Kovid-19 öncesine göre yüksek kalan enflasyon, hane halkının satın alma gücünü düşürürken, enflasyona karşı faizlerin artırılması da şirketlerin yatırım için kredi maliyetlerini yükseltiyor.
Yüksek enflasyon ve faiz sonrası ekonomide durgunluk Avrupa’nın önde gelen şirketlerinin birçoğunda satış ve kar düşüşlerine de yol açıyor.
İlaç, kimya, banka, imalat, teknoloji ve otomotiv sektörleri başta olmak üzere neredeyse tüm sektörlere yayılan işten çıkarmalara son olarak, merkezi İngiltere’de bulunan Unilever’in 2025 yılı sonuna kadar Avrupa’daki tüm ofis görevlilerinin üçte birini (yaklaşık 3 bin 200) azaltma kararı eklendi.
Küresel bankalar geçen yıl 60 binden fazla kişiyi işten çıkarırken, bu yılda ekonomide durgunluk nedeniyle kar marjlarını korumaya çalışmak için yeniden yapılanmaya gidiyor.
En son İspanyol Sabadell’e bağlı olan İngiliz bankası TSB, 8 Mayıs’ta 250 kişiyi işten çıkaracağını ve 36 şube kapatacağını açıklamıştı.
Finlandiyalı madencilik ekipmanları üreticisi Metso, yeniden yapılanma ve verimliliğini artırmak amacıyla 240 çalışanıyla yollarını ayırmaya karar verdi.
Alman çelik üreticisi Thyssenkrupp’ın malzeme ticareti bölümü Schulte de 450 personeli işten çıkaracağını açıkladı.
Belçikalı metal geri dönüşüm şirketi Umicore, Alman otomotiv katalizörleri bölümünde 2027’ye kadar pozisyonlarda yüzde 14’lük azalma planladığını belirtti.
Polonya’nın en büyük kargo şirketi PKP Cargo, çalışanlarının yaklaşık yüzde 30’u ile yollarını ayıracağını duyurdu.
BİRÇOK SEKTÖRDEN ŞİRKET KÜÇÜLMEYE GİDİYOR
Fransız süpermarket zinciri Casino, mali durumunu iyileştirmek için 1293 ila 3 bin 267 arasında çalışanını işten çıkaracağı bilgisini verdi.
İngiliz tüketici sağlığı şirketi Haleon, İngiltere’deki fabrikasını gelecek iki yıl içinde kapatacağını ve bunun 435 pozisyonu etkileyeceğini belirtti.
Perakendeci Ted Baker, İngiltere’deki 15 mağazasını kapatacağını ve bunun yaklaşık 250 kişinin işini etkileyeceğini; telekomünikasyon şirketi Teleno, Norveç’teki biriminin yaklaşık 100 çalışanını işten çıkaracağını ve geçici personel sayısını azaltacağını açıkladı.
Vodafone İspanya, 1200’e kadar çalışanını işten çıkarmayı planladığını; elektrikli süpürge üreticisi Dyson, küresel yeniden yapılanmanın bir parçası olarak İngiltere’de yaklaşık 1000 kişiyi işten çıkaracağını duyurdu.
İlaç üreticisi Indivior, bazı ilaçlarının satışının durdurulmasının ardından yaklaşık 130 kişiyi işten çıkaracağını, Alman ilaç ve kimya şirketi Bayer de yeni kurumsal yapılanmada bu yıl da istihdamını azaltmaya devam edeceğini bildirdi.
Yine Alman ilaç şirketi Curevac da yeniden yapılanmaya giderek, bu kapsamda iş gücünün yaklaşık yüzde 30’unu işten çıkaracağını açıkladı.
Almanya’nın diğer kimya şirketi BASF da Finlandiya’daki Harjavalta fabrikasında işten çıkarmaları değerlendirdiğini, İsveçli tahsili gecikmiş kredilerin takibini yapan Intrum, maliyetleri düşürmek için çalışanların sayısını azaltacağını belirtti.
İsviçre merkezli ilaç şirketi Novartis, maliyet düşürme çabaları kapsamında 680 kişiyi; rüzgar türbini üreticisi Siemens Gamesa da iş gücünün yaklaşık yüzde 15’ini işten çıkarmayı planladığını kaydetti.
Finlandiya merkezli ormancılık ürünleri sağlayıcısı Upm-Kymmene Almanya’daki bir gazete kağıdı fabrikasını kapatacağını ve bunun 345 kişiyi etkileyeceğini açıkladı.
