
“HER HAFTA 500 TÜRK, TÜRKİYE’YE GERİ DÖNECEK” İDDİASI
İlk etapta toplam 200 Türk’ün, tarifeli uçuşlarla Türkiye’ye götürüleceği kaydedilirken bahsedilen ‘Türk vatandaşlarının’ Almanya’ya iltica talebinde bulunanlar olduğu öğrenildi. Öte yandan bunun karşılığında Türkiye’nin ise Almanya’da ‘vize kolaylığı’ alacağı haberde öne sürüldü. Hükümet çevrelerine dayandırılan haberde ayrıca Türkiye’nin haftada 500’e kadar vatandaşını geri almayı teklif ettiği belirtildi.

DIŞİŞLERİ’NDEN YALANLAMA
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, X hesabından konuya ilişkin açıklama yaptı. Alman Bild Gazetesi’nin iddialarının doğru olmadığını belriten Keçeli, “Alman basınında yer alan, Almanya’da yasal ikamet hakkı bulunmayan vatandaşlarımızın Türkiye’ye geri dönüşlerine ilişkin haberler doğru değildir.” dedi.
“UYGULAMAYA ONAY VERİLMEMİŞTİR”
Keçeli açıklamasında şunları kaydetti:
“Vatandaşlarımızın toplu olarak sınır dışı edilmesine ilişkin hiçbir uygulamaya onay verilmemiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız ile Almanya Şansölyesi Scholz arasında 23 Eylül günü New York’ta yapılan görüşmede bu konu gündeme gelmemiştir.”

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Fransa’nın başkenti Paris’te, 8 Eylül’e kadar sürecek olan 17. Paralimpik Yaz Oyunları’nın açılış töreni gerçekleşti. 183 ülkeden, 4 binden fazla sporcusunun katıldığı Paris 2024 Paralimpik Oyunları geçit töreninde önemli anlar yaşandı.
Tüm dünyanın gözü önünde İsrail’in soykırımına uğrayan Filistin, oyunlara tek sporcuyla katıldı. Filistin’in kafilesi, seyircilerden büyük destek aldı.

Filistin’i para atletizmde temsil eden Fadi Aldeeb ve beraberindeki heyet Concorde Meydanı’ndan geçerken binlerce seyirci tarafından alkışlandı. Bazı sporseverler de ayağa kalkıp alkışlarla Filistin’e olan desteğini gösterdi.
Alman televizyon kanalında skandal! Büyük tepki topladı: Filistin’in adını anmadılar… | Video
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Bu anlara, Alman devlet kanalının anonsu damga vurdu. AB ülkeleri içerisinde en koşulsuz şartsız İsrail’e destek veren ülke olan Almanya’nın devlet kanalında Filistin sansürü uygulandı. Geçit törenini canlı yayınlayan ZDF’de Alman spiker, tepki çeken bir skandala imza attı. Anons yapan Alman spiker, Filistinli sporcuların geçişi sırasında suskunluğa büründü.

Ülkelerin alfabetik sırayla anons yapıldığı anları simultane çevirerek yayınlayan ZDF, Filistin’in adını es geçti. Kendinden önce ve sonra gelen ülkeleri sıralayan Alman spiker, Filistin’i anons etmedi. Filistin’i açık açık görmezden gelen Alman kanalın yayını medyada büyük tepki topladı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası Avro Bölgesi’nde yükselen enflasyona karşı artan faiz oranları, Alman şirketlerin yatırım yapma arzusunu frenlerken, Çin ve Türkiye başta olmak üzere birçok ülkenin Almanya’dan ithal ettiği malları giderek daha fazla üretebilmesi Avrupa’nın en büyük ekonomisinin resesyondan uzaklaşmasını zorlaştırıyor.
Yapısal sorunların da ekonomiyi frenlediği Almanya’da, bir zamanlar oldukça başarılı olan “Ucuz enerji ve ara malı ithal et, bunları işle ve yüksek kaliteye sahip mal olarak ‘Made in Germany’ algısıyla pahalı bir biçimde ihraç et” başlıklı iş modeli artık işe yaramıyor.
Kovid-19 salgını, tedarik zinciri kesintileri, Rusya-Ukrayna Savaşı gibi son dönemde yaşanan çok sayıda kriz, Alman ekonomisinin zayıf yönlerini su yüzüne çıkarırken, ülkenin; jeopolitik sorunlar, iklim değişikliği, durgun ekonomi ve demografik zorlukların üstesinden gelme konusunda birtakım sorunlarla karşı karşıya bulunması da dikkati çekiyor. Almanya’nın halen “kendi ürettiği bürokrasi, kurallar ve prosedürler altında da ezildiği” belirtiliyor.
EKONOMİ RESESYONA GİRMEKTEN KIL PAYI KURTULDU
Alman ekonomisi, 2 yıllık durgunluk döneminin ardından yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,2 büyümeyle teknik resesyona girmekten kıl payı kurtulmuştu. Bununla beraber ülke ekonomisi, özellikle bölgedeki diğer ülkelere oranla daha büyük öneme sahip imalat sektöründeki kalıcı zayıflık nedeniyle kırılganlığını koruyor.
Ülke ekonomisi, her ne kadar Kovid-19 salgını ve Ukrayna-Rusya Savaşı sonrası tedarik zincirinde ortaya çıkan dar boğazlar hafiflese de faizlerin yükselmesi, ekonomiye güvenin azalması ve alışılmışın dışındaki yüksek enflasyon ortamında tüketicilerin satın alma gücünün düşmesi sonucu talepte yaşanan durgunluktan olumsuz etkileniyor.
Almanya Federal İstatistik Ofisi (Destatis) verilerine göre, ekonominin büyümesinde önemli yeri olan sanayide üretim mayısta bir önceki aya göre yüzde 2,5 gerileyerek, son 2,5 yılın en kötü daralmasını kaydetti.
Destatis verileri mayısta “çoğu sanayi sektöründe” düşüş eğilimi olduğunu gösterirken, özellikle otomotiv sektöründeki üretimin nisanda yüzde 4,5 yükselmesinin ardından mayısta yüzde 5,2 gerilemesi dikkati çekti.
Almanya’nın ihracatı da Çin’in ithalatındaki gerilemenin etkisiyle mayısta aylık bazda yüzde 3,6 düştü.
Uzmanlar, daha parçalanmış bir küresel ekonomi ve Çin’in ihracatta hedef pazar olmaktan ziyade giderek daha çok rakip ülke olmaya doğru evrilmesinin, ülke ihracatını baskılayan önemli faktörler olduğunu belirtiyor.
ING Küresel Makro Araştırma Başkanı ve Almanya Başekonomisti Carsten Brzeski, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Özel tüketim zayıf kalmaya devam ediyor ve sanayi üretimi ivme kazanamıyor. Büyümenin ana itici gücü yine ihracat. Şimdilik iyimserliğe tekrar veda etmek için çok erken ancak Alman ekonomisinin toparlanmasının inatçı olmaya devam edeceği çok açık.” ifadesini kullandı.
ÜLKE EKONOMİSİ DURGUNLUĞUN ÜSTESİNDEN GELMEKTE ZORLANIYOR
Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanlığı, ülke ekonomisi için “Son piyasa duyarlılığı ve ekonomik göstergeler zayıfladı. Sanayide halen zayıf seyreden dış talep, iç ekonomideki toparlanma ile ancak kısmen telafi edilebilmektedir.” değerlendirmesinde bulunurken, Ekonomi Araştırma Enstitüsünün (Ifo) açıkladığı İş Ortamı Güven Endeksi, haziranda 88,6 puana gerileyerek beklentilerin aksine azaldı.
Ifo Başkanı Clemens Fuest, ankete ilişkin değerlendirmesinde, Avrupa’nın en büyük ekonomisinin performansına ilişkin daha kötümser beklentiler nedeniyle Ifo İş Ortamı Güven Endeksi’nin haziranda gerilediğini belirterek, “Alman ekonomisi durgunluğun üstesinden gelmekte zorlanıyor.” ifadesini kullandı.
Avrupa Ekonomik Araştırmalar Merkezi (ZEW) Ekonomik Güven Endeksi’nde ise Avrupa Merkez Bankasının (ECB) gelecekteki para politikasının netlik kazanmamasının etkisiyle temmuzda 11 ay sonra ilk kez geriledi.
ZEW Başkanı Prof. Dr. Achim Wambach, Almanya’ya yönelik ekonomik beklentilerin bir yıldır ilk kez düştüğünü belirterek, “Ekonomik görünüm kötüleşiyor.” ifadesini kullandı. Wambach, mayıs ayında ihracatta beklenenden daha keskin bir düşüş yaşanması, Fransa’daki siyasi belirsizlik ve ECB’nin gelecekteki para politikasının netlik kazanmamasının bu düşüşe katkıda bulunan faktörler olduğunu kaydetti.
Ayrıca, inşaat ruhsatlarındaki düşüş de inşaat krizinin erken sona erdiğini göstermiyor. Bu yılın ocak-mayıs döneminde Almanya’da verilen yapı ruhsatlarının sayısı yıllık yüzde 21,5 geriledi.
TOPARLANMANIN BUNDESBANK’IN BEKLEDİĞİNDEN BİRAZ DAHA YAVAŞ OLMASININ MUHTEMEL
Almanya Merkez Bankası (Bundesbank), yaklaşık iki yıl süren zayıflık döneminin ardından Alman ekonomisinin yavaş yavaş yükselişe geçtiğini öngörüyor.
Bundesbank, ülke ekonomisine ilişkin ilk yarı yıla ait raporunda, Almanya’da bu yıl için takvim etkisinden arındırılmış Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) büyüme tahminini yüzde 0,4’ten 0,3’e ve gelecek yıl için yüzde 1,2’den 1,1’e indirdi.
Raporda, Alman ekonomisinin yaklaşık iki yıl süren zayıflık döneminin ardından yavaş yavaş toparlandığına vurgu yapılırken, “Sadece özel tüketim kademeli olarak yeniden toparlanmakla kalmayacak, aynı zamanda ihracat yılın ikinci yarısından itibaren yeniden iyileşecek.” yorumunu yer verildi.
Bundesbank uzmanları, bu yıl ekonomide toparlanmanın Bundesbank’ın başlangıçta beklediğinden biraz daha yavaş olmasının muhtemel olduğunu, ülkede istikrarlı bir iş gücü piyasası ve kademeli olarak düşen enflasyonun var olduğunu hatırlattı.
Bundesbank’a göre, ECB’nin enflasyonu düşürmeye yönelik faiz artırımlarıyla yükselen borçlanma maliyetleri Almanya’da yatırım ve inşaat sektörü üzerinde baskı oluşturuyor, enflasyonun uzun bir süre için ECB’nin yüzde 2 hedefinin üstünde kalması da özel tüketimi baskılıyor.
IMF ALMANYA’DA “DURGUN” BÜYÜMENİN DEVAM ETTİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR
Alman ekonomisi baskı altında kalmaya devam ederken, ABD ve İngiltere gibi diğer sanayileşmiş ülkelerin enflasyon ve yüksek faiz oranlarıyla daha iyi başa çıkması dikkati çekiyor.
Avro Bölgesi’nin diğer büyük ekonomilerin de ekonomik büyüme Almanya’ya kıyasla daha iyi bir seyir izliyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun temmuz sayısında Almanya’da “oldukça durgun” ekonomik büyümeye ilişkin önceki tahminini değiştirmedi.
IMF, Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinden Almanya’nın büyüme tahminini sanayi üretiminde süregelen zayıflığı sebep göstererek bu yıl için yüzde 0,2 ve gelecek yıl için yüzde 1,3 olarak korudu. IMF, Fransa ekonomisine ilişkin büyüme beklentisini de bu yıl için yüzde 0,7’den yüzde 0,9’a çıkarırken, gelecek yıl için ise yüzde 1,4’ten yüzde 1,3’e indirdi.
IMF, küresel ekonominin ise 2024’te yüzde 3,2 büyümesini bekliyor.
HÜKÜMET 49 TEDBİR İÇEREN BÜYÜME PAKETİ HAZIRLADI
Alman hükümeti “Büyüme Girişimi-Almanya için Yeni Ekonomik Dinamikler” adı verilen bir büyüme paketi ile ekonomiyi canlandırmayı hedefliyor.
Paket, rekabetçiliğin güçlendirilmesi, bürokrasinin azaltılması, daha iyi çalışma teşvikleri, güçlü bir ekonomi için etkin bir finans merkezi ve yarının ekonomisi için verimli enerji piyasası gibi beş alanda 49 önlem içeriyor.
Pakette, Alman vatandaşları için gelir vergisi indiriminin 2025 ve 2026 yıllarında 23 milyar avroya ulaşacağı öngörülüyor. Paket, şirketler için daha iyi amortisman koşulları ve genişletilmiş araştırma ödeneği de sağlayacak.
Pakete göre, yabancı vasıflı işçileri Almanya’ya çekmek için iş gücü piyasasında teşvikler verilecek. Ayrıca yaşlıların daha uzun süre çalışması ve uzun süreli işsizlerin iş bulma olasılığının artması için mali teşvikler de sağlanacak.
Alman hükümetinin tahminine göre, paket 2025’te yaklaşık yarım puanlık bir ek büyümeye (GSYH’ya 26 milyar avro katkı) yol açacak.
İŞSİZ SAYISI VE ŞİRKET İFLASLARI ARTMAYA DEVAM EDİYOR
Almanya’da işsiz sayısı, durgun ekonominin iş gücü piyasasını olumsuz etkilemeye devam etmesi nedeniyle haziranda bir önceki aya göre 19 bin kişi artarak 2 milyon 781 bine yükseldi.
Ülkede mayısta yüzde 5,9 olan mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı ise haziranda yüzde 6’ya yükselerek, Mayıs 2021’den beri en yüksek seviyeye ulaştı.
Federal İş Ajansı Başkanı Andrea Nahles, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Alman iş gücü piyasasında zayıflığın devam ettiğini belirterek, şirketlerin yeni personel arayışlarında halen temkinli olduklarını ifade etti.
Bu arada, Almanya’da iflas eden orta ve büyük ölçekli şirketlerin sayısı, enflasyon, zayıflayan talep artan maliyetler ve faiz oranlarıyla bu yılın ilk yarısında 2023’ün aynı dönemine göre yüzde 41 arttı.
Alman ekonomi gazetesi Handelsblatt’ın şirketlere yeniden yapılandırma hizmeti sağlayan Falkensteg verilerine dayandırdığı haberine göre, 2024’ün ocak-haziran döneminde yıllık cirosu 10 milyon avronun üzerinde olan 162 şirket iflas başvurusunda bulundu.
Böylece, iflas eden orta ve büyük ölçekli şirketlerin sayısı 2023’ün aynı dönemine kıyasla yüzde 41 arttı.
Söz konusu iflasların yeniden yapılandırma uzmanlarının yılın başında bekledikleri yüzde 30’luk artışı önemli ölçüde aşması dikkati çekti.
Yılın ilk yarısında iflas eden şirketler arasında Münih merkezli Avrupa’nın üçüncü büyük tur operatörü FTI, büyük mağaza zinciri Galeria ve moda şirketi Esprit gibi önde gelen isimler de yer alıyor.
Emlak şirketleri, otomotiv tedarikçileri ve makine mühendisliği şirketleri iflaslardan özellikle etkilendi.
Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip Almanya’da artan iflasların nedenleri arasında Kovid-19 salgının etkileri, enflasyon, artan enerji ve malzeme maliyetleri ve zayıflayan talep gösterildi.
BÜROKRASİ SORUNU DEVAM EDİYOR
Almanya’da şirketlerin hızla değişen küresel ekonomiye uyum sağlamasında bürokrasi önemli bir sorun haline gelirken, şirketlerin başta inşaat ruhsatı olmak üzere izin almaları diğer AB ülkelerine kıyasla uzun bir süre gerektiriyor.
Bu arada, Almanya’da hükümeti oluşturan Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP) arasında ekonomik ve sosyal politikalar konusunda yaşanan anlaşmazlıkların da kararların alınmasını geciktirerek ekonomiyi olumsuz etkilediği ifade ediliyor.
ÇİN ETKİSİ
Almanya’nın diğer büyük Avrupa ekonomilerine kıyasla Çin’e daha fazla bağımlı olması dikkati çekiyor. Çin’in Almanya’dan satın aldığı malları giderek daha fazla üretebilmesi Alman ekonomisinin büyümesini zorlaştırıyor.
İhracat ağırlıklı bir ekonomiye sahip olan Almanya, Çin’in küresel ekonomiye açılmasından yıllardır en çok yararlanan ülkelerden biri konumunda bulunuyordu.
Alman otomobilleri ve makineleri, Çin’de yoğun talep görüyor. Çin’e yapılan ihracat, Almanya’nın 2. Dünya Savaşı sonrası en uzun ekonomik büyümesini destekledi. Çin, son 8 yıldır Almanya’nın en büyük ticaret ortağı olurken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi geçen yıl 253 milyar avro oldu.
Alman kamuoyu, 2022’de Rusya’ya olan enerji bağımlılığının enerji kriziyle sonuçlanmasının ardından Çin’e olan ekonomik bağımlılığı tartışmaya devam ediyor
Almanya’nın Çin’e bağımlılığı; dış ticaret, tedarik zincirleri veya “büyük pazar” konusunda dikkati çekiyor. Elektrikli otomobiller için önemi giderek artan lityum bataryalar ve nadir toprak elementler gibi ham maddelerde Almanya’nın Çin’e “güçlü bir ithalat bağımlılığı” olduğu görülüyor.
Çin, başta Alman otomobil üreticileri olmak üzere Alman şirketleri için hem satış hem de büyüme açısından büyük önem taşıyor. Alman şirketleri, küresel pazar için Çin’deki en son teknolojileri geliştiriyor ve test ediyor.
Dahası Alman sanayisinde kullanılan ara ürünlerin çoğunluğunun Çin’den geldiği belirtiliyor.
Çin’in Alman ekonomisi için önemini vurgulayan Alman iş dünyası da “Çin olmadan yapamayacakları” uyarısında bulunuyor.
Dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahip Çin’de borç seviyesi ekonominin istikrarına ilişkin korkuları körüklerken, herhangi bir krizin Alman mallarına olan talebi düşürmesi bekleniyor.
Öte yandan, ABD’nin, Almanya’ya Çin merkezli Telekom şirketlerin ekipmanlarını kullanmaktan kaçınması için uzun süredir baskı uyguladığı dikkati çekerken, Alman hükümeti de Çinli tedarikçilerle ticareti sekteye uğratmadan ve Pekin’in tepkisini çekmeden nasıl bir yol izleneceği konusunda uzun süredir devam eden bir anlaşmazlık yaşıyor.
Mektupta, “Yeni bir türden son derece güçlü bombaların bu şekilde inşa edilebileceği (çok daha az kesin olsa da) düşünülebilir” denildi.
Mektupta sadece Einstein’ın ismi yer alırken, mektup teorik fizikçi tarafından imzalandığı takdirde Başkan’ın dikkatini çekeceğine inanan mucit Leo Szilard tarafından yazılmıştır.
10 EYLÜL’DE SATIŞA ÇIKARILACAK
Bu eser, 10 Eylül’de New York’taki Christie’s’de, 2018 yılında hayatını kaybeden Microsoft’un kurucu ortağı Paul Allen’a ait bir koleksiyonla birlikte satılacak.
Einstein’ın orijinal mektubu New York’taki Franklin D. Roosevelt Kütüphanesi ve Müzesi’nde saklanmaktadır, ancak fizikçi, saklanması için bilim adamı Leo Szilard’a bıraktığı ikinci bir mektubu da imzalamıştır.

