevlilerinin önünde çıplak olarak arama yaptı. Askerler fotoğrafımı çekmek için beni başörtümü çıkarmaya zorladı. Başörtümü çıkarmayı reddettiğim için bana küfür ve hakaret yağdırdılar.”
Cezaevi idaresinin 27 günden uzun bir süre zarfında ailesiyle iletişim kurmasına ve onlara nerede tutulduğunu söylemesine izin vermediğini belirten Safi, askerlerin alıkoydukları tüm Filistinli kadınları hücrelerde tecrit altında tuttuklarını ve her gün hakaret ve küfür yağdırarak hem psikolojik hem fiziksel şiddet uyguladıklarını anlattı.
Filistinli yaşlı kadın, İsrail askerlerinin kendisini Deyr al-Belah’a götürerek serbest bıraktıktan sonra bulundukları bölgeye doğru ateş açtıklarını aktardı.
İsrail ordusu geçtiğimiz aylarda sağlık durumları kötüleşen onlarca esiri ayrı gruplar halinde serbest bıraktı.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi’nden yapılan son açıklamaya göre, İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde 310 sağlık personeli ile 36 gazetecinin de aralarında bulunduğu 5 bin kişiyi alıkoymuştu.
Geçen yıl 7 Aralık’ta Keçiören ilçesi Kafkas Mahallesi’ndeki evinden çıkıp okuluna giderken boş arazide bulunan çok sayıda sahipsiz hayvanın saldırısına uğraması sonucu ağır yaralanan Tunahan Yılmaz’ın babası Halil Yılmaz, dün sahipsiz hayvanlara yönelik Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerini takip etmek için Meclis’e gitti.
Teklife karşı çıkan bazı muhalefet milletvekillerinin olduğunu ve görüşmeler sırasında gerginlik yaşandığını anlatan Yılmaz, “Dün Meclis’e mağdur aileler olarak davet etmişlerdi bizi. Oraya mağdur aile olarak gittik. Biz zannettik ki oradaki milletvekillerimiz bizim sesimiz olacak. Onlar bırakın sesimiz olmayı benim sesimi aldılar.” dedi.

“ÇOCUĞUMA GEÇMİŞ OLSUN DEMEDİLER”
Meclis’te yaklaşık 8 saat saygı çerçevesi içinde konuşmaları dinlediğini ifade eden Yılmaz, hiç kimsenin mağdurlara geçmiş olsun demediğini ileri sürdü. Yılmaz, “Hiç kimseden bahsetmediler. Benden bahsetmediler, çocuğuma geçmiş olsun demediler.” dedi.
“BANA ‘SEN KİMSİN’ DEDİ”
Görüşmeler sırasında bir milletvekilinin “Bu çocuklara sordunuz mu siz, bu yasayı. Sokaktaki başıboş köpekler uyutulacak, ötenazi olacak diye sordunuz mu? Tarih sizi kanlı elleriyle anacak.” dediğini ileri süren Yılmaz, bunun üzerine “Ben sordum, dedim. Bana ‘Sen kimsin?’ dedi.” açıklamasında bulundu.

“SOKAKLARIMIZI GÜVENLİ HALE GETİRSİNLER”
Yılmaz, tartışmanın ardından çok sinirlendiğini ve olanları sağlıklı hatırlayamadığını, kimseye saygısızlık yapmadığını dile getirdi.
Kimseyi incitmek istemediğini söyleyen Yılmaz, “Benim sadece bir amacım var. Sokaklarımızı güvenli hale getirsinler. Şehirlerimizi güvenli hale getirsinler. Tek amacımız bu.” dedi.

Herkesin kendi çocuğuna bakmakla yükümlü olduğunu ve bu sorunun hemen çözülmesini istediğini ifade eden Yılmaz, şunları kaydetti:
“Diğer bütün çocuklar bizim çocuklarımız. Ben o dünkü ‘Sen kimsin?’ diyen vekile diyorum. Onlar bizim geleceğimiz. Onların çocukları da bizim çocuklarımız. Allah benim yaşadığım acıları onların çocuklarına yaşatmasın. Biz oraya sesimiz olsun diye gittik. Masalara vurmalar, bağırmalar, çağırmalar, ben neye uğradığımı şaşırdım zaten orada. Dedim ki ‘Ben nasıl bir ortama geldim?’ Ben ömrümde böyle bir ortam görmedim, saygı çerçevesinde bir konuşma bekliyordum. Bizim sesimiz olurlar dedim. Mağduriyetimizi anlatırız dedim. Ama söz hakkı da verilmedi.”

“TEDAVİ SÜRECİ DAHA DA UZAYACAK”
Meclis’ten çıktıktan sonra ağlayarak eve gittiğini anlatan Yılmaz, “Tunahan bana ‘Niye ağlıyorsun baba?’ dedi. Oğlum sen iyileşiyorsun ya ben ondan ağlıyorum dedim.” ifadesini kullandı.
Başıboş sokak köpeklerine insan gücünün yetmeyeceğini ifade eden Yılmaz, Tunahan’ın saldırıya uğradığı bölgede de halen çok sayıda başıboş köpek olduğunu söyledi.
Yılmaz, oğlu Tunahan’ın önümüzdeki 2 yıllık tedavi programının belli olduğunu, bu sürecin daha da uzayacağını kaydetti.

Zafer Mahallesi’nde ormanlık alanda çıkan yangına müdahale için Orman Genel Müdürlüğüne bağlı 7 uçak, 16 helikopter, 35 arazöz, 11 su ikmal aracı, 4 dozer, 4 yer ekibi ile çok sayıda itfaiye görevlisi sevk edildi.
Yangının kontrol altına alınması için Kara Kuvvetleri Komutanlığına ait 5 helikopter ile İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne bağlı TOMA’lar da görev yapıyor.
Yangın nedeniyle bölgede bulunan arı kovanları ile küçükbaş hayvan ağılları tahliye edildi.

Rüzgarın yönünü değiştirmesi nedeniyle farklı yönlerde yayılan yangın, Sarnıç Piknik Alanı civarında yerleşim birimlerine yaklaştı.
Alevlerin yerleşim birimlerine yakın noktada etkili olması üzerine Orman Bölge Müdürlüğü ve itfaiye ekipleriyle TOMA’lar, bu bölgeye yoğunlaştı.
Evlere yaklaşık 100 metre mesafedeki alevlere karşı vatandaşlar da müdahaleye katıldı. Hortumlarla ağaçları ve evlerini ıslatan vatandaşların, yoğun duman nedeniyle zor anlar yaşadığı gözlendi.
“RÜZGAR SÜREKLİ YÖN DEĞİŞTİRİYOR”
Buca Belediye Başkanı Görkem Duman, yangın bölgesinde yaptığı incelemenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, ekiplerin olağanüstü bir mücadele verdiğini, rüzgarın sürekli yön değiştirmesi nedeniyle zorluk yaşandığını söyledi.
Yangının bazı yönlerde durduğunu, soğutma yapıldığını aktaran Duman, belediye arama kurtarma ekiplerinin de çalışmalara katıldığını aktardı.
Bölgede çimento fabrikası olduğunu belirten Başkan Duman, buna yönelik bir risk bulunduğu iddialarının gerçeği yansıtmadığını sözlerine ekledi.

– KOVANLARINI KURTARMAYA ÇALIŞTI
Sarnıç’ta arıcılık yapan Kemal Korkmaz ise yangında 80 kovanının yandığını, 20-30 kovanı kurtarabildiğini belirterek, “Yapacak bir şey yok. Masrafım 500 bin liradan aşağı yoktur. Kovanlarım yandı, her şeyim yandı. Üzgünüm.” dedi.
Bu bölgede yangından etkilenen bir köpek ise çevredeki vatandaşlar tarafından motosiklete alınarak kurtarıldı.

– UÇAK SEFERLERİ NORMALE DÖNDÜ
Yangının Adnan Menderes Havalimanı’na yakın konumda olması ve yükselen duman nedeniyle aksamalar yaşanan hava trafiği normale döndü.
Havalimanında yaşanan aksamalar nedeniyle yolcu yoğunluğu yaşandığı öğrenildi.
– Sarnıç Mahallesi’nde elektrik kesintisi uygulanıyor
Sarnıç Mahallesi’nde tedbiren elektrik kesintisi uygulandı.
Alevlerin çevredeki evleri tehdit etmesi nedeniyle polis ve jandarma ekipleri vatandaşları bölgeden uzaklaştırdı.
Alevlerin evlere sıçramaması için Orman Bölge Müdürlüğü ve itfaiye araçlarıyla TOMA’larla yangın ile evler arasına set kuruldu.

Güvenlik güçleri, alevlerin yakın olduğu Sarnıç Mahallesi Çamlık Caddesi üzerindeki evleri tahliye etmeye başladı.
Yangına gece görüşlü helikopterlerle müdahale yapılıyor.
İl Emniyet Müdürü Celal Sel ve İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Osman Kılıç ekiplerinden bilgi aldı.
Bölgede Orman Bölge Müdürlüğü ve itfaiye ekiplerinin yangına müdahalesi sürüyor.

BALIKESİR’DE ÇIKAN ORMAN YANGININA MÜDAHALE EDILIYOR
Balıkesir’in Altıeylül ilçesinde, arazide başlayarak ormana sıçrayan yangını kontrol altına almak için çalışmalar sürüyor.
Altıeylül ilçesi Paşaköy Mahallesi’ndeki tarım arazisinde yangın çıktı.
Yangını görenlerin ihbarı üzerine bölgeye, Orman Bölge Müdürlüğü ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi itfaiyesine bağlı ekipler sevk edildi.
Ekipler, havadan ve karadan müdahaleyle yangını kontrol altına almaya çalışıyor.
– Herkes elinden gelen her şeyi yapıyor”
Altıeylül Belediye Başkanı Hakan Şehirli, yangına ilişkin, gazetecilere yaptığı açıklamada, yangının ot balyası sırasında bir kıvılcımdan çıktığını söyledi.
Şehirli, rüzgarın daire şeklinde esmesinden dolayı yangının ilerlediğini belirterek, şöyle konuştu:
“Valilik, kaymakamlıklarımız ve belediyelerimiz herkes elinden gelen her şeyi yapıyor. Tedbir amaçlı İnkaya Mahallesi’ndeki vatandaşlar bölgeden uzaklaştırılıyor. Şu ana kadar herhangi bir can kaybı söz konusu değil, sadece ormanımız ciddi zarar altında. Peş peşe gelen bu yangınlar gerçekten çok can sıkıcı, herkese geçmiş olsun diliyorum. Rüzgarın değişik yönlerden esmesi kontrolü zorlaştırıyor.”
– 380 PERSONELLE MÜDAHALE DEVAM EDİYOR
Balıkesir Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, arazide başlayıp ormanlık alana sıçrayan yangına 4 uçak, 2 helikopter, 29 arazöz, 14 su ikmal, 12 ilk müdahale, 15 hizmet aracı, 6 dozer, 6 greyder, 2 treyler, 6 kepçe, 4 otobüs, 3 toma ve 380 personelle müdahalenin devam ettiği belirtildi.
Paşaköy Mahallesi’nde devam eden yangının yerleşim yerlerini tehdit etmesi nedeniyle İnkaya Mahallesi’nde 92 vatandaşın tahliye edilerek kamu misafirhanelerine yerleştirildiği bildirildi.
Yangının Paşaköy Mahallesi’nde balya makinasının çalışması esnasında yangının tespit edildiği dile getirilen açıklamada, olayla ilgili gözaltına alınan 1 kişiyle ilgili işlemlerin devam ettiği kaydedildi.
Açıklamada ayrıca kent genelinde tarım arazilerindeki yangın riskinin azaltılması amacıyla, yarın 08.00-20.00 saatleri arasında biçerdöver ile hububat hasadı ve balya bağlama işlemleri durdurulduğu ifade edildi.

KÜTAHYA’DA ORMAN YANGINI
Kütahya’nın Gediz ilçesinde çıkan orman yangınının söndürülmesi için havadan ve karadan müdahale sürüyor.
Gümele ve Karaağaç köyleri arasındaki ormanlık alandan yoğun dumanlar yükseldiğini görenler, 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi.
İhbar üzerine bölgeye Kütahya Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı çok sayıda arazöz ile Gediz Belediyesine bağlı itfaiye ekipleri sevk edildi.
Ekipler, kuvvetli rüzgarın etkili olduğu çamlık bölgedeki yangına havadan ve karadan müdahaleyi sürdürüyor.
– DERE MAHALLESİ TAHLIYE EDİLDİ
Kütahya Valisi Musa Işın, yangın bölgesine gelerek çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Daha sonra gazetecilere açıklama yapan Işın, bugün Kütahya’da 4 orman yangınının çıktığını söyledi.
Işın, öğleden önce Tavşanlı ve Altıntaş ilçelerinde çıkan 3 yangının söndürüldüğünü belirterek, Gediz’deki yangının ise 80 hektarlık alanda etkili olduğunu anlattı.
Yangının büyük oranda kontrol altına alındığını belirten Işın, şunları kaydetti:
“Sadece bir uçta hafif yangın devam etmektedir. Bölgede 4 helikopter, 2 uçak, Denizli’de ve Eskişehir’den takviyeler yapmak suretiyle bütün belediyelerimizin, AFAD, Orman Bölge Müdürlüklerimizin bütün yangın ekipmanları araçları personeli şu anda sahada çalışmaktadır. Çok profesyonelce bir çalışma yapıldığını söyleyebilirim. Yangın bölgesinin yakınında bulunan 30 haneli Dere Mahallesi’ni her ihtimale karşı tahliye ettik. İnsanları ve hayvanları güvenli bölgeye intikal ettirdik. Her ihtimale karşı böyle bir tedbir de aldık. İnşallah yangını buraya sirayet etmeden söndürmüş olacağız.”

MANİSA’DA ORMAN YANGINI
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde tarım arazisinden ormana sıçrayan yangına havadan ve karadan müdahale başlatıldı.
Avşar Mahallesi’nde bir tarım arazisinde henüz belirlenemeyen nedenle çıkan yangın, rüzgarın etkisiyle ormanlık alana yayıldı.
İhbar üzerine bölgeye İzmir Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı 3 uçak, 5 helikopter, 8 arazöz, 2 su ikmal aracı ve dozer ile Manisa Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekibi sevk edildi.
Yangın nedeniyle bir bağ evi, tedbir amaçlı tahliye edildi.
Yangının kontrol altına alınması için çalışmalar sürüyor.



‘OYLAMAYLA İKİ DEVLETİ ÇÖZÜM YOK EDİLEMEZ’
Birleşmiş Milletler (BM), İsrail meclisinin “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önergeyi kabul etmesine tepki göstererek, “Oylamayla iki devletli çözüm yok edilemez.” açıklamasında bulundu.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in daha önce yaptığı açıklamada mevcut gelişmelerin “iki devletli çözümü kalbinden bıçakladığını” söylediğini anımsatan Dujarric, Guterres’in İsrail meclisinin aldığı karar karşısında hayal kırıklığına uğradığını dile getirdi.

Dujarric, “Oylamayla iki devletli çözüm yok edilemez.” diyerek, BM’nin 1967 sınırlarınca iki devletli çözümü desteklediğinin altını çizdi.
İsrail meclisinin aldığı kararın BM kararları, uluslararası hukuk ve daha önce varılan anlaşmalarla uyumsuz olduğunu kaydeden Dujarric, “Guterres, taraflara iki devletli çözümden uzaklaştıracak tüm adımlardan kaçınma çağrısı yapıyor.” mesajını verdi.
ABD: KARARA SEVİNMEDİK
ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail meclisinde “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önergenin kabul edilmesi kararına “çok sevinmediklerini” duyurdu.

Önerge hakkında birebir konuşamayacağın belirten Patel, “ABD, hem İsrailliler hem de Filistinliler için barış inşa etme konusunda kararlı.” ifadelerini kullandı.
HAMAS: ÖNERGENİN KABUL EDİLMESİ BMGK KARARLARININ HAFİFE ALINMASIDIR!
Hamas’tan yapılan açıklamada da, “Siyonist Knesset’te Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan önergenin kabul edilmesi, Filistin topraklarında hiçbir meşruiyeti olmayan işgalci bir tarafın verdiği geçersiz bir karardır.” ifadeleri kullanıldı.

‘ULUSLARARASI TOPLUM CİDDİ OLARAK HAREKETE GEÇMELİ’
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Filistin halkımızın, Siyonist terör hükümetinin kendisine karşı yürüttüğü faşist imha savaşı karşısında direnişini, mücadelesini ve meşru savunmasını sürdüreceğini teyit ediyoruz. Bu karar uluslararası topluma bir meydan okuma mesajı ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Filistin’e Birleşmiş Milletlere tam üyelik verilmesini destekleyen kararlarının hafife alınması anlamına geliyor.”
Hamas, “İsrail Meclisinin bu suç niteliğindeki kararlarını, uygulamalarını durdurmak ve Filistin halkının tüm haklarına erişmesini sağlamak için uluslararası toplumun ciddi olarak harekete geçmesi gerektiğini” vurguladı.
ÖNERGENİN KABUL EDİLMESİ FRANSA’DA ŞAŞKINLIK YARATTI
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından kabul edilen kararlara aykırı olarak İsrail Meclisinde “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önergenin kabul edilmesinden duyulan “şaşkınlık” vurgulandı.
İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in İsrail polisi eşliğinde işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya düzenlediği baskının “sorumsuz” olarak nitelendirildiği açıklamada, bu tür eylemlerin bölgeyi istikrarsızlaştırdığı duyuruldu.

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM VURGUSU
Açıklamada, Fransa’nın söz konusu baskını kınadığı, “barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayan iki devletli çözümün acilen hayata geçirilmesi gerektiği” kaydedildi.
“Sadece iki devletli bir çözüm hem İsraillilere hem de Filistinlilere adil ve kalıcı bir barış getirebilir ve bölgede istikrarı garanti altına alabilir” ifadesi kullanılan açıklamada, “İsrailli ve Filistinli siyasi liderlerin barışa yönelik gönüllü ve cesur bir taahhütte bulunmalarının” gerekliliğinin altı çizildi.
Kudüs’teki kutsal yerlerin tarihi statüsünün korunmasının önemi hatırlatılan açıklamada, Ürdün’ün bu konudaki “özel rolüne” dikkati çekildi.

NE OLMUŞTU?
İsrail meclisinde “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önerge kabul edilmişti.
Söz konusu önergede, “Filistin devletinin kurulmasının İsrail devleti ve vatandaşları için tehdit oluşturacağı” iddiasına yer verilmişti.
]]>HABER7
Anne babasının sevmeye kıyamadığı çocukların sokak köpeklerinin vahşi saldırılarına terk edilmesini isteyen sözde hayvanseverlerin maskesi düşüyor.
Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda müzakere edilen ‘başıboş köpek düzenlemesi’ni sabote eden köpekçi STK’lar ve güdümündeki muhalefet partileri, komisyonu sabote etmek için tüyler ürperten insafsızlıklar sergiliyor.
Evladını köpeklerin parçaladığı babayı salondan attıran, kızı köpek saldırısında can veren anneyi “şov yapmakla” itham edip tartaklamaya kalkan CHP, HDP, İyi Parti ve TİP ittifakı, köpekçi sivil toplum kuruluşlarından destek görüyor.
“Merhamet” duyarı kasarak kanun çalışmasına itiraz eden “Pethsop lobisi”nin asıl gayesinin 2 milyar dolarlık evcil hayvan pazarındaki rant olduğu belirtiliyor. Hayvanseverlik maskesi altında 205 milyon lira bağış toplayan STK’ların dolandırıcılık izleri ise MASAK’ın radarına girmiş durumda…
DUYGU SÖMÜRÜSÜYLE AÇILAN RANT KAPISI
Hayvan haklarını koruma iddiasıyla açtıkları derneklerde sosyal medya yayınları, ve mama kumbaralarıyla bağış toplayan lobiler, zor durumda bulunan yaralı ve sakat hayvanların görüntülerini paylaşıyor. Dernek çalışanları bu yolla adeta hayvanseverlerin duyguları sömürüyor.

KÖPEK İÇİN TOPLADILAR EV ARABA ALIP TATİL YAPTILAR
Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) mama lobisi ile ilgili hazırladığı raporda; hayvansever vatandaşların vicdani duygularını sömürerek yapılan kampanyalar, açılan sosyal medya yayınları ve bağış kumbaraları aracılığıyla milyonlarca liraya varan maddi kaynağa erişildiğini gözler önüne seriyor.
7 bini aşkın kişi ve bin 500’ü aşkın firmanın incelendiği rapora göre, toplanan bağışlarla tatil giderleri, araç kiralama, özel okul ödemeleri, ev veya konut kredisi taksiti gibi harcamaların yapıldığı saptandı.
Raporda yer alan 21 STK’ya 2021-2024 yıllarında giren toplam bağış tutarının 205 milyon TL olduğu belirtildi.
Yolsuzluk riski görülen bu STK’lar üzerine yapılan detaylı incelemede, 11 STK hakkında, toplanan bağışları zimmete geçirilmesi kapsamında kuvvetli suç şüphesi bulunuyor. Bu çerçevede toplam 68 milyon TL tutarında suç geliri tespit edildi.

KÖPEK TERÖRÜNÜN ARKASINA BUNLAR VAR
Hayvan sevgisi kılıfıyla adeta para basan mama lobisinin “marifeti” bunlarla sınırlı değil.
Mama fiyatı, etle yarışıyor. Hayvan otelleri, pet klinikleri eklenince pasta daha da büyüyor. Pet ve mama lobilerinin, bu serveti kaybetmemek için kanuni düzenlemeyi engellemeye çalıştığı ifade ediliyor.
Türkiye gazetesinin haberine göre, günümüzde ülke genelinde 5.500 pet mağazası ve 2.000 pet kliniği bulunuyor. Bunun yanı sıra hayvan çiftlikleri, barınaklar ve pet otelleri faaliyet gösteriyor. Türkiye evcil hayvan ürün ve hizmetleri sektörü her yıl yaklaşık olarak yüzde 15 büyüyor. Kedi ve köpek mamaları neredeyse et fiyatları ile yarışıyor. Bugün iyi bir marka köpek mamasının kilogram fiyatı 400 lirayı buluyor. Aynı şekilde bilinen bir kedi mamasının fiyatı ise 400-500 lira civarında.
Türkiye’de kedi köpek mamaları konusunda 8 fabrika, üretici ve ithalatçı olarak irili ufaklı bine yakın firma faaliyet gösteriyor. Türkiye’de pet pazarının büyüklüğü 2 milyar doları geçmiş durumda.
Hayvan otelleri ve pet klinikleri de cep yakıyor. Bugün hasta bir hayvanın tedavi edilmesi, insandan farklı değil. Pet kliniklerinden içeri girmek 3 bin liradan başlıyor. Ayrıca hayvan otelleri fiyatları da uçmuş durumda. Bir köpeğin bir hafta hayvan otelinde kalması 8-10 bin lira arasında…
Türkiye’de ciddi olaylara sebebiyet veren başıboş köpeklerin son dönemdeki saldırılarından bazıları görüntülere böyle yansıdı:


STEAM OYUN PLATFORMUNA GÖNDERİLEN MESAJ
İsmini vermek istemeyen soruşturma ekibinden 3 kaynak, ABC’ye, Crooks’un suikast girişiminin arkasında yatan nedeni belirlemek için çalışan müfettişlerin, “Steam” adlı oyun platformuna gönderilen bir mesaj bulduklarını açıkladı. Kaynaklar, Crooks tarafından yazıldığına inandıkları mesajda, “13 Temmuz prömiyerim olacak, olup biteni izleyin” ifadesinin kullanıldığını belirtti.
MERMİNİN UZUN MESAFEDE RÜZGARA KARŞI GİDİŞATI
Crooks’un elektronik aletlerinde incelemeleri sürdüren yetkililerin, telefonda Trump ve başkan Joe Biden’in resimlerini bulduğu, ayrıca internet kayıtlarında “merminin uzun mesafede rüzgara karşı gidişatı” konusunda aramalara rastladığı kaydedildi.
1 SAAT ÖNCEDEN FOTOĞRAFI ÇEKİLİP POLİSLE PAYLAŞILMIŞ
Diğer yandan olay günü Crooks silahını ateşlemeden önce seçim mitingi alanında yaşananalar hakkında da yeni detaylar ortaya çıkıyor. Gizli Servis ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) yetkililerinin dün Senato üyelerine verdiği kapalı brifingten sızan bilgilere göre, Crooks’un Trump kürsüye çıkmadan 1 saatten önce sırtında çanta ile meydanda dolaştığı, elindeki telemetre aleti ile ölçümler yaparken kolluk kuvvetlerinin dikkatini çektiği belirtildi.
AP’ye konuşan, söz konusu brifingten bilgisi olan 8 güvenlik yetkilisine göre, Crooks’un “şüpheli” durumunun telsizle üst makamlara haber verildiği, alandan fotoğrafının çekilip paylaşıldığı ancak bu süreçte Crooks’un gözden kaybolarak Trump kürsüye çıktıktan sonra 135 metre uzaklıktaki binanın çatısında görüldüğü aktarıldı.
ÇATIYA ÇIKAN POLİSE SİLAH DOĞRULTMUŞ
Mitinge katılanların uyarısı üzerine bina yakınında bulunan yerel bir polis memurunun çatıya çıkmaya çalıştığı, ancak Crooks’un kendisine silah doğrultması üzerine karşılık veremeden geri çekildiği belirtildi. Hemen sonra da Crooks’un Trump’ı hedef alarak silahını ateşlediği bildirildi.
Gizli Servis yetkilileri, Crooks’un saldırıyı gerçekleştirdiği alanın güvenliğinin yerel ve eyalet polislerinin görev alanı içinde olduğunu savunurken, yerel kolluk kuvvetleri de en üst yetkili birim olarak Gizli Servisin böyle bir görevlendirme yapmadığı ve de personel sayılarının buna yeterli olmadığı şeklinde karşılık veriyor.
CUMHURİYETÇİLER GİZLİ SERVİS DİREKTÖRÜNE TEPKİLİ
Trump’a yönelik suikast girişimini engellemede başarısız olmakla eleştirilen ABD Gizli Servisi üzerinde de baskılar gittikçe artıyor. Kongre’de Senato üyelerine verilen brifingten sonra dün Milwaukee şehrinde devam eden Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’ne katılan Gizli Servis Direktörü Kimberly Cheatle, burada bir grup Cumhuriyetçi Kongre üyesinin tepkisiyle karşılaştı.
Tennessee Senatörü Marsha Blackburn, kongre alanında yürüyen Cheatle’nin peşinden giderek, “Bu bir suikast girişimiydi. İnsanlara cevap borçlusun. Başkan Trump’a cevap borçlusunuz” diye bağırdı.
Gruptaki Wyoming Senatörü John Barrasso da Cheatle’nin hiçbir cevap vermeden yürümeye devam etmesine tepki göstererek, “Bu sessizlik gerçeklere karşı duvar örmektir” ifadesini kullandı.
Sosyal medya hesaplarından paylaşılan görüntülerde Cheatle’nin daha sonra durup etrafını çeviren Kongre üyelerini başını sallayarak dinlediği, sordukları sorulara ise “Burası bunlara cevap vermenin yeri ve zamanı değil.” diyerek yanıtsız bıraktığı duyuldu.
Blackburn ve Barrasso, dün Senato üyelerine verilen brifingten sonra yaptığı açıklamalarda, Gizli Servisin, Trump’a suikast girişimi öncesi zanlıyı “şüpheli” olarak bir saat önceden bildiğini duyurmuş, buna rağmen saldırının engellenememesi nedeniyle Cheatle’ye istifa çağrısında bulunmuştu.
TRUMP’A SUİKAST GİRİŞİMİ
Eski ABD Başkanı Trump, 13 Temmuz’da Pensilvanya’da Butler bölgesinde mitingde kürsüden destekçilerine hitap ettiği sırada silahlı saldırıya uğramıştı. Saldırıda mitinge katılan 1 kişi ölmüş, 2 kişi yaralanmış, ABD Gizli Servisi saldırganın etkisiz hale getirildiğini açıklamıştı. FBI, saldırıyı suikast girişimi olarak tanımlamış, incelemelerin ardından suikast girişiminde bulunan ve olay mahallinde öldürülen kişinin 20 yaşındaki Thomas Matthew Crooks olduğunu bildirmişti.
]]>
‘OYLAMAYLA İKİ DEVLETİ ÇÖZÜM YOK EDİLEMEZ’
Birleşmiş Milletler (BM), İsrail meclisinin “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önergeyi kabul etmesine tepki göstererek, “Oylamayla iki devletli çözüm yok edilemez.” açıklamasında bulundu.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in daha önce yaptığı açıklamada mevcut gelişmelerin “iki devletli çözümü kalbinden bıçakladığını” söylediğini anımsatan Dujarric, Guterres’in İsrail meclisinin aldığı karar karşısında hayal kırıklığına uğradığını dile getirdi.

Dujarric, “Oylamayla iki devletli çözüm yok edilemez.” diyerek, BM’nin 1967 sınırlarınca iki devletli çözümü desteklediğinin altını çizdi.
İsrail meclisinin aldığı kararın BM kararları, uluslararası hukuk ve daha önce varılan anlaşmalarla uyumsuz olduğunu kaydeden Dujarric, “Guterres, taraflara iki devletli çözümden uzaklaştıracak tüm adımlardan kaçınma çağrısı yapıyor.” mesajını verdi.
HAMAS: ÖNERGENİN KABUL EDİLMESİ BMGK KARARLARININ HAFİFE ALINMASIDIR!
Hamas’tan yapılan açıklamada da, “Siyonist Knesset’te Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan önergenin kabul edilmesi, Filistin topraklarında hiçbir meşruiyeti olmayan işgalci bir tarafın verdiği geçersiz bir karardır.” ifadeleri kullanıldı.

‘ULUSLARARASI TOPLUM CİDDİ OLARAK HAREKETE GEÇMELİ’
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Filistin halkımızın, Siyonist terör hükümetinin kendisine karşı yürüttüğü faşist imha savaşı karşısında direnişini, mücadelesini ve meşru savunmasını sürdüreceğini teyit ediyoruz. Bu karar uluslararası topluma bir meydan okuma mesajı ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Filistin’e Birleşmiş Milletlere tam üyelik verilmesini destekleyen kararlarının hafife alınması anlamına geliyor.”
Hamas, “İsrail Meclisinin bu suç niteliğindeki kararlarını, uygulamalarını durdurmak ve Filistin halkının tüm haklarına erişmesini sağlamak için uluslararası toplumun ciddi olarak harekete geçmesi gerektiğini” vurguladı.
ÖNERGENİN KABUL EDİLMESİ FRANSA’DA ŞAŞKINLIK YARATTI
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından kabul edilen kararlara aykırı olarak İsrail Meclisinde “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önergenin kabul edilmesinden duyulan “şaşkınlık” vurgulandı.
İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in İsrail polisi eşliğinde işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya düzenlediği baskının “sorumsuz” olarak nitelendirildiği açıklamada, bu tür eylemlerin bölgeyi istikrarsızlaştırdığı duyuruldu.

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM VURGUSU
Açıklamada, Fransa’nın söz konusu baskını kınadığı, “barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayan iki devletli çözümün acilen hayata geçirilmesi gerektiği” kaydedildi.
“Sadece iki devletli bir çözüm hem İsraillilere hem de Filistinlilere adil ve kalıcı bir barış getirebilir ve bölgede istikrarı garanti altına alabilir” ifadesi kullanılan açıklamada, “İsrailli ve Filistinli siyasi liderlerin barışa yönelik gönüllü ve cesur bir taahhütte bulunmalarının” gerekliliğinin altı çizildi.
Kudüs’teki kutsal yerlerin tarihi statüsünün korunmasının önemi hatırlatılan açıklamada, Ürdün’ün bu konudaki “özel rolüne” dikkati çekildi.

NE OLMUŞTU?
İsrail meclisinde “Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan” önerge kabul edilmişti.
Söz konusu önergede, “Filistin devletinin kurulmasının İsrail devleti ve vatandaşları için tehdit oluşturacağı” iddiasına yer verilmişti.
]]>Gazeteci Halil İbrahim İzgi, burada yaptığı konuşmada, müzede haksızlık ve zulüm mekanizmasının uluslararası, ekonomik ve medya ayaklarının temel bir anlatıyla işlendiğini söyledi.

Bu müze ve benzeri yerlerin sadece bir anma değil aynı zamanda ilham alınacak üretim mekanları olarak da görülmesi gerektiğini dile getiren İzgi, “Buralarda daha sık bir araya gelmemiz lazım. Çünkü burası bir müze değil. Bu anlamda da kıymetli. Burası bir hafıza mekanı.” dedi.
İzgi, “Hikayenin bir parçası da biziz, birçoğumuz bizzat yaşadı. Kenarından yaşayanlar da o kadar büyük bir anlatının içinde muhakkak suretle bir şeyler buluyorlar. Burası bir üretim mekanı, hafızamızı taze tutma, dersler çıkarma mekanı. Yayıncılığın da aynı şekilde, dersler çıkararak muhakkak surette bu anlatıyı oluşturabileceğini düşünüyorum. Gençlerimiz 15 Temmuz’da ne kadar şuurlu olduklarını, ne kadar vatansever olduklarını gösterdiler. Buranın neye hayır dediğimizi göstermek kadar, nelere evet diyeceğimize ve neler yapmamız gerektiğine karar vermemiz gereken bir yer olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

– “TÜRK TOPLUMUNUN BÖYLE BİR SAĞDUYUSU VAR”
Yayıncı ve yazar Melike Günyüz, 15 Temmuz’un Türkiye gibi bir toplumda dinin kullanışlı bir alan olduğunu gösterdiğini belirterek, “Herhangi bir dini inanç bağlamında zihnimizin akıl etme ve sorgulama melekelerini çok çabuk saf dışı bırakabileceğimizi de gösterdi. Bunu çok kötü yaşayarak gördük. Yani bundan sonrası için, ülkenin selameti için bunu çok önemli bir nokta olarak görüyorum.” diye konuştu.
Çocuklara sahip çıkmanın önemini vurgulayan Günyüz, “Genel olarak muhafazakar Türk ailelerinde şöyle bir durum var. ‘Ben çalışıyorum, çocuklarımız aman dinden uzak olmasınlar, güvenilir bir yerlerde dinini öğrensinler.’ Dinini kaybetmesinler kaygısı ne yazık ki bizi bu günlere getirdi. Olayı çok daha büyük düşünmek zorundayız. Ben yıllar geçtikçe yaşım ilerledikçe aslında devletin açtığı yaz Kuran kurslarının ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladım.” ifadelerini kullandı.
Olayın bir bütün olarak ele alınması gerektiğine işaret eden Günyüz, “15 Temmuz gecesi bence millet olmanın çok önemli bir göstergesiydi.” diye konuştu.
Günyüz, 15 Temmuz gecesinde toplumun her kesiminden insanın sokağa çıktığını vurgulayarak, “Türk toplumunun böyle bir sağduyusu var. Yani o sağduyu, millet olma sağduyusu, aslında size o anda neyin yanlış olduğunu gösteriyor. Sistemin adaletli işlemesinin de çok önemli olduğunu görüyoruz.” görüşünü paylaştı.
Devletin kendi içindeki denetim mekanizmalarının da önemli olduğunun altını çizen Günyüz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oluşturduğu güven ortamını ve bir bayrak altında toplanma duygusunu çok kıymetli bulduğunu kaydetti.
– “BU ÜLKENİN GELECEK NESİLLERİNE BORCUMUZ VAR”
Hafıza 15 Temmuz Müzesi Müdürü Tuba Danış Ketancı ise 15 Temmuz gecesine ait güvenlik kamerası görüntüleri, cep telefonuyla çekilmiş görüntüler ve kameramanların şahitlikleriyle çekilmiş o geceyi anlatan görüntüler bulunduğunu belirterek, “Saat olarak baktığınızda bir ülkenin tarihinde çok kısa görünse de hiç bitmeyecekmiş gibi bir gece yaşadık.” dedi.
Müzede 15 Temmuz’da yaşananların yanı sıra Amerika’nın keşfi sonrasında başlayan sömürgecilik tarihinin ve güç elde etmek isteyen insanoğlunun yaptığı kötülüklerin de işlendiğini dile getiren Ketancı, “FETÖ ilk değildir, son da olmayacak muhtemelen ama biz akıllı olursak, uyanık olursak, çocuklarımızı bilinçli yetiştirirsek en azından bizim ülkemiz için son olmasını diliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Her ülkede güç devşirmek için farklı adlar altında yapılanmaların milletin aleyhine çalışmalar yapabildiğini belirten Ketancı, “Şehitlerimize borcumuz kadar aslında çocuklarımıza ve torunlarımıza da borcumuz var. Bu ülkenin gelecek nesillerine borcumuz var. Bu vatan kolay kazanılmadı.” değerlendirmesini yaptı.
Ketancı, “Silahlı darbe girişimine sivil halk olarak, silahsız olarak, ilk engel olan Türk milletiyiz. Biz bununla ne kadar gurur duysak az ama bu gururla belli çalışmalar yapmaya devam etmemiz gerekiyor. Bu açıdan kitap çok kalıcı bir eser. Filmler, görseller hepsi çok kalıcı eserler. Kendi dilimizi oluşturmanız gerekiyor.” diye konuştu.
15 Temmuz hain darbe girişiminde şehit olanların yakınlarının da katıldığı etkinlik, konuşmaların ardından sona erdi.
İlk yangın haberi İzmir’in Bergama ilçesinden dün akşam saatlerinde geldi.
Çobanlar Mahallesi yakınlarında bulunan ormanlık alanda başlayan yangına müdahale ikinci gününde de sürdü.

Vatandaşların ihbarıyla bölgeye Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri sevk edildi.
Yangına 6 uçak, 5 helikopter, 25 arazöz, 7 su ikmal aracı, 4 dozer ve 4 ayrı yer ekibi müdahale etti.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, alevlerin yangının ikinci gününde kontrol altına alındığını açıkladı.

YANGINA MÜDAHALEYE GİDEN EKİP KAZA YAPTI: 1 ÖLÜ, 1 YARALI
Yangında alevlerle mücadele sırasında bir de kaza yaşandı.
Orman İşletme Müdürlüğüne ait pikap, dün akşam saatlerinde çıkan yangına müdahalenin sürdüğü Çobanlar Mahallesi’nde kontrolden çıkarak devrildi.
Kazada ulaştırma personeli Özgür Dilsiz ile Bergama Orman İşletme Müdürü Şahin Dönertaş yaralandı.

Kazada yaralanan Dönertaş, kaldırıldığı hastanede kurtarılamadı.
GAZİEMİR İLE BUCA ARASINDAKİ ORMANLIK ALANDA YANGIN
İzmir’in Gaziemir ile Buca ilçeleri arasındaki ormanlık alanda yangın çıktı.
Zafer Mahallesi’ndeki ormanlık alanda başlayan yangın üzerine bölgeye askeri ve sivil ekipler yönlendirildi.

Ekipler, yangını kontrol altına almak için çalışmalarını sürdürüyor.
İZMİR’E UÇUŞLAR AKSIYOR
Yangının Adnan Menderes Havalimanı’na yakın konumda olması ve yükselen duman nedeniyle uçak seferlerinde aksama yaşanıyor.

Bazı seferler ertelenirken havalimanına inecek bazı uçakların çevre havalimanlarına yönlendirildiği öğrenildi.
BURSA’DA ORMANLIK ALANDA YANGIN BAŞLADI
Bursa’nın Orhaneli ilçesinde, ormanlık alanda çıkan yangınının söndürülmesi için çalışma başlatıldı.
İlçenin kırsal Çivili Mahallesi’nde ormanlık alandan yoğun dumanlar yükseldiğini görenler, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi.
İhbar üzerine bölgeye Bursa Orman Bölge Müdürlüğü ile Orhaneli Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri sevk edildi.
Ekipler, yangını kontrol altına almak için havadan ve karadan müdahalede bulunuyor.
BALIKESİR ALTIEYLÜL’DE ORMAN YANGINI BAŞLADI
Balıkesir’in Altıeylül ilçesinde, arazide başlayarak ormana sıçrayan yangın, kontrol altına alınmaya çalışılıyor.

Altıeylül ilçesi Paşaköy Mahallesi’ndeki tarım arazisinde henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı.
Yangını görenlerin ihbarı üzerine bölgeye, Orman Bölge Müdürlüğü ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi itfaiyesine bağlı ekipler sevk edildi.
Ekipler, yangına havadan ve karadan müdahale ediyor.
KÜTAHYA’DA ORMAN YANGINI
Kütahya’nın Gediz ilçesinde çıkan orman yangınının söndürülmesi için havadan ve karadan çalışma başlatıldı.

Gümele ve Karaağaç köyleri arasındaki ormanlık alandan yoğun dumanlar yükseldiğini görenler, durumu 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi.
İhbar üzerine bölgeye Kütahya Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı çok sayıda arazöz ile Gediz Belediyesine bağlı itfaiye ekipleri sevk edildi.
Ekipler, kuvvetli rüzgarın etkili olduğu çamlık bölgedeki yangına havadan ve karadan müdahaleyi sürdürüyor.
MANİSA’DA ORMAN YANGINI
Bir diğer yangın haberi ise Manisa’dan geldi.

Turgutlu ilçesinde tarım arazisinden ormana sıçrayan yangına havadan ve karadan müdahale başlatıldı.
Avşar Mahallesi’nde bir tarım arazisinde henüz belirlenemeyen nedenle çıkan yangın, rüzgarın etkisiyle ormanlık alana yayıldı.
İhbar üzerine bölgeye İzmir Orman Bölge Müdürlüğü’ne bağlı 3 uçak, 5 helikopter, 8 arazöz, 2 su ikmal aracı ve dozer ile Manisa Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekibi sevk edildi.

Yangın nedeniyle bir bağ evi, tedbir amaçlı tahliye edildi.
Bölgede alevlerin evlere yaklaşması nedeniyle bölge sakinlerinin ellerindeki hortumlarla önlem aldığı görüldü.
Yangının kontrol altına alınması için çalışmalar sürüyor.
AP’nin en büyük grubu Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) aday gösterdiği ve 6-9 Haziran’da yapılan seçimlerin ardından AB liderlerinin üzerinde uzlaşarak AP’ye önerdiği von der Leyen, Genel Kurul’da güvenoyu aldı.
Kapalı zarf usulüyle yapılan oylamada milletvekillerinin 401’i “evet” , 284’ü “hayır” oyu verirken, 15’i ise çekimser kaldı.
Von der Leyen böylece 2019’dan bu yana yürüttüğü AB Komisyonu Başkanı görevine 5 yıl daha devam etme hakkı kazandı.
URSULA VON DER LEYEN KİMDİR?
İkinci kez AB Komisyonu Başkanlığı görevine getirilen von der Leyen, 8 Ekim 1958’de Belçika’da doğdu.
Alman bir ailede dünyaya gelen von der Leyen’in babası Ernst Albrecht, AB’nin atanan ilk yetkililerinden biri ve Aşağı Saksonya Eyalet Başkanı’ydı.
Von der Leyen’in siyasetle iç içe geçen çocukluk ve gençlik yılları, onun gelecekteki kariyerinin temelini oluşturdu.
Alman siyasetçi, üniversite hayatına ekonomi alanında başlasa da Hannover Tıp Fakültesinde 1987’de tıp diplomasını aldı.
Siyasi kariyeri 1990’da Almanya Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) partisine katılmasıyla başlayan von der Leyen, Aşağı Saksonya Parlamentosu üyeliği ve eyalet hükümetinde çeşitli bakanlık pozisyonlarında görev aldı.
Von der Leyen, 2005’te, Dönemin Başbakanı Angela Merkel’in kabinesinde Aile, Yaşlılar, Kadınlar ve Gençlik Bakanı olarak atanmasıyla federal hükümette yer almaya başladı.
2009-2013 döneminde Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı olarak görev yapan Von der Leyen, 2013’te Almanya’nın ilk kadın Savunma Bakanı olarak bir ilke imza attı ve bu görevi, 2019’a kadar sürdürdü.
Von der Leyen’in, AB Komisyonu Başkanı olma yolculuğu Temmuz 2019’da aday gösterilmesiyle başladı. Tecrübeli siyasetçi, AP’nin ve AB liderlerinin çoğunluğunun desteğini arkasına olarak Komisyon’a Başkan olarak seçilen ilk kadın olarak 1 Aralık 2019’da görevi devraldı.
Von der Leyen’in görev süresi boyunca karşılaştığı krizler ve sıcak çatışmalar karşısında takındığı tutum, sıklıkla eleştirildi.
Kovid-19 salgını sırasında AB’nin ilk aşı tedarik süreci ve dağıtım gecikmeleri nedeniyle eleştirilere maruz kalan von der Leyen’e bu konuda “görevi ve unvanı kötüye kullanmak” gibi çeşitli suçlamalarla dava açıldı.
Von der Leyen’in iddialı iklim politikaları için yaptığı baskı da bunların ekonomik etkilerinden endişe duyan bazı üye ülkelerin ve aşırı sağ partilerin muhalefetiyle karşılaştı.
Von der Leyen’in, İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze’ye başlattığı saldırıların ardından takındığı tavır ve İsrail’e sunduğu “koşulsuz destek”, Avrupa’da yaşayanların yanı sıra AB yönetimi ve AP içinde tepkilere neden oldu.
Saldırıların başladığı günlerde İsrail’e “destek” ziyaretinde bulunan ilk liderlerden biri olan von der Leyen’in sivil kayıplara rağmen “İsrail’in kendini savunma hakkına” vurgu yapan söylemleri, Filistinli sivillerin karşı karşıya kaldığı insani krize karşı duyarsızlık suçlamalarına yol açtı.
AB’nin yürütme organı Komisyon’a başkanlık edecek von der Leyen, kanun teklifleri sunarak yasama sürecini başlatacak, AB müktesebatını ve bütçeyi uygulayacak, idari denetim yapacak ekibin başında olacak.
EŞİNİN ÖLÜMÜYLE İLGİSİ OLMADIĞINI SÖYLEDİ
AA’da yer alan habere göre eşinin öldürülmesiyle bir ilgisinin bulunmadığını savunan A.P. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış, “nitelikli kasten öldürme” suçundan açılan davada 10. Ağır Ceza Mahkemesince yargılanmıştı.
“MAHKUMİYETE YETERLİ DELİL BULUNAMADI”
Mahkeme, yargılama sonrası yaptığı değerlendirmede sanık aleyhine görülen delillerin aydınlatılmış olduğu, sanığın suçu işlediğine ilişkin şüpheden öte mahkumiyete yeterli ve inandırıcı delil bulunamadığını bildirmiş, kararında şu ifadeleri kullanmıştı:
“BERAATİNE KARAR VERİLMİŞTİR”
“Olay öncesi maktulle sanığın birbirlerine sevgi içerikli mesajlar göndermeleri, maktulle sanık arasında öldürmeyi gerektirir bir neden bulunmaması, olayın öncesindeki gece maktulle sanığın birlikte eğlenceye gitmiş olmaları, olay sabahı sanığın hastalanan maktulü hastaneye götürdükten sonra maktulle sanığın birbiriyle samimi şekilde eve dönmüş olmaları, ölüm olayının sanığın evden ayrıldığı saatten önce gerçekleştiğinin tespit edilememiş olması hususları dikkate alınarak sanığın müsnet suçtan beraatine karar verilmiştir.”
AİLESİ KARARI YARGITAY’A TAŞIDI
Maktulün ailesi ise olayı istinafa taşımış, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi kararı hukuku uygun bulmuştu. Ancak savcı ile aile, bu kararı Yargıtay’a taşımıştı. Öte yandan, Polat’ın annesinin de 28 yıl önce bıçaklanarak öldürüldüğü öğrenilmişti.
YARGITAY TEMYİZ BAŞVURUSUNU KABUL ETTİ
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2016 yılında Rüya Polat’ın evinde bıçaklanarak öldürülmüş halde bulunmasına ilişkin yargılanan sanık koca A.P. hakkında İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin delil yetersizliği nedeniyle verdiği beraat kararına ilişkin temyiz başvurusunu kabul etti.
İKİ ÜYE KARŞI GÖRÜŞ BİLDİRDİ
Kararda evdeki televizyonda takılı hard diskte maktulün eski erkek arkadaşına ait samimi fotoğrafların bulunduğuna işaret edilerek sanığın bu kişiyi daha önce tehdit ettiğine yer verildi. Maktulün kimseyle bir husumetinin tespit edilmediğine de değinilen kararda, şunlar kaydedildi:
“Sanığın olay günü televizyona takılı olan hard diskte maktulün eski sevgilisine ait fotoğrafları görüp kıskançlık krizine girmesi veya varlıklı olan maktulün mirasını alabilmek için önce maktulün yüzüne yastıkla bastırarak boğduğu ve daha sonra 28 yerinden bıçakladığı, olaya hırsızlık süsü vermek için evin her tarafını karıştırdığı ve suçta kullandığı bıçağı bir poşete koyarak televizyon ve lambaları açık bırakarak panikle evden çıktığı, evden çıkmadan önce olayın heyecanıyla büyük tuvaletini altına kaçırdığı, iç çamaşırını bir poşete koyarak pencereden aşağı attığı, feribottayken suçta kullandığı suç aletini denize attığı, ailesinin yanında bir süre vakit geçirdikten sonra delil oluşturmak için eşine mesaj attığı ve yine tanık yaratmak için eve çilingir çağırdığı sabit olmakla, sanığın üzerine atılı nitelikli kasten öldürme suçundan mahkumiyeti yerine, yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle beraatine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.”
BERAAT KARARI BOZULDU
Daire, iki üyenin karşı görüşüne rağmen üç üyenin kararıyla sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği yönünde hükümde bulunarak kararı bozdu.
Divan, yarın açıklayacağı danışma görüşünde İsrail’in Filistin’i işgali, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki ilhak uygulamaları, Doğu Kudüs’ün statüsünü değiştirme çabaları, apartheid ve ayrımcı uygulamaların hukuka aykırılığı, bunların başta İsrail olmak üzere tüm devletler ve uluslararası kuruluşlar açısından doğuracağı sonuçlar hakkında kanaatini açıklayacak.
Divan Başkanı Lübnanlı Yargıç Nawaf Salam tarafından halka açık oturumda okunacak danışma görüşünde, İsrail’in Filistin’i işgalinin hukuka aykırı olduğu, İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal ettiği, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin hukuka aykırı olduğu, Filistinlilere yönelik ayrımcı ve ırkçı uygulamaların hak ihlali teşkil ettiğinin teyit edilmesi bekleniyor.
49 ÜLKE BEYANDA BULUNDU
Hollanda’nın idari başkenti Lahey’deki Barış Sarayı’nda faaliyetlerini sürdüren Divan’da, 19-26 Şubat 2024 tarihlerinde yapılan duruşmalarda, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 49 ülke, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Afrika Birliği, İsrail’in Filistin topraklarını işgal ve ilhakına ilişkin kendi görüşlerini sözlü olarak Divan’a sunmuştu.
Bunun öncesinde de yine aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 54 devlet ve 3 uluslararası kuruluş Ağustos 2023’e kadar yazılı beyanlarını Divana ulaştırmıştı.
Türkiye, İsrail’in Filistin’i işgali, Batı Şeria’daki ilhakı ve özellikle Doğu Kudüs’ün statüsünün korunmasına ilişkin olarak Divan’a yazılı beyanını ilk ulaştıran ülke olmuştu.
Divan önünde, danışma görüşünde ilk defa bu kadar çok sayıda devletin yazılı ve sözlü beyanda bulunduğu görülürken, yazılı beyanda bulunan İsrail’in sözlü duruşmalarda yer almaması dikkati çekmişti.
UYGULAMALAR HUKUKA AYKIRI
Duruşmalara katılan devletlerin büyük çoğunluğu, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin ve Filistinlilere yönelik uygulamalarının hukuka aykırı olduğunu savunmuştu.
Belçika, İsviçre, İrlanda, İspanya ve Norveç gibi batılı ülkeler dahil çoğunluğu Orta Doğu’dan olan ülkelerin yer aldığı, 19-26 Şubat 2024 tarihinde gerçekleşen duruşmalarda, “İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde egemenlik hakkının bulunmadığı”, “İlhak yoluyla toprak edinmenin hukuka aykırı olduğu”, “Filistin topraklarındaki ilhak ve yerleşimci uygulamalarının demografik yapıyı zorla değiştirmek anlamına geldiği”, “Diğer devletlerin, İsrail’in Filistin’deki işgalini tanımama yükümlülüğü olduğu” ve “İsrail’in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellediği” savunulmuştu.
TÜRKİYE FİLİSTİN İŞGALİNE KARŞI ÇIKTI
Türkiye, UAD’nin danışma görüşü oluşturulması sürecinde 26 Şubat 2024’te yaptığı sunumda, İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellediğini ve bu sebeple işgali “derhal ve koşulsuz olarak” sona erdirmesi gerektiğini vurgulamıştı.
Sunumunda, İsrail’in Filistin’deki işgaline son vermesi ve 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören kalıcı ve sürekli bir çözüme ulaşılması çağrısını yineleyen Türkiye, uluslararası toplumu ve kuruluşları, üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye davet etmişti.
Türkiye, özellikle Doğu Kudüs’ün statüsünün değiştirilmesinin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına aykırılık teşkil ettiğini belirtmişti.
– ABD ve İngiltere, İsrail’in tezlerini savundu
ABD ve İngiltere ise İsrail’in tezlerini savunarak, Divan’dan herhangi bir danışma görüşü vermemesini istemişti.
İngiltere, İsrail-Filistin uyuşmazlığının ikili müzakereler yoluyla çözülmesi ve Divan önüne getirilmemesi gerektiğini savunurken, ABD tarafı ise İsrail’in Filistin’i işgalini “güvenlik endişeleri” gerekçesiyle meşru göstermeye çalışmıştı.
BM Genel Kurulu, UAD’den görüş istemişti
BM Genel Kurulu 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’den, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltti.
BM Genel Kurulunun Divana sunduğu sorular, şu şekilde:
“1- İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir?
2- İsrail’in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?”
Danışma görüşü talebi 17 Ocak 2023’te BM Genel Sekreteri tarafından UAD’ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin’e, danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.
Danışma görüşü nedir?
Birleşmiş Milletlerin temel yargı organı Divan’ın görevleri arasında ilk olarak, devletler arasında ortaya çıkan hukuki ihtilafları uluslararası hukuka uygun şekilde çözmek, ikinci olarak da kendisine yönlendirilen hukuki konularda danışma görüşü bildirmek bulunuyor.
BM organları ve faaliyet alanlarıyla ilgili olması şartıyla BM yetkili kuruşları uluslararası hukuka ilişkin konu hakkında UAD’den danışma görüşü isteyebilir. Devletler, Divan’dan danışma görüşü isteyemez.
UAD bu meselede İsrail’in, işgal ettiği Filistin’deki politikaları ve uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin bağlayıcı olmayan danışma görüşünü açıklayacak.
Danışma görüşünün etkisi nedir?
UAD’nin verdiği danışma görüşleri her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor.
Danışma görüşleri, ileride açılabilecek benzer konulardaki davalarda Divan’ın ne yönde karar verebileceğini de gösterirken, danışma görüşü aleyhine hareket eden devletler açısından politik baskı aracı olarak kullanılabiliyor.
Divan’ın, İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004’te verdiği danışma görüşünde, duvarın hukuka aykırı olduğunu tespit etmesinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail’e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartı koyması dikkati çekiyor.
Yine UAD’nin 22 Temmuz 2010’da, uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmenin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova’nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.
UAD’nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırı olduğu yönünde olması durumunda, bunun İsrail ve diğer ülkeler açısından getirdiği sonuçları da tespit etmesiyle, İsrail’in Gazze’de ve diğer Filistin topraklarında uyguladığı ihlallerin sonlandırılması yönündeki baskının artması bekleniyor.
Buna ek olarak, İsrail’e askeri, siyasi ve mali destek veren ülkelerin de uluslararası toplum tarafından bu desteklerini sonlandırmaları yönünde gelecek çağrıları yanıtlamak zorunda kalmaları öngörülüyor.
Danışma görüşü, İsrail’in Adalet Divanında yargılandığı davadan farklı
Güney Afrika’nın, İsrail aleyhine, Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali sebebiyle Uluslararası Adalet Divanında açtığı dava, iki ülke arasında çekişmeli yargılama anlamına gelirken, yarın başlayacak danışma görüşü, iki devletin karşı karşıya geldiği bir dava niteliği taşımıyor.
Danışma görüşünde, davalı-davacı şeklinde ayrım bulunmuyor ve UAD, BM organları ya da kuruluşlarının faaliyet alanlarına ilişkin yönelttiği sorular hakkındaki görüşünü açıklıyor.
Divan Statüsü’nün 66. maddesi gereği, BM üyesi ülkeler, danışma görüşü istenen konular üzerine yazılı ve sözlü beyanda bulunma hakkına sahip.
Çekişmeli davalardan farklı olarak herhangi bir ad-hoc hakim atanmadığından, danışma görüşü kararını UAD’nin daimi 15 hakimi verecek.
Buna ek olarak soykırım davası sadece Gazze’de işlenen soykırım suçlarını ve ihlalleri ele alırken, yarın açıklanacak danışma görüşünün kapsamında, Gazze’nin yanı sıra Batı Şeria ve Doğu Kudüs dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarındaki başta işgal ve ilhak olmak üzere birçok uluslararası hukuk kuralının ihlali yer alıyor.
ABD’DEN F-16 TEDARİKİ
Bakanlık kaynakları, ABD’den F-16 ve modernize kitlerinin alımında azaltmaya gidileceğine dair iddialara “Sözleşmeler imzalanmıştır, detayları üzerindeki çalışmalar heyetler arasında görüşmeler vasıtasıyla sürdürülmektedir. Bu çok faktörlü ve çok etkenli bir süreçtir. Verilecek kararlar sonrasında ortaya çıkacak ayrıntılar bilahare kamuoyu ile paylaşılacaktır” yanıtını verdi.

IRAK İLE TERÖRLE MÜCADELE KAPSAMINDA ORTAK HAREKAT MERKEZİ KURULMASI
Bakanlık kaynakları, Irak ile kurulacak Ortak Harekat Merkezi’ne yönelik çalışmalardaki son duruma ilişkin, “Sahada terörle mücadelemiz başarılı şekilde sürmektedir. Iraklı makamlarla ve bölgesel yönetimle olumlu ve koordineli çalışmalar yürütmekteyiz. Ortak Harekat Merkezi’nin kurulmasına ilişkin teknik çalışmalar da problemsiz olarak sürmektedir” dedi.
SURİYE İLE İLİŞKİLERDE SON DURUM
Bakanlık kaynakları, Şam tarafından gelen son açıklamalar sonrası Suriye ile ilişkilerdeki son duruma yönelik sorulara şu yanıtı verdi:
“Cumhurbaşkanımız diyalog konusunda bir irade ortaya koymuştur. Türkiye, meşru müdafaa ilkesi kapsamında topraklarına yönelik terör saldırılarını ve tehditlerini bertaraf etmek, hudutlarını korumak ve Suriye kuzeyinde adeta oldubittiye getirilerek bir terör koridorunun kurulmasını engellemek için Suriye’de bulunmaktadır. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğüne en fazla katkı sağlayan ülkedir. Bizim yaptığımız harekatlar, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına büyük katkılar yapmıştır. Suriye’de terörün yok edilmesini ve toprak bütünlüğünün sağlanmasını, siyasi istikrarın yeniden tesisini ve Suriye halkının huzur ve güven içinde yaşamasını arzu ediyoruz.”


BAKANLARIN NİJER ZİYARETİ
Bakanlık kaynakları, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın birlikte Nijer’e gerçekleştirdiği ziyaretle ilgili sorulara şu cevabı verdi:
“Sayın Bakanımız; Dışişleri Bakanımız, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız, MİT Başkanımız, Savunma Sanayii Başkanımız ve Ticaret Bakan Yardımcımız ile birlikte Nijer’i ziyaret etmişlerdir. Görüşmelerde, Nijer ile iş birliğimizin ilerletilmesi imkanları ele alınmış ve bölgesel gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulunulmuştur. Sayın Bakanımız da muhatapları ile savunma ve askeri eğitim alanında iş birliğinin geliştirilmesi kapsamında atılabilecek adımları görüşmüştür.”

MSB’DEN SON DAKİKA AÇIKLAMALARI
Millî Savunma Bakanlığının faaliyetleri başta olmak üzere gündemdeki konulara ilişkin olarak Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı gerçekleştirildi.
Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk tarafından icra edilen toplantıda şu bilgiler paylaşıldı:
SON BİR HAFTADA 72 TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ
Başta PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ terör örgütleri olmak üzere her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini kesintisiz olarak sürdüren Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil;
Ayrıca, Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 2 PKK’lı terörist Habur’daki Hudut Karakolumuza teslim olmuştur.
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz terör yuvalarına kilit vurmaya kararlılıkla devam etmektedir.
Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyon bölgesinde devam eden arama-tarama faaliyetleri kapsamında; teröristlere ait depo, sığınak ve mağaralarda tonlarca patlayıcı madde ile çok sayıda silah, mühimmat ve yaşam malzemesi ele geçirilmiştir.
Bu vesileyle, 12 Temmuz’da Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde, teröristler tarafından önceden yerleştirilen el yapımı patlayıcı maddenin patlaması sonucu şehit olan kahraman silah arkadaşımız İstihkâm Astsubay Kıdemli Çavuş Bahadır Rıdvan TALAY’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.

Terörle mücadele konusunda komşumuz Irak ile iş birliği ve görüşmelere de devam edilmektedir.
Irak Merkezi Hükûmeti ve Bölgesel Yönetim ile son dönemde atılan olumlu adımlardan memnuniyet duyuyor, terörle mücadelede ülkelerimiz arasındaki iş birliğini kalıcı hâle getirmeyi arzuluyoruz.
Terör örgütüne karşı sahadaki ortak mücadelemiz, örgütteki çözülmeyi hızlandırmış, kalıcı istikrar ve güvenlik için zemin hazırlamıştır.
İş birliği, tecrübe paylaşımı ve karşılıklı destekle kazanılan müşterek kabiliyetler, bölgenin teröristlerden arındırılması ve yerel unsurların terörle mücadele yeteneği kazanmasına katkı sağlamaktadır.
Bölgede 800 köyü zorla boşaltan, köyleri ateşe veren, yerleşim yerlerini ve ibadethaneleri dahi el yapımı patlayıcılarla tuzaklayan, sivil halkı canlı kalkan olarak kullanan ve ormanları yakan eli kanlı teröristlerin; bu eylemlerini sanki Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yapıyormuş gibi algı yaratmaya çalışması, halkı kışkırtma girişimleri, kara propagandaya başvurması ve bu yolla uluslararası kamuoyunu yanıltma gayretleri, içine düştüğü acziyetin ve başarılı operasyonlarla bitme noktasına geldiğinin açık bir göstergesidir.

SINIRLARDA 340 ŞAHIS YAKALANDI
Birliklerimizin imkân ve kabiliyetlerinin sürekli olarak geliştirildiği, dünya standartlarında ve teknoloji yoğunluklu sistemlerle korunan hudutlarımızda;
BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞ VE İSTİKRARA KATKILAR / İKİLİ İLİŞKİLER
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; ikili ilişkiler ve uluslararası misyonlar çerçevesinde bölgesel ve küresel barış ve istikrara katkı sağlamayı da sürdürmektedir.
09-11 Temmuz tarihleri arasında Vaşington’da icra edilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne Sayın Cumhurbaşkanımız ile birlikte iştirak eden Sayın Bakanımız zirve kapsamında;
Sayın Bakanımız söz konusu ziyaret vesilesiyle 10 Temmuz’da Türk-Amerikan Savunma Ortaklarını Güçlendirme Temalı Çalışma Grubu Toplantısına da katılım sağlamıştır.
Ayrıca, 06 Şubat 2023’te meydana gelen deprem felaketi sonrası NATO tarafından ülkemize gönderilen ve hizmet sürelerini tamamlayan çadır kentlerin ve sağlık destek ünitelerinin söküm işlemlerinin, NATO tarafından, Bakanlığımız ile koordineli olarak 30 Temmuz’a kadar tamamlanması öngörülmektedir.
NATO makamlarına; sağlanan destek ile gösterdikleri dayanışma ve iş birliği için bir kez daha teşekkür ediyoruz.
İSRAİL’İN ‘GÜVENLİ BÖLGE’DE KATLİAMLARI
İsrail’in, Han Yunus kentinde “güvenli bölge” olarak belirlediği El Mevasi’de yaşayan Filistinlilere saldırarak onlarca sivili katletmesini lanetliyoruz.
İsrail, âdeta tek bir Filistinli kalmayana kadar Filistin halkını topyekûn katletmeye ve soykırım uygulamaya devam etmektedir.
Gazze’de kanser hastalarına hizmet veren tek merkez olan Türk-Filistin Dostluk Hastanesine verdiği zarar ve buranın askerî üs olarak kullanılması İsrail’in uluslararası insancıl hukuku ihlalinin açık bir kanıtıdır.
İsrail’in saldırılarını hiçbir şekilde durdurmaması, uluslararası hukuku hiçe sayması ve masum Filistin halkına yaptığı zulümler karşısında uluslararası toplumun almış olduğu kararların göstermelik olduğu anlaşılmaktadır.
Bölgemizde huzursuzluğa ve istikrarsızlığa sebep olan İsrail, uyguladığı zulme bir an önce son vermeli ve kalıcı ateşkese razı gelmelidir.
EĞİTİM-TATBİKAT FAALİYETLERİ / ULUSLARARASI GÖREVLER
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin eğitim ve tatbikat faaliyetleri de aralıksız devam etmektedir. Bu kapsamda,
Aden Körfezi’nde ticaret gemilerine yönelik deniz haydutluğu faaliyetlerine karşı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına istinaden teşkil edilen Birleşik Görev Kuvveti-151 (Combined Task Force- CTF-151)’in komutası; 24 Temmuz 2024-22 Ocak 2025 tarihleri arasında Türk Deniz Kuvvetleri tarafından 7’nci kez deruhte edilecektir.
Söz konusu görev, ülkemizin sadece çevre denizlerimizde değil, diğer coğrafyalarda da deniz güvenliğine katkı sağlayan önemli bir güç olduğunu ortaya koymaktadır.
Japonya’dan dönüş seyrine devam eden TCG KINALIADA korvetimiz; Sri Lanka’nın ardından Umman’a liman ziyareti gerçekleştirmektedir.
Korvetimiz, 21 Temmuz’da bir sonraki liman olan Katar’a seyre başlayacak, 23-25 Temmuz tarihleri arasında Katar’ın Doha limanını ziyaret edecektir.
Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı bünyesinde teşkil edilecek Deniz Unsur Komutanlığına bağlı olarak görev yapacak 2 adet Tuzla Sınıfı Karakol Gemisi için 22 Temmuz’da Aksaz Deniz Üs Komutanlığında uğurlama töreni icra edilecektir.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı himayesinde, 13 Temmuz’da Emirgan/İstanbul’da başlayan “TAYK-AKPA 53’üncü Deniz Kuvvetleri Kupası Uluslararası Yat Yarışı” bugün (18 Temmuz) Göcek/Muğla’da tamamlanacaktır.
82’nci yıl dönümünde (14 Temmuz 1942), Çanakkale Morto Koyu açıklarında 1’inci Dünya Savaşı’ndan kalan bir mayına çarparak batan ATILAY denizaltısı şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yâd ediyoruz.
Öte yandan, 19-21 Temmuz tarihleri arasında İngiltere’de icra edilecek “Royal International Air Tattoo Hava Gösterilerinin 50’nci Yıl Dönümü” etkinlikleri kapsamında; SOLOTÜRK tarafından gösteri uçuşu ve 2 adet F-4 uçağımız ile statik gösteri yapılması planlanmaktadır.
DOĞAL AFETLERLE MÜCADELE / İNSANİ YARDIM FAALİYETLERİ
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, insani yardım faaliyetleri ile orman yangınları başta olmak üzere afetlerle mücadeleye ilgili kurumlarımızla koordinasyon içerisinde destek vermeye devam etmektedir.
Rezerv Güç kapsamında, bugüne kadar 12 ayrı yerde meydana gelen orman yangınlarının söndürülmesine 28 helikopter ile 723 sorti icra edilerek destek sağlanmıştır.
Ayrıca, Aydın/Söke’deki kâğıt fabrikasında çıkan yangının söndürülmesine 2 helikopter ile 32 sorti yapılarak destek verilmiştir.
ÖĞRENCİ VE PERSONEL TEMİNİ FAALİYETLERİ / ÖNEMLİ DUYURULAR
Personel ve askerî öğrenci alım/temin faaliyetlerimiz de planlandığı şekilde icra edilmektedir. Bu kapsamda, “Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2024 Yılı Uzman Erbaş Temini” aday değerlendirme süreci devam etmektedir.
“Millî Savunma Üniversitesi 2024 Yılı Askerî Öğrenci Temini Seçim Aşaması Faaliyetleri” 20 Temmuz’da tamamlanacaktır.
Sonuç olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimiz;
ABD’DEN F-16 TEDARİKİ
Bakanlık kaynakları, ABD’den F-16 ve modernize kitlerinin alımında azaltmaya gidileceğine dair iddialara “Sözleşmeler imzalanmıştır, detayları üzerindeki çalışmalar heyetler arasında görüşmeler vasıtasıyla sürdürülmektedir. Bu çok faktörlü ve çok etkenli bir süreçtir. Verilecek kararlar sonrasında ortaya çıkacak ayrıntılar bilahare kamuoyu ile paylaşılacaktır” yanıtını verdi.

IRAK İLE TERÖRLE MÜCADELE KAPSAMINDA ORTAK HAREKAT MERKEZİ KURULMASI
Bakanlık kaynakları, Irak ile kurulacak Ortak Harekat Merkezi’ne yönelik çalışmalardaki son duruma ilişkin, “Sahada terörle mücadelemiz başarılı şekilde sürmektedir. Iraklı makamlarla ve bölgesel yönetimle olumlu ve koordineli çalışmalar yürütmekteyiz. Ortak Harekat Merkezi’nin kurulmasına ilişkin teknik çalışmalar da problemsiz olarak sürmektedir” dedi.
SURİYE İLE İLİŞKİLERDE SON DURUM
Bakanlık kaynakları, Şam tarafından gelen son açıklamalar sonrası Suriye ile ilişkilerdeki son duruma yönelik sorulara şu yanıtı verdi:
“Cumhurbaşkanımız diyalog konusunda bir irade ortaya koymuştur. Türkiye, meşru müdafaa ilkesi kapsamında topraklarına yönelik terör saldırılarını ve tehditlerini bertaraf etmek, hudutlarını korumak ve Suriye kuzeyinde adeta oldubittiye getirilerek bir terör koridorunun kurulmasını engellemek için Suriye’de bulunmaktadır. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğüne en fazla katkı sağlayan ülkedir. Bizim yaptığımız harekatlar, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına büyük katkılar yapmıştır. Suriye’de terörün yok edilmesini ve toprak bütünlüğünün sağlanmasını, siyasi istikrarın yeniden tesisini ve Suriye halkının huzur ve güven içinde yaşamasını arzu ediyoruz.”


BAKANLARIN NİJER ZİYARETİ
Bakanlık kaynakları, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın birlikte Nijer’e gerçekleştirdiği ziyaretle ilgili sorulara şu cevabı verdi:
“Sayın Bakanımız; Dışişleri Bakanımız, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız, MİT Başkanımız, Savunma Sanayii Başkanımız ve Ticaret Bakan Yardımcımız ile birlikte Nijer’i ziyaret etmişlerdir. Görüşmelerde, Nijer ile iş birliğimizin ilerletilmesi imkanları ele alınmış ve bölgesel gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulunulmuştur. Sayın Bakanımız da muhatapları ile savunma ve askeri eğitim alanında iş birliğinin geliştirilmesi kapsamında atılabilecek adımları görüşmüştür.”

MSB’DEN SON DAKİKA AÇIKLAMALARI
Millî Savunma Bakanlığının faaliyetleri başta olmak üzere gündemdeki konulara ilişkin olarak Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı gerçekleştirildi.
Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk tarafından icra edilen toplantıda şu bilgiler paylaşıldı:
SON BİR HAFTADA 72 TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ
Başta PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ terör örgütleri olmak üzere her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini kesintisiz olarak sürdüren Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil;
Ayrıca, Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 2 PKK’lı terörist Habur’daki Hudut Karakolumuza teslim olmuştur.
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz terör yuvalarına kilit vurmaya kararlılıkla devam etmektedir.
Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyon bölgesinde devam eden arama-tarama faaliyetleri kapsamında; teröristlere ait depo, sığınak ve mağaralarda tonlarca patlayıcı madde ile çok sayıda silah, mühimmat ve yaşam malzemesi ele geçirilmiştir.
Bu vesileyle, 12 Temmuz’da Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde, teröristler tarafından önceden yerleştirilen el yapımı patlayıcı maddenin patlaması sonucu şehit olan kahraman silah arkadaşımız İstihkâm Astsubay Kıdemli Çavuş Bahadır Rıdvan TALAY’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.

Terörle mücadele konusunda komşumuz Irak ile iş birliği ve görüşmelere de devam edilmektedir.
Irak Merkezi Hükûmeti ve Bölgesel Yönetim ile son dönemde atılan olumlu adımlardan memnuniyet duyuyor, terörle mücadelede ülkelerimiz arasındaki iş birliğini kalıcı hâle getirmeyi arzuluyoruz.
Terör örgütüne karşı sahadaki ortak mücadelemiz, örgütteki çözülmeyi hızlandırmış, kalıcı istikrar ve güvenlik için zemin hazırlamıştır.
İş birliği, tecrübe paylaşımı ve karşılıklı destekle kazanılan müşterek kabiliyetler, bölgenin teröristlerden arındırılması ve yerel unsurların terörle mücadele yeteneği kazanmasına katkı sağlamaktadır.
Bölgede 800 köyü zorla boşaltan, köyleri ateşe veren, yerleşim yerlerini ve ibadethaneleri dahi el yapımı patlayıcılarla tuzaklayan, sivil halkı canlı kalkan olarak kullanan ve ormanları yakan eli kanlı teröristlerin; bu eylemlerini sanki Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yapıyormuş gibi algı yaratmaya çalışması, halkı kışkırtma girişimleri, kara propagandaya başvurması ve bu yolla uluslararası kamuoyunu yanıltma gayretleri, içine düştüğü acziyetin ve başarılı operasyonlarla bitme noktasına geldiğinin açık bir göstergesidir.

SINIRLARDA 340 ŞAHIS YAKALANDI
Birliklerimizin imkân ve kabiliyetlerinin sürekli olarak geliştirildiği, dünya standartlarında ve teknoloji yoğunluklu sistemlerle korunan hudutlarımızda;
BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞ VE İSTİKRARA KATKILAR / İKİLİ İLİŞKİLER
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; ikili ilişkiler ve uluslararası misyonlar çerçevesinde bölgesel ve küresel barış ve istikrara katkı sağlamayı da sürdürmektedir.
09-11 Temmuz tarihleri arasında Vaşington’da icra edilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne Sayın Cumhurbaşkanımız ile birlikte iştirak eden Sayın Bakanımız zirve kapsamında;
Sayın Bakanımız söz konusu ziyaret vesilesiyle 10 Temmuz’da Türk-Amerikan Savunma Ortaklarını Güçlendirme Temalı Çalışma Grubu Toplantısına da katılım sağlamıştır.
Ayrıca, 06 Şubat 2023’te meydana gelen deprem felaketi sonrası NATO tarafından ülkemize gönderilen ve hizmet sürelerini tamamlayan çadır kentlerin ve sağlık destek ünitelerinin söküm işlemlerinin, NATO tarafından, Bakanlığımız ile koordineli olarak 30 Temmuz’a kadar tamamlanması öngörülmektedir.
NATO makamlarına; sağlanan destek ile gösterdikleri dayanışma ve iş birliği için bir kez daha teşekkür ediyoruz.
İSRAİL’İN ‘GÜVENLİ BÖLGE’DE KATLİAMLARI
İsrail’in, Han Yunus kentinde “güvenli bölge” olarak belirlediği El Mevasi’de yaşayan Filistinlilere saldırarak onlarca sivili katletmesini lanetliyoruz.
İsrail, âdeta tek bir Filistinli kalmayana kadar Filistin halkını topyekûn katletmeye ve soykırım uygulamaya devam etmektedir.
Gazze’de kanser hastalarına hizmet veren tek merkez olan Türk-Filistin Dostluk Hastanesine verdiği zarar ve buranın askerî üs olarak kullanılması İsrail’in uluslararası insancıl hukuku ihlalinin açık bir kanıtıdır.
İsrail’in saldırılarını hiçbir şekilde durdurmaması, uluslararası hukuku hiçe sayması ve masum Filistin halkına yaptığı zulümler karşısında uluslararası toplumun almış olduğu kararların göstermelik olduğu anlaşılmaktadır.
Bölgemizde huzursuzluğa ve istikrarsızlığa sebep olan İsrail, uyguladığı zulme bir an önce son vermeli ve kalıcı ateşkese razı gelmelidir.
EĞİTİM-TATBİKAT FAALİYETLERİ / ULUSLARARASI GÖREVLER
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin eğitim ve tatbikat faaliyetleri de aralıksız devam etmektedir. Bu kapsamda,
Aden Körfezi’nde ticaret gemilerine yönelik deniz haydutluğu faaliyetlerine karşı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına istinaden teşkil edilen Birleşik Görev Kuvveti-151 (Combined Task Force- CTF-151)’in komutası; 24 Temmuz 2024-22 Ocak 2025 tarihleri arasında Türk Deniz Kuvvetleri tarafından 7’nci kez deruhte edilecektir.
Söz konusu görev, ülkemizin sadece çevre denizlerimizde değil, diğer coğrafyalarda da deniz güvenliğine katkı sağlayan önemli bir güç olduğunu ortaya koymaktadır.
Japonya’dan dönüş seyrine devam eden TCG KINALIADA korvetimiz; Sri Lanka’nın ardından Umman’a liman ziyareti gerçekleştirmektedir.
Korvetimiz, 21 Temmuz’da bir sonraki liman olan Katar’a seyre başlayacak, 23-25 Temmuz tarihleri arasında Katar’ın Doha limanını ziyaret edecektir.
Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı bünyesinde teşkil edilecek Deniz Unsur Komutanlığına bağlı olarak görev yapacak 2 adet Tuzla Sınıfı Karakol Gemisi için 22 Temmuz’da Aksaz Deniz Üs Komutanlığında uğurlama töreni icra edilecektir.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı himayesinde, 13 Temmuz’da Emirgan/İstanbul’da başlayan “TAYK-AKPA 53’üncü Deniz Kuvvetleri Kupası Uluslararası Yat Yarışı” bugün (18 Temmuz) Göcek/Muğla’da tamamlanacaktır.
82’nci yıl dönümünde (14 Temmuz 1942), Çanakkale Morto Koyu açıklarında 1’inci Dünya Savaşı’ndan kalan bir mayına çarparak batan ATILAY denizaltısı şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yâd ediyoruz.
Öte yandan, 19-21 Temmuz tarihleri arasında İngiltere’de icra edilecek “Royal International Air Tattoo Hava Gösterilerinin 50’nci Yıl Dönümü” etkinlikleri kapsamında; SOLOTÜRK tarafından gösteri uçuşu ve 2 adet F-4 uçağımız ile statik gösteri yapılması planlanmaktadır.
DOĞAL AFETLERLE MÜCADELE / İNSANİ YARDIM FAALİYETLERİ
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, insani yardım faaliyetleri ile orman yangınları başta olmak üzere afetlerle mücadeleye ilgili kurumlarımızla koordinasyon içerisinde destek vermeye devam etmektedir.
Rezerv Güç kapsamında, bugüne kadar 12 ayrı yerde meydana gelen orman yangınlarının söndürülmesine 28 helikopter ile 723 sorti icra edilerek destek sağlanmıştır.
Ayrıca, Aydın/Söke’deki kâğıt fabrikasında çıkan yangının söndürülmesine 2 helikopter ile 32 sorti yapılarak destek verilmiştir.
ÖĞRENCİ VE PERSONEL TEMİNİ FAALİYETLERİ / ÖNEMLİ DUYURULAR
Personel ve askerî öğrenci alım/temin faaliyetlerimiz de planlandığı şekilde icra edilmektedir. Bu kapsamda, “Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2024 Yılı Uzman Erbaş Temini” aday değerlendirme süreci devam etmektedir.
“Millî Savunma Üniversitesi 2024 Yılı Askerî Öğrenci Temini Seçim Aşaması Faaliyetleri” 20 Temmuz’da tamamlanacaktır.
Sonuç olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimiz;
Bilirkişilerin ‘Uygun değildir’ şeklinde görüş belirttiği üst geçidi her gün yüzlerce kişinin kullandığını belirten Yeniyalı Mahallesi Muhtarı Metin Kaplan, yıkılan üst geçidin yerine hemen yenisinin yapılması gerektiğini söyledi.
Körfez ilçesinde 2012 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından D-100 Karayolu’nda Yeniyalı ve Barbaros mahallelerini birbirine bağlayan yaya üst geçidi inşa edildi. Üst geçidin Barbaros Mahallesi tarafındaki ayağının indiği noktanın yanında bulunan Taşyürek Apartmanı’nda yaşayan Taşyürek ailesi, burayı kullananların evlerinin içini gördüğünü belirterek 2014 yılında üst geçidin yıkılması için mahkemeye başvurdu.

Başvuruyu inceleyen Kocaeli İdare Mahkemesi, konuyu bilirkişiye danıştı. Bilirkişinin raporunda, dava konusu üst geçitten geçildiğinde evin içinin gözüktüğü vurgulanarak, “Söz konusu üst geçit, bölgedeki 3’üncü üst geçit. Üst geçidin bulunduğu bölgede bir yaya bağlantısı oluşturduğu düşüncesiyle, ulaşım planlaması bakış açısına göre doğru bir karar olduğu, ancak seçilen yaya geçidi türü, kalitesi, malzemesi ve ekipmanları (asansör veya yürüyen merdiven) bakımından oldukça yetersiz kaldığı ve doğru bir ulaşım türü olamadığı, yaya üst geçidi teknik özellikleri yönünden oldukça fazla eksiklik barındırdığı, güneydeki konutlara yakın geçmesi, sokağın trafik akımını olumsuz etkilemesi, iniş ve çıkışlarının uygun hale getirilerek kullanımına devam edilmesinin kamu yararına daha uygun olacağı, eğer bu yapılamıyorsa kullanımından vazgeçilmesinin maddi ve sosyal yükü olsa da yukarıda anlatılan iki noktadan yaya geçişlerinin devam olunabileceği” ifadelerine yer verildi. Mahkeme heyeti 2016 yılında, bilirkişi raporu ve dosyadaki ifadeleri birlikte değerlendirerek üst geçidin yıkılması yönünde karar aldı.

2023’TE YIKIM KARARI ALINDI
Karayolları Genel Müdürlüğü karara itiraz ederek dosyayı istinafa götürürken, dönemin Körfez Belediye Başkanı İsmail Baran uzlaşma amacıyla üst geçidin evin içini gören kısımlarının üzerinin kapatılması yönünde aile ile anlaşma sağladı. Üzeri metal iskelet ile kapatılarak Taşyürek ailesinin evinin içinin gözükmesi önlenen üst geçit ile ilgili hukuk süreci 2023 yılına kadar devam etti.
Dosyayı inceleyen üst mahkeme, üst geçidin yıkılması yönünde itiraz yolu kapalı olmak üzere nihai kararını açıkladı. Dosyanın karara bağlanmasının ardından, Karayolları Genel Müdürlüğü ekipleri üst geçidin yıkımına başladı. Önce üst kısımdaki metal iskeletin söküleceği üst geçit, daha sonra parçalanarak bulunduğu yerden kaldırılacak.

MUHTAR: BURADAN HER GÜN YÜZLERCE KİŞİ GEÇİYOR
Yeniyalı Mahallesi Muhtarı Metin Kaplan, “Bu üst geçidin yıkımıyla ilgili karar 2016 yılında alındı. Buradan her gün Barbaros ve Yeniyalı mahallelerinde oturan yüzlerce kişi geçiyor. Burası yıkıldıktan sonra hemen yenisinin yapılması gerekiyor. Üst geçidin ayağının hemen yan tarafındaki binanın en üst katında oturan bir aile, evin içinin gözüktüğünü belirterek şikayetçi olmuş. Mahkeme 2016’da yıkım kararı aldı ancak dosya üst mahkemelere gitti. En son 2023 yılının Mart ayında kesin yıkım kararı verilmiş. Şimdi de yıkım başladı” dedi.

Adalar’da hava sıcaklığı 27,1, hissedilen sıcaklık 32,4, nem oranı yüzde 93 iken, Arnavutköy’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,8, nem oranı yüzde 83 oldu.
Ataşehir’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,3, nem oranı yüzde 100 ile rekor seviyeye ulaştı.
Avcılar’da hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,2, nem oranı yüzde 84 olarak ölçüldü. Bağcılar’da hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı yüzde 90’a ulaştı.
Bahçelievler’de hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,2, nem oranı yüzde 84 olurken, Bakırköy’de hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,2, nem oranı yüzde 84 olarak kaydedildi.
Başakşehir’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,2 iken, nem oranı yüzde 83 olarak ölçüldü.
Bayrampaşa’da hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı yüzde 90 olurken, Beşiktaş’ta hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 30,5 derece ve nem oranı yüzde 98’e ulaştı.
Beykoz’da ise hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 29,6 iken, nem oranı yüzde 79 olarak ölçüldü. Beylikdüzü’nde hava sıcaklığı 27,1, hissedilen sıcaklık 30,7, nem oranı yüzde 82 olarak ölçüldü.
Beyoğlu’nda hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 30,3 iken, nem oranı yüzde 98’e ulaştı.
Büyükçekmece’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,1, nem oranı yüzde 89 olarak ölçüldü. Çatalca’da ise hava sıcaklığı 25,2 hissedilen sıcaklık 27,5 iken, nem oranı yüzde 82’ye ulaştı.
Çekmeköy’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 22,9, nem oranı yüzde 87 olarak kaydedilirken, Esenler’de hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı yüzde 90 olarak ölçüldü.
Esenyurt’ta hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,1 olurken, nem oranı yüzde 89 oldu.
Eyüpsultan’da hava sıcaklığı 25,8, hissedilen sıcaklık 28,6 iken, nem oranı yüzde 85 olarak ölçüldü.
Fatih’te hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 29,1, nem oranı ise yüzde 81’i buldu.
Gaziosmanpaşa ve Güngören’de hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı da yüzde 90’a ulaştı.
Kadıköy’de, hava sıcaklığı 27,4, hissedilen sıcaklık 32,4, nem oranı da yüzde 89 olarak kaydedilirken, Kağıthane’de hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 30,3, nem oranı da yüzde 98’i buldu.
Kartal’da hava sıcaklığı 27, hissedilen sıcaklık 32,1, nem oranı da yüzde 93 ölçüldü.
Küçükçekmece’de hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,3, nem oranı yüzde 85 olarak ölçülürken, Maltepe’de hava sıcaklığı 27, hissedilen sıcaklık 32,1, nem oranı da yüzde 93 oldu.
Pendik’te hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,6 iken, nem oranı yüzde 95 olarak ölçüldü.
Sancaktepe’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 29,4, nem oranı yüzde 89’a ulaştı.
Sarıyer’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 30,4, nem oranı ise yüzde 97 olarak kaydedildi.
Silivri’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 28,7 iken, nem oranı yüzde 82’ye ulaştı.
Sultanbeyli’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 29,4, nem oranı ise yüzde 89 olarak ölçüldü.
Sultangazi’de hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 28,8, nem oranı yüzde 85 oldu.
Şile’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,9, nem oranı da yüzde 84’ü bulurken, Şişli’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 30,5, nem oranı da yüzde 98’e ulaştı.
Tuzla’da hava sıcaklığı 25,5, hissedilen sıcaklık 28,5 iken, nem oranı da yüzde 89’u buldu.
Ümraniye’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,4 olmasına karşılık, nem oranı yüzde 100 ile rekor kırdı.
Üsküdar’da hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 28,9, nem oranı yüzde 86’ya ulaşırken, Zeytinburnu’nda hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,3, nem oranı da yüzde 85’e ulaştı.
Megakentte genel hava sıcaklığı sabahın ilk saatleri itibarıyla 26,7, hissedilen sıcaklık 30,3 derece ve nem oranı yüzde 85’i buldu.
BUGÜN HAVA NASIL OLACAK?
Meteoroloji Genel Müdürlüğü olarak yapılan değerlendirmelere göre: Ülkenin kuzey, iç ve doğu kesimlerinin parçalı, yer yer çok bulutlu, Akdeniz’in Toroslar kesimi, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Kayseri’nin doğu kesimleri, Bolu, Karabük, Sivas, Samsun, Amasya’nın doğusu ve Ordu çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; Doğu Karadeniz ile Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Ülkemizin güneydoğu kesimlerinde toz taşınımı bekleniyor.
– İSTANBUL °C, 36°C
– ANKARA °C, 34°C
– İZMİR °C, 39°C
– BURSA °C, 37°C
– EDİRNE °C, 41°C
– KOCAELİ °C, 37°C
– A.KARAHİSAR °C, 33°C
– DENİZLİ °C, 40°C
– MANİSA °C, 40°C
– ADANA °C, 36°C: Parçalı bulutlu, kuzey çevreleri aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
– ANTALYA °C, 36°C
– HATAY °C, 33°C
– ISPARTA °C, 35°C
– ÇANKIRI °C, 37°C
– ESKİŞEHİR °C, 35°C
– SİVAS °C, 31°C: Parçalı, zamanla çok bulutlu ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
– BOLU °C, 33°C: Parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
– DÜZCE °C, 36°C
– SİNOP °C, 30°C
– ZONGULDAK °C, 31°C
– AMASYA °C, 35°C: Parçalı, zamanla yer yer çok bulutlu, doğu kesimleri yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
– ARTVİN °C, 26°C: Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
– SAMSUN °C, 32°C: Parçalı ve yer yer çok bulutlu, yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
– TRABZON °C, 29°C: Parçalı ve çok bulutlu, yerel olmak üzere aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinden itibaren yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
– ERZURUM °C, 26°C: Parçalı ve çok bulutlu, yerel olmak üzere aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinden sonra yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
– KARS °C, 24°C: Parçalı ve çok bulutlu, yerel olmak üzere aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinden sonra yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
– MALATYA °C, 38°C
– VAN °C, 29°C
– DİYARBAKIR °C, 41°C
– GAZİANTEP °C, 40°C
– SİİRT °C, 40°C
– ŞANLIURFA °C, 42°C
]]>CHP Sinop Milletvekili Barış Karadeniz’in konuşması sırasında Halil Yılmaz, bazı muhalefet parti milletvekillerinin açıklamalarına “Sabahtan beri sizi dinliyorum. Nasıl bir insansınız?” diyerek tepki gösterdi.
“Sen kimsin” diye bağıran muhalefet partisi vekillerine tepki gösteren baba Yılmaz, “Benim çocuğum diri diri yendi, 10 yıl tedavi görecek. Ben Allah’a çocuğumu alsın diye yalvardım” dedi.

OKULA GİDERKEN SALDIRIYA UĞRAMIŞTI
Tunahan Yılmaz, 7 Aralık 2023 günü Keçiören ilçesi Kafkas Mahallesi’ndeki evinden çıkıp okuluna giderken boş arazide bulunan çok sayıda sahipsiz hayvanın saldırısına uğramış ve ağır yaralanmıştı.
Yılmaz’ın başına Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaklaşık 12 saat süren operasyonla deri nakli yapılmıştı. Tunahan Yılmaz’ın fonksiyon geri kazanımı için fizik tedavi ve rehabilitasyon süreciyle ilgili tedavisi sürüyor.
KIZININ AYAKKABILARINI GÖSTERDİ
Tepki gösteren bir diğer isim de, sahipsiz köpeklerden kaçarken kamyonun altında kalarak hayatını kaybeden 10 yaşındaki Mahra Melin Pınar’ın annesi Derya Pınar’dı.
Kendisine müdahale eden muhalefet milletvekillerine, kızının olay sırasında giydiği ayakkabıları gösteren Pınar, vekillerin duyarsızlığına isyan etti.
Bir akıl tutulması yaşandığını, bunun kabul edilemez bir şey olduğunu belirten Pınar, “Bu insanlar bir kez olsun beni arayıp ‘başın sağ olsun’ demediler, yanımızda olmadılar, sadece köpeklerin yaşamını konuştular. Köpekler sokakta kalsın ama nasıl kalırsa kalsın, hiç umurlarında değil.” dedi.
Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliklerin ardından birçok ölüm yaşandığını ifade eden Pınar, “2 sene içinde 75 ölüm yaşandı, bunların 25’i çocuk. En sonuncusu da daha dün Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği öğrencisini kaybettik. Bunlar olurken hala köpekleri sokaklarda tutmaya çalışmak iyi niyetli bir davranış değil” diye konuştu.
Köpeklerin başıboşluğu üzerinden rant sağlayan gruplar olduğunu dile getiren Pınar, köpeklerin sokaklarda zaten çok da refah içinde yaşamadıklarını söyledi. Pınar, “Hem kendilerine hem çevreye hem yaban hayatına hem sokakta bulunan diğer canlılara büyük zarar veriyorlar. Köpekleri araç olarak kullanıp sokakları terörize eden insanlar da var” dedi.
ACILI BABA VE ANNE KOMİSYONDA YAŞANANLARI ANLATTI
Tunahan’ın babası Halil Yılmaz ve Mahra’nın annesi Derya Pınar, komisyonda yaşananlarla ilgili TRT Haber’e konuştu.
Halil Yılmaz “7,8 saat sabırlı bir şekilde dinledim konuşmaları. Bir tanesi de çıkıp ne Tunahan’ın ismini andı, ne de diğer çocukların ismini andı. Diyebilirlerdi ki ‘Acınızı paylaşıyoruz.’ Sokaklarımız, şehirlerimiz güvenli hale gelsin, benim tek arzum bu.” dedi.
Derya Pınar ise, “Hiçbiri de demiyordu ki ‘Gelin arkadaşlar bakın, bu kızcağız öldü, bu aile perişan oldu. Bundan önce ölen gençlerimiz, çocuklarımız, yaşlılarımız sakat kalanlar, uzuv kayıpları yaşayanlar. Onlarca, binlerce travma var. Gelin bu işi çözelim, hem bu köpekleri sokaktan toplayalım hem de insanları bu tehlikeden uzak tutalım’ demediler.” dedi.
Kentte saat 05.30 itibarıyla ilçe ilçe hava sıcaklığı, hissedilen sıcaklık ve nem oranları şöyle:
Adalar’da hava sıcaklığı 27,1, hissedilen sıcaklık 32,4, nem oranı yüzde 93 iken, Arnavutköy’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,8, nem oranı yüzde 83 oldu.
Ataşehir’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,3, nem oranı yüzde 100 ile rekor seviyeye ulaştı.
Avcılar’da hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,2, nem oranı yüzde 84 olarak ölçüldü. Bağcılar’da hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı yüzde 90’a ulaştı.
Bahçelievler’de hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,2, nem oranı yüzde 84 olurken, Bakırköy’de hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,2, nem oranı yüzde 84 olarak kaydedildi.
Başakşehir’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,2 iken, nem oranı yüzde 83 olarak ölçüldü.
Bayrampaşa’da hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı yüzde 90 olurken, Beşiktaş’ta hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 30,5 derece ve nem oranı yüzde 98’e ulaştı.
Beykoz’da ise hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 29,6 iken, nem oranı yüzde 79 olarak ölçüldü. Beylikdüzü’nde hava sıcaklığı 27,1, hissedilen sıcaklık 30,7, nem oranı yüzde 82 olarak ölçüldü.
Beyoğlu’nda hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 30,3 iken, nem oranı yüzde 98’e ulaştı.
Büyükçekmece’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,1, nem oranı yüzde 89 olarak ölçüldü. Çatalca’da ise hava sıcaklığı 25,2 hissedilen sıcaklık 27,5 iken, nem oranı yüzde 82’ye ulaştı.
Çekmeköy’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 22,9, nem oranı yüzde 87 olarak kaydedilirken, Esenler’de hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı yüzde 90 olarak ölçüldü.
Esenyurt’ta hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,1 olurken, nem oranı yüzde 89 oldu.
Eyüpsultan’da hava sıcaklığı 25,8, hissedilen sıcaklık 28,6 iken, nem oranı yüzde 85 olarak ölçüldü.
Fatih’te hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 29,1, nem oranı ise yüzde 81’i buldu.
Gaziosmanpaşa ve Güngören’de hava sıcaklığı 26,3, hissedilen sıcaklık 30,1, nem oranı da yüzde 90’a ulaştı.
Kadıköy’de, hava sıcaklığı 27,4, hissedilen sıcaklık 32,4, nem oranı da yüzde 89 olarak kaydedilirken, Kağıthane’de hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 30,3, nem oranı da yüzde 98’i buldu.
Kartal’da hava sıcaklığı 27, hissedilen sıcaklık 32,1, nem oranı da yüzde 93 ölçüldü.
Küçükçekmece’de hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,3, nem oranı yüzde 85 olarak ölçülürken, Maltepe’de hava sıcaklığı 27, hissedilen sıcaklık 32,1, nem oranı da yüzde 93 oldu.
Pendik’te hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,6 iken, nem oranı yüzde 95 olarak ölçüldü.
Sancaktepe’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 29,4, nem oranı yüzde 89’a ulaştı.
Sarıyer’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 30,4, nem oranı ise yüzde 97 olarak kaydedildi.
Silivri’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 28,7 iken, nem oranı yüzde 82’ye ulaştı.
Sultanbeyli’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 29,4, nem oranı ise yüzde 89 olarak ölçüldü.
Sultangazi’de hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 28,8, nem oranı yüzde 85 oldu.
Şile’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 23,9, nem oranı da yüzde 84’ü bulurken, Şişli’de hava sıcaklığı 26, hissedilen sıcaklık 30,5, nem oranı da yüzde 98’e ulaştı.
Tuzla’da hava sıcaklığı 25,5, hissedilen sıcaklık 28,5 iken, nem oranı da yüzde 89’u buldu.
Ümraniye’de hava sıcaklığı ve hissedilen sıcaklık 24,4 olmasına karşılık, nem oranı yüzde 100 ile rekor kırdı.
Üsküdar’da hava sıcaklığı 25,9, hissedilen sıcaklık 28,9, nem oranı yüzde 86’ya ulaşırken, Zeytinburnu’nda hava sıcaklığı 26,7, hissedilen sıcaklık 30,3, nem oranı da yüzde 85’e ulaştı.
Megakentte genel hava sıcaklığı sabahın ilk saatleri itibarıyla 26,7, hissedilen sıcaklık 30,3 derece ve nem oranı yüzde 85’i buldu.
]]>CUMHURBAŞKANLIĞI İDARİ İŞLER BAŞKANLIĞINA SUSMAZ ATANDI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan kararlara göre, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığına Hakkı Susmaz atandı.
Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğüne ise Bekir Keleş getirildi.

Adli Tıp Kurumu Başkan Yardımcısı Tarık Yusuf Uçar görevden alındı. Bu göreve, Gençlik ve Spor Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Bensiz atandı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında açık bulunan başmüfettişlik görevlerine ise Esra Tuba Aydemir, Ferit Ezeroğlu, Fevzi Ünver, Aynur Genç, Mehmet Karahan ve Ufak Yılmaz’ın atamaları yapıldı.

ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM BAKANLIĞINDA GÖREVDEN ALMA VE ATAMALAR
Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığında da bazı üst kademe yöneticileri görevden alındı, bu görevlere yeni isimler atandı.
Buna göre, görevden alınan Bakan Yardımcıları Vedad Gürgen ile Refik Tuzcuoğlu’nun yerine Ömer Bulut ve Burak Demiralp, Çevre, Şehircilik ve İklim Bakan Yardımcısı olarak atandı.
Çevre Yönetimi Genel Müdürü Recep Akdeniz, Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürü Cihan Tatar, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürü Nurettin Taş, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Hüseyin Bayraktar, Personel Genel Müdürü İbrahim Yılmaz, Rehberlik ve Teftiş Başkanı İhsan Yiğit ile Strateji Geliştirme Başkanı Sadi Kızık ise görevden alındı.
Milli Emlak Genel Müdürlüğüne Veli Tunçez, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğüne Fatih Turan, Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğüne Eyyüp Karahan, Yapı İşleri Genel Müdürlüğüne Murat Oral, Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğüne Banu Aslan, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğüne Kasım Yenigün, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne İsmail Tüzgen, Personel Genel Müdürlüğüne Halil Erdoğan, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığına Aytaç Yüksel, Strateji Geliştirme Başkanlığına da Yusuf Alperen Ayar getirildi.
YENİ TOKİ BAŞKANI DA BELLİ OLDU
Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Hakan Gedikli, Toplu Konut İdaresi Başkanı Mustafa Levent Sungur, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı Taşınmaz ve Kaynak Geliştirme Genel Müdürü ise Oğuzhan Yaylacı oldu.
Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdür Yardımcılığına Yahya Kesimal, Mekansal Planlama Genel Müdür Yardımcılığına Selçuk Aydemir, İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne ise Maliki Ejder Batur’un ataması yapıldı.

ANAYASA MAHKEMESİ ÜYELİĞİNE METİN KIRATLI SEÇİLDİ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan Anayasa Mahkemesi Üyeliğine Seçme Kararı, Resmi Gazete’de yayımlandı.
Buna göre, eski Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Metin Kıratlı, Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi.
Kıratlı, 12 Mayıs’ta görev süresi dolan Muhammed Emin Kuz’un yerine Anayasa Mahkemesi üyesi oldu.
METİN KIRATLI KİMDİR?
14 Şubat 1969 tarihinde Konya/Ereğli’de doğdu. İlkokul ve lise eğitimini Ereğli’de tamamladı.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1990 yılında mezun oldu.
Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Kamu Diplomasisi Eğitim Programı Goethe Enstitüsünde (Berlin) yabancı dil eğitimi aldı. Daha sonra İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Tezli Yüksek Lisans Programını bitirdi. Kırıkkale Üniversitesinde doktora eğitimini tamamladı.
Ankara Adliyesinde hâkimlik stajına başlayan KIRATLI, staj bitimi sırasıyla Ulaş Hâkimliği, Çaldıran Hâkimliği, Yalvaç Hâkimliği ve Manavgat Hâkimliği görevlerini yapmış olup, 2004 yılında Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne atanarak Tetkik Hâkimlik, Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdür olarak görev almıştır. 2014 yılında 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmesiyle Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcılığı görevine atanmış olup, 3 Ağustos 2018 tarihinden itibaren de Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı olarak görevini sürdürmektedir.
23 Kasım 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile YÖK Üyeliğine atanmıştır. Ayrıca, Akdeniz Havzası ve Afrika Medeniyetleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Danışma Kurulu Başkanlığını yürütmektedir.
İyi derecede Almanca bilen KIRATLI, evli ve iki çocuk babasıdır.

KÖKLÜ TOKAT VALİSİ OLDU
Tokat Valiliğine de İstanbul Bakırköy Kaymakamı Abdullah Köklü atandı.

ABDULLAH KÖKLÜ KİMDİR?
Bilecik-Bozüyük doğumlu olan Abdullah Köklü aslen Ankara-Nallıhanlıdır. İlköğrenimini Balıkesir ve Kocaeli, ortaöğrenimini ise İstanbul illerinde tamamladı. 2003 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu.
Açılan sınavları kazanarak Kocaeli Kaymakam Adayı olarak mesleğe başladı. Vilayet stajını Kocaeli Valiliğinde, teftiş stajını Rize’de, Kaymakam Refikliği stajını ise Sakarya-Akyazı’da tamamladı.
Daha sonra sırasıyla Bursa ili Büyükorhan, Harmancık ve Keles ilçelerinde Kaymakam vekilliği görevinde bulundu.
2007 yılında bilgisini artırmak ve yabancı dilini geliştirmek üzere bir yıl süre ile İçişleri Bakanlığı tarafından İngiltere-Leicester Üniversitesine gönderildi. Yurda döndükten sonra Ankara’da kamu diplomasisi ve 93. Dönem Kaymakamlık kursunu üstün başarıyla bitirdi.
2009-2011 yıllarında Afyonkarahisar- Hocalar Kaymakamlığı,
2011-2013 yıllarında Artvin- Şavşat Kaymakamlığı,
2013-2016 yıllarında ise Bingöl- Genç Kaymakamlığı görevlerinde bulundu.
2016 yılı Aralık ayındaki Kararname ile İçişleri Bakanlığı Dış İlişkiler Başkan yardımcısı olarak atanan Abdullah Köklü, geçici görevle Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünde Köydes ve Özel İdareler biriminde görev aldı.
2017-2022 tarihleri arasında Çanakkale İli Vali Yardımcılığı ve İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği görevinde bulundu.
12 Ağustos 2022 tarihi itibariyle Bakırköy Kaymakamlığı görevine atandı.
Öğretmen Yasemin Hanım ile evli olan Abdullah Köklü iki çocuk babasıdır.
BMGK’da, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un başkanlığında Filistin’deki durum hakkında oturum düzenlendi.
Lavrov, konuşmasına başlamadan önce, BMGK’ye giren ve kimliği bilinmeyen iki kadın ellerinde resimlerle “Esirleri serbest bırakın.” diye bağırdı. Lavrov, gösteri düzenleyenlere “Derdiniz ne? Biriniz gelin, açık bir şekilde anlatın.” dedi. Söz konusu kişilerden cevap gelmeyince göstericiler güvenlik tarafından dışarıya çıkarıldı.
Bunun ardından Lavrov, konuşmasına geçti.
“Orta Doğu daha önce benzeri görülmemiş güvenlik riskleriyle karşı karşıya.” uyarısında bulunan Lavrov, akan kanı durdurmak ve sivillerin acısını dindirmek için dürüst diyaloğa ihtiyaç olduğunu söyledi.
Lavrov, Rusya’nın tarihsel olarak bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler yürüttüğünü belirterek, ülkesinin Filistin’in BM üyeliğini de desteklediğini, halihazırda BM üyesi 150 ülkenin Filistin’i tanıdığını kaydetti.
BMGK’nin son 10 ayda bakanlar düzeyinde Filistin’deki durumu görüşmek için 4. kez bir araya geldiğini, 4 BMGK kararının kabul edildiğini ifade eden Lavrov, “Ancak işgal altındaki Filistin topraklarında akan kan, bu kararların sadece kağıtta mürekkep olduğunu gösteriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Lavrov, “Dostu ABD’nin desteğiyle İsrail’in kapsamlı askeri operasyonu son 10 ayda çok korkunç bir yıkıma yol açtı.” dedi.
Gazze’de 10 ayda 40 bine yakın sivilin öldürüldüğünü ifade eden Lavrov, bunun Ukrayna’nın güneydoğusunda “10 yıldır süren ihtilafta” ölenlerin iki katı olduğunu söyledi.
Lavrov, (BM Genel Sekreteri Antonio) Guterres’in 2009’da söylediği gibi “Gazze’deki ihtilaf, dünyada insanların kaçmasına bile izin vermeyen tek ihtilaf” olduğunu belirterek, durumun daha da kötüleştiğine işaret etti.
Rusya Dışişleri Bakanı, Orta Doğu’da kötüleşen durumdan ABD politikalarını sorumlu tuttu.
Filistin’in BM Daimi Temsilcisi Mansur: Gazze en çok belgelenen soykırım olarak tarihe geçecek
Filistin’in BM Daimi Temsilcisi Riyad Mansur ise “Gazze en çok belgelenen soykırım olarak tarihe geçecek.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in aylardır kıtlık, susuzluk ve hastalığı silah olarak kullanarak bir insani facia yarattığını aktaran Mansur, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Filistin halkı ve esirleri umursamadığını dile getirdi.
Mansur, Netanyahu’nun uluslararası hukuk ve insan onurunu da umursamadığını, sadece siyasi yaşamını düşündüğünü belirtti.
“Size soruyorum BM Güvenlik Konseyi, bu akıl hastasının Filistin halkına yönelik soykırımını kim durduracak? Kim onun karar vermesini engelleyecek?” sorularını yönelten Mansur, artık değişim zamanı olduğunu vurguladı.
İsrail’in Gazze’de yaptığı toplu cezalandırmadır”
“Uluslararası toplumun Gazze’deki duruma tepki vermekte başarısız” olduğuna işaret eden Lavrov, konuya ilişkin alınan hiçbir BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmadığının altını çizdi.
7 Ekim saldırılarının kabul edilemez olduğunu belirten Lavrov, “İsrail’in Gazze’de yaptığı toplu cezalandırmadır.” ifadesini kullandı.
Toplu cezalandırmanın uluslararası insancıl hukukun ihlali olduğunu dile getiren Lavrov, “Bir ihlalle başka ihlaller yaparak savaşamazsınız.” dedi.
BM Genel Sekreteri’nin ofisini de “çifte standart” uygulamakla suçlayan Lavrov, Gazze’ye yönelik saldırılardan bahsederken saldırının kim tarafından yapıldığını açık şekilde söylemediklerini ancak söz konusu Ukrayna olunca hemen Rusya’yı suçladıklarını kaydetti.
Lavrov, BM çalışanlarının tüm üyelere karşı tarafsız olması zorunluluğunun altını çizdi.
“İsrail, gerginliği artırmak istiyor”
Orta Doğu’da gerginlik ve İran’ın dahil olma ihtimaline ilişkin soruya Lavrov, “İran gerginliği artırmak istemiyor. İsrail istiyor.” dedi.
Lavrov, Hizbullah’ın da itidalli davrandığını ancak ABD ve İsrail’in çatışmayı körüklemeye, “kapsamlı savaş” başlatmaya çalıştığını söyledi.
Rusya Dışişleri Bakanı, Batı’nın gerginliği azaltmak için ihtiyaç olan tüm çabayı sarf etmesi gerektiğini ifade etti.
“İstanbul’da barış sağlanmak üzereydi”
Ukrayna’daki durum hakkında da konuşan Lavrov, “Minsk Anlaşması uygulansaydı Ukrayna, Kırım hariç 1991 sınırlarını muhafaza ederdi.” diye konuştu.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin “barış önerisinin” tek taraflı ve kabul edilemez olduğunu vurgulayan Lavrov, İstanbul’da 2022’de yürütülen müzakerelerde barışın sağlanmak üzere olduğunu anımsatarak, “Dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Ukrayna’ya imzalamayın talimatını verdi ve masadan kalktılar.” ifadesini kullandı.
Lavrov, “Ukrayna’ya silah pompalamayı bırakırsanız savaş sona erer.” dedi.
“Avrasya güvenlik modelini savunuyoruz”
NATO’nun adil olmayan ve agresif bir politikası bulunduğunu kaydeden Lavrov, kendilerinin Avrasya güvenlik modelini savunduklarını söyledi.
Lavrov, bu modelin eşitlik temelli olacağını ve herkesin çıkarlarını gözeteceğini belirtti.
“ABD halkının seçeceği her liderle çalışmaya hazırız”
Eski ABD Başkanı Donald Trump ve Ukrayna’ya desteğin kesilmesini savunan yeni başkan yardımcısı adayı J.D Vance’in seçilmesi durumunda ilişkilerin nasıl olacağının sorulması üzerine Lavrov, “ABD halkının seçeceği her liderle çalışmaya hazırız.” dedi.
Lavrov, Trump’ın başkan olduğu dönemde Rusya’ya yoğun ekonomik ve diplomatik yaptırım uygulandığını ancak buna rağmen “diyalog kanallarının en üst seviyede açık” olduğunu bildirdi.
Mevcut ABD yönetimiyle diyaloğun bulunmadığını ifade eden Lavrov, ilişkilerin saygılı ve eşit zeminde yürümek zorunda olduğunun altını çizdi.
Sendikaların çağrısıyla, üzeri arandıktan sonra Saraçhane’deki alana girdiğini, kendisiyle birlikte tutuklanan sanıkların tahliye edildiğini belirten Yanar, “Tutuklu bulunmam nedeniyle KYK yurdundan ve işimden atıldım. Tahliyemi talep ediyorum.” dedi.
“FLAMALAR VE TEKMELERLE POLİSİ GEÇMEYE ÇALIŞTIK”
Tutuklu sanıklardan Ayşe Beliz İnce de flamalar ve tekmelerle polisi geçmeye çalıştıklarını söyleyerek, “Polis baskın geldi. Biz meydana varamadık. Bu defa olmasa da varacağız meydana. Görüntüdeki kişi benim.” ifadelerini kullandı.
Tutuksuz sanık Bekir Aslan ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çağrısı ve Özel’in de burada bulunması üzerine söz konusu alana gittiğini belirterek, polise zarar vermek amacıyla orada olmadığını savundu.
25 SANIK İÇİN TAHLİYE KARARI
Kendilerine dağılmaları yönünde uyarı yapılmadığını öne süren Aslan, “Taksim yasağından haberim vardı ama belirttiğim gibi çağrı üzerine gittim. Üzerime plastik mermi sıkılması sonucu eylemimi gerçekleştirdim. Akabinde polis memurları tarafından darbedildiğime ilişkin rapor aldım. Üzerime atılı suçları kabul etmiyorum. Müştekilere ya da kamu malına zarar vermedim. Zarar varsa somutlaştırıldığı takdirde gidermek istiyorum.” diye konuştu.
Ara kararını açıklayan mahkeme, tutuklu 25 sanığın delil karartma ihtimalinin bulunmadığı gerekçesiyle yurt dışı çıkış yasağı tedbiriyle tahliyesine karar verdi.
Duruşmaya ara verildiği sırada izleyicilerden bazılarının salonda sanıkların fotoğrafını çektiğini ve sosyal medyada paylaştığını belirten mahkeme, fotoğrafı çeken kişilerin tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulmasına hükmetti. Duruşma ertelendi.
İDDİANAMEDEN
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, DİSK, KESK, DEM Parti, TMMOB, TDB, SOL Parti ve CHP İstanbul İl Örgütü gibi çeşitli parti, konfederasyon, sendika, STK, marjinal grup ve oluşumlar tarafından, sosyal medyadan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde Fatih Saraçhane Parkı’nda kanunsuz yürüyüş gerçekleştirileceğine dair çağrılarda bulunulduğu belirtiliyor.
Fatih Kaymakamlığınca alınan yasaklama kararına istinaden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünce, belirtilen yer ve çevresinde olmak üzere kapama ve arama noktaları oluşturularak gerekli tedbirlerin alındığı bildirilen iddianamede, grupların birlikte ve bireysel olarak olay yerine geldikleri ifade ediliyor.
İddianamede, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ile emniyet tedbirlerinden sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı arasında saat 08.30’da yapılan müzakerede, yapılan eylemin kanunsuz olduğu, Taksim Meydanı’nda toplu yapılacak etkinliğe izin verilmediği, bu konuda yasaklama kararı bulunduğu, Taksim Meydanı’na yürüyüşe izin verilmeyeceği ve eyleme son verip dağılmaları gerektiğinin bildirildiği aktarılıyor.
İlerleyen saatlerde katılımcı sayısının 20 bine ulaştığı alanda, yeniden dağılma uyarısında bulunulduğu kaydedilen iddianamede, saat 11.35’te saldırgan grupların emniyet görevlilerine taş ve flamalarla saldırmaya başladıkları belirtiliyor.
İddianamede, flamaları bulunan ve aralarında maske takanların da olduğu gruplardan 150 kişinin, taş, su damacanası, flama sopası, el ve tekmelerle polis kalkanlarına, ara boşluklardan ise polislerin vücutlarına ve kafalarına vurmaya başladıkları bilgisine yer veriliyor.
Saldırgan grubun eylemlerine devam ettiği kaydedilen iddianamede, “Ayrıca itme, çekme ve vurma suretiyle 35 boy kalkanı, 77 görev kalkanı, 1 el telsizi, 22 kask, 23 gaz maskesi, 1 ZET tüfeğine zarar verdiklerinin tespit edildiği, benzer eylem ve polise yönelik saldırıların belirli aralıklarla saat 12.44’e kadar devam ettiği” belirtiliyor.
İddianamede şüphelilerin fikir ve eylem birliği içinde hareket ettikleri aktarılarak, “Şüphelilerin taş, kaldırım taşı gibi sert cisim atmak, flama sopası, su damacanası ile vurmak, tekmelemek, yumruk atmak, iteklemek suretiyle müşteki polis memurlarını yaraladıkları, olay yerinin çok kalabalık ve yaşanılan arbedenin büyük olması nedeniyle hangi şüphelin hangi müştekiyi yaraladığının tespitinin mümkün olmadığı” vurgulanıyor.
30 şüphelinin, “görevi yaptırmamak için direnme” “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet”, “kasten yaralama” ve “kamu malına zarar verme” suçlarından 3 yıl 9’ar aydan 17’şer yıla kadar hapisle cezasına çarptırılması isteniyor.
]]>Doktorların ‘konuşamaz, cümle kuramaz, sadece birtakım sesler çıkarabilir’ dediği Kılınçarslan, küçüklüğünde geçirdiği ameliyatlar sonucu kafatasına takılan işitme cihazı sayesinde duyabiliyor. Anne, baba ve özel eğitim desteğiyle konuşmayı öğrenen Kılınçarslan ilkokul, ortaokul ve lisede başarılı bir eğitim dönemi geçirdi.
YKS öncesi sıkı bir çalışma programı uygulayan Kılınçarslan, okuldan sonra akşamları kent kütüphanesinde ders çalışarak binlerce soru çözdü.
Kılınçarslan, sınavdan önce son iki ay, okuldan sonra evinde kamp sürecine girerek Y-TYT Türkiye 67’ncisi ve Y-SAY Türkiye 150’ncisi olarak, çok istediği doktorluk mesleğine bir adım daha yaklaştı.
Başarısıyla ailesinin göğsünü kabartan Kılınçarslan, AA muhabirine, küçüklükten beri hayalinde doktorluk mesleği olduğunu söyledi.
Hastalığının, doktorların mesleklerini icra ederken kullandıkları stetoskop cihazını takmasına engel olduğunu belirten Kılınçarslan, “10’uncu sınıfta biri bana ‘doktor olamazsın’ demişti. Bu beni çok üzmüştü ama ne olursa olsun motivasyonumu asla kaybetmedim ve doktorluğun peşini asla bırakmadım. Araştırmaya devam ettim. 11’inci sınıfta okul bizi Ankara’ya Hacettepe Üniversitesi’ne geziye götürmüştü. Orada durumumu anlattım. ‘Sen doktor olabilirsin.’ dediler. Yeni stetoskop modelleri çıkmış ve onları alarak doktorluk yapabilirmişim. Bunu duyunca çok sevindim.” ifadelerini kullandı.
Kılınçarslan, sınavın açıklanmasını sabırsızlıkla beklediğini dile getirerek, “Sabah saat 07.30 civarında annem ve kardeşim, YKS açıklanmış diye beni uyandırdı. Bir baktım derece yapmışım. TYT Isparta il birincisiyim, sayısalda da Türkiye 150’ncisi olmuşum. Bu benim için güzel bir başarı.” diye konuştu.

“Bu hayatta her şey bazen bitmiyor”
Hasta ve engellilere yardım etmek için doktor olmak istediğini vurgulayan Kılınçarslan, “Birinci tercih sırama Hacettepe Tıp Fakültesini yazacağım. İnşallah olur ve iyi bir doktor olarak insanlara yardım edebilirim.” dedi.
Kılınçarslan, engelli bireylere seslenerek, şöyle konuştu:
“Bu hayatta her şey bazen bitmiyor. Bazen devam etmek gerekiyor. Azmetmek gerekiyor. Hayatı sevmek gerekiyor. Belki biz hayata dezavantajlı başladık ya da hayatımız bir anda alt üst oldu gibi düşünüyoruz ama azimle bu hayatın akışını değiştirebiliriz. Ben değiştirdiğimi düşünüyorum. ‘Konuşamaz’ denilen bir çocukken şu an buradayım ve size seslenebiliyorum. Bu benim için çok güzel bir başarı ve sizin de bunları başaracağınıza gerçekten inanıyorum. Kulaklarım olmamış veya gözlerimde problem var diyerek hayattan vazgeçmek bence doğru bir şey değil. Engelimizi engel olarak değil de bir basamak olarak düşünmek gerekiyor.”
Baba Ramazan Kılınçarslan da doğuştan işitme engelli kızının başarısıyla büyük sevinç yaşadığına değinerek, “Zeki bir kız zaten, azmi de çok fazla, hırsı da var. Zaten LGS sınavında Türkiye’de ilk bine girmişti. Kızımın tıp fakültesini de başaracağını ve çok iyi bir doktor olarak yetişeceğini düşünüyorum. İnsanlığa, vatana ve millete hayırlı olur.” ifadelerini kullandı.
Yıldız’ın köşe yazısı şu şekilde:
15 Temmuz’da, ülkemizin uçurumun kenarından çekip alınması bir kahramanlık hikayesidir. Ve fakat, ülkece uçuruma doğru sürüklenirken hepimizin kişisel hikâyeleri var, çoğumuzunki dram.
Size kendi yaşadıklarımın özetini anlatacağım. Uzun ama yine de eksik bir yazıya hazır mısınız?
Deneyimli bir gazeteci dostum bana, “Kassandra” lakabını taktı, birkaç köşe yazısında da nedenini anlattı. Kassandra, olacakları önceden bilen ama buna kimseyi inandıramamakla cezalandırılmış mitolojik karakterdi.
Halbuki üstün bir yeteneğim yok. İki şeyim var; birbirleriyle ilgisiz gibi görünen parçaları birleştirerek puzzle yapmak ve birleştirmek için akademik bilgiyi kullanmak.
Bu bir alışkanlık. Size ilgisiz gelen parça, bana bir şey anlatır.

Anlatmaya başlayayım.
Nisan 2007’de, Sabah gazetesinde çok okunan bir köşem vardı. Fatih Altaylı’nın iki sütun 10 cm olarak başlattığı yazılarım, gördüğü ilgiden neredeyse tam sayfaya yaklaşmıştı.
TMSF Sabah’a el koyunca, Fatih Altaylı yayın yönetmenliğinden istifa etti, yerine gelen ve şimdi kaçak olan Ergun Babahan’ın ilk işi, yazılarıma son vermek oldu.
Odamı topladığımı gören Yavuz Donat, “Olmaz öyle şey, sen çok okunuyorsun” isyanıyla Babahan’ı aradı. “Benim değil, TMSF’nin gazeteye atadığı yeni yönetim kurulunun kararı” cevabını aldı.
Suçu attığı yönetim kurulunun başkanı Mehmet Akif Yaşın o sırada beni aradı, “Böyle bir karar söz konusu değil, Babahan yalan söylüyor, lütfen gazetede yazmaya devam edin” dedi, Fatih Altaylı şahit.
Bana göre yayın yönetmenin istemediği yerde, köşe yazarı çalışamazdı, kendisine teşekkür ettim ve Sabah defterini kapattım.
Aynı günlerde Taraf gazetesi yayına başlamıştı. Olabilirdi, her yeni gazete, işsiz gazeteci sayısının azalması demekti.
Ve fakat Taraf’a, basın tarihinde hep tuhaf rolleri olan Çetin Altan’ın, romancı oğlu Ahmet Altan yayın yönetmeni olmuştu. Ne alâkaydı?
Türkiye’de gazeteci yokmuş gibi, yazı işleri müdürü olarak Yasemin Çongar ABD’den getirilmişti. Garipti. İşkillenmeye yeterdi.
Sanki ülkede benden başka işkillenen yokmuş gibi (ki yokmuş), Habertürk’te bu konuya dikkat çekmiş, adrese teslim, “Hain Kadınlar” başlığıyla şu yazıyı yazmıştım:
“Hep derim ya, ben kadınlardan korkarım. Hain erkekler ortada dururlarken öylece, hain kadınlar küçücük bedenlerinin içine gizleyebilirler hainliklerini. O küçücük cüsseden beklemezsiniz o büyüklükte kötülükleri.

Zaten en büyük avantajları da mini minnacık oluşlarıdır. O yüzden bakın tarihe, büyük toplumların, büyük adamların sonunu getiren hain kadınlardır çoğu zaman…
Küçücük hain kadınlar… Hırslı kadınlar… Ruhları çürük kadınlar… Korkmalı onlardan.
Sızıverirler incecik yapılarıyla içinize. Sizi satarlar, ülkelerini satarlar…
Bilmem anlatabildim mi sevgili okur?”
Yazının tarihi 16 Ekim 2008! Ülkem henüz FETÖ konusunda uykudayken. O yazıyla, medyada saldırılar başladı, “İlker Başbuğ’un danışmanı Nuran Yıldız, Yasemin Çongar’ı vatanı satmakla suçladı” haberleri yayıldı.
Başbuğ’u tanıyordum, arada sohbet ederdik ama danışmanı değildim. TSK danışmanlığımı istemiş, ancak nedense olmamıştı.
O yazımdan bir süre sonra, en çok okunan yazarlarından biri olduğum halde, Habertürk’teki yazılarıma son verildi.
O sıralar, Türk ordusunun iletişimini Pentagon’la kıyaslamalı analiz ettiğim, bu konudaki ilk akademik çalışma olan “Tanklar ve Sözcükler” kitabımla ilgili Vatan gazetesine röportaj vermiştim. Röportajı yapan bir arkadaşımdı, artık değil.
Arkadaşım da olsalar gazetecilere güvenmediğimden, röportajı baskıdan önce görmek istedim. Gördüm de.
Ertesi gün röportaj “TSK’nın danışmanı Nuran Yıldız” alt başlığıyla çıktı. Gece bana gönderilen halinde bu ifade yoktu.
Muhabir arkadaş “Bunu ben eklemedim” dedi. Yayın yönetmeni Tayfun Devecioğlu’nu aradım, “Hocam yazı Ankara’dan öyle geldi. İstanbul’da bunu ekleyecek kapasitede biri yok” dedi.
TSK düşmanlarına hedef gösterilmiştim. İtibarsızlaştırma saldırıları arttı.
Kim ekledi ya da ekletti, o kısım halâ karanlık.
Sene 2010. Entelektüel bir tartışma ortamı olarak ilgi gören Radikal gazetesinde, “yetmez ama evet”çi İsmet Berkan’ın yerine (şimdi kaçak, Londra’da) Eyüp Can’ın yayın yönetmeni olmasıyla tuhaf değişiklikler olmaya, köşe yazıları, haberler Türkiye karşıtlığı kokmaya başlamıştı.
Tüm vatanseverler gibi, benim hakkımda da yalan haberler yapıyorlar, Eyüp Can’ı arayıp söylesem bile değişen bir şey olmuyordu.
Aynı günlerde Oda Tv’de, ülkedeki tuhaflıkların altını çizen, dolayısıyla birilerini rahatsız eden yazılar yazıyordum.
Yine bu dönemde, ne hikmetse, Eyüp Can’ın eşi Elif Şafak durmadan “çok satanlar” listesine giriyordu.
Ne tesadüfse artık aynı günlerde ülkemde, Türk askerini beceriksiz gösteren “Kurtlar Vadisi” büyük ilgi görüyordu!
Bitmedi. “Tanklar ve Sözcükler” kitabımdaki cümleleri bağlamından kopararak, olmayan cümleleri varmış gibi göstererek Aktüel dergisinde kitabı ve beni karalayan analiz yazdılar. Yazanlar kaçak şimdi.

Önce tutuklanıp sonra serbest bırakılan Nazlı Ilıcak, o uyduruk analizlerin ekranlardaki sözcüsü oldu. “Bu kadın var ya bu kadın” diyerek bana iftiralar atıyordu.
Aradım, “O analiz doğru değil, siz kitabı okudunuz mu” dedim ama o, bildiğini yapmaya devam etti.
15 Temmuz’a giden süreçte büyük suç ve günahları olan Ilıcak, şimdi serbest.
Ergenekon, Balyoz kumpasları sürerken. Şimdilerde milyonluk takipçisi olan, o günlerde ise Gülen’in dizinin dibinden ayrılmayan eski bir İLEF’li televizyoncu, Radikal’de “İlker Başbuğ ve Nuran Yıldız” tutuklanacak yazdı.
Hatırlayacaksınız, tutuklanacak kişilerin ismi FETÖ’cü gazeteciler aracılığıyla önce medyaya servis ediliyor, ardından tutuklamalar geliyordu.
Doğan Şentürk gibi güya arkadaşım olan gazeteciler, yönettikleri televizyonlarda tutuklanacağımı, ana haberlere taşıdılar. Sonra hiç sıkılmadan “haberim olmadı” dedi FOX’u yöneten Şentürk, söylediği doğru değildi. (FETÖ’nün palazlanma sürecinde masum medya neredeyse yoktur.)
Haberi izleyen konu komşu hasta annemi aradı, “Nuran tutuklanmış öyle mi” dediler. Parkinson olan annemin hastalığı, bir haftada bir yıllık ilerledi.
Nereye gittiysem oradan, anneme telefonda sesleri dinlettim, kuşlar, trafik vs. tutuklanmadığımı kanıtlamak için uğraştım.
İçinde kitap, pijama, çarşaf, havlu, ağrı kesiciyle çantam hazır, her sabah saat 5’te, tutuklamaya gelecek polis araçları bekledik pencerede.
Evimde hep birileri kaldı, polisler bulacakları delilleri yanlarında getirdikleri için, o sırada yalnız olmamam lazımdı.
“Neden tutuklanacağımı hiç bilmiyorum, ben yanlış bir çizgi bile çizmem” dedim, avukatım Şahin Mengü’ye.
“Seninle ilgisi yok zaten” dedi, “Başbuğ’u tutuklayacaklar, yolu döşüyorlar.”
O zor süreçte, hiç ama hiç kimse arayıp sormadı. Ne tanıdığım siyasetçiler, ne dost bildiğim insanlar. Derim o zaman kalınlaştı.

Eyvallahsızlığım o günlerin mirası.
FETÖ’nün hedefindeki Org. Başbuğ, basın toplantısı düzenleyerek boş bir lav silahı gösterdi. Herkesle birlikte “ne gereği var” şaşkınlığıyla izlediğim basın toplantısını, benim organize ettiğimi yaydılar.
Çok sonra öğrendik ki o toplantının fikrini veren, şu an halâ birçok devlet kurumuna danışmanlık yapan eskimiş bir iletişim danışmanı idi.
Şimdilerde. Habertürk başta olmak üzere televizyonların vazgeçilmezi, adı lazım değil bir gazeteci bozuntusu, o günlerde FETÖ’nün sağlam neferiydi, hakkımda asılsız yazılar yazıyordu.
O yazılardan birine kızıp, dostum Erol Olçok’u aramıştım. Gece çalışıp gündüz geç kalktığı için, öğleye doğru uykulu bir sesle, “Tam 7 kez aramışsın. Bu senin tarzın değil, ne oldu, üçüncü dünya savaşı mı çıktı?” demişti.
Konuyu anlatınca “Boş versene, adam hasta” demişti. Adam hasta ama halâ ekranlarda yorum yapıyor!
O günlerde, FETÖ’nin kullanışlı neferi karı koca da (boşandılar mı ne) ekranlardan, vatansever herkese saldırıyorlardı. Şimdilerde sanki hiç suçları yokmuş gibi utanmadan, ekranlarda boy göstermeye devam ediyorlar.
Gerçekten de bu ülkede, ne yaparlarsa yapsınlar bazı tiplere hiçbir şey olmuyor.