İnternetin gücünden yararlanarak, acentelerin hedef kitlesine daha geniş bir alanda ulaşabileceğini söyleyen Monopoli Sigorta CEO’su ve Kurucu Ortağı Erol Esentürk: “Sigortacılık her alanı ve her basamağı ile hızlı bir dijitalleşme dalgası içerisinde… Aslında bu konuyu ikiye ayırmak gerekiyor diye düşünüyorum. Bir satış sürecinin dijitalleşmesi, bir de operasyonel sürecin yani teknik sürecin dijitalleşmesi şeklinde bakmalıyız.
Zaten arka tarafta teknik ve operasyonel süreçlerin dijitalleşmesi, eski ekranların değişmesi, yazılım şirketlerinin modernleşmesi ve web tabanlı hale gelmesi yıllardır sigorta şirketlerinden başlamak kaydıyla aktif bir şekilde devam ediyor. Bu tabii sigorta ekranlarını sıkça kullanan sigorta acentelerinin ve sigorta aracılarının vermiş olduğu hizmet kalitesini arttıran, müşteri odaklı hale getiren, teklif verme hızını arttıran ve ekranları kolaylaştırıp hızlandıran, müşteriyle iletişimi kolaylaştıran altyapısal bir gelişim ve değişim.
Bu devinimin, teknolojinin de ilerlemesi ve yapay zekanın da bu süreçlerin içerisine dahil olmasıyla yıllar boyu süreceği kanaatindeyiz. Bunun yanında bir de dijitalleşen yeni dünya düzeni içerisinde bir taraftan da satışın dijitalleşmesi süreci var. Bu da esasında uzun sürelerdir denendi ve denenmeye devam ediyor. Bu alanlara girmiş olan veya girmeye çalışan sigorta şirketlerinin yanı sıra büyük brokerlar, fiyat karşılaştırma siteleri, orta ölçekli aracılar gibi gün geçtikçe sayıları artmakta. Ama 2023 verilerine bakıldığında çok net bir şekilde görülüyor ki Türkiye’de sigortacılık satış tarafında ağırlıklı olarak halen geleneksel kanallar tarafından gerçekleştirilmiş.
Satışın yüzde 60’a yakını acente kanalından yüzde 14’ü gibi genel olarak broker kanalından geliyor. Dolayısıyla aslında Türkiye’deki sigorta satın alan kesim halen poliçesini satın alırken güvendiği, inandığı, yıllardır çalıştığı, zaman içerisinde hasar noktasında destek aldığı kişilerle konuşarak, onlara danışarak poliçelerini gerçekleştirmeyi tercih ediyorlar gibi gözüküyor.
Ancak öyle tahmin ediyoruz ki bu, zaman içerisinde değişkenlik gösterecektir. Zorunlu ürünler; Trafik, DASK ve bireysel ürünlerle başlamak kaydıyla bu değişimin zaman içerisinde yavaş da olsa bir noktalara gelebileceği düşüncesindeyiz” dedi ve ekledi: “Dijital Sigortacılığın esasında sigorta aracılarına gerçek anlamda tehdit boyutunda bir rakip olacağını düşünmüyorum. Çünkü geleneksel kanallarla poliçe satın almak isteyen kesimle internet üzerinden poliçe satın almak isteyen kesim arasında bir fark olduğu düşüncesindeyim.
Öncelikle bir jenerasyon farkı var, dolayısıyla bu gerçek anlamda bir tehdit oluşturmayacaktır. Tam tersi sektörün gelişmesine, derinleşmesine, bugüne kadar sigortaya dokunmamış sigorta satın almamış yeni jenerasyonun daha kolay bir şekilde sektöre giriş yapmasına ve sigortalılık oranının artmasına katkıda bulunabileceği inancındayım.”
YAPAY ZEKADAN DESTEK ALMAK OPERASYON YÜKÜNÜ HAFİFLETİYOR
Esentürk, “Monopoli Sigorta olarak kendi iş süreçlerimizi dijitalleşen sigortacılığa nasıl uyumlandırmalıyız diye son iki üç yıldır ciddi anlamda bu alanda çalışmalar yürütüyoruz ve yatırım yapıyoruz. Web sitemizin yenilenmesi ile birlikte 2024 yılı Ocak ayı itibari ile internet üzerinden satışımız da başladı. Halihazırda 32 tane sigorta şirketi ile çalışıyor 100 bine yakın sigortalıya hizmet veriyoruz.
Bu pozisyonda bir firma olduğumuz için ve sektörde bulunan tüm ürünlerle sigortalılarımıza bu hizmeti veriyor olduğumuz için burada ciddi bir operasyonel süreç söz konusu. Bu operasyonel süreç ve satış süreçleri 150’nin üzerindeki personelimiz tarafından yönetiliyor.
Monopoli Sigorta‘da bu süreçlerimizi kolaylaştırmak, olabildiğince dijital hale getirmek ve arka tarafta yapay zekadan destek almak bizim operasyon yükümüzü hafifletiyor, hata payımızı azaltıyor ve müşteri hizmet hızımızı arttırıyor. Bu noktada da iş birliği yaptığımız çözüm ortaklarımız var.
