
Yargıtay’ın, Adnan Oktar silahlı suç örgütüne yönelik dava çerçevesinde, suç işlemek için kullanıldığı ve bu suçlardan elde edildiği kabul edilen menkul-gayrimenkullerin de aralarında bulunduğu bazı eşyanın müsaderesini onamasının ardından örgütün bahse konu mal varlıklarına el konuldu.

Bu kapsamda, bir kısmı suçta, bir kısmı örgütsel faaliyetler kapsamında kullanılan tabanca, tüfek, fişek, kovan, şarjör ve taşıma kılıfı gibi malzemeler müsadere edilen varlıklar arasında yer aldı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

ŞİRKETLERE DE EL KONULDU
Fon oluşturularak yöneticiler tarafından örgüt amaçları ve ihtiyaçları doğrultusunda örgüt yönetici-üyelerine paylaştırıldığı gerekçesiyle 1 milyon 47 bin 503 lira, 52 bin 391 dolar, 30 bin 365 euro, 535 sterlin, 160 İsviçre Frangı ile bir miktar Hong Kong Doları ve Birleşik Arap Emirlikleri Dirhemi müsadere altına alındı.

Gelirleri örgüte aktarılan, bu nedenle de TMSF’ye devredilmesine karar verilen bazı şirketlere de Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ilgili maddesinde düzenlenen tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri hükmü gereğince el konuldu.

61 ARAÇ HAZİNE’DE
Karar kapsamında, 61 araç da örgütsel faaliyetlerde kullanılması, örgüt üyelerine tahsis edilmesi, kasko ile sigorta poliçelerinin dahi örgüt tarafından oluşturulan fondan karşılanması gibi hususlar gerekçesiyle müsadere altına alınan mal varlıkları arasında yer aldı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Adnan Oktar Suç Örgütü Operasyonu’nun başındaki isim olan dönemin Mali Şube Müdürü Furkan Sezer, örgütün yapısını, faaliyetlerini ve süreci anlattı.

ÖRGÜTE KARŞI YÜRÜTÜLEN OPERASYON SÜRECİ NASIL BAŞLADI?
“2017 yılında, A9 kanalı yaklaşık son senedir çok ciddi bir yayın popülerliğine kavuşmuştu. Youtube’da, başkaca dijital platformlarda ya da sosyal medyada çok fazla karşıma çıkıyordu. Bir akşam yine böyle bir A9 yayınına denk geldik. Gece şubede çalışıyordum. Sonra kendi kendimize bütün gün evde oturuyor, yayın yapıyor bu yayınlardan kazanılacak bir para değil diye düşünürken üzerinden kırk sekiz saat geçmedi, örgütten henüz ayrılmış Özkan Mamati isminde birinin bir CİMER’e ihbarı düştü. Verdiği detayları kısa bir sürede çalıştım. Teyit edilebilecek şekilde bazı şeyler yazmıştı; örgütle alakalı, örgütün finans sistemiyle alakalı, cinsel sömürü düzeni ile alakalı. Oradan hızlıca teyit edebildiklerimizi teyit ettik.
Bununla ilgili daha öncesinde bize bir ihbar gelmiş mi diye bir bakalım dedim. Arkadaşlar kontrol ettiğinde 2016’da bir soruşturmaya başlanıldığını ancak devamının getirilemediğini söylediler bana. Çünkü 2016’da bu darbe teşebbüsü ile daha önemli bir konu olduğu için soruşturulması gereken birçok FETÖ dosyalarımız vardı. O yüzden bazı diğer dosyalar, soruşturmalar yavaşladı. Sonra o soruşturmayı aldım, Sayın Mustafa Çalışkan’a gittim. Böyle bir dosyanın olduğunu ve bu konuyla ilgili çalışmak istediğimi söyledim. O da bana bu örgütün bürokraside, hukuk alanında güçlü olduklarını ve finans kaynakları olduğunu söyledi. Hatta 1999 operasyonunu yapanlar hâlâ yargılanıyor, dedi. Ben de düzgün bir tahkikat yaparsak etkili bir soruşturma olabileceğini belirttim.
Başsavcı Hasan Yılmaz’a dosyayı anlattım ve çalışmak istediğimi söyledim. “Ben elimden ne geliyorsa yardımcı olurum. Ne gerekiyorsa yap” dedi. Sonra da biz ifade almaya başladık. Örgütten ayrılan, örgütle ilgili, bilgisi olan kişilerin ifadelerini aldık. Böylece soruşturma başlamış oldu. 2017’nin Aralık ayında.”