Ülkenin uçurumun kıyısına doğru sürüklendiği o süreçte, durumun farkında olan, uyarıda bulunan herkes ağır faturalar ödedi, ödedik.
Ruhlarımız yaralandı, sevdiklerimizi kaybettik.
Sürecin günahı kolay kolay temizlenmez. Aldatıldığınızı söyleyerek uyarıda bulunanları düşmanlaştırmalarına, itibarsızlaştırmalarına göz yumulması günahı kat be kat katlıyor çünkü.
Ve. 15 Temmuz gecesi. Yazlıkta akşam yemeği yerken telefonum çaldı. Telefondaki iş adamı “Darbe oluyor” dedi, “dalga mı geçiyorsun” dedim. Sesindeki panik inanmama yeterdi, “sana Kassandra diyorlar, sence ne olur bu işin sonu” sorusuna verdiğim cevabı, çok sonra bana hatırlattı: “Bu devletin kendini koruma refleksine güvenmek zorundayız.”
Bir saat kadar sonra, işkence misali o telefon tekrar çaldı, açmasaydım iyiydi ama açtım, “Erol’u öldürdüler” dedi karşımdaki ses.
“Mümkün değil” dedim, “Erol Olçok ölmez.” O hayat dolu adam mümkün değildi, ölmezdi.
Ağladım. Ağladım. Dost kaybetmişler varsa, onlar beni anlayacaktır.
Geriye doğru bakınca, her şeyin Pentagon’un davetini reddetmemle başladığını görüyorum.
“Tanklar ve Sözcükler” basıldıktan sonra, 2007’de, beni Pentagon’a davet ettiklerinde, kitabımı İngilizceye çevirmeyi teklif ettiklerinde kabul etseydim, başıma bunların hiçbiri gelmeyecek, en çok okunan, en çok tanınan, paylaşılamayan kişi olacaktım.
O daveti reddetmek, o olanakları elimin tersiyle itmek, benim gibi bu vatana aşkla bağlı olanlar için bir onur meselesiydi.

15 Temmuz’u doğru anlamak gerek.
Bu vatana çıkarla değil, aşkla bağlı olanlara selam olsun.
Not: Yazıyı sonuna kadar okuduysanız ne mutlu bana. Ki daha çok eksik.
Sanıklar bugün hakim karşısına çıktı.
9 sanığın sorgularının tamamlananması beklenirken hakim ve müşteki avukatlar ihmaller zinciri üzerinde durdu.
Tadilat için firmaların gece kulübü ile 6,5 milyona anlaştıkları ve ölen iki işçinin sigortasız çalıştırıldığı ortaya çıktı.
Savcılık, 7’si tutuklu 9 sanık hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak suçundan 2 yıl 8’er aydan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis isteniyor.
“BU TAKDİR-İ İLAHİDİR”
Kimlik tespitleri ile başlayan duruşmada savunma yapan tutuklu sanık Çağatay Altunel, “Yaşanan elim kazadan dolayı çok üzgünüm. Teknik metal işletmesinin sahibiyim. Ramazan ayının 1 ve 2. günü öncesinde biz tadilat yapılacak yere gelerek ses yalıtım malzemelerinin sökülmesini ve dışarı çıkarılmasını talep ettik. 15 gün kadar çalışma yaptık. Olay günü Pendik’te elim kazanın meydana geldiği haberini aldım ve yola çıktım. Benim personelim olay günü kaçmaya çalışmamıştır. Şahsıma taksirle ölüme neden olma suçu isnat edilse de kendi tarafımdan ihmal ve tehlike oluşturabilecek bir durum söz konusu değildir. Ben 1 saat sonra orada olacağım için ben de yangında hayatımı kaybedebilirdim. Ben 15 yıldır teknik metal firmasının sahibiyim, bugüne kadar böyle bir kaza meydana gelmemiştir. Tutuklu bulunduğum süre içerisinde iş yerim iflasın eşiğine gelmiştir. Bakmakla yükümlü olduğum yaşlı ve hasta annem vardır. Bu takdir-i ilahidir sizin de takdir ettiğiniz gibi. Affınıza sığınıyorum. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.
Çağatay Altunel’e müşteki avukatı tarafından “Mekanda tadilat izni olmadığını bilmiyor muydunuz?” şeklinde soru soruldu. Altunel “Bilmiyorduk. Normalde sorardık tadilat izni olup olmadığını ama sormadık bu kez” dedi.
“MADDİ ANLAMDA SIKINTIYA GİRMİŞ DURUMDAYIZ”
Tutuklu sanık Kahraman Erdem ise savunmasında “Benim mobilya dekorasyon firmam var. Metal dizayn üzerine işler yapıyoruz. ‘Böyle bir iş var beraber yapalım’ dedim Çağatay’a. Birlikte yapmaya karar verdik. Çağatay Altunel’in dediklerine katılıyorum. Bizim yaptığımız iş aslında tadilat değil. Dekorasyon üzerine işler yapıyoruz. Ramazan ayında işe başladık. Biz işe başladığımızda sıkıntı olmasın diye ısı izolasyonu olan maddeler gözümüze çarptı. Bunu hayatını kaybeden şantiye şefi Sinan Bey’e ilettik. Daha sonra duvardaki yalıtım malzemelerini gördük. Yanıcı olabileceğini söyledik. Tamamen temizlediler onları. Olay günü ben ofisteydim. Şantiye şefi Sinan Yılmaz bir anda ayağa kalktı bağırmaya başladı. Ofisten çıktım herkes yangın tüpü ile koşuyordu. Benim bulunduğum ofis içerisinde pasaja çıkan kapı vardı. Ben oradan dışarı çıktım. Daha sonra itfaiye geldi. Biz gerekli önlemleri aldık. Rahmetli Ahmet Sever benim çalışanımdı. Kendisi malulen emekliydi bu yüzden sigorta yapılmasını kabul etmedi. Para kesileceğini söyledi. Ahmet Usta’ya her türlü desteği sağlıyordum. Atölyemi kapatmak zorunda kaldım. Maddi anlamda sıkıntıya girmiş durumdayız. Tahliyemi talep ediyorum elbette” şeklinde konuştu.
2 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ
Sanık avukatlarının da savunmasının ardından duruşmaya ara verildi.
Davada 2 kişi tahliye edildi.
NE OLMUŞTU?
Gece kulübünde 2 Nisan’da tadilat sırasında çıkan yangında 29 kişi hayatını kaybetmiş, 2 kişi yaralanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında, iş yerinin mesul müdürü İsmet Şen (65), iş yerinin ortakları Mehmet Menduh Ceylan (45), Şahzade Şekergümüş (50) ve Fatma Dörtgül, muhasebeci S.A. (39), işletme müdürü A.A.P. (26), tadilatla ilgili metal işleri sorumlusu Kahraman Erdem (47), metal işleri firma sahibi Çağatay Altunel (43) ve mobilyacı E.E. (40) gözaltına alınmış, E.E. emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştı.
Çalışmalar kapsamında iş yeri teknik servis sorumlusu İbrahim Bildirici, iş kazasından suç kaydı bulunan sahne yapımı firması sahibi Dursun Çelik ve sahne yapımı teknik servis firması sahibi Sibel Çelik de gözaltına alınmıştı.
İstanbul Adliyesi’ndeki Müracaat Savcılığında ifadeleri alınan 11 şüpheliden 9’u “taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş, 2 şüpheli ise savcılık ifadelerinin ardından serbest kalmıştı.
Sulh ceza hakimliğindeki işlemleri tamamlanan şüphelilerden 8’i tutuklanırken, 1 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Alihan Kuriş ve yönetiminin desteklendiğini ifade eden Denizolgun, cemaatin bu destek sayesinde yargı mensupları üzerinde baskı kurduklarını vurguladı.

4 ANA GÜÇ ODAĞI
“Bu 2. Bölüm Yazısı; CHP’yi, Türk Yargı Sistemini ve Bürokrasi Kurumlarını Doğrudan İlgilendirmektedir” diyen Fatih Süleyman Denizolgun’un CHP ile ilgili paylaşımı şöyle:
“Dünyanın En Büyük Suç ve Terör Örgütü olan Kurişiilik sisteminin yargı ve bürokrasi üzerinden yaptığı operasyonları; bu kadar şımarıkça, fütursuzca yapmalarını sağlayan, yıllardır onların güvende olduğu vehmini veren 4 ana güç odağı vardır.
Bunların 2’si ana muhalefet partisi içinden gözüken ama aslında asıl siyasi geçmiş kökleri incelendiği vakit CHP ile tam alakası bulunmayan, CHP içinde ayrı bir yapılanma kurmaya çalıştığını düşündüğüm merkezlerdir. Bu 2 merkez; farklı vilayetlerde görev yapan, büyük sorumlulukları olan niteliktedir.
Güç merkezlerinden birini tanımlayacak olursak; yargıda ve bürokrasi de başlı başına bir güçtür. Ankarada yıllardır dostlar biriktiren biridir. Yargıtayda ve başka üst yargı kurumlarında; aktif görevlerde bulunan çok önemli kişilerle sessiz ama derinden bir sistemli ekip çalışması yapacak kadar çok derin ilişkileri olmasından sebep, hem Kurişiiler için hem de başka meseleler için; iş bitirici bir güçlü sistemi yargıda kendi çıkarları için kurmuştur. HSK, Yargıtay, Bakanlık üzerinde dahi, kendi ekipleri üzerinden nüfuz sahibidir. Bu durumu bilen yargı mensubu sayısı da oldukça fazladır.
Herkesin amel defteri kendisini bağlar, Kurişiilere destek olunmasaydı eğer, bizi ilgilendirmeyen bir konu olarak kalmaya devam ederdi.

5 sene önceki beyanatlarımdan da görüleceği üzere; biz Süleymanlıların hiçbir; sistemle, ülkeyle, meşreple, cemaatle, renkle, ırkla, partiyle husumeti ve kavgası yoktur, olamaz da.
Yeter ki; bizim işlerimize karışılmasın veya haksızlık yapılmasın!
Bizimle derdi olmayanın, radarımıza girme ihtimali yoktur!
Şunu da itiraf etmek gerekir ki; Kurişiilerin bu güç merkezinden destek almasının tek sebebi; cemaat mensuplarının; kurban kesilsin, talebe okutulsun, hayr için kullanılsın diye verdikleri paraları rüşvet olarak, çok büyük miktarlarla dağıtmalarından sebeptir. Bu güç merkezi Kurişiilere diyor ki; bu rakama olmaz, daha da kesenin ağzını açın diyor…
Kurişiilerin avukat çetesi; kim neyi talep ederse, kabul ediyor, çünkü kendi ceplerinden çıkan tek bir kuruş yok!
CHP’Lİ GÖZÜKEN 2 ANA AKIM
Yani, yine asıl suçlu; Kurişiiler!
CHP’li gözüken 2. ana akıma gelecek olursak;
Buranın kasti bir suç işleme, yargıyı, bürokrasiyi etkileyeyim diye, ekipler kurayım niyeti başında olmadı aslında…
Bundan sebep; Kurişiiler hemen devreye girerek, bu akımı yoldan çıkartmak ve bu akımın adını kullanmak için, yargıyı, adliyeleri, bürokrasiyi, kurumları etkilemek için oluşturulan ekipler; hatta 1-2 seneye biz geliyoruz, eğer bu kararları çıkartmazsanız, veya uzatmayıp, nadasa bırakmazsanız, geldiğimizde hiçbirinizin gözünüzün yaşına bakmayız diyerek tehditler savurmak için, böylelikle yargıyı ve bürokrasiyi kitlemek için bir tezgah planladılar.
Uzun vadeli bu plan işin, aslen Türk olan, Kanada vatandaşlığı da olan, Amcamın sırdaşı, emanetçisi olan, Amcamın yurtdışındaki tüm işlerini, emanetlerini, varlıklarını, sırlarını bilen bir Muhteremi vesile ettiler.
Çünkü bu Muhterem, 2. Güç merkezinin babası olan Zat ile inşaat şirketinde yıllardır ortaklar, dahası bu merkezin özel kalemi üzerinden, Kanadalı Muhterem ekipler kurarak bu işi organize etti. Kurişiilere operasyon olduğu vakit, Kanadalı Muhteremin de bize gelip, amcamın tüm emanetlerini bize açıklayacağına inancımız tamdır.
5 yıl aynı meclis çatısı altında birlikte çalıştığımız; beyefendiliğine, analitik muhakemesine şahit olduğum, kanun dışı her şeye karşı olduğunu bildiğim, siyaseti; adalet ölçüleriyle yapmak istediğine inandığım, Genel Başkan Sayın Özgür Özel Beyefendinin tüm bu konulardan uzak olduğunu, hiçbir bilgi, ilgi ve alakasının bulunmadığını kesin olarak bildiğim için; hatta Sayın Başkan Beyefendi öğrendiği anda çözümü için müdahale edeceğine tam inandığım için, Sayın Özgür Özel Beyefendiye ve CHP’ ye de saygılarımla ihbarda bulunuyorum.”

BİR UYARI DA AK PARTİ’YE
“Bu 3. Bölüm Yazısı; Ak Partiyi, Türk Yargı Sistemini ve Bürokrasi Kurumlarını Doğrudan İlgilendirmektedir!” başlıklı kısımda ise Denizolgun şunları söyledi:
“Şimdi bizim Ak Partiden gibi gözüken kesime gelecek olursak, bu kişi; CHP’li gibi gözüken, bir önceki bölümde geniş izahta bulunduğum 2. Güç merkezini Kurişiiler için sisteme dahil etmek için katkısı olanlardan biri olan, yine 2. bölümde bahsettiğim Kanadalı Muhteremle de birlikte çalışan biridir. Parti genel merkezimize de, başka muhaliflere de hepsine şahsi oyun kurucu olarak ayrı ayrı oyunlar kurarak; hem Devletimizi, hem Partimizi, hem de Muhalefeti manipüle etmeye çalışan, Adalet Bakanlığımızı da Kurişiiler için rahatsız eden; kumarhane kasası gibi, hep kendi sistemini kazandırmaya çalışan, bu dönem de Mv. olmak istemesine rağmen aday olamayan biridir. Ama gücü yıllardır çok fazladır. Bu kirli hesapları; sadece kendi namına yapan biridir. Yetkili kimseye de asla doğru, tam bilgi vermemiştir.
Sıradan bir milletvekili hiç olmadı. Perde arkasında hep güçlü olduğu yıllardır hep bilinirdi. Bankalarda ve BDDK’da yaptığı operasyonların muhteviyatını bilecek olan kimse yok, ispatlandığında; bazı bankaların kapanmasına yol açacak kadar büyük suçları; Kurişiilerin ve Ali Erhan Kurişin kayınpederi için yapan kişidir. Çünkü; kayınpederle yakın bir dost olmasının yanı sıra; Sakarya’da ortak büyük inşaat projeleri mevcuttur. Kendi Kurişiilerle arayı kesmek istese dahi; o kadar girift ticaretler oldu ki, şimdi çıkmak istese dahi durum açmazda.
Eski dönemlerde BDDK Başkanı olan kişinin özel kaleminin bizim cemaatten olduğunu, bu özel kalemin de şu anda bir kurumda genel müdür yardımcısı olduğunu, BDDK da özel kalem iken, bu kişinin de bankalar ve BDDK operasyonlarında büyük emeği olduğunu unutmamak lazım tabi ki…
Kurişiinin, muhtemel kaçma durumunda; acil eylem planını uygulayıp, çeşitli kurumlardaki yıllar önceden ayarlamış oldukları bürokratları harekete geçirip, Kurişiinin ülkeden kolaylıkla kaçmasını sağlamakla görevli yegane kişiydi.
Konu eski yıllara kadar uzanıyor…
Amcam; Ali Kurişiinin evlenmesine rıza asla göstermedi, açıkça istemediğini halama da, Ali erhana da, misafirhanede birçok kişinin şahitliğinde de söyledi. Köşkte; Ali Erhanın hanımı da yemeğe de geldiğinde, amcam nasıl olur, bana namahrem diyerek kovduğu, artık beraber yemek olayını iptal ettiği, kademeli olarak halamı da köşkten attırdığı doğrudur.
Dahası amcam; yakın arkadaşlarına da, Kurişiilerin amcamın ölmesini beklediklerini, amcama ait ne varsa her şeyin üstüne konma niyetinde olduklarını paylaşması da maalesef doğrudur. Ama bu bir süreçti, amcamın Kurişiilere mesafe koyarak, aleyhte tavır alması, bu günden yarına olan bir hadise değildi.
Daha önceki yazılarımda uzunca izah verdiğim gibi, halamın eniştemle evliliği nasıl 1980 darbesinin projesiyse, Ali Erhan Kurişiinin de evliliği tam bir proje olduğu için, amcam gittikçe soğumaya başlamıştı.

Amcam gittiği bazı önemli görüşmelere; Ali Erhan Kurişiiyi şöförü olarak götürdüğü doğrudur. Ama asla hiçbir masaya, toplantıya oturtmadı, hiçbir siyasi görüşmeye göndermedi. Amcam yukarıda toplantıdayken, Ali Erhan Kurişii müştemilat kısmında; çaycılar, çorbacılar ve ayak takımıyla otururdu. Amcamdan istenen bazı siyasi talepler vardı. Amcam oyalama ve denge kurma taktiği uyguluyordu. Kemal BeyAğabeyin kendisi de, Çetin Doğanın ifadesine göre kurt siyasetçiydi.
Ali Erhan ise; evlilik sonrası gelen sufle akıllarla, kayınpederi ve kayınpederin ortağı bu 3. akım etkisiyle, amcam aleyhine 2’li oyun kurmalar, her talebe tamam deme mesajlarını iletmeler böyle başladı. Amcam da bunu fark edip, önce Ali Erhan; bu işi kaldıramadı, şımardı diyerek geri çekmeye, her adımını takip ettirmeye, hiçbir konuya müdahil ettirmemeye, en son yılı da mobbing uygulatmaya kadar süreci götürdü.

Güç merkezi içinde; S.S teşkilatı yazılarım yol gösterici olacaktır.
Hem 3. akım, Hem de 4. akım detaylarını parti ve devlet büyüklerimle paylaştığımı ifade ederek, saygılarımla kamuoyuyla paylaşıyorum.”
]]>
II.ABDÜLHAMİD 33 YIL BU SARAYDA YÖNETTİ
Tarihi önemiyle öne çıkan Yıldız Sarayı, Sultan II. Abdülhamid tarafından yaklaşık 33 sene devletin yönetim merkezi ve ikametgah olarak kullanıldı. Son Osmanlı padişahı Sultan Vahdeddin döneminde de bir süre kullanılan saray 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla kapılarını dış dünyaya kapattı. Yıldız Sarayı, Cumhuriyet’in ilanını takip eden 1924 yılında ‘Erkan-ı Harbiye Mektebi’ne tahsis edildi. 1946’dan itibaren uzun bir dönem ‘Harp Akademileri’ olarak kullanıldı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı çatısı altında hizmet verdi. 2015 sonrasında Cumhurbaşkanlığı himayesinde hizmet veren saray, 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı makamının tensipleriyle Milli Saraylar Başkanlığı’na devredildi. Kapsamlı bir restorasyon süreci geçiren Yıldız Sarayı, uzun bir aranın ardından müze olarak kapılarını halka açmaya hazır hale getirildi.
‘BÜYÜK MABEYN’, ‘HAREM’ VE ‘HAMİD BAHÇESİ’
Yıldız Sarayı’nda ilk defa ziyarete açılacak bölümler arasında ‘Büyük Mabeyn Köşkü’ dikkat çekiyor. Osmanlı döneminde yabancı devlet adamlarının ağırlandığı köşk, yakın zamana kadar Cumhurbaşkanlığı kabullerinde kullanılıyordu. Dönemin saray yaşamını yansıtması bakımından merak uyandıran ‘Harem Bölümü’ de ilk kez gezilecek alanlar arasında yer alıyor. Tarihte ‘Hamid Bahçesi’ olarak adlandırılan, bitki çeşitliliği, doğal nehir görünümündeki su yolu ve peyzaj tasarımıyla dikkat çeken bahçe de müzenin görülebilecek bölümleri arasında yer alıyor. İlk defa görülebilecek yapılar arasında ‘Limonluk’, ‘Hamam’, ‘III. Selim Çeşmesi’, ‘Ada Köşkü’ ve ‘Cihannüma Köşkü’ de bulunuyor.
SULTAN II. ABDÜLHAMİD VE DÖNEMİNE AİT ESERLER İLK DEFA SERGİLENECEK
Milli Saraylar koleksiyonlarından seçilen Sultan II. Abdülhamid’e ve döneme tanıklık eden eserler modern sergileme düzeniyle hazır hale getirildi. Düzenlemeler çerçevesinde Osmanlı döneminde elçi kabullerinde kullanılan ‘Çit Kasrı’nda Sultan II. Abdülhamid’in kişisel eşyaları ve kendisine verilen diplomatik hediyeler de görülebilecek. Saray’ın ‘Hususi Dairesi’ olarak adlandırılan bölümünde de Yıldız Albümlerinden seçilen tarihi fotoğraflar sergilenecek. Yıldız Sarayı, Pazartesi hariç tüm günler ziyaret edilebilecek.
“İSTANBUL’DAKİ 3 BÜYÜK SARAYDAN BİRİ”
Basın toplantısında konuşan Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız, “Bu saray İstanbul’daki 3 büyük saraydan bir tanesi. Bugüne kadar ziyaretçisiyle, toplumla buluşamamış bir saraydı. Çeşitli vesilelerle sık sık kamuoyunun gündemine gelmiş bir saray. Yaklaşık 100 yıldır kapalı olan bir sarayın toplumla buluşmasından bahsediyoruz. Bu sebeple tekrardan heyecanımızın altını çizmek istiyorum. Yıldız Sarayı, 1924 yılından sonra çeşitli devlet kurumları idaresinde farklı misyonlarla ve farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Bu nedenle esas olarak ziyarete açılamamış bir saraydır. Uzun yıllar belli kısımlarında bazı çalışmalar yapıldı fakat takdir edersiniz ki her kurumun, birbirinden farklı işletme düzenleri, restorasyon pratikleri ve imkanları var. Bu sebeple bu çalışmalar bir yeknesaklık kazanamamıştı ve toplumumuzdan uzak kalmıştı” dedi.
“SARAY BÖLÜMÜNÜN RESTORASYONUNU BÜYÜK ORANDA TAMAMLADIK”
Yıldız, “2015 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde Yıldız Sarayı’nın o tarih itibarıyla 8 farklı kuruma dağılmış yapıları ve alanı bir araya getirildi. İlk çalışma o zaman yapılmıştı. Ardından 2018 yılında Milli Saraylar Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı idaresinde bir kültürel miras kurumu olarak yapılandırılmasının ardından bu çalışmaları Milli Saraylar Başkanlığı devraldı. Bu nokta ülkemiz için tarihi bir noktadır.Çünkü ülkemizin en önemli saray müzelerinden bir tanesinin bir araya gelmesinin ikinci adımı bu restorasyon faaliyetleri olmuştur. 5.5 yıldır burada yüzlerce arkadaşımızın gayretleriyle yürütülen restorasyon çalışmalarında çok önemli bir aşamayı geçmiş durumdayız. Saray bölümünün restorasyonunu büyük oranda tamamlamış durumdayız” dedi.
“100 YILIN ARDINDAN CUMARTESİ SABAHI ZİYARETE AÇIK OLACAK”
Yıldız, “Bu restorasyonla birlikte sarayın ziyaretçiyle nasıl buluşacağını ifade eden tefriş çalışmalarımız ve müzecilik çalışmalarımız da tamamlanmış bulunmaktadır. Şunu memnuniyetle ifade edebiliyoruz ki, inşallah önümüzdeki Cuma günü Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle Yıldız Sarayı 100 yılın ardından ziyaretçisiyle buluşacak. Cumartesi sabahından itibaren de yerli ve yabancı ziyaretçilerin ziyaretine açık olacaktır” dedi.
“GİRİŞ ÜCRETİ TESPİT ETMEDİK”
Müze ücretiyle ilgili de bilgi veren Yıldız, “Milli Saraylar’a ait mekanlar ilk açıldığında belirli bir süre ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Şu an burayla ilgili bir giriş ücreti tespit etmemiş durumdayız ama vatandaşlarımız için her zaman bir Müzekart kolaylığımız var. Milli Saraylar’a ait mekanlar Müzekart ile gezilebiliyor, bütün ziyaretçilerimizi buraya bekliyoruz” dedi.
Medya Platformu Derneğinden yapılan yazılı açıklamaya göre, “Uluslararası Filistin Çalıştayı: Akademisyenler Konuşuyor” toplantısı kapsamındaki oturumlarda, Gazze katliamı, akademik dünyanın sessizliği, medyanın Gazze tutumu, aidiyet ve inanç, protest duruş, kitlesel sivil direniş ve Doğu Türkistan başlıkları ele alınacak. Kongrede aynı zamanda İsrail’in kaçırdığı ve istismara uğrattığı çocuklara dair analizler sunulacak.
Açıklamada görüşlerine yer verilen AK Parti 25-26-27. dönem Nevşehir Milletvekili ve Çalıştay Kurul Başkanı Mustafa Açıkgöz, 20 Temmuz’da duyarlı tüm vatandaşları akademisyenlerin konuşacağı Uluslararası Filistin Çalıştayı’na davet ederek, “Gazze’de yaşananlar bütün dünyanın gündemindeki yerini koruyor. İsrail terörü kadın, çocuk, yaşlı gözetmeden bütün sivilleri katletmeye devam ediyor. Biz de bu Çalıştay ile Gazze’de yaşanan katliamı tüm yönleri ile birlikte akademik dünyanın bakış açısıyla ele almaya ve dünyaya duyurmaya çalışacağız. Çalıştay sonrasında İsrail Konsolosluğu önündeki basın açıklamamıza bütün akademisyenleri akademik cübbeleri ile davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Kongrenin koordinatörü Prof. Dr. Adem Palabıyık ise “Gazze’de yaşananlar katliam boyutuyla devam ettiğini, katil İsrail’in hiçbir ayrım gözetmediğini ve akademisyenlerin çoğunluğunun bu katliama duyarsız kaldığını belirterek, şunları kaydetti:
“Medya Platformu olarak düzenlediğimiz bu etkinlik aracılığıyla yıllardır İsrail’in izlediği işgal ve katliam sürecini akademik olarak ele alacağız. Özellikle dünyanın birçok yerinde katliama karşı her gün akademisyenlerin de katıldığı gösteriler düzenlenirken ülkemizdeki akademisyenlerin süreçten uzak kalması anlaşılır gibi değil. İlk üniversite eylemleri başladığı an da dahil olmak üzere ülkemizdeki akademik dünya istenilen performansı gösteremedi. Biz de çalıştayımızda özellikle bunu konu edineceğiz. Özellikle Gazzeli akademisyenlerin de katılacağı bilimsel toplantımızda önemli Türk akademisyenler de olacak. Çalıştay sonucunu ise İsrail Konsolosluğu önünde akademik cübbelerimizi giyerek, tarafımdan basına ve kamuoyuna üç dilde ilan edilecektir. Umarım bu süreç, ülkemizdeki akademisyenlerin hem Gazze hem de Doğu Türkistan katliamlarına karşı pasifliklerini az da olsa ortadan kaldırmaya vesile olur. “
Palabıyık, Çalıştayda farklı dillerde konuşmacıların sözlü anlatımlarda bulunacağını da kaydetti.
Çalıştaya katılacak isimler şöyle:
Dr. Adem Palabıyık/Bitlis Eren University
Dr. Asmaa YOUNUS/Van Yüzüncü Yıl University
Dr. Bedri Gencer/Yıldız Technical University
Dr. Ebtihal Abujazar/Marmara University
Dr. Esraa Alshaikh/Writer/Academician
Dr. Fadi ZATARI/İstanbul Sabahattin Zaim University
Dr. Fatma Sümer/Yeni Yüzyıl University
Dr. Mahmoud ALNAFFAR/Van Yüzüncü Yıl University
Dr. Mahmoud El-Rantisi/ İstanbul Medipol University
Dr. Nabil Fouly Mohamed MONGY/ Fatih Sultan Mehmet Foundation University
Dr. Nilüfer Sabuncuoğlu/Atatürk University
Dr. Nour Alhila/Ibn Haldun University
Dr. Nour Naim/Executive Director of AI MindsAcademy/Academician
Dr. Said Elhaj/Writer/Academician
Mr. Mahmut Bıyıklı/Cheir of TWU (Turkish Writers Union) İstanbul
Türkiye, garantörlük hakkını kullanarak ve Ada’daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile İngiltere ve Yunanistan’a “barışın yeniden tesisini sağlamak üzere müzakerelere başlama” çağrısında bulunan Türkiye, 22 Temmuz’da harekatı durdurdu.

Garantör ülkeler Kıbrıs meselesinin çözümü için görüşmelere başladı. 25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz’da Cenevre Deklarasyonu ile son buldu. Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunanistan, Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri reddetti ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü. 2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı ve 16 Ağustos’ta ateşkes ilan edildi.
Parolada ismi geçen Prof. Dr. Ayata, 19 yaşında ODTÜ Sosyal Bilimler Bölümü’nde öğrenciydi.
Dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Ayşe’nin, tatil için tek başına değil, güvenilir bir aileyle seyahat etmesi için dönemin Turizm Bakanı Orhan Birgit ile yaptığı sohbet, bir anda Cenevre-Ankara hattında Kıbrıs Barış Harekatı’nın parolası oldu.
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığından emekli olmasının ardından misafir öğretim üyesi olarak aynı üniversitede görevini sürdüren ve “Ayşe tatile çıksın parolası bir sembol, Kıbrıs Barış Harekatı’nın asıl kahramanı ben değilim.” düşüncesiyle 50 yıl basına konuşmayan Prof. Dr. Ayata, harekatın 50. yılının önemine atfen AA’ya konuştu.

1974’te Kıbrıs Barış Harekatı olduğunda babası Turan Güneş’in Dışişleri Bakanı olduğunu hatırlatan Ayşe Güneş Ayata, harekat öncesinde babasının Çin’e resmi ziyarette bulunduğunu, annesinin babasına eşlik ettiğini, kendisininse babaannesi ve erkek kardeşiyle Ankara’da kaldığını anlattı.
‘TÜRKİYE’DE HİÇ KİMSE FARKINDA DEĞİL’
Bu sürede ODTÜ’de dönem sonu sınavlarının sona erdiğini aktaran Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz tabii harekatı bilmiyoruz, bu nedenle ben de kendime göre tatil planları yapıyorum ve anneannemin İstanbul’daki mütevazı yazlığına giderim diye düşünüyorum. Çin gezisi bir hafta 10 gün sürecek ve annem, babam dönünce ben de tatile gitme planı yapıyorum. Tabii Sampson Darbesi olduğu zaman Çin’de babama haber veriyorlar. Babam acil olarak Türkiye’ye dönüyor. Ben daha meselenin vahametinin farkında değilim. Belki de Türkiye’deki hiç kimse bunun farkında değil. Hatta babamın döneceği gece, ben artık kendimi tatile çıkabilir hissettiğim için İstanbul’a anneannemin yanına gittim. Babam ertesi sabah telefon etti ve ‘Hemen dönüyorsun.’ dedi. Bir arkadaşının arabası geliyormuş Ankara’ya, yani gece İstanbul’a gittim ertesi sabah tekrar Ankara’ya döndüm. Böylelikle tatilim yarıda kesildi, ben de biraz bozuldum, öyle söyleyeyim.”

20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nın ilk aşamasının ardından babasının geniş bir heyetle Cenevre Konferansı’na katıldığını belirten Ayşe Güneş Ayata, o dönemki koalisyon hükümetinin başbakanı Bülent Ecevit ile CHP’li bakanların, desteklerini göstermek üzere heyeti uğurlamaya geldiğini söyledi.
‘BABAMDAN ECEVİT’E BİR İŞARET OLUYOR’
Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının burada nasıl oluşturulduğunu şöyle anlattı:
“Babam, o sırada Turizm Bakanı Orhan Birgit’e ‘Tatile giden tanıdık birileri varsa Ayşe’yi de onlarla birlikte gönder. Bu işler çok uzun sürecek.’ diyor. Birinci Harekattan sonra Kıbrıs’ta Türklerin bulunduğu yer son derece küçük, Girne, birazcık Girne’nin etrafındaki sıkışık bir alan… Yani o alanın içine sıkışmış olan bir Türk nüfusun orda yaşaması herhalde çok zor görünüyor. Yani tabii ki istenen, bir anlaşma sağlanmasıdır muhtemelen. Ama o anlaşma sağlanmadığı zaman da bir şekilde o askeri harekatın biraz daha genişletici bir şekilde yapılması mümkün olabilir diye düşünülüyor ve onun için de ‘bir parola belirleyelim’ diyorlar. Ben istihbaratçı olmadığım için tam olarak bilmiyorum ama muhtemelen şöyle düşünüyorlar; Babam Turan Güneş ve Bülent Ecevit, ‘başka ülkeler bizi dinliyorlardır’ düşüncesiyle İkinci Harekat’ın başlaması için bir parola belirlenmesine karar veriyorlar. ‘Ayşe tatile çıksın’ parolası babamdan Ecevit’e bir işaret oluyor. Babamın aklına biraz önce de benim tatilimi konuştuğu için ‘Ayşe tatile çıksın’ diyeyim diyor ve sen de o zaman anla ki bu müzakereler de çok fazla bir yere gidemeyecek gibi görünüyor ve bir şekilde harekat hazırlığı yapılmaya başlansın.”

Cenevre Konferansı’nda Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantör ülke, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ise taraflar olarak yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Ayata, “O günlerde Orhan Birgit’in kız kardeşi ve annesi de tatile gideceklermiş. Orhan amca da ‘Ayşe de bir yere gitmek istiyormuş. Ayşe’yi de götürün.’ diyor. Ve babama müzakeredeyken ‘Eğer izin verirsen Ayşe de onlarla tatile çıksın.’ diye mesaj gönderiyor. Babam fena halde telaşlanıyor. Müzakere devam ederken ‘Ayşe tatile çıksın’ lafı nereden çıktı diye. Orhan Birgit’ten bu haberi Profesör Haluk Ülvan getiriyor babama. ‘Haluk nereden çıkarıyor? Ayşe’nin tatili sırası mı şimdi?’ diyor. Fakat böylelikle heyetin içinde bir Ayşe’nin tatiliyle bu parolanın bağlantısı arasında bir bağ oluyor.” diye konuştu.
Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son gece, yani ikinci harekatın başlamasından önceki gece artık meydana çıkıyor ki yani müzakerelerin yürüyecek bir tarafı kalmıyor. Fakat şöyle bir şey var, taktik olarak da Türkiye’nin önceden bunu planlamış olmasını istemiyorlar, çünkü o da diplomatik açıdan ciddi bir sorun. Yani müzakereler devam ederken ‘Türkiye harekata başladı’ densin de istemiyorlar. Babam bu sefer Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla kriptolu olarak ‘Ayşe tatile çıksın’ diye bir mesajı, Bülent Ecevit’e gerçekten gönderiyor.”

GECE 2 GİBİ MESAJ SİLAHLI KUVVETLER’E GİDİYOR
Ayşe Güneş Ayata, olayların bundan sonraki bölümünü başkalarından duyduğu şekliyle anlatacağını belirterek, şöyle konuştu:
“Dışişleri Bakanlığında o zaman teleks masasının başında bir meslek memuru olarak Ertuğrul Apakan oturuyor. Apakan, daha sonra Kıbrıs konusuyla yakından ilgilenmiş ve Dışişleri Müsteşarlığı yapmış olan bir büyükelçi. Apakan şifreyi çözüyor. Şifre: ‘Ayşe tatile çıksın’. Savaşlar, müzakereler dönüyor, ondan sonra bakanın kızı tatile çıkacak… Ertuğrul Apakan bu duruma biraz mütereddit kalıyor. Fakat mesajı alıyor ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı’na götürüyor. Müsteşar da ‘aman ne diyorsun’ diyor ve mesajı kaptığı gibi Bülent Ecevit’e gidiyor. Böylelikle harekat hazırlığı başlıyor. Gece yarısı saat 02.00 gibi mesaj bakanlığa ve oradan da Silahlı Kuvvetler’e gidiyor, harekatın başlayacağının sinyali oluyor. Bir taraftan da müzakereleri kesip de o saatte başlamak da istemiyorlar. Müzakereleri kesecekler ama erken saatte kesmek istemiyorlar, çünkü müzakereler öyle bir noktada kesilmesi lazım ki kesildiği an harekat başlasın.

Babamın daha sonra Londra’da Kıbrıslı Türklere anlattığına göre o gece Rauf Denktaş’a ‘Şimdi siz çıkın, Lala Mustafa Paşa’dan beri Kıbrıslı Türklerin gördüğü mezalimi iki saat kadar anlatın.’ diyor. Müzakereler sırasında söz kesmek yok, herkes istediği kadar konuşuyor. Denktaş da 2 saat konuşuyor ama laf bitince bu sefer babam başlıyor, aynı konuşmalara. Biraz daha meseleyi uzatarak. Bir noktadan sonra diğer ülke temsilcileri ‘Türkler bu işi uzatıyor’ diyorlar. Ondan sonra da müzakereler kesiliyor. Müzakereler kesildikten hemen sonra da Kıbrıs’a ikinci harekat başlıyor.”
‘AYŞE DE BURADA’
Ayşe Güneş Ayata, bu olayın ertesi sabahında annesinin kendisine telefon açtığını ve “Biz burada hep senden bahsediyoruz.” dediğini aktarırken, o zaman neden kendisinden bahsedildiğini anlamadığını söyledi.
Konferans sonrasında Esenboğa Havalimanı’na, Bülent Ecevit ve bütün hükümet yetkilileri ile birlikte heyeti karşılamaya gittiklerini dile getiren Prof. Dr. Ayata, “Orhan Birgit, gazetecilikten gelmeydi ve gazetecilere bu parola olayını söylemiş. Birdenbire etrafımda bir hareketlilik yaşandı. Sonra da Bülent Ecevit, gazetecilere, ‘Dışişleri Bakanımız Turan Güneş ile aramızda bir parola kararlaştırdık. Parola olarak kararlaştırdığımız Turan Güneş’in kızı Ayşe de burada’ dedi. Beni gösterdi ve ben de o zaman adımın parola olduğunu öğrendim.”

‘İSMİM BİR SEMBOL AMA OLAYIN KAHRAMANI DEĞİLİM’
Ayşe Güneş Ayata, Esenboğa Havalimanı’nda gazetecilere Bülent Ecevit’in, “Ayşe tatile çıksın” parolasındaki Ayşe’nin kendisi olduğunu işaret etmesinin ardından hayatında nelerin değiştiğinin sorulması üzerine şöyle konuştu:
“Çok gurur duyduğum, çok mutlu olduğum bir konu hiç şüphe yok ki. Üstünden 50 yıl geçti. 50 yıl sonra bile hatırlanan bir sembol olması ve zaman zaman tekrarlanması, gazetelere çıkması, insanların gelip bana ‘Tatile çıkan Ayşe siz misiniz?’ diye sorması, bunların hepsi çok güzel, çok mutluluk ve gurur verici. Benim ismim bir sembol ama ben bu olayın kahramanı değilim. Bu olayın kahramanları, o zamanın başbakanı Bülent Ecevit, babam Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Türk Silahlı Kuvvetleri ama ben değilim. Şehitler verdiğimiz önemli bir olay tabii ki ve benim onları sahiplenmem pek mümkün değil. O şerefin sahibi ben olamazdım, onun sahipleri belli.”
‘BİR ŞEKİLDE YAŞATILMASI ÖNEMLİ’
Harekatın ardından 50 yıl boyunca özellikle temmuz aylarında gazetecilerin kendisini arayıp bir açıklama yapmasını istediğini aktaran Prof. Dr. Ayata, kendisinin ise bu konu hakkında iki karar aldığını belirterek, bunları şöyle açıkladı:
“Birincisi siyaset bilimci kimliğim ile benim ismimle olan bir semboller dizisini birbirinden ayrı tutmak istedim. İkinci kararım ise harekatın 50. yıl dönümüne dek konuşmamak, eğer ölmez de sağ kalırsam 50. yılında konuşmaktı. 50. yılın çok önemli bir sembol olduğunu düşünüyorum. O ortamı yaşamış olan çok az insan kaldı. Zaten o hükümetten sağ olan iki bakan varmış, ismiyle birlikte bilinen bir de ben varım. Ondan sonra da başka hiç kimse yok. O sembolün bir şeklide yaşatılabilmesi önemli. O zaman yapılanların ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini, ne kadar kararlı olunması, milli hislere ve çıkarlara sahip olarak hareket edilmesi gerektiğini gösteren bir sembol olduğunu düşünüyorum. Onun için konuşmaya karar verdim.”

Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının, harekata yüklediği anlamına ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:
“Babam derdi ki eğer ismin Ayşe olmasaydı ismini sembol yapamazdık. Evet Ayşe benim, o tatile çıkan Ayşe de benim ama öbür taraftan Ayşe, Türkiye’de en çok bilinen kadın isimlerinden biri. Sokakta Ayşe diye bağırdığınız zaman size 5-6 kişi bakar. İsmim bu kadar yaygın bir isim olmasaydı ve bu kadar çok halkın çeşitli kesimleri tarafından kullanılan bir isim olmasaydı belki de bu kadar uzun bilinir olmayabilirdi. Yani bu sembolün yaşamasının önemli nedenlerinden birinin aynı zamanda adımın Ayşe olması ile ilgili olduğuna da hiçbir şüphe yok.”
İLK KIBRIS ZİYARETİM ÇOK ETKİLEYİCİYDİ
Harekattan sonra KKTC’ye gittiği yıllarla ilgili anılarını paylaşan Ayşe Güneş Ayata, şöyle konuştu:
“İlk olarak 1974 yılını 1975’e bağlayan yılbaşında gittim. Zaten hükümet düşmüştü artık ama babam, Bülent Ecevit ve heyetle birlikte gittik. Havaalanı askeri olduğundan feribotla gittik. Bülent Ecevit’in de ilk gidişi. O yüzden akıl almaz bir kalabalık miting. Herhalde Kıbrıslı Türklerin hepsi orada, kalabalık o kadar büyük. Yani Magosa Limanı, lebalep dolu. Bülent Ecevit ardından babam feribottan merdivenle indiler. Sonra bütün Kıbrıs halkı, ‘Ayşe’ diye bağırmaya başladı ve ben o kadar utandım ki kendimi merdivenlerin ortasından aşağıya attım. Annemler ‘eyvah, bir yerini kırdı mı’ diye çok korkmuşlar. Hayır kırmadım. Kıbrıs’a ilk gidişim o. O zaman bütün şehitlikleri, harp alanlarını gezdim. Çok etkileyici, çok duygulandırıcıydı. Bizimle birlikte şehit aileleri de geldi. Hepsi kendi içinde duygusal yoğunluktaydı. İkinci gidişimde duygu yoğunluğu farklıydı. Ben eşimle evlendikten sonra Sayın Denktaş bizi balayına Kıbrıs’a çağırdı ve balayına gittik. Bizi mütevazı evinde ağırladı. Ondan sonra da birkaç defa Kıbrıs’a gittim. ODTÜ’nün Kıbrıs’ta bir kampüsü var, oraya da öğretim üyesi sıfatıyla gittim.”

‘KKTC’DE RESMİ TÖRENE KATILACAĞIZ’
Ayşe Güneş Ayata, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılı dolayısıyla CHP heyeti ile birlikte KKTC’ye giderek resmi törenlere katılacağını ifade etti. Prof. Dr. Ayata, “CHP Genel Başkanı, harekat sırasında görevde olan ve sağ kalan iki bakanı ve beni davet ettiler. Ayın 18’inde KKTC’ye gideceğim. Ayın 20’sinde resmi törene katıldıktan sonra döneceğim. Benim için çok heyecanlı ve çok önemli bir süreç.” diye konuştu.
– Turan Güneş, parolanın ardından saatine bakarak ayarlama yapıyor
Prof. Dr. Ayata, Cenevre Konferansı öncesi ve sonrasındaki sürece ait aile arşivinden çıkardığı fotoğrafları da AA ile paylaştı.
Cenevre Konferansı’nın ardından Esenboğa Havalimanı’nda babasını, hükümetin diğer bakanları ile birlikte karşılamaya gittiğinde Başbakan Ecevit’in “Ayşe tatile çıksın” parolasını basına açıklarken çekilen tarihi fotoğrafa ilişkin Ayşe Güneş Ayata, “Sevgili Ayşe Güneş’e en iyi dileklerimle – Bülent Ecevit 1974′ notunu düştüğü ve imzaladığı fotoğraf bu.” dedi.
“Ayşe tatile çıksın” parolasının Türkiye’ye ulaştırılmasının ardından babası Turan Güneş’in, Cenevre Konferansı sırasında saatine baktığı anı yansıtan fotoğrafı da gösteren Prof. Dr. Ayata, “Babam bu karede, parolayı Türkiye’ye gönderiyor ve ondan sonra görüşmeleri yapmak üzere toplantıya tekrar girerken o esnada saatine bakıyor. Çünkü saati ayarlamak zorunda. Türkiye’de harekat başlayacak fakat Türkiye’deki harekatın başlama saatiyle görüşmelerin kesilme saatinin senkronize edilmesi lazım. Onun için saatine bakarken bu fotoğrafı çok anlamlı.” ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye, garantörlük hakkını kullanarak ve Ada’daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile İngiltere ve Yunanistan’a “barışın yeniden tesisini sağlamak üzere müzakerelere başlama” çağrısında bulunan Türkiye, 22 Temmuz’da harekatı durdurdu.

Garantör ülkeler Kıbrıs meselesinin çözümü için görüşmelere başladı. 25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz’da Cenevre Deklarasyonu ile son buldu. Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunanistan, Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri reddetti ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü. 2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı ve 16 Ağustos’ta ateşkes ilan edildi.
Parolada ismi geçen Prof. Dr. Ayata, 19 yaşında ODTÜ Sosyal Bilimler Bölümü’nde öğrenciydi.
Dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Ayşe’nin, tatil için tek başına değil, güvenilir bir aileyle seyahat etmesi için dönemin Turizm Bakanı Orhan Birgit ile yaptığı sohbet, bir anda Cenevre-Ankara hattında Kıbrıs Barış Harekatı’nın parolası oldu.
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığından emekli olmasının ardından misafir öğretim üyesi olarak aynı üniversitede görevini sürdüren ve “Ayşe tatile çıksın parolası bir sembol, Kıbrıs Barış Harekatı’nın asıl kahramanı ben değilim.” düşüncesiyle 50 yıl basına konuşmayan Prof. Dr. Ayata, harekatın 50. yılının önemine atfen AA’ya konuştu.

1974’te Kıbrıs Barış Harekatı olduğunda babası Turan Güneş’in Dışişleri Bakanı olduğunu hatırlatan Ayşe Güneş Ayata, harekat öncesinde babasının Çin’e resmi ziyarette bulunduğunu, annesinin babasına eşlik ettiğini, kendisininse babaannesi ve erkek kardeşiyle Ankara’da kaldığını anlattı.
‘TÜRKİYE’DE HİÇ KİMSE FARKINDA DEĞİL’
Bu sürede ODTÜ’de dönem sonu sınavlarının sona erdiğini aktaran Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz tabii harekatı bilmiyoruz, bu nedenle ben de kendime göre tatil planları yapıyorum ve anneannemin İstanbul’daki mütevazı yazlığına giderim diye düşünüyorum. Çin gezisi bir hafta 10 gün sürecek ve annem, babam dönünce ben de tatile gitme planı yapıyorum. Tabii Sampson Darbesi olduğu zaman Çin’de babama haber veriyorlar. Babam acil olarak Türkiye’ye dönüyor. Ben daha meselenin vahametinin farkında değilim. Belki de Türkiye’deki hiç kimse bunun farkında değil. Hatta babamın döneceği gece, ben artık kendimi tatile çıkabilir hissettiğim için İstanbul’a anneannemin yanına gittim. Babam ertesi sabah telefon etti ve ‘Hemen dönüyorsun.’ dedi. Bir arkadaşının arabası geliyormuş Ankara’ya, yani gece İstanbul’a gittim ertesi sabah tekrar Ankara’ya döndüm. Böylelikle tatilim yarıda kesildi, ben de biraz bozuldum, öyle söyleyeyim.”

20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nın ilk aşamasının ardından babasının geniş bir heyetle Cenevre Konferansı’na katıldığını belirten Ayşe Güneş Ayata, o dönemki koalisyon hükümetinin başbakanı Bülent Ecevit ile CHP’li bakanların, desteklerini göstermek üzere heyeti uğurlamaya geldiğini söyledi.
‘BABAMDAN ECEVİT’E BİR İŞARET OLUYOR’
Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının burada nasıl oluşturulduğunu şöyle anlattı:
“Babam, o sırada Turizm Bakanı Orhan Birgit’e ‘Tatile giden tanıdık birileri varsa Ayşe’yi de onlarla birlikte gönder. Bu işler çok uzun sürecek.’ diyor. Birinci Harekattan sonra Kıbrıs’ta Türklerin bulunduğu yer son derece küçük, Girne, birazcık Girne’nin etrafındaki sıkışık bir alan… Yani o alanın içine sıkışmış olan bir Türk nüfusun orda yaşaması herhalde çok zor görünüyor. Yani tabii ki istenen, bir anlaşma sağlanmasıdır muhtemelen. Ama o anlaşma sağlanmadığı zaman da bir şekilde o askeri harekatın biraz daha genişletici bir şekilde yapılması mümkün olabilir diye düşünülüyor ve onun için de ‘bir parola belirleyelim’ diyorlar. Ben istihbaratçı olmadığım için tam olarak bilmiyorum ama muhtemelen şöyle düşünüyorlar; Babam Turan Güneş ve Bülent Ecevit, ‘başka ülkeler bizi dinliyorlardır’ düşüncesiyle İkinci Harekat’ın başlaması için bir parola belirlenmesine karar veriyorlar. ‘Ayşe tatile çıksın’ parolası babamdan Ecevit’e bir işaret oluyor. Babamın aklına biraz önce de benim tatilimi konuştuğu için ‘Ayşe tatile çıksın’ diyeyim diyor ve sen de o zaman anla ki bu müzakereler de çok fazla bir yere gidemeyecek gibi görünüyor ve bir şekilde harekat hazırlığı yapılmaya başlansın.”

Cenevre Konferansı’nda Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantör ülke, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ise taraflar olarak yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Ayata, “O günlerde Orhan Birgit’in kız kardeşi ve annesi de tatile gideceklermiş. Orhan amca da ‘Ayşe de bir yere gitmek istiyormuş. Ayşe’yi de götürün.’ diyor. Ve babama müzakeredeyken ‘Eğer izin verirsen Ayşe de onlarla tatile çıksın.’ diye mesaj gönderiyor. Babam fena halde telaşlanıyor. Müzakere devam ederken ‘Ayşe tatile çıksın’ lafı nereden çıktı diye. Orhan Birgit’ten bu haberi Profesör Haluk Ülvan getiriyor babama. ‘Haluk nereden çıkarıyor? Ayşe’nin tatili sırası mı şimdi?’ diyor. Fakat böylelikle heyetin içinde bir Ayşe’nin tatiliyle bu parolanın bağlantısı arasında bir bağ oluyor.” diye konuştu.
Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son gece, yani ikinci harekatın başlamasından önceki gece artık meydana çıkıyor ki yani müzakerelerin yürüyecek bir tarafı kalmıyor. Fakat şöyle bir şey var, taktik olarak da Türkiye’nin önceden bunu planlamış olmasını istemiyorlar, çünkü o da diplomatik açıdan ciddi bir sorun. Yani müzakereler devam ederken ‘Türkiye harekata başladı’ densin de istemiyorlar. Babam bu sefer Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla kriptolu olarak ‘Ayşe tatile çıksın’ diye bir mesajı, Bülent Ecevit’e gerçekten gönderiyor.”

GECE 2 GİBİ MESAJ SİLAHLI KUVVETLER’E GİDİYOR
Ayşe Güneş Ayata, olayların bundan sonraki bölümünü başkalarından duyduğu şekliyle anlatacağını belirterek, şöyle konuştu:
“Dışişleri Bakanlığında o zaman teleks masasının başında bir meslek memuru olarak Ertuğrul Apakan oturuyor. Apakan, daha sonra Kıbrıs konusuyla yakından ilgilenmiş ve Dışişleri Müsteşarlığı yapmış olan bir büyükelçi. Apakan şifreyi çözüyor. Şifre: ‘Ayşe tatile çıksın’. Savaşlar, müzakereler dönüyor, ondan sonra bakanın kızı tatile çıkacak… Ertuğrul Apakan bu duruma biraz mütereddit kalıyor. Fakat mesajı alıyor ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı’na götürüyor. Müsteşar da ‘aman ne diyorsun’ diyor ve mesajı kaptığı gibi Bülent Ecevit’e gidiyor. Böylelikle harekat hazırlığı başlıyor. Gece yarısı saat 02.00 gibi mesaj bakanlığa ve oradan da Silahlı Kuvvetler’e gidiyor, harekatın başlayacağının sinyali oluyor. Bir taraftan da müzakereleri kesip de o saatte başlamak da istemiyorlar. Müzakereleri kesecekler ama erken saatte kesmek istemiyorlar, çünkü müzakereler öyle bir noktada kesilmesi lazım ki kesildiği an harekat başlasın.

Babamın daha sonra Londra’da Kıbrıslı Türklere anlattığına göre o gece Rauf Denktaş’a ‘Şimdi siz çıkın, Lala Mustafa Paşa’dan beri Kıbrıslı Türklerin gördüğü mezalimi iki saat kadar anlatın.’ diyor. Müzakereler sırasında söz kesmek yok, herkes istediği kadar konuşuyor. Denktaş da 2 saat konuşuyor ama laf bitince bu sefer babam başlıyor, aynı konuşmalara. Biraz daha meseleyi uzatarak. Bir noktadan sonra diğer ülke temsilcileri ‘Türkler bu işi uzatıyor’ diyorlar. Ondan sonra da müzakereler kesiliyor. Müzakereler kesildikten hemen sonra da Kıbrıs’a ikinci harekat başlıyor.”
‘AYŞE DE BURADA’
Ayşe Güneş Ayata, bu olayın ertesi sabahında annesinin kendisine telefon açtığını ve “Biz burada hep senden bahsediyoruz.” dediğini aktarırken, o zaman neden kendisinden bahsedildiğini anlamadığını söyledi.
Konferans sonrasında Esenboğa Havalimanı’na, Bülent Ecevit ve bütün hükümet yetkilileri ile birlikte heyeti karşılamaya gittiklerini dile getiren Prof. Dr. Ayata, “Orhan Birgit, gazetecilikten gelmeydi ve gazetecilere bu parola olayını söylemiş. Birdenbire etrafımda bir hareketlilik yaşandı. Sonra da Bülent Ecevit, gazetecilere, ‘Dışişleri Bakanımız Turan Güneş ile aramızda bir parola kararlaştırdık. Parola olarak kararlaştırdığımız Turan Güneş’in kızı Ayşe de burada’ dedi. Beni gösterdi ve ben de o zaman adımın parola olduğunu öğrendim.”

‘İSMİM BİR SEMBOL AMA OLAYIN KAHRAMANI DEĞİLİM’
Ayşe Güneş Ayata, Esenboğa Havalimanı’nda gazetecilere Bülent Ecevit’in, “Ayşe tatile çıksın” parolasındaki Ayşe’nin kendisi olduğunu işaret etmesinin ardından hayatında nelerin değiştiğinin sorulması üzerine şöyle konuştu:
“Çok gurur duyduğum, çok mutlu olduğum bir konu hiç şüphe yok ki. Üstünden 50 yıl geçti. 50 yıl sonra bile hatırlanan bir sembol olması ve zaman zaman tekrarlanması, gazetelere çıkması, insanların gelip bana ‘Tatile çıkan Ayşe siz misiniz?’ diye sorması, bunların hepsi çok güzel, çok mutluluk ve gurur verici. Benim ismim bir sembol ama ben bu olayın kahramanı değilim. Bu olayın kahramanları, o zamanın başbakanı Bülent Ecevit, babam Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Türk Silahlı Kuvvetleri ama ben değilim. Şehitler verdiğimiz önemli bir olay tabii ki ve benim onları sahiplenmem pek mümkün değil. O şerefin sahibi ben olamazdım, onun sahipleri belli.”
‘BİR ŞEKİLDE YAŞATILMASI ÖNEMLİ’
Harekatın ardından 50 yıl boyunca özellikle temmuz aylarında gazetecilerin kendisini arayıp bir açıklama yapmasını istediğini aktaran Prof. Dr. Ayata, kendisinin ise bu konu hakkında iki karar aldığını belirterek, bunları şöyle açıkladı:
“Birincisi siyaset bilimci kimliğim ile benim ismimle olan bir semboller dizisini birbirinden ayrı tutmak istedim. İkinci kararım ise harekatın 50. yıl dönümüne dek konuşmamak, eğer ölmez de sağ kalırsam 50. yılında konuşmaktı. 50. yılın çok önemli bir sembol olduğunu düşünüyorum. O ortamı yaşamış olan çok az insan kaldı. Zaten o hükümetten sağ olan iki bakan varmış, ismiyle birlikte bilinen bir de ben varım. Ondan sonra da başka hiç kimse yok. O sembolün bir şeklide yaşatılabilmesi önemli. O zaman yapılanların ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini, ne kadar kararlı olunması, milli hislere ve çıkarlara sahip olarak hareket edilmesi gerektiğini gösteren bir sembol olduğunu düşünüyorum. Onun için konuşmaya karar verdim.”

Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının, harekata yüklediği anlamına ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:
“Babam derdi ki eğer ismin Ayşe olmasaydı ismini sembol yapamazdık. Evet Ayşe benim, o tatile çıkan Ayşe de benim ama öbür taraftan Ayşe, Türkiye’de en çok bilinen kadın isimlerinden biri. Sokakta Ayşe diye bağırdığınız zaman size 5-6 kişi bakar. İsmim bu kadar yaygın bir isim olmasaydı ve bu kadar çok halkın çeşitli kesimleri tarafından kullanılan bir isim olmasaydı belki de bu kadar uzun bilinir olmayabilirdi. Yani bu sembolün yaşamasının önemli nedenlerinden birinin aynı zamanda adımın Ayşe olması ile ilgili olduğuna da hiçbir şüphe yok.”
İLK KIBRIS ZİYARETİM ÇOK ETKİLEYİCİYDİ
Harekattan sonra KKTC’ye gittiği yıllarla ilgili anılarını paylaşan Ayşe Güneş Ayata, şöyle konuştu:
“İlk olarak 1974 yılını 1975’e bağlayan yılbaşında gittim. Zaten hükümet düşmüştü artık ama babam, Bülent Ecevit ve heyetle birlikte gittik. Havaalanı askeri olduğundan feribotla gittik. Bülent Ecevit’in de ilk gidişi. O yüzden akıl almaz bir kalabalık miting. Herhalde Kıbrıslı Türklerin hepsi orada, kalabalık o kadar büyük. Yani Magosa Limanı, lebalep dolu. Bülent Ecevit ardından babam feribottan merdivenle indiler. Sonra bütün Kıbrıs halkı, ‘Ayşe’ diye bağırmaya başladı ve ben o kadar utandım ki kendimi merdivenlerin ortasından aşağıya attım. Annemler ‘eyvah, bir yerini kırdı mı’ diye çok korkmuşlar. Hayır kırmadım. Kıbrıs’a ilk gidişim o. O zaman bütün şehitlikleri, harp alanlarını gezdim. Çok etkileyici, çok duygulandırıcıydı. Bizimle birlikte şehit aileleri de geldi. Hepsi kendi içinde duygusal yoğunluktaydı. İkinci gidişimde duygu yoğunluğu farklıydı. Ben eşimle evlendikten sonra Sayın Denktaş bizi balayına Kıbrıs’a çağırdı ve balayına gittik. Bizi mütevazı evinde ağırladı. Ondan sonra da birkaç defa Kıbrıs’a gittim. ODTÜ’nün Kıbrıs’ta bir kampüsü var, oraya da öğretim üyesi sıfatıyla gittim.”

‘KKTC’DE RESMİ TÖRENE KATILACAĞIZ’
Ayşe Güneş Ayata, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılı dolayısıyla CHP heyeti ile birlikte KKTC’ye giderek resmi törenlere katılacağını ifade etti. Prof. Dr. Ayata, “CHP Genel Başkanı, harekat sırasında görevde olan ve sağ kalan iki bakanı ve beni davet ettiler. Ayın 18’inde KKTC’ye gideceğim. Ayın 20’sinde resmi törene katıldıktan sonra döneceğim. Benim için çok heyecanlı ve çok önemli bir süreç.” diye konuştu.
– Turan Güneş, parolanın ardından saatine bakarak ayarlama yapıyor
Prof. Dr. Ayata, Cenevre Konferansı öncesi ve sonrasındaki sürece ait aile arşivinden çıkardığı fotoğrafları da AA ile paylaştı.
Cenevre Konferansı’nın ardından Esenboğa Havalimanı’nda babasını, hükümetin diğer bakanları ile birlikte karşılamaya gittiğinde Başbakan Ecevit’in “Ayşe tatile çıksın” parolasını basına açıklarken çekilen tarihi fotoğrafa ilişkin Ayşe Güneş Ayata, “Sevgili Ayşe Güneş’e en iyi dileklerimle – Bülent Ecevit 1974′ notunu düştüğü ve imzaladığı fotoğraf bu.” dedi.
“Ayşe tatile çıksın” parolasının Türkiye’ye ulaştırılmasının ardından babası Turan Güneş’in, Cenevre Konferansı sırasında saatine baktığı anı yansıtan fotoğrafı da gösteren Prof. Dr. Ayata, “Babam bu karede, parolayı Türkiye’ye gönderiyor ve ondan sonra görüşmeleri yapmak üzere toplantıya tekrar girerken o esnada saatine bakıyor. Çünkü saati ayarlamak zorunda. Türkiye’de harekat başlayacak fakat Türkiye’deki harekatın başlama saatiyle görüşmelerin kesilme saatinin senkronize edilmesi lazım. Onun için saatine bakarken bu fotoğrafı çok anlamlı.” ifadelerini kullandı.
]]>Haber7 – ÖZEL
FETÖ’cü hainlerin 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 8 yıl geçti. 251 şehit, 2 bin 700 gazi veren vatandaşlar, hainlere geçit vermeyerek vatana sahip çıktı.
Yıldönümü vesilesiyle 15 Temmuz gazileri, Haber7‘ye önemli açıklamalarda bulundu. 15 Temmuz gazilerinden Yunus Doğan, Mustafa Uygun ve Bekir Demir, gazilerin sorunlarını anlattı.
YUNUS DOĞAN: BÜYÜK TRAVMALAR YAŞADIK
“15 Temmuz gecesi çok şey yaşandı. O gece biz köprüdeydik. Elhamdülillah, biz ufak yaralarla atlattık. Fakat gözümüzün önünde tank atışlarıyla parçalanan güzel kardeşlerimiz oldu. Allah gani gani rahmet etsin.” diyen Yunus Doğan, darbeye karşı direniş gösteren vatandaşların o gece şehit olmak için meydanlara çıktığını söyledi.
YAŞADIKLARIMIZ SENELERCE GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDEN GİTMEDİ
O geceyi hala unutamadıklarını kaydeden Yunus Doğan, “Gaziler olarak 15 Temmuz’dan sonrası çok büyük travmalar yaşadık. Çünkü orada yaşadıklarımız senelerce gözümüzün önünden gitmedi, hala da gitmiyor. Büyük bir travmaydı. Fakat şu da bir gerçek ki, Allah o gün, sadece köprüde değil, Türkiye genelinde meydana çıkan insanların üzerinden korkuya almıştı. Öyle ‘Öleceğim, vurulacağım’ ya da ‘Tepemden aşağı bomba düşecek.’ diye öyle bir korku yoktu. Yani bilinçli ya da bilinçsiz herkes oraya şehit olmaya çıkmıştı.” dedi.
ÜZÜNTÜDEN KALP KRİZİ GEÇİRDİM
15 Temmuz’dan kısa süre sonra kalp krizi geçirdiğini söyleyen Yunus Doğan, “Büyük bir travma yaşadık sonrasında ve hala devam ediyor. Ondan kısa bir süre sonra üzüntü, sıkıntı, stresten ben kalp krizi geçirdim, baypas oldum. Durumumuza gelince ben 15 Temmuz’dan önce de maddi olarak iyiydim, elhamdülillah hala da iyiyim.” ifadesinde bulundu.
BİZE “ÇAKMA GAZİLER” DİYORLAR
Gazilere yönelik çirkin ithamlarda bulunulduğunu belirten ve kendilerine sahip çıkılmasını isteyen Doğan, “Biz maaş almayan gazilerdeniz. Yani bizim adımız gazi. Adam hatta tabiri caizse bizimle ‘çakma gaziler’ diye dalga geçiyorlar. Bu da bizi yıpratıyor, üzüyor.” diye konuştu.
BEKİR DEMİR: GAZİLERİMİZ ÇOK DERTLİ
Önce konuşmak istemediğini söyleyen ve sonra dertlerini anlatan Bekir Demir, “15 Temmuz gazileri olarak sıkıntılarımız var. Gazilerimiz çok dertli.” dedi.
BAZI SİYASİLER TELEFONLARIMIZA BİLE ÇIKMIYOR
“Bizim üstümüzden prim yapan ve yüzümüze gülen bazı siyasiler, vekiller ve başkanlar telefonlarımıza bile bakmıyor” diyen Bekir Demir, “Bunlar bizi üzüyor, kırıyor. Hatta ‘rahatsız etmeyin’ diyorlar. Devlet Bahçeli, ‘Gazilerimizi üzmeyin’ diye boşuna konuşmuyor.” dedi.
TEHDİT EDİYORLAR, DALGA GEÇİYORLAR
Darbe girişimlerinde yer alıp sıyrılanların olduğunu belirten Gazi Bekir Demir, göreve iade edilen ve beraat edenler ile ilgili endişelerini dile getirdi. Kendileriyle dalga geçildiğini vurgulayan Demir, şunları söyledi:
“Bizi Kıbrıs Gazisi, Kore Gazileri, Güneydoğu Gazileri’nden farklı görüyorlar” diyen Demir, “Bunlara fırsat veriyorlar. Bize ‘Tayyip’in gazileri’ diyorlar. ‘Yarın hükümet değiştiği zaman siz görün.’ Özgür Özel diyor ya; ‘zibidi.’ Neler diyorlar neler? Biri şehit yakınına küfrediyor, öbürü gaziyi hedef alıyor.”
GAZİLERİN İÇERİSİNDE İŞ YAPAMAYANLAR, KÖTÜ DURUMDA OLANLAR VAR
Bazı gazilerin muhtaç durumda olduğunu belirten Bekir Demir, “Bizim gazilerin içerisinde hala durumu çok kötü, sakat kalıp, işini yapamayıp, zor durumda olanlar var. Hatta bizden durumu iyi olanlardan, onlara yardım edenler bile mevcut.” dedi.
ÖZEL HASTANELER HAKLARINI VERMİYOR
Bazı özel hastanelerde kendilerine yönelik ayrımcı bir tavır olduğunu vurgulayan Demir, “Gazilerin en büyük derdimiz ne olur? Sağlık üzerine olur, hastane işleri olur. İçişleri Bakanlığı’nın kararı var var. Orada diyor ki; ‘Özel hastanede gazinin kendisi, eşi ve birinci derecedeki yakınları yaralanır.’ Bunu çıkaran bakanlık, resmi bir karar bu. 2 senedir özel hastaneler bunu uygulamıyor. Ben çocuğumu götürdüm, ‘Hayır, ücrete tabisiniz’ dediler. Bunu sadece bize, yani 15 Temmuz gazilerine yapıyorlar. Hatta İçişleri Bakanlığımızın genelgesini de götürdüm. Ne diyor biliyor musunuz? Bu kez kıvırıyorlar; ‘Beyefendi, profesör ve doçent doktorlar ücret istiyorlar. Bunun dışındakilere gelebilirsiniz’ diyorlar. ‘Beyefendi, biz bundan 1-2 sene önce profesör ve doçent doktorlara da baktı. Böyle bir şey yoktu.’ Bunları CİMER’e de şikayet ettik, herhangi bir şey çıkmadı.” diye konuştu.
“MAAŞ ALIYOR” İDDİASINA SERT TEPKİ
Maaş aldıklarına yönelik iddialara tepki gösteren Demir, şu ifadelerde bulundu:
“Bir vekilin açıklaması oldu, ‘Maaş alıyorlar’ diye. Biz maaş falan almıyoruz ya! 15 Temmuz gazilerinin maaş almadığını çıkıp da bir tane vekil, bürokrat, bakan söylemiyor ya! Ama demek ki, maaş verilmiyorsa 15 Temmuz gazileri gazi değilsin. Vatandaş diyor ki, ‘Ne kadar maaş alıyorsun?’ ‘Yok almıyoruz’ diyoruz, ‘Ya bir git Allah aşkına’ diyor. Bu nereden kaynaklanıyor? Bir gazeteci çıktı, ‘Maaş alıyorlar’ dedi. Bir dürüst olun ya, tek maaş almayan gaziler, 15 Temmuz gazileridir. Bunlar yüzünden hiç kimse inanmıyor. Yarın bir gün FETÖ gücü eline alırsa, ‘Verin paraları’ der, bunların peşine düşerler bu sefer. Bu nedenle 15 Temmuz gaziler çok üzgünler, sitemliler. Gaziler kenara itilmesin, sahip çıkılsın.”
Erdoğan’ın “Şehit yakınları ve gazilere yanlış yapan karşısında beni bulur” sözlerini hatırlatan Demir, “Allah razı olsun Tayyip Erdoğan’dan. Sadece vurulma derecesine göre, tazminat verildi ve yanında bazı haklar verildi, bu kadar.” diye konuştu.
MUSTAFA UYGUN: BÖYLE BİR TEZAT VAR
İşten dönerken darbeye karşı direnen halka katılan ve darbeci yüzbaşı Mustafa Dağüstü tarafından vurulduğunu söyleyen Gazi Mustafa Uygun, omuriliğinin zedelenmesi sonucu belden aşağısının felç kaldığını belirtti. 2 yılı hastanede olmak üzere 8 yıldır tedavi gören Uygun, tekerlekli sandalye ile ilgili sorun yaşadığını belirtti.
TEKERLEKLİ SANDALYEYE MAHKUMUM, ANKARA’YA NASIL GİDECEĞİM?
Tekerlekli sandalye için Ankara Gazi Üniversitesi‘nden rapor alınması gerektiğini belirten Uygun, bu durumun Türkiye genelindeki gaziler için büyük bir zorluk teşkil ettiğini vurguladı.
Ankara’ya gidip rapor alamadığı için 17 bin TL’ye tekerlekli sandalye aldığını belirten Uygun, “Ben 1 aydır tekerlekli sandalye sıkıntısı çekiyorum ve bildiğim kadarıyla Gazilere tekerlekli sandalye gibi medikal şeyler ücretsiz veriliyor. Ancak bunun için Ankara Gazi Üniversitesi’nden rapor almak gerekiyor. Ben şimdi tekerlekli sandalyeye mahkumum ve buradan Ankara’ya gitmem gerekiyor. Bu durumda Ankara’ya nasıl gideceğim? Böyle bir tezat var. Bu raporu çıkarmak için Edirne’deki de Ankara’ya gidecek, Kars’taki de Şanlıurfa’daki de Ankara’ya gidecek. Oysa bu raporu her ilde bir hastane olsa işlerini rahatlıkla görür. Ben yenisine 17 bin lira verdim. Rapor alsaydım geri ödeme yapacaktı. Sadece 15 Temmuz gazileri değil asker gazileri, polis gazileri de dahil bütün gaziler Ankara’daki Gazi Üniversitesi’nden rapor çıkartması gerekiyor.” dedi.
DEVLETİMİZDEN ALLAH RAZI OLSUN
Malulen emekli olduğunu ve devletin desteğinden memnun olduğunu ifade eden Uygun, “Devletimizden Allah razı olsun. Fizik tedaviye gidiyorum, 8 yıldır devlet karşılıyor. Bunun 2 yılı hastanede geçti, özel kurumda fizik tedavi alıyorum ve bunlara herhangi bir ücret ödemiyorum. Sadece tekerlekli sandalye alırken bir sıkıntı yaşadım.” dedi.
Terörle mücadele başta olmak üzere devam eden faaliyetlere ilişkin bilgi alan Bakan Yaşar Güler, yapılacak çalışmalara ilişkin talimatlar verdi.

KALLEŞ FETÖ İLE MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK
Bakan Yaşar Güler, toplantıda şunları kaydetti;
Dün 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günümüzün sekizincisini hep birlikte idrak ettik. Cumhuriyetimize, demokrasimize ve millî birliğimize uzanan hain ellerin topyekûn bir irade ile kırıldığı bu günde, tüm dünyaya ordu-millet dayanışmasının ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha açıkça ilan ettik. Bakanlığımızın kalleş FETÖ’yle mücadelesi, örgütle iltisaklı tek bir personel kalmayıncaya kadar titizlikle, rehavete kapılmadan aralıksız sürdürülmektedir ve kararlılıkla sürdürülmeye de devam edilecektir.
Bu hafta ayrıca kahraman ordumuzun tarihindeki en önemli başarılardan birisi olan Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıl dönümünü de büyük bir gururla hep birlikte kutlayacağız. Bu vesileyle aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımızı sunuyoruz.

Günümüz güvenlik ortamı, çatışma ve gerginliklerle oldukça hassas hâle gelmiş ve tehditlerin çeşitliliği de artmıştır. Bu kritik ortamda ülkemizi, yurttaşlarımızı, millî hak ve menfaatlerimizi korumaya yönelik faaliyetlerimizi 7 gün 24 saat esasıyla sürdürmekteyiz. Tüm personelime, millî güvenliğimizin sarsılmadan korunmasında verdiği emek, gösterdiği çaba ve mesai mefhumu gözetmeksizin icra ettiği kutsal görev için yürekten kutluyorum.
Öncelikli görevimiz olan terörle mücadelede operasyonlarımız sarp arazi, aşırı sıcak hava koşullarında aralıksız devam etmektedir. Terör örgütü bu operasyonlar neticesinde hareket edemeyecek hâle getirilmiştir.
Örgüt mensupları kendi aralarında yaptıkları görüşmelerde büyük kayıplar yaşadıklarını itiraf etmektedirler. Terör örgütünün sözde elebaşları, kara propaganda ve dezenformasyon ile düştükleri acziyeti örtmeye çalışmakta, saklanacak güvenli yer aramakta ve Mehmetçiğin aman vermeyen takibi karşısında kaçınılmaz sona yaklaşmaktadır.
‘KİMSENİN TOPRAĞINDA GÖZÜMÜZ YOK’
Irak Merkezi Hükûmeti ve Bölgesel Yönetim ile son dönemde oluşan iş birliği iklimi ve sahada terör örgütüne karşı ortak mücadelemiz, örgütün çözülme hızında ivme yaratmış ve bölgenin kalıcı istikrarına zemin hazırlamıştır. Birlikte hareket ederek, tecrübelerimizi paylaşarak ve karşılıklı destekle kazandığımız müşterek kabiliyetler, sahadaki konumumuzu güçlendirmekte, bu birliktelikten rahatsızlık duyanları ise hayal kırıklığına uğratmaktadır.
Şunu tekrar ifade etmek istiyoruz: Bizim kimsenin toprağında, egemenlik haklarında gözümüz yoktur. Mücadelemiz bölgenin huzur ve refahına zarar veren terör örgütleriyledir. Geçmişte DEAŞ terör örgütünün Irak topraklarını istila etme çabaları devam ederken söylediğimiz gibi Irak toprak bütünlüğüne saygımız tamdır. Bu toprakların geleceğinde yeri olmayan terör örgütünün sonunu, bölgenin gerçek sahipleri getirecektir. Bu durum, bölgedeki istikrarsız ortamdan nemalanan bazı kesimleri de kaygılandırmaktadır.

İyi komşuluk ilişkilerimize yönelik attığımız her adımda barış ve huzur ortamını bozmayı hedefleyen odakların niyetlerinin farkındayız. Ancak, nifak tohumlarının bu topraklarda yeşeremeyeceğini tüm kesimlerin çok iyi bilmesi gerekiyor.
SURİYE AÇIKLAMASI
Öte yandan, Suriye’deki gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Suriye’nin kaderini, kederinden memnuniyet duyanların değil, kendi halkının belirleyeceğini hatırlatmak istiyorum.
BARIŞ VE HUZURDAN YANA OLANLAR TÜRKİYE İLE BİRLİKTE HAREKET EDİYOR
Irak’ta olduğu gibi Suriye’deki terör yapılarını ortadan kaldırmaya yönelik samimi girişimleri de destekliyoruz. Özellikle belirtmek isterim ki bölgede barış ve huzurdan yana olan taraflar, Türkiye ile hareket etmektedirler. İllegal yapılarla ve terör örgütleriyle çarpık ilişkileri olan kimi kesimler ise Suriye’nin toprak bütünlüğünü, egemenlik haklarını, ekonomik kaynaklarını ve halkının huzurunu gasp etmektedirler. Operasyonlarımız daha önce söylediğimiz gibi alışılmadık, öngörülemez, süratli ve sürekli icra esaslarında devam etmektedir. Terörle mücadelemizde haklıyız, kararlıyız, azimliyiz, yetkiniz, yeterliyiz ve irade sahibiyiz.
Bununla birlikte uluslararası harekât ve misyonlar ile dost ve müttefik ülkelerle eğitim-danışmanlık faaliyetlerimize dünyanın değişik coğrafyalarında başarıyla devam etmekteyiz. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ulaştığı seviye ve gösterdiği profesyonel yaklaşımın tüm uluslararası platformda olduğu gibi en son gerçekleşen NATO zirvesindeki temaslarda da dost ve müttefik ülkeler tarafından takdir edildiği iftiharla gözlenmiştir. Bu vesileyle tüm silah ve mesai arkadaşlarıma, görevlerinde başarılar diliyor, her birinizin gözlerinden öpüyor, yolunuz ve bahtınız açık olsun diyorum.”
ESED NE DEMİŞTİ?
Esed, Erdoğan ile Türk askerlerinin Suriye topraklarından çekilmesi konusunun gündeme gelmesi halinde görüşeceğini söyledi.

Esed, ‘‘Türkiye ile ilişkileri geliştirecek her türlü girişime olumlu bakıyoruz. Bu da doğal bir şey. Kimse komşularıyla sorun yaratmayı düşünmüyor ama bu kuralların dışına çıkmamız gerektiği anlamına gelmiyor.” demişti.
Esed sonuç getirecek eylem arayışında olduklarını dile getirerek “Toplantı veya toplantı dışı hiçbir tedbire karşı değiliz. Önemli olan Suriye’nin çıkarına, Türkiye’nin çıkarlarına aynı anda ulaşacak olumlu sonuçlara ulaşmamızdır. Suriye, çeyrek asırdan fazla bir süredir sınırın her iki tarafının güvenliği ve terörle mücadele konusunda verdiği taahhütlere her zaman sadık kalmıştır ve Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesi konusuna da bu şekilde bakıyoruz” diye konuştu.
]]>Türkiye’nin, 15 Temmuz 2016’da tarihinin en menfur saldırılarından birinin hedefi olduğunu, “zalim, hain ve sinsi” bir terör örgütü eliyle darbe girişimiyle karşı karşıya kaldığını vurgulayan Altun, şöyle konuştu:
“Esas itibarıyla bir işgal girişimiyle, tarihte görülmemiş şekilde bir terör örgütü eliyle bu hain kalkışmaya girişildi. Hedef evvela milletimizin istiklaliydi, bu vatanın bekasıydı. Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanı’mızı ve ailesini katledecekler, ardından sözüm ona yönetime el koyacaklardı. Sonrasında da tabii ki bu aziz vatanı, büyük ülkeyi efendilerine, emir aldıkları dış güçlere teslim edeceklerdi. O gün hedef Erdoğan’sız bir Türkiye yaratmaktı. Çünkü Erdoğan’sız bir Türkiye demek, sömürüye, teslimiyete açık bir Türkiye demekti. Erdoğan’sız bir Türkiye, yeniden bağımlılık zincirine dolanmış bir Türkiye demekti.”

Altun, darbecilerin, işgalcilerin ve onların hamilerinin amacının, kendi ad ve hesabına hareket edebilen, kendi stratejilerini ortaya koyabilen bir Türkiye’nin ortadan kaldırılması olduğunu söyledi.
“Önceki darbelerde ortaya konulamayan direniş 15 Temmuz’da ortaya konuldu”
Milletin, bu kumpası, kötücül planı yerle yeksan ettiğini dile getiren Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mızın cesur ve dirayetli liderliği, milletimizin o engin ferasetiyle birleşti ve ortaya muhteşem bir direniş, şanlı bir zafer çıktı. Milletimiz de Cumhurbaşkanı’mız da öncelikle vatan sevgisiyle, vatanı koruma içgüdüsüyle hareket etti. Daha önceki darbelerde ortaya konulamayan direniş, bu kez 15 Temmuz’da ortaya konuldu. Milletimiz, bu duyguyla Cumhurbaşkanı’mızın çağrısına cevap vererek meydanlara çıktı.
Elbette bu aziz milletin güçlü bir hafızası var. Ve o hafızada ne yazık ki çok acı hatıralar var. Darbelerle bu milletin evlatlarına nasıl kıyıldığı, bu milletin kaynaklarının nasıl tarumar edildiği, millete nasıl zulmedildiği toplumsal hafızamızda güçlü şekilde kodlanmış durumda. O gün, 15 Temmuz gecesi, milletin bu hafızası gün yüzüne çıktı. Elbette bu direnişi mümkün kılan unsurlardan biri de milletimizin Sayın Cumhurbaşkanı’mıza olan güveni ve ona duyduğu vefaydı.”
Milletin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cesaretine, darbecilerin üzerine gideceğine güveninin tam olduğunu kaydeden Altun, 2002’den itibaren Erdoğan’ın vesayet odaklarıyla, terör örgütleriyle ve onların hamileriyle cesur şekilde verdiği mücadelenin bu güveni oluşturduğunu vurguladı.
MİLLETİMİZ KİM OLDUĞUNU ÇOK İYİ TANIYORDU
Altun, 27 Nisan e-muhtırası, 7 Şubat MİT krizi, 17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişimi, 6-8 Ekim olayları ve Gezi kalkışması gibi birçok vakada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tehditleri nasıl bertaraf ettiğine milletin şahit olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanı’mız, milletimizin bu güvenine sahip çıktı, boşa çıkarmadı. ‘Halkın gücünün üstünde bir güç tanımadım ben bugüne kadar.’ diyerek milleti meydanlara çağırdı, kendisi de darbenin en önemli merkezlerinden birine, İstanbul’a doğru yola çıktı, darbeye karşı direnişi orada yönetti. Bunun yanında yine Sayın Cumhurbaşkanı’mızın o güne kadar ortaya koyduğu hizmet siyaseti, icraat becerisi, bu millette güçlü bir vefa duygusu oluşturdu. 15 Temmuz akşamı Cumhurbaşkanı’mıza yönelik koruma refleksini bu güven ve vefa duygusunda gördük. Bütün bunların yanında elbette milletimiz düşmanı, karşısında kimin olduğunu da çok iyi tanıyordu, biliyordu. Hem FETÖ’yü iyi tanıyordu hem de onun hamilerini iyi tanıyordu. Açık ve net şekilde milletin aziz fertleri ‘Vatanı bu hainlere bırakmam.’ dedi. Bütün bunlar sayesinde milletimiz daha önce hiç gösterilmeyen şanlı bir direniş gösterdi ve 15 Temmuz ruhuyla büyük bir destan yazdı.”
15 Temmuz’un hem geçmiş hem bugün hem de gelecekle ilgili kurucu bir mesele, büyük bir olay ve dönüm noktası olduğunu dile getiren Altun, “8 sene önce darbe girişimine karşı konuşmamın başında saydığım motivasyonlarla millet olarak direndik. Şanlı bir zafer ortaya koyduk. Bugün şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi şükranla anıyoruz. Bir yandan kayıplarımızdan dolayı hüzün duyarken bir taraftan kahramanlığımızla göğsümüz kabarıyor. 15 Temmuz ruhunu yaşatmaya ve nesilden nesle aktarmaya gayret ediyoruz.” dedi.
Altun, 15 Temmuz sonrasında elde edilen kazanımlarla geleceğe güvenle, kendinden emin ve umutla baktıklarını belirterek, bu kazanımların başında, milletin kendi meselelerinde yegane özne ve bu ülkenin gerçek sahibi olduğunu görüp göstermesinin geldiğini ifade etti.
GELECEĞE GÜVENLE BAKIYORUZ
Geçmişin kötü yönetiminden, vesayet anlayışından, halka tepeden bakan tavır ve uygulamalarından doğan tortuların temizlendiğini ve devlet-millet bütünleşmesinin gerçekleştiğini aktaran Altun, şunları söyledi:
“15 Temmuz’dan sonra millet devletine sahip çıktı. Ülkemizdeki kadim hükümet sistemi krizinin çözümü de 15 Temmuz sonrasında mümkün oldu. Türkiye’nin artık kolayca siyasi istikrarsızlık batağına sürüklenmeyeceğini bilerek bugün geleceğe güvenle bakıyoruz. 15 Temmuz sonrası elde edilen kazanımlar sayesinde, ülkemiz kendini hedef alan diğer bütün tehditlerle olduğu gibi terörle de çok etkili bir mücadele yürütüyor. FETÖ ve diğer habis örgütlerden, dış güçlerin etkisinden bağımsızlaşan devletimiz, çok daha sağlıklı işlemeye başladı. Bugün terörü kaynağında kurutma stratejisi sayesinde terör örgütlerini faaliyete geçmeden hedef alıyoruz. Ülkemizin son yıllarda savunma sanayisinde kaydettiği atılım, uluslararası askeri üslerle artan askeri kapasitesi ve etkin uluslararası istihbarat yapılanması ve operasyonları, 15 Temmuz’dan sonra elde edilen kazanımlardır.”
FETÖ mazisinin 40 yıl geriye gittiğine, bunun dış desteklerle örgütlenmiş, gizli, hibrit bir terör örgütü olduğuna işaret eden Altun, FETÖ ile mücadelenin 15 Temmuz’dan önce başladığını ve 15 Temmuz sonrasında hızlandığını aktardı.
Bu mücadelede çok önemli kazanımların elde edildiğini vurgulayan Altun, bununla birlikte FETÖ ile mücadelenin, örgütün hiçbir kalıntısının kalmaması için sürdüğünü söyledi.
FETÖ ile mücadelenin uluslararası boyutuna dikkati çeken Altun, “Başta Cumhurbaşkanı’mız olmak üzere devletimizin tüm kurumları olarak her fırsatta FETÖ’nün nasıl şer şebekesi olduğunu anlatıyoruz. Birçok dost ve kardeş ülke FETÖ’yü gerçek yüzüyle tanıdı, FETÖ tehdidinin ne boyutlara varabileceğini gördü. Her ne kadar kimi Batı ülkeleri FETÖ mensuplarına yönelik korumacı bir tavır içine girse de günden güne başarılı diplomatik hamlelerimizle, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın güçlü liderliğiyle Batı’da da bu hain terör örgütüne mevzi kaybettiriyoruz.” dedi.
Fahrettin Altun, programın 15 Temmuz ruhunun yaşatılıp nesilden nesle aktarılmasına vesile olmasını diledi.
Panele, TRT Genel Müdürü Zahid Sobacı ile Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz de katıldı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, 15 Temmuz gecesi yaşananların yer aldığı video izletildi.
]]>PROGRAM ANMA YÜRÜYÜŞÜYLE BAŞLADI
15 Temmuz Anma Etkinlikleri Konya protokolünün ve vatandaşların katılımıyla Alaaddin Tepesi’nden başlayıp Mevlana Meydanı’nda sona eren anma yürüyüşü ve Aslanlı Kışla Caddesi – Konya Büyükşehir Belediyesi Şehitler Abidesi arasında düzenlenen 15 Temmuz Şehitleri Sancak Koşusu ile başladı. Daha sonra meydanda toplanan binlerce vatandaş Konya Büyükşehir Belediyesi Mehter Takımı’nın “Kahramanlık Türküleri Konseri”ne eşlik etti.
“TIPKI 8 YIL ÖNCE OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE 85 MİLYON HEPİMİZ TEK YUMRUĞUZ”
Şehitlerimizi anmak için saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın coşkuyla okunmasından sonra etkinliklerde dev ekrandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşması Konyalılar tarafından ilgiyle takip edildi.
15 Temmuz’un 8’inci seneyi devriyesinde tüm Türkiye’nin birbirine kenetlenmiş durumda olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tıpkı 8 yıl önce olduğu gibi bugün de omuz omuzayız, biriz beraberiz; genci yaşlısı, kadını erkeğiyle 85 milyon hepimiz tek yumruğuz. Bu aziz milletin bir ferdi ve Türkiye Cumhurbaşkanı olarak, bu muhteşem kardeşlik tablosundan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Bu muazzam birlik ve beraberlik için, dosta güven, düşmana korku veren bu dik duruş için her birinize teşekkür ediyorum” diye konuştu.

“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyiniz, zira onlar diridirler, ancak siz bunu bilemezsiniz” ayetini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Manevi bakımdan böyle şerefli bir makama ulaşmak, şehadetle müşerref olmak dünyada her kula nasip olmaz. 15 Temmuz gecesi, darbeye direnen vatandaşlarımızdan 252 şehidimiz bu müjdeye mazhar oldu ve şehitlikle şereflendi. Şehitlerimizin yanı sıra 2 bin 740 insanımız da o gece yaralanarak gazi oldu. Rabbim, Peygamberlikten sonra en yüce mertebe olduğu bildirilen kahramanların hepsinden razı olsun diyorum. Aynı şekilde, her biri birer fedakarlık ve cesaret timsali olan gazilerimize de Mevla’dan hayırlı, sağlıklı ve bereketli ömürler diliyorum. Yine bu vesileyle, o gece televizyondan yaptığımız çağrıya icabet ederken sokaklara, meydanlara, havalimanlarına akın eden, uçakların, helikopterlerin karşısına korkusuzca dikilen, kurşunlara karşı göğüslerini siper eden, ellerinde bayraklarıyla bir istiklal şöleni yazan tüm kardeşlerime, şahsım ve milletim adına bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.”
“MERHAMET EDERSEK MAHCUP OLURUZ”
Allah’tan, böylesine karanlık bir geceyi bir daha millete yaşatmamasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunun bilinmesinde fayda görüyorum; yurt dışındaki şarlatandan emir alarak pis ellerini vatanımıza uzatan FETÖ’cü alçaklar, döktükleri kanla tarihimize kara bir leke olarak geçtiler. Modern dönem haşhaşilerini ne biz affedeceğiz ne de 252 evladını bir gecede kara toprağa veren milletimiz affedecektir. Ülkemize, milletimize ve milli iradenin temsilcisi olan hükümetimize kast eden bu ihanet şebekesi, değil 8 yıl, 80 yıl sonra bile nefretle anılacak. Bugün altını çizerek tekrar vurguluyorum, zalime merhamet, mazluma zulümdür. Üzerinden 8 sene geçmesine rağmen acımız da öfkemiz de tazedir. FETÖ ile ve vesayetle mücadele azmimiz ilk günkü kadar diridir, güçlüdür, ayaktadır. Allah’ın izniyle bu kararlılığımızdan hiçbir surette taviz vermeyeceğiz” değerlendirmesini yaptı.

BAŞKAN ALTAY ŞEHİTLERİMİZE RAHMET, GAZİLERİMİZE SAĞLIK DİLEDİ
15 Temmuz Gazisi Recep Kara’nın konuşmasının ardından Mevlana Meydanı’nı dolduran Konyalılara hitap eden Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Türk milletinin kahramanlık destanlarına bir yenisini daha eklediği 15 Temmuz 2016’daki ihanet girişimine karşı canlarını siper ederek şehadete eren şehitlere Allah’tan rahmet, gazilere de sağlık ve afiyet diledi.
“TÜM DÜNYAYA, DARBEYE NASIL KARŞI KONULACAĞINI GÖSTERDİK”
“Nasıl ki ecdadımız yedi düvele karşı Çanakkale’de canını feda ederek savaştıysa, 15 Temmuz’da da kahraman milletimizin çelikten iradesi hainleri perişan etti” diyen Başkan Altay, “Millî kimlik ve karakterinde Allah’tan başka bir güç tanımayan kahraman milletimiz o gece de canıyla, kanıyla mücadele etti ve asla karanlığa teslim olmadı. Her zaman milletinin önünde dimdik duran Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle sokaklara çıkan kardeşlerimiz, tüm dünyaya, darbeye nasıl karşı konulacağını ve iradesine nasıl sahip çıkılacağını gösterdi. Asırlar boyu ecdadımızın sinesinde taşıdığı inanç, cesaret ve kahramanlık, 15 Temmuz gecesi şehir meydanlarında, milletimizin sinesinde yeniden vuku buldu” ifadelerini kullandı.
“BİZE DÜŞEN BUNDAN SONRA DA 15 TEMMUZ’U UNUTMAMAK VE UNUTTURMAMAKTIR”
Darbeyi püskürten Türk milletinin, bununla da yetinmeyerek 27 gün boyunca şehir meydanlarında demokrasinin, millî iradenin ve bağımsızlığın sarsılmaz bekçisi olduğunu anımsatan Başkan Altay, “O gece, vatan ve millet gayesiyle hareket eden tüm kardeşlerim birer kahramandır. Yüce Allah hepinizden razı olsun. Bize düşen; bundan sonra da bu hainlere ve işbirlikçilerine karşı her zaman uyanık olmaktır. 15 Temmuz’u unutmamak ve unutturmamaktır. İntikam duygusuyla ülkemizdeki her olayı provoke etmeye çalışan hain FETÖ’ye ve tüm terör örgütlerine karşı savaşta, her zaman devletimizin, milletimizin ve bayrağımızın yanında durmaya devam etmektir. Kimsenin şüphesi olmasın ki, o gece şehadet mertebesine ulaşan kahramanlarımız başta olmak üzere, tüm şehit ve gazilerimizin aziz hatıralarını ilelebet yaşatacağız” açıklamalarını yaptı.

“DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE BÖYLE BİR ŞEY YAŞANMAZ”
AK Parti Konya Milletvekili Meryem Göka, “Cumhurbaşkanımızın canına kast edilmesi, millî iradenin tecelligâhı meclisin, Cumhurbaşkanlığı’nın bombalanması, uçaklara, tanklara, tüfeklere çıplak elleriyle dur diyen vatandaşlarımıza, aziz milletimize saldıran ve mermi yağdıran bu hain güruha biz 15 Temmuz gecesinde ‘dur’ dedik. Cumhurbaşkanımız canlı olarak bağlandı ve dedi ki; ‘Milletin gücünün üzerinde bir güç tanımıyorum, sizleri meydanlara davet ediyorum.’ Ve bizler de meydanlara gittik. Bu gerçekten tarihimizde bir milattır. Milletimizle ne kadar gurur duysak azdır. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yaşanmaz” dedi.
“İNŞALLAH BÖYLESİNE BİR GECEYLE BİR DAHA KARŞI KARŞIYA KALMAYIZ”
Konya Valisi Vahdettin Özkan ise programda yaptığı konuşmada, aziz Türk milletinin ve Anadolu medeniyetinin mensubu olmaktan gurur duyduğunu dile getirdi. Toplumun geleneklerini taşımayan ve hissiyatına tercüman olmayan bir anlayışın kabul edilemeyeceğini vurgulayan Vali Özkan şu ifadelere yer verdi: “Milletimiz, insanlarımız, iyi niyetli gençlerimiz, kemale ermiş büyüklerimiz, bu tezgahı görüp, bunların kötü emellerine ‘dur’ dedi. Bunun patlaması da 15 Temmuz akşamıydı. İnşallah böylesine bir geceyle millet olarak bir daha karşı karşıya kalmayız.”

7’DEN 70’E KONYALILAR BÜYÜK COŞKU YAŞADI
Mevlana Meydanı’nı 7’den 70’e bayraklarla dolduran Konyalıların büyük coşku yaşadığı anma programında; 15 Temmuz’u anlatan sinevizyon gösterimleri duygulu anlar yaşatırken, 15 Temmuz şehitlerimizin aziz hatırasına, 251 adet Türk bayraklı led ışıklı uçan balonun gökyüzüne bırakılması renkli görüntüler oluşturdu.
Talha Bora Öğe’nin şiir dinletisi, Savaş Talha ve Eşref Ziya konserleriyle devam eden anma programında saatler 00.13’ü gösterdiğinde ise selâ okundu. Program, yapılan dualarla tamamlanırken, demokrasi nöbeti sabah ezanına kadar devam etti.
Programa; AK Parti Konya Milletvekilleri Tahir Akyürek, Orhan Erdem, Mustafa Hakan Özer ile önceki dönem milletvekilleri, Konya İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Cemil Lütfi Özkul, Konya 3. Jet Ana Üst Komutanı Tümgeneral Kadircan Kottaş, Cumhuriyet Başsavcısı Halil İnal, Hava Savunma Tugay Komutanı Tuğgeneral Yusuf Diker, İl Emniyet Müdürü Mahmut Karabulut, AK Parti Konya İl Başkanı Hasan Angı, MHP Konya İl Başkanı Remzi Karaarslan, belediye başkanları, rektörler, bürokratlar, oda başkanları, STK temsilcileri ve binlerce Konyalı vatandaş katıldı.
]]>Peygamberler tarihinin pek çok önemli hadisesine sahne olan bu ayın, Müslümanların inanç ve gönül dünyalarında özel bir yere sahip olduğunu anlatan Erbaş, muharremin barındırdığı hikmetlere binaen hürmete layık bir ay olarak kabul gördüğünü ifade etti.
Muharremin aynı zamanda hicri takvimin başlangıç ayı olduğunu hatırlatan Erbaş, bu açıdan Müslümanlara, Hazreti Muhammed ve ona tabi olanların, cahiliye karanlığından uzaklaşarak aydınlık bir çağın temellerini attıkları kutlu hicretini hatırlattığını kaydetti.
Erbaş, bu ayın çile ve ızdırap dolu Mekke döneminin ardından Müslümanların bir muştu serinliğinde yeni başlangıçlara doğru yürüyüşünü de hatırlattığına işaret ederek şöyle devam etti:
“Diğer yandan muharrem ayı, Ehl-i Beyt’in kutlu mensubu Hazreti Hüseyin’in ve arkadaşlarının şehadetinin acısını ve hüznünü taşır. Maalesef hicri 61 yılının 10 Muharrem’inde, Peygamber Efendimizin çok sevdiği torunlarından Hazreti Hüseyin ve beraberindeki pek çoğu Ehl-i Beyt’ten yetmiş kadar mümin, Kerbela’da acımasızca şehit edilmiştir. Muharrem ayı, o tarifi imkansız elemi bizlere yeniden hatırlatır. Yüreklerimizi derin bir hüzne gark eder.”
Erbaş, hakkın, hukukun, adaletin, merhametin müdafaası için yola çıkan Hazreti Hüseyin ve maiyetindekilerin, zulme karşı onurlu mücadeleleri ve asil duruşlarıyla, hak ve hakikat yolunda yürüyenlerin gönüllerinde müstesna bir yer edindiği değerlendirmesinde bulundu.
Hazreti Hüseyin ve beraberindekileri şehit edenlerin, tarihin karanlık sayfalarında ilelebet mahkum edildiğini de belirten Erbaş, “Zira Allah Rasulü’nün Ehl-i Beyti, Müslümanlar için kıymetli bir emanettir. Hazreti Hüseyin ise bizatihi Peygamber Efendimizin övgüsüne, ilgisine ve muhabbetine mazhar olmuş bir şahsiyettir. Onları sevmek, Allah ve peygamber sevgisinin bir tezahürüdür. Onlara hürmet etmek, her Müslümanın sorumluluğudur.” ifadelerine yer verdi.
Hazreti Hüseyin’i sevmek ve onun yolundan gitmenin geçmişte olduğu gibi bugün de tüm zorluklara göğüs gererek onurlu ve ilkeli bir hayatı tercih etmeyi, zulmün karşısında, mazlumun yanında durmayı, haktan ve hakikatten yana saf tutmayı ve bu uğurda canını bile feda etmeyi göze alabilmek olduğunun altını çizen Erbaş, şunları kaydetti:
“Dolayısıyla yüreği Kerbela ateşiyle yanan Müslümanlar olarak bizler, hüznümüzü bir matem atmosferine hapsetmeden yaşamalı ve bu olaydan çıkarılacak derslerle yeni Kerbela’ların yaşanmayacağı bir gelecek inşa etmenin gayreti içinde olmalıyız. Hazreti Hüseyin’in şahsında İslam davasına sahip çıkmanın faziletini, İslam kardeşliğinin kıymetini ve fitneden uzak durmanın önemini nesillerimize iyi anlatmalıyız.
Bu vesileyle başta Hazreti Hüseyin ve Kerbela mazlumları olmak üzere asrısaadetten günümüze kadar din, iman, vatan ve mukaddesat uğrunda feday-ı can eden bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyorum. İdrak ettiğimiz muharrem ayını ve Aşura gününü milletimizin, alem-i İslam’ın ve tüm insanlığın huzur ve selametine vesile kılmasını yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.”
TRUMP İLE KONUŞMAMIZ SAMİMİYDİ
Olay sonrasında Trump ile yaptığı konuşmaya değinen Biden, “Çok samimiydi. Ona ne kadar endişeli olduğumu ve nasıl olduğunu bildiğimden emin olmak istediğimi söyledim. Sesi iyi geliyordu. İyi olduğunu söyledi ve onu aradığım için teşekkür etti” dedi. “Bu silahlı saldırı yarışın gidişatını değiştirdi mi?” sorusu karşısında “Bunu ben bilmiyorum. Siz de bilmiyorsunuz” diyen Biden, güvenlik açığı olup olmadığı sorusuna ise “Durum Odası’nda FBI ve Gizli Servis ile iki toplantı yaptım. Ve hepsinden tamamen bağımsız bir analiz istedim. Bu analizin sonucu geldiğinde ne olacağını göreceğiz” yanıtını verdi.
HATASINI KABUL ETTİ
Joe Biden, suikast girişiminden günler önce bağışçılarıyla yaptığı özel telefon görüşmesinde “(Eski ABD Başkanı) Trump’ı hedef alma zamanı geldiğini” söylemesinin “hata” olduğunu belirterek, “Ona odaklanalım demek istemiştim.” dedi.
28 KEZ YALAN SÖYLEDİ
Soru üzerine Trump ile gerçekleştirdiği seçim münazarasına da değinen Biden, daha sonra münazaranın tamamını izlemediğini ifade etti. Basının yalnızca kendi performansını gündeme getirmesine tepki gösteren Biden, Trump’a ithafen “Neden söylediği yalanlar hakkında konuşmuyorsunuz? Bu konuda neredesiniz? Basın neden bundan hiç bahsetmiyor? O tartışmada 28 kez yalan söylediği doğrulandı” ifadelerini kullandı.
“ONDAN SADECE 3 YAŞ BÜYÜĞÜM”
İlerleyen yaşı nedeniyle yapılan ABD başkanlık yarışından çekilme çağrılarına yanıt veren Biden, “Ben yaşlıyım. Ama Trump’tan sadece üç yaş büyüğüm ve zihinsel durumum oldukça iyi” ifadelerini kullandı. “Üç buçuk yılda herhangi bir başkanın uzun zamandır yapamadığını yaptım” diyen Biden, “İnsanların neden ‘Tanrım, adam 81 yaşında’ dediklerini anlıyorum. Vay be! 83, 84 yaşına geldiğinde ne olacak? Bu makul bir soru” şeklinde konuştu. Demokrat seçmenlerin ön seçim döneminde kendisini liste başı olarak seçtiğini hatırlatan Biden, “Onları dinliyorum” dedi.
Seçim yarışında kalmak ya da yarıştan çekilmek gibi konularda kime danıştığı sorusuna ise Biden, “Kendime. Bunu uzun zamandır yapıyorum” yanıtını verdi.
TRUMP KIŞKIRTICI DİL KULLANIYOR
8 Temmuz’da bağışçılarla yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında kullandığı “Trump’ı hedefe koymanın zamanı geldi” ifadelerine açıklık getiren Biden, “Bu kelimeyi kullanmak bir hataydı” şeklinde konuştu. “Ona odaklanın demek istedim. Ne yaptığına odaklanın. Politikalarına odaklanın, münazarada söylediği yalanların sayısına odaklanın” diyen Biden, “Ben ‘İlk günden diktatör olmak istiyorum’ diyen adam değilim. Seçimin sonucunu kabul etmeyi reddeden adam ben değilim. Bu seçimin sonucunu otomatik olarak kabul etmeyeceğini söyleyen adam değilim. Ülkenizi sadece kazandığınızda sevemezsiniz. Dolayısıyla odak noktamız onun söyledikleriydi” diye konuştu.
Kullandığı dilin kışkırtıcı olabileceği konusunda vicdan muhasebesi yapıp yapmadığı sorulan Biden, “Birilerini kışkırtabilirim diye bir şey söylemiyor musunuz?” yanıtını verdi. Kendisinin değil, rakibi Trump’ın kışkırtıcı bir dil kullandığını söyleyen Biden, “Ben böyle bir dil kullanmadım. Rakibim böyle bir dil kullanıyor. Kaybederse ortalığın kan gölüne döneceğinden bahsediyor, Kongre Binası’nda yaşananlar nedeniyle tutuklanan ve hapse mahkum edilen herkesi nasıl affedeceğinden bahsediyor” dedi.
TRUMP İLE KONUŞMAMIZ SAMİMİYDİ
Olay sonrasında Trump ile yaptığı konuşmaya değinen Biden, “Çok samimiydi. Ona ne kadar endişeli olduğumu ve nasıl olduğunu bildiğimden emin olmak istediğimi söyledim. Sesi iyi geliyordu. İyi olduğunu söyledi ve onu aradığım için teşekkür etti” dedi. “Bu silahlı saldırı yarışın gidişatını değiştirdi mi?” sorusu karşısında “Bunu ben bilmiyorum. Siz de bilmiyorsunuz” diyen Biden, güvenlik açığı olup olmadığı sorusuna ise “Durum Odası’nda FBI ve Gizli Servis ile iki toplantı yaptım. Ve hepsinden tamamen bağımsız bir analiz istedim. Bu analizin sonucu geldiğinde ne olacağını göreceğiz” yanıtını verdi.
28 KEZ YALAN SÖYLEDİ
Soru üzerine Trump ile gerçekleştirdiği seçim münazarasına da değinen Biden, daha sonra münazaranın tamamını izlemediğini ifade etti. Basının yalnızca kendi performansını gündeme getirmesine tepki gösteren Biden, Trump’a ithafen “Neden söylediği yalanlar hakkında konuşmuyorsunuz? Bu konuda neredesiniz? Basın neden bundan hiç bahsetmiyor? O tartışmada 28 kez yalan söylediği doğrulandı” ifadelerini kullandı.
“ONDAN SADECE 3 YAŞ BÜYÜĞÜM”
İlerleyen yaşı nedeniyle yapılan ABD başkanlık yarışından çekilme çağrılarına yanıt veren Biden, “Ben yaşlıyım. Ama Trump’tan sadece üç yaş büyüğüm ve zihinsel durumum oldukça iyi” ifadelerini kullandı. “Üç buçuk yılda herhangi bir başkanın uzun zamandır yapamadığını yaptım” diyen Biden, “İnsanların neden ‘Tanrım, adam 81 yaşında’ dediklerini anlıyorum. Vay be! 83, 84 yaşına geldiğinde ne olacak? Bu makul bir soru” şeklinde konuştu. Demokrat seçmenlerin ön seçim döneminde kendisini liste başı olarak seçtiğini hatırlatan Biden, “Onları dinliyorum” dedi.
Seçim yarışında kalmak ya da yarıştan çekilmek gibi konularda kime danıştığı sorusuna ise Biden, “Kendime. Bunu uzun zamandır yapıyorum” yanıtını verdi.
“Hedef” ifadesine açıklık getirdi
TRUMP KIŞKIRTICI DİL KULLANIYOR
8 Temmuz’da bağışçılarla yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında kullandığı “Trump’ı hedefe koymanın zamanı geldi” ifadelerine açıklık getiren Biden, “Bu kelimeyi kullanmak bir hataydı” şeklinde konuştu. “Ona odaklanın demek istedim. Ne yaptığına odaklanın. Politikalarına odaklanın, münazarada söylediği yalanların sayısına odaklanın” diyen Biden, “Ben ‘İlk günden diktatör olmak istiyorum’ diyen adam değilim. Seçimin sonucunu kabul etmeyi reddeden adam ben değilim. Bu seçimin sonucunu otomatik olarak kabul etmeyeceğini söyleyen adam değilim. Ülkenizi sadece kazandığınızda sevemezsiniz. Dolayısıyla odak noktamız onun söyledikleriydi” diye konuştu.
Kullandığı dilin kışkırtıcı olabileceği konusunda vicdan muhasebesi yapıp yapmadığı sorulan Biden, “Birilerini kışkırtabilirim diye bir şey söylemiyor musunuz?” yanıtını verdi. Kendisinin değil, rakibi Trump’ın kışkırtıcı bir dil kullandığını söyleyen Biden, “Ben böyle bir dil kullanmadım. Rakibim böyle bir dil kullanıyor. Kaybederse ortalığın kan gölüne döneceğinden bahsediyor, Kongre Binası’nda yaşananlar nedeniyle tutuklanan ve hapse mahkum edilen herkesi nasıl affedeceğinden bahsediyor” dedi.
Son zamanlarda gündeme gelen 3. Dünya Savaşı’yla ilgili de konuşan Akar, 3. Dünya Savaşı’nın bir bakıma başladığını belirterek, savaşın üç aşamadan oluştuğunu ifade etti. Şu anda dünyada yaşananların savaşın hazırlık aşamasını oluşturduğunu vurgulayan Akar “Bu hazırlıkların yeterli olduklarını gördüklerinde savaş başlar” dedi.
Akar’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar:
“15 TEMMUZ BÜYÜK BİR ALÇAKLIK”
Bizim 2500 yıllık çok geniş tarihimiz var. Büyük milletin mensuplarıyız. Tarihin akışı içinde her zaman tarih yaşamak için değil, oradaki acılardan ibret almak, şanlı şöhretli taraflarından ilham almak için tarihe bakmak lazım. Bu süreç içinde karşılaştığımız olay var. Hain darbe girişi bunların hiçbirine benzemiyor. Büyük bir alçaklık, namussuzluk. 15 Temmuz gecesi büyük ihanetle karşılaştık. Devlet yapısında büyük bir yıkıma sebep oldu, toplumumuzda da öyle. 252 şehit verdik. Yaralılar çok ıstırap çektiler. Resul diye bir kardeşim vardı, bağırsaklar elinde geziyordu. Birçok yaralımız var hepsi önemli ve değerlidir.
“EMPERYALİZM BİR AKREP GİBİDİR”
Darbe girişimi AK Parti’ye karşı yapılmadı. Bütün millete yapıldı. FETÖ’nün yargılanması konusunda bazı oluşumlar bu anmaların, demokrasi ve milli birlik gününün anılmasının AK Parti’nin ve MHP’nin olduğu yerlerde yapıldığını görüyoruz. Burada bir tarafgirli var. Bakışta bir hata var. Bu emperyalist güçler akrep gibi. Akrepler sokmadan duramaz. Akrepler de duramıyor. FETÖ’yü devletimize ve milletimize karşı kullandılar. Hukukla alakaları yok bunların. İsrail’de büyük bir zulüm var. Soykırıma varan icraatta bulunuyorlar. Büyük bir körlük ve sağırlık içindeler. Bizim inancımız, inşallah Cumhurbaşkanımızın çalışması, hükümetimizin çalışması bunların adalet ve hukuk önünde hesap vermelidirler. Kör ve sağır ülkelerin kendilerini toparlamalarını bekliyoruz.
“85 MİLYON BÜYÜK BİR ŞUURLA KARŞI KOYDU”
Yüz yıllardan beri bu konuda anlaşmalara baktığımızda Türkiye’ye karşı abanma var. Askeri ve siyasi anlamda. Eğer biz İHA’yı, SİHA’yı yapamasaydık, Selçuk Bey bu işi başaramasaydı çok ciddi sıkıntılar yaşıyorduk. Diplomasimizi rahatlıkla yürütebiliyorsak savunma sanayinin büyük etkisi var. FETÖ konusunda bazı kişiler ve kuruluşlar zihnen bunları mahkum etmediler. Bu konuya yaklaşımları hükümet meselesi gibi bakıyorlar. Muhalefet, iktidar meselesi gibi bakıyorlar. Bu son derece yanlış. Bu meselede direnişte vatandaşımızın aklı selimi, feraseti olmasaydı. FETÖ’ye karşı bütün milletimiz, 85 milyon büyük şuurla karşı koydular.
“SUDAN SEBEPLERLE ELEBAŞINI VERMİYORLAR”
Türkiye uydu gibi yönetilecekti. Ne Azerbaycan’la kardeşlerimize önem vereceklerdi. Ne Libya ile ilişkilerimize saygı göstereceklerdi. FETÖ elemanlarının yurt dışında kollanmaları bunun açık göstergesi. Şu anda birçok FETÖ hesabı Cumhurbaşkanımıza ve bizlere karşı yalan iftira, tacizde bulunmayı sürdürüyor. Bunlar korunuyor, kollanıyor. Avrupa’dan, Amerika’dan yapıyorlar. Oradaki ilgili birimler tedbir almıyorlar. Adalet Bakanlığımız 80-100 klasör gönderdi FETÖ elebaşının Türkiye’ye iadesi için. Sudan gerekçelerle cevap vermediler. Bu mücadeleyi devlet olarak sürdüreceğiz.
TSK’DA FETÖ NE KADAR BİLİNİYORDU?
7 Şubat 2012’ye kadar teröristle alakalı konusunda, kendilerini kuzu postuna büründürmek suretiyle kendilerini kamufle ettiler. 7 Şubat’ta gördük. 17-25 ve 15 Temmuz’a geldik. F tipi diye gerçeklik vardı daha sonra paralel devlet yapısına dönüştü. F tipi dinleme yapar, yalan yanlış, imzalı imzasız mektuplar gönderir, kumpas davaları açar. 17-25’de gerçek yükü görülmeye başladı. Ondan sonra istihbarat birimlerimiz ve diğer kurumlarımız. Bunlar baştan itibaren çeşitli birimlere nüfuz etmişler aynı şekilde silahlı kuvvetlere. 10 bin 5 kişinin ilişiğini kesmiştik Bakan onayıyla. 15 Temmuz’dan sonra. Toplam 24 bin 652’ye ulaştı. Bir şekilde subay, general sızmış. Yargıda, istihbaratta, silahlı kuvvetlerimizde, üniversitelerimizde operasyon var.
FETÖ’NÜN KUMPAS DAVALARI
Askeri hapishaneye ilk defa rütbeliler gelmeye başladı. Olabildiğince komutanlarımızdan yardımıyla siyah elbise giydirilmesini kaldırdık. Hukuk çerçevesinde yapılacak ne varsa yapıldı. İnsani anlamda, askeri ve idari anlamda yapılacakları yapmaya çalıştık. O dönem içinde değişiklikler yapıldı. Hukuki anlamda süreç devam ediyordu. Kara Kuvvetleri Komutanı olduğumuzdan itibaren “burada Türkiye sathında her gittiğimiz yerde vazifemizi hukuk çerçevesinde, şeffaf yapacağız” demiştik. Personelimizi eğittik. Geçmişte karşılaştığımız bazı problemlerin tekerrür etmemesi için bunları vermeye çalıştık. Etrafımızda yakın çalıştığımız subay ve generaller var. Onların tavrından bazı farklılıkları sezdik. İstihbarat birimlerine tekrar tekrar sorduk. ‘Herhangi bir kayıt yoktur’ diye cevap geliyordu.
FETÖ’CÜ ASKERLER NASIL GİZLENDİ?
Bu arkadaşlarla çalıştığımız sırada ne basından çıkanlardan ne duyumlar ne varsa takip ettik. Üzerine gittik. Bilgi ve belge toplamaya çalıştık. 2015’te Genelkurmay Başkanı olmuştum. Kuvvet komutanları ve 2. Başkan ‘arkadaşlar anayasa, hukuk çerçevesinde şeffaf çalışacağız’ dedim. Elimizde yasal bir kanıt yoktu. Şüpheler vardı. İsimler tartışılıyor. Filanca kişi nasıl bir adam? 2016 Şurası’nda buna izin vermeyeceğimizi söylemiştim. Ne biliyorsanız, ne görüyorsanız, evine gidin, annesine babasına sorun, köyüne kasabasına sorun. 2016 Ağustos’una geldiğimizde kanaat sahibi olun diye emir verdim. Buna göre arkadaşlarımız çalışıyorlardı. Geldiğimiz nokta da arkadaşlarımızla bu bilgiler ve belgeler ilerledi. YAŞ çalışmasına bu anlayışla geldik. Olabildiğince gizli tuttuk. O zaman Yaşar Güler Paşa 2. Başkandı. 120-130 civarında general ve amiralın orduda kalmasının uygun olmayacağını tespit ettik.
“KORKU VE PANİKTEN ERKENE ALDILAR”
Sayın Cumhurbaşkanımızla konuştuğumuzda, siyasi, sivil kesimlerin de olduğunu söyledik. Sağolsunlar desteklediler bizi. Esasen bundan dolayı bazı bilgilere göre sonbaharda yapılacak olan hain darbe girişimini bu korku ve panikten dolayı Temmuz’a alındığı konusunda bir kanaat ve bilgi var. Yaklaşımımızın ne kadar doğru olduğunu terör örgütünün paniklediğini anlıyoruz. Tasfiye edeceğimizi gördüler, sapık yola başvurup darbe girişiminde bulundular. Bu kadar büyük olacağını, paralel devlet yapısının darbe girişiminde bulunacağına ihtimal vermiyoruz. Benim yaşadığım en büyük şok buydu. Bizim normal komutan arkadaşlarımız her konuya vakıftır. Asker olarak geçerken evladımıza sorarız ‘nasılsın’, ‘sağol’ derdi. Size özel kalem müdürlüğü yaıpmış, albaydan yarbaydan başka şeyler duyuyorsunuz. Burada 24 bin kişi atıldı. TSK’nın gücünün azaldığı gibi anlayışlar var bu tamamen yanlış.
DARBE AKŞAMI NELER KONUŞULDU?
Genelkurmay karargahındaydım. Yaşar Paşa geldi. bir binbaşının ‘MİT Başkanı’nın alınacağını’ söyledi. ‘Gelsin bir konuşun’ dedim. Durumun kritikliğini anlayalım diye Bakan Bey’le konuştuk. Hakan Bey, 2. Başkan ve Kara Kuvvetleri komutanı ile durumu tezekkür ettik. Zaten Cuma günü. Mesai bitmiş. Geçmişte buna benzer duyumlar almıştık. Garnizon komutanı rahmetli Servet Paşa’ydı, gidip zırhlı birliklerde yatmıştı. Asılsız çıktı. Biz teenni ile dikkatli bir şekilde davrandık. “Uçuşu, havadaki uçakları indirelim, uçaklara müsaade etmeyelim” dedik. Neler yapabileceğimizi madde madde belirledik. Tedbirleri açık ve şekilde direk emirleri verdim. Harekat Merkezi’ni aradım. Harekat Merkezleri 365 gün onlarca kişinin, uzmanın çalıştığı bir sistem. Bu sistem süratli çalışır. Bizim verdiğimiz emir, 19.25’te Kars’daki havaalanına gitmişti.
“O GECE TETKİKATIMIZI YAPTIK HER ŞEY NORMALDİ”
Uçakların kalkmasına müsaade edilmiyor. Kara Kuvvetleri Komutanımız, kara havacılığa gidiyor, binbaşının geldiği birliğe Herhangi bir anormallik olmadığını söylüyor. Kara Kuvvetleri Komutanı’nı denetlemeye gönderdim. Genelkurmay 2. Başkanı kendi çalışmasına gidiyor. Orada arkadaşlarımızın değerlendirmesini derledik toparladık. Hakan Bey çeşitli telefon görüşmeleri yaptı. Bizler o emirleri verdik. Bir girişim olabilir, engellememiz lazım diye söyledik. Gerekli tetkikatı yaptık. Hepsi bize normal geldi.
“DARBECİLERE BAĞIRIP, ÇAĞIRDIM”
Odamızda çalışıyorduk. Kapı çalındı içeri biri girdi. Mehmet Dişli girdi. ‘Biraz sonra göreceksiniz’ dedi kaba bir şekilde. Makam masasında oturmuyordum. Çalışma masasında oturuyordum. ‘Taburlar, tugaylar çıktı geliyor, bizim başımıza geçin’ dedi. ‘Sen manyak mısın, sakın ha böyle bir şey olmaz’ dedim. Bağırdık, çağırdık. İçeri bir sürü asker girdi. Normal değildi. Şok dediğim o. Hipnotize olmuşlar gibiydi. Emir subayı, korumalar, tanıdığım tanımadığım kişiler içeri daldılar. Bağırıp, çağırıyoruz. Dışarıdan sesler duyuluyormuş. Bazıları küfür ediyordu.
“DARBECİLERE ‘SIKACAKSAN SIK’ DEDİM”
Telefonum emir subayındaydı. Nitekim o telefonu daha sonra bulamadık. Birçok telefonu terk edilmiş durumdaydı. Benim telefonum yoktu. Emir subayına teslim ettiğim telefonu bir daha görmedim. Emir subayı içeri girdi ‘Başımıza geçmezseniz size sıkarım’ dedi. Biz de üzerine yürüdük ‘Sık ulan şerefsiz’ dedik. Ağzımız kapatıldı, nefes alamıyorduk. Bizi zaptetmek için ağzımıza, burnumuza bir şeyler tutuyordu. Orada bir kopukluk oldu. Düştük kalktık, koltuğa oturduk. ‘Plastik kelepçeyi çıkarın’ diye bağırdık. Kasatura ile kanırtmak suretiyle kopardılar. Daha sonra boğazımıza tuttuklarının eter olduğunu öğrendik. Oturduktan sonra ‘gidiyoruz’ dediler. Saat 11’e gelmiş. Makam odasından çıktık. Bütün özel kuvvet unsurları oradaydı. Ellerinde silahlar, yüzleri robot gibi, mankurtlardı. ‘Sizin ne işiniz var burada?’ dedim.
“DARBECİLER ‘BAŞIMIZA GEÇİN’ DEDİLER”
Karşıda birisi tüfeği tutup geri geri gidiyordu. Onlara bağırmıştım ‘defolun gidin’ diye. Orada itiş kakış oldu. Kefen bile istedim ben. Kıyafetin bütünlüğü vardı. Tabancam üstümde yoktu. Çıktık, Genelkurmay’ın ortasına helikopter indirmişler. Yolda giderken itiş kakış oldu. Helikopterde tüfeği doğrulttular, tekmeyle müdahale ettik. Akıncı üssüne vardık. Orada bizi odaya aldılar. Odada gelişler-gidişler oldu. Generaller, albaylar girip, çıkıyorlar. Bunların derdi, ‘darbe girişimini başlattık başımızda olun’ dediler.
“YAPTIĞINIZ ŞEREFSİZLİKTİR, ALÇAKLIKTIR DEDİM”
Kışladan giriş ve çıkışların esasları bellidir. Özel Kuvvetler, zırhlı birliklerin dışarı çıkmasına hangi akıl müsaade eder? ‘Şapkalarınızı giyin, yemeklerinizi yiyin’ diye emir verilebilir mi? Benim mizacımı biliyorlar. Anayasa, hukuk, mevzuat diyordum hep. Ne olduğumuzu anlamaları lazım. Kendilerine bir hayal kurmuşlar. Orada bana ‘darbe başarılı ile devam ediyor’ başımıza geçin dediler. Biz de küfürlü bir şekilde ‘yaptığınız büyük şerefsizlik, alçaklıktır’ dedim. ‘Siz bir kere bataklığa battınız, bundan sonra erkeklik, mertlik gösterip, gidip savcıya, polise, inzibata kime teslim olacaksanız olun’ dedim. Bunlar birkaç kez gidip geldiler.
“SİZİ FETULLAH GÜLEN’LE GÖRÜŞTÜREBİLİRİZ DEDİLER”
Ömer, Devrim, Mehmet Dişli, Akın Öztürk, Kubilay vardı. ‘Bu bildiriyi bana okur musunuz’ dediler. Elimin tersiyle ittirdim, almadım. Bu sefer kendileri okudular. Bildiride ekonomi konusunu okudular. ‘Siz kimsiniz ne anlarsınız’ diye bağırıp çağırdım. ‘Başınız, kıçınız kim?’ dedim. İsterseniz kanaat önderiyle Fetullah Gülen’le sizi görüştürebiliriz’ dediler, reddettim. Sabaha karşı moralleri bozulduktan sonra beni Cumhurbaşkanımızla görüştürmek için uğraştılar, ulaşamadıklarını söylediler.
“AKIN ÖZTÜRK ‘BEN DE GELEYİM’ DEDİ”
Orada televizyon var. Bir ara televizyonu açıyorlar, sonra kesiliyor. Polis harekat merkezinin bombalanmasını gördüm. Sabaha karşı Boğaz Köprüsü’nde askerlerin perişan halini gördükten sonra. Nihayet ‘Hakan Bey’e ulaştık’ dediler. Çok kısa görüşmemiz oldu. Hanımla 10-20 saniye kadar konuşabildik. Onlar evdeler, onlar da ayrı bir dram yaşıyorlar. Sayın Başbakanla, Binali Bey’le konuştum. Bu arada pistler bombalanıyordu. Uçakların kalkmaması için. Onlar üzerinde panik yaptı. Genelkurmay’a gideceğimi söyledim. ‘Çankaya’ya gidin’ dediler. Araba ayarlamışlar. Akın Öztürk de geldi. ‘Ben de gideyim’ dedi. Israr ettim ‘Sen burada kal’ dedim. Şaşırmışlardı, panik havası vardı.
“MEHMET DİŞLİ ‘BEN DE GELECEĞİM’ DEDİ”
Odadaydım, ‘dışarı çıkıp nefes alayım’ dedim. Odadakiler ‘dışarıda siviller var’ dediler. Helikoptere bindik. Mehmet Dişli’ye ‘sen de gelme’ dedim. ‘Benim gelmem lazım, ateş ediyorlar, darbecilerle irtibat halinde olacağım, ‘ateş etmeyin’ diye muhabereyi sağlayacağım’ dedi. Çankaya’ya geldik. Tuğrul Türkeş Bey’in odasıymış. Bizi oraya aldılar. Büyük şoklar yaşamışız. Kafamıza tabancayı dayamışlar. İlk andan itibaren Mehmet Dişli’nin bunlarla birlikte olduğunu arkadaşlarımıza söyledik.
“EVİMİZDEKİ ASTSUBAY DA FETÖ’CÜ ÇIKTI”
Yargı bunu hassas bir şekilde değerlendirdi kararı verdi. Mahkum olanlar kesinlik kazandı. Çankaya’da otururken eski Milli Savunma Bakanımız İsmet Yılmaz Bey ‘Malatya’da şunlar oluyor’ dedi. Orada telefon konuşmamız oldu ‘teslim olmalarını sağlayın’ dedim. Hanımla konuştum, ağlıyordu. Onun ağlamasından biz de duygusallaştık. Evlerde bize yardımcı olan astsubay vardı. Bir gardiyan gibi ailelerimizi enterne etmiş. O da FETÖ’cüydü. İletişimizi kesmiş. Telefonla görüştürmüyormuş. Son derece zalim tutum içindeymiş. Eşimin tanıdığı yüzler bunlar. Sosyal medyada FETÖ’cüler öldüğümüz şekilde yayınlar yapmış. Hanım ve çocuklar perişen vaziyetteler.
“YILLARCA DARBEYE HAZIRLANMIŞLAR”
Burada Cumhurbaşkanımıza hepimizin şükran duyması lazım. Son derece istikrarlı tutum takındı. Bayrağına, sancağına, vazifesine bağlı silahlı kuvvetlerimizin kahir ekseriyeti, polis ve jandarmamızın büyük çoğunluğuna saygı duymak lazım. 12 saat sürdü bu iş. Yıllarca hazırlanmışlar. Bu girişimin 12 saatte sona ermesi büyük bir olay.
“YAZILI SORULARA CEVAP VERDİM”
Bu olaylar oldu, alçak darbe girişimi bitince yargı safhası başladı, hukuki safha başladı. Ertesinde bir savcı arkadaşımız geldi. Biz ifademizi verdik. “Bizim esasımız anayasa, mevzuat, bilim ışığında yaptıklarımız oldu” dedi. Soruları cevapladık. Meclis’ten gelen teklife gitmeme durumumuz yok. Bize yazılı soru gönderdiler, cevapladık. Bir daha da talep olmadı. Arkadaşlarımıza zaman zaman soruyorum. Yazılı sorulara verdiğimiz cevapları okudunuz mu diye. ‘Hayır’ dediler. Meclis tutanaklarında sayfalarca neyin olup neyin olmadığını araştırma komisyonuna cevabımızı verdik. Orada duruyor onlar. Mahkemeye, savcılığa verdiğimiz ifadeler var. Herkes ulaşabilir, bakabilir.
“YARALI ASKERİN ANNESİNİN YANINDA AĞLAMIŞTIK”
Çok kahraman şehit aileleri var. GATA’nın yanık bölümü vardı. Orada bir erimiz, herhalde Bolulu’ydu. Yanık enteresan bir şey, bütün deriler çıkıyor, beyaz bir tabaka çıkıyor. En ufak şekilde enfeksiyon kapıyor. GATA’da o çocuğun bakımı yapılıyordu. Aileye gittik. Annesi bir-iki aydan beri çocuğuna bakıyor. Ben orada ağladım. Annesi bize teşekkür etti ‘buraya kadar niye geldiniz, zahmet ettiniz’ diyordu. Orada ağlamıştık. Asil millet bu işte.
“BUNLAR AKILLARINI TESLİM ETMİŞLER”
Eşim kibir olmasın, nazar değmesin, övünmek değil bu. Bazı şeyleri konuşmadan da anlatabiliyoruz. Karşılaştığımızda duygusal anlar oldu. Oğlum ve hanımla karşılaştık. ‘Öldü mü kaldı mı’ diye merak ediyorlardı. ‘Sağol, emredersiniz’den başka bir şey duymadığınız insanların size silah çektiğini düşünebiliyor musunuz? Topumuzu, tüfeğimizi, uçağımızı bize karşı kullanıyorsunuz. Nereye, kime ateş ediyorsunuz? Yıllarca beraber olduğunuz insanlar. Hepsini tanıyorsunuz. Evdeki çocuklara eza, cefa yapan o astsubay! İnsan geçmişin hatırı için insani davranır. Hayır! Çemkiriyor, ‘konuşamazsınız, bir daha aramayın’ diyorlar. Mankurt dediğimiz şey bu. Bunlar akıllarını teslim etmişler, birer robot, mankurt olmuşlar. Kendilerine verilen talimattan başka ne bir insani değer ne milli ve manevi değerleri var.
“15 TEMMUZ’DA AKLIMIZA ŞÜPHEYİ SOKTULAR”
Bunlar bize şüpheyi aklımıza soktu. Şimdi biri geliyor çok doğru dürüst ama şüphe ediyorsunuz. Bu çok fena şey. Personel yönetiminde bu kolay kolay atılacak bir durum değil. Asker ol, sivil ol. Bu virüs sokuldu. Etrafımıza bakarken hep ‘acaba’ diyoruz. Hiç kimseye olabildiğince güveniyoruz. Bazı belediyeler, doğru yanlış kapılara, nizamiyelere kamyonları koydular. Başbakanımız ve cumhurbaşkanımızla konuştuk. O günlerde ikinci bir hareket olabilir mi diye düşündük. Bu kadar tutuklamadan sonra olamayacağını düşündük. Son derece karanlık, zor, yıpratıcı günlerdi.
“DEAŞ’LA GÖĞÜS GÖĞÜSE TEK BİZ MÜCADELE ETTİK”
Çukur operasyonları yapılırken oraya çok sık gittik geldik. Oradaki arkadaşlarımızla hemhal olduk. Darbede hayıflandığımız konulardan biri buydu. Orada asker polis bir olmuştu. 50 kişilik yatakta 100 kişi yatmıştı. Kardeş kardeş, yan yana. Jandarma, polis, asker komandolarımız bir ve beraber oldu. Cidden önemli başarı geliştirdi bu. Orada alçaklar polisleri şehit ettiler. Düşmanın yapmayacağı işleri yaptılar. Suriye’deki sınır güvenliğimizi koruduk. Darbe girişimi olmadan önce Cumhurbaşkanımız sayın Obama ile konuştu. Operasyon yapma noktasına geldiğimizde Amerikalılar vazgeçti. Darbe girişiminden sonra silahlı kuvvetlerden general, amiral, subay, astsubay ayrılınca tezvirat koparıldı. ‘Artık yapamazlar’ diye yalan yanlış konuştular. Allah’a şükür ediyoruz 24 Ağustos’tan itibaren Fırat Kalkanı ve DEAŞ’a karşı ciddi mücadele yapıldı. Onlarca koalisyon ülkesi var. Havadan gelip bombayı atıp gidiyorlar. Biz göğüs göğüse mücadele eden tek silahlı kuvvetleriz. 4 bine yakın DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirdik.
YUNANİSTAN HELİKOPTERİ NASIL İADE ETTİ?
Avrupa’da Yunan Başbakanı sayın Çipras’la karşılaştık. Bir vesile ile görüştük. ‘Yunanistan’da yargı bağımsız’ dedi. Bir şekilde kendilerini sıyırdılar. Daha sonra adamlar orada kalmak kaydıyla helikopterimiz Türkiye’ye geldi. Yurt dışında teröristler varlıklarını sürdürüyor. Hep oradakiler hem onlara buradan kaçıp, iltihak edenler. Uluslararası bir örgüt hüviyeti almak için gayret gösteriyorlar. İçimizdeki bazı kişileri ve birimleri diri tutmaya çalışıyorlar. Onların meşhur rüyaları var biliyorsunuz. Şunu gördük, bunu gördük, bayramda şu olacak vs. gibi. Aldığımız tedbirlerle bunların yeniden hareket yapma olasılığının imkansıza yakın olduğunu söyleyebiliriz. Su uyur, düşman uyumaz. istihbarat, silahlı kuvvetler, yargımız, polis, jandarmamızın uyanık olması şart. Terörle mücadele takip ve tedbir meselesi. Hiçbir zaman bu iş bitti deme lüksümüz yok.
“GELENEK VE DİNİMİZ YALIN ŞEKİLDE ÖĞRETİLMELİ”
Akan kanı durduracaksınız. Bir taraftan vücuda tamir edeceksiniz. 4-12 yaşında eğitimin çok önemli olduğu söyleniyor. 12 yaşına kadar gerekli imkanlar verilirse o çocuğun 3 lisanı ana dili gibi öğrenebileceği söyleniyor. Biz çocuklarımıza kreş, anaokulu, ilkokullarda milli ve manevi değerlerimizin verilmesi, bu millete mensup olduklarının öğretilmesi, gelenek, görenek, dinimizin en yalın şekilde bunlara verilmesi. Kişilik ve kimlik teşekkül ettiği zaman. Anılar var ortada. ‘Bizler FETÖ ile muhatap olduk, onlara şu cevabı verince bırakıp gittiler’ diyor. Bilgili insanlarla 85 milyon çok güçlü olur.
ASKERİ OKULLAR NEDEN KAPATILDI?
Bu konularda sayın Cumhurbaşkanımıza bildiklerimizi, gördüklerimizi arz ettik. Dinlediler, talimatlarını verdiler. Bu sistem devam ediyor başarılı şekilde. İlave tedbirler alınabilir. Mesele sadece harp cerrahisi değil de mantalite meselesi. Askeri tıpta öğrencilerimize askeri konularda gerekli bilgiler verilmekte. Operasyon bölgesinde daha kolay iletişim sağlanabilmekte.
“BÖLGEDEKİ ASKERLERİ TALTİF ETMEMİZ MÜMKÜN”
Pençe Kilit Operasyon bölgesinde herhangi yasa dışı işi olmayan personelimize rozet çalışması yaptık. Orada sayın Cumhurbaşkanımızın personele karşı teveccühleri çok yüksek. Önümüzdeki günlerde onları rozet, madalya ile taltif etmek gayet mümkün.
“BİR TARAFTAN NAZIM BİR TARAFTAN KISAKÜREK’İ OKUDUK”
Okuldaki arkadaşlarımızla ‘Büyük ve güçlü Türkiye’ derdik. Bir tarafta Nazım Hikmet bir tarafta Necip Fazıl Kısakürek okuduk. Bizim şanlı tarihimiz var. Tarihimiz İslamla şereflenmiş. En son halka cumhuriyet halkası. Bizim büyük ve güçlü olmamız lazım. Bu Türkiye Yüzyılı konusu hayal değil gerçek olacak. Her yerde konuşuyoruz, laf değil iş. Nasıl bütün sporların başı atletizm ise bütün herşeyin başı temel bilimler.
3. DÜNYA SAVAŞI ÇIKAR MI?
Atalarımızı iyi okumamız lazım. Bilim ve akılla bakmamız lazım. Bu hiçbir şekilde dine, milli ve manevi değerlere aykırı bir şey değil. Akıl ve bilimle baktığımızda olayları görüyoruz. Atalarımız ‘Hazır ol cenge istersen sulhü salah’ demişler. Her zaman, bugün dahi bizi cenge hazır olmamız lazım. Daha önce kovitten bahsetseler anlamazdık. Rusya-Ukrayna savaşından bahsetseler inanmazdık. İsrail’in jenosidi ortada. Her an her şey olabilir. Mehmetçiğin yüksek ruh hali kimsede yok. Devlet olarak bizim sorumluluğumuz onlara en ileri teknolojiye dayalı silah, araç ve gereci vermemiz lazım. Parasını verdiğimiz Heron’ların bakımını İsrail’e yaptıramamıştık. Çok şükür şu anda savinma sanayinde Cumhurbaşkanımızın teşvikiyle yüksek seviyelere geldik. Tank, top, hatta uçağımızı, helikopterimizi, İHA, SİHA’larımızı yaptık. Bayraktar meselesi çok önemli mesele. Burada adanmışlık var. Rahmetli Özdemir Bey’in adanmaşlığı var. Bu sayede operasyon yapabiliyoruz, Azerbaycan’da kardeşlerimizi destekliyoruz. Dost ve müttefik ülkelere bunlar ihraç ediliyor. 3. Dünya Savaşı riski her zaman var. Savaş bir bakıma başladı. Savaş en kaba şekilde hazırlık safhası, düzenlenmeler, diplomatik, siyasi çalışmalar, ittifakların kurulması. Ondan sonra bu icra edilir. Ülkeler, bloklar hazırlıklarını sürdürüyorlar. Zaman ve mekân hak ve menfaatleri noktasında yeterli olduklarını gördükleri anda bu savaş başlar.
“SİYASETTE İLETİŞİM ÖNEMLİ”
Siyasetin kuralları var. Vatandaşla oturup, konuşacaksınız. Kurallar ve kurumları belirledikten sonra uyacaksınız. Müşahade, muhakeme, icra. Bunun mevzuatı var, içtüzüğü var. Komisyonda bütün partilerden arkadaşlarımız var. Bire bir konuşmak suretiyle meseleleri çekiyoruz. İletişim önemli. İş yönetimi önemli. Genel kurulda arkadaşlarımızla çok iyi ilişkilerimiz var. Çok değişik konularda ihtisas sahibi insanlar var.
“KIZIMIZ HACETTEPE’DE DOÇENT OLDU”
Kardeşim var esnaftı, kapattı, geçiniyor. Kız kardeşim var. Genelkurmay Başkanlığımız, bakanlığımız sırasında ticari çalışmalarını son derece sınırlı, kontrollü tuttular. Oğlumuz yurt dışında üniversiteyi okudu. Öyle bir fırsat oldu. Orada iş buldu. Ciddi bir bankada takriben 20 yıl çalıştı. Kızımız doktor şu anda. Chicago’da son derece saygın bir üniversiteye doktor olmak için gitti. Not ortalaması 4.0. Böyle başladı 2 sene okudu. Hocaları desteklediler. ‘Eğer doktor olmak için okuyorsunuz, bunun sonunda doktor olma garantiniz yok, mülakat var’ dediler. Kızımın bilgilerini aldık. Hacettepe Tıp Fakültesi’ne verdik. Onlar değerlendirdiler. Prosedür neyse o yapıldı. Senato kararını verdi, kabul ettiler. İngilizcesi çok ileride. Hacettepe’ye kabul edildi. Orayı bitirdi, daha sonra kadın doğum ve onkoloji yaptı. Doçent oldu.
“85 MİLYON BİRİZ VE BERABERİZ”
Gençliğimizde bazı uygulamalar oldu bizi rahatsız etti. Bir anne Kürtçeden başka dil bilmiyor. Bize hizmet ediyor. Onunla konuşacak, nasıl konuşacak. Çok şükür bunların hepsi bitti. Bazı terör uzantıları hala ‘ne oldu’ diyorlar. Çok şey oldu. Bunların kıymetini bilmemiz lazım. Diyoruz ki, Sultan Alparslan’dan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar bu toprakların vatan olması için emek veren bütün devlet büyüklerimizi, komutanlarımızı, şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle anıyoruz. 85 milyon biri ve beraberiz. Asil milletimize bu anlamlı günde sağlık ve esenlikler diliyorum.
Bakan Yerlikaya, ilk olarak darbe girişimi gecesi yerleşke içerisinde ilk bombanın düştüğü Havacılık Daire Başkanlığındaki alanı ziyaret etti.