MEKTUPTA GELİŞTİRİLECEK BOMBANIN ETKİLERİNDEN BAHSEDİLİYOR
Daily Mail’de yer alan habere göre, mektupta Einstein ve Szilard, uranyumun zincirleme bir reaksiyonla nükleer enerjiye dönüştürülebileceğini ve bunun da ‘son derece güçlü bombaların’ yapımına yol açacağını öne sürüyorlardı.
‘Bu türden tek bir bomba … çevredeki bazı bölgelerle birlikte tüm limanı yok edebilir’.

MEKTUP POLONYA’NIN ALMANLAR TARARAFINDAN İŞGAL EDİLMEDEN BİR HAFTA ÖNCE GÖNDERİLDİ
Einstein ve Szilard başkana ‘yönetim ile Amerika’da zincirleme reaksiyonlar üzerinde çalışan fizikçiler grubu arasında sürekli bir temas kurulmasını’ tavsiye etti.
“Bunu başarmanın olası bir yolu, bu görevi size güvenen ve belki de gayri resmi bir sıfatla hizmet edebilecek bir kişiye vermeniz olabilir.
Yahudi olan Einstein, Nazi düzeni sırasında Almanya’dan ABD’ye kaçmış ve Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesinden bir aydan kısa bir süre önce Başkan Roosevelt’e bu mektubu göndermiştir.
MEKTUPTAN 2 YIL SONRA HİROŞİMA VE NAGAZAKİ FELAKETİ İÇİN YENİ PROJE KURULDU
Mektubun kaleme alınmasından iki yıl sonra, 1945 yılında Japonya’da Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının yapımı için J. Robert Oppenheimer liderliğinde Manhattan Projesi kuruldu.
Szilard mektubu hayatının geri kalanında sakladı, ancak mirasçıları 1986’da mektubu Malcolm Forbes’a (1996’da üçüncü parti başkan adayı) 200.000 dolara sattı.
Forbes mektubu satın aldıktan sonra The New York Times’a verdiği demeçte, “Mektup inanılmaz bir tarihi dönüm noktasını temsil ediyor; bana göre 40 yıldır barış içinde yaşamamızın nedeni bu” dedi.
DAHA ÖNCE 2.1 MİLYON DOLARA SATILMIŞTI
Forbes daha sonra mektubu 2002 yılında Allen’a 2,1 milyon dolara sattı.
Christie’s Americas’ın başkanı Marc Porter, Wall Street Journal’a yaptığı açıklamada Allen’ın ‘şüphesiz bunun 20. yüzyıl tarihinin en önemli belgelerinden biri olduğunu bildiğini ve bunun öylece ofisinize asabileceğiniz türden bir şey olmadığını’ söyledi.
Allen’ın mektubu güneş ışığından uzakta özenle sakladığını ve eseri koruduğunu söyledi.

OPPENHEIMER’A VERİLEN EMİR İLE ATOM BOMBASININ GELİŞTİRİLME SÜRECİ BAŞLADI
Başkan Roosevelt’in emriyle Oppenheimer, uranyum araştırması yapmak ve atom bombasını inşa etmek üzere New Mexico’nun ücra bir bölgesinde bilim adamlarından oluşan bir ekip kurdu, ancak bomba 1945’te test edildiğinde Almanlar çoktan yenilmiş ve İkinci Dünya Savaşı başlamıştı.
ATOM BOMBASI ÜRETİLİR ÜRETİLMEZ KULLANDILAR
Bomba üretildikten sonra Başkan Harry Truman, savaşı aniden sona erdirmek için bu silahın kullanılmasını emretti.
ABD, Hiroşima’ya dünyanın ilk atom bombasını atarak 15.000 ton TNT’ye eşit bir patlama oluşturdu ve şehrin dört mil karesini enkaza çevirerek 80.000 kişinin ölümüne neden oldu.

140 BİNDEN FAZLA KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Takip eden haftalarda yaklaşık 50.000 kişi şarapnel yaraları ve radyasyon zehirlenmesi nedeniyle hayatını kaybetti ve toplam ölüm sayısı 140.000’e ulaştı.
Üç gün sonra Nagasaki’ye ikinci bir atom bombası atılarak 40.000 kişi öldürüldü ve birkaç gün içinde Japonya teslim olduğunu açıkladı.
O ZAMANDAN BERİ HİÇBİR ÜLKE ATOM BOMBASI KULLANMADI
Yıkım o kadar büyüktü ki, o zamandan beri hiçbir ulus atom bombası kullanmadı.
O dönemde Einstein, ABD’ye sığınmasının ve daha sonra Alman vatandaşlığından çıkarak Amerikalı olmasının ardından Başkan Roosevelt’i Almanya’nın nükleer bomba yapma olasılığı konusunda uyarmanın görevi olduğunu düşündü.
Yerçekimi teorisi olarak da bilinen genel göreliliği keşfetmesi ve teorik fiziğe yaptığı hizmetlerden dolayı Nobel Barış Ödülü alması, Einstein’ın Princeton’da profesörlük pozisyonu aldığı ABD’ye geçişine yardımcı oldu.

EINSTEIN YAZDIĞI MEKTUPTAN PİŞMAN OLDU AMA İŞ İŞTEN GEÇMİŞTİ…
Einstein daha sonra Roosevelt’e yazdığı mektuptan, Amerika’nın o dönemde nükleer silah üreten tek ülke olmasında oynadığı rol nedeniyle pişmanlık duydu.
1947 tarihli ‘Her Şeyi Başlatan Adam’ başlıklı bir makalesinde Einstein, “Almanların atom bombası üretmeyi başaramayacağını bilseydim, parmağımı bile kıpırdatmazdım” demiştir.
Bugünden itibaren Almanya’da yaşayan Alman vatandaşlığı da almak isteyenler artık konsolosluklara giderek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkmak zorunda kalmayacak. 2000 yılından sonra Alman vatandaşlığına geçenler de yeniden Türk vatandaşlığını alabilecek.
‘VATANDAŞ OLUN’ ÇAĞRISI
Federal Meclis SPD Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, şartları yerine getiren tüm Türk vatandaşlarını Alman vatandaşlığına başvurmaları ve Almanya’da demokrasi için aktif olarak çalışmaları çağrısında bulundu. Önceki dönemlerde Almanya Türk Toplumu Başkanı olarak görev alan ve uzun süre çifte vatandaşlık için mücadele veren Kenan Kolat, “Bu, Almanya’nın artık vazgeçilmez olan göç olgusunu tamamen kabul etmesidir. O anlamda tarihi bir olaydır” dedi. Bunun Almanya demokrasisi açısından önemli bir dönüm noktası olacağını belirten Kolat, “Almanya’daki Türk toplumu ırkçılığa karşı önemli bir panzehir olacak. Türklerin büyük bölümü ırkçı partilere oy vermeyecek. Bu da demokrasinin sağlıklı işlemesini sağlayacak” dedi. Almanya Türk Toplumu Genel Başkanı Gökay Sofuoğlu da, “27 Haziran Almanyalı Türklerin göç tarihine not düşebilecekleri tarihi bir yıl olacak” diyerek yasanın önemini vurguladı.

YENİ YASADA NELER VAR
* Almanya vatandaşlığına başvuru için ülkede ikamet süresi sekiz yıldan beş yıla indirildi.
* Okul ya da mesleki başarı, iyi Almanca bilgisi, kamu yararına faaliyetler gibi özelliklere sahip olanlar ve başarılı entegrasyon gösterenler 3 yıl sonra da Alman vatandaşlığına geçebilecek.
* Birinci kuşak göçmenlere ve 67 yaş üstündekilere yazılı Almanca testi kalkacak.
* En az 5 yıldır Almanya’da yaşayan göçmenlerin çocukları da Alman vatandaşı olabilecek.
BAŞVURU İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR
* Vatandaşlığa başvuranlardan Alman Anayasası’nın özgür demokratik temel düzenine bağlılığı istenecek.
* İslam karşıtı, Yahudi düşmanı, homofobik olmadığı ve kadın haklarına riayet ettiğini taahhüt edecek. Almanya’da lise veya yüksek öğrenim yapmayanlar Einbürgerungstest adı verilen vatandaşlık testini yapacak.
* Başvuran kişinin cezai bir suçtan mahkumiyeti olmaması gerekiyor.
* Avrupa Ortak Dil Referans Çerçevesi B 1 seviyesinde Almanca dil becerisini göstermesi gerekecek.
* Başvuru sahibinin sosyal yardım almaması gerekiyor.

BAKANLIKTA KRİTİK TOPLANTI
İçişleri Bakanlığı’ndan Bakan Yerlikaya’nın ziyaretine ilişkin yapılan açıklamada, “Bakanımız Sayın Ali Yerlikaya ve Almanya Federal İçişleri ve Yurt Bakanı Sayın Nancy Faeser bugün Berlin’de bir araya geldi. Heyetler arasında gerçekleşen görüşmede; iki bakanlığın sorumlulukları çerçevesinde iki ülke arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunulmuştur. Terörle mücadelede işbirliğinin yanı sıra organize suç ve güvenlik alanında iş birliğinin geliştirilmesine yönelik imkânlar ele alınmıştır. Göçmen kaçakçılığıyla mücadelede iş birliği konusunda da fikir alışverişinde bulunulmuştur. Almanya’da yürürlüğe giren yeni Vatandaşlık Yasası’nın sağladığı imkanlar ve başvuru süreçlerine ilişkin konular da değerlendirilmiştir. Türk vatandaşlarının Almanya vizesi alma sürecine ilişkin durumlarının nasıl iyileştirilebileceği konusunda görüş teatisinde bulunulmuştur. Son olarak, iki bakanlığın çalışma düzeyinde işbirliği ve iletişimin daha da güçlendirilmesi konuları ele alınmıştır” denildi.