“TÜRK AİLE YAPISINA YÖNELİK CİDDİ TEHDİT”
“Örgütü tehlikeli kılan şeylerden biri Türk aile yapısına yönelik ciddi bir tehdit olmasıdır. Adnan Oktar’ın aile kavramına inanmaması ve gösterişe dayalı bir yaşam tarzı sunması bu olumsuz etkinin altını çizer. Örgüt içinde çok eşlilik ve küçük yaşta kızların cinsel sömürüsü gibi ciddi suçlar bulunmaktadır. Ayrıca gizli kasetler ve şantajlar da örgütün yöntemleri arasında yer almakta olup, en tehlikeli yönü ise bireylerin irade ve karakterini kırmaya yönelik bir sömürü düzeni kurmasıdır. Hem maddi hem manevi açıdan bu düzen içinde birçok insan mağdur olmaktadır. Örgüt aynı zamanda ülke için casusluk faaliyetleri gibi tehlikeli suçlar işlemekte ve toplumun değerlerine saygı göstermemektedir. Özellikle genç kızlara ve kadınlara yönelik saygısızlık ve suistimaller sıklıkla görülmektedir.”
“ADNAN OKTAR 2018’DEKİ OPERASYON ÖNCESİNDE BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR, FETÖ GİBİ…”
“Örgüt, erkekleri aldığında hemen suç işletmek suretiyle onları bağlamakta, finansal ve cinsel suçlarla bu bağlılığı sürdürmektedir. Bu durum örgütten kolayca çıkmanın önüne geçmektedir. Ben herkese şunu anlatıyorum: Adnan Oktar 2018’deki operasyon öncesinde bir terör örgütüdür, FETÖ gibi hatta silahlı bir terör örgütüdür. Çünkü çevresindeki insanların silahlı olduğunu gördüğümüz yerler oluyordu.”

İSLAMİ CAMİAYI NASIL KANDIRDILAR?
“İslami camiayı Türkiye’de en çok kandıran iki örgüt var: Bir tanesi FETÖ, diğeri Adnan Oktar. Neden? Çünkü ben şunu hatırlıyorum: 80’li yılların ikinci yarısı ve 90’lı yılların başında, askeri vesayetin çok ciddi olduğu yıllarda, özellikle 28 Şubat’a giden süreçte İslami camia üzerinde çok ciddi bir baskı vardı. Bu baskıya karşıymış gibi görünen iki unsur vardı: Biri Fethullah Gülen, diğeri de Adnan Oktar. Bu durumu İslami camianın sempatisini kazanmak için planlanmış olabilir.
Dolayısıyla, o dönemki askeri vesayetin bu iki figürü özellikle ön plana çıkarmış olabileceğini ve toplumu gelecekte manipüle etmeleri için desteklemiş olabileceklerini düşünüyorum.”
ÖRGÜTÜN İSRAİL BAĞLANTISI
“Örgüt İsrail’le çok ciddi ilişki içinde. Elini kolunu sallayarak gittikleri İsrail’de, İsrail Dışişleri Bakanı veya Netanyahu’yla çok rahat bir şekilde görüşebiliyorlar, çok rahat bir şekilde iletişim kurabiliyorlar. Gittiklerinde hem Mossad’ın başında hem de İsrail’in ikinci bir istihbarat örgütünün başında olan Yuval Diskin ile çok samimi ilişkileri var. Şu anda Yuval Diskin, İsrail’in çok ciddi bir silah üreticisi olan bir şirketin CEO’su. Bu şirket, roket üretiyor ve bugün İsrail’den Filistin’e, Gazze’ye atılan roketlerin üretici şirketinin başında bu adam var ve Adnan Oktar örgütüyle çok ciddi ilişkileri mevcut.”