Darbe girişimi esnasında Özel Harekat Başkanlığında şehit olanların fotoğraflarının yer aldığı bölümlere karanfil bırakan Yerlikaya, programa katılan şehit aileleri ve gazilerle sohbet etti.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, Kur’an-ı Kerim ve dua okundu.
Yerlikaya, burada yaptığı konuşmada, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla vatan uğruna büyük bedeller ödeyen Gölbaşı Özel Harekat Başkanlığında bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

“HAİNLERİ HEDEF GÖZETTİKLERİ YERLER DE VARDI”
Çok özel bir mekanda, çok özel anları birlikte yaşadıklarını ve dillerinde duaların, yüreklerinde öfkenin olduğunu söyleyen Yerlikaya, şöyle konuştu:
“Bundan 8 yıl önce, tam da bu dakikalarda, hainlerce, bedeli şehit kanlarıyla ödenmiş kutsal vatan toprağımızda, alçak bir ihanet girişimi yaşandı. O karanlık gecede; gökten bombalar yağdı. Tanklar insanlarımızı ezdi. Masum insanların üzerlerine hedef gözetmeksizin ateş açıldı. Hainlerin hedef gözettikleri yerler de vardı. Korktukları, yok etmek istedikleri, ölüm kusmak istedikleri, o yerlerin başında da, bileği bükülmeyen kahramanların yurdu, Gölbaşı Özel Harekat Başkanlığı ile Havacılık Dairesi Başkanlığı geliyordu.”
O gece Türk milletini sınadıklarını vurgulayan Yerlikaya, “Vatan sevgimizle sınadılar. Al bayrağımıza duyduğumuz aşkla, canlarımızla, koklamaya doyamadığımız evlatlarımızla sınadılar.” dedi.

Yerlikaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Son sözü top, tüfek değil iman belirleyecekti.” sözlerini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Canı pahasına sokaklara dökülen o koca yürekler, darbeci alçaklara asla geçit vermediler. O koca yürekler ki, o karanlık gecede kimi bayrağımızın hilali, kimi yıldızı, kimi de asil kanlarıyla boyadıkları alı olmuştu! İstiklal şairimiz Mehmet Akif’in dizelerinde haykırdığı gibi ‘Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!’
15 Temmuz’un istiklaline, istikbaline ve iradesine canı pahasına sahip çıkan “milletimizin zaferidir” diyen Yerlikaya, “Bu destan tarihe altın harflerle nakşedilecek, nesiller boyu anlatılacak büyük bir destandır. Milli mücadelede olduğu gibi o karanlık gecede Türk milleti ayağa kalkmış, varlığımıza, birliğimize kasteden FETÖ ihanetini bozguna uğratmıştır. Elinde bayrağıyla, kucağında yavrusuyla, yanında evladıyla meydanlara çıkan milletimiz o gece tüm dünyaya haykırmıştır ki ‘bu ülkenin yegane sahibi biziz ve hiç kimse ama hiç kimse hür irademize zincir vuramaz!’” diye konuştu.

“BAYRAĞIMIZI YERE DÜŞÜRMEDİLER”
15 Temmuz gecesi ülkenin dört bir yanında 252 kahramanın şehadete erdiğini ve 2 bin 740 kahramanın da gazilikle onurlandığını hatırlatan Yerlikaya, şunları kaydetti:
“Gölbaşı Özel Harekat Başkanlığımızda 44 kahramanımız, Havacılık Dairesi Başkanlığımızda 7 kahramanımız, Ankara Emniyet Müdürlüğümüzde 13 kahramanımız, İstanbul ve Muğla’da 7 kahramanımız şehit oldu. Bu ihanet kalkışmasına karşı milletimize siper oldular, anadan yardan serden geçerek fedayı can eylediler. İşte o yiğitler, tarihe isimlerini altın harflerle yazdıran o kahramanlar, bayrağımızı yere düşürmediler. Onlar gerçek birer kahraman oldular.”
Şehitlerin adlarının yüreklere nakşolduğunu ve aziz hatıralarının hiçbir zaman unutulmayacağını söyleyen Yerlikaya, şehitlerin isimlerini de tek tek okudu.
İçişleri Bakanlığınca hazırlanan “Ahmet’im, Mehmet’im, Şehitlerim” 15 Temmuz belgeselinin de izlendiği programın sonunda, yerleşke içerisinde bulunan emniyet mensupları “özel harekat yemini” etti.
]]>Gazze’nin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi’nde de İsrail ordusuna ait İHA’larla hedef alınarak hayatını kaybeden 3 kişi, El-Ehli Baptist Hastanesine getirildi.
Görgü tanıklarının aktardığına göre, İsrail uçakları Gazze’nin batısındaki Er-Rimal Mahallesi’ndeki Selahaddin Okulu’nu da hedef aldı. Saldırıda bir kişi öldü ve bir kişi de yaralandı.
İsrail ordusunun Gazze’nin merkezinde bir eve düzenlediği İHA saldırısı sonrasında, El-Aksa Şehitleri Hastanesine biri çocuk, 3 kişinin cenazesi getirildi.
Vurulan bölgede bir pazar olduğu ve o esnada çok sayıda alışveriş yapan kişinin bulunduğu aktarıldı.
İsrail’in Gazze Şeridi’nin en güneyindeki Refah şehrinin kuzeyindeki Ez-Zuhur mahallesinde bir topluluğu hedef alan saldırıda ise 2 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail güçlerinin Deyr el-Belah ve Han Yunus’taki bazı tarım arazilerine ve Filistinlilerin evlerine ateş açtığı da aktarıldı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 694’ü çocuk, 10 bin 279’u kadın olmak üzere 38 bin 664 Filistinli öldü, 89 bin 97 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
MEGAZİ MÜLTECİ KAMPINA’DA SALDIRDILAR
Sağlık kaynaklarından alınan bilgiye göre, İsrail savaş uçakları, Deyr el-Belah kentindeki Megazi Mülteci Kampı’nda yer alan Selamet ailesine ait evi hedef aldı.
Saldırıda, 3 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı.
Öte yandan, İsrail ordusu, Bureyc Mülteci Kampı başta olmak üzere Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerindeki saldırılarını sürdürüyor.
İsrail ordusu, Nuseyrat Mülteci Kampı da dahil Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki birçok bölgeyi de topçu atışlarıyla vurdu.
Ayrıca, bölgeden alınan bilgiye göre, Refah kentinin kuzeyindeki ez-Zuhur Mahallesi İsrail savaş uçakları tarafından bombalandı, saldırıda çok sayıda Filistinli yaralandı.
NUSAYRAT MÜLTECİ KAMPI’NDAKİ SALDIRISINDA 11 KİŞİ ŞEHİT OLDU
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin orta bölgesindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda bir evi hedef alması sonucu 11 kişi hayatını kaybetti.
Yerel kaynakların AA’ya verdiği bilgilere göre, İsrail güçleri kamptaki “Hamed” ailesinin evini hedef aldı.
Saldırıda 11 Filistinli yaşamını yitirirken çok sayıda kişi yaralandı. Ölü ve yaralıların yıkılan evden çıkarılmasına yönelik çalışmalar devam ediyor.
Gazze Şeridi’ndeki hükümet, bugün İsrail’in “uluslararası yasaklı silahları” kullanarak, son 48 saatte en az 320 Filistinliyi öldürdüğünü ve yaraladığını duyurmuştu.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 694’ü çocuk, 10 bin 279’u kadın olmak üzere 38 bin 664 Filistinli öldü, 89 bin 97 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Zelenskiy, ABD’de yapılacak başkanlık seçimlerine ilişkin, “Eğer Sayın Donald Trump başkan olursa kendisiyle çalışacağız. Bundan korkmuyorum.” dedi.
ABD’de Cumhuriyetçi Parti’de çoğunluğun Ukrayna’yı ve halkını desteklediğini belirten Zelenskiy, “İki partinin de desteğine sahibiz ve ABD siyasetinin Cumhuriyetçi kanadıyla güçlü ilişkilerimiz var.” ifadesini kullandı.
“KASIMDA HAZIRLANMIŞ BİR PLANIMIZ OLACAĞINA DAİR HEDEF BELİRLEDİM”
Zelenskiy, Ukrayna Barış Zirvesi çerçevesinde yapılacak görüşmeler hakkında bilgi vererek, ağustos başında güvenlikten sorumlu danışmanlar düzeyinde ilk toplantının Katar’da yapılacağı bilgisini paylaşarak, “Bu toplantı enerji güvenliğiyle ilgili olacak. Toplantıda enerji güvenliğine ilişkin plan hazır olacak.” diye konuştu.
Ağustosta Türkiye’de serbest seyrüsefer konusuna ilişkin bir toplantı düzenleneceğini belirten Zelenskiy, bu toplantıda gıda güvenliği konusunun gündeme geleceğini kaydetti.
Zelenskiy, eylülde de Kanada’da esir değişimi ve Ukraynalı çocukların geri dönüşünün insani yönüne ilişkin bir toplantı düzenleneceğini, bu toplantıda bir plan geliştirileceğini aktardı.
“Bu 3 maddeden sonra, eğer başarılı olursa tüm maddeleri uygulama planı, tam olarak hazır olacak. Kasımda hazırlanmış bir planımız olacağına dair hedef belirledim.” diyen Zelenskiy, söz konusu planın İkinci Barış zirvesi için hazır olacağını, Rusya temsilcilerinin de bu zirveye katılması gerektiğini ifade etti.
“F-16’LARDAN DAHA FAZLASINI BEKLİYORUZ”
Ukrayna’nın, ortaklarıyla 23 ikili güvenlik işbirliği anlaşması imzaladığını hatırlatan Zelenskiy, “Bu anlaşmalar paradan silaha, insani yardımdan yeniden inşaya, siber güvenlikten hava savunmasına kadar her şeyi içeriyor. Bu anlaşmaların yaklaşık tutarı 38 milyar dolardır. Bunun güçlü bir sonuç olduğuna inanıyorum.” dedi.
Zelenskiy, Batılı ülkelerin, ülkesine F-16 uçaklarını verme sözüne değinerek, “ortakların yıl sonuna kadar teslim etme sözü verdiği F-16 uçaklarının Rus hava filosuyla aynı düzeyde savaşmak için yetersiz olduğunu, daha fazlasını beklediklerini” kaydetti.
Devlet Başkanı Zelenskiy, Ukraynalı pilotların F-16’larda eğitim süresinin azaltılması, eğitim üssünün genişletilmesi ve uçak sayısının 4-5 yıl içinde değil, yakın gelecekte artırılması gerektiğinin altını çizdi.
“25 HAVA SAVUNMA SİSTEMİNE İHTİYACIMIZ VAR”
Ukrayna’nın ne kadar “Patriot” hava savunma sistemine ihtiyacı olduğuna ilişkin Zelenskiy, “Hava savunma sistemi yapımız açısından askerlerimize göre 25 sisteme ihtiyacımız var. Bununla Ukrayna’nın hava sahası tamamen kapatılacaktır.” diye konuştu.
Zelenskiy, askeri yardımlarla gelen silahların Rusya topraklarında kullanılması için izin alma konusuna ilişkin soruyu yanıtlarken, “uzun menzilli silahların kullanımı konusunda bazı olumlu sinyaller almaya başladıklarını” aktardı.
“(BATILI SİLAHLARIN RUSYA TOPRAKLARINDA KULLANILMASI) BU KESİNLİKLE ADİL BİR YANITTIR”
Batılı ülkelerin Ukrayna’ya verdiği silahların Rusya topraklarında kullanılmasını “kesinlikle adil” olarak nitelendiren Zelenskiy, “Bir füze veya bombanın atıldığı nokta var. Biz bunun nereden geldiğini anlıyoruz ve buna yanıt veremememiz adil değil. Bu hakkımız olan kesinlikle adil bir yanıttır.” diye konuştu.
Zelenskiy, Ukrayna’nın ortaklarının daha önce yerli üretim silahlarla Rusya’yı vurmayı onaylamadığını belirterek, “Şimdi bu konu gündeme bile gelmiyor ve bu kötü değil.” dedi.
Ülkesinin enerji sisteminin savunulmasına değinen Zelenskiy, “Enerji sistemimizin korunması kısmen Rusya’nın enerji üretim tesislerine güçlü darbe vurmuş olmamıza bağlıdır. Şimdi ortaklarımızla enerji güvenliği konusunu çözmeyi görüşebiliriz. Çünkü enerji güvenliği herkes için çok önemli hale geldi.” ifadelerini kullandı.
“(MACARİSTAN İLE) İLİŞKİLER KURMAYI DENEMELİYİZ”
Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Ukrayna ziyaretini de değerlendiren Zelenskiy, “Ziyaretin Ukrayna’ya yapılmış olması her halükarda iyi bir şey. Çünkü somut ilişkilerimiz yoktu. Komşuyuz. Macarlarla savaş durumunda değiliz. Güçlü, dostane, en azından pragmatik ilişkiler kurmalıyız.” şeklinde konuştu.
Orban’ın Ukrayna’dan sonra Rusya’ya yaptığı ziyareti doğru bulmadığını söyleyen Zelenskiy, şu ifadeleri kullandı:
“Onun Ukrayna’ya yaptığı ziyaretin doğru olduğuna inanıyorum. Eğer Ukrayna’yı daha sonra Rusya’ya gitmesini kolaylaştırmak için kullandıysa bence bu yanlıştır. Bu arada o Kiev’deyken onun Rusya’yı ziyaret edeceğinden haberim yoktu. Rusya ziyaretini desteklemiyorum. Ancak bu onun kararıdır.”
Zelenskiy, Macaristan ile devletler arası ilişkiler kurmanın önemli olduğunu vurgulayarak, “Ülkeler arasında ilişkiler kurmaya çalışmamız gerektiğine gerçekten inanıyorum. Bunu denemeliyiz.” sözlerini kaydetti.
]]>ANMA PROGRAMI DÜZENLENDİ
AK Parti Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz, Bartın Valisi Dr. Nurtaç Arslan, Bartın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Uzun, Bartın Belediye Başkanı Muhammet Rıza Yalçınkaya, polis ve askeri erkan, kurum ve daire müdürleri, siyasi parti ile sivil toplum örgütleri temsilcilerinin yer aldığı il protokolü 15 Temmuz şehidi Mustafa Yaman’ın baba ocağını ziyaret etti. Anne Kezban, baba Mustafa Yaman ile görüşen Vali Arslan ve beraberindekiler, Çubuklu Köyü Camii’nde okunan Mevlid-i Şerif’i dinledi. Ardından Yaman ailesi ile birlikte kabri ziyaret eden protokol, yapılan duaların ardından köyden ayrıldı.

VALİ O GECEYİ ANLATTI
15 Temmuz Şehidinin kabrinin ardından kısa bir açıklama yapan Vali Nurtaç Arslan, “15 Temmuz 2016 tarihinde Fetullahçı Terör Örgütü tarafından kalkışılan hain darbe girişiminin, milletimizin kahramanca, mücadelesi, direnişi ile püskürtülmesinin hem onurunu yaşıyoruz. Aynı zamanda da 253 şehit vermemizin de hüznünü yaşıyoruz. Allah bir daha memleketimizi böyle imtihanlarla karşılaştırmasın diliyoruz. 15 Temmuz darbe girişiminde Ankara’daydım. Yakından hisseden ve yaşayan insanlardan biriyim. O anları yaşadım. Bu aziz milletimiz, kahramanca, cesaretli, fedakarca bu ülkeye, bu devlete sahip çıktıkça, hiç bir kirli oyuna, bu ülke alet olmayacaktır. İstikbalinden, istiklalinden taviz vermeyecektir” diye konuştu.
5 TL HEP YANINDA
Anne Kezban Yaman, ziyaret nedeniyle Vali Arslan ve beraberindekileri teşekkür ederek, bir daha benzeri acıların yaşanmamasını diledi. Oğlu şehit edildiğinde cebinde bulunan son 5 TL’yi kendisi aldığını ve sürekli yanında bulunduğunu belirten Kezban Yaman, yaşananları asla unutamayacağını ifade etti.

Ankara’da yaşayan oğlunun her bayram kendisini ziyarete geldiğini sadece o bayram gelemediğini söyleyen anne Kezban Yaman, oğlundan acı haberi aldığı anları ise şöyle anlattı:
“DÜNYAM ORADA YIKILDI”
“Darbe girişimi haberini ve Gölbaşı’na saldırı düzenlendiğini öğrenince oğlumu aradık. Ulaşamadık. arıyoruz ulaşamıyoruz. Sabah olunca eşim Ankara’ya gideceğini söyledi. Nedenini sorduğumda oğluma ulaşamadığını söyledi. Yine biz umutluyduk. Ben de gideceğim dedim, apar topar kalkarak, 3 günlük işi 2 saat içerisine sığdırdım. Oğlum gelemeyeceği için arabanın bagajına ne var ne yok doldurduk. Zaten onlar buraya gelemediği için bizim onları ziyaret etmeye niyetimiz vardı. Ama olan bitenden de haber almaya çalışıyorduk. Arıyoruz ulaşamıyoruz. Almanya’daki kardeşim aradı. İyi haber bekliyoruz dedim. telefonlara cevap vermiş herhalde, açmış kapatmış dedi. ‘Oh, Ya Rabbi şükür’ dedim. Bunu duymak istiyordum dedim. Gölbaşına girerken tekrar aradık, yine ulaşamadık. Bu kez gelinimi aradım. Nerde olduklarını sordum, Mustafa’yı aradıklarını, bulamadıklarını söyledi. Tekrar aradım, bu kez gelinin ağabeyi baktı. Metanetli olun, sabırlı olun dedi. Ben de “Mustafa’m gitti mi diye bağırdım. Dünyam orda yıkıldı zaten. Sonra hastaneye vardık. Ben sağa sola gidiyorum. aynı başı kesilmiş tavuk gibi. Oğlumu görmek istediğimi söyledim. Ölüsünü yada dirisini görmek istediğimi söyledim. Hastanenin içine doğru gittim. Gelinin büyük ağabeyi geldi, beni sakinleştirmeye çalıştı. Israrla oğlumu sorunca, ‘Başımız sağ olsun’ dedi. O zamana kadar az da olsa bulunan umudum, tamamen tükendi. Beni normal zamanda az itsinler, yere yıkarlar ama o zaman, beni kimse zapt edememiş. Bana kimse güç yetiremiyor. Güneş olduğu halde yer karardı, bana zindan oldu. Bir yere yığıldık kaldık. Sonra oğlumun cenazesinin önünü bekledik.”

ÖLENE KADAR SAKLAYACAK
Oğlu şehit olduğunda cebinden namaz takkesi, 5 TL kağıt para ve 2 TL demir para çıktığını ifade eden acılı anne, “Oğlumun cebinden çıkanları getirdiklerinde 5 TL kağıt parası, 2 TL de demir parası geldi. Onu görünce çok şaşırdım, bu kadarcık parası varmış dedim. O cebinde para olmadan dışarı çıkmazdı. O gün için demek o kadar parası varmış oğlumun. Oğlumun hatırası olarak takke ve kağıt parayı ben aldım. Takkeyi evde, parayı sürekli yanımda taşıyorum” dedi.
CEBİNDEN BORÇU OLDUĞU İSİMLERİ YAZDIĞI KAĞIT ÇIKTI
Mehmet Yaman ise, şehit kardeşinin eşyalarını kendisinin teslim aldığını, kardeşinin cebinden para ve namaz takkesi ile birlikte borçları ve alacaklarının yer aldığı bir not kağıdı da çıktığını ifade etti. Şehidin cenazesinin defin edilmeden borçlulara ulaşarak borçlarının ödendiğini ifade eden Mehmet Yaman, “Kardeşimin alacağı bulunanlar da geldi, borçlarını ödediler. Herkes ile helalleşme sağlandı. Kardeşimin borçlarını yazma, yanında taşıma gibi bir huyu yoktu. Hazırlıklı gitmiş oraya. Olacağı tahmin etmiş herhalde” diye konuştu.

Öte yandan 15 Temmuz şehidi Mustafa Yaman’ın baba ocağına gerçekleştirdiği ziyaret öncesinde ise Bartın il merkezinde Hükümet Caddesi’nde açılan 15 Temmuz Birlik ve Beraberlik Günü konulu fotoğraf sergisini gezen Vali Arslan ve beraberindekiler, il merkezinde bulunan şehitlikte de okunan Kur’an-ı Kerim’i dinleyerek şehitler için dua etti.

FETÖ’cü teröristlerin 15 Temmuz 2016’daki alçak kalkışmasının üzerinden 8 yıl geçti. Askeriye ve emniyet öncelikli olarak birçok kuruma sızarak gerçek hedeflerini 15 Temmuz 2016’da açığa çıkaran, 251 kişiyi şehit eden ve 2 bin 700’ü aşkın vatandaşımızı ise yaralayarak gazi olmasına neden olan alçaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın televizyon programından yaptığı çağrı sonucu halkın demokrasiye sahip çıkmasıyla başarısız oldu.
Alçak girişimin yıl dönümünde 15 Temmuz‘un kahramanları yaşadığı korkunç geceyi tekrar hatırladı. O gecenin kahramanlarından biri olan FETÖ‘nün darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığı önünde yaralanan 15 Temmuz gazisi Ahmet Kansız, yaşadıklarını Haber7‘ye anlattı.

12 EYLÜL’Ü 28 ŞUBAT’I İLİKLERİMİZE KADAR YAŞAYAN BİR NESİLİZ
Başkent Ankara‘da bürokratlık yaptığını söyleyen ve 15 Temmuz 2016 günü bürokrat bir arkadaşıyla çay içerken köprüde yaşanan askeri hareketlilikten haber aldığını belirten Kansız, dönemin Gölbaşı Kaymakamı’nın kendisinin arkadaşı olduğunu ve askeri bir sıkıntı olduğunu öğrenmesinin ardından oğluyla birlikte kaymakamın makamına gittiğini söyledi.
Yaşı itibariyle 12 Eylül ve 28 Şubat‘ı iliklerine kadar yaşayan bir nesil olduklarını belirten Kansız, “Gölbaşı’ndan Ankara’ya doğru yola çıkmaya karar verdik. Yolda bir arkadaşımızı gördüm, onu da alıp üç kişi Ankara’ya doğru AK Parti Genel Merkezi’ne ne olup bittiğini anlamaya veya anlamlandırmaya, olayın boyutlarını anlamaya çalışıp ona göre yapılabilecek bir şey varsa yapmamız gerekir diye düşündüm. AK Parti Genel Merkezi’nde orada şu söylendi. Yolda Sayın Başbakan’ın, beyanını radyodan işittim. Dolayısıyla cumhurbaşkanlığında Jandarma Genel Komutanlığı var şu anda oraya geldik.” dedi.
Jandarma Genel Komutanlığı’nın önünde zırhlı araç gördüğünü söyleyen Kansız, sonradan ismini öğrendiği Ertuğrul Terzi isimli komutanın orada talimatlar yağdırdığını ifade etti. Orada bir vatandaşın darbecilere yönelik ‘Bu işten vazgeçin’ uyarısı yapması üzerine darbeci komutan Terzi’den “defolun gidin yoksa ateş ettireceğim” cevabını aldıklarını söyledi.
TÜRK BAYRAĞI TAŞIYAN TERÖRİST OLMAZ
12 Eylül darbesinde bile Türk askerinin Türk halkına ateş etmediğini belirterek hiçbir zaman askerlerin ateş açacağını düşünmediğinin vurgulayan Kansız sözlerini şu şekilde devam ettirdi;
Dolayısıyla Türk askerinin geleneğinde böyle bir şey yok. Zulüm etmiştir, vahşet etmiştir ama daha farklı yöntemlerle direkt karşı karşıya çatışma veya müsademe denilebilecek ateş etme tarzı bir şey olmadığı için ben kendi ruhsatlı silahımı bile almadım. Farklı bir düşünceydim. Sadece düşündüğüm şey şu: Dedim ki herhalde ya diyelim ki bu askeri kalkışmaysa, yani bizi döverler, sokarlar, gazı sıkarlar, yerlerde süründürürler. Belki içeriye atarlar ama yani ateş ederler, silah kullanırlar diye düşünmedim hiç. Dolayısıyla, ama yanımdaki gençlerden birisi yere düşünce şaşırdık biz. Sonradan anlıyoruz ki o gençlerden bir tanesi jandarma genel komutanlığının tepesindeki sniperlar tarafından vurulmuş. Bunun üzerine diğer genç, sırtında Türk bayrağı olan genç, “Bayrağım, biz terörist değiliz, biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız” dercesine döndü. Ben bunu daha sonra mahkeme safahatindeki sanıklardan biri olan Erkan Ökmen’e, Jandarma Genel Komutanlığı özel kalem müdürü albayına dedim ki: “Öyle bir şey oldu. Türk bayrağı taşıyan gencin yanındaki vurulunca o da tehdit olmadığını göstermek adına Türk bayrağını gösteriyordu.” Bana şunu söyledi: “Biz sizin terörist olmadığınızı nasıl bilelim?” Dedim ki: “Bu kadar alçalmayın. Türk bayrağı taşıyan terörist olmaz. Bu sivil vatandaş olduğunu bilmelisiniz. Üstelik siz jandarma personelisiniz. Bizim hayatımızı korumakla görevli olan personel bizim hayatımıza kastediyorsa, orada problem var.”
BUNLAR BİZİM ASKER DEĞİL Mİ? BİZE NİYE ATEŞ ETTİLER?
Gece saatlerinde ise ışıksız bir helikopter tarafından kendilerine ateş açıldığını söyleyen 15 Temmuz gazisi, “O can pazarında bir kısım insanlar hayatlarını kaybetti. O esnada yanımda olanlardan yaşça benden birkaç yaş büyük olan Akif Kapaklı Bey, bağırsaklarına mermi isabet etmişti. Oğlu da yanımızdaydı. Oğlu şok geçiriyordu, Ömer Faruk Kapaklı ismiyle. “Abi, bunlar bizim asker değil mi? Bize niye ateş ettiler?” diyordu. Bağırarak Allah vermesin öyle bir hengame, kafa karışıklığı, kaos, şok, çok kötü bir tablo.” ifadelerini kullandı.
VURULDUĞUMU HASTANEDE FARK ETTİLER
Yaralananları aracıyla hastaneye götürdüğünü belirten Kansız, kendisinin vurulduğunu ilk anda anlamadığını hastanedekilerin uyarısı üzerine fark ettiğini söyledi. Kansız o anları şöyle anlattı;
Ameliyata aldılar Akif abiyi. Gece 04.00 veya 05.00 doğru şehit olduğu haberini aldık. O esnada sırtımdan kan aktığını gördüler. Ben şok içinde farkında değilim. Helikopterden şarapneller vücudumda kalmış. Röntgenlerde bir de mermi yediğim söylendi. Kan akınca omzumdan ve belimden, biz orada Akif abiyi bırakıp tekrar geriye dönmek istiyoruz. Çünkü orada can pazarı yaşandı. İnsanlar arabayla hastaneye intikal ediyor ve müdahale edilmesi gerekiyor. Fakat beni bırakmadılar. Dediler ki: “Siz de yaralısınız. Sizi bırakamayız.” Dedim: “Bende bir şey yok.” Ama yok dediler. “Sen ön tarafı görmüyorsun, arka taraftan kan akıyor.” Hastanede kalmam gerektiğini ama daha ağır yaralılardan müdahale sonucu bana fırsat geleceğini söyleyince kalmak zorunda kaldım.
Gaziliğin kendisi için bir gurur kaynağı olduğunu söyleyen 15 Temmuz gazisi, darbecilerin gerekli cezaları almadıklarını düşündüğünü belirterek bu alçakların ‘idam’ cezasıyla cezalandırılmaları gerektiğinin altını çizdi.
Türkiye’nin huzur ve güvenliğini bozmaya yönelik yıllardır saldırılar düzenleyen eli kanlı terör örgütü PKK, güvenlik güçlerinin yanı sıra sivilleri de hedef alıyor.
Terör örgütü, hain saldırılarında Ayşenur Alkan, Arzu Özsoy, Necmettin Yılmaz, Şenay Aybüke Yalçın, Neşe Alten, Ayşe ve Numan Konakçı, Yasemin ve Bayram Tekin’in de aralarında bulunduğu çok sayıda öğretmeni şehit etti.
Batman’ın Kozluk ilçesinde 9 Haziran 2017’de şehit edilen 22 yaşındaki Şenay Aybüke Yalçın’ın acısını yaşayan Türkiye’yi yaklaşık bir ay sonra yeniden yasa boğan Necmettin Yılmaz’ın şehadetinin üzerinden 7 yıl geçti.

HENÜZ 8 AYLIK ÖĞRETMENDİ
Necmettin Yılmaz, 14 Aralık 1993’te Gülay ve Hamit Yılmaz çiftinin ikinci çocuğu olarak Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Demirkapı köyünde dünyaya geldi.
Eğitim hayatına doğup büyüdüğü ilçedeki Demirkapı İlköğretim Okulunda başlayan Yılmaz, ardından Gümüşhane Bağlarbaşı Yatılı Bölge Ortaokulu ve Gümüşhane Ali Fuat Kadirbeyoğlu Anadolu Lisesine devam etti.
Üniversite eğitimi için ailesinin yanından ilk kez ayrılarak Artvin’e giden Yılmaz, 2015 yılında Artvin Çoruh Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu.
Çevresinde sakin kişiliğiyle tanınan Yılmaz, meslek hayatına 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Torul’un Altınpınar İlkokulunda ücretli sınıf öğretmenliği yaparak başladı.
Yılmaz, 16 Ekim 2016’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Çiftçibaşı İlkokuluna atandı. 8 aylık öğretmen olan ve öğrencileri tarafından çok sevilen genç öğretmen, 16 Haziran 2017’de yaz tatilini geçirmek için Şanlıurfa’dan memleketi Torul’a dönerken, PKK’lı teröristlerce Tunceli-Erzincan kara yolunun Pülümür ilçesi kesiminde, babasının maddi desteği ile yeni aldığı aracı yakıldıktan sonra kaçırıldı.
23 yaşındaki Necmettin öğretmenin naaşı, aramaların 27’nci gününde 12 Temmuz 2017’de Tunceli’deki Pülümür Çayı’nda bulundu.
Necmettin Yılmaz’ın cenazesi, 16 Temmuz 2017’de Torul ilçe merkezindeki törenin ardından doğup büyüdüğü Demirkapı köyündeki aile kabristanına defnedildi.
ŞEHİDİN KANI YERDE BIRAKILMADI
Tunceli Valiliği, Necmettin Yılmaz’ı katleden terörist grubun, İl Jandarma Komutanlığınca 19 Temmuz 2017’de Nazımiye ilçesi kırsalındaki keşif gözetleme faaliyetleri esnasında silahlı insansız hava aracı tarafından etkisiz hale getirildiğini açıkladı.
Milli Eğitim Bakanlığı, Yılmaz’ın görev yaptığı Siverek Çiftçibaşı İlkokulunun adını “Şehit Öğretmen Necmettin Yılmaz İlkokulu” olarak değiştirdi.
Yılmaz’ın memleketi Gümüşhane’nin Torul ilçesindeki Torul Anadolu İmam Hatip Lisesinin adı da “Şehit Öğretmen Necmettin Yılmaz Anadolu İmam Hatip Lisesi” oldu.
Tunceli kent merkezi Mameki Köprüsü’nden başlayarak Pülümür kara yolundaki 6 kilometrelik güzergahın adı “Şehit Öğretmen Necmettin Yılmaz Bulvarı” olarak değiştirildi.
Yılmaz’ın adı Şanlıurfa, Malatya, Hatay, Kırklareli, Adana, Ağrı, Burdur, Eskişehir ve Batman’daki çeşitli okullarda kütüphanelere, bilim sınıfı, okuma salonu ve atölyelere verildi.
Şehidin ismi, İzmir’in Çeşme ilçesindeki Şehit Öğretmen Necmettin Yılmaz İlkokulunda da yaşatılıyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında, Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Harmancık köyünde kurulan Doğu Karadeniz’in ilk İş Geliştirme Merkezine, Şehit Öğretmen Necmettin Yılmaz Geleneksel ve Organik Ürünler İş Geliştirme Merkezi adı verildi.
Öğrencilerine yaz tatili için veda ederken, “Çok çalışın” nasihatinde bulunan şehit öğretmen anısına çeşitli illerde hatıra ormanı oluşturuldu.
‘BU ACIYI TARİF ETMEK MÜMKÜN DEĞİL’
23 yaşında toprağa verdiği oğlunun Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Demirkapı köyündeki Türk bayrakları ile süslenmiş mezarının başında açıklama yapan baba Hamit Yılmaz, oğlunun kaybının üzerinden yıllar geçse de acılarının ilk günkü gibi taze olduğunu söyledi.
Yılmaz, oğlunun anısını yaşatmaya devam ettiklerini belirterek, “Evladımız Necmettin, peygamber mesleği olan öğretmenliği icra edebilmek, Urfa’daki çocuklarımıza yardımcı olabilmek adına elinden gelen çabayı gösterip nihayetinde de tatilini Gümüşhane’de memleketinde geçirmek için yola çıkmıştı. Ancak tatilini geçirmek üzere yola çıkan oğlum, maalesef asalaklar tarafından yolu kesilip alıkoyuldu ve şehit edildi.” diye konuştu.
Evlat acısının tarif edilemeyeceğini dile getiren Yılmaz, “Bu acıyı tarif etmek mümkün değil. Allah kimseyi evlat acısıyla sınamasın.” dedi.
Necmettin öğretmenin ağabeyi Ahmet Yılmaz ise “Necmettin vatanına, bayrağına bağlı biri olarak yetişti ve öğretmenlik mesleğini büyük bir aşkla seçti. Kendini öğrencilerine adamış, görevini kutsal gören bir insandı.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, 15 Temmuz’da sevinci ve hüznü aynı anda yaşadıklarını kaydederek, şehitlere çok şey borçlu olduklarını sözlerine ekledi.
]]>Haber7 – ÖZEL
Sanayici iş adamı Ercan Erdem, başıboş köpek saldırısı nedeniyle ölümle burun buruna geldi. Başıboş köpeklere karşı mücadele verirken dengesini kaybeden Erdem, yere düşerek başından yarlandı ve bilincini kaybetti. Erdem, çevredeki vatandaşların yardımıyla parçalanmaktan kurtarılarak hastaneye kaldırıldı. Bilincinin yerine gelmesinin ardından açıklamalarda bulunan Erdem, “Ben orada ölebilirdim. Hiçbir vatandaşın bu şekilde ölüm ile burun buruna gelmesini istemiyorum” dedi. Çeşme’de başıboş köpek sorunun arttığını dile getiren Ercan Erdem, başta belediyeler olmak üzere yetkililerin gerekli önlemleri alması için çağrıda bulundu.
PARÇALANMAKTAN VATANDAŞLAR KURTARDI
İzmir’in Çeşme ilçesinde 12 Temmuz Cuma akşamı saat 19.30 sıralarında Yıldızburnu mevkine doğru yürüyüşe çıkan iş adamı Ercan Erdem, başıboş köpeklerin saldırısına uğradı. Başıboş köpeklere mukavemette bulunan Erdem, dengesini kaybederek yere düştü ve başını kaldırıma çarptı. Başından yaralanan iş adamı, çarpma sonucu bilincini kaybetti. Sesleri duyarak olay yerine intikal eden vatandaşlar, Erdem’i başıboş köpeklerin parçalamasından kurtararak özel araçlarıyla hastaneye kaldırdı. Hastanede 1 gün müşahede altında kalan Erdem’in taburcu edildikten sonra da evde tedavisine devam edildiği öğrenildi.

“BEN ORADA ÖLEBİLİRDİM”
Yaşadığı korku dolu anları bilinci yerine geldiğinde anlatan Ercan Erdem, “Sağlığım için yürüyüşe çıkmıştım. Normal bir şekilde yürüyüşümü sürdürürken bir anda başıboş gezen bir sokak köpeği hırçın bir şekilde üzerime atıldı. Daha önce köpek de besleyen bir insan olduğum için bu konuda tecrübeliyim. Dolayısıyla kişisel olarak onu tahrik edecek bir davranıştan da kaçındım. Gayet sakin bir şekilde yürümemi sürdürmeye çalıştım. Kendimi korumaya çalışırken arka üstü kaldırıma düştüm ve başımı kaldırıma çarptım. O sırada bilincimi kaybederek olduğum yere yığılmışım. Eğer vatandaşlarımız ilgisiz olsaydı olacakları düşünmek bile istemiyorum. Ben orada ölebilirdim” dedi.
“GÖZLERİMİ HASTANEDE AÇTIM”
Bilincini kaybettiği için gözlerini hastanede açtığını aktaran Erdem, “Olay sonrası o köpeğin daha önce de bir hanımefendiye saldırdığını öğrendim. Saldırı sonrası ben bilincimi kaybedince köpek uzun süre yine benim başımda havlamayı sürdürmüş. Sağ olsunlar insanlık ölmemiş. Diğer olayı hatırlayan bir iki kişi yetişmiş hemen. Vatandaşlardan biri ben baygın haldeyken köpeğin bana zarar vermesini önlemiş ve daha sonrasında da kan akan yerlerime ilk müdahaleyi yapmış. Durumun ciddiyetini düşünerek diğer vatandaşların da yardımıyla beni kendi araçları ile hastaneye yetiştirmişler. Allah onlardan razı olsun. Onların sayesinde kurtuldum. Yoksa belki de o köpek parçalardı beni. Ancak hastanede müşaade altına aldıklarında kendime gelebildim” şeklinde konuştu.

“HATIRLADIKÇA TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLUYOR”
Artık sokağa her çıktığında her an saldırıya uğrayabileceği tedirginliğini yaşayacağını belirten Erdem, “Bundan sonra artık bir köpek gördüğüm zaman tüylerim diken diken olacak. Hemen korunma ihtiyacı hissedeceğim. Özellikle torunlarım ve ailem için çok endişeliyim. Diğer insanlar için endişeliyim. Benim başıma gelen bu saldırının kimsenin başına gelmesini istemiyorum. Çünkü çok korkunç bir olay. Hatırladıkça tüylerim diken diken oluyor. Şu anda benim özgür yürüyüşüm kısıtlanmış durumda. Ben emekliyim. Sağlığım için yürümek istiyorum. Ama şu anda yaşadığım olayın bende meydana getirdiği korku nedeniyle yürüyüşe bile çıkamayacağım” ifadelerini kullandı.
“AVRUPA’DA TEK BİR BAŞIBOŞ KÖPEK GÖRMEDİM”
Çeşme’de sıkça başıboş köpek saldırısının meydana geldiğini aktaran Ercan Erdem, “Örneğin yakın zamanda bizim bahçıvanımızın motosikletten düşmesine bile sebep olan bir saldırı da yaşadık. Yine kendisinin eşi ve kızını köpek saldırısından çevredeki vatandaşlar zorlukla kurtardı. Yani Çeşme’de maalesef başıboş köpek sorunu var. Bu sorunu kesinlikle çözmek gerekiyor. Ben birçok Avrupa ülkesi dolaştım bir tek başıboş köpek görmedim. Avrupa ülkelerine gittiğimde sokaklarda kendimi güvende hissediyorum. Bu güven meselesi çok önemli bir şey. Ama kendi ülkemde maalesef artık güvende hissedemiyorum. Bu gelen bir turist için de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için de, çocuklar için de ve özellikle hanımefendiler için de çok kötü bir şey. Şu anda olayı duyan tüm komşularım nasıl bir önlem alabiliriz diye kara kara düşünüyorlar. Nasıl güvende olabiliriz diye düşünüyorlar” açıklamasında bulundu.
“BİR TURİSTİN BAŞINA GELSE ÇEŞME’DE TURİZM BİTER”
Böyle bir olayın bir turizm beldesinde yaşanmasını da çok feci bir olay olarak değerlendiren Ercan Erdem, açıklamasının devamında ise şu ifadelere yer verdi:
“Yani bu olay bir İngiliz’in bir Alman’ın başından geçseydi o ülkenin gazeteleri haber yaptığı anda Çeşme’deki turizmi yok sayın. Çeşme turist alan bir yer. Yani dolayısıyla turistler az önce de dile getirdiğim gibi kendi ülkelerinde böyle bir şeye alışık olmadıkları için bu olay vahşilik olarak adlandırılırdı ve Çeşme turizmi kesinlikle baltalanırdı. Ki, onların da başına gelebilirdi, acil önlem alınmazsa hala daha gelebilir.”
“SALDIRGAN OLUP OLMADIKLARINI BİLEMİYORUZ”
Herhangi bir başıboş köpeğin saldırgan olup olmadığını bilemediklerini söyleyen Erdem, başıboş köpeklerin toplanmasını istedi. Kendi köpeklerinin bile başkalarına rahatsızlık vermesini önlediklerini kaydeden Erdem, “Bizim daha önce Yorkshire cinsi bir köpeğimiz vardı. Ailemizin bir parçasıydı. En ufak çevreye bir rahatsızlık vermesini bile önledik. Öldüğü zaman ise çok üzüldük. Evimizden biri eksilmiş olarak hissettik. Köpek seven bir insanım. Ancak sokaklarda hangi köpeğin saldırgan olduğunu hangisinin olmadığını maalesef bilemiyorsunuz.” dedi.
“YETKİLİLER GEREKLİ ADIMLARI ATMALI”
Vatandaşların ölüm ile burun buruna olduğunu belirten Erdem, yetkililere şu ifadelerle çağrıda bulundu:
“Ben sadece bir örneğim. Ben hiçbir vatandaşın bu şekilde ölüm ile burun buruna gelmesini istemiyorum. Dolayısıyla en kısa zamanda insanların kendilerini güvende hissedecekleri bir ortamın oluşturulması lazım. Belediyelerin bu konuda mutlaka adım atması lazım. Görevlerini yapmaları lazım. Dolayısıyla başta yerel yönetimler yani belediyeler olmak üzere yetkililer bu sorunu görmezden gelmeyip vazifelerini yerine getirmeli ve başıboş sokak köpek sorunu ile ilgili gerekli adımları atmalıdır.”
En karanlık gecede dakika dakika yaşananlar: İşte milletin zaferi 15 Temmuz…



















SON DAKİKA HABERİ: MHP Lideri Devlet Bahçeli, 15 Temmuz hain darbe girişiminin 8. yıl dönümü nedeniyle yayınladığı mesajda; “Yeni yüzyılda ne PKK’nın ne de FETÖ’nün ayakta kalma şansı yoktur.” ifadelerini kullandı.
Devlet Bahçeli 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nde yaptığı yazılı açıklama şu şekilde;
“Küresel ve bölgesel merkezli, aynı zamanda kaotik mahiyetli sorun başlıkları gittikçe dallanıp budaklanmakta, özellikle milli huzur ve güvenliğimize çoklu tehditler saçmaktadır.
Türkiye’nin ilerleyiş ve yükseliş azminden ürken, bu suretle ürpertici korku nöbetleri geçiren odaklar yeni arayışlar, farklı oyunlar peşindedir.

“TERÖR ÖRGÜTLERİ KİRLİ TAŞERONLAR KULLANIP SİYASİ HEDEFLERE KARŞI KIŞKIRTIYOR”
Bu kapsamda terör örgütleri kanlı tetikçi, kiralık katil ve kirli taşeron olarak kullanılıp alenen belirlenmiş siyasi ve stratejik hedeflere karşı vahşice kışkırtılmaktadır.
Bilinmelidir ki, emperyalizmin hain ve haşhaşi maşaları kurulan şiddet ve dehşet sahnesinde ederi bir dolarlık rolleriyle zehir, zelil ve zilletin fail ve figüranları olarak ilelebet anılacaklardır.
“TÜRKİYE TESLİM ALINMAK İSTENMİŞTİR”
15 Temmuz 2016’da Türkiye teslim alınmak istenmiştir.
O tarihte Türk milleti, son iki asrın en vahim, işbirliği ve irtibat ağı en geniş saldırı ve suikast dalgasına maruz kalmıştır.
Yıkım senaryosu, ‘hizmet ve himmet’ kisvesi altında saklanan vatan, millet ve din düşmanlarının refakatiyle devreye alınmıştır.
15 Temmuz Türk tarihinde bir milat olmakla birlikte devlet ve millet dayanışmasının gıpta edilecek zirve günü olarak da maşeri hafızaya kazınmıştır.
“FETÖ HAÇLI EMELLERİNİN NE İLK OPERASYON ARACI, NE DE SONUNCUSU”
On yıllardır kuluçkaya yatan, sistemli biçimde her alana sızan, aşama aşama her yere sirayet eden; siyasi, sosyal, ekonomik, diplomatik, akademik, askeri, emniyet, bürokratik, medya alanlarında paralel bir örgütlenme çarkı kurmasıyla devlete adeta rakip bir yapı inşa eden FETÖ haçlı emellerinin ne ilk operasyon aracı, ne de sonuncusu olacaktır.
Türk milleti var olduğu müddetçe, muhasım çevrelerle ve müstevli çemberdeki zalimlerle kaçınılmaz hesaplaşma, görüş açısının sıfıra indiği mukadder karşılaşma elbette devam edecektir.
Sekiz yıl önce Türkiye’nin son anda kurtulduğu, bundan mülhem kapatılan dipsiz uçurumun tekrar açılmaya ve kazılmaya çalışıldığı gözlemlenmektedir.

Güney sınırlarımız boyunca terör devleti, bir başka ifadeyle sözde garnizon devleti veya ikinci İsrail kurma çabalarıyla eşzamanlı olarak FETÖ’nün belini doğrultmaya, nefes borusunu açmak için ilk yardım almaya, enerji ve motivasyon kaynaklarını çeşitlendirmeye başladığı da gayet berrak bir gerçektir.
FETÖ’nün yabancı ülkelere sığınan elebaşlarının sosyal medya anarşisinin ateşiyle fitne kazanını kaynatmalarının yanı sıra,
Pensilvanyalı caninin iç işgal cephesinde konuşlanan gizil ve gizemli uzantılarının, hatta bu terör örgütünün şeref muhalifi telkin ve vaatlerine aldanarak kafese alınan bazı siyasi partilerin eşgüdüm ve elbirliği halinde Türkiye’nin tekrar 15 Temmuz öncesine taşınmasına hizmet ettikleri inkar edilemeyecek netliktedir.
Dünün altılı masa partileri; bugünün uzaktan kumanda edilen, iradeleri rehin alınan partilerine tam manasıyla dümen kırmışlardır.
Bu kimliksiz siyasi zihniyetlerin ziyan ve zillet içinde olmaları şöyle dursun, kademe kademe gerçekleşen rota değişiklikleri esasen Türkiye’nin 15 Temmuz sonrası elde ettiği demokratik kazanımların rafa kaldırılmasına yönelik olup çok ciddi tehlikeler içermektedir.
15 Temmuz’un sekizinci yıldönümünde, FETÖ’nün devlet ve toplum hayatına son bir hamleyle nüfuz ederek, bununla birlikte uyuyan hücrelerini günbegün harekete geçirerek bir kumpas döngüsü yaratmak, iç barış ve huzur ortamını bozmak, güvensizlik aşılamak ve milli güvenliğimizde hasar oluşturmak amacıyla fırsat kolladığı, buna çanak tutanların daha görünür hale geldikleri anlaşılmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, “Mürekkep Damlası Stratejisi”yle PKK/YPG’ye karşı sürekli operasyon evresine nasıl geçmişse, FETÖ’yü, FETÖ’nün iç ve dış uzantılarını yıldırıcı ve yok edici, bununla mündemiç proaktif nitelikli seri operasyonların bir an evvel icra ve ifa edilmesi beka düzeyinde mecburiyettir.
“PKK NEYSE FETÖ AYNISIDIR”
Çünkü PKK neyse FETÖ aynısıdır.
Türkiye Cumhuriyeti hem PKK’yla hem de FETÖ’yle kıran kırana mücadele edip silindir gibi ezip geçmeye muktedirdir.
Yeni yüzyılda ne PKK’nın ne de FETÖ’nün ayakta kalma şansı yoktur.

Türk tarihinde çok nadir görülen dehşet vakalarından birisi olan mahut kanlı ve meşum gecede FETÖ’nün hain saldırısı nasıl boşa çıkarıldıysa, Türkiye’yi bölme ve ele geçirme arzuları da aynı şekilde berhava edilecektir.
Bugünlerde 15 Temmuz’un intikamını almak amacıyla faaliyete geçen örgütlü ve organize casus şebekesine, kripto damarına, gizli saklı hesap yapan işbirlikçilerine cesaretle ve dirayetle karşı koyulacak, ezcümle nihai hesaplaşma kaçınılmaz olacaktır.
Etrafımızı saran, sinir uçlarımıza basan, tahrik ve karalama kampanyalarına hız katan, yalan ve iftiralarını seriye bağlayan alçaklar koalisyonuna en küçük merhamet ve müsamahamız olmayacaktır.
Terör örgütlerine acımak mazlum ve masumlara en büyük haksızlıktır.
Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonunu gölgelemek, Cumhuriyet’in yeni yüzyılını sekteye uğratmak beyhude bir heves olduğu gibi, böylesi bir hataya tevessül edenler kuşkusuz pişman edilecektir.
CUMHUR İTTİFAKI’NDA BİRLİK MESAJI
Cumhur İttifakı FETÖ ve PKK başta olmak üzere her türlü terör örgütüyle amansız mücadelesini sürdürecektir.
Bilhassa FETÖ’nün iç ve dış uzantılarının son günlerde biteviye yaydıkları fitne ve dedikodu salgının kökü Türk yargısının huzurunda ve şaşmaz adalet teraziyle kazınıp atılacaktır.
Hak, haysiyet ve hukuk inkârcısı devşirilmiş istismarcıların esasen insan içine çıkacak yüzleri kalmayacaktır.
15 Temmuz’da yarım kalan hayallerini yeniden uygulamaya niyetlenenleri Türk milleti çok daha güçlü şekilde tepeleyecek, ülkemize ve milletimize yapılan çok boyutlu ve hain saldırılar Allah’ın izni ve inayetiyle ademe mahkum edilecektir.
15 Temmuz şehitlerimize ve bilcümle aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, gazilerimize uzun ve sağlıklı ömürler diliyorum.
“İKAZEN TAVSİYE EDİYORUM”
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü münasebetiyle Türkiye aleyhine karanlık senaryo hazırlığı içinde olanlara sadece felaket günlerinde Türk milletinin hangi fedakârlıkları göze alacağını titizlikle idrak etmelerini ikazen tavsiye ediyorum.
Rüzgâr eken mihrakların fırtına biçmek durumunda kalacağını yalnızca Türk tarihine bakarak görmek, bundan ders ve ibret almak menfur ve melun emel sahiplerinin hayrına olacağını muhataplarına ilanen duyuruyorum.”
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 8. yıl dönümü dolayısıyla Altınbaş Üniversitesi hem özel bir konferansa ev sahipliği yaptı hem de 7 yıl önce şehitler adına üniversite bünyesinde oluşturulan “15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Ormanı”na fidan dikimi gerçekleştirdi. Ağaç dikme törenine Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan, akademisyenler ve çok sayıda personel katılırken Gayrettepe Kampüsü 100. Yıl Konferans Salonu’nda da “8. Yılında 15 Temmuz ‘Milletin Zaferi’” adlı konferans düzenlendi. Konferansa moderatör olarak İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tolga Demiryol eşlik ederken konuşmacılar arasında Dr. Eray Güçlüer, Doç. Dr. Ufuk Adak ve Doç. Dr. Kenan Özkan yer aldı.
15 Temmuz 2016’da yaşanan hain darbe girişimi ve sonrasındaki süreçte yaşananların ele alındığı konferansta, 8 yıl sonra Türkiye’nin geldiği nokta da değerlendirildi. Konuşmacılar, 15 Temmuz’un Türk milletinin demokrasiye bağlılığını, birlik ve beraberlik ruhunu tüm dünyaya gösteren bir dönüm noktası olduğunu vurguladılar.
55 YIL ÖNCESİNE DAYANIYOR
Dr. Eray Güçlüer 15 Temmuz 2016 gecesinde yaşananların 55 yıllık bir sürecin sonucu olduğunu, çok uzun yıllardır devletin her bir noktasına sessizce sızıldığını aktardığı konuşmasında şunlara değindi:
“Öncelikle bu işin kökenine bakmak lazım. 55 yıl öncesine, 1961 yılına kadar inebildim. 1961 yılında rahmetli Adnan Menderes’in idamından sonra, anayasa değiştiriliyor ve halkın egemenliğinin ötesinde yeni oluşumlar ortaya çıkıyor. Bunlardan biri de Özel Harp Dairesi. ABD tarafından Türkiye’de kuruluyor ama devlet erkânının haberi yok. Yıllık 10 milyon dolar da para harcanıyor buna. CIA’in Türkiye’ye yönelik derin planları vardı ve 1961’den itibaren bu planları uygulamaya çalıştılar. Türkiye’ye sızma, Türkiye’de bir alternatif oluşum kurup ülkeyi ele geçirme planı 55 yıl önce başlatıldı ve sürdürüldü.”
ALÇAK VE KANLI BİR PLAN VARDI AMA GERÇEKLEŞTİREMEDİLER
Eğer 15 Temmuz’da başarılı olsalardı Türkiye’de neler olunacağına dair de konuşan Dr. Eray Güçlüer, “Bu, aslında bir darbe girişimi değil, Türkiye Cumhuriyeti devletini Suriyelileştirme, Iraklaştırma ve parçalama projesiydi. Amaçları, İstanbul’da bir Vatikan gibi devletçik kurup, Anadolu’dan ayırarak diğer bölgeleri küçük, yönetilebilir eyaletler haline dönüştürmekti. Ellerinde çok daha alçak ve kanlı bir plan vardı ama bunu gerçekleştiremediler. O gece, yani 15 Temmuz’da, sınır hatlarındaki FETÖ’cü generaller askerleri Suriye ve Irak sınırından çektiler. Sınırları boşalttılar çünkü helikopterlerle Irak’ta toplanan DEAŞ’lılar ABD’ye bağlı helikopterlerle Türkiye’ye girecekti. PKK da DEAŞ ile mücadele bahanesiyle Türkiye’ye girecekti ve PKK kahramanlaştırılacaktı. Bunu yapamadılar ama Türkiye’nin birçok yerinde iç savaş çıkacaktı. ABD’deki o alçak, Türkiye’ye getirilip İstanbul’da bir Vatikan kuracaktı ve Türkiye 22 eyalete bölünecekti. Bu şekilde, sürekli Batı’ya ve Amerika’ya bağımlı, Türkiye Cumhuriyeti’nin olmadığı bir düzen kurulacaktı. Ülkemiz olmayacaktı ve istedikleri şey buydu. Ama olmadı; başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere güçlü bir irade ortaya konuldu. Bu durumda Türk’ün sosyo-genetik kodlarını gerçekten hesaba katamadılar” dedi.
FETÖ BİTMEDEN PKK VE DEAŞ BİTMEZ
Son olarak FETÖ ile mücadelenin PKK ve DEAŞ ile mücadeleyle aynı olduğunu ve mücadelenin son bir kişi kalana kadar devam ettirilmesi gerektiğinin de altını çizen Dr. Güçlüer, “Evet, hala FETÖ ile mücadele arzu ettiğimiz seviyede olmayabilir ama 55 yıl sabırla, sessiz sedasız bir şekilde eğittiler, donattılar, istihbarat verdiler ve en üst seviyede finanse ettiler. Devletin çok çeşitli yerlerine sızdılar ve gerçekten başka bir ülke olsaydı, bu belayı defetmesi hiç kolay değildi. Ama biz milletçe bu belayı defetmeyi başardık. Bundan sonra da bu alçakların yapmak istediği planı gördükten sonra, mücadele kesinlikle hız kesmeden bitirilene kadar devam etmelidir. Konuyla ilgili kalıcı birimler oluşturulmalı. Kolay değil ama FETÖ bitmeden PKK ve DEAŞ bitmez. Yani, FETÖ bitmezse, hiçbiri bitmez. Üçü birbiri ile bağlantılıdır” diyerek sözlerini sonlandırdı.
]]>İddianamede şirketlerin en yüksek rakamı internetteki katı sabun satışından kazandığı; toplam 131 milyon 181 bin 454 TL satış yaptığı belirtildi. Balıkesir’deki bir kişinin ise 2 ayda 1866 sipariş kaydıyla toplamda 16 bin 560 adet sabundan aldığı, karşılığında da 1 milyon 194 bin 946 lira ödediği ifade edildi.
Dilan ve Engin Polat iddiasından yeni ayrıntılar gelmeye devam ediyor.
Çift hakkında hazırlanan 77 sayfalık iddianamede; Balıkesir’de yaşayan E.Ö. adlı kişinin 2 ayda 1866 sipariş kaydıyla toplamda 16 bin 560 adet sabundan aldığı, karşılığında da 1 milyon 194 bin 946 lira ödediği ifade ediliyor.
İddianameye göre, suç örgütü üyeliği ve delil karartma suçlarından hakkında soruşturma yürütülen E.Ö.’nün ticaret meslek bilgisi, “Radyo, TV, Posta Yoluyla veya İnternet Üzerinden Yapılan Perakende Ticaret.”
İddianamede, Rise And Shine Kozmetik İthalat İhracat Sanayi Ticaret ve Anonim Şirketi’nin de arasında olduğu 5 şirkete satışları karşılığında bir alışveriş sitesi üzerinden 473,4 milyon TL ödeme yapıldığı da anlatıldı.
Şirketin farklı bir site üzerinden de toplam 131 milyon 181 bin 454,69 TL sabun sattığı belirtildi.
Polat çiftinin mali müşaviri Ahmet Gün ifadesinde Rise And Shine şirketine Engin Polat’ın bilgisi dahilinde sahte faturalar düzenlediğini söyledi. Rise and Shine ürünleri hala satışta.
İşte iddianamedeki o bölüm:
‘’Şirketlerin Trendyol üzerinde en yüksek tutarda satış gerçekleştirdiği ürünün “Katı Sabun” olduğu ve toplam 131.181.454,69 TL tutarında “Katı Sabun” satışı yaptığı, şirketlerin Trendyol üzerinde toplam en yüksek tutarda satış yaptığı kişinin Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme suçundan 2005/637 ve 2010/345 Esas No’lu kovuşturma kayıtlan ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Takipsizlik kararı verilen Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma suçundan 2008/215020 Dosya No’lu soruşturma kaydı olduğu anlaşılan Erdinç ÖZEL adlı şahıs olduğu, meslek bilgisi “Radyo, TV, Posta Yoluyla veya İnternet Üzerinden Yapılan Perakende Ticaret” olan şahsın ilgili platform üzerinde söz konusu şirketlerden yaklaşık iki ay içerisinde 1.866 seferde toplam 16.560 adet 1.194.946,64 TL tutarında ürün aldığı tespit edildi’ ifadelerine yer verildi.
Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı İstanbul Sektörel 3 Denetim Daire Başkanlığınca hazırlanan rapora da yer verilen iddianamede, şirketlerin sahte fatura tutarının 489 milyon 309 bin 777 lira olduğu, bu tutarın 86 milyon 988 bin 913 lirasının Katma Değer Vergisi (KDV) tutarına denk geldiği, yine şirketlerin kendi aralarında da sahte faturalar düzenlediği, bunların tutarının 117 milyon 443 bin 863 lira olduğu ve 21 milyon 28 bin 562 liralık kısmının KDV tutarına denk geldiği anlatıldı.
Ayrıca iddianamede, şirketlerin sahte belge temin etmek amacıyla özellikle Ahmet Gün tarafından organize edilen soruşturma dışı, sadece sahte fatura düzenlemek amacıyla kurulmuş şirketlere 46 milyon 103 bin 895 lira ödeme yaptığının görüldüğü belirtildi.
Soruşturmaya konu şirketlerin usulsüzlüklerine yer verilen iddianamede, suç örgütünün dışarıdan temin ettiği sahte faturaları kullanarak aslında gerçek bir ticareti yansıtmayan işlemleri sanki varmış gibi gösterip mal ve hizmet satın aldığından bahisle şirketlerine sahte fatura kabul ettiği, yine şirketler arasında da gerçekte olmayan mal ve hizmet satışlarına ilişkin sahte faturalar düzenlendiği anlatıldı.
İddianamede, yasa dışı bahisten gelen paranın perdelenmeye çalışıldığı, zenginleşmenin gerçek bir ticaretten kaynaklandığı imajının oluşturulması için birden çok şirketin kurulduğu, bu şirketlerin faaliyetleri sırasında gerçekte olmayan iş ve işlemlere ilişkin sahte faturaların düzenlenip kullanıldığı ve kanunen tutulması gereken defterler dışında harici gizli kayıtların tutulduğu aktarıldı.
Sanıkların kastının vergi suçu işleme saikinin ötesine geçtiği, yasa dışı bahisten gelen parayla oluşan zenginliğin perdelenmesi için bir kısım gerçek ticaretin de yapıldığı, kamuoyunda ve toplumda karşılığı olan güzellik merkezi ve kozmetik sektörü tercih edilerek, ulaşılan şöhretin bu kapsamda bir aparat olarak kullanıldığı kaydedilen iddianamede, ödenmesi gereken vergilerin dahi ödenmeyerek uhdede tutulması suretiyle haksız kazanç devşirildiği, haksız şekilde uhdede tutulan tutarların vergi suçları dışında kara para olarak nazara alınması gerektiğine vurgu yapıldı.
ENGİN POLAT’TAN AÇIKLAMA
Bu arada yaklaşık 9 aydır cezaevinde tutuklu yargılanan Engin Polat, sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yaptı.
İftiraya uğradıklarını ve haklarındaki suçlamaların delilsiz olduğunu savunan Polat, “Eşim Dilan Polat’ın bu hukuksuzluğa gücü kalmadı. Bütün vebal üzerinize olacaktır” ifadesini kullandı.
Haber7 – ÖZEL
Tarihinin en çalkantılı dönemini geçiren Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşan kritik başkanlık seçimlerine kan bulaştı. Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump, Pensilvanya’daki mitinginde suikaste uğrarken, bütün dikkatler 3. Dünya Savaşı’nın yüksek sesle dillendirildiği mevcut süreçte yaşanan bu hadiseye çevrildi.
Dünyaya güvenlik ve demokrasi taşımakla övünen ABD’de iç güvenlik zafiyetinin ileri seviyeye ulaştığını gözler önüne seren saldırının arkasında hangi derin odakların yer aldığı tartışma konusu oldu.
Trump’a yönelik suikast girişimiyle ilgili Güvenlik Uzmanı Coşkun Başbuğ, Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Furkan Kaya ve gazeteci yazar Kemal Bozkurt Haber7‘ye değerlendirmelerde bulundu.

BAŞBUĞ: GÖZDAĞI VERDİLER
Konuyu emniyet tedbirleri açısından değerlendiren Terör ve Güvenlik Uzmanı Coşkun Başbuğ, zafiyet vurgusu yaptı.
Coşkun Başbuğ şöyle konuştu:
Başbuğ, kullanılan silah açısından da organizasyonda acemilikler bulunduğunu kaydederek, “Amatörce bir iş yapıldığı ortada. Bu bilerek mi böyle yapıldı yoksa imkan kabiliyet buna mı el veriyordu tartışılır ancak arkasında bir derin devlet anlamı çıkmasın diye bu şekilde yapıldığı kanaatindeyim.” diye konuştu.

KAYA: 61 YIL SONRA İLK
Doç. Dr. Furkan Kaya bu suikastin geçmiş yıllardaki vakaları hatırlattığını belirterek şunları söyledi:
“John Kenedy, 1963’de Dallas’ta makam arabasında halkı selamlarken 2 el ateş edilerek hayatını kaybetmişti ve yine kafasından vurulmuştu. O tarihten beri çeşitli suikast girişimleri haberleri duyduk ama belki de ilk defa bu şekilde bir olayla karşılaştık. “
KÜRESELCİLERE SAVAŞ AÇAN BAŞKAN
ABD içerisinde küreselciler ve ulusalcılar arasında ciddi bir mücadele olduğuna vurgu yapan Kaya, “Trump da bu anlamda önce Amerika diyerek ve Trumpizm adında bir Amerikan milliyetçiliği meydana getirerek küreselcilerin politikalarına karşı bir duruş sergilediğini ifade ediyor.” dedi.
Suikastin oluş şekline atıfta bulunan Furkan Kaya, suikastçinin çatıda olmasının ve ihtimallere karşı neden önlem alınmadığının halen bir soru işareti olduğunu söyledi. Ardından da sözlerini şöyle sürdürdü:
“En basit koruma tedbirlerinde bile muhakkak çatılarda güvenlik güçlerinin veya polislerin veya servisin elemanları yer alır. Ama bu oalyda böyle bir durum görmedik. Dolayısıyla Trump’a karşı bir yapılanmanın olabileceğini ifade edebiliriz.”

OLAY TRUMP’IN LEHİNE
Son olarak bu olayın Trump’a avantaj olarak döneceğini söyleyen ve kurgu iddialarına inanmadığını söyleyen Furkan Kaya, “Trump zaten öndeydi. Bu olay da kasım ayındaki seçimlere pozitif olarak etki yapacaktır. Kurgu iddiaları ihtimaldir ama ben böyle bir şeye inanmıyorum. Olayı ciddi bir suikast girişimi olarak düşünüyorum.” dedi.

BOZKURT: GİZLİ BİR GÜÇ DEVREYE GİRDİ
MÜSİAD ABD Başkan Yardımcısı ve habername.com Genel Yayın Yönetmeni Kemal Bozkurt, kızışan seçim sürecinde gizli güçlerin devreye girdiğini ifade etti.
Joe Biden’ın seçim çalışmalarını artırdığını dikkat çeken Bozkurt, gizli güçlerin devreye girdiğini belirterek “ Trump zaten öndeydi ama Demokrat Partililer ve Biden da seçimi kazanmak için var gücüyle çalışmaya başlayınca, tahminimi söylüyorum; gizli güçler bu ‘suikast oyunu‘nu yaparak Trump’ı alenen açık ara seçimi kazandırtma yoluna gittiler diye düşünüyorum.“ifadelerini kullandı.
Olayın kime yaradığını sorgulayan Bozkurt, “Trump açısından seçimi iyice avantajlı hale getirdiğini düşünüyorum.” yorumunda bulundu.
Başka ihtimallerin de söz konusu olabileceğini vurgulayan Bozkurt, “Trump ‘Ben iktidara gelirsem bütün savaşları da bitireceğim.’ diye söz verdi. Öyle ki, bir önceki başkanlık döneminde de son yüzyılda hiçbir savaşa katılmayan tek Amerikan başkanıydı.” diyerek cümlelerini sonlandırdı.
Ülkeyi dehşete düşüren ve öfkelendiren olayda, Nairobi’nin Mukuru gecekondu mahallesinde bulunan bulguların ardından Kriminal Soruşturma Müdürlüğü (DCI) Cumartesi günü terk edilmiş taş ocağından beş çanta daha çıkarıldığını, bunlardan üçünde kesik bacaklar ve iki gövde olmak üzere kadın vücut parçaları bulunduğunu duyurdu.

HENÜZ KİMLİKLER TESPİT EDİLMEDİ
Cuma günü polis en az altı kadının cesedini bulduğunu bildirirken, devlet tarafından finanse edilen polis gözlemcisi, çöp denizinde yüzen çuvallarda yedisi kadın olmak üzere dokuz cesedin bulunduğunu söyledi.
Kriminal Soruşturma Müdürlüğü (DCI) Cumartesi günü terk edilmiş taş ocağından beş çanta daha çıkarıldığını, bunlardan üçünün kesik bacaklar ve iki gövde de dahil olmak üzere kadın vücut parçaları içerdiğini söyledi. Soruşturma sürdürülürken olay yerine güvenlik şeridi çekildi.
Keşifler, Kenya’nın geçen yıl Hint Okyanusu kıyısına yakın bir ormanda, dünyanın en kötü tarikat katliamlarından biri olan, yüzlerce kıyamet tarikatına mensup kişinin cesetlerinin bulunduğu toplu mezarların keşfedilmesinin ardından başladı.
Geçtiğimiz ay hükümet karşıtı gösterilerde onlarca kişinin öldürülmesinin ardından ülkenin kolluk kuvvetleri de inceleme altına alındı. Hak grupları, kolluk kuvvetlerini aşırı güç kullanmakla ve protestocuları kaçırmakla suçluyor.

HALK SAKİNLİĞE DAVET EDİLDİ
DCI sözcüsü yaptığı açıklamada, “Kamuoyuna soruşturmalarımızın kapsamlı olacağını ve tarikat üyelerinin olası faaliyetleri ve seri cinayetler dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere geniş bir alanı kapsayacağını temin etmek istiyoruz.” dedi. Yapılan açıklamalarda aynı zamanda halk sakinliğe davet edildi ve “Halkımıza sakin kalmaları ve dedektiflerimize bu korkunç sahnenin kurbanlarına adaleti ulaştırma şansı vermeleri çağrısında bulunuyoruz.” sözleri kullanıldı.
Kenya geçen yıl Hint Okyanusu kıyısındaki bir ormanda, korkunç tarikat bağlantılı katliamlarından biri olan, kıyamet günü tarikatının yüzlerce müridinin cesetlerinin bulunduğu toplu mezarların bulunmasıyla sarsılmıştı.
Geçen ay hükümet karşıtı gösteriler sırasında onlarca kişinin öldürülmesinin ardından ülkenin kolluk kuvvetleri de mercek altına alınırken, hak örgütleri polisleri aşırı güç kullanmak ve protestocuları kaçırmakla suçluyor.
Cuma günü polis Mukuru’da en az altı kadın cesedi bulduğunu bildirirken, devlet tarafından finanse edilen polis gözlemcisi yedisi kadın dokuz ceset bulunduğunu söyledi. Mukuru bölgesinde gerginlik yükselirken, yerel medyada polisin öfkeli kalabalığı dağıtmak için havaya ateş açtığı bildiriliyor.
Yerel halk, Cuma günü Nairobi’nin Mukuru gecekondu mahallesindeki çöplükte cesetlerin bulunduğu çöplükte toplandı ve çöplerden bulunan cesetlerin ardından endişelerini dile getirdi.
Elde edilen bilgilere göre DCI, dedektiflerden ve adli tıp uzmanlarından oluşan bir ekibin olay yerine girmesi öfkeli üyeleri tarafından engellendi.

DAHA FAZLA CESET OLMASI BEKLENİYOR
İnsan hakları grubu Vocal Africa’nın yöneticisi Hüseyin Halid, CNN’e yaptığı açıklamada, “Burası cesetlerin atıldığı bir yer gibi görünüyor ve daha fazlasının da olabileceğini düşünüyorum”dedi. Tüm cesetlerin aynı renk kurdelelerle bağlandığını belirtilerek şu açıklama yapıldı: “Hepsi kadındı, hepsi aynı renk kurdelelerle bağlanmış, hepsi aynı renk çuvallarla taşınmıştı.'”
Bağımsız Polis Denetim Otoritesi (IPOA) Cuma günü, korkunç olayda herhangi bir polis müdahalesinin olup olmadığını araştırdığını söyledi.
Açıklamada, “Çuvallara sarılmış ve naylon iplerle sabitlenmiş cesetlerde işkence ve sakatlama izleri görüldü” denildi ve çöplüğün polis karakoluna 100 metreden daha yakın bir mesafede olduğu belirtildi.
Sosyal medyada bazı kişiler bu kişileri kadın cinayeti kurbanları olarak tanımlanırken, Kenya Devlet Başkanı William Ruto Cumartesi günü yaptığı açıklamada hiçbir Kenyalının hayatını kaybetmesi için “hiçbir gerekçe” olmadığını belirterek “Biz hukukun üstünlüğü tarafından yönlendirilen demokratik bir ülkeyiz. Nairobi’de ve ülkenin herhangi bir yerinde gizemli cinayetlere karışanlardan hesap sorulacaktır” dedi.
Kenya’nın korkulan polis gücü sık sık yargısız infazlar ve diğer hak ihlalleriyle suçlanıyor ancak mahkumiyet kararları nadiren çıkıyor.
Pazartesi günü, kıyamet günü tarikatı lideri Paul Nthenge Mackenzie, İsa ile buluşmak için açlıktan ölmeye teşvik etmekle suçlandığı 400’den fazla takipçisinin ölümüyle ilgili olarak 94 sanıkla birlikte yargılanmaya başladı.
Kendisi ve diğer sanıklar ayrıca “Shakahola orman katliamı” olarak adlandırılan olayla ilgili ayrı davalarda cinayet, adam öldürme ve çocuklara zulüm suçlamalarıyla karşı karşıya.
Cumhuriyetçi Parti’den başkanlık için yarışan eski ABD Başkanı Trump, Pensilvanya’da bir mitingde kürsüden destekçilerine hitap ettiği sırada silahlı saldırıya uğradı.
Sağ kulağından yaralanan Trump’ın, sağlık durumunun iyi olduğu bildirilmişti.
Olayda, mitinge katılanlardan 1 kişi de hayatını kaybetmişti.

ABD Gizli Servisi, şüpheli bir saldırganın, miting alanının dışındaki yüksek bir yerden kürsünün bulunduğu noktaya birçok kez ateş ettiğini açıklamıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırıyı suikast girişimi olarak tanımlamıştı.

DÜNYADAN PEŞ PEŞE TEPKİLER
ÇİN
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, eski ABD Başkanı Donald Trump’a miting sırasında düzenlenen suikast girişimine ilişkin üzüntüsünü ifade ettiği bildirildi.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Trump’a yönelik suikast girişimine ilişkin açıklama yaptı.
Eski ABD Başkanı Trump’a, Pensilvanya’daki seçim mitingi sırasında düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin gelişmeleri takip ettiklerini belirten Sözcü, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, Trump için üzüntüsünü ifade ettiğini belirtti.
RUSYA
Dünyanın dört bir yanında liderler saldırıyı kınayan açıklamalar yayımlarken, Rusya savaşta olduğu Ukrayna’nın en büyük destekçisi ABD’ye iğneleyici bir gönderme yaptı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, ABD’de başkan ve başkan adaylarına yönelik suikast girişimlerinin ülkenin iç siyasi yaşamında “gelenek” olduğunu söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova yaptığı açıklamada, yaşanan silahlı saldırının ardından ABD’nin “nefreti kışkırtma” politikalarını gözden geçirmesi gerektiğini söyledi. ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı yardımlara değinen Zaharova, bu fonların saldırıları körüklemek için kullanıldığını iddia etti. Zaharova, “Belki de bu parayı Amerikan polisini ve ABD’de de kanun ile düzeni sağlaması gereken diğer hizmetleri finanse etmek için kullanmak daha iyi olurdu” ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı Joe Biden’ın, ülkede başkan, başkan adaylarına, tanınmış kişilere ve siyasi şahsiyetlere yönelik suikast girişimlerinin ABD’nin iç siyasi yaşamının acı verici tezahürleri olduğunu belirttiğini kaydeden Zaharova, “Ama onun tam söylemediklerini söylemek isterim. Biden bunun yalnızca ABD iç siyasi yaşamının acı verici bir tezahürü olmadığını, aynı zamanda bir ‘gelenek’ olduğunu da söylemeliydi.” ifadelerini kullandı.
JAPONYA
Japonya Başbakanı Kişida Fumio, ABD’deki seçim kampanyası sırasında eski Başkan Donald Trump’ın saldırıya uğraması sonrası “demokrasiye meydan okuyan şiddete karşı durma” çağrısı yaptı.
Başbakan Kişida, sosyal medya hesabı X üzerinden yayımladığı mesajında, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı kararlı bir şekilde durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın hızlı bir şekilde iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
İktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Sekreter Vekili ve eski Savunma Bakanı Inada Tomomi ise açıklamasında, siyasetçilere yönelik protesto ve muhalefetin “daha radikal hale geldiğini hissettiğini” söyledi.
Japonya’da Temmuz 2022’de eski Başbakan Abe Şinzo’nun da seçim kampanyasında suikasta kurban gitmesini anımsatan Inada, “Söylem alanı radikalleşti. ‘Ne istersen yapabileceğin’ bir vaziyet oluşması durumunda seçimlerin adaleti ve güvenliği tehlikeye girecek. Böyle olursa demokrasinin kendisi korunamaz.” ifadesini kullandı.
İNGİLTERE
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, “Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm. Kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.” dedi.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer de sosyal medya hesabından saldırıya tepki gösterdi. Starmer paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm ve kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.
Siyasi şiddetin hiçbir türünün toplumlarımızda yeri yoktur ve düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birliktedir.”
İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy de “Birleşik Krallık hükümeti her türlü siyasi şiddeti en güçlü şekilde kınamaktadır. Pensilvanya’daki şok edici gelişmeleri izlerken, düşüncelerimiz ve en iyi dileklerimiz Başkan Trump’ın yanı sıra tüm kurbanlar ve aileleriyle birliktedir.” dedi.
MEKSİKA
Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, Trump’a yapılan saldırıya X hesabından tepki göstererek, “Nasıl olursa olsun, eski Başkan Donald Trump’ın başına gelenleri kınıyoruz. Şiddet mantıksız ve insanlık dışıdır.” ifadesini kullandı.
2 Haziran’daki seçimi kazanan Meksika’nın seçilmiş ilk kadın Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum da saldırıyı kınayarak, “Eski Başkan Donald Trump’ın iyi olduğunu bilmek sevindirici. Bu saldırıyı kınadığımızı ve her türlü siyasi şiddeti reddettiğimizi bir kez daha yineliyoruz. Barış ve demokrasi her zaman tek seçenek olmalı.” değerlendirmesinde bulundu.
VENEZUELA
Venezuela’da seçim mitingi sırasında, Trump’a yapılan saldırının haberini alan Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Trump’a yönelik saldırıyı “şiddetle” kınadıklarını dile getirerek, “Trump’ın kısa zamanda iyileşmesini diliyorum. Tanrı Amerikan halkına huzur ve sükunet versin.” diye konuştu.
Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce de sosyal medya hesabından Pensilvanya’daki saldırıyı kınayarak, “Derin ideolojik ve politik farklılıklarımıza rağmen, nereden gelirse gelsin şiddet her zaman herkes tarafından kınanmalı.” ifadesini kullandı.
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, X hesabındaki açıklamasında, şiddetin her türlüsünü kınadıklarını belirtti.
Küba’nın 65 yıldır saldırıların ve terörizmin kurbanı olduğunu hatırlatan Canel, “Silah ticareti ve ABD’deki politik şiddetin tırmanması, bu tür olaylara yol açmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
BREZİLYA
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ise X hesabından saldırıya tepki göstererek, “Eski Başkan Donald Trump’a yönelik saldırı herkes tarafından şiddetle kınanmalı. Bugün gördüklerimiz kabul edilemez.” dedi.
Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, sosyal medya hesabındaki paylaşımında, Trump ile dayanışma içerisinde olduğunu kaydetti.
Uruguay Devlet Başkanı Luis Alberto Lacalle de X hesabındaki açıklamasında, şiddettin her türlüsünü reddettiklerini, Trump ve ABD halkıyla dayanışma içerisinde olduklarını söyledi.
PARAGUAY
– “Son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz”
Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena, sosyal medya hesabından kınama mesajı yayımlayarak, “Tüm şiddet eylemlerini en güçlü şekilde kınıyoruz. Eski Başkan Donald Trump ile dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor ve son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
FRANSA
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Düşüncelerim, bir suikast girişiminin kurbanı olan ve kendisine acil şifalar dilediğim Başkan Donald Trump ile birlikte. Bir aktivist hayatını kaybetti ve çok sayıda kişi de yaralandı. Bu demokrasilerimiz için bir trajedidir. Fransa, Amerikan halkının şokunu ve öfkesini paylaşmaktadır” dedi.
MACARİSTAN
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, mesaj yayımlayan ilk liderlerden oldu. Orban açıklamasında, “Bu karanlık saatlerde düşüncelerim ve dualarım Başkan Donald Trump ile birlikte” dedi.
AVUSTURYA
Avusturya Başbakanı Karl Nehammer, “Donald Trump’ın Pennsylvania’daki mitinginde uğradığı suikast girişimi karşısında dehşete düştüm ve kendisine acil şifalar diliyorum. Siyasi şiddetin toplumumuzda yeri yoktur. Düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birlikte” ifadelerini kullanırken, İrlanda Başbakanı Simon Harris, “Dün gece Pennsylvania’da gördüklerimiz ürkütücü ve yanlıştı. Eski Başkan Trump’ın güvende olması ve suikast girişiminden sağ kurtulması sevindiricidir. Kalplerimiz öldürülen ve ağır yaralanan masum izleyicilerle birlikte. Siyasi şiddetin yeri olamaz” dedi.
HOLLANDA
Hollanda Başbakanı Dick Schoof, saldırıyı gördüğünde şoka uğradığını belirterek, “Eski başkan ve mevcut başkan adayı Donald Trump’a yapılan saldırı karşısında şok olduk. Yaralarının hafif olması sevindiricidir. Kendisine acil şifalar diliyor, kendisine ve ailesine en iyi dileklerimi gönderiyorum. Düşüncelerim bu saldırıdan etkilenen herkesle birlikte. Siyasi şiddet tamamen kabul edilemez” ifadelerini kullandı.
İSPANYA
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, “Donald Trump’a Pennsylvania’daki bir mitingde yapılan saldırıyı en güçlü şekilde kınadığımı ifade etmek istiyorum. Şiddet ve nefretin demokrasilerde yeri yoktur. Eski Başkan Trump’a ve diğer yaralılara acil şifalar dilerken, hayatını kaybedenlerin ailelerine en içten taziyelerimi iletiyorum” derken, Japonya Başbakanı Fumio Kishida, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı sağlam durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın bir an önce iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
ALMANYA
Almanya Başbakan Olaf Scholz, saldırıyı ‘alçakça’ olarak nitelendirerek, “ABD başkan adayı Donald Trump’a yapılan saldırı alçakçadır. Kendisine acil şifalar diliyorum. Düşüncelerim aynı zamanda saldırıdan etkilenen insanlarla birlikte. Bu tür şiddet eylemleri demokrasiyi tehdit etmektedir” dedi.
YUNANİSTAN
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, “Eski Başkan Trump’a yönelik saldırı karşısında dehşete düştük. Demokratik toplumlarımızda siyasi şiddet kabul edilemez. Kendisine tam ve hızlı bir iyileşme diliyoruz. Ayrıca saldırıda hayatını kaybeden ya da yaralanan görgü tanıklarının ailelerine de en içten taziyelerimizi sunuyoruz” ifadelerine yer verdi.
UKRAYNA
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD’nin bu olaydan daha güçlü çıkmasını dilediğini belirterek, “Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Pennsylvania’daki mitinginde vurulduğunu öğrendiğimde dehşete kapıldım. Bu tür bir şiddetin hiçbir haklı gerekçesi ve dünyanın hiçbir yerinde yeri yoktur. Şiddet asla galip gelmemelidir. Donald Trump’ın şu anda güvende olduğunu öğrendiğim için rahatladım ve kendisine acil şifalar diliyorum. Bu saldırının kurbanı olan miting katılımcısının yakınlarına başsağlığı diliyorum. Bu olay karşısında dehşete düşen herkese güç dileklerimi iletiyorum. Amerika’nın bu olaydan daha güçlü çıkmasını diliyorum” dedi.
NATO
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Trump’a yönelik saldırıyı kınadığını belirterek, “Eski Başkan Trump’a yönelik suikast girişimi karşısında şok oldum. Kendisine acil şifalar diliyorum ve düşüncelerim saldırıdan etkilenenlerle birlikte. Bu saldırıyı kınıyorum. Siyasi şiddetin demokrasilerimizde yeri yoktur. NATO Müttefikleri özgürlüğümüzü ve değerlerimizi savunmak için bir arada durmaktadır” dedi.
AVRUPA BİRLİĞİ
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, X hesabından yaptığı paylaşımda, Trump’ın uğradığı saldırı karşısında şoke olduğunu ifade etti.
“Siyasi temsilcilere yönelik kabul edilemez şiddet eylemlerine bir kez daha tanık olunduğunu” kaydeden Borrell, Trump’a yönelik suikast girişimini “şiddetle kınadığını” belirtti.
]]>Cumhuriyetçi Parti’den başkanlık için yarışan eski ABD Başkanı Trump, Pensilvanya’da bir mitingde kürsüden destekçilerine hitap ettiği sırada silahlı saldırıya uğradı.
Sağ kulağından yaralanan Trump’ın, sağlık durumunun iyi olduğu bildirilmişti.
Olayda, mitinge katılanlardan 1 kişi de hayatını kaybetmişti.

ABD Gizli Servisi, şüpheli bir saldırganın, miting alanının dışındaki yüksek bir yerden kürsünün bulunduğu noktaya birçok kez ateş ettiğini açıklamıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırıyı suikast girişimi olarak tanımlamıştı.

DÜNYADAN PEŞ PEŞE TEPKİLER
ÇİN
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, eski ABD Başkanı Donald Trump’a miting sırasında düzenlenen suikast girişimine ilişkin üzüntüsünü ifade ettiği bildirildi.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Trump’a yönelik suikast girişimine ilişkin açıklama yaptı.
Eski ABD Başkanı Trump’a, Pensilvanya’daki seçim mitingi sırasında düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin gelişmeleri takip ettiklerini belirten Sözcü, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, Trump için üzüntüsünü ifade ettiğini belirtti.
JAPONYA
Japonya Başbakanı Kişida Fumio, ABD’deki seçim kampanyası sırasında eski Başkan Donald Trump’ın saldırıya uğraması sonrası “demokrasiye meydan okuyan şiddete karşı durma” çağrısı yaptı.
Başbakan Kişida, sosyal medya hesabı X üzerinden yayımladığı mesajında, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı kararlı bir şekilde durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın hızlı bir şekilde iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
İktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Sekreter Vekili ve eski Savunma Bakanı Inada Tomomi ise açıklamasında, siyasetçilere yönelik protesto ve muhalefetin “daha radikal hale geldiğini hissettiğini” söyledi.
Japonya’da Temmuz 2022’de eski Başbakan Abe Şinzo’nun da seçim kampanyasında suikasta kurban gitmesini anımsatan Inada, “Söylem alanı radikalleşti. ‘Ne istersen yapabileceğin’ bir vaziyet oluşması durumunda seçimlerin adaleti ve güvenliği tehlikeye girecek. Böyle olursa demokrasinin kendisi korunamaz.” ifadesini kullandı.
İNGİLTERE
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, “Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm. Kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.” dedi.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer de sosyal medya hesabından saldırıya tepki gösterdi. Starmer paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm ve kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.
Siyasi şiddetin hiçbir türünün toplumlarımızda yeri yoktur ve düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birliktedir.”
İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy de “Birleşik Krallık hükümeti her türlü siyasi şiddeti en güçlü şekilde kınamaktadır. Pensilvanya’daki şok edici gelişmeleri izlerken, düşüncelerimiz ve en iyi dileklerimiz Başkan Trump’ın yanı sıra tüm kurbanlar ve aileleriyle birliktedir.” dedi.
MEKSİKA
Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, Trump’a yapılan saldırıya X hesabından tepki göstererek, “Nasıl olursa olsun, eski Başkan Donald Trump’ın başına gelenleri kınıyoruz. Şiddet mantıksız ve insanlık dışıdır.” ifadesini kullandı.
2 Haziran’daki seçimi kazanan Meksika’nın seçilmiş ilk kadın Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum da saldırıyı kınayarak, “Eski Başkan Donald Trump’ın iyi olduğunu bilmek sevindirici. Bu saldırıyı kınadığımızı ve her türlü siyasi şiddeti reddettiğimizi bir kez daha yineliyoruz. Barış ve demokrasi her zaman tek seçenek olmalı.” değerlendirmesinde bulundu.
VENEZUELA
Venezuela’da seçim mitingi sırasında, Trump’a yapılan saldırının haberini alan Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Trump’a yönelik saldırıyı “şiddetle” kınadıklarını dile getirerek, “Trump’ın kısa zamanda iyileşmesini diliyorum. Tanrı Amerikan halkına huzur ve sükunet versin.” diye konuştu.
Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce de sosyal medya hesabından Pensilvanya’daki saldırıyı kınayarak, “Derin ideolojik ve politik farklılıklarımıza rağmen, nereden gelirse gelsin şiddet her zaman herkes tarafından kınanmalı.” ifadesini kullandı.
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, X hesabındaki açıklamasında, şiddetin her türlüsünü kınadıklarını belirtti.
Küba’nın 65 yıldır saldırıların ve terörizmin kurbanı olduğunu hatırlatan Canel, “Silah ticareti ve ABD’deki politik şiddetin tırmanması, bu tür olaylara yol açmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
BREZİLYA
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ise X hesabından saldırıya tepki göstererek, “Eski Başkan Donald Trump’a yönelik saldırı herkes tarafından şiddetle kınanmalı. Bugün gördüklerimiz kabul edilemez.” dedi.
Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, sosyal medya hesabındaki paylaşımında, Trump ile dayanışma içerisinde olduğunu kaydetti.
Uruguay Devlet Başkanı Luis Alberto Lacalle de X hesabındaki açıklamasında, şiddettin her türlüsünü reddettiklerini, Trump ve ABD halkıyla dayanışma içerisinde olduklarını söyledi.
PARAGUAY
– “Son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz”
Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena, sosyal medya hesabından kınama mesajı yayımlayarak, “Tüm şiddet eylemlerini en güçlü şekilde kınıyoruz. Eski Başkan Donald Trump ile dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor ve son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
FRANSA
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Düşüncelerim, bir suikast girişiminin kurbanı olan ve kendisine acil şifalar dilediğim Başkan Donald Trump ile birlikte. Bir aktivist hayatını kaybetti ve çok sayıda kişi de yaralandı. Bu demokrasilerimiz için bir trajedidir. Fransa, Amerikan halkının şokunu ve öfkesini paylaşmaktadır” dedi.
MACARİSTAN
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, mesaj yayımlayan ilk liderlerden oldu. Orban açıklamasında, “Bu karanlık saatlerde düşüncelerim ve dualarım Başkan Donald Trump ile birlikte” dedi.
AVUSTURYA
Avusturya Başbakanı Karl Nehammer, “Donald Trump’ın Pennsylvania’daki mitinginde uğradığı suikast girişimi karşısında dehşete düştüm ve kendisine acil şifalar diliyorum. Siyasi şiddetin toplumumuzda yeri yoktur. Düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birlikte” ifadelerini kullanırken, İrlanda Başbakanı Simon Harris, “Dün gece Pennsylvania’da gördüklerimiz ürkütücü ve yanlıştı. Eski Başkan Trump’ın güvende olması ve suikast girişiminden sağ kurtulması sevindiricidir. Kalplerimiz öldürülen ve ağır yaralanan masum izleyicilerle birlikte. Siyasi şiddetin yeri olamaz” dedi.
HOLLANDA
Hollanda Başbakanı Dick Schoof, saldırıyı gördüğünde şoka uğradığını belirterek, “Eski başkan ve mevcut başkan adayı Donald Trump’a yapılan saldırı karşısında şok olduk. Yaralarının hafif olması sevindiricidir. Kendisine acil şifalar diliyor, kendisine ve ailesine en iyi dileklerimi gönderiyorum. Düşüncelerim bu saldırıdan etkilenen herkesle birlikte. Siyasi şiddet tamamen kabul edilemez” ifadelerini kullandı.
İSPANYA
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, “Donald Trump’a Pennsylvania’daki bir mitingde yapılan saldırıyı en güçlü şekilde kınadığımı ifade etmek istiyorum. Şiddet ve nefretin demokrasilerde yeri yoktur. Eski Başkan Trump’a ve diğer yaralılara acil şifalar dilerken, hayatını kaybedenlerin ailelerine en içten taziyelerimi iletiyorum” derken, Japonya Başbakanı Fumio Kishida, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı sağlam durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın bir an önce iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
ALMANYA
Almanya Başbakan Olaf Scholz, saldırıyı ‘alçakça’ olarak nitelendirerek, “ABD başkan adayı Donald Trump’a yapılan saldırı alçakçadır. Kendisine acil şifalar diliyorum. Düşüncelerim aynı zamanda saldırıdan etkilenen insanlarla birlikte. Bu tür şiddet eylemleri demokrasiyi tehdit etmektedir” dedi.
YUNANİSTAN
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, “Eski Başkan Trump’a yönelik saldırı karşısında dehşete düştük. Demokratik toplumlarımızda siyasi şiddet kabul edilemez. Kendisine tam ve hızlı bir iyileşme diliyoruz. Ayrıca saldırıda hayatını kaybeden ya da yaralanan görgü tanıklarının ailelerine de en içten taziyelerimizi sunuyoruz” ifadelerine yer verdi.
UKRAYNA
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD’nin bu olaydan daha güçlü çıkmasını dilediğini belirterek, “Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Pennsylvania’daki mitinginde vurulduğunu öğrendiğimde dehşete kapıldım. Bu tür bir şiddetin hiçbir haklı gerekçesi ve dünyanın hiçbir yerinde yeri yoktur. Şiddet asla galip gelmemelidir. Donald Trump’ın şu anda güvende olduğunu öğrendiğim için rahatladım ve kendisine acil şifalar diliyorum. Bu saldırının kurbanı olan miting katılımcısının yakınlarına başsağlığı diliyorum. Bu olay karşısında dehşete düşen herkese güç dileklerimi iletiyorum. Amerika’nın bu olaydan daha güçlü çıkmasını diliyorum” dedi.
NATO
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Trump’a yönelik saldırıyı kınadığını belirterek, “Eski Başkan Trump’a yönelik suikast girişimi karşısında şok oldum. Kendisine acil şifalar diliyorum ve düşüncelerim saldırıdan etkilenenlerle birlikte. Bu saldırıyı kınıyorum. Siyasi şiddetin demokrasilerimizde yeri yoktur. NATO Müttefikleri özgürlüğümüzü ve değerlerimizi savunmak için bir arada durmaktadır” dedi.
AVRUPA BİRLİĞİ
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, X hesabından yaptığı paylaşımda, Trump’ın uğradığı saldırı karşısında şoke olduğunu ifade etti.
“Siyasi temsilcilere yönelik kabul edilemez şiddet eylemlerine bir kez daha tanık olunduğunu” kaydeden Borrell, Trump’a yönelik suikast girişimini “şiddetle kınadığını” belirtti.
]]>Harekatla soydaşların yıllarca uğradıkları haksızlık ve zulümlerin sona erdirilerek, haklı taleplerinin karşılık bulmasının sağlandığını, hem Türkler hem de Rumlar için adaya barış, huzur ve güvenlik getirildiğini belirten Güler, harekatın, TSK’nın müşterek unsurlarının, Cumhuriyet tarihindeki en kapsamlı harekatı olması ve büyük bir başarıyla icra edilmesi bakımından müstesna bir yere sahip olduğunu vurguladı.
Bakan Güler, şunları kaydetti:
“RUM TARAFININ PROVOKATİF ADIMLARI ÇÖZÜMSÜZLÜĞE HİZMET ETMEKTEDİR”
“Garantör ülke sıfatıyla uluslararası hukuktan doğan haklarımız çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz ve iki aşamada icra edilen bu harekatta Türk askerinin yetenekleri, emsalsiz kahramanlığı ve fedakarlığı, bir kez daha tarihe altın harflerle yazılmıştır. 1974’ten bu yana adada konuşlu bulunan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı, her iki taraf için de barış ve güvenliğin teminatıdır. Türkiye’nin adadaki askeri varlığını farklı bir şekilde tanımlamak, bu konuda provokatif söylemler dile getirmek, Rum tarafına hiçbir fayda sağlamayacaktır. Yarım asırdır adada kan ve gözyaşı yoksa bu, Türk Barış Kuvvetlerinin oradaki varlığı sayesindedir. Uzun yıllardır süregelen ve miadı dolmuş söylemlerin çözüm çabalarına katkı sağlamadığı ve sağlamayacağı artık anlaşılmalıdır. Rum tarafının provokatif adımları ve üçüncü ülkelerden aldığı askeri yardımlar da sadece ve sadece çözümsüzlüğe hizmet etmektedir.”

Güler, artık adada tek ve kesin çözümün, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesi olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Sayın Cumhurbaşkanımız da her platformda uluslararası topluma bir an önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması yönünde çağrı yapmaktadır. Bu çağrının özünde, Kıbrıs meselesindeki düğümün, kalıcı ve adil bir şekilde çözülmesi düşüncesi yer almaktadır. İki devletli çözüm dışında bir çözüm yoktur ve bu konuda artık herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Gerçek şudur ki adada bugün iki ayrı halk ve iki ayrı devlet bulunmaktadır. Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik müzakerelerin ve ulaşılmak istenen hedefin de bu gerçek üzerine inşa edilmesi gerekmektedir. Bu anlayışla Türkiye, iki devletli çözümün müzakere edilmesinin, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesinin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasının zamanının geldiği görüşündedir.”
Harekatın 50. yılına özel hazırlık
Bakan Güler, tüm adaya barış ve huzur getiren Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci yıl dönümüne yaraşır çeşitli faaliyetlerin planlandığını belirtti.
Bu kapsamda ilk olarak 4 Haziran’da Milli Savunma Üniversitesi ev sahipliğinde “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci Yıl Dönümü Paneli” düzenlendiğini hatırlatan Güler, şunları aktardı:
“KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’ının da iştirak ettiği bu panelde, harekatın icrası ile Kıbrıs konusundaki tezlerimize yönelik önemli bilimsel sunumlar gerçekleştirildi. Aynı şekilde KKTC makamları ile koordine içerisinde, Kıbrıs gazilerimiz ile yakınlarının da katılacağı günün anlam ve önemine yakışır resmi törenler, anma yürüyüşleri ve şehitlik ziyaretleri, TCG Anadolu’nun KKTC liman ziyareti ve 50 gemi ile denizde geçit töreni, Türk Yıldızları Akrobasi Timi gösterisi ve muharip uçak geçişi, 50’nci Yıl Sergisi, 50 pare top atışı, Şafak Nöbeti etkinlikleri kapsamında, bando ve mehteran birliği ile ünlü sanatçıların katılımı ile konserler, Mutlu Barış Harekatı Semineri, konferansı, sempozyumu, makale yarışması, spor müsabakaları, ağaç dikimi, belgesel ve film gösterimleri ve kardeş ülke etkinlikleri başta olmak üzere birçok anlamlı ve özel faaliyetin icra edilmesi planlanmaktadır. Ayrıca, 50’nci yıla özel anı pulu ve madeni para basımı yapılacaktır.”

KIBRIS’IN STRATEJİK KONUMU
Kıbrıs meselesinin bir sorun değil, milli bir dava olduğuna vurgu yapan Güler, “Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum, sadece adanın değil, hassas bir süreçten geçen Akdeniz’deki genel güvenlik ve istikrarın devamı bakımından da kritik önemdedir.” ifadelerini kullandı.
Kıbrıs’ın, Doğu Akdeniz’de ticareti ve son dönemlerde de artan iletişim ve enerji yollarını kontrol altında tutan bir konuma sahip olduğuna dikkati çeken Güler, şöyle devam etti:
“Kıbrıs meselesinin, Kıbrıs Türk halkının meşru çıkarlarını ve güvenliğini teminat altına alacak şekilde bir an önce çözüme kavuşturulması, ülkemizin en önemli önceliklerindendir. Muhataplarımızdan da Kıbrıs Türkü’nün ve Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarına saygılı olarak hareket etmelerini bekliyoruz. Bu kapsamda, uluslararası camiayı, sadece bir tarafın iddialarını desteklemeyi bırakıp konuya makul, mantıklı, tarafsız ve çözüm odaklı yaklaşmaya davet ediyoruz. Ancak, her zaman dile getirdiğimiz gibi barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken milli menfaatlerimizden asla taviz vermeyeceğimiz de iyi bilinmelidir.”
Güler, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) adanın tek temsilcisi gibi hareket ettiğini ve KKTC’nin izni olmadan yabancı askeri kuvvetleri adaya konuşlandırdığına dikkati çekerek, bunun 1960 Anlaşmalarına aykırılık teşkil ettiğini belirtti.
Bakan Güler, şunları söyledi:
“ASKERİ UNSURLARIN KONUŞLANDIĞINI VE SAVAŞ GEMİLERİNİN GÖNDERİLDİĞİNİ BİLİYORUZ”
“İsrail-Hamas çatışmasının başladığı ekim ayından bu yana sivillerin çatışma bölgesinden tahliyesi ve insani yardım adı altında bazı Avrupa devletlerinin (Almanya, Fransa, Hollanda vb.) askeri unsurlarının GKRY’ye konuşlandığını ve ABD başta olmak üzere diğer ülkelerin savaş gemilerinin (İngiltere, Yunanistan, İtalya vb.) GKRY’ye ait limanları kullandığını biliyoruz. GKRY’nin adadaki dengeyi bozan ve KKTC’nin güvenliğine yönelik tehdit oluşturan faaliyetlerine karşı gerekli tüm tedbirleri almaya devam edeceğiz. Hem Kıbrıslı kardeşlerimizin güven, huzur ve refah içinde yaşadığı bir geleceği inşa etmek hem de Türkiye ve KKTC’nin Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini korumak için kararlılığımız tamdır. Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Garanti ve İttifak Antlaşmaları çerçevesinde, ‘tek millet, iki devlet ve tek yürek’ anlayışıyla Kıbrıslı kardeşlerinin yanlarında olmaya devam edecek, Kıbrıs Türk halkının geleceğe güvenle bakmasına ve refah düzeyinin yükseltilmesine yönelik çalışmalarını daha da geliştirerek sürdürecektir.”
Bakan Güler, 15 Temmuz’un, asil milletin cesareti, engin feraseti ve ordu-millet dayanışması sayesinde kalleşlerin ihanetinden halkın iradesinin zaferine dönüştüğüne vurgu yaparak, “15 Temmuz akşamı Genelkurmay İkinci Başkanı olarak ben ve diğer vatansever silah arkadaşlarım düşman askerine bile yapılmayacak bir muamele ile karşılaştık.” ifadelerini kullandı.
Askerliğin, her türlü duruma karşı teyakkuzda olmayı, mücadele disiplininden ayrılmamayı, bulunulan her ortamda azami dikkati gerektiren ve bunları bir yaşam tarzı olarak benimseten bir meslek olduğuna dikkati çeken Güler, 15 Temmuz’da, ilk andan itibaren olan biteni anlamaya ve ilişkiler ağını çözmeye odaklandığını bildirdi.

Bakan Güler, şöyle devam etti:
“Bir darbe ile karşı karşıyaydık ama bu eski zamanlarda yaşanan ve aslında hiç olmaması gereken darbe girişimlerinden de çok farklıydı. 17-25 Aralık’tan beri resmi olarak devletimizin mücadele halinde olduğu radikal bir örgüt olan FETÖ mensupları tarafından gerçekleştiriliyordu. O gece asil Türk milleti, Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine her yaştan insanıyla bu alçaklara, üstün bir cesaretle karşı durmuş, devletinin bekasına ve kendi geleceğine sahip çıkmıştır.
Aynı şekilde, asil milletimizin bağrından çıkmış Türk Silahlı Kuvvetlerimizin devletine, ülkesine bağlı şerefli mensupları da milletimizle omuz omuza vererek bu hainlere karşı kahramanca direnmiş, onlara engel olmuştur. Buradaki kritik husus; bu hainlerin silah kullanması, darbe talimatı vermesi, ordunun tamamının bu işin içinde olduğu izlenimi yaratmaya ve milletimizi buna inandırmaya çalışmasıydı. Ancak, devletine ve milletine bağlı Şehit Ömer Halisdemir gibi vatan evlatlarımızın gösterdiği kahramanlık bu oyunu bozmuş ve bu durum darbe girişiminin akamete uğramasındaki en kritik noktalardan biri olmuştur.”
15 Temmuz gecesi hainlere karşı dimdik durarak canlarını feda eden aziz şehitleri rahmetle yad eden Güler, bu uğurda gazi olan kahramanlara ve 15 Temmuz destanını yazan aziz vatandaşlara saygı ve şükranlarını sunduğunu bildirdi.
“TSK’DAN 23 BİN 859 PERSONEL İHRAÇ EDİLDİ”
Güler, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından devletin içine sızan FETÖ mensuplarına yönelik kapsamlı mücadele kapsamında Milli Savunma Bakanlığı (MSB) ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde yürütülen çalışmalarda gelinen son duruma ilişkin şu bilgileri verdi:
“Bugüne kadar TSK’dan 23 bin 859 personel ihraç edilmiş, 2 bin 292 personelin ise rütbesi geri alınmıştır. Açığa alınan ve geçici görevden uzaklaştırılan personel sayısı 245’tir. Bundan sonra da MSB olarak tespit edilen bilgi ve belgeler ışığında FETÖ ile mücadelemiz, büyük bir hassasiyetle ve tavizsiz şekilde yürütülecektir.

Öte yandan, mazisi zaferlerle dolu şanlı ordumuz, 15 Temmuz sonrası hainlerden temizlenmeye başlar başlamaz Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifleri ile yurt içi ve sınır ötesinde büyük ve kapsamlı operasyonların icrasına yönelmiş, ülkemizin ve vatandaşlarımızın başına musallat olan terör belası bitme noktasına getirilmiştir. Aynı zamanda bu zorlu süreçte zaafa uğrayacağı düşünülen Türk ordusunun çok daha güçlendiği ve harekat kabiliyetinin arttığı tüm dünyaya gösterilmiştir. Kahraman ordumuzun elde ettiği başarılar sayesinde Türkiye, 15 Temmuz hain girişiminde bulunan şer odaklarının planlarını bozmuş, hem sahada hem masada etkin ve oyun kurucu bir ülke haline gelmiştir.”
“Mücadele, FETÖ ile iltisaklı tek bir personel kalmayıncaya dek sürdürülecek”
FETÖ’nün yeniden yapılanma girişimlerine karşı alınan önlemler hakkında da bilgiler veren Güler, başta güvenlik güçleri olmak üzere devletin tüm kurumlarının koordine halinde diplomatik, siyasi, adli ve istihbari imkanlarını kullanarak hainlerle mücadelesini kararlılıkla sürdürdüğünü vurguladı.
FETÖ ile mücadele kapsamında; menfur darbe girişimi ve örgütle irtibat ve iltisaka ilişkin tüm iddiaların adli makamlara intikal ettirildiğini, buralarda da gerekli soruşturma ve kovuşturmaların yapıldığını ifade eden Güler, şunları kaydetti:
“FETÖ ile mücadele hukuk çerçevesinde tüm birimlerde aynı anlayış, disiplin ve kriterlerle yürütülmekte, devletimizin istihbarat kurumlarından, birimlerimizden ve diğer kaynaklardan elde edilen istihbarat ve bilgilere mutlaka gerekli işlem yapılmaktadır. Bakanlığımızın, yeni bilgi, belge ve veriler ışığında hassasiyetle devam ettirdiği FETÖ ile mücadelesi, bünyemizde FETÖ ile iltisaklı tek bir personel kalmayıncaya dek kararlılıkla sürdürülecek, TSK’nın şanlı üniformasını hiçbir hainin taşımasına asla müsaade edilmeyecektir.”

HUDUT BİRLİKLERİNDE YOĞUN ÇALIŞMA
Bakan Güler, TSK’nın terör örgütleri arasında hiçbir ayırım yapmadan operasyonlarını yoğun şekilde sürdürdüğüne dikkati çekerek, halkın güvenliği için hudutların dinamik ve çok yönlü etkin tedbirlerle korunduğunu ifade etti.
Sınırlarda düzensiz göçmen geçişi ile kaçakçılığın engellenmesinin yanında özellikle terör örgütleriyle mücadelenin, “hudut namustur” anlayışıyla, Cumhuriyet tarihinin en yoğun ve etkili tedbirleriyle özverili şekilde sürdüğünü ifade eden Güler, hudut birliklerinin imkan ve kabiliyetlerinin günden güne geliştirildiğini belirtti.
Hudut hattında personel takviyesinin yanı sıra teknoloji yoğunluklu sistemlerin de etkin şekilde kullanıldığına işaret eden Güler, hudut emniyetine yönelik dünya standartlarında alınan tedbirlere, milli ve yerli olarak geliştirilen sistemlerle oluşturulan hudut fiziki güvenlik sistemlerine diğer ülkelerin ilgisinin de her geçen gün arttığını bildirdi.
Bakan Güler, 1 Temmuz 2023’ten 12 Temmuz 2024’e kadar 486 terör örgütü mensubunun hudut birliklerince yakalanarak kolluk kuvvetlerine teslim edildiğini bildirerek, bunların 334’ünün FETÖ, 125’inin PKK, 21’inin DEAŞ ve 6’sının MLKP-DHKP/C terör örgütü mensubu olduğunu aktardı.
Güler, şunları kaydetti:
“‘Hudut namustur’ şiarıyla görev yapan TSK, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sınır güvenliğimizde etkin tedbirler almaya ilgili bakanlık ve kamu kurumları ile koordineli olarak devam edecektir. Hudutlarımızla ilgili daha önce de karşılaştığımız gibi zaman zaman yeri, zamanı ve hangi ülkeden olduğu belli olmayan ve insan kaçakçılarının reklamlarını da içeren görüntüler üzerinden asılsız iddialar ortaya atılmaktadır. Beklentimiz, 7 gün 24 saat esasına göre sınırlarımızı koruyan 60 bin Mehmetçiğimizin olağanüstü gayret ve emeğine saygı duyulmasıdır. Birçok ülke tarafından örnek alınan ve benzer tedbirlerin hayata geçirilmesi için talepte bulunulan sınırlarımızın güvenliğinden emin olmak isteyen herkesi hudutlarımızda misafir etmekten büyük memnuniyet duyacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”
“TSK terör koridoruna müsaade etmeyecek”
Bakan Güler, Irak’ın kuzeyinde bir terör koridoru oluşturulmaması için başlatılan Pençe serisi operasyonlara ilişkin, “Terörle mücadele kapsamında sınırlarımızın güvenliğini ileriden sağlamak ve vatandaşlarımızın huzurlu ortamda yaşamasını temin etmek amacıyla yeni bir güvenlik anlayışı benimsenmiş ve stratejik bir öngörü ile teröre karşı çok boyutlu ve kapsamlı yaklaşım sergilenerek, ‘terörü sınırlarımızın ötesinde, kaynağında yok etme stratejisi’ doğrultusunda konsept değişikliğine gidilmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu kapsamda terör örgütü PKK/KCK’nın kullandığı sığınak, barınak ve lojistik tesisleri imha etmek, teröristleri etkisiz hale getirmek ve bölgede alan hakimiyeti tesis ederek hudut emniyetini ileriden sağlamak maksadıyla 2019’da başlayan Pençe serisi operasyonlar ile “girilemez” denilen yerlere girerek terör örgütünün çöküş sürecine sokulduğuna dikkati çeken Güler, bu operasyonlarla bugüne kadar 2 bin 6 teröristin etkisiz hale getirildiğini bildirdi.

Ayrıca 2 bin 846 mağara ve sığınağın kullanılamaz hale getirildiğini, 5 bin 142 mayın ve el yapımı patlayıcının imha edildiğini, 3 bin 831 silah ve 1 milyon 434 bin mühimmatın ele geçirildiğini aktaran Güler, şöyle devam etti:
KARARLILIK MESAJI
“Harekatlarımızda düşünce, planlama ve icrada süratli, sahanın gerektirdiği alışılmadık ve öngörülemez düzeyde özgün, sezilmeyecek ve tepki verilemeyecek bir tempo ile terör örgütü üzerindeki baskı kesintisiz devam ettirilmektedir. Şu ana kadar büyük bir başarıyla sahada tesis ettiğimiz kontrolün geliştirilmesi ve genişletilmesi, terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmıyor, alandaki hakimiyetimizi geliştiriyoruz.
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz güney sınırlarımızın hemen ötesinde bir terör koridoru kurulmasına asla müsaade etmeyecektir. 40 yıldır ülkemizin önünde engel olan terör belasını bitirmekte ve güvenlik kilidini tamamen kapatmakta ve Irak’ın kuzeyini teröristlerden tamamen arındırma konusunda kararlıyız.”
Güler, ülkenin ve milletin güvenliğine tehdit oluşturan her türlü terör örgütüne karşı verilen amansız ve oldukça başarılı mücadeleyi sürdüreceklerini vurgulayarak, “Bu vesileyle şu hususu da özellikle vurgulamak gerekir ki terörle mücadelede elde edilen kazanımlar, yıllarca terörden muzdarip olan bölgedeki vatandaşlarımız tarafından da büyük memnuniyetle desteklenmektedir. Nitekim, başta Şırnak ve Hakkari olmak üzere tarihi ve kültürel zenginlikleri olan şehirlerimizde terör, artık gündem olmaktan çıkmıştır. Bu şehirlerimiz artık kendi doğal güzellikleri, pek çok alanda sahip oldukları yüksek potansiyeli ortaya koymaya başlamışlardır.” ifadelerini kullandı.
Suriye harekat alanları
Bakan Güler, 15 Temmuz hain darbe girişiminden kısa süre sonra hudutların ve vatandaşların güvenliğini sağlamak için Suriye ve Irak’ın kuzeyinde PKK/KCK/PYD/YPG ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı icra edilen kapsamlı operasyonlar ile terör örgütüne büyük darbe vurulduğunu belirterek, “Operasyonlar ile ülkemizin güneyinde kurulmak istenen terör koridoru engellenmiş, Suriye’den ülkemize yeni bir göç dalgasının gelmesi ve insanlık dramının yaşanması önlenmiş, hudutlarımızın güvenliği ileriden sağlanmıştır. Oluşturulmak istenen terör koridoru engellenmeseydi, bugün bizlerin ve gelecek nesillerimizin çok daha zor ve karmaşık durumlarla karşı karşıya kalacağının iyi bilinmesi gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.
Suriye ve Irak’ın kuzeyinde başarıyla icra edilen operasyonların “sürekli ve kapsamlı” şekilde devam ettiğini kaydeden Güler, “1 Ocak’tan bugüne kadar Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde 81 bin 368 mühimmat ve 1820 sığınak ile mağara imha edilirken, 732’si Suriye’nin, 656’sı ise Irak’ın kuzeyinde olmak üzere 1388 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Bugüne kadar nerede bir terör tehdidi, kampı, sığınağı, oluşumu veya kümelenmesi varsa kalıcı olarak imha edileceği kararlılığımızı gösterdik, bundan sonra da göstermeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı
TERÖRLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ
Bakan Güler, terörizmin, başta NATO müttefikleri olmak üzere, tüm ülkeler için ana tehdit unsuru olarak bölgesel ve küresel barış, huzur ve istikrarın en büyük düşmanı olduğunu belirtti.
Türkiye’nin NATO’nun güney sınırlarını da oluşturduğuna dikkati çeken Güler, şöyle devam etti:
“Ülkemiz uzun yıllardır terörle mücadele eden, enerjisini ve gücünü buna harcayan ve NATO Genel Sekreteri’nin de ifade ettiği gibi terörden en fazla zarar gören NATO müttefikidir. NATO stratejik konseptinde de belirtildiği üzere doğrudan asimetrik tehdit olarak belirlenen terörizm, tüm biçim ve tezahürleriyle iki ana tehditten biri olarak kabul edilmiştir. Gösterdiğimiz hassasiyet ve konuya verdiğimiz önem sayesinde, NATO ve üyelerinin terörizme yaklaşımında önemli ilerleme kaydedildiğini de gözlemliyoruz. Ancak, gerek müttefiklerimizden gerek komşularımızdan terörle mücadele konusunda yeterli desteği göremediğimiz gibi çeşitli bahaneler, yol ve yöntemlerle teröristlere ve uzantılarına destek verildiğini de görüyoruz.
Komşularımızdan, müttefiklerimizden DEAŞ veya bir başka bahane ile milli güvenliğimizi doğrudan etkileyen konulardaki yaklaşımlarını değiştirmelerini ve bizimle işbirliği yapmalarını bekliyor ve bunu her fırsatta kendilerine de ifade ediyoruz.”
Güler, Irak ile terörle mücadelede başlayan işbirliği görüşmelerinin iyi bir atmosferde devam ettiğini belirterek, bu ülkeye yaptıkları son ziyaretin oldukça olumlu ve faydalı olduğunu bildirdi.
Güler, “Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyareti onlar için çok önemliydi ve bu ziyarette değişik alanlarda çok sayıda anlaşma imzaladık. Yıllardır PKK’yı hiçbir şekilde ‘terör örgütü’ olarak tanımlamayan Irak, ‘yasaklanmış örgüt’ olarak tanımladı. Irak ilk kez PKK’yı sadece Türkiye’nin değil, kendi problemi olarak da görüyor.” ifadelerini kullandı.
Sağ kulağından yaralanan Trump’ın, sağlık durumunun iyi olduğu bildirilmişti.
Olayda, mitinge katılanlardan 1 kişi de hayatını kaybetmişti.

ABD Gizli Servisi, şüpheli bir saldırganın, miting alanının dışındaki yüksek bir yerden kürsünün bulunduğu noktaya birçok kez ateş ettiğini açıklamıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırıyı suikast girişimi olarak tanımlamıştı.

DÜNYADAN PEŞ PEŞE TEPKİLER
JAPONYA
Japonya Başbakanı Kişida Fumio, ABD’deki seçim kampanyası sırasında eski Başkan Donald Trump’ın saldırıya uğraması sonrası “demokrasiye meydan okuyan şiddete karşı durma” çağrısı yaptı.
Başbakan Kişida, sosyal medya hesabı X üzerinden yayımladığı mesajında, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı kararlı bir şekilde durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın hızlı bir şekilde iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
İktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Sekreter Vekili ve eski Savunma Bakanı Inada Tomomi ise açıklamasında, siyasetçilere yönelik protesto ve muhalefetin “daha radikal hale geldiğini hissettiğini” söyledi.
Japonya’da Temmuz 2022’de eski Başbakan Abe Şinzo’nun da seçim kampanyasında suikasta kurban gitmesini anımsatan Inada, “Söylem alanı radikalleşti. ‘Ne istersen yapabileceğin’ bir vaziyet oluşması durumunda seçimlerin adaleti ve güvenliği tehlikeye girecek. Böyle olursa demokrasinin kendisi korunamaz.” ifadesini kullandı.
İNGİLTERE
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, “Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm. Kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.” dedi.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer de sosyal medya hesabından saldırıya tepki gösterdi. Starmer paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm ve kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.
Siyasi şiddetin hiçbir türünün toplumlarımızda yeri yoktur ve düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birliktedir.”
İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy de “Birleşik Krallık hükümeti her türlü siyasi şiddeti en güçlü şekilde kınamaktadır. Pensilvanya’daki şok edici gelişmeleri izlerken, düşüncelerimiz ve en iyi dileklerimiz Başkan Trump’ın yanı sıra tüm kurbanlar ve aileleriyle birliktedir.” dedi.
MEKSİKA
Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, Trump’a yapılan saldırıya X hesabından tepki göstererek, “Nasıl olursa olsun, eski Başkan Donald Trump’ın başına gelenleri kınıyoruz. Şiddet mantıksız ve insanlık dışıdır.” ifadesini kullandı.
2 Haziran’daki seçimi kazanan Meksika’nın seçilmiş ilk kadın Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum da saldırıyı kınayarak, “Eski Başkan Donald Trump’ın iyi olduğunu bilmek sevindirici. Bu saldırıyı kınadığımızı ve her türlü siyasi şiddeti reddettiğimizi bir kez daha yineliyoruz. Barış ve demokrasi her zaman tek seçenek olmalı.” değerlendirmesinde bulundu.
VENEZUELA
Venezuela’da seçim mitingi sırasında, Trump’a yapılan saldırının haberini alan Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Trump’a yönelik saldırıyı “şiddetle” kınadıklarını dile getirerek, “Trump’ın kısa zamanda iyileşmesini diliyorum. Tanrı Amerikan halkına huzur ve sükunet versin.” diye konuştu.
Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce de sosyal medya hesabından Pensilvanya’daki saldırıyı kınayarak, “Derin ideolojik ve politik farklılıklarımıza rağmen, nereden gelirse gelsin şiddet her zaman herkes tarafından kınanmalı.” ifadesini kullandı.
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, X hesabındaki açıklamasında, şiddetin her türlüsünü kınadıklarını belirtti.
Küba’nın 65 yıldır saldırıların ve terörizmin kurbanı olduğunu hatırlatan Canel, “Silah ticareti ve ABD’deki politik şiddetin tırmanması, bu tür olaylara yol açmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
BREZİLYA
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ise X hesabından saldırıya tepki göstererek, “Eski Başkan Donald Trump’a yönelik saldırı herkes tarafından şiddetle kınanmalı. Bugün gördüklerimiz kabul edilemez.” dedi.
Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, sosyal medya hesabındaki paylaşımında, Trump ile dayanışma içerisinde olduğunu kaydetti.
Uruguay Devlet Başkanı Luis Alberto Lacalle de X hesabındaki açıklamasında, şiddettin her türlüsünü reddettiklerini, Trump ve ABD halkıyla dayanışma içerisinde olduklarını söyledi.
PARAGUAY
– “Son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz”
Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena, sosyal medya hesabından kınama mesajı yayımlayarak, “Tüm şiddet eylemlerini en güçlü şekilde kınıyoruz. Eski Başkan Donald Trump ile dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor ve son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Acılı aile oğlunu şehit verdiği hain darbe girişiminin yıl dönümünde kendilerini yıkan bir olayla daha karşı karşıya kaldı. Batuhan Ergin’in mezarı başındaki Türk bayrağının yıprandığını gören acılı baba, Zincirlikuyu Mezarlıklar Müdürlüğü’ne güvenlik görevlisi aracılığıyla talebini iletti. Birkaç gün sonra şehit oğlunun mezarı başına gittiğinde bayrağın değiştirilmediğini gördü. Güvenliğe isteğini bir kez daha yineledi. Ancak Zincirlikuyu Mezarlıklar Müdürlüğü’nden gelen “Bizim sorumluluğumuzda değil onu da şehidin babası değiştirsin” yanıtı acılı babayı adeta yıktı. Duruma tepki gösteren baba Ahmet Ergin, olayı Beşiktaş Kaymakamı Oğuzhan Bingöl’e anlattı. Şehidin kabri başındaki yıpranan Türk bayrağı kısa süre içinde yenisiyle değiştirildi.
“OĞLUM KALBİNDEN TEK KURŞUNLA VURULARAK ŞEHİT EDİLDİ”
15 Temmuz gecesi şehit olan 21 yaşındaki Batuhan Ergin’in babası Ahmet Ergin o gece ile ilgili, “Batuhan bir arkadaşının evinde televizyon seyrederken darbe olduğunu öğrendi. Ben de kendisini bu konu hakkında uyarmıştım ‘eve gel’ diye. Batuhan sonra sokağa çıktı. Ardından marketlerdeki, bankamatikteki kuyruğu görüp sinirlendi ve ‘Aldığınız ekmekler ve makarnalar bitmeyecek mi sanki vatan elden gidiyor siz ekmek makarna peşine düşmüşsünüz’ dedi. Batuhan, arkadaşıyla birlikte Ortaköy’den 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne tankların önünde darbeye direnmek için geçti. Askerden de yeni gelmişti zaten. Oğlum, kalbinden tek kurşunla vurularak şehit edildi” diye konuştu.
“ASKERDEYKEN DE ÇOK ŞEHİT OLMAK İSTİYORMUŞ”
Oğlunun çok yardımsever olduğunu söyleyen Ergin, “21 yaşındaydı ama çok olgundu. Vatan, millet aşkıyla yanıp tutuşan bir çocuktu. Askere gittiğinde de kendi isteğiyle komando oldu. Askerdeyken de çok şehit olmak istiyormuş. ‘Komutanlarına çatışmaya ben de gelmek istiyorum’ diyormuş. Batuhan, şehitlik makamını askerdeyken de çok istiyormuş. 15 Temmuz gecesi şehit oldu. Allah mekanını cennet eylesin. Evlenip çocuk sahibi olmak çok istiyordu. Eğer şehit olmasaydı şimdi Batuhan’ın 3-4 tane çocuğu vardı. Üzerinden 8 sene geçti. 80 sene de geçse yüreğimizdeki acı dinmiyor. Bizimle mezara kadar da gelecek. Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın. Ben her gün mezara geldiğim zaman daha kötü olarak ayrılıyorum. 8 senede çok yarım kaldık. Eksik kaldık, hayatımız mahvoldu. 4 kişilik mutlu bir aileyken bir bacağımız kesilmiş mutsuz bir aileyiz” dedi.
ACILI BABAYI YIKAN CEVAP
Şehit oğlunun kabrinin başındaki başındaki bayrak bayağı eskidiğini, renginin solduğunu yırtıldığını anlatan baba Ergin, “Bu durumu ben güvenlik görevlisi arkadaşa söyledim. 15 Temmuz geliyor bu bayrağı değiştirin diye. Aradan birkaç gün geçti ve bayrağın değişmediğini gördüm. Zincirlikuyu Mezarlıklar Müdürlüğünde bu işle ilgilenen kişi, ‘Bayrağı değiştirmek bizim görevimiz değil, onu da şehidin babası değiştirsin’ diye bana haber gönderdi. Ben de bu duruma çok sinirlendim. Netice bayrağı değiştirmek değil ben kendim de değiştiririm bayrağı ama burası bir mezarlık. Bu bayrak bizim şehitlerimizin kanını alan bir bayrak. O renkte benim oğlumun da kanı var ve bayrağın rengi solmuş. Nasıl o bayrak değiştirmez. Senin cebinden mi çıkıyor o para? Ben bu olaya çok sinirlendim” ifadelerini kullandı.
“OĞLUM 15 TEMMUZ ŞEHİDİ OLDUĞU İÇİN Mİ BU BAYRAĞI DEĞİŞTİRMEK ZOR GELİYOR”
Aldığı yanıt karşısında büyük üzüntü yaşadığını söyleyen baba Ergin, “Bu arkadaşın Türklüğünden de şüphe ediyorum. Acaba oğlum 15 Temmuz şehidi olduğu için mi bu bayrağı değiştirmek zor geliyor. Senin 15 Temmuz’la bir bağlantın mı var? Zincirlikuyu Mezarlıklar Müdürlüğü’ndeki biri. Her kurum içerisinde bir tane çıbanbaşı, hadsiz vardır. Ben bu olayı bütün Mezarlıklar Müdürlüğüne yıkmıyorum. Aynı gün olayı Beşiktaş Kaymakamımız Oğuzhan Bingöl’e anlattım. Sağ olsun ertesi gün bayrağı değiştirdi. O günden sonra vatandaşlardan ve resmi kurumlardan bana onlarca bayrak hediye edildi. Sorun bayrak değil sorun bu şahsın bana karşı almış olduğu tavır. Sen 15 Temmuz darbesine muhalif olan kişilerden misin de bu bayrağı değiştirmek istemiyorsun? O kadar olay oldu ama kimse beni arayıp da özür dilemedi. Hiçbir olay olmamış gibi herkes kulağının üzerine yattı” dedi.
Sağ kulağından yaralanan Trump’ın, sağlık durumunun iyi olduğu bildirilmişti.
Olayda, mitinge katılanlardan 1 kişi de hayatını kaybetmişti.