Teklif sunumlarının hazırlanması, içerikleri ile beraber müşterilerimize sunulabilir pozisyonda kullanılabilmesi belli bir süredir yürütülen çalışmalar doğrultusunda büyük ölçüde robot yazılımlar kullanılarak yapılabilir durumda. Bu da az önce de bahsettiğim gibi hem hata payını azaltıyor hem müşteriye verilen hizmet hızını arttırıyor. Günün sonunda müşteri memnuniyetine olumlu yansıyor. Bu konu son dönemler içerisinde, bizim ciddi yatırım yaptığımız önem verdiğimiz ve odağımıza aldığımız noktalardan bir tanesi oldu” diye açıklamada bulundu.
Türkiye’de 2024 Mayıs ayında 2’nci el otomobil satışları yüzde 20,62 geriledi. TÜİK verilerine göre; 2023’ün mayıs ayında 741 bin 828 olan 2’inci el otomobil satışı, bu yılın aynı ayında yüzde 20,62 düşüşle 588 bin 886 adet oldu. 2’nci elde tüm taşıtların toplam satışı da aynı dönemde 1 milyon 104 bin 572’den, 920 bin 604’e düştü. Otobüs ve motosiklet satışlarında mayıs ayında bir miktar atış olurken; diğer tüm motorlu kara taşıtları satışlarında azalma görüldü. Buna göre; 15 bin 468 minibüs, 4 bin 259 otobüs, 142 bin 796 kamyonet, 18 bin 607 kamyon, 120 bin 420 motosiklet, 1830 özel amaçlı taşıt ve 28 bin 338 traktör satıldı.
5 AYLIK DÖNEMDE YÜZDE 16 DÜŞÜŞ
Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu Genel Başkanı Aydın Erkoç, “TÜİK verilerine göre, geçen yılın ocak-mayıs döneminde 3 milyon 335 bin 221 adet olarak gerçekleşen 2’nci el otomobil pazarı, bu yılın aynı döneminde yüzde 16,38 oranında gerileyerek 2 milyon 789 bin 45 adet olarak gerçekleşti. Otomotiv piyasasındaki performans kaybı gün geçtikçe belirginleşiyor. Türkiye’de yaklaşık 70 bin motorlu araç satıcısı var. Bunlar şahıslardan aldığı araçları üzerine çok cüzi bir kar koyup öyle satıyorlar. Bankaların faiz oranlarını yükseltip, kredilendirmeyi düşürmelerinden dolayı insanların bir kısmı zaten faize yöneldi. Diğer bir kısmı da kredi bulamadığı için, ikinci elde araç alma işi durağan hale geldi” dedi.
Erkoç, 2’nci el otomobilde yüzde 75 oranında bir düşüş olduğunu söyleyerek, “Yaklaşık yılda 10 milyona yakın araç alınıp satılıyordu Türkiye’de. Bu araç alım satımları muhtemelen bu sene bu rakamları bulmayacak ve biz 2025’de bunun biraz daha devam edeceğini düşünüyoruz, en azından 6’ncı aya kadar. Bunun da sebebi krediye ulaşımdaki sıkıntılar. Bu da ister istemez bizim otomobil piyasasını durdurdu, durağanlaştırdı. Türkiye’nin iki tane lokomotif sektörü varsa bunlardan birisi inşaat, birisi de otomotiv. En çabuk da etkilenen piyasalar da otomotiv ve inşaat oluyor. Şu anda otomotiv ikinci elde tamamen durma noktasına geldi” diye konuştu.
”ARAÇ ALMANIN TAM ZAMANI”
Erkoç, şu an araç almanın tam zamanı olduğunu da belirterek, “Sebep gerek 2’nci eldeki durgunluklar, gerekse sıfır otomobilde kampanyalardan dolayı fiyatların çok uygun olması. Vatandaşımız araç alacaksa bu piyasanın durgunluğundan faydalansın. Bundan sonra araç fiyatlarının yükseleceğini düşünüyoruz. Sebebi de biliyorsunuz birkaç tane uygulama yürürlükte. Bunlardan bir tanesi Çin’den gelen araçlara ÖTV oranının yükseltilmesi. Ciddi bir pazar vardı. Bu araçların fiyatı yükselince ister istemez ikinci ele yansıyacak. Yine bunu bahane gösterip bazı Avrupa’dan gelen araç fiyatları da yükselecek. O yüzden ‘araç almanın tam zamanı’ diyoruz. Vatandaşlarımız için imkan dahilinde otomobil almayı bekletenler şu anda araç alsın” ifadelerini kullandı.