“ADNAN OKTAR ÖRGÜTÜ İLE İSRAİL’İN İDEOLOJİLERİ AYNI DOĞRULTUDA”
“Adnan Oktar, basına yansıyan haberlerde de görüldüğü üzere, İsrail’den Tapınak Şövalyeleri olarak adlandırılan bazı insanları ağırladı, gezdirdi. Örgüt, Masonluk, Tapınak Şövalyeleri ve İsrail gibi unsurlara yakınlık duyuyor. İsrail ile bu yakın ilişkilerin temel sebebi ideolojik nedenler de içeriyor. Mehdiye inanma ve mehdiyetin bu topraklarda hâkim olacağı gibi bir söylemleri var. Netanyahu da İsrail’deki insanları bu söylemle konsolide ediyor. Adnan Oktar örgütü ile İsrail’in ideolojileri aynı doğrultuda, dolayısıyla bir fikir birliği de var. Sadece fiziki veya maddi menfaatler değil, manevi ve ideolojik bir ortaklık da mevcut.”
TEHLİKELİ BİR AĞA SAHİPLER
“Leyla İsmailova vakası da önemli. Bu kadın, Rusya ile Türk resmi heyetlerinin arasındaki görüşmelerde Rusya adına tercümanlık yapmış ve bu görüşmeleri Adnan Oktar’ın talimatları doğrultusunda yönlendirmiş bir isim. Türkiye Cumhuriyeti haber almadan Adnan Oktar, bu görüşmelere ait tüm belgeler ve bilgilere sahip oluyordu. Örneğin, Akkuyu Nükleer Santrali ve Soçi görüşmelerinde yer aldı. Soçi’deki görüşmelerde Ankara’nın haberi olmadan Adnan Oktar’a aktarılıyordu. Bu durum, örgütün ne kadar tehlikeli ve geniş bir ağa sahip olduğunu göstermektedir.”
FETÖ İLE OKTAR ÖRGÜTÜNÜN BENZER YANLARI VAR
“Benzerlikleri görmek için 1980’li yıllara gitmek gerekiyor. Her iki örgütün çıkış noktası aynıydı: Anti darbe söylemiyle ortaya çıktılar ve yaradılışla ilgili konferanslar ve yayınlar düzenlediler. İkisinin de ılımlı İslam ve dinler arası diyalogla ilgili söylemleri vardı. Temel fikirlerinde ciddi benzerlikler bulunuyordu. Ayrıca, gizli ses kayıtları, şantajlar ve finansal oyunlar her iki örgütte de görüldü. Her iki örgütün de yurtdışı bağlantıları ve İsrail hayranlığı bulunmaktaydı. Ergenekon Operasyonları döneminde her iki örgüt de müdahil oldu. 2008 yılında FETÖ’cü savcılığa yönelik yapılan bir operasyonda, örgütün önüne altmış dosya akamete uğratıldı. Adnan Oktar’ın söylemlerinde, Fethullah Gülen’i övdüğü ve onu bir mehdi olarak gördüğü ifade ediliyordu, hatta mehdinin yardımcısının Kahtani olduğunu iddia etmişti. Bu söylemleri televizyon programlarında dile getirmiş ve methiyeler düzmüştü.”
OPERASYONU BİZDEN BEKLEMİYORLARDI
“Hiç vazgeçmek istemedim. Hatta operasyona başlamadan önce operasyonun herhangi bir şekilde akamete uğramasından çok korktum. En önemli şey burada soruşturmanın gizliliğiydi. Deşifre olmaması gerekiyordu çünkü deşifre olursa örgüt bunun üzerine çok güçlü bir şekilde gelecekti. Örgüt, bu tür operasyon hazırlıklarından ya da operasyonlardan hep daha güçlü çıktı. Eğer burada da deşifre olsaydık, daha güçlü bir hale gelecekti ve onları daha dokunulamaz yapacaktı. En büyük korkum bu oldu. Benim en çekindiğim şey deşifre olup olmayacağımızdı. Ancak bizim mali şube olmamız durumu değiştirdi. Operasyonun bizden geleceğini tahmin etmek zordu. Hep organize şube, asayiş şube, terör şube gibi birimlerden bekliyorlardı. Araştırmaları da bu şubelere yönelikti. Bizden böyle bir operasyon beklemiyorlardı. Açıkçası, bu durum şahsi ve kişisel bir mesele haline gelmişti.
Olmadık olmadık davalar açıyorlar, sosyal medyada saldırıyorlar. Ama fiziksel bir şeye denk gelmedim.”
“EN FAZLA CANI YANAN, EN BÜYÜK MAĞDURİYETİ YAŞAYANLAR KADINLARDI”
“Evet, canı yananların hayatları karartılanların çoğu destek oldu. Özellikle bu örgütün karşısında duranlar ve mahkemenin bu aşamaya gelmesine destek olanlar kadınlar ve kız çocuklarıdır. Oran olarak en fazla mağdur olanlar da yine kadınlardır. Kız çocukları ve kadınlar, erkeklerin birkaç katı kadar fazla bu mücadelede yer aldılar. Çünkü en fazla canı yanan, en büyük mağduriyeti yaşayanlar kadınlardı.
Ben devletin artık bununla ilgili gereğini yapması gerektiğini düşünüyorum. Devletin bu örgütten zarar gören insanların kalplerini onarması lazım. Çünkü bu işin sosyolojik tarafı da var. Bu sosyolojik yara, örgüt içeride olsa bile mağdur edilen insanlar toplumda olduğu sürece devam ediyor. Bununla ilgili de birtakım adımlar atılması gerektiğini düşünüyorum.
Tabii ki bunların yeniden doğup büyümemesi için önlemler alınması gerektiğini de düşünüyorum. Şimdi, özellikle pandemiden sonra çok tuhaf inanışlar, spiritüel ritüeller, bazı ayinler, Göbeklitepe’de danslar, cami avlularında dönerek yapılan ayinler gibi şeyler var. Bu çok göze çarpıyor şu anda. Ben vatandaş olarak seyrediyorum, ama devletin kenarda durup bunu seyretmemesi lazım. En azından ne olup bittiğine dair bir bakması lazım. Çünkü bu durumlardan hem maddi dolandırıcılık çıkıyor hem de cinsel istismar vakaları ortaya çıkıyor. Bir de dini duyguların istismar edilmemesi gerekiyor. İnsanı hayata bağlayan şey inancıdır. Bunun istismar edilmemesi ve önlenmesi gerekiyor.”