ABD Gizli Servisi, şüpheli bir saldırganın, miting alanının dışındaki yüksek bir yerden kürsünün bulunduğu noktaya birçok kez ateş ettiğini açıklamıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırıyı suikast girişimi olarak tanımlamıştı.

DÜNYADAN PEŞ PEŞE TEPKİLER
JAPONYA
Japonya Başbakanı Kişida Fumio, ABD’deki seçim kampanyası sırasında eski Başkan Donald Trump’ın saldırıya uğraması sonrası “demokrasiye meydan okuyan şiddete karşı durma” çağrısı yaptı.
Başbakan Kişida, sosyal medya hesabı X üzerinden yayımladığı mesajında, “Demokrasiye meydan okuyan her türlü şiddete karşı kararlı bir şekilde durmalıyız. Eski Başkan Trump’ın hızlı bir şekilde iyileşmesi için dua ediyorum” dedi.
İktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Sekreter Vekili ve eski Savunma Bakanı Inada Tomomi ise açıklamasında, siyasetçilere yönelik protesto ve muhalefetin “daha radikal hale geldiğini hissettiğini” söyledi.
Japonya’da Temmuz 2022’de eski Başbakan Abe Şinzo’nun da seçim kampanyasında suikasta kurban gitmesini anımsatan Inada, “Söylem alanı radikalleşti. ‘Ne istersen yapabileceğin’ bir vaziyet oluşması durumunda seçimlerin adaleti ve güvenliği tehlikeye girecek. Böyle olursa demokrasinin kendisi korunamaz.” ifadesini kullandı.
İNGİLTERE
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, “Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm. Kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.” dedi.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer de sosyal medya hesabından saldırıya tepki gösterdi. Starmer paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Başkan Trump’ın mitingindeki şok edici sahneler karşısında dehşete düştüm ve kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiyoruz.
Siyasi şiddetin hiçbir türünün toplumlarımızda yeri yoktur ve düşüncelerim bu saldırının tüm kurbanlarıyla birliktedir.”
İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy de “Birleşik Krallık hükümeti her türlü siyasi şiddeti en güçlü şekilde kınamaktadır. Pensilvanya’daki şok edici gelişmeleri izlerken, düşüncelerimiz ve en iyi dileklerimiz Başkan Trump’ın yanı sıra tüm kurbanlar ve aileleriyle birliktedir.” dedi.
MEKSİKA
Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, Trump’a yapılan saldırıya X hesabından tepki göstererek, “Nasıl olursa olsun, eski Başkan Donald Trump’ın başına gelenleri kınıyoruz. Şiddet mantıksız ve insanlık dışıdır.” ifadesini kullandı.
2 Haziran’daki seçimi kazanan Meksika’nın seçilmiş ilk kadın Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum da saldırıyı kınayarak, “Eski Başkan Donald Trump’ın iyi olduğunu bilmek sevindirici. Bu saldırıyı kınadığımızı ve her türlü siyasi şiddeti reddettiğimizi bir kez daha yineliyoruz. Barış ve demokrasi her zaman tek seçenek olmalı.” değerlendirmesinde bulundu.
VENEZUELA
Venezuela’da seçim mitingi sırasında, Trump’a yapılan saldırının haberini alan Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Trump’a yönelik saldırıyı “şiddetle” kınadıklarını dile getirerek, “Trump’ın kısa zamanda iyileşmesini diliyorum. Tanrı Amerikan halkına huzur ve sükunet versin.” diye konuştu.
Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce de sosyal medya hesabından Pensilvanya’daki saldırıyı kınayarak, “Derin ideolojik ve politik farklılıklarımıza rağmen, nereden gelirse gelsin şiddet her zaman herkes tarafından kınanmalı.” ifadesini kullandı.
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, X hesabındaki açıklamasında, şiddetin her türlüsünü kınadıklarını belirtti.
Küba’nın 65 yıldır saldırıların ve terörizmin kurbanı olduğunu hatırlatan Canel, “Silah ticareti ve ABD’deki politik şiddetin tırmanması, bu tür olaylara yol açmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
BREZİLYA
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ise X hesabından saldırıya tepki göstererek, “Eski Başkan Donald Trump’a yönelik saldırı herkes tarafından şiddetle kınanmalı. Bugün gördüklerimiz kabul edilemez.” dedi.
Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, sosyal medya hesabındaki paylaşımında, Trump ile dayanışma içerisinde olduğunu kaydetti.
Uruguay Devlet Başkanı Luis Alberto Lacalle de X hesabındaki açıklamasında, şiddettin her türlüsünü reddettiklerini, Trump ve ABD halkıyla dayanışma içerisinde olduklarını söyledi.
PARAGUAY
– “Son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz”
Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena, sosyal medya hesabından kınama mesajı yayımlayarak, “Tüm şiddet eylemlerini en güçlü şekilde kınıyoruz. Eski Başkan Donald Trump ile dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyor ve son olaylardan derin üzüntü duyuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
5 Kasım’daki başkanlık seçimlerindeki aday adaylarından eski Başkan Trump, Pennsylvania’daki mitinginde konuştuğu sırada kürsüde silahlı saldırıya uğradı.

Trump, saldırıda kulağından yaralanırken 20 yaşında olduğu belirtilen saldırgan öldürüldü, mitingde bulunan 1 kişi hayatını kaybetti.
ABD’DE 4 BAŞKAN SUİKAST SONUCU HAYATINI KAYBETTİ
Eski ABD Başkanı Abraham Lincoln, 14 Nisan 1865’te eşi Mary Todd Lincoln ile Washington’da “Amerikalı Kuzenimiz” adlı komedi oyununun özel bir gösterimine katıldıkları sırada suikasta uğradı.
Saldırıdan bir gün sonra hayatını kaybeden Lincoln, öldürülen ilk ABD başkanı oldu.
Suikasttan iki yıl önce İç Savaş sırasında Lincoln, Konfederasyon içindeki kölelere özgürlük tanıyan Özgürlük Bildirgesi’ni yayınlarken, siyahların haklarına verdiği destek öldürülme sebebi olarak gösterildi.
ABD’de suikasta kurban giden ikinci başkan ise 2 Temmuz 1881’de James Garfield oldu.
Garfield, görevinin 6. ayında silahlı saldırıya uğradı.
Ülkede üçüncü suikast ise 6 Eylül 1901’de 25. ADB Başkanı William MCKinley’e yapıldı.
MCKinley, New York’ta yaptığı bir konuşmanın ardından insanlarla tokalaşırken vuruldu.
ABD’de ölümle sonuçlanan son suikast ise Kasım 1963’te 25. ABD Başkanı John F. Kennedy’ye düzenlendi.

Kennedy, eşi Jacqueline Kennedy ile birlikte Dallas’ı ziyareti sırada silahlı saldırıya uğradı.
Hastaneye kaldırılan Kennedy kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.
ABD ESKİ BAŞKANLARI SALDIRIDAN KURTULDU
ABD’de eski başkanlar, ikinci dönemi için yürüttüğü kampanyalarda hedef haline gelirken, Eski ABD Başkanı Theodore Roosevelt, ikinci kez aday olduğu seçim kampanyası sırasında 14 Ekim 1912’de kurşunların hedefi oldu.
Roosevelt, Milwaukee’deki bir mitingde göğsünden vurulduğu bu saldırıyı yaralı atlattı.
5 Eylül 1975’e gelindiğinde suikastların hedefi bu sefer 38. ABD Başkanı Gerald Ford oldu.
Ford, aynı yıl birkaç hafta içinde iki suikast girişimine maruz kalırken bunları yara almadan atlattı.
İlk suikast girişiminde Ford, saldırganın silahının ateşlenmemesi sonucu kurtulurken 22 Eylül’de ise San Francisco’da bir otelin dışında kadın saldırganın ıskalaması sonucu kurşunların hedefi olmaktan kurtuldu.
40. ABD Başkanı Ronald Reagan ise Mart 1981’de başkent Washington bir konuşmasından çıkıp konvoyuna doğru yürürken uğradığı silahlı saldırı sonucu yaralandı.
Ülkenin 43. Başkanı George W. Bush’a ise 2005’te Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili ile Tiflis’te katıldığı bir mitingde konuşması esnasında el bombası atıldı. El bombasının pimi, mendil çok sıkı sarılı olduğundan takılı kalınca bomba infilak etmedi.
ABD BAŞKAN ADAYLARI SALDIRILARIN HEDEFİNDE
Silahlı şiddet olaylarının sıklıkla gerçekleştiği ABD’de, başkanların yanı sıra başkan adayları da suikast ve saldırıların hedefi oldu.
Eski Adalet Bakanı ve demokratların başkan adayı Robert F. Kennedy, 1968 Kaliforniya ön seçimlerini kazanması dolayısıyla yaptığı zafer konuşmasından birkaç dakika sonra Los Angeles’ta gerçekleştirilen silahlı saldırıda öldürüldü.
Kennedy, New York’tan ABD senatörü ve 5 yıl önce suikasta kurban giden Başkan John F. Kennedy’nin kardeşiydi.
1972’de ise bu sefer silahlı saldırının hedefi eski Alabama Valisi ve başkan aday adaylarından George Wallace oldu.
Maryland’de bir seçim kampanyası sırasında uğradığı saldırı sonucu Wallace’ın belden aşağısı felç kaldı.
]]>Irak Dışişleri Bakanı Fuat Hüseyin, NATO Zirvesi çerçevesinde bulunduğu ABD’nin başkenti Washington’da el-Hurra kanalına röportaj verdi.

TÜRKİYE VE SURİYE HEYETLERİ BAĞDAT’TA BİR ARAYA GELECEK
Bakan Hüseyin, Suriye krizini görüşmek üzere yakın zamanda Irak’ın başkenti Bağdat’ta Suriyeli ve Türk yetkililerin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirileceğini ifade etti.
Irak’ın Ankara ile Şam arasında arabuluculuk girişimi olduğunu belirten Hüseyin, Washington’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile konuyu ele aldığını söyledi.

TOPLANTI TARİHİ HENÜZ NETLEŞMEDİ
Irak’ın aynı zamanda Suriye tarafıyla da görüştüğünü kaydeden Hüseyin, iki ülke yetkililerinin hazır bulunacağı toplantının tarihine dair bilgi vermedi. Hüseyin, ülkesinin bölgenin istikrarı için dost ve müttefik ülkelerle iletişimde olduğunu vurguladı.

SURİYE’DEN JET HIZINDA YANIT: 2011 ÖNCESİNE GERİ DÖNÜLMELİ
Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı da konuya dair açıklamada bulundu. Bakanlıktan yapılan açıklamada normalleşmenin iki ülkenin ve halkının ortak çıkarlarına hizmet ettiğinin vurgulayarak,
‘NORMALLEŞME İKİ ÜLKENİN ÇIKARINA HİZMET ETMEKTEDİR’
“Aynı bağlamda Suriye, Suriye-Türkiye ilişkilerini düzeltmeye yönelik girişimleri göz önünde bulundurdu. Bu girişimlerin sonucunun medyanın bir hedefi olmadığına inanıyor. Aksine, mevcut gerçeklere dayanan ve iki ülke arasındaki ilişkiyi yönlendiren, temeli egemenliğe, bağımsızlığa ve toprak bütünlüğüne saygı olan belirli ilkelere dayanan amaca yönelik bir yoldur. Kendi güvenliklerini ve istikrarlarını tehdit eden her şeyle yüzleşmenin yanı sıra, iki ülkenin ve iki halkın ortak çıkarlarına hizmet etmektedir.” ifadeleri kullanıldı.

TERÖR ÖRGÜTLERİYLE ORTAK MÜCADELE VURGUSU
Bakanlık, “Suriye Arap Cumhuriyeti, iki ülke arasındaki ilişkilerin normal durumuna dönmesiyle temsil edilen arzu edilen sonuçlara ulaşılmasını sağlamak için bu konudaki her türlü girişimin açık temeller üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor” açıklamasında bulunan Bakanlık, “Bu temellerin başında yasadışı olarak bulunan güçlerin Suriye topraklarından çekilmesi ve sadece Suriye’nin değil, Türkiye’nin güvenliğini de tehdit eden terör örgütleriyle mücadele gelmektedir.” ifadelerini sözlerine ekledi.
Açıklamada, “Suriye-Türkiye ilişkilerine ilişkin pozisyon ve açıklamaların devam ettiği bir dönemde, Suriye Arap Cumhuriyeti, gerçekler ve olayların kanıtladığı üzere, bir yandan halklar ile diğer yandan Suriye’ye ve ülkelerine zarar veren hükümetlerin politika ve uygulamaları arasında net bir ayrım yapmak konusunda her zaman istekli olduğunu hatırlatmak ister.

Suriye, ülkelerin çıkarlarının çatışma veya düşmanlığa değil, aralarındaki sağlam ilişkilere dayandığına dair katı bir inanca dayanıyordu ve hala da öyle. Buna dayanarak Suriye, kendisi ve bu ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirmek için ortaya konan çeşitli girişimlere olumlu yaklaşma konusunda istekliydi.
‘İKİ ÜLKE ARASINDAKİ NORMAL İLİŞKİNİN GERİ DÖNÜŞÜ, 2011 ÖNCESİNDEKİ DURUMA GERİ DÖNÜŞE DAYANIYOR’
Suriye Arap Cumhuriyeti, Suriye-Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesi için samimi çaba gösteren kardeş ve dost ülkelere teşekkür ve takdirlerini ifade ederken, iki ülke arasındaki normal ilişkinin geri dönüşünün, iki ülkenin güvenlik, emniyet ve istikrarının temeli olan 2011 öncesindeki durumun geri dönüşüne dayandığını vurguluyor.” denildi.
Gösterim öncesi konuşan Yerlikaya, “Biz; büyük hasletleri olan, tarihin her sayfasına, şanla ve şerefle imzasını atmış büyük bir milletiz. Metanetliyizdir biz. Acıyı bal eylemesini biliriz. Merhametliyizdir. Mazlumun yanında olur, darda olanın yardımına koşarız. Vatan aşkıyla doluyuzdur. Şehitler tepesini boş bırakmayız. Yufka yürekliyizdir. Göz pınarlarımız her daim doludur bizim. Amma; ihaneti de, hainlerin arkasında duranları da asla affetmeyiz. Bu; dün böyleydi, bugün böyle ve ilelebet de böyle olacak. Zirâ, bu salonu dolduran sizler bilirsiniz, biz, birbirimizi biliriz. Lâkin; Milletimizi tanımayan, geçmişimizden, tarihimizden ders almayanlar oldu. Oysa bu millet gücünü onlara, dün Malazgirt’te, Çanakkale’de, Sakarya’da göstermişti. Anlamayanlar, Akıllanmayanlar, bu millete diz çöktürmeye çalışan alçaklar, bu kez 15 Temmuz 2016’da sahnedeydi. O karanlık gecede, milletimizin üzerine uçaklarla bomba yağdırdılar. Helikopterlerle, ağır silahlarla ateş açtılar. Tanklarla üzerlerine yürüdüler. Gazi Meclisimize saldırdılar. Yetmedi, Gölbaşı Özel Harekat Dairesi Başkanlığı ve Havacılık Dairesi Başkanlığı gibi şehitler ocağı olan, gururumuz olan aslan yuvalarına kinlerini kustular. Sanki Türkiye işgal kuvvetleri tarafından ablukaya alınmıştı” diye konuştu.
“O HAİNLERİN BİR HESABI VARSA, ALLAH’INDA BİR HESABI VARDI”
Yerlikaya, “Sandılar ki, bu millet korkup, sinecekti. Sandılar ki şanlı bayrağımız mahzun kalacaktı. Sandılar ki, ülkemizi kendi karanlıklarında boğacaklardı. Hayır, asla öyle olmayacaktı. O hainlerin bir hesabı varsa; Allah’ın da bir hesabı vardı. Kalpleri vatan aşkıyla çarpan kahramanların,
koca yürekli korkusuzların, geri atacakları tek bir adımları dahi yoktu. O en kritik anlarda, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın; “Halkın gücünden büyük güç tanımadım ben bugüne kadar” sözlerinden sonra, yüzbinlerce cesur yürek meydanlara koştu. Vatanına sahip çıktı. Milli iradesine sahip çıktı. Liderinin arkasında durdu. Kimi, yavrusunun önüne siper etti bedenini, kızını kurtarabildi ancak kendisi şehadet şerbetini içti. Kimi, son telefon konuşmasında eşinden helallik istedi. “Merak etme, döneceğim” dedi. Ancak, bir daha asla geri dönemedi. O uzun ve zifiri karanlık gecede;
aziz vatanın 252 evladı şehadete ulaşırken, 2 bin 740 insanımız gazilik onuruna erişti” ifadelerini kullandı.
“AHMET VE MEHMET ORUÇ KARDEŞLERİN DUYGU YÜKLÜ HİKAYESİNİ İZLEYECEĞİZ”
Belgesel hakkında da bilgi veren Yerlikaya, “Fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır. Bir gün ismi Ahmet Oruç, Mehmet Oruç olur bu yiğitlerin;
Bir gün Ömer Halisdemir, Ayşe Aykaç. Selam olsun şehitlerimize, selam olsun kahraman gazilerimize, selam olsun “Ahmet’im, Mehmet’in canlarım benim” diye haykıran şehit babası Ali Oruç’a, şehit anası Senem Oruç’a. Biraz sonra “Ahmet’im, Mehmet’im, Şehitlerim” belgeselinde kahraman şehitlerimiz Ahmet ve Mehmet Oruç kardeşlerin duygu yüklü hikayelerini izleyeceğiz. Ahmet ve Mehmet, ikiz kardeşlerdi. İlk nefeslerini birlikte almışlardı. Kulaklarına ilk ezan aynı anda okunmuştu. İkisi de ana kuzusuydu. En büyük hayallerini birlikte gerçekleştirdiler. İkisi de polis olmuş, O şanlı üniformayı giymişlerdi. Helikopter pilotu olacaklardı. Çelik kartallar gibi gök yüzünde süzüleceklerdi. Ama, 15 Temmuz’da her ikisi de şehit edildiler.
İlk nefeslerini birlikte almışlardı, Son nefeslerini birlikte verdiler. Ve salaları birlikte okundu. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyor: Türk Milleti birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir” şeklinde konuştu.

15 TEMMUZ’DA MİLLETİMİZ UNUTULMAZ BİR DESTAN YAZDI”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “15 Temmuz’da Milletimiz, birlik ve beraberliğiyle, cesareti ve vatan aşkıyla unutulmaz bir destan yazdı. Bu destanı sizler yazdınız. Allah hepinizden razı olsun. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadeleriyle; 15 Temmuz gecesi cumhuriyetimize, demokrasimize ve tüm bu kazanımlarımıza canımız pahasına sahip çıktık. Tek yürek, tek bilek olarak darbecilere karşı yürüttüğümüz destansı direnişle, dosta ve düşmana Türkiye’nin asla esir edilemeyeceğini, Türk Milletine asla diz çöktürülemeyeceğini gösterdik. 15 Temmuz’u sizlerin şahitliğinde; asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu duygularla; 15 Temmuz darbe girişiminde “Liderlik nasıl oluruö tüm dünyaya gösteren sayın Cumhurbaşkanımıza, bu kutlu yürüyüşün ruhu olan Aziz Milletimize, minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Şehitlerimize, bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhları şâd, makamları âli olsun. Gazilikle müşerref olan kardeşlerimize Rabbimden sağlık ve afiyet diliyorum” dedi.

“SONUNDA YARGILANACAK OLAN İSRAİL DEVLETİ OLACAK”
Başbakan Binyamin Netanyahu da dahil olmak üzere pek çok İsrailli yetkili hakkında “tutuklama kararı” çıkartılacağını öngördüğünü belirten Olmert, “Ancak sonunda yargılanacak olan İsrail devleti olacak.” dedi.

“HAKKINIZDA TUTUKLAMA KARARI ÇIKARILACAĞI GÜN YAKLAŞIYOR”
Olmert, “İsrail’in, hükümet desteğiyle, Batı Şeria’da her gün işlediği ve sizin (Netanyahu) de kasıtlı olarak göz yumduğunuz suçlardan dolayı hakkınızda tutuklama kararı çıkarılacağı gün yaklaşıyor.” ifadesini kullandı.

“NETANYAHU VE ORDU KOMUTANLARI TÜM BU SUÇLARDAN HABERDAR”
“Arap düşmanı İsrail vatandaşlarının” Batı Şeria’da her gün Filistinlileri evlerinden, topraklarından kovmak niyetiyle suç işlediğini belirten Olmert, Netanyahu ve ordu komutanlarının bütün bu gelişmelerden haberdar olduğunu vurguladı.

“İSRAİL’E CİDDİ VE ACI VERİCİ YAPTIRIMLAR UYGULANACAK”
Batı Şeria’da işlenen suçlara ilişkin Netanyahu ve hükümet üyelerine uyarılarda bulunan Olmert, söz konusu suçlara sessiz kalmaya devam edildiği takdirde “İsrail’e ciddi ve acı verici yaptırımlar uygulanacak ve iyi bir savunmamız olmayacak.” dedi.

“SİZİ SAVUNABİLECEK TEK BİR KİŞİ BİLE BULUNAMAYACAK”
Olmert, konuştuğu bir kaç ordu yetkilisinin dahi Batı Şeria’da yapılanlardan utandığını vurgulayarak, “Sayın Başbakan, bu suçlamalar size yöneltildiğinde, aramızda veya bizi destekleyen uluslararası arenada sizi savunabilecek vicdan sahibi tek bir kişi bile bulunamayacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Eski Başbakan Olmert, masum insanlara saldıran, yağmalayan, yok eden, yakan ve öldüren yasa dışı yerleşimcilere ilişkin raporlardan herkesin haberdar olduğunu da belirtti.

Söz konusu suçları işleyen İsraillilerden çok azının cezalandırıldığını vurgulayan Olmert, “(Ulusal Güvenlik Bakanı) Ben-Gvir’in polis memurları tarafından yere atılan, dövülen ve aşağılanan protestocuların sayısından kesinlikle daha az” olduğunu vurguladı.

“HÜKÜMETİ BİR “ZORBA GİBİ KONTROL EDEN TİKTOK BAKANI BEN-GVIR”
İşlenen suçların hiçbirinin ülkenin en üst düzey liderlerinin desteği olmaksızın gerçekleşemeyeceğini belirten Olmert, bu isimlerden ilkinin ve en önemlisinin hükümeti bir “zorba gibi kontrol eden TikTok bakanı Itamar Ben-Gvir” olduğunu kaydetti.
Olmert, aşırı sağcı Bezalel Smotrich’in de yasa dışı Yahudi işgalcilerin Gazze Şeridi’ne ve Lübnan’ın güneyine yerleşmesini desteklediğini hatırlattı.

UAD, İSRAİL’İN FİLİSTİN’İ İŞGALİNİN HUKUKI SONUÇLARINA İLİŞKİN GÖRÜŞÜNÜ AÇIKLAYACAK
Uluslararası Adalet Divanı (UAD), İsrail’in, işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin kararını 19 Temmuz Cuma günü açıklayacağını bildirmişti.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’ye, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltmişti.

NETANYAHU İÇİN YAKALAMA KARARI BAŞVURUSU
Ayrıca Gazze’de işlenen suçlara ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han, 20 Mayıs’ta, Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında “yakalama kararı” başvurusunda bulunduğunu açıklamıştı.
Han, Netanyahu ve Gallant’ın 8 Ekim 2023’ten itibaren Gazze Şeridi’nde “savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan cezai sorumluluk taşıdığına inanmak için makul gerekçeler bulunduğunu” bildirmişti.

Roma Statüsü’nün ilgili maddelerinin ihlal edildiğine dikkati çeken Han, İsrailli yetkililere yöneltilen suçlar arasında “savaş suçu olarak sivillerin aç bırakılması”, “kasten büyük acılara veya vücutta ya da sağlıkta ciddi yaralanmalara neden olmak” ve “savaş suçu olarak zalimce muamelenin” yer aldığını kaydetmişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “15 Temmuz’da ihanet çetesinin 40 yıllık planını bozarak, bizden sonraki nesillere şeref madalyası olarak taşıyacakları yeni bir zafer armağan ettik.” dedi.
Açıklamadan öne çıkan başlıklar şöyle:
Şehit Mustafa Cambaz adına düzenlenen yarışmanın ödül merasiminde sizlerle beraber olmanın memnuniyetini yaşıyorum. Albayrak Medya Grubu verdiği sözü kararlılıkla yerine getiriyor. Yeni Şafak Gazetesi’ne bizleri buluşturduğu için teşekkür ediyorum. Şehit Mustafa Cambaz genç yeteneklere ilham kaynağı olmaya devam ediyor. 2 gün sonra 15 Temmuz hain darbe girişiminin 8. yıldönümü.

15 Temmuz’da 252 vatan evladını şehit verdik. Hangi alanda olursa olsun hüner ehline hak ettiği değerin verilmesi mühimdir. Mükafatı verilen her başarının daha nitelikli çalışmaların müjdecisi olacağı açıktır. Yarışmamıza ülkemizin her köşesinden fotoğrafın katılımını bunun işareti olarak görüyorum. Dereceye giren tüm kardeşlerimizi tebrik ediyorum. İnşallah daha nice yıllar nice güzel fotoğraflar çekmeye devam edersiniz.
Bizim sanat anlayışımızın temelinde güzel olanı görmek ve göstermek düşüncesi vardır. Merhum Mustafa Cambaz işte böyle bir sanatkâr. Şehit Mustafa Cambaz kardeşimizin hayat hikayesini biraz önce izledik. Şehit Mustafa Cambaz ömrünü inandığı değerlere ve mesleğine adamış takdir ve hayranlık uyandıran eseriyle başarı elde etmiş bir foto muhabirdi. 2000li yıllardan itibaren Türkiye’yi dolaşarak 10 binden fazla fotoğraf çekti. Ucuz hesapların geçici heveslerin peşinde koşmadı.
“FETÖ’CÜLERİN 40 YILLIK PLAN VE HAZIRLIKLARI BİRKAÇ SAAT İÇİNDE BOŞA GİTTİ”
15 Temmuz gecesi olduğu gibi sonunda ölümde olsa hakkın adaletin tarafında yer aldı. FETÖ’cü hainler Mustafa Cambaz kardeşimizi göğsünden 2 kurşunla şehit ettiler. İnsanlarımızı korkakça namertçe katlettiler. Ancak sinsi ve kanlı emellerine ulaşamadılar. Her şeyi en ince detayına kadar hesaplamışlardır. 40 yıl boyunca bukalemun gibi 40 kılığa girerek kendilerini gizlemeyi başarmışlardı. 40 yıllık plan ve hazırlık birkaç saat içinde boşa gitti. Yaptıkları hesap o gece Boğaziçi Köprüsünden Yeşilköy Havalimanından Kızılay Meydanından TBMM’den Cumhurbaşkanlığı Külliyesinden döndü. Millete silah doğrulttukları her yerde Rabbimiz hainlerin hesaplarını başlarına geçirdi.
“15 TEMMUZ RUHUNA SAHİP ÇIKACAĞIZ”
Emperyalist uşaklarına Türkiye’nin teslim alınamayacağını yeniden gösterdik. 15 Temmuz gecesi meydanlar yerine bankamatik kuyruklarına koşanlar aradan geçen 8 yıla rağmen milletin destanına çamur atanlar, unutturmaya çalışanlar, hayal kırıklığı acısını unutamayanlar istemese de biz 15 Temmuz ruhuna sahip çıkacağız. Pazartesi günü 81 ilde çeşitli etkinliklerle 252 vatan evladını yad edeceğiz.

“İSLAM DÜNYASI ARTIK HAREKETE GEÇMELİ”
Gazze’de şahit olduklarımız da birçok perdenin kalkmasına neden olmuştur. Ne oluyorsa hepimizin tüm insanlığın gözü önünde oluyor. Kayıtsız kalanlar ikiyüzlü politikalarını saklama gereği duymuyorlar. Gezi olaylarından 24 saat canlı yayın yapanlar söz konusu Gazze olunca ortadan kayboldular. Soykırımı görmediler. Mazlumların çığlıklarını duymadılar. Üç maymunu oynamaya devam ettiler. Gazze’de İslam alemi kurumları da başarılı sınav verememiştir. Gazze katliamlarında Batı dünyasını eleştirirken Müslümanlar olarak kendimize de hesaba çekmemiz gerekmektedir. İsrail öldürmekten kan dökmekten vazgeçmeyecek. Batılı güçler Holokost utancının etkisiyle İsrail’e destek vermeye devam edecek. BMGK İsrail’e karşı hiçbir adım atmayacak. Böyle bir tablo karşısında İslam dünyası ne yapacak? Bu soruları kendimize daha sık sormaktan başka çıkış yolumuz bulunmuyor.


“ÖLMEK VARSA EN İYİSİ ŞEHİT OLMAKTIR”
9 çocuk sahibi şehit babası Tevfik Oğuz, oğlunun vatan ve bayrak sevdalısı olduğunu ve bununla gurur duyduğunu söyledi. Oğlunun şehadet mertebesine ulaşmasının yıl dönümünde İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Oğuz, aradan yılların geçmesine rağmen oğlunun acısının unutulmadığını belirterek, şehit oğlunun son zamanlarda arkadaşlarına ‘‘Ölmek varsa en iyisi şehit olmaktır” dediğini kaydetti.

Oğuz, oğlunun Diyarbakır’da görev yaptığı yıllarda dönemin İl Emniyet Müdürü şehit Ali Gaffar Okkan’ın yanında olduğunu ve saldırıdan 10 dakika arayla kurtulduğunu yıllar sonra açıkladı.

Öte yandan, kentteki bir kurs merkezinin öğrencileri öğretmenleri gözetiminde şehit polis memuru Eyyüp Oğuz’un şehadetinin yıl dönümü dolayısıyla baba ocağını ziyaret etti. Tevfik Oğuz’u ziyaret edip elini öpen öğrenciler, Oğuz’a Türk Bayrağı ve çiçek hediye etti. Öğrenciler daha sonra öğretmenleri ile birlikte Harput Mahallesi’ndeki Harput Şehitliği’nde bulunan Eyyüp Oğuz ve diğer şehitlerin kabrini ziyaret etti. Burada dualar okundu, çevre temizliği yapıldı.

“EYYÜP, AİLEDE SEÇİLMİŞ BİRİYDİ”
Oğlunun 8 sene önce şehit olduğunu kaydeden baba Oğuz, ”Bu çocukları görünce şehidi neredeyse unuttuk. Çocukları seviyorum. Sağ olsunlar gelip bizi ziyaret ettiler. İnşallah onlar da ileride birer Eyyüp olur. Eyyüp gibi cesaretli birer genç olarak yetişirler. Vallahi acısı hiç unutulmuyor. Eyyüp, ailede seçilmiş biriydi. Ne kadar tamam dersek de unutulmuyor. 4 senedir de annesi öldü. Annesi onu çok merak ediyordu. Eyyüp, cesur adamdı. Eyyüp’ün aklına ölüm gelmezdi” dedi.

“GAFFAR OKKAN’IN YANINDAYDI, EYYÜP 10 DAKİKA İLE KURTULDU”
Şehit oğlunun son zamanlarda arkadaşlarına ”Ölmek varsa en iyisi şehit olmaktır” dediğini aktaran Oğuz, ”Gaffar Okkan’ın yanındaydı. O da 10 dakika ile kurtuldu. Eğer saat 6’da onlarla birlikte çıksaydı Eyyüp de o 6 kişinin içerisindeydi. Fakat Eyyüp’ün saat 6’da, İzmir’de evlendirmiştik, misafirleri geliyor ve Eyyüp de terminalden almaya gidiyor. Eyyüp çıkıyor ondan sonra tarıyorlar. Yanında birçok arkadaşı hayatını kaybetti ama o zamanlar ölüm onun hiç aklına gelmezdi. Ancak son zamanlarda ”Ölmek varsa en iyisi şehit olmaktır” diyormuş. Demek ki içine doğmuş ve o da şehadeti orada tamamlanmış. Allah, hainleri ıslah etsin. Zaten cezalarını aldılar da Allah onları ıslah etsin” diye konuştu.

MİNİK ÇOCUKLAR ŞEHİT BABASINI ZİYARET ETTİ
Şehidin babasını ziyaret ederek bayrak hediye eden 10 yaşındaki Ahmet Tarık ise ”Kurs merkezimiz ile birlikte şehit babası Tevfik dedeyi ziyaret ettik. Şehidimiz ölümden hiç korkmuyormuş. Bizlerin de burada olması gurur verici. Biz Tevfik dedeye çiçek ve bayrak getirdik. O da sağ olsun bize hurma ve çikolata ikram etti. Burada olmaktan hem mutluyum hem de gururluyum” şeklinde konuştu.

Başıboş köpekler nedeniyle sokaklar adeta yürünemeyecek hale geldi

Haber7 – ÖZEL
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla harekete geçen AK Parti, başıboş köpek sorunu ile ilgili kanuni düzenlemeyi Meclis’e getirdi. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, saldırgan sokak köpeği tasarısıyla ilgili 17 maddelik kanun teklifinin hazırlandığını belirterek, “Kuduz riski taşıyan, saldırganlaşmış, rehabilite imkanı olmayan sahipsiz köpeklerin uyutulması yani ötenazi kavramını da bu düzenlemede getiriyoruz.” açıklamasında bulundu.
YASAL DÜZENLEME RAHATSIZ ETTİ
Güler’in bu açıklaması, bazı çevreleri rahatsız etti. Daha önce başıboş köpek saldırıları nedeniyle ölen onlarca çocuğa sessiz kalan ve atılacak adıma karşı çıkan bir grup, “ötenazi” uygulaması üzerinden ajitasyona başladı.
Güvenli Sokaklar Derneği Başkanı Murat Pınar ve Avukat Devrim Koçak, yasal düzenleme ile ilgili Haber7‘ye önemli açıklamalarda bulundu.
PINAR: ÇOCUKLAR ÖLÜRKEN KÖPEKLERİN KONUŞULMASI ZULDÜR!
Kızı Mahra Melin Pınar‘ı başıboş köpeklerin saldırısı sonucu kaybeden ve ardından Güvenli Sokaklar Derneği’ni kurarak mücadele başlatan Murat Pınar, “Biz sokaklarda başıboş köpek isemiyoruz. Çocuklar ölürken köpeklerin konuşulmasından da zul duyuyoruz.” dedi.

ÇOCUKLARIN ÖLÜMÜNÜ MAKUL KAYIP GÖRENLER…
“Çocuklar öldüğünde iyi olmuş diyenler var” diyen Pınar, çocukların hayatını kaybetmesini makul kayıp olarak görenlere sert tepki gösterdi. Pınar, “Çocuklar öldüğünde makul kayıp görenler, iyi olmuş diyenler var. Aynı kişiler kanun değişiklik teklifindeki belli şartlarda ötanazi uygulamasına itiraz ediyor, insanlık dışı buluyorlar.” diye konuştu.
ONLARA GÖRE KÖPEKLERİN SOKAKTA KALMASI UĞRUNA TÜM İNSANLAR ÖLEBİLİR
Başıboş köpeklerin sokakta kalmasının hiçbir açıklamasının olamayacağını belirten Pınar, “Doğada her tür, kendi türünü korur. Bunun aksi tek örnek başıboş köpek istismarcısı azgın azınlık herhalde. Onlara göre köpeklerin sokakta başıboş kalması uğruna tüm insanlar ölebilir. Bu düşünce tarzının hukuken, mantıken, dinen, vicdanen, etik olarak hiçbir açıklaması yok!” ifadesinde bulundu.
İNSAN, BİLİNÇSİZ KÖPEKLERE TESLİM EDİLEMEZ
“İnsan eşrefi mahlukattır, hayvanı koruyacak olan insanı, bilinçsiz köpeklere teslim edemeyiz.” sözlerini dile getiren Pınar, “Sokak kimse için yaşam alanı olamaz. Köpekler de başıboşluğa terk edilemez. İnsan hayatı herşeyden üstündür ve önce gelir. Devletimizin yanındayız, başıboş köpek sorunu bitmelidir.” diye konuştu.
DEVRİM KOÇAK: KANUN, YÜZ BİNLERCE TEMEL İNSAN HAKKINA İHLALİNE SEBEP OLDU
“Yakala-Aşıla-Bırak” yönteminin uygulandığı kanunun yıllardır insan hakları ihlaline neden olduğunu açıklayan Avukat Devrim Koçak, “5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu köpekleri sokaklarda başıboş bırakmak üzere uygulandığı yıllar boyunca binlerce, yüzbinlerce insan hakkı ihlaline sebep olmuştur. Evrensel hukuk kuralları temel insan haklarını dokunulmaz kılıp yücelterek, uluslararası onaylanmış evraklarla koruma altına almıştır.” dedi.
KANUN SAPTIRILARAK SUİSTİMAL EDİLDİ
Hayvanları korumak için düzenlenen 5199 sayılı kanunun saptırıldığını belirten Devrim Koçak, “Hayvanların şiddet, eziyet ve kötü muameleden korunması esası ülkemizde saptırılarak sadece evcil hayvanlar özelinde suistimal edilmiş, özellikle köpekler istismar edilerek kazanç kapısı, gelir kaynağı haline getirilmiştir.” ifadesinde bulundu.
KANUN DEĞİŞİKLİĞİ KAÇINILMAZDIR
“Başka hiçbir hayvana tanınmayan ayrıcalıklar köpeklere ama sadece başıboş bırakılan köpeklere tanınmaya çalışılmıştır.” diyen Koçak; temel insan hakları, halk sağlığı ve çevrenin korunması için kanun değişikliğinin şart olduğunu kaydetti. Devrim Koçak, “Başıboş bırakılan köpekler sokaklarda terör estirirken istismarcı gruplar tarafından korunmuş, parçalanan, ölen vatandaşlar makul kayıp gibi gösterilmeye çalışılmış hatta gösterilmiştir. Başta insan onuruna ve temel insan haklarına aykırı bu durumun devam etmesi imkanı kalmamıştır. Halk kitleler halinde isyan etmiş, devlet kurumları şikayetlerden başını kaldıramayacak hale gelmiştir. 5199 sayılı Kanun’da temel insan hakları, halk sağlığı ve çevrenin korunması gereği bir değişiklik yapılması kaçınılmaz hale gelmiştir.” dedi.
MEVZUAT, 5199’DAN İBARET DEĞİL
Gösterilen tepkilerin yersiz olduğunu dile getiren Devrim Koçak, şu ifadelerde bulundu:
“Mevzuatı sadece 5199 sayılı Kanundan hayvanı da sadece başıboş köpekten ibaret sanan istismarcı grupların baskıları ve buna sığınan yerel yönetimlerce kanun değişikliğine karşı gösterilen tepki de evrensel hukuk kurallarına ve somut duruma aykırıdır.”
ÖTENAZİ ZATEN KANUNLARIMIZDA VAR!
Ötenazinin veterinerlerce uygulandığını dile getiren ve kanunlarda da belirlendiğini belirten Devrim Koçak, sözlerinin devamında şunları söyledi:
“İnsanın olmadığı yerde köpeklerin de yaşayamayacağı aşikardır! Kaldı ki, mevzuatımızda hayvanların öldürülmesini yasaklayan bir sistem yoktur. Her hayvanın öldürülme şartları da kanunlarca belirlenmektedir. Sanki ülkemizde hiçbir hayvan öldürülmüyormuş gibi yapılan açıklamalar safsatadan öteye gitmez.”
TÜRKİYE BU SÖZLEŞMEYİ UYGULAMAYI TAAHHÜT ETMİŞTİR
“Taraf olduğumuz ‘Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ başıboş köpeklerin sayısının rahatsızlık verdiği durumlarda idari bir kararla ötanazi uygulanacağına hükmetmektedir ve ülkemiz de bu sözleşmeyi usulüne uygun olarak onaylayarak kabul etmiş ve uygulamayı taahhüt etmiştir.”
KARANTİNA BÖLGESİNDEN KÖPEK KAÇIRAN İSTİSMARCI GRUPLAR BU HÜKÜMLERİ UYGULATMIYOR
“5996 sayılı Kanunda, Kuduz Hastalığı ile Mücadele ve Kuduz Hastalığından Korunma Yönetmeliği’nde de öldürme şartları belirlenmiştir. Ancak sözde hayvansever STK temsilcilerine ‘derhal’ tekmil veren bazı valiler, belediye başkanları, bu STK’ların direktifleri ile devlet memurları hakkında işlem yapan bazı bakanlık temsilcileri, DKMP müdürlükleri gibi bilerek ya da bilmeden yetkisini ve görevini kötüye kullananlar sebebiyle karantina bölgesinden köpek kaçırma şımarıklığına erdirilen bir takım istismarcı gruplar bu hükümleri dahi uygulatmamaktadır.”
ÖTENAZİ FİYATINI VETERİNER HEKİM MESLEK BİRLİKLERİ BELİRLİYOR
“Ötenazinin uygulanmasına engel olunması mevzuatta olmadığı anlamına gelmez. Mevzuatımızda ötanazi kavramı vardır, veteriner hekim meslek birliklerince fiyatı belirlenir ve yayımlanır! Devlet kurumları her gün yüzlerce hayvanın ölüm kararını vermektedir. Köpeği diğer hayvanlardan ayıran hiçbir özellik yoktur!”

ÇOCUKLAR ÖLÜRKEN KÖPEKLERİ AKLAMAYA ÇALIŞANLAR YASA DEĞİŞİKLİĞİNİ SAPTIRIYOR
Ötenazi kavramının yasalarca mevcut olmasına rağmen kanun değişikliği teklifini saptırıldığına dikkat çeken Koçak, konuşmasına şöyle devam etti:
“Çocuklar ölürken binbir bahane bulup köpekleri aklamaya çalışanların son çırpınışları kanun değişiklik teklifini de saptırmak içindir. Oysaki sokak hayvanları sahipsiz değildir gibi net bir ifade ile devleti ve halkı tehdit edenlerin sahibi oldukları köpekleri adlarına kayıt ettirerek, kontrol altına almaları tüm sorunu çözecektir.
Mevzuatımız temel insan haklarını temin edip korumak üzere şekillendirilmiştir. Anayasamız, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve kanunlarımız insanların insanlık onuruna yakışır şekilde yaşamalarını sağlamayı amaçlar. Hayvan refahını sağlayacak olan da insandır!”

ÖNLENEBİLECEK HER ÖLÜM CİNAYETTİR
“Kısacası çocuk ölümlerini makul kayıp sayanların, ölen çocukları ‘2 Mete öldü’ veya ‘2-3 çocuk öldü’ diyerek küçümseyenlerin, ‘Kaç çocuk öldü ki başıboş köpekler yüzünden’ gibi insan canını istatistik malzemesi yapanların devri kapanmak zorundadır! Bir ölüm çok ölümdür ve önlenebilecek her ölüm de cinayettir. Çocuklar geleceğimizdir, yaşatmak, korumak zorundayız! Aksi iddialar abesle iştigaldir!”
‘REHABİLİTASYON’A İTİRAZ ETMEYEN ‘ÖTENAZİ’YE İTİRAZ EDEMEZ
“Kısaca ötanazi kavramının kullanışmasına yapılan eleştiriye değinecek olursak o hususta da saptırmalar yapılmaktadır. Hali hazırda mevzuatta kullanılan bir kavramdır, yeni değildir. Ayrıca 5199 sayılı Kanun’a 2021 yılında 7332 sayılı kanunla eklenen “Rehabilitasyon” kavramı; ‘Sahipsiz hayvanların tedavi ve parazit mücadelesinin yapılmasını, aşılanmasını, kısırlaştırılmasını ve dijital kimliklendirme yöntemleriyle işaretlenmesini’ ifade eder. Peki rehabilitasyon nedir? En basit tanımı iyileştirme olan rehabilitasyon ile bu tanım ne kadar uyumludur? Bir başıboş köpek bir insana saldırıp parçaladığında hatta öldürdüğünde bu tanıma göre; ‘Rehabilitasyon süreci tamamlandı artık saldırmaz’ denilebilir mi? Asla! Rehabilitasyon kavramına itiraz etmeyen hiç kimse ötanazi kavramına da itiraz edemez!”

“HİÇBİR İNSANIMIZIN ÖLMESİNE GÖZ YUMULAMAZ”
“Başıboş köpeklerin hatta köpeklerin saldırganlığını önlemek üzere bir rehabilitasyon çalışması yapılabilmesi imkansıza yakındır. Artık hiçbir vatandaşımızın, bilinçsiz köpeklerin istismar edilmek üzere başıboş bırakılması neticesinde yaralanmasına, ölmesine göz yumulamaz!”
“SEVEN SEVDİĞİNİ SAHİPLENİR, SOKAKTA BAŞIBOŞ BIRAKMAZ!”
“Tüm hayvanseverleri başıboş köpekleri sahiplenmeye davet ediyoruz! Toplumda kaos ortamı oluşturmaya çalışan azgın azınlığın aksine, ‘Sokak hayvanları sahipsiz değildir’ diyen gerçek hayvanseverlerin kendini gösterme, elini taşın altına koyma zamanı gelmiştir. Her ne kadar slogan bir anda ‘Sokak hayvanları sahipsiz değildir’den ‘Sokaktayım yanımdayım’a döndürülse de sokak hiçbir canlı için yaşam alanı olamaz! Sokağa düşen değer kaybeder. Seven sevdiğini sahiplenir, başıboş sokakta bırakmaz! Gün köpekleri başıboşluktan kurtarma günüdür. Çocuklar ölürken köpekleri konuşmak insanlık onuruna aykırıdır!”
Açıklamadan öne çıkan başlıklar şöyle:
Şehit Mustafa Cambaz adına düzenlenen yarışmanın ödül merasiminde sizlerle beraber olmanın memnuniyetini yaşıyorum. Albayrak Medya Grubu verdiği sözü kararlılıkla yerine getiriyor. Yeni Şafak Gazetesi’ne bizleri buluşturduğu için teşekkür ediyorum. Şehit Mustafa Cambaz genç yeteneklere ilham kaynağı olmaya devam ediyor. 2 gün sonra 15 Temmuz hain darbe girişiminin 8. yıldönümü.
15 Temmuz’da 252 vatan evladını şehit verdik. Hangi alanda olursa olsun hüner ehline hak ettiği değerin verilmesi mühimdir. Mükafatı verilen her başarının daha nitelikli çalışmaların müjdecisi olacağı açıktır. Yarışmamıza ülkemizin her köşesinden fotoğrafın katılımını bunun işareti olarak görüyorum. Dereceye giren tüm kardeşlerimizi tebrik ediyorum. İnşallah daha nice yıllar nice güzel fotoğraflar çekmeye devam edersiniz.
Bizim sanat anlayışımızın temelinde güzel olanı görmek ve göstermek düşüncesi vardır. Merhum Mustafa Cambaz işte böyle bir sanatkâr. Şehit Mustafa Cambaz kardeşimizin hayat hikayesini biraz önce izledik. Şehit Mustafa Cambaz ömrünü inandığı değerlere ve mesleğine adamış takdir ve hayranlık uyandıran eseriyle başarı elde etmiş bir foto muhabirdi. 2000li yıllardan itibaren Türkiye’yi dolaşarak 10 binden fazla fotoğraf çekti. Ucuz hesapların geçici heveslerin peşinde koşmadı.
“FETÖ’CÜLERİN 40 YILLIK PLAN VE HAZIRLIKLARI BİRKAÇ SAAT İÇİNDE BOŞA GİTTİ”
15 Temmuz gecesi olduğu gibi sonunda ölümde olsa hakkın adaletin tarafında yer aldı. FETÖ’cü hainler Mustafa Cambaz kardeşimizi göğsünden 2 kurşunla şehit ettiler. İnsanlarımızı korkakça namertçe katlettiler. Ancak sinsi ve kanlı emellerine ulaşamadılar. Her şeyi en ince detayına kadar hesaplamışlardır. 40 yıl boyunca bukalemun gibi 40 kılığa girerek kendilerini gizlemeyi başarmışlardı. 40 yıllık plan ve hazırlık birkaç saat içinde boşa gitti. Yaptıkları hesap o gece Boğaziçi Köprüsünden Yeşilköy Havalimanından Kızılay Meydanından TBMM’den Cumhurbaşkanlığı Külliyesinden döndü. Millete silah doğrulttukları her yerde Rabbimiz hainlerin hesaplarını başlarına geçirdi.
“15 TEMMUZ RUHUNA SAHİP ÇIKACAĞIZ”
Emperyalist uşaklarına Türkiye’nin teslim alınamayacağını yeniden gösterdik. 15 Temmuz gecesi meydanlar yerine bankamatik kuyruklarına koşanlar aradan geçen 8 yıla rağmen milletin destanına çamur atanlar, unutturmaya çalışanlar, hayal kırıklığı acısını unutamayanlar istemese de biz 15 Temmuz ruhuna sahip çıkacağız. Pazartesi günü 81 ilde çeşitli etkinliklerle 252 vatan evladını yad edeceğiz.
“İSLAM DÜNYASI ARTIK HAREKETE GEÇMELİ”
Gazze’de şahit olduklarımız da birçok perdenin kalkmasına neden olmuştur. Ne oluyorsa hepimizin tüm insanlığın gözü önünde oluyor. Kayıtsız kalanlar ikiyüzlü politikalarını saklama gereği duymuyorlar. Gezi olaylarından 24 saat canlı yayın yapanlar söz konusu Gazze olunca ortadan kayboldular. Soykırımı görmediler. Mazlumların çığlıklarını duymadılar. Üç maymunu oynamaya devam ettiler. Gazze’de İslam alemi kurumları da başarılı sınav verememiştir. Gazze katliamlarında Batı dünyasını eleştirirken Müslümanlar olarak kendimize de hesaba çekmemiz gerekmektedir. İsrail öldürmekten kan dökmekten vazgeçmeyecek. Batılı güçler Holokost utancının etkisiyle İsrail’e destek vermeye devam edecek. BMGK İsrail’e karşı hiçbir adım atmayacak. Böyle bir tablo karşısında İslam dünyası ne yapacak? Bu soruları kendimize daha sık sormaktan başka çıkış yolumuz bulunmuyor.
Haber7 – ÖZEL
Batı destekli Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbeye kalkıştığı 15 Temmuz gecesi kahramanca direnenlerin destansı hikayeleri hem yürek kabartıyor hem göz yaşartıyor. Darbe kalkışmasında Boğaziçi Köprüsü’nü trafiğe kapatan hainlere karşı canını siper eden kahramanlardan Onur Ayanoğlu şehit olmuş, kardeşi Oğuz Emin Ayanoğlu yaralanmıştı. Nişanlısına “Seni seviyorum ama vatanımı daha çok seviyorum” diyerek darbecilerin üzerine atılan şehit Onur Ayanoğlu, vatan için yardan ve candan geçen ecdadın yolundan gitti. Kardeşi Oğuz Emin Ayanoğlu ise aynı noktada vurulduktan sonra hastanede hayata tutundu ve gazilik şerefine ulaştı.
Boğaziçi Köprüsü’nde darbecilerin ateşlediği kurşunun, damarını bir milimlik açıyla sıyırdığını ifade eden gazi Oğuz Emin Ayanoğlu, “şehadeti bir milimle kaçırdığını” söylüyor.
Bir evladını şehit veren, diğer oğlu gazilik mertebesine yükselen baba İhsan Ayanoğlu ise 15 Temmuz gecesi kendisinin de can havliyle köprüye koştuğunu anlatıyor.
15 Temmuz’ın kahramanları, o gece yaşananları Haber7 okurları için paylaştı…
Gazi Oğuz Emin Ayanoğlu, hain darbe girişimi sırasında ağabeyi Onur Ayanoğlu ile birlikte işten çıkarak eve gittiklerini fakat darbe bilgisini alınca önce Başkan Erdoğan’ın Üsküdar’daki konutuna ardından Boğaziçi Köprüsü’ne yöneldiklerini belirtti. Ayanoğlu, “O gece rahmetli biraderimle işten eve doğru geliyorduk. Yolda gelirken bir takım olayların olduğunu gördük. Metrobüsler falan kapalıydı. Yolumuzu düzelttik. Üsküdar’dan doğru evimize doğru gelmeye çalıştık. Askerin köprüyü kapattığı söyleniyordu. Biz de mahallede arkadaşlarımızla istişare ediyorduk. Sokağa çıkmaya karar verdik. Cumhurbaşkanımızın evinin önüne gitmeye karar verdik. Sonuçta hiçbirimiz darbeyi kabul etmiyoruz. Özellikle Cumhurbaşkanımızın halkı sokağa davet etmesinden sonra Kısıklı Meydanı dolup taştı.” dedi.
NİŞANLISINA ‘SENİ SEVİYORUM AMA VATANIMI DAHA ÇOK SEVİYORUM’ DEDİ, ŞEHADETE YÜRÜDÜ
Şehit ağabeyinin nişanlısı ile yaşadığı diyalogu aktaran Ayanoğlu, “Boğaziçi Köprüsü’nün sıkıntılı olduğunu duyunca oraya gitmeye karar verdik. Onur’un nişanlısı biraz panik bir kızdı. Ona telefonda demiş ki ‘Beni seviyorsan eve git’. O da demiş ki, ‘Seni seviyorum ama vatanımı daha çok seviyorum.’ Şu an metrobüs durağının olduğu yerde buluştuk. Onur’un üstü başı kan içinde. Her yeri kan revan içinde. ‘Yaralılar var, onları taşıdık, şerefsizler bir sürü kişiyi vurdu.’ dedi.” sözlerini sarf etti.

SAVAŞTA BİLE YARALILARI ALMAYA İZİN VERİRLER AMA BUNLAR BİZİ O ESNADA TARADI
Oğuz Emin Ayanoğlu, ağabeyi Onur Ayanoğlu’nun şehadate yürümesini şu şekilde anlattı:
ŞEHADETİ BİR MİLİMLE KAÇIRDIM
Oğuz Emin Ayanoğlu, 15 Temmuz darbe girişiminde kalçasından vurulmuş ve uzun süre hastanede yatmıştı. O anı şu sözlerle ifade etti:

Oğuz Emin Ayanoğlu o ateşte ağabeyi Onur Ayanoğlu’nun vurulduğunu hastanede öğrendiğini ve sonrasında yaşadıkları zorlu süreci şöyle anlatıyor:
AL BAYRAĞIMIZDA BİZİM DE KANIMIZ VAR
KÖTÜ BAŞLAYAN, GÜZEL BİTEN FİLM GİBİYDİ
Kahraman kardeşlerin babası İhsan Ayanoğlu, 15 Temmuz’da ailede yaşananları ilişkin şunları söyledi:
ÇAPRAZ ATEŞTE KALDIĞIMIZDA MEĞERSE OĞLUM DA VURULMUŞ
Evlatlarının vurulma haberini alınca şuurunu kaybettiğini belirten Ayanoğlu, gecenin devamında yaşadıklarını şöyle anlattı:

SAVAŞIN BİLE KURALI VAR AMA HAİNLERİN YOKTU
Oğlu Onur Ayanoğlu’nun hastaneye kaldırıldığını öğrendikten sonra doğru oraya koştuğunu söyleyen İhsan Ayanoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
OĞLUM MORGDA BANA GÜLÜMSÜYORDU
Belki de bir babanın en zor sınavıydı oğlunun acı haberini almak… İşte İhsan Ayanoğlu, oğullarıyla beraber gittiği köprüde bir oğlunu şehit vermişti, diğer oğluysa gazi olmuştu. Baba Ayanoğlu, haberi aldığını anı şöyle anlattı:
Haber7 – ÖZEL
FETÖ’cü hainlerin gerçekleştirdiği 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin 8. yılında Gazi Doktor Talha Uçar, Haber7’ye yaşadıklarını ve hissetlerini anlattı.
DARBE GİRİŞİMİNİ ANLAYINCA KÖPRÜDEN AYRILMADIK
“İlk olarak askerlerin köprüyü kapattığını haber aldık” diyen Talha Uçar, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne ulaştığını belirtti. Uçar, “Sonra olayın ilk itibaren bir askeri müdahale olduğunu, oradaki askerlerin söylemlerinden ve tutumlarından anladık. Oradan ayrılmamaya karar verdik. ifadelerinde bulundu.
ERDOĞAN’IN AÇIKLAMASININ ARDINDAN KALABALIK ARTTI
“Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan’ın açıklamaları oldu ve olayın bir grubun kalkışması olduğunu öğrenmiş olduk.” diyen Uçar, açıklamaların ardından kalabalığın giderek arttığını ve herkesin ellerinde Türk bayraklarıyla sloganlar attığını belirtti.

KURŞUN YAĞDIRDILAR, TANKLARI ÜZERLERİNE SÜRDÜLER
FETÖ’cü hainlerin şiddetini gittikçe artırdığını belirten Talha Uçar, darbecilerin halkın üzerine kurşun yağdırdığını ve tankların üzerlerine sürüldüğünü aktardı. Uçar, “Darbecilere karşı mukabele ederken tankın bariyerleri sıkıştırması sonucu elimden yaralandım” dedi.
HEKİM OLARAK YARALILARA MÜDAHALE ETTİ
Çok çetin bir direniş verildiğini belirten Uçar, yaralandıktan sonra Beykoz Devlet Hastanesi‘ne gittiğini söyledi. Gecenin ilerleyen saatlerinde hastanelerin dolup taştığını, öncelikle yaralıları tedavi ettiğini kaydeden Uçar, “Beykoz Devlet Hastanesi’nde bir süre yaralılara baktım, hekim olarak nöbetçi doktorlara yardım ettim.” dedi.
15 TEMMUZ’DA İLK DEFA…
Türkiye’de darbeyle ilgili söylemlerin daha önce de var olduğunu belirten Uçar, darbe geleneğinin Osmanlı’daki yeniçerilere kadar dayandığını söyledi. “Darbe ile ilgili Türk hafızasında çok fazla şey var.” diyen Uçar, “Bugüne kadar darbelere karşı büyük bir direnişin olmadığını biliyoruz. Çünkü bunların bazıları 1960 ve 1980 darbeleri başarıyla, yani darbe yapılarak sonuçlanmış. Diğerlerinde ise farklı sonuçları olmuş; demokrasi ve halkın aleyhine olmuş, hükümetler devrilmiş. Ancak 15 Temmuz’da ilk defa liderin de dik duruşuyla halk darbeye karşı çok güçlü bir direniş sergiledi. İlk kez bir darbe başarısızlıkla sonuçlandı, bu haksızlık milletin eliyle düzeltildi. Türk siyasi tarihi açısından çok önemli. Bunun sonucu olarak bazı reformlar gerçekleştirildi. Artık millet, kendi cumhurbaşkanını kendisi seçiyor. Dolayısıyla bunu tam tersine, ülkedeki demokrasinin aleyhine olmaktan çıkarıp lehine kendi elimizle bütün bir millet oy kullanarak çevirdik.” dedi.

BUNU UNUTMAMALIYIZ
Geçmişte yapılmayan müdahaleler nedeniyle bugünlere gelindiğini vurgulayan Uçar, “Bu olayları unutturmamalıyız ki bir daha yaşamamalıyız. Biz buradan birçok ders çıkarmalıyız. Hiçbir topluluğun, hiçbir gücün, hiçbir klanın devletin içerisinde yapılanmasına devletin ve milletin aleyhine hareket etmesine izin vermemeliyiz. Böyle şeylere tevessül edenleri en baştan engellemeliyiz” dedi.

15 TEMMUZ RUHU DÜNYAYA ÖRNEK OLDU
Halkında darbecilere karşı direnişinin dünyaya da örnek olduğunu vurgulayan Uçar, “Psikolojide şöyle bir fenomen vardır: Kaytarma fenomeni. Nasıl olsa birileri bu işle ilgileniyor diye kaçınma, eyleme katılmama eğilimi vardır. Ama 15 Temmuz’da çok farklı bir şey oldu. Bütün millet buna kendi eliyle karşı çıktı. Hep birlikte insanların, birileri nasıl olsa bununla mücadele ediyordur diye düşünmedi. Yaşlısı, genci, kadını, hastası, engellisi herkes çıktı sokağa. Eminim; başka haksızlığa uğrayan diğer milletler de buradan ilham alarak buna kendi elleriyle dur diyeceklerdir” dedi.

FETÖ’YLE MÜCADELENİN SULANDIRILMASINA İZİN VERİLMEMELİ
Bazı odaklar tarafından FETÖ ile mücadelenin sulandırılmaya çalışıldığını belirten Uçar, bu girişimlere müsaade edilmemesi ve ayrımın iyi yapılması gerektiğini vurguladı. Talha Uçar, “Konunun bizzat merkezinde yer alanlar en ağır şekilde cezalandırılmalı. Cezalandırılmalı ki bir daha bunu birileri aklından bile geçirememeli. İnsanların üzerine tankları süren, kurşun sıkan, dolaylı veya dolaysız bunlara yardım eden, haber veren, istihbarat sağlayan, silah temin eden, sevk eden bunlar da ceza almalı. Ama bunların dışındakileri çok iyi ayrımlamalıyız. Ayrımlamazsak konu bu sefer kamuoyunda farklı bir izlenim uyandırıyor. ” dedi.
Bakan Tunç, TBMM Adalet Komisyonu’nda 9’uncu Yargı Paketi görüşmeleri tamamlandığını belirterek, “Cuma günü sabaha karşı ben buradan tüm komisyon başkanımız başta olmak üzere tüm komisyon üyelerimize, milletvekillerimize teşekkür ediyorum. 9’uncu Yargı Paketi’nde sadece kadının soyadı ile ilgili madde yok. Otuzdan fazla madde var. Özellikle yargı hizmetlerinin etkinliğini daha da artırmaya yönelik, vatandaşlarımızın yargı hizmetlerinden daha etkin, verimli bir şekilde faydalanmasını sağlamaya yönelik, yargının hızlandırılmasına, adil bir şekilde tecelli etmesine yönelik önemli düzenlemeler var. Başta alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi olmak üzere, ara buluculuk gibi. Yine istinaf sürecinde dosyaların, davaların gecikmemesi için hızlı bir şekilde sonuçlanmasına yönelik bir takım düzenlemeler var. Yine sosyal medya ve görüntülü ya da yazılı basın yoluyla hakaret suçlarını en aza indirmek için özellikle bu suçlarla mücadeleye yönelik de önemli düzenlemeler var. Ve yine usule ilişkin gerek icra ihtilası sistemimizdeki elektronik satışa ilişkin birçok husus var” açıklamasında bulundu.
DÜZENLEME HAKKINDA AÇIKLAMA!
Süreç içerisinde Anayasa Mahkemesi’nin medeni kanuna ilişkin iptal ettiği düzenlemeler olduğunu da ifade eden Tunç, “Bunlardan bir tanesi kadının soyadına ilişkin. Tabi medeni kanunumuza göre kadın evlenmekle kocasının soyadını alır. Eğer kadın isterse kocasının soyadıyla beraber kendi kızlık soyadını da kullanabilir. Mevcut düzenlememiz bu şekilde medeni kanunda. Anayasa Mahkemesi burada bir iptal kararı verdi ve bu iptal kararı sonrasında o boşluğun yeniden düzenlenmesi gerekti. Taslak çalışmamızı biz Türkiye Büyük Millet Meclisi grubumuza ilettik ve onlar da değerlendirmelerde bulundular. Komisyonda da mevcut düzenleme, kadın evlenmekle kocasının soyadını alır. İsterse kızlık soyadını da bununla beraber kullanabilir hükmü Adalet Komisyonu’nda aynı şekilde korundu ama anayasa mahkememizin gerekçelerine de atıf yapılarak yeni bir düzenleme gerçekleştirildi. Durum bundan ibaret arkadaşlar” ifadelerini kullandı.
‘HUNHARCA İŞLENMİŞ BİR CİNAYET’
Balıkesir’de motokuryelik yapan üniversite öğrencisi Ata Emre Akman’ı 25 yerinde bıçaklanarak öldürülmesine ilişkin soruları yanıtlayan Bakan Tunç, “Balıkesir’deki cinayet hunharca işlenmiş bir cinayet. Hepimizi derinden yaralayan bir cinayet. Temennimiz bu tür suçların olmaması ülkemizde. Tabii suçu işlediği zaman da gerekli cezaya çarptırılması lazım. Bağımsız ve tarafsız yargımız gerekli cezayı verdi. Tabii 18 yaşından küçük olması nedeniyle 24 yıl ceza vermek durumunda kaldı. Azmettiricinin beraat etmesiyle ilgili bir karar söz konusu oldu. Cumhuriyet Başsavcısı da bu açıdan mütalaaya aykırı karar verildiği için temiz etti. Bağımsız ve tarafsız yargı süreci içerisinde devam edecek. Yani istinaf incelemesi var. Yargıtay incelemesi var. Dolayısıyla yargının kararını bu konuda beklememiz gerekiyor” diye konuştu.
‘HATALI BİR İŞLEM VARSA DÜZELTİLİR’
Kızılay’ın eski başkanı Kerem Kınık’ın kızının otomobiliyle seyir halinde bir motosiklete çarpmasına ilişkin soruları da cevaplayan Tunç, “Değerli arkadaşlar dosyayla ilgili benim bu konuda henüz bir bilgim yok. Ama şuna bakalım. Eğer dosyanın içeriğinde bir hata varsa mutlaka bu itiraz yoluyla düzeltilir. Yani bu konuda dosyayla ilgili yargının vereceği kararla ilgili bizim şu anda buradan bir yorum yapmamız doğru olmaz. Ama hatalı bir işlem varsa da bu itiraz yoluyla düzeltilebilecek bir durumdur” şeklinde konuştu.
Doktor Mehmet Celal Almaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan darbecilere karşı direnmek için otomobiliyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne gitmek üzere yola çıktı.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile Jandarma Genel Komutanlığı arasındaki kavşakta darbecilerin engelliyle karşılaşan Almaz, darbeci askerlere kışlaya dönmeleri konusunda çağrıda bulundu.
15 YERİNDEN YARALANDI
Bu sırada helikopterlerden açılan yaylım ateşi sonucunda şarapnel parçalarının vücuduna isabet etmesiyle 15 yerinden yaralanan Almaz’ın sağ dizinin üst bölgesinde de kırık oluştu.
Bacağındaki kırık nedeniyle yürüyemez hale gelen Almaz, kendisi gibi darbe girişimini durdurmak için bölgeye gelen vatanseverlerden yardım istedi.

KENDİNİ TEDAVİ ETMEYE BAŞLADI
Vücudunun çeşitli yerlerindeki yaralanmalar nedeniyle kanamasının arttığını fark eden doktor Almaz, darbeciler tarafından engellenen ambulansların ve sağlık ekiplerinin gelmemesi üzerine kendini tedavi etmeye başladı.
Yaralı vatandaşların bir halı yıkama fabrikasına ait panelvan tipi minibüse bindirildiğini gören Almaz, çevredekilerden minibüse binmek için yardım istedi.
Olay yerinde darbecilere karşı direnen tiyatro sanatçısı Mehmet Tahir İkiler’in, yardım çağrısına kulak verdiği Almaz’ı bindirmesinin ardından hareket eden minibüs, alt alta üst üste bindirilen 15 vatanseveri yaralı olarak hastaneye ulaştırdı.
“BACAĞIM KIRILDIĞI İÇİN YÜRÜYEMİYORDUM”
Sincan ilçesinde Sağlık Müdürü olarak görev yapan Dr. Mehmet Celal Almaz, AA muhabirine, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yaşadıklarını anlattı.
15 Temmuz gecesinde darbecilerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ele geçirmek istediğini duyması üzerine sokağa çıktığını aktaran Almaz, otomobiliyle darbecilere karşı canlı kalkan olmak için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne hareket ettiğini söyledi.
Helikopterlerin açtığı yaylım ateşinin ayağının dibine isabet etmesi nedeniyle vücuduna aldığı şarapnel parçalarıyla yaralandığını aktaran Almaz, şöyle konuştu:
“15 yerimde şarapnel yaralanması oluştu. Çok trajikomik bir olay oldu. Arabam karşımda ama arabama bacağım kırıldığı için yürüyemiyordum. Arabamın anahtarını sonradan tanıdığım Mehmet Tahir İkiler ağabeyime verdim. O da arabayı, o anki heyecanla ve arabanın yabancısı olmasından dolayı çalıştıramadı. Yardım gelmesini beklerken bir halı yıkama fabrikasının aracı hareketlendi. Alt alta ve üst üste 15 yaralı o araca bindirildi. Onlardan ikisinin hastanede şehit olduğunu öğrendim. 13 gazi de bu vesileyle hayatlarına devam etmiş oldu.”

-“Darbeci hainler hiçbir ambulansı olay yerine yaklaştırmıyordu”
Helikopter saldırısı sonucunda şuurunun açık olmasından dolayı mutlu olduğunu ifade eden Almaz, son nefesini verirken kelimeişehadet getirmek istediğini belirtti.
Çevresinde parçalanmış insanları görünce doktor olduğunu hatırladığını dile getiren Almaz, durumun ağır olmasından dolayı kimseye yardım edemediğini dile getirerek, sözlerine şöyle devam etti:
“Yaralanmam fazla olduğu ve kan kaybının yüksek olması nedeniyle hayatımı kaybedebileceğimi öngördüm. Bu sebeple kanamaları durdurarak hastaneye bir önce gitmem gerektiğine karar verdim. Fakat darbeci hainler hiçbir ambulansı olay yerine yaklaştırmıyordu. Mehmet Tahir İkiler’in yardımıyla minibüse bindirildim. Olayın vahametini yol kontrol noktalarındaki polislerin sert yüz ifadesi ile minibüsün kapısını açmasıyla karşılaştıkları manzaranın çok feci bir şey olduğunu, onların yüzlerinin aniden değişmesinden ve birden ‘devam et’ diye bağırmasından anlayabiliyorduk. Minibüsteki inlemeler ve diğer olaylar tam bir mahşer meydanını andırıyordu.
Yolların kapanması nedeniyle 5 dakikada ulaşacağımız hastaneye, 45 dakikada varabildik. Allah bir daha yaşatmasın. Çok kötü bir manzaraydı. Bir siyasi parti başkanı demişti ki ‘Oy namustur’ biz de hem verdiğimiz oylara hem namusumuza sahip çıkmak için meydanlara indik. Seçilmiş meşru liderimize, Türkiye’nin geleceğine, bekasına ve demokrasisine karşı bir darbe yapılıyordu. Bizde bu darbeye karşı var gücümüzle elimizde hiç bir imkan olmamasına rağmen en azından safımız belli olsun diye meydanlara koştuk. Tabiri caizse oyumuza yani ‘namusumuza’ sahip çıktık.”
“İsimsiz kahramanlara şükranlarımı iletiyorum”
Darbe gecesi cuntacıların engellediği ambulansların görevini yerine getiren halı yıkama minibüsünün şoförünü 8 yıl sonra bulabildiğini kaydeden Almaz, “O gece sokağa çıktığımızda doktor sıfatıyla da ‘insanlara yardımcı olur muyuz?’ diye de düşünüyordum ama kendim yardıma muhtaç bir hale geldim. Benim mecburi hizmetim 112 Ambulans hekimliğiydi. Meslek hayatım boyunca yüzlerce hastanın taşınmasına vesile oldum ama ambulansa en çok ihtiyaç duyduğum an hain FETÖ’cüler tarafından ambulans gönderilmedi. Benim için bir halı yıkama aracı ile hastaneye yetiştirilmek aslında çok trajikomik bir olay. Halı yıkama aracının şoförü Mahmut beye o gayreti için teşekkür ediyorum. Bizi yine o minibüse taşıyan Mehmet Tahir İkiler’e ve isimsiz kahramanlara şükranlarımı iletiyorum.” ifadelerini kullandı.

“O GÜNLERİ BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMİYORUM”
Halı yıkama minibüsünün şoförü Mahmut Sağlam da evinde uyurken dışarıdan gelen eşinin kendisini uyandırarak darbe girişimi olduğunu söylemesi üzerine, halıları taşıdığı yıkama fabrikasının aracına binerek Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne doğru hareket ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Külliye’si güzergahında ilerlerken helikopterlerin bazı noktalara ateş açtığını ama aracının isabet almadığını anlatan Sağlam, şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önüne gittiğimde karşımda tank vardı. İnsanlar yerde parçalanmış durumdaydı. Ağlayan ve bağıran insanlar çoktu. İnsanları aracımıza bindirdik. Arabam panelvandı, arkada koltuk yoktu. Karga tulumba insanları üst üste yığdık. O yaralılardan bazılarıyla görüşüyorum, arayıp soranlar var. Araç bende değil. Sabaha kadar hastanede bekledim. Bir kaç yıl sonra İstanbul’da birine sattım. O günleri bir daha yaşamak ve hatırlamak istemiyorum. Ama güzel arkadaşlıklarım oldu. Karşılıksız, menfaatsiz dostluklar oluştu.”
YENİDEN YAPILANMAYA KARŞI OPERASYONLAR SÜRÜYOR
FETÖ’ye yönelik kararlılıkla yürütülen mücadele ve düzenlenen başarılı operasyonlar neticesinde örgütün yurt içinde hareket edemez hale getirildiğini belirten Yerlikaya, örgütün yeniden yapılanma faaliyetlerinin deşifresine yönelik operasyonların da aralıksız sürdüğüne değindi.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞINDA 44 BİN 444 ŞAHIS İHRAÇ EDİLDİ
Bu kapsamda İçişleri Bakanlığı bünyesindeki soruşturmaları aktaran Yerlikaya, “İçişleri Bakanlığımızda gerçekleştirilen soruşturmalar neticesinde de, bakanlığımızın çeşitli birimlerinde görevli 44 bin 444 şahıs ihraç edildi, 849 şahıs hakkında da görevden uzaklaştırma tedbiri devam ediyor.” bilgisini verdi.
Yerlikaya, “FETÖ’nün son dönemde ayakta kalmaya çalıştığına dair iddialar var. Buna karşı nasıl bir mücadele yürütüyorsunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“17-25 Aralık süreciyle başlayıp 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında aralıksız sürdürülen operasyonlar neticesinde faaliyet alanı iyice daralan FETÖ’nün ülkemizdeki faaliyetlerine devam etmeye çalıştığını biliyoruz. Kolluk kuvvetlerimiz tarafından adli mercilerle koordineli yürütülen çalışmalarla bu faaliyetler yakından takip ediliyor ve tespit edilen hedeflere yönelik operasyonlar aralıksız gerçekleştiriliyor.”
Çalışmaların, örgütün son üyesinin adli mercilere sevk edilmesine kadar aynı azim ve kararlılıkla süreceğini vurgulayan Yerlikaya, “Bu kabine döneminde FETÖ mensuplarına yönelik düzenlenen 6 bin 25 operasyonda 9 bin 738 kişi gözaltına alındı, 1697 şahıs tutuklandı, 2 bin 36 şahıs hakkında adli kontrol kararı verildi.” bilgisini verdi.
“ÖRGÜT FAALİYETLERİNİN BÜYÜK KISMI YURT DIŞINA KAYDIRILDI”
Yerlikaya, FETÖ’ye yönelik başarılı operasyonların ardından örgütün faaliyetlerinin büyük kısmının yurt dışına kaydırıldığını açıkladı.

Aranan şahısların yasa dışı yollarla yurt dışına kaçmaya çalıştıklarını aktaran Yerlikaya, örgütün uluslararası alanda okul, medya, sivil toplum kuruluşları ve ticari işletmeler gibi kuruluşlarla yapılanmaya yöneldiğini vurguladı.
“FİRARİ ÖRGÜT MENSUPLARININ YÜZDE 23’Ü ALMANYA’DA”
Örgütün, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yurt dışında elde ettikleri gelirle yurt içi faaliyetlerini finanse etmeye ve Türkiye’deki yapılanmasını bu şekilde korumaya çalıştığını kaydeden Yerlikaya, “Bu her ne kadar muhataplarımıza anlatılmış olsa da firari örgüt mensuplarının yaklaşık yüzde 16’sının ABD’de ve yaklaşık yüzde 23’ünün de Almanya’da olduğu değerlendiriliyor.” ifadelerini kullandı.
Yerlikaya, FETÖ’nün dini istismar eden bir istihbarat örgütü olduğunu belirtti. Örgütün, uluslararası istihbarat örgütlerinin kullanımına da açık olduğunu ifade eden Yerlikaya, “Bazı ülkelerce sahiplenilmesi ve terör örgütü olarak kabul edilmemesinin altında yatan en önemli neden de budur.” değerlendirmesinde bulundu.
Dış temsilciliklerle koordineli yürütülen çalışmalar sonucu örgütün gerçek yüzünün ve hedefinin diğer ülke yetkililerine anlatıldığını ve bu girişimlerin sürdüğünü aktaran Yerlikaya, bu kapsamda 31 ülkeden 136 şahsın Türkiye’ye iade ya da bulunduğu ülkeden sınır dışı edildiğini kaydetti.

MÜCADELEDE DEVAM MESAJI
FETÖ ile mücadeleye ilişkin soruyu yanıtlarken Yerlikaya, uzun zamandır terörle mücadele eden Türkiye açısından, terör örgütü ayrımı yapılmaksızın azim ve kararlılıkla mücadele etmenin önemli ve öncelikli olduğunu vurguladı.
Yerlikaya, FETÖ’ye karşı yürütülen mücadelenin aralıksız sürdüğünü vurgulayarak, çalışmalar neticesinde örgütün birçok taktik ve yönteminin deşifre edildiğini, ilgili kişilere yönelik adli işlemler uygulandığını bildirdi.
Tespitler neticesinde FETÖ’nün birçok girişiminin sonuca ulaştırılmadığını ve örgüt üyelerinin yakalandığını aktaran Yerlikaya, “Kolluk birimlerimiz aynı zamanda bir istihbarat örgütü olan FETÖ ile mücadelede elde ettikleri tespit ve deşifrede uyguladıkları yol ve yöntemleri birbirleriyle paylaşmakta ve tam bir uyum içerisinde görev yapmaktadır.” ifadelerini kullandı.
“Hiçbir terör örgütü bu milletin birliğini sarsamayacak”
İçişleri Bakanı Yerlikaya, 15 Temmuz darbe girişimine karşı halkın gösterdiği direnişe ilişkin şunları kaydetti:

“Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde tanklara, ölüm kusan namlulara göğsünü siper ederek geçit vermeyen aziz milletimizin bilmesini isterim ki, adı hangi harflerle yazılırsa yazılsın, hiçbir terör örgütü bu milletin birliğini, kardeşliğini, bölünmez bütünlüğünü asla sarsamayacak. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış Anadolu topraklarında ay yıldızlı bayrağımızı semadan indiremeyecek, minarelerimizden ezan sesini dindiremeyecektir.”
Yerlikaya, dünyanın neresinde olursa olsun, Türkiye’ye yönelen her türlü bölücü ve yıkıcı emellere karşı mücadele azmi ve kararlılıklarından asla vazgeçmeyeceklerine dikkati çekti.
FETÖ ile mücadelede de kararlılıklarını yineleyen Yerlikaya, “Milli irade ve istikbalimize yönelik hain darbe teşebbüsünde bulunan FETÖ ile bu haklı mücadelemiz, dün olduğu gibi bugün de yarın da asla taviz verilmeden devam edecek.” açıklamasında bulundu.
Bakan Yerlikaya, ülkenin birliği, bölünmez bütünlüğü, bekası, milli ve manevi değerler uğrunda şehadete koşan aziz şehitleri rahmet ve minnetle andıklarını, kahraman gazileri saygı ve muhabbetle selamladıklarını belirtti.
Yerlikaya, “Allah, aziz milletimizi bir daha istiklal ve istikbaliyle imtihan etmesin.” ifadelerini kullandı.
15 Temmuz 2016 darbe girişimi sırasında Çengelköy Polis Merkezi’nin askerler tarafından basıldığını duyan 3 çocuk babası kuyumcu esnafı Halil Kantarcı, buraya gitmek üzere evden ayrıldı. Yolda darbeciler tarafından önü kesilen Kantarcı, 2 kurşunla vurularak şehit edildi. Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Kantarcı’nın cenazesi Çengelköy Mezarlığı’na defnedildi.

Yurt içinde ve yurt dışında birçok kuruma ismi verilen Halil Kantarcı’nın Sivas’ta yaşayan babası Ali Kantarcı, şehadetinin 8’inci yıl dönümünde oğlunu anlattı. Ali Kantarcı, “Olayın yaşandığı gece kayınvalidesinde misafirliktelermiş. Diğer çocuklarım havaalanından Halil’i arayıp darbe olduğunu söylemişler. Hemen dışarıya çıkmış. O sıra gelinim alçak uçuş yapan uçaklar nedeniyle çıkan sesten korkmuş. Bir şeyin patladığını düşünmüş. Dışarı çıktığında Halil’i yan binanın önünde görmüş. Halil gitme, bir gariplik var demiş. Halil orada karısıyla helalleştikten sonra yürüyerek Çengelköy Karakolu’na gitmeye çalıştığı sırada darbeciler tarafından önü kesilip şehit edildi” dedi.
‘İSTANBUL’A GİDENE KADAR HALİL’İ YARALI OLARAK BİLİYORDUM’
Olayı 16 Temmuz sabahı Sivas’ta öğrenen baba Kantarcı, “Amcamın oğlu geldi, İstanbul’a gitmemiz gerekiyor, Halil yaralanmış dedi. Buradan arabaya bindik, gittiğimizdeyse Halil’in maalesef şehit olduğunu öğrendim. İstanbul’a gidene kadar Halil’i yaralı olarak biliyordum. Halil sakin bir çocuktu. Okumayı çok seviyordu. Çevresine yardım etmeyi seviyordu. Allah razı olsun çocuklarımın hiçbiri başımı öne eğdirmedi, gururlandırdılar. Halil İslam’a daha bir düşkündü. İşi haricinde kendini okumaya veriyordu. Halil’in ismi yaşatılıyor. Sri Lanka’da 3 katlı bir yetimhane var, 1 tane mescit var, Adapazarı’nda 1 okul var, Çanakkale’de var, İzmir’de var, Kayseri’de yine adına 1 yurt var, Sivas’ta işitme engelliler okulu var, Çengelköy‘de okullar var. Birçok yerde ismi yaşatılıyor. Ben de ismini yaşatıp unutmayanlara dua ediyorum” ifadelerini kullandı.

‘1 TANE HALİL KAYBETTİM, 100 BİN TANE HALİL’İM OLDU’
Oğlu Halil şehit olduktan sonra birçok insanın kendisini aradığını ve tanındığını belirten Ali Kantarcı, “İnanın Halil şehit olduktan sonra hiçbir zaman telefonlarım susmadı. Samsun’dan, Tokat’tan, İzmir’den, Çanakkale’den yurt dışından dahi arayanlar oldu. Medine’ye gittim orada dahi beni tanıdılar. Bizi Halil olarak kabul et biz de bir Halil’iz dediler. Dursun olan ismini bana Halil olarak tanıtanlar var. 1 tane Halil kaybettim ama 100 bin tane Halil’im oldu. Tabii ki yine de dayanmak kolay değil. Allah ondan razı olsun. Bütün şehitlerin fotoğraflarına baktığınızda hepsinin yüzünde bir nur olduğunu görürsünüz. Tüm şehitlerimizde bir ayrıcalık görülüyor. O gün bütün vatandaşlarımız Halil’le aynı şeyi yaptı. Allah bütün şehitlerimize rahmet eylesin. Gazilerimize de huzurlu bir yaşam dilerim” diye konuştu.
]]>
SOKAK KÖPEKLERİ UYUTULACAK MI?
AK Parti Grup Başkanı Abdulllah Güler, 17 maddelik kanun teklifinin detaylarını aktardı. Güler, sahipsiz saldırgan sokak köpeklerine ötenazi uygulanacağını söyledi.
ÖTENAZİ NE DEMEK?
Sokak hayvanları yasası sonrası ötenazi gündeme geldi. Ötenazi, tıbbi olarak hastanın yaşamına son verme amacı ile yapılan bir uygulama olarak biliniyor. Bu uygulama genel olarak hastanın dayanılmaz acılar içerisinde olduğu ve tedavisi olmayan ve tedavisi olmayanbir hastalık olduğu durumlarda gündeme gelir.
SOKAK HAYVANLARI YASASI SON DURUM
AK Parti, sokak hayvanlarından ötürü vefat eden vatandaşlara değinerek, “Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni TBMM Başkanlığı’na sundu. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, bugüne kadar sahipsiz sokak köpekleriyle ilgili yapılan çalışmaların yetersiz kaldığını belirterek, saldırgan olan, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olan hayvanlara yerel yönetimlerce ‘ötanazi’ yapılacağını söyledi.AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, ‘Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin TBMM’de bulunan AK Parti Grup Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi. Güler, “2.5 milyona yakın sahipsiz sokak köpeğinin kısırlaştırıldığı, 550 bine yakın sokak köpeğinin sahiplendirildiğine dair raporumuz var.” dedi ve sözlerine kuduz riskinin arttığını belirterek devam etti, ” Mevcut tedbirlere rağmen mahalli idarelerimizin yetersiz kaldığını görüyoruz. Bu durum nelere sebebiyet verdi. Kuduz riskli vakalar artmış durumda. Hayvandan hayvana, hayvandan insana geçen çok farklı parazitler var. Belli ilçelerimizde karantina uygulanan, kuduz köpek nedeniyle karantina uygulaması yapılmak zorunda kaldı. Mevcut durum böyleyken bakanlık raporuna göre birçok kazanın meydana geldiği, bu kazalarda vefat eden vatandaşımızın sayısının 50- 55 olduğu ortaya çıktı. Belli alanlarda, insanlarımızın yürüyüş yaptığı alanlarda çok sayıda köpeğin dışkısı toplumu tehdit edecek hale geliyor. Bu hastalıklar nedeniyle ameliyatlar yapılacak seviyede tahribatlara yol açıyor” açıklamasında bulundu.
Meclis’e sunulan 17 maddelik düzenleme için her kesimin önerisini aldıklarını belirten Güler, “Sokağın belli alanlarında, özellikle çocuklarımızın oyun oynadığı alanlarda köpeklerin sürüler halinde bulunması, toplumumuzu tehdit edecek hale geldiğini görüyoruz. Sokak köpeklerinin bulunduğu yerlerden alınması, barınaklarda kaliteli yaşam alanı oluşturulması, sahiplendirilmenin teşviki, barınaklarda ameliyathane kurulması olacak. Sahiplendirme noktasında bakanlığımızın destek vereceği bir programı hayata geçireceğiz. Kuduz riski taşıyan, saldırganlaşmış, rehabilite imkanı olmayan sahipsiz köpeklerin uyutulması yani ötenazi kavramını da bu düzenlemede getiriyoruz. Sahipsiz saldırgan köpeklere ötenazi uygulanacak” ifadelerini kullandı.
]]>Öğleden sonraki eğitim bilimleri oturumu ise saat 14.45’te başlayacak. 80 sorudan oluşan test için adaylara 100 dakika cevaplama süresi verilecek.
Ek süre kullanması uygun görülen adaylar, 30 dakika ilave sürelerini kullanabilecek.
Alan bilgisi sınavları 20-21 Temmuz tarihlerinde, Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi (ÖABT) ise 4 Ağustos’ta uygulanacak.
Genel yetenek-genel kültür oturumuna 1,5 milyona yakın aday başvurdu
ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy, 81 il ve Lefkoşa’da yapılacak KPSS genel yetenek-genel kültür ve eğitim bilimleri oturumları ile KPSS maratonunun başlayacağını bildirdi.
Genel yetenek-genel kültür ve eğitim bilimleri sınavlarının geçen yıl 105 sınav merkezinde uygulandığını belirten Ersoy, şu bilgileri verdi:
“Bu yıl oluşan ihtiyaçlar ve adayların sınava erişimini kolaylaştırmak amacıyla 135 sınav merkezinde sınavı uygulayacağız. 14 Temmuz’da yapılacak genel yetenek-genel kültür oturumuna 1 milyon 470 bin 487 aday başvuru yaptı. Bu adayların 526 bin 947’si öğleden sonraki eğitim bilimleri oturumuna da katılacak. 20-21 Temmuz’da yapılacak alan bilgisi oturumlarına da 171 bin 655 aday katılacak.”
Ceza İnfaz Kurumlarında hükümlü ve tutuklu olarak bulunan 185 adayın genel yetenek-genel kültür oturumuna, 54 adayın ise eğitim bilimleri oturumuna katılacağını açıklayan Ersoy, “Genel yetenek-genel kültür oturumu 4 bin 17 binada, toplam 75 bin 64 salonda, eğitim bilimleri oturumu ise 1315 binada, toplam 25 bin 346 salonda uygulanacak.” bilgisini paylaştı.
Sınavlarda 270 binden fazla görevli yer alacak
Genel yetenek-genel kültür ve eğitim bilimleri oturumlarında toplam 270 bin 927 görevlinin yer alacağını aktaran Ersoy, “Sınav görevlilerine görev alanlarıyla ilgili eğitimler verildi. Sınavın uygulanacağı bölgelerdeki sınav koordinatörlerimizle sürekli temas halinde olacağız. Sınav süreçlerinde alınan güvenlik önlemlerini paydaş kurumlarla işbirliği içerisinde yürütüyoruz. Sınav güvenliğinin sağlanması noktasında genel yetenek-genel kültür oturumunda 15 bin 271, eğitim bilimleri oturumunda ise 7 bin 75 emniyet görevlisi sahada olacak.” ifadelerini kullandı.
5 binden fazla şehit ve gazi yakını aday sınav ücretinden muaf tutuldu
Genel yetenek-genel kültür oturumuna 2 bin 315, eğitim bilimlerine ise 730 engelli adayın başvurduğunu belirten Ersoy, bu oturumlara başvuran gaziler ile şehit ve gazilerin eş ve çocuklarının sınav ücretinden muaf tutulduğu, 5 bin 421 adayın bu haktan yararlandığı bilgisini verdi.
Kadın aday sayısı erkek aday sayısının yaklaşık iki katı
Ersoy, 22-32 yaş aralığındaki başvuruların yoğunlukta olduğu bilgisini paylaşarak, şunları kaydetti:
“En fazla başvuru İstanbul, Ankara ve İzmir illerimizden gelmiş durumda. Genel yetenek-genel kültür oturumuna başvuran kadın aday sayısı 949 bin 545, erkek aday sayısı ise 520 bin 942 olarak gerçekleşti. Eğitim bilimleri oturumuna 380 bin 244 kadın, 146 bin 703 erkek aday başvurdu.”
Nüfus cüzdanı bulunmayan veya nüfus cüzdanında kimlik numarası ve fotoğraf olmayan adaylar için il ve ilçe nüfus müdürlüklerinin sınav günü açık olacağını bildiren Ersoy, KPSS’ye katılacak tüm adaylara başarılar diledi.
HAVA SICAKLIĞI: Önemli bir değişiklik beklenmiyor. Yurt genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.
RÜZGAR: Genellikle kuzeyli, Akdeniz kıyıları ile Güneydoğu Anadolu’da güney ve batılı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın batısı ve Kuzey Ege’de yer yer kuvvetli (40-60 km/sa) esmesi bekleniyor.
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI: Yağışların, öğle saatlerinden sonra Batı Karadeniz’in iç kesimleri, Çankırı ile Ankara’nın kuzey çevrelerinde, gece saatlerinde Trabzon’un doğu kesimleri ile Rize ve Artvin kıyılarında yer yer kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı (sel, su baskını, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar, vb) dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
MARMARA
Parçalı bulutlu, Sakarya, Bursa ve Bilecik çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın bölgenin güneybatısında yer yer kuvvetli (40-60 km/sa) esmesi bekleniyor.
BURSA °C, 33°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
EDİRNE °C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu, Anadolu Yakası ilk saatlerde yer yer sisli
KOCAELİ °C, 32°C
Parçalı bulutlu
EGE
Parçalı, yer yer çok bulutlu, iç kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın bölgenin kuzeyinde yer yer kuvvetli (40-60 km/sa) esmesi bekleniyor.
A.KARAHİSAR °C, 33°C
Parçalı ve yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DENİZLİ °C, 39°C
Parçalı ve yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İZMİR °C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
MANİSA °C, 39°C
Parçalı, doğusu yer yer çok bulutlu
AKDENİZ
Parçalı, yer yer çok bulutlu, bölgenin iç kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 35°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA °C, 32°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, iç kesimleri öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
HATAY °C, 32°C
Parçalı bulutlu
ISPARTA °C, 36°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İÇ ANADOLU
Parçalı ve yer yer çok bulutlu, batısı ile Çankırı ve Kırıkkale çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Çankırı ile Ankara’nın kuzey çevrelerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ANKARA °C, 33°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinden sonra kuzeyinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ÇANKIRI °C, 33°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ESKİŞEHİR °C, 32°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİVAS °C, 31°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı, yer yer çok bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı ve yer yer çok bulutlu, bölgenin iç kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinden sonra Bolu çevreleri ile, Karabük ve Kastamonu’nun güney kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
BOLU °C, 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinden sonra yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
DÜZCE °C, 32°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu
SİNOP °C, 29°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu
ZONGULDAK °C, 29°C
Parçalı bulutlu
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve yer yer çok bulutlu, Orta Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Karadeniz’in yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinde Rize ve Artvin’in kıyı kesiminde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
AMASYA °C, 33°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ARTVİN °C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde iç kesimlerinin, akşam ve gece saatlerinde il genelinin sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, gece saatlerinde kıyı kesimlerde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
SAMSUN °C, 31°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu
TRABZON °C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde iç kesimlerinin, akşam ve gece saatlerinde il genelinin sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, gece saatlerinde doğusunda yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, kuzey kesimlerinin yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra bölgenin kuzeyinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 29°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 27°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık, batı kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR °C, 42°C
Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP °C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
SİİRT °C, 40°C
Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA °C, 42°C
Az bulutlu ve açık
Haklarında 746 şikayet var
Neslihan ve İnanç Güngen’in yönetmeliklere aykırı ürettikleri cihazlarla ülke genelinde 44 ayrı ‘taksirle yaralama’ suçuna sebep oldukları ve benzer içerikli 746 şikayetin yer aldığı öğrenilmişti. Güngenlerin dolandırıcılık suçundan elde edilen suç gelirini diğer bayilerle yapılan anlaşmalar esnasında aklamaya yönelik eylemlerde bulundukları yönünde bulguların elde edildiği ve bu nedenle operasyonel çalışma planlandığı bilgisine de ulaşılmıştı.
Franchaise şubeleri de Güngen’lerden şikayetçi olmuş
Şüphelilerin sahte ustalık ve kalfalık belgelerini 2 bin TL’ye Ankara’daki sahte belge düzenleyen kişiye hazırlatıp, franchaiselarına 20 bin liraya sattıkları, MEB, Halk Eğitim Merkezi gibi kurumlarla yapılan yazışmada franchaiseların çoğunun sisteme kayıtlı belgesinin mevcut olmadığı, ürün takip sistemi konusunda Sağlık Bakanlığı ile yapılan yazışmada veri tabanına kayıtlı herhangi bir ürünlerinin bulunmadığı da belirlenmişti. Neslim Güngen’in franchaiselarından hizmet alan ve sağlığı olumsuz etkilenen müşterilerin şikayeti üzerine taksirle yaralamadan işlem yapılan franchaiseların kendilerine yasadışı makina satışı yapan Güngen aleyhine dolandırıcılık müştekisi oldukları da öğrenilmişti.
Sıradan ipleri ‘gençleştirme ipi’ adı altında satmışlar
Öte yandan herhangi bir özelliği olmayan yumak ipler ile marketten alınan sıradan nemlendirici kremlere Neslim Güngen etiketi basılarak kolajen ip tedavisi, gençleştirme ipi gibi adlar altında pazarlama yapıldığı ve müşterilerin bu şekilde mağdur edildiği bilgisine de ulaşılmıştı. Şüphelilerin franchaise anlaşması yapmak isteyen kişilerden isim hakkı adı altında yüksek meblağda para talebinde bulunduğu ve ödemelerin banka kanalıyla değil taşınır veya taşınmaz malların bedelsiz devri ile gerçekleştirildiği belirlenmişti.
Hesap hareketleri hacmi 1 buçuk milyar TL
Neslihan ve İnanç Güngen tarafından yönetilen şirketler arasında gerçeğe aykırı sözde ticari faaliyetlere konu sahte fatura kesildiği, şirketler arasında hesap hareketlerinin toplam hacminin 1,5 milyar TL olduğu ve hayatın olağan akışına aykırı hareketliliğin suçtan elde edilen gelirin aklanmasına yönelik olduğu öğrenilmişti. Şüphelileri yakalamaya yönelik 25 ilde 134 adrese eş zamanlı düzenlenen operasyonla aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de yer aldığı toplam 65 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmıştı.
Vergi müfettişi Neslihan Güngen ile kayıt dışı görüşmek istemiş
Öte yandan soruşturma kapsamında vergi tekniği raporu hazırlanması için görevlendirilen bir vergi müfettişinin hazırlanacak raporla ilgili şüpheli Neslim Güngen ile kayıt dışı olacak ve tutanaklara geçmeyecek şekilde görüşmek istediği de tespit edilmişti. Müfettiş hakkında gözaltı kararı verilirken, soruşturma kapsamında tüm mal varlıklarına el konulmuştu.
Gözaltına alınan fenomen Neslihan ve İnanç Güngen çiftinin de aralarında bulunduğu 43 kişi bugün öğle saatlerinde adliyeye sevk edilmişti. Aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de bulunduğu 17 şüpheli tutuklama talebiyle, 21 kişi ise savcılık tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakılması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilmişti.
Öte yandan 5 kişinin ise adli kontrol şartı olmaksızın serbest bırakıldığı öğrenilmişti.
Sulh Ceza Hakimliği’nce aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de bulunduğu 17 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi. 21 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Uçakta gazetecilerin F-35 ve F-16 ile ilgili sorularını da cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceliğin F-16 talebinin karşılanması olduğunu vurgulayarak F-35’in ödemelerinin zaten yapıldığını anımsattı.
5 tane F-35’in hangara da alındığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra farklı olayların geliştiğini ve ABD’nin Türkiye’nin F-16’larını da vermeme noktasına dahi geldiğini aktardı.
Son görüşmede ABD Başkanı Joe Biden’ın, “3-4 hafta içerisinde F-16 sorununu çözeceğim” dediğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye için F-16 konusunun daha önemli olduğunu vurgulayarak, “Bu uçakların ve parçalarının bize gelmesi halinde zaten bizim şu anda teknik kadrolarımız yeterlidir. Bu alanda bütün atölyelerimiz F-16 modernizasyonu konusunda çok çok başarılı. Bu süreci gerek biz, gerek ilgili bakanlarımız ve kurumlarımız yakından takip ediyor ve kısa sürede netice alabilmek için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ayrıca ABD’ye tepki göstererek, “FETÖ, PKK gibi kuklalara desteğin, onları öyle ya da böyle kullanmanın bir bahanesi olamaz.” dedi.
“FETÖ, PKK GİBİ KUKLALARA DESTEĞİN BAHANESİ OLMAZ”
Bir gazetecinin “Amerika Birleşik Devletleri’yle bir türlü istenilen düzeyde ilişki yürütemiyoruz. Özellikle PKK, PYD ve FETÖ’ye olan yaklaşımlarından dolayı güvenilmez bir müttefiklik ilişkisi yürütmeye çalışıyoruz. Malum ABD’de yaklaşan bir seçim var Kasım ayında. Washington PKK, PYD’ye verdiği desteğin kılıfı olarak DEAŞ’la mücadeleyi ortaya koyuyor. Diğer yandan FETÖ’ye de kol kanat geriyorlar. Buna bir bahane bile uydurmuyorlar. Bu noktada ABD, Türkiye’yi kaybetmek pahasına sizce neyin hesabını yapıyor olabilir?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan şu cevabı verdi;
“TERÖRE KARŞI DAYANIŞMA BEKLEDİĞİMİZİ VURGULADIM”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
“SAVUNMA SANAYİ TİCARETİNİN ÖNÜNDEKİ KISITLAMALARIN KALDIRILMASINI İFADE ETTİM”
“TERÖRLE MÜCADELEDE NATO’NUN DURUMA MÜDAHALE ETME NOKTASINDA HENÜZ NETİCE ALAMADIK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO ile kurulan münasebetin ne kadar adil ve dengeli olduğuna, fayda-maliyet analizi yapıldığında Türkiye’nin NATO’ya verdikleri ve aldıkları konusunda mukayese edildiğinde alınan karşılıkla ilgili sorulan soruya ise, “Bir fayda-maliyet analizinde Türkiye olarak biz mütekabiliyet ilkesine aykırı bir konuma düşmedik. Sadece terörle mücadelede NATO’yu duruma müdahale etme noktasında henüz netice alabilmiş değiliz. Bundan rahatsız olduğumuzu da Sayın Stoltenberg’e de defalarca ifade ettim. Bir NATO ülkesi olarak Batı’ya bu rahatsızlığımızı hep anlattık. Birinci derecede Almanya, Fransa, İngiltere, malum terörün belli ölçüde destek alanı buldukları yerler. Özellikle Almanya’ya bunları etraflıca anlattık. Mesela terörle mücadelede ülkemizin, dolayısıyla NATO’nun sınırlarının korunması ve tehditlerin bertaraf edilmesi noktasında çoğu zaman yalnız bırakıldık. Bununla da kalınmadı, NATO’nun sınırlarını tehdit eden teröristlere bu tehditlerini güçlendirici yardımlar yapıldı, destekler verildi. Bunlar çok olumlu bir tablo olarak karşımıza çıkmıyor. Diğer taraftan Almanya’yla bizim şu anda Akkuyu Nükleer Santrali için gelmesi gereken türbinlerin Alman gümrüğünde bekliyor olması gibi bir sıkıntımız var. Bu, bizi ciddi manada rahatsız etmiştir. Bunu Almanya Başbakanı Olaf Scholz’a ikili görüşmemde tekrar hatırlattım. Gerek Eurofighter Typhoon uçak alım talebimizin karşılanmaması, gerek türbin konusu, gerekse bizim firkateynlerimizde kullanılan bazı makinelerin alınması hususunda ortaya çıkan sıkıntıları aşmamız gerekiyor. Gelişmeleri takip edeceğiz.” cevabını verdi.
NATO’YA GENEL SEKRETER YARDIMCILIĞI KONUSUNDA BÜYÜK KATKI SAĞLARIZ”
NATO Genel Sekreter Yardımcılığı konusunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “NATO Zirvesi sonrası düzenlediğim basın toplantısında da açık bir şekilde ifade ettim. Bunun kararına ne ben veriyorum ne Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan veriyor. Bu konudaki talebimizi kendilerine ilettik. Sayın Rutte devir teslimden önce Türkiye’ye geleceğini söylemişti. Bu ziyaret gerçekleşirse orada tekrar bu konuları kendisiyle görüşeceğiz. Biz NATO’nun en önemli ülkelerinden biriyiz. İttifakın bir arada olması ve etkinliğini muhafaza etmesi için çok değerli katkılar sunuyoruz. Genel Sekreterlik yapılanmasında Türkiye’nin de böylesi bir makamda temsil edilmesi olağandır. Nitekim Sayın Rutte de böylesi bir makamın Türkiye’ye yakışacağını ifade etmişti. Biz ülkemizden bir ismin Genel Sekreter Yardımcısı olarak görevlendirilmesini sadece ülkemizin o makamda temsil edilmesi için değil, bu nazik dönemlerde NATO’ya büyük katkı sağlayacağını düşündüğümüz için de istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
“BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN F-16 KONUSUDUR”
F-35 ve F-16 konusunda da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim burada önceliğimiz F-16 talebimizin karşılanması. Alt kümelerde farklı durumlar olabiliyor ama biz oradaki parasal ilişkileri pek gündeme almak istemiyoruz. Çünkü biz F-35 üzerinden zaten ödememizi yaptık. Hatta 5 tane F-35 hangara da alınmıştı ama ne yazık ki olay farklı gelişti ve daha sonra ABD, bizim F16’larımızı da vermeme noktasına dahi gelmişti. Son görüşmede ABD Başkanı Biden “3-4 hafta içerisinde F-16 sorununu çözeceğim” dedi. Bizim için bu noktada önemli olan F-16 konusudur. Bu uçakların ve parçalarının bize gelmesi halinde zaten bizim şu anda teknik kadrolarımız yeterlidir. Bu alanda bütün atölyelerimiz F-16 modernizasyonu konusunda çok çok başarılı. Bu süreci gerek biz, gerek ilgili bakanlarımız ve kurumlarımız yakından takip ediyor ve kısa sürede netice alabilmek için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” açıklamasında bulundu.

“IRAK YÖNETİMİNİN İLK DEFA PKK İLE MÜCADELE KONUSUNDA ÇOK SOMUT ADIMLAR ATTIĞINI GÖRDÜK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Irak’ta PKK terör örgütüne yönelik operasyonlarda terör örgütü üyelerinin köyleri, kasabaları, bazı yerleşim yerlerini ateşe vererek güneye çekildiklerine dair haberler geliyor. Kundaklama eylemleri yaptıkları ortaya çıktı. Bu saldırılarda da Bafel Talabani’ye yakın isimlerin de olduğu, onlara ait peşmergelerden isimlerin de olduğu haberleri çıktı. Bu konuda Erbil yönetimi tarafından açıklamalar da yapıldı. Milli Savunma Bakanlığımızın da son günlerde “kilit kapanıyor” paylaşımları oldu. Sahadaki son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz. Bizimle paylaşacağınız notlar var mıdır?” sorusuna şu cevabı verdi;
ABD SEÇİMİ
“Siz ABD Başkanı Biden’ın kendisine yönelik “çekil” baskısına karşı direneceğini düşünüyor musunuz? Direnir mi? Direnmeli mi? Bugün basın toplantısında cevap verdiniz ama Donald Trump’ı mı, Joe Biden’ı mı istersiniz?” sorusunu da cevaplayan Erdoğan, sözlerini şöyle noktaladı;

Tarihi zirve kapsamında gerçekleştirdiği ikili görüşmeleri ve alınan kararları değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan önemli açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basın mensuplarına yaptığı açıklamalardan öne çıkan başlıklar şu şekilde;
“NATO Zirvesi öncesinde Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi’ndeydiniz. Türkiye’nin üye olma talebini de ifade ettiniz. Batı basınına baktığımızda da NATO üyesi ülkelerin liderleri arasında “Putin ile görüşebilen, tek lider” olarak sizi tanımladılar ve yorumladılar. Dolayısıyla Türkiye tam bir denge merkezinde görülüyor. Biraz önce de Tahıl Koridoru’yla ilgili yeni çalışmaları, Rusya-Ukrayna meselesindeki son durumu ifade ettiniz. Türkiye bu açıdan uluslararası politika bakımından da önümüzdeki bu netameli süreç bakımından da nasıl bir denge politikası yürütüyor?”
‘RUSYA, ÇİN VE BELARUS’LA MÜNASEBETLERİMİZİ DEVAM ETTİRİYORUZ’
Gerek Rusya, gerek Çin, hatta Belarus’la kırmadan, dökmeden münasebetlerimizi devam ettiriyoruz. Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’nde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile çok samimi bir havada görüştük.

Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’le de, Belarus Devlet Başkanı Sayın Lukaşenko ile de güzel görüşmelerimiz oldu. Bütün bu temasların bana göre getirisi er veya geç olacak. Bunu göreceğiz.
Bu arada bakan arkadaşlarımızın da görüşmeleri gerçekleşti. Partimizin üst düzey yönetimi Çin’deydi. Çin’de iktidar partisiyle üst düzey çok verimli görüşmeler yaptılar. Bu görüşmelerle ilgili arkadaşlarım bana brifing verdiklerinde “kendilerine çok üst düzey muamelesi yaptıkları.” aktardılar.
ÇİN LİDERİ Şİ CİNPİNG’DEN, BAŞKAN ERDOĞAN’A DAVET
Bu denli güzel ve başarılı bir ziyareti arkadaşlarımız gerçekleştirdi. Arkasından da biz Sayın Şi Cinping ile Astana’da bir araya geldik.
Onunla bu şekilde görüşmelerimizi yaptık. Kendisi bizi yeniden Çin’e davet etti. Ben de kendisini ülkemize davet ettim. “Önümüzdeki yıl iade-i ziyaretimi yapayım.” dedi. Bu şekilde de aramızdaki gerek siyasi, gerek ticari bütün bunları görüşme fırsatını da yakaladık.

Şimdi büyük ihtimalle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısından sonra bizim bir Çin ziyaretimiz olabilir. Ama 2025’te de inanıyorum ki Sayın Şi Cinping, bize iade-i ziyaretini yapacaktır.
‘BATI, UKRAYNA’DA BEKLEDİKLERİ NETİCEYİ HENÜZ ALABİLMİŞ DEĞİL’
Rusya-Ukrayna savaşı ve Batılı ülkelerin Rusya üzerinde uyguladıkları baskılara da değinen Erdoğan, “Dünya süratle bir değişim yaşıyor. Bu hızlı değişim içerisinde güçler özellikle büyük rol oynuyor. Güçlü olanların cirit attığı bir dünya düzeni ile karşı karşıyayız. Mesela Rusya, Çin ile dayanışma içinde. Bu durum Batı’yı ciddi manada rahatsız ediyor.
Batı, Ukrayna’ya gerek parasal, gerekse ayni noktada bütün imkanlarıyla, silah, mühimmat dahil her türlü desteği veriyor. Bütün bu desteklere rağmen şu anda Ukrayna’da bekledikleri neticeyi henüz alabilmiş değiller.
‘BİZ HEM RUSYA HEM UKRAYNA İLE İLETİŞİM HALİNDEYİZ’
Bu noktada en büyük güvenceleri NATO’nun varlığı. NATO büyük bir güç ve onları biraz rahatlatıyor. Bu Batılı ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri geliyor.

Amerika’nın yanında Almanya, Fransa, İngiltere gibi Batı ülkeleri yer alıyor. Böylece bu güç takviye oluyor. Bu takviyeye rağmen büyük güç rekabetinde arzu ettikleri neticeyi elde edemeyişleri bu ülkeleri ister istemez belli bir noktaya taşıyor.
‘TAHIL KORİDORUNU BİZ YENİDEN AÇALIM DİYORUZ, RUSYA VE UKRAYNA İLE GÖRÜŞÜYORUZ’
Burada Türkiye olarak bizim konumumuz ise farklı. Biz, hem Rusya hem Ukrayna ile iletişim halindeyiz. Bunu yaparken de mümkün olduğunca adilane yaklaşmanın gayreti içerisindeyiz.
Bu durum zaman zaman Rusya’yı da Ukrayna’yı da rahatsız edebiliyor. Ama biz diyoruz ki, “Her ikiniz hem bize komşusunuz, geçmişten bu yana aramızda ciddi münasebetlerimiz var. Örneğin Karadeniz Tahıl Koridorunda adil bir adım attık. Rusya’nın da Ukrayna’nın da taleplerini karşıladık. “Batı’ya bu tahıl koridorundan aldıklarınızdan verin ama bunun yanında Afrika’ya da verin, Türkiye olarak siz de alın.” dediler.

Biz de bunu elimizden geldiğince yapmaya çalıştık. Şimdi diyoruz ki; tahıl koridorunu biz yeniden açalım. Şimdi bunun görüşmelerini hem Rusya hem Ukrayna’yla yapıyoruz. Henüz bu konuda bir netice alamadık.
Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’le son görüşmem bunun üzerindeydi. NATO Zirvesinde Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenski ile yine bu konuları görüştük. Ukrayna tarafıyla da tahıl koridorunu çalıştırmak istiyoruz. Temenni ederim ki bu koridoru yeniden işletmeye başlarız.

‘3. DÜNYA SAVAŞI RİSKİ GÖRMÜYORUM’
Dünyanın dört bir yanında patlak veren savaşlar nedeniyle son yıllarda tüm dünyada sıkça dile getirilmeye başlayan olası 3. Dünya Savaşı riskine yönelik kendisine yöneltilen, “: 3. Dünya Savaşı riski hiç olmadığı kadar sık belirtilmeye başlandı. Siz son 2 büyük uluslararası zirveye katıldığınız. Şangay Zirvesi, sonrasında NATO Zirvesi. Bu iki zirvenin sonunda bu riskin yüksek olduğunu görüyor musunuz? Böyle bir kaygınız var mı?” sorusunu yanıtlayan Erdoğan, savaştan çok barışı konuşmalıyız diyerek şunları söyledi:

Doğrusu ben görmüyorum, görmek de istemiyorum. Dünyayı bundan önce savaşa sürükleyen gerekçeleri ve alınmayan önlemleri düşündüğümüzde bugün o hatalara düşmemeye özen göstermenin gerektiği ortadadır.
Savaştan çok barışı söylemeli, barışı konuşmalıyız. Attığımız her adımı gerilim değil barış için atmalı, planlarımızı barışı sağlamak ve kalıcı hale getirmek üzere yapmalıyız.
Bütün ülkelerin gerilim değil, barış ve huzur iklimini inşa edecek çabaları hayata geçirmesi gerekiyor.
Bu kapsamda düzenlenen törende Fransızca konuşan Bakan Göktaş, sözlerine Emine Erdoğan’ın selamlarını ve Dakar’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek başladı.
Projeyi kalpten destekleyen Emine Erdoğan’ı temsilen törende bulunduğunu belirten Göktaş, “Türkiye olarak Senegal’in el sanatlarının gelişmesine katkı sağlamaktan, Senegal’i desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz.” diye konuştu.
TİKA’nın katkılarıyla Dakar El Sanatları Eğitim Merkezine yeni ekipman ve atölyelerin kazandırıldığını dile getiren Göktaş, “Dakar El Sanatları Eğitim Merkezi’nde seramik ve dericilik gibi çeşitli alanlarda eğitimler verilmesiyle, Merkez hem kursiyerlerine ekonomik destek sunuyor hem de Senegal’in el sanatlarının gelişimine katkı sağlıyor.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın Afrika kıtasına verdiği öneme vurgu yapan Göktaş, Emine Erdoğan’ın Afrika’ya gerçekleştirdiği seyahatlerdeki izlenim ve hatıralarını kaleme aldığı “Afrika Seyahatlerim” adlı ilk kitabını hatırlattı.
Merkezi Türkiye’nin Senegal ile ilişkilerini geliştirmekteki kararlılığının önemli örneklerinden biri olarak nitelendiren Bakan Göktaş, “Bu proje kadınların ekonomik bağımsızlığına da büyük oranda katkı sağlayacak. Bu pilot bir proje. Afrika’da ilk defa Senegal’de hayata geçirdik.” açıklamasında bulundu.
Göktaş, projeyle aynı zamanda kadınları girişimcilik alanında da desteklediklerini belirterek, “Cumhurbaşkanımız Afrika’ya çok önem veriyor. Afrika ilişkilerimizde her zaman ‘kazan-kazan’ ilkesi esastır. İlişkilerimizi birlikte geliştireceğiz ve birlikte ilerleyeceğiz. Senegal bizim için dost ve kardeş bir ülke. Senegal ile yakın ilişkilerimiz var. Bütün alanlarda ilişkilerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Göktaş, sözlerini yerel dil Volofça, “hep birlikteyiz” ifadesiyle tamamladı.
SENEGAL TURİZM VE EL SANATLARI BAKANI DİAO
Senegal Turizm ve El Sanatları Bakanı Mountaga Diao da Senegal ile Türkiye arasındaki yakın ilişkilere vurgu yaptı. Türkiye’nin ülkenin el sanatlarının gelişmesindeki katkılarından duyduğu memnuniyeti ifade eden Diao, “Bu merkezdeki açılış Türkiye’nin cömertliğinin de bir göstergesi. Aynı zamanda bu proje Senegal’deki el sanatlarının gelişimine de ciddi anlamda katkı sağlayacak.” dedi.
Senegal Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye ile Başbakan Ousmane Sonko’nun projeye yönelik şükranını ileten Diao, “Sayın Emine Erdoğan’ın Afrika kıtasına verdiği önemin farkındayız ve bu bizi çok mutlu ediyor. Onun Senegalli ve Afrikalı kadınlara desteğini hayranlıkla izliyoruz.” açıklamasını yaptı.
Konuşmaların ardından Bakanlar Göktaş ve Diao kurdele keserek hem yeni atölyelerin açılışını yaptı hem de yeni ekipmanları hizmete aldı. İki Bakan açılışın ardından Merkezi gezerek çalışmaları yerinde inceledi.
Sıcaklığın 40 dereceye yaklaştığı kentte açık havada düzenlenen tören sırasında konuşmacıların güneşten etkilenmemesi için görevli kadınlar tarafından şemsiye tutuldu. Bakan Göktaş, konuşma sırası kendine geldiğinde kadınlara teşekkür ederek şemsiye tutulmamasını rica etti.
Törene, Türkiye’nin Dakar Büyükelçisi Nur Sağman, TİKA Başkan Yardımcısı Rahman Nurdan, Afrika Kültür Evi Başkanı Zeliha Sağlam ile diğer yetkililer de katıldı.
Açıklama şöyle:
“Tüm etrafın da seni yalnız bırakmak zorunda kaldı.
Artık “a” desen, herkes duyar oldu.
Acep, sen nasıl bir çukurun içine düşer oldun?
“BİRİLERİNE ÖZEL MESAJLAR”
Eskiden sinemalara gider, dinleme cihazları seni çözemesin diye orada birtakım görüşmeler yapardın!
Dahası, kapalı odalar içindeki muslukları açar, su sesi gürültüsüyle birilerine özel mesajlar verirdin!
Açık alanlara, ormanlara gider; kritik meseleler için gürültülü veya yine su sesi olan noktaları tercih ederdin!
Artık vakit; tüm tedbirlerinin çaresiz kalıp, suç örgütü tüm sisteminin çöktüğü vakit, bu vakittir!
Artık, 2 kişi ne konuşursan, herkes bilir oldu.
Artık, nereye gidersen, herkes görür oldu.
Artık, kimse sana inanamaz ve güvenemez oldu.
Artık, sana tek çıkar yol; denizlerin çok derinlerine tek başına dalıp, kimse olmadan, tek başına suya konuşmak oldu.

“MEHMET GÖRMEZ’E İTİRAF ETTİĞİN GİBİ…”
Ama niyetini halis olarak düzeltebilirsen eğer; uzun, ince sarp bir gerçek yokuş yolu daha var!
Her şeyi itiraf et!
Daha önceden Diyanet Reisliği yapan Mehmet Görmez Beye yapmış olduğun itirafları daha da derinlemesine yap.
Herkes duysun ve bilsin tüm gerçekleri!
Nüans ve detaylarıyla, tüm ana hatlarıyla her şeyi itiraf et ve sonra tevbe et!

“KUKLA OLDUĞUNU İTİRAF ET”
Şahsi günahlarını itiraf etmene gerek yok!
Ama cemaate, millete, kamuya, devlete, tüm insanlığa ve tüm dünyaya karşı işlediğin suçları sadece dil tevbesiyle temizleyemezsin!
Önce aleni itiraf, pişmanlık ve deklarasyon gerekir!
Kandırıldım de! Kullanıldım de! Kukla olduğunu ve oynatıldığını itiraf et!
Haber, dedikodu, duyum olarak kim ne getirirse inandığını, manipüle edildiğini, safdilliğini, yönetildiğini itiraf et!
Korkak olduğunu, yıllardan beri eziklik kompleksiyle yaşadığını itiraf et!
Liderlik vasıfları taşımadığını, şahsın hakkında manevi olarak söyletilen her şeyin palavra olduğunu, amcamın senin için yakın dostlarına söylediği gibi; her zaman yoğurdunun bol olduğunu, yani her şeye emeksiz, zahmetsiz şekilde hazır konduğunu, eğitim hayatının hep özel okullarda olduğunu, hayatının hiçbir döneminde, cemaat fanusu dışına Kemal BeyAğabey ve amcamın çıktığı gibi hiç çıkamayıp; hayatı, dünyayı, ülkeleri, ülkemizi, halkları, milletimizi, insanları tanımadığını, ticareti, ilmi siyaseti, tarihi, devleti, strateji kurmasını bilmediğini, zamanın ruhunu ve dünyanın gidişatını okumasını yapamadığını itiraf et!
İnsan sarraflığı gibi önemli olan her konudan bihaber olduğun için kukla olarak getirildiğini itiraf et!
“TÜM SUÇLARI İTİRAF ET”
Sesini değiştirmeye çalışarak, gırtlak hileleriyle yalandan ruhani bir hava vermeye çalıştığın vaazu nasihatlarındaki! çoğu konuya, yaşantının ve ahlakının uymadığını; birçok haksızlık, hukuksuzluk, kanunsuzluk yaparak bireylerin, kamunun ve cemaatin haklarına girdiğini, maddi ve manevi işlediğin tüm suçlarını itiraf et!

“AMCAMIN ŞAİBELİ VEFATI”
Diyanet Reisi Mehmet Görmez Beye kısmen açıkladığın gibi; manevi konulardaki tüm manipülasyonları, tüm yalanları, tüm dolapları itiraf et!
Amcamın şaibeli vefatı konusundaki ve önceki aylardaki amcam aleyhine girmiş olduğun diyalogları, dahlini, etkini, bildiklerini, yaptıklarını, ihmallerini ve anlaşmalarını itiraf et!
Sadece amcamın şaibeli vefatını itiraf etsen bile, tüm cemaatimizin midesi için ve herkesin her şeyi idrak etmesi için kâfi olur!
İtiraflarını kamuoyuna açıktan yaptıktan sonra; bu aralar herkese talimatlarla zorla kıldırmaya çalıştığın tespih namazları, tevbe-i istiğfarlar ve zikirler yerini bulabilir.
Önce halis niyetle; Tevbe-i Nasuh tevbesiyle, fiili tevbe yani aleni itiraf lazım gelir!
Kul-kamu-cemaat hakları haricindeki; nefsi emmarenin işlettiği şahsi günahların için itirafa gerek olmadan, gizli gizli tevbe edebilir, bol bol tespih namazı kılabilirsin!

Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde “Birleşmiş Milletler Üst Düzey Siyasi Forum” kapsamında düzenlenen “Yerel ve Bölgesel Yönetimler Forumu”na katıldı. Forum kapsamında gerçekleştirilen “Ortak Geleceğimize Uygun Yenilenmiş Çok Taraflı Bir Sistem ve Finansal Mimari: SKA’ları Kurtarmak İçin Ortaklaşa Yönetim” başlıklı oturuma başkanlık ederek dünya belediyelerine seslenen Başkan Altay, “Yerel ve bölgesel yönetimlerin; yoksulluk ve açlıkla mücadelede, gezegenimizi korumak için harekete geçmede, barışı ve iyi yönetişimi inşa etmede üstlendiği rol, daha yaşanılabilir bir dünyaya dair umutlarımızı yeşertmektedir” dedi. Toplantıda Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları 2030 hedeflerine ulaşabilmek için yerel yönetimlerin daha fazla rol alması konusundaki önerilerini ilettiklerini belirten Başkan Altay, “Ayrıca her toplantıda olduğu gibi Filistin’de yaşanan zulmü kınadık ve her ortamda Filistinlilerin sesi olmaya devam edeceğimizi de ifade ettik” diye konuştu.

Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Amerika’nın New York şehrindeki Birleşmiş Milletler (BM) binasında düzenlenen “Birleşmiş Milletler Üst Düzey Siyasi Forum”u kapsamındaki “Yerel ve Bölgesel Yönetimler Forumu”na katıldı.
Forum kapsamında düzenlenen “Ortak Geleceğimize Uygun Yenilenmiş Çok Taraflı Bir Sistem ve Finansal Mimari: SKA’ları Kurtarmak İçin Ortaklaşa Yönetim” başlıklı oturuma başkanlık ederek dünya belediyelerine seslenen Başkan Altay, forumun BM Geleceğin Zirvesi’ne ve yaklaşmakta olan BM Sosyal Kalkınma Zirvesi’ne doğru giden yolda çok önemli bir adım olduğunu ifade etti.
“YOKSULLUK VE EŞİTSİZLİK ŞEHİRLERİMİZİN GELECEĞİNİ TEHDİT EDİYOR”
Yoksulluk ve eşitsizlik gibi unsurların, şehirlerin geleceğini tehdit ettiğine dikkati çeken Başkan Altay konuşmasına şu sözlerle devam etti:
“Güçlü bir hizmet altyapısı inşa ederek, hiçbir ayrımcılığa mahal vermeden herkesi kapsayan bir hizmet modelini hayata geçirmek, hedeflerimizi belirleyen önemli kilometre taşlarıdır. Yerel ve bölgesel yönetimler, uzun süredir açlığın sona erdirilmesi için çok çeşitli paydaşlarla ve hükümetlerin tüm kesimleriyle birlikte çalışmayı sürdürmektedir. Bu kararlı duruşumuzu güçlendirmek için aşağıdan yukarıya çok düzeyli bir harekete ihtiyacımız vardır. Yaşamlarımızı doğrudan etkileyen iklim acil durumu; koordineli, çok düzeyli ve ivedi olarak hayata geçirilmesi gereken bir eylemdir. Toplumlarımızı tehdit eden, insan nüfusunun göç etmesine sebep olan ve hatta ortak mallara erişimimizi zorlaştıran doğal ve insan kaynaklı felaketlerde bir artış görmekteyiz. Bu zorluklarla, birlikte mücadele edebilmek için iş birliğini güçlendirmemiz bir seçenek değil, zorunluluktur.”