“Polis yanlış adrese baskın yaptı”
Ercan Tümer’in babası Fatih Tümer yaptığı açıklamada, Alman polisinin isim benzerliği nedeniyle oğlunun evine baskın gerçekleştirdiğini ifade etti. Baba Tümer, “Bayramın birinci günü iki çete kavga ediyor. Yaralananlar diğerlerinden şikayetçi oluyor. Fakat o grubun liderinin adı da Ercan. Farklı bir soyadı ve doğum tarihine sahip. Bu kişi aynı caddede oturuyormuş. Fakat polislerin nasıl bir araştırma yaparak benim oğluma yöneldiğini hala aklım almıyor” diye konuştu.
Tümer, “Oğlumu, isim benzerliğinden evini sabah 4’te bombayla patlatıp yatak odasında eşinin yanında 10 özel harekat polisi darp etti. Kızımın (gelini) başörtüsünü çıkardılar.” dedi.
Oğlunun 1.5 saat boyunca şiddete maruz kaldığını belirten Tümer, “Çocuğumu kelepçelediler. Aşağı götürürken araştırma sonucu oğlumun suçsuz olduğu anlaşılıyor. Aşağı inerken kelepçeli halde bir telefon geliyor, o telefondan sonra oğlumun kelepçelerini çözüyorlar. Sonra oğlumu parmak izi almak üzere götürdüler. Beni de sabah polis aradı. Gittim çocuğumu aldım. Sonra hastaneye gittik, tedavileri oldu. Polislerin yanında bir de doktorları varmış. Demiş ki bu kişi sağlıklı, bunu polis bürosuna götürebilirsiniz. Polislerden şikayetçi olduk. Daha sonra Düsseldorf Üniversite Hastanesine gittik. Acilde çocuğumun elmacık kemiklerinin kırık olduğu anlaşıldı, röntgen çekildi. Çocuğumun gözü kan toplamıştı, şişmişti, morarmıştı. Çok büyük bir polis şiddetine maruz kalmıştı oğlum. Hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Avukat tuttuk. Şu an devletimiz de arkamızda. (AK Parti Genel Başkan Yardımcısı) Zafer Sırakaya bizleri aradı, yardımcı oldu. Bakan, hastanede oğlumu ziyaret etti. Allah hepsinden razı olsun. İnşallah bunu yapanların yanına kalmayacak.” ifadelerini kullandı.
Baba Tümer, oğluna acımasızca şiddet uygulayan polislerin ve söz konusu doktorun cezalandırılmasını istedi.
“Şu ana kadar aileden özür dilenmemiş olması kabul edilemez bir durumdur”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Zafer Sırakaya da olayla ilgili dün sosyal medya hesabından paylaşım yaptı. Sırakaya, “20 Haziran 2024, Perşembe sabahı saat 04.00 sularında Almanya’nın Monheim Am Rhein kentinde oturan Ercan Tümer’in evine Alman polisi tarafından bir baskın düzenlenmiştir. Düzenlenen insanlık dışı baskında vatandaşımız Ercan Tümer’in Alman polisi tarafından ağır bir şekilde darp edildiğini ve hastanede tedavi altına alındığını üzülerek öğrendik. En temel insan hakları ve uluslararası hukuk normlarından uzak bu baskının sadece bir isim benzerliğinden kaynaklandığı ortaya çıkmasına rağmen şu ana kadar aileden özür dilenmemiş olması kabul edilemez bir durumdur. Her fırsatta AB normları ve AİHM kararlarından bahseden bir ülkede yaşanan bu vahim ve insanlık dışı muamele bir iki yüzlülük ve çifte standardın dışa vurumudur. Masum bir vatandaşımızı hedef alan ve haksız-hukuksuz-keyfi bir uygulamayla ağır bir şekilde mağduriyetine neden olan bu baskını şiddetle kınıyoruz. Almanya’daki Başkonsolosluğumuz başta olmak üzere bütün kurum ve kuruluşlarımızla bu skandal baskının tüm yönleriyle aydınlatılması için her türlü hukuki ve diplomatik girişimi gerçekleştireceğiz. Mağdur vatandaşımızla telefonda görüşerek, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmiş olsun dileklerini ileterek Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak yanlarında olduğumuzu ifade ettik. Masum olduğu ortaya çıkan vatandaşımıza yönelik bu ağır ve kabul edilemez saldırıyı gerçekleştiren polisler başta olmak üzere bütün sorumluların hukuk önünde yargılanması için sürecin titiz bir şekilde yakından takipçisi olacağız. Bu süreç, sadece vatandaşımızın mağduriyetinin giderilmesi noktasında değil, Avrupa’nın her fırsatta dile getirdiği insan hakları ve evrensel hukuk normlarıyla ilgili samimiyet testi olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Raporda, yılın başında Alman ekonomisinde toparlanmanın ardından, ikinci çeyreğe ilişkin ilk göstergelerin hala ekonomik gelişmenin devamı konusunda karışık bir tablo çizdiği belirtilerek, yılın başından bu yana sanayi, inşaat ve hizmet sağlayıcıları arasındaki duyarlılık göstergelerinde gözle görülür iyileşme ve iyileşen çerçeve koşullarının “gerçek” ekonomik verilere ancak yavaş yavaş yansıdığı aktarıldı.
Artan reel ücretler ve işleyen tedarik zincirleri gibi iyileşen koşullara rağmen perakende satışların şu ana kadar çok durgun seyrettiğinin ifade edildiği raporda, “Ancak önümüzdeki aylarda, 2006 Dünya Kupası’ndaki kadar olmasa da Avrupa Futbol Şampiyonası’nın ardından perakende, restoran ve konaklama gibi tüketiciyle ilgili sektörlerde geçici bir canlanma beklenmektedir.” iifadelerine yer verildi.
Raporda, Alman ekonomisinde sürdürülebilir bir toparlanma için iç talepte geniş çaplı bir toparlanmanın yanı sıra dış ticaretten gelen daha somut itici güçlere de ihtiyaç olduğu belirtilerek, “Para politikasının gevşemeye başlaması ve bunun sonucunda şirketler ve özel hanehalkları için daha elverişli finansman koşullarının oluşmasıyla birlikte, Alman ürünlerine yönelik yurt dışı talebin ve dünya ticaretinin bundan faydalanması beklenmektedir.” değerlendimesinde bulunuldu.
Ekonomideki toparlanmanın güney Almanya’daki sel felaketi nedeniyle tehdit altında olduğunun düşünülmediğinin aktarıldığı raporda, Bavyera ve Baden-Württemberg’deki sellerden etkilenen bölgelerdeki dramatik durumun, sanayide geçici üretim kesintilerine ve kısa süreli çalışmalara yol açmasının muhtemel olduğu kaydedildi.
Raporda, “Ancak, geçmişte yaşanan benzer olayların da gösterdiği gibi, bu bölgesel kısıtlamaların ekonominin geneli üzerinde kalıcı bir etki yaratması pek olası değildir. Geçici üretim kayıpları, özellikle siparişlerin azalma eğiliminde olduğu ve kapasitelerin tam olarak kullanılmadığı durumlarda, genellikle nispeten hızlı bir şekilde telafi edilebilir.” ifadeleri yer aldı.
AVRUPA FUTBOL ŞAMPİYONASI
Futbolda Avrupa’nın milli takımlar düzeyindeki en önemli organizasyonu, EURO 2024, 14 Haziran-14 Temmuz’da Almanya’da düzenlenecek.
Almanya’nın 10 şehri ve stadında gerçekleştirilecek EURO 2024 için gün sayılırken, turnuvanın ülkeye ekonomik ve tanıtım başta olmak üzere birçok fayda sağlaması bekleniyor.
Ev sahibi 10 Alman şehri, EURO 2024 için milyonlarca avro yatırım yaparken, yaklaşık 3 milyon taraftarların bir ay sürecek turnuva boyunca yapacakları yiyecek-içecek ve konaklama harcamaları sayesinde turizm geliri elde etmeyi ve imajlarını güçlendirmeyi hedefliyor.
Karşılaşmaların gerçekleştirileceği Münih, Dortmund, Düsseldorf, Frankfurt, Gelsenkirchen, Hamburg, Leipzig, Stuttgart, Köln ve Berlin, bu dönemde yurt içi ve dışından ziyaretçileri ağırlayacak.
Daha önce 1988’de Avrupa Futbol Şampiyonası’nın düzenlendiği Almanya, yeniden birleşmeden bu yana ilk kez Avrupa’nın en büyük futbol turnuvasına ev sahipliği yapacak.
FIFA Dünya Kupası da 2006’da Almanya’da düzenlenmişti.
Almanya Perakendeciler Birliği (HDE) Almanya’nın ev sahipliği yapacağı EURO 2024 için 3,8 milyar avroluk ek satış yapılacağını tahmin ediyor.
İMALAT SEKTÖRÜNDE KALICI ZAYIFLIK
Alman ekonomisi, 2 yıllık durgunluk döneminin ardından yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,2 büyüme kaydederek, teknik resesyona girmekten kıl payı kurtulmuştu.
Ülke ekonomisi, özellikle bölgedeki diğer ülkelere oranla daha büyük bir rol oynayan imalat sektöründeki kalıcı zayıflık nedeniyle kırılganlığını koruyor.
Alman hükümeti, 2024 için daha önce yüzde 0,2 olarak açıklanan resmi büyüme beklentisini, 24 Nisan’da “hafif konjonktürel iyileşme işaretleriyle” revize ederek yüzde 0,3’e yükseltmişti.
Alman ve Türk ekonomi paydaşları, kurum ve devlet temsilcilerinden oluşan yaklaşık 600 kişi kutlama programında bir araya geldi. 1994 yılından bu yana Türkiye ile Almanya arasındaki ticaretin gelişmesine katkı sağlayan ve uluslararası bağlantıları ile bu sürece destek veren Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası, 30’uncu yılını etkinlikle kutladı.
Etkinliğin açılışında konuşan Almanya’nın İstanbul Başkonsolosu Johannes Regenbrecht, Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın yeni Genel Sekreteri Burkhardt Hellemann’a başarılar dileyerek, bir önceki Genel Sekreter Dr. Thilo Pahl’ın başarılarını da takdir etti.

Regenbrecht, 1200’e yakın Türk ve Alman şirketini temsil eden Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın ticari alışverişi ve yatırımı teşvik etme konusunda vazgeçilmez çalışmalar yürüttüğünü belirterek, “Türkiye ve Almanya arasındaki ticaret hacminin 60 milyar avroya doğru ilerlemesi ve şirketlerin partner ülkeye yatırım yapma konusundaki ilgisinin giderek artması esasen Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası sayesindedir. AHK Türkiye’ye ülke ekonomisine verdikleri katkı için teşekkür ediyoruz.” dedi.
“TİCARİ İLİŞKİLERİ GÜÇLENDİRMEYİ MİSYON EDİNDİK”
Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası (AHK) Türkiye Başkanı Pınar Ersoy da AHK Türkiye olarak, iki ülke arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek için birlikte çalışmanın ne kadar önemli olduğunu bildiklerini kaydetti.
Ersoy, “Bu ilişkiler sayesinde sayısız başarıya imza attık, Birlikte, iyi ve kötü günlerde yan yana durduk; çünkü gücümüz, hepimizin ortak gücüdür. Biz her zaman üyelerimiz arasındaki işbirliğini ve iki ülke arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmeyi misyon edindik.” diye konuştu.

Üyelerin çeşitli sektörlerden gelmesinin ve gösterdikleri bağlılığın, kendilerini güçlü ve dinamik bir topluluk yapmakta olduğunu aktaran Ersoy, “Bu gece, uzun yıllar boyunca emek vererek oluşturduğumuz işbirliği ağımızın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor ve bu özel anı hep birlikte paylaşmaktan gurur duyuyoruz. Hedefimiz üyelerimiz arasındaki diyaloğu sağlamak ve Almanya ile Türkiye arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek.” açıklamasını yaptı.
AHK Türkiye Genel Sekreteri Burkhardt Helleman ise Alman-Türk ekonomik ilişkilerini geliştirmek için çalışmayı dört gözle beklediğini ifade ederek, ekonomik ilişkilerin ötesinde, iki ülkenin insanları olarak birlikte büyümeyi hedeflediklerini vurguladı.
Helleman, “AHK Türkiye, yaklaşık 1200 üyesiyle Türkiye’nin en büyük ikili odasıdır, çok aktif bir yönetim kuruluna sahiptir ve ayda yaklaşık 10 üye odaklı etkinlik düzenlemektedir. Bir oda ancak üyelerin katılımı ile gelişebilir. Sizi gelecekte de bizimle ihtiyaçlarınızı ve isteklerinizi paylaşmaya davet ediyorum. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 60 milyar avroya doğru ilerlemesinde Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın çalışmaları etkilidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Etkinliğin ana partneri Mengerlerg Group’tan, Mengerler Ankara Genel Müdürü Ünal Keskin de Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın kuruluşunun 30’uncu yılını kutladıklarını ve bugüne kadar üyeleri ile birlikte ülke ekonomisine yaptıkları katkılardan dolayı teşekkür ettiklerini kaydetti.
Keskin, “Üyesi olmaktan onur duyduğumuz AHK Türkiye’nin, kuruluşundan bugüne kadar sağladığı hizmet çeşitliliği ile daima yanımızda olduğunu bilmek, bizler için büyük bir güvence oluşturmaktadır.” şeklinde konuştu.
Alman kamu yayıncısı WDR tarafından hazırlanan “Birlik, Adalet ve Çeşitlilik-Irkçılık ve Aidiyet Arasında Milli Takım” başlıklı belgeselde Almanya A Milli Futbol Takımı’nın başarısı için ter döken ve bundan gurur duyan yabancı kökenli futbolcuların toplumun bir kesimi tarafından dışlandıkları ve ırkçı söylemlere maruz bırakıldıkları ortaya kondu.
Bu bağlamda yayımlanan ankete katılanların yüzde 21’nin Alman Milli Takımı’nda daha fazla “beyaz oyuncu” görmek istediğini belirtmesi ve katılımcıların yüzde 17’sinin de milli takım kaptanı İlkay Gündoğan’ın Türk kökenli olmasının “üzücü olduğunu” ifade etmesi, tartışmaları beraberinde getirdi.
HEDEF GÖSTERİLEN İLKAY GÜNDOĞAN ANKETE TEPKİ GÖSTERDİ
Alman Milli Takımı teknik Direktörü Julian Nagelsmann ve milli futbolcular Joshua Kimmich ve İkay Gündoğan anketin yapılmasına tepki gösterdi.
Nagelsmann, böyle bir soru sorulmasının bile başlı başına delilik olduğunu ve şok yaşadığını ifade ederken milli takımda ikinci kaptan olan Joschua Kimmisch ise futbolcuların kökenine ilişkin soruyu yanlış bulduğunu, böyle soruların gereksiz ve saçma olduğunu dile getirdi.
Alman Milli Takımı’nın kaptanı Gündoğan da bu tür anketlerin yapılmasının ve onlara değer verilmesinin üzücü olduğunu ifade etti.

ALMAN GAZETECİDEN İTİRAF NİTELİĞİNDE IRKÇILIK SÖZLERİ
Yıllardır futbolda ırkçılık üzerine çalışmalar yaparak gelişmeleri takip eden ve son olarak “Erkeklerin sahası futbolda sömürgecilik ve ırkçılık” (Spielfeld der Herren Menschen Kolonialismus und Rassismus) isimli kitabı yazan Ronny Blaschke, söz konusu anketi ve Almanya’da futbolda ırkçılık konusunda değerlendirmelerde bulundu.
Blaschke, ankete katılanların yüzde 21’nin Alman Milli Takımı’nda daha fazla “beyaz oyuncu” görmek istediğini ifade etmesinin kendisi için sürpriz olmadığını belirterek, “Yıllardır futbolda ırkçılıkla uğraştığım ve açık ırkçılığı sürekli gördüğüm bu sayının daha da yüksek olabileceğini düşünüyordum.“ şeklinde konuştu.
“Neden o zaman sadece yüzde 21 oranına bakılıyor?” sorusuna ise Blaschke, “Bence pek çok insan anketin genelinde böyle bir sorunun yöneltilmesinden rahatsız oldu. Ancak aslında bu, sosyal araştırmalarda yaygın bir uygulamadır çünkü böyle bir şey öğrenmek isteniyor.” ifadesini kullandı.
“40-50 YILDIR FUTBOLDA AÇIK BİR IRKÇILIK VAR”
Blaschke, anketin bağlamı olmadan biraz ayrı bir şeymiş gibi görüneceğini, ancak belgeselin tamamı izlendiğinde bunun anlaşılabileceğini aktararak, “Ama 20 yıldır bu konuda haber yapıyorum ve 40-50 yıldır futbolda açık bir ırkçılık var. Ve Türk asıllı bir kaptanımızın olması uzun süre düşünülemezdi. Artık buna sahibiz. Bu aynı zamanda ileriye gidildiğinin de göstergesi.” şeklinde konuştu.
Blaschke, Nagelsmann ve Kimmich’in konuya farklı bir yaklaşım sergilemesini iyi olacağını belirterek, “Ben onlardan belki şuna işaret etmelerini isterdim: ‘Evet futbolda ırkçılık var. Evet, farklılıkları olan bir takımımız var. Genç takımlarımızda siyahi oyuncular var, Türk kökenli oyuncular var’.” şeklinde konuştu.

“PROFESYONEL KURULLARDA TÜRK KÖKENLİ KİMSE YOK”
Ancak yönetim kurullarına, antrenörlere, hakemlere, yöneticilere, spor muhabirlerine ve manajerlere bakılması da gerektiğini ifade eden Blaschke, “Buralarda neredeyse hiç siyahi insan yok. Profesyonel kurullarda Türk kökenli kimse bulunmuyor. Bu (konu) biraz kayboluyor. Bunu aslında çok üzücü buluyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Gazeteci-yazar Blaschke, “Almanya’da yılda 4 milyar avrodan fazla ciro yapan bir sektörden biraz daha fazlası beklenmeli. Sadece sticker ve broşürlerle değil aynı zamanda tüm yapılar da sorgulanmalı.” dedi.
Bu futbolcular başarılı oldukları sürece ve gol attıkları sürece Mesut Özil gibi çok kültürlü toplumun simgeleri olarak sahiplenildiklerini ve pazarlandıklarına işaret eden Blaschke, “Ancak belki çoğunluğun hoşuna gitmeyecek siyasi bir şey yaptığı anda eleştiriliyor, haklı olarak da. Ancak daha fazla, ırkçı bir şekilde eleştiriliyor. Bu da kökeniyle ilişkilendiriliyor.” şeklinde konuştu.
“Askeri silah taşıyan sistemler üzerinde çalışmak istediklerini” ifade eden Stark, bunun Alman şirket için yeni bir durum olduğunu ancak yeni uçakları ve teknolojilerini mümkün olan en kısa sürede anlamak ve desteklemenin onlarca yıldır Lufthansa Technik DNA’sının bir parçası olduğunu kaydetti.
Stark, şirketin bakım ve onarımın ötesindeki işlerde yapabileceğine işaret ederek, “Boeing 737’lerin NATO’nun E-7 uçaklarına modifikasyonunu da Hamburg’da yakın koordinasyon içinde gerçekleştirebiliriz.” dedi.
Lufthansa Technik’in yeni strateji önceliğinin jeopolitik krizlerden kazanç sağlamaya yönelik olduğu izlenimine karşı kendini savunan Stark, Ukrayna’daki savaş başlamadan önce savunma işine daha fazla dahil olmak için stratejik bir karar aldıklarını ifade etti.
Stark, “Hava Kuvvetleri ve ortaklarına daha fazla destek sağlayabileceğimizden elbette eminiz. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı saldırı savaşı, eyleme hazır bir Bundeswehr’e (Alman Ordusu) ihtiyacımız olduğunu gösteriyor ve ben bu konuda katkıda bulunabileceğimize inanıyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Bu arada, Lufthansa Technik, Rusya-Ukrayna savaşının ardından Berlin’in 100 milyar avroluk orduyu güçlendirme planına güvenirken, Almanya’nın ABD’den sipariş ettiği 30 adet F-35 bombardıman uçağı ve 60 adet Boeing nakliye helikopterinin bakım ve onarımı için başvuruda bulundu.
“AVRUPA SAVUNMA ÜRETİMİNE DAHA FAZLA YATIRIM YAPMALI”
Öte yandan, Avrupalı uçak üreticisi Airbus’ın Üst Yöneticisi (CEO) Guillaume Faury, Avrupa’nın savunma üretimine daha fazla yatırım yapması gerektiğini söyledi.
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine röportaj veren Faury, Avrupa ülkelerinin savunma projeleri üzerinde daha yakın çalışması ve kıtada üretim kapasitesine yatırımı artırması gerektiğini açıkladı.
Avrupa Birliği’nin ABD’den 5 kat daha az silah satın aldığını ve bunların 4’te 3’ünün Avrupa’da değil çoğunlukla Amerika’da üretildiğini belirten Faury, “Burada üretim kapasitelerine çok az yatırım yapılıyor ve sonuçta hızlı bir şekilde mevcut silahlar ABD’den tedarik ediliyor. Politikacılar sadece kısa vadede ihtiyaçlarını nasıl karşılayabileceklerine bakmamalı.” ifadelerini kullandı.
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞININ SİLAHLANMAYA ETKİSİ
Bu arada, Rusya-Ukrayna Savaşı, Almanya’yı, askeri yaklaşımında tarihi bir dönüşüme iterken Almanya Başbakanı Olaf Scholz, savaşın başlamasından sonra ülkesinin NATO’nun “GSYH’nin yüzde 2’sinin savunma giderlerine harcanması” hedefine uyacaklarını bildirmişti.
Rusya-Ukrayna savaşını “dönüm noktası” olarak nitelendiren Scholz, Bundeswehr’in modern silahlarla yeterince donatılması için 100 milyar avroluk ek fon açıklamıştı.
Rusya-Ukrayna Savaşı ile kendi kıtalarında tehdidi yeniden gören Avrupa devletleri, savunma için yeni yaklaşımları tartışmaya başlarken, NATO’ya artık güvenmeyen Fransa gibi devletlerin yanında, Almanya gibi savunma yapısı gereği İttifak’a sağlam şekilde bağlı olanlar dahi Avrupa merkezli savunma mimarisini gündeme getiriyor.
Avrupalı hükümetlerin askeri harcamalarındaki artış kararı, tedarik ve hareket kabiliyetini artırmayı da amaçlıyor. Devletlerin müstakil yaklaşımları yanında, kuruluş amacı ve kurumsal yapısında savunma yaklaşımı bulunmayan Avrupa Birliği’nin (AB) güvenlik kanadının da güçlenmesi dikkati çekiyor.
AB yeni organizasyonlar, kararlar ve fonlarla hem kurumsal olarak Birliğin hem de devletlerin savunma kapasitesini artırmayı amaçlarken, tüm bu harcamaların savunma mekanizmasını güçlendirebilmesi için ihtiyaç duyulan zaman ve azim konusunda politika yapıcıların elinin çok da güçlü olmadığı ifade ediliyor.
Aşırı sağın görünüşünün değiştiğini ancak bunun bile onu daha az tehlikeli yapmayacağının altını çizen Steinmeier, “Tam tersine takipçileri artık birçok dernek, grup ve sözde bilimsel enstitü kurdu. Zengin bağışçılar tarafından destekleniyorlar. Partilerin siyasi yapılarını ve ayrıcalıklarını kullanıyorlar ve etkileri parlamentolara kadar uzanıyor. Aşırı sağcılık, faillerin de ait olduğu ağlara sahiptir, henüz tam olarak araştırılmamış ağlar.” değerlendirmesinde bulundu.