]]>BND, sokaklardaki afişlerle ve sosyal medyadaki paylaşımlarında dikkat çekici sloganlarla yeni elemanlar kazanmaya çalışıyor. Cuma akşamı tanıtımı yapılan kampanyadaki afişlerde örneğin büyük puntolarla “Teröristleri arıyoruz.” yazıyor, altında da biraz daha küçük puntolu yazıda “Onları bizimle birlikte bul” ifadesi yer alıyor. BND, sosyal medya kampanyasında da casusluk filmlerinden tanınan gizemli görseller, animasyonlar, sözler ve müziklerle genç insanlara ulaşmaya çalışıyor.
Bugün başlayan afiş kampanyası çerçevesinde önce Bonn ve Berlin’deki reklam panolarına afişler asılacak. Bonn ve Berlin’i, Münih ile diğer kentler izleyecek.

HEDEF GENÇLER
BND Başkanı Bruno Kahl başlatılan alışılmışın dışındaki kampanyayı açıklarken, bütün Almanya’da olduğu gibi kendi teşkilatlarında da nüfusun yaşlanmasının getirdiği demografik sorunlar nedeniyle eleman sıkıntısı yaşandığını ifade etti. “Yaşı geldiği için aramızdan ayrılanların sayısı, işe yeni başlayan gençlerden daha yüksek” diyen Kahl ayrıca, yaptıkları işin başka mesleklerden büyük ölçüde farklı olduğunu hatırlattı.
BND Başkanı, kendilerine başvuranların uzun ve zahmetli güvenlik kontrollerinden geçtiğini, çalışırken cep telefonu kullanımının yasak olduğunu, evden çalışmanın mümkün olmadığını ve bunlara ilaveten BND çalışanlarının serbest piyasadan daha da az kazandığını söyledi. Kahl ayrıca, yaptıkları işle gurur duysa da çalışanlarının evde, ailede veya arkadaş çevresinde işiyle bağlantılı olarak hiçbir şey anlatamadığını da sözlerine ekledi.

YENİ LOGO VE ÇOK YÖNLÜ ANLAMI
Yeni bir imaj ile kampanyaya başlayan BND, logosunu da değiştirerek Almanya’daki diğer devlet kurumlarından farklı bir logo kullanmaya başladı. Dış istihbarat teşkilatının yeni logosunda Almanya’nın sembolü olan, kanatları ve gagası açık, başı sağa çevrili Federal Kartal’ın yuvarlak hatlara kavuştuğu görülüyor. BND, bir animasyonla tanıttığı bu logosuyla dünyaya açık, gereken ağlara sahip, gizli, dijital, koruyucu, demokratik ve titiz olduğu mesajını veriyor. Yeni logodaki kartalın gövdesindeki yuvarlak bölümün Federal Meclis’e benzetilerek demokrasinin koruyucusu olduğuna da gönderme yapıyor.
AJANLIKTAN KANTİN ÇALIŞANINA PEK ÇOK İSTİHDAM ALANI MEVCUT
BND Başkanı Kahl, yeni logo ile bilgisayar ve meslek fuarları ile üniversitelere giderek, gençlerin ilgisini çekmeyi amaçladıklarını belirtti. “Gençlerin olduğu yere biz gitmeliyiz, onların konuştuğu dili konuşmalıyız.” diyen BND Başkanı Kahl, 15-35 yaş arası kişilere ulaşmaya çalıştıklarını, diplomasız okulu terk edenlerden üniversite mezunlarına, geniş gruba ulaşmayı ve onların ilgisini çekmeyi amaçladıklarını kaydetti.
BND’nin verilerine göre teşkilatta farklı eğitim seviyeleri gerektiren 450 ayrı meslek dalında çalışmak mümkün. Bir zanaatkar ustasından akademisyene, kapılarının, şartları yerine getiren herkese açık olduğu belirtiliyor.

MUHALEFETTEN ELEŞTİRİ
BND’nin yeni kampanyasına muhalefetten ise eleştiri geldi. İstihbarat Servisleri Parlamento Kontrol Komisyonu Başkan Yardımcısı, muhalefetteki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) üyesi Roderich Kiesewetter, yeni kampanyanın amaca hizmet etmekten uzak ve kafa karıştırıcı olduğunu savundu. Kiesewetter, yeni logonun da sloganların da içinde bulunulan tehditkâr durumundan ve bunlarla mücadelede BND’nin önemine dikkat çekmekten uzak olduğunu iddia etti.
İstihbarat Servisleri Parlamento Kontrol Komisyonu Başkanı Konstantin von Notz, gün geçtikçe zorlukların arttığı dünyada BND’nin özgürlüğü, demokrasiyi ve hukuk devletini korumaya çabaladığını söyledi. Koalisyon ortağı Yeşiller üyesi von Notz, yeni kampanya sayesinde bu önemli göreve uygun genç ve istekli çalışanlar kazanılmasının mümkün olacağını vurguladı.