CNN TÜRK muhabiri Çağdaş Evren Şenlik, canlı yayında şu bilgileri aktardı:
ERZURUM’DAKİ YAPILANMASI DEŞİFRE OLDU
“Adnan Oktar’ın bu dördüncü sevki. Bu süreç Silivri’den başlıyor. Edirne’ye uzanıyor. Edirne’den Erzurum’a, Erzurum’dan da Van’a kadar sürüklenen bir hikayeden bahsediyoruz. Anlatacağımız bu bilgiler ilk kez paylaşılacak bunu vurgulamak istiyorum. Soruşturma ilmek ilmek işleniyor. Bu soruşturma kapsamında Adnan Oktar’ın son 1 yıl içinde Erzurum’da bir yapılanması olduğu tespit edildi. Adnan Oktar, avukatlarla görüşüyor. Peki Oktar, bu avukatlarla nasıl görüşüyor? Buna nasıl müsaade ediliyor? Hemen hızlıca anlatalım.

“ORGANİZASYON YURT DIŞINDAN YAPILIYOR”
Önce bir tevkil avukatı ilanı veriyorlar. Avukatlar da bu ilanı görüyor. Başvuranlar var ve eleme yapıyorlar içerisinden. Güzel mi, genç mi, mesleğe yeni mi atılmış? Bu üç faktör çok önemli. Hedef güzel olması, çok önemli bu. Buna yurt dışındaki bu organizasyonu yapan kişi karar veriyor. Soruşturma kapsamında bu kişinin adını paylaşamıyorum. Bütün organizasyon yurt dışından yapılıyor. Hedef güzel avukat, ardından görüşme ve iş teklifi. Bu görüşme Erzurum’da yüz yüze yapılıyor. Adnan Oktar’ın istediği kriterlerde olduğu tespit ediliyor. Bir de önemli olan kolay kandırılması. Zaten süreç hep böyle başladı. Ardından Adnan Oktar’la görüşme ayarlanıyor. Zaten tam olarak kayış orada kopuyor. Adnan Oktar ilk defa konuştuğu avukatı beğenirse sürekli onunla görüşmek istiyor. Bir avukat günde dört kere ziyarete gelmiş.
‘290 GÖRÜŞMENİN 252’Sİ KADINLARLA YAPILIYOR’
Bu adeta avukat devşirme sistemi. Toplam 290 görüşmeden bahsediyoruz. Bu 290 görüşmenin 252’si kadınlarla yapılıyor. 21 kadın avukatla görüşme yapılıyor. Sadece Erzurum’dan değil, İstanbul’dan da avukatlar geliyor zaman zaman Adnan Oktar’la görüşmeye. Ve 8 erkek avukat. Bu 24 görüşme tamamen kamufle. Sırf kadınlarla sadece görüşüyor denmesin diye erkek avukatlarla da görüşüyor. Bu istatistikler 16 Şubat 2023 ile 22 Mart 2023 tarihleri arasında.