– “DEĞERLERİMİZ İÇİN AYAĞA KALKMALIYIZ”
Steinmeier, “Walter Lübcke cinayeti, ülkemizde aşırı sağcı terör tarafından işlenen bir cinayettir. Böylesine acımasız bir eylem için kullanılabilecek tek bir kelime var, o da terördür.” ifadelerini kullandı.
Konuşmasından Walter Lübcke’nin hayattayken bir panelde kullandığı “Değerler için ayağa kalkmalısınız.” sözüne atıfta bulunan Steinmeier, “Beş yıl önce bugün, bir demokrat olarak dik duruşunun ve toplumumuza bağlılığının bedelini hayatıyla ödedi. Evet, onun da ifade ettiği gibi değerlerimiz için ayağa kalkmalıyız.” diye konuştu.
Walter Lübcke’nin, liberal ve demokratik toplumdan nefret edenler tarafından öldürüldüğünü kaydeden Alman Cumhurbaşkanı, “O, toplumumuzu oluşturan değerleri savunduğu için öldürüldü. Bu cinayet hepimizi ilgilendirmektedir ve bizi asla rahat bırakmamalıdır.” dedi.
Aşırı sağ terör kurbanlarının kendileri için bir uyarı olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Steinmeier, “Bunlar, toplum olarak bize gelecek için dersler vermektedir. Onun ölümü, bize kelimelerin nefreti nasıl körükleyebileceğini ve bu nefretin nasıl şiddete dönüşebileceğini hatırlatıyor.” diye konuştu.
– “Bu geçmiş, Solingen saldırısından Mölln ve Lübeck’e, NSU terör ağının cinayetlerine kadar uzanıyor”
Şiddetin korku tohumları ektiğini ve demokrasinin ihtiyaç duyduğu insanları susturduğunu kaydeden Steinmeier, Almanya’da sorumluluk alan insanlardan yoksun olması durumunda demokrasinin köklerinden kuruyacağını, bu şiddete yer bırakılmaması gerektiğini belirtti.
Steinmeier, Almanya’da halen aşırı sağcı teröre karşı mücadelede birliğe ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Almanya’da aşırı sağcı şiddetin sürekliliğinin uzun bir geçmişe dayandığına ve halen sürdüğüne dikkati çeken Steinmeier, şöyle devam etti:
“Bu geçmiş, Solingen saldırısından Mölln ve Lübeck’e, uzun süre tanınmayan NSU terör ağının cinayetlerine ve saldırılarına kadar uzanıyor. Ayrıca burada, 6 Nisan 2006’da 21 yaşındaki Halit Yozgat’ın vurularak öldürüldüğü Kassel’de ve 2 Haziran 2019’dan bu yana Almanya’nın içinden geçmeye devam ediyor, Halle’ye, Hanau’ya.”
– LÜBCKE, 2019’DA ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ
Kassel Valisi Walter Lübcke, 2015’te mültecilerin Almanya’ya gelmelerini eleştirenlere karşı, “Bu değerleri paylaşmayan istediği zaman bu ülkeyi terk edebilir. Her Alman bunu yapmakta serbesttir.” ifadelerini kullanmış ve bu açıklaması aşırı sağcı çevrelerce büyük tepki çekmişti.
Vali Lübcke, 2 Haziran 2019’da evinin bahçesinde Neonazi Stephan Ernst tarafından başına tek kurşun sıkılarak öldürülmüştü.
Irkçı katil Stephen Ernst’in daha önce de “Frankfurt’ta Türk din görevlisini bıçaklamak”, “mülteci yurduna bombalı saldırıda bulunmak”, “1 Mayıs’ta sendikacılara sopalarla saldırmak” ve “Iraklı mülteciyi bıçakla ağır yaralamak” gibi suçlardan sabıkası bulunuyordu.

BANKALARLA MÜCADELE
Almanya’da 2024 yılının ocak ayında kurulan Çeşitlilik ve Yenilenme İçin Demokratik İttifak anlamına gelen Die Demokratische Allianz für Vielfalt und Aufbruch (DAVA) Partisi, bankalarla mücadele ediyor. Çoğunluğu Almanya’da yaşayan 2. nesil Türk göçmen üyelerden oluşan DAVA Partisi’ne hiçbir banka hesap açmazken, parti yetkilileri bu durumun Almanya hükümetinin baskıları nedeniyle yaşandığını iddia ediyor.
‘GÖÇMENLERİN SESİ OLACAĞIZ’
Parti yetkilileri, öncelikli amaçlarının siyasi arenada yeteri kadar temsil edilemeyen göçmenlerin sözcüsü olmak olduğunu belirtirken, bununla birlikte uzun vadede bütün Almanya’ya hitap edecek seviyede siyasi bir oluşum olmak istediklerini vurguluyor.
Başkanlığını gazeteci Teyfik Özcan’ın üstlendiği partide Almanya’nın tanınmış avukatlarından Fatih Zingal, Almanya Federal Liyakat Nişanı sahibi Dr. Ali İhsan Ünlü ve Dr. Mustafa Yoldaş gibi isimler de yer alıyor.

PKK SEMPATİZAN TACİZLERİ
Alman medyası, kurulur kurulmaz yoğun bir şekilde eleştirdiği DAVA Partisi’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kurulduğunu iddia ederken, terör örgütü PKK sempatizanları parti toplantılarına taciz girişiminde bulundu.
Partinin Bremen’de gerçekleştirdiği toplantı sırasında bir grup PKK sempatizanı, toplantıdan ve parti üyelerinin park halindeki arabalarından görüntü alıp kendi sosyal medya sayfalarında paylaştı.
TEHDİT GİBİ AÇIKLAMA
Yayınladıkları görüntülere partinin ismini etiketleyerek “Siz neredeyseniz, biz de oradayız” ifadelerini kullandılar. Hamburg’daki parti toplantısı sırasında ise, terör örgütü sempatizanları aynı cadde üzerinde yürüyüş gerçekleştirdi. Yine aşırı sağcı Alman gruplar, DAVA’nın yasaklanmasını ve üyelerinin Almanya’dan sürgün edilmesini talep etti.

PARTİNİN KURULMA AMACI
Partinin Avrupa Parlamentosu seçimleri için 3. sıra adayı olan Mustafa Yoldaş yaptığı açıklamada, DAVA Partisi’nin Alman Anayasası’na göre kurulmuş bir Alman partisi olduğunun altını çizdi.
İlk etapta Almanya’da yaşayan göçmenlerin sözcüleri olmak istediklerini belirten Yoldaş, söylemlerini ilerleyen dönemde mutlaka Alman toplumuna da yayacaklarını söyledi. Almanya’da anayasal düzeni bozmak için değil, tam tersine ülkedeki çoğulcu yapının meclise yansıması için çalışacaklarını dile getren Yoldaş, partinin kuruluş amacına değinerek, “63 yıl boyunca Almanya’daydım, ekonomi, sosyal alanda birçok başarı öykülerine sahip olan insanlarımız var. Maalesef bu insanlarımızın siyasi alanda yeteri kadar temsil edilmediği kanaatindeyiz. Mevcut Alman partilerinin de bizi yeteri kadar temsil etmediği kanaatine vardığımız için böyle bir hareketi kurduk“ dedi.
100 MİLYON EURO’LUK REKLAM
Alman medyasının kendilerini tanımadan ve parti yönetimiyle irtibata geçmeden DAVA’yı hedef gösterdiğini dile getiren Mustafa Yoldaş, “Şu an 100’den fazla haber yapıldı bizim hakkımızda. Bu haberlerin yüzde 95‘ini bizimle konuşmadan yaptılar ve yayınladılar. Ortaya çıkardıkları sadece iftira ve yalan haber, diğerleri de bunu kopyalayarak yaygınlaştırdılar. Ama biz diyoruz ki reklamın kötüsü olmaz. Elimizde 100 milyon euroluk reklam bütçesi olsa bile Alman kamuoyunda bu kadar ses getiremezdik. Alman medyasına teşekkür ediyoruz. Yalan yanlış olsa da ismimizi duyurdular. Şu anda DAVA Almanya’nın gündeminde“ ifadesini kullandı.

‘ALMAN’LARDA BİZİM DAVAMIZI SAVUNACAK’
Partinin arkasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olduğu iddialarını çok saçma bulduklarını söyleyen Yoldaş, bunların Alman medyasının bir algı operasyonu olduğunu belirtti. Yoldaş, “Evet göçmen ağırlıklı olarak bu işe gönül verdik ama 10 yıl, 20 yıl sonra eminim sarışın, mavi gözli Almanlar da bizim DAVA’mızın içinde yer alacak ve söz sahibi olacaklardır“ şeklinde konuştu.
‘SÖZDE DEMOKRASİ VE SINIRSIZ FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ
Baskılar nedeniyle DAVA Partisi’ne Almanya’da hiçbir bankanın hesap açmaya yanaşmadığını söyleyen 53 yaşındaki Yoldaş, “Sözde demokrasi ve sınırsız fikir özgürlüğü olan bir ülkede yaşıyoruz“ ifadelerini kullandı. Ürgüp doğumlu olan Yoldaş, “Alman anayasasına göre kurulmuş bir demokratik parti olarak 30’dan fazla banka bize hesap açmayacağını, açamayacaklarını üzüntüyle bildirdi. Hatta bunların arasında Müslüman bankaları bile bize hesap açmadı Alman devletinin baskısından korktukları için“ şeklinde konuştu.

DAVA PKK’NIN HEDEFİNDE
DAVA’nın kısa süre önce kurulmasına rağmen Almanya’daki çok farklı marjinal ve radikal grupların hedefi haline geldiğini vurgulayan Yoldaş, “PKK‘lılar bizi sevmiyor. İsrail büyükelçisi bizim yasaklanmamızı istiyor. Sağcı gruplar bizim yasaklanmamızı, hatta Almanya’dan sürgün edilmemizi istiyor. Onlar ne yaparsa yapsın halk DAVA’yı anlamış durumda. Bizim radikal unsurlarla hiçbir bağlantımız olamaz. Biz bu toplumun merkezindeyiz. Söylemlerimizle de herkesin kabul edebileceği bir platformdayız. İnsanlarımız bize güveniyor; dolayısıyla AP seçimlerinde büyük bir başarı yakalayacağımıza inanıyorum“ dedi.
Haber7 – ÖZEL
Hemen hemen her gün ölümlere ve yaralanmalara neden olan ve sayılarının 10 milyondan fazla olduğu belirtilen başıboş köpekler, Türkiye genelinde büyük bir sorun teşkil etmeye devam ediyor. Halk sağlığı için en büyük tehditlerden biri haline gelen başıboş köpek sorununu için vatandaşlar tarafından harekete geçilmesi beklenirken Batı’nın ise çözümsüzlüğü desteklemesi dikkat çekiyor.
ALMAN MÜSTEŞARDAN DİKKAT ÇEKEN TOPLANTI
Geçtiğimiz Mart ayının sonuna doğru Almanya Ankara Büyükelçiliğinde görevli Gıda ve Tarım Müsteşarı Thomas Huber ile asistanı Janine Kardes’in başıboş köpek sorununun çığ gibi büyümesinde pay sahibi olan sözde ‘hayvansever’ derneklerle toplantı gerçekleştirdiği ortaya çıktı.
Alman yetkililer, davet ettiği Hayvan Haklarını Koruma Federasyonu (HayFed) isimli oluşum ile görüşmeler gerçekleştirdi.

Toplantılar sonrası Hayfed’den yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Almanya Federal Cumhuriyeti – Gıda ve Tarım Bakanlığı Müsteşarı Sn. Thomas Huber ve Sn. Janine Kardeş, Türkiye’deki sahipsiz hayvanlara yönelik sorunlar ve çözümleri konusunda görüşlerimize başvurdular.
HayFed- Hayvan Haklarını Koruma Federasyonu Başkanı Nihal Kasa, Kevser Özcan, Bülent Özcan, Nilgün Sarar Sarıyer Gönüllüleri’nden Hayal Yurdaer, Binnaz Pike, Yağmur Üstündağ’ın katıldığı bu toplantıda sahipsiz hayvanlara yönelik üremeyi kontrol altına alacak tek çözümün belediyelerin etik ve tıbbi kısırlaştırma yapması olduğunu anlattık.
Almanya Federal Cumhuriyeti -Gıda ve Tarım Bakanlığı Sn Müşteşarına, ülkemizdeki sahipsiz hayvanlara yönelik ilgi ve nazik davetleri için teşekkür ediyoruz.”
ALMANYA’DAN İKİYÜZLÜLÜK: TÜRKİYE İÇİN ‘KUDUZ’ UYARISI!
Başıboş köpekler için toplantılar yapan Almanya, seyahat uyarısında ise ikiyüzlülük sergiliyor.
Ağır kanuni yaptırımlarla kendi sokaklarında “sıfır başıboş köpek” politikası uygulayan Almanya, Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı seyahat tavsiyelerinde Türkiye için dikkat çeken uyarılarda bulunuyor.
Alman Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’yi ziyaret edecek vatandaşlarına ‘kuduz aşısı olunması‘ tavsiyesinde bulunuyor.

Öte yandan Almanya, sıfır başıboş köpek politikası uygulayan İngiltere, Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda, İtalya, İsveç gibi ülkelere yönelik kuduz aşısına gerek duymuyor.


|
ALMANYA’DA BAŞIBOŞLUĞA İZİN YOK!
|
Almanya’da başıboş köpeğin otoyola çıkmasına bile izin verilmiyor. Geçtiğimiz yıllarda Alman polisi, otoyola çıkan bir başıboş köpeğin can güvenliğini tehlikeye atması nedeniyle trafiği durdurmuştu. İğne ile bayılmayan köpek, polis ekipleri tarafından vurularak itlaf edilmiş ve trafik yeniden açılmıştı.
____________
TÜRKİYE KUDUZ RİSKİ EN YÜKSEK ÜLKELER LİSTESİNDE
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) resmi sitesindeki verilere göre, kuduz hastalığı konusunda Türkiye en riskli ülkeler arasında bulunuyor.
Sıfır başıboş köpek politikası uygulayan ABD, Kanada, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Malezya, Arjantin, Şili, Bolivya, Avustralya, Yeni Zellanda, Papua Yeni Gine ve İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz, Macaristan, Avusturya, Hollanda, Belçika, İsveç, Polonya, Çekya gibi Avrupa ülkeleri en düşük riskli ülkeler arasında yer alıyor.
Hiç kuduz riski bulunmayan Yeni Zelanda ve Japonya ise bu konuda en güvenilir ülkeler listesinde başı çekiyor.