“İSRAİL’İN FİLİSTİN’DE SÜRDÜRDÜĞÜ SAVAŞ SUÇLARI VE BÖLGEDE YAŞANAN DRAM BİZLERİ DERİNDEN YARALAMAKTADIR”
“Silahlı çatışmaların ve istikrarsızlığın dünya çapında artması, şehirlerimizdeki yaşamı doğrudan etkileyen küresel sonuçları ortaya çıkarmaktadır” diyen Başkan Altay şunları kaydetti:
“Günümüzde Ukrayna’da, Sudan’da ve Filistin’de yaşanan sıcak çatışmalar nedeniyle şehirler ve orada yaşayan insanlar çok büyük zarar görmektedir. Filistin başta olmak üzere bölgelerimizdeki çatışmalardan kaynaklanan tehditler nedeniyle şehirlerimiz göç almakta, yerel ve bölgesel yönetimler, ortaya çıkan bu zorluklarla yüzleşmektedir. Özellikle İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü savaş suçları ve bölgede yaşanan dram bizleri derinden yaralamaktadır. Faillerin Uluslararası Adalet Divanı önünde mahkûm olduğu bu süreci takip etmeye devam edecek, her zaman barışın yanında olacağız. Çatışmaların yaşandığı şehirlerde; kadın, çocuk, yaşlı demeden gerçekleştirilen katliamları durdurmak için herkesin alacağı sorumlulukla, yeniden barışı inşa edebilir, yerinden edilen insanların haklarını koruyabiliriz.”
“YEREL VE BÖLGESEL YÖNETİMLERİN BARIŞI İNŞA ETMEDE ÜSTLENDİĞİ ROL DAHA YAŞANABİLİR BİR DÜNYAYA DAİR UMUTLARIMIZI YEŞERTMEKTE”
Bu yılki Üst Düzey Siyasi Forumu’nun özel bir öneme sahip olduğunu dikkati çeken Başkan Altay, “Bu forum, Yerel ve Bölgesel Yönetimlerin kilit rol oynadığı Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) Zirvesi üzerine inşa edilmektedir. Bu forumda; Bakanlar Bildirgesi’nin Sıfır Taslağı ve SKA’ların yerelleştirilmesi dışında, sürdürülebilir kalkınma için yerel ortaklıkların önemini vurguluyoruz. Nihayet teşkilatımızın büyük umutlarla beklediği BM Gelecek Zirvesine artık çok yakınız. BM Genel Sekreteri’nin yanı sıra BM Genel Sekreterinin Yerel ve Bölgesel Yönetimler Danışma Grubuna ve BM Gelecek Paktı taslağında çağrımızın yer almasını sağlayan ve bizi destekleyen üye devletlere çalışmaları ve bağlılıkları için teşekkür ediyorum. Yerel ve bölgesel yönetimlerin; yoksulluk ve açlıkla mücadelede, gezegenimizi korumak için harekete geçmede, barışı ve iyi yönetişimi inşa etmede üstlendiği rol, daha yaşanılabilir bir dünyaya dair umutlarımızı yeşertmektedir. Küresel ve yerel gündemlerde hemfikir olduğumuzun farkındayız. Bu bilinçle davranarak Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının uygulanmasındaki boşluğu kapatabileceğimize, hiç kimseyi ve hiçbir yeri geride bırakmadan tüm vatandaşlarımıza en yüksek seviyede hizmet sağlayacağımıza yürekten inanıyoruz” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
“HER TOPLANTIDA OLDUĞU GİBİ FİLİSTİN’DE YAŞANAN ZULMÜ KINADIK”
Başkan Altay, programın ardından forumla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Toplantıda özellikle Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları 2030 hedeflerine ulaşabilmek için yerel yönetimlerin daha fazla rol alması konusundaki önerilerini ilettiklerini dile getiren Başkan Altay, “Ayrıca her toplantıda olduğu gibi Filistin’de yaşanan zulmü kınadık ve her ortamda Filistinlilerin sesi olmaya devam edeceğimizi ifade ettik. Dünyada özellikle iklim değişikliğinin etkisi altındaki şehirlerde insanlar çok büyük problemler yaşıyor. Özellikle yerel yönetimlerin Birleşmiş Milletler nezdinde temsili ve ülkelerin verdiği görevler doğrultusunda daha yaşanabilir şehirler inşa etmek için çabalarını ifade etmeye her ortamda devam edeceğiz” cümlelerini kullandı.
]]>KURYE KATİLİNE 24 YIL HAPİS CEZASI
“Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen sanık, 18 yaşından küçük olması nedeniyle en üst sınır olan 24 yıl hapse mahkum edildi.
AZMETTİRMEKLE SUÇLANAN BABAYA BERAAT
Oğlunu azmettirdiği iddiasıyla yargılanan baba Orhan Özdemir ise beraat etti.
Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuklu sanık Erdoğan Özdemir ile babası Orhan Özdemir, bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.
Maktul Ata Emre Akman’ın babası emekli Albay Erol Akman, annesi Zuhal Akman, bazı dernek ve siyasi parti temsilcileri ile taraf avukatları da duruşmada hazır bulundu.
Duruşmada, bulunduğu cezaevinden tanık olarak dinlenen Kurtuluş Şen, olaydan önce evine gelen sanık Orhan Özdemir’in, Sultan D.’nin evini kastederek, “Eve bir hamle olmayacak, ne olacaksa o kapının önünde olacak. Aslan gibi evlat yetiştirdim, oğlum her zamanda arkamda.” gibi ifadeler kullandığını anlattı.
Orhan Özdemir ise tanığın yalan söylediğini ileri sürdü.
Maktulün annesi Zuhal Akman, sanık ve oğlunun beyanlarının her aşamada çeliştiğini vurgulayarak, “Sadece Ata Emre değil, burada başkaca Ata Emre’lerin de hayatlarına dokunacak hem hukuki hem de vicdani bir karar verilmesini talep ediyorum.” dedi.
Baba Erol Akman da olaylarla hiçbir ilgisi olmayan, Anneler Günü’nde annesinin doğum gününü kutlamak isteyen bir çocuğun yaşam hakkının elinden alındığını ifade etti.
Baba Akman, sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmalarını istedi. Ata Emre Akman’ın annesi ve babasının konuşmaları sırasında salonda bulunanlar gözyaşlarına hakim olamadı.
Avukatların dinlenmesinin ardından tekrar söz verilen Orhan Özdemir, azmettirme iddiasına ilişkin, böyle bir olay gerçekleştirecek olsa kendi oğlunu değil, çevresinde bulunan başkaca kişileri kullanabileceğini dile getirdi.
Sanık Erdoğan Özdemir de babasının kendisini azmettirmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını savundu.
Kararını açıklayan mahkeme heyetince, sanık Erdoğan Özdemir’e “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi, sanığın 18 yaşından küçük olması nedeniyle en üst sınır olan 24 yıl hapse mahkum edilmesi kararlaştırıldı.
Sanık Erdoğan Özdemir, ayrıca “ruhsatsız silah, bıçak, mermi bulundurma veya taşıma” suçundan da 1 yıl hapisle cezalandırıldı. Sanığın yaşının küçük olması nedeniyle 8 aya indirilen ceza, adli para cezasına çevrildi.
Mahkeme heyeti, oğlunu azmettirdiği iddiasıyla yargılanan Orhan Özdemir’in ise beraatına ve tahliyesine karar verdi.
NE OLMUŞTU?
Balıkesir Üniversitesi Turizm Fakültesi Turizm Rehberliği Bölümü öğrencisi 20 yaşındaki Ata Emre Akman, 5 gün önce motokurye olarak çalışmaya başladığı firmaya sipariş edilen pizzayı teslim için 11 Mayıs’ta Karesi ilçesi Karaoğlan Mahallesi Emir Sokağı’na gitmişti.
Pizzayı verdikten sonra sokağa park ettiği motosikletine doğru yürüyen Akman’ın yanına gelen Erdoğan Özdemir, üniversite öğrencisine bıçakla saldırmıştı. Akman olay yerinde hayatını kaybetmiş, kaçan Erdoğan Özdemir polislerce yakalanmasının ardından çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanmıştı.
Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, katil zanlısı Erdoğan Özdemir’in “tasarlayarak canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması istenmişti.
Sanık hakkında yaşının 18’den küçük olması nedeniyle “Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 18 yıldan 24 yıla, müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 12 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” maddesinin uygulanması talebinde bulunulmuştu.
İddianamede, Orhan Özdemir’in ise “tasarlayarak canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye azmettirme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması ve alt soy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hali nedeniyle cezasının artırılması talep edilmişti.
Etkinliklerde, 15 Temmuz gecesi Türk milletinin cesaret ve kararlılığıyla tarihe altın harflerle kazınan milletin zaferinin, aynı zamanda demokrasinin, milli iradenin, bağımsızlığın, birlik ve beraberliğin, istiklal ve istikbalin zaferi olduğu anlatılacak.
Etkinliklerle 15 Temmuz ruhunun canlı tutulması, şehitlerin hatırasının yad edilmesi amaçlanıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nde İstanbul’da Edirnekapı Şehitliği’ni ziyaret edecek, ardından TBMM’de düzenlenecek törene katılacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, akşam saatlerinde ise Ankara’da 15 Temmuz Kızılay Milli İrade Meydanı’nda düzenlenecek programda millete seslenecek.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca, 14 Temmuz Pazar İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde “15 Temmuz Destanı Milletin Zaferi Fahir Atakoğlu Konser Programı” gerçekleştirilecek. 16 Temmuz’da ise Ankara’da “15 Temmuz Milletin Zafer Destanı” başlığıyla panel düzenlenecek.
İstanbul ve Ankara’da bazı tarihi mekanlar ışıklandırılacak
Ayrıca, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kapsamında yurt içinde ve dışında “360 derece iletişim” kampanyası yürütülecek.
Bu çerçevede İstanbul ve Ankara’da bazı tarihi mekanlar ışıklandırılacak. İstanbul Üsküdar’da 15 Temmuz Şehitler Anıtı ve Kuleli Askeri Lisesi’ne, Beyoğlu’nda Galata Kulesi’ne, Beşiktaş’ta Deniz Müzesi’ne, Bağcılar’da 15 Temmuz Şehitler Anıtı’na ve Ankara’da Cumhuriyet Müzesi’ne (II. TBMM Binası) ışık boyama tekniği ile Türk bayrağı yansıtılacak.
İstanbul’daki üç köprü ile Çanakkale ve Osmangazi köprülerine de “Milletin Zaferi” yazılı bayraklar asılacak.
Yurt dışında darbe girişimi tüm yönüyle anlatılacak
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü yurt dışında, dünyanın dört bir yanındaki temsilcilikler aracılığıyla “Victory of Democracy” söylemiyle anılacak.
İletişim Başkanlığınca temsilciliklerde 15 Temmuz hain darbe girişimini anlatan fotoğraf sergileri düzenlenecek ve FETÖ’yü tüm yönleriyle anlatan, milletin direnişini ve demokrasi zaferini vurgulayan film, video, belgeseller gösterilecek.
15 Temmuz hain darbe girişimini anlatan içeriklerin yer aldığı led ekranlı kamyonetler de New York’un kalabalık cadde ve sokaklarında dolaştırılacak.
Londra’da da 15 Temmuz’da Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca, “Türkiye’s Victory of Democracy” başlıklı panel düzenlenecek. Ayrıca Londra Köprüsüne yerleştirilecek led ekranlarda darbe girişimini anlatan içerikler paylaşılacak.
15 Temmuz Proje Takip Sistemi’ne rekor sayıda proje girildi
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının koordinasyon görevi kapsamında kurulan 15 Temmuz Proje Takip Sistemi’ne, kurum ve kuruluşlar tarafından bu yıl 11 binin üzerinde proje girişi yapıldı. Böylece şu ana kadarki en yüksek proje etkinlik sayısına ulaşıldı.
Bu kapsamda, 2022’de 8 bin 988, 2023’te 9 bin 934 projenin kaydedildiği Proje Takip Sistemi’nde, 2024’de 11 bin 369 proje girişi gerçekleştirildi.
En çok proje girişi, 10 binden fazla projeyle kamu kurumlarınca olurken, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve belediyeler de 500’ü aşkın proje girişinde bulundu.
Tüm camilerde sela okunacak
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kapsamında Diyanet İşleri Başkanlığı koordinasyonu ile tüm camilerde sela okunacak.
Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü (DHMİ) tarafından, ülke genelindeki havalimanlarında bulunan tüm uçuş bilgi ekranları ile İstanbul Atatürk, İzmir Adnan Menderes, Antalya ve Ankara Esenboğa Havalimanlarının girişinde bulunan büyük ekranlarda video ve görseller gösterilecek, ayrıca İstanbul Havalimanı’nın ödüllü kulesi, Türk Bayrağı renklerinde ışıklandırılacak.
İletişim Başkanlığı ve TCDD işbirliği ile giydirilen “Milletin Zaferi” temalı 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Treni Ankara’dan İstanbul-Söğütlüçeşme Tren Garı için 14 Temmuz Pazar günü 13.10’da hareket edecek.
TRT 1 tarafından yayınlanacak, “Ben ve Babam-Vatan” filminde de 15 Temmuz gecesi Ankara’da yaşananlar bir baba ve oğulun gözünden anlatılacak. Ayrıca TRT’nin 7’den 77’ye hitap eden mobil bilgi yarışması “Bil Bakalım”, 15 Temmuz Özel Etkinliği ile yarışmacıların 15 Temmuz hakkında bilgilenmelerini sağlayacak.
15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında Kahramankazan ilçesi ve Akıncı Üssü’nde meydana gelen olayları konu alan “Yanık Buğdaylar” adlı radyo tiyatrosu da TRT Radyo 1 kanalında yayınlanacak.
Anadolu Ajansı tarafından, “Çözüm Üreten Türk Aklı: 15 Temmuz’da Yenilikçi Direniş” ve “15 Temmuz’da Dijital Direniş ve Sosyal Medyanın Rolü” başlıklı podcast bölümleri ile kriz anlarında bireylerin davranışlarının psikolojik ve sosyal kökenleri ve toplumsal etkileri ile 15 Temmuz’un dijital ve sosyal boyutları, alanında uzman isimlerle derinlemesine incelenecek.
“15 Temmuz, sadece bir direniş değil, aynı zamanda bir yeniden doğuşun hikayesidir”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, 15 Temmuz 2016’da milletin vatanına ve bağımsızlığına sahip çıkma iradesinin, karanlık bir geceyi aydınlığa çevirdiğini belirtti.
Altun, paylaşımında şunları ifade etti:
“O gece, hain darbe girişimine karşı milletimizin yazdığı kahramanlık destanı, birliğimizi ve özgürlüğümüzü koruma konusundaki sarsılmaz irademizi gösterdi. 15 Temmuz, sadece bir direniş değil, aynı zamanda bir yeniden doğuşun hikayesidir. Milletimizin iradesine, demokrasisine ve geleceğine sahip çıkma kararlılığı, bize en karanlık anlarda bile nasıl aydınlığa yürüneceğini göstermiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu kararlılığı her yıl hatırlamak ve hatırlatmak, milletimize duyduğumuz saygının bir ifadesidir.”
]]>
AK Parti Ankara Milletvekili Yıldız, bugünü 11 Temmuz Srebrenitsa Soykırımını Uluslararası Düşünme ve Anma Günü olarak ilan eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve genel görüşme önerisine destek veren tüm milletvekillerine teşekkür ederek konuşmasına başladı.
Küresel aklın; Avrupa’yı tek seslileştirme ve tek tipleştirme, çok kültürlülüğü negatif biçimde anlayarak yeni çatışma alanları oluşturma amaçlarının Balkan savaşlarıyla patlak verdiğini anlatan Yıldız, “Avrupa’yı Müslümansızlaştırmak ve Türksüzleştirmek isteyenler, Srebrenitsa’dan çok daha öncesinde Balkanlar’ın pek çok noktasında katliam ve soykırım yaptılar.” diye konuştu.

– “BM’NIN İLK VE EN ÖNEMLI İŞLEVSELLİK SINAVINDA NASIL SINIFTA KALDIĞININ İSMİDİR SREBRENİTSA”
Bosnalı Müslümanlara karşı kitlesel katliamlar gerçekleştirildiğini belirten Yıldız, “Dünya barışını koruma misyonuyla kurulan Birleşmiş Milletler’in ilk ve en önemli işlevsellik sınavında nasıl sınıfta kaldığının ve tüm insanlığın belleğinden yıllarca silinmeyecek bir güvensizlik duygusunun nasıl oluştuğunun ismidir Srebrenitsa.” değerlendirmesinde bulundu.
Bugün dahi, Srebrenitsa’nın basık atmosferinde Bosnalı Müslümanların ahının en derinden hissedildiğini dile getiren Yıldız, “Srebrenitsa şehitliği, toprağın vahşet kustuğu o yerde, şehitlerin şehadetliğinin mübarekliği eşliğinde beyaz bir lale bahçesi gibi sizi karşılar; ancak biz biliriz ki, o mezar taşlarının her birinin altında her bir kemiği mavi kelebeklerin işaret ettiği farklı toplu mezarlardan çıkan, yıllar süren DNA testleri neticesinde aileleriyle buluşan şehitler vardır.” ifadelerini kullandı.
Yakalarına taktıkları Srebrenitsa çiçeğinin, Srebrenitsa annelerinin evlatlarını simgelediğini aktaran Yıldız, “Yeşil bir tabutun içinde dahi olsa evladı, onu şefkatle çevreleyen anneleri simgeliyor. Bu çiçek, tekrarlanmaması için unutulmaması gereken soykırımları simgeliyor.” dedi.

– “HIRVATLARIN HIRVATİSTAN’I, SIRPLARIN SIRBİSTAN’I VARSA, BOŞNAKLARIN TÜRKİYE’Sİ VARDIR”
AK Parti Ankara Milletvekili Yıldız, Bosna’daki soykırımın, Srebrenitsa’dan ibaret olmadığını, Bosna’nın tamamında Sırp çetniklerin, Bosnalı Müslümanları, Boşnakları sistemli bir biçimde yok etme amacıyla gerçek bir soykırım suçu işlediğini söyledi.
Yıldız, “Srebrenitsa, Bosna soykırımının simgesidir. Srebrenitsa soykırımı, uluslararası kuruluşların ve uluslararası toplumun işlevsizlik simgesidir.” yorumunu yaptı.

Saraybosna nasıl yıllarca kuşatma altında kaldıysa, bugün de Gazze’nin kuşatma altında olduğuna dikkati çeken Yıldız, “O gün Aliya ve arslanları nasıl İgman Dağı’nda kahramanca soykırıma direndiyse, bugün Gazzeli mücahitler Müslümanların izzetini korumakta ve soykırıma kahramanca direnmektedirler.” diye konuştu.

Aliya İzetbegoviç’in Bosna Hersek’i Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında Türkiye’ye emanet ettiğini hatırlatan Yıldız, “Ben de 1924 yılında, yüzyıllarca yaşadıkları topraklarını maruz kaldıkları katliamlar dolayısıyla terk etmek durumunda kalan Sancaklı bir ailenin evladı ve Türk Milletinin bir temsilcisi olarak, şu hususu ifade etmek isterim: Hırvatların Hırvatistan’ı, Sırpların Sırbistan’ı varsa, Boşnakların Türkiye’si vardır.” dedi.

– “BU TOPRAKLAR BATI’NIN IRKÇI VE SÖMÜRGECI ZİHNİYETİYLE ADETA KANA BULANMIŞTIR”
AK Parti Bursa Milletvekili Ayhan Salman, Müslümanların Bosna Hersek yönetiminde söz sahibi olmasını hazmedemeyen Sırpların, Srebrenitsa’da 11 Temmuz 1995’te bir insanlık dramının yaşanmasına sebep olduğunu belirtti.
Avrupa’nın göbeğinde bir soykırım gerçekleştiğini anlatan Salman, “Osmanlı devletinin yüzyıllarca adaletle yönetmiş olduğu bu topraklar Batı’nın ırkçı ve sömürgeci zihniyetiyle adeta kana bulanmıştır.” diye konuştu.
Srebrenitsa soykırımının tarihte kapanması mümkün olmayan acılar ve derin izler bıraktığını söyleyen Salman, aradan geçen 29 yıla rağmen yüreklerdeki acısının hala yerini koruduğunu belirtti.
Aliya İzzetbegoviç’in “Ne yaparsanız yapın soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır” sözünü hatırlatan Salman, “Dün etnik kimlikleri ve inançları sebebiyle Srebrenitsa’da yaşanan soykırım, bugün Müslüman oldukları için Gazze’de Filistin’de tekrarlanmakta yüreklerimizi dağlamaktadır.” ifadelerini kullandı.
Törene, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, kuvvet komutanları, Milli Savunma Bakan Yardımcıları, Genelkurmay İkinci Başkanı ile şehit ve gazi yakınları katıldı.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de törene video mesaj gönderdi.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, Armoni Mızıkası ve Mehteran Birlik komutanlıklarınca anma konseri verildi.

Konserin ardından, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in video mesajı yayımlandı.
Güler, mesajında 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nü kutlayarak, bu vesileyle 15 Temmuz gecesi darbecilere direnirken şehit olanları rahmetle yad etti, gazi olanlara ise saygı ve şükranlarını sundu.
15 Temmuz’u hatırlamanın, geçmişten ibret almak için son derece önemli ve gerekli olduğunu vurgulayan Bakan Güler, milli iradeye karşı bir grup alçağın ihanetiyle meydana gelen bu kalleş teşebbüsün, milletin engin feraseti ve vatanına, devletine bağlı şerefli Türk askerinin korku nedir bilmeyen duruşuyla bir destana dönüştüğünü söyledi.
Darbe gecesi Türk milletinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üzerine her yaştan insanıyla bu alçaklara karşı durduğunu, devletinin bekasına ve kendi geleceğine sahip çıktığını belirten Güler, “Ordu-millet dayanışmasının en güzide örneğinin sergilendiği bu kararlı ve dik duruş sayesinde hain FETÖ’cülerin 40 yılı aşkın süredir planladığı sinsi kalkışma çok kısa bir sürede bastırılmış, milletimizin bağımsızlık ve özgürlüğüne verdiği önem, bir kez daha tüm dünyaya ilan edilmiştir.” diye konuştu.
‘TSK, EZBER BOZUCU BİR BAŞARIYA İMZA ATTI’
Bu milli ve güçlü duruşun, milletin canı pahasına ortaya koyduğu cesaretin ve Türk ordusunun yüksek karakterinin en açık göstergesi olduğuna dikkati çeken Güler, şöyle devam etti:
“Nitekim Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, dün Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Kore’de ve Kıbrıs’ta, bugün de yurt içi ve sınır ötesinde terörle mücadelede gözünü kırpmadan nasıl şehadete koştuysa, 15 Temmuz’da da vatandaşlarımızla omuz omuza, içine sızan hainlere diz çöktürmüş, demokrasiye olan inancını bir kez daha gözler önüne sererek ezber bozucu bir başarıya imza atmıştır.”
Hainlerden temizlenen Türk Silahlı Kuvvetlerinin eskisinden daha etkin, caydırıcı ve saygın bir şekilde görevlerini sürdürmekte olduğunu belirten Güler, bu kapsamda son bir asrın en yoğun faaliyetlerinin büyük bir başarıyla icra edildiğini ifade etti.
HAİN FETÖ’YLE MÜCADELE AZİM VE KARARLILIKLA SÜRECEK
Güler, bu büyük başarıdaki en büyük payın vatanını korumak için sarsılmaz bir iradeyle hainlerin karşısında duran Ömer Halisdemir’ler gibi nice şehit ve gazilere ait olduğunu dile getirdi.
Devletin de hukuk kuralları çerçevesinde, şehit ve gazilerin kanlarını yerde bırakmadığını, sevenlerinin gözyaşlarının hesabını sorduğunu ve sormaya devam edeceğini bildiren Güler, şunları söyledi:
“Bakanlığımızın hain FETÖ’yle mücadelesi, örgütle iltisaklı tek bir personel kalmayıncaya kadar azim ve kararlılıkla sürdürülecektir. Kahraman ordumuzun şanlı üniformasını hiçbir hainin taşımasına asla müsaade etmeyeceğiz. Sonuç olarak Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihi ve kutlu dönemde, ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz doğrultusunda Anayasa’ya ve kanunlara bağlı olarak, milli, manevi ve mesleki değerlerimiz çerçevesinde, Atatürk İlke ve İnkılapları ile aklın ve bilimin rehberliğinde, tüm paydaşlarla uyum, koordine ve istişare içerisinde, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daha büyük, daha güçlü bir Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri için şevk ve gayretle çalışmalarımıza devam edeceğiz.”
Güler, bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyükleri ve komutanları saygıyla anarak, “15 Temmuz’da vatanı, bayrağı ve ülkesinin geleceği uğruna canlarını feda eden şehitlerimiz başta olmak üzere tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yad ediyor, gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum.” diye konuştu.
Tören sonunda şehit ve gazi yakınlarıyla toplu fotoğraf çektirildi.
]]>Abdullah Güler’in açıklamasından öne çıkan başlıklar şöyle:
“2.5 MİLYON KÖPEK KISIRLAŞTIRILDI”
TBMM’de kabul edilen ev hayvanlarına dair sözleşme var. Hükme bağlanmış pek çok olay ve karar var. Kanunumuz sokak hayvanlarını bakım evine almayı, kısırlaştırılmayı, aşılanarak, sokağa bırakılması gibi uygulama var. 20 yıllık tarihinde raporlara baktığımızda 2.5 milyona yakın sahipsiz sokak köpeğinin kısırlaştırıldığı, 550 bine yakın sokak köpeğinin sahiplendirildiğine dair raporumuz var. Mevcut tedbirlere rağmen mahalli idarelerimizin yetersiz kaldığını görüyoruz. Bu durum nelere sebebiyet verdi. Kuduz riskli vakalar artmış durumda.
Belli ilçelerimizde karantina uygulanan, kuduz köpek nedeniyle karantina uygulaması yapılmak zorunda kaldı. Mevcut durum böyleyken bakanlık raporuna göre birçok kazanın meydana geldiği, bu kazalarda vefat eden vatandaşımızın sayısını 50-55 olduğu ortaya çıktı.
Hayvandan hayvana, hayvandan insana geçen çok farklı parazitler var. Belli alanlarda, insanlarımızın yürüyüş yaptığı alanlarda çok sayıda köpeğin dışkısı toplumu tehdit edecek haline geliyor. Bu hastalıklar nedeniyle ameliyatlar yapılacak seviyede tahribatlara yol açıyor.
Merkezinde insan, hayvanı koruma, toplum sağlığını koruma başlığını getiriyoruz. Bu tanımlama devamında da kanunun belli maddelerinde bir uygulamayı değiştiriyoruz. Tarım bakanlığımızın desteği yanında sokak köpeklerinin bulunduğu yerlerden alınması, barınaklarda kaliteli yaşam alanı oluşturulması, sahiplendirilmenin teşviki, barınaklarda ameliyathane kurulması. Sahiplendirme noktasında bakanlığımızın destek vereceği bir programı hayata geçireceğiz.
“YETKİ BELEDİYELERDE”
Kanunumuz tüm bu süreçlerde sokaklardaki hayvanlarla ilgili yetki belediyelerindir. Bakım, beslenme noktasında iyi örnekleri olan belediyeler olduğu gibi kanunun açık emrine rağmen maalesef bütçeyi kullanmayan, yeterli çalışma yapmayan mahalli idarelerimiz var. Bu uygulamayı yapmayanlara 6 aydan 2 yıla kadar hapis yaptırımı öngörüyoruz.
Ciddi ihmaller de var. Belediye ya da farklı insanlar mücavir alanlara atarak bu işten kurtulmaya çalışıyorlar. Bunu da yaptırıma bağlıyoruz. 50 bin lira para cezası olacak bunun da.
Tarım bakanlığımızın barınakların nitelikli hale getirilmesi noktasında güçlü desteğini kanunda başlık olarak yaptık. İnşallah kanun sonrası bakanlık düzenlemeler ile bunun uygulamasını nitelikli hale getirmek için çaba ortaya koyacaktır.
RAPOR CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A SUNULMUŞTU
AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu, geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “AK Parti MYK toplantımızda Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’a başıboş/saldırgan sokak köpekleri sorununa ilişkin hazırladığımız raporu arz ederek zatı devletlerini ve MYK üyelerimizi bilgilendirdim.” ifadelerini kullanmıştı.
Yenişehirlioğlu, açıklamasında şunları kaydetmişti:
“Raporumuzun mahiyetini detaylı bir şekilde dinleme nezaketi gösteren Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum. Sokaklarda aziz milletimizin huzur ve güvenliğinin sağlanacağına, herkesin üzerinde mutabık kaldığı bu sorunun çözüme ulaşacağına inancımız tamdır. Evvela insan ardından hayvan ve çevre sağlığını tesis etmek için ortaya konulan bu iradenin toplumumuzun tüm kesimlerinin beklentilerini karşılayacak şekilde net bir çözüme ulaşması en büyük temennimizdir. Raporumuzun sorunun çözümüne ilişkin önemli katkılar sunacağına inanıyor, hayırlı olmasını diliyorum.”
‘BAZI EVLER TAMAMEN YANMIŞ’
AA’nın aktardığına göre, Gazze’deki Sivil Savunma Birimi Sözcüsü Mahmud Basal yaptığı yazılı açıklamada, İsrail ordusunun Tel El Hava Mahallesi’nin sanayi bölgesinden ve Hasta Dostları Hastanesi’nden Tel El Hava’nın güneyine doğru geri çekildiğini söyledi. Basal, sivil savunma ekiplerinin Tel El Hava ve sanayi bölgesinde Filistinlilerin yakılmış cesetlerini bulduğunu ve bazı evlerin tamamen yandığını belirtti.
Sivil Savunma Sözcüsü, açıklamasında, Tel El Hava Mahallesi ile sanayi bölgesinden sürekli imdat çağrıları aldıklarını kaydederek, “Sanayi bölgesindeki ara sokaklarda ve evlerin içinde onlarca Filistinlinin cesedi bulundu” ifadelerine yer verdi.
El-Ehli Baptist Hastanesi’nden AA’ya verilen bilgilere göre ise Tel El Hava Mahallesi’nin çeşitli bölgelerinde 56 Filistinlinin cesedine ulaşıldığı kaydedildi. Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi’nden yapılan açıklamada ise “İsrail’in Tel El Hava Mahallesi’nde gerçekleştirdiği katliamlara ilişkin bilgiler var” ifadeleri kullanıldı.
ICRC: GÜNDE 500 İLA 2 BİN 500 TELEFON ALIYORUZ
ICRC ise Gazze’deki duruma ilişkin açıklama yaparak 7 Ekim 2023’ten bu yana yaklaşık 6 bin 400 Filistinlinin kendilerine kayıp olarak bildirildiğini duyurdu.
The Guardian’ın haberine göre, bu kişilerin çoğunun enkaz altında olduğuna ya da kimlik tespiti olmadan gömüldüğüne inanılıyor. Bazı kayıpların İsrail tarafından gözaltına alındığı düşünülürken bazıları ile ise iletişim kurulamadığı değerlendiriliyor. ICRC, nisan ayından bu yana kendilerine bildirilen yeni kayıp vakalarından yaklaşık 1100’ünün halen bulunamadığını kaydetti. ICRC Sözcüsü Sarah Davies, “Her hafta yardım hattımıza 500 ile 2 bin 500 çağrı geliyor; bunların çoğu kayıpların aile üyelerinden” dedi.
‘SALDIRI YA DA TAHLİYE EMRİ OLDUĞUDA DAHA ÇOK TELEFON ALIYORUZ’
Alınan çağrı ve taleplerin Gazze’deki duruma göre değişiklik gösterdiğini anlatan Davies, yüksek sayıda insanın yaşadığı yerlere yönelik saldırılar olduğunda ya da İsrail tarafından tahliye emirleri verildiğinde yardım hattına daha fazla telefon geldiğini söyledi. Davies, “Maalesef bunun gibi kaotik durumlarda insanlar kolayca birbirinden ayrılabiliyor. İnsanlar panikliyor, bazen karanlık oluyor, görmek zorlaşıyor; eğer yakınlarda patlamalar olursa, yakınlarındaki insanlar kaçıyor ve birbirini kaybediyor” diye konuştu.
Davies, insanlar yaralanıp ambulansla hastaneye kaldırıldığında aile üyelerinin yakınlarının hangi hastanede olduğunu her zaman bilemediğini belirterek, “İnsanlar telefonlarını kaybedebiliyor, iletişim kopabiliyor, SIM kartlar değişiyor. İnsanların savaş alanında birbirinden ayrılması için tarifsiz sebepler var” değerlendirmesinde bulundu.
BM: BİR ÇOCUK NESLİNİ TAMAMEN KAYBETMENİN EŞİĞİNDEYİZ
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) İletişim Direktörü Juliette Touma, İsrail saldırıları altındaki Gazze’de bir çocuk neslinin tamamını kaybetmenin eşiğinde olduklarını duyurdu.
BM Cenevre Ofisinin resmi X (eski adıyla Twitter) hesabından paylaşılan videoda, Touma, İsrail saldırıları altındaki Gazze’de çocukların durumuna ilişkin bilgi verdi. İsrail saldırılarının başladığı günden bu yana en az 600 bin çocuğun okula gidemediğini belirten Touma, pek çok okulun kapandığını, UNRWA okullarının ise sığınma yerlerine dönüştürüldüğünü kaydetti. Touma, “Bu demek oluyor ki, eğer bu savaş devam ederse bir çocuk neslinin tamamını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız” dedi.
Çocukların okuldan uzak kalma süresinin eğitimdeki kayıplarının telafisini zorlaştıracağının altını çizen Touma, son olarak çocuklar için ateşkes yapılması çağrısında bulundu.
Darbecilere karşı koyarken bacağından ve vücudunun çeşitli yerlerinden vurulan, karaciğeri hasar gören, parmağı kopan, dalağı delinen, kaburgaları kırılan Ala, darbe girişimine karşı gösterdiği yararlılık dolayısıyla Devlet Övünç Madalyası ile taltif edildi.

Darbe girişimi sonrasında tuğgeneralliğe terfi eden, daha sonra Milli Savunma Bakanlığı ASAL Genel Müdürlüğüne atanan Ala, tümgeneral rütbesiyle Samsun Sahra Sıhhiye Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığının yanı sıra Garnizon Komutanı olarak görevini sürdürüyor.
Davut Ala, AA muhabirine, 15 Temmuz’da televizyonda tankların havalimanına gittiğini görünce darbe girişiminde bulunulduğunu anladığını, eşi ile bir oğlunun Yalova’da olduğunu, diğer oğlunu evde yalnız bırakarak Zeytinburnu Kaymakamlığına gittiğini söyledi.

Bu sırada kalkışmada şehit düşen silah arkadaşı Piyade Kurmay Albay Sait Ertürk’ü aradığını, onun da karargaha gitmek için araç istediğini öğrendiğini dile getiren Ala, ancak darbecilerin aracı göndermediğini aktardı.
Bunun üzerine eve gidip tabancasını aldığını ve polis arabasıyla kışlaya doğru yola çıktığını belirten Ala, şöyle devam etti:
“Rahmetli Sait Albay aradı, ‘Vali yardımcımız arabayı gönderdi, ben kışlama gidiyorum.’ dedim. ‘Beni de kışlama bırakır mısın?’ dedi. Yollarda askeri araçları görüyoruz. İnsanları ezmişler, ayaklar, bacaklar kopmuş. Bazıları askerleri dövüyor. Askeri araca müdahale edeceğiz ama siviliz, halk ters tepki verdi. Ondan sonra kışlamıza gittik. Bunlar başarısız olacağını anlayınca tanklar geri dönmeye başlamışlar ama pes etmemişler daha. Yanımıza asker aldık. Ambulans geliyor, durdurmaya çalıştık, durmadı. Havaya ateş edince durdular. ‘Nereye gidiyorsun?’ dedim. ‘Arkada yaralı var, hastaneye götürüyoruz.’ dediler. Ambulansın kapısını açtım, beraber çalıştığımız istihbaratçı yüzbaşı ve akademide okuyan iki kurmay yüzbaşı, hain. A Haber baskınında vurulmuşlar. Onları indirdik ve derdest edip polis ekibine teslim ettik.”

Ala, 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında darbecilerle girilen çatışmada Kurmay Albay Ertürk ile polis memuru Serdar Gökbayrak’ın şehit olduğunu, birçok asker ve polisin de yaralandığını anlattı.
Ertürk’e, “Komutanım” diye bağırdığını ancak sesinin çıkmadığını gözyaşlarıyla anlatan Ala, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şehit olmuş. Ondan sonra bize de mermi atmaya başladılar. Biz de onlara karşılık verdik. Silah tutukluk yapıyor sandım. Yanımdaki uzman çavuş, ‘Komutanım, silah tutukluk yapmamış, parmağınıza bakın.’ dedi. Baktım, tetiği tutan parmak yok, onun için ateş edemiyorum. Bu arada polis memuru arkadaşı vurdular. Onu kurtarmaya giderken bir mermi daha yedim. Bize haince ateş ettiler. Helikopterin yanına düştüm. Kalbin yaklaşık 1,5 santim altından bir daha vuruldum. Ciğer acısı ve kan kokusu var ya, işte orada o olayı yaşadım. ‘Öleceğiz’ dedik, başka çaresi yok, her tarafımızdan vurulmuşuz. Sonra arkadaşlarımızı aradım. ‘Çocuklarımı önce Allah’a, sonra sizlere emanet ediyorum.’ dedim. Kelimeişehadet getirdim, başım dönmeye başladı. Ciğer acısıyla kan kokusu daha da şiddetlendi. Bayılmışım. Gözlerimi hastanede açtım. Beni oradan götürürken bazı FETÖ’cüler kaburgalarıma tekme atmış, kırmışlar. Orada bir de eziyet etmişler. Hastanede yoğun bakım odasına almışlar. Yoğun bakım odasında yine eziyet görmüşüz.”

‘CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ÇIKTI, ‘EY MİLLET GÖREV SİZİN’ DEDİ
Ala, yaklaşık 2 ay hastanede tedavi gördüğünü, ilk müdahalede bulunan doktor sayesinde hayatta kaldığını vurgulayarak, hastanede bulunduğu sırada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın telefonla aradığını ve birkaç dakika konuştuklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gece 02.00’de aramasının hayatında yaşadığı en önemli olay olduğunu belirten Ala, “Bu, vefanın göstergesidir. Askerlikte şöyle bir deyim vardır, ‘Eğer komutan taşın arkasına saklanırsa ordusu dağın arkasına saklanır.’ O günkü başkomutan kim? Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan. Taşın arkasına saklanmadı. Çıktı televizyondan, ‘Ey milletim görev sizin.’ dedi. Ordu kimdi o gün? Millet. Onlar da dışarıya çıktı. Düşmana gerekli cevabı verdi. Ondan sonra da iyileştik elhamdülillah.” ifadelerini kullandı.

15 TEMMUZ’U UNUTTURMAMAMIZ LAZIM’
Ala, ilk ateş edildiğinde cebindeki cep telefonunun parçalandığını, cüzdanının hasar aldığını, bu sayede ayakta kaldığını dile getirerek, şunları kaydetti:
“O gece söylenecek sözler 251 şehit ve 2 bin 193 gazi tarafından yeterince söylendi. Yüce Allah bir daha böyle bir olayı bu millete yaşatmasın. Yaşatacakları da perişan etsin. 15 Temmuz’u unutturmamamız lazım. Gençlerimize unutturmamak için bunun gerçek bir ölüm kalım, yaşam meselesi olduğunu anlatmamız lazım. Tarih tekerrürden ibarettir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk başkomutanımıza ve silah arkadaşlarına, onun nezdinde bu ülke için terini dahi dökmüş tüm insanlara, şehitlerimize, gazilerimize Rabb’imden rahmet diliyorum. Hayatta kalanlara da yüce Allah’ım sağlık, sıhhat ve huzur versin.”
]]>Tunç, o karanlık gecede büyük kahramanlık mücadelesi veren aziz millete şükranlarını sunduğunu bildirdi.
Tunç, “15 Temmuz gecesi Türk milleti, dünyaya bir insan hakları mücadelesinin nasıl yapıldığını, milli iradeye nasıl sahip çıkıldığını, demokrasiye nasıl sahip çıkıldığını iyi bir başarıyla gösterdi.” değerlendirmesinde bulundu.
Türk demokrasi tarihini “darbeler tarihi” olarak niteleyen Tunç, 27 Mayıs 1960 darbesi ile 10 yıl süren başarılı bir iktidarın devrildiğini söyleyerek, “Maalesef milletimiz o dönemin imkanlarıyla o darbeye karşı mücadele edememişti. Darbeciler başarılı olmuştu. Bakanlar, Menderes’le birlikte idama mahkum edilmişti.” diye konuştu.
12 Mart 1971 “muhtırası” ile demokrasiye bir darbe daha vurulduğunu, 12 Eylül 1980 darbesiyle de milletin karanlık günler yaşadığını anlatan Tunç, 1990’larda da faili meçhul cinayetlerin, istikrarsızlığın olduğu karanlık dönemlerin ardından 28 Şubat postmodern darbesiyle seçilmiş hükümetin istifa ettirildiğini anımsattı.
Vesayetçi anlayışın direnişinin 2000’li yıllarda da AK Parti iktidarına karşı sürdüğünü dile getiren Tunç, “İlk dönemin sonunda e-muhtıra ile karşı karşıya kaldık. 367 krizi, Mecliste Cumhurbaşkanını seçtirmeme gibi antidemokratik birtakım girişimlerde bulunuldu ve e-muhtıraya karşı da bu ülkenin seçilmiş iktidarı cevabını verdi. Sonrasında Cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşti ve 2008’de yine bir kapatma davasıyla karşı karşıya kalındı.” ifadelerini kullandı.
Tunç, devam eden süreçte MİT krizi ve Kobani olayları yaşandığını, Kızılay, Merasim Sokak, Suruç ve Ankara Tren Garı önündeki terör saldırılarıyla çok sayıda vatandaşın hayatını kaybettiğini hatırlattı.
“Milletin silahlarını millete doğrultmaya kalkıştılar”
Söz konusu süreçte PKK terörünün azdırılmaya, Türkiye’nin kaos ortamına sürüklenmeye çalışıldığını ifade eden Tunç, 2013’teki Gezi olaylarına ilişkin, “Bir sokak darbesiyle hükümeti devirebileceklerini düşündüler. Orada da başarılı olamadılar. Yine kirli eller durmadı. Demokrasi düşmanları durmadı. 17-25 Aralık emniyet-yargı darbesiyle masa başında bu işleri bitirebileceklerini düşündüler. Yine de başarılı olamadılar.” diye konuştu.
Çeşitli girişimlerle başarılı olamayanların son çare olarak darbe yolunu seçtiğini aktaran Tunç, “Son çare olarak 15 Temmuz gecesi tankları, milletin silahlarını millete doğrultmaya kalkıştılar.” dedi.
“Türk milleti dünyaya demokrasi dersi verdi”
Darbe girişimi gecesi milli iradenin kalbi TBMM’nin bombalandığına işaret eden Tunç, iktidarın ve muhalefetin ise canları pahasına milli iradeye sahip çıkma başarısı gösterdiğini ifade etti.
15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın milleti darbeye karşı meydanlara davet ettiğini anımsatan Tunç, dönemin Başbakanı Binali Yıldırım ile muhalefet partisi liderlerinin de darbeye karşı mücadele edilmesi yönünde açıklamalar yaptığını anlattı.
Bakan Tunç, “Milletimiz meydanlara indi, kahramanca mücadelesini yaptı ve o karanlık geceyi aydınlatmayı başardı. Bütün dünyaya bir demokrasi mücadelesinin, insan hakları mücadelesinin nasıl verilmesi gerektiğinin en güzel örneğini o gece vermiş oldu.” tespitinde bulundu.
“Yargının kahramanlığını unutamayız”
Bakan Tunç, darbe girişiminin bastırılmasının ardından “devletin kılcal damarlarına sızan” örgüt mensuplarının ayıklanması ve teröristlerin yargılanması sürecinin başladığını ifade etti.
Darbe girişimi sonrası 20 Temmuz 2016’da olağanüstü hal ilan edildiğini aktaran Tunç, “Olağanüstü hal ilan edilirken şöyle geriye dönüp baktığımız zaman 15 Temmuz hain darbe kalkışmasını sulandırmaya yönelik birtakım beyanatlar, maalesef bir kısım siyasilerimizden duyduk ve hala da duymaya devam ediyoruz.” diye konuştu.
Olağanüstü hal ilanının “darbecilerin hukuk içerisinde yargılanmasını ve devlet kurumlarından ayıklanmasını sağlamaya yönelik Anayasa’nın 121. maddesinden kaynaklanan yetkiyle” yapıldığını dile getiren Tunç, olağanüstü hal kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin TBMM’de kanunlaştırılarak, Anayasa Mahkemesi denetimine sunulduğunu dile getirdi.
Hukuka ve demokrasiye saygılı bir süreç işletilmeye çalışıldığını söyleyen Tunç, 120 bin kişinin kamudan ihraç edildiğini, kurulan Olağanüstü Hal Komisyonu’na yapılan başvurular sonucu da yaklaşık 20 bin kişinin görevine döndüğünü bildirdi.
FETÖ ile mücadele konusunda Adalet Bakanlığı ve yargı teşkilatının da aldığı kararlar bulunduğuna işaret eden Tunç, şöyle konuştu:
“O dönemde görev yapan 16 bin 176 hakim savcımız vardı. Bunun 4 bin 6’sının FETÖ irtibat ve iltisakı olduğu gerekçesiyle yargıdan ihraçları gerçekleşmiş oldu ve yargıda da büyük bir arınma sürecini o dönemde yaşadık. Aslında 17-25 Aralık emniyet ve yargı darbe girişiminden sonra bu ayıklanma süreci devam etmiştir. Sonrasında 15 Temmuz sonrasında da yine bu süreçteki kararlılığımız sürdü. 15 Temmuz gecesinde yargının kahramanlığını unutamayız. 15 Temmuz gecesi cumhuriyet savcılarımız hemen adliyelere koştular, soruşturmaları başlattılar. 15 Temmuz hain darbe kalkışmasında bulunan FETÖ teröristleri hakkında gözaltı kararları verdiler, yakalamalar gerçekleştirildi. Darbeye katılanlar hakkında hızlı bir şekilde yargılama süreçleri başladı.”
13 binden fazla FETÖ hükümlü ve tutuklusu cezaevinde
Tunç, 15 Temmuz’un ardından hakkında FETÖ nedeniyle işlem yapılan kişi sayısının 705 bin 172 olduğunu, 125 bin 456 kişi hakkında mahkumiyet, yaklaşık 357 bin kişi hakkında takipsizlik, 104 bin kişi hakkında beraat, 28 bin kişi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 4 bin 463 kişi hakkında da diğer kararların verildiğini bildirdi.
FETÖ nedeniyle soruşturması devam eden 61 bin 796, ilk derece yargılaması devam eden de 23 bin 52 kişi bulunduğunu aktaran Tunç, “O gece silah çeken, halkın üzerine tankları süren, helikopter kullanan, bomba atan ve fiilen orada milletine karşı koyan darbeci teröristlerle ilgili mahkumiyet kararı 4 bin 891. Bunun 1634’ü ağırlaştırılmış müebbet, 1366’sı müebbet hapis cezası, 1891’i de süreli hapis cezaları. 2 bin 870 kişi hakkında fiili darbe davalarında beraat kararı verilmiş.” bilgisini paylaştı.
“Darbe davalarında haksız yere ceza alanlar oldu” şeklinde eleştiriler bulunduğuna dikkati çeken Tunç, “Baktığınız zaman 2 bin 870 kişiye beraat verilmiş. Bunların çoğu da erlerden oluşuyor. Burada yargı, kılı kırk yararak bir karara ulaşıyor.” dedi.
Cezaevlerinde 13 bin 251 FETÖ hükümlü ve tutuklusu bulunduğunu belirten Tunç, “Bunun 870’i tutuklu, 10 bin 365’i hükümlü, 2 bin 9’u da hükümözlü olarak cezaevlerinde. Hem fiili darbe davalarından dolayı hem de FETÖ terör örgütü üyesi irtibat ve iltisaklısı olarak hüküm giymiş kişiler var.” ifadelerini kullandı.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, cezaevlerinde 13 bin 251 FETÖ hükümlü ve tutuklusu bulunduğu
FETÖ elebaşı Gülen için 7 iade talebi
Bakan Tunç, darbe girişimi öncesi ve sonrası yurt dışına kaçan FETÖ mensupları olduğuna işaret ederek, bakanlığının ve yargının bu konuda da çalışmalar yaptığını bildirdi.
İadesi istenen FETÖ’cüler hakkında bilgi veren Tunç, şunları kaydetti:
“FETÖ elebaşı maalesef ABD’de misafir edilmeye devam ediliyor. 27 suçtan 7 iade talebimiz oldu. Maalesef ABD Adalet Bakanlığında bekletilen bir süreç, 8 yıldan bu yana iadesi konusunda herhangi bir ilerleme sağlanamadı. Yine 115 ayrı ülkeye bizim FETÖ irtibat ve iltisaklarıyla ilgili, hakkında soruşturma ve kovuşturma devam edenlerle ilgili iade taleplerimiz oldu. Maalesef üzülerek söylüyorum özellikle demokrasiye, insan haklarına saygılı olduklarını söyleyen ABD, Avrupa devletleri, Almanya başta olmak üzere; iade taleplerimize bugüne kadar duyarsız kaldılar, cevap vermediler. Teröristleri kendi ülkelerinde muhafaza etmeye devam ettiler. Bunu da üzülerek söylüyoruz.”
Bakan Tunç, Türkiye’nin 181 adli yardımlaşma talebinin sadece 28’inin kabul edildiğini, şüphelilerin bulunduğu ülkede ifadesinin alınarak, gönderildiğini anlattı.
“Dünya ülkelerinin, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde yanında yer almaması, çok düşündürücü.” ifadelerini kullanan Tunç, şöyle devam etti:
“Özellikle müttefik bildiğimiz, herhangi bir saldırıda yanımızda olması gereken ülkelerin, maalesef FETÖ söz konusu olduğunda nasıl bir çifte standart içerisinde olduklarını gördük. Türkiye ne zaman gelişmeye, ilerlemeye, kalkınmaya ve her alanda söz sahibi olmaya başlasa maalesef yabancı eller Türkiye’deki kirli ellerin maşalarını kullanarak Türkiye’nin bu kutlu yürüyüşünü hep durdurmaya çalıştılar.”
Önceki darbelerdeki gibi darbecilerin yanında saf tutan, onlara brifing veren, onları değil, darbe mağdurlarını yargılayan yargı yerine, darbecileri yargılayan, mağdurlarının, milletin hakkını hukukunu savunan bir yargı bulunduğunun 15 Temmuz’da görüldüğünü ifade eden Tunç, “O gece kahramanlık mücadelesi veren yargı mensuplarımızı buradan bir kez daha kutluyoruz.” dedi.
Gelecekte ve bugün görev alan yargı mensuplarının “teyakkuzda olmaya devam edeceklerini” belirten Tunç, “Bundan sonra bu ülkede bir daha darbe kalkışması olmasın, demokrasiye bir müdahale olmasın diye hem yargımız hem de yasamamız gerekli tedbirleri almaya devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
“Yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğu açık”
Bakan Tunç, demokrasiye müdahaleler yaşanmaması için yapısal reformların hayata geçirildiğini kaydetti.
Bununla birlikte Türkiye’nin halen darbeciler tarafından yazdırılan anayasayla yönetildiğini dile getiren Tunç, şunları söyledi:
“Darbecilerin yazdığı, bugüne kadar 184 değişiklik gören, artık yamalı bohçaya dönen bir anayasayla değil, daha demokratik, sivil halkın temsilcileri tarafından TBMM’de yazılmış, kabul edilmiş ve halkın oylarıyla onay bulmuş yeni bir anayasaya inşallah ülkemiz kavuşur.”
Şehidin anısını yaşatmak ve 15 Temmuz gecesi yaşananları unutturmamak adına müze tarzında hazırlanan özel oda, ziyaretlere açık tutuluyor.
Şehidin babası Nebi Acar, AA muhabirine, 15 Temmuz’da şehit düşen oğluyla gurur duyduğunu söyledi.
15 Temmuz 2016 gecesinde büyük acılar yaşandığına işaret eden Acar, o gece oğluyla konuşmadığını, ne olup bittiğini tam olarak anlamadığını, oğlunun şehit düştüğü haberini ise polis ve jandarma ekiplerinden öğrendiğini anlattı.
Acar, 8 yıl geçmesine rağmen acılarının, özlemlerinin arttığını dile getirerek, “Her fotoğrafta, her görüntüde, her sohbette acılar tazeleniyor, katlanarak büyüyor. Hem acı hem özlem katlanarak devam ediyor.” dedi.

Oğlunun bu vatan için can vermiş bir kahraman olduğunu vurgulayan Acar, “Şehidimi yere göre sığdıramıyorum. Ancak kalbime sığdırıyorum. Bu gururun tarifi olmaz, korkunç bir acı yaşadık ama bu gururu da yaşıyoruz. Makamların en yücesi. Böyle bir evladın babası olmak bize gurur veriyor.” diye konuştu.
Acar, evin giriş katındaki odada şehidin anılarını yaşattıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Burası dedesinin bakkal dükkanıydı. Yusufeli Belediyesinin destekleriyle burayı düzenledik. Bulduğumuz resimleri, eşyaları burada sergiliyoruz. Unutturmamaya gayret ediyoruz. Ziyarete açık, görmek isteyenler bize söylüyor, gelip geziyor.”
Acar, cuma günleri oğlunun kabrinin bakımını yaptığını ifade ederek, mezarlığın ışıklandırılıp aydınlatılması ve eksik kalan çevre düzenlemesinin bitirilmesi için yetkililerden talepte bulundu.

“Gelinimi, torunumu görünce sanki Dursun’umu görmüş gibi mutlu oluyorum”
Şehidin annesi Fatma Acar ise şehit annesi olmaktan duyduğu gururu dile getirdi.
Anne Acar, “Allah’a şükür kahraman bir şehit annesiyim. Acımız hiç azalmıyor, aksine artıyor. Yüreğimizdeki yangın sönmüyor. Gelinim ve torunum beni hiç yalnız bırakmıyor. İzmir’den kalkıp geliyorlar. Bana şehidimin emaneti. Gelinimi, torunumu görünce sanki Dursun’umu görmüş gibi mutlu oluyorum.” dedi.
Her cuma şehit oğlunun mezarına giderek dua okuduğunu, mezarı başında oğluyla konuştuğunu anlatan Acar, “Ben oğlumla gurur duyuyorum. Kahraman olduğunu biliyorum. Süleyman Soylu kapıma kadar geldi. Oğlumun kahramanlığını bana anlattı. Oğlumu çok özledim. Ağlamaktan gözyaşım kurudu, gözyaşım gelmiyor. 8 yıldır uykular haram oldu, uyku yok.” ifadelerine yer verdi.

“BABAMI ÖZLEYİNCE YANIMDA VARSA FOTOĞRAFINA BAKIYORUM”
Şehidin 11 yaşındaki kızı Elif Naz Acar da babasını çok özlediğini belirterek, sık sık babası için anı defterine yazılar yazdığını söyledi.

Babasının ülke için canını feda ettiğini ve bunun gurur verici olduğunu vurgulayan Acar, şöyle konuştu:
“Üzülüyor musun diye soracak olursanız, gerçekten çok üzülüyorum. Çünkü sevdiğim birini kaybettim. ‘Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler’, bunun önemi çok büyük. Bütün şehitler peygamberimizim komşusudur. Babamı özleyince yanımda varsa fotoğrafına bakıyorum. Kendim hatırlamaya çalışıyorum anılarımızı. Anı defterine neler yaptığımı, babamı ne kadar özlediğimi, annemin, babaannemin, dedemin iyi olduğunu yazıyorum. Hani mezarlıkları ziyaret edip dua ederler ya biz de mezara gidiyoruz. Ben orada çok rahatlıyorum, çünkü onu hissediyorum.”

Acar, köyde hazırlanan odada babasının eşyalarına dokunmanın kendisini rahatlattığını ifade ederek, “Burada 15 Temmuz’da babamın giydiği botlar var. Bombaların atıldığı, babamın şehit olduğu yerdeki toprak var. Babamın kıyafetleri, fotoğrafları var.” diye konuştu.
İşte açıklamalardan satır başları:
NATO’nun 75’inci kuruluş yıl dönümünü idrak ettiğimiz kritik bir dönemde tarihî bir zirveyi daha başarıyla neticelendirdik.
Vaşington Zirvemizin hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Yaklaşık iki buçuk yıldır devam eden Rusya-Ukrayna savaşı karşısında müttefikler olarak uluslararası hukuktan yana bir duruş sergiliyoruz.
Türkiye, yıkıcı etkilerini hep birlikte hissettiğimiz, müşterek güvenliğimizi tehlikeye atan bu savaşın sona ermesine yönelik gayretlerini ilk günden beri yoğun bir şekilde devam ettirmektedir.
Zirvenin ilk oturumunda İttifak savunmasını ilgilendiren konuları etraflıca istişare ettik.
75 yıllık Vaşington Antlaşması ve geçmiş zirvelerde alınan kararlar ortadayken müttefikler arasındaki savunma sanayisi ticaretinde hâlen bazı engeller, kısıtlamalar bulunmasının makul, mantıklı bir izahı yoktur.
Ülkemizin bu konudaki hassasiyetini ve beklentilerini tekrar gündeme taşıdım.
‘TERÖR ÖRGÜTÜ İLE KURDUKLARI ÇARPIK İLİŞKİYİ KABUL ETMEMİZ MÜMKÜN DEĞİLDİR”
NATO’nun tespit ettiği iki temel tehditten biri olan terörizmle mücadelede müttefiklerimizden dayanışma bekliyoruz.
Bazı müttefiklerimizin, bilhassa terör örgütü PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD-YPG’yle kurdukları çarpık ilişkiyi kabul etmemiz mümkün değildir.
İttifakın birliğine ve bütünlüğüne zarar veren bu hatalı politikalardan vazgeçilmesi çağrımı tekrarlıyorum.

“TÜRKİYE TARAFINDAN ONAYLANMAYACAKTIR”
Tüm temaslarımda Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında süregiden mezalime dikkat çektim.
İttifakımızın temel değerlerini ayaklar altına alan İsrail yönetiminin NATO’yla ortaklık ilişkisini sürdürmesi mümkün değildir.
Filistin topraklarında kapsamlı ve sürdürülebilir barış tesis edilene kadar İsrail’le NATO nezdinde iş birliği yapılması yönündeki girişimler Türkiye tarafından onaylanmayacaktır.
“NETANYAHU YÖNETİMİ ÜZERİNDEKİ BASKILARI ARTIRMAYA ÇAĞIRIYORUM”
Uluslararası camianın sorumluluk sahibi üyelerinin 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm için el ele vermesi önemlidir.
Türkiye olarak önce ateşkesin ilanı, sonra da kalıcı barışın temini için garantörlük dâhil her türlü inisiyatifi almaya hazırız.
Tüm müttefiklerimizi ateşkesin sağlanması ve 9 aydır açlıkla imtihan edilen Gazze halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılması için Netanyahu yönetimi üzerindeki baskılarını artırmaya çağıyorum.
Zirve kapsamında Macaristan, Yunanistan, İtalya, Almanya, Ukrayna, Fransa ve Birleşik Krallık liderleriyle ikili görüşmeler gerçekleştirdim.
Ayrıca İsveç, Finlandiya, Slovenya ve Slovakya Devlet ve Hükûmet Başkanları ile NATO Genel Sekreteri’yle ayaküstü görüştük.
Amerika Birleşik Devletleri, İspanya, İzlanda, Polonya, Romanya, Estonya ve Hollanda Liderleri ile Avrupa Birliği Konseyi Başkanı’yla da sohbetlerimiz oldu.
Görüşmelerimizde hem müttefiklerimizle ikili ilişkilerimizi geliştirmenin yolları hem de NATO bünyesindeki iş birliğimiz üzerinde durduk.
Bu vesileyle göreve geldiği 2014 yılından bu yana İttifakın birliğinin ve dayanışmasının korunması yolunda gayret gösteren değerli dostum, Genel Sekreter Stoltenberg’e teşekkür ediyorum.
Şahsımla ve makamlarımızla yakın iş birliği sergileyen Sayın Stoltenberg, özverili çalışmaları ve başarılı hizmetleriyle herkesin takdirini kazanmıştır.
Hollanda’nın Eski Başbakanı, NATO’nun Yeni Genel Sekreteri Sayın Rutte’ye üstleneceği zorlu görevde muvaffakiyetler diliyorum.
Sayın Rutte’nin müttefiklerin menfaatlerini ve hassasiyetlerini gözeteceğine güveniyorum.
]]>Darbecilere karşı koyarken bacağından ve vücudunun çeşitli yerlerinden vurulan, karaciğeri hasar gören, parmağı kopan, dalağı delinen, kaburgaları kırılan Ala, darbe girişimine karşı gösterdiği yararlılık dolayısıyla Devlet Övünç Madalyası ile taltif edildi.
Darbe girişimi sonrasında tuğgeneralliğe terfi eden, daha sonra Milli Savunma Bakanlığı ASAL Genel Müdürlüğüne atanan Ala, tümgeneral rütbesiyle Samsun Sahra Sıhhiye Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığının yanı sıra Garnizon Komutanı olarak görevini sürdürüyor.
Davut Ala, AA muhabirine, 15 Temmuz’da televizyonda tankların havalimanına gittiğini görünce darbe girişiminde bulunulduğunu anladığını, eşi ile bir oğlunun Yalova’da olduğunu, diğer oğlunu evde yalnız bırakarak Zeytinburnu Kaymakamlığına gittiğini söyledi.
Bu sırada kalkışmada şehit düşen silah arkadaşı Piyade Kurmay Albay Sait Ertürk’ü aradığını, onun da karargaha gitmek için araç istediğini öğrendiğini dile getiren Ala, ancak darbecilerin aracı göndermediğini aktardı.
Bunun üzerine eve gidip tabancasını aldığını ve polis arabasıyla kışlaya doğru yola çıktığını belirten Ala, şöyle devam etti:
“Rahmetli Sait Albay aradı, ‘Vali yardımcımız arabayı gönderdi, ben kışlama gidiyorum.’ dedim. ‘Beni de kışlama bırakır mısın?’ dedi. Yollarda askeri araçları görüyoruz. İnsanları ezmişler, ayaklar, bacaklar kopmuş. Bazıları askerleri dövüyor. Askeri araca müdahale edeceğiz ama siviliz, halk ters tepki verdi. Ondan sonra kışlamıza gittik. Bunlar başarısız olacağını anlayınca tanklar geri dönmeye başlamışlar ama pes etmemişler daha. Yanımıza asker aldık. Ambulans geliyor, durdurmaya çalıştık, durmadı. Havaya ateş edince durdular. ‘Nereye gidiyorsun?’ dedim. ‘Arkada yaralı var, hastaneye götürüyoruz.’ dediler. Ambulansın kapısını açtım, beraber çalıştığımız istihbaratçı yüzbaşı ve akademide okuyan iki kurmay yüzbaşı, hain. A Haber baskınında vurulmuşlar. Onları indirdik ve derdest edip polis ekibine teslim ettik.”
Ala, 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında darbecilerle girilen çatışmada Kurmay Albay Ertürk ile polis memuru Serdar Gökbayrak’ın şehit olduğunu, birçok asker ve polisin de yaralandığını anlattı.
Ertürk’e, “Komutanım” diye bağırdığını ancak sesinin çıkmadığını gözyaşlarıyla anlatan Ala, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şehit olmuş. Ondan sonra bize de mermi atmaya başladılar. Biz de onlara karşılık verdik. Silah tutukluk yapıyor sandım. Yanımdaki uzman çavuş, ‘Komutanım, silah tutukluk yapmamış, parmağınıza bakın.’ dedi. Baktım, tetiği tutan parmak yok, onun için ateş edemiyorum. Bu arada polis memuru arkadaşı vurdular. Onu kurtarmaya giderken bir mermi daha yedim. Bize haince ateş ettiler. Helikopterin yanına düştüm. Kalbin yaklaşık 1,5 santim altından bir daha vuruldum. Ciğer acısı ve kan kokusu var ya, işte orada o olayı yaşadım. ‘Öleceğiz’ dedik, başka çaresi yok, her tarafımızdan vurulmuşuz. Sonra arkadaşlarımızı aradım. ‘Çocuklarımı önce Allah’a, sonra sizlere emanet ediyorum.’ dedim. Kelimeişehadet getirdim, başım dönmeye başladı. Ciğer acısıyla kan kokusu daha da şiddetlendi. Bayılmışım. Gözlerimi hastanede açtım. Beni oradan götürürken bazı FETÖ’cüler kaburgalarıma tekme atmış, kırmışlar. Orada bir de eziyet etmişler. Hastanede yoğun bakım odasına almışlar. Yoğun bakım odasında yine eziyet görmüşüz.”
‘CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ÇIKTI, ‘EY MİLLET GÖREV SİZİN’ DEDİ
Ala, yaklaşık 2 ay hastanede tedavi gördüğünü, ilk müdahalede bulunan doktor sayesinde hayatta kaldığını vurgulayarak, hastanede bulunduğu sırada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın telefonla aradığını ve birkaç dakika konuştuklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gece 02.00’de aramasının hayatında yaşadığı en önemli olay olduğunu belirten Ala, “Bu, vefanın göstergesidir. Askerlikte şöyle bir deyim vardır, ‘Eğer komutan taşın arkasına saklanırsa ordusu dağın arkasına saklanır.’ O günkü başkomutan kim? Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan. Taşın arkasına saklanmadı. Çıktı televizyondan, ‘Ey milletim görev sizin.’ dedi. Ordu kimdi o gün? Millet. Onlar da dışarıya çıktı. Düşmana gerekli cevabı verdi. Ondan sonra da iyileştik elhamdülillah.” ifadelerini kullandı.
15 TEMMUZ’U UNUTTURMAMAMIZ LAZIM’
Ala, ilk ateş edildiğinde cebindeki cep telefonunun parçalandığını, cüzdanının hasar aldığını, bu sayede ayakta kaldığını dile getirerek, şunları kaydetti:
“O gece söylenecek sözler 251 şehit ve 2 bin 193 gazi tarafından yeterince söylendi. Yüce Allah bir daha böyle bir olayı bu millete yaşatmasın. Yaşatacakları da perişan etsin. 15 Temmuz’u unutturmamamız lazım. Gençlerimize unutturmamak için bunun gerçek bir ölüm kalım, yaşam meselesi olduğunu anlatmamız lazım. Tarih tekerrürden ibarettir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk başkomutanımıza ve silah arkadaşlarına, onun nezdinde bu ülke için terini dahi dökmüş tüm insanlara, şehitlerimize, gazilerimize Rabb’imden rahmet diliyorum. Hayatta kalanlara da yüce Allah’ım sağlık, sıhhat ve huzur versin.”
]]>
Öğleden sonraki eğitim bilimleri oturumu ise saat 14.45’te başlayacak. 80 sorudan oluşan test için adaylara 100 dakika cevaplama süresi verilecek. Ek süre kullanması uygun görülen adaylar, 30 dakika ilave sürelerini kullanabilecek.
Alan bilgisi sınavları 20-21 Temmuz tarihlerinde, Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi (ÖABT) ise 4 Ağustos’ta uygulanacak.
1,5 MİLYONA YAKIN ADAY BAŞVURDU
ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy, 81 il ve Lefkoşa’da yapılacak KPSS genel yetenek-genel kültür ve eğitim bilimleri oturumları ile KPSS maratonunun başlayacağını bildirdi.
Genel yetenek-genel kültür ve eğitim bilimleri sınavlarının geçen yıl 105 sınav merkezinde uygulandığını belirten Ersoy, şu bilgileri verdi:
“Bu yıl oluşan ihtiyaçlar ve adayların sınava erişimini kolaylaştırmak amacıyla 135 sınav merkezinde sınavı uygulayacağız. 14 Temmuz’da yapılacak genel yetenek-genel kültür oturumuna 1 milyon 470 bin 487 aday başvuru yaptı. Bu adayların 526 bin 947’si öğleden sonraki eğitim bilimleri oturumuna da katılacak. 20-21 Temmuz’da yapılacak alan bilgisi oturumlarına da 171 bin 655 aday katılacak.”
Ceza İnfaz Kurumlarında hükümlü ve tutuklu olarak bulunan 185 adayın genel yetenek-genel kültür oturumuna, 54 adayın ise eğitim bilimleri oturumuna katılacağını açıklayan Ersoy, “Genel yetenek-genel kültür oturumu 4 bin 17 binada, toplam 75 bin 64 salonda, eğitim bilimleri oturumu ise 1315 binada, toplam 25 bin 346 salonda uygulanacak” bilgisini paylaştı.
SINAVLARDA 270 BİNDEN FAZLA GÖREVLİ YER ALACAK
Genel yetenek-genel kültür ve eğitim bilimleri oturumlarında toplam 270 bin 927 görevlinin yer alacağını aktaran Ersoy, “Sınav görevlilerine görev alanlarıyla ilgili eğitimler verildi. Sınavın uygulanacağı bölgelerdeki sınav koordinatörlerimizle sürekli temas halinde olacağız. Sınav süreçlerinde alınan güvenlik önlemlerini paydaş kurumlarla işbirliği içerisinde yürütüyoruz. Sınav güvenliğinin sağlanması noktasında genel yetenek-genel kültür oturumunda 15 bin 271, eğitim bilimleri oturumunda ise 7 bin 75 emniyet görevlisi sahada olacak” ifadelerini kullandı.
5 BİNDEN FAZLA ŞEHİT VE GAZİ YAKINI ADAY SINAV ÜCRETİNDEN MUAF TUTULDU
Genel yetenek-genel kültür oturumuna 2 bin 315, eğitim bilimlerine ise 730 engelli adayın başvurduğunu belirten Ersoy, bu oturumlara başvuran gaziler ile şehit ve gazilerin eş ve çocuklarının sınav ücretinden muaf tutulduğu, 5 bin 421 adayın bu haktan yararlandığı bilgisini verdi.
KADIN ADAY SAYISI ERKEK ADAY SAYISININ YAKLAŞIK İKİ KATI
Ersoy, 22-32 yaş aralığındaki başvuruların yoğunlukta olduğu bilgisini paylaşarak, şunları kaydetti:
“En fazla başvuru İstanbul, Ankara ve İzmir illerimizden gelmiş durumda. Genel yetenek-genel kültür oturumuna başvuran kadın aday sayısı 949 bin 545, erkek aday sayısı ise 520 bin 942 olarak gerçekleşti. Eğitim bilimleri oturumuna 380 bin 244 kadın, 146 bin 703 erkek aday başvurdu.”
Nüfus cüzdanı bulunmayan veya nüfus cüzdanında kimlik numarası ve fotoğraf olmayan adaylar için il ve ilçe nüfus müdürlüklerinin sınav günü açık olacağını bildiren Ersoy, KPSS’ye katılacak tüm adaylara başarılar diledi.
Teklifle, İcra ve İflas Kanunu’nda değişiklik yapılacak. Buna göre, elektronik ortamda açık artırma suretiyle satışta teklifler arasındaki fark, satışa çıkarılan malın muhammen kıymetinin binde beşinden ve her halde 1000 Türk lirasından az olamayacak.
Açık artırma süresinin son 10 dakikası içinde yeni bir teklifin verilmesi halinde açık artırma 3 dakika uzatılacak. Uzama süresi içinde yeni bir teklif verilmesi halinde açık artırma süresi her yeni teklifin verilmesinden itibaren 3 dakika uzatılacak. Son uzama süresi içinde yeni bir teklif verilmezse mal en yüksek teklif verene ihale edilecek. Uzama sürelerinin toplamı bir saati geçemeyecek. Bir saatlik süre Adalet Bakanlığının kararıyla kısaltılabilecek, uzatılabilecek veya kaldırılabilecek ve bu kararlar Bakanlığın resmi internet sitesinde duyurulacak.
Aynı Kanunu’nun Ek 1’inci maddesindeki düzenlemeyle de parasal sınırlarda yeniden değerleme oranında artırma yapılması sonucunda belirlenen sınırların 10 Türk lirasını aşmayan kısımlarının dikkate alınmayacağı hükmü, 1000 Türk lirasını aşmayan kısımların dikkate alınmayacağı şeklinde değiştirilecek. Yeniden değerleme sonucu belirlenen parasal rakamın 1000 lirayı geçmeyen küsuratı dikkate alınmayacak.
İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvuruda esas alınan parasal sınırda yeniden değerleme nedeniyle meydana gelen artış, bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtay’ın bozma kararları üzerine yeniden verilen kararlar hakkında uygulanmayacak, ilk karar tarihinde geçerli olan parasal sınırlar esas alınacak.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Avukatlık Kanunu’nda değişiklik yapılacak. Adli yardım ödeneğinin barolar arasındaki dağıtımında, birden fazla baronun bulunduğu illerde, her 5 bin nüfus için tespit edilecek toplam puanın yüzde 30’u o ilde bulunan barolar arasında eşit olarak, kalanı ise o ilde levhaya kayıtlı toplam avukat sayısına bölündükten sonra elde edilen rakamın her baronun üye sayısına çarpımı sonucu elde edilecek puana göre dağıtılacak.
Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı’nda soru sorulacak alanlar arasına “milletlerarası hukuk”, “milletlerarası özel hukuk”, “genel kamu hukuku ve sosyal güvenlik hukuku” eklenecek. İhtiyaç duyulması halinde bu alanlara, yönetmelikle yeni hukuk alanları eklenebilecek.
Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı’nda soru sayısı 100’den 120’ye çıkarılacak. Sınavlara yeni alanların eklenmesi ve sınavların yapılma şekli ile sınavlara ilişkin diğer hususlar Hakimler ve Savcılar Kurulu, Yükseköğretim Kurulu, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı, Türkiye Barolar Birliği ve Türkiye Noterler Birliğinin görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle düzenlenecek.
Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun tek hakimle çözümlenecek davalara ilişkin 7’nci maddesindeki parasal sınırlar; her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298’inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılmak suretiyle uygulanacak. Tek hakimle çözümlenecek davaların belirlenmesinde dava tarihindeki, miktar artırımı yapılan hallerde ise artırımın yapıldığı tarihteki parasal sınır esas alınacak.
İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUN’NDAKİ DEĞİŞİKLİKLER
İdari Yargılama Usulü Kanunu’ndaki değişikliğe göre de konusu 31 bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olacak, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamayacak.
Aynı kanundaki değişiklikle, konusu 920 bin Türk lirasını aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar, konusu 270 bin Türk lirasını aşıp 920 bin Türk lirasını aşmayan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davalar temyiz edilebilecek.
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda öngörülen parasal sınırlar; her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298’inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılmak suretiyle uygulanacak. Bu şekilde belirlenen sınırların 1000 Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmayacak.
Duruşma yapılmasının zorunlu olduğu davaların belirlenmesinde davanın açıldığı; istinaf veya temyiz yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde ise ilk derece mahkemesi veya bölge idare mahkemesince nihai kararın verildiği tarihteki parasal sınır esas alınacak. Ancak nihai karar tarihinden sonra parasal sınırlarda meydana gelen artış, bölge idare mahkemesinin kaldırma veya Danıştay’ın bozma kararı üzerine yeniden bakılan davalarda uygulanmayacak.
HAKİM VE SAVCI YARDIMCILIĞI MÜLAKATI’NA ÇAĞIRILACAK ADAY SAYISI DEĞİŞİYOR
Hakim ve Savcı Yardımcılığı Sınavı’nda soru sorulacak alanlar arasına, milletlerarası hukuk ve milletlerarası özel hukuk eklenecek. İdari Yargı Hakim Yardımcılığı Sınavı’nda ticari işletme-şirketler hukuku alanından da soru sorulabilecek.
Hakim ve Savcı Yardımcılığı mülakatına çağrılacak aday sayısında değişiklik yapılacak. Mevcut kanun hükmüne göre iki katı fazlası çağrılırken düzenlemeyle ilan edilen kadro sayısının bir katı fazlası aday mülakata çağrılacak.
Hakimler ve Savcılar Kanunu’ndaki diğer bir değişiklikle Adalet Müfettişlerinin görev ve yetkileri belirlenecek.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda, Yargıtay Birinci Başkanı, Danıştay Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay Başsavcısı, Yargıtay Birinci başkanvekilleri, Danıştay başkanvekilleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili, Yargıtay ve Danıştay daire başkanları, Yargıtay ve Danıştay üyeleri, Adalet Bakanlığı Müsteşarı, birinci sınıf hakim ve savcılar, birinci sınıfa ayrılmış hakim ve savcılar ve diğer hakim ve savcılara “15.000” gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ek tazminat ödenecek.
YEDİEMİN OTOPARKLARINDA SAHİPLERİ TARAFINDAN TESLİM ALINMAYAN ARAÇLARIN SATIŞI
Karayolları Trafik Kanunu’ndaki değişiklikle buluntu olması nedeniyle veya kanun hükümleri gereğince trafikten men edilerek alıkonulan ve sahipleri tarafından 6 ay içinde teslim alınmayan veya aranmayan yediemin otoparklarındaki araçların satış usulü yeniden belirlenecek. Bu durumdaki araçların sicilinde bulunan satılamaz, devredilemez, haciz, ihtiyati haciz, rehin gibi şerhler için ilgili kurumlara, bu araçların satılacağı hususu bildirilecek ve satış işlemlerine başlanacak, araçların üzerinde bulunan tüm şerhler ayrıca bir işleme gerek olmaksızın, satış tarihinden itibaren kalkmış sayılacak varsa tescil kayıtları buna göre düzeltilecek.
İşlem yapılacak aracın tanıtımına yarayan şasi veya motor seri numaralarının bulunmaması veya düşmüş olması ya da tamir veya tadil gibi nedenlerle silinmiş yahut tahrip edilmiş olması durumunda bu eksiklikler satış işlemini gerçekleştirecek kurum tarafından ilgili mevzuat kapsamında tamamlanarak araç satışa hazır hale getirilecek. Aracın tescil kaydındaki haciz, ihtiyati haciz, rehin gibi şerhler satış sonrasında satış bedeli üzerinde devam edecek. Satış konusu aracın vergi, ceza veya prim gibi borçları, satıştan önceki sahibine ait olup mülkiyet ilgiliye tüm borç ve yüklerinden ari olarak geçecek.
Satış kapsamında dosyaya ödenen tutardan; sırasıyla muhafaza ve satış için yapılan giderler, aracın tanıtımına yarayan numaraların tespitine ve tamamlanmasına dair giderler ve vergi, resim veya harç gibi malın aynından kaynaklanan alacaklar ödendikten sonra kalan tutarın tüm alacaklıların alacağını karşılaması halinde hak sahiplerine Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve İcra ve İflas Kanunu hükümleri çerçevesinde dağıtılacak ve bakiye bir tutar bulunması halinde bu tutar, muhafaza edilecek, kamu bankalarında nemalandırılacak ve satıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde müracaat halinde nemalarıyla birlikte hak sahiplerine ödenecek. Beş yıl içinde herhangi bir müracaatın olmaması halinde söz konusu bedeller Hazine’ye irat kaydedilecek.
Satış kapsamında dosyaya ödenen tutardan; sırasıyla muhafaza ve satış için yapılan giderler, aracın tanıtımına yarayan numaraların tespitine ve tamamlanmasına dair giderler ve vergi, resim veya harç gibi malın aynından kaynaklanan alacaklar ödendikten sonra kalan tutar, tüm alacaklıların alacağını karşılamazsa sıra cetveli yapılmak üzere ilgili kuruma gönderilecek.
Teklifle, Kamulaştırma Kanunu’na madde eklenecek. Buna göre de mülga 6830 sayılı İstimlak Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 8 Ekim 1956 tarihine kadar, kamulaştırma işlemlerine dayanmaksızın kamulaştırma kanunlarının amacına uygun olarak fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olan taşınmazlar, ilgili kamu kurum ve kuruluşları adına tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayılacak.
Taşınmazda kamu hizmetinin nitelik ve amacına uygun şekilde tesis veya yapının inşa edilmiş olması, bu Kanunun uygulanması bakımından fiilen tahsis kabul edilecek.
Bu durumdaki taşınmazlardan tapuda kayıtlı olanların kayıt sahipleri veya mirasçıları; tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların zilyetleri ya da mirasçıları tahsis tarihi itibarıyla zilyetlikle iktisap şartlarının gerçekleşmiş ve fiili tahsis tarihinden itibaren 10 yıl geçmemiş olması koşuluyla, iptal edilen 221 sayılı Kanun’un belirlediği süre içinde sadece taşınmazın fiili tahsis tarihindeki rayiç bedelini isteyebilecek.
Bu madde kapsamındaki taşınmazlar hakkında 12 Ocak 1963 tarihine kadar açılmış ve kanun yolu incelemesinde olanlar dahil görülmekte olan bedel davalarında bu madde hükümleri uygulanacak.
Birinci fıkraya göre kamulaştırılmış sayılan taşınmazlar hakkında 12 Ocak 1963 tarihinden sonra bu taşınmazlara bağlı olarak bedel dahil ileri sürülen talepler kabul edilmeyecek. Bu hüküm, 12 Ocak 1963 tarihinden sonra açılmış ve kanun yolu incelemesinde olanlar dahil görülmekte olan davalar hakkında da uygulanacak.
Bu madde kapsamında açılan ve görülmekte olan davalarda mahkeme ve icra harçları ile her türlü vekalet ücretleri maktu olarak belirlenecek.
Kamulaştırılmış sayılan taşınmazlar, tapuda kayıtlı ise ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının talebi üzerine açılacak dava ile ilgili idare adına tescil edilecek. Tapu kaydı olmayan taşınmazlar, tahsisin mahiyeti bakımından tescile tabi ise ilgili idare adına kayıt tesis olunacak. Bu işlemler harca tabi olmayacak.
KADININ SOYADINA DÜZENLEME
Teklifle, Anayasa Mahkemesinin “kadının soyadına” ilişkin iptal kararı doğrultusunda, Türk Medeni Kanunu’nda düzenlemeye gidilecek. Bu değişikliğe göre kadın, evlenmekle kocasının soyadını alacak. Kadın, evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilecek. Kadının soyadı, kendi soyadı ile önceki kocasının soyadından oluşuyorsa kadın bu soyadlarından sadece birisini evleneceği kocasının soyadının önünde kullanabilecek.
TBMM Adalet Komisyonunda kabul edilen, kamuoyunda “9. Yargı Paketi” olarak bilinen Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Anayasa Mahkemesinin iptal kararları doğrultusunda Türk Medeni Kanunu’nda bazı düzenlemelere gidilecek.
Buna göre, koca, ana veya çocuk, soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilecek. Bu dava, dava açma hakkına sahip diğer kişilere karşı açılacak.
Ana doğumdan, çocuk ise ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava açmak zorunda olacak.
Dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hallerinde baba olduğunu iddia eden kişi, kocanın altsoyu, anası veya babası, doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabilecek.
Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına, birlikte evlat edinmede ana ve baba adı olarak evlat edinen eşlerin adları; tek başına evlat edinmede ise ana veya baba adı olarak evlat edinenin adı yazılacak. Evlat edinilen diğer kişiler hakkında, talepleri halinde bu hüküm uygulanacak.
Teklifle, Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’a madde eklenecek. Buna göre, istinaf incelemesi için dosya kendisine gönderilen ilgili hukuk dairesi, bir ay içinde yapacağı ön inceleme sonucunda iş bölümü bakımından kendisini görevli görmez ise gerekçesiyle birlikte dosyayı görevli olduğu kanısına vardığı ilgili hukuk dairesine gönderecek. Bir aylık sürenin bitiminden sonra veya duruşma günü verilen dosya hakkında gönderme kararı verilemeyecek.
HAKARET SUÇUNDA VE UZLAŞTIRMADA YENİ DÜZENLEMELER
Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikayet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemeyecek.
Sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle hakaret suçu, uzlaştırma kapsamından çıkarılarak ön ödeme kapsamına alınacak.
Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren 7 gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılacak.
Uzlaşmanın sağlanması halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamayacak.
Uzlaştırmacı olmak için hukuk mezunu olma şartı getirilecek. Uzlaştırmacılar, hukuk fakültesi mezunlarının yer aldığı, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden görevlendirilecek.
Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verecek. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde durma kararı verilecek. Durma süresince zamanaşımı işlemeyecek. Uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkemece yargılamaya kaldığı yerden devam olunacak.
Teklifle, Çocuk Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılacak. Buna göre, sosyal çalışma görevlileri, mahkemeler yerine Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerine atanacak.
Vakıflar Genel Müdürlüğü ve mazbut vakıflara ait taşınmazlarla ilgili işlemler nedeniyle değerli kağıt ve işlem bedeli alınmayacak, kamu kurum ve kuruşlarına herhangi bir katılım payı ödenmeyecek.
Vakıflar Genel Müdürlüğü, Harçlar Kanunu’nda sayılan yargı harçlarından muaf olacak. Genel Müdürlüğün dava, icra takibi ve geçici hukuki koruma tedbirleri gibi her türlü dava ve işte teminat gösterme zorunluluğu olmayacak. Bu hüküm, Genel Müdürlüğün idare ve temsil ettiği mazbut vakıflar adına taraf olduğu dava, icra takibi ve geçici hukuki koruma tedbirleri gibi her türlü dava ve iş hakkında da uygulanacak.
Vakıf kültür varlıklarının restorasyon veya onarım karşılığı kiralama işlemlerine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenecek.
Anayasa Mahkemesinin, bazı Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini iptal etmesi dolayısıyla Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) ile Anayasa Mahkemesi kadrolarına ilişkin düzenlemeler yapılacak.
Teklifle, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki parasal sınırlarla ilgili düzenlemelere gidilecek. Buna göre parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacak. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmayacak.
İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvuruda esas alınan parasal sınırda yeniden değerleme nedeniyle meydana gelen artış, bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtay’ın bozma kararları üzerine yeniden verilen kararlar hakkında uygulanmayacak, ilk karar tarihinde geçerli olan parasal sınırlar esas alınacak.
ARABULUCULUK DÜZENLEMELERİ
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nda öngörülen değişikliğe göre, anlaşma belgesinin taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilecek. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilecek.
Ayrıca taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilecek ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulacak. Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre belirlenen vekalet ücretinin yarısına hükmedilecek.
Arabuluculuk eğitimini tamamlayan ve mesleğinde 20 yıl kıdeme sahip olanlar, yazılı sınava girmeden arabuluculuk siciline kayıt olabilecek.
TMSF’NİN KAYYUM OLARAK ATANMASI
Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, silahlı örgüt, silahlı örgüte silah sağlama, terörizmin finansmanı suçlarının işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde şirketlere veya malvarlığı değerlerine kayyum atanmasına karar verildiği takdirde, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 yıl süreyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyum olarak atanabilecek.
Bu halde kayyumluk hak ve yetkileri bakımından Bankacılık Kanunu’nda TMSF’ye verilen hak ve yetkiler kıyasen uygulanacak. Şirketlerin genel kurul yetkileri, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın TMSF tarafından kullanılacak. Bu şirketler veya malvarlığı değerleri TMSF’nin gözetiminde, TMSF’nin atadığı yöneticiler tarafından ticari teamüllere uygun olarak ve basiretli bir tacir gibi yönetilecek.
Bu şirketlerin veya malvarlığı değerlerinin mali durumu, ortaklık yapısı, piyasa koşulları veya diğer sorunları nedeniyle şirketin veya varlıklarının ya da malvarlığı değerlerinin kısmen veya tamamen satılmasına veya feshi ile tasfiyesine TMSF tarafından karar verilebilecek. Satış ve tasfiye işlemleri, ilgili şirketin yönetim/müdürler kurulu veya malvarlığı değerleri, kayyum temsilcileri ya da TMSF tarafından yerine getirilecek.
Satış ve tasfiye işlemlerinde, azınlık hisselerinin sahiplerinin rızası aranmayacak. Satıştan elde edilen gelirden şirket veya malvarlığı değerlerinin borçları ödendikten sonra kalan tutar, şirket veya malvarlığı değerlerinin işlerinde kullanılabilecek.
Fesih ve tasfiye işlemleri sonunda borçlar ödendikten sonra kalan tutar, yargılamanın kesin hükümle sonuçlandırılmasına kadar açılan bir hesapta nemalandırılacak. Şirketlerin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere TMSF Kurulu tarafından görevlendirilen tasfiye komisyonu, adli işlemler veya davalar bakımından taraf ehliyetine sahip olacak.
Kayyumluk görevi TMSF tarafından yürütülen şirketler, açtıkları davalarda harçtan muaf olacak. TMSF’nin kayyum olarak atanmasına karar verilen şirket, taşınmaz, hak, varlık ve alacaklar hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128’inci maddesi uyarınca verilen el koyma ve tedbir kararları, kayyum yetkisinin TMSF’ye devriyle birlikte kendiliğinden kalkacak.
TMSF’nin kayyum olarak atandığı şirketleri veya malvarlığı değerlerini yönetmek ve temsil etmek üzere atananlar veya görevlendirilenler ya da atananlar tarafından temsil yetkisini haiz olmak üzere görevlendirilenler ile bu kapsamda yapılan işlemler hakkında, Bankacılık Kanunu’nun 127’nci maddesi uygulanacak.
TMSF’nin kayyumluk görevi kapsamındaki karar ve işlemlerine karşı açılan davalar, Fon’un merkezinin bulunduğu yer idare mahkemelerinde görülecek.
Komisyon Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, teklifin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, görüşmelerin yaklaşık 20 saat sürdüğünü belirtti.
Teklifin komisyon sürecinin verimli ve başarılı geçtiğini ifade eden Yüksel, komisyondaki görüş ayrılıklarına ilişkin hükümlerle ilgili AK Parti Grubunun, ilgili bakanlıklar ve diğer paydaşlarla gerekli etki analizlerini yapacağını bildirdi.
Yüksel, iktidar ve muhalefet partisi milletvekillerinin vereceği destekle Genel Kurulda teklifin kabul edileceğine inandığını dile getirdi.
KDP lideri Mesut Barzani, 3 Temmuz’da Bağdat’ı ziyaret etti. Altı yıl aradan sonra gerçekleşen ziyaret, bölge için oldukça kritik bir adım olarak yorumlandı. Barzani’nin görüşmesinde Şii siyasi liderlerin yanı sıra Sünni ve Türkmen toplumunun temsilcileriyle bir araya gelmesi de dikkat çekiciydi.
KDP ile İran hükümetine yakın mevcut Irak yönetiminin bir araya gelmesi jeopolitik açıdan yeni gelişmelerin kapısını aralayabilir. Irak’taki mevcut iç siyasi çekişme ve çatışmaların sona erdirilmesi için yeni bir adım atılması bölge istikrarı için oldukça önemli. Zira bölgedeki DEAŞ ve PKK terör örgütleri çatışmalardan besleniyor ve saldırılarını oluşan otorite boşluklarından faydalanarak artırabiliyor. Bu kapsamda Ankara’nın Bağdat ile müşterek hareket etme kararının ardından Kuzey Irak’taki operasyonlarını hızlandırması da dikkat çekici bir gelişme.
Türkiye ile iyi ilişkilere sahip KDP’nin de bu bağlamda Bağdat’a yakınlaşması başta güvenlik konusu olmak üzere birçok noktada fırsatlar oluşturabilir. Görüşmede memur maaşlarından petrol ihracatına kadar geniş ve bürokratik konuların ele alınması da tarafların istikrar arzusunu yansıtan cinsten.
İran’da Mesud Pezeşkiyan’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte, önümüzdeki dönemde İran-KDP yakınlaşmasının da mümkün olduğu değerlendirmeleri yapılıyor. Zira Pezeşkiyan, İran’ın etkin olduğu Irak’ta yeni bir çatışma alanı yaratılmamasından yana. Tahran ilerleyen dönemde Süleymaniye’deki Talabani yönetimine verdiği desteği azaltarak, Kürt bölgesinin meşru yönetimini KDP olarak tanıyabilir. Nitekim Talabani yönetimi İran’la yakın ilişkiler yürütse de aynı zamanda PKK ve ABD ile de denge kurmayı amaçlıyor.
Taraflar arasında en son gerilim Kerkük kentinde yaşanmıştı. DEAŞ’ın kente saldırı tehdidinin sona ermesiyle birlikte bölgede bulunan peşmerge güçleri bölgeyi terk etmek istememiş; Irak Ordusu ve Şii milisler şehre girerek peşmergelerin merkezden ayrılmasını sağlamıştı. Bu dönemde çatışmaların geniş çaplı bir noktaya ulaşmaması daha büyük bir kaosun önüne geçmişti. Tarafların itidalli davranmasıyla birlikte açılan yeni pencere, Irak’ın ihtiyacı olan istikrar için umut verici olarak yorumlanıyor.
Şİİ MİLİSLERİN VARLIĞI GÜÇ REKABETİNİ BERABERİNDE GETİRİYOR
Bölgedeki güç dengelerini anlamak için Irak’taki Şii milislerin varlığı ve peşmergenin gücünü değerlendirmek gerekir. İran destekli milisler, onlarca farklı fraksiyona ayrılmış olsalar da genel anlamdaki siyasetleri Tahran’ın menfaatlerini korumak üzerine şekilleniyor.
Irak Hizbullahı, Asaib el Hak, Bedir Hareketi, Mehdi Organizasyonu gibi yapıların binlerce silahlı milisi bulunuyor. ABD tarafından DEAŞ’a karşı Musul Operasyonu’nda onlarca zırhlı araç ve hava desteği alan gruplar ağır silahlara sahip.
Dolayısıyla her ne kadar Irak’ın isteği dahilinde ve Irak Ordusu ile koordineli olarak hareket ediyor olsalar da; Bağdat’ın bağımsızlığı yönünden, olası bir çıkar çatışması durumunda, ülkeyi iç savaşa sürükleyebilecek kadar büyük bir gücü barındırıyor.
Siyasi şartlar sebebiyle Şii milislerin dağıtılması şu aşamada mümkün değil. Bundan ötürü “bağımsız” politikalar izlemeye kararlı olan Bağdat yönetimi müttefiklerini artırarak gücünü yükseltmeyi hedefliyor. Askeri ve siyasi müttefiklerin artışıyla birlikte ekonomik şartların iyileştirilmesi için de adımların atılması gerektiği için, kalkınma projeleri oluşturuluyor. Doğalgaz hatlarının korunması için çalışmalar yürütülüyor. Onarım çalışmaları gerçekleştiriliyor.
ERBİL YÖNETİMİ BAĞIMSIZLIK HAREKETİNDEN VAZGEÇMEK DURUMUNDA KALMIŞTI
ABD tarafından destek alan bir başka yönetim olan KDP’nin ise bölgesel varlığını sürdürebilmesi için meşruluğunu artırması gerekiyor. Barzani yönetiminin bağımsızlık referandumu kararının ardından Beyaz Saray’ın kendisine sırt çevirmesi, ABD’nin desteğinin ne ölçüde olduğunu da göstermiş oldu. Erbil, bu doğrultuda başta Irak yönetiminden gelebilecek varoluşsal tehditlerin yanı sıra terör örgütleriyle de çetin bir sınav geçiriyor.
Kürt halkının temsilcisi olduğunu savunan PKK’lı militanlar propaganda çalışmalarıyla Erbil’i “işbirlikçilikle” suçluyor. DEAŞ militanları ise Erbil’i dinsiz bir yönetim olarak adlandırarak hedef tahtasına koymuş durumda. Tüm bu faktörler Süleymaniye’den gelen Kürtlerin tek temsilcisi olma amaçlarıyla da birleşince Erbil’i Bağdat’la yakın ilişkiler kurma noktasında ikna etmiş olarak gözüküyor.
Sonuç olarak, Barzani’nin yıllar sonra gerçekleştirdiği ziyaret yeni bir konjüktre işaret ediyor. Dengelerin istikrar üzerine kurulduğu, tarafların çatışmadan ziyade koordinasyonu ön plana aldığı; Terörle mücadele başta olmak üzere birçok konuda birlikte hareket etme zorunluluğu hem Erbil hem de Bağdat için kritik bir öneme sahip. Ve bu doğrultuda adımlar atılmaya devam etmesi beklenebilir. Bu süreçte yönetimlerin dikkat etmesi gereken konu ise kuşkusuz sabotaj denemeleri ve provokasyon çabaları olacaktır.
]]>Selvi’nin yazısındaki ilgili kısım şöyle:
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Irak sınırındaki terörü bu yaz kalıcı olarak çözeceğiz” demişti.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, operasyonun “Alışılmadık, öngörülemez, özgün, süratli ve tempolu” olacağını söylemişti.
Irak’ın kuzeyindeki çemberin tamamlanıp kilidin vurulacağı belirtilmişti.
Hatta harekât planları konuşulmaya başlanmıştı.
‘Yaz geldi, temmuz ayı oldu ama harekât başlamadı’ diye düşünülebilir.
SÜREKLİ OPERASYON EVRESİ
Ama öyle değil. Operasyonlar devam ediyor. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri “Sürekli operasyon evresine” geçti. 378 kilometrelik Türkiye-Irak sınırı boyunca 30-40 kilometre derinliğe inecek şekilde operasyonlar yapılıyor. Yani operasyonlar süreklilik kazandı.
Daha açık bir ifade ile anlatayım. Türk Silahlı Kuvvetleri temmuzun şu tarihinde ya da ağustos ayında kara birlikleriyle Irak’ın kuzeyine girip operasyon yapacak değil. TSK, “Sürekli operasyon evresine” geçti. Geçen hafta aynı anda 17 hedef vuruldu.

YENİ STRATEJİ: MÜREKKEP DAMLASI STRATEJİSİ
PKK ile mücadelede yeni bir konsept uygulanıyor. Yeni konsepte, “Mürekkep Damlası Stratejisi” deniliyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri zaten Irak’ın kuzeyinde var. Geçici ve kalıcı üslerimizde PKK ile mücadele sürüyor. Ancak 22-23 Aralık ve 14 Ocak tarihinde verdiğimiz şehitlerden sonra zorlu kış şartlarına rağmen, ardından gelen bahar ve yaz aylarının verdiği kolaylıkla buradaki üslerimiz takviye edildi. Birçoğu kalıcı üs haline getirildi. Lojistik olarak alt yapıları güçlendirildi. Yollar açıldı. Ama bir yandan da ihtiyaca göre sürekli olarak birlik takviyesi yapılıyor.
Buraya kadar tamam ama bu “Mürekkep Damlası Stratejisi” ne oluyor diyebilirsiniz. Askeri uzmanlar iyi bilir ama ben kamuoyunun anlayacağı şekilde izah etmek istiyorum.

Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak’ta var. Pençe-Kilit operasyonları devam ediyor. Ancak sadece Pençe-Kilit bölgesinde değil, 378 kilometrelik sınır hattı boyunca sürekli olarak operasyon yapılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi, Irak sınırındaki terör yuvaları kalıcı olarak temizleniyor.
GENİŞLEYİP YAYILIYOR DERİNE İNİLİYOR
Harekât nasıl icra ediliyor? İçerideki birliklerimiz olduğu yerde genişliyor. Alanı terör örgütünden temizleyerek sürekli olarak genişletiyor. Aynen bir mürekkep damlasının su içinde yayılması gibi. Ama bu sadece bulunduğu alanda genişleme şeklinde olmuyor. Bazı yerlerde derine inerek, bazı yerlerde genişleyerek bu harekât icra ediliyor. Bölgenin şekline ve terör örgütünün varlığına göre yapılıyor bu operasyonlar.

HAT NEREYE KADAR İNDİ?
Peki bu hat nereye kadar ilerlemiş durumda? Amediye-Şeladize hattına kadar inilmiş durumda. Ama burada durulmayacak. Terörist neredeyse oraya kadar inilip bölge PKK’dan temizlenecek.
PKK SIKIŞTI
Bölgedeki gelişmeleri de terör örgütünün yayınlarını da takip ediyorum. Bunu hamaset olsun diye söylemiyorum. PKK, Irak’ın kuzeyinde gerçekten çok sıkışmış durumda. Bölge halkını kışkırtmaya çalıştılar, başarılı olamadılar. Ormanı yaktılar etkili olamadılar. Birliklerimize ateş açtılar, misliyle bedel ödediler. Şimdi Kandil’dekiler Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonlarının durdurulması için ABD ve Avrupa’daki ağa babalarına mektup yazıp destek istemeye başladılar. Diğer yandan da mağaralardaki teröristler kaçmaya çalışıyor, imha olmamak için.

AMEDİYE-ŞELADİZE HATTI
Ama Türkiye bu yaz çemberi kapamakta ve Irak sınırımızdan derinlere inerek bölgeyi PKK’dan temizlemekte kararlı. Zaten bu büyük ölçüde başarılmış, Amediye- Şeladize hattına kadar ilerlenmiş durumda.
Mehmetçik, mürekkep damlası stratejisiyle genişleyip derinleşirken, PKK alan kaybetmeye, geri çekilmeye çalışıyor. Ama bir kez karar verildi. Türkiye-Irak sınırından başlayıp Kuzey Irak’ın derinlerine doğru bölge PKK’dan temizleniyor, güvenli bir alan oluşturuluyor.

TAHLİYESİNİ İSTEDİ
Olayın ardından Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinde, Cansu Ç. (18) hakkında “kendini savunamayacak yakın akrabayı öldürme” suçlamasıyla açılan davanın görüşülmesine devam edildi. Duruşmaya tutuklu bulunduğu cezaevinden SEGBİS aracılığı ile katılan Cansu Ç. savunma yaptı. Çok pişman olduğunu söyleyen Cansu Ç., “Tahliyemi ya da ev hapsi cezası verilmesini istiyorum” dedi.
“BABAM ÇÖPÜ ATARKEN POŞETİN AĞZINI BAĞLAMIŞ OLABİLİR”
Tanık beyanlarına karşı kendisini savunan Cansu Ç., “Evde babama poşeti verirken ağzı açıktı. Babam çöpü atarken poşetin ağzını bağlamış olabilir” diye konuştu.

“ODUN TOPLARKEN BEBEK SESİ DUYDUK”
Tanıklardan Cansu Ç.’nin kız kardeşi Canan ile ağabeyleri Ceyhun ve Cihan Ç. ise, kardeşlerinin hamile olduğunu hiç anlamadıklarını, olayı polis geldiğinde öğrendiklerini belirtti. Tanıklardan Burak K. de çöp konteynerinin yanına odun almaya gittiklerini belirterek, “Çöp konteynerinin yanında çöp kovası bulunuyordu. Odun toplarken bebek sesi duyduk. Poşetin ağızını açtık. Poşeti açınca içinden bebek bacağı çıktı. Sonrasında hemen polisi arayıp ihbarda bulunduk. Poşetin ağzı kapalıydı. Biz poşeti açınca poşetten bebek bacağı dışarı çıktı. Sonra bebek hareket etmeye başladı. Biz önce kedi zannettik ama poşetten bebek çıktı” şeklinde konuştu.

“POŞETİN AĞZINI AÇINCA HAREKET ETMEYE BAŞLADI”
Tanıklardan İsmail K. ise, “Biz, akşamları halı sahanın önünde ateş yakıyoruz. Odun almamız gerekti. Çöp konteynerinin yanında çok fazla odun vardı. Ben de arkadaşları odun almaları için çöpün yanına gönderdim. Çöp ağzına kadar doluydu. Arkadaşlarda çöpte kedi görmüşler. Çöp konteynerin yanında da çöp kutusu vardı. Arkadaşlarımız kediyi kontrol ederken poşetten ses geldiğini duymuşlar. Poşetin ağzını açınca da içinden bebek bacağı dışarı çıkmış. Sonra bana seslendiler, dayı buraya gel diye. Yanlarına gittiğimde poşetin ağzını açıp baktık içinde bebek var. Bebek ağlamıyordu. Biz poşetin ağzını açınca hareket etmeye başladı. Sonra ambulansı aradık. Bebek başının üzerine doğru atılmış gibi duruyordu. Daha göbek bağı da kesilmemişti” ifadelerini kullandı.
TUTUKLULUĞU DEVAM EDECEK
Mahkeme heyeti, Cansu Ç.’nin tutukluluğunun devamına karar verdi. Bebeğin sağlık durumu ile ilgili rapor alınması için talepte bulunulmasını isteyen mahkeme heyeti, iddianamenin hazırlanabilmesi için dosyanın Cumhuriyet savcısına teslim edilmesine karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
“İSRAİL VE HAMAS TARAFINDAN KABUL EDİLDİ”
ABD’nin, Gazze’de ateşkes ve esirleri geri getirmek için aylardır çalıştığını dile getiren Biden, “6 hafta önce ortaya koyduğum detaylı plan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, G7, İsrail ve Hamas tarafından kabul edildi.” ifadesini kulandı.
Joe Biden, bunların karmaşık konular olduğunu vurgulayarak, hala bazı eksiklikler olduğunu, ancak ilerleme kaydettiklerini söyledi.
“Gidişat olumlu” diyen Biden, “Bunu başarma ve savaşı sonlandırma konusunda kararlıyım.” vurgusunu yaptı.
Biden, en başından beri bölgede taraflarla irtibat kurduğunu, Gazze’ye daha fazla yardım, gıda ve ilaç sokmak için çaba sarf ettiğini savundu.

“İSRAİL İŞBİRLİĞİ GÖSTERMEDİ”
“İsrail çok fazla işbirliği göstermedi” ifadesini kullanan Biden, İsrail’deki savaş kabinesinin, şimdiye kadar İsrail tarihinde gördüğü “en muhafazakar savaş kabinesi” olduğunu aktardı.
İsrail’e kendilerinin Afganistan’da yaptığı hatayı yapmamaları için uyarıda bulunduğunu belirten Biden, “Bizim yaptığımız hatayı yapmayın, size kötü adamları bulmanız için yardımcı oluruz dedim.” sözlerini sarf etti.
Joe Biden, “Bir yeri işgal etmeye gerek yok, kötü adamları yakalamak yeterli” diyerek, İsrail’in, Hamas’ın peşinden gidebileceğini kaydetti.
İSRAİL’E 1 TONLUK BOMBA SEVKİYATI ASKIYA ALINDI
İsrail’e 1 tonluk bomba sevkiyatının askıya alındığını anımsatan Biden, “Bunlar Gazze’de kullanılamaz. Büyük bir insani trajedi ve yıkım yaratıyorlar.” açıklamasında bulundu.
Biden, İsrail’i geçmişte ateşkese ikna edemediği için pişmanlık duyduğuna işaret ederek, “Şimdi bu savaşı sonlandırma zamanı.” görüşünü paylaştı.
ABD Başkanı Biden, İsrail’de popülaritesinin kendi ülkesinden daha yüksek olduğunu dile getirdi.
“UKRAYNA’YA SIRTIMI DÖNMEYECEĞİM”
Rusya’nın, Kiev’in 1 haftada düşeceğini öngördüğünü kaydeden Biden, sağlanan destek sayesinde “Kiev bugün hala ayakta ve NATO da hiç olmadığı kadar daha güçlü.” dedi.
Biden, güçlü bir NATO’nun, Amerika’nın güvenliği için de çok önemli olduğuna dikkati çekerek, NATO’nun kolektif savunma taahhüt eden 5. maddesinin kutsal olduğunu belirtti.
“(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’e boyun eğmeyeceğim” diyen Biden, NATO’yu güçlü tutmaya devam edeceğini, Amerika’nın kendini dünyadan soyutlayamayacağını söyledi.
Joe Biden, “Ukrayna’ya sırtımı dönmeyeceğim.” mesajını verdi.

“DÜNYADA BAŞ EDEMEYECEĞİM BİR LİDER YOK”
Putin gibi liderlerle 4 yıl daha baş edip edemeyeceğinin sorulması üzerine Biden, “Dünyada baş edemeyeceğim bir lider yok.” değerlendirmesinde bulundu.
Biden, Putin, davranışlarında değişlik göstermeye hazır olduğunu belirttiğinde onunla konuşabileceğini aktardı.
Putin’in büyük bir sorununun olduğunu ifade eden Biden, Rusya’nın kazandığını iddia ettikleri savaşı kazanamadığını, Ukrayna topraklarının sadece yüzde 17,4’ünü ele geçirdiğini anımsattı.
HARRİS’E “TRUMP” DEDİ
Fiziksel ve zihinsel sağlığıyla ilgili sorulara cevaben Biden, “Bu işi en iyi şekilde yapabilecek kişiyim.” savunmasını yaptı.
Avrupalı müttefiklerin kendisine, “Trump’ı yenmek zorundasın” dediğini aktaran Biden, Ukrayna’nın başarılı olması ve NATO’nun güçlü kalması için kendisine ihtiyaç olduğuna işaret etti.
Biden’ın, ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris hakkında konuşurken “Eğer Trump’ın iyi bir başkan yardımcısı olacağını düşünmeseydim, başkan olabileceğini düşünmeseydim, onu seçmezdim.” ifadelerindeki gaf ise dikkati çekti.
“UKRAYNA KONUSUNDA BAŞKOMUTANIMDAN TAVSİYE ALIYORUM”
Ukrayna’nın silah sevkiyatında tüm sınırlamaların kaldırılması çağrısına ilişkin bir soruyu cevaplarken Biden, “Ukrayna konusunda Başkomutanımdan tavsiye alıyorum.” dedi.
Başkanlığın yanı sıra aynı zamanda Başkomutan sıfatı da bulunan Biden, hatasını fark edince, savunma bakanı, istihbarat birimi ve Genelkurmay Başkanı’ndan tavsiye aldığını dile getirdi.
NATO Zirvesi kapsamında tüm basın mensupları tarafından yakından izlenen basın toplantısı, yaklaşık 1 saat sürdü.
İsrail’in Gazze’deki saldırıları başta olmak üzere terörle mücadele ve NATO ülkeleriyle ilişkileri hakkında birçok soruyu cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvenin başarıyla tamamlandığını söyledi.

“BARIŞ İÇİN GARANTÖRLÜĞE HAZIRIZ”
NATO Zirvesi’nde tüm devlet ve hükümet başkanları ile Gazze’de yaşanan katliamı görüştüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail’e askeri desteğin sürdürülmesi kabul edilemez. İttifakımızın temel değerlerini ayaklar altına alan İsrail yönetiminin NATO ile ilişkisini sürdürmesi kabul edilemez. Bu alanda girişimler Türkiye tarafından onaylanmayacaktır” dedi.
İki devletli çözüm için bir kez daha dünyaya çağrı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tüm baskılara rağmen Filistin’i tanıyan ülkelerin artmasından memnunuz. Barış için garantörlüğe hazırız” açıklamasını yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:
Bir NATO Zirvesini daha başarıyla tamamladık. Rusya – Ukrayna savaşı karşısında müttefikler olarak uluslararası hukuktan yana bir duruş sergiliyoruz. Ukrayna bağlamında aldığımız kararları gözden geçirdik, yeni somut adımlar üzerinde mutabık kaldık.
Zirvenin ilk oturumunda ittifak savunmasını ilgilendiren konuları istişare ettik. Türkiye’nin her zaman olduğu gibi müttefiklerini savunma sorumluluklarını yerine getirdiğini vurguladık. İttifak hareket ve misyonlarına bu alanda en fazla katkı sağlayan ülkelerden biriyiz. 75 yıllık Washington anlaşması ortadayken, müttefikler arasındaki savunma sanayii ticaretindeki bazı kısıtlamalar olmamalı.

TERÖRLE MÜCADELE
Terörle mücadele alanında ortak adımlar önemlidir. NATO’nun terörizmle mücadele politikası geçtiğimiz yıl güncellendi. Sayın Genel Sekreter de terörizmle özel koordinatör atamasını gerçekleştirdi. Türkiye, terörün vahşi ve kanlı yüzünü iyi bilen bir ülkedir. DEAŞ’la göğüs göğüse çarpışan ülkeyiz. Müttefiklerimizden terörle mücadelede bu alanda destek bekliyoruz. Bazı müttefiklerimizin terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısıyla kurduğu çarpık ilişkiyi kabul edemeyiz. Bu hatalı politikalardan vazgeçilmesi çağrısını yapıyorum.
GAZZE’DE İSRAİL KATLİAMI
Gazze’de 7 Ekim’den bu yana büyük bir katliam yaşanıyor. Tüm temaslarımda Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşananları görüştüm. İsrail soykırım suçlamasıyla yargılandığı davada gerekenleri ısrarla uygulamıyor. Netanyahu yönetimi tüm bölgenin güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Hiçbir hukuk tanımayan bir yapıyla karşı karşıyayız. İsrail’e askeri desteğin sürdürülmesi kabul edilemez. İttifakımızın temel değerlerini ayaklar altına alan İsrail yönetiminin NATO ile ilişkisini sürdürmesi kabul edilemez. Bu alanda girişimler Türkiye tarafından onaylanmayacaktır. Uluslararası camianın 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm için el ele vermesi önemlidir. Tüm baskılara rağmen Filistin’i tanıyan ülkelerin artmasından memnunuz. Barış için garantörlüğe hazırız.
Dünyamız zaten yeterince gerilim yaşamaktadır, buna yenilerini eklemenin hiçbir manası yoktur.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ülkemizin destek verdiğinin altını çizdik. NATO’nun Ukrayna savaşında bir taraf olmasına asla geçit vermemesi gerekir. Ortaya koyduğumuz dengeli, soğukkanlı ve hakkaniyetli tavrı bundan sonra da devam ettireceğiz.
Birçok ülke başkanları ile görüşmelerimiz oldu. Görüşmelerimizde ikili ilişkilerimizi geliştirmenin yollarını ve NATO’daki iş birliklerimizi görüştük. Yeni Genel Sekreter olarak göreve başlayacak Sayın Rutte’ye başarılar diliyorum. Başarılı hizmetleri için Sayın Stoltenberg’e de şükranlarımı sunuyorum.
TÜRKİYE’NİN FİLİSTİN’E YARDIMLARI
Her türlü adımları attık. Buna gıda yardımı, sağlık desteği dahil. 40 bine yakın insan bölgede öldü. Hastanelerimizi devreye soktuk. Yaralıları tedavi altına alıyoruz. Gıda desteği olarak 40 bine yakın tır, uçak tüm bunları bölgeye gönderiyoruz. Yardımlarımız devam ediyor, bundan sonra da devam edecek. Biz Filistinli kardeşlerimizi yalnız bırakamayız, onları terk edemeyiz. Başta Kızılay olmak üzere tüm kurumlarımız gereken destekleri sağlıyor.
Biz İsrail’i Lahey Adalet Divanı’na şikayet ettik. Bununla ilgili özellikle Adalet Bakanlığımız başta olmak üzere süreci çalıştırıyor. Diğer ülkelerin de biz şikayetçi olmasını bekliyoruz. İsrail’in anladığı dili kullanmamız lazım. Sayı ne kadar artarsa o kadar faydalı olur.

ABD’DEN F-16 TEDARİKİ
Dün akşam ve bugün sayın Biden ile görüştük. 3-4 hafta içinde F-35’lerin problemini çözeceğini söyledi. Parçalarla ilgili konuyu da sürekli görüşüyoruz.
ERDOĞAN-ESED GÖRÜŞMESİ NE ZAMAN?
Sayın Esed’e ‘Ya ülkeme gel ya da üçüncü bir ülkede yapalım’ çağrımı 2 hafta önce yaptım. Bu konuyla Dışişleri Bakanım ilgileniyor. Bu dargınlığı bitirip yeni bir süreci başlatalım istiyoruz.
“ŞANGHAY’A DAİMİ ÜYE OLMAK İSTİYORUZ”
Türkiye artık Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na daimi üye olarak katılmalıdır. Tüm daimi üyelerden bu konuda destek istedim.
ABD’DE SEÇİMLER
Buradaki yarışın biz tarafı değiliz. Bu yarış içinde kalan sürede kararı ABD’deki halk verecek. Bu eyaletlerin vereceği karar önemli. Türkiye olarak en hayırlı kararı verecek ABD delegesinin vereceği kararı izleyeceğiz.
EUROFİGHTER ALIMI
Scholz olumsuz bir yaklaşımda bulunmadı. Savunma Bakanları da olumlu bir istikamette görüşme sağladı. Almanya ve İngiltere tarafında da olumlu gelişmeler var.
TÜRKİYE’NİN NATO EVSAHİPLİĞİ
Henüz hangi şehirde olacağı kararlaştırılmadı. Büyük ihtimalle İstanbul’a yakışır. Böyle bir büyük organizasyon yaparız. NATO ile birlikte dünyaya selamımızı çakarız.

“HERKES BARIŞTAN YANA”
Herkes barıştan yana. Hangi liderle görüştüysem aynı fikirdeler. Barış burada eninde sonunda egemen olacak. Bizde yapılacak zirve barışın taçlandığı zirve olacak diye düşünüyorum. Temennimiz Dışişleri Bakanlığımızla birlikte yapacağımız görüşmelerle bu işin altyapısını oluşturacağız.
Sayın Putin ile Karadeniz Tahıl Girişimi’ni konuştuk. İki tarafı bütünleştirebilirsek temelleri atacağız. Beklentimiz bu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:
Bir NATO Zirvesini daha başarıyla tamamladık.
Zirvenin ilk oturumunda ittifak savunmasını ilgilendiren konuları istişare ettik. Türkiye’nin her zaman olduğu gibi müttefiklerini savunma sorumluluklarını yerine getirdiğini vurguladık. İttifak hareket ve misyonlarına bu alanda en fazla katkı sağlayan ülkelerden biriyiz. 75 yıllık Washington anlaşması ortadayken, müttefikler arasındaki savunma sanayii ticaretindeki bazı kısıtlamalar olmamalı.
Terörle mücadele
Terörle mücadele alanında ortak adımlar önemlidir. NATO’nun terörizmle mücadele politikası geçtiğimiz yıl güncellendi. Sayın Genel Sekreter de terörizmle özel koordinatör atamasını gerçekleştirdi. Türkiye, terörün vahşi ve kanlı yüzünü iyi bilen bir ülkedir. DEAŞ’la göğüs göğüse çarpışan ülkeyiz. Müttefiklerimizden terörle mücadelede bu alanda destek bekliyoruz. Bazı müttefiklerimizin terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısıyla kurduğu çarpık ilişkiyi kabul edemeyiz. Bu hatalı politikalardan vazgeçilmesi çağrısını yapıyorum.
Gazze’de İsrail katliamı
Gazze’de 7 Ekim’den bu yana büyük bir katliam yaşanıyor. Tüm temaslarımda Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşananları görüştüm. İsrail soykırım suçlamasıyla yargılandığı davada gerekenleri ısrarla uygulamıyor. Netanyahu yönetimi tüm bölgenin güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Hiçbir hukuk tanımayan bir yapıyla karşı karşıyayız. İsrail’e askeri desteğin sürdürülmesi kabul edilemez. İttifakımızın temel değerlerini ayaklar altına alan İsrail yönetiminin NATO ile ilişkisini sürdürmesi kabul edilemez. Bu alanda girişimler Türkiye tarafından onaylanmayacaktır. Uluslararası camianın 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm için el ele vermesi önemlidir. Tüm baskılara rağmen Filistin’i tanıyan ülkelerin artmasından memnunuz. Barış için garantörlüğe hazırız.
Dünyamız zaten yeterince gerilim yaşamaktadır, buna yenilerini eklemenin hiçbir manası yoktur.
Rusya-Ukrayna savaşı
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ülkemizin destek verdiğinin altını çizdik. NATO’nun Ukrayna savaşında bir taraf olmasına asla geçit verilmemesi gerekir. Ortaya koyduğumuz dengeli, soğukkanlı ve hakkaniyetli tavrı bundan sonra da devam ettireceğiz.
Birçok ülke başkanları ile görüşmelerimiz oldu. Görüşmelerimizde ikili ilişkilerimizi geliştirmenin yollarını ve NATO’daki iş birliklerimizi görüştük. Yeni Genel Sekreter olarak göreve başlayacak Sayın Rutte’ye başarılar diliyorum. Başarılı hizmetleri için Sayın Stoltenberg’e de şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye’nin Filistin’e yardımları
Her türlü adımları attık. Buna gıda yardımı, sağlık desteği dahil. 40 bine yakın insan bölgede öldü. Hastanelerimizi devreye soktuk. Yaralıları tedavi altına alıyoruz. Gıda desteği olarak 40 bine yakın tır, uçak tüm bunları bölgeye gönderiyoruz. Yardımlarımız devam ediyor, bundan sonra da devam edecek. Biz Filistinli kardeşlerimizi yalnız bırakamayız, onları terk edemeyiz. Başta Kızılay olmak üzere tüm kurumlarımız gereken destekleri sağlıyor.
Biz İsrail’i Lahey Adalet Divanı’na şikayet ettik. Bununla ilgili özellikle Adalet Bakanlığımız başta olmak üzere süreci çalıştırıyor. Diğer ülkelerin de biz şikayetçi olmasını bekliyoruz. İsrail’in anladığı dili kullanmamız lazım. Sayı ne kadar artarsa o kadar faydalı olur.
ABD’den F-16 tedariki
Dün akşam ve bugün sayın Biden ile görüştük. 3-4 hafta içinde F-35’lerin problemini çözeceğini söyledi. Parçalarla ilgili konuyu da sürekli görüşüyoruz.
Erdoğan-Esed görüşmesi ne zaman?
Sayın Esed’e ‘ya ülkeme gel ya da üçüncü bir ülkede yapalım’ çağrımı 2 hafta önce yaptım. Bu konuda Dışişleri Bakanım konuyla ilgileniyor. Bu dargınlığı bitirip yeni bir süreci başlatalım istiyoruz.
“Şanhay’a daimi üye olmak istiyoruz”
Türkiye artık Şanhay İşbirliği Teşkilatı’na daimi üye olarak katılmalıdır. Tüm daimi üyelerden bu konuda destek istedim.
ABD’de seçimler
Buradaki yarışın biz tarafı değiliz. Bu yarış içinde kalan sürede kararı ABD’deki halk verecek. Bu eyaletlerin vereceği karar önemli. Türkiye olarak en hayırlı kararı verecek ABD delegesinin vereceği kararı izleyeceğiz.
Almanya’dan Eurofighter alımı
Scholz olumsuz bir yaklaşımda bulunmadı. Savunma Bakanları da olumlu bir istikamette görüşme sağladı. Almanya ve İngiltere tarafında da olumlu gelişmeler var.
Türkiye’nin NATO ev sahipliği
Henüz hangi şehirde olacağı kararlaştırılmadı. Büyük ihtimalle İstanbul’a yakışır. Böyle bir büyük organizasyon yaparız. NATO ile birlikte dünyaya selamımızı çakarız.
Rusya-Ukrayna savaşı
Herkes barıştan yana. Hangi liderle görüştüysem aynı fikirdeler. Barış burada eninde sonunda egemen olacak. Bizde yapılacak zirve barışın taçlandığı zirve olacak diye düşünüyorum. Temennimiz Dışişleri Bakanlığımızla birlikte yapacağımız görüşmelerle bu işin altyapısını oluşturacağız.
Sayın Putin ile Karadeniz Tahıl Girişimi’ni konuştuk. İki tarafı bütünleştirebilirsek temelleri atacağız. Beklentimiz bu.
]]>

ZİRVEDE TERÖRLE MÜCADELENİN ALTI ÇİZİLDİ
Zirve öncesinde terörle mücadele konusunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda Müttefiklerin ittifak ruhuyla hareket etmesi gerektiğini vurgulamıştı. Zirve Bildirgesi’nde Ukrayna’dan sonra en fazla zikredilen konu terörle mücadele. Önümüzdeki dönemde NATO’daki büyük değişim dalgasından ilk nasibini alacak belgeyse “Terörle Mücadeleye İlişkin Güncellenmiş Politika Kılavuz İlkeleri ve NATO’nun Uluslararası Toplumun Terörle Mücadelesindeki Rolünün Güçlendirilmesine İlişkin Güncellenmiş Eylem Planı”.

Belgede güncellenecek kısımlara bakıldığındaysa Türkiye’nin PKK ve DEAŞ’a karşı yürüttüğü operasyonlarda karşılaştığı sorunlar dikkate alınmış gözüküyor. Unutulmamalı ki bazı müttefikler, PKK terör örgütünün Suriye kolu olan PYD’yi “halk” ya da “özgürlük” savaşçısı olarak tanımlamış; Türkiye aleyhinde çeşitli suçlamalarda bulunmuştu. Bu güncellemelerle beraber, terör tanımına ilişkin müttefiklerin görüşlerinin dikkate alınması gerektiğine karar verildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Newsweek dergisinde yayınlanan röportajında da müttefiklerimizden temel beklentimiz benzer bir terörle mücadele yaklaşımı benimsemeleri ifadelerini kullanması, Türkiye’nin masadan galip kalkan taraf olduğunu gösteriyor.
MÜTTEFİKLERİN SURİYE VE IRAK ÖZELİNDEKİ ÖNYARGILARI KIRILDI
2011 Suriye İç Savaşı sonrasında 2014’te DEAŞ terör örgütünün önce Irak daha sonra da Suriye’ye doğru genişlemesi, terörle mücadele konusunda müttefikleri teyakkuza geçirmişti. BM uhdesinde kurulan DEAŞ ile Mücadele Koalisyonu’na ABD ile birlikte eşbaşkanlık eden Türkiye’nin teröre karşı tavrı hep netti. Terörle nerede ve ne şartla olsun mücadele ilkesiyle 2015’te DEAŞ terör örgütüne darbe indirmeye başlayan Türkiye, 2016’da Fırat Kalkanı, 2018’de Zeytin Dalı, 2019’da Barış Pınarı ve akabinde Pençe-Kartal Harekatları ile Suriye’de DEAŞ’a harekat alanı bırakmadı. Bu dönemde bir diğer terör örgütü PYD ile de aktif mücadelesini sürdüren Türkiye, bazı müttefikler tarafından eleştirilere maruz kaldı. Müttefiklik ruhuna aykırı kararlara imza atan bazı müttefiklere rağmen Türkiye, insani ve girişimci dış politikası çerçevesinde teröre geçit vermedi. Bugün yayınlanan NATO Zirve Bildirgesi’nde başta Irak olmak üzere Suriye’de terör örgütleriyle aktif mücadelede bulunma taahhüdünün müttefiklerce kabul edilmesi, 9 yıl aradan sonra Türkiye’nin tezlerinin sonunda kabul gördüğünün işareti. 1990’lardan bugüne Irak’ta yuvalanan PKK terör örgütünün kökünü kazımak için hem askeri hem de ekonomik hamlelerde bulunan Türkiye’nin haklı gerekçeleri Irak özelinde de anlaşılmış durumda. Zirve Bildirgesi’nde Irak’a vurgu yapılması ve ülkede NATO misyonunun kapsamının genişletilmesi ve Irak güvenlik makamlarına verilen desteğin artırılması, Türkiye’nin Basra Kalkınma Yolu vizyonuyla ortaya koyduğu bölgesel istikrar vizyonun ne kadar yerinde bir hamle olduğunu bir kanıtı niteliğinde.

TÜRKİYE’NİN KARADENİZ’DE ATTIĞI ADIMLAR TAKDİR GÖRÜYOR
1990’larda merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vizyonuyla kurulan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün meyveleri bu günlerde toplanmaya başladı. Denizlerde hır gürün artmasına rağmen Karadeniz’deki barış ve istikrar diğer bölgelere örnek teşkil ediyor. Bölgede sükûnetin garantörüyse Türkiye. 1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar’ın yegane sahibi Türkiye, izlediği akil politikalarla tansiyonun yükselmesine izin vermiyor. 2014’te Kırım’ın ilhakı ve 2022’de başlayan Rusya – Ukrayna Savaşı’nda Türkiye’nin yüklendiği arabuluculuk vazifesi, savaşın yayılmasının önüne geçti. Dünyanın en büyük hububat ihracatçısı iki ülke arasında patlak veren savaştan başta kıtlıkla cebelleşen Afrika olmak üzere diğer coğrafyaların mağdur olmaması için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tabiriyle “elini taşın altına koyan” Türkiye, Türk diplomasisinin başarılı hamlelerinden olan Tahıl Koridoru ile beraber sadece bölgesel değil küresel istikrarın da garantörü konumuna yükseldi. 11 Haziran’da Türkiye’nin önderliğinde Romanya ve Bulgaristan’ın Karadeniz güvenliğini tehdit eden deniz mayınlarını temizleme girişimi, Zirve Bildirgesi’nde takdire mazhar oldu.

AVRUPA’NIN KAYNAYAN KAZANI BALKANLAR BİR BARIŞ HAVZASINA DÖNÜŞTÜ
Türk diplomasinin öngörüsü ve vizyonu, bir zamanlar çatışma ve istikrarsızlıkların coğrafyası olarak görülen Balkanları bir barış havzasına dönüştürdü. 1996 yılında kurulan Güneydoğu Avrupa İş Birliği Süreci ve Türkiye’nin önderliğinde tesis edilen Hırvatistan – Sırbistan ve Sırbistan – Bosna Hersek üçlü dayanışma mekanizmaları, bölgedeki gerilimlerin önüne geçti. Balkanlar artık bir yatırım havzası ve Türkiye’nin Balkanların dönüşümündeki payı yadsınamaz. Bu durum Rusya ve Çin’e odaklanmış NATO’nun dikkatinden kaçmadı ve Balkanlardaki siyasi atmosfer Zirve Bildirgesi’nde alkışlandı.

TÜRKİYE NATO’YA DEĞER KATIYOR
Küresel vicdanın sesi olarak dünyadaki adaletsizlikleri her platformda dillendiren Türkiye, NATO için vazgeçilmez bir müttefik. Askeri bir savunma ittifakı olmanın ötesinde ortak değerleri vurgulayan bir örgüte dönüşen NATO’nun bu söylemini devam ettirebilmesi için Türkiye’ye ihtiyacı var. Terörle mücadele ve insan hakları konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan önderliğindeki Türk diplomasisinin vizyonu sadece müttefiklerin güvenliği için değil, aynı zamanda uluslararası barış ve istikrarın muhafazası için de hayati önem taşıyor. Rusya – Ukrayna Savaşı’nda da görüldüğü üzere sahada ve masada her türlü yükü göğüsleyen Türkiyesiz bir NATO, bir savunma örgütünün ötesine geçemeyecek bir yapılanmaya sahip.