BND Başkanı Kahl da yeni ve çarpıcı sloganların özellikle de çifte anlamlı olanların başarılı olacağına inanıyor. Üzerinde büyük puntolarla “BND’nin seni aradığını düşünsene” yazılı afişin en beğendiği afiş olduğunu belirten Kahl, bu çarpıcı sloganın hemen altında da “Ekip arkadaşı olarak” ibaresinin yer almasının, BND’ye yönelik klişelerle oynayarak hazırlanmış çarpıcı ama hedef odaklı olduğunu dile getirdi.
Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bazı bölgelerini işgal etmelerine rağmen başkent Grozni’ye girmeyen Nazi birlikleri, Stalingrad yenilgisinden sonra Kuzey Kafkasya’dan güçlerini çekmeye başladı.
Bu süreçten sonra SSCB’nin yerel halka tutumu değişti. Sovyet lider Stalin, Almanların Sovyet topraklarındaki ilerleyişinden başta Çeçen ve İnguşlar olmak üzere bölgedeki Kalmıklar, Balkarlar, Karaçaylar, Mesket Türkleri, Kırım Tatarları ve Volga Almanlarını sorumlu tuttu. Stalin yönetimi tüm Çeçen ve İnguşların sürgün edilmesi kararı aldı ve Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (ÖSSC) feshedilerek yerine Grozni Oblastı’nın kurulduğunu açıkladı.
“Çeçen ve İnguşların, Almanların talimatı üzerine Sovyet yönetimine ve güçlerine karşı savaştığını, komşu bölgelerdeki kolektif çiftliklere karşı haydutça saldırılar düzenlediğini” ileri süren Stalin yönetimi, 23 Şubat 1944’te sürgün kararını uygulamaya başladı.
Sovyet silahlı kuvvetleri, Kızıl Ordu Günü kutlamalarının arefesinde toplanan halkın çevresini sardı. Çeçen ve İnguşların 20-25 dakika içinde Orta Asya’ya, Sibirya’ya götürüleceği duyuruldu. Karara karşı gelenler, kaçmaya çalışanlar ağır silahlarla vuruldu.
Stalin güçleri katliamlar gerçekleştirdi
Bu sürgün sırasında çok sayıda katliam gerçekleştirildi. NKVD (Stalin’e bağlı İçişleri Bakanlığı Halk Komiserliği) polisleri Haybah köyü halkını kadın, erkek, ihtiyar, çocuk ayrımı yapmaksızın ahırlara doldurarak diri diri yaktı. Bu katliamda 700 kişi hayatını kaybetti. Sotni köyündeyse, erkekleri bir tarafta toplayan Kızıl Ordu askerleri ve NKVD polisleri, yine çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan çok sayıda Çeçen’i, yüzeyi buz tutmuş Galanşoh gölünün üzerinde yürüttü. Buzun taşımaması nedeniyle binlerce Çeçen, Galanşoh gölünün soğuk sularında can verdi.

Sürgünde de zulümler sürdü
Stalin’in verdiği emir gereğince yaklaşık 500 bin Çeçen-İnguş, yük trenlerine bindirilerek başta Sibirya ve Kazakistan olmak üzere Orta Asya’ya sürüldü. Yalnızca 2 bin kişi dağlara kaçabildi.
Her aileye 20 kilogram bagaj alma izni verildi. Rusya Sosyalist Federatif Sovyetler Cumhuriyeti (RSFSC) halkın geride bıraktığı evlere, topraklara ve büyükbaş hayvanlara el koydu.
Birkaç gün su ve yiyecek verilmeden hayvan vagonlarında yapılan yolculuk sırasında insanların yaklaşık yüzde 20’si hayatını kaybetti. Sürgünün ilk yıllarında iklim koşulları, ağır çalışma ve salgınlar sonucunda ölenlerin sayısı arttı. Her 10 eve bir askeri gözlemci verildi. Bulundukları yerden sadece üç kilometre uzaklaşabilme hakkı verilen Çeçen ve İnguşlar, her ay güvenlik güçlerine kayıt yaptırmak zorundaydı.
Sovyet yönetimi 26 Kasım 1948’de yayınladığı bir bildiriyle, sürgünlerin yurtlarına geri dönme haklarından mahrum olduğu, süresiz sürgünde kalacaklarını duyurdu.