İki lider arasındaki görüşmenin ardından Erdoğan ve Steinmeier ortak basın toplantısı düzenledi.
Son dakika haberi… Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları;
Savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de ikili ilişkilerimize ve müttefiklik ruhuna uygun şekilde ilerletmek arzusundayız. Türkiye ve Almanya’nın savunma alanında ortak üretim projelerini konuşacağını ümit ediyoruz.
Turizm alanındaki işbirliğimiz her geçen gün gelişmektedir. 2023’te 6 milyon aşkın Alman turisti ülkemizde ağırladık. Almanya’yla ikili ilişkilerimizin en müstesna ortak paydası güçlü beşeri bağlarımızdır. 63 yıl önce Sirkeci Garı’ndan uğurladığımız insanlarımızın sayısı 3,5 milyona ulaştı. Türk toplumu gurbetçilikten çıkarak Almanya’nın sosyal, ekonomik, kültürel ve akademik hayatında kritik rolleri üstlenmeye başladı.
Vatandaşlarımızın kültürden sanata, siyasetten bilim ve ticarete kadar her alanda önemli başarılarına şahit oluyoruz. Alışılagelmiş kalıpları yıkan, önyargıları kıran Türkiye-Almanya arasında beşeri köprü vazifesi gören tüm vatandaşlarımızla gurur duyuyoruz.
“ALMANYA’DAN DAHA FAZLA DAYANIŞMA BEKLİYORUZ”
Türk toplumunun eşit katılımlı entegrasyonuna önem veriyor teşvik ediyoruz. Yeni Alman vatandaşlığı yasasını kıymetli bir adım olarak görüyoruz. Avrupa’yla birlikte Almanya’da yükselen İslam düşmanı, yabancı karşıtlığına karşı endişelerimiz artıyor.
25 Mart tarihinde yaşayan menfur hadisenin tamamen aydınlatılması, sorumluların cezalandırılması konusunda düşüncelerimi paylaştım. PKK, YPG, FETÖ gibi terör örgütlerle mücadelede daha çok işbirliğine ihtiyacımız bulunuyor.
Alman makamlarından daha fazla destek ve dayanışma beklediğimizi ifade ettim. Türkiye-AB ilişkileri gündemimizde yer aldı. Gümrük Birliği, vize serbestisini ele aldık. Sayın Cumhurbaşkanıyla bölgesel ve küresel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunduk.
“İSRAİL’İN KATLİAMLARI GÜNDEMDEN DÜŞÜRME ÇABALARINA PRİM VERİLMEMESİ GEREKİYOR”
Gazze’de yaşanan benzeri görülmemiş zulmün son bulması çağrısını yineledim. Netanyahu tüm bölgemizin güvenliğini tehlikeye atıyor. İsrail yönetiminin insanlık suçlarını, katliamlarını gündemden düşürme çabalarına prim verilmemesi gerekiyor.
“TÜRKİYE OLARAK KARARLI, VİCDANLI VE CESUR BİR DURUŞ SERGİLEDİK”
İsrail’in saldırıları devam ettikçe bölgesel ve küresel tehditlerinin arttığının herkes bilincindedir. Masumların ölüm, açlık ve sefalete mahkum edilmesinin ıstırabının unutulmayacağını biliyoruz. Türkiye olarak kararlı, vicdanlı ve cesur bir duruş sergiledik. Ateşkesin sağlanması, kesintisiz ve yeterli insani yardımın Filistin halkına yönelik çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz.
2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın finalleri Almanya’da düzenlenecek. Milli takımımız da bu turnuvada mücadele edecek. Turnuvada yer alacak tüm ekiplere ve takımlara şimdiden başarılar diliyorum.
Daha sonra sözü alan konuk Cumhurbaşkanı, şunları söyledi:
“Burada misafiriniz olmaktan çok mutluyum. Hemşehrilerinizin konukseverliğini birebir yaşadım. İstanbul, Gaziantep, Ankara’ya davetiniz için teşekkür ederim. Görüşmelerim son derece yararlı oldu. 2 yıl önce Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı savaşından çok kısa süre önce görüştük. İkinci görüşmemiz Berlin’de, kasım ayında, Hamas’ın saldırısından 1 ay sonraydı.
Bu iki olay tehlikeli bir zamanda yaşadığımızı gösteriyor. Bu gerçekler bizim siyasi hayatımızı ne kadar da etkilese ilişkilerimiz zengin ve uzun geçmişe dayanıyor. Benim için diplomatik ilişkilerimizin başlamasının 100. yılında Türkiye’ye gelmek çok önemliydi.
Özellikle insani ilişkiler bizim bağlarımızı özel kılıyor. Dünyadaki hiçbir ülkeyle Almanya’nın bu kadar yoğun, dostane, ailevi ilişkileri yoktur. Yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli insan, 4 kuşak önce işgücü anlaşmasının 1961’de imzalanmasından sonra Almanya’da yaşıyor. Onların öyküleri bizim ülkemizi şekillendiriyor. Siyasi hayattan, ekonomi ve kültür hayatında bu kuşakların temsilcileri bana ziyaretimde temsil ediyor.
100 yılı aşkın bir süre önce zanaatkârlar Almanya’daki yoksulluktan kaçarak Türkiye’ye gelmişlerdi. 20’li yıllarda Alman bilim adamları, mimarlar gelmişlerdi. Nazi Almanyasında baskıya uğrayan çoğu Yahudi olan aileler buraya geldiler. Bugün Ankara Üniversitesi’nde bu konuda yeni bilgiler edindim.”
]]>“Bir NATO müttefikine askeri anlamdaki işbirliğinde resmi ya da gayri resmi herhangi bir sınırlama getirmek doğru bir şey değil ve müttefiklik ruhuna da aykırı” diyen Kılıç, “Şu günden sonra İsrail’e karşı sesini çıkartmayanlarla konuşulacak çok da fazla bir şey kalmıyor” ifadelerini kullandı.
“PKK KONUSUNDA BİRTAKIM ADIMLARIN ATILDIĞINI GÖRÜYORUZ”
Ulusal güvenlik konusunda çalışan bir başdanışman olarak, biliyorsunuz şu anda Irak’ta bazı çalışmalar var. Almanya’nın terör örgütleriyle ilişkileri nasıl değerlendiriliyor?
Bu noktada şunu söylememiz lazım; terör konusundaki mücadelemizde Almanya’da terör örgütüyle ilgili olarak, PKK ve onun farklı versiyonları YPG/PYD terör örgütleriyle ilgili olarak durumun biraz daha iyiye gitme emareleri gösterdiğini görüyoruz.
Birçok farklı noktada birtakım görsel unsurların yasaklandığını ve bazı paçavraların kullanılması noktasında izin verilmediğini gözlemliyoruz. Bu, Almanya’daki terör örgütünün varlığının tamamen sonlandırıldığı veyahut da herhangi bir şekilde tamamen Almanya’da bulunma imkanlarının yok edildiği anlamına gelmiyor. Ama PKK terör örgütü açısından baktığımızda birtakım adımların atıldığını, birtakım çalışmaların olduğunu müşahede ediyoruz. Ümit ediyorum ki bunlar çok daha net bir şekilde, daha yoğun bir şekilde devam eder.
“ALMANYA’DA FETÖ’YE KARŞI BİR KAFA KARIŞIKLIĞI VAR”
FETÖ’yle ilgili olarak ise tüm dünyada bazı kaçtıkları ülkelerde olduğu gibi Almanya’da da FETÖ’ye karşı bir kafa karışıklığı var. Yani resmi Alman makamlarının FETÖ’yü terör örgütü olarak görmemesi, dolayısıyla ortaya çıkan birtakım durumlar mevzu bahis. Ama kendileri aynı zamanda bu yapının doğru bir yapı olmadığını da görüyorlar. Yani FETÖ mensuplarının birtakım suç unsurlarının içerisinde bulunduklarını, özellikle de finansal anlamda suç unsuru taşıdıklarını ve oradaki birtakım mali kaynakları da kanuna aykırı şekilde kullandıklarını görüyorlar.
Yine aynı şekilde dünya ticareti içerisinde veya dünya finansal sistemi içerisinde FETÖ’nün kanunlara aykırı olarak para akladığını, zaten yalan haber yayma, dezenformasyon yapma, algı operasyonları diye tabir ettiğimiz yalanı sosyal medya üzerinden yaymaya çalıştıklarını da görüyoruz. FETÖ’yle mücadelemiz de sonuna kadar devam edecek. Burada tabii Türkiye açısından İletişim Başkanlığı’mızın ortaya koyduğu Dezenformasyon Merkezi’mizin çalışmaları çok önemli. Biz muhataplarımıza da FETÖ’nün bu şekilde yaklaşımları sonucunda tüm dünyada ciddi manada bir karışıklığın ortaya çıktığını ve FETÖ’nün suç unsuru içeren olayların içerisinde olduğu bilgisini iletiyoruz ve kendilerine de bunu görüp buna göre hareket etmelerini söylüyoruz. Bunların hepsi tabii ki masada olacak.
‘İSRAİL’ ÇIKIŞI: SESİNİ ÇIKARTMAYANLARLA KONUŞULACAK ÇOK DA FAZLA BİR ŞEY KALMIYOR
Almanya’nın Gazze Soykırımına verdiği destek de görüşmelerde gündeme gelecek mi?
Gazze’deki durum artık gerçekten tüm insanlığın kaldıramayacağı noktaya gelmiş vaziyette. Orada hunharca bir katliam, bir soykırım yaşanıyor. Bununla ilgili olarak 7 Ekim’i takip eden süreçte maalesef İsrail’in yanında şartsız ve hiçbir şekilde bir ön kabul olmaksızın yer alanların bugün gelinen noktada artık İsrail’i durdurmaya çalıştıklarını görüyoruz. Ama durduramıyorlar. İsrail, katliamlarına, cinayetlerine devam ediyor. Artık İsrail’in içerisindeki halk içerisinde de Netanyahu hükümetine karşı çok ciddi bir tepki var.
İnsanların hayatlarını kaybedişi, kadınların, çocukların, masumların katledilmesiyle bölgede tırmanan tansiyonu görüyorsunuz. Artık bu noktada, şu günden sonra İsrail’e karşı sesini çıkartmayanlarla konuşulacak çok da fazla bir şey kalmıyor.
Almanya’nın tarihsel anlamda ülkesinde yaşayan, Avrupa’da yaşayan Yahudilerle ilgili bir mazisi var. Bundan dolayı belki biraz daha dikkatli yaklaşım içerisinde olmasını anlayabilirsiniz. Ama şu anda geldiğimiz noktada İsrail hükümetinin yaptığına karşı sessiz kalmaktan ziyade az ses çıkarmak bile kabul edilebilir bir şey değil. Artık bizim tarihsel anlamdaki bir konunun değil güncel bir konunun üzerinde konuştuğumuzu, bugün bir katliam yaşandığını, bir soykırım yaşandığını görüp, anlayıp ve anlamayan varsa eğer bunu haykırmamız gerekiyor.
Sayın Cumhurbaşkanımızın 7 Ekim’den beri duruşu nettir ve bellidir. Biz başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere tüm dünyadan da bunu bekliyoruz. İsrail’e yeterince baskı yapıldığını, yeterince ses çıkartıldığını düşünmüyoruz; daha fazla ses çıkarılması lazım. Bu konu da tabii ki masada olacak.
“ÜZÜLEREK SÖYLÜYORUM ALMANYA DA BUNUN BİR PARÇASI”
Türkiye’ye uygulanan askeri blokajlara yönelik bir talep olacak mı?
Birincisi şunu söylememiz lazım: Türkiye ve Almanya NATO üyesi; biz NATO müttefikiyiz. NATO müttefiki olarak birbirimize karşı bazı sorumluluklarımız var. Türkiye olarak biz NATO müttefikliği çerçevesindeki sorumluluklarımıza çok önem veren, bunları en iyi şekilde yerine getirmek için gayret gösteren bir müttefikiz.
Maalesef bazı müttefiklerimizden, üzülerek söylüyorum ki Almanya bunun bir parçasıdır, zaman zaman yeterince müttefiklik desteğini göremiyoruz. Almanya’da çeşitli askeri malzemelerin tedariki açısından Türkiye’ye karşı uygulanan bazı blokajlar söz konusu. Bunun siyasi tarafının olduğunu biliyoruz. Bazı siyasi partilerin mecliste ortaya koydukları birtakım yaklaşımlardan dolayı ortaya çıkan bu duruş bizi üzüyor. Bunlar tabii ki masada olacak.
İlerleme kaydettiğimiz bazı noktalar olmakla birlikte takıldığımız noktalar da oluyor. Bir NATO müttefikine askeri anlamdaki işbirliğinde, askeri araç gereçler olsun, savunma sanayi ürünleri olsun veya farklı alanlarda olsun, resmi ya da gayri resmi herhangi bir sınırlama getirmek doğru bir şey değil ve müttefiklik ruhuna da aykırı. Bunlar tabii ki konu olacak.
ALMANYA’NIN TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNE TAVRI
AB ile ilişkilerin seyrinde Almanya’dan beklentiler nelerdir?
Bizim Almanya’dan beklentimiz açıkçası bağlı olduklarını dile getirdikleri AB müktesebatının içerisinde yer alan müzakere sürecinin uygulanmasıdır. Biliyoruz ki daha önceki siyasi iktidar döneminde yani Sayın Merkel dönemimde açık ve net bir çalışma ortamı olmakla beraber, Sayın Merkel aslında Türkiye’nin AB üyeliğini istemediğini her zaman dile getirdi. Dolayısıyla bu konuda “anlaşmalara bağlı kalacağız” söylemi var olsa da tabii ki AB üyeliği şevklendirilmedi.
Almanya’da şu anda hükümette olan üçlü koalisyonda, yani SPD, Yeşiller ve Liberaller koalisyonunda Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğunu söyleyen bir duruş mevzu bahis değil. Ama müzakere sürecinin hızlılığı açısından baktığınızda burada da bir hızlanma görülmüyor.
Bu ziyaret çerçevesinde bu konuların da ele alındığı esnada karşı tarafın biraz daha net bir yaklaşım ortaya koyduğunu görebileceğimizi umuyorum.
“ALMANYA’NIN BUNA İZİN VERMEMESİNİ BEKLİYORUZ”
AB Liderler Zirvesi’nde Türkiye ve KKTC ile ilgili alınan kararlar gündeme gelecek mi? Türkiye’nin özellikle Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki güvenlik açısından Almanya’dan beklentileri nelerdir?
Dışişleri Bakanlığımız bu konuda bir açıklama yaptı. Dışişleri Bakanımız da bu konudaki görüşlerini çok açık ve net bir şekilde dile getirmiş durumda.
Bizim burada görüştüğümüz, konuştuğumuz bilgiler ve geçmiş olaylar ışığında Almanya’dan tabii ki farklı bir beklentimiz var. Almanya’dan, Türkiye’ye karşı ön yargılı birtakım siyasi yaklaşımların müzakere süreci içerisinde ilerlemesine ve kullanılmasına izin vermemesini bekliyoruz.
Edindiğimiz bilgilere göre çok daha ileri noktada istenen birtakım başlıklar ya da cümleler olmuş ve bunların olmaması için çalışmalar yapılmış. Ama yine dile getirmiş olduğunuz gibi raporun Türkiye’yle alakalı bölümünde maalesef ön yargılı birtakım yaklaşımların tezahür ettiği bir yazım dilini gözlemliyoruz.
“IRKÇI VE İSLAMOFOBİK SALDIRILAR CUMHURBAŞKANIMIZIN DİLE GETİRECEĞİ KONULAR ARASINDA”
Almanya-Türkiye arasındaki esas meselelerden birisi de oradaki Türk varlığı. Son dönemde yaşanan gelişmelere baktığımız vakit Almanya’da genel olarak bir refah dağılmasıyla birlikte demokratik alanın daraldığını ve ifade özgürlüğü anlamında ciddi sıkıntılar yaşandığını görüyoruz. Bundan da en çok Türk toplumu etkileniyor. Bu konu da gündeme gelecek mi?
Maalesef son zamanlarda ırkçı yaklaşımlarda ve ırkçı saldırılarda, özellikle İslamofobik saldırılarda bir artış gözlemliyoruz.
Bazı sivil toplum örgütlerimize ve düşünce kuruluşlarımıza karşı ön yargılı birtakım yaklaşımlar var. Biz bunların arkasındaki fikri yapıyı görebiliyoruz. Bu konu da Sayın Cumhurbaşkanımızın Steinmeier’e dile getireceği konular arasında. Heyetler arasındaki görüşmelerde de farklı bakanlıklar, bakanlar ve kurumlar birbirleriyle iletişim içerisinde bu anlamdaki başlıkları paylaşacaklar.
Bunun çeşitli sebepleri olmakla birlikte en son Solingen’de tekrar yaşanan bir kundaklama oldu. konuyu yakından takip ediyoruz. Buradan da sizin aracılığınızla orada yaşayan vatandaşlarımıza ve Türkiye’de konuyu takip eden yakınlarına tüm şunu söylemek isterim:
Devlet olarak kurumlarımız, bizler ve Cumhurbaşkanımız, hükümetimiz en yakın şekilde oradaki gelişmelerin ve kundaklama öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmelerin yakinen takipçisidir. Oradaki makamlarla çok yakın irtibat halindeyiz. Görüş ve düşüncelerimizi çok açık bir şekilde, hiçbir çekince göstermeksizin paylaşıyoruz ve takipçisi olacağımızı da söylüyoruz. Dolayısıyla tüm vatandaşlarımızın haklarını sonuna kadar korumak üzere biz burada elimizden gelen her şeyi yapacağız ve yapmaya devam edeceğiz.
“KARŞILIKLI OLARAK CİDDİ MANADA YOĞUN BİR TİCARİ İLİŞKİ VAR”
Bu ziyaretle birlikte ekonomi alanında yeni fırsat pencereleri açılabilir mi?
Ekonomik açıdan, ekonominin önemli mali kaynaklar içerisinde kullanılmasında yer alan ve genç bir nesile sahip olan vatandaşlarımız iş dünyasında zaten ciddi manada söz sahibi olmuş durumda. Yani ekonomik ilişkiler açısından Almanya’daki yerleşik Türk şirketlerine zaten çok ciddi bir yatırım var ve bunlar artık Alman siyasal yapısının içerisinde de temsil ediliyorlar, ediliyoruz. Alman şirketlerinin Türkiye’deki yatırımları da üst seviyede. Dolayısıyla bu işbirliğiyle aslında üçüncü, dördüncü ülkelerde ve farklı bölgelere beraber gidip yatırım yapma imkanları da mevzu bahis, ki bunlar yapılıyor.
Yani artık karşılıklı olarak ciddi manada yoğun bir ticari ilişki var. Bu tabii ki derinleşecek ve doğal olarak da ilerleyecek.
Ama siyasi bazı engellemelerle ortaya konan savunma sanayisindeki veya farklı alanlardaki engellemeleri de bir aşarsak çok daha rahat yürüyeceğiz. Dolayısıyla bu anlamda da inşallah ziyaret ön açıcı bir şekilde devam eder.
]]>
Steinmeier, “Hiçbir fast food yemeği Almanya’da dönerden daha çok satılmıyor, daha çok yenmiyor, hatta daha çok ihraç edilmiyor.” dedi.
Keleş de böyle anlamlı bir ziyarette Cumhurbaşkanı Steinmeier ile döner kesmenin kendisi için gurur verici olduğunu söyledi.
Davete, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Valisi Davut Gül, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu, Federal Meclis Başkan Yardımcısı Aydan Özoğuz ve Alman Federal Milletvekilleri Serap Güler ve Nils Schmidt ile spor, siyaset ve iş dünyasından oluşan seçkin davetliler katıldı.
Konuklar döner yemek için uzun kuyruklar oluşturdu.