KAYNAK: TRT HABER
]]>Haaretz gazetesinin haberine göre, ismi açıklanmayan bir İsrailli, “hâlâ cevaplanmamış önemli sorular olduğunu” söyledi.
İSRAİL ORDUSU BAŞARISIZLIĞINI KABUL ETTİ
İsrail ordusunun resmi sitesinde yayınlanan raporda, yürütülen resmi soruşturma neticesinde, “İsrail ordusunun, 101 kişinin öldüğü ve 32 kişinin esir alındığı Be’eri’deki İsrail vatandaşlarını koruma misyonunu yerine getiremediği” sonucuna varıldığı belirtildi.
Rapor, İsrail ordusunun 7 Ekim’de yaşanan kapsamlı sızma senaryosuna hazırlıklı olmadığını doğruladı.
“KİBUTZ SAKİNLERİ YARDIM ÇIĞLIKLARI ATARKEN ORDU NEDEN İÇERİ GİRMEDİ?”
Bir başka İsrailli de yetkililere, “Kibutz (İsrail’de ortak çalışma esaslarına göre oluşturulmuş tarımsal topluluk) yanarken ve sakinleri yardım çığlıkları atarken, neden kibutzun kapısında toplanan ordu güçlerinin birçoğu saatlerce içeri girmedi?” sorusunu yöneltti.
“GELEN ASKERLER ASIL AMAÇLARININ SİVİLLERİ SAVUNMAK OLDUĞUNUN FARKINDA MIYDI?”
Be’eri’deki bir diğer İsrailli de “Hamas’ın sızma planını gerçekleştirmesini sağlayan istihbarat başarısızlığının nedeni neydi ve İsrail ordusunun anlık tepkisi olmadan sınır ihlali nasıl gerçekleşti? Kibbutza gelen askerler asıl amaçlarının sivilleri savunmak olduğunun farkında mıydı?” sorularıyla istihbarat zaafına ve ordunun başarısızlığına ilişkin eleştirilerini ifade etti.
Gazze Şeridi sınırında yer alan Be’eri yerleşim birimindeki İsrailliler, “İsrail ordusunun, böylesine tam bir başarısızlık nedeniyle suçluluk ve hesap verebilirliği kabul etmesine” büyük önem verdiklerini vurguladı.
Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’deki 22 Yahudi yerleşim birimi ve 11 askeri üsse düzenlediği saldırılar yüzlerce İsraillinin ölümüne ve yaralanmasına yol açmıştı.
İsrailli siyasi ve askeri yetkililer, saldırıyı, “istihbarat zaafı ve askeri başarısızlık” olarak değerlendirmişti.
Kibutz’a (İsrail’de ortak çalışma esaslarına göre oluşturulmuş tarımsal topluluk) düzenlenen saldırıda 31 asker ve güvenlik personelinin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin de yaralandığı kaydedilen raporda, yaklaşık 340 silahlı Filistinlinin Be’eri’ye sızdığı, aralarında bulunan Hamas’ın yaklaşık 100 seçkin mensubunun tamamına yakınının öldürüldüğü ifade edildi.
Haaretz’in üst düzey yetkililere dayandırdığı dünkü haberine göre, İsrail ordusunun, 7 Ekim’de Be’eri’de yaşanan çatışmalara dair yürüttüğü soruşturmanın sonucuna ilişkin hazırladığı raporda, askerlerin çatışmayı yürütme biçiminde “ciddi kusurlar” tespit edildiği belirtilmişti.
İSRAIL’İN KENDİ VATANDAŞLARINI ÖLDÜRDÜĞÜ “HANNİBAL PROTOKOLÜ”
Kurulduğu günden bu yana rehine krizleriyle boğuşmak zorunda kalan İsrail, bu durumun kendisine son derece büyük bedeller ödettiğini düşünerek 1986 yılında bir protokol hazırlamıştı.
Rehinelerin kurtarılma imkanı yoksa onları alanlarla birlikte ortadan kaldırılmasını öngören Hannibal Protokolü, yaklaşık 20 sene gizlenmişti. 2003’te İsrailli doktor Avner Shiftan tarafından öğrenilen protokol, Haaretz gazetesi aracılığıyla kamuoyuna duyurulmuştu.
İsrail’de 7 Ekim 2023’teki saldırılarda sivil ölümlerin araştırılması sırasında, görgü tanıklarının şahitliği ve bölgede ağır ateşli silahların kullanılması üzerine Hannibal Protokolü’nün uygulandığı iddiaları gündeme gelmişti.
Yakınlarını Nova Müzik Festivali’nde kaybedenler 2 Ocak’ta İsrail güçlerinin “sorumluluğunun araştırılması” hakkında ihmal davası açarken, Be’eri yerleşim biriminde ölenlerin aileleri 6 Ocak’ta Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’ye, olayın kapsamlı ve şeffaf şekilde soruşturulmasını isteyen bir mektup göndermişti.
İsrail medyasında, 7 Ekim saldırısı sırasında, İsrail ordusunun esirleri de öldürmeyi öngören Hannibal Protokolü’nü uyguladığı haberleri yer almış, olayla ilgili soruşturma açılması çağrıları yapılmıştı.
İsrail ordusunun 6 Şubat’ta, orduya ait tankın 7 Ekim günü Yahudi yerleşim birimindeki bir evi bombalaması sonucu İsrailli 12 esirin ölmesiyle ilgili soruşturma başlattığı belirtilmişti.
Savunma sanayisinden nanoteknolojiye, yüksek teknoloji ve yüksek hassasiyet gerektiren birçok alanda önemli bir rol oynayan Metalurji ve Malzeme Mühendisliği’ne olan ilgi her geçen gün giderek artıyor.
Mezun olduktan sonra üniversiteli işsizler ordusuna katılmak istemeyen milyonlarca öğrencinin yeni gözdesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği.
Metalurji ve Malzeme Mühendisliği eğitim camiasında “İstihdam Potansiyeli Yüksek Mühendislik” olarak biliniyor.
Metalurji ve Malzeme Mühendisliği mezunları, üretimin ve ar-genin olduğu hemen hemen her yerde iş imkanı bulabiliyor. Her sektör malzeme ile ilgilidir ve her sektörde kullanılan malzemelerin maliyetlerinin düşürülmesi ve geliştirilmesi gerekiyor. Bu sebeple sektör yelpazesi geniş mesleklerin başında yer alıyor.
Metallerin çeşitli uygulamaları için uygun malzemelerin üretimi ve işlenmesi ile ilgilenen bir mühendislik olan metalurji mühendisleri, metal üretimi, metal işleme, malzeme bilimi, malzeme karakterizasyonu, malzeme seçimi, kalite kontrol, malzeme geri dönüşümü ve diğer pek çok konuda çalışabiliyor. İş avantajının çok ve çeşitli olması da üniversite tercihi yapacak öğrencileri cezb eden en önemli etkenlerin başında geliyor.
Metalurji mühendislerinin işleri arasında, metal ve metal alaşımlarının üretim yöntemleri ve teknolojilerinin geliştirilmesi, malzeme özelliklerinin belirlenmesi, metal ürünlerinin tasarımı ve geliştirilmesi, kalite kontrol süreçlerinin yönetimi, üretim süreçlerinin iyileştirilmesi ve malzeme maliyetlerinin azaltılması gibi çeşitli görevler bulunuyor.
İŞ İMKANI YÜKSEK MÜHENDİSLİK; METALURJİ VE MALZEME MÜHENDİSLİĞİ
Erciyes Üniversitesi de dünya çapında saygın akademik kadrosu ve teknolojik altyapısıyla donanımlı ve yenilikçi mühendisler yetiştiriyor.
İstihdam potansiyeli yüksek mühendislik olan Metalurji ve Malzeme Mühendisliği bölümünde geleceğe yön veren mühendisler yetiştiren Erciyes Üniversitesi, Tıp, Mühendislik ve Havacılık gibi fen bilimlerinde Türkiye’nin sayılı üniversiteleri arasında olan çeşitli dallarda TÜBİTAK ve TÜBA Bilim Ödülleri gibi prestijli ödüller kazanmış, ulusal ve uluslararası tanınırlığı olan bir üniversite.
NEDEN ERCİYES ÜNİVERSİTESİ?
Erciyes Üniversitesi, 2500 kişi kapasiteli kültür merkezi, sanat kursları, geniş kampüsü, spor alanlarının yanında; ulaşım kolaylığı, şehir merkezine ve yurtlara yakınlığı sayesinde Erciyes Üniversitesi hayatın içinde, sosyal ve kültürel yönden renkli, ferah bir ortamda eğitim alma olanağı sunuyor.
Metalurji ve Malzeme Mühendisliği; savunma sanayisinden nanoteknolojiye, yüksek teknoloji ve yüksek hassasiyet gerektiren birçok alanda önemli bir rol oynuyor.
Erciyes Üniversitesi Metalurji Mühendisliği, dünya çapında saygın akademik kadrosu ve teknolojik altyapısıyla, donanımlı ve yenilikçi mühendisler yetiştiriyor.
KAMU VE ÖZEL SEKTÖRDE GENİŞ İŞ İMKANI
Kamuda ve özel sektörde istihdam kolaylığı, 1 dönemlik iş yeri eğitimi ve sanayiyle ortak projelere ek olarak uluslararası fırsatlar sunan bölüm, mezunlarına geniş kariyer olanakları sağlayarak onların geleceğini garanti altına alıyor.
Erciyes Üniversitesinin sunduğu Erasmus öğrenci değişim programları, geniş laboratuvar imkanları, çift anadal ve yan dal seçenekleriyle öğrencilerin geleceğe yön verecek nitelikli bir mühendis olarak mezun olmasını sağlıyor.
]]>Ruandalı yetkililer tarafından yapılan açıklamada, İngiltere’nin göçmenleri Orta Afrika ülkesi olan Ruanda’ya göndermeyi amaçladığı plandan aldığı milyonlarca doları geri ödemek zorunda olmadığı duyuruldu. Ruanda Devlet Başkanı daha önce bu paranın iade edilebileceğini söylemişti.
Anlaşmanın bir parçası olarak İngiltere, göçmenleri kabul etmesi karşılığında Ruanda’ya yaklaşık yarım milyar dolar kalkınma fonu verecekti. İngiltere’nin bağımsız kamu harcamaları gözlemcisi mart ayı başında yaptığı açıklamada, hiçbir sığınmacının Ruanda’ya gönderilmemiş olmasına rağmen ülkeye 280 milyon dolar ödediğini söyledi.
GERİ ÖDEME MADDESİ ANLAŞMADA YOK
İngiltere’nin yeni başbakanı Keir Starmer, geçen hafta ülkenin liderliğini devraldıktan sonra planı rafa kaldırdı. Girişim, İngiltere’nin Muhafazakar Parti yönetimindeki önceki hükümeti tarafından, göçmenleri güvenli olmayan teknelerle Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’ye ulaşmaktan caydırmak amacıyla tasarlanmıştı.
Ruanda Hükümet Sözcüsü Yardımcısı Alain Mukuralinda anlaşmanın bir geri ödeme maddesi içermediğini söyledi. Mukuralinda, Ruanda Yayın Ajansı tarafından sosyal medyada yayınlanan videoda “İngilizler uzun bir süre işbirliği talebinde bulunmaya karar verdi ve bunun sonucunda iki ülke arasında anlaşma yapıldı. Şimdi, eğer gelip işbirliği talep eder ve sonra da geri çekilirseniz, bu sizin kararınızdır. İyi şanslar” dedi.
İngiltere ile göç ortaklığı koordinatörü Doris Uwicyeza Picard, ülkesinin parayı iade etme “yükümlülüğü” altında olmadığını söyledi. Ruanda’nın bir sonraki adımlar konusunda İngiliz yetkililerle “sürekli görüşmeler” halinde olacağını söyleyen Picard, bu adımların neler olabileceği ya da bu görüşmelerin ne zaman başlayacağı konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.
DEVLET BAŞKANI PARAYI İADE EDEBİLECEKLERİNİ SÖYLEMİŞTİ
Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame ocak ayında BBC’ye verdiği demeçte anlaşma kapsamında sığınmacı gönderilmemesi halinde Ruanda’nın İngiltere’ye geri ödeme yapabileceğini söylemiş ve “Eğer gelmezlerse parayı iade edebiliriz” demişti. Anlaşmanın bir parçası olarak, taraflardan biri diğerine yazılı olarak bildirimde bulunarak anlaşmayı feshedebilir. İngiltere’nin bu yazılı bildirimi yapıp yapmadığı belli değildi, ancak Starmer görevdeki ilk tam gününde göçmen planını çöpe attı ve “Başlamadan öldü ve gömüldü” dedi.
DOLANDIRICILIK OLARAK ADLANDIRILDI
İngiltere’nin kolluk kuvvetleri, göç ve ulusal güvenlikten sorumlu yeni içişleri bakanı Yvette Cooper, haber kaynaklarına yaptığı açıklamada ofisinin “para, mevzuat ve süreçlerle ilgili tüm ayrıntıları” denetleyeceğini ve Parlamento’ya daha fazla ayrıntı vereceğini söyledi. Cooper “Tüm planı denetliyoruz. Açıkça görülüyor ki bu tam bir dolandırıcılık” dedi.
Göç ortaklığı, ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı yoksul bir ülke olan Ruanda için önemli bir destek olacaktı. Dünya Bankası rakamlarına göre Ruanda’nın yıllık ekonomik çıktısı yaklaşık 14 milyar dolar, dolayısıyla göçmen anlaşması, ekonomisine oldukça büyük bir destek olacak. Ruandalı yetkililer, anlaşma kapsamında İngiltere’den gönderilen paranın, göçmenlerin beklenen varışına hazırlanmak ve ekonomik büyümeyi desteklemek için operasyonel maliyetler için kullanıldığını söylüyor. Paranın bir kısmı da başkent Kigali’nin dış mahallelerinden biri olan Gahanga’da göçmenlerin Ruandalılarla birlikte yaşaması beklenen uzun vadeli konutlar inşa etmek için kullanıldı. Göç ortaklığı iptal edilmiş olsa da Picard, Ruanda hükümetinin projeyi tamamlayacağını ve Ruandalılar için sosyal konutlar için kullanacağını söyledi.
SADECE KOMŞU ÜLKELERE EV SAHİPLİĞİ YAPILMIYOR
Bu politika aynı zamanda Kagame’nin küresel göçe kalıcı çözümler bulma hedefiyle de örtüşüyor. Kendisi ve hükümetinin pek çok üyesi Ruanda’nın 1994’teki soykırımından önce ve sonra Uganda, Kongo ve başka yerlerde mülteci olarak büyümüş ve savaşların masum insanlara yaptığı adaletsizlik hakkında defalarca konuşmuşlardı. Kagame, ülkesinin sadece komşu ülkelerden gelen mültecilere değil, aynı zamanda Libya’dan tahliye edilen Afrikalılara ve Taliban’dan kaçan Afgan kız öğrencilere de ev sahipliği yaptığını dile getiriyor.
PLANLAMA 2021 YILINDA BAŞLADI
İngiltere’nin göçmenleri Ruanda’ya gönderme planı 2021 yılında, sığınmacıları işlem için üçüncü ülkelere sınır dışı etme niyetinden bahseden dönemin başbakanı Boris Johnson döneminde şekillenmeye başladı. Bu fikir, Ruanda’nın sığınmacıların taleplerini işleme koymak için ne güvenli ne de yeterince hazır olduğunu söyleyen hak grupları, Birleşmiş Milletler yetkilileri ve İngiliz mahkemelerinin tepkisiyle karşılaştı. Aktivistler ayrıca Ruanda’daki siyasi ve medya baskısına ve on yıllardır iktidarda olan Kagame’yi eleştirenlerin adil olmayan yargılamalara ve kötü muameleye maruz kaldığına dikkat çekti. Bazıları da sığınmacıların yakından izleneceğinden, gazeteciler ve insan hakları araştırmacılarıyla özgürce konuşamayacaklarından endişe ediyor.
NİSAN AYINDA ‘GÜVENLİ ÜÇÜNCÜ ÜLKE’ İLAN EDİLMİŞTİ
Aktivistlere ve mültecilerle yapılan röportajlara göre Ruanda’da koruma arayan mülteciler öldürüldü, taciz edildi ve sınır dışı edildi. Kagame’nin askerleri ayrıca madenleri yağmalamak, katliamlar yapmak ve komşu Kongo’da büyük bir yerinden edilme dalgasına yol açmakla suçlanıyor. Ancak İngiltere’nin Rishi Sunak yönetimindeki bir önceki hükümeti tüm bu faktörleri göz ardı ederek nisan ayında Ruanda’yı güvenli üçüncü ülke ilan eden bir yasa çıkardı.
Londra’nın kuzeyindeki Bushey kasabasında yaşanan cinayete kurban gidenlerin BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın eşi ve iki kızı olduğu ortaya çıktı.
Polis, kapsamlı bir operasyonla cinayetin şüphelisi 26 yaşındaki genç adamı gözaltına aldı.
Yaralı bir şekilde bulunduğu belirtilen Kyle Clifford tedavi için hastaneye götürüldü.
Cinayetle ilgili tüm detaylar henüz ortaya çıkmadı ve Clifford’ın cinayeti neden işlediği bilinmiyor.
Polis ise, şüphelinin kurbanları tanıdığı ve hedef göstererek saldırıyı gerçekleştirdiği ihtimalini değerlendiriyor.

OLAY HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Salı günü yerel saatle 19:00 sularında Londra’nın kuzeyinde yer alan Hertfordshire bölgesindeki Bushey kasabasında yaşayanlar, çığlıklar duyduklarını söyleyerek polisi aradı.
Ashlyn Close sokağına gelen polis, üç kadını ağır yaralı halde bulundu.
Kurbanlar sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen kurtarılamadı.
Tatar yayı olarak da bilinen arbaletle saldırıya uğradıkları anlaşılan üç kadın olay yerinde öldü.
Londra’nın kuzeyindeki Enfield’da yaşadığı tespit edilen şüpheli Kyle Clifford’ın bulunması için kapsamlı bir insan avı başlatıldı.
Polis, arbaletin hâlâ elinde olabileceğini söyleyerek insanlara karşılaşırlarsa şüpheliye yaklaşmamaları uyarısında bulundu.
Silahlı polis görevlileri ve arama ekipleri, Enfield ve Londra’nın kuzeyindeki farklı ilçelerin yanı sıra, cinayetin işlendiği Bushey’de konuşlandırıldı.
Çarşamba öğle saatlerinde, polis ve ambulans görevlileri, içinde arama yapılan Enfield’daki bir evin yakınlarında bir mezarlıkta görüldü.
Mezarlık güvenlik kordonuyla çevrilerek kapatıldı ve bir helikopter ambulans bölgeye yaklaştı.
Herfordshire polisinin yaptığı açıklamaya göre Clifford, polis tarafından “ateş açılmadan” burada yakalandı.
Yaralı halde bulunan Clifford’ın hastanede tedavi gördüğü belirtildi.

KURBANLAR KİM?
Cinayete kurban gidenlerin; BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın 61 yaşındaki eşi Carol Hunt ile, çiftin üç kızından ikisi olan 25 yaşındaki Louise ve 28 yaşındaki Hannah oldukları belirlendi.
ŞÜPHELİ HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Cinayet şüphelisi Kyle Clifford hakkında bilinenler sınırlı.
Ancak şüphelinin 2022’de kısa süreliğine İngiliz Ordusu’nda hizmet verdiği ve sonra ordudan ayrıldığı düşünülüyor.
Polis, “hedefli” bir saldırı olduğunu söylediği cinayetin arkasındaki Clifford’ın kurbanları tanıdığını düşünüyor.
Polis yetkililerinden yapılan açıklamaya göre, cinayetle ilgili soruşturma hızla ilerliyor.
Şüpheli gözaltına alınırken, şu aşamada polis soruşturmasında aranan başka biri olmadığı belirtildi.

‘İNANILMAZ BİR TRAJEDİ’
John Hunt, BBC 5 Live radyosunun at yarışı yorumcularından biri.
Hunt’ın eşi ve iki kızının öldürüldüğü saldırı kamuoyunda da şok etkisi yarattı.
BBC’nin bir sözcüsü, “John Hunt’ın ailesiyle ilgili haberler kahredici. John’a her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.
İngiltere’deki at yarışı yorumcuları da baş sağlığı dileklerini paylaştı.
Sky Sports’tan Alex Hammond, X hesabından yaptığı açıklamada olayı “inanılmaz bir trajedi” diye niteledi.
İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, cinayetin “gerçek anlamda şok edici” olduğunu söyleyerek polis soruşturmasını yakından takip ettiğini ifade etti.
Türkiye ile Suriye arasında uzun yıllardır süren gerginlik yapılan üst düzey karşılıklı açıklamalarla yerini normalleşme iklimine bıraktı. İki ülkeden verilen mesajlara son olarak devletin en üst kademesi dahil oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad görüşebileceklerini açıklarken bir el yine devreye girdi.
NORMALLEŞME GİRİŞİMİNE SABOTAJ
Türkiye’deki mülteci sorununun çözülmesi ve güney sınırlarımızda kurulmak istenen terör devletinin engellenmesi için Ankara ile Şam arasında karşılıklı iyimser mesajlar devam ederken süreci baltalamak isteyen güruh devreye girdi. Kayseri’de yabancı uyruklu bir kişinin, 5 yaşındaki yabancı uyruklu bir kız çocuğunu taciz ettiği iddiası üzerine Suriyelilere karşı bir toplumsal hareket başlatılmak istendi.
İLK ADIM ONDAN
Türkiye’deki fitilin ateşini ise yıllardır Türk halkını Suriyelilere karşı kışkırtan ve ırkçı söylemler üzerinden politikalar geliştiren Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ‘dan geldi. Kayseri’deki provokasyonların başlamasından hemen sonra sosyal medya hesabından paylaşımlara başlayan Ümit Özdağ, kentteki Suriyelilere ait ev ve işyerlerini tek tek hedef göstererek vatandaşlarımızı adeta bu adreslere karşı saldırı düzenlemeye davet etti. Özdağ‘ın başını çektiği provokasyonların ardından Suriye’nin kuzeyinde askerlerimizin olduğu bölgeye sıçrayan gerginlik sonrası bölgedeki Mehmetçiklerimiz zor anlar yaşadı.
ATATÜRK’ÜN ARKASINA SIĞINDI
Kayseri’deki provokasyonu ortaya çıkan Özdağ, yaşananlar sonrası ise Mustafa Kemal Atatürk’ün arkasına sığındı. Türkleri, Suriyelilere karşı provoke eden Özdağ, Atatürk‘ün askeri olduğu için hedef alındığını söyledi.
Ancak Kayseri olayları Ümit Özdağ‘ın ilk skandalı değil. Özdağ bugüne kadar çok sayıda provokasyona imza attı. Söz konusu Suriyeli mülteciler olunca provokatörlük talimatlarına varıncaya kadar birçok skandalda yer alan Özdağ, yerli ve milli yazılımcıları aşağılayıp, İsrail’i boykot eden Türklere hakaret etmekten de geri durmuyor.
“TALİMATLARI ÖZDAĞ’DAN ALIYORUM”
Nefret operasyonu kapsamında gözaltına alınanlar arasında yer alan Ambargo TV’nin çalışanı İranlı Ramin Saeidi,sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımların talimatını Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’dan aldığını söylemişti.
Saeidi’nin ifadesinde “Yapılan paylaşımların içeriğini ben belirlemiyordum. Bana direk Ümit Özdağ tarafından talepte bulunuluyordu. Ben bu talepler doğrultusunda videoların kurgu ve edit işlemlerini yapıp benden istenildiği şekilde kendilerine gösteriyordum.” demişti.
BOYKOTA GİDENLERE HAKARET
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Samsun’da İsrail’in mallarını boykot eden duyarlı vatandaşlara hakaret etmişti. Samsun’da Starbucks’ta oturan gençleri ziyaret eden Özdağ, “Buradakiler İsrail’i desteklemiyor. Asıl İsrail’i destekleyenler kahve döken salaklardır.” demişti.
VİDEOLARI ÇARPITARAK YAYINLADI
Özdağ, sosyal medya hesabından yayınladığı videolarda ise görüntüleri çarpıtarak yayınlamıştı. Özdağ, geçtiğimiz ay yayınladığı “Johnny somali” isimli videoda gerçekleri olduğundan farklı şekilde yayınladı. Özdağ, video paylaşımında “Japon polisi kadınları taciz edene bu şekilde davranıp caydırıcı olması için filme alıyor ve sınır dışı ediyor. Türkiye’de ise Süleyman Soylu tacizci Afganların aslında taciz etmediklerini, öz çekim yaptıklarını söylüyordu. Zafer Partisi iktidarında Japon polisinin yaptığını yapacağız. Kadınları taciz eden Türklere de Atatürk döneminde ne yapılıyorsa aynısını uygulayacağız.” ifadelerini kullanmıştı.
YALANLARINA ASKERİMİZİ DE ALET ETTİ
Ümit Özdağ’ın sosyal medya hesabından “Bana emekli Jandarma Albay gönderdi” diyerek paylaştığı mültecilere ilişkin fotoğrafın 2 yıl önce Afganistan’da çekildiği ortaya çıkmıştı. Özdağ Türkiye’de çekildiğini öne sürdüğü görüntüye ilişkin “Emekli bir jandarma albayın bana ilettiği fotoğrafı ve notu paylaşıyorum: “Sırt çantaları yok… Yedek giysileri yok… Ellerinde bir şişe su yok… Aralarında şişman yok… Kadın, yaşlı, çoluk çocuk yok… Tamamı genç erkekler… 3 bin km öteden değil de 5 dakikalık yoldan gelmiş gibiler… Hiç birinde yorgunluk belirtisi yok… Asker nizamında yürüyorlar… Endişeli ya da üzgün değiller… Hepsi neşeli ve özgüvenli… Her şeye benziyorlar ama sığınmacıya asla! Nasıl bir plan kurdular çıkar kokusu ancak; Çok büyük bir ihanete uğradığımız çok açık.” Vatanımızı ve ailemizi savunacağız.” demişti.
YUMRUKLU SALDIRGANA ARKA ÇIKTI
İstanbul’da 1 Ocak’ta düzenlenen “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet” yürüyüşünden Kelime-i Tevhid yazılı flamayla dönen vatandaşa Ege Akersoy isimli hazımsız tarafından yumruklu saldırı gerçekleşmişti. Özdağ, Akersoy’un daha önce hiç kavga etmediğini iddia ederek, babasıyla görüşmesinden bazı notlar aktarıp saldırganı masumlaştırmaya çalışmıştı.
YERLİ VE MİLLİ MÜHENDİSLER DE HEDEFİNDE
Sözde ‘Türkçülük’ yapan Ümit Özdağ, savunma sanayiinde büyük başarılara imza atan Türk mühendislerini hedef almıştı. “İyi bir Müslümansan roket yapamazsın” diyen Özdağ, Türk mühendisleri için “vasat altı” ifadesini kullandı.
20 Temmuz Dünya Satranç Günü dolayısıyla bile ilçede çeşitli etkinler düzenlenmesi kararı alan Etimesgut Belediyesi, şehitlerimizin anılacağı 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü için etkinlik düzenlememe kararı almıştı. Bu karar büyük tepkilerle karşılandı.

‘’15 TEMMUZ MÜCADELESİNİN SİMGESİ ÖMER HALİSDEMİR ETİMESGUT’TA İKAMET ETMEKTEYDİ’’
Ankara Büyükşehir Belediyesi AK Parti Grup Başkan Vekili Nihat Yalçın 15 Temmuz ile ilgili anma etkinliği yapılması için Etimesgut Belediye meclisinde önerge verdiklerini ancak olumsuz yanıt aldıklarını belirtti. Yalçın; “15 Temmuz hain darbe girişimi sadece bir gruba ya da bir siyasi partiye karşı yapılmış bir darbe girişimi değildi. Ulusun tamamına, milli iradeye karşı yapılmış bir darbe girişimiydi. Dolayısıyla o gün sokağa çıkan milyonlar siyasi görüşüyle değil sadece milli iradeye karşı olan bilinciyle sokağa çıkmıştır. Vatanını savunmuş, milli iradesini savunmuştur. Ve bunun neticesinde o girişiminin karşısında sokağa çıkan milyonlardan 251 vatandaşımız şehit olmuş, 2700 de gazimiz bulunmaktadır. Bu şehitlerin en önemlilerinden bir tanesi olan, 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı yapılan mücadelede simge haline gelmiş Ömer Halisdemir Etimesgut’ta ikamet etmekteydi bu ona saygısızlıktır. Ve yine bu girişiminin en önemli karargahlarından bir tanesi de Etimesgut’ta bulunan Zırhlı Birlikler Okuluydu. Yine Etimesgut halkı da hain darbe girişiminin karşısında önemli bir güç göstermiş, o gün için binlerce Etimesgutlu sokağa çıkmıştır. Devamında da bütün belediyeler, bütün kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları bu girişim karşısında kahramanlık mücadelesini anmış, şehitlerimizi yine aynı şekilde anmıştır.”

CHP den önce her sene anma etkinliklerinin yapıldığını belirten Yalçın, “Tabii biz AK Parti grubu olarak Etimesgut Belediyesi’ne 15 temmuz ile ilgili program yapması için bir talepte bulunduk. Bir önerge sunduk ancak Etimesgut Belediyesi’nden gelen cevapta 15 Temmuz’la ilgili herhangi bir program anma etkinliği yapılmayacağı yönünde bize bir cevap geldi. Etimesgut Belediyesi’nin bu kararı bizi ve Etimesgutlu vatandaşlarımızı son derece üzmüştür.”

ABB Ak Parti Meclis üyesi Furkan Albayrak, “Etimesgut belediyesince valilik ve kaymakamlıklarca anma programı yapacağı bahanesine sığınarak 15 temmuz anma programı yapmama üzerine almış olduğu Kararı kınıyorum. 15 Temmuzu, millete yapılan darbe girişimini, Kahramanlığını unutturmaya çalışanlar bilsinler ki Hz İbrahim’in kıssası gibi bir damla su taşıyan karınca misali tarafımız milletimizden yanadır. CHP demek zulüm demektir geçmişte darbelere destek veren alkış tutan bir zihniyettir”

‘’TERÖRİSTLERLE AYNI MASAYA OTURANLARDAN DA BAŞKA BİRŞEY BEKLENMEZDİ’’
Ak Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Pursaklar Belediyesi Meclis Üyesi Abdurrahman Özkan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “15 Temmuz bu aziz milletin, egemenliğin kayıtsız ve şartsız kendinde olduğunu bütün dünyaya haykırdığı gündür. 15 Temmuz bu milletin alınmış vergileri ile bu milletin meclisine füze atanlarla, vatanı uğruna canını vermekten çekinmeyen yiğitlerin karşı karşıya geldiği gündür. Dolayısıyla 15 Temmuz’u unutmak, sıradan bir günmüş gibi davranmak darbeci hainleri sevindirmektir. Ama görüyoruz ki CHP vatan hainlerini sevindirmeyi kendine görev edinmiş. Her fırsatta Teröristlerle ittifak yapanlardan ve aynı masaya oturanlardan da başka bir şey beklenmezdi zaten. Bu meydanları biz bu günlerde boş bırakırsak şehitlerimizin kemikleri sızlar. Bunun için Etimesgut Belediyesi tarafından alınan bu akıl tutulması niteliğindeki karardan bir an önce dönülmeli, içerde ve dışarıdaki düşmanlara karşı birlik ve beraberliğimiz en güçlü şekilde gösterilmelidir. Bizler tefrikaya, fitneye müsaade etmeden, onların tuzaklarını başlarına geçirdik. 7 yıl değil 70 yıl daha geçse o günü unutturmayacağız.”

‘’CHP DEMEK DARBE DEMEKTİR’’
Ak Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Çamlıdere Belediyesi Meclis Üyesi Arif Yağcı karara tepki gösterdi ve şunları söyledi: “15 Temmuz’da millet olarak birlikte büyük bir mücadele verdik. Onlar tankla, uçakla, silahla geldi. Biz de imanımız ile kamyonumuz ile otobüsümüz ile geldik. Onlar meydana ihanetle çıktılar biz ise ‘’vatan sevgisi imandandır’’ diyerek çıktık. 15 Temmuz bir duruştur. Darbeci hainler karşısında, tankların karşısında, yiğitçe bir duruştur. Ancak CHP’ de bu duruşun olmadığını görüyoruz. 27 Mayıs’ ta devletin seçilmiş başbakanı asılırken alkış tutanlar, 15 Temmuz’da tankların arasından geçip TV karşısında avuçlarını ovuşturdu. Çünkü CHP budur. CHP demek darbe demektir. Valilik ve Kaymakamlığın düzenleyeceği etkinlikleri bahane ederek herhangi bir program yapmamak bu duruşa yakışmaz. Ankara halkı o gün en şanlı direnişlerden birini gerçekleştirdi. Özellikle Etimesgut’taki Zırhlı Birlikler bölgesinde kardeşlerimiz tanklara karşı gövdelerini koydu. Onlarca kardeşimiz şehit oldu. 15 Temmuz’u unutmak orada şehir düşen kardeşlerimizin kemiklerini sızlatır. O günü unutturmayacağız çünkü unutulan darbe tekrarlanır.”
Ankaralı Vatandaşlardan ise konu ile ilgili sert teki geldi;
Salih Erol: Etimesgut Belediye Başkanı’nın bu kararı, 15 Temmuz’un önemini anlamadığını ve art niyetli bir tutum sergilediğinin net göstergesi. Şehitlerimize ve gazilerimize saygısızlık yapılmasına izin vermeyeceğiz.
Ayhan Erdal: Şaşırdık mı? Tabii ki hayır. 15 temmuz gecesi kadeh kaldıran, tankları alkışlayan, sela okuyan imama saldıran, bankamatik sırasına geçen, TV karşısında kahve içen bunlar değil mi?
Kemal Ahmet Olcay: Kökleri 300 yıl öncesine dayanan mandacı CHP ve onun halkını ayaktakımı gören sosyete budalası yandaşlarından ne beklenir? CHP milli değildir. Maddiyeci kafa yapısının ürünü CHP Amerika-Avrupa misyoneri bir oluşumdur.
İlknur Çoban: CHP’liler niye kutlasın? Seçimlerde hiç bir zaman CHP FETÖ ile PKK ile şöyle mücadele edeceğim dedi mi? hayır! Seçimlerde FETÖ ile PKK CHP’ye destek verdi.
Namık Kemal Acar: Daha bu başlangıç! Kontrollü darbe diyen partinin belediye başkanından başka ne beklenir ki?
Cemal Yılmaz: 15 Temmuz’u kutlamama kararı aldıklarını duyduk. Yani iyice DEM’lenmişler!
Ferhat Aslan: Olası bir iktidar durumlarında 15 Temmuz u tarihten bile silerler. Kimsenin şüphesi olmasın.
İlker Karatay: Parti başkanı tankların yanından sıvışmış, Bakırköy’de çay içip canlı yayında FETÖ izliyordu.
]]>Darbecileri, kurumlara sızan FETÖ mensuplarını ve gizli yapılanmaları çözmek için Cumhuriyet savcılıkları soruşturma ve kovuşturmalarını büyük bir titizlikle sürdürdüğünü ve sürdürmeye devam ettiğini vurgulayan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un açıklamalarından satırbaşları şu şekilde:
15 TEMMUZ KAHRAMANLIK DESTANIDIR
Ülkemiz üzerinde kirli emelleri bulunan vesayetçi zihniyet ve destekçileri, başarısız oldukları tüm hain girişimlerinin ardından son çare olarak 15 Temmuz gecesi tankları, milletin silahlarını milletimize doğrulttular.
Hain FETÖ’cülerin, onlara arka çıkan mihrakların, destek veren odakların unuttukları bir şey vardı. Türkiye, darbecilere ve vesayetçi anlayışa boyun eğen eski Türkiye değildi.
15 Temmuz, milletin istiklalini yine milletimizin azim ve kararlılığının kurtardığı yeni bir kahramanlık destanıdır. 15 Temmuz, tüm Türkiye’nin, milletimizin tüm fertlerinin zaferidir.
“YARGI BU KEZ DARBECİLERİN YANINDA OLMADI”
27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta vesayetçilerin yanında duran yargı yerine 15 Temmuz’da milli iradenin yanında duran, darbecileri yargılayan, millet düşmanlarından hesap soran bir yargıya hep birlikte şahitlik ettik.
Yargı mensuplarının kahramanlıklarıyla gurur duyduk. Bu cesurca tavır, artık emperyalistlerin ve vesayetçilerin Türk yargısını esir alamayacağının en büyük göstergesi olmuştur. İşte bunun için diyoruz ki bugün Türk yargısı her zamankinden daha tarafsız ve bağımsızdır.
3 BİN DARBECİYE ÖMÜR BOYU HAPİS
289 fiili darbe davasının tamamı karara bağlandı. Temyiz incelemesini tamamlanan 206’sı Yargıtay tarafından onandı. Bin 634 kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet, bin 366 kişi hakkında müebbet, bin 891 kişi hakkında süreli hapis cezası olmak üzere toplamda 4 bin 891 kişi hakkında mahkumiyet kararı verildi. 2 bin 870 beraat, 964 ceza verilmesine yer olmadığı kararı verildi.
Genel olarak ise FETÖ/PDY ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında bugüne kadar 705 bin 172 kişi hakkında adli işlem yapıldı. Şu anda Ceza infaz kurumlarında toplam 13 bin 251 tutuklu ve hükümlü bulunuyor.
YARGIDA TEMİZLİK DEVAM EDİYOR
Yargının kendi içinde de temizlik devam ediyor. HSK tarafından 2016’da 16 bin 176 hakim ve savcı görev yapmaktayken, yapılan inceleme ve soruşturmalar sonucunda FETÖ ile irtibat veya iltisakı tespit edilen 4 bin 6 kişi ihraç edildi.
GÜLEN’İN İADESİNİ ABD ADALET BAKANLIĞI BEKLETİYOR
FETÖ elebaşı Fetullah Gülen hakkında Adalet Bakanlığı tarafından ABD makamlarına 7 iade talebi yapıldı. 15 Temmuz darbe teşebbüsü başta olmak üzere 27 suçtan iadesi istendi. Talep edilen ek bilgiler de eksiksiz olarak karşılandı.
Şunu açıkça ifade edelim ki iade dosyalarımız tam ve eksiksizdir. Tüm deliller ABD makamlarıyla paylaşıldı. Türkiye ile ABD arasındaki iade anlaşmasında belirlenen tüm koşulları taşıyan talep, ABD Adalet Bakanlığı uhdesinde bekletilmektedir.
115 ÜLKEYE BİN 637 FETÖ’CÜNÜN İADE TALEBİ YAPILDI
FETÖ mensupları hakkında 115 ülkeye gönderilen iade talep sayısı bin 774. İadesi talep edilen kişi sayısı bin 637. Bu talepler üzerine 132 kişi sınır dışı edilerek veya iade talebi kabul edilerek ülkemize teslim edildi. 427 talep reddedildi.
Londra’nın kuzeyindeki Bushey kasabasında yaşanan cinayete kurban gidenlerin BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın eşi ve iki kızı olduğu ortaya çıktı.
Polis, kapsamlı bir operasyonla cinayetin şüphelisi 26 yaşındaki genç adamı gözaltına aldı.
Yaralı bir şekilde bulunduğu belirtilen Kyle Clifford tedavi için hastaneye götürüldü.
Cinayetle ilgili tüm detaylar henüz ortaya çıkmadı ve Clifford’ın cinayeti neden işlediği bilinmiyor.
Polis ise, şüphelinin kurbanları tanıdığı ve hedef göstererek saldırıyı gerçekleştirdiği ihtimalini değerlendiriyor.

OLAY HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Salı günü yerel saatle 19:00 sularında Londra’nın kuzeyinde yer alan Hertfordshire bölgesindeki Bushey kasabasında yaşayanlar, çığlıklar duyduklarını söyleyerek polisi aradı.
Ashlyn Close sokağına gelen polis, üç kadını ağır yaralı halde bulundu.
Kurbanlar sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen kurtarılamadı.
Tatar yayı olarak da bilinen arbaletle saldırıya uğradıkları anlaşılan üç kadın olay yerinde öldü.
Londra’nın kuzeyindeki Enfield’da yaşadığı tespit edilen şüpheli Kyle Clifford’ın bulunması için kapsamlı bir insan avı başlatıldı.
Polis, arbaletin hâlâ elinde olabileceğini söyleyerek insanlara karşılaşırlarsa şüpheliye yaklaşmamaları uyarısında bulundu.
Silahlı polis görevlileri ve arama ekipleri, Enfield ve Londra’nın kuzeyindeki farklı ilçelerin yanı sıra, cinayetin işlendiği Bushey’de konuşlandırıldı.
Çarşamba öğle saatlerinde, polis ve ambulans görevlileri, içinde arama yapılan Enfield’daki bir evin yakınlarında bir mezarlıkta görüldü.
Mezarlık güvenlik kordonuyla çevrilerek kapatıldı ve bir helikopter ambulans bölgeye yaklaştı.
Herfordshire polisinin yaptığı açıklamaya göre Clifford, polis tarafından “ateş açılmadan” burada yakalandı.
Yaralı halde bulunan Clifford’ın hastanede tedavi gördüğü belirtildi.

KURBANLAR KİM?
Cinayete kurban gidenlerin; BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın 61 yaşındaki eşi Carol Hunt ile, çiftin üç kızından ikisi olan 25 yaşındaki Louise ve 28 yaşındaki Hannah oldukları belirlendi.
ŞÜPHELİ HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Cinayet şüphelisi Kyle Clifford hakkında bilinenler sınırlı.
Ancak şüphelinin 2022’de kısa süreliğine İngiliz Ordusu’nda hizmet verdiği ve sonra ordudan ayrıldığı düşünülüyor.
Polis, “hedefli” bir saldırı olduğunu söylediği cinayetin arkasındaki Clifford’ın kurbanları tanıdığını düşünüyor.
Polis yetkililerinden yapılan açıklamaya göre, cinayetle ilgili soruşturma hızla ilerliyor.
Şüpheli gözaltına alınırken, şu aşamada polis soruşturmasında aranan başka biri olmadığı belirtildi.

‘İNANILMAZ BİR TRAJEDİ’
John Hunt, BBC 5 Live radyosunun at yarışı yorumcularından biri.
Hunt’ın eşi ve iki kızının öldürüldüğü saldırı kamuoyunda da şok etkisi yarattı.
BBC’nin bir sözcüsü, “John Hunt’ın ailesiyle ilgili haberler kahredici. John’a her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.
İngiltere’deki at yarışı yorumcuları da baş sağlığı dileklerini paylaştı.
Sky Sports’tan Alex Hammond, X hesabından yaptığı açıklamada olayı “inanılmaz bir trajedi” diye niteledi.
İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, cinayetin “gerçek anlamda şok edici” olduğunu söyleyerek polis soruşturmasını yakından takip ettiğini ifade etti.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun, Birleşmiş Milletler ile Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerinden derlediği istatistiklere göre; Türkiye, 2023 yılında 85 milyon 372 bin 377 olan nüfusu ile 8 milyar 45 milyon 311 bin 447’lik dünya nüfusunun yüzde 1,1’ini oluşturdu.
GENÇ NÜFUS ORANINDA AZALMA
Türkiye’nin çocuk ve genç nüfusu son 3 yılda azaldı, yaşlı nüfusu artış gösterdi. 2021’de 84 milyon 680 bin 683 olan nüfusun yüzde 26,9’u, 2022’de 85 milyon 279 bin 553 olan nüfusun yüzde 26,5’i, 2023’te ise 8 milyar 45 milyon 311 bin 447 olan nüfusun yüzde 26’sını çocuk nüfus oluşturdu. Genç nüfus oranında da azalma oldu. 2021’de Türkiye nüfusunun yüzde 15,3’ü, 2022’de yüzde 15,2, 2023’te yüzde 15,1’ini genç nüfus oluşturdu.
Yaşlı nüfusunda ise artış kaydedildi. 2021’de Türkiye nüfusunun yüzde 9,7’si yaşlı nüfustan oluştu. 2022’de yüzde 9,9, 2023’te ise yüzde 10,2’sini 65 yaş ve üzerindeki yaşlı nüfus oluşturdu.
DÜNYADA DA YAŞLI NÜFUS ARTTI
Dünya nüfusuna bakıldığında çocuk ve genç nüfusun aynı seviyede olduğu görüldü. 2021 yılında 7 milyar 874 milyon 965 bin 732 olan dünya nüfusunun yüzde 30’unu, 2022’de 7 milyar 975 milyon 105 bin 156 olan nüfusun yine yüzde 30’unu çocuklar oluşturdu. 2023’te 85 milyon 372 bin 377 olan nüfusun da yüzde 29,8’ini çocuk nüfus oluşturdu. 15-24 yaş aralığındaki genç nüfus oranları 2021’de yüzde 15,4, 2022’de yüzde 15,5, 2023’te yüzde 15,5 olarak hesaplandı. Yaşlı nüfus oranı dünyada da artış gösterdi. 2021’de dünya nüfusunun yüzde 9,6, 2022’de yüzde 9,8, 2023’te yüzde 10’unu yaşlı nüfus oluşturdu.
TÜRKİYE’NİN DOĞURGANLIK HIZI 16 AB ÜLKESİNİN GERİSİNDE KALDI
Türkiye’nin doğurganlık hızı da ayrıca 2023’te AB ortalamasının altına düştü. Doğurganlık hızı 2023 yılında AB’de 1,54 çocuk olurken, Türkiye’de 1,51’de kaldı. Türkiye’nin doğurganlık hızı 27 AB ülkesinden 16’sının gerisinde yer aldı. Türkiye’nin doğurganlık hızı 2022’de 1,62 çocuk olurken, AB ortalaması 1,53 olarak belirlenmişti. Doğurganlık hızı 2021’de de 1,70 ile AB ortalamasının üzerinde yer alıyordu. Türkiye’nin 2001 yılındaki doğurganlık hızı ise 2,38 seviyelerinde bulunuyordu.
Türkiye’nin doğurganlık hızı geçen yıl itibarıyla dünya ortalamasının da altında yer alıyor. BM verilerine göre 2023’te dünya ortalaması 2,31 çocuk olurken, Türkiye 1,51 ile sıralamada ilk 100 ülke içerisinde bulunmuyor.
NÜFUSUN DOĞRUDAN AZALMA TEHLİKESİ VAR
Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Abbasoğlu Özgören, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Türkiye’de toplam doğurganlık hızının 1950’lerden bu yana genel olarak düşüş eğiliminde olduğuna işaret etti. Doğurganlık hızının düşmesi sonucu nüfusun yaşlanması olgusuyla karşı karşıya kaldığını belirten Özgören, çalışma çağındaki nüfusun azalmaya başlaması ve yaşlı nüfus oranının artması sonucu nüfusun doğrudan azalmaya başlayabileceği uyarısında bulundu.
2040 SONRASI İÇİN ALARM
Özgören, doğurganlık hızındaki düşüşün uzun sürecin sonucu olduğunu ve bu eğilimi durduracak veya yavaşlatacak politikaların 2008’den bu yana gündemde olduğunu anımsattı. BM tarafından demografik fırsat penceresinin “40 yaş üzeri nüfusun toplam nüfusun yarısını oluşturduğu noktadan önce, 15 yaş altı nüfusun toplam nüfusun yüzde 30’undan az olduğu ve 65 yaş ve üstü nüfusun toplam nüfusun yüzde 15’inden az olduğu dönem” olarak tanımlandığını belirten Özgören, “Türkiye için demografik fırsat penceresi halen açık ancak bu fırsat 2040’lara kadar sürecek, bunu yaklaşmakta olan bir alarm gibi düşünebiliriz” dedi.
“BU TÜRKİYE AÇISINDAN BİR FELAKETTİR”
Öte yandan; Cumhurbaşkanı Erdoğan yakın zamanda yaptığı bir konuşmada, Türkiye’nin 2023 yılı doğum istatistiklerinin endişe verici olduğunu söylemişti. 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık hızının 2023 yılında 1,51’e gerilediğini hatırlatan Erdoğan, “Yani nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1 seviyesinin altındadır. Bu Türkiye açısından varoluşsal bir felakettir, tehdittir. Mevcut durum ülkemiz açısından tolere edilebilir durumdan çıkmıştır” ifadelerini kullanmıştı.
Özvar, “Bu dönem üniversitelerimizdeki program kalitesini artırmaya yönelik belki de en önemli çalışmamız devlet üniversitelerimizdeki ikinci öğretim programlarının kapatılması olmuştur. Vakıf üniversitelerinde, devlette olduğu gibi, ikinci öğretim programları yerine istihdama duyarlı ve geleceğin mesleklerine uygun programlara dönüştürülmesi temin edilecektir.” açıklamasında bulunmuştu.

Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesinin (ALKÜ) Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan kararın arkasındaki sebebi ve yansımalarını Haber7’ye değerlendirdi. Türkdoğan, sınava giren öğrenciler için üç kritik tavsiyede bulundu. Kenan Ahmet Türkdoğan ayrıca kararda ifade edilen “ara eleman yetiştirilmesine katkı sağlayacaktır” ifadesini de detaylandırdı.
“ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTESİ HEDEFİ OLMAYAN ÜNİVERSİTELERDE İKİNCİ ÖĞRETİM BİR SÜRE DAHA DEVAM ETMELİ”
Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesinin (ALKÜ) Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan’ın Haber7’ye yaptığı açıklamalar…
“YÖK devlet üniversitelerinde ikinci öğretim programları kapatıldığı açıklandı. Vakıf üniversiteleri için de benzer bir yönlendirme olacağı ifade edildi. Bu kapatma kararının sebebi nedir?”
YÖK, eğitim kalitesini artırılması adına öğretim üyelerinin araştırma ve geliştirmeye daha çok vakit ayırmaları için ikinci öğretimin kapasitesini toplam kapasiteyi koruyarak istihdama duyarlı ve geleceğin mesleklerine uygun programlara aktarmayı hedeflemiştir. Türkiye’de 208 üniversite olup bunların 23 tanesi araştırma üniversitesi kapsamındadır. Türkiye’deki 208 üniversitenin her birinin yıllık araştırma, yayın, proje, paydaşlarla iş birliği, etkileşim, eğitim ve öğretim ile ilgili performanslarının düzenli izlemektedir. Bu kapsamda araştırma üniversiteleri ile araştırma üniversitesi olmayı hedefleyen üniversiteler de ikinci öğretim faaliyeti göstermemeli ama bunun yanında bu hedefi olmayan üniversiteler de yani eğitim odaklı üniversiteler de ikinci öğretim programları belirli bir süre daha faaliyet göstermesi özellikle çalışan öğrenciler için önem taşımaktadır.
İkinci öğretim programları yerine istihdama duyarlı ve geleceğin mesleklerine uygun programlara dönüştürülmesi temin edilecektir.
İş Gücü Piyasası İhtiyaçları: Günümüz iş dünyası hızla değişmekte ve yeni becerilere olan ihtiyaç artmaktadır. İkinci öğretim programlarının kapasitesinin, daha fazla talep gören ve iş gücü piyasasında daha fazla ihtiyaç duyulan alanlarda programlar açılması ve aktarılması, mezunların iş bulma şansını artırabilir.
Teknolojik Gelişmeler: Teknolojik ilerlemeler, yeni mesleklerin ortaya çıkmasına ve mevcut mesleklerin dönüşmesine neden oluyor. Eğitim programlarının bu gelişmelere uygun şekilde güncellenmesi, öğrencilerin geleceğin mesleklerine hazırlıklı olmasını sağlayabilir.
“VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDE İKİNCİ ÖĞRETİMİ KAPATMAYA GEREK YOK”
Vakıf üniversiteleri ile ilgili de bir program değişikliği söz konusu… Burada nasıl bir değişiklik bekliyorsunuz?
Vakıf üniversitelerinde ikinci öğretim programlarının kapatılmasının şu aşamada gerekli olmadığını düşünüyorum. Bu programlar, çalışan kesimin mesai saatleri dışında eğitim alabilmesine olanak tanıyor ve devlet bütçesine ek bir yük getirmiyor. Ayrıca, vakıf üniversitelerinin dinamik ve esnek yapısı, ihtiyaç duyulan alanlarda hızlıca yeni bölümler açabilmelerini sağlıyor. YÖK’ün, istihdama duyarlı ve geleceğin mesleklerine yönelik programlara izin vermesi halinde, bu üniversiteler bu tür programları başarıyla hayata geçirebilirler.
“ARA ELEMAN İHTİYACININ KARŞILANMASI SAĞLANABİLİR”
Devlet üniversitelerinde ikinci öğretimlerin kapanma kararıyla farklı sektörlerdeki ara eleman sorununa çözüm üretmeye yönelik bir hamle diyebilir miyiz?
Sektördeki ara elemanlar genellikle Meslek Yüksekokullarından mezun olan kişilerden oluşur. İkinci öğretim programlarındaki yeni düzenlemenin öğrenciler, istihdama duyarlı ve geleceğin mesleklerine yönelik programlara yönlendirilerek ara eleman ihtiyacının karşılanması sağlanabilir.

“KONTENJAN KAYBI SÖZ KONUSU DEĞİL”
Bir kontenjan kaybı söz konusu mu? Diğer bölümlerden kontenjan arttırılır mı?
Toplamda kontenjan kaybının olduğunu düşünmüyorum, ikinci programlarının yerine yeni açılan programlar ile kontenjanı artırılan programlar ile sayı dengelenir.
SINAVA GİREN ÖĞRENCİLERE TAVSİYELER
Sınava giren öğrencilerin bu durumdan etkilenmemeleri için ne yapmaları lazım?
Sınava giren öğrencilerin bu durumdan etkilenmemeleri için aşağıdaki adımları atmaları önemlidir:
Açılan yeni programları ve kontenjanı artırılan programları dikkatlice incelemelerini öneririm.
Üniversitelerin rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinden faydalanarak, hangi programların onlar için uygun olabileceği konusunda destek almalarını öneririm.
Eğer devlet üniversitelerinde istedikleri programları bulamazlarsa, vakıf üniversitelerini ve sundukları burs imkânlarını değerlendirerek arzu ettikleri eğitimi alma şanslarını artırabilirler.
YÖK’ÜN ALABİLECEĞİ KRİTİK KARARLAR…
Bundan sonra toplumun ihtiyaçları doğrultusunda YÖK’ten benzer adımlar gelebilir mi?
1. YÖK, yükseköğretim sistemini toplumun değişen ihtiyaçlarına göre şekillendirerek önemli bir rol görevini başarıyla sürdürüyor,
2. YÖK, yeni eğitim programları ve bölümler açarak toplumun ve iş gücü piyasasının dinamik ihtiyaçlarına uyum sağladı ve sağlamaya devam edecek,
3. YÖK, eğitim kalitesini artırmak ve mezunların istihdam edilebilirliğini güçlendirmek için toplumun beklentilerini dikkate alarak stratejik adımlar atıyor.
4. YÖK, mesleki ve teknik eğitimi destekleyerek, üniversite mezunlarının sektördeki gereksinimlere cevap verebilecek şekilde yetişmelerine katkı sağlıyor.
5. YÖK, iş dünyasıyla yakın iş birlikleri kurarak, öğrencilerin teorik bilgilerini pratik deneyimlerle birleştirmelerine imkân tanıyan programlar geliştiriyor.
Milliyet’in haberinde yer alan bilgilere göre, en büyük gemi kazalarından biri 2012’deki Costa Concordia Faciası olmuştu. 32 kişinin hayatını kaybettiği kazada ise 7 kişi hiç bulunamazken, bu kazadan 7 yıl sonra, kimsenin hayatını kaybetmediği bir başka kaza yaşandı. Okyanus ötesine nakliyat yapan Golden Ray gemisi 7 bin 400 araç kapasitesiyle çıktığı son yolculuğunda alabora oldu. Tıpkı Costa Concordia gibi yan yatan Golden Roy gemisi yanmaya başladığında ise yapılacak tek şey 23 kişilik mürettebatı kurtarmaktı.

GOLDEN RAY’DA YAŞANANLAR
Golden Ray gemisi, 19 Ağustos 2019 günü son yolculuğuna çıktı ve sonraki 2 hafta boyunca gemiye çeşitli limanlardan lüks araçlar yüklendi. Veracruz, Altamira ve Freeport o limanlar arasındaydı. Oradan sonra 6 Eylül’de Jacksonville’e ve kazadan 1 gün önce, 8 Eylül’de Brunswick’e ilerledi. Burada bazı araçlar boşaltıldı ve yeni araçlar yüklendi. Geminin bundan sonraki rotası Baltimore, Wilmington, Beyrut, Cidde, Sohar, Jebel Ali, Dammam ve Kuveyt yönüne planlanmıştı. Ancak her an yaşanması mümkün olsa da kimse tarafından beklenmeyen bir şey yaşandı. Gemi bir anda alabora oldu ve büyük bir kısmı suya gömülmeye başladı.
23 kişilik mürettebatın hayatını tehlikeye atan bu olay, milyonlarca dolarlık zarara yol açtı. Golden Ray, içinde sıfır kilometre araçlar bulunan bir gemiydi ancak gemi alabora olduktan sonra araçlar tamamen hurdaya dönmüştü. Gemi alabora olduktan bir süre sonra yanmaya başladı fakat bu durumun arkasında herhangi bir hasar veya kaza bulunmuyordu. Edinilen bilgilere göre gemi, herhangi bir şeyle çarpışmadı ve önemli bir gövde hasarı almadı.
YAZIM YANLIŞI ALABORAYA NEDEN OLDU
Dev gemi, 200 metre uzunluğunda ve 71 ton ağırlığındaydı ve bir dakika içinde 60 derecelik bir açıyla yan yattı. Geminin sağa dönüşü sırasında hızla sola yatan gemi, 90 derecelik bir açıyla durdu. Kaptan Jonathan Tennant, geminin limandan çıkarılması sırasında her şeyin normal göründüğünü belirttiği bir kamuoyu duruşmasında konuşmuştu. Geminin ilk mühendisi Junyong Kim de geminin yana yatmasına kadar herhangi bir olağandışı durum olmadığını ifade etti.
Daha sonra yapılan incelemede, kaza yaklaşık 2 saat önce gemideki iki su geçirmez kapının açık bırakıldığı keşfedildi. Golden Ray’ın 1 dakika içinde yaşadığı talihsizlik sırasında, yana yatmayı engellemek için pruva pervanesi ve geri motor emirleri verildi. Geminin kaptanı daha önce, ayrılışını hazırlamak için güverte 5’teki liman tarafındaki pilot kapısının 01.08’de açılmasını emretmişti. Ancak su, açık pilot kapısından gemiye girmeye başladı, makine ve dümen takımı odalarını su bastı. Römorkörler gemiyi derin kanaldan ittikçe, gemi liman tarafına oturdu. Birleşik Devletler Sahil Güvenlik (USCG) müdahale botu Sahil Güvenlik İstasyonu Brunswick’ten, suya indirildi ve botlar sırasıyla 02.05 ve 03.00’te Golden Ray’a ulaştı.
Gemideki 23 mürettebatın tamamı ve bir Amerikalı kaptan hayatta kaldı. Hayatta kalmayı başaranlar arasında olay sırasında geminin makine dairesinde bulunan üç mühendis de vardı. Kaptan ve 23 mürettebattan 19’u ilk gece ilk müdahale ekipleri tarafından kurtarıldı. O gece kurtarılan son kişi 06.45 geminin başmühendisi oldu. 04.30’da ilk müdahale ekipleri, geminin içindeki araçları yakan yangın nedeniyle sancak tarafından çıkan duman ve alevleri fark etti. Zehirli duman ve ısı, yangın kendi kendine sönene kadar kurtarma operasyonlarına engel oldu. 24 saat süren yangının ardından kayıp olan kalan dört mürettebat üyesi de kurtarıldı.
YAZIM HATASI FARK EDİLMEDİ
Yaşananların tek bir sebebi vardı. Yolculuğun başında mürettebat her şeyin yolunda olduğuna karar vermişti ancak kimse denge sistemine yanlış veriler girilerek yazım hatası yapıldığı fark etmemişti. Yani gemi günlerce tesadüfen sorunsuz ilerlemişti.
8 Eylül 2019’da alabora olan geminin okyanustan çıkarılması ise 2 yıl sürdü. Çalışmalar 5 Eylül 2021’de tamamlandı.
Erdoğan, Bosna Hersek’teki “Srebrenitsa Soykırımının 29. Yıl Dönümü Anma Töreni”ne video mesaj gönderdi.
Bugünün, insanlık tarihine kapkara bir leke olarak geçen Srebrenitsa Soykırımı’nın 29’uncu senesi olduğunu anımsatan Erdoğan, bu hüzün dolu günde şehitlerin kederli ailelerine ve tüm Boşnak halkına taziyelerini iletti.
Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı, büyük fikir ve dava ile devlet adamı Aliya İzzetbegoviç’in “Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın, çünkü unutulan soykırım tekrarlanır” sözündeki hikmeti ve acı gerçeği akıldan çıkarmadıklarını vurgulayan Erdoğan, “Benzer bir mezalimin dünyanın hiçbir yerinde tekrar yaşanmaması için Srebrenitsa’yı unutmayacağız ve unutturmayacağız. Şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun. Rabb’im, tüm şehitlerimizi cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.” ifadelerini kullandı.

Srebrenitsa’da yakınlarını kaybedenlerin acılarının daha dün gibi taze olduğunu belirten Erdoğan, her 11 Temmuz’da acıları yenilenen şehitlerin ailelerine ve Boşnak halkına Allah’tan sabır diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin eş sunucularından olduğu, 11 Temmuz’un “Srebrenitsa Soykırımı’nı Anma Uluslararası Günü” olarak ilan edilmesine dair karar tasarısının 23 Mayıs’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edildiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Bu kararın hazırlanmasından kabul edilmesine kadar tüm aşamalarında emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Srebrenitsa Soykırımına benzer bir karanlığın dünyanın hiçbir yerinde tekrarlanmaması için bu kararın ibret olması gerektiğine inanıyoruz. Ancak 29 yıl önce Srebrenitsa’da yaşanan vahşetin bir benzerine bugün Gazze’de ve işgal edilmiş Filistin topraklarında Filistin halkı maruz kalıyor. 16 bini çocuk olmak üzere yaklaşık 40 bin masum insanın katledilmesini, uluslararası kurum ve kuruluşlar tıpkı 29 sene evvel olduğu gibi sadece seyrediyor. Tüm dünya olarak insanlık ve samimiyet imtihanından geçiyoruz. Şunun bilinmesini isterim, Gazze’deki barbarlığın sorumluları da aynı Srebrenitsa’da olduğu gibi uluslararası hukuk önünde er ya da geç hesap verecektir. Türkiye olarak adaletin tecellisi ve katliamın faillerinin hesap vermesi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.”

“HER TÜRLÜ NEFRET SÖYLEMİ GERİDE BIRAKILMALI”
Uluslararası mahkeme kararlarına rağmen Bosna Hersek’teki soykırımı hala inkar edenleri ve savaş suçlularını yüceltenleri esefle karşıladıklarının altını çizen Erdoğan, savaş sonrası evlerine geri dönen kişilere yönelik saldırı ve tacizleri de endişeyle takip ettiklerini söyledi.
Hangi etnik kökenden olursa olsun, her bir Bosna Hersek vatandaşının yaşadığı yerde kendisini emniyette hissetmesi için yerel makamların üzerlerine düşen görevi yapmalarını beklediklerini dile getiren Erdoğan, “Bosna Hersek’te kalıcı barış ve istikrarın muhafazası için her türlü nefret söylemini artık tamamen geride bırakmalı, barış, hoşgörü ve uzlaşma kültürünü yaymanın yollarını aramalıyız.” diye konuştu.

Bosna Hersek’te tüm kesimleri kapsayan bir iç uzlaşının hakim kılınmasının en samimi temennileri olduğunu belirten Erdoğan, çatışma ve gerilimden kimsenin kazançlı çıkmayacağını herkesin aklında tutması gerektiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, Bosna Hersek’in bir istikrar, barış ve refah havzasına dönüşmesi için üzerine düşeni yapmaya devam edeceğinin altını çizerek, “Bosna Hersek’in toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve egemenliğine yönelik koşulsuz desteğimizi daima sürdüreceğiz. Sizlerden, gönüllerinizi ferah tutmanızı bekliyorum. Srebrenitsa şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.” ifadelerini kullandı.
Bakanlıktan yapılan açıklama şu şekilde:
“Hazine ve Maliye Bakanlığınca “Mali ve Sosyal Haklar” genelgesi yayımlanmış ve buna göre bedelli askerlik tutarı 2024 yılının ikinci altı ayı için 217.871,04 (iki yüz on yedi bin sekiz yüz yetmiş bir lira dört kuruş) olmuştur. 8 Temmuz 2024 tarihinden itibaren bedelli askerlik müracaat işlemleri başlamıştır.
Sonuç olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; ülkemizin savunma ve güvenliği için kendisine tevdi edilen tüm görevleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir azim ve karalılıkla yerine getirmeye devam edecektir.”

BEDELLİ ASKERLİK BAŞVURUSU NASIL YAPILIR?
Bedelli askerlik başvuruları, her yıl ocak ayının ikinci haftasında yeni enflasyon değerlerinin açıklanmasından sonra başlar ve yılın son iş günü mesai saatlerinin bitimine kadar sürer.
Bu dönemde başvuruda bulunan adayların askerlik yerleri ve tarihleri, başvurularının yapıldığı yılı takip eden ocak ayının ikinci haftasında duyurulur.
Örneğin, Ocak 2023 ve Aralık 2023’te bedelli askerlik başvurusu yapan iki adayın da askerlik yapacakları yerler ve tarihler Ocak 2024’te ilan edilir. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından belirlenen programa göre, yılın ilk bedelli celbi Şubat ayında, son celbi ise Aralık ayında gerçekleşir. Ocak ayı ise yeni ücretin belirlenmesi ve celp tarihlerinin açıklanması süreci olduğu için bedelli eğitim celpleri bu ayda yapılmaz.
BEDELLİ ASKERLİK ÜCRETİ NEREYE YATIRILIR?
Başvuru şartlarını taşıyan yükümlüler ödemelerini, peşin olarak Vakıfbank, Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıf Katılım Bankası, Ziraat Katılım Bankası, Emlak Katılım Bankası, Defterdarlıklar veya Malmüdürlüklerine T.C. Kimlik Numarası beyan ederek yatırılabilir.
BİN 355 TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ
Millî Savunma Bakanlığı Basın Bilgilendirme Toplantısı’nda terörle mücadele ve hudut güvenliğine ilişkin de bilgi verildi.
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, sahanın gerekliliğine uygun, alışılmadık ve öngörülemez düzeyde sürekli ve kapsamlı olarak gerçekleştirdiği kararlı operasyonlarla;
Bu vesileyle, 04 Temmuz’da Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde teröristler ile çıkan çatışmada şehit olan kahraman silah arkadaşımız İstihkâm Uzman Çavuş Cebrail Acar’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.
HUDUT GÜVENLİĞİ
Cumhuriyet tarihimizin en yoğun tedbirleri ve tesis edilen çok katmanlı emniyet sistemi ile korunan hudutlarımızda;
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, ABD’de icra edilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde Sayın Cumhurbaşkanımıza refakat eden Milli Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler’in yapacağı ikili görüşmelerde F-16 tedarik/modernizasyon sürecinin gündeme gelip gelmediği ve son durum hakkındaki sorular üzerine şunları söyledi:
“Bilindiği üzere sözleşmeler imzalandı ve detayları üzerindeki çalışmalar heyetler arasında görüşmeler vasıtasıyla devam etmektedir. Çok fazla etkenin olduğu bu süreçte teknik detaylar ile ilgili hususlar zirve kapsamında da ele alınacaktır. Verilecek kararlar sonrasında ortaya çıkacak ayrıntılar bilahare kamuoyu ile paylaşılacaktır.”
PENÇE KİLİT OPERASYONUNDA KİLİT KAPANMAKTA: SIKIŞAN TERÖR ÖRGÜTÜNDEN ŞEYTANİ PLAN
Bakanlık kaynakları, Pençe Kilit Harekâtında gelinen son duruma ilişkin sorulara şu yanıtı verdi:
“Pençe Kilit Harekâtımız Alışılmadık, Öngörülemez, Süratli ve Sürekli olarak planlandığı şekilde ve başarıyla devam etmektedir. Kilit kapanmaktadır. Kendisini bekleyen sona yaklaştığını anlayan Terör Örgütü dezenformasyona başladı. Ormanları yakan, bölgedeki halkı kalkan olarak kullanan, yerleşim yerlerini el yapımı patlayıcılarla tuzaklayan eli kanlı teröristler bu eylemlerini sanki Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yapıyormuş gibi algı yaratmak maksadıyla kara propagandaya başvurmakta ve uluslararası kamuoyunu yanıltmaya çalışmaktadır. Bunlar beyhude çabalardır. Terör örgütü kendini bekleyen sondan kaçamayacaktır.”
TÜRK-AMERİKAN SAVUNMA ORTAKLARINI GÜÇLENDİRME TEMALI ÇALIŞMA GRUBU TOPLANTISI
Bakanlık kaynakları, Türk-Amerikan Savunma Ortaklarını Güçlendirme Temalı Çalışma Grubu Toplantısında konuşma yapan Milli Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler’in temaslarına ilişkin sorulara şu yanıtı verdi:
“Türk savunma sanayinin son dönemde ulaştığı seviye tüm dünyanın olduğu gibi ABD ve NATO’nun da dikkatini çekmektedir. Bahse konu toplantıda Türk ve Amerikan Savunma Sanayi Kuruluşları arasında iş birliğinin geliştirilmesi ve elde edilecek kazanımların NATO’nun güçlendirilmesine nasıl katkı sağlayacağı konuları ele alınmıştır.”
Haftalık değerlendirme toplantısı sonrası MSB’den şu açıklamalar yapıldı;
Kıymetli Basın Mensupları, Millî Savunma Bakanlığı Basın Bilgilendirme Toplantısı’na hoş geldiniz.
Öncelikle, 11 Temmuz “Srebrenitsa Soykırımını Uluslararası Düşünme ve Anma Günü” münasebetiyle 29 yıl önce bugün acımasızca katledilerek soykırıma uğrayan Srebrenitsa şehitlerimizi rahmetle anıyor, dost ve kardeş Bosna Hersek halkının acısını paylaştığımızı ifade etmek istiyoruz.
Yaklaşan 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü vesilesiyle de demokrasimize ve millî iradeye kasteden FETÖ’cü hainlere karşı dimdik durarak vatanı ve bayrağı için canlarını feda eden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, kahraman gazilerimize sağlıklı uzun ömürler diliyoruz.
TERÖRLE MÜCADELE HAREKÂTI
Değerli Basın Mensupları,
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, sahanın gerekliliğine uygun, alışılmadık ve öngörülemez düzeyde sürekli ve kapsamlı olarak gerçekleştirdiği kararlı operasyonlarla;
– Son bir haftada 28,
– 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar ise 632’si Irak’ın, 723’ü Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 1.355 terörist etkisiz hâle getirilmiştir.
Irak’ın kuzeyindeki Pençe Harekâtı bölgesinde;
Teröristlerin Dergele, Miska köylerinde savunmasız sivillerden gasp ettiği evler ile Hakurk ve Metina bölgelerinde gerçekleştirilen arama-tarama faaliyetleri kapsamında çok sayıda tanksavar silahı, Çok Namlulu Roket Atar lançer sistemi, roketatar, bombaatar, Doçka makineli tüfek, piyade tüfeği ile bunlara ait mühimmat; el ve sis bombaları, el yapımı patlayıcı, antipersonel mayını, telsiz, termal ve el dürbünü, çeşitli çaplarda top ve havan mühimmatı ile muhtelif malzeme ele geçirilmiştir.
Bu vesileyle, 04 Temmuz’da Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde teröristler ile çıkan çatışmada şehit olan kahraman silah arkadaşımız İstihkâm Uzman Çavuş Cebrail Acar’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.
HUDUT GÜVENLİĞİ
Cumhuriyet tarihimizin en yoğun tedbirleri ve tesis edilen çok katmanlı emniyet sistemi ile korunan hudutlarımızda;
– Son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 338 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 3’ü terör örgütü mensubudur. 929 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir.
– Böylelikle, 01 Ocak’tan itibaren hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 6.367, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 64.362 olmuştur.
Ayrıca, son bir hafta içerisinde yapılan operasyonlarda 38 kilogramdan fazla uyuşturucu madde (Metamfetamin) ele geçirilmiştir.
BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞ VE İSTİKRARA KATKILAR / İKİLİ İLİŞKİLER
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; terörle mücadele ve hudut güvenliği ile mavi ve gök vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi korumanın yanı sıra bölgesel ve küresel barış ve istikrara katkıda bulunmaya devam etmektedir.
05 Temmuz’da Nijer’in Ankara Büyükelçisini kabul eden Sayın Bakanımız; Vaşington’da icra edilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Sayın Cumhurbaşkanımıza refakat etmektedir.
Sayın Bakanımız zirve kapsamında Sayın Cumhurbaşkanımızın ikili ve heyetler arası görüşmelerine katılmakta, bazı Müttefik ve Ortaklık Ülkeleri Savunma Bakanları ile görüşmeler gerçekleştirmekte, çeşitli forum ve oturumlara iştirak etmektedir.
Öte yandan, Türkiye ile Yunanistan arasında “Güven Artırıcı Önlemler 2024 Yılı Uygulama Planı” kapsamında, Donanma Komutanımız Koramiral Kadir Yıldız tarafından 08-09 Temmuz’da Yunanistan Donanma Komutanı ziyaret edilmiştir.
Bu arada büyük bir gururla 50’nci yıl dönümünü idrak edeceğimiz Kıbrıs Barış Harekâtı’nın anlam ve önemini vurgulamak, Ada’ya huzur getiren harekâtın başarısını geniş katılımlı bir şekilde kutlamak maksadıyla Bakanlığımız ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarının koordinesinde, kahraman Kıbrıs Gazilerimiz ve yakınlarının da katılacağı;
– Resmî törenler, anma yürüyüşleri ve şehitlik ziyaretleri,
– TCG Anadolu’nun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti liman ziyareti ve 50 gemi ile denizde geçit töreni,
– Türk Yıldızları Akrobasi Timi gösterisi ve muharip uçak geçişi,
– 50 pare top atışı,
– Bando ve mehteran birliği ile ünlü sanatçıların katılımıyla konserler,
– Mutlu Barış Harekâtı Semineri, konferansı, sempozyumu,
– Makale yarışması, spor müsabakaları, ağaç dikimi, belgesel ve film gösterimleri ve kardeş ülke etkinlikleri başta olmak üzere birçok anlamlı ve özel faaliyetin icra edilmesi planlanmaktadır. Ayrıca, 50’nci yıla özel anı pulu ve madeni para basımı yapılacaktır.
Yine, Bakanlığımız ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakan Yardımcılığı Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanlığı ile Lefkoşa Büyükelçiliğimizin iş birliği ile 20 Temmuz-30 Eylül tarihleri arasında Lefkoşa’da bulunan Kıbrıs Türk Tarih, Kültür ve Millî Mücadele Müzesi’nde 50’nci Yıl Sergisi açılması, 19 Temmuz’da Girne Yavuz Çıkarma Plajı’nda “Şafak Nöbeti” etkinliği düzenlenmesi planlanmaktadır.
Değerli Basın Mensupları,
İsrail, Filistinlileri katletmekle kalmadığı gibi hayatta kalan Filistinlilere de her türlü zulmü ve işkenceyi yaşatmaktadır.
Hastane ve okulları hedef alan ve her geçen gün saldırılarının şiddetini artıran İsrail’in, uluslararası hukuku ihlal ederek Filistin topraklarına yönelik bazı yerleşimleri “yasallaştırma” kararı, işgali kalıcı hâle getirmeye çalıştığının açık bir göstergesidir.
Saldırılarını bitirme, ateşkes görüşmelerine ve bu yönde alınan kararlara uyma niyetinde olmadığını gösteren İsrail karşısında, uluslararası toplumun kararlı ve ilkeli bir tutum sergilemesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
EĞİTİM-TATBİKAT FAALİYETLERİ / ULUSLARARASI GÖREVLER
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevleri ile eş zamanlı olarak eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürmektedir.
Bu kapsamda,
– 01-12 Temmuz tarihleri arasında Ankara’da Türkiye-Özbekistan Özel Kuvvetler,
– 04-14 Temmuz tarihleri arasında ise Batı Karadeniz’de Breeze tatbikatları devam etmektedir.
– Belçika Deniz Kuvvetlerine ait LOUISE MARIE gemisi tarafından 04-07 Temmuz tarihleri arasında,
– Romanya Deniz Kuvvetlerine ait VICE ADMIRAL CONSTANTIN BALESCU gemisi tarafından ise 06-08 Temmuz tarihleri arasında İzmir’e liman ziyaretleri yapılmıştır.
– İtalya Deniz Kuvvetlerine ait FRANCESCO MIMBELLI gemisi tarafından
11-15 Temmuz tarihleri arasında Antalya’ya liman ziyareti gerçekleştirilmektedir.
– Arnavutluk Deniz Kuvvetlerine ait ORIKU gemisi tarafından 12-17 Temmuz tarihleri arasında,
– Almanya Deniz Kuvvetlerine ait PEGNITZ gemisi tarafından ise 16-19 Temmuz tarihleri arasında İzmir’e liman ziyaretleri icra edilecektir.
NATO Daimi Deniz Görev Grubu-2 kapsamında TCG GAZİANTEP fırkateynimiz tarafından; Kanada ve Bulgaristan’a ait gemilerle, 03 Temmuz-15 Ağustos tarihleri arasında Doğu Akdeniz’de Çok Yüksek Hazırlıklı Deniz Görev Kuvveti görevine katılım sağlanmaktadır.
Japonya’dan dönüş seyrine devam eden TCG KINALIADA korvetimiz; Singapur’un ardından Sri Lanka’ya liman ziyareti gerçekleştirmektedir. Korvetimiz, yarın; bir sonraki liman olan Umman’a seyre başlayacak, 18-21 Temmuz tarihleri arasında Umman’ın Maskat limanını ziyaret edecektir.
Diğer yandan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı himayesinde, Türkiye Açıkdeniz Yarış Spor Kulübü (TAYK) organizasyonu ile “TAYK-AKPA 53’üncü Deniz Kuvvetleri Kupası Uluslararası Yat Yarışı” 13 Temmuz’da Emirgan/İstanbul’da başlayacak ve 18 Temmuz Göcek/Muğla’da son bulacaktır.
08-12 Temmuz tarihleri arasında Açık Semalar Anlaşması kapsamında,
nakliye uçağımız tarafından Gürcistan hava sahasında Gözlem Uçuşu gerçekleştirilmektedir.
Bugün, (11 Temmuz) NATO Geliştirilmiş Hava Polisliği görevi kapsamında Romanya hava sahasında Birleşik Krallığa ait uçaklarla icra edilen ikili eğitim görevine 4 adet F-16 uçağı ile tanker uçağımız katılım sağlamaktadır. Söz konusu görevde Finlandiya ve İspanya’ya ait uçaklar da yer almaktadır.
DOĞAL AFETLERLE MÜCADELE / İNSANİ YARDIM FAALİYETLERİ
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, insani yardım faaliyetleri ile orman yangınları başta olmak üzere afetlerle mücadeleye ilgili kurumlarımızla tam bir koordinasyon içerisinde destek vermeye devam etmektedir.
Rezerv Güç kapsamında, bugüne kadar 8 ayrı yerde meydana gelen orman yangınlarının söndürülmesine 21 helikopter ile 671 sorti icra edilerek destek sağlanmıştır.
SAVUNMA SANAYİ / ENVANTERE GİREN YENİ SİLAH SİSTEMLERİ
Değerli Basın Mensupları,
Yerli ve millî savunma sanayi ürünlerimizle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin etkinlik ve caydırıcılığının artırılması faaliyetlerine de devam edilmektedir.
Bu kapsamda; Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca, muhtelif miktarda “DROPS Tekerlekli Konteyner Taşıyıcı Aracı”nın muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanmıştır.
BEDELLİ ASKERLİK
Hazine ve Maliye Bakanlığınca “Mali ve Sosyal Haklar” genelgesi yayımlanmış ve buna göre bedelli askerlik tutarı 2024 yılının ikinci altı ayı için 217.871,04 (iki yüz on yedi bin sekiz yüz yetmiş bir lira dört kuruş) olmuştur. 08 Temmuz 2024 tarihinden itibaren bedelli askerlik müracaat işlemleri başlamıştır.
Sonuç olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; ülkemizin savunma ve güvenliği için kendisine tevdi edilen tüm görevleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir azim ve karalılıkla yerine getirmeye devam edecektir.
]]>
Sabah’ın haberine göre; “Uluslararası Uyuşturucu Madde İmal ve Ticareti”, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “Suçtan elde edilen mal varlığı değerlerini aklama” suçu kapsamında Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ve MASAK ortaklığıyla yapılan çalışmaların ardından Kasım 2023’te gözaltına alınan 55 şüphelinin yaklaşık 4.5 milyar TL civarında olan mal varlığına el konuldu.

SNEIJDER’IN ADI DA DOSYAYA GİRDİ
Liderliğini Hakan Reis’in ve Duax Ngakuru’nun yaptığı şüphelilerden 18’i tutuklanırken, 22’si de adli kontrolle serbest kaldı.
MASAK’ın hazırladığı raporda, örgütün uyuşturucu trafiğinden kazandığı milyonlarca doları Türkiye’de kurulan şirketler üzerinden akladığına işaret edildi. Rapora göre bu isimlerden bir tanesi de geçtiğimiz yılki operasyonda yakalanan Yunus Emre Borhan ve ona ait şirketlerdi.

50 BİN TL SERMAYE İLE KURULAN ŞİRKETİN SERMAYESİ 1 MİLYON LİRAYA YÜKSELTİLDİ
Borhan, 1 Ocak 2014 yılında 50 bin TL sermaye ile kurduğu Borhan Group Yatırım A.Ş. isimli gayrimenkul şirketininin sermayesini 2018’de 1 milyon TL’ye yükseltti. Kurulduğu günden beri zarar açıklayan şirket, başka bir inşaat firmasıyla beraber 50 bin TL’lik sermaye ile Econ Gayrimenkul isimli bir başka şirket kurdu. Yüzde 75’i Borhan Group’ta, 25’i ise diğer ortağın kontrolünde olan yeni şirketin çalışanlarından bir tanesinin, kırmızı bültenle aranan ve yakalanan Hakan Arif Tavukçu olduğu, Tavukçu’nun söz konusu şirkette sigorta kaydı bulunduğu fakat mal varlığı ve bankacılık işlemlerine rastlanmadığı saptandı.
Rapora, Tavukçu’nun suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçunu işlemesine yardımcı olan kişilerden bir tanesi de Borhan Group’un patronu Yunus Emre Borhan’dı.
İşte Borhan Econ isimli bu şirketle irtibatlı olduğu için radara takıldı.

SNEIJDER’DEN 1 MİLYON 181 BİN DOLAR
Borhan’a ait şirketler MASAK tarafından incelendi. Bu şirketlere yapılan akışında önemli bir detay tespit edildi. O detay 2013 yılından 2017 yılına kadar Galatasaray forması giyen Hollandalı dünyaca ünlü 10 numara Wesley Sneijder’di.
Borhan’ın hesaplarını inceleyen müfettişler, Borhan’ın hesaplarına dolar cinsinden aktarılan paraların neredeyse tamamına karşılık gelen 1 milyon 951 bin doların 4 ayrı kişi ve kuruluştan geldiğini saptadı. Bunlar, Sneijder, Borhan’ın çalışanı Ali Bağrıyanık, ortağı olduğu Econ Gayrimenkul ve Borhan Group şirketleriydi. Sneijder’in gönderdiği rakam bu rakamın yüzde 50’sinden fazlasına tekabül eden 1 milyon 181 bin 428 dolardı.

ORTAK ANCAK RAPORLARDA GEÇMİYOR
MASAK yaptığı incelemelerde, Sneijder’in Econ Gayrimenkul şirketinin ortaklarından olduğuna dair kamuoyunda bilgilere rastlandığını fakat, şirketin kendisi ve ortaklarının Ticaret Sicil Gazetesi’nde yer alan bilgilerde Sneijder’in ortak olduğuna dair bir bilgiye rastlayamadı. Raporda bu durumun, Sneijder’in bu haliyle Econ şirketinin gizli ortağı olduğu izlenimini uyandırdığına işaret etti. Sneijder’in şirketin ortağı olduğuna dair basında çıkan haberler de MASAK raporunda kendisine yer buldu.

Yunus Emre Borhan’ın soruşturma birimlerine verdiğİ ifadesinde, Tavukçu’nun çocukluk arkadaşı olduğunu ifade ederek, Econ isimli şirketin hissedarı olduğunu sonrasında hisselerini Sneijder’e sattığını kaydetti. Tavukçu’nun arandığını bilmediğini kaydeden Borhan, Kağıthane’de kentsel dönüşüm projeleri aldığını vurgulayarak Sneijder ile kendisini Hakan Tavukçu’nun tanıştırdığını aktardı.
Sneijder’in daha sonra kendisine ait olan Econ adındaki şirketin yüzde 15 hissesini satın aldığını anlatan Borhan, bunun karşılığında 1 milyon 800 bin dolar için anlaştıklarını ve kendisine 1 milyon 181 bin 428 dolar ödediğini açıkladı.

Borhan ayrıca, kamuoyunda ‘Bataklık’ soruşturması kapsamında adı geçen bir dönem kırmızı bültenle aranan Çetin Gören’le de nereden tanıştığı soruldu. Bir dönem kırmızı bültenle aranan Çetin Gören’le kendisini Wesley Sneijder’in tanıştırdığını aktaran Borhan, “Bu şahısla Anadolu yakasında bir oto galeri de tanıştık ve bu şahıstan 100 bin lira borç aldım. Vadesi gelince ödedim. Uyuşturucu ticareti yapıp yapmadığını bilmem. Bir alakam da yoktur” ifadelerini kullandı.
Manavgat’ta 30 Ekim 2022 tarihinde çocukları ve erkek arkadaşı Şenol Çankaya ile piknik yaptıktan sonra Çankaya’nın evine giden Aynur Çiçek’ten haber alınamadı. Yakınları, 2’si kız, 3 çocuğu olan Çiçek için kayıp başvurusunda bulundu. Yapılan araştırmada Aynur Çiçek’in en son Şenol Çankaya’nın evinde olduğu belirlendi.
Polis tarafından 2 Kasım günü evde yaptığı aramada Aynur Çiçek’in cansız bedeni bulundu. Çiçek’in boğularak öldürüldüğü tespit edildi. Olaydan sonra kaçan Şenol Çankaya hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Çankaya, Aynur Çiçek’in cansız bedeninin bulunduğu gün Side’de bir apart otelde polis tarafından gözaltına alındı.
Çankaya ilk ifadesinde Aynur Çiçek ile 30 Ekim akşamı buluşarak kendi evine gittiklerini, bir süre alkol aldıktan sonra tartışmaya başladıklarını ve kıskançlık krizine girdiğini anlattı. Bu sırada sinirlerine hakim olamadığını söyleyen Şenol Çankaya, Çiçek’i boğarak öldürdüğünü belirtti. ‘Kasten öldürme’ suçundan sulh ceza hakimliğine sevk edilen Şenol Çankaya, tutuklandı.

‘ÜZERİNE ÇIKIP BACAKLARIYLA VÜCUDUNU SIKIŞTIRDI’
Olayla ilgili Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, Manavgat Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. İddianamede sanık Şenol Çankaya’nın, Aynur Çiçek ile alkol aldıktan sonra aralarında tartışma çıktığını, Çiçek’in kendisine sinkaflı sözlerle ‘Seninle mi uğraşacağım’ şeklinde söylemlerde bulunduğunu, hem Aynur Çiçek’in kendisine küfretmesi hem de alkolün etkisiyle kadının karnının üzerine çıktığını, bacaklarıyla vücudunu sıkıştırıp boğduğunu anlattığı ifadesinde yer aldı.
Sanığın olayın ardından Bolu’ya gidip geldiği ve başka birinin kimliğiyle otele kayıt yaptırdığı belirtilen iddianamede ‘Kasten öldürme’ suçunu işlediği yönünde yeterli şüphe olduğu kaydedildi.
KARAR DURUŞMASI GÖRÜLDÜ
Olaya ilişkin davanın karar duruşması görüldü. Duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan savcı, haksız tahrik durumu oluşmadığını, sanık Şenol Çankaya’nın suçu bir kadına karşı işlediği için ağırlaştırılmış ömür boyu hapisle cezalandırılmasını talep etti.

AĞIRLAŞTIRILMIŞ ÖMÜR BOYU HAPİS CEZASI
Son sözü sorulan sanık Şenol Çankaya, “Eylemi tasarlayarak gerçekleştirmedim. Cesedi saklamak veya yok etmek gibi bir düşüncem olmadı. Beraatımı talep ederim. Çok pişmanım” dedi.
Sanığın avukatı da müvekkilinin olayı haksız tahrik altında gerçekleştirdiğini savunarak iyi hal indiriminden faydalanmasını talep etti.
Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Çankaya’ya, hiçbir indirim uygulamadan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verdi.
‘SANIĞIN EVİNDE ÖLÜ BULUNMUŞTU VE TANINMAZ HALDEYDİ’
Mahkeme kararının ardından gazetecilere açıklamada bulunan Aynur Çiçek’in yakınlarının avukatı Umut Çiftçi, hiçbir indirim uygulanmadan verilen cezanın bütün kadın cinayetlerine emsal olmasını dileyerek, “2022 yılının Ekim ayının son günlerinde bu cinayet işlenmişti. Maktul 3 gün bulunamamıştı. En sonunda sanığın evinde ölü bulunmuştu ve tanınmaz haldeydi. Yargılama safhasında sanığın maktulü itibarsızlaştırmaya yönelik iftiralarına, haksız ve gerçeğe aykırı iddialarına maruz kalındı. Bunlara sürekli itiraz ettik ve delilleriyle ortaya koyduk. Sanık bu şekilde yaparak haksız tahrik nedenlerinden yararlanmaya çalıştı. Fakat tüm deliller çok açık şekilde ortadaydı, mahkeme heyeti de bu delilleri toplayarak, yerinde değerlendirerek hiçbir indirim uygulamadan sanığı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırdı” ifadelerini kullandı.
‘BU EMSAL BİR KARAR’
Aynur Çiçek’in ablası Leyla Eren, mahkemenin kararına çok sevindiklerini belirterek, “Kız kardeşimin artık rahat uyuduğunu düşünüyorum. Çünkü 1,5 yıl oldu. Kendisi rüyalarımıza da giriyordu. Aslında mahkeme sürecinde çekiniyorduk, sanık çok yalan söylüyordu. Çok iftira attı, kız kardeşime. Bu nedenle daha az ceza almasından çekiniyorduk. Açıkçası çok sevindik. Ağırlaştırılmış müebbet alması bizi çok sevindirdi. Bu emsal bir karar. Çok mutluyuz. Kesinlikle adalet yerini buldu. Bu kararı veren hakimlere çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
‘CANİCE KATLEDİLDİ’
Aynur Çiçek’in diğer bir ablası Ayşe Alçiçek de kız kardeşinin başına gelenleri asla hak etmediğini söyleyerek, “Kız kardeşim hayat dolu biriydi. Hayatı seven biriydi. Böyle bir şey beklemiyorduk. Böyle bir şeyin başına geleceğini hiç düşünmedik. Bunu hak etmedi. Maalesef ki, başına bunlar geldi. 3 çocuğu vardı, canice katledildi” dedi.
SREBRENİTSA KATLİAMINDA HAYATINI KAYBEDEN 14 KİŞİ DAHA TOPRAĞA VERİLECEK
Bosna Hersek’in doğusundaki Srebrenitsa’da 1995’te Sırplar tarafından yapılan soykırımda öldürülen ve kimlikleri tespit edilen soykırım kurbanlarından 14’ü daha bugün düzenlenecek cenaze töreninin ardından toprağa verilecek.
Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak nitelendirilen soykırımda öldürülen ve kimlik tespiti yapılan 14 kurban için öğleden sonra cenaze namazı kılınacak.
Cenaze namazı öncesinde Srebrenitsa Anıt Merkezi’nde soykırımın 29. yılı dolayısıyla anma programı düzenlenecek.
Bugün toprağa verilecek kişilerin isimleri şöyle:
“Beriz Mujic, Hamed Salic, Hasib ve Camil Efendic kardeşler, Mehmed Krdzic, Sabrija Omic, Musan Siljkovic, Sakib Harbas, Ahmet Jasarevic, Nevres Salihovic, İbrahim Salkic, Midhat Basic, Hajdin Mustafic, Latif Mandzic.”
SREBRENİTSA KATLİAMINDA NELER YAŞANDI
Srebrenitsa’nın 11 Temmuz 1995’te Ratko Mladic komutasındaki Sırp birliklerince işgal edilmesinin ardından Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki Hollandalı askerlere sığınan sivil Boşnaklar, daha sonra Sırplara teslim edildi.
Kadın ve çocukların Boşnak askerlerin kontrolündeki bölgeye ulaşmasına izin veren Sırplar, en az 8 bin 372 Boşnak erkeği ormanlık alanlar, fabrikalar ve depolarda katletti. Katledilen Boşnaklar toplu mezarlara gömüldü.
Savaşın ardından kayıpları bulmak için başlatılan çalışmalarda, toplu mezarlarda cesetlerine ulaşılan kurbanlar, kimlik tespitinin ardından her yıl 11 Temmuz’da Potoçari Anıt Mezarlığı’nda düzenlenen törenle toprağa veriliyor.
Bu yılki törenin ardından anıt mezarlıkta toprağa verilen kurbanların sayısı 6 bin 765’e yükselecek.
AVRUPA’NIN ORTASINDA KATLİAM
Srebrenitsa Katliamı ya da Srebrenitsa Soykırımı 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı (Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı)’nda Sırp Cumhuriyeti Ordusu’nun Srebrenitsa’ya karşı giriştiği Krivaya ’95 Harekâtı esnasında Temmuz 1995’te yaşanan ve en az 8.372 Boşnak’ın Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde general Ratko Mladiç komutasindaki ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından öldürülmesine verilen addır.
Katliamda bir kısım kadın ve küçük yaşta çocuğun da öldürüldüğü, belgelerle kanıtlanmıştır. Bosna Sırp ordusunun dışında katliama “Akrepler” olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçleri de katılmıştır. Birleşmiş Milletler Srebrenitsa’yı güvenli bölge ilan etmiş olmasına karşın 400 silahlı Hollanda barış gücü askerinin varlığı katliamı önlemedi.
Srebrenitsa katliami II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa’daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da önem taşıyor.
SİLAHLARI ELİNDEN ALINAN HALK KATLEDİLDİ
Yugoslavya’nın çöküşü üzerine 1992 yılında Sırpların Bosna’da başlattıkları soykırımın ardından bölgeye zoraki olarak müdahale eden Birleşmiş Milletler’in güvenli bölge ilan edilen 6 bölge arasında Srebrenitsa da bulunmaktaydı.
Savaştan önce nüfüsu 24 bin civarı olan kentin nüfusu diğer bölgelerden gelen mülteci göçleriyle 60 bin civarına gelmişti. Artık Srebrenitsa ‘açlık’ ve ‘hastalıklar’ ile mücadele eden bir ‘toplama kampı’na dönüşmüştü.Müslümanların elindeki silahlar BM Barış Gücü tarafından koruma gerekçesiyle toplanmıştı.
Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenitsa’ya olan saldırılarını sıklaştırdıklarında müslümanların toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları başvuru, sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. BM yalnızca iki F16’yı kent üzerinde bir uçuş yaptırmakla yetindi.
Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna’daki BM Barış Gücü komutanı Hollandalı generalden aldıkları emir doğrultusunda kenti boşalttılar. Savaş sırasında şehrin güvenliğinden sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti.
Daha sonra orataya çıkan bir video kasedinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti.Bir hafta süren katliam II. Dünya Savaşı’ından sonra insanlığa yapılan en büyük suç olarak arşivlerde yer aldı.
Lahey Adalet Divanı bir hafta süren katliamın bir ‘soykırım’ olarak kabul etti; ancak Sırbistan’ın sorumlu tutulmayacağına karar verdi.
SOYKIRIM KARARI VE SUÇLULARI
Hollanda’nın Lahey kentideki Uluslararası Adalet Divanı, 2007’deki kararında, ICTY’den gelen kanıtlar doğrultusunda, Srebrenitsa ve civarında yaşananları “soykırım” olarak nitelendirdi.
Sırp komutan Ratko Mladic, ICTY’de geçen kasım ayında sonuca bağlanan davada, aralarında Srebrenitsa soykırımının da bulunduğu birçok suçtan müebbet hapse mahkum edildi.
Aynı mahkeme, 2016’da sonuca bağladığı davada, Bosnalı Sırpların eski lideri Radovan Karadzic’e Srebrenitsa soykırımı dahil 10 ayrı suçtan 40 yıl hapis cezası verdi.
Mahkeme ayrıca, Srebrenitsa soykırımındaki suçları nedeniyle eski Sırp general Radislav Krstic’i 35 yıl, Vidoje Blagojevic’i 15 yıl, Vujadin Popovic ve Ljubisa Beara’yı ömür boyu, Drago Nikolic’i 35 yıl, Ljubomir Borovcanin’i 17 yıl, Vinko Pandurevic’i 13 yıl, Radivoje Miletic’i 19 yıl, Milan Gvero’yu 5 yıl hapse mahkum etti. Bosna Hersek Mahkemesinde görülen davada ise 13 Temmuz 1995’te bine yakın Boşnak sivilin öldürülmesiyle suçlanan Milorad Trbic, 30 yıl hapse mahkum edildi.
Farklı mahkemelerde görülen Srebrenitsa davalarında bugüne kadar 45 Sırp, toplam 699 yıl hapis cezası aldı.
Eski Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Milosevic de Srebrenitsa’daki soykırımla suçlanmış ancak ICTY’deki yargılanması devam ederken tutuklu bulunduğu cezaevinde yaşamını yitirdi.
]]>KIZINI ALIP EVİNE GÖTÜRDÜ
DHA’da yer alan habere göre genç kadının eşiyle yaşadığı anlaşmazlıkları ailesine anlatması üzerine babası Turgut Doğanyiğit (63), çalıştığı fabrikanın gece vardiyasından çıkan kızını alarak evine götürdü.

CANİ DAMAT, EŞİNİ VE KAYINPEDERİNİ ÖLDÜRDÜ
Serkan Zengin de eşi ve onun ailesi ile konuşmak için gece saatlerinde kayınpederinin evine gitti. Zengin, burada boşanmak istediğini söyleyen eşiyle tartıştı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine Serkan Zengin, Meltem Zengin ile kayınpederi Turgut Doğanyiğit’i bıçaklayarak öldürdü, kayınvalidesi Emine Doğanyiğit’i de kolundan bıçakladı.
İLK KEZ HAKİM KARŞISINA ÇIKTI
Bolu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘Eşi kasten öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘Kasten öldürme’ suçundan müebbet ve ‘Kadına karşı silahla yaralama’ suçundan 3 yıla kadar hapis istemiyle hakkında dava açılan Serkan Zengin, ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşmada tutuklu sanık ve Emine Doğanyiğit ile yakınları ve taraf avukatları hazır bulundu.

“BIÇAK KAYINPEDERİMİN SIRTINA SAPLANDI”
Kütahya T Tipi Cezaevi’nden SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılan Serkan Zengin, olay gecesi yaşananları anlatırken ağladı. Eşinin kendisini aldattığını iddia eden Zengin, “Olayın olduğu gece kayınpederim ile kayınvalidem eşimi çalıştığı fabrikadan almaya gittiler. Sonrasında konuşmak için kayınpederimin evine gittik. O sırada eşim bana tokat attı. Ben de kendisine ‘Yapma, iyi değilim’ dedim. Bana tekme attı. Sonrasında bıçağı buldum ve salladım. Kayınpederimin de sırtına saplandı.
“ÖLDÜRME AMACIYLA YAPMADIM”
Kayınvalidemi görmedim o an. Kendimden geçtim, isteyerek öldürme amacıyla yapmadım. Eğer planlayarak yapmış olsaydım silahım vardı, onun beni aldattığına dair mesajları şubat ayında yakaladım, o zaman yapardım. Sonrasında onu affettim ve mesajların ekran fotoğraflarını da sildim. Ben kızlarının yaptıklarını söylemek için kayınpederimin evine gitmiştim. Çok pişmanım, çocuklarım mahvoldu” dedi.

HAYATTA KALAN KAYINVALİDE KONUŞTU
Gözü önünde eşi ve kızı damadı tarafından öldürülen Emine Doğanyiğit ise o gece yaşadığı korku dolu anlatarak şöyle konuştu:
“KOLUNDAN BIÇAĞI ÇIKARIP SAPLADI”
“Evde konuşurken kızım Meltem, eşine ‘Artık boşanalım dayanacak gücüm kalmadı’ dedi. Sonrasında kolundan bıçağı çıkartarak direk Meltem’e saldırdı. Kızım ‘Anne beni kurtar’ diyerek kaçmaya çalıştı, sonrasında yere yığıldı. Eşim de kızını korumak için üzerine kapandı. Sonrasında onu da sırtından bıçaklayarak öldürdü.
“KOMŞULAR YETİŞMESE BENİ DE ÖLDÜRECEKTİ”
Bana bıçakla saldırdı, kolumdan yaralandım. Kızım her zaman eve gözü mor geliyordu. Aldatmayla ilgili bir bilgim yok. Eğer varsa gidip boşansaydı. Benim bağırmamla komşular geldi. Eğer komşular yetişmeseydi beni de öldürecekti” ifadelerini kullandı.
DURUŞMA İLERİ TARİHE ERTELENDİ
Duruşmada, olay anında sesleri duyarak alt kattaki Doğanyiğit ailesinin kapısına giden komşuları da tanık olarak dinlendi. Mahkeme, Zengin’in tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.
BUGÜN HAVA NASIL OLACAK?
MARMARA
Parçalı yer yer çok bulutlu, bölgenin güney ve doğusu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; İstanbul, Yalova, Kocaeli ve Bursa’da yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; bölgenin güneybatı kesimlerinde kuzeyli yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
EDİRNE 26°C, 39°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL 24°C, 31°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; yerel kuvvetli olması bekleniyor.
KIRKLARELİ 25°C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
KOCAELİ 22°C, 29°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; yerel kuvvetli olması bekleniyor.
EGE
Parçalı yer yer çok bulutlu, bölgenin iç kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; Kuzey Ege kıyılarında kuzeyli yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
A.KARAHİSAR 18°C, 33°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, akşam ilk saatler ve yarın öğle saatlerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DENİZLİ 25°C, 38°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, akşam ilk saatler ve yarın öğle saatlerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İZMİR 27°C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
MUĞLA 24°C, 35°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, bu akşam ilk saatler iç kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
AKDENİZ
Parçalı yer yer çok bulutlu, akşam ilk saatler ve öğle saatlerinde bölgenin iç kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; akşam ilk saatlerinde Antalya’nın iç kesimleri, Burdur ve Isparta çevrelerinin yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ADANA 26°C, 37°C
Parçalı bulutlu, akşam ilk saatlerinde kuzey ilçeleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA 26°C, 35°C
Parçalı bulutlu, akşam ilk saatlerde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; akşam ilk saatlerinde iç kesimlerde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
HATAY 24°C, 35°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde kıyı ilçeleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ISPARTA 19°C, 35°C
Parçalı bulutlu, akşam ilk saatler veöğle saatlerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; akşam ilk saatlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
İÇ ANADOLU
Parçalı yer yer çok bulutlu, bölge genelinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğle saatlerinden itibaren Ankara’nın kuzey ve doğusu, Çankırı ve Kırıkkale çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ANKARA 19°C, 32°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğle saatlerinden itibaren kuzey ve batı ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ÇANKIRI 18°C, 35°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ESKİŞEHİR 19°C, 33°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
SİVAS 17°C, 34°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, öğleden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı yer yer çok bulutlu, bölgenin iç kesimleri ve Düzce ile Zonguldak çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra Bolu’nun doğusu ile ve Kastamonu çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
BOLU 15°C, 31°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra doğusunda yerel kuvvetli olması bekleniyor.
DÜZCE 21°C, 32°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, akşam ilk saatler ve öğleden sonra sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİNOP 22°C, 27°C
Parçalı bulutlu
ZONGULDAK 21°C, 28°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, akşam ilk saatler ve öğleden sonra sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı yer yer çok bulutlu, bölgenin iç kesimlerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra Çorum çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
AMASYA 20°C, 33°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, öğleden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ARTVİN 18°C, 32°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, öğleden sonra iç kesimleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN 22°C, 29°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, öğleden sonra iç kesimleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON 24°C, 29°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, öğleden sonra iç kesimleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı yer yer çok bulutlu, akşam ilk saatler Erzurum, Erzincan, Kars, Ardahan ve Iğdır öğleden sonra Ardahan ile Kars çevrelerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM 12°C, 30°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, bu akşam sağana ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS 12°C, 28°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, bu akşam ve yarın öğleden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA 21°C, 38°C
Parçalı yer yer çok bulutlu
VAN 16°C, 31°C
Parçalı yer yer çok bulutlu
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR 21°C, 42°C
Parçalı ve az bulutlu
GAZİANTEP 23°C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu
SİİRT 25°C, 40°C
Parçalı ve az bulutlu
ŞANLIURFA 28°C, 41°C
Parçalı ve az bulutlu
]]>Dilan ve Engin Polat çiftiyle ilgili yeni gelişme! İddianame hazırlandı: ’31 şirketin mal varlığına talep…



















Dilan Polat ve Engin Polat’ın da aralarında bulunduğu 28 şüpheliye ilişkin hazırlanan iddianamenin girişinde kara para aklamanın ne olduğu açıklanarak, sanık Engin Polat liderliğinde kurulmuş ve işletilmiş bir suç örgütünün, fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek kara para aklama sürecini işlettiğinin tespit edildiği belirtildi.
Sanık Engin Polat’ın birçoğu yakın aile üyesi olan akrabalarıyla şirketler kurduğu, bu şirketlerde eşi sanık Dilan Polat ile ortaklığı ve yöneticiliği bulunduğu, şirketlerin daha çok güzellik, kozmetik ve medikal alanlarda faaliyet göstermek amacıyla kurulmuş olduğu kaydedilen iddianamede, şirketlerin çoğunluğunun mali müşavirinin ise dikkati çekici şekilde şüpheli Ahmet Gün olduğu vurgulandı.

MAL ALIŞI YAPILAN ŞİRKETLER SAHTE ÇIKTI!
İddianamede, Polatlar grubunun tek elden yönetildikleri değerlendirilen şirketlerinin mal alışlarının büyük bir kısmının, Engin Polat’ın ailesinin ortağı veya yöneticisi olduğu şirketler ile yine hedef kişilerle bir şekilde bağlantılı olan tedarikçilerden gerçekleştirildiği, ancak bu tedarikçilerin aslında gerçek bir mal alışı olmayan, beyanname vermeyen, çalışanı olmayan, bankacılık hareketi bulunmayan, hakkında sahte belge düzenleme kaydı olan şirketler olduğu ve sahte olduğuna dair kuvvetli şüphe barındıran mal alışların toplamının milyonlarca lirayı bulduğu belirtildi.
Engin Polat’ın Milda Gayrimenkul Otomotiv Şirketi eliyle çok sayıda lüks taşıt ve gayrimenkul alımı yaptığı, Polat ve bu şirketin hesaplarında nakit yatırmayla biriken tutarların taşınmaz ve araç alımına yönlendirildiğinin tespit edildiği aktarılan iddianamede, şu değerlendirmelere yer verildi:
İddianamede, yasa dışı yollardan edinilen paraların “soğuk cüzdan yöntemi” ile sisteme sokulmadan transfer edilerek aklamaya tabi tutulduğu aktarılarak, örgütün söz konusu faaliyetler sırasında, kısa sürede ulaştıkları şöhret ve tanınırlık sayesinde bir kısım gerçek ticari faaliyetlerde de bulunduğu, bu sayede aklama suçlarının en belirgin yönü olan takip ve kontrolün zorlaştırılmasını sağlamaya çalıştıkları değerlendirildi.

GİZLİ TANIK ANLATTI!
Engin Polat’ın, liderliğini Derkan Başer’in yaptığı yasa dışı bahis organizasyonu ve örgütüyle olan irtibatının tanık beyanları ve delillerle de ortaya çıktığı vurgulanan iddianamede, gizli tanık Mert’in ifadesine yer verildi.
Gizli tanık Mert, 2014-2017 yıllarında Veysel Şahin’in sanal bahis oynattığı iki sitenin müdürlüğünü yaptığını ifade ederek, şunları kaydetti:

İddianamede, büyük bahis organizasyonunun perdelenmesi için onlarca şirketin kurulduğu, bu şirketlerin soruşturmaya dahil edilen diğer şüphelilerin de yönetiminde ve ortaklığında olduğu, şüphelilerden Ahmet Gün’ ün, Engin Polat suç örgütünün şirketlerinin hemen hepsinde mali muhasebeci kisvesi altında mali konulardaki organizasyonu yürütüp perdelemeleri sağladığı nazara alındığında, örgüt içerisinde yer alan tüm şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde “Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet” suçunu işledikleri vurgulandı.
İddianamede soruşturmaya konu dolandırıcılık eylemiyle ilgili olarak da sanık Engin Polat’ın kurduğu organizasyon dahilinde yasa dışı bahis oynatılmasını sağlamak amacıyla bazı kişilere ulaştığı, bu kapsamda teminat bedeli altında önden para alarak başka bir gelir kapısı daha oluşturduğu, üçüncü şahısları hesaplarını yurt dışından gelen paraların çekilmesi için kullanmak amacıyla ikna etmeye çalıştığı ve bu şekilde insanlara vaatlerde bulunduğu anlatıldı.
Sanık Engin Polat’ın hem bahis hem de hesap kullanım işlerinden para kazanmayı amaçladığı kaydedilen iddianamede, sanığın bu işleri yaparken üçüncü kişileri mağdur etmekten de geri durmadığının anlaşıldığı, müşteki Tufan Yılmaz’ın anlatımlarından çıkarılacağı üzere Polat’ın yurt dışından yabancı para akışını üçüncü kişilerin hesaplarını kullanarak sürekli canlı tutmayı hedeflediği, kaynağı yasa dışı bahis oyunları olan, yurt dışı menşeli döviz cinsi paranın, aklama sürecine dahil edilmek üzere ülke finansal sistemine sokulmaya çalışıldığı belirtildi.

SAHTE FATURALARIN TUTARLARI!
Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı İstanbul Sektörel 3 Denetim Daire Başkanlığınca hazırlanan rapora da yer verilen iddianamede, şirketlerin sahte fatura tutarının 489 milyon 309 bin 777 lira olduğu, bu tutarın 86 milyon 988 bin 913 lirasının Katma Değer Vergisi (KDV) tutarına denk geldiği, yine şirketlerin kendi aralarında da sahte faturalar düzenlediği, bunların tutarının 117 milyon 443 bin 863 lira olduğu ve 21 milyon 28 bin 562 liralık kısmının KDV tutarına denk geldiği anlatıldı.
Şirketlerin kanunen tutulması gereken defterlerin tutulmayıp vergi matrahını azaltma sonucunu doğuracak şekilde başkaca defter tutulması sebebiyle 214 milyon 786 bin 65 lira toplam tutara ulaştığı vurgulanan iddianamede bu tutarın 35 milyon 607 bin 842 liralık kısmının KDV tutarına denk geldiği kaydedildi.
Ayrıca iddianamede, şirketlerin sahte belge temin etmek amacıyla özellikle Ahmet Gün tarafından organize edilen soruşturma dışı, sadece sahte fatura düzenlemek amacıyla kurulmuş şirketlere 46 milyon 103 bin 895 lira ödeme yaptığının görüldüğü belirtildi.
Soruşturmaya konu şirketlerin usulsüzlüklerine yer verilen iddianamede, suç örgütünün dışarıdan temin ettiği sahte faturaları kullanarak aslında gerçek bir ticareti yansıtmayan işlemleri sanki varmış gibi gösterip mal ve hizmet satın aldığından bahisle şirketlerine sahte fatura kabul ettiği, yine şirketler arasında da gerçekte olmayan mal ve hizmet satışlarına ilişkin sahte faturalar düzenlendiği anlatıldı.
İddianamede, yasa dışı bahisten gelen paranın perdelenmeye çalışıldığı, zenginleşmenin gerçek bir ticaretten kaynaklandığı imajının oluşturulması için birden çok şirketin kurulduğu, bu şirketlerin faaliyetleri sırasında gerçekte olmayan iş ve işlemlere ilişkin sahte faturaların düzenlenip kullanıldığı ve kanunen tutulması gereken defterler dışında harici gizli kayıtların tutulduğu aktarıldı.
Sanıkların kastının vergi suçu işleme saikinin ötesine geçtiği, yasa dışı bahisten gelen parayla oluşan zenginliğin perdelenmesi için bir kısım gerçek ticaretin de yapıldığı, kamuoyunda ve toplumda karşılığı olan güzellik merkezi ve kozmetik sektörü tercih edilerek, ulaşılan şöhretin bu kapsamda bir aparat olarak kullanıldığı kaydedilen iddianamede, ödenmesi gereken vergilerin dahi ödenmeyerek uhdede tutulması suretiyle haksız kazanç devşirildiği, haksız şekilde uhdede tutulan tutarların vergi suçları dışında kara para olarak nazara alınması gerektiğine vurgu yapıldı.
Suç örgütünün yapısının da anlatıldığı iddianamede örgütün liderinin Engin Polat, yöneticilerinin ise Alper Kürşat Polat, Sezgin Polat, Ahmet Gün, Dilan Polat, Mustafa Özalp ve Sinem Sıla Doğu olduğu ifade edildi.

POLAT ÇİFTİNİN AYRI AYRI 40’AR YILA KADAR HAPİSLE CEZALANDIRILMALARI İSTENDİ
Hazırlanan iddianamede cumhuriyet savcısı, son olarak tüm dosya kapsamında yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi:
İddianamede, Dilan ve Engin Polat’ın “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” ve ”Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet” suçu olmak üzere toplamda 3 ayrı suçtan ayrı ayrı 20’şer yıldan 40’ar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
Diğer şüphelilerin ise farklı suçlardan değişen oranlarda cezalandırılmaları talep edildi.

Tahir Elçi’nin ölümüne ilişkin firari PKK’lı terörist Uğur Yakışır, ‘Olası kastla ölüme sebebiyet verme‘ suçundan 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle, olayın meydana geldiği gün görevli olan tutuksuz sanık polisler S.T., F.T. ve M.S.’nin ise ‘Bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek‘ten 2’şer yıldan 6’şar yıla kadar hapisle yargılandığı davanın karar duruşması, 12 Haziran’da 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Firari terörist Uğur Yakışır’ın dosyası daha önce ayrılmıştı.

Duruşmaya tutuksuz yargılanan polis memurları S.T, F.T. ve M.S, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden katıldı, Tahir Elçi’nin eşi CHP İstanbul Milletvekili Türkan Elçi ve avukatlar ise duruşmada hazır bulundu. Ayrıca duruşmaya CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, bölge baro başkanları ve çok sayıda avukat katıldı. Cumhuriyet savcısı, esas hakkında hazırladığı mütalaasında sanıkların beraati yönünde karar verilmesini istedi. Elçi ailesinin avukatları, mütalaaya katılmadıklarını söyleyerek, sanıkların cezalandırılmasını talep etti. Sanık polisler S.T. F.T. ve M.S. de beraatlerini talep etti. Mahkeme kararını beklemeden salondan alkışlarla çıkan avukatlar ve Elçi’nin ailesi, adliye önünde basın açıklaması yaptıktan sonra, Tahir Elçi’nin öldürüldüğü Dört Ayaklı Minare’ye yürüdü. Mahkeme, ‘Bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme‘ suçundan yargılanan 3 polisin de beraatine karar verdi.

GEREKÇELİ KARAR AÇIKLANDI: MERMİ ÇEKİRDEKLERİNE ULAŞILMADIĞI…
Mahkeme kararının gerekçesi açıklandı. Gerekçeli kararda, Elçi’nin ölüm anına ilişkin herhangi bir görüntü tespit edilemediği, vücudunu delip çıkan mermi çekirdeğine ulaşılmadığı, ölümüne neden olan silahın kim tarafından ve hangi istikametten ateşlendiğinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı, somut delil bulunmayışı göz önüne alınarak, atışı kimin yaptığı konusunda da tereddütlerin oluştuğu belirtilerek, şöyle denildi:
“Dosya kül halinde incelendiğinde; sanıkların tüm aşamalarda ısrarlı bir şekilde inkara dayalı savunmaları, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun 20/06/2016 tarihli raporunun içeriği dikkate alındığında maktulün vücuduna isabet eden ve ölümüne sebebiyet veren tek merminin vücudu terk ettiği olay sonrası yapılan inceleme ve keşiflerde mermi çekirdeğine ulaşılamadığı, dolayısıyla polis memuru olan sanıklar F.T., M.S. ve S.T.’nin adli emanette bulunan olay esnasında kullandıkları silahları ile balistik eşleştirme imkanının bulunmaması, gerek keşif sonrası tanzim olunan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Adli Tıp ve Balistik İnceleme Uzmanlarına hazırlattırılan 19/03/2016 tarihli bilirkişi raporunda maktul Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan atışın hangi silahtan, hangi açıyla, kişinin hangi vücut pozisyonu ile nasıl gerçekleştiğinin tıbben ve fiziken bilinemeyeceği, olay anında çekilmiş görüntülerde şahısların ateş ettikleri istikamet ve açılardan meydana gelebileceği gibi başka istikametler ve açılardan da meydana gelebileceği, bunlar arasında ayrım yapılamayacağı yönündeki tespitler ve gerek ölüme neden olan atışın yönünün tespitinin tıbben bilinmesinin mümkün olmadığı yönündeki Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun 20/06/2016 tarihli rapor içeriği ve maktulün vurulma anına ilişkin dosya kapsamında herhangi bir kamera görüntüsü, tanık beyanı vs. somut delilin bulunmayışı göz önüne alındığında maktulün ölümüne sebebiyet veren ölümcül atışın kim tarafından gerçekleştirildiği hususunda tereddüttün hasıl olduğu, polis memurlarının Tahir Elçi’ye yönelik açık ve engelsiz bir ateş hattı ile silahını ateşlediği, olay yerindeki polis memurlarından hangisinin kesin olarak Tahir Elçi’nin ölümünden sorumlu olduğunun tespiti mümkün olmamakla birlikte kuvvetli suç şüphesi altında olan polis memurlarının saptandığı yönündeki bilimsel mütalaaya hukuki önem atfında dahi yine sanıkların suç şüphesi altında olduğu iş bu vaziyetin tek başına sanıkların mahkumiyeti için yeterli olmadığı, nitekim taksirli suçlara iştirakin hukuken mümkün olmadığı hususunun yüksek yargı kararlarıyla artık kesin hüküm haline gelmiş bir husus olduğu anlaşılmakla sanıkların üzerine atılı bilinçli taksirle öldürme suçundan cezalandırılmaları istemi ile mahkememizde kamu davası açılmış ise de maktul Tahir Elçi’nin ölümüne sebebiyet veren atışın kimin silahından atıldığının tespit olunamadığı anlaşıldığından sanıkların üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak kanaat elde edilemediğinden sanıkların beraatlerine karar verilmiştir.”

Partisinin kendi değerlendirmelerini yaparken, muhalefet partilerinin yaptıklarını da izlediğini belirten Dağ, şöyle konuştu:
“BELEDİYELERİNİ, EŞ, DOST, AKRABA ATAMALARIYLA DOLDURDULAR”
“AK Parti’nin hizmet siyasetine gölge düşürmeye çalışanlar, bugün icraat ve hizmet adına bir arpa boyu kadar yol katedememişlerdir. 31 Mart seçimlerinin ardından, yaklaşık 4 aylık süre zarfında yerel yönetimlerde tam anlamıyla fiyasko olan bir CHP tablosuyla karşı karşıyayız. CHP’li belediyeler ve belediye başkanları, skandallar, nepotizm, usulsüzlükler ve vizyonsuzluklarla kamuoyu gündemine gelmektedir. Süreçte resmen kayırmacılık rekoru kırdılar. Belediyelerini, eş, dost, akraba atamalarıyla tıka basa doldurdular.”

İstanbul, İzmir, Çanakkale, Kırıkkale, Bursa başta olmak üzere, birçok büyükşehir, il ve ilçe belediyelerinde liyakate önem vermeden atamalar yapıldığını savunan Dağ, şunları söyledi:
“CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel, bu konuda biraz da kişisel PR yapmak adına, akraba atamalarına karşı olduğunu belirten çıkış yapmışsa da kendisini dinleyen ve ciddiye alan olmadı. Akraba dostu belediye başkanları, Özgür Özel’in bu açıklamalarına gülüp geçiyorlar. CHP’li belediyeler, eş, dost, akraba atamalarının merkezi olmuş durumdadır. Özgür Özel, havanda su dövdüğü gibi havaya konuşuyor. Şu an neredeyse tamamı göreve devam ediyor. Esenyurt Belediye Başkanı kayınbiraderini mali işler müdürü, kardeşini koruma, kuzenini özel kalem, yeğenini ve oğullarını ise danışman yaptı.”
İstanbul’da “para kulelerinin ayyuka çıkmış durumda olduğunu” kaydeden Dağ, bu paraların kaynağını anlatabilen ve kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama görmediklerini söyledi.

“İSRAFI BİTİRECEĞİZ’ DİYE BAĞIRANLAR, SAVURGANLIKTA SINIR TANIMADI”
AK Parti’li Dağ, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kendisine yakın gazetecileri Roma’ya götürerek milyonlarca harcama yaptığını ifade ederek, “‘İsrafı bitireceğiz’ diye bağıranlar, savurganlıkta sınır tanımadı. Bu konuda bizi eleştiren gazetecilerin bu pozisyon karşısında tamamen bu geziye katılmış olmalarını da not etmek gerektiğini düşünüyorum.” dedi.
Dağ, seçimden önce CHP’li belediyelerin neredeyse tamamının emeklilerle ilgili popülist söylemde bulunduğunu ve aylık destek vereceğini söylediğini, buna karşın 3 aydır 3 maymunu oynadıklarını ifade etti.
Dağ, “3 aylık süre zarfında İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlarının ‘Her ay emekliye 5 bin lira, 10 bin lira vereceğiz’ sözünü tamamen havada bıraktıklarını görüyoruz.” diye konuştu.
CHP’li belediye başkanlarının emekliler ve asgari ücretli çalışanlar üzerinden prim yapmaya çalıştığını söyleyen Dağ, İstanbul, Ankara, İzmir, Uşak, Kütahya ve diğer şehirlerde ekmeğe, suya ve ulaşıma yüksek oranda zamlar yapıldığına dikkati çekti.
“CHP’li belediyelerin borcu uçsuz bucaksız bir hal almış durumdadır”
CHP’li belediyelerin enflasyonun çok üzerinde zamlar yaptığını öne süren Dağ, şunları kaydetti:

“CHP belediye başkanlarının ‘engelleniyoruz’ yalanı artık karşılık bulmayınca, borç yalanına sarıldıklarına şahitlik ediyoruz. Beceriksizliklerine, daha ilk günden kılıf uydurmak için büyük borç aldıklarını belirterek, AK Partili belediyeleri zan altında bırakmışlardır. Rakamları incelediğimizde tam tersi bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Ana muhalefet partisi sözcüsü Deniz Yücel, devraldıkları belediyelerin borç yükünün 100 milyar olduğunu ifade etmişti. Oysa ki sadece, 2019-2024 yılları arasında CHP’nin İzmir’de yönettiği belediyelerin toplam borcu 100 milyar liradır. Bunu da kendi belediye başkanları bizzat ifade etmişlerdir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde bu rakam 2 katına çıkmakta, Ankara’yı da hesaba katarsak, CHP’li belediyelerin borcu uçsuz bucaksız bir hal almış durumdadır.”
Dağ, 25 yıldır CHP’nin yönettiği İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mevcut başkanının “2,5 ayda 1,5 milyar borç ödediğini” açıklayarak yeni nesil belediyeciliğin ne olduğunu herkese gösterdiğini ifade etti. Hamza Dağ, “Etimesgut Belediyesini borçsuz devraldığını söyleyen Erdal Beşikçioğlu’nun 1 milyar lira borç yetkisi aldığına ilişkin haberlere ne diyeceksiniz?” diye sordu.
ÜSKÜDAR BELEDİYESİNDE YAŞANANLAR
Önceki dönem CHP belediye başkanlarınca kıymetli taşınmazların elden çıkartıldığını öne süren Dağ, bu konudaki son örneğin Üsküdar Belediyesinde yaşandığını iddia etti.
Dağ, internet sitesi üzerinde apar topar çok sayıda taşınmazın satışa çıkarıldığını söyleyerek, şöyle konuştu:
“Gerek yönetimleri gerekse de devraldıkları belediyelerde deyim yerindeyse işçi kıyımı yapan CHP’li belediye başkanları, borç batağından dolayı işçi maaşını ya ödeyememektedirler ya da taksit taksit ödemektedirler. Her fırsatta ‘Asgari ücrete zam, emekli maaşı asgari ücrete eşit olmalı, emekli maaşına zam’ diyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kendi belediyelerinde işçi ve memur maaşlarından kesinti yapılmasını göz ardı etmektedir.”

Bunun en somut örneklerinin İzmir’deki belediyelerde görüldüğünü savunan Dağ, şunları kaydetti:
“İzmir Büyükşehir Belediyesi, çalışan memurların sosyal denge tazminatında indirime giderek, memurların her birinin yaklaşık her ay 15 bin lirasına göz dikmiştir. Üsküdar Belediyesi, 24 saat açık olan ve özellikle öğrenciler tarafından rağbet gören kütüphanelerden faydalanma süresini düşürmüştür ve kapatma noktasında adım adım ilerlemektedir. CHP Kula Belediye Başkanı, makamında adam dövmüş, hatta resmen işkence yapmış. Olay yaşandıktan sonra CHP Genel Merkez yönetimi adliyeye baskın yapmasına rağmen, olayın ayrıntıları ortaya çıkınca sus pus oldular. CHP Bulancak Belediye Başkanının ilçe teşkilatından husumetli olduğu bazı isimleri darbettiği de geçen günlerde basına düştü.”
“CHP’de genel başkanlar değişse de çark etmek kültürü değişmemektedir”
CHP Genel Başkanı Özel’in son haftalarda “erken seçim çığırtkanlığı yaptığını” söyleyen Dağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Özgür Özel, ’31 Mart seçimlerinden sonra erken seçim taleplerinin olmadığını, vatandaşa hizmet noktasında çalışacaklarını’ ifade etmiştir. Bu açıklamaların üzerinden çok geçmeden ‘1,5 sene içerisinde erken seçim olur’, ve ‘erken seçim istiyorum’ gibi söylemlerle karşımıza çıkmıştır. Bu söylem değişikliğinin temeli ise yönettikleri belediyelerdeki beceriksizliklerin henüz 6 ay olmadan gün yüzüne çıkmış olmasıdır. CHP belediyelerindeki bu yönetimsel zaafiyetler, usulsüzlükler, rantsal ilişkiler, zaman içerisinde bir çığ gibi büyüyecek, kamuoyunda bugünkünden çok daha fazla bir tepkiye sebebiyet verecektir. Erken seçim isteklerinin arkasında yatan temel sebep budur. CHP yönetimi, bu sorunları yönetemeyeceğinin ve toplumsal anlamda büyük bir tepkiyle karşılaşacağının farkındadır. CHP Genel Başkanı ‘Cambaza bak cambaza’ yöntemiyle, yerel yönetimlerdeki kriz ve skandalların üzerini örtmeyi hedeflemektedir. Parti içi mücadele ve ayak oyunlarını zaman içinde yönetmesi zorlaşacaktır. Bunların farkında olduğu için ‘karşıyım’ dediği erken seçimi istemeye başlamıştır. Sözün özü, çark etmiştir. CHP’de genel başkanlar değişse de çark etmek kültürü değişmemektedir.”
Şehit Batuhan Ergin’in kabrindeki Türk bayrağının eskiyip solduğu için İBB Zincirlikuyu Mezarlıklar Müdürlüğü‘ne bayrağın değiştirilmesi için talepte bulunulduğu belirtildi. Fakat şehidin ailesi beklenmedik cevapla sarsıldı. İBB yetkilisinin şehit babasına, “Biz onunla ilgilenmiyoruz, bayrağı da kendisi değiştirsin” karşılığını verdiği kaydedildi.
Şehidin kabrindeki eskiyen bayrağı Beşiktaş Kaymakamlığı’nın değiştirdiği bildirildi.

CHP’Lİ İBB’NİN YETKİLİSİNDEN FETÖ’NÜN KURŞUNU KADAR AĞIR SÖZLER
Konuyu köşesine taşıyan Hürriyet gazetesi yazarı Nedim Şener, “15 Temmuz şehidi Batuhan’dan bir Türk bayrağını esirgediler” başlıklı makalesinde şu ifadeleri kullandı:
15 Temmuz gecesi Boğaz Köprüsü’nün Anadolu Yakası’ndan attığı son mesajı şuydu: “Eve erzak almaya değil, devletimize sahip çıkmaya geldik.”
FETÖ’cü hainler, Batuhan Ergin bu mesajı yazdıktan iki saat sonra, onu vatan aşkıyla atan kalbinden vurarak şehit etti. /…/
21 yaşında şehit olan Batuhan Ergin yaşadığı semtte, Ortaköy Mezarlığı’nda defnedildi. Batuhan Ergin başındaki Türk bayrağı ile tam sekiz yıldır yattığı o mezarlıkta vatan nöbetine devam ediyor.
Zaman zaman görüştüğümüz babası Ahmet Ergin’den geçen hafta üzücü bir telefon aldım. Ahmet Ergin ziyarete gittiği oğlunun mezarlığında yaşadığı şu üzücü olayı anlattı: “Biliyorsun sık sık Batuhan’ın mezarına gider bakımını yaparım, 15 Temmuz yaklaştığı için de ziyaretçileri artacağı için ayrı bir bakım yapmak istedim. Mezarın başındaki Türk bayrağının hayli eskimiş, solmuş ve yıpranmış olduğu için değiştirilmesi için mezarlıktaki belediye görevlisine haber verdim; Türk bayrağının değiştirilmesini talep ettim.
“İLGİLENMİYORUZ!”
Görevli İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Zincirlikuyu Mezarlıklar Müdürlüğü’ne haber verip değiştirileceğini söyledi. Daha sonra gittiğimde Mezarlıklar Müdürlüğü yetkililerinden, ‘Biz onunla ilgilenmiyoruz bayrağı da kendileri değiştirsin’ cevabının verildiğini söyledi.

‘BEŞİKTAŞ KAYMAKAMLIĞI DEĞİŞTİRDİ’
Elbette ben değiştiririm ama bu çok kanıma dokundu. Beşiktaş Kaymakamlığı’na haber verdim. Kaymakamlık hemen devreye girip Batuhan’ın başındaki Türk bayrağını değiştirdi. Mesele eskimiş bir bayrağın değiştirilmesi değil, çok kalbim kırıldı. O yüzden Kaymakamlık ile durumu paylaştım. Vatan için canını vermiş şehitten bir Türk bayrağını esirgeyen Mezarlıklar Müdürlüğü’nün yaptığını içime sindiremiyorum. Bu aslında 15 Temmuz darbe girişimine karşı bu milletin verdiği mücadeleye bakış açılarını da yansıtıyor. Ama ne şehit oğlumu ne diğer şehitlerin hatırasını ne de bu vatanı bu zihniyete bırakacak değiliz. /…/

DAHA BÜYÜK REZİLLİKLERE GİRİŞEBİLİRLER
15 Temmuz darbe girişimine “Tiyatro, kontrollü darbe” diyen sahte demokratların sekiz yıldır neler yaptığını ve neler yaptıklarını yakından izliyorum. Şehitlerimizin adı verilen sokak ve cadde isimlerinin değiştirilmesinden, 15 Temmuz gazisi olanların belediyelerde işten çıkartılmasına kadar her rezilliklerini gördüm. 15 Temmuz’da şehit ve gazi olanların değil FETÖ’cülerin haklarını savunduklarına şahit oldum.
Ama vatan için canını vermiş bir şehidin mezarı başından bir Türk bayrağını esirgeyeceklerini aklıma gelmemişti. Bu kadar düşeceklerini tahmin etmemiştim.
Belli ki daha büyük rezilliklere de girişecekler, sadece zamanını kolluyorlar.
]]>
EVİNDE ÇOK İLGİNÇ MADDELER BULUNDU
Operasyonda, çok sayıda fişek, narkotik madde, yasadışı ilaç, kozmetik ürün, nakit para, sahte uygunluk belge düzenlendiği tespit edilen epilasyon, bölgesel zayıflama, selülit cihazı, buhar makinası, sıkılaştırma cihazı, cilt bakım makinası, yağ parçalama vb. medikal cihazlara el konuldu öğrenildi.
Sosyal medya fenomeni olarak bilinen ve ülke genelinde kendilerinin ve franchaiselarının toplam 50 güzellik salonu olan Neslim Güngen ve İnanç Güngen’nin sahte ustalık/kalfalık belgeleri düzenleyerek vasıfları uygun olmayan kişilerin iş yeri açmalarına aracılık ettikleri öğrenildi. Aynı zamanda sahte CE belgeleri düzenleyerek herhangi bir UTS kaydı olmayan, yönetmeliklere aykırı ürettikleri cihazlarla ülke genelinde toplam 44 ayrı Taksirle Yaralama suçuna sebep oldukları, açık kaynaklarda benzer içerikli 746 şikayetin yer aldığı, dolandırıcılık suçundan elde edilen suç gelirini diğer bayilerle yapılan anlaşmalar esnasında muvazaalı taşınır ve taşınmaz devirleri üzerinden aklamaya yönelik eylemlerde bulundukları” belirlendi.
Sahte ustalık kalfalık belgelerini 2 bin TL’ye Ankara’daki sahte belge düzenleyen kişiye hazırlatıp franchaiselarına 20 bin liraya sattıkları, MEB, Halk Eğitim kurumlarla yapılan yazışmada franchaise’ların çoğunun sisteme kayıtlı belgesinin mevcut olmadığı, Ürün takip sistemi Sağlık Bakanlığı ile yapılan yazışmada UTS veri tabanına kayıtlı herhangi bir ürünlerinin bulunmadığı, Sahte üretilen CE belgelerinin teknik dosya ve test süreçlerine haiz olmadığı tespit edildi.
KOLAJEN İP TEDAVİSİ DOLANDIRICILIĞI
Neslim Güngen, franchaiselarından hizmet aldığı esnada sağlığı olumsuz etkilenen müşterilerin şikayeti üzerine, taksirle yaralamadan işlem gören franchaiseların, kendilerine yasadışı makine satışı yapan Gürgen’in aleyhine dolandırıcılık müştekisi oldukları öğrenildi. Herhangi bir özelliği olmayan yumak ipler ile marketten alınan sıradan nemlendirici kremlere N.G. etiketi basılarak kolajen ip tedavisi, gençleştirme ipi vb. adlar altında pazarlama yapıldığı ve müşterilerin bu şekilde dolandırıcılık mağduru edildiği belirlendi. Ayrıca, Franchaise anlaşması yapmak isteyen kişilerden isim hakkı adı altında yüksek meblağda para talebinde bulunulduğu ve ödemelerin banka kanalıyla değil taşınır veya taşınmaz malların bedelsiz devri şeklinde gerçekleştirildiği, İsim hakkı ödemesi olarak bedelsiz devralınan taşınır ve taşınmaz malların suçta işbirliği içerisinde olunan galerici ve emlakçılar üzerinden vergisel suçlara ve suç gelirlerinin aklanmasına ilişkin kriminal faaliyetlere konu edildiği saplandı.

1,5 MİLYAR LİRALIK HESAP HAREKETİ TESPİT EDİLDİ
Neslim Güngen ve İnanç Güngen, tarafından yönetilen şirketler arasında gerçeğe aykırı sözde ticari faaliyetlere konu sahte fatura kesildiği, şirketler arasında hesap hareketlerinin toplam hacminin 1.5 Milyar TL olduğu, bu olağan akışa aykırı hareketliliğin suçtan elde edilen gelirin aklanmasına yönelik olduğu anlaşıldı.