“KAMERANIN AÇISI DEĞİŞTİRİLİYOR”
Adnan Oktar bazı avukatlarla görüştüğü zaman kameranın açılarının değiştirildiği şu an soruşturma dosyasında yer alıyor. Bu soruşturmada yer alan bir detay. Bunu kim sağladı, kim aracı oldu, kim yardım etti? Şu an bunun üzerinde duruluyor.
Bir avukatla görüşüldüğü zaman Adnan Oktar cezaevinde bir kameranın açısını değiştirebilecek noktaya gelmiş. Van’a sevk edilmesinde en önemli etken de bu. Adnan Oktar’ın sadece cezaevinde değil, şehir merkezinde de bir yapılanması vardı. Bir yıl içerisinde Erzurum’da yapılandı. Evler kiralandı. Adnan Oktar şu talimatı verdi; Örgüte yeni avukatlar ve kişiler kazandırın. Hala Adnan Oktar’ın serbest kalmasını isteyenler var.
KİTAPLARLA HABERLEŞTİKLERİ ORTAYA ÇIKTI
Nasıl haberleşiyorlar? Çok eski bir sistem. Kitaplarla haberleşiyorlar. Bazı kitapların içerisinde bulunan kelimeler, Adnan Oktar tarafından işaretleniyor. Ardından da cümleler kurularak dışarıda örgütle haberleştiği iddialar var. Şu anda yayın yaptık biz. Bu yayının haberi Adnan Oktar’a gidiyor.
MAHKEMEDEKİ SON GÖRÜNTÜSÜNE ULAŞILDI
Van’daki durum kritik. Aynı yapılaşmanın olmaması için birtakım önlemler alındı, alınmaya da devam edecek. Adnan Oktar cezaevinde de rahat durmuyor. Adnan Oktar’ın mahkemedeki son görüntüsüne ulaştık.”