“ALMANYA VE TÜRKİYE 100 YILDIR BİRBİRLERİNE SIKI SIKIYA BAĞLI”
Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier, Almanya ve Türkiye’nin 100 yıldır birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyledi.
Steinmeier, Alman Büyükelçiliğine ait Tarabya Rezidansı’nda verdiği davette yaptığı konuşmada, “Almanya ve Türkiye 100 yıldır birbirlerine sıkı sıkıya bağlı. Almanya, ortak Gümrük Birliği’nde Türkiye’nin en önemli ticaret ortağı. Ayrıca dış politika alanında, NATO’da ve şu anda Orta Doğu’da yaşanan dramatik ve son derece tehlikeli kriz durumu karşısında da çok yakın bir işbirliği içindeyiz.” dedi.
Türkiye ve Almanya’nın, sadece ortak ekonomik ve siyasi çıkarları olmadığını ifade eden Steinmeier, Türk-Alman ilişkilerinin yüzyıllar boyunca kurulan insani bağlar sayesinde canlılığını koruduğunu belirtti.

SULTAN 2. ABDÜLHAMİD VURGUSU
Alman Cumhurbaşkanı, Tarabya’daki rezidansın, aynı zamanda Türkler ve Almanlar arasındaki yakın ilişkinin ne kadar eskiye dayandığını da gösterdiğine işaret ederek, “Sultan Abdülhamid 1880 yılında, daha da büyük bir dostluk beklentisiyle burayı Alman İmparatorluğu’na vermiştir. Türk-Alman ilişkileri ancak böylesine etkileyici bir ortamda gelişip serpilebilirdi. Bunun arkasındaki fikir de kesinlikle buydu.” ifadelerini kullandı.

Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, Türk-Alman ilişkilerinin bugün hala her yerde, Ankara’nın sokaklarında ve meydanlarında görülebildiğine işaret ederek şunları söyledi:
“Bruno Taut ve Berlin’in eski belediye başkanı Ernst Reuter gibi dünyaca ünlü Alman mimarlar 1933’ten itibaren Türkiye’ye sığınmış ve genç Cumhuriyetin inşasına katkıda bulunmuşlardır. Dolayısıyla biz Almanların, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türkiye’nin şekillenmesine katkımızın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak bunun da ötesinde, artık yaklaşık üç milyon Türkiye kökenli insan da ülkeme şekil veriyorlar, birçoğu Alman vatandaşı oldu ve bizim bir parçamızlar. Uzun bir süre birçok insan onları sadece misafir işçi olarak gördü, geçici bir süre için gelen yabancılar olarak kaldılar. Hatta ikinci ya da üçüncü kuşakta bile, Almanya’da doğup büyümüş olsalar bile, birçok kişi Türkiye kökenli insanlarda sadece farklılıkları gördü ve aslında çoktan bize ait olduklarını kabul etmediler. Onlar göçmen kökenli insanlar değil, ülkemiz göçmen kökenli bir ülke. Anayasamızın 75. yıl dönümü öncesinde, Cumhuriyetimizin doğum günü kutlamalarından bir ay önce Türkiye’ye gelerek şunları ifade etmek benim için önemliydi; Sizin hikayeleriniz, ülkemizdeki dört kuşak Türkiye kökenli insanın hikayeleri, Almanya’nın geçmişinin bir parçasıdır.”

“DÖNER KEBAP ALMANYA’NIN ULUSAL YEMEĞİ HALİNE GELDİ”
Steinmeier, Berlin’de döner dükkanı işleten üçüncü kuşaktan Arif Keleş’in, Türkiye ziyaretinde kendisine eşlik etmesinden de ayrıca memnuniyet duyduğunu vurgulayarak, “Bana söylenene göre bu dükkan aynı zamanda Alman Milli Futbol Takımı’nın da favori dükkanı. Bugünkü haliyle Berlin’deki Türk misafir işçiler tarafından geliştirilen döner kebap, artık Almanya’nın ulusal yemeği haline geldi. Hiçbir fast food yemeği Almanya’da dönerden daha çok satılmıyor, daha çok yenmiyor, hatta daha çok ihraç edilmiyor.” diye konuştu.
Steinmeier, konuşmasının ardından Berlin’de Meva döner firması tarafından hazırlanan özel döneri, Arif Keleş ile keserek konuklara ikram etti.

MASUMİYET MÜZESİ ZİYARETİNDE ORHAN PAMUK İLE SOHBET ETTİ
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Masumiyet Müzesi’ni ziyaret etti.
Steinmeier, Tarabya’daki davet programının ardından Beyoğlu’ndaki Masumiyet Müzesi’ne geldi.
Burada kendisini kapıda karşılayan yazar Orhan Pamuk ile bir süre sohbet eden Steinmeier, sonra müzeyi gezdi.

ESNAFTAN ALMANYA CUMHURBAŞKANINA GAZZE TEPKİSİ: YAŞASIN FİLİSTİN
Steinmeier’e, müzenin karşısındaki antikacı dükkanında, Almanya’nın İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına karşı tutumu nedeniyle tepki gösterildi.

Camına Filistin ve Türk bayrağı asılan dükkanda, Almanca “Sayın Federal Başkan, Gazze’deki katliamı durdurun” yazılı döviz asıldı.
Steinmeier’in müzeye gelişi sırasında dükkandan, yüksek sesle “Leve Palestina” (Yaşasın Filistin) şarkısı çalındı.

Steinmeier, yaklaşık 1 saat süren ziyaretinin ardından müzeden ayrıldı.


Steinmeier, “Hiçbir fast food yemeği Almanya’da dönerden daha çok satılmıyor, daha çok yenmiyor, hatta daha çok ihraç edilmiyor.” dedi.
Keleş de böyle anlamlı bir ziyarette Cumhurbaşkanı Steinmeier ile döner kesmenin kendisi için gurur verici olduğunu söyledi.
Davete, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Valisi Davut Gül, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu, Federal Meclis Başkan Yardımcısı Aydan Özoğuz ve Alman Federal Milletvekilleri Serap Güler ve Nils Schmidt ile spor, siyaset ve iş dünyasından oluşan seçkin davetliler katıldı.
Konuklar döner yemek için uzun kuyruklar oluşturdu.

“ALMANYA VE TÜRKİYE 100 YILDIR BİRBİRLERİNE SIKI SIKIYA BAĞLI”
Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier, Almanya ve Türkiye’nin 100 yıldır birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyledi.
Steinmeier, Alman Büyükelçiliğine ait Tarabya Rezidansı’nda verdiği davette yaptığı konuşmada, “Almanya ve Türkiye 100 yıldır birbirlerine sıkı sıkıya bağlı. Almanya, ortak Gümrük Birliği’nde Türkiye’nin en önemli ticaret ortağı. Ayrıca dış politika alanında, NATO’da ve şu anda Orta Doğu’da yaşanan dramatik ve son derece tehlikeli kriz durumu karşısında da çok yakın bir işbirliği içindeyiz.” dedi.
Türkiye ve Almanya’nın, sadece ortak ekonomik ve siyasi çıkarları olmadığını ifade eden Steinmeier, Türk-Alman ilişkilerinin yüzyıllar boyunca kurulan insani bağlar sayesinde canlılığını koruduğunu belirtti.

SULTAN 2. ABDÜLHAMİD VURGUSU
Alman Cumhurbaşkanı, Tarabya’daki rezidansın, aynı zamanda Türkler ve Almanlar arasındaki yakın ilişkinin ne kadar eskiye dayandığını da gösterdiğine işaret ederek, “Sultan Abdülhamid 1880 yılında, daha da büyük bir dostluk beklentisiyle burayı Alman İmparatorluğu’na vermiştir. Türk-Alman ilişkileri ancak böylesine etkileyici bir ortamda gelişip serpilebilirdi. Bunun arkasındaki fikir de kesinlikle buydu.” ifadelerini kullandı.
Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, Türk-Alman ilişkilerinin bugün hala her yerde, Ankara’nın sokaklarında ve meydanlarında görülebildiğine işaret ederek şunları söyledi:
“Bruno Taut ve Berlin’in eski belediye başkanı Ernst Reuter gibi dünyaca ünlü Alman mimarlar 1933’ten itibaren Türkiye’ye sığınmış ve genç Cumhuriyetin inşasına katkıda bulunmuşlardır. Dolayısıyla biz Almanların, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türkiye’nin şekillenmesine katkımızın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak bunun da ötesinde, artık yaklaşık üç milyon Türkiye kökenli insan da ülkeme şekil veriyorlar, birçoğu Alman vatandaşı oldu ve bizim bir parçamızlar. Uzun bir süre birçok insan onları sadece misafir işçi olarak gördü, geçici bir süre için gelen yabancılar olarak kaldılar. Hatta ikinci ya da üçüncü kuşakta bile, Almanya’da doğup büyümüş olsalar bile, birçok kişi Türkiye kökenli insanlarda sadece farklılıkları gördü ve aslında çoktan bize ait olduklarını kabul etmediler. Onlar göçmen kökenli insanlar değil, ülkemiz göçmen kökenli bir ülke. Anayasamızın 75. yıl dönümü öncesinde, Cumhuriyetimizin doğum günü kutlamalarından bir ay önce Türkiye’ye gelerek şunları ifade etmek benim için önemliydi; Sizin hikayeleriniz, ülkemizdeki dört kuşak Türkiye kökenli insanın hikayeleri, Almanya’nın geçmişinin bir parçasıdır.”

“DÖNER KEBAP ALMANYA’NIN ULUSAL YEMEĞİ HALİNE GELDİ”
Steinmeier, Berlin’de döner dükkanı işleten üçüncü kuşaktan Arif Keleş’in, Türkiye ziyaretinde kendisine eşlik etmesinden de ayrıca memnuniyet duyduğunu vurgulayarak, “Bana söylenene göre bu dükkan aynı zamanda Alman Milli Futbol Takımı’nın da favori dükkanı. Bugünkü haliyle Berlin’deki Türk misafir işçiler tarafından geliştirilen döner kebap, artık Almanya’nın ulusal yemeği haline geldi. Hiçbir fast food yemeği Almanya’da dönerden daha çok satılmıyor, daha çok yenmiyor, hatta daha çok ihraç edilmiyor.” diye konuştu.
Steinmeier, konuşmasının ardından Berlin’de Meva döner firması tarafından hazırlanan özel döneri, Arif Keleş ile keserek konuklara ikram etti.

MASUMİYET MÜZESİ ZİYARETİNDE ORHAN PAMUK İLE SOHBET ETTİ
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Masumiyet Müzesi’ni ziyaret etti.
Steinmeier, Tarabya’daki davet programının ardından Beyoğlu’ndaki Masumiyet Müzesi’ne geldi.
Burada kendisini kapıda karşılayan yazar Orhan Pamuk ile bir süre sohbet eden Steinmeier, sonra müzeyi gezdi.
ESNAFTAN ALMANYA CUMHURBAŞKANINA GAZZE TEPKİSİ: YAŞASIN FİLİSTİN
Steinmeier’e, müzenin karşısındaki antikacı dükkanında, Almanya’nın İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına karşı tutumu nedeniyle tepki gösterildi.

Camına Filistin ve Türk bayrağı asılan dükkanda, Almanca “Sayın Federal Başkan, Gazze’deki katliamı durdurun” yazılı döviz asıldı.
Steinmeier’in müzeye gelişi sırasında dükkandan, yüksek sesle “Leve Palestina” (Yaşasın Filistin) şarkısı çalındı.

Steinmeier, yaklaşık 1 saat süren ziyaretinin ardından müzeden ayrıldı.
Cumhurbaşkanı Steinmeier’in, siyasi temaslarda bulunmak üzere 24 Nisan’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da bir araya gelmesi planlanıyor.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Almanya İş Konseyi Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, söz konusu ziyaret ile iki ülke arasındaki ticari ilişkilere ve yatırım fırsatlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türk ve Alman iş dünyası temsilcilerinin daha yakın çalışmasının önemine işaret eden Yalçındağ, özellikle Kovid-19 salgının, dünya ticaretinde “friendshoring (ticareti ve yatırımı dost ile yap)” ve “nearshoring (tedarikini ve yatırımını yakın coğrafyadan yap)” kavramlarını öne çıkardığını dile getirdi.
Yalçındağ, 6 Şubat depremlerinde yıkılan bölgelerin toparlanması konusundaki işbirliği beklentisine ilişkin, “İnsan yatırımının en önemli yatırım olduğuna inanıyoruz. Alman firmalarla işbirliği yaparak bölgedeki eğitimli insan potansiyelini değerlendirmek için çalışmaların yapılmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.
Ayrıca, bölgenin altyapısının yeniden inşa edilmesi sürecinde, geleceğin standartlarını karşılayacak şekilde planlanmasını önemsiyoruz. Akıllı şehir konseptinin, çevreci ve yeşil enerji odaklı şehirlerin oluşturulması için Alman ortaklarımız ile yakın çalışmayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.