MASAK’IN GÖREVLENDİRDİĞİ VERGİ MÜFETTİŞİ DE GÖZALTINA ALINDI
Öte yandan operasyona dair yeni bir gelişme yaşandı. MASAK tarafından fenomen çifti araştırmak üzere görevlendirilen vergi müfettişinin, 30’dan fazla kez Neslim Güngen’i cep telefonundan arayarak kayıt dışı görüşme talep ettiği saptandı. Bu telefon görüşmelerinin teknik takibe takılması üzerine vergi müfettişi de operasyona dahil edildi. Vergi müfettişi tatil yaptığı otelde gözaltına alınarak İstanbul’a getirildi.
GİZLİ AKŞAM YEMEĞİ
Solcu Liberation gazetesi, Macron ittifakında yer alan Horizon Partisinin Genel Başkanı ve eski Başbakan Philippe’in ve hükümetten bazı isimlerin aşırı sağcı RN lideri Le Pen ile aralık ayında “gizli” akşam yemeklerinde buluştuklarını ortaya çıkarması ülke gündeminde tartışmaya yol açtı.
TEHLİKELİ AKŞAM YEMEĞİ
Gazetenin “Macroncuların ve RN’nin gizli yemekleri: Tehlikeli ilişkiler’ başlığı ile servis ettiği haberde, Macron ittifakında yer alan eski Başbakan Philippe’in ve Savunma Bakanı Sebastien Lecornu’nun eski milletvekili Thierry Solere’in evinde aralık ayında aşırı sağın önde gelen ismi Le Pen ve RN Başkanı Jordan Bardella ile “gizlice” buluştuğu belirtildi.
Macron’un aşırı sağın yükselişini önlemek için gittiği erken genel seçimlerden mağlup çıkmasının ardından merkez sol ile koalisyon hükümeti kurma çabaları sürerken, kendi ittifakından bazı isimlerin, aşırı sağcılarla “gizli” yakınlaşması siyaset arenasını gerdi.
Philippe, TF1 kanalında katıldığı programda Le Pen ile yemek yediğini kabul ederek, “Bu yemeğin sonunda birçok konuda çok derin fikir ayrılıklarımız olduğunu fark ettik.” dedi.
İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, açıklamasında, “Philippe istediği kişiyle akşam yemeği yiyebilir ama ben Le Pen ile yemeğe çıkmayacağım.” dedi.
Eski Başbakan Philippe’in siyasi tecrübelerine atıf yapan Darmanin, “Ülkemizin daha iyiye gitmesine yardımcı olacağını umuyorum.” ifadelerini kullandı.
Başkent Paris’i de kapsayan Ile-de-France bölgesinin Başkanı Valerie Pecresse ise katıldığı televizyon programında, Philippe’in Le Pen ile akşam yemeğine çıkmasını “rahatsız edici” buldu. “Yakın olduğumuz kişilerle akşam yemeği yeriz” diyen Pecresse, kendisinin Le Pen ve Bardella ile böyle bir paylaşımının olamayacağını söyledi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yönelik ifadeleri nedeniyle Fransız Radyosundaki işinden olan komedyen Guillaume Meurice ise X hesabından yaptığı paylaşımda, Philippe-Le Pen yemeğine mizahi bir yaklaşımda bulundu. Meurice paylaşımında, “Bu akşam Edouard Philippe’te yiyoruz. (Philippe) İnsanlarla buluşmayı seviyor.” ifadelerine yer verdi.
FRANSA SEÇİMLERİ
Fransa’da ilk turu 30 Haziran ve ikinci turu 7 Temmuz’da yapılan erken genel seçimler, solcu 4 partinin oluşturduğu Yeni Halk Cephesinin galibiyetiyle sonuçlanmıştı. Seçim sonuçlarıyla toplam 577 milletvekilinin görev yapacağı mecliste hiçbir parti ya da ittifak hükümet kurmak için gerekli salt çoğunluğa ulaşamazken, seçimin kaybedeni Macron ittifakının koalisyon arayışları sürüyor.
Fransa’da son üç seçimdir oylarını artırmaya devam eden aşırı sağcı RN partisinin, en son 9 Haziran’daki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde yüzde 31,4 oyla galip gelmesi üzerine Macron, meclisi feshederek erken seçime gitme kararı almıştı.
Genel seçimlerde Yeni Halk Cephesi ittifakı 178 milletvekiliyle mecliste en fazla sandalyenin sahibi olmuştu.
15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişimi sırasında Genelkurmay 2’nci Başkanlığı görevinde bulunan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, FETÖ gerçeği ve 15 Temmuz gecesinin kader anlarını ilk kez anlattı.
“FETÖ ile mücadele devam ediyorsa kesinlikle Cumhurbaşkanımızın dik duruşu sayesindedir” diyen Bakan Güler’in ağzından o gecenin unutulmaz öyküsü:
SAATİ ÖNE ALINCA NE YAPACAKLARINI BİLEMEDİLER
FETÖ, gerçek radikal bir terör örgütü. Örgüt hiyerarşisinde verilen talimatların dışına çıkamayan robotlaşmış bir teşkilat yapısındalar. Bunlar, küçük yaştan itibaren önüne nasıl bir sorun gelirse gelsin “Abim, ablam beni arayacak ve ne yapacağımı bana söyleyecek, endişe etmeme gerek yok” diye alıştırılmış kişiler.
İşte; abilerinin, ablalarının ne yapacaklarını tam söyleyemedikleri gün de 15 Temmuz oldu! Saati öne aldıklarında ne yapacaklarını bilemediler. Çaresiz kaldılar. O gece Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı’nı Genelkurmay karargahına davet ettiğimiz anda ABD’deki elebaşı, haini arıyorlar. Darbenin tespit edildiğini, ne yapacaklarını soruyorlar. Terör elebaşından “Darbeyi derhal başlatın” diye talimat geliyor.
KRİPTO GİBİ ÇALIŞMIŞLAR
FETÖ’nün hain planlarından biri de TSK tarafından yapılan askeri okul sınavlarının ÖSYM’ye geçmesiydi. Bu karar, “ÖSYM sınavı yapsın, başarılı olan vatan evladı askeri okula girsin” düşüncesiyle alındı. Örgüt üyelerinin kendi mensuplarına şifreli aday numarası vb. belirlediklerini ve bize gelen listedeki öğrencilerin baştan itibaren hain örgüt tarafından seçildiğini sonradan anlıyoruz.
Kripto gibi çalışmışlar. Gelenlerin neredeyse tamamı yıllarca FETÖ okullarında, evlerinde yetişmişler. FETÖ’den dolayı askeri okuldan atılanların aileleri, “Benim çocuğum FETÖ’cü değildi, askeri okula girdi ve FETÖ’cü olarak mezun oldu” diyemez. Zaten bize geldiklerinde FETÖ’cü idiler!
MİT MÜŞTEŞARINI ALACAKLARINI SÖYLEMİŞLER
O akşam Güneydoğu’da başlatılacak yeni bir operasyon için toplantı halindeydik. Emir astsubayım, MİT Müsteşarı‘nın görüşmek istediğini söyledi. Hakan Bey (Fidan) Kara Havacılık Komutanlığı’nda görevli bir pilot binbaşının MİT’e gelerek bu akşam helikopterlerle uçuş yapacaklarını, sonrasında MİT Müsteşarı’nı alacaklarını söylediğini iletti.
Genelkurmay Başkanı’na durumu anlattım. “Ne yapalım?” dedi. “MİT Müsteşarı’nı Genelkurmay’a çağıralım” dedim. “Aklımıza 17-25 Aralık ve 7 Şubat MİT krizi geldi. O zaman yapamadıklarını şimdi mi yapmaya çalışıyorlar?” diye düşündük. Genelkurmay Başkanı’nın emriyle Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi’ni aradım. Şimdi tutuklu olan subaya “Şu andan itibaren Türk hava sahasındaki bütün uçuşlar yasaklandı.
Havada olanlar derhal yere inecek” diye emir verdim. Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’a “Kara Havacılık Komutanlığı’na git, olumsuz bir durum görürsen derhal gerekeni yap”, o zamanki 4’üncü Kolordu Komutanı Metin Gürak Paşa’ya da “Zırhlı Birlikler Okulu’na git, oradan dışarı tek bir tank çıkmayacak” emri verildi.
TASFİYE EDİLECEKLERDİ
Hain darbe girişimi öncesinde Yüksek Askeri Şüra hazırlıkları devam ediyordu. Tespit ettiğimiz 123 FETÖ’cü general/amirali Cumhuriyet tarihinde görülmemiş şekilde emekli etmek için liste hazırladık.
Listeden, içimizdeki hainler vasıtasıyla haberdar oldular. FETÖ’cü alçaklar o akşam, “Bizim plan anlaşıldı, çok ivedi harekete geçmemiz lazım, gece üçe kadar bekleyemeyiz” diye düşündüler. Yaşar Güler’in FETÖ’cüler tarafından kelepçelenerek götürüldüğü anlar.
Ergenekon kumpasında çok kıymetli, özel yetişmiş personelimizi kaybettik ve bunun acısını daha sonra çok çektik. Onları kaybettiğimiz için FETÖ’cü alçak ve hainler yönetimde kendilerine alan açarak şans bulmaya başladılar. Hepsi, yüzde yüz FETÖ operasyonuydu.
ÜSTÜME ÇULLANDILAR
Saat 21.25 civarında makam odama büyük bir bağırış ve çağırışla yüzleri maskeli, kıyafetlerinden özel kuvvetler mensubu olduğunu anladığım 10-12 kadar darbeci girdi. “Yat” emrine uymayıp bir tanesini yere fırlatınca hepsi üzerime çullandı ve boğuşma yaşandı.
Türk askerinin, düşman askerine dahi yapmayacağı muamele ile karşılaştım. İstanbul’da kursta olması gereken emir subayım ise sivil kıyafetle içeri girdi. Alaycı bir şekilde “Meraklanmayın komutanım, tatbikat yapıyoruz” dedi. O haini orada gördüğüm an bu işin ne olduğunu anladım.
ÜSTEĞMEN EVLADIMIZ, HAİN EMİR SUBAYINI VURDU
Gözlerimi ve ellerimi bağlayarak beni zorla bir araca bindirdiler. Kısa süre sonra, aracın önünde oturan kişinin “Kapıyı aç, ateş ederim!” diye bağırması üzerine sesinden emir subayım olduğunu ve nizamiyeye geldiğimizi anladım. Karşılıklı bağrışmalar sonrası birkaç el ateş sesi geldi. Hain emir subayım öldü. Odamdan beni sürükleyerek çıkardıkları zaman personelden biri nizamiyeyi arayarak, “Yaşar Paşa’yı kaçırıyorlar, sakın çıkarmayın” demiş.
Genelkurmay Muhafız Tabur Komutanı Yarbayımız; aracın kaputuna yatarak çıkmasına müsaade etmeyeceğini söyledi. Hain emir subayı, kahraman yarbayımızı ateş ederek ağır yaraladı. Bunu gören Muhafız Taburu’ndan üsteğmen evladımız hain emir subayını vurarak öldürdü. O gece beni infaz etmekle görevlendirilen emir subayının öldürülmesi kırılma noktalarından birisiydi.
Bir müddet bekledikten sonra helikopterle bilmediğim bir yere götürüldüm. Odaya hapsedildim. F-16’ların seslerini duydum. Darbecilerin merkezi Akıncı Üssü’nde olduğumuzu anladım. Darbenin silahlı, fiili ayağını başlatmak için benim alınmamı beklemişler.
GECE BOYUNCA GÖZLERİM BAĞLI KALDIM
Gece boyu bir odada ellerim ve gözlerim bağlı kaldım. Bütün ömür boyu yaşadıklarımı gün gün, saat saat hepsini yaşayarak sabahı getirdim. İnsani hiçbir muamele yoktu. Sabaha karşı bomba seslerini duydum. Hainler uçakları bir daha kaldıramasınlar diye bizimkilerin Akıncı Üssü’nün pistini bombaladıklarını düşündüm.
16 Temmuz sabah saatlerinde hapsedildiğim odanın kapısı açıldı ve “Vay, Yaşar’ım” diye bir ses duydum. Havacı Akın Öztürk’tü. Daha sonra görüntüleri izlediğimizde, kelepçeli olduğum bir ortamda serbestçe geziyor, emirler veriyor, bulunduğum odanın koridorunda sabaha kadar tur atıyor.
Kelepçelerimi ve gözümdeki bandı açtırdı, ailemle konuşturmayı teklif etti. Öztürk’ün karşı taraftan olduğunu anladım. Bulunduğumuz olay ve ortamdaki özgürlüğü ilginçti. Bizim taraftan olsaydı, benimle aynı durumda olması gerekirdi. Ailemle telefon görüşmesi teklifine karşı yerimden kalkmadım.
Telefona doğru gitsem, bir senaryonun parçası olarak “Kaçıyordu, vurduk” der geçerlerdi. Onlar için problem bendim. Bunların asıl yüzünü, her şeyi bilen tek bir adam var. O da benim.
Odanın öteki ucundaki sabit telefonla evimi aradılar. Oturduğum yerden seslenerek eşime iyi olduğumu söyledim. Beni kaçırdıkları gece eşime, “Yaşar Paşa’yı vurdular, öldü!” demişler. Sabaha kadar eşim benden haber alamadı!
FETÖ İLE MÜCADELE CUMHURBAŞKANIMIZ SAYESİNDE SÜRÜYOR
Bakan Güler, “FETÖ ile mücadele Sayın Cumhurbaşkanımızın dik ve dirayetli duruşu sayesinde kesintisiz devam ediyor. TSK olarak bu konuda ne bir kişi – ye acıdık ne de kimsenin gözünün yaşına baktık. Bundan sonra da Milli Savunma Bakanlığı olarak tespit edilen bilgi ve belgeler ışığında FETÖ ile mücadelemiz, büyük bir hassasiyetle ve tavizsiz şekilde yürütülecektir” diye konuştu.
SINIRLARIMIZI TERÖR ÖRGÜTLERİNE AÇACAKLARDI
Güler, “FETÖ’cü hainlerin, şayet başarılı olsalardı Güneydoğu’daki sınırları terör örgütü PKK’ya, Suriye’deki sınırımızı da PKK/YPG’ye açacaklarından en ufak bir şüphem yok. FETÖ elebaşını ülkemize getireceklerdi. O gece tarihi değiştiren halkımız her ne olursa olsun bu hainlerin başarılı olmasına geçit vermeyecekti” dedi.
Sahipsiz köpeklerin saldırısı sonucu ağır yaralanan Tunahan 3 ay sonra taburcu edildi










Sokaklarda adeta kol gezmeye başlayan başıboş köpekler tarihler 7 Aralık 2023’ü gösterdiğinde Ankara’da bir canı daha yakmıştı…
Kentte yaşayan 4’üncü sınıf öğrencisi Tunahan Yılmaz, Keçiören ilçesi Kafkaslar Mahallesi’nde okula giderken sokak köpeklerinin saldırısında ağır yaralandı.

3 AY HASTANEDE KALDI, TEDAVİSİ DEVAM EDİYOR
Tunahan, 3 ay Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde art arda yapılan ameliyatlardan sonra, mart ayında taburcu edildi ancak tedavi süreci devam etti. Tunahan’a, 26 Haziran’da aynı hastanede geçirdiği 15’inci büyük operasyonda deri nakli yapıldı.
Yaklaşık 13 saat süren ameliyatın ardından tedavisi tamamlanan Tunahan, tekrar taburcu edildi. Yaraları büyük oranda iyileşen, yeniden yürüyüp konuşabilen Tunahan, şimdi yaşadığı olayın psikolojik etkisiyle mücadele ediyor. Dışarıya çıkmak istemeyen ve kendisini eve kapatan Tunahan, ziyaretine gelen arkadaşları ve komşularından da kaçıyor.

‘EN BÜYÜK AMELİYATINI GEÇİRDİ’
Baba Halil Yılmaz, Tunahan’ın son ameliyatının 12 saat 45 dakika sürdüğünü söyleyerek, “Şu anda gayet durumu iyi. 3 ay sonra bir ameliyatı daha var. En büyük ameliyatı, en risklisi buydu. Daha zor süreçleri atlattı ama bu ameliyatımız çok zordu. Uzun süre kan aradık. Biz hayvan karşıtı değiliz. Herkes istediği gibi hayvanlarına sokakta baksın, evinde baksın, istediği yerde baksın. Tasmasıyla sokakta gezdirebilir. Biz de hayvanseveriz ama bizim 8 ayda çektiğimizi Allah hiçbir anne babaya hiçbir zaman yaşatmasın. Burada herkes bir sorumluluk alsın. Çocuklar bizim geleceğimiz. Bizim tek isteğimiz, sokaklarda başıboş köpek olmasın. Dün yine buradan 4 köpek geçti. Çocuklarımız artık bakkaldan ekmek almaya bile tek gidemez halde bu köpekler yüzünden. Çocuklarımızı ne okula ne parka artık tek başına gönderemiyorum” dedi.

DERİ NAKLİ YAPTILAR
Tunahan’a 3 ay boyunca deri beslemesi yapıldığını anlatan Yılmaz, “Tunahan’ın vücudunda kas yoktu. Sırtına bir tane balonlu besleme yaptılar, etini büyüttüler. Oradan alınan deriyi, kafasına enjekte ederek deri nakli yaptılar. Çok ağır bir süreçti. Tunahan’ın epikriz raporları bile kaç yerinden ısırıldığının tam sayısını yazamaz. Bütün kas bölgeleri, kemiğe kadar sıyrılmıştı saldırı sonrası. Tunahan’ın yaşaması bile bir mucize. Allah onu bize bağışladı. Şu ana kadar büyük ameliyat olarak 15 tane ameliyat geçirdi. Büyük küçük dediğin zaman yaklaşık 20-25 ameliyat geçirdi” diye konuştu.

‘PSİKOLOJİK SORUNLARI DEVAM EDİYOR’
Yılmaz, Tunahan’ın sağlık durumu hakkında doktorların genel olarak iyi olduğunu söylediğini belirterek, “8 aydır, ilk kez 3-4 gündür yemesi içmesi iyi. Önceden yemiyordu, sadece birkaç lokma yiyordu, yürüyemiyordu. Şu an gayet iyi. Sadece psikolojik sorunları var. Bazen günü gününü tutmuyor. Ağırlıklı olarak agresif, sinirli. Melek gibi çocuğum oldu asabi, agresif. Pencereden köpekleri gördüğünde, sayıyor köpekleri. Eğer ki o gece köpekleri gördüyse kesinlikle lambayı söndürmüyor. ‘Lamba açık kalsın’ baba diyor. Korkuyor, aydınlık olsun istiyor gece olduğunda. Çok ürperiyor. O kadar hayvan canlısı olan bir çocuk, ‘Hayvan istemem’ diyor. Yeni düzenlemeyle ilgili gereken neyse, sağlıklı bir şekilde düzenleme istiyoruz. Biz sadece sokakları güvenli hale getirsinler istiyoruz. İnşallah Tunahan son olur” ifadelerini kullandı.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Dilan Polat, eşi Engin Polat, kardeşleri Can ve Sıla Doğu’nun da aralarında bulunduğu 16 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma sonucu hazırlanan iddianameyi değerlendiren Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, davanın ağır ceza mahkemesine açılması gerektiğini bildirerek dosyayı iade etmesine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz etti.
Başsavcılığın itiraz kararında, görevli mahkemenin temel cezaya göre belirlenebilir olduğu, artırım maddesinin mahkemenin görevini belirlemede esas olmadığı vurgulandı.
– Ne olmuştu?
İstanbul merkezli 6 ilde 1 Kasım 2023’te ve devamında düzenlenen operasyonlarda, Dilan Polat ve eşi Engin Polat’ın da aralarında bulunduğu 24 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Soruşturma kapsamında daha önce şirketlerinde yapılan aramalarda dijital materyal ve defterlere el konulan Polat çiftinin de yer aldığı şüphelilerle ilgili Mali Suçları Araştırma Kurulunca (MASAK) ön inceleme raporu hazırlanmış, raporda tasfiye halindeki 3 firmadan aile bireylerine ait şirketlere sözde ticaret karşılığında sahte fatura kesilmesi yöntemiyle 200 milyon lira para girişi olduğu belirlenmişti.
Paranın yine aile bireylerine ait şirketler arasında transfer edildiği, son aşamada ise Engin Polat’ın sahibi olduğu Milda Gayrimenkul isimli firmada toplanarak gayrimenkul ve çok sayıda araç alındığının tespitinin ardından İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, şüphelilerin kimliklerini belirlemiş, İstanbul merkezli Ankara, Yalova, Ordu, Kırklareli ve Manisa’da 43 adrese eş zamanlı operasyon düzenlemişti.
Soruşturma kapsamında çalışmalarını sürdüren ekipler, Dilan ve Engin Polat’a ait bir medikal şirketin Ankara’da başka bir firmaya isim hakkını verdiğini, bu firmanın hesabındaki 1 milyon 800 bin liranın da ortakların kişisel hesaplarına aktarılmaya çalışıldığını tespit etmişti.
Dilan Polat, Engin Polat ve Sıla Doğu’nun da aralarında bulunduğu şüphelilerden 16’sı tutuklanmıştı. Hakimlik, 27 şirkete kayyum atanmasına hükmetmişti.
Sulh Ceza Hakimliği, 14 Haziran’daki aylık tutukluluk incelemesinde, Dilan Polat’ın kardeşleri Can ve Sinem Sıla Doğu ile Can Polat, Gökay Bekar, Halit Polat, Harun Abak, Metin Yılmaz, Mustafa Özalp, Nilgün Yılmaz, Uğurcan Ayyıldız ve Zekai Tepe’nin adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliye edilmesine hükmetmiş, diğer 5 şüphelinin tutukluluk halinin devamına karar vermişti.
Cumhuriyet savcılığının soruşturmayı tamamlamasının ardından hazırlanan iddianamede şüphelilerin “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “yasa dışı bahis”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” ve “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak” suçlarından cezalandırılmaları istenmişti.
İddianamede, soruşturma kapsamına alınan 31 şirketin ve bu şirketlerin sahip olduğu taşınmaz, araç ve benzeri tüm malvarlığının müsadere edilip mülkiyetin kamuya geçirilmesi de talep edilmişti.
Başsavcılık tarafından onaylanan iddianame, Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti.
İddianameyi inceleyen Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, şüpheliler hakkında istenen cezalardaki artırım maddeleri dikkate alındığında, yargılamayı yapma konusunda yetkili mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesi olduğunu belirterek dosyayı savcılığa iade etmişti.
Bakan Yerlikaya’nın açıklamaları şu şekilde:
“12 İlde Uyuşturucu Madde İmalatçılarına ve Bunların Satışını Yapanlar ile Sokak Satıcılarına yönelik Jandarma tarafından düzenlenen “NARKOÇELİK-26” operasyonlarında;
426 Kg Uyuşturucu Madde,
3 Milyon 915 Bin 485 adet kök kenevir ve kök skunk,
2 Milyon 512 Bin adet Uyuşturucu Hap ele geçirildi!
57 Zehir Taciri ve Sokak Satıcısı yakalandı! 28’i tutuklandı. 14’ü hakkında adli kontrol kararı verildi. Diğerlerinin işlemleri devam ediyor.
Aziz Milletimizin Bilmesini İsterim ki; Ülkemizi zehir tacirlerinden ve sokak satıcılarından temizlemeye kararlıyız. Ülkemizin dört bir yanında zehir tacirlerine karşı operasyonlarımız artarak devam edecek!
Jandarma Genel Komutanlığı KOM Daire Başkanlığı koordinesinde; İl Jandarma Komutanlıklarınca; 236 ekip, 1596 personel ile hava araçları ve narkotik dedektör köpeklerinin de katılımıyla İstanbul, Antalya, Bingöl, Diyarbakır, Aydın, Gaziantep, Erzurum, Samsun, Hatay, Ankara, Ağrı ve Van olmak üzere 12 ilde “NARKOÇELİK-26” operasyonları düzenlendi.
Operasyonlarda illerimizde ele geçirilen uyuşturucu miktarları, yakalanan zehir tacirleri ve sokak satıcıları şöyle;
İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ve Gümrükler Muhafaza Müdürlüğünce yapılan çalışmalar sonucu; Meksika’dan İstanbul’a havayolu ile uyuşturucu madde getirileceği ihbarının alınması üzerine düzenlenen operasyonda bir valiz içerisinde;
34,5 kg kokain ele geçirildi.
Yabancı Uyruklu 2 Zehir Taciri yakalandı. 2’si de tutuklandı.
İstanbul(2) İl Jandarma Komutanlığında yapılan ayrı bir operasyonda;
2 Milyon 500 bin adet uyuşturucu hap ele geçirildi.
2 Zehir Taciri yakalandı.
2’si de tutuklandı.
Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığınca yapılan arazi operasyonunda;
3 Milyon 63 Bin 766 adet kök kenevir,
591 bin adet kök skunk ve
265 kg kubar esrar ele geçirildi.
1 Zehir Taciri yakalandı ve tutuklandı.
Aydın İl Jandarma Komutanlığınca yapılan operasyonda;
Muhtelif miktarda uyuşturucu madde ele geçirildi.
5 Sokak Satıcısı yakalandı.
2’si tutuklandı.
3’ü hakkında adli kontrol kararı verildi.
Bingöl İl Jandarma Komutanlığınca yapılan arazi operasyonunda;
144 bin 630 adet kök kenevir ile
13 bin 385 adet kök skunk ele geçirildi.
Antalya İl Jandarma Komutanlığınca yapılan operasyonda;
37 kg skunk,
1 kg bonzai ve
7 bin 500 adet uyuşturucu hap ele geçirildi.
27 Sokak Satıcısı yakalandı.
19’u tutuklandı.
8’i hakkında adli kontrol kararı verildi.
Ağrı İl Jandarma Komutanlığınca yapılan arazi operasyonunda;
1 kg metamfetamin ve
2 kg afyon maddesi ele geçirildi.
4 Zehir Taciri yakalandı.
1’i tutuklandı.
Erzurum İl Jandarma Komutanlığınca yapılan operasyonda;
101 bin 571 adet kök kenevir ele geçirildi.
1 Zehir Taciri yakalandı.
Van İl Jandarma Komutanlığınca yapılan arazi operasyonunda;
14,5 kg metamfetamin ele geçirildi.
Gaziantep İl Jandarma Komutanlığınca yapılan arazi operasyonunda;
5 kg metamfetamin ele geçirildi.
Ankara İl Jandarma Komutanlığınca yapılan operasyonda;
61 kg esrar ile
1.133 adet kök kenevir ele geçirildi.
4 Zehir Taciri yakalandı.
1’i tutuklandı.
2’sinin adli işlemleri sürüyor.
Samsun İl Jandarma Komutanlığınca yapılan operasyonda;
5 kg esrar,
4 bin 522 adet uyuşturucu hap ile
Muhtelif miktarda kök kenevir ele geçirildi.
7 Zehir Taciri yakalandı.
2’si hakkında adli kontrol kararı verildi.
Hatay İl Jandarma Komutanlığınca yapılan operasyonda;
Muhtelif miktarda uyuşturucu hap, esrar ve kök kenevir ele geçirildi.
4 Zehir Taciri yakalandı.
1’i hakkında adli kontrol kararı verildi.
Operasyonları gerçekleştiren Kahraman Jandarmamızı ve Gümrükler Muhafaza Müdürlüğümüzü tebrik ediyorum. Allah ayağınıza taş değdirmesin. Milletimizin duası sizinle.”
]]>UYARILAR
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI: Batı ve Orta Karadeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu’nun kuzeyi ve Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusunda görülecek yağışların yer yer kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
KUVVETLİ RÜZGAR UYARISI: Rüzgarın, Marmara’nın güney ve batısı ile Ege kıyılarında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
16 İL İÇİN SARI KODLU UYARI
Sağanak yağışın beklendiği iller şöyle; Artvin, Çorum, Giresun, Kastamonu, Sinop, Tokat, Bayburt, Ardahan, Çankırı, Erzurum, Kars, Ordu, Sivas, Yozgat, Bartın ve Karabük.
ERZURUM’DA SAĞANAK NEDENİYLE DERELER TAŞTI
İlçede bir süredir devam eden sağanak, hayatı olumsuz etkiliyor. Yağışlar nedeniyle Alabalık Mahallesi’ndeki derelerde taşkın meydana geldi.Taşan dereler bazı tarım arazilerinin su altında kalmasına neden oldu. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen itfaiye ve jandarma ekipleri çalışma başlattı.
AFYONKARAHİSAR İÇİN UYARI
Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, yağışın Afyonkarahisar’ın kuzey ve doğu kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
Ani sel, su baskını, yıldırım, yerel dolu yağışı ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekiyor.
MALAZGİRT’İ DOLU VURDU
Malazgirt ilçesinde etkili olan dolu yağışı nedeniyle İyi Komşu ve Yolgözler köyleri beyaza büründü. Dolu sonrası başlayan sağanak yağmur ekili tarım arazilerinde hasara yol açtı. Dolu ve sağanak yağışın tarım arazilerinde zarara yol açtığını belirten Malazgirt Ziraat Odası Başkanı Tahsin Kılıç, “İlçemize bağlı İyi Komşu ve Yolgözler köyümüzde yoğun yağmur ve dolu etkili oldu. Tarım arazileri büyük ölçüde zarar gördü. Bu köylerimizde hasar tespit çalışmaları yapılıp çiftçilerin mağduriyetlerinin en kısa sürede giderilmesi için elimizden geleni yapacağız” dedi.
DİYARBAKIR’DA ŞİMŞEKLER GECEYİ AYDINLATTI
Meteorolojinin yağış uyarılarının ardından Diyarbakır kent merkezi ve ilçelerinde akşam saatlerinde yağmur etkili oldu. Yağışın etkili olduğu kentte akşam saatlerde peş peşe şimşekler de çaktı. Geceyi aydınlatan şimşekler, kameraya yansıdı.
ANNE VE ÇOCUKLARI KURTARILDI
Elazığ’da akşam saatlerinde etkili olan sağanak, günlük yaşamı olumsuz etkiledi. Sağanak nedeniyle birçok cadde ve sokak suyla doldu. Sürücüler yolda ilerlemekte güçlük çekerken, bazı esnaflar da zemin katlarda bulunan iş yerlerine suyun gitmemesi için çekpaslarla önlem aldı. Merkez Bosna Hersek Bulvarı girişinde bulunan altgeçitte 23 BK 951 plakalı otomobiliyle seyir halinde olan anne ve iki çocuğu, mahsur kaldı. İhbar üzerine olay yerine sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edildi. İtfaiye ekipleri tarafından araçlarından çıkarılan anne ve çocukları, tedbir amaçlı bir süre ambulansa alınarak sağlık kontrolünden geçirildi. Belediye ekipleri ise cadde ve sokakların temizlenmesi için çalışma başlattı.
SICAK HAVADAN BUNALANLAR BAKIRKÖY SAHİLİNE AKIN ETTİ
Sıcak havadan bunalanların tercihi Bakırköy sahili oldu. Bugün İstanbul’da hava termometreler 31 dereceyi gösterirken hissedilen sıcaklık ise 34 derece oldu. Bakırköy sahile gelenlerin bazıları ağaçların altında oturmayı tercih ederken bazıları ise denize girerek serinlemeyi tercih etti. Ağaçların altında serinlemeyi tercih eden Tolga Öztürk, “Ben okuyorum. Şu an yaz tatilindeyiz. Havalar da sıcak, arkadaşlarla toplandık Bakırköy’deyiz. Sıcak havada deniz kenarında serin bir yer arıyoruz. Aldık çekirdeklerimizi de keyif yapıyoruz burada. Her yer gölgelik, ağacın altına geçtik. Sıcakları çok azaltmıyor ama en azından güneş olmadığı için rüzgarla beraber hallediyoruz” dedi. Emircan Çamurcu ise, hissedilen sıcaklığın 35 dereceyi bulduğunu ifade ederek, “Hissedilen hava sıcaklığı 34-35 derece civarında bence. Biz de o yüzden kendimizi sahile attık. Gölgede oturalım dedik arkadaşlarla. Bizim de yapabileceğimiz, elimizden gelen bu şu anlık. Başka yapabileceğimiz bir şey yok” diye konuştu.
“TATİLE GİDEMİYORUZ SAHİLE GELİYORUZ”
Tatile gidemediği için sahilleri değerlendirdiğini belirten Cemal Alim, “Mahmutbey’den bir metroya biniyoruz geliyoruz buraya, bir hava alıyoruz. Şimdi eve gideceğiz torun bakacağız. Yarın torunla da geleceğiz. Ne yapalım şimdi; emekli bir vatandaş, bu ekonomik imkanlarla eskisi gibi sağa sola gidemiyor, çok zor. Bunu siz de takdir edersiniz, eskiden bu aylarda bizim kuşak mutlaka bir 10-15 günlük tatil yapabiliyorduk. Şimdi o imkan kalmadı. Biz de buraya geliyoruz, çimende çocuklarla muhabbet ediyoruz” ifadelerini kullandı. Emrah Çayıroğlu ise, “37 civarı vardır. Az önce de hava durumuna baktım. Evde klima da var ama deniz kenarına gelip hava almak daha keyifli geliyor. Çay içiyoruz, meyve yiyoruz, bu şekilde değerlendiriyoruz yani. Nem oranı çok, bundan dolayı daha sıcak hissediliyor. Yorgunluk veriyor o da ister istemez insana. Biz de buralara kaçtık. Saat 19.00’dan sonra, özellikle hafta içi burada yer bulmak imkansız. Bu saatlerde biraz hem boşluk oluyor, hem de bir şekilde temiz bulabiliyoruz mesela. 17.00 civarından sonra baya kirleniyor. Bölge temizleniyor. Biz de bundan faydalanıyoruz” şeklinde konuştu.
MARMARA
Parçalı, doğusu yer yer çok bulutlu, Kocaeli, Sakarya, Yalova, Bilecik ve Bursa çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, batı ve güney kesimlerinde kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
EDİRNE 23°C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL 25°C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ 24°C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
KOCAELİ 23°C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
EGE
Parçalı, yer yer çok bulutlu, (Manisa hariç) iç kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, Ege kıyılarında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
A.KARAHİSAR 19°C, 31°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DENİZLİ 25°C, 39°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İZMİR 27°C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
MUĞLA 25°C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Parçalı ve az bulutlu, iç kesimlerinin yer yer çok bulutlu, Batı Akdeniz’in iç kesimleri ve Doğu Akdeniz’in Toroslar kesimi ile Kahramanmaraş çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA 26°C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu, kuzey çevreleri yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA 29°C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu, iç kesimleri yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
HATAY 25°C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
ISPARTA 23°C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İÇ ANADOLU
Parçalı, yer yer çok bulutlu, kuzey ve güneydoğu kesimlerinin, bölge genelinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA 20°C, 31°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Kuzey ve batı çevrelerinde beklenen yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ÇANKIRI 19°C, 32°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Beklenen yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ESKİŞEHİR 19°C, 30°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Beklenen yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.
SİVAS 16°C, 30°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin (Sinop hariç) yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU 16°C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, yer yer kuvvetli olmak üzere, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DÜZCE 21°C, 33°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİNOP 23°C, 27°C
Parçalı bulutlu
ZONGULDAK 22°C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin iç kesimlerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Orta Karadeniz’in iç kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
AMASYA 20°C, 33°C
Parçalı ve çok bulutlu, yer yer kuvvetli olmak üzere, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ARTVİN 20°C, 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN 23°C, 29°C
Parçalı ve çok bulutlu, iç kesimleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON 24°C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, iç kesimleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, (Bitlis, Hakkari ve Şırnak dışında) bölgenin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kuzeydoğu kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ERZURUM 12°C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel kuvvetli olmak üzere, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS 12°C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel kuvvetli olmak üzere, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA 21°C, 36°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
VAN 16°C, 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, bölgenin kuzeyi yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR 23°C, 40°C
Parçalı ve az bulutlu, yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GAZİANTEP 24°C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu, kuzey çevreleri yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİİRT 26°C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu
ŞANLIURFA 28°C, 40°C
Parçalı ve az bulutlu
4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada tutuksuz sanıklar şantiye şefleri Murat Kaş (39), Halil İbrahim Us (34), tutuklu yapı denetim şirketi sahibi Halil Yıldız (55) ile ölenlerin yakınları ve taraf avukatları salonda hazır bulundu. Müteahhit Hasan Çam (53) ile statik proje ve uygulama denetim görevlisi Yavuz Kaygısız (55), duruşmaya tutuklu bulundukları cezaevlerinden, tutuksuz yapı denetim şirketi kontrol elemanı Melike Yıldız (33) ise yaşadığı şehirdeki adliyeden SEGBİS ile katıldı.

“KAROTLAR BİLİRKİŞİLİK KILAVUZUNA GÖRE ALINMAMIŞ”
Duruşmada ilk savunmasını yapan yapı denetim şirketi sahibi Halil Yıldız oldu. Suçlamaları kabul etmeyen Yıldız, karot örneklerin yönetmeliklere uygun alınmadığını öne sürerek, “Karot örneği alan bilirkişilerin duruşmada dinlenmesini talep ediyorum. Çünkü karotlar bilirkişilik kılavuzuna göre alınmamış. Daha az hasar görmüş 2 bodrum kat varken özellikle hasar görmüş, iş makinelerinin çalışmalar sırasında bir taraftan alıp diğer tarafa attığı yerlerden karot alınmış. Ben kasıt arıyorum. Ayrıca bizler yapı denetim olarak her kontrolümüzü belediyenin onayına sunarız ve onlar da gelip inceleyerek onaylar. Onay mercileri belediyelerdir, tahliyemi talep ediyorum” dedi.

“TUTUKLU OLMAMIN HİÇ KİMSEYE FAYDASI YOKTUR”
Sitenin müteahhidi ve zemin kattaki marketin de sahibi olan Hasan Çam da suçlamaları reddederek tahliyesini talep etti. İnşattan anlamadığını, ilkokul mezunu olduğunu belirten Çam, kendisini şöyle savundu:
“Benim mesleğim gıda marketçiliği, inşaatın ‘i’sinden anlamam, ilkokul mezunuyum. Ben inşaatı, işi bilen mimar, mühendis ve yapı denetim firmalarına verdim. Hasan Çam olarak sadece binanın finansörlüğünü yaptım. Maddi, manevi çok büyük kayıplarım oldu. Sahibi olduğum marketlerde yüzlerce çalışanım var. Tutuklu olmamın hiç kimseye faydası yoktur. Yargılama elbette devam edecek ve tutuksuz yargılanmak istiyorum. Kaçma şüphem yok, işimin başında olmak zorundayım. 17 aydır tutukluyum ve mağduriyetim had safhaya geldi. Tahliyemi talep ediyorum.”
Diğer sanıklar da suçlamaları reddedip, önceki duruşmalarda verdikleri savunmalarını yinelediklerini söyledi.
Mahkeme heyeti, geçen duruşma alınan kararla yeni rapor için bilirkişiye gönderilen dosya gelmediği için tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verip duruşmayı 27 Eylül’e erteledi.

“BİZİM TEK DERDİMİZ ADALET, ADALETTEN BAŞKA BİR BEKLENTİMİZ YOK”
Yıkılan apartmanda annesi, babası, kardeşi ve dedesini kaybeden Tuba Erdemoğlu, adliye önünde adalet nöbeti tuttuklarını belirterek adaletin yerini bulmasını istediklerini söyledi.
Depremin üzerinden 17 ay geçmesine rağmen adalet arayışı içinde olduklarını ve acılarını yaşayamadıklarını ifade eden Erdemoğlu, şöyle devam etti:
“Biz artık suçluların hak ettiği cezayı almasını ve bir an önce yargılanmasını, cezalarını almasını istiyoruz. Bizim tek derdimiz adalet, adaletten başka bir beklentimiz yok. 17 ay geçmesine rağmen Sait Bey Sitesi davasında tek bir kamu personeli hala yargılanmıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. İçişleri Bakanlığı’ndan gerekli izinlerin bir an önce çıkmasını, soruşturmalara dahil edilmesini istiyoruz. Ben depremde ailemden 4 kişiyi kaybettim, beton yığınlarının arasından alıp toprağa verdim fakat suçlular hak ettikleri cezaları almıyorlar, taksirle yargılanıyorlar. Bizim davamız taksirle görülecek bir dava değil, Said Bey Sitesi olası kasta görülecek bir dava. Olayda ihmali olan kamu personellerinin bir an önce dosyaya dahil edilmesini istiyoruz.”

Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan yönetmeliğe göre, direksiyon eğitimi dersi sınavları, il veya ilçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin belirlediği ve ilgili mevzuata göre onay alınmış 2 farklı rotanın bulunduğu güzergahta yapılacak.
Engelli kursiyerler, kendisine ait veya temin edeceği, standartlara ve engel durumuna uygun başka bir araç ile eğitim alarak sınavlara girebilecek.
Kurum açma işlemlerinde, resmi kurum ve kuruluşlardan alınması gereken belgelerin, ilgili kurumlardan kaynaklanan gecikmeler sebebiyle alınamaması durumunda bir ay, inceleme raporunda belirtilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla ise 20 gün ek süre verilecek.
Kurslara kayıtlarda, yeni tip Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartı ibrazı zorunluluğu getirilecek.
Sahada yaşanan sıkıntıların giderilmesi, sahteciliğin önlenmesi amacıyla kayıt esnasında kurs tarafından kursiyerin fotoğrafı çekilecek, sisteme aktarılarak kursiyerin fotoğraf ve bilgilerin kendine ait olduğuna ilişkin teyidi alınacak. Kursiyer için düzenlenen fatura da Özel MTSK Modülüne işlenerek, mali bakımdan kayıt dışılığın önüne geçilecek.
Direksiyon eğitimi dersinin ilk 4 sınavı sonunda başarısız duruma düşenlerden isteyenler, ikinci 4 sınav hakkını kullanmak üzere başka bir kursa nakil yapılabilecek.
Teorik sınavlar sonucunda başarılı olan kursiyerlerden kendi isteğiyle kaydını sildirenler ile direksiyon eğitimi dersi sınavlarında başarısız duruma düşenler, 3 yıl içerisinde yeniden kursa kayıt yaptırdıklarında teorik eğitim ve sınavlardan muaf tutulacak.
Muvazzaf askerlik görevi, hamilelik, doğum veya tedavisi uzun süren bir hastalığı bulunanlar, sınav haklarını dondurarak mazeret süreleri bitiminde kalan sınav haklarını kullanabilecek.
UYGULAMA SINAV SÜRESİ 40 DAKİKAYA ÇIKACAK
Sınavlarda başarı gösteren kursiyerler, elektronik ortamda düzenlenen Motorlu Taşıt Sürücüleri Kursu Sertifikasını e-Devlet sistemi üzerinden alabilecek.
Sınavlar 07.00-18.00 yerine 07.00-21.00 saatleri arasında yapılacak ve her kursiyer için 35 dakikalık uygulama sınav süresi 40 dakika olacak.
Sınavlar, sınav yürütme komisyonunca sınav günü sabahı yapılan toplantıda çekilen kura ile belirlenen güzergahta gerçekleştirilecek.
Kursiyerlerin geri park uygulamasında koniler arasına tek hamlede girememesi durumunda aynı hamleyi bir kez daha yapabilmelerine imkan tanınacak.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 85. maddesinin ikinci fıkrasındaki şartları taşıyanlardan “A1” sınıfı sertifika almak isteyenlere, yönetmelikte belirlenen direksiyon eğitimi dersi saatinin yarısı kadar eğitim alarak direksiyon eğitimi dersi uygulama sınavında başarılı olmaları halinde “A1” sınıfı sertifika verilecek.
Eğitim ve sınav araçlarının yaşları, fabrikada imal edildiği tarihten sonra gelen ilk takvim yılında bir yaşında kabul edilecek şekilde hesaplanacak.
YERİNE BAŞKASINI SINAVA SOKANLAR 5 YIL SINAVA GİREMEYECEK
Sınavlarda, komisyonların veya diğer görevlilerin çalışmasını tehdit, hakaret veya zor kullanarak engelleyen ya da engellettirenler, başkasının yerine sınava girenler veya girmeye teşebbüs edenler ile kendi yerine başkasını sınava sokan veya buna teşebbüs edenler 5580 sayılı kanun kapsamında 5 yıl süre boyunca yapılacak sınavlara katılamayacak.
Direksiyon eğitimi dersi sınavı uygulama ve değerlendirme komisyonları, bir günde 12 kursiyer yerine 10 kursiyerin sınavını yapabilecek.
İlçede sınav yapılacak sertifika sınıfında yeteri kadar direksiyon eğitimi dersi sınavı uygulama ve değerlendirme komisyonu üyesinin olmaması durumunda bu sertifika sınıfı için başka ilçelerden görevlendirme yapılabilecek.
Sınav yürütme komisyonu, sınavdan bir gün önce direksiyon eğitimi dersi sınavının yapılacağı güzergahta gerekli incelemeleri yapacak. Uygulama alanlarında kursiyerin araç kullanmasını kolaylaştırıcı işaretlerin bulunup bulunmadığını, güzergahta sınavın gerçekleştirilmesine engel teşkil edecek durumların olup olmadığını kontrol edilecek.
Eğitim ve sınavlarda, otomobil sınıfı için dar alanda en fazla üç hamlede geri dönüş yapma ve tali yolda araç kullanma, motosiklet grubu için ise dar alanda dönüş uygulaması yapılacak.
Yönetmelik değişikliği kapsamında direksiyon eğitimi dersi sınavı uygulama ve değerlendirme komisyonu üyeleri ile direksiyon usta öğreticileri, yapılan değişikliklere intibakının sağlanması amacıyla en geç 2 yıl içerisinde hizmet içi tamamlama eğitimine alınacak.
Söz konusu değişikliklerin bazıları 6 ay sonra yürürlüğe girecek.
ERDOĞAN’IN ÇAĞRISI SONRASI CUMHURBAŞKANLIĞI KÜLLİYESİ’NE GİTTİ
O gece televizyon izleyen Bünyamin İnce, gördüğü haberler karşısında beyninden vuruldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halkı sokağa çağırması, diğer haber kanalında yorumcunun ‘bugün ölmeyeceksek ne zaman öleceğiz” söylemi ve TRT’de okunan darbe bildirisi, İnce’yi hainlere karşı harekete geçirdi. 8 aylık hamile eşinin “gitme” demesine rağmen Bünyamin İnce, yeğeniyle beraber soluğu Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde aldı.

TANKIN ÖNÜNDE YATTI
15 Temmuz gecesinde yaşanan olayları Sabah’tan Ömer Çetin’e anlatan gazi Bünyamin İnce, gaziliğin lezzetini aldığını ancak şehitliğin lezzetini düşünemediğini, Allah’tan tek duasının şehadeti de nasip etmesi olduğunu ifade etti.
İnce, daha sonra şöyle konuştu:
“Düğünden sonra eve geldim. Televizyonda haber kanallarını taramaya başladım. Cumhurbaşkanımızın seslenişini izledim. Başka bir kanala geçtim. Orada yorumcu ‘öleceksek bugün ölelim’ falan dedi. TRT’yi açtığımda darbe bildirisini izledim. O anda gözlerim karardı. Eşim sıkıntılı bir hamilelik süreci geçiriyordu, stresli geldiğimiz için de ağrısı vardı. O sırada ablamın oğlu telefonda ‘ben duramıyorum, biz de gidelim’ demesi üzerine tamam diyerek kapattım.

Eşim bana gitme diyor ama benim duyacak halim kalmamıştı. Evde bir kapıyı çektiğimi hatırlıyorum. Sonrasında yeğenim ile buluştuk. Arabamıza yoldan birkaç vatandaş daha alarak yola çıktık. Cumhurbaşkanımızın Külliye’de olduğunu düşünerek oraya doğru gitmeye karar verdik. Tankların Jandarma Genel Komutanlığı’nın oradan Külliye’ye doğru yöneldiğini gördük. Tankların arasından boşluk bularak arabamız ile geçtik ve Millet Camii yanındaki yolun ortasına park ettik. Arkamızdan iki araç daha gelerek yolu kapatıp barikat kurduk. Sonra ben tanklara doğru koştum. O sırada üstümüzden uçaklar geçerek ses bombası etkisi yaratıp bizi korkutmaya çalışıyordu. Tank hareket ettiği sırada önüne yattım. Tanktaki askeri görmüyordum ama o beni gördüğünü biliyorum. Tank arada gaz vererek korkutup kaçmamı sağlamak istiyordu. Yaklaşık bir saat önünde yattım. Sonunda dayanamayarak durdu. O an halk tankın üzerine çıkarak askerleri içinden çıkardı.”

İLK KURŞUNU YİYEN GAZİ OLARAK TARİHE GEÇTİ
Tankın bir tanesini durdurmayı başaran gazi İnce, diğer tankın önüne geçtiği esnada da ilk kurşun yiyen gazi olarak tarihe geçti. İnce, “Diğer tanklar geri dönüş yaptı. Bu sefer en öne doğru koşayım derken tanktan açılan ateş sonucu karın bölgesinden yaralandım. Kendime baktım, canım yanmıyordu. Plastik mermi ile ateş açtıklarını düşündüm. O sırada halktan biri bağırmaya başladı: ‘Asker ateş açtı, sivil vuruldu’ diye. Yeğenim geldi ve ona eşime söylememesi için uyardım.” dedi.
GÖZLERİNİ AÇAR AÇMAZ İLK DUYDUĞU: ‘HAİNLER BAŞARAMADI’
Plastik mermi ile vurulduğunu düşünen İnce, “Vatandaşlar beni bir arabaya bindirdiklerinde yaralanmamın basit bir şey olduğunu düşünüyordum. Hastaneye girdiğimizde doktora plastik mermi ile vurulduğumu, bir şeyim olmadığını, pansuman yapıp geri döneceğimi söyledim. Sonra anladım ki normal mermi ile yaralanarak kalın bağırsağım parçalanmış. Beni başka bir hastaneye sevk etmeye karar verdiler. Ambulansa bindirildim ve Dışkapı Hastanesi’ne götürülüp direkt ameliyata alındım. Sabah gözlerimi açtığımda ne oldu diye sordum. Kuzenim, ‘başaramadılar, hainlere vatanı teslim etmedik’ dedi. 35 gün hastanede yattım” şeklinde konuştu.

“TEKRAR BİR KALKIŞMA OLURSA HİÇ DÜŞÜNMEDEN SOKAĞA ÇIKARIM”
15 Temmuz hain darbe girişimin üzerinden 8 yıl geçtiğini anımsatan İnce, kripto FETÖ’cülerin bir an önce tespit edilip adalete teslim edilmesi gerektiğini aktardı. İnci, “FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün bürokrasi, yargı, emniyet içerisine yuvalanan kripto elemanları var. Bir an önce onların tespitinin yapılıp görevlerinden el çektirilmesini talep ediyoruz. 15 Temmuz darbe girişimin üzerinden 8 yıl geçti. 15 Temmuz da bunların neler yaptıklarını ne kadar acımasız olduklarını unutmaya başladık. Bu hain örgüt tekrar bir kalkışmaya kalkarsa hiç düşünmeden yine sokağa çıkarım. Bu sefer darbecilerle kimse müzakere etmez.” açıklamasında bulundu.
İnce, “Akıllarını başlarına alsınlar. Darbenin ne olduğunu artık her yaştan vatandaş öğrendi. Bu bilinç Türk halkına aşılandı. Tekrar bir kalkışma olduğunda neler olacağını tüm dünya gördü. Ama bu örgütün her şekle girmeyi başarıyor. Bunlar yargı üzerinden, sokaklar üzerinden her an ortalığı karıştırabilecek yetenek ve potansiyele sahipler. Sosyal medyayı etkin şekilde kullandıklarını görüyoruz. Bunu son olarak Kayseri’de yaşanan olaylarda bir kez daha ortaya çıktılar. Halkımız uyanık olması gerekiyor. Vatan sevgisini okullarda verilen sağlam eğitim ve ailelerin çocuklarını iyi bir şekilde yetiştirmesiyle aşılayabiliriz” dedi.

Yağışların, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Güneydoğu kesimlerinde toz taşınımı bekleniyor.

Önemli bir değişiklik beklenmiyor. Batı kesimlerde mevsim normallerinin üzerinde, doğu kesimlerde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.
ANKARA VALİLİĞİNDEN UYARI
Ankara Valiliği de, kentin kuzey ve batısında etkili olması beklenen gök gürültülü sağanak nedeniyle sel ve su baskınlarına karşı uyardı.

Valiliğin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Meteoroloji Genel Müdürlüğü Analiz ve Tahmin Merkezinden alınan son verilere göre; gök gürültülü sağanak yağışların, Ankara’nın kuzey ve batısında akşam saatlerine kadar yerel kuvvetli olması beklendiğinden sel, su baskını, yıldırım, yerel dolu yağışı ve yağış anında kuvvetli rüzgar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir” denildi.

Genellikle kuzey, öğle saatlerinde Akdeniz kıyıları ile Güneydoğu Anadolu’da güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın batısı, Kuzey Ege kıyıları ile Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi bekleniyor.

KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI
Yağışların, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yer yer kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.


SARI KODLU UYARI GENİŞLETİLDİ!

KUVVETLİ RÜZGAR UYARISI
Rüzgarın, Marmara’nın batısı, Kuzey Ege kıyıları ile Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
BUGÜN HAVA NASIL? (9 TEMMUZ 2024)

MARMARA
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinde Bilecik ve Bursa çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, batı kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi bekleniyor.
EDİRNE °C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
KOCAELİ °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
EGE
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, Kuzey Ege kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi bekleniyor.
A.KARAHİSAR °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
DENİZLİ °C, 40°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 37°C
Az bulutlu
MANİSA °C, 39°C
Az bulutlu
AKDENİZ
Parçalı ve az bulutlu, Toroslar kesiminin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
ANTALYA °C, 41°C
Az bulutlu
HATAY °C, 33°C
Az bulutlu
ISPARTA °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
İÇ ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğu kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ÇANKIRI °C, 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ESKİŞEHİR °C, 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİVAS °C, 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, iç kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, iç kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi bekleniyor.
BOLU °C, 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DÜZCE °C, 34°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİNOP °C, 29°C
Parçalı bulutlu
ZONGULDAK °C, 29°C
Parçalı bulutlu
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
AMASYA °C, 32°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ARTVİN °C, 29°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, iç kesimlerinde öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
SAMSUN °C, 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON °C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin (Hakkari ve Şırnak dışında) yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kuzey kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Güneydoğu kesimlerinde toz taşınımı görüleceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
KARS °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
MALATYA °C, 33°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
VAN °C, 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölge genelinde toz taşınımı bekleniyor.
DİYARBAKIR °C, 39°C
Parçalı ve az bulutlu
GAZİANTEP °C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
SİİRT °C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu
ŞANLIURFA °C, 41°C
Parçalı ve az bulutlu
DENİZLERDE HAVA
Ege’de fırtınamsı rüzgar bekleniyor.
KARADENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu, doğusu aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Batı Karadeniz’de kuzey ve kuzeydoğudan, doğusu güneybatıdan 3 ila 5; Doğu Karadeniz’de batı ve kuzeybatıdan 3 ila 5, akşam saatlerine kadar batısı 6 kuvvetinde; Dalga: 1,0 ila 2,0 m, Doğu Karadeniz’in batısında yer yer 2,5 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
MARMARA
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu; Rüzgar: Kuzey ve kuzeydoğudan 4 ila 6 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m; Görüş: İyi.
EGE
Hava Durumu: Az bulutlu ve açık; Rüzgar: Kuzey ve kuzeydoğudan, güneyi kuzeybatıdan 4 ila 6 yer yer 7 kuvvetinde, Dalga: 1,5 ila 2,5 m yer yer 3,0 m; Görüş: İyi.
AKDENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu; Rüzgar: Batı Akdeniz’de batı ve güneybatıdan, batısı kuzeybatıdan 3 ila 5, Antalya Körfezi sabah saatlerinde kuzeydoğudan 6; Doğu Akdeniz’de güney ve güneybatıdan, gece saatlerinde batısı kuzeydoğudan 3 ila 5 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m; Görüş: İyi.
VAN GÖLÜ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel olmak üzere gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Doğu ve kuzeydoğudan, öğle saatlerinden sonra güneybatıdan 3 ila 5 kuvvetinde, Dalga: 0,25 ila 0,75 m, Görüş: İyi, yağış anında orta.
Barajın eski günlerine döndürmek isteyen yetkililer çareyi ise 52 kilometre uzaklıkta bulmuştu. Hafik ilçesindeki Pusat Özen Barajı’ndan 4 Eylül Barajına su takviyesi yapılması amacıyla başlatılan yaklaşık 52 kilometrelik iletim hattı projesi tamamlanarak 4 Eylül barajına su takviyesi yapılmıştı. Su takviyesinin ardından bir barajda su seviyesi düşerken takviye yapılan barajda ise su seviyesi bir türlü istenilen seviyeye ulaşmadı. Adacıkların oluştuğu baraj görenleri endişelendirirken 4 Eylül köyü muhtarı Ali Pek, Özen Barajı’ndan aktarılan su sayesinde 4 Eylül Barajı’nın su seviyesi belli bir düzeyde tutulduğunu belirtti. Pek, su seviyesinin korunması ve şehrin susuzluk çekmemesi için geçen seneden bu yana Özen barajından su takviyesi yapıldığını söyledi.

BU SENE YAĞIŞLAR OLMADI
4 Eylül Barajına geçen seneden başlatılan su takviyesinden dolayı şehrin bir nebze de su sıkıntılarının hafifleyeceğini belirten Sivas Merkez 4 Eylül köyü muhtarı Ali Pek, “Bulunduğumuz yer Kolluca ve Dörtyol arasındaki 4 Eylül Barajı. Şu anda Sivas’ın tamamen içme suyu buradan karşılanıyor. Burası Kolluca Köyü arazisi içerisinde bulunan, temeli 1960’lı yıllarda atılan 4 Eylül Barajı, 1996 yılında faaliyete geçip 2006-2007 yılları arasında da şehre su vermeye başlayan bir içme suyu barajıdır. Şehir aslında bu sene daha çok su sorunu yaşayabilir. Eğer geçen sene Özen Barajı’ndan buraya takviye su hattı yapılmasaydı şu anda şehir susuz kalacaktı. Bu sene iklimlerden dolayı yağışlar çok olmadı. 4 Eylül Barajı’nı besleyen derelerde de bir artış olmadı. Şu an Özen Barajı’ndan gelen su ile şehir su ihtiyacını karşılıyor. Özen Barajı’ndan bu sene de buraya su aktarılmasaydı şehir tamamen susuz kalacaktı. Şu an Özen Barajı’ndan gelen su burayı belli bir seviyede tutuyor” diye konuştu.
“Özen Barajı’ndan dolayı şu anda yüzde 15’lik bir doluluk oranı var”
Tarımsal sulamanın arttığı bu dönemde, insanların da gereksiz su kullanımının şehre ciddi su sıkıntıları çektireceğini söyleyen Pek, “Tarımsal sulamanın en çok olduğu dönem, yağışlar da fazla olmadı ama yine de şehrin, insanların suyu belli miktardan fazla kullanmamalarını tavsiye ediyorum. Şehir daha önceden de bu su sorunlarını yaşadı. Barajlarda ne kadar su olsa dahi suyu kullanırken daha özen göstermelerini rica ediyorum. Barajın toplam uzunluğu 4.5 kilometre, kalan kısmın tamamen dolmuş olsaydı şu anda doluluk oranı %60 olurdu. Şu an gördüğümüz su tutmuş alan tamamen kurumuş durumdaydı. Şu anda da zaten yüzde 15’lik bir doluluk oranı var, o da zaten Özen Barajı’ndan dolayı. Bu sene bu şekilde giderse su sorunu yaşamayız. Ancak içinde bulunduğumuz ay dolayısıyla tarımsal sulamanın en fazla olduğu dönem. Hafik tarafındaki tarımsal sulamalar da bir ay içerisinde biterse şehrin su sıkıntısı çekmeyeceğine inanıyorum. Vatandaşlarımız, özellikle yaz dönemi saniyede, dakikada bir ihtiyaçları olmadan duş alırlarsa memlekete de devlete de yazık” dedi.
]]>
ANNESİNİ BOĞAZINI KESEREK ÖLDÜRDÜ
Oğluyla aralarında tartışma çıktı. Kapıyı kilitleyen Doğukan D., annesini darbedip, bıçakla saldırdı. Bezmez, darp ve boğazı ile vücudunun çeşitli yerlerinden aldığı bıçak darbeleri ile yaralandı.
Güçlükle kilitli kapıyı açarak dışarı çıkan Bezmez, evin bahçesinde düşüp, hayatını kaybetti. Polis tarafından gözaltına alınan Doğukan D., bir gün sonra sevk edildiği adliyede tutuklandı.

24 YIL HAPİS CEZASI İSTEMİYLE İDDİANAME HAZIRLANDI
Soruşturmanın ardından Doğukan D. hakkında, ‘Canavarca hisle veya eziyet çektirerek kadın yakınına karşı tasarlayarak öldürme’ suçundan 24 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. İki sayfalık iddianamede, Figen Bezmez’in, oğlu Doğukan D.’nin istememesi nedeniyle olayın yaşandığı tarihe kadarki 1 aylık sürede çocuklarıyla aynı evde değil, bir otelde kaldığı belirtildi. Bezmez’in yemek ve temizlik işleri gibi ihtiyaçları için ara sıra eve gittiği kaydedildi. Bezmez’in küçük oğlu E.D.’nin ise gündüzleri annesinin yanına gittiği ve geceleri uyumak için ağabeyinin yanına geldiği belirtildi.

‘KAN TAHLİLİNDE D VİTAMİNİ DEĞERİM YOK’
İddianamede Figen Bezmez’in, olaydan bir gün önce spor salonunda başı döndüğünü anlatması üzerine oğlu Doğukan D.’ye sağlık ocağına giderek D vitamini değerlerini kontrol ettirmek için kan tahlili yaptırma teklifinde bulunduğu ifade edildi.
Doğukan D.’nin annesinin bu teklifini kabul edip, kan verdiği ardından da tahlil sonuçların alıp, birlikte eve döndükleri belirtildi. Daha sonra yaşananlara ise iddianamede, şöyle yer verildi:
“Tahlil sonuçlarında ‘D’ vitamini değerlerinin bulunmadığını gören Doğukan D. sinirlenip, annesine bağırmaya başladı. Bezmez, bunun üzerine tekrar sağlık ocağına gitti. Figen Bezmez, bir süre sonra oğlunu telefonla arayıp, sağlık ocağında ‘D’ vitaminine bakılmadığı için sonuçta olmadığını söyledi. Bunun üzerine Doğukan D.’nin ‘Sen benden boş yere 4 tüp kan aldırdın. Ben de senin 4 tüp kanını akıtacağım, eve gel’ dediği belirtildi. Oğlunun durumundan endişelenen Bezmez, otele gelip küçük oğlu E.D. ve otel çalışanı bir kadınla oğlunun yaşadığı eve gitti. Ancak, Doğukan D. sadece annesini eve aldı. Annesini yumruklayarak darbetti, ardından da kapıyı kilitledi. Bu sırada Bezmez, ‘Kapıyı aç, kilitleme ne olursun, yapma oğlum, özür dilerim’ dedi. O sırada oğlu E.D ile otel çalışanı kadın kapıyı açmak için çalıştı. Kapının bir anda açılmasıyla Figen Bezmez boğazı kesik halde dışarı çıktı ve evinin önüne yığılarak olay yerinde yaşamını yitirdi.”

OTOPSİ RAPORUNA GÖRE BOYNUNDA 3 FARKLI KESİ VARMIŞ
İddianamede Bezmez’in otopsi raporu da yer aldı. Raporda Figen Bezmez’in boyun bölgesinde 4, 7 ve 15 santimetre olmak üzere 3 farklı kesinin olduğu belirtildi. Doğukan D.’nin emniyette suçunu kabul ettiği ancak tutuklama safhasında çıkarıldığı mahkemede susma hakkını kullandığı da iddianameye girdi.
Kırım Tatar kültürü ve müziğinin de dans gösterileriyle tanıtıldığı etkinlikte, farklı yaş gruplarından bireyler bir araya gelerek kültürel zenginliklerini paylaştı. Kırım Tatar kültüründeki halk oyunlarının sergilendiği gösterilerde Türk kültürüne ait parçalar Ukraynalı Kırım Tatarı çocuklar tarafından seslendirildi.
Katılımcılar, konuşmacıların hitaplarından sonra düzenlenen fiziksel ve duygusal rahatlamayı içeren hipoterapi seanslarına katıldı.
AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, programda yaptığı konuşmada, etkinlikten memnuniyet duyduğunu söyledi.
Bir ülkenin vatandaşı olmanın en güzel yanının ülkeye bağlılık olduğunu aktaran Gürcan, “Hangi koşulda olursanız olun devletiniz size sahip çıkıyorsa, size bir imkan veriyorsa, ailesizliğinizi hissettirmiyorsa o ülkede refah var demektir, o ülkede güven var demektir. Bu öyle bir şey ki ben bu ülkenin sosyal devlet anlayışının özellikle son 20 yılda başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere ve Hanımefendi Sayın Emine Erdoğan’ın yaptıkları, ön açtıkları unsurla bugün beraberiz. ” dedi.
Gürcan, Kırım Tatarları’nın mücadelenin içerisinden geldiğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“BUGÜN TÜM KALBİMİZLE SİZLERİN YANINA GELDİK”
Programda müzik aracılığıyla çocuk ve yaşlıların bir araya getirildiğini belirten Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Orhan Bayrak ise güçlü bir kültürel bağ sağlamayı hedeflediklerini belirtti.
Bayrak, 50 çocuk ve 80 yaşlı vatandaşın 20 Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü personeli refakatinde özel bir organizasyonun parçası olduğuna değinerek, “Bu etkinlik Kırım Tatarlarının sosyal yollarını artırarak onları moral ve motivasyon olarak yükseltmeyi de amaçlamaktadır. Kültürel etkinlikler aracılığıyla Kırım Tatarlarının toplumumuzla kaynaşması kendilerini daha değerli ve önemli hissetmelerini sağlayacaktır.” diye konuştu.
Ukrayna’dan 2 yıl önce geldiklerini kaydeden Eskişehir Kırım Ailesi Okulu Temsilcisi Anife Kurtseitova ise Türkiye’den destek gördüklerini dile getirdi.
Türkiye’ye teşekkürlerini ileten Kurtseitova, “Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’ye de teşekkür etmek istiyorum. Biz savaştan önce Türkiye’ye çok geldik. Aslında biz de sizin gibi bir Türk’üz. Buraya çok farklı festivallere ve konserlere katılmak için gelmiştik, ancak şimdi tabii ki burada çalışmaya gayret ediyoruz. Kadınlarımız, çocuklarımız, okulumuz burada. Hepinize çok teşekkür etmek istiyorum. Bir gün savaşlar biter, ancak zor günlerde yardım eden Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiç bir zaman unutulamaz. Bugün çok heyecanlıyım, dedelerimiz, çocuklarımız burada. Bizim tüm akrabalarımız çok uzakta, Kırım’dalar. Bazıları yok, görmüyoruz. Sizler izin verirseniz her bayram sizlerin yanına gelmek istiyoruz. Bugün tüm kalbimizle sizlerin yanına geldik.”
Programa Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan Eskişehir Valisi Aksoy’un eşi Hülya Aksoy, Vali Yardımcısı Ali Çetin, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Erhan Demir ve eşi, İl Emniyet Müdürü Yaman Ağırlar, İl Göç İdaresi Müdürü Mustafa Turan ve eşi katıldı.
Ukrayna’daki savaş nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan Ukraynalı Kırım Tatarı çocuklar, Emine Erdoğan ve Ukrayna Devlet Başkanı’nın Eşi Olena Zelenska’nın girişimleriyle savaşın hemen başında, 2022 yılında Türkiye’ye getirilmişti. Toplam 1500 savaş mağduru çocuk ve refakatçiler, barınma ve eğitim başta olmak üzere ilgili kurumlar tarafından bakım altına alınmıştı.

İnsanoğlu tarih boyunca olayların ve belli bir başlangıca göre akıp giden zamanın içerisindeki yerini tespit etmek için hep bir takvime ihtiyaç duymuş ve farklı farklı takvimler meydana getirmiştir. Bunlardan biride Müslümanların takvimi olarak bilinen hicrî takvimdir. Hicrî takvim, ayın dünyanın etrafındaki dönüşüne göre tanımlanır. Bundan sebep bu takvime Kameri takvimde denilmektedir.
“Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce” adı verilen aylardan oluşan Hicrî takvimin “Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb” ayları da haram aylardır. Kur’an-ı Kerim’de de ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü de haram aydır (Tevbe, 36). Peki bu aylara neden haram aylar denilmiştir? Hz. İbrahim (a.s) döneminden beri bu aylarda her türlü kötülük, saldırı, zulüm ve savaş yasak olduğundan bu aylara haram aylar yani yasak daha doğrusu yasaklı aylar denilmektedir.
HİCRİ TAKVİMİN ORTAYA ÇIKIŞI
İslâmiyet öncesi Arapların resmi kabul edilen ve yılların sayıldığı bir takvimleri yoktu. Tarih tesbiti ise bazı büyük ve önemli olaylar esas alınarak yapılıyordu. Örneğin; bunlardan biri ve en yaygını “Fil Senesi” adını verdikleri Yemen Kralı Ebrehe’nin ordusuyla birlikte Mekke üzerine yürüyüp Kabe’yi yıkmak istediği olaydır.
Fakat İslâmiyet sonrası resmi bir takvim ihtiyacı vazgeçilmez bir hal almıştı. Çünkü idari işleri düzenlemede birçok aksaklıklar sırf bu yüzden meydana geliyordu. Buna bir örnek verecek olursak Hz. Ömer’in halifeliği döneminde kendisine getirilen bir borç senedi ile alacaklı ve verecekli olan kişiler anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Nitekim alacaklı senedin üzerindeki “Şaban” ayı yazısının bu yıla ait olduğunu söylerken, borçlu olan kişi ise gelecek yıla ait olduğunu iddia ediyordu. Dolayısıyla bu ve bunun gibi karışıklıkların çoğalması Hz. Ömer’in bir danışma kurulu kurup bu durumu onlara anlatarak bir tarih tesbiti yapmalarının gerekliliğine sebep olmuştu.
Bunun üzerine kurulan kurul arasında görüşmeler başlamış ve çeşitli takvim teklifler ileri sürülmüştü. Örneğin; bir sahabe Hz. Peygamber (s.a.v)’in vefatının takvim başlangıcı olmasını, bir sahabenin de bi’setin, yani peygamberlik görevinin Hz. Peygamber (s.a.v)’e verildiği yılın esas alınarak takvimin başlangıcı olmasını teklif etmişti. Hatta bazıları da Hristiyanların Hz. İsa’nın doğum günü olarak kabul ettikleri miladi takvimde olduğu gibi Hz. Muhammed (s.a.v)’in de doğum gününü takvim başlangıcı olarak kullanmayı teklif etmişti. Ancak Hz. Ali’nin 622 yılında Hz. Peygamber (s.a.v)’in Mekke’den Medine’ye Hicret ettiği tarihin takvim başlangıcı olarak başlatılması teklifi diğer teklifler ile birlikte değerlendirildikten sonra oy birliğiyle kabul edilmiş ve böylece 1 Muharrem 622 yılı Hicrî birinci yılın başı olarak ilan edilmişti.

İLMİN KAPISI OLAN HZ. ALİ’NİN TEKLİFİNDEKİ İNCELİK
Hicret, İslâm tarihinin bir dönüm noktasıydı. Çünkü hicret’e kadar geçen süre Müslümanların Mekke’de zulüm ve işkence altında yaşadığı ve eşi görülmemiş bir sabır ve metanet dönemiydi. Hicretle birlikte Müslümanların hem hayatları kurtulmuş, hem de İslâmiyet yeni bir çevrede, yeni dostluklarla kısa sürede güçlenme ve yayılma imkanına kavuşmuştur. Bu sebeple tarih tesbitinde Hicret üzerinde görüş birliği içinde olunmuş ve Müslümanlar o günden bu güne yılbaşını bu olaya dayandırarak takvimini başlatmışlardır.
HİCRİ TAKVİMLERDEKİ AYLAR İÇİNDE YILIN İLK AYI OLAN MUHARRAM AYININ ÖNEMİ
Hicrî takvimde yer alan ay isimlerinin milâdî beşinci yüzyılın başlarında Hz. Peygamber (s.a.v)’in baba tarafından beşinci dedesi olan Kilâb bin Mürre tarafından belirlendiği nakledilmektedir. “Muharrem” de hürmet edilen anlamında olup Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından Allah’ın ayı olarak nitelendirilmiştir (Müslim, Sıyam, 202-203 [1163]). Bu niteleme Muharrem ayının faziletine, ilahi feyz ve bereketinin bolluğuna işarettir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şerifinde “Ramazan’dan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem’de tutulan oruçtur.” diye buyurmuştur (Müslim, Sıyam, 202-203 [1163]).
Bu oruç aşure gününde tutulan ve sünnet olan bir oruçtur. Çünkü; Hz. Peygamber (s.a.v), aşure gününde oruç tutmuş ve bunu Müslümanlara da tavsiye etmiştir (Buhari, Savm, 69 [2004]). Ancak bu oruç ile alakalı önemli bir husus bulunmaktadır! Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) Medine’ye gelince, Yahudilerin de aşure gününde oruç tuttuklarını görür ve onlara benzememek için Muharrem ayının 9 ile 10 veya 10 ile 11 günlerinde orucun peş peşe tutulmasının daha doğru olacağını buyurmuştur (Müsned, 1/241 [2154]).
Muharrem ayının onuncu gününe bu ismin verilmesi ile ilgili iki görüş bulunmaktadır. Birincisi Muharrem ayının onuncu günü olmasından sebep Arapça on anlamına gelen aşra (aşr) dan bu ismin geldiğidir. İkincisi ise Allah’ın on peygamberine bugün de ikram ve ihsanda bulunduğudur. Bu ikramlar ise şöyle belirtilmektedir: Hz. Musa denizi yararak Firavun ile ordusundan kurtulmuştur, Hz. Nuh gemisini Cudi dağının üzerine demirlemiştir, Hz. Yunus balığın karnından kurtulmuştur, Hz. Adem’in tövbesi kabul edilmiştir, Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan çıkarılmıştır, Hz. İsa dünyaya gelmiş ve semaya yükseltilmiştir, Hz. Davud’un tövbesi kabul edilmiştir, Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail doğmuştur, Hz. Yakub’un oğlu Hz. Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri görmeye başlamıştır, Hz. Eyyub hastalığından şifaya kavuşmuştur. Ancak bu konuyla ilgili bahsedilen rivayetlerin bazılarının İsrailiyat kökenli olduğu da düşünülmektedir (Detaylı bilgi için bkz. TDV İslâm Ansiklopedisi, Aşura Maddesi, Yıl 1991, c. 4, s. 24-26).
İslâm tarihinde Muharrem ayının onuncu günü ile ilgili hüzünlü bir olayda yer almaktadır! Hz. Peygamber (s.a.v)’in torunu, Hz. Ali (r.a)’ın da oğlu Hz. Hüseyin (r.a) ve beraberindeki yetmiş kişinin Kerbala denilen bölgede şehit edilmesi ve başının kesilmesi hadiseside ne yazık ki Muharrem ayının onuncu gününde olmuştur. Hz. Hüseyin’in bu hüzünlü sonu İslâm edebiyatında başlı başına bir tür oluşturmuş ve özellikle Muharrem törenlerinde onun adına okunmak üzere kasideler ve mersiyeler yazılmasına da sebep olmuştur. Özellikle Şiî mezhebine mensup Müslümanlar ve Sünnî mezhebe mensup Tasavvufî gelenekten gelen Müslümanlar Muharrem ayında anma törenleri düzenlemekte ve Hz. Hüseyin (r.a) ve beraberinde şehit olanları yad etmektedirler.

AŞURE’NİN GEÇMİŞİ VE AŞURE GELENEĞİ
Aşure aslında bir tatlı değildir! Hz. Nuh’un tufan esnasında gemide yedi çeşit hububat ile pişirdiği bir yemektir. Hatta tufandan sonra da yeryüzünde pişirilen ilk yemek olduğu da söylenmektedir (Ruhu’l-Beyan, 2/93). Ancak bu gelenek zamanla Müslümanlar tarafından Muharrem ayının simgesi ikramlığı haline gelmiştir. Özellikle Osmanlılar döneminde aşure sarayda da pişirilir, helvacıların nezaretinde aşçılar ve kiler ağaları tarafından hazırlanırdı. Muharremin onundan itibaren de “aşure testisi” adı verilen özel kaplarla saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılırdı. Bununla birlikte Anadolu’da zengin aileleri ve esnaf teşkilâtları tarafından da aşureler kaynatılır ve halka merasimlerle dağıtılırdı.
ÜMİT ÖZDEMİR
İlahiyatçı Araştırmacı Yazar
]]>Bölgedeki araştırmalarda 19 kaldera tespit edildiğine dikkati çeken Akın, daha fazla sayıda olduğu düşünülen kalderaların bazılarının zaman içinde belirginliğini yitirmiş olabileceğini belirtti.
Akın, peribacaları, doğal kayaçlar ve volkanik çıkış noktalarında yapılan incelemede, oluşum yaşlarının birbirine yakın olduğunun görüldüğünü dile getirdi.

Geçmişten beri yurt içi ve dışından bilim insanlarının bölgede jeolojik katmanlar ve kayaçlar üzerinde çeşitli incelemeler yaptığını, verilerle ilgili çok sayıda makalenin yayımlandığını ifade eden Akın, çalışmaların Kapadokya’nın geçmişine ışık tutacak nitelikte olduğunu anlattı.
Zaman zaman düzenledikleri seminerlerle bölgedeki profesyonel turist rehberlerine araştırmalarla ilgili bilgi verdiklerini belirten Akın, “Bölgemize gelen turistlerin Kapadokya’nın nasıl oluştuğu konusunda bilgilendirilmesi çok önemli. Volkanik çıkış noktaları Kapadokya’nın oluşumuna kanıt olduğundan turizme kazandırılmalı ve kalderaların turistik gezi noktaları içine dahil edilmesi yararlı olacaktır.” ifadelerini kullandı.
– “Kapadokya, Erciyes, Hasan Dağı ve Melendiz’in ürünü değil”
NEVÜ’nün YÖK tarafından 2021’de “Doğal ve Kültürel Miras Turizmi” alanında ihtisas üniversitesi ilan edildiğini anımsatan Akın, “Bölgedeki kayaçların yaşlarının tespiti ve jeolojik yapısı gibi birçok çalışmayı duyurmaya çalışıyoruz. Kapadokya’nın Erciyes, Hasan Dağı ve Melendiz’in ürünü olmadığını, kendi volkanik çıkış noktalarından çıkan volkanik malzemelerin ürünü olduğu yönündeki bilgilendirmeleri bilimsel ve toplumsal ölçekte yapmaya devam ediyoruz.” dedi.
Kapadokya’daki kayaçların bilinen lav kapsamında olmayıp, piroklastik kayaç olarak adlandırılan “eski volkanizma” malzemelerinden oluştuğunu savunan Akın, yüzeye kayaç ve kül olarak çıkan volkanik malzemelerin, depolanmanın etkisiyle ortaya çıkan basınçla taşlaşarak yumuşak kayaları oluşturduğunu dile getirdi.
Akın, son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birtakım verilerin daha kolay elde edilebildiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Kapadokya’da peribacalarının içinde bulunduğu ignimbiritlerin (volkanik püskürmelerle yeryüzüne çıkan katı parçalardan oluşan piroklastik kayaçlar) yaşına baktığımızda, genelde 5 ile 9 milyon yaş aralığını gösterir. Oysa Erciyes ve Hasan Dağı ile Melendiz’e baktığımız da bunlar çok daha gençtir, yaşları 1,5-2 milyon yıl civarındadır. Bu durumda daha genç bir volkanın daha yaşlı bir ürünü oluşturma durumu bulunmadığından, çok net şekilde Kapadokya’daki volkanik kayaçların kendi içindeki volkanik çıkış noktalarından yüzeye çıktıklarını söylemek mümkün. Özellikle Nevşehir’in batı ve güney kısımlarında Derinkuyu, Acıgöl, Çardak gibi bölgelerde volkanik çıkış noktaları görülmekte. 5-9 milyon yıl öncesinde bu kalderalardan yüzeye volkanik kaya ve kül olarak malzemeler çıkmış, Kapadokya’da bu istifi oluşturmuştur.”
– Yöre halkı kalderaların turizme kazandırılmasını bekliyor
Nevşehir Turist Rehberleri Odası (NERO) Başkanı Özan Onur da üyeleri olan profesyonel turist rehberlerine bölgedeki volkan tepeleri ve kalderalar konusunda bilgilendirme yaptıklarını, bir sonraki turizm sezonunda Kapadokya’nın oluşumunu merak eden turistlere yönelik bu alanlara özel turlar düzenlemeyi planladıklarını kaydetti.
Lav akıntılarının net şekilde gözlemlenebildiği Suvermez köyü sakinlerinden Hüseyin Özdemir de volkanik kalıntıları görmek isteyen turistleri ağırlamaktan mutlu olacaklarını ifade ederek, “Yöre halkı olarak buraların lav akıntısı olduğunu düşünüyorduk. Bu konuda çalışmalar yapıldı ve düşündüğümüz gibi oldu. Buranın turizme açılması yöremiz için çok iyi olur.” diye konuştu.
Acıgöl ilçesinde bir lisede öğretmenlik yapan Attila Çataltepe de “Bölgenin oluşumuna asıl etki eden yerler burası. Çevrede farklı yerlerde kalderalar var. Turizme kazandırıldığında, coğrafya ve tarih kitaplarına geçtiğinde yörenin tanıtımı ve kalkınmasına faydalı olacağını düşünüyoruz.” dedi.
Buna göre, Limanlar Kanunu’nda yapılan değişiklik kapsamında, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, deniz ve iç sular ulaşımını geliştirmek ve serbest, adil, sürdürülebilir bir rekabet ortamı sağlamak amacıyla sınırlı olmak üzere ve özel kanunlarda ve kanun hükmünde kararnamelerde aksine hüküm bulunmadıkça liman, iskele ve kıyı yapılarında gemilere verilen hizmetlere ilişkin gerektiğinde taban ve tavan ücretlerini tespit etmek ve uygulamasını denetlemekle yetkili olacak.
Bakanlık, özel kanunlarda ve kanun hükmünde kararnamelerde aksine hüküm bulunmadıkça deniz yetki alanlarında, su yollarında ve iç sularda kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri ile liman idari sınırlarında demirleyen gemilerin demirleme ücretlerini ve bu ücretlerin ödenmesine ilişkin usul ve esaslar ile muafiyetleri belirleyecek.
Demirleme ücret tarifesi, bir günlük demirde kalma süresi için geminin seferi, demirde kalma süresi, aylık veya yıllık toplu ödeme, demirleme nedeni, demirlediği yer gibi unsurlar göz önünde bulundurularak geminin grostonu başına 2 lirayı geçmemek üzere Bakanlık tarafından belirlenecek. Bu miktar, her yıl yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılacak. Cumhurbaşkanı, bu miktarı 10 katına kadar artırmaya yetkili olacak.
MİLLİ SİVİL HAVACILIK GÜVENLİK KURULU VE HAVACILIK GÜVENLİĞİ
Türk Sivil Havacılık Kanunu’nun Milli Sivil Havacılık Güvenlik Kurulu ve havacılık güvenliğine ilişkin hükmünde yapılan düzenlemeyle tüm yolcular, havacılık güvenliğinin ihlal edilmemesiyle sınırlı olmak üzere, havaalanlarına ve hava araçlarına geçerken yanlarındaki eşyalarıyla teknik cihazlarla ve gerektiğinde elle kontrol edilecek ve aranacaklar.
Teknik cihazlarla yapılan kontrollerin sonuçlandırılamaması durumunda, bahse konu yolcu, kendisinin ve eşyasının elle aranmasını kabul etmediği takdirde, havaalanı ve hava aracına kabul edilmeyecek.
Havacılık güvenlik tedbirleri, can ve mal güvenliğini sağlamak, hava araçlarına, havacılık tesislerine ve kişilere yönelik yasa dışı eylemleri önlemek amacıyla genel kolluğun gözetiminde, özel güvenlik görevlilerince yerine getirilecek.
KILAVUZLUK RÖMORKÖRCÜLÜK HİZMETLERİ
Türkiye deniz yetki alanlarında, su yollarında ve iç sularda verilecek kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yürütülecek. Bakanlık bu hizmetleri, belirlenen usul ve esaslar dahilinde gerçek veya tüzel kişilere yaptırabilecek veya devredebilecek.
Kılavuzluk ve römorkörcülük hizmeti verenler, Bakanlıkça belirlenen şartları sağlayamamaları veya kaybetmeleri, verilen süre içerisinde şartları yerine getirememeleri halinde ilgili sahada hizmet vermesine izin verilmeyecek. Belirlenen yükümlülüklere aykırı hareket edenlere Bakanlık veya liman başkanlığı tarafından, ihlalin niteliğine göre, 100 bin liradan 2 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
GEMİLERDEN “SERA GAZI EMİSYONU” BEDELİ ALINACAK
Yük veya yolcu elleçleme amacıyla limanlara gelen veya limanlardan ayrılan ticari gemilerin saldıkları sera gazı emisyonlarının karşılığı olarak bedel alınacak. Bu bedeller, doğrulanan sera gazı emisyonları ile Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi güncel karbon fiyatı temel alınarak belirlenecek ve bu bedel her yıl, bir sonraki yılın eylül ayı sonuna kadar bir önceki yılın toplam bedeli olarak ödenecek.
Tutarlar, yeşil denizcilik için araştırma, geliştirme, dönüşüm ve yeni yapım faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bütçesine özel ödenek olarak kaydedilecek.
SİVİL HAVACILIKTA İDARİ PARA CEZALARI ARTIRILDI
Sivil havacılıkta yetki ve yükümlülüklere aykırı davranılması durumunda uygulanacak idari para cezaları artırıldı.
Ticari hava işletmelerinin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından izin, işletme ruhsatı almaması, tarifelerdeki değişiklikleri bildirmemesi; Türk sivil hava araçlarının tescil edilmemesi; sivil havacılık personelinin yeterlilik belgesi almaması; uçakta işlenen suçları pilotun kanuni tedbirlerin alınmasını sağlamak amacıyla yetkili makamlara bilgi vermemesi gibi durumlarda 1000 liradan 10 bin liraya kadar olan para cezası 20 bin liradan 500 bin liraya; sivil uçak sicilinde ve verilecek tescil belgesiyle ilgili işlemlere aykırı davranışta bulunanlara 500 liradan 10 bin liraya kadar olan para cezası 10 bin liradan 500 bin lira liraya çıkarıldı.
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün sivil havacılığı düzenlemek maksadıyla alacağı önlemlere uymayanlara uygulanacak ceza 10 bin liradan 500 bin liraya yükseltildi.
Uçuş izni almadan, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü veya mülki idare amirlerince belirlenen alanlar dışında insansız hava aracı uçuran ve genel kolluk kuvvetlerince tespit edilen kişiler hakkında mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından 60 bin lira idari para cezası uygulanacak.
ABD ziyareti öncesi Esenboğa Havalima’nında açıklama yaan Erdoğan şunları söyledi:
Zirveden beklentimiz milli güvenlik hassasiyetleri gözeten ittifakı gözeten neticelerin elde edilmesi. Savunma sanayideki engellerin kaldırılması mühimdir. Görüşmelerde dünyada artan terör tehlikesine dikkat çekeceğiz.

NATO’nun gayretlerinin artırılmasının gerektiğinin altını çizeceğiz. Ukrayna’da NATO’nun savaşın tarafı haline getirilmemesi için ilkeli duruşumuzu sürdürüyoruz. Silahların konuştuğu her gün bizim ne kadar isabetli bir yerde durduğumuzu göstermekte.
SORU CEVAP
Azerbaycan’ın yaklaşımı bizimle aynı noktaya gelmiştir. Bundan sonraki süreçte bizler Kuzey Kıbrıs’ı tam üye olarak nasıl taşırız, bunun gayreti içindeyiz.

NATO’nun ilk beş ülkesinden bir tanesiyiz. Mali destek ve güç katma noktasında söylüyorum.

Şu anda bunları aşmanın gayreti içerisindeyiz. Özellikle NATO ile İsrail Filistin noktasında istediğimizi alabilmiş değiliz. Burada Dışişleri ve Milli Savunma Bakanımızın görüşmeleri var. Kendilerini uyaracağız.

Doha’da süreci takip ediyoruz. İnşallah kısa zamanda neticeyi alırız.
NATO ZİRVESİ İÇİN ABD’YE GİDİYOR!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO zirvesi için ABD’nin başkenti Washington’a gidiyor.
Zirvenin ilk günü olan 9 Temmuz’da 75’inci yıl anma programı düzenlenecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu programda yer alacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan çarşamba günü, 32 üyeli ittifakın devlet ve hükümet başkanları toplantısına katılacak. Aynı günün akşamında liderler ve eşleri, ABD Başkanı Joe Biden’ın Beyaz Saray’da vereceği akşam yemeğinde buluşacak.
Liderler, Perşembe günü NATO-Ukrayna Konsey toplantısı için aynı masa etrafında bir araya gelecek. Cumhurbaşkanı, zirve kapsamında çok sayıda ikili görüşme de gerçekleştirecek.
Erdoğan’ın İsrail’in Gazze’deki katliamının durdurulması için atılacak adımları da gündeme getirmesi bekleniyor. Cumhurbaşkanı, Washington’dan ayrılmadan önce bir basın toplantısı düzenleyecek.

ÜYE ÜLKELER SAVUNMA TEDBİRLERİNİ GÖRÜŞECEK
NATO’nun bu yılki zirvesinde ittifak üyeleri güvenlik konusunu ele alacak. Soğuk savaştan bu yana dünyanın en büyük güvenlik sınamalarından geçtiği bu dönemde üye ülkeler savunma tedbirlerini görüşecek.
İletişim Başkanlığı sosyal medya hesabından zirve ile ilgili paylaşım yaptı.
NATO’nun 75’inci kuruluş yıl dönümüne tekabül eden zirvede; İttifak coğrafyasına yönelik meydan okumalar ve riskler karşısında teşkilatın, caydırıcılık ve savunma alanındaki gayretleri ile Ukrayna’daki durum ve bu ülkeye yönelik destek hakkında görüş alışverişinde bulunulacaktır. Terörle mücadele konusunda atılan adımlar da zirve gündeminde yer alacaktır.
NATO’nun Asya-Pasifik bölgesindeki ortakları Avustralya, Japonya, Güney Kore ve Yeni Zelanda’nın liderleri, Ukrayna Devlet Başkanı ve Avrupa Birliği temsilcileri de ilgili oturumlara iştirak edeceklerdir. Sayın Cumhurbaşkanımızın, zirve marjında katılımcı bazı devlet ve hükümet başkanlarıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmeleri öngörülmektedir.
Erdoğan, Esenboğa Havalima’nında açıklama yaptı:
Zirveden beklentimiz milli güvenlik hassasiyetleri gözeten ittifakı gözeten neticelerin elde edilmesi. Savunma sanayideki engellerin kaldırılması mühimdir. Görüşmelerde dünyada artan terör tehlikesine dikkat çekeceğiz.
NATO’nun gayretlerinin artırılmasının gerektiğinin altını çizeceğiz. Ukrayna’da NATO’nun savaşın tarafı haline getirilmemesi için ilkeli duruşumuzu sürdürüyoruz. Silahların konuştuğu her gün bizim ne kadar isabetli bir yerde durduğumuzu göstermekte.
SORU CEVAP
Azerbaycan’ın yaklaşımı bizimle aynı noktaya gelmiştir. Bundan sonraki süreçte bizler Kuzey Kıbrıs’ı tam üye olarak nasıl taşırız, bunun gayreti içindeyiz.
NATO’nun ilk beş ülkesinden bir tanesiyiz. Mali destek ve güç katma noktasında söylüyorum.
Şu anda bunları aşmanın gayreti içerisindeyiz. Özellikle NATO ile İsrail Filistin noktasında istediğimizi alabilmiş değiliz. Burada Dışişleri ve Milli Savunma Bakanımızın görüşmeleri var. Kendilerini uyaracağız.
Doha’da süreci takip ediyoruz. İnşallah kısa zamanda neticeyi alırız.
NATO ZİRVESİ İÇİN ABD’YE GİDİYOR!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO zirvesi için ABD’nin başkenti Washington’a gidiyor.
Zirvenin ilk günü olan 9 Temmuz’da 75’inci yıl anma programı düzenlenecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu programda yer alacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan çarşamba günü, 32 üyeli ittifakın devlet ve hükümet başkanları toplantısına katılacak. Aynı günün akşamında liderler ve eşleri, ABD Başkanı Joe Biden’ın Beyaz Saray’da vereceği akşam yemeğinde buluşacak.
Liderler, Perşembe günü NATO-Ukrayna Konsey toplantısı için aynı masa etrafında bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı, zirve kapsamında çok sayıda ikili görüşme de gerçekleştirecek.
Erdoğan’ın İsrail’in Gazze’deki katliamının durdurulması için atılacak adımları da gündeme getirmesi bekleniyor.
Cumhurbaşkanı, Washington’dan ayrılmadan önce bir basın toplantısı düzenleyecek.
ÜYE ÜLKELER SAVUNMA TEDBİRLERİNİ GÖRÜŞECEK
NATO’nun bu yılki zirvesinde ittifak üyeleri güvenlik konusunu ele alacak. Soğuk savaştan bu yana dünyanın en büyük güvenlik sınamalarından geçtiği bu dönemde üye ülkeler savunma tedbirlerini görüşecek.
İletişim Başkanlığı sosyal medya hesabından zirve ile ilgili paylaşım yaptı.
İletişim Başkanlığı, “NATO’nun 75’inci kuruluş yıl dönümüne tekabül eden zirvede; İttifak coğrafyasına yönelik meydan okumalar ve riskler karşısında teşkilatın, caydırıcılık ve savunma alanındaki gayretleri ile Ukrayna’daki durum ve bu ülkeye yönelik destek hakkında görüş alışverişinde bulunulacaktır. Terörle mücadele konusunda atılan adımlar da zirve gündeminde yer alacaktır” ifadesi kullanıldı.
Ayrıca “NATO’nun Asya-Pasifik bölgesindeki ortakları Avustralya, Japonya, Güney Kore ve Yeni Zelanda’nın liderleri, Ukrayna Devlet Başkanı ve Avrupa Birliği temsilcileri de ilgili oturumlara iştirak edeceklerdir. Sayın Cumhurbaşkanımızın, zirve marjında katılımcı bazı devlet ve hükümet başkanlarıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmeleri öngörülmektedir” ifadelerine yer verildi.
Yağışların, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Güneydoğu kesimlerinde toz taşınımı bekleniyor.

Önemli bir değişiklik beklenmiyor. Batı kesimlerde mevsim normallerinin üzerinde, doğu kesimlerde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.

Genellikle kuzey, öğle saatlerinde Akdeniz kıyıları ile Güneydoğu Anadolu’da güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın batısı, Kuzey Ege kıyıları ile Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi bekleniyor.
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI
Yağışların, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yer yer kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.


KUVVETLİ RÜZGAR UYARISI
Rüzgarın, Marmara’nın batısı, Kuzey Ege kıyıları ile Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
BUGÜN HAVA NASIL? (9 TEMMUZ 2024)

MARMARA
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinde Bilecik ve Bursa çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, batı kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi bekleniyor.
EDİRNE °C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
KOCAELİ °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
EGE
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, Kuzey Ege kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi bekleniyor.
A.KARAHİSAR °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
DENİZLİ °C, 40°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 37°C
Az bulutlu
MANİSA °C, 39°C
Az bulutlu
AKDENİZ
Parçalı ve az bulutlu, Toroslar kesiminin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
ANTALYA °C, 41°C
Az bulutlu
HATAY °C, 33°C
Az bulutlu
ISPARTA °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
İÇ ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğu kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ÇANKIRI °C, 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ESKİŞEHİR °C, 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİVAS °C, 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, iç kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, iç kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi bekleniyor.
BOLU °C, 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DÜZCE °C, 34°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİNOP °C, 29°C
Parçalı bulutlu
ZONGULDAK °C, 29°C
Parçalı bulutlu
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
AMASYA °C, 32°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ARTVİN °C, 29°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, iç kesimlerinde öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
SAMSUN °C, 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON °C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin (Hakkari ve Şırnak dışında) yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kuzey kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Güneydoğu kesimlerinde toz taşınımı görüleceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
KARS °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
MALATYA °C, 33°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
VAN °C, 30°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölge genelinde toz taşınımı bekleniyor.
DİYARBAKIR °C, 39°C
Parçalı ve az bulutlu
GAZİANTEP °C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
SİİRT °C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu
ŞANLIURFA °C, 41°C
Parçalı ve az bulutlu
DENİZLERDE HAVA
Ege’de fırtınamsı rüzgar bekleniyor.
KARADENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu, doğusu aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Batı Karadeniz’de kuzey ve kuzeydoğudan, doğusu güneybatıdan 3 ila 5; Doğu Karadeniz’de batı ve kuzeybatıdan 3 ila 5, akşam saatlerine kadar batısı 6 kuvvetinde; Dalga: 1,0 ila 2,0 m, Doğu Karadeniz’in batısında yer yer 2,5 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.
MARMARA
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu; Rüzgar: Kuzey ve kuzeydoğudan 4 ila 6 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m; Görüş: İyi.
EGE
Hava Durumu: Az bulutlu ve açık; Rüzgar: Kuzey ve kuzeydoğudan, güneyi kuzeybatıdan 4 ila 6 yer yer 7 kuvvetinde, Dalga: 1,5 ila 2,5 m yer yer 3,0 m; Görüş: İyi.
AKDENİZ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu; Rüzgar: Batı Akdeniz’de batı ve güneybatıdan, batısı kuzeybatıdan 3 ila 5, Antalya Körfezi sabah saatlerinde kuzeydoğudan 6; Doğu Akdeniz’de güney ve güneybatıdan, gece saatlerinde batısı kuzeydoğudan 3 ila 5 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m; Görüş: İyi.
VAN GÖLÜ
Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel olmak üzere gök gürültülü sağanak yağışlı; Rüzgar: Doğu ve kuzeydoğudan, öğle saatlerinden sonra güneybatıdan 3 ila 5 kuvvetinde, Dalga: 0,25 ila 0,75 m, Görüş: İyi, yağış anında orta.
‘ATEŞKES İÇİN YALVARIYOR’
Hamas’ın “çöktüğünü” ileri süren Smotrich, Filistinli grubun “ateşkes için yalvardığını” iddia etti.
Filistin karşıtlığıyla tanınan aşırı sağcı Smotrich, Gazze’ye yönelik saldırıların şu an durdurulmasının “Hamas’ın toparlanarak bölgede yeniden savaşmasına izin vermek” anlamına geleceğini öne sürdü.

AÇIKLAMANIN ZAMANLAMASI DİKKAT ÇEKTİ
Smotrich’in Gazze’ye saldırıların sürdürülmesine ilişkin açıklamasının, Tel Aviv ile Hamas arasında esir takası müzakerelerinin gündemde olduğu bir dönemde gelmesi dikkati çekti.
‘YENİDEN SALDIRABİLME HAKKI’
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da dün yaptığı açıklamada, Gazze’de varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasının, “savaşın hedeflerini gerçekleştirene kadar İsrail’in yeniden Gazze’ye saldırabilme hakkını güvence altına alması gerektiğini” savunmuştu.

DİREKTÖR MISIR’DA
İsrail İç İstihbarat Teşkilatı Şin-Bet’in (Şabak) Direktörü Ronen Bar liderliğindeki İsrailli müzakere heyeti, esir takası müzakereleri ve Refah Sınır Kapısı’nın idaresi hakkındaki görüşmelere katılmak üzere bu sabah Mısır’ın başkenti Kahire’ye gitti.
‘GAZZE’DE 186.000’DEN FAZLA KAYIP’
İngiltere’de yayımlanan The Lancet dergisinde, Rasha Khatib, Martin McKee ve Salim Yusuf imzasıyla “Gazze’de ölü sayımı: Zor ancak gerekli” başlığıyla makale yayımlandı.
Gazze’de 19 Haziran itibarıyla hayatını kaybedenlerin sayısının 37 bin 396 olduğu belirtilen makalede, bölgedeki yıkım nedeniyle Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığının veri toplamasının zor olduğu vurgulandı.

YÜZDE 30 BELİRLENEMEDİ
Bakanlığın, ölü sayısı ile kimliği belirlenen ölü sayılarını ayrı açıkladığına işaret edilen makalede, Gazze’de hayatını kaybedenlerin yaklaşık yüzde 30’unun kimliğinin belirlenemediğinin altı çizildi.
Makalede, Orta Doğu’daki hava saldırılarını izleyen ve arşivleyen sivil toplum kuruluşu Airwars’ın, hava saldırılarının bazı kimliği belirlenebilir kurbanların isimlerinin bakanlık listelerinde yer almadığını ortaya çıkardığı da ifade edildi.
ENKAZ ALTINDAKİ KAYIPLAR
Gazze’deki binaların yüzde 35’inin yıkıldığına yönelik verilere de değinilen açıklamada, hala enkaz altında olan cenaze sayısının 10 binden fazla olduğu vurgulandı.
Savaşların, sadece şiddet olaylarına değil sağlık sorunlarına da neden olduğuna dikkat çekilen makalede, savaşlar sona erse dahi ardından gelen yıllarda etkilerinin görüldüğü belirtildi.

‘DOLAYLI ÖLÜM’
Gazze’de saldırıların neden olduğu dolaylı ölüm oranı 3 ila 15 kat daha yüksek
Sağlık kurumlarının yok olması, su, gıda ve barınak yetersizliği, güvenli yaşam alanlarının bulunmaması gibi nedenlerle dolaylı ölüm sayılarının yüksek olacağı kaydedilen makalede, dolaylı ölümlerin, doğrudan ölümlere göre 3 ila 15 kat daha yüksek olduğu aktarıldı.
NÜFUSUN %7,9’U
Makalede, “Bildirilen 37 bin 369 ölüme karşı dört dolaylı ölüm şeklinde ılımlı yaklaşımla tahminde bulunulduğunda Gazze’deki saldırılara 186 binden fazla ölüm atfetmek mantıksız olmaz. Gazze’nin 2022 nüfus tahmini olan 2 milyon 375 bin 259 ele alındığında tahmin edilen ölü sayısı, tüm nüfusun yüzde 7,9’una denk gelmektedir.” ifadeleri kullanıldı.
ATEŞKES SAĞLANMASSA YAŞANACAKLAR
Şubatta yapılan değerlendirmeye göre, ateşkesin sağlanmayıp saldırıların aynı yoğunlukta devam etmesi halinde ölü sayısının, 6 Ağustos’ta 58 bin 260, salgın hastalıklar ve gerilimin yükselmesi de hesaba katıldığında 85 bin 750 olacağı tahmini de makalede yer aldı.
Bu nedenle Gazze’de acil ateşkese ihtiyaç olduğu vurgulanan makalede, gerekli tıbbi yardımın, gıda, su ve temel ihtiyaçların dağıtımının hayati önemine işaret edildi.
‘HER ŞEY HESAPLANMALI’
Makalede, Gazze’de ortaya çıkan ölü sayısı ve yıkımın hesaplanmasının, gelecekte hesap sorma, savaşın getirdiği yıkımın ölçüsünü belirleme, savaş sonrası iyileştirme, altyapının yenilenmesi ve insani yardımlar için önemli olduğu belirtildi.
ZORUNLU GÖÇ
Bölgedeki binlerce Filistinli, yoğun saldırlar nedeniyle kuzeye doğru kaçmaya başladı.İsrail savaş uçakları ve topçuları gece boyu Gazze kent merkezinin doğu, batı ve orta bölgelerini saatler boyunca ağır bombalarla hedef aldı.Saldırılar nedeniyle bölgede onlarca ölü ve yaralı olduğu aktarıldı.

Hukuk mücadelesi için 18 yaşına kadar bekleyen Ayşe Neşeli, gerçek ailesini bulmak için araştırmaya başladı. Kendi çabalarından bir sonuç alamayınca özel bir televizyon kanalına çıkarak yardım istedi. Televizyon kanalına yapılan ihbar sonucu annesinin kimliğini öğrenen Ayşe Neşeli mahkemeye müracaat ederek ölen annesinin mezarını açtırdı. Yapılan DNA sonucunda annesinin L.S. olduğu kesinleşince, babasını bulmak için hukuk mücadelesine devam eden Ayşe Neşeli, iddialar üzerine Ö.T.’nin babası olabileceği gerekçesi ile tekrar DNA testi yapılmasını istedi. Yapılan DNA sonucu mahkemeye ulaşınca babasının kimliğini de öğrenen Ayşe Neşeli aldığı bu sonucu adliye çıkışında ve oturduğu mahallede davul zurna çalarak kutladı.
ÖLDÜ DİYE MEZARLIĞA GÖMMÜŞLER
Yaşadıklarını İhlas Haber Ajansı’na anlatan Ayşe Neşeli, “Ben doğduktan sonra, ailemden birisi beni cami avlusuna bırakmış. Daha sonra da herkese, çocuk doğumdan sonra öldü, biz de mezarlığa defnettik demişler. Tüm ailem ve çevremizdeki herkes, benim doğumdan sonra öldüğümü ve mezarlığa gömüldüğümü sanmışlar” şeklinde konuştu.
12 YAŞINDA ÖĞRENDİM
Evlatlık olduğunu 12 yaşında öğrendiği söyleyen Neşeli, “Beni bir aile alarak evlatlık edinmiş. Gerçek annem olarak bildiğim üvey annem vefat edince ben evden kaçtım. Polisler beni üvey babama teslim ederken aralarında geçen konuşma sonrasında üvey olduğumu öğrendim. Ailemi bulmak için daha çok küçük olduğum için hiçbir girişimde bulunmadım” dedi.
ÖNCE ÖLEN ANNEMİ BULDUM
Ayşe Neşeli, “Gerçek ailemi bulabilmek için çok çabaladım ancak hiçbir sonuç alamadım. En son bir özel televizyon kanalına çıkarak ailemi bulmak istedim. Yapılan ihbar üzerine, annemin L.S olduğunu öğrendim. Müracaatım üzerine Savcılık kararıyla mezar açıldı ve DNA eşleşmesi yapıldı. Yapılan eşleşme pozitif geldi. Daha sonra babamı bulmak istedim. Tüm iddialar teyzemin eşi Ö.T.’yi gösteriyordu. Bu iddialar üzerine şikayetçi olarak DNA testi yapılmasını istedim. Bu testin sonucu da pozitif geldi. Bu sayede hem ölen anneme, hem de babama ulaşmış oldum” ifadelerini kullandı.
AİLEMİ ARARKEN MEZARIMI BULDUM
Ailesini bulmak için çalmadığı kapı bırakmayan Ayşe Neşeli, bu süreçte kendi mezarını bulduğunu söyledi. Neşeli, “Annemi bulduktan sonra yaptığım araştırmada, annemin bir kızının olduğunu ancak doğumdan hemen sonra öldüğünü öğrendim. Aslında kendi mezarımı aramaya başladım. Aile yakınları doğan çocuğu aile mezarlığına gömdüklerini söylediler. Bu sayede kendi mezarımı da bulmuş oldum” dedi.
DNA sonuçlarını mahkemeden öğrenen Ayşe Neşeli bu sevincini adliye çıkışında ve mahallesinde davul ve zurna çaldırarak kutladı.
Ev arkadaşının üvey kuzeni olduğunu öğrenen Nimet Tosun da yaptığı açıklamada, “Ayşe Neşeli’yi engelli oğluma baksın diye evime aldım. Uzun zamandır birlikte kalıyoruz. Ayşe Neşeli ailesini bulduğunu ve abisinin kendisini görmeye geleceğini söyledi. Ben de kabul ettim. Evimize gelen ve ‘Ayşe’nin abisiyim’ diyen kişi benim kuzenim çıktı. Çocukluğumda L.S teyzenin bir kızının doğduğunu ve doğduktan sonra öldüğünü duymuştum. Meğerse öldü denilen kız Ayşe Neşeli’ymiş” ifadelerini kullandı.
]]>Usta öğretmen ve yazar İz, vefatının sene-i devriyesinde İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından düzenlenecek “İz Bırakan Bir Muallim” anma etkinliğinde yad edilecek.
9 Temmuz 2024 Salı günü saat 15:00’de başlayacak etkinliğe edebiyat dünyasının tanınmış isimleri Uğur Derman, Sadeddin Ökten, Mehmet İpşirli ve Mustafa Uzun katılacak. Etkinliği Coşkun Yılmaz yönetecek.
Etkinlik, Alay Köşkü Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi’nde gerçekleşecek.

MAHİR İZ KİMDİR?
İz, Medine-i Münevvere, Midilli, Balıkesir ve Ankara’da kadılıkları yapan Külahizade es-Seyyid İsmail Abdulhalim Efendi ile Şerife Raife Hanımın oğlu olarak 28 Ocak 1895’te İstanbul’da dünyaya geldi.
Tam adı Abdullah Mahir İz olan yazar, ilk ve orta okulu babasının görevi nedeniyle Midilli, Balıkesir ve Isparta’da tamamladı. İstanbul Vefa Lisesi’nde başladığı lise eğitimini 1916’da Ankara Sultanisinin edebiyat bölümünde bitiren İz, aynı okulda Türkçe öğretmenliğine başladı.
Edebiyat tarihçisi Fahir İz’in ağabeyi olan usta kalem, ailesi tarafından itinalı bir eğitime tabi tutularak, resmi eğitimin yanında, pek çok önemli isimden de özel ders aldı.
Mahir İz, TBMM’de zabit katipliği yaptı, Milli Mücadele yıllarında Ankara’da Mehmet Akif Ersoy ile Fars ve Fransız edebiyatı üzerine çalıştı.
YAZILARI DERGİLERDE YAYINLANDI
İstiklal Marşı’nı bir eğitim aracı olarak görüp her fırsatta okuyan İz, gençliğinde kaleme aldığı şiirleri Maksud Kamuran adıyla Ankara’da çıkan “Say” dergisinde okuyucuyla buluşturdu.
Eğitim tutkusuyla ücretsiz dersler veren İz, o zamanlar için, “Ben İstiklal Marşı’nı anlatırken, o devrin, dine, diyanete, millete, milliyete, ahlaka aykırı düşen durumları dolayısıyla çocuklara verilmesi gereken din, diyanet, millet, milliyet terbiyesini İstiklal Marşı içinde işleyerek verirdim. O zamanın müfredatı bu değerleri vermeye müsait değildi.” ifadelerini kullanmıştı.
Talebelerinden Prof. Dr. Mustafa Uzun, İz’in örnek kişiliğine işaret ettiği bir açıklamasında şunları kaydetmişti:
“Rahmetli Hocamız ayrıca din ve vatan uğrunda şehadet dahil her şeyi göze alacak nesiller yetiştirmeye son nefesine kadar emek vermiştir. Mahir Hoca iyi bir muallimdi, medeniydi. Tam bir Osmanlı beyefendisi idi. İyi hocalardan sağlam bir eğitim alırken şiir de yazmaya başladı. O; Muallim Naci, Muallim Cevdet ve Muallim Kilisli Rifat gibi büyük muallimler neslindendir. Derin bilgisi vardı. Hocamız bildiğini iyi bilen ve onlar için ne yapılması gerektiğini kavrayan, bütün öğrencilerine iyi insan, iyi Müslüman, ahlaklı birer kişi olmalarını tavsiye eden ve bunun da en iyi örneğini kendi şahsıyla gösteren bir isimdir.”
Prof. Dr. Mahmut Kaya ise Mahir İz’in dönemin diğer hocalarından farkını şöyle ifade eder:
“Mahir İz Hoca, bir insanda kabiliyet, yetenek gördüğünde elinden tutar, onu yönlendirirdi. Biz eski hocalarımızdan bunları görmedik. Okuyoruz, kitapları deviriyoruz, aradan yıllar geçiyor. Geleceğimize, Türkiye’nin geleceğine, İslam dünyasının geleceğine ait bize hiçbir kelime söyleyen olmadı. ‘Çalışın oğlum çalışın’. İyi de bunu bize ninem de söylüyor. Nasıl bir yöntem kullanacak ve nasıl bir yol takip edeceğiz? İşte Mahir Bey bize bunu öğretti.”
İz’in, edebi ve sosyal konulu yazıları Namık Yaz, bilim konulu makaleleri ise Abdullah Söğüt imzasıyla çeşitli dergilerde yayımladı.
Sonraki yıllarda yazdıkları “Sebilürreşad”, “Yeni İstiklal”, “İslam Düşüncesi”, “Bugün”, “Yeni Asya”, “Sabah”, “Yeni İstanbul” ve “Diyanet Dergisi” gibi gazete ve dergilerde yer bulan İz, aralarında Kuleli Askeri Lisesi, Nişantaşı Ortaokulu, Haydarpaşa Lisesi ve Çamlıca Kız Lisesi’nin de olduğu birçok okulda görev yaptı.

KİMYA VE HUKUK EĞİTİMİ ALDI
Yazar İz, 1924’te tayin olduğu İstanbul İmam Hatip Okulu’nda öğretmenlik yaptığı sırada İstanbul Üniversitesi Kimya Bölümü ile Hukuk Fakültesi’ne devam etti.
İstanbul İmam Hatip Okulu’nda bir sene müdürlük yaparak emekliye ayrılan İz, aynı yıl Taksim’de Yeni Kolej’in müdürü olarak yeniden eğitimciliğe döndü ve altı ay sonra yeni açılan İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde edebiyat, tasavvuf tarihi, hitabet ve irşat dersleri vermeye başladı.
Mahir İz, İslam bilimi ve tasavvuf alanında araştırmalar yapıp dersler verirken, bu yeni eğitimcilik döneminden 10 yıl sonra ikinci kez emekli oldu.
Ahmet Cevdet Paşa’nın Hz. Adem’den başlayarak bütün peygamberlerin tarihini içeren “Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa” eserini sadeleştiren İz, 27 Mayıs 1960 Darbesi’nden sonra Diyanet İşleri Başkanlığınca (DİB) Kur’an-ı Kerim’in Latin harfleriyle basılması konusunda danışmanlık yapması için davet edildi. Ancak İz, bu durumun yanlış olduğunu söyleyerek vazgeçilmesini sağladı.
Hayatını mesleğine adayan İz, DİB tarafından 1961’de hazırlanan “Kur’an-ı Kerim Meali”nin redaksiyon heyetine başkanlık yaptı.
YAKLAŞIK 60 YILLIK MESLEK HAYATI
Öğretmenlik yaptığı yıllarda talebelerine nasihatlerde bulunan İz, “Dünyaya tekrar gelme imkanım olsaydı, yine muallim olmak isterdim” sözünü sık sık tekrarlayarak pek çok önemli olaya şahitlik etti ve yaklaşık 60 yıl süren hocalık yaşamında, devrin ileri gelen din, siyaset ve edebiyat insanlarıyla yakın ilişkide bulundu.
Siyasi, ilmi, fikri ve sosyal yönden çok ciddi değişikliklerin olduğu bir dönemde yaşayan İz, tasavvuf, edebiyat ve felsefe alanında uzmanlaştı ve bu alanlarda eserler verdi.
Mahir İz, tanıyanlarda hayranlık hissi uyandıran, Türkçeyi çok güzel kullanan, güçlü bir hafızaya sahip ve vefalı yapısıyla tanındı, geniş bir dinleyici halkasına sahip oldu.
Son dönemlerde tasavvufi yönü ağır basan İz, aile dostlarından şair Muhyiddin Raif Bey’in kızı Mihrinur Hanım’la evlendi. Çiftin bir kızı oldu.
“Yılların İzi” kitabında hayatını anlattı
Yaşamını, tanığı olduğu olayları, tanıdığı kişileri ve anılarını “Yılların İzi” kitabında toplayan yazar, Sönmez Neşriyat Şirketinin kuruluş yıllarında Yönetim Kurulu Başkanlığı ile İlim Yayma Cemiyetinin Danışma ve Bilim Kurulu’nda çalıştı.
Mahir İz, İslami İlimler Araştırma Vakfı ile Türk Kültürü Vakfının da kurucuları arasında yer alırken, gerek derslerinde gerekse çevresinde pek çok bilim ve edebiyat adamının yetişmesini sağladı.
Tedavi gördüğü Paşabahçe Devlet Hastanesi’nde 9 Temmuz 1974’te hayatını kaybeden İz’in Erenköy Sahrayı Cedid Mezarlığı’ndaki mezar taşına talebesi Prof. Dr. Uğur Derman tarafından celi ta’lik “Muallim Mahir İz” hatlı kitabe işlendi.
Her kesiminden kalabalık bir cemaatin katıldığı cenaze törenine ilişkin İsmail Özdoğan, şu açıklamayı yapmıştı:
“Cenazede dikkatimi çeken simalar arasında, bu fakir şoför, son derece üzgün; devrin önde gelen siyasilerinden Ferruh Bozbeyli ve sanayi kesiminden Vehbi Koç da vardı. Yani bu kadar birbirine uzak mesafelerde olan cemaat, herkesin cenazesinde bulunmaz. Bu bir insanın, her sınıftan, her kademeden veya tahsil ve kültür derecesinden insanlara ne verdiğini gösterir.”
Mahir İz, araştırma ve inceleme alanında “Tasavvuf”, “Peygamber Efendimiz”, “Din ve Cemiyet”, anı türünde “Yılların İzi”, şiir seçkisi olarak “Hoca’nın Seçtikleri” ve sadeleştirme eserleri olarak ise “Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı” ve “Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa” isimli çalışmaları kaleme aldı.
YEMEK YEMEYİ REDDEDİYOR
Polis olayla ilgili çalışma başlatırken, yüzlerce kişiyi benzer şekilde dolandırdığı ileri sürülen Hatice Ö. hakkında, 27 Haziran’da gözaltı kararı çıkarıldı. Yakalama çalışması başlatan polis ekipleri, Hatice Ö.’nün evinde çok sayıda ilaç içip intihar girişiminde bulunduğunu belirledi. Ekipler, Hatice Ö.’nün, intihar teşebbüsünün ardından pişman olup gittiği İzmir Şehir Hastanesi’nde tedaviye alındığını saptadı. Hayati tehlikesi bulunmayan Hatice Ö.’nün başında, polis beklemeye başladı. Yemek yemeyi reddeden Hatice Ö.’nün, doktorlara göre ifade verecek durumda olmadığı belirtildi. Daha sonra Hatice Ö., psikiyatri servisine yatırıldı. Operasyon kapsamında ayrıca banka personeli E.Y. ile döviz bürosu çalışanı A.A. da ifadesine başvurulmak üzere gözaltına alınıp emniyete götürüldü.
DÖVİZ BÜROSU SAHİBİ TUTUKLANDI
Hatice Ö.’nün paraları gönderdiği öne sürülen döviz bürosunun sahibi Serkan Çelik (48), emniyetteki işlemlerinin ardından 28 Haziran’da adliyeye sevk edildi. Çelik’in ifadesinde, “Hatice Ö., bana para getirdi. Ben ise o paraları altına ve dövize çevirdim. Sonrasında da kendisine iade ettim. Suçlamaları kabul etmiyorum” dediği öğrenildi. Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği, Çelik’i tutukladı.
YÜKLÜ MEVDUAT SAHİPLERİ HEDEF ALINMIŞ
Polis ekipleri ayrıca döviz bürosunda, Denizbank Bornova Şubesi’nde ve belirlenen bazı adreslerde aynı gün arama yaptı. Ayrıca Hatice Ö. ile tutuklanan döviz bürosu sahibi S.Ç.’nin mal varlıklarına el konulduğu öğrenildi. Öte yandan Hatice Ö.’nün, özellikle Denizbank’ta yüklü miktarda mevduata olanları gözüne kestirip hedef aldığı, temas grup dolandırıcılık ağının içerisine düşürdüğü öne sürüldü.
Emniyetteki işlemlerinin ardından banka personeli E.Y. ile döviz bürosu çalışanı A.A. adliyeye sevk edildi. Her iki şüphelinin de ifadesinde suçlamaları kabul etmediği, bir personel olarak rutin görevlerini yaptıklarını, herhangi bir usulsüzlüğe karışmadıklarını söylediği öğrenildi. Nöbetçi sulh ceza hakimliği E.Y. ve A.A.’yı yurt dışına çıkış yasağıyla serbest bıraktı.
‘SUÇSUZUM’
Hastanede tedavisi süren Hatice Ö’nün, doktorların uygun görmesi üzerine ifadesi alınabildi. Hatice Ö. ifadesinde, “Borçlarım vardı, çıkmaza girdim. Ödemek için böyle bir yola başvurdum. Mağdurların paralarını da hep bir önceki mağdurun taleplerini karşılamak için kullandım. Faiz ve dolar kurundaki dalgalanmalardan dolayı işin içinden çıkamadım. Çırpındıkça daha da bataklığa saplandım. Yaptığım tüm işlemler bankacılık faaliyetleri çerçevesinde usulüne uygun yapılmıştır. Suçsuzum” dedi.
Okay Memiş, Terme Kaymakamlığında yapılan toplantının ardından Terme Çayı üzerindeki köprüde, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AFAD olarak meteorolojik verileri vatandaşların güvenliği açısından risk durumlarına göre sürekli kamuoyuyla paylaştıklarına söyledi.
Samsun’un doğusunda bulunan Çarşamba, Terme, Salıpazarı, Ayvacık ilçeleri için turuncu uyarı verildiğini anımsatan Memiş, “Türkiye Afet Müdahale Planı kapsamında ilgili kurumlarımızın, Samsun Valimizin başkanlığında toplanması emredildi. Samsun Büyükşehir Belediye Başkanımız, ilgili kaymakam arkadaşlarımız ve belediye başkanları, DSİ ve orman iradesi, jandarma, emniyet teşkilatımız ve AFAD’ımızla birlikte bu toplantıların vakit kaybetmeksizin yapılması temin edildi.” diye konuştu.
Memiş, vatandaşların, cep telefonlarının yanı sıra belediye ve cami hoparlöründen de uyarıldığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Bu sayede turuncu riskin karşılığında çok şükür herhangi bir can kaybına yol açacak bir afetle karşı karşıya kalınmadı. Alınan önlemlerin, açıkçası can kaybının önüne geçtiğini söyleyebiliriz. İki saat kesintisiz devam eden yağışlarda 60’ın üzerinde ihbar alındı. Bu ihbarlardan 34’ü mahsur kalma. 18 ihbar su baskını, 8 ihbar da heyelan için yapılmıştır. Bu ihbarların hepsi değerlendirildi ve mahsur kalan tüm vatandaşlarımız kurtarıldı. Bu olaylara yaklaşık 656 personel ve 460 iş makinesiyle müdahale edildi. İkaz verilen ilçelerimizde 120 kilogram ve 136 kilogram arasında yağış düştüğünü de gözlemlemiş olduk. Bu saat itibarıyla yağışın dindiğini, Terme Çayı ve Salıpazarı derelerinin normal debiye döndüğünü gözlemledik.”
AA’nın haberine göre; farklı vilayetlerde yağışlardan dolayı can kayıplarının yaşandığını hatırlatan Memiş, şu bilgileri paylaştı:
“Ordu Çaybaşı ilçemizde maalesef bir vatandaşımız hayatını kaybetti. Yine Muş Malazgirt ilçemizde bir vatandaşımız hayatını kaybetti. Aslında Muş için bir yağış uyarısı yoktu. Ordu için de sarı ikaz vardı. Yarın için Ordu’da da turuncu ikaz var. Biz de buradan ekibimizle birlikte Ordu ilimize hareket edeceğiz. Burada da gerekli önleyici çalışmalarımızı yaptığımızı söyleyebiliriz. Yine Erzurum Tekman ilçemizde 4 vatandaşımız yaralandı. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyoruz. Vatandaşlarımıza şunu söylemek istiyoruz; lütfen ikazlara riayet etsinler. Çoğu vefatlarda, maalesef göz göre göre, bile bile su debisi yükselmiş olmasına rağmen karşıdan karşıya geçeceğini öngörerek vatandaşlarımız suya kapılıp maalesef hayatlarını kaybediyorlar. Çok az görünen su debisi bile 10-15 santimetrelik su debisi bile belli yaşın üstündeki vatandaşların hayatlarını kaybetmesine yol açabiliyor. Dengeyi kaybedince suya kapılıp gidebiliyor vatandaşlar. 30-35 santimetrenin üzerindeki sular aracın suya kapılmasına yol açıyor. Sürücüler, ‘karşıdan karşıya geçeriz’ zannediyorlar ama maalesef suya kapılıp gidiyorlar. Tedbiri elden bırakmamamız gerekiyor, yaşanan olaylar bu ikazlara uyulması gerektiğini bize hatırlatıyor. Vatandaşlarımızdan, özellikle Karadeniz Bölgesi’nde, diğer sel ikazı verilen bölgelerimizde bu ikazlara dikkat etmelerini istirham ediyoruz.”
Okay Memiş, AFAD olarak vatandaşların emrinde olduklarını vurgulayarak, şunları dile getirdi:
“Yeter ki cana bir şey gelmesin. Diğer ortaya çıkan hasarları, zararları tespit edilmesi halinde devletimizin bütün imkanlarıyla karşılıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Sayın İçişleri ve diğer bakanlarımızın koordinasyonunda biz vatandaşlarımızın emrindeyiz. Yeter ki kayıplar yaşanmasın, diğer bütün zararların ziyanların giderileceğini ifade edebiliriz. Ama bunun yolu da bu ikazlara uymaktan ve tedbirli davranmaktan geçiyor.”
Toplantıya, Samsun Valisi Orhan Tavlı, Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, AFAD Afetlere Müdahale Genel Müdürü Sadi Ergin, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mustafa Bakçepınar, Emniyet Müdürü Ahmet Arıbaş, Terme Kaymakamı Metin Maytalman ve ilgili kurumların yetkilileri katıldı.
]]>Bu hafta hem Meclis Genel Kurulu’nda hem de komisyonlarda yoğun mesai var.
ÖĞRETMENE ŞİDDET TUTUKLAMA SEBEBİ OLACAK
TBMM Genel Kurulu, haftalık çalışmasına 9 Temmuz Salı günü başlayacak Genel Kurul, Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’ni görüşecek.
Düzenleme ile tüm eğitim çalışanlarına yönelik tehdit, hakaret ve saldırı gibi suçlarda cezalar yüzde 50 oranında artırılacak. Şiddet olaylarında hapis cezası ertelenemeyecek, bu suçlar doğrudan tutuklama sebebi sayılarak tutuksuz yargılama yolu kapatılacak.
Teklife göre, Milli Eğitim Akademisi kurulacak. Öğretmenlik mesleği yeterlikleri çerçevesinde belirlenen teorik ve uygulamalı derslerden oluşan hazırlık eğitimi, Milli Eğitim Akademisince verilecek.
Öğretmen adaylarına, hazırlık eğitimi sürecinde belirlenen gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda her ay ödeme yapılacak.
Üç yıllık çalışma süresini tamamlayan sözleşmeli öğretmenler talepleri halinde görev yaptıkları yerde öğretmen kadrolarına atanacak. Öğretmen kadrolarına atananlar mazerete bağlı olarak yapılacak yer değiştirmeler hariç olmak üzere 1 yıl süreyle yer değiştiremeyecek.
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, kullanılmasını kolaylaştırma, kabul etme, bulundurma, kullanma suçları ile hayasızca hareketler, müstehcenlik, fuhuş suçları ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan mahkum olanların öğretmenliği sona erecek.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi ve özel eğitim kurumlarındaki öğretmenlere karşı görevleri sebebiyle “kasten yaralama”, “tehdit”, “hakaret” ve “görevi yaptırmamak için direnme” suçlarının işlenmesi halinde cezalar yarı oranında artırılacak ve hapis cezasının ertelenmesi hükümleri uygulanmayacak.
Görevde olan öğretmen ve uzman öğretmenlerden, 20 yıllık çalışma süresini tamamlayan ve uzman öğretmenlikte en az 10 yıl hizmeti olma şartı dışındaki koşulları sağlayanlar başöğretmen ünvanı için başvurabilecek.
Öte yandan TBMM Genel Kurulunda, Bosna Hersek’in doğusundaki Srebrenitsa’nın 11 Temmuz 1995’te Ratko Mladic komutasındaki Sırp birliklerce ele geçirilmesinin ardından başlayan ve kısa zaman içinde 8 binden fazla Boşnak sivilin öldürüldüğü soykırımın 29’uncu yılı ve “Srebrenitsa Soykırımı’nı Anma Günü” dolayısıyla 11 Temmuz Perşembe genel görüşme yapılması planlanıyor.

9’UNCU YARGI PAKETİ MECLİS GÜNDEMİNDE
Yeni haftada komisyonların gündemi de oldukça yoğun.
Adalet Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel başkanlığında toplanacak. Komisyon, kamuoyunda “9. Yargı Paketi” olarak bilinen Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlayacak.
Teklife göre, sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle hakaret suçu uzlaştırma kapsamından çıkarılarak ön ödeme kapsamına alınacak. Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikayet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemeyecek.
Arabuluculuk eğitimini tamamlayan ve mesleğinde 20 yıl kıdeme sahip olanlar yazılı sınava girmeden arabuluculuk siciline kayıt olabilecek. Uzlaştırmacı olmak için hukuk mezunu olma şartı getirilecek. Yalnızca hukuk fakültesi mezunları, uzlaştırmacı olabilecek. Ara buluculuk için avukatlık mesleğinde en az 5 yıllık kıdem şartı aranacak.
Buluntu olması nedeniyle veya kanun hükümleri gereğince trafikten men edilerek alıkonulan ve sahipleri tarafından 6 ay içinde teslim alınmayan veya aranmayan yediemin otoparklarındaki araçların satış usulü yeniden belirlenecek.
Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alacak. Kadın evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilecek. Kadının soyadı, kendi soyadı ile önceki kocasının soyadından oluşuyorsa kadın bu soyadlarından sadece birisini evleneceği kocasının soyadının önünde kullanabilecek.

KAMUDA TASARRUF DÜZENLEMESİ TBMM’DE
Plan ve Bütçe Komisyonu, AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında toplanarak kamuda tasarruf tedbirlerine ilişkin düzenlemeler içeren Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni ele alacak.
Teklife göre, kamu kurum ve kuruluşlarının harcama ve uygulamalarının tasarruf tedbirlerine uygunluğunun idarelerince veya Hazine ve Maliye Bakanlığınca denetlenmesi sonucunda, alınan tedbirlere aykırı iş ve işlemleri tespit edilenler hakkında disiplin hükümleri uygulanacak.
Akaryakıt ikmali, bayilik lisansı ve yeterli donanımı olan akaryakıt istasyonları dışında yapılamayacak.
30 Haziran 2027 tarihine kadar 6 Şubat 2023 depremleri dolayısıyla genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen illerde yer alan ve 2023 yılı ocak ayı verilerine göre nüfusu azalan belediyeler bakımından, 2023 ocak ayı esas alınacak.
Özel veya kamu ayrımı gözetilmeksizin her statüdeki kurum ve kuruluşun yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu, danışma kurulu üyeliğinde ve komisyon, heyet, komite ile benzeri organlarda görev alanlara, kurum içi ve kurum dışı ayrımı yapılmaksızın bu görevlerinden sadece biri için ücret ödenebilecek.
Yürütülen görevler nedeniyle huzur hakkı, ücret, ikramiye gibi her ne ad altında olursa olsun bir ayda yapılabilecek ödemelerin toplam net tutarı 108 bin gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı geçemeyecek.