Yeni iddianamede, örgüt üyesi bazı sanıkların İsrailli siyasetçilerle görüşmeler yaptıkları, bu kapsamda bir sanığın örgütü temsilen İsrail’e gidip siyasetçi Yehuda Glick ile görüştüğü bilgisine yer verildi.
Adnan Oktar operasyonunu yapan dönemin Mali Şube Müdürü Furkan Sezer ve tv100 Uzman Muhabiri Devrim Tosunoğlu, tv100 yayınına katılarak Adnan Oktar silahlı suç örgütüne yönelik soruşturmaya ilişkin detayları paylaşıp, Osman Kenan Çapoğlu’nun sorularını yanıtladı.
Adnan Oktar operasyonunu yapan dönemin Mali Şube Müdürü Furkan Sezer‘in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
NE İÇİN ÇABALADIĞINI AÇIKLADI
“(Size yönelik bir hamle bir girişim söz konusu oldu mu? Ya da olma ihtimali olabilir mi?)
Ben zamanında soruşturmayı yürüttüm, aktif olarak içinde oldum. Sonrasında da toplumda bir farkındalık oluşturmak için dilim döndüğünde anlatmaya çalışıyorum, tecrübelerimi paylaşmaya çalışıyorum. Bir insanın daha farkındalığını artırırsak bu örgütün ne kadar karanlık ve kötü bir örgüt olduğuna dair bir takım düşünceleri uyandırırsak o benim için artı değer, bunun için çabalıyorum.
FİNANS KAYNAKLARI NEREDE?
(Hala finans kaynakları mı var onların?)
Tabi ki var. Örgütün finans kaynakları her zaman örgüt faaliyetteyken hepsi tamamı zaten Türkiye’de tutulmadı. Yurt dışında da ciddi bir bağlantıları ve insan kaynağı var bu örgütün.
‘OKTAR’IN MAHKEMEDE BEYAN ETTİĞİ AYLIK GELİRİ 3 BİN TL’
Hala Adnan Oktar’a yurt dışından örgütle sadece yurt dışındaki yapılanmayla teması olup mektup gönderen insanlar var, para gönderen insanlar var. Adnan Oktar’ın mahkemede beyan ettiği aylık geliri 3 bin TL. Siz 3 bin TL aylık gelirle 40 günde 500 defa avukat görüşmesi yapamazsınız. 83 tane farklı farklı avukatlarla görüşemezsiniz bu gelirle. Demek ki hala bir para akışı var. Bu akış devam ediyor.
HEDEF GENÇ KADIN AVUKATLAR
Bu örgütle ilgili hiçbir şey bilmiyoruz farz edelim. Bir istatistik okuyoruz, 45 işlem matematik bilen bir insan olmak yeterli. 83 tane avukat var. 500 saat görüşme var 20 tanesi erkek 63 tanesi kadın, kadınların yaş ortalaması 24. Bir cezaevinde tutuklu olan birinin avukat görüşme istatistikleri. Bu istatistiği okuyan, birazcık matematik bilgisine sahip biri buradaki hedefin kadın avukatlar, genç ve avukat olan kadınlar olduğunu anlar. Adnan Oktar hala bu karanlık örgütün eline genç kadınları düşürmek için elinden geleni yapıyor.
(Bu kadın avukatlar nasıl ikna olup bu görüşmeleri yapıyorlar?)
Sistem şöyle işliyor. Diyor ki ‘Yeni avukatlara mehdiyetle ilgili kitaplarımızı okutun’ özellikle dini istismar konusu her zaman var. Para var, şan şöhret ve ego var.”
PİŞMAN OLANLAR VAR
tv100 Uzman Muhabiri Devrim Tosunoğlu’un açıklamalarından satır başları ise şu şekilde:
]]>HABER7
140Journos‘un Ekim ayında yayınladığı ‘kedicik’ belgeselinin ardından dün ikinci kısım olan ‘Adnan’ belgeselini yayına aldı. Belgeselde Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı‘nın 1999 yılındaki operasyon sonrası Adnan Oktar’a ‘sahte rapor’ düzenlediğinin ve örgütün yıllarca yüzlerce kadını istismar etmesinin önünü açtığı belirtildi. Belgeselin yayınlanmasının ardından sol medya Fincancı‘yı aklamak için peş peşe haberler yayınladı.
GURBETÇİ BİR BABANIN HİKAYESİNE YER VERİLDİ
Yayınladığı belgesellerle bilinen 140Journos kanalı dün çok sayıda suçtan yargılanarak 8 bin 658 yıl hapse mahkum edilen Adnan Oktar örgütünden kızlarını kurtarmaya çalışan bir babanın çektiği sıkıntıları anlatan bir belgesel yayınladı. ‘Adnan’ isimli belgeselde gurbetçi bir baba olan Elvan Koçak‘ın reşit olmayan iki kızı Şeyma ve Büşra‘yı ve boşandığı eski eşi Gülperi Koçak‘ı Adnan Oktar suç örgütünden kurtarmaya çalışırken yaşadığı çaresizlik konu edinildi.