“ALMANYA, TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK TİCARİ ORTAKLARINDAN”
DEİK Türkiye-Almanya İş Konseyi’nin, iki ülke arasındaki bağı daha da güçlendirmeyi, ticaret ve yatırımı teşvik etmeyi hedeflediğini vurgulayan Yalçındağ, Almanya’nın Türkiye’nin en büyük ticari ortaklarından biri olarak öne çıkmaya devam ettiğini bildirdi.
Yalçındağ, Türkiye’nin bu ülkeye ihracatının geçen yıl 21,9 milyar dolar, Almanya’dan ithalatın ise aynı dönemde 28,7 milyar dolar olduğuna işaret ederek, “Türkiye ile Almanya’nın 2023 yılı ticaret hacmi 50,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. Ancak bu hacmin gerçek potansiyelimizi yansıttığını düşünmüyorum. İki ülke arasındaki potansiyelin daha fazla olduğunu biliyor ve adımlarımızı bu çerçevede atıyoruz.” dedi.
Türkiye’nin Almanya’ya ihracatında makinelerden örme giyim eşyasına, elektrikli cihazlardan demir veya çelik eşyaya kadar çeşitli ürünlerin öne çıktığını belirten Yalçındağ, Almanya’dan ise makineler, plastikler, hava taşıtları, demir ve çelikten eşya, eczacılık ürünleri ile optik cihazların ithal edildiğini kaydetti.
“TÜRKİYE’DE 8 BİN 125 ALMAN FİRMASI BULUNUYOR”
Yalçındağ, Türkiye’nin yeşil ve dijital dönüşümde attığı adımların, Alman firmalarının dikkatini çektiğini dile getirerek, Alman şirketlerinin 2002’den bu yana Türkiye’ye yaptığı 11,5 milyar dolarlık yatırımın, bu potansiyelin yansıması olduğunu söyledi.
Almanya’nın Türkiye’deki doğrudan stok yatırımlarının 2022 yılında 24,3 milyar dolar seviyesinde olduğunu ifade eden Yalçındağ, ülkeden giden stok yatırımın ise 2,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini aktardı.
Yalçındağ, Türkiye’de 8 bin 125 Alman firmasının faaliyet gösterdiğini dile getirerek, “Türkiye’nin Almanya’ya yatırım fırsatlarına baktığımızda, bilgi iletişim, yazılım, makine ve mekatronik mühendisliği içeren, ülkemizdeki kalifiye iş gücünü öne çıkaran sektörler olduğunu görüyoruz. Otomotiv yan sanayisinden gıda sektörüne çeşitli alanlarda ikili ilişkilerimizin geliştirilmesiyle de birçok fırsat çıkabileceğini değerlendiriyoruz. Türk firmalar için önümüzdeki dönemde Almanya’da şirket alımları ve ortaklıklar kurulması konusunda fırsatlar oluşacağını düşünüyoruz.” diye konuştu.
Üçüncü ülkelerdeki yatırımların önemine de işaret eden Yalçındağ, şöyle devam etti:
“Türk iş dünyasının Afrika, Orta Doğu, Orta Asya ile olan yakın temasları, Alman iş dünyası için de önemli bir potansiyel işbirliği alanı oluşturuyor. İnşaattan enerjiye kadar birçok sektörde güçlü ve tecrübeli firmalarımız bulunuyor. Almanya’nın kendi güçlü finansman yapısını yeni açılımlar için kullanabileceğini ve Türk iş dünyası olarak bu çerçevede ortaklılara hazır olduğumuzu ifade etmek isterim. Turizm konusunun da iki toplumun birbirlerini daha yakından tanımasını önemsiyoruz. 2023 yılı verileri, Alman turistlerin tercihlerinde ülkemizi en ön sıralara koyduklarını gösterdi.”
“İKİ ÜLKE ARASINDA BEŞERİ SERMAYE YATIRIMLARINI ÖNEMSİYORUZ”
Yalçındağ, Türkiye ve Almanya’da güçlü küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) bulunduğuna da dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Bu durum, KOBİ’ler arasında işbirliklerinin önemini vurgulamamıza olanak sağlıyor. İş Konseyi olarak, iki ülkenin KOBİ’lerinin, ikiz dönüşümüne hazırlanmasında tecrübe paylaşımının faydalı olacağını düşünüyoruz. Alman eğitim yapısı, iş dünyası ihtiyaçları ile entegre edilmiş durumda.
Bu da güçlü Alman sanayisi ve yüksek katma değerli hizmetlerini de beraberinde getiriyor. Bu çerçevede iki ülke arasında beşeri sermaye yatırımlarına önem veriyoruz. Eğitimli Türk gençlerimiz, Almanya’da hem ülkemizi temsil ediyor hem de iki iş dünyası arasında önemli bir köprü oluyor.”
Türkiye ve Almanya’daki genç dinamik yönetici ve iş sahibi yeni jenerasyonun, iki ülkenin ticaret hacmini yukarıya taşıyacağını ifade eden Yalçındağ, iki ülke iş dünyası arasındaki temasları sıklaştırmanın önemini vurguladı
]]>YÜZDE 23 ÜZERİNE ÇIKTI
2023’te Almanya’dan Türkiye’ye gelen turistin yüzde 50’sini taşıyan SunExpress, şimdiden geçen yılın rezervasyon rakamlarının yüzde 23 üzerine çıktı. Almanya’daki 16 havalimanından Türkiye’deki 20 havalimanına yolcu taşıyan SunExpress, Türkiye’ye haftada toplam 634 uçuş yapıyor. Antalya’ya haftada Düsseldorf’tan günde 6, Köln’den günde 5, Berlin’den günde 4 uçuş planlayan şirket, Almanya’dan Türkiye’ye Nuremberg-Dalaman, Münih-Samsun, Münih-Gaziantep, Köln- Samsun, Berlin-Kayseri, Berlin Diyarbakır, Frankfurt-Malatya ve Düsseldorf-Malatya olmak üzere 8 yeni hat açıyor.
ALMAN ŞİRKETLER DE UÇUŞTA
Yüksek talep Alman havayollarını da harekete geçirdi. Eurowings 25 noktadan Türkiye’ye uçacak. Şirket, Ege ve Akdeniz’in yanı sıra Samsun, Kayseri ve Adana gibi illere de uçuş planlıyor. Bir diğer Alman havayolu Condor da yaz sezonunda Düsseldorf, Frankfurt, Hamburg, Leipzig/ Halle ve Münih’ten her gün Antalya’ya uçuşlar yapacak.
HAFTADA 45 UÇUŞ YAPACAK
Almanya’da kendi havayolu olan Mavi Gök Hava Yolları (MGA) ile turist getiren Anex Grup, Türkiye’yi Neckermann, Öger Tours, Bucher Reisen ve Anex Tour olmak üzere dört markayla pazarlıyor. 2023’te 650 bin Alman getiren şirket, bu yıl koltuk kapasitesini yüzde 20 artırarak, 780 bin turist hedefliyor. Almanya’nın 10 havalimanını Antalya’ya bağlayan Anex Tour, Düsseldorf, Hannover ve Nürnberg’den günlük uçuşlar olmak üzere, Antalya’ya yüksek sezonda haftada 45 uçuş yapacak.
ALANYA’YA ÖZEL HAT
Bu yıl Türkiye’ye gidiş-dönüş toplam 5 milyon koltuk planlayan Corendon Havayolları ise, mevcut kapasitesinin 3 milyonunu Almanya’ya ayırdı. Şirket, Berlin, Düsseldorf, Nürnberg, Münih başta olmak üzere Almanya’nın 20 şehrinden Türkiye’ye uçacak. Uzun bir aradan sonra Alanya Gazipaşa Havalimanı’na da uçak konumlandıran Corendon, Hollanda, Belçika ve Almanya ağırlıklı olmak üzere Alanya’ya günlük seferler düzenleyecek.
TALEP ÇOK YÜKSEK
SUNEXPRESS CEO’su Max Kownatzki, “Türkiye, bu yıl da seyahat severlerin aklındaki ilk ülkelerden biri olmaya devam ediyor. 2023’te gördüğümüz yüksek talep, bu yılki rezervasyon rakamlarına da yansıyor. Türkiye, sunduğu geniş aktivite yelpazesi, farklı deneyim olanakları ve fiyatperformans oranı ile ideal bir seyahat destinasyonu olarak fark yaratıyor. SunExpress olarak, Türkiye’ye direkt seferlerimizi daha da genişlettik” dedi.
KOLTUKLAR %100 DOLACAK
CORENDON Airlines Yönetim Kurulu Başkanı Yıldıray Karaer, Almanya’dan talebin çok yüksek gittiğini belirterek, “Bu durum uçak kapasitelerinin yüzde 100 dolu olmasını sağlıyor. Fiyatları ve kârlılığı artırıyor. Önceki yıllarda yüzde 80-85 dolu olan uçaklar, bu yıl yüzde 100’ü yakalayacak” dedi. Boeing ve Airbus’ın uçak siparişlerini yetiştiremediğini anlatan Karaer, “O nedenle piyasada uçak bulmak en büyük sıkıntı. Uçak bulunabilse, ek uçaklar dahi Türkiye’ye kaydırılabilir. Çünkü, talep güzel” ifadelerini kullandı.
780 BİN ALMAN GETİRECEK
ANEX Almanya’nın Genel Müdürü Yasir Karakoç, 780 bin Alman turist hedeflediklerini söyledi. Karakoç, “Almanya’da Türkiye talebi çok yüksek. Paskalya döneminde koltuklar doluydu. Şimdi biraz düşüş var ancak bu normal. Özellikle 20 Mayıs-20 Haziran arası tam geçiş dönemi. Bu dönemde uçaklar yine yüzde 100 kapasiteyle gelecek. Eğer İran-İsrail gerginliği tırmanmazsa yaz sezonu da dolu geçecek” diye konuştu. Anex’in uçak şirketi MGA Ticari Şefi Selay Özçelik de, “Almanya’nın 10 havalimanını Antalya’ya bağlıyoruz. Düsseldorf, Hannover ve Nürnberg’den günlük uçuşlar olmak üzere, Antalya’ya yüksek sezonda haftada 45 uçuş yapacağız” dedi.

Güler’in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
‘TÜRKİYE’NİN ARTIK BİZE İHTİYACI YOK’
Yeni bir Türkiye stratejisinin vakti geldi. Türkiye’nin artık bize ihtiyacı yok. Türkiye, çıkarlarının peşinden gidiyor ve bunlar bazen de bizim çıkarlarımız. Berlin bunu anlamalı ve Ankara’ya daha az ahlak dersi vermeli. Türkiye’nin jeopolitik önemi artıyor ve bunu kabul etmeliyiz. Sadece değerlere dayalı ortaklıklar yapmamalıyız.
‘TÜRKİYE, GÜVENİLİR BİR AKTÖR OLARAK BÖLGESEL BİR GÜÇ OLMA ARZUSUNU VURGULUYOR’
Kısa süre önce Türkiye’de üçüncü kez Antalya Diplomasi Forumu düzenlendi. Bu forum ile Türkiye, güvenilir bir aktör olarak bölgesel ve jeopolitik gelişmeleri şekillerinden bölgesel bir güç olma arzusunu vurguluyor.
Sadece kalkınma yardımı perspektifinden değil de eşit ticaret ortakları olarak itibar gören Afrikalı ve Asyalı ülkeler, minnettar bir şekilde Antalya’ya geliyor. Forumun katılımcı listesi, Almanya’nın dünya siyasetini nasıl es geçtiğini gösteriyor.
En başta Afrika’dan ve Orta Asya’dan temsilciler Antalya’ya geldi. Bu tesadüf değil. Yıllardır dünya çapında bir sistem rekabeti var. Ve Almanlar, çıkarlarına mı yoksa değerlerine mi dayalı bir siyaset yürütmek istediklerini bilmiyorlar.

‘TÜRKİYE, ALMANYA’NIN FİKRİNE HALA DEĞER VERİYOR ANCAK DAYATMA İSTEMİYOR’
Türk hükümet temsilcileri ile görüşmeler gösterdi ki, Almanya’nın fikrine hâlâ değer veriliyor ve saygı duyuluyor, ancak dayatma istenmiyor.
Dünyada çok sayıda başka ortağın da olduğu ve bu nedenle ne Avrupa’nın ne de Almanya’nın dünyanın merkezi olmadığı açıkça ifade edildi.
Türkiye, çıkarlarını hayata geçirebileceği başka ortaklar bulduğunu ilan ediyor. Bunu görmezden gelmemeliyiz.

Zirâ bu sadece Türkiye özelinde bir durum değil. Almanya’nın yaşadığı anlam kaybı, her yurtdışı seyahatimizin acı farkındalığı haline geldi.
Bu, sadece Alman hükümetinin güvenilir olmamasıyla ilgili değil, aynı zamanda ülkemiz başkalarına ahlak dersi vermeye çalışan bir ülke olarak görülüyor. Başkalarını pozisyonlarımıza ikna etmek istiyorsak, değerlerimize dair sunumlardan fazlasını vermeliyiz.

‘TÜRKİYE KRİZDE OLAN EKONOMİSİNE RAĞMEN OLDUKÇA ÖZGÜVENLİ HAREKET EDİYOR’
Türkiye özelinde bu, şu demek; özellikle güvenlik politikası alanında birlikte çalışmak için yeni bir stratejiye ihtiyacımız var. Türkiye, şu an krizde olan ekonomisine rağmen oldukça özgüvenli hareket ediyor.
Bunun sebeplerinden biri de Türkiye’nin kısa sürede uluslararası olarak kabul ettirdiği savunma sanayii. Antalya’da özgüvenle ‘Yakında bizden silah rica edeceksiniz’ dediler.
‘ANKARA’YA İHTİYACIMIZ VAR’
Türkiye, zor ama önemli bir ortak olmaya devam ediyor. Güvenlik ve savunma siyasetinin yanı sıra göç gibi devasa bir zorluk nedeniyle Ankara’ya ihtiyacımız var.
Ukrayna savaşı, Türkiye’nin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Biz miğferler hakkında tartışırken Türkiye Ukrayna’ya İHA gönderiyordu.
Almanya olarak daha fazla ortak çıkar alanı tespit etmeliyiz. Tavize hazır olma ve birbirimizle iletişim konusunda çalışmalar yapmalıyız.

Son açıklanan bir rapor, ülkedeki yoksulluğu yüksek düzeylerde seyrettiğini gözler önüne serdi.
Genç nüfus arasındaki yoksul nüfus oranının da arttığı belirtilerek, Başbakan Olaf Scholz hükümetinden acil çözüm üretmesi istendi.
Almanya’da yoksullukta artış
Yardım kuruluşu Paritaetische Wohlfahrtsverband’ın başkanı Ulrich Schneider’in açıkladığı “Yoksulluk Raporu”nda, 2021’de nüfusun yüzde 16,6’u yoksulluk içinde yaşarken, bu oranın 2022’de yüzde 16,8’e yükseldiği belirtildi.
Almanya’da yoksulluğun “yüksek bir seviyede” seyretmeye devam ettiği vurgulanan raporda, yaklaşık 84,4 milyon nüfusa sahip ülkede yoksulların sayısının 2021’e göre yaklaşık 100 bin atarak 2022’de 14,2 milyona ulaştığı aktarıldı.
“Bu zengin ülkede 14,2 milyon insan yoksul olarak kabul ediliyor”
Raporda, yoksulluk oranın 2006’dan beri sürekli yükseldiği belirtilerek şöyle denildi:
Bu zengin ülkede 14,2 milyon insan yoksul olarak kabul ediliyor. 2022’de, 2019’daki pandemi, enerji ve fiyat krizi öncesine göre neredeyse 1 milyon, 2006’ya göre ise 2,7 milyon daha fazla insan yoksulluktan etkilenmiştir.
ARD: Yoksulluk sadece işsizlerin sorunu değil
Alman basını, artmakta olan yoksullukla ilgili gelişmelere geniş yer ayırdı. ARD televizyonu, raporun satır aralarındaki ayrıntılara dikkat çektiği haberinde şöyle dedi:
Brandenburg eyaleti şaşırtıcı derecede iyi durumda: Bavyera ve Baden-Württemberg’in ardından tüm eyaletler arasında en düşük yoksulluk oranına sahip üçüncü eyalet.
Yoksulluk sadece işsizlerin sorunu değil. Emekliler, bekarlar ve düşük gelirli olanlar özellikle etkileniyor. Asgari emekli maaşını da içeren vatandaşlık sigortasına ihtiyacımız var.
Her 5 çocuktan 1’i etkileniyor
Focus adlı yayın organı, “Üzücü: Almanya’da her beş çocuktan biri yoksulluktan etkileniyor” başlıklı haberinde şunları aktardı:
2022’de bu ülkede toplam 14,2 milyon insan yoksuldu. Bu, 2021’deki sayıdan 100 bin daha fazla insan. 2019 pandemi öncesi yılına göre neredeyse 1 milyon daha fazla.
Haberde, en yüksek yoksulluk oranının Bremen’de olduğu kaydedildi.
Rekor seviyeyi gördü
Çocuklar ve gençlerdeki yoksulluk oranın da yüzde 21,8 ile rekor seviye ulaştığı bilgisi paylaşılan raporda, bu oranın tek başına çocuklarını yetiştirenlerde yüzde 43,2 olarak tespit edildiği kaydedildi.
Alman federal hükümetine kararlı bir yoksulluk politikası benimsemesi çağrısında da bulunulan raporda, ülkede yoksulluğu azaltmak için asgari saatlik ücretin 15 euroya yükseltilmesi, daha iyi emeklilik geliri, çocuk bakımının yaygınlaştırılması ve yoksulluğa karşı koruma sağlayan temel bir çocuk sigortası önerildi.
Yüzde 21,8 ile ”üzücü rekor”
Paritaetische Wohlfahrtsverband Başkanı Schneider, çocuklar ve gençlerdeki yoksulluk oranının yüzde 21,8 ile “üzücü bir rekora” ulaştığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
Ülkede çocuk nüfusunun beşte birden fazlası yoksulluktan etkilendi. Yoksulluk oranlarında eyaletler arasında da farklılıklar görülüyor.
Bavyera’da her sekiz kişiden biri yoksulluktan etkilenirken, bu oran Saksonya-Anhalt, Kuzey Ren-Vestfalya ve Hamburg’da her beş kişiden biri düzeyinde.
Gidişatın tersine döneceğiyle ilgili belirti yok
Schneider, 2023 rakamlarında yoksullukta trendin tersine döneceğine dair bir işaret bulunmadığını da açıkladı.
Yardım kuruluşunun raporunda, çocuksuz tek bir hane ayda 1.186 euronun altında harcanabilir gelire sahipse yoksulluk sınırında kabul edilirken, 14 yaşın altında çocuğu olan bekar ebeveynler ayda 1.542 euronun altında gelirleri varsa yoksul sayıldı.
]]>Bakan Bolat, Almanya ziyaretine Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği’ni ziyaret ederek başladı. Bolat, “Almanya ziyaretimiz kapsamında Berlin Büyükelçiliğimizi ziyaret ederek, Büyükelçimiz ve Büyükelçilik mensupları ile bir araya geldik. Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız ve elçiliğimizin çalışmaları hakkında bilgi aldık. Berlin Büyükelçimiz Sayın Ahmet Başar Şen’e ve Büyükelçilik mensuplarımıza çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi.