AKRAN ZORBALIĞIYLA İLGİLİ KURULAN ALT KOMİSYON İLK TOPLANTISINI YAPACAK
AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay başkanlığında toplanacak Dışişleri Komisyonu, uluslararası anlaşmalara yönelik 12 kanun teklifini görüşecek.
Dilekçe Komisyonu bünyesinde kurulan İlköğretim ile Ortaöğretim Kurumlarında Akran Zorbalığının Araştırılması ve Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu ilk toplantısını yapacak. Komisyonda başkan seçilecek, çalışma takvimi oluşturulacak.
TBMM İliç Maden Kazasını Araştırma Komisyonu da AK Parti Antalya Milletvekili Atay Uslu başkanlığında toplanacak. Komisyon, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), TMMOB Maden Mühendisleri Odası, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası ile TMMOB Metalurji ve Malzeme Mühendisleri Odası yetkililerini dinleyecek.
Salı ve çarşamba günleri Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin grup toplantıları yapılacak.
Edinilen bilgiye göre, evine gitmek amacı ile yolda aracı ile seyir halinde olan Halil Çamyaran, silahla başına 2 el ateş edilerek öldürülmüştü. Aracında vurulmuş halde ölü bulunan Çamyaran’ın katil zanlısı bulunamamıştı. 19 yıldır faili meçhul olan cinayetle ilgili Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen talimatlar doğrultusunda, Kastamonu İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğince yapılan çalışmalar neticesinde cinayet aydınlatıldı. Olayla ilgili yapılan çalışmalar sonucunda cinayeti işlediği tespit edilen H.K. ve N.T. isimli şahısların da aralarında olduğu 5 kişi gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından Kastamonu Adliyesine sevk edilen şahıslardan H.K. ve N.T. adli makamlarca tutuklandı. Diğer şüpheliler ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Tutuklanan H.K.’nin Halil Çamyaran’ın kuzeni olduğu öğrenildi.
19 yıl sonra sevinç yaşadı
Yaşanan olay ile ilgili İHA muhabirine konuşan Halil Çamyaran’ın kız kardeşi Bahriye Çamyaran Erol, 19 yıldır kardeşinin katillerinin yakalanması için mücadele ettiğini ve yıllar sonra adaletin yerini bulduğunu söyledi. Bolu İzzet Baysal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören Bahriye Çamyaran Erol, kardeşinin ölümünden beri gülemediğini belirterek, acısını dindiren Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı ile Kastamonu İl Emniyet Müdürlüğüne teşekkür etti.

“Beni yaşama sevincinde tutan herkese teşekkür ederim”
Katil zanlılarının sadece kardeşini değil, kendisi ve annesini de öldürdüğünü belirten Bahriye Çamyaran Erol, “Kastamonu’dan akşam vakitlerinde köyümüze gelirken pusuya düşürülüp kötü bir şekilde, acımasızca öldürülüp aracında terk edilmişti. Bu şekilde bulundu. Bir okul taşıtı tarafından yapılmış. Biz de bunu daha sonra öğrendik. Halamın oğlu H.K. tarafından kendini öldüreceğini, ‘o beni öldürürse sen de onu öldürür müsün. Bana söz ver’ dedi. Ben bunu yerine getiremedim. Bu cinayetin peşini hiçbir zaman bırakmadım. 19 yıl sonra katiller yakalandı. Bu beni bir nebze de olsa ferahlattı. O sadece kardeşimi öldürmemişti, benim ayaklarımı, annemi, annemin emeklerini, hepimizi öldürmüştü. Katil zanlısı sadece bir kişinin ölümüne sebep olmadı, 3 kişinin canını aldı. Ben ölmedim, yaşayan ölüyüm. Adaletin yerini bulmasını istiyorum. 19 yıl sonra inşallah bulacak. Öncelikle Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığına, Kastamonu Cumhuriyet Başsavcımıza, emeği geçen Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerine, 19 senedir emek verip cinayeti çözen arkadaşlara, beni yaşama sevincinde tutan komiserimiz başta olmak üzere herkese teşekkür ederim. ‘Ben öldürmedim, öldürtmedim’ diyen H.K.’ye şunu sormak istiyorum, neden içerdesin? Tekerlekli sandalyedeyim, saçlarıma ak düştü. 19 yıldır ben hiç gülmedim. Gülüyorum diye annem bana tokat attı, sebebini sorduğumda, ‘senin gülmeye hakkın yok, çünkü senin kardeşin öldü’ dedi. Ben bunu sormak istiyorum, biz ne yaptık da benim kardeşimi öldürdün? Adaletin yerini bulmasını istiyorum” dedi.
“Devletimizle beraber bunu başardık”
Yaşadığı hissi anlatamadığını belirten Bahriye Çamyaran Erol, “İnşallah biz kazanacağız, bir daha o oradan çıkamayacak. Ben ölsem de artık gam yemem. Buruk bir mutluluk yaşıyorum. Herkes bana, ‘arkasında erkek kardeşi, düşeni yok, bu ölümü çözecek yok’ dedi. O yüzden de bu faili meçhule düştü. Oysa ben kardeşimi hiçbir zaman unutmadım ve bu işin peşini hiç bırakmadım. Devletimizle beraber bunu başardık. Çok mutluyum. 19 yıl sonra benim zaferim, 19 yıl sonra ben yeniden doğdum. Bu hisler anlatılmaz. ‘Ben neden öldürdüm’ diyen katil zanlısını şu an görmek çok isterdim” diye konuştu.
Ateşkes görüşmeleri hakkında bilgi sahibi olan yetkililer, İsrail’in Katarlılarla görüştüğünü belirterek, “Onlarla Hamas’ın cevabını görüştüler ve İsrail’in cevabını birkaç gün içinde vereceklerine söz verdiler” dedi.
ATEŞKESİ ONAYLAMAK İÇİN NETANYAHU’DAN ŞAKA GİBİ ŞARTLAR
Hamas ve İsrail arasında, Gazze’de bir ateşkes ve karşılıklı esir takasına ilişkin müzakerelerde ilerleme kaydedildiği aktarılırken İsrail Başbakanlığı Basın Ofisi, olası bir anlaşmada temel şart olarak talep ettiği maddeleri açıkladı.
Netanyahu, birinci talep olarak “hedeflerine ulaşana kadar İsrail’in Gazze’ye yeniden saldırabilme hakkını elinde tutma” şartını duyurdu.

Ayrıca Mısır’dan Gazze’ye “silah kaçırılmasına” ve binlerce silahlı Hamas mensubunun Gazze’nin kuzeyine dönmesine izin verilmeyeceği aktarıldı.
Olası bir anlaşmada, Gazze’den serbest bırakılacak İsrailli esirlerin sayısının en yüksek rakama çıkartılmasının sağlanması istendi.
Açıklamada, İsrail’in kabul ettiği ve ABD Başkanı Joe Biden’ın memnuniyetle karşıladığı planın, İsrail’in “savaştaki hedeflerini gölgelemeyeceği” belirtildi.

İsrail, Gazze’ye saldırılarında hedefini “Hamas’ın askeri becerilerini yok etmek ve Hamas’ın Gazze’de yeniden hakim güç olmasını engellemek” olarak açıklamıştı.
İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, 19 Haziran’da bir televizyon kanalına verdiği röportajda, “Hamas’ı askeri olarak yok etmenin mümkün olmadığını, Hamas’ın bir fikir olduğunu” belirtmiş, “böyle bir hedef koymanın kamuoyunun gözünü boyamak anlamına geldiğini” ifade etmişti.

İSRAİL, GAZZE’YE SALDIRILARA DEVAM ETMEKTE ISRARCI
İsrail, ateşkes ve karşılıklı esir takasının gerçekleşmesinin ardından Gazze’ye saldırılarına devam etmekte ısrar ediyor. Buna karşın, Hamas, bir anlaşma sağlanması halinde bunun kalıcı bir ateşkese dönüşmesi için arabuluculardan güvence talep ediyor.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor. Netanyahu’nun koalisyonundaki aşırı sağcı siyasilerin, Gazze’ye saldırıların durması halinde, başbakanı, hükümeti devirmekle tehdit ettiği biliniyor.
İsrail’in 7 Ekim’de Gazze Şeridi’ne başlattığı saldırıların durdurulması için taraflar arasında uzunca süredir müzakereler devam ediyor. Arabulucuların hazırladığı son ateşkes taslağını Hamas heyetinin onayladığı bildirilmişti.
İsrail Dış İstihbarat Teşkilatı Mossad Direktörü David Barnea, hafta sonu Doha’ya gidip temaslarda bulunmuştu. İsrailli yetkililer, “tarafların ilk defa bir anlaşmaya bu kadar yakın olduğunu” belirtmişti.
İsrail’in bu hafta müzakerelere devam etmesi için bir heyeti Kahire’ye göndermesi bekleniyor. ABD dış istihbarat teşkilatı CIA Direktörü William Burns’un de aynı şekilde görüşmelere katılacağı aktarılıyor.

İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 694’ü çocuk, 10 bin 279’u kadın olmak üzere 38 bin 153 Filistinli öldü, 87 bin 828 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 323’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 679 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. Gazze Şeridi’nde hala daha bir kısmı hayatta bir kısmı ölü 120 kadar İsrailli esir bulunduğu aktarılıyor.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 570 Filistinli hayatını kaybetti.
Kongrenin gerçekleştiği salona, partinin renklerindeki flamalar ve “Güçlü Aile, Ahlaklı Nesil, Temiz Toplum” yazılı bir pankartın yanı sıra Kobani bahanesiyle 6-8 Ekim 2014’te düzenlenen eylemlerde öldürülen Yasin Börü ve arkadaşlarının fotoğrafları da asıldı.
Mevcut Genel Başkan Zekeriya Yapıcıoğlu, salona girişinde partililerce ayakta alkışlanarak tezahüratlarla karşılandı.

Salonda bulunan partililer Filistin’e destek sloganları attı, tekbir getirdi. Sanatçılar tarafından şarkılar seslendirildi ve Kur’an-ı Kerim okundu.
Divan başkanlığı seçiminin ardından mevcut Genel Başkan Zekeriya Yapıcıoğlu, yapılan teklifle yeniden aday gösterildi.
Tek aday olarak kongreye giren Yapıcıoğlu, kongreye katılan partililer ve davetlilere teşekkür etti.
‘KÜRESEL BİR TERÖRİZM’
Gazze’de “vahşi Siyonizm”in 9 aydır Müslümanları katlettiğini söyleyen Yapıcıoğlu, yaşanan zulme karşı partililerin her zaman üzerlerine düşeni yapmak için koşturduğunu dile getirdi.
Gazze’de “postmodern” bir vahşet yaşandığını söyleyen Yapıcıoğlu, siyonizmin çağın en büyük terörizmi olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Filistin’de, özelde Gazze’de yaşanan, pek çok bileşeni olan küresel bir terörizmdir. Siyonistler, bu küresel bileşenlerin silahlı kanadıdır. Kimisi bu vahşet için uluslararası sistem içinde zemin hazırladı, kimisi personel imkanı sağladı, kimisi para veriyor, kimisi silah. Siyonistler, sırtlarını onlara dayamış, gözlerimizin önünde soykırım yapıyor.”
Küresel terörün ancak küresel bir dayanışmayla bertaraf edileceğine dikkati çeken Yapıcıoğlu, Müslümanları ve bütün insanlığı bu küresel terörün bir bileşeni veya sessiz seyircisi olmayacaklarını haykırmaya davet etti.

‘KENDİ ANAYSAMIZI KENDİMİZ YAPALIM’
Yapıcıoğlu, Türkiye’nin yeni bir anayasaya kavuşması için ilk günden bu yana gayret gösterdiklerini ve bu konudaki olumlu çabaları desteklediklerini kaydetti.
Yeni anayasa konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un gayretlerini önemsediklerini aktaran Yapıcıoğlu, bununla beraber kendi görüşlerini de ortaya koyduklarını söyledi.
Bu konuda bütün taraflara çağrıda bulunan Yapıcıoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
“Gelin, kendi anayasamızı kendimiz yapalım, kendi anayasamızı kendi milletimizin ihtiyaçları için yapalım. O anayasa, her şeyden önce bizim anayasamız olsun. Bizim inancımızın, bizim ihtiyaçlarımızın, bizim endişelerimizin, bizim taleplerimizin, bizim hedeflerimizin karşılığı olsun. Onda, dışarının etkilerini değil, kendimizi bulalım. Sivil, adil ve bütün memleketi kucaklayan bir anayasa olsun.”
ANA DİL EĞİTİMİ HAKKI GÖRSTERMELİK OLMAKTAN ÇIKMALIDIR
Yapıcıoğlu, Kürt meselesinin de anayasa meselesiyle doğrudan ilişkili olduğunu dile getirerek, Türkiye’de anayasalar değiştikçe Kürt meselesinin de derinleştiğini savundu.
Kürt meselesinin çözümünün Türkiye’yi büyüteceğini ve güçlendireceğini belirten Yapıcıoğlu, “Ana dilde eğitim hakkını temel bir hak olarak görüyoruz ve ana dilde eğitimin önündeki bütün engellerin kaldırılması gerektiğine inanıyoruz.” diye konuştu.
Konuşmasında ailenin önemine de değinen Yapıcıoğlu, aile meselesinin stratejik bir mesele olduğunu vurguladı. Herkesi ailenin korunmasına yönelik bilinç hareket etmeye davet eden Yapıcıoğlu, bu konuda etkili yasal düzenlemelerin gerekliliğini vurguladı.
MAARİF MODELİNİ OLUMLU KARŞILADIK
Yapıcıoğlu, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ni olumlu karşıladıklarını ancak aslolanın uygulama olduğunu söyledi.
Eğitim sisteminin, Milli Eğitim Temel Kanunu ile “engelli” olduğunu savunan Yapıcıoğlu, bu engel aşılmadıkça bakanların iyi niyetli çabalarının asla istenen sonuçları vermeyeceğini dile getirdi
Kongrenin millet, memleket ve partisi için hayırlara vesile olmasını temenni eden Yapıcıoğlu, yeni seçilecek yönetime başarılar diledi, görevi devredeceklere hizmetlerinden dolayı teşekkür etti.
Yapıcıoğlu’nun konuşmasının ardından seçimlere geçildi.
Oylamaya katılan 641 delegeden 640’ının oyunu alan Yapıcıoğlu yeniden HÜDA PAR genel başkanlığına seçildi. Bir oy ise geçersiz sayıldı.
Kongreye, AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doğan Bekin, AK Parti Kırşehir Milletvekili Necmettin Erkan, DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Hasan Karal ve bazı siyasi parti temsilcileri de katıldı.
Fransa’da 49 milyonu aşkın seçmenin Ulusal Mecliste halkı temsil edecek milletvekillerinin belirlendiği erken genel seçimin ikinci turu için oy verme işlemi, devam ediyor.
Başkent Paris’te vatandaşlar genel seçimlerin ikinci turunu AA muhabirine değerlendirdi.
Paris’in 9. bölgesinde oy veren Mael isimli seçmen, Macron’un Meclisi feshederek “sorumsuzca” davrandığını ifade etti.
Mael, erken genel seçimlerin birkaç hafta gibi bir sürede hazırlanmasına ilişkin, “Partilerin seçimlere hazırlanması için çok kısa (bir süre) olduğunu düşünüyorum.” dedi.
Aşırı sağın anketlerde ve seçim sonuçlarında yüksek olmasının kaygıya neden olduğunu belirten Mael, bu seçimlerin aceleyle düzenlenmesinin aşırı sağın yükselişinde payı olduğunu savundu.
Mael, seçime katılımın yüksek olmasından memnuniyet duyduğunu dile getirerek, “Bunun ne gibi sonuçlar getireceğini göreceğiz.” diye konuştu.
Seçime ilişkin değerlendirmede bulunan 32 yaşındaki Camille Olivier ise erken seçim sürecinin biraz zorlu geçtiğini, AP seçimlerinin Fransa’da değişiklik getireceğini bildiklerini belirtti.
AP seçimlerinde aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin sandıktan birinci çıkması hakkında Olivier, “Belki de bir partinin diğerlerinden daha fazla öne çıkmasını beklemiyorduk, bu biraz sürpriz oldu. Ben Cumhurbaşkanı’nın Meclisi feshetmesini de hiç beklemiyordum.” ifadesini kullandı.
Olivier, seçim sürecinin kısa olduğuna dikkati çekerek, “Çok fazla hızlı geçti, hazırlanmak, biraz anlamak için 2 haftamız bile yoktu. Fransa’da tüm siyasi partilerde durum biraz karışıktı.” şeklinde konuştu.
Seçimde oyunu aşırı sağa karşı cephe almak için kullandığını aktaran Olivier, kimsenin Mecliste salt çoğunluğu alamayacağını düşündüğünü kaydetti.
Olivier aşırı sağın çoğunluğu alması halinde, bunun büyük bir karmaşa yaratacağını, böyle bir olasılığın kendisini endişelendirdiğini söyledi.
“Bu ülkeyi tanıyamıyorum”
Öğrenci olan 20 yaşındaki Eva ise ülkede aşırı sağın yükselmesinin çok üzücü olduğunu belirterek, “Bu ülkeyi tanıyamıyorum.” dedi.
Gençlerin seçim sürecinde aşırı sağa karşı harekete geçmesinin umut verici olduğunu anlatan Eva, “Oy verebilme şansımız var. Aşırı sağa karşı oy kullanmaya gitmek gerekiyor.” diye konuştu.
Eva, aşırı sağın içi boş bir siyaset güttüğünü savunarak, Fransa’nın “zengin beyazlardan” oluşan bir ülke olmadığının altını çizdi.
Fransa’nın erken seçime gidişi
Fransa’da son 3 seçimdir oylarını artırmaya devam eden aşırı sağcı RN, en son 9 Haziran’daki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde yüzde 31,4 oy alarak en yakın rakibi olan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi Rönesans’ı ikiye katlamıştı.
Aşırı sağın AP seçimlerindeki galibiyeti üzerine Macron, 9 Haziran gecesi Meclisi feshederek 30 Haziran-7 Temmuz’da erken seçime gitme kararı almıştı.
Macron, bu kararını, “AP seçim sonuçlarına demokratik bir cevap vermeliydik.” sözleriyle savunmuş ancak ülkenin 26 Temmuz-11 Ağustos’ta ev sahipliği yapacağı 2024 Paris Olimpiyatlarının hemen öncesinde erken seçime gidecek olması, siyasi istikrarsızlık ve toplumsal huzursuzluk yaratabileceği gerekçesiyle kamuoyunda endişeyle karşılanmıştı.
Ülkedeki son genel seçimlerde bir türlü ittifak kuramayan solcu partiler, bu seçimlerde aşırı sağa karşı kısa sürede “Yeni Halk Cephesi” İttifakı altında bir araya gelmiş ve tek aday çıkaracaklarını duyurmuştu. Yeni Halk Cephesi İttifakı’nda ülkenin önde gelen sol partilerinden Sosyalist Parti (PS), Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Fransa Komünist Partisi (PCF) ve çevreci parti Yeşiller (EELV) yer alıyor.
Aşırı sağcı RN ise merkez sağdaki Cumhuriyetçiler (LR) Partisinin lideri Eric Ciotti ve bazı LR üyeleriyle ittifak yaparken iktidar partisi Rönesans ile ortakları MoDem ve Ufuklar Partisi de “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte” İttifakı’nı kurmuştu.
Seçimin ilk turunda, aşırı sağcı ittifak yüzde 33 civarında oyla sandıktan birinci çıkmış, Yeni Halk Cephesi İttifakı yüzde 28 ile ikinci, Macron’un “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte” ittifakı ise yüzde 20 oyla üçüncü sıraya yerleşmişti.
Seçimin ilk turunda 76 milletvekili seçilirken, bunların 39’u aşırı sağ, 32’si sol ittifak, 2’si Macron ittifakı ve kalan 3’ü merkez sağdaki Cumhuriyetçiler ve diğer sağ partilerin adayları olmuştu.
Tunç, hem dünya çapında hem de Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden biri olan Hacettepe Üniversitesinin başarılarıyla gurur duyduklarını söyledi.
Hacettepe Hukuk Fakültesi mezunlarının son 4 yıldır hakimlik ve savcılık sınavlarında ilk üçte yer aldığını dile getiren Tunç, eğitim kalitesinin yükselmesinde emeği olan ve iyi hukukçular yetiştiren akademisyenlere teşekkür etti.
Adalet Bakanlığının mevzuat çalışmalarında da akademisyenlere danıştıklarını kaydeden Tunç, “Mevzuatımızın ihtiyaca cevap vermesi ve geliştirilmesi anlamında da hukuk fakültesinde görev yapan akademisyenlerimizin büyük katkısı var” diye konuştu.
“Yargının tarafsız ve bağımsız olması şarttır”
Tunç, adaletin devletin temeli olduğuna vurgu yaparak, “Adalet, toplumsal barış ve huzurun teminatıdır. Adaletin tecelli edebilmesi için de hukuk devleti şarttır, hukukun üstünlüğüne inanmak şarttır. Hukuk devleti olabilmek için de yasamasıyla, yürütmesiyle, yargısıyla kuvvetler ayrılığının hakim olduğu ve bu üç sacayağından biri olan yargının da tarafsız ve bağımsız olması şarttır. İşte buradan mezun olacak genç kardeşlerim bu tarafsız ve bağımsız yargıda görev alacaklar” değerlendirmesinde bulundu.
Yargının, iddia, hüküm ve savunma makamlarının olduğuna işaret eden Tunç, “Üçünün de bir arada olması gerekir. Üç sacayağından biri eksik olduğunda yargı olmaz. Hukuk devletini oluşturan üç erkten biri olan yargı olmadığında da hukuk devleti olmaz. O nedenle bugün mezuniyet sevincini yaşayan genç hukukçularımız, hukuk devletinin tahkiminde, demokrasinin standartlarının yükselmesinde çok büyük katkı sağlayacaklar” diye konuştu.
“Mevzuatımızı büyük ölçüde çağın ihtiyaçlarına uygun hale getirdik”
Tunç, hukuk devletinin tahkimi, demokrasinin standartlarının yükselmesi anlamında da Türkiye’nin son 22 yılda çok önemli reformlara ve ilerlemelere sahne olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“Anayasamızda yapmış olduğumuz önemli değişikliklerle hukuk devletini güçlendirdik. Gerçekleştirilen reformlarla hak arama özgürlüğünü genişlettik. Kadın haklarından çocuk haklarına varıncaya kadar her alanda anayasamızı temel hak ve özgürlükleri öne alan bir şekilde, anayasa değişiklikleriyle milletimizin onayıyla önemli reformlar yaptık. Bunlarla da yetinmeyeceğiz. Türkiye’nin ikinci yüzyılında, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına adım attığımız bugünlerde, Türkiye Yüzyılı’nı gençlerimizin omuzlarında inşa etmeye başladığımız bu günlerde demokratik, sivil, katılımcı bir anayasayla inşallah ülkemiz yoluna devam eder. Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekleşecek bir uzlaşmayla milletimize olan bu borcu da yerine getirerek Türkiye Yüzyılı’nı adaletin, hakkaniyetin yüzyılı yapmaya devam ederiz. Mevzuatımızı büyük ölçüde çağın ihtiyaçlarına uygun hale getirdik. Yargı teşkilatımızın fiziki ve teknolojik imkanlarını artırdık.”
Mezun olanlara tavsiyeler
Mezunlara seslenen Tunç, “İlk yıllar biraz zorlukla geçer. Sabretmeniz gerekecek. Güçlü olmanız gerekecek, dirayetli olmanız gerekecek. İlk yıllardan sonra her şey çok daha kolay olacak inşallah. Hiç şüpheniz olmasın, ilk yıllardaki direncinizi kırmadığınız zaman sonraki yıllarda başarınız giderek artacaktır. İster hakim olun ister savcı ister avukat isterse hukuk meslekleri dışında diğer mesleklerde ve iletişim fakültesinden mezun olan kardeşlerimiz, ilk yılların güçlüklerinden yılmayın ve sabredin ve mücadele edin. O mücadelenin sonunda da başarılı olacak sizlersiniz” tavsiyelerinde bulundu.
Genç hakim, savcı ve avukat adaylarının hukuk mesleklerine giriş sınavıyla karşı karşıya kalacaklarını hatırlatan Bakan Tunç, daha nitelikli hukukçuların yetişmesi için mücadele ettiklerini söyledi.
Başarı çıtasını yükseltmenin gayreti içinde olduklarını dile getiren Tunç, şöyle konuştu:
“Başarılı gençlerimiz hukuk fakültesini kazansınlar, o zorlu mücadelenin ardından iyi bir eğitim alsınlar ve sonrasında da bir süzgeçten geçerek hukuk mesleklerine adım atsınlar istiyoruz. Bu yıldan itibaren eylül sonunda hukuk mesleklerine giriş sınavını ilk kez yapacağız. Hakim, savcı yardımcılığı sistemine geçtik. Onun sınavını da yaptık, 1000 hakim ve savcı yardımcımız bu sene itibarıyla görevlerine başlayacaklar.”
“Türkiye olarak hep adaletin yanındayız”
Tunç, Filistin’de 9 aydan bu yana bir katliamın yaşandığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Ama maalesef dünya sessiz. Haklının sesi duyulamayabiliyor. İşte o haklının sesini duyurabilmek için Türkiye olarak hep adaletin yanındayız, hakkaniyetin yanındayız. İnsan haklarının savunucusu olmaya, Filistinli kardeşlerimizin sesini duyurmaya devam edeceğiz. Sizler de kürsüde görev yaparken haksızın şirret çığlıkları arasında haklının sessizliğini duyabiliyorsanız işte o zaman iyi birer hukukçu olacaksınız. Bizler sizlere güveniyoruz. Bu yolda bu uğurda başarılar diliyoruz.”
Rektör Güran’ın konuşması
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Cahit Güran da mezunları kutlayarak, “Hacettepe Üniversitesinin sizlere kazandırdığı çözüm odaklı, akılcı, hoşgörülü ve yaratıcı bakış açısıyla dahil olduğunuz her türlü mesleki ve sosyal ortamda farklı olduğunuzu hissettirecek ve Hacettepeli olmanın gururunu yaşatacaksınız.” dedi.
Konuşmaların ardından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni birincilikle bitiren Hatice Top’a diplomasını, plaketini ve ödülünü verdikten sonra yaş kütüğüne birlikte plaka çaktı.
Tören, mezun olan öğrencilerin kep atmasıyla son buldu.
]]>İstanbul 2 Nolu Barosu, İsrail’in Gazze’deki çocuk ve kadın katliamını protesto etmek amacıyla Beyazıt’tan Sultanahmet’e yürüyüş düzenledi.
Adalet Bakan Yardımcısı Hurşit Yıldırım da hukukçuların yürüyüşüne destek verdi.
Beyazıt Meydanı’nda toplanan hukukçular, cübbelerini giyerek, “Kahrolsun soykırımcılar, yaşasın çocuklar”, “Tarihi soykırımcılar değil hukukçular yazsın”, “Anne katili İsrail”, Biz görüyoruz dünya da görsün” yazılı pankart ve dövizler taşıdı, “Katil İsrail Filistin’den defol” sloganları attı.
Topluluk daha sonra Sultanahmet Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti.
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi önünde açıklama yapan İstanbul 2 Nolu Baro Başkanı Yasin Şamlı, İsrail’in saldırılarına dikkati çekerek, Gazze’de kadınlar ve bebeklerle birlikte insanlık onuru, vicdanı, insani değerler, ahlak ve hukukun da katledildiğini söyledi.
Şamlı, Gazze’de savaş değil barbarlık, vahşet ve soykırım yaşandığını kaydederek, “7 Ekim’den bu yana 21 bini çocuk olmak üzere 38 bini aşkın insan İsrail tarafından katledildi. Katledilenlerin yüzde 70’inden fazlası kadınlar ve çocuklardır. Yüzde 50’sinden fazlası ise maalesef sadece çocuklardır. Filistin halkını, çocuk ve kadınlarla birlikte toptan yok etmeye yönelik soykırım her gün artarak devam etmektedir.” dedi.
“8 KLASÖR DELİL İBRAZ ETTİK”
İstanbul 2 No’lu Barosu olarak, uluslararası hukuk kurumlarını harekete geçirmek için Aralık 2023’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve BM’ye başvurduklarını anlatan Şamlı, “Soykırıma ilişkin 8 klasör delil ibraz ettik. UCM Savcılığı, İsrailli iki soykırımcı hakkında mahkemenin ön inceleme dairesinden yakalama talebinde bulundu. Ancak özellikle ABD’nin açık desteği ve cesaretlendirmesiyle soykırım devam ediyor.” diye konuştu.
Şamlı, baro olarak çocuk ve kadın soykırımına ilişkin iki dosya hazırladıklarını belirterek, ”Kadın soykırımı ile ilgi hazırladığımız dosyayı UCM’ye, katledilen 21 bin çocuk için hazırladığımız dosyayı ise hem UCM’ye hem de BM UNICEF’e teslim edeceğiz.” dedi.
Adaletin sesini yükselteceklerini, soykırımcıların dünyaya hakim olmasına müsaade etmeyeceklerini vurgulayan Şamlı, ”Hak, adalet üstündür. Bunun gereğini yapmayan hukuk kurumları ancak kendi meşruiyetlerini bitirirler, hakka ve adalete zarar veremezler.” ifadesini kullandı.
Şamlı, tüm hukukçuları ve insanları soykırıma karşı durmaya çağırarak, “Tarihi soykırımcılar değil, vicdan sahibi, onurlu insanlar ve aynı niteliklere sahip hukukçular yazmalıdır.” dedi.
İsrail’in savaş suçu işlediğine dair daha önce UCM’ye yaptıkları başvuruya 3 bin 61 meslektaşının imza verdiğini hatırlatan Şamlı, kadın ve çocuk katliamına ilişkin hazırladıkları dosyalar için başlattıkları kampanyayı tüm dünyadaki insanların katılımına açtıklarını söyledi.
Şamlı, vicdan sahibi herkesi bu başvuruya imza atmaya davet etti.
Açıklamanın ardından çevredeki vatandaşlar imza kampanyasına katıldı.
]]>
Geçtiğimiz günlerde, İzmir’in Selçuk ilçesinde bulunan ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Efes Antik Kenti içindeki Efes Deneyim Müzesi, teknoloji, tasarım ve sergi alanında dünyanın en prestijli ödüllerinden biri olan Mondo-Dr Awards’ta “En İyi Müze” ödülünü alarak adını dünyaya duyurmuştu. Sergi ve ağırlama sektöründeki en iyi projeleri ve başarıları tanıtmak için düzenlenen bu ödül programında Türkiye’yi temsil eden Efes Deneyim Müzesi, finalde bu alandaki dünya örnekleriyle yarıştı.
Bağımsız jüri üyelerinden oluşan bir kurul tarafından dünya çapındaki çalışmaları ödüllendiren Mondo-Dr Awards’ta, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde, DEM Müzecilik tarafından geliştirilen ve işletilen Efes Deneyim Müzesi ödüle layık görüldü.

Efes Deneyim Müzesi’nin birincilik ödülü Antik Kent’te düzenlenen tören ile kutlandı
Efes Deneyim Müzesi’nin elde ettiği başarının kutlanması amacıyla düzenlenen törene T.C Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, AK Parti İzmir Milletvekilleri Şebnem Bursalı ve Ceyda Bölünmez Çankırı ve diğer yetkililer katıldı. Törende konuşma yapan T.C Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, “Efes Deneyim Müzesi’nin, teknoloji, tasarım ve sergi alanında dünyanın en saygın ödüllerinden biri olan Mondo-Dr Awards’ta “müze” kategorisinde birincilik ödülünü almasının sevincini paylaşmak üzere sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. ABD’de düzenlenen Mondo-Dr Awards töreninde, dünya genelinde bağımsız jüri üyelerinin değerlendirmesi sonucunda Efes Deneyim Müzesi’nin bu değerli ödülü alması bizler için büyük bir gurur kaynağı olmuştur. Dünyada ‘deneyim müzeciliği’ni tarih anlatımı ile harmanlayan ilk müzelerden biri olarak, Efes Deneyim Müzesi’nin bu başarısı, ülke olarak uluslararası alanda ne kadar değerli ve öncü bir konuma sahip olduğumuzu bir kez daha göstermiştir. Bu vesileyle başta DEM Müzecilik olmak üzere, bu ödülün kazanılmasında emeği geçen herkese en içten teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

Törende konuşma yapan DEM Müzecilik CEO’su Eda Bildiricioğlu ise, “DEM Müzecilik olarak dünya çapında birçok şirket ve uzmanla çalışıyoruz, mimari mirasın ve sanatın hikayesini teknolojinin son olanaklarını kullanarak yaratıcı bir dille anlatıyoruz. Gerçekleştirdiğimiz çalışmalarla ilk kez tarihi, hikaye anlatıcılığı ve duygular ile birleştirerek deneyim müzeciliği kavramını ortaya koyduk. Efes Deneyim Müzesi’nin hedeflediğimiz gibi ülkemizin yurt dışındaki tanıtımına katkı sağlaması da bizler için büyük bir mutluluk kaynağı. Bu başarının arkasında aralarında dünya çapında tanınan Türk ve yabancı mimarların, küratörlerin, tasarımcıların, sanatçıların, teknoloji uzmanlarının, tarihçilerin ve arkeologların olduğu geniş, profesyonel bir ekip var. Hep birlikte daha birçok başarıya imza atacağımıza inanıyor, bu yolda müzemize verdiği destek ve katkıları için Kültür ve Turizm Bakanlığı’mız başta olmak üzere katkı sağlayan herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi.
]]>“ŞAMPİYONAYA GÖLGE DÜŞÜRDÜ”
UEFA’nın Merih Demiral’e verdiği 2 maç cezaya tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biliyorsunuz bu maç UEFA’nın Merih Demiral hakkında alelacele aldığı haksız kararın da gölgesinde oynandı. UEFA’nın Merih’e verdiği 2 maç men cezası, açık söylemek gerekirse şampiyonaya ciddi manada gölge düşürdü. Bunun izahı mümkün değil, tamamen siyasi bir karar. Bu karar vicdanları karartmıştır, ama millilerimizin moral ve motivasyonunu hamdolsun etkilememiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

“MİLLİ TAKIM HOLLANDA’YA KÖK SÖKTÜRDÜ”
Türkiye-Hollanda karşılaşmasıyla ilgli değerlendirmede bulunan Erdoğan, “Tüm bu olumsuzluklara rağmen A Milli Futbol Takımımız Hollanda gibi bir futbol ekolüne bu akşam adeta kök söktürdü. Heyecan verici, kıran kırana geçen bir müsabaka izledik. İlk golü çok erken attık, uzun süre maçın kontrolünü elimizde tuttuk. Maçın özellikle son on dakikasında birkaç önemli gol fırsatından da istifade edemedik. Hatta ben bir hakem değilim ama adeta futbol topunu kucaklayıcı bir tavır içerisinde olan Hollandalı futbolcu karşısında, hakem pozisyonun yakınında olmasına rağmen, biz penaltı beklerken o penaltıyı da vermedi. Millilerimizin bütün gayretlerine rağmen yarı finale yükselen ilk dört takım arasına maalesef giremedik. Ne diyelim, kısmet buraya kadarmış. Son saniyeye kadar ellerinden gelenin en iyisini yapan, bizlere büyük bir heyecan ve gurur yaşatan millilerimizi gönülden tebrik ediyorum. Bütün bunların yanında da gerek gurbetçilerimiz gerek ülkemizden bu maçı izlemek için gelen vatandaşlarımız, her şeyiyle buraya gönüllerini koydular ve bu üstün mücadelede onlar da katkılarını verdiler. Doğrusu Avusturya maçından sonra bizleri yine çok duygulandıran tüm tribünlerdeki gurbetçi vatandaşlarım olmuştur. O galibiyet, onların hayata bakışını adeta değiştirmiştir. Yaklaşık seksen bin kişilik Berlin Olimpiyat Stadı’nı bu denli dolduran gurbetçilerimiz heyecana heyecan kattı. Onlar “Türkiye” dedikçe biz de gururlandık, onurlandık. Bunu bir de galibiyetle süsleyebilseydik durum çok başka olurdu. Ama en az galip gelmiş kadar stattan başımız dik ayrıldık.” dedi.
“HEDEF BÜYÜTEREK YÜRÜYECEĞİZ”
Milli Takımın hedef büyüterek yoluna devam edeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Maçın sonunda da soyunma odasında gerek Teknik Direktörümüz Vincenzo Montella, gerek ekibi, gerekse bütün futbolcularımızla, Federasyon Başkanımızla birlikte görüşme fırsatımız oldu. Tek tek kendileriyle kucaklaştık. ‘Artık dünya şampiyonası ve bundan sonraki UEFA şampiyonasına hedef büyüterek yürüyeceğiz.’ dedik. Genç bir milli takıma sahibiz. Herhalde o zaman da yaş ortalaması 26, 27’yi bulur. Çok daha yetişmiş, çok daha organize bir milli takımla bu döneme hazırlanırız. Bizim çocuklarla birlikte, aslanlarımızı turnuvaya en iyi şekilde hazırlayan teknik direktörümüz Sayın Montella’yı ve ekibini, milli takımın tüm emekçilerini de kutluyorum. Burada taraftarlarımızı tekrar unutamayız. Vatandaşlarımızı unutamayız. Onlara özel bir parantez açmamız gerekiyor. Sizler de hem stadın içindeki muhteşem havayı hem de sokaklardaki muazzam coşkuyu gördünüz. Berlin caddeleri hamdolsun Türk bayraklarıyla donatıldı, onların coşkulu tezahüratlarıyla yankılandı. Bu caddeleri dolduran vatandaşlarımızla da ayrıca gururlandık. Göğsümüzü kabartan, gözlerimizi yaşatan bir kardeşlik iklimine şahit olduk. Türkiye’nin, Almanya’nın ve Avrupa’nın birçok farklı yerinden gelip, önce Berlin’i sonra maçın oynandığı Olimpiyat Stadı’nı bayram yerine çeviren, burada olmasa da dualarıyla ekranları başında takımımıza destek olan tüm kardeşlerime, Cumhurbaşkanı olarak çok çok teşekkür ediyorum. Milli Takımımız kendilerine yapılan haksızlığa cevaplarını sahada oynadıkları muhteşem futbolla verdiler. Sadece takımımız değil millilerimizi destekleyen taraftarımız da taşkınlığa prim vermeden Türkiye’nin ne kadar vakur bir ülke olduğunu, Türk milletinin de ne denli şerefli bir millet olduğunu tüm dünyaya bir kez daha gösterdiler. Rabbim hepsinden razı olsun. Bu vesileyle Hollanda milli takımını da başarıları için ayrıca tebrik ediyorum. Güzel ve heyecan seviyesi yüksek bir atmosferde oynanan maç öncesinde ve sırasında Hollandalı taraftarlar da centilmence davrandılar. Kendilerini burada özellikle kutluyorum, teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Merih Demiral hakkındaki karar, tam olarak neyi cezalandırmaya yönelikti? Temiz bir mücadele verilmişken, temiz bir taraftar desteği varken, başarılı devam ettirilirken, gerçekten samimiyetle futbola siyaset sokulmaması yönünde bir çabanın karşılığı mı bu? Yoksa tersi bir durum mu söz konusu? Çifte standart dediğimiz şey tekrar niye karşımıza çıkıyor burada? Bir yandan bu haksız cezayı konuşuyoruz ama geçen hafta boyunca oyuncularımızla ilgili Batı medyasının yayın organlarında onların hem kapasitelerini, yeteneklerini hem sosyal zekalarını, üretkenliklerini öven yazılarla da karşılaştık. Acaba bu başarı inançla birlikte ortaya konulunca mı rahatsız eden bir resme dönüşüyor? Yine akla gelen sorulardan bir tanesi de bu, bu mu huzursuz ediyor?
Batı’nın bugüne kadar zihniyet itibarıyla bize yaklaşımı hiçbir zaman değişmemiştir. Batı aynı zihniyetiyle devam etmiştir ve aynı şekilde de devam etmektedir. Merih Demiral’a verdikleri ceza, adeta ilk andan itibaren kararı verilmiş olan bir ceza. Ben Kazakistan’dan dönüşte uçak söyleşimizde de ifade etmiştim. Eğer olay bozkurt işaretini cezalandırmaksa Almanlar’da kartal var, kartalı cezalandırıyor musunuz? Yok. Fransızlarda horoz var, ‘Niye horozlanıyorsun’ diyerek kalkıp da Fransızları cezalandırıyor musunuz? Yok. Fakat Türkiye’de o golün ve arka arkaya atılan gollerin heyecanı içerisinde bizim efsanelerimizde yer alan bozkurt işaretini yapan Merih’e verilen bu ceza, Merih’in şahsına değildir. Aslında Türkiye’nin millet olarak yapısına dönük verilmiş olan bir cezadır. Bunun en güzel karşılığı da aslında bu maçtan bizim galip olarak çıkmamız olacaktı. Ben zaten inanıyorum ki bütün futbolcu arkadaşlarımız, kardeşlerimiz de bu aşkla, bu heyecanla sahaya çıktılar. Onlara sahada güzel bir ders vereceklerdi ama ne yazık ki bu son 3-5 dakika içerisinde yakalanan pozisyonlar gole döndürülmüş olsaydı, oradan ağlayarak dönen onlar olacaktı. Maalesef olmadı. Sorunuzda yatan o ruh maalesef bizim de beklentimizdi olmadı. Artık şimdi 2026’da Dünya Kupası, 2028’de Avrupa Şampiyonası var. Şimdi bizim bunlara en güzel şekilde hazırlanarak, Montella’nın da dediği gibi inşallah bunların rövanşını orada alma şansımız var. Böyle de bir ekip inşallah hazırlandı.

Sayın Cumhurbaşkanım bu jenerasyonu nasıl görüyorsunuz? 2008’de yaşadık benzer bir şekilde ama devamını getiremedik. 2010-2012’de de ıskaladık şampiyonaları. Önümüzdeki süreçte az önce söylediğiniz turnuvalarda daha iyi olabilmek adına, bu sürekliliği yakalamak adına nelere dikkat edilmesi gerekiyor? Buradaki kritik nokta ne sizce?
Önemli olan iki husus var. Bir tepeden tırnağa federasyonun yapısı, iki teknik kadroların kalıcılığı… Dikkat edin Batı’ya veya dünyadaki işleyişe, çorap söküğü gibi bir taraftan ör bir taraftan sökülsün, böyle bir şey yok. Yani oturtacaksan bir yapıyı, kalıcılığı çok önemli. Şimdi bu kalıcılığı yakalayabilmek için de şu anda güzel bir tırmanış, genç bir ekip var. Dolayısıyla bu genç ekiple beraber, bir diğer taraftan da yönetim kadrolarını kalıcı kılmak suretiyle atılacak adımlardan ben netice alınabileceğine inanıyorum. Yoksa durmadan değiştir, tekrar getir. Bugüne kadar öyle olmadı mı? Hep değişti. Teknik kadrolar öyle değişti. Federasyon da aynı şeyleri yaşadı. Öyle olmaz. Yani Batı’da veya dünyada başarıyı yakalayanlar hep o kalıcı kadrolarla yakaladılar. Onunla neticeye ulaştılar. Şimdi mesela Mesut Özil, bizimle beraberdi. Mesut Alman milli takımında oynarken kaç yaşındaydı? Bizi 3-1 yedikleri maçı ben Merkel’le birlikte seyretmiştim. O zaman 22 yaşındaydı. Bir tane de bize gol atmıştı. Türkiye’de şimdi futbol okulu, akademisi kuruyor. Almanya’daki ve Real Madrid’deki yapıyı bizde oluşturmak istiyor. Böyle bir adım hakikaten atılırsa o yapı aynen bize geçerse, o zaman bırak sen 22 yaşı, 10-12 yaşlarındaki yavruların futbol sahasında yetiştiğini görürüz. Bunlar topa vurmaktan önce saygıyı sevgiyi bu akademide görecekler.
Sayın Cumhurbaşkanım izninizle iki sorum olacak, birincisi Arda Güler’le ilgili düşüncelerinizi gerçekten çok merak ediyorum. Siz de futbolu çok yakından takip eden biri olarak gelmiş geçmiş en yetenekli Türk futbolcular içerisinde Arda’yı nereye konumlandırırsınız? Bir de Mert Günok’un Avusturya maçının bitime bir saniye kala yaptığı bir kurtarış vardı, o an ne hissettiniz, çok merak ettim?
ARDA GÜLER SÖZLERİ
Mert Günok’un şu anda yaşı 30’u geçti. Yani bu yaşı yakalamış olan Mert’in o refleksi ortaya koyması muhteşem bir şey. 35 yaşında bir kalecinin böyle bir refleks ortaya koyması anlatılır bir şey değil. Yani adeta yaylandı ve topu oradan çıkardı. Bir önceki maçta maalesef hakemlerin vurdumduymazlığı ortaya çıktı. Kalktılar sayılmaması gereken golü saydılar. Bir kalecinin biliyorsunuz altıpas, onsekiz içerisinde hatalı hareketi olmaz. Ona faulü yapan ortada zaten. Arda Güler’e gelince, Arda tabii şu anda 19 yaşında ama Arda 10 yaşın altında top oynamaya başladı. Allah gerçekten kendisine çok farklı kabiliyetler de verdi. Biraz sabretmek ve Arda’ya fırsat vermek gerekiyor. Mesela bugün şimdi 90 dakika oynadı. Top dağıtımları filan iyiydi. Hele hele duran toplarda, geriye attığı kornerlerde Arda müthişti. Kendisine telefon konuşmamda onu söyledim, dedim “al da at diyorsun ve top adrese gidiyor.” Bugün de aynısı oldu. Herkes bu kadar kabiliyetli değil. Şu anda eksiği hava topları… Uzun toplarda Arda ayrı bir kabiliyet. Şımarmadan, kararlı ve istikrarlı bir şekilde yola devam ederse Arda’dan Türkiye çok istifade eder. Şu anda bulunduğu Real Madrid takımı da çok istifade eder.

Turnuva öncesinde beklentiniz neydi? Takımın gösterdiği performans sizi ne kadar tatmin etti? Çeyrek final performansı ne kadar tatmin etti? Ayrıca size göre öne çıkan, turnuvada en beğendiğiniz oyuncularımız kimlerdi? Bir de şunu eklemek istiyorum. Bir yandan da EURO 2032’ye sahipliği yapacağız. Bu turnuvadan hangi deneyimleri oraya taşıyacağız? Hem futbol anlamında hem de organizasyon anlamında.
Şunu çok açık net söylemem lazım. Ben bu maçlarda görev alan futbolcularımızın hiçbirini birbirinden ayırt edemem. Hepsi de gerçekten ortaya kabiliyetlerini döktüler. Kalecimizden tut, sağ bek de sol bek de, orta saha da… Yani şimdi mesela bakıyorsun bir Ferdi Kadıoğlu’na, çok hırslı. Biz futbol oynadığımız zaman da hocamız bize derdi ki, “oğlum topu yiyeceksiniz.” Top yenir mi? “Yiyeceksiniz.” Yani bu ne demek? Hırsını ortaya tam manasıyla koyacaksın. Şimdi mesela Ferdi’de bu var. O boyuyla Ferdi çok hırslı. Topu aldığı zaman, söktüğü zaman geriden forvete katılması çok çok sağlam. Şimdi onunla ilgili bazı rakamlar konuşuluyor. Fenerbahçe Teknik Direktörü Jose Morinho, ‘gidemez’ dedi. Ferdi’nin de istikbaliyle oynamamak lazım. Maşallah Barış Alper de gayet iyi. Arda’yı zaten konuştuk. Ondan sonra geride Abdülkerim stoper olarak oynadığı zaman iyiydi. Libero olarak oynadığı zaman yine iyiydi.
Ama bir şey söyleyeceğim. Şimdi mesela Portekiz’de özellikle libero olarak Beşiktaşlı Pepe. Şu anda 41 yaşında. Yani 41 yaşında bir adam geri dörtlüden orayı nasıl koordine ediyorsun? 50 metre, 60 metre, 70 metre, topları dağıtması olayı rastgele olay değil. Ronaldo 38 oldu o da aynı. Mesela Ronaldo’nun en çok dikkatimi çeken özelliği, hava toplarındaki hakimiyeti. Gol olarak zaten penaltıdan iki golü var. Bir uzatmada attı, bir de bir önceki penaltıdan attı, bir de kaçırdı. Özetle bizim milli takımımızda “şu daha iyidir, bu değildir” diyeceğim hiçbir futbolcumuz yok. Hepsi de sahada işin hakkını verdi. Hepsinin de gözlerinden öpüyorum. İşte bu deneyimleri 2032’ye yansıtacağız. Orada da İtalyanlarla dayanışmamız çok çok önemli. Zaten İtalyanlarla beraber bu işi üstlenmek biraz altyapı sebebiyle, tesisler sebebiyle oldu. O zaman Montella İtalyan olarak yine görevinin başında olursa işimiz herhalde daha kolay olur.

Sayın Cumhurbaşkanım ben de tam Montella’yla ilgili bir soru soracaktım. Milli takıma gelen yabancı teknik adamlar genelde hep yerli isim olsun diye eleştirilir. Fakat Montella’nın sıcak bir tarafı var. Hem verdiği mesajlarla hem de Türkiye’ye olan sevgisiyle ve sizin galibiyetlerden sonra aradığınızda da sizinle olan diyaloglarda da oldukça sıcak ve samimiydi. Hatta yabancı basında “acaba ataları Türk mü?” diye yorumlar da çıktı. Siz Montella için ne düşünüyorsunuz? Teknik direktörlüğünü beğeniyor musunuz?
Her teknik direktörün savunulan yanı olur. Hatasız insan olmayacağı gibi tabii ki hatasız teknik direktör de olmaz. Basketbolda, voleybolda da koçlar var onlarda da durum aynı. Montella bir defa kendini zaten ispatlamış bir insan. Şimdi bugün hemen saldırmaya başlamışlar. Neymiş? Değişiklikleri zamanında yapmamış. Yok artık bırak da yani onu da o yapsın. Yok 60’ıncı dakikada olması lazım işte, niye 60’ıncı dakikada olmamış? Ya bunlar söylüyorlar. Yani ben işin bu yanında değilim. O kendini zaten ispatlamış bir isim. Dolayısıyla da elinden geleni ortaya koymaya çalışıyor, yapıyor. Galip geldiği zaman takım Montella iyi, mağlubiyet olduğu zaman kötü. Bunlar şık şeyler değil. Hele hele bir Cumhurbaşkanı olarak bana hiç yakışmaz. Biz sadece “elinden geleni yaptı” dedik. Şimdi bundan sonra ne konuşuluyor? Türkiye ilk beşte deniliyorsa demek ki bir yere varmış.

YABANCI KONTENJANI AÇIKLAMASI
Sayın Cumhurbaşkanım benim sorum futbol kulüplerinin yabancı kontenjanı ile ilgili. Önümüzdeki sezon yabancı kontenjanı kalkıyor ve ilk 11’de 11 yabancı oynayacak. 11 yabancı oynayacak. 8’de 11’e çıktı. Bizim futbolcularımız dünyaca ünlü kulüplerle oynayabiliyor. Şimdi de şampiyonada elde edilen başarıdan sonra yine futbolcularımız dünyaca ünlü kulüplerin radarına gitti. Yani yerli futbolculara kulüplerimizin daha çok yer vermeleri konuşuluyor. Siz bu konuda nasıl bir tavsiyede bulunursunuz?
Bence yerli futbolcularımızın önünü açmak lazım. Ben çok fazla yabancının olmasını milli futbolumuz için doğru bulmuyorum. Yoksa futbolcu nasıl yetişecek? Yoksa kulüplerimizin altyapılarından, Başakşehir Akademi gibi, Mesut Özil’in kuracağı akademi gibi yerlerden yetişecek olan 10 yaşın üstü çocuklarımız için bu kapı açık olmaz. Buna fırsat vermemek lazım. Yani belli bir sayı özellikle piyasa oluşturma bakımından isabetli olabilir. Çok sayı da piyasayı öldürür. Buna fırsat vermeden kapıyı açmakta fayda var.
]]>Başkan Erdoğan UEFA’nın skandal kararı ve Türkiye’nin EURO 2024’teki performansını değerlendirdi.
Başkan Erdoğan açıklamasında şu ifadeleri kullandı;
“ŞAMPİYONAYA GÖLGE DÜŞÜRDÜ”
UEFA’nın Merih Demiral’e verdiği 2 maç cezaya tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biliyorsunuz bu maç UEFA’nın Merih Demiral hakkında alelacele aldığı haksız kararın da gölgesinde oynandı. UEFA’nın Merih’e verdiği 2 maç men cezası, açık söylemek gerekirse şampiyonaya ciddi manada gölge düşürdü. Bunun izahı mümkün değil, tamamen siyasi bir karar. Bu karar vicdanları karartmıştır, ama millilerimizin moral ve motivasyonunu hamdolsun etkilememiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

“MİLLİ TAKIM HOLLANDA’YA KÖK SÖKTÜRDÜ”
Türkiye-Hollanda karşılaşmasıyla ilgli değerlendirmede bulunan Erdoğan, “Tüm bu olumsuzluklara rağmen A Milli Futbol Takımımız Hollanda gibi bir futbol ekolüne bu akşam adeta kök söktürdü. Heyecan verici, kıran kırana geçen bir müsabaka izledik. İlk golü çok erken attık, uzun süre maçın kontrolünü elimizde tuttuk. Maçın özellikle son on dakikasında birkaç önemli gol fırsatından da istifade edemedik. Hatta ben bir hakem değilim ama adeta futbol topunu kucaklayıcı bir tavır içerisinde olan Hollandalı futbolcu karşısında, hakem pozisyonun yakınında olmasına rağmen, biz penaltı beklerken o penaltıyı da vermedi. Millilerimizin bütün gayretlerine rağmen yarı finale yükselen ilk dört takım arasına maalesef giremedik. Ne diyelim, kısmet buraya kadarmış. Son saniyeye kadar ellerinden gelenin en iyisini yapan, bizlere büyük bir heyecan ve gurur yaşatan millilerimizi gönülden tebrik ediyorum. Bütün bunların yanında da gerek gurbetçilerimiz gerek ülkemizden bu maçı izlemek için gelen vatandaşlarımız, her şeyiyle buraya gönüllerini koydular ve bu üstün mücadelede onlar da katkılarını verdiler. Doğrusu Avusturya maçından sonra bizleri yine çok duygulandıran tüm tribünlerdeki gurbetçi vatandaşlarım olmuştur. O galibiyet, onların hayata bakışını adeta değiştirmiştir. Yaklaşık seksen bin kişilik Berlin Olimpiyat Stadı’nı bu denli dolduran gurbetçilerimiz heyecana heyecan kattı. Onlar “Türkiye” dedikçe biz de gururlandık, onurlandık. Bunu bir de galibiyetle süsleyebilseydik durum çok başka olurdu. Ama en az galip gelmiş kadar stattan başımız dik ayrıldık.” dedi.
“HEDEF BÜYÜTEREK YÜRÜYECEĞİZ”
Milli Takımın hedef büyüterek yoluna devam edeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Maçın sonunda da soyunma odasında gerek Teknik Direktörümüz Vincenzo Montella, gerek ekibi, gerekse bütün futbolcularımızla, Federasyon Başkanımızla birlikte görüşme fırsatımız oldu. Tek tek kendileriyle kucaklaştık. ‘Artık dünya şampiyonası ve bundan sonraki UEFA şampiyonasına hedef büyüterek yürüyeceğiz.’ dedik. Genç bir milli takıma sahibiz. Herhalde o zaman da yaş ortalaması 26, 27’yi bulur. Çok daha yetişmiş, çok daha organize bir milli takımla bu döneme hazırlanırız. Bizim çocuklarla birlikte, aslanlarımızı turnuvaya en iyi şekilde hazırlayan teknik direktörümüz Sayın Montella’yı ve ekibini, milli takımın tüm emekçilerini de kutluyorum. Burada taraftarlarımızı tekrar unutamayız. Vatandaşlarımızı unutamayız. Onlara özel bir parantez açmamız gerekiyor. Sizler de hem stadın içindeki muhteşem havayı hem de sokaklardaki muazzam coşkuyu gördünüz. Berlin caddeleri hamdolsun Türk bayraklarıyla donatıldı, onların coşkulu tezahüratlarıyla yankılandı. Bu caddeleri dolduran vatandaşlarımızla da ayrıca gururlandık. Göğsümüzü kabartan, gözlerimizi yaşatan bir kardeşlik iklimine şahit olduk. Türkiye’nin, Almanya’nın ve Avrupa’nın birçok farklı yerinden gelip, önce Berlin’i sonra maçın oynandığı Olimpiyat Stadı’nı bayram yerine çeviren, burada olmasa da dualarıyla ekranları başında takımımıza destek olan tüm kardeşlerime, Cumhurbaşkanı olarak çok çok teşekkür ediyorum. Milli Takımımız kendilerine yapılan haksızlığa cevaplarını sahada oynadıkları muhteşem futbolla verdiler. Sadece takımımız değil millilerimizi destekleyen taraftarımız da taşkınlığa prim vermeden Türkiye’nin ne kadar vakur bir ülke olduğunu, Türk milletinin de ne denli şerefli bir millet olduğunu tüm dünyaya bir kez daha gösterdiler. Rabbim hepsinden razı olsun. Bu vesileyle Hollanda milli takımını da başarıları için ayrıca tebrik ediyorum. Güzel ve heyecan seviyesi yüksek bir atmosferde oynanan maç öncesinde ve sırasında Hollandalı taraftarlar da centilmence davrandılar. Kendilerini burada özellikle kutluyorum, teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Merih Demiral hakkındaki karar, tam olarak neyi cezalandırmaya yönelikti? Temiz bir mücadele verilmişken, temiz bir taraftar desteği varken, başarılı devam ettirilirken, gerçekten samimiyetle futbola siyaset sokulmaması yönünde bir çabanın karşılığı mı bu? Yoksa tersi bir durum mu söz konusu? Çifte standart dediğimiz şey tekrar niye karşımıza çıkıyor burada? Bir yandan bu haksız cezayı konuşuyoruz ama geçen hafta boyunca oyuncularımızla ilgili Batı medyasının yayın organlarında onların hem kapasitelerini, yeteneklerini hem sosyal zekalarını, üretkenliklerini öven yazılarla da karşılaştık. Acaba bu başarı inançla birlikte ortaya konulunca mı rahatsız eden bir resme dönüşüyor? Yine akla gelen sorulardan bir tanesi de bu, bu mu huzursuz ediyor?
Batı’nın bugüne kadar zihniyet itibarıyla bize yaklaşımı hiçbir zaman değişmemiştir. Batı aynı zihniyetiyle devam etmiştir ve aynı şekilde de devam etmektedir. Merih Demiral’a verdikleri ceza, adeta ilk andan itibaren kararı verilmiş olan bir ceza. Ben Kazakistan’dan dönüşte uçak söyleşimizde de ifade etmiştim. Eğer olay bozkurt işaretini cezalandırmaksa Almanlar’da kartal var, kartalı cezalandırıyor musunuz? Yok. Fransızlarda horoz var, ‘Niye horozlanıyorsun’ diyerek kalkıp da Fransızları cezalandırıyor musunuz? Yok. Fakat Türkiye’de o golün ve arka arkaya atılan gollerin heyecanı içerisinde bizim efsanelerimizde yer alan bozkurt işaretini yapan Merih’e verilen bu ceza, Merih’in şahsına değildir. Aslında Türkiye’nin millet olarak yapısına dönük verilmiş olan bir cezadır. Bunun en güzel karşılığı da aslında bu maçtan bizim galip olarak çıkmamız olacaktı. Ben zaten inanıyorum ki bütün futbolcu arkadaşlarımız, kardeşlerimiz de bu aşkla, bu heyecanla sahaya çıktılar. Onlara sahada güzel bir ders vereceklerdi ama ne yazık ki bu son 3-5 dakika içerisinde yakalanan pozisyonlar gole döndürülmüş olsaydı, oradan ağlayarak dönen onlar olacaktı. Maalesef olmadı. Sorunuzda yatan o ruh maalesef bizim de beklentimizdi olmadı. Artık şimdi 2026’da Dünya Kupası, 2028’de Avrupa Şampiyonası var. Şimdi bizim bunlara en güzel şekilde hazırlanarak, Montella’nın da dediği gibi inşallah bunların rövanşını orada alma şansımız var. Böyle de bir ekip inşallah hazırlandı.

Sayın Cumhurbaşkanım bu jenerasyonu nasıl görüyorsunuz? 2008’de yaşadık benzer bir şekilde ama devamını getiremedik. 2010-2012’de de ıskaladık şampiyonaları. Önümüzdeki süreçte az önce söylediğiniz turnuvalarda daha iyi olabilmek adına, bu sürekliliği yakalamak adına nelere dikkat edilmesi gerekiyor? Buradaki kritik nokta ne sizce?
Önemli olan iki husus var. Bir tepeden tırnağa federasyonun yapısı, iki teknik kadroların kalıcılığı… Dikkat edin Batı’ya veya dünyadaki işleyişe, çorap söküğü gibi bir taraftan ör bir taraftan sökülsün, böyle bir şey yok. Yani oturtacaksan bir yapıyı, kalıcılığı çok önemli. Şimdi bu kalıcılığı yakalayabilmek için de şu anda güzel bir tırmanış, genç bir ekip var. Dolayısıyla bu genç ekiple beraber, bir diğer taraftan da yönetim kadrolarını kalıcı kılmak suretiyle atılacak adımlardan ben netice alınabileceğine inanıyorum. Yoksa durmadan değiştir, tekrar getir. Bugüne kadar öyle olmadı mı? Hep değişti. Teknik kadrolar öyle değişti. Federasyon da aynı şeyleri yaşadı. Öyle olmaz. Yani Batı’da veya dünyada başarıyı yakalayanlar hep o kalıcı kadrolarla yakaladılar. Onunla neticeye ulaştılar. Şimdi mesela Mesut Özil, bizimle beraberdi. Mesut Alman milli takımında oynarken kaç yaşındaydı? Bizi 3-1 yedikleri maçı ben Merkel’le birlikte seyretmiştim. O zaman 22 yaşındaydı. Bir tane de bize gol atmıştı. Türkiye’de şimdi futbol okulu, akademisi kuruyor. Almanya’daki ve Real Madrid’deki yapıyı bizde oluşturmak istiyor. Böyle bir adım hakikaten atılırsa o yapı aynen bize geçerse, o zaman bırak sen 22 yaşı, 10-12 yaşlarındaki yavruların futbol sahasında yetiştiğini görürüz. Bunlar topa vurmaktan önce saygıyı sevgiyi bu akademide görecekler.
Sayın Cumhurbaşkanım izninizle iki sorum olacak, birincisi Arda Güler’le ilgili düşüncelerinizi gerçekten çok merak ediyorum. Siz de futbolu çok yakından takip eden biri olarak gelmiş geçmiş en yetenekli Türk futbolcular içerisinde Arda’yı nereye konumlandırırsınız? Bir de Mert Günok’un Avusturya maçının bitime bir saniye kala yaptığı bir kurtarış vardı, o an ne hissettiniz, çok merak ettim?
Mert Günok’un şu anda yaşı 30’u geçti. Yani bu yaşı yakalamış olan Mert’in o refleksi ortaya koyması muhteşem bir şey. 35 yaşında bir kalecinin böyle bir refleks ortaya koyması anlatılır bir şey değil. Yani adeta yaylandı ve topu oradan çıkardı. Bir önceki maçta maalesef hakemlerin vurdumduymazlığı ortaya çıktı. Kalktılar sayılmaması gereken golü saydılar. Bir kalecinin biliyorsunuz altıpas, onsekiz içerisinde hatalı hareketi olmaz. Ona faulü yapan ortada zaten. Arda Güler’e gelince, Arda tabii şu anda 19 yaşında ama Arda 10 yaşın altında top oynamaya başladı. Allah gerçekten kendisine çok farklı kabiliyetler de verdi. Biraz sabretmek ve Arda’ya fırsat vermek gerekiyor. Mesela bugün şimdi 90 dakika oynadı. Top dağıtımları filan iyiydi. Hele hele duran toplarda, geriye attığı kornerlerde Arda müthişti. Kendisine telefon konuşmamda onu söyledim, dedim “al da at diyorsun ve top adrese gidiyor.” Bugün de aynısı oldu. Herkes bu kadar kabiliyetli değil. Şu anda eksiği hava topları… Uzun toplarda Arda ayrı bir kabiliyet. Şımarmadan, kararlı ve istikrarlı bir şekilde yola devam ederse Arda’dan Türkiye çok istifade eder. Şu anda bulunduğu Real Madrid takımı da çok istifade eder.

Turnuva öncesinde beklentiniz neydi? Takımın gösterdiği performans sizi ne kadar tatmin etti? Çeyrek final performansı ne kadar tatmin etti? Ayrıca size göre öne çıkan, turnuvada en beğendiğiniz oyuncularımız kimlerdi? Bir de şunu eklemek istiyorum. Bir yandan da EURO 2032’ye sahipliği yapacağız. Bu turnuvadan hangi deneyimleri oraya taşıyacağız? Hem futbol anlamında hem de organizasyon anlamında.
Şunu çok açık net söylemem lazım. Ben bu maçlarda görev alan futbolcularımızın hiçbirini birbirinden ayırt edemem. Hepsi de gerçekten ortaya kabiliyetlerini döktüler. Kalecimizden tut, sağ bek de sol bek de, orta saha da… Yani şimdi mesela bakıyorsun bir Ferdi Kadıoğlu’na, çok hırslı. Biz futbol oynadığımız zaman da hocamız bize derdi ki, “oğlum topu yiyeceksiniz.” Top yenir mi? “Yiyeceksiniz.” Yani bu ne demek? Hırsını ortaya tam manasıyla koyacaksın. Şimdi mesela Ferdi’de bu var. O boyuyla Ferdi çok hırslı. Topu aldığı zaman, söktüğü zaman geriden forvete katılması çok çok sağlam. Şimdi onunla ilgili bazı rakamlar konuşuluyor. Fenerbahçe Teknik Direktörü Jose Morinho, ‘gidemez’ dedi. Ferdi’nin de istikbaliyle oynamamak lazım. Maşallah Barış Alper de gayet iyi. Arda’yı zaten konuştuk. Ondan sonra geride Abdülkerim stoper olarak oynadığı zaman iyiydi. Libero olarak oynadığı zaman yine iyiydi. Ama bir şey söyleyeceğim. Şimdi mesela Portekiz’de özellikle libero olarak Beşiktaşlı Pepe. Şu anda 41 yaşında. Yani 41 yaşında bir adam geri dörtlüden orayı nasıl koordine ediyorsun? 50 metre, 60 metre, 70 metre, topları dağıtması olayı rastgele olay değil. Ronaldo 38 oldu o da aynı. Mesela Ronaldo’nun en çok dikkatimi çeken özelliği, hava toplarındaki hakimiyeti. Gol olarak zaten penaltıdan iki golü var. Bir uzatmada attı, bir de bir önceki penaltıdan attı, bir de kaçırdı. Özetle bizim milli takımımızda “şu daha iyidir, bu değildir” diyeceğim hiçbir futbolcumuz yok. Hepsi de sahada işin hakkını verdi. Hepsinin de gözlerinden öpüyorum. İşte bu deneyimleri 2032’ye yansıtacağız. Orada da İtalyanlarla dayanışmamız çok çok önemli. Zaten İtalyanlarla beraber bu işi üstlenmek biraz altyapı sebebiyle, tesisler sebebiyle oldu. O zaman Montella İtalyan olarak yine görevinin başında olursa işimiz herhalde daha kolay olur.
Sayın Cumhurbaşkanım ben de tam Montella’yla ilgili bir soru soracaktım. Milli takıma gelen yabancı teknik adamlar genelde hep yerli isim olsun diye eleştirilir. Fakat Montella’nın sıcak bir tarafı var. Hem verdiği mesajlarla hem de Türkiye’ye olan sevgisiyle ve sizin galibiyetlerden sonra aradığınızda da sizinle olan diyaloglarda da oldukça sıcak ve samimiydi. Hatta yabancı basında “acaba ataları Türk mü?” diye yorumlar da çıktı. Siz Montella için ne düşünüyorsunuz? Teknik direktörlüğünü beğeniyor musunuz?
Her teknik direktörün savunulan yanı olur. Hatasız insan olmayacağı gibi tabii ki hatasız teknik direktör de olmaz. Basketbolda, voleybolda da koçlar var onlarda da durum aynı. Montella bir defa kendini zaten ispatlamış bir insan. Şimdi bugün hemen saldırmaya başlamışlar. Neymiş? Değişiklikleri zamanında yapmamış. Yok artık bırak da yani onu da o yapsın. Yok 60’ıncı dakikada olması lazım işte, niye 60’ıncı dakikada olmamış? Ya bunlar söylüyorlar. Yani ben işin bu yanında değilim. O kendini zaten ispatlamış bir isim. Dolayısıyla da elinden geleni ortaya koymaya çalışıyor, yapıyor. Galip geldiği zaman takım Montella iyi, mağlubiyet olduğu zaman kötü. Bunlar şık şeyler değil. Hele hele bir Cumhurbaşkanı olarak bana hiç yakışmaz. Biz sadece “elinden geleni yaptı” dedik. Şimdi bundan sonra ne konuşuluyor? Türkiye ilk beşte deniliyorsa demek ki bir yere varmış.

YABANCI KONTENJANI AÇIKLAMASI
Sayın Cumhurbaşkanım benim sorum futbol kulüplerinin yabancı kontenjanı ile ilgili. Önümüzdeki sezon yabancı kontenjanı kalkıyor ve ilk 11’de 11 yabancı oynayacak. 11 yabancı oynayacak. 8’de 11’e çıktı. Bizim futbolcularımız dünyaca ünlü kulüplerle oynayabiliyor. Şimdi de şampiyonada elde edilen başarıdan sonra yine futbolcularımız dünyaca ünlü kulüplerin radarına gitti. Yani yerli futbolculara kulüplerimizin daha çok yer vermeleri konuşuluyor. Siz bu konuda nasıl bir tavsiyede bulunursunuz?
Bence yerli futbolcularımızın önünü açmak lazım. Ben çok fazla yabancının olmasını milli futbolumuz için doğru bulmuyorum. Yoksa futbolcu nasıl yetişecek? Yoksa kulüplerimizin altyapılarından, Başakşehir Akademi gibi, Mesut Özil’in kuracağı akademi gibi yerlerden yetişecek olan 10 yaşın üstü çocuklarımız için bu kapı açık olmaz. Buna fırsat vermemek lazım. Yani belli bir sayı özellikle piyasa oluşturma bakımından isabetli olabilir. Çok sayı da piyasayı öldürür. Buna fırsat vermeden kapıyı açmakta fayda var.
]]>İsrail basınındaki haberlere göre, ülkedeki hükümet karşıtı grupların çağrısı üzerine “direniş günü” sloganıyla düzenlenen gösterilerde Başbakan Binyamin Netanyahu ve hükümeti protesto ediliyor.
GÖSTERİCİLERE MÜDAHALE
Başkent Tel Aviv ve diğer kentlerde göstericiler, sabah saatlerinden itibaren bazı yolları ve kavşakları trafiğe kapattı. İsrail polisi, yolu açmak için bazı noktalarda göstericilere güç kullanarak müdahale etti.
Protestocu bazı gruplar da hükümet karşıtı sloganların yazılı olduğu ve marşların çalındığı araçlarla konvoylar gerçekleştiriyor.
Onlarca gösterici, Savunma Bakanı Yoav Gallant, Dışişleri Bakanı Yisrael Katz ve diğer kabine üyeleri ile milletvekillerinin evlerinin önünde toplandı.
Bazı göstericiler de Batı Kudüs’teki tramvay yolunda eylem yaparak hattı bir süreliğine kapattı.
Protestocu gruplar, yaptıkları ortak açıklamada, İsrail’deki hükümeti “Gazze’deki esirlere ve sokaktaki göstericilere karşı kayıtsız kalmakla” suçlarken erken seçim çağrısıyla gün boyu protesto, yürüyüş ve eylemlerine devam edeceklerini bildirdi.
Akşam saatlerinde de Tel Aviv’de İsrail’in en büyük işçi sendikası Histadrut’un genel merkezi önünde “genel greve gidilmesi” talebiyle eylem yapılacak. Batı Kudüs’te ise Netanyahu’nun konutuna doğru yürüyüşler düzenlenmesi planlanıyor.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in 7 Ekim’de Gazze Şeridi’ne başlattığı saldırıların durdurulması için taraflar arasında uzunca süredir müzakereler devam ediyor. Arabulucuların hazırladığı son ateşkes taslağını Hamas heyetinin onayladığı bildirilmişti.
İsrail Dış İstihbarat Teşkilatı Mossad Direktörü David Barnea, hafta sonu Doha’ya gidip temaslarda bulunmuştu. İsrailli yetkililer, “tarafların ilk defa bir anlaşmaya bu kadar yakın olduğunu” belirtmişti.
İsrail’in bu hafta müzakerelere devam etmesi için bir heyeti Kahire’ye göndermesi bekleniyor. ABD dış istihbarat teşkilatı CIA Direktörü William Burns’un de aynı şekilde Katar’da görüşmelere katılacağı aktarılıyor.
GAZZE’DE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 694’ü çocuk, 10 bin 279’u kadın olmak üzere 38 bin 98 Filistinli öldü, 87 bin 705 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 323’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 679 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeyi sürdürdü.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 570 Filistinli hayatını kaybetti.
]]>İzmir’in en büyük sorununun kentin çökme problemi olduğunu belirten Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, “Deniz seviyesi dünyada her yıl yaklaşık 2,5 ile 3 milimetre arası yükselir. İzmir’de bu rakam 1,5 santimetrelere geliyor. Çünkü İzmir çöküyor. İzmir Basmane’den Alsancak’a kadar dolgu alanı. Dolgu alanları binaların ağırlığı da yüklendiği için yavaş yavaş çöküyor” diye konuştu.
‘BİNALAR YAPILIRKEN KOT YÜKSELTİLMELİ’
Kenti etkileyen 26-27 Kasım 2023’teki yağışlarda Alsancak’ta suyun yaklaşık 300-400 metre içeri girdiğini söyleyen Prof. Dr. Yaşar, “Bu bir uyarı. Çünkü bir dahaki sefere daha çok su içeri girecektir. Basmane’de birkaç bin sene önce deniz kabuklarını görüyoruz. Bir zamanlar orası denizdi. Denizi ne kadar doldursanız doldurun, eğer önlem almazsanız deniz gelip alacağı yeri dolduracaktır. Binalar yapılırken kot yükseltilmesi gerekiyor. 1873 yılında kordon boyu yapılırken, en büyük dolgu yapılırken ihale şartnamesinde; ‘Maksimum gelgitin, en az 1,5 metre üzerinde olacak şekilde inşa edilecektir’ ibaresi vardır ki, ona göre yapılmıştır. 1927 yılında Yanık Yurt Gazetesi’nde körfezin 50 santimetre çöktüğü yazar. Cevat Korkut Hoca’nın İzmir Rıhtım İmtiyazı kitabında da aynı şey yazıyor. Alsancak 1 ile 1,5 santimetre arasında çöküyor. Çöktüğü için zaten kasım ayındaki yağışlardan sonra çok fazla su içeri girdi” ifadelerini kullandı.
Cakarta ve Mexico City’de aynı durumun söz konusu olduğunu belirten Prof. Dr. Yaşar, “Orada çökme çok daha hızlı. Yılda 10-15 santimetre çöküyor. Onlar çareyi alanı boşaltmakta buldular, yavaş yavaş alanı terk ediyorlar. Çünkü doğanın hızıyla baş etmek mümkün değil” dedi.
‘KORDON KOKUYOR’
Prof. Dr. Doğan Yaşar, İzmir’in en büyük sorununun çökme olduğunu söyleyerek, “İzmir’in en büyük sorunu ne ulaşım ne körfezin kokması ne kirlilik ne de başka bir şey. Uzun vadede tek bir olay var; çökme. Çökme devam edecek. Eğer önlem alınmazsa 50-60 yıl sonra deniz suyu Basmane’ye kadar gelebilir. Şu anda Alsancak’ta kanalizasyon kokuları var. Çünkü yavaş yavaş borular deniz seviyesinin altında kalmaya başladı. Bu nedenle kordon kokuyor. İkinci kordonun su basma nedeni de o. Farkında olmadan birinci kordonu yükseltiyoruz, ikinci kordon çukurda kaldı. Belediyenin özellikle yer bilimcilerle oturup çökme konusunda detaylı çalışma yapması gerekiyor. 50 yıl uzun vade ama çok da uzun sayılmaz. Bir anda geliyor, sizi yakalıyor” diye konuştu.
Kentin 50 santimetre daha çökmesi halinde ne yapılırsa yapılsın, fark etmeyeceğini belirten Prof. Dr. Yaşar, “Set çekmek çözüm değil. Duvar yapmanın hiçbir anlamı yok. Kot yükselteceksiniz, çok pahalı ama tercih meselesi ya da alanı yavaş yavaş terk edeceksiniz, boşaltacaksınız” ifadelerini kullandı

Olay, Kadıköy Hasanpaşa Mahallesi’nde bulunan İSPARK’a ait katlı otoparkta meydana geldi. İddiaya göre, kapalı otopark içerisinde park için bırakılan yaklaşık 10 araç, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce vida ile çizildi. Araçlarını almaya gelen sahipleri çizilmiş ve üzerine yazılar yazılmış arabaları görünce şok oldu. Bazı araç sahiplerinin çizilen araçlardan haberi olmadığı öğrenilirken, durumdan haberi olan araç sahipleri karakola giderek şikayetçi oldu. Otomobili çizilenlerden biri de Volkan Dalakçı. 4 Temmuz’da İSPARK’a otomobilini koyan Volkan Dalakçı, bu sabah saatlerinde aracını çıkarmak için otoparka geldi. Dalakçı, İSPARK’a geldiğinde aracının her yerinin çizilmiş olduğunu gördü. Durumu İSPARK yetkililerine bildirip rapor tuttu ve polis karakoluna giderek şikayetçi oldu. Polis ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı.

“GÜVENLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜM İÇİN OTOPARKA BIRAKTIM”
Aracı çizilen Volkan Dalakçı, “Geçen yıl ben aracımı sıfır aldım. Sokakta durmasın başına herhangi bir şey gelmesin güvenli bir ortamda dursun diye İSPARK’ın Müze Gazhane otoparkına abonelik yaptım. Aracım yaklaşık bir buçuk yıldır orada duruyor. Güvenli durmasını istediğim aracımın başına böyle bir şey gelmesi beni gerçekten çok üzdü. İSPARK yetkililerinden ve polisten aldığım bilgiye göre yaklaşık 10 aracın olduğu söylüyorlar. Tam sayıyı bilmiyorum kaput ve tavan dâhil sağ taraf komple çizilmiş vaziyette. İSPARK’tan öğrendiğim kadarı ile vidayı bulduklarını, vida ya da anahtar olduğunu düşünüyorlar. Şikayetçi oldum. Bu sabah fark ettim olayı aracımı çizilmiş halde görünce inanılmaz üzüldüm. Aracımı incelediğimde her tarafında çizikler vardı. İSPARK yetkilileri ile bir tutanak tuttuk. Daha sonra karakola giderek burada da bir tutanak tuttuk. Olayın kim ya da kimler tarafından ne zaman yapıldığına dair çalışmalarını sürdürdüklerini söylediler. Benim burada aboneliğim var. Dolayısı ile bilgilerim var. Ona rağmen bana 2 gündür herhangi bir bilgi verilmiyor. Belki ben bir ya da 2 hafta sonra aracın başına gitseydim o zaman fark edecektim bu durum beni üzüyor” şeklinde konuştu.

İSPARK’TAN AÇIKLAMA
Konuyla ilgili İSPARK yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada; “Kadıköy Gazhane otoparkımızda bulunan yedi adet araç çocuklar tarafından çizilerek zarar görmüştür. Yaşanan olay üzerine kaza hasar birimimiz gerekli incelemeleri yapmış olup hasarlanan araç sahiplerinin de şikâyeti üzerine konu emniyet birimlerine aktarılarak yasal süreç başlatılmıştır. Yaşanan bu üzücü olay sonucunda vatandaşlarımızın mağduriyeti giderilecek olup yedi aracın hasarları kurumumuz tarafından karşılanacaktır” ifadeleri kullanıldı.
Bugün anma programından önce şahit olduğu Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu ile bir gazi arasındaki diyalogdan bahseden Özel, şöyle konuştu:
“Bir gazimiz, ev sahibi olmanın verdiği heyecanla geldi, protokole çay dağıtıyordu. Sayın Valim ayağa kalktı, zorla elinden aldı, götürdü ve dedi ki ‘gazi çay dağıtır mı hiç’. Gazi bu milletin devletine duyduğu sevgiyi ifade ediyordu, Sayın Vali de bu devletin, devlet adamlarının milletine ve gazilerine, şehitlerine, onların ailelerine gösterilmesi gereken saygıyı, devletin kibir değil, alçak gönüllük olduğunu gösteriyordu. İkisine de yürekten teşekkür ediyorum.”
Özel, Bağbaşlar’da 5 Temmuz 1993’te yaşan katliamla ilgili şunları kaydetti:

“ALDIKLARI TALİMATLA ASLINDA PUSU KURDULAR”
“5 Temmuz günü birileri aldıkları talimatla aslında bir pusu kurdular. Beklediler ki köyün erkekleri camide toplansın. Akşam namazını takiben camiye giden, namazdan çıkanları aldılar, getirdiler ve 28’ini köyün meydanında katlettiler. Köyü ateşe verdiler, yaktılar, 5 canımızı da orada aldılar ve 33 şehidimizi, bizim yüreğimizi yakarak tarih önünde hepimize emanet ettiler. Öyle Başbağlar rastgele seçilmiş bir yer değildi. Eylemin biçimi, sayısı asla rastgele değildi. İki gün önce Sivas’ta Madımak Otel’de canlar yanmıştı. (Katledilenler) Önce 31, sonra 33’e çıkacaktı o rakam. Onlar sema durmaya gelmişlerdi, inançlarına göre bir ibadeti yerine getiriyorlardı. Birileri onları katletti, güya ona misilleme bu sefer cami çıkışında, yakın sayıda vatandaş, sonrada yakılarak 5 kişi yine 33 kişi hayatını kaybetti.”
“Alevilerle Sünniler kardeştir, Türklerle Kürtler kardeştir. Buna kastedenler de kalleştir”
Eylemi yapanların amacından bahseden Özel, “Hesap, bu ülkede mezhep kavgası çıkarmak. Terör örgütü ki hepimizin birliğine, beraberliğine kastetmiş o terör örgütü ya da o terör örgütünü kullanan başka güçler, ‘mezhep kavgası, mezhep savaşı çıkarır mıyız’ diye niyetlendiler. Bu büyük acıya rağmen iki tarafın da acılarını yüreklerine gömen, birbirlerini seven, vatanını seven insanları bütün dünyaya bir büyük insanlık dramından nasıl bir insanca mesaj, nasıl bir kardeşlik, birlik beraberlik çıkarılır, onu gösterdiler. O gün o acılarında bu mezhep kavgasına yönelmeyenlerin verdiği mesajı, bugün bir kez de buradan ifade etmek isterim ki, Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevilerle Sünniler kardeştir, Türklerle Kürtler kardeştir. Buna kastedenler de kalleştir.” ifadelerini kullandı.
Özel, olayla ilgili açılan davanın sonuçsuz kalmasının, o günlerde 25 kilometre öteden 14 saatte buraya ulaşılabilmesinin ve yarattığı büyük travmanın halen daha yüreklerin soğumamasına sebebiyet verdiğini belirtti.

Başbağlar davasının aynı Madımak gibi zaman aşımına uğradığını söyleyen Özel, “Bunu kabul etmiyoruz çünkü böyle suçlar, insanlığa karşı işlenen suçlardır ve insanlığa karşı işlenen suçların zaman aşımı olmaz, affı olmaz. Dava 2019’da bir kez daha açıldı ama yine bütün sanıklar firari. Biz bu davanın sanıkların gıyabında da olsa bir insan suçu, insanlığa karşı işlenmiş suç olarak nitelendirilmesini, her türlü zaman aşımından, her türlü ceza indiriminden, her türlü aftan muaf olmasının sağlanmasını, geleceğe yönelik olarak da önemsiyoruz.” şeklinde konuştu.
“BU ACILARI UNUTTURMAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Özel, 15 Temmuz’da Saraybosna’da olacağını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Geçen devlet günlerinde orada olduğumda Aliya İzzetbegoviç’in mezarının başındaydım. Duamızı okuduk ve Aliya İzzetbegoviç’in o muhteşem öğüdünü, vasiyetini tekrar ettik. Diyor ki ‘Unutulan katliamlar tekrarlanır’. Biz bugün Başbağlar’a gelirken 31. yılındaki bir acıyla değil, birinci yıldaki acıyı hissederek, birinci yılda ne kadar yüreğimiz yanıyorsa, yüreğimiz o kadar yanarak geldik. İki gün önce Sivas’taydık. Orada o acıyı hissettik. İki gün sonra buradayız. Üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin, mutlaka ve mutlaka bu acıları unutturmamaya, hayatını kaybedenlerin manevi huzurlarında onlara rahmet dilemeye, geride bize bıraktıkları emanetlere sahip çıkmaya, gazilerimize sahip çıkmaya devam edeceğiz.”
Önceleri zorlu kara yolculuğu ile Başbağlar’a geldiğini hatırlatan Özel, bugün helikopter ile geldiğini ve gördüğü manzara karşısında, Başbağlar’ın dağların, vadilerin arasında şirin bir köy olduğunu söyledi.
“İliç Komisyonunun gayretlerini, mücadelelerini önemsiyoruz”
CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün olayla ilgili araştırma komisyonu kurulmasını teklif ettiğine değinen Özel, şunları kaydetti:

“Bence biz bu teklifi yenileyelim. Partiler arası diyalogla nasıl birçok komisyonu, Soma’da ya da hekime karşı şiddet için, bu sefer İliç’te kurduysak, bu Başbağlar’ın acısının araştırılması, hiç olmazsa tarih önünde, Gazi Meclis’in dokümanlarına bu konuda bir çabanın da nakşedilmesi için biz bunu grup başkan vekillerimizden rica edelim ve kendileri diğer parti gruplarıyla görüşsünler. Bu komisyonu da ivedilikle kuralım. İliç Komisyonu’nun gayretlerini, mücadelelerini önemsiyoruz. Yapılacak madencilik faaliyetlerinin, insan sağlığını, çevreyi önemsemesini, bu konuda ÇED raporları konusunda, diğer konularda varsa ihmaller üzerine cesaretle gidilmesini önemsiyoruz.”
Özel, Vali Hamza Aydoğu’nun konuşmasında İliç’teki olay süreciyle ilgili Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a teşekkür ettiğini hatırlatarak, “Sayın valimiz sayın bakana teşekkür etti. Ben de sayın bakana eğer devletin valisi, milletin kendisi, bakandan razıysa, ben de razıyım. Olimpiyatlarda Busenaz, Çin’de şampiyon oldu ve dedi ki ‘Bakanımız bizi hiç yalnız bırakmıyor’. Ertesi gün çıktım basın toplantısında ilk teşekkürü bakana ettim. Milli futbolcu bakandan razıysa, ben de razıyım. Köylü, kaymakam, vali, herkes eğer diyorsa ki bizi yalnız bırakmadı, o bakandan biz de razıyız. Siyaset gerektiğinde mücadele etmek, gerektiğinde münakaşa etmek, gerektiğinde millet için kavga etmek ama üzerine düştüğünde de teşekkür etmek, nezaket göstermektir. Bunu ifade etmek isterim.” dedi.
31 Mart Seçimleri’nde CHP adayı Umut Yılmaz’ın kazandığı Şehitkamil Belediyesi önünde işçiler eylem yaptı.
ELLERİNDE PANKARTLARLA TEPKİ GÖSTERDİLER
Ellerinde pankartlar ile yürüyen işçilerden daha önce kütüphane ve atölyelerde görevli 40 öğretmen temizlik işlerine verilmesine, 60 temizlik personeli de işten çıkarılmalarına tepki gösterdi.
Uzun yıllardır Şehitkamil Belediyesi’ne ait Gençlik Kütüphaneleri, Bilim Şehitkamil ve Deneyap Teknoloji atölyelerinde görev yapan öğretmenler, seçimlerin ardından önce görev tanımlarının değiştirildiğini ardından da temizlik birimlerinde görevlendirildiklerini ifade etti. Görev yerlerinde eğitimci olarak devam etmek isteyenlerden Turan Yaman “Bir ay öncesine kadar ilçedeki bütün kütüphanelerin ve bilim merkezlerinin sorumlusuydum. Bana öğretmenlerin temizlik ve park bahçelere gönderileceği talimatı verildi, ben bunu kabul etmedim. Öğretmenin mesleği öğretmenliktir. 10 yıldan daha fazla süredir bu birimlerde biz eğitimler veriyoruz. Eğitime daha fazla değer verilmesi gerekirken öğretmenlerin görevinden alıp temizlik birimlerine verilmesi eğitime değer verilmediğini gösteriyor. Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Bu öğretmenlerin yeri çöp değil eğitim kurumlarıdır” dedi.

‘ÖĞRETMENLER ÖĞRENCİLERİ İLE OLMALIDIR’
2012 yılından bu yana Şehitkamil Belediyesi’nin eğitim kurumlarına sınava hazırlanan öğrencilere eğitimler verdiğini belirten Yusuf Zakir Dağ ise görev yerinin değiştirilmesi ve temizlik işlerine verilmelerinin doğru olmadığını belirtti. Dağ, “Şehitkamil Belediyesi’ne ait etüt merkezinde öğretmenlik yapıyordum. 11-12 yıldır KPSS, LGS ve DGS grubundaki öğrencilerimize eğitimler veriyorduk. Onları sınava hazırlıyorduk. Temizlik kurumundaki arkadaşlarımız işten çıkarıldılar. Daha sonra bizleri de oraya temizlikçi olarak gönderdiler. Biz 70 kişiyiz. Öğretmenlerimizin içinde yüksek lisans yapan var, doktora yapan var, kitap yazanlar var. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bizlerin görevi öğrencilerin yanıdır’’ diye konuştu.
‘TEMİZLİKÇİ OLACAKSIN DESELER BAŞVURU BİLE YAPMAZDIM’
Doktora dahil olmak üzere 5 diploması olduğunu ifade eden Eyüp Erbilici ise işe girdiği yıllarda öğretmen olarak başvuru yaptığını ve o şekilde çalıştıklarını belirterek, “2014 yılında öğretmen istihdamı yapılacağı için bu işe girdim. O zamanda bana temizlikçi olacağım söylenseydi başvuru yapmazdım. Başkan göreve gelmeden önce bizlere söz vermişti ‘Hiçbir işçi görevinden olmayacak’ diye. Biz buna güvenerek destekledik. Sonrasında 40 öğretmen arkadaşımız temizlik görevlisi olarak görevlendirildi. Bu durumun düzeltilmesini istiyoruz” diye konuştu.

‘TEKNOFEST’TE 4 PROJEM VARDI’
Belediyeye ait Deneyap atölyelerinde çalışan Dilek Nevruz Daşdemir ise, kendisinin de Park Bahçeler birimine verildiğini belirterek, “2014 yılından bu yana belediyede öğretmen olarak çalışıyorduk. Öğretmen olarak giriş yaptık. Şu anda öğretmenleri temizlik ve park bahçelere yönlendirdiler. Bizi direk bu bölümlere vermeleri eğitime verdikleri değeri gösterir. Bayan öğretmenler park bahçelere erkek öğretmenler ise süpürgeci olarak sokağa verildi. Ben deneyap atölyelerindeydim. TEKNOFEST’te 4 projem vardı, şu anda bizi kütüphanelere almıyorlar” dedi.
Sözleşme süreleri dolduğu gerekçesi ile işten çıkarılan 60 temizlik görevlisi de seçimlerden önce kendilerine verilen sözlerin tutulmadığını söyledi.
Şehitkamil Belediyesi yetkilileri ise konuya ilişkin açıklama yapmadı.

Bakan Kurum, çeşitli temaslarda bulunmak üzere geldiği Kahramanmaraş’ta, Büyükşehir Belediyesi meclis salonunda gerçekleştirilen koordinasyon toplantısına katıldı.
Gazetecilerin girişte görüntü almalarına izin verilen toplantı, daha sonra basına kapalı devam etti. Toplantının ardından bakanlıktan yapılan açıklamada; Kurum’un depremde ağır hasar alan tüm illeri ziyaret edeceği belirtildi.
Toplantıya, Bakan Yardımcısı Vedad Gürgen, Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer, AK Parti Kahramanmaraş milletvekilleri Vahit Kirişci, Ömer Oruç Bilal Debgici, Mevlüt Kurt, Mehmet Şahin, Tuba Köksal, Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, AFAD İl Müdürü Tayfun Temur, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Ahmet Şahin ve ilgili kurum müdürleri katıldı.
Murat Kurum toplantının ardından kameralar karşısına geçerek, açıklamalarda bulundu.
Kurum’un açıklamasından öne çıkan başlıklar şu şekilde;
“DEPREMİ SİYASİ MALZEME YAPMAYACAĞIZ”
“Depremi siyaset üstü görerek tüm sivil toplum örgütleri ve muhalif belediye ile süreci hep birlikte yönetmek istiyoruz. Depremi siyasi malzeme yapmayacağız.
6 Şubat depreminden bugüne başlattığımız konutların sayısı 276 bine ulaştı. Yerinde dönüşüm ile ilgili vatandaşlarımızın taleplerini de gerçekleştiriyoruz.
O günlerde buralarda hep birlikte mücadele ettik ve bir seferberlik ruhuyla adeta milli mücadeledeki o ruhu hep birlikte yeniden ortaya koyduk. Bu çok önemli bir duruştu.
Alacağımız kararlarla birlikte inşallah hep birlikte yapılması gereken işleri sayın Cumhurbaşkanımızın her afette gösterdiği, verdiği sözleri tutan anlayışla biz de bize düşen görevleri inşallah tek tek yerine getireceğiz. 6 Şubat depreminde seferberlik şuuruyla çalışacağız.
‘DEPREMİN FATURASI 104 MİLYAR DOLARI AŞTI’
6 Şubat depreminin mali faturası 104 milyar doları aşmış durumda. Bugüne geldiğimizde başlattığımız konutlarımızın sayısı 276 bine ulaştı.
“YIL SONUNA KADAR EN AZ 200 BİN KONUT TESLİM EDİLECEK”
Teslimlerimiz etap etap devam edecek. Yıl sonuna kadar en az 200 bin konut teslim edilecek.
71 bin 568 konutun yapımı projelendirme çalışmalarıyla birlikte devam ediyor. Belirlediğimiz rezerv alanlar var. Burada esnafımızın ve STK’ların taleplerini de alarak ilerliyoruz.
Burada fay hatları ile ilgili bir süreç var. Vatandaşımızın herhangi bir yerleşim yapamadığı alanlara ilişkin çalışma var. Bu çalışmalarda hocalarımız ayrıntılı incelemeler yaparak, örneklerin alınması gibi çalışmaları yapıyorlar.
Boğaziçi bölgesinde heyelan riskine yönelik çalışılan durum; bazı sonuç almak için bölge ikiye bölünmüş durumda. Bu çalışma zeminin güçlendirilmesi, burada inşa yapılıp yapılamayacağına ilişkin çalışmalarda Boğaziçi bölgesinde gerekli güçlendirme yapılarak yerleşim sağlanabileceğine ilişkin ön raporu sundular.
Vatandaşımız da burada zeminde yapımla ilgili her türlü tedbiri alarak gerek zemin güçlendirmesi, gerek iksa gerek kazık gibi güçlendirme sistemleriyle birlikte binasını yapabilecek duruma gelecektir.
Hocalarımızın verdiği rapor ile vatandaşlarımızı bilgilendireceğiz.
“HEP BİRLİKTE VATANDAŞIMIZIN YÜZÜNÜ GÜLDÜRECEĞİZ”
Tüm ekibimiz bizzat vatandaşın ayağına gidecek. El birliği içerisinde tüm gövdemizi taşın altına koyacağız. 11 ilimizin yüzü gülene kadar biz sahada olacağız. Deprem bölgesi için yapılması gereken tüm çalışmaları yapıyor olacağız. Hep birlikte çalışmaları ortaya koyup vatandaşımızın yüzünü güldüreceğiz.
Tokayev, Azerbaycan’ın Şuşa şehrinde düzenlenen “TDT Devlet Başkanları Gayriresmi Zirvesi”nde konuştu.
Zirvenin, Türk devletleri arasındaki kardeşliği pekiştirmedeki önemli rolüne işaret eden Tokayev, zirvenin “ulaştırma bağlantısı ve iklim hareketi ile sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek” temasıyla gerçekleştirilmesinin de tüm TDT üyesi ülkelerin çıkarlarını karşıladığını söyledi.
Tokayev, TDT dönem başkanlığının Kazakistan’da olduğunu dile getirerek, “Türk Devletleri Teşkilatının uluslararası otoritesini artırmak için çabalayacağız. Bu kapsamda ‘Türk Devri’ sloganı adı altında teşkilatın etkileşimini genişletmeyi sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
Astana’da eylülde 5. Dünya Göçebe Oyunları’na ev sahipliği yapacaklarını hatırlatan Tokayev, “Dünya Göçebe Oyunları, Türk kültürünü daha geniş kitleye yayacak önemli bir etkinliktir. Bu vesileyle kardeş ülkelerin sporcularını bu etkinliğe katılmaya davet ediyorum.” diye konuştu.
Tokayev, Kazakistan’ın dış politikasında küresel güvenliği ve istikrarı sağlama konusunun hep ön planda olacağını ve Türk halklarının her zaman birlik içinde olması gerektiğini vurgulayarak, “Bizim gücümüz birliğimizdir.” dedi.
“GEÇEN YIL ORTA KORİDOR ÜZERİNDEN TAŞINAN YÜK HACMİ YÜZDE 65 ARTARAK 3 MİLYON TONA YAKLAŞTI”
Kazakistan’ın barışa yönelik adımları destekleyeceğini, şu anda dünyanın siyasi ve ekonomi alanda büyük değişimler geçirdiğini anlatan Tokayev, “Böylesine dengesiz bir dönemde TDT’yi daha da geliştirmek önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
Tokayev, bu bağlamda teşkilata üye ülkeler arasında karşılıklı ticareti artırmanın önemine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“(Hazar Denizi geçişli) Trans Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru’nun potansiyelini tam anlamıyla kullanmak gerek. Bugün de bu koridor üzerinden taşınan yük hacmi hızla artıyor. Biz bu alanda yüklerin geçiş süresini azaltmak için ‘Dijital Ticaret Koridoru’ adıyla bir platform oluşturduk. Bu alanda Azerbaycan ile sıkı çalışma yürütüyoruz. Halihazırda iki tarafın demiryolu idareleri arasında entegrasyon süreci tamamlandı. Bu sayede geçen yıl Orta Koridor üzerinden taşınan yük hacmi yüzde 65 artarak 3 milyon tona yaklaştı.”
Tokayev, Kazakistan’ın Hazar Denizi kıyısındaki limanları üzerinden yük taşıyan kardeş ülkelerin nakliyecileri için özel indirim uygulamayı planladıklarını bildirdi.
TOKAYEV’DEN ‘BÜYÜK TÜRK DİLİ MODELİ’ ÖNERİSİ
Telekomünikasyon sektöründeki işbirliğinde de önemli projelerin hayata geçirildiğini anlatan Tokayev, “Hazar Denizi’nin dibinde fiber optik ağı oluşturulmasına yönelik çalışmalar sürüyor. Bu proje, ülkelerimiz arasındaki iletişim kalitesini artıracak. Aynı zamanda bölgenin sosyo-ekonomik kalkınmasına önemli fırsatlar sunacak.” ifadelerine yer verdi.
Ülkeleri için öz kültürlerini ve ana dillerini korumanın önemini vurgulayan Tokayev, yapay zekayı kullanarak “Büyük Türk Dili Modeli” geliştirmeyi önerdi.
Tokayev, iklim değişikliği konusunun da TDT ülkeleri için önemini dile getirerek, “Türk Dünyası ile birleşerek iklim değişikliği alanında işbirliğini güçlendirmeye hazırız.” dedi.
Hazar Denizi’ndeki çevre sorununun göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydeden Tokayev, “En büyük sorunumuz, Hazar Denizi’nin suyunun çekilmesidir. Hazar’ı kurtarmak için somut kararlara ihtiyaç var. Bu alanda Türk devletlerinden uzmanların etkileşimini canlandırmanın zamanı geldi. Aral Gölü’nün kuruması ve çöle dönüşmesi de diğer bir önemli konu.” ifadelerini kullandı.
Çalıştayda kitabın II. cildinde yer alacak filozof ve alimlerin, maarife ve eğitime dair fikirleri, sunulan bildirilerle müzakere edildi. Bunun yanında Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ve Bakanlığın gündemindeki yeni müfredat gündem oldu.
Konu hakkında Maarif Platformu Başkanı Prof. Dr. Osman Çakmak, Proje ve Çalıştay hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Çakmak, “Eksiklikleri tamamlandığı takdirde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, Cumhuriyet tarihinin bugüne değin ortaya konulmuş önemli projelerinden birisi halini alabilir.” dedi.
Çalıştayda Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ve Milli Eğitim Bakanlığının gündemindeki yeni müfredat görüşüldü.
Toplantıda, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e yönelik başlatılan sistemli saldırılar da ele alındı.

Çalıştayda Prof. Dr. Çakmak’a yöneltilen sorular ve cevapları şöyle:
Çalıştayda katılımcıların en çok merak ettiği ve üzerinde durduğu hususlar neler oldu?
Elbette ki en başta tarihin derinliklerinden gizli kalmış üstü örtülmüş bize ait hazinenin ortaya çıkarılması her seferinde izleyicilerde büyük bir heyecan dalgası husule getiriyordu.
Çalıştay kapsamında Yusuf Has Hacib’ten Ahmet Yesevi’ye; İmam Gazali’den İbn-i Arabi’ye; Mevlana’dan Yunus Emre ve Attar’a; Kindi, Sühreverdi, Nizamül Mülk’e kadar dünya bilim ve düşünce tarihine mal olmuş birçok düşünür ve âlimin maarifle ilgili düşünceleri masaya yatırıldı. Bilim tarihçisi Fuat Sezgin, yaptığı kapsamlı çalışmaları Batı’nın üzerini örttüğü ilim tarihinin gerçeklerini; ecdadımızın bilim ve medeniyet hazinelerini ortaya çıkarmıştı.
Bilim tarihinin gerçekleri hala ders kitaplarına yansıtıldı mı? Hayır! Bu çalışmalar neredeyse olduğu yerde kaldı. Fuat Sezgin tarafından bilim tarihine dair hazineler ortaya çıkaran çalışmalar yapıldı ancak arkasından yapılması gereken maarif ve eğitim hazinelerinin ortaya çıkarılmasına dair yeni projeler başlatılmadı. İşte başlattığımız bu projeyi Fuat Sezgin’in umut, amaç ve hedefine giden yola döşenmiş taşların devamı ve nihayetinde tamamlayıcı bir parçası olarak da görebiliriz.

Araştırmacılar bu toplantıda kendi araştırdıkları bilim adamının maarife, pedagojiye ve eğitime getirdikleri yenilikleri ve öncü buluşları sundular. Toplantıda başka hangi konular gündeme geldi?
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ve Yeni Müfredat konusu en sık gündeme gelen konular arasındaydı. Diyebilirim ki konunun odak noktası bu ve bunun gibi projelerin yeni müfredata sunacağı katkı konusuydu.
Diğer gündem gelen bir konu ise Bakan Yusuf Tekin’e son zamanlarda başlatılan sistemli saldırı oldu. Bilindiği gibi yeni müfredat çalışmalarından dolayı, Bakan Yusuf Tekin hedef tahtasında bulunuyor. Müfredatın köklere, değer ve ahlaka, kimlik inşasına vurgu yapması muhalefet cephesinde büyük bir rahatsızlık oluşturdu. Ana muhalefet partisi Meclis’te sürekli bu konuyu sürekli gündeme getiriyor ve Bakan’a saldırıyorlar. Sendikalar yanında; bir kısım sanatçılar, “Bakan laik eğitime karşı savaş açtı” diye bilinen nakaratlardan ibaret bildiriler yayınlıyorlar. Bakan derhal görevden alınsın istiyorlar.
Şehitlerimize ve Gazze’deki soykırıma sessiz kalmalarıyla ünlü sözde bu sanatçı ve çevrelerin bilim akıl ve eğitim gerçeklerinden tamamen uzak bu karşı çıkmalarını kınıyoruz.
En başta şunu söyleyeyim ki tüm paneller boyunca ülkenin dört bir köşesinden çalıştaya katılan ülkemizin güzide bilim adamları Milli Eğitim Bakanı’nın bu çalışmalarında yanında olduklarını belirttiler, Bakanlığın bu çığırtkanların bağırmalarına bakmadan yoluna devam etmesini istediler.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin elbette ki bir çok eksikliği var. Çünkü daha yolun başında bulunuyor. Eksiklikler bizim başlattığımız ‘Maarif Düşüncemiz’ gibi benzer çalışmalar dikkate alınarak tamamlanabilir. Karşı çıkanlar zerre kadar samimi olsalardı meseleleri bilim platformlarında ele alırlardı. Yapıcı tenkitlerini ortaya koyarlardı.
Şunu da açık yüreklilikte söyleyebiliriz ki; eksiklikleri tamamlandığı takdirde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, Cumhuriyet tarihinin bugüne değin ortaya konulmuş önemli projelerinden birisi halini alabilir.

Konuyu biraz daha açarsak… Gerek sizin proje ve/veya diğer benzer projelerin Milli Eğitimin modelin katkı süreci nasıl işleyecek? Bu iş nasıl olacak?
Durum şu ki milli ve manevi duyarlılık, genel geçer ilmi ve usul esasında köklü bir yapılanmaya ihtiyaç vardır. Öncellikle yabancı bir eğitim sistemi ve müfredatının tasallutuna maruz kalmış bir milletin çocukları olduğumuzu hatırlatmak isterim. Seküler mantık ve mantalitede yer bulmuş mevcut mahsurlu eğitim sistemin her yönüyle gözden geçirilip değiştirilmesi gerektiğini de dikkatlere arz ederim.
Konuyu mercek altına alınca şunu görüyoruz: Filozof ve alimlerin insan, bilgi ve topluma dair fikirleri analiz edince iki asırdır peşinden koştuğumuz Batı pedagojisinin eğitim sisteminin temelini teşkil eden felsefe ve modeller dikkatlice inceliyoruz. Bunların önemli bir kısmı, hatta büyük kısmı bize ait bizden alınmış. Batı, kurduğu “oryantalizm” disiplini ile bizi yıllarca inceleyip, medeniyet kodlarımızı çözüp, bunları almış ve kendi rengine büründürerek bir pedagoji tesis etmiş.
Biz bu proje ile fikri ve kültürel dünyamızın esasını teşkil eden bilimde ve maarifte öncü düşünürlerinin maarifi oluşturan insan, bilgi, toplum, alem, varlık, ahlak gibi bileşenlere dair serdettikleri fikirleri yeniden keşfediyor ve bunu yazılı hale getirip, kitaplaştırıyoruz.
Arkadaşlarımız bir proje yaptı. Projede çalışanların büyük çoğunluğu üniversitelerin eğitim fakültelerindeki akademisyenler. Bunlar sahip çıkmadığımız, bize unutturulan düşünce hazinemizi tekrar hatırlattı. Bu düşünce hazinemizle 21. yüzyılın maarif modelini pek ala inşa edebiliriz dediler ve bu uzun soluklu yola koyuldular.
Burada bizi, çalışmalarımızla örtüşmesi itibariyle de sevindiren durum şu ki; Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinde “İnsan-ı Kâmil”, “Yetkin ve Erdemli Birey”, “Maziden Atiye Köprü”, “Bütüncül Eğitim”, “Kalp”, “Ruh” gibi bize ait kavramlar, modelin teorik dayanaklarını ve amacını teşkil ediyor olmasıdır.

Demek oluyor ki Bakanlığın yeni müfredat çalışmalarında kendi değerlerimizle buluşma iradesi var. Ortada bir tevafuk var. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Evet. Zaten Bakanlığa son zamanlarda gelişen sistemli saldırıların arkasında bu var. Bilinen ezberlerin tekrar edildiği malum saldırılarla bu çevreler eğitimin maarif halini almasını istemiyorlar. Ahlaklı olmak, kalp ve ruhu işletmek, insani değerlerin sahibi olmak gericilik olur mu? Bu saldırıların niyeti farklı. Tabiatta Allah’ın kanun ve yasaları değişmiyor; güneşi, havayı ve gıdaları kullanmak gericilik olmadığı gibi namuslu olmak, dürüst olmak, temiz ve düzenli yaşamak, yardımsever olmak gibi ahlaki sıfatları kazanmak insan olmanın gereği.
Bakanlığa ve Bakana mevcut saldırıların herhangi bir dayanak ve esası var mı?
Müfredatta ve modelde eksik yönler olabilir ve vardır. Ne var ki eksikliklerin tartışma ve geliştirme yerleri bilim mahfilleri olmalı.
Bakan hakkında suç duyuruları yapılıyor. İlmî dayanaktan yoksun ve tamamen çarpıtılmış suçlamalar ve saldırılar bunlar. Öze ve köklere dönülmesi, böylece eğitime kimlik kazandırılması, ülkemiz eğitiminin öncelikli ihtiyaçlarıdır. Müfredatı kendimize göre uyarlamamız Milli Eğitimimizin asli bir görevidir. Yeni müfredat çalışmaları ile Bakanlık bu doğrultuda az da olsa bazı kazanımlar elde etti.
Şunu açık ve kesin biliyoruz: Bilimi ateizme ve materyalizme alet edenler; çağdaşlığı maske yapan bazı çevreler bu gelişmelerden rahatsız oluyor. Her zamanki gibi laiklik ve çağdaşlık kavramları üzerinden çalışmaları baltalamaya ve sabote etmeye çalışıyorlar. Durumdan vazife çıkartan “zımmı zümreler”, sistemden nemalanan yol kesen haramiler bunlar. Özellikle eğitimi rant hale getiren çevrelerin içerideki yerli işbirlikçileri ile birlikte çalışıyor.

Şu halde iyi şeyler yapmak yetmiyor. İyi şeylere karşı direnen medyaya hakim ve dışarıdan destek alan güruha karşı tedbirler alınmalı değil mi?
Evet şimdiye kadar iyi projeler hep yarı yolda kaldı ya da gerçek çözümlere sıra gelmedi ise asıl sebebi bu engellemeler oldu. Bu aydın geçinen kesim ya Amerikan, ya Fransız, ya İtalyan, ya da Alman Liselerini bitirmişlerdir; Çocuklarını da aynı ‘liselerde’ okutabilmek için, yapmayacakları fedakârlık yok. Atilla İlhan’ın da ifade ettiği gibi, bunlar düşünmüyordu ki, yurdumuzdaki (gerçekte bütün dünyadaki ‘ecnebi’ okullar, çeşitli Hıristiyan tarikatların misyonerlik çağdaşlığım faaliyetleri içindedir; okulları açanlar ya da yönetenler, ya papazlardır, ya da rahibelerdir. Çocuğunu göndermeyi (bizatihi o okulu), Laikliğe hiç de aykırı bulmuyor. ‘Çağdaşlığın’, ‘alafrangalığın’ kaçınılmaz bir gereği sayıyor; İş, üstelik mensup olduğunu iddia ettiği dinin (İslam’ın)öğretimi oldu mu, dehşete düşüyor!… Çifte standart’ değil mi şimdi bu? Dahası kendi ülkesi, tarihi ve geleceği aleyhine işleyen bir ‘çifte standart’?
Şu halde, bir yandan yabancı kavram ve anlayışlarla hesaplaşırken bir yandan da tüm iyi projelere engel çıkaran yapılarla hesaplaşmayı göze almalıyız. Bu büyük bir özgüvenle kendi medeniyet köklerimize dair büyük bir farkındalık ve yüksek bir idrakle olur. Şunu bilmeliyiz ki bu çevreler bizim kendimize ait anlam ve kavram haritamızı oluşturmamızın, netleştirmemizin şiddetle karşısına çıkacaklardır ve çıkıyorlar. Taklit olamayan eğitim sistem ve modele kavuşmamızı istemeyeceklerdir. Bunlar, kendi temel değer dinamiklerimizle kendimiz yeniden var etmenin karşısında duracaklardır. Bu açık bir gerçek… Ve şu anda da bu anlamda kıran kırana mücadele devam ediyor. Bunun farkında olmalıyız.

Maarif Platformu olarak destek verdiğiniz bu proje, köklere bağlanmak ve eğitime felsefe kazandırmak anlamını taşıdığına göre bu projenin müfredatlara yansıtılması en elzem ve biricik vazife. Bundan sonra yapılması gereken konu bu. Bu iş nasıl olacak?
Bu çalışma çok katmanlı, çok yönlü ve uzun soluklu bir çalışmayı gerekli kılmaktadır. Bunun yol ve yöntemleri üzerinde durulmaktadır. Projeyi hazırlayan ekibin mahareti yansıra, sivil teşekküller, ayrıca hükümet yetkililerinin bu projeye sahip çıkması kabulü halinde süreç kolaylaşacaktır. Sadece okul müfredatlarına değil, hayatın her alanına yansıması halinde eğitim, bilgi meselesi olmaktan kurtulacak ve medeniyet meselesi haline gelecektir. Sanat, spor, kültürün her alanı bundan etkilenecektir.

Sadece öğretime dayanan Millî Eğitim; işin kimlik, terbiye kısmını, ahlâk yönünü ihmal edince bugün gelinen noktayı göz önüne alırsan bu projenin önemine nasıl bir vurgu yapabiliriz?
20. Yüzyılın Türkiye’si, öğretimi fırsatçı ve menfaatçi (pragmatist) bir program çerçevesinde düzenledi. Üreten, gayretli ve hamiyetli nesiller yerine terlemeden kazanmanın yollarını arayan, alın terini ve emeği takdir etmeyen nesiller türedi.
Eğitimde fıtratın isteği şey; önce çocuğa kimlik ve aidiyet duygularının kazandırılması ve kim olduğunun öğretilmesidir. İnsan olduğunun şuuruna vardırılması ve ahlaki değerlerin kazandırılmasıdır. Aksi takdirde çocuk rüzgârın önünde sağa sola sürüklenen yaprak gibi kalacaktır.
Bugün Türkiye’nin yaşadığı problemlerin en önemlisi, her alanda ahlâkî kaygının fiillerimizden dışlanmasıdır. En başta şahsî menfaatini milletin önüne geçiren yaygın bir anlayışla karşı karşıyayız. Öğrencilere, “geleceğini kazanmak” adına herkesin kendi gemisini kurtarması gerektiği telkin ediliyor.
Maneviyatsız ve medeniyetsiz kalkınma bizi konfora, rahata, lükse, iktidara alıştırdığından fırsatçı bir ticaret anlayışı ortaya çıktı. Durdurulamayan bir enflasyonla karşı karşıyayız. Ahlâklı olmayı güçleştiren, ahlâksız olmayı kolaylaştıran çevre şartlarının çoğalması insanımızı huzursuz hale getirdi. Tüm bu olumsuz durumlar, maarifi diriltmeden maliyeyi düzeltmenin ve ekonomiyi düzlüğe çıkarmanın mümkün olmadığını gösteriyor.
Maarif Platformu olarak destek verdiğimiz bu projeden, köklere bağlanmak ve eğitime felsefe kazandırmak anlamı çıkıyor. Bu projenin sonuçlarının müfredatlara yansıtılması halinde eğitim, bilgi meselesi olmaktan kurtulacak ve medeniyet meselesi haline gelecektir. Sanat, spor, kültürün her alanı bundan etkilenecektir.

Bu çalıştay sonrası bir de sonuç raporu yayınlandı. Raporda hangi konular öne çıkmaktadır?
Sonuç raporunda belirtildiği gibi, bundan sonra yapılması gereken, ortaya konulan eğitim gerçekliklerinin eğitim dünyamıza değişik boyutları ile yansıtılması olmalıdır. Bu proje ve kitap boyutundaki hazırlık ilmi/ kültürel organik alan çalışmaları için bir veri tabanıdır, temel ve ön argümanlardır. Buradan hareketle özgün kavramsallaştırmalar, münhasır modeller, tezler ve literatür üretilerek; mevcut modern kavram/görüş/model ve eserlerle mukayeseli çalışmalara başlanması ve kazanımların ders kitaplarına ve müfredata yansıtılması sürecine geçilecektir. Yapılan eleştirel çalışmalarla, yer yer hesaplaşmalarla uyum modları yakalanacaktır. Önümüzde zorlu ve bir o kadar da önemli aşamalar durmaktadır. Yine benzer şekilde pedagojik uygunluğun güncellemesiyle birlikte, uygulanabilirlik yolunda önemli adımlar atılacaktır. Sonuç raporuna buradan ulaşabilirsiniz…
Son olarak söyleyecekleriniz var mı?
Beklediğimiz şey; bu proje kapsamında ortaya çıkarılan tespit ve bulguların öncelikli olarak müfredatta karşılık bulması ve gerekleriyle birlikte uygulamaya geçilmesi için harekete geçmeleridir.
Bu vesile ile şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, biz Maarif Platformu olarak konuya sonuna kadar sahip çıkmaya devam edeceğiz. Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve yetkililerin motive eden yaklaşımına da anlamlı buluyoruz. Bu vesile ile platformun çabalarını cesaretle tanıtan basının ve STK’ların destekleri çok değerli bulduğumuzu ifade etmek isteriz. Bu anlamda destekleri için TÜGVA ve İİKV’na basın camiasına özellikle Yeni Şafak’a teşekkür ediyoruz. Bu dava, derdi olan herkesin meselesidir. Bu noktadaki iyi niyet, çaba ve destek buluşması, muvaffakiyetin anahtarıdır.
]]>Burada önemli görüşmeler gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, dönüşte uçakta, aralarında Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Zahid Akman’ın da bulunduğu gazetecilerin sorularını yanıtladı.
PUTIN’LE NELER KONUŞTU?
SORU: NATO İttifakı içinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile açık ve olumlu ilişki yürüten tek lidersiniz. Bu ilişki sayesinde başta tahıl krizi olmak üzere birçok sorunda önemli adımlar atılabildi. Dolayısıyla dünyanın gözü Astana’da Putin ile yaptığınız görüşmedeydi. Görüşme sonrası Ukrayna, konusunda “adil bir barış mümkün” dediniz. Sizce barış konusunda umut verici adımlar gelecek mi? Rusya ile iş birliğine dair güçlü mesajlar verdiniz. Nasıl bir süreç bekliyorsunuz? Rusya’nın Türkiye’den beklentileri neler? Ukrayna konusunda Putin, tansiyonu yükseltmeyi mi yoksa düşürmeyi mi planlıyor? Nasıl bir izlenim edindiniz?
CEVAP: Rusya Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin ve Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Volodimir Zelenskiy ile çatışmaların başladığı ilk günden itibaren görüşüyoruz. Bu görüşmelerde “arabuluculuğumuz nereye varabilir, nereye kadar tesiri olabilir?” bunları konuları ele alma imkanımız oldu. Nitekim, Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin ile yaptığım görüşmede arabuluculuk konusunu ele aldık. Özellikle Karadeniz Tahıl Koridoru konusunda çok iyi bir başlangıç yaptık. Biliyorsunuz koridordan 30 milyon ton tahıl nakli gerçekleştirdik. Burada yeni bir süreci başlatmayı, kendilerinin ısrarla üzerinde durduğu gibi Batı’ya tahıl sevkiyatını bir kenara bırakarak, Afrika ve diğer gıda güvenliği bakımından hassas bölgelere Türkiye üzerinden bir koridor oluşturma fikrine nasıl yaklaştıklarını sordum. Sayın Putin, “Ben, bu konuda İstanbul Tahıl Girişimi hedefini aynen koruyorum” yanıtını verdi. Bunu geliştirmemizde fayda var. Çünkü Putin’in Avrupa’ya karşı bir bakışı var. Bu süreçte Avrupa, Rusya’yı hedefe koyduğu için, Rusya da Avrupa’ya ve Batı’ya olumsuz bakıyor. “Benim imkanlarımdan orası istifade etmeyecek” diyor. Afrika ile ilgili ise “Onlar yoksul oldukları için tüm imkanlarımla ben seferber olurum” yaklaşımı içindeler. Türkiye’yi zaten bu konuda farklı bir yere koyuyorlar. Onun için biz bu çerçevede görüşmelerimizi devam ettireceğiz. Şimdilik koridorun Rusya ayağında “nasıl bir mesafe alabiliriz, onların bize ne gibi desteği olur?” bunu çalışacağız. Bu konuda da alacağımız neticeyle inşallah Karadeniz Tahıl Koridoru’nu yeniden işler hale getireceğimize inanıyorum. Bu savaş ne Rusya’ya ne Ukrayna’ya kazandırıyor. Savaşın tek kazananı kan ve ölüm tüccarlarıdır. Ben artık tansiyonun düşürüleceğine ve barış zemininin inşa edilebileceğine inanmak istiyorum. Biz o zemini oluşturmak ve korumak noktasında, bugüne kadar olduğu gibi, üzerimize düşeni yapmaya hazırız.
ESAD’LA OLASI GÖRÜŞME VE SURİYE’NİN GELECEĞİ
SORU: Türkiye-Rusya-Suriye ve İran 4’lü görüşmelerinin yeniden başlatılması sürecini sormak istiyorum. Bu bağlamda “Suriye ile yeniden diplomatik ilişkileri kurmamak için bir sebebimiz yok” demiştiniz. Görünürde Beşar Esad ile bir araya gelmeniz için hangi şartların yerine getirilmesi ya da ne tür gelişmelerin yaşanması gerekiyor?
CEVAP: Suriye ile yeni bir süreci başlatabileceğimizi Cuma günü, Cuma namazı çıkışında zaten söylemiştim. Bizim Sayın Putin ile Beşar Esad’a bir davetimiz olabilir. Sayın Putin, Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirebilirse, bu yeni bir sürecin başlangıcı olabilir. Suriye sahasında aradan geçen onca yıl herkese kalıcı çözüm mekanizmasının kurulması gerektiğini net bir şekilde göstermiştir. Altyapısı yok olmuş, halkı darmadağın hale gelmiş Suriye’nin yeniden ayağa kalkması ve istikrarsızlığın son bulması elzemdir. Sahada son zamanlarda sağlanan sükunet, akıllıca politikalar ve önyargılardan uzak ve çözüm odaklı yaklaşımlarla barış kapısını aralayabilir. Bölgedeki istikrarsızlığın başta PKK/PYD/YPG olmak üzere terör örgütlerine hareket alanı sağlaması, bir sorundur. El birliği ile ayrımsız bir biçimde bu terör yapılarının kökünün kazınması, Suriye’nin geleceğinin inşası için mühimdir. Suriye’nin demokratik altyapısının inşası, kapsayıcı ve onurlu bir barışın sağlanması ve tüm bunlara Suriye’nin toprak bütünlüğü temelinde yaklaşılması önemlidir. Suriye’de esecek barış rüzgarları ve bütün Suriye’de hayat bulacak barış iklimi, çeşitli ülkelere dağılmış milyonlarca insanın ülkelerine geri dönmeleri açısından da gereklidir. Biz komşumuz Suriye’ye dostluk elimizi daima uzattık ve uzatırız. Adil, onurlu ve kapsayıcı yeni bir toplum sözleşmesi temelinde kucaklaşan, müreffeh, bir ve bütün Suriye’nin her zaman yanında oluruz. Yeter ki Suriye, bu büyük kucaklaşmayı başlatsın ve her alanda toparlansın.
RUSYA TDT’YE; TÜRKİYE ŞİÖ’YE ÜYE OLUR MU?
SORU: Rusya kendi içindeki Türk halkları nedeniyle, Türk Devletleri Teşkilatı’na çok ciddi ilgi duyduğunu sıkça dillendiriyor. Türk Devletleri Teşkilatı’nın geleceğinde Rusya ile ortaklık söz konusu olabilir mi? Putin bu konuyu sizle görüşmelerinde dile getiriyor mu?
CEVAP: Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nın yapısına bakıldığında Rusya’nın Türk Devletleri ile ilişkilerinin olduğu çok açık net ortada. Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nda ağırlıklı olarak zaten Türk devletleri bulunuyor. Bu Türk devletlerinin buradaki gücü daha da artacak. Biz de Şanghay İşbirliği Örgütü’nde Rusya ve Çin ile olan münasebetlerimizi daha da geliştirelim diyoruz. Bizi de buraya diyalog ortaklığı şeklinde değil de diğerleri gibi Teşkilat’a ortak olarak alsınlar diyoruz. İran en sonunda Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girdi. Bunun yanında yine Pakistan orada üye. Şu anda 9 daimi üye bulunuyor. Türkiye’yi bu ülkeler arasında yer alamaz diye bir şey yok, bu belki biraz zaman alır.
NATO’NUN İKİNCİ ADAMI TÜRK MÜ OLACAK?
SORU: NATO Genel Sekreteri değişti, Mark Rutte oldu. İkili ilişkilerinizin iyi olduğu biliniyor. Bu ilişki Türkiye’nin NATO içerisindeki sorunlarının aşılması noktasında katkı sağlayacak mı? NATO’nun ikinci adamının bir Türk olacağı konuşuluyordu, bu konuda bir gelişme var mı? Böyle bir isim göreve gelecek mi, gelecekse de Türkiye’nin tercihi kimden yana olur?
CEVAP: Bunları Sayın Rutte ile görüştük. Rutte beni ziyarete geldiğinde kendisine bu beklentimi (ikinci adamın Türk olacağı konusu) söyledim. O da doğrusu olumsuz bir yaklaşım içerisine girmedi. Türkiye’ye böyle bir şeyin yakışabileceği mealinde bir yaklaşımı oldu. Görevi tam manasıyla devralmadan önce de Türkiye’ye bir ziyaret yapacağını bana söyledi. Ben de kendisine “memnun olurum” dedim. Hatta Eski Genel Sekreter Jens Stoltenberg ile bir boğaz seyahati yaptık. Bir boğaz seyahati için de kendisini davet ettik. Türkiye’nin NATO’dan beklentilerini her fırsatta dile getiriyoruz. İttifakın birliğinin, insicamının güçlendirilmesi, dayanışma ruhunun korunması ve zenginleştirilmesi önemlidir. Özellikle terör başta olmak üzere karşı karşıya kaldığımız küresel konularda NATO ülkelerinin güvenlik ve çıkarlarına hizmet eden bir anlayışla hareket edilmesi gerekir. Türkiye, yıllardır terörle ayrımsız mücadele etmektedir. Bu mücadelede müttefiklerimizin bizi, NATO’nun birliktelik ruhuna aykırı olarak, yalnız bırakmaları, hatta terörist yapılanmalara cesaret veren tutum sergilemeleri üzücüdür. Sayın Rutte ile bu konulardaki görüşlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz. Sadece Sayın Genel Sekreter ile değil, NATO Zirvesi başta olmak üzere tüm platformlarda müttefiklerimizle karşı karşıya olduğumuz tüm sınamalarda ne düşündüğümüzü, neler önerdiğimizi ve yaptığımızı bir bir anlatacağız.
SON GÜNLERDE YÜKSELEN 3. DÜNYA SAVAŞI TAMTAMLARI
SORU: NATO ve Rusya cephesinden gelen 3. Dünya Savaşı ile ilgili açıklamalardan sonra, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanlığı’ndan da açıklamalar oldu 3. Dünya Savaşı tehlikesiyle ilgili. Sizin böyle bir tehlike hakkındaki yorumunuz nedir? Konu bu zirvede de gündeme geldi mi? Sayın Putin ile yaptığınız görüşmede Rusya-Ukrayna savaşının büyüme tehlikesi gündeme geldi mi? Dünyanın gündemindeki nükleer silahlar hem Putin ile yaptığınız görüşmede hem zirvede konuşuldu mu?
CEVAP: Ne yazık ki Batı’da bu işi kaşıyan ülke ve kesimler var. 3. Dünya Savaşı’na çanak tutan bir yaklaşım içindeler. Malum silah tüccarlarına pazar lazım. Silah tüccarlarının da pazarı Batı. Bu konuyla ilgili olarak da Sayın Putin, barıştan yana olduğunu son açıklamalarında söyledi. Çünkü taraflarda bir yorgunluk olduğu da açıkça ortada. Biz de kendilerine “barışa ne zaman ereceğiz?” dedik. Onlar “bu işin bir zamanı yok, bütün mesele burada sizler gibi arabulucuların ağırlığını koymasında” noktasındalar. Biz şimdi ağırlığımızı koymaya gayret ediyoruz. Temennimiz odur ki Rusya-Ukrayna arasında bu savaş artık bir nihayete ersin. Devam ediyoruz, takip ediyoruz. Dışişleri Bakanım Hakan Fidan Bey, Milli Savunma Bakanım Yaşar Güler Bey bu işin takipçisi durumundalar. Bir an önce temennim odur ki neticeye varalım. Yıllardır dillendirdiğimiz “Dünya 5’ten büyüktür” ve “Daha adil bir dünya mümkün” tezlerimiz bu olumsuz havayı dağıtmak, büyük savaş riskini ortadan kaldırmak için ortaya koyduğumuz somut çözümlerdir. Hala bunları uygulamak mümkündür. Yapmamız gereken küresel sistemi revize etmek, herkesin ayrımsız uluslararası hukuka uymasını sağlamak, terörizmi topyekün bir anlayışla yok etmek, adaleti ve hakkaniyeti temel alan bir küresel paylaşım sistemini hayata geçirmektir.
KARADENİZ’DE KUVVETLİ SAĞANAK

Yağışların; Samsun, Ordu ve Giresun çevrelerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Güneydoğu Anadolu’da toz taşınımı bekleniyor.
SICAKLIK EGE VE AKDENİZ’DE ARTIYOR
Hava sıcaklığının Ege ve Batı Akdeniz’de 2 ila 4 derece artacağı, İç Anadolu’nun doğusu ile Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde 3 ila 5 derece azalacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.
DOĞU ANADOLU’DA KUVVETLİ RÜZGAR
Rüzgarın genellikle kuzey yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın güneyi, Kuzey ve kıyı Ege, İç Anadolu’nun güney ve doğusu, Doğu Akdeniz’in iç kesimleri, Orta Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun batısında kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
İLLERİMİZDE HAVA DURUMU
Son tahminlere göre illerimizde beklenen sıcaklıklar ve hava durumu ise şöyle olacak:
ANKARA: 29, Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İSTANBUL: 30, Parçalı ve çok bulutlu, kuzey kıyıları öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İZMİR: 35, Az bulutlu
KOCAELİ: 30, Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BURSA: 31, Az bulutlu açık
EDİRNE: 32, Parçalı bulutlu
KIRKLARELİ: 30, Parçalı bulutlu
A.KARAHİSAR: 29, Parçalı ve az bulutlu
DENİZLİ: 37, Parçalı ve az bulutlu
MUĞLA: 35, Az bulutlu
ADANA: 35, Parçalı ve az bulutlu
ANTALYA: 39, Parçalı ve az bulutlu
HATAY: 31, Parçalı ve çok bulutlu, kıyı kesimleri sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ISPARTA: 30, Parçalı ve az bulutlu
ESKİŞEHİR: 30, Parçalı bulutlu
KONYA: 29, Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİVAS: 25, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BOLU: 26, Parçalı ve çok bulutlu, öğle ve akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DÜZCE: 29, Parçalı ve çok bulutlu, öğle ve akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ZONGULDAK: 26, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİNOP: 27, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
AMASYA: 28, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN: 27, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, sabah ve öğle saatlerinde doğu kesimleri ile akşam saatlerinde genelinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
TRABZON: 27, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ARTVİN: 28, Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ERZURUM: 28, Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS: 28, Parçalı ve çok bulutlu, öğle ve akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA: 35, Parçalı bulutlu
VAN: 30, Parçalı ve çok bulutlu, doğu kesimleri öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DİYARBAKIR: 41, Az bulutlu ve açık
GAZİANTEP: 35, Az bulutlu ve açık
SİİRT: 39, Az bulutlu ve açık
ŞANLIURFA: 39, Az bulutlu ve açık
]]>