FİNCANCI ‘SAHTE RAPOR’LA ADNAN OKTAR’I AKLADI İDDİASI
Belgeselde 1999 yılında Adnan Oktar’a düzenlenen operasyonla ilgili çok dikkat çeken bir bilgiye yer verildi. 1999 operasyonu sonrası Şebnem Korur Fincancı‘nın örgüt üyelerine gözaltında işkence uygulandığına dair sahte raporlar hazırladığı, örgütün güçlenmesinin ve yıllarca çok sayıda genç kızın bu örgüt tarafından istismar edilmesinin sorumlusu olduğuna öne sürüldü.
Belgeselde cemaatin eski üyelerinden Özkan Mamati, mağdur avukatlarından Sena Akkaya Avvuran ve Eski İstanbul Mali Şube Müdürü Furkan Sezer, Şebnem Korur Fincancı’yı örgütü güçlendirmekle suçladı.
2000-2018 yılları arası örgütte aktif rol alan Özkan Mamati, “Biliyorsunuz Adnan Oktar’ın kendini Avrupa’da duyurması ‘Yaratılış Atlası’yla oldu. Sonra Şebnem Korur Fincancı, ‘İşkence Atlası’ diye bir kitap yapmaya karar verdi. Allah Allah, ne tesadüf. Ve bu ‘İşkence Atlası’nın içine bu örgütte yer alan, 1999 yılında gözaltına alınmış, doğuştan fiziksel bozuklukları olan kişileri sanki 1999 yılında işkenceye uğramışlar gibi 2005 yılında bu kitabın içine koydu.” şeklinde konuştu.
Belgeselde çok can alıcı bir cümle kullanan Mamati, “Bu kadın olmasa şu an bu örgüt olmayacaktı, ben de burada olmayacaktım” dedi.
Fincancı ise 140Journos ekibinin kendisine ulaşma ve iddialara cevap verme girişimlerine kayıtsız kaldı.
| Fincancı belgeselin yayınlanmasının ardından iddialar ilgili, “tıbbi belgeleme süreci tümünde her zaman uyguladığımız gibi tıp biliminin olanakları ile ve birçok uzmanlık alanından görüşler ve ilgili tetkiklerin değerlendirmesiyle hazırlanmıştır. Elbette bu raporlar tıbbi ortamlarda tartışılabilir. Yeni tetkikler varsa değerlendirilir. Bir bilimsel yayının tartışması bilimsel ilkelerle yapılır ancak işkencenin meşrulaştırılması için kullanılamaz ” sözleriyle karşılık verdi.
Fincancı, hakkında yer alan suçlamalar için hukuki süreç başlatacağını duyurdu. |
140journos ekibi ise TTB Başkanı Fincancı‘nın sosyal medya hesabından yaptığı açıklamaya yine aynı yöntemle cevap verdi. Fincancı’ya, yayından sadece bir hafta önce, 2 Şubat 2024‘te gönderildiği belirtilen bir maile ilişkin ekran görüntüsü yayınlayan ekip, aynı soruları kendisine yine iletti.
SOL MEDYA BİR ANDA HAREKETE GEÇTİ
Belgeselin yayınlanmasının ve Şebnem Korur Fincancı‘nın geçmişte yaptıklarının ortaya çıkmasının ardından sol medya bir anda ‘aklama’ girişimine başladı. Geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyindeki operasyonlarında “kimyasal silah kullandığı”nı iddia eden ve “silahlı terör örgütü propagandası” suçlamasıyla verilen 2 yıl 8 ay 15 günlük hapis cezası bulunan Fincancı için 24 saat içerisinde çok sayıda haber yapıldı.
Gazete Duvar, T24, Evrensel gibi gazeteler hep bir ağızdan Fincancı’yı ‘aklamak’ adına haberler yayınladı. Gazete Duvar’a ‘Sahte rapor’ düzenleyerek Adnan Oktar’ı akladığı iddia edilen Fincancı’yla görüştü. İnternet sitesinde Fincancı’yı aklamak üzerine peş peşe haberler yayınlandı.

Konuyla ilgili çok sayıda habere imza atan Evrensel Gazetesi ise “TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın hedefe konulmasına tepki yağdı” başlığıyla bir haber yayınladı.

T24 de Adnan Oktar davasını takip eden gazeteci Semra Pelek’in görüşlerine yer vererek Fincancı’yı aklama çalışmalarında yerini aldı.