“Sürgünün gerekçesini aklı başında birisi anlayamaz”
Cephede Kızıl Ordu saflarında savaşan Çeçen ve İnguşların henüz evlerine bile dönmediği bir sırada gerçekleştirilen sürgünün meşru olmadığını Stalin’den sonra Sovyetler Birliği’nin başına geçen Nikita Kruşcev 25 Şubat 1956’da yaptığı konuşmasıyla ortaya koydu: Kruşçev, “Aklı başında bir insanın; kadın, çocuk, yaşlı, komünist ve komsomol (Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin gençlik yapılanması) ayrımı yapmadan tüm milleti, bireylerin veya bir grup insanın yaptığı hareketlerden sorumlu tutmak suretiyle toplu halde sürgün ederek cezalandırmasını anlaması zordur.”
Tarihçiler, Stalin’in asıl amacının geçmişteki isyanlarından dolayı Kuzey Kafkasya halklarını cezalandırmak ve onların Türkiye topraklarına planlı göçünü engellemek olduğunu yazdı.
23 Şubat 1944’te başlayan ve üç günde binlerce can kaybının yaşandığı sürgün, Çeçen-İnguş halkının tarihindeki en büyük felaketlerden biri olarak kayıtlara geçti.
ALMANYA AĞIR DARBE ALDI
Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da bazı sektörlerde küçülme yaşanacağı uyarısında bulunuldu. Ekonomisi 2023’te yüzde 0.3 küçülen ülkede bazı şirketler üretimi azaltmaya ya da alternatif tedarik rotaları aramaya başladı. Almanya’daki diğer şirketlerin açıklamalarına göre satın alma departmanları çoğu zaman istenilen ürünleri bulmakta zorlanıyor. Asya’dan Akdeniz’e giden gemilerin nakliye maliyetleri ise şimdiden 4 kat arttı. Krizin tırmanması daha geniş ekonomik sonuçlara ilişkin korkuları körüklüyor.
PANAMA DA AKSIYOR
ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, geçen hafta Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırıların tedarik zincirini etkilemesi nedeniyle Berlin’deki fabrikasında üretimi iki hafta süreyle durdurma kararı aldığını bildirmişti. Edinilen bilgiye göre sadece Almanya’da 2 binden fazla fabrikada üretim 1 ile 5 gün arasında aksadı. Krizin Avrupa genelinde etkilediği fabrika sayısı ise 10 binlerle ifade ediliyor.
Küresel ticaretin kilit noktalarından biri olan Panama Kanalı da kuraklıkla mücadele ediyor. Krizin devam etmesi durumunda dünya ticaretinin kangren olmasından endişe ediliyor. Yağmur sularına muhtaç olan Panama Kanalı, şu an yüzde 20 kapasite ile çalışıyor.
TÜRKİYE LOJİSTİK AVANTAJA SAHİP
Sabah’ın haberine göre, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “Yaşanan durum hem navlun maliyetlerini artırıyor hem de ulaşım sürelerini yaklaşık 1 ay uzatıyor. Orta Asya, Orta Doğu ve tüm Avrupa’nın Asya Pasifik ve Uzak Doğu ülkelerinden tedarik ettiği ürünlerin tekrar bize kayması söz konusu olabilir. Türkiye, önemli bir lojistik altyapısına sahip ve Avrupa’ya da en kısa rota Türkiye’den olduğu için rakip ülkelere göre daha avantajlı durumdayız” dedi.
SİPARİŞLER YÜZDE 10 ARTTI
Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, Kızıldeniz’de Husiler kaynaklı yaşanan problem nedeniyle geçiş rotalarının değiştiğini söyledi. Eroğlu, “Özellikle Avrupa gibi Türkiye’ye karayoluyla da ulaşabilen ülkeler yakın vadeli siparişlerini Türkiye’ye verdiler. Avrupa’dan gelen siparişlerde yüzde 10 civarında artış var. İlk çeyreği kapsayan siparişler için Türkiye’yi tercih ediyorlar” değerlendirmesini yaptı.
POZİTİF AYRIŞIYORUZ
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz “Avrupa ve Asya bölgesinden gelen ürünlerin termin sürelerinin uzaması ve maliyetlerin artmasıyla tedarikte ülkemiz tercih ediliyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu bizi rakiplerimizden pozitif ayrıştırıyor. Sektörümüzde de bu etkileri görmeye şimdiden başladık. Sipariş ve fiyat taleplerinde artış gözlemliyoruz” dedi.
B PLANI TÜRKİYE
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, yaşanan durumun küresel ticarette ciddi sıkıntılar yaratmaya başladığını kaydetti. Tecdelioğlu, “Tabii burada Türkiye’ye kısmi de olsa fırsatlar geliyor. Yani Türkiye tedarik zinciri olarak bir kez daha lojistik yakınlığından dolayı ön plana çıkmış oldu. Yani Türkiye alternatif bir ülke olarak birinci derecede Avrupa’nın ve çevre ülkelerimizin B planı olarak ön plana çıktı” ifadelerini kullandı.