Bakan Bolat daha sonra Orta Ölçekli İşletmelerin Geleceği etkinliğine katıldı. Etkinliğe ilişkin açıklama yapan Bolat, “Almanya’da BVMW ‘Zukunftstag Mittelstand’ (Orta Ölçekli İşletmelerin Geleceği) etkinliğine katılım sağladık. Güncel olarak 3.5 Milyon Türk’ün yaşadığı Almanya ile kültürel ve tarihsel olarak her zaman yakın bir ilişki içerisinde olduk hem ticari hem de stratejik ortaklığımız ise gün geçtikçe ilerledi. Almanya’nın gelişmiş endüstrisinin yanında Türkiye’nin yükselen ekonomisi ve iş gücü, Türk ve Alman işletmelerinin önümüzdeki yıllarda atılımlarını büyütmesinde ve küresel pazarlarda artıracakları payları ülke ekonomilerine kazandırmalarında önemli bir rol oynayacaktır. Bu kapsamda gerçekleştirilecek çalışmalar ve atılacak adımlar üzerine fikir alışverişinde bulunduğumuz değerli bir toplantı gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.

TÜRK VE ALMAN İŞ İNSANLARIYLA BİR ARAYA GELDİ
Bakan Bolat, ardından Berlin’de Türk ve Alman iş insanlarıyla bir araya geldi. Toplantıya ilişkin açıklama yapan Bolat, “Almanya’nın başkenti Berlin’de Türk ve Alman iş insanları ile bir araya gelerek yuvarlak masa toplantımızı gerçekleştirdik. Ülkemizdeki Alman sermayeli şirketlerin sayısı 8 bini aşmış durumda, bu da yaklaşık olarak yabancı şirketlerin yüzde 10’una denk geliyor. Türk iş insanlarının Almanya’daki yatırımları ise 2.9 milyar doları aştı. Bu bilgiler ışığında, hali hazırda çok iyi seviyelerde olan ticari ilişkilerimizi daha da ileri taşımaktaki niyetimizi ifade ettik. Avrupa Birliği ile olan ticaretimizdeki en önemli partnerimiz olan Almanya ile 2023 yılında yaklaşık 50 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaştık ve önümüzdeki dönem için ise 60 milyar doları hedef olarak belirledik. Toplantı vesilesiyle hedefimize ulaşmak için yapılabilecekler üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk. Toplantıya katılım sağlayan iki ülkenin değerli iş insanlarına teşekkür ederim” dedi.

TÜRK ALMAN TİCARET VE SANAYİ ODASI YÖNETİMİ VE ÜYELERİ İLE GÖRÜŞTÜ
Bolat, iş insanlarıyla bir araya geldikten sonra Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası yönetimi ve üyeleriyle görüşme gerçekleştirdi. Bolat, görüşmeye ilişkin açıklamasında, “Almanya ziyaretimiz kapsamında Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası Yönetimi ve Üyeleri ile bir araya gelerek iki ülke arasındaki ticari süreçlere dair istişarelerde bulunduk. Teknoloji, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında iş birliklerimizi güçlendirmek ve yeni ortak projeler hayata geçirmekteki isteğimizi dile getirerek, iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırmanın ve karşılıklı yatırımların önünü açacak yeni stratejik adımların önemini vurguladık. Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Eskiyapan ve üyelerine sıcak ev sahiplikleri için teşekkür ederim” dedi.

BERLİN TÜRK İŞ DÜNYASI STK TEMSİLCİLERİ İLE GÖRÜŞTÜ
Bakan Bolat, son olarak Berlin MÜSİAD’ın koordinasyonunda yatırımcılar, iş insanları ve Berlin Türk İş Dünyası STK temsilcileri ile bir araya geldi. Burada açıklamalarda bulunan Bolat, şu ifadelere yer verdi:
“2023 yılında Avrupa Birliği ile olan ticaret hacmimiz 211 Milyar Dolara ulaşmış olup, bunun 50 Milyar Dolarlık kısmı AB’deki en büyük ticaret ortağımız Almanya ile gerçekleşmiştir. 2023 yılında toplam ihracatımız olan 255,5 Milyar Doların 105 Milyar Doları AB ülkelerine gerçekleştirilmiş, ülkemizdeki doğrudan yatırımların yüzde 65’i de AB menşeilidir. Türkiye güçlü ekonomisi, stratejik konumu, genç nüfusu ve yatırım için olması gereken istikrarlı büyüme grafiği ile birlikte, önümüzdeki dönemde artan bir ivme ile bu ticaret hacimlerini daha da yukarıları taşımaya 2023 Türkiye Yüzyılı hedefleri arasına almış bulunmaktadır. Bu hedefler doğrultusunda burada bulunan iş insanlarımız, yatırımcılarımız ve STK temsilcilerimizle yapacağımız istişarelerin, oluşturacağımız yol haritalarımızın ülke ekonomimize katkısının çok önemli olacağına inancım tamdır. Bu önemli çıktıları elde ettiğimiz toplantıya vesile olan Berlin MÜSİAD Başkanı Fikret Doğan, MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı ve katılım gösteren kıymetli iş insanlarımıza teşekkür eder, çalışmalarında başarılar dilerim”
Berlin yönetimi şimdi aynı modeli uygulayarak Alman ordusundaki açığı da kapatmayı hedefliyor. Almanya’nın askere almak için öncelikli olarak ülkede yaşayan ancak halen vatandaşlık kazanamamış olan Türklere yöneldiği belirtiliyor.
Ancak yabancıların askere alınması için Almanya Anayasası’nda değişiklikler yapılması gerekiyor. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Mecklenburg Vorpommern Eyaleti Göçmen Temsilcisi Şeyhmus Atay Almanya’da yabancıların orduya alınmasıyla ilgili tartışmaları aktardı.
Atay, Alman Anayasası’nda yapılması gereken düzenlemelerle ilgili de bilgi verdi.

Almanya’daki bilbordlarda yabancıları askere almak için ilanlar yer alıyor.
TÜRKÇE İŞ İLANLARI
Alman ordusu için Türkçe işe alma ilanlarının bir süredir yayınlandığını belirten Şeyhmus Atay şunları söyledi:
“Özellikle Türklerin yoğun olarak yaşadığı Berlin, Hamburg, Dusseldorf, Münih gibi şehirlerde Türkçe bilbord ilanlarıyla Türkleri askere almaya çalışıyorlar, bunun için özel kampanyalar var. Almanya’nın her alanda yabancı çalışanlara ihtiyacı var. Almanya’nın yılda 400 bin yabancı işçiye ihtiyacı olduğu belirtiliyor. Bu durum askerlik için de geçerli.”
“Almanya yönetimi şöyle düşünüyor; ‘bizde 12 milyon yabancı yaşıyor. Bu 12 milyon içinden bazılarını askere alabiliriz. Ancak anayasamızda 116. madde kimin Alman olduğunu düzenliyor ve askerlikle bölümlerde ‘Alman olanlar askerlik yapabilir’ deniliyor. Yasa değişikliği iktidardaki CDU’dan destek gördü. ‘Askerlik yasasını değiştirmek kolay bunu değiştiririz’ diyorlar.”

ÇİFTE STANDART VAR
Yasa değişikliğiyle ilgili eleştirilerde bulunan Atay şöyle devam etti:
“Biz yıllardır diyoruz ki 12 milyon yabancı var bunlara bir süreden sonra seçme ve seçilme hakkı vermek zorundasınız. Burada politikacıların bize dediği; ‘Anayasamız bunu kabul etmiyor. Seçim Yasası’nın 12. maddesi ile Alman Anayasası’nın 116. maddesine göre Alman olanlar seçilebilir.’ Askerlik Yasası’nın 37. maddesinde de yine Alman Anayasası’nın 116. maddesi hatırlatılarak ‘116. maddeye göre Alman olanlar askerlik yapabilir’ deniyor. Burada ikircikli bir durum var. Seçme hakkı için yasa değişmez ama askere almak için değişebilir.”
CAZİP TEKLİFLER
Yabancıları askere almak için cazip teklifler hazırlandığını belirten Atay, “Vatandaşlık yasası değiştirildi biraz daha hafifletildi. Alman vatandaşı olamamış gençlerin çoğu işsiz. Askere alma altında şöyle bir plan olabilir; ‘biz sana 2 yıllık, 3 yıllık, 5 yıllık kontrat yapacağız. 40 euro brüt maaşla hızlandırılmış vatandaşlık vereceğiz.’ Eğer askerlik yasasını değiştiriyorsanız seçim yasasını da değiştirmeniz lazım. Sanırım bu yasayı çıkaracaklar çünkü orduda büyük bir açık var ve bunu başka bir şekilde kapatmaları mümkün değil” diye konuştu.
EN UYGUN TÜRKLER
Almanya’nın eski savunma bakanlarından Franz Josef Jung geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada planla ilgili bilgiler verirken ülkede Alman ordusuna katılabilecek yabancılar arasında en uygun kesimin Türkler olduğunu söyledi. Jung, “Eğer uzun yıllar burada yaşayan ve Almanya ile güçlü bağları olan gençler orduya başvurursa bu kesinlikle değerlendirilir” dedi.
116. Madde: Almanya Anayasası’nın 116. maddesine göre 2001 yılına kadar Alman; hem Alman vatandaşlığına sahip hem de Cermen soyundan gelen kişiler olarak tanımlanmıştı. 2001’de çıkarılan vatandaşlık kanununda, Alman vatandaşlığına sahip olanlar Alman olarak kabul edildi.
Türk-Alman ticari ilişkilerinin çok çeşitli alanlarda ve oldukça kapsamlı olduğuna işaret eden Schulz, köklü geçmişi olan iki ülke ilişkisinin aynı zamanda son derece dengeli ilerlediğini aktardı.
TÜRKİYE ÜÇÜNCÜ SIRADA
Schulz, Almanya’nın ihracat yaptığı en büyük ve en önemli ülkelerden birinin Türkiye olduğunu kaydederek, şöyle konuştu:
“Almanya aynı zamanda Türkiye’nin ihracat yaptığı en önemli, en büyük ülke ve Türkiye’nin ithalat yaptığı ülkeler arasında da Rusya ve Çin Halk Cumhuriyetinden sonra üçüncü sırada yer alıyor. Buna rağmen biz ilişkilerimizin bu alanda daha da yoğunlaşmasını, daha da gelişmesini istiyoruz. Hem ticaret alanında hem yatırımlar alanında. Enerji sektörü gerçekten ikili ilişkilerimizde çok önemli bir yer teşkil ediyor. Türkiye’de 8 bini aşkın Alman şirketi yatırım yapmış ve hala faaliyet gösteriyor. Bu şirketler içinde enerji sektöründe çalışan çok sayıda şirket var.”

“BAKAN BAYRAKTAR’IN YATIRIM DAVETİ OLUMLU KARŞILANDI”
Schulz, Almanya Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı Robert Habeck’in geçen yıl ekimde beraberinde enerji sektörünün temsilcileri ile Türkiye’yi ziyaret ettiğini anımsattı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın da Ankara’da gerçekleştirilen 5. Türk-Alman Enerji Forumu’nda Alman yatırımcıları Türkiye’ye davet etmesinin Alman heyetinde memnuniyetle karşılandığını ifade eden Schulz, şöyle devam etti:
“Birkaç yıldır Türk-Alman enerji forumu ülkelerimizde gerçekleştiriliyor. Foruma enerji sektöründen kamu ve özel sektör temsilcileri katılarak işbirliği imkanları üzerinde görüşmeler yapıyor. Bu forumun son derece yapıcı ve verimli bir forum olarak çalıştığını vurgulayabilirim. Türkiye’nin yenilenebilir enerji ve yeşil enerji dönüşümünde önemli hedefleri var. Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları ve tedarik zinciri alanlarında önemli yatırım imkanları da var. Bunun dışında iklim değişikliği ile mücadele, sanayinin karbonsuzlaşması, yeşil enerji dönüşümü konularında çok yoğun işbirliği alanları ve imkanları mevcut.”
“TÜRKİYE, KONUM VE POTANSİYEL AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ”
Büyükelçi Schulz, Türkiye’de bulunan Alman şirketlerin buradaki operasyonlarından çok memnun olduklarını bildiklerini belirterek , “Çok olumlu deneyimler edindiklerini biliyoruz. Fakat yeni yatırımcıları çekmek ayrı bir konu. Bazı şirketlerin Türkiye’de yatırım yapmaktan çekindiklerini de biliyoruz. Yatırım koşullarının cazip olması gerekiyor. Bu koşulların arasında yasal güvenceler, planlama güvenliği yani uzun vadeli plan yapabilmeleri ve finansman konusunda kolaylıklar olmalı. Bunlar bekledikleri olumlu çerçeve koşulları.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin yeni üretim merkezi ve tedarik zinciri oluşturma noktasında Avrupa’ya yakın olmasının büyük bir avantaj olduğunu dile getiren Schulz, şirketlerin Kovid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası güvenilir piyasa arayışına girdiklerini, Türkiye’nin de coğrafi konumu ve potansiyeli açısından önemli bir ülke olduğunu vurguladı.

Schulz, şöyle devam etti:
“Ben kesinlikle Türkiye’nin bu konuda önemli bir konumda olduğunu düşünüyorum. Hem Kovid-19 salgını açısından hem de savaş açısından şirketler daha güvenilir piyasalara yönelmek zorunda hissettiler kendilerini. Piyasalar açısından ellerindeki imkanları çeşitlendirmeye doğru yöneldiler. Tabii ki Türkiye de bu açıdan önemli bir konumda çünkü coğrafi olarak yakın, kültürel olarak yakın ve aynı zamanda iki ülke birbirini iyi tanıyor. Yani birbirine yabancı değil. Zaten Türkiye’de örneğin güneş panelleri üretimi alanında çok önemli şirketler var. Kapsamlı bir üretim yapılıyor. Almanya Kovid-19 salgını öncesinde de ve Ukrayna’daki savaş öncesinde de zaten yenilenebilir enerji konusunda çok yoğun bir çalışma içindeydi. Şimdi bu daha da yoğunlaşacak. Türkiye’nin bu noktada mutlaka önemli bir rolü olacaktır.”
“TÜRKİYE’NİN YEŞİL HİDROJEN ÜRETİM KOŞULLARI UYGUN”
Schulz, enerji piyasalarında stratejik olarak önemi artan bir konu olan hidrojenin geliştirilmesi yönünde Türkiye ve Almanya’nın önemli adımlar attığını ifade etti.
Yakın dönemde hidrojen ile ilgili iki ülkenin mutabakat zaptı imzaladığını, bazı şirketlerin Türkiye’de hidrojene ilişkin ortak bir yatırım gerçekleştirdiğini anımsatan Schulz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeşil hidrojen gerçekten stratejik açıdan gelecek vadeden çok önemli bir konu. Almanya’da sanayide kullanılan bir kaynak. Fakat gelecek için çok önemli gelişmeler vadeden bir kaynak. Bilinçli olarak sanayide kullanılırsa çok faydası ve avantajı olacak bir kaynak. Almanya tabii ki hidrojen üretebilir. Ancak ihtiyacını karşılayacak kadar üretemez çünkü gelecekte hidrojene miktar olarak çok büyük bir ihtiyaç olacak. Türkiye’de de büyük miktarda hidrojen üretiminin koşullarının olduğunu düşünüyoruz. Biz bu alanda Türkiye ile işbirliği içinde olmaktan büyük memnuniyet duyarız çünkü yenilenebilir enerji konusunda daha önce de söylediğimiz gibi işbirliğimizde olumlu gelişmeler var.”
Schulz, söz konusu mutabakat zaptının bazı unsurlarının şimdiden uygulandığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Örneğin bir görev gücü oluşturuldu, uzmanlar bir araya gelip şimdiden bu alanda neler yapılabileceğini görüşüyorlar. Aynı zamanda ortak yatırımlar konusunda neler yapılabilecekleri konusu irdeleniyor. Hatta bildiğim kadarıyla Türkiye’de bir ortak yatırım gerçekleşti bile. Hidrojen gerçekten geleceğe yönelik stratejik bir öneme sahip. Türkiye ile Almanya hidrojenin geliştirilmesi noktasında uygun iki partner. Öte yandan ülkelerimiz bir anlaşmaya imza atıp iklim değişikliğiyle mücadele konusunda ortak hareket etme kararı verdiler ve düzenli olarak üst düzey görüşmelerin gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.”