HABER7
140Journos‘un Ekim ayında yayınladığı ‘kedicik’ belgeselinin ardından dün ikinci kısım olan ‘Adnan’ belgeselini yayına aldı. Belgeselde Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı‘nın 1999 yılındaki operasyon sonrası Adnan Oktar’a ‘sahte rapor’ düzenlediğinin ve örgütün yıllarca yüzlerce kadını istismar etmesinin önünü açtığı belirtildi. Belgeselin yayınlanmasının ardından sol medya Fincancı‘yı aklamak için peş peşe haberler yayınladı.
GURBETÇİ BİR BABANIN HİKAYESİNE YER VERİLDİ
Yayınladığı belgesellerle bilinen 140Journos kanalı dün çok sayıda suçtan yargılanarak 8 bin 658 yıl hapse mahkum edilen Adnan Oktar örgütünden kızlarını kurtarmaya çalışan bir babanın çektiği sıkıntıları anlatan bir belgesel yayınladı. ‘Adnan’ isimli belgeselde gurbetçi bir baba olan Elvan Koçak‘ın reşit olmayan iki kızı Şeyma ve Büşra‘yı ve boşandığı eski eşi Gülperi Koçak‘ı Adnan Oktar suç örgütünden kurtarmaya çalışırken yaşadığı çaresizlik konu edinildi.

FİNCANCI ‘SAHTE RAPOR’LA ADNAN OKTAR’I AKLADI
Belgeselde 1999 yılında Adnan Oktar’a düzenlenen operasyonla ilgili çok dikkat çeken bir bilgiye yer verildi. 1999 operasyonu sonrası Şebnem Korur Fincancı’nın örgüt üyelerine gözaltında işkence uygulandığına dair sahte raporlar hazırladığı, örgütün güçlenmesinin ve yıllarca çok sayıda genç kızın bu örgüt tarafından istismar edilmesinin sorumlusu olduğuna vurgu yapıldı.
Belgeselde cemaatin eski üyelerinden Özkan Mamati, mağdur avukatlarından Sena Akkaya Avvuran ve Eski İstanbul Mali Şube Müdürü Furkan Sezer, Şebnem Korur Fincancı’yı örgütü güçlendirmekle suçladı.
2000-2018 yılları arası örgütte aktif rol alan Özkan Mamati, “Biliyorsunuz Adnan Oktar’ın kendini Avrupa’da duyurması ‘Yaratılış Atlası’yla oldu. Sonra Şebnem Korur Fincancı, ‘İşkence Atlası’ diye bir kitap yapmaya karar verdi. Allah Allah, ne tesadüf. Ve bu ‘İşkence Atlası’nın içine bu örgütte yer alan, 1999 yılında gözaltına alınmış, doğuştan fiziksel bozuklukları olan kişileri sanki 1999 yılında işkenceye uğramışlar gibi 2005 yılında bu kitabın içine koydu.” şeklinde konuştu.
Belgeselde çok can alıcı bir cümle kullanan Mamati, “Bu kadın olmasa şu an bu örgüt olmayacaktı, ben de burada olmayacaktım” dedi.
Fincancı ise 140Journos ekibinin kendisine ulaşma ve iddialara cevap verme girişimlerine kayıtsız kaldı.
SOL MEDYA BİR ANDA HAREKETE GEÇTİ
Belgeselin yayınlanmasının ve Şebnem Korur Fincancı‘nın geçmişte yaptıklarının ortaya çıkmasının ardından sol medya bir anda ‘aklama’ girişimine başladı. Geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyindeki operasyonlarında “kimyasal silah kullandığı”nı iddia eden ve “silahlı terör örgütü propagandası” suçlamasıyla verilen 2 yıl 8 ay 15 günlük hapis cezası bulunan Fincancı için 24 saat içerisinde çok sayıda haber yapıldı.
Gazete Duvar, T24, Evrensel gibi gazeteler hep bir ağızdan Fincancı’yı ‘aklamak’ adına haberler yayınladı. Gazete Duvar’a ‘Sahte rapor’ düzenleyerek Adnan Oktar’ı akladığı iddia edilen Fincancı’yla görüştü. İnternet sitesinde Fincancı’yı aklamak üzerine peş peşe haberler yayınlandı.

Konuyla ilgili çok sayıda habere imza atan Evrensel Gazetesi ise “TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın hedefe konulmasına tepki yağdı” başlığıyla bir haber yayınladı.

T24 de Adnan Oktar davasını takip eden gazeteci Semra Pelek’in görüşlerine yer vererek Fincancı’yı aklama çalışmalarında yerini aldı.