KALICI ÇÖZÜM LAZIM
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, “Bu gelişmelerden ders çıkarılıp, iç pazar ve yerli üretimi destekleme sürecine geçiş olursa kazanç sağlarız. Yaşanan durumun tahmin edemeyeceğimiz veya bugünden göremeyeceğimiz başka etkileri de ortaya çıkacaktır. İlgili bakanlıkların hızla önlem alması gerekiyor” diye konuştu.
150 yıl önce olduğu gibi (Süveyş Kanalı öncesi) Afrika’yı dolaşarak gelen gemilerin hem zaman hem de maliyetleri katladı. Küresel ticareti sıkıntıya sokan bu durum Türkiye açısından ise hem iç pazarda hem de ihracatta pozitif bir tablo yarattı. Avrupa ve Asya’dan temin edemediği ara malı ürünler için her krizde olduğu gibi Türkiye’ye yöneldi. Özellikle kimya, otomotiv, sağlık gereçleri, beyaz eşya, valfler gibi ürün gruplarında hem iç hem dış pazarda talep patlaması yaşanıyor.
ALMANYA AĞIR DARBE ALDI
Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da bazı sektörlerde küçülme yaşanacağı uyarısında bulunuldu. Ekonomisi 2023’te yüzde 0.3 küçülen ülkede bazı şirketler üretimi azaltmaya ya da alternatif tedarik rotaları aramaya başladı.
Almanya’daki diğer şirketlerin açıklamalarına göre satın alma departmanları çoğu zaman istenilen ürünleri bulmakta zorlanıyor. Asya’dan Akdeniz’e giden gemilerin nakliye maliyetleri ise şimdiden 4 kat arttı. Krizin tırmanması daha geniş ekonomik sonuçlara ilişkin korkuları körüklüyor.
PANAMA DA AKSIYOR
ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, geçen hafta Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırıların tedarik zincirini etkilemesi nedeniyle Berlin’deki fabrikasında üretimi iki hafta süreyle durdurma kararı aldığını bildirmişti. Edinilen bilgiye göre sadece Almanya’da 2 binden fazla fabrikada üretim 1 ile 5 gün arasında aksadı. Krizin Avrupa genelinde etkilediği fabrika sayısı ise 10 binlerle ifade ediliyor.
Küresel ticaretin kilit noktalarından biri olan Panama Kanalı da kuraklıkla mücadele ediyor. Krizin devam etmesi durumunda dünya ticaretinin kangren olmasından endişe ediliyor. Yağmur sularına muhtaç olan Panama Kanalı, şu an yüzde 20 kapasite ile çalışıyor.
TÜRKİYE LOJİSTİK AVANTAJA SAHİP
Sabah’ın haberine göre, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “Yaşanan durum hem navlun maliyetlerini artırıyor hem de ulaşım sürelerini yaklaşık 1 ay uzatıyor. Orta Asya, Orta Doğu ve tüm Avrupa’nın Asya Pasifik ve Uzak Doğu ülkelerinden tedarik ettiği ürünlerin tekrar bize kayması söz konusu olabilir. Türkiye, önemli bir lojistik altyapısına sahip ve Avrupa’ya da en kısa rota Türkiye’den olduğu için rakip ülkelere göre daha avantajlı durumdayız” dedi.
SİPARİŞLER YÜZDE 10 ARTTI
Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, Kızıldeniz’de Husiler kaynaklı yaşanan problem nedeniyle geçiş rotalarının değiştiğini söyledi. Eroğlu, “Özellikle Avrupa gibi Türkiye’ye karayoluyla da ulaşabilen ülkeler yakın vadeli siparişlerini Türkiye’ye verdiler. Avrupa’dan gelen siparişlerde yüzde 10 civarında artış var. İlk çeyreği kapsayan siparişler için Türkiye’yi tercih ediyorlar” değerlendirmesini yaptı.
POZİTİF AYRIŞIYORUZ
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz “Avrupa ve Asya bölgesinden gelen ürünlerin termin sürelerinin uzaması ve maliyetlerin artmasıyla tedarikte ülkemiz tercih ediliyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu bizi rakiplerimizden pozitif ayrıştırıyor. Sektörümüzde de bu etkileri görmeye şimdiden başladık. Sipariş ve fiyat taleplerinde artış gözlemliyoruz” dedi.
B PLANI TÜRKİYE
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, yaşanan durumun küresel ticarette ciddi sıkıntılar yaratmaya başladığını kaydetti. Tecdelioğlu, “Tabii burada Türkiye’ye kısmi de olsa fırsatlar geliyor. Yani Türkiye tedarik zinciri olarak bir kez daha lojistik yakınlığından dolayı ön plana çıkmış oldu. Yani Türkiye alternatif bir ülke olarak birinci derecede Avrupa’nın ve çevre ülkelerimizin B planı olarak ön plana çıktı” ifadelerini kullandı.
KALICI ÇÖZÜM LAZIM
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, “Bu gelişmelerden ders çıkarılıp, iç pazar ve yerli üretimi destekleme sürecine geçiş olursa kazanç sağlarız. Yaşanan durumun tahmin edemeyeceğimiz veya bugünden göremeyeceğimiz başka etkileri de ortaya çıkacaktır. İlgili bakanlıkların hızla önlem alması gerekiyor” diye konuştu.
ALMANYA AĞIR DARBE ALDI
Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da bazı sektörlerde küçülme yaşanacağı uyarısında bulunuldu. Ekonomisi 2023’te yüzde 0.3 küçülen ülkede bazı şirketler üretimi azaltmaya ya da alternatif tedarik rotaları aramaya başladı. Almanya’daki diğer şirketlerin açıklamalarına göre satın alma departmanları çoğu zaman istenilen ürünleri bulmakta zorlanıyor. Asya’dan Akdeniz’e giden gemilerin nakliye maliyetleri ise şimdiden 4 kat arttı. Krizin tırmanması daha geniş ekonomik sonuçlara ilişkin korkuları körüklüyor.
PANAMA DA AKSIYOR
ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, geçen hafta Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırıların tedarik zincirini etkilemesi nedeniyle Berlin’deki fabrikasında üretimi iki hafta süreyle durdurma kararı aldığını bildirmişti. Edinilen bilgiye göre sadece Almanya’da 2 binden fazla fabrikada üretim 1 ile 5 gün arasında aksadı. Krizin Avrupa genelinde etkilediği fabrika sayısı ise 10 binlerle ifade ediliyor.
Küresel ticaretin kilit noktalarından biri olan Panama Kanalı da kuraklıkla mücadele ediyor. Krizin devam etmesi durumunda dünya ticaretinin kangren olmasından endişe ediliyor. Yağmur sularına muhtaç olan Panama Kanalı, şu an yüzde 20 kapasite ile çalışıyor.
TÜRKİYE LOJİSTİK AVANTAJA SAHİP
Sabah’ın haberine göre, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “Yaşanan durum hem navlun maliyetlerini artırıyor hem de ulaşım sürelerini yaklaşık 1 ay uzatıyor. Orta Asya, Orta Doğu ve tüm Avrupa’nın Asya Pasifik ve Uzak Doğu ülkelerinden tedarik ettiği ürünlerin tekrar bize kayması söz konusu olabilir. Türkiye, önemli bir lojistik altyapısına sahip ve Avrupa’ya da en kısa rota Türkiye’den olduğu için rakip ülkelere göre daha avantajlı durumdayız” dedi.
SİPARİŞLER YÜZDE 10 ARTTI
Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, Kızıldeniz’de Husiler kaynaklı yaşanan problem nedeniyle geçiş rotalarının değiştiğini söyledi. Eroğlu, “Özellikle Avrupa gibi Türkiye’ye karayoluyla da ulaşabilen ülkeler yakın vadeli siparişlerini Türkiye’ye verdiler. Avrupa’dan gelen siparişlerde yüzde 10 civarında artış var. İlk çeyreği kapsayan siparişler için Türkiye’yi tercih ediyorlar” değerlendirmesini yaptı.
POZİTİF AYRIŞIYORUZ
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz “Avrupa ve Asya bölgesinden gelen ürünlerin termin sürelerinin uzaması ve maliyetlerin artmasıyla tedarikte ülkemiz tercih ediliyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu bizi rakiplerimizden pozitif ayrıştırıyor. Sektörümüzde de bu etkileri görmeye şimdiden başladık. Sipariş ve fiyat taleplerinde artış gözlemliyoruz” dedi.
B PLANI TÜRKİYE
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, yaşanan durumun küresel ticarette ciddi sıkıntılar yaratmaya başladığını kaydetti. Tecdelioğlu, “Tabii burada Türkiye’ye kısmi de olsa fırsatlar geliyor. Yani Türkiye tedarik zinciri olarak bir kez daha lojistik yakınlığından dolayı ön plana çıkmış oldu. Yani Türkiye alternatif bir ülke olarak birinci derecede Avrupa’nın ve çevre ülkelerimizin B planı olarak ön plana çıktı” ifadelerini kullandı.
KALICI ÇÖZÜM LAZIM
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, “Bu gelişmelerden ders çıkarılıp, iç pazar ve yerli üretimi destekleme sürecine geçiş olursa kazanç sağlarız. Yaşanan durumun tahmin edemeyeceğimiz veya bugünden göremeyeceğimiz başka etkileri de ortaya çıkacaktır. İlgili bakanlıkların hızla önlem alması gerekiyor” diye konuştu.