‘KENDİ KATLİAMLARINI KAPATMAK İSTİYORLAR’
Çelik, 7 Ekim ile 11 Eylül arasında benzerlik kurulmasına ilişkin, “7 Ekim ile 11 Eylül arasında benzerlik kurulmaya çalışılıyor. Amerikan halkının hafızasındaki en trajik olaylardan bir tanesiyle, kendi bölgesindeki olayları özdeşleştirerek aslında kendi katliamlarını kapatmak istiyorlar. Diyor ki ‘Bizim zaferimiz, sizin zaferinizdir. Biz kazanırsak siz de kazanırsınız.’ Esasında o kongreye ayak bile basmaması, parlamenter değerlerle tamamen çatışan zihniyet yapısıyla bir soykırımcı siyasetle etiketlenmesi gereken birisi, bu şekilde benzerliklerle aslında kendisini batı medeniyetinin Orta Doğu bölgesindeki öncüsü gibi göstererek, katliamları örtmeye çalışıyor. Bu şekilde bir savunu, batı medeniyeti için bir gurur kaynağı değil, tam tersine batı medeniyetine dönük bir aşağılamadır. Yani eğer batı medeniyetinin değerleri bu tip soykırım faaliyetleriyle, bu tip katliamlarla beraber alınacaksa bu batı için bir sorundur. Aslında kendi katliamlarını Netanyahu, batı yönetimi ile yan yana getirerek, batı medeniyetine dönüp de ‘katliamcı’ bir saldırıda bulunmuş oluyor. Ama orada bulunanlar bunu idrak edecek durumda olmadığı için bunu ayağa kalkarak alkışlıyorlar. Netanyahu aslında diyor ki ‘Bu katliamları batı medeniyeti adına yapıyoruz, bu katliamları sizlerin kazanmanız için yapıyoruz’ diyor. Dolayısıyla kendisinin yürüttüğü katliam siyasetini bütün bir batı medeniyetinin sorumluluğu altına sokmak istiyor. Aslında buna karşı çıkması gereken, batı medeniyeti konusundaki değerleri savunması gerekenler, buna karşı çıkmıyor da, bunu alkışlıyorlarsa o zaman batı medeniyetini ‘soykırımcı’ bir siyasetle yan yana getirme gibi bir yanlış içerisine düşmüş oluyorlar” diye konuştu.
Çelik, Netanyahu’nun Amerikan Kongresi’nde Amerikan vatandaşlarını aşağılayan sözler kullandığına vurgu yaparak, “Amerikan vatandaşlarına hakaret eden sözler kullanıyor. İnsanlık değerlerini savunanlara, katliamlara karşı çıkanlara ‘kullanışlı aptallar’ gibi bir ifade kullanıyor. Ve bunun karşısında da Amerikan halkının temsilcisi olan kongre üyelerinin bazıları kalkıyor, bunu ayakta alkışlıyor. İşte bu esasında Amerikan demokrasisi açısından bir kırılma noktasıdır. Amerikan demokrasisinin değerlerine zarar veren bir durumdur. Bir başkasının gelip Amerikan Kongresi’nde Amerikan vatandaşlarını bu şekilde aşağılayan cümleler kullanması, protesto edilmesi gereken bir durumken bunun ayakta alkışlanması, bunu alkışlayan kongre üyelerinin Amerikan halkına dönük sorumlulukları açısından da bir problem teşkil gösterir” dedi.
‘KATLİAM SİYASETİNE GÜVENLİK ŞEMSİYESİ OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYOR’
Çelik, Netanyahu’nun yapmaya çalıştığı şeyin katliam siyasetini artırmak, savaşı bölgesel hale getirmek olduğunu söyleyerek, “Esasında İsrail saldırganlığına, soykırım siyasetine yeni paydaşlar bulma arayışı. Yani ‘Orta Doğu NATO’su kuralım’ diyerekten söylemek istediği şey Orta Doğu’da yaşayan herkesin güvenliğini sağlayacak bir ortak savunma ittifakından bahsetmiyorum. Tam tersine kendi soykırımcı siyasetine bir güvenlik şemsiyesi oluşturma şeklinde bir girişimde bulunmaktan bahsediyor. Bugün esasında şunu da görmek gerekir. Netanyahu’nun yürüttüğü bu faaliyet İsrail’in güvenliğini sağlamaya dönük bir faaliyet değildir. Bölgedeki hemen hemen herkesi karşısına alarak, İsrail’in güvenliğini daha da tehlikeye atan bir yaklaşım içerisinde olduğunu gösterdi. Yapmaya çalıştığı şey kendi sıkışmışlığını, bu katliam siyasetini savunma noktasında bir bölgesel çatışma haline dönüştürmeye çalışıyor. Burada da işte bu bahsettiğim ‘Orta Doğu NATO’su’ ya da ‘İbrahim ittifakı’ diyerek yapmaya çalıştığı şey kendi katliam siyasetine acaba bir güvenlik şemsiyesi oluşturabilir mi? Ama bunların hiçbiri çalışmaz. Değerlere dayanmayan, değerlerin bu şekilde ayaklar altına alındığı bir dünyada hiç kimsenin yan yana duracağı bir zemin kalmaz” ifadelerini kullandı.
Bu noktada Türk Amerikan İş Konseyi TAİK ve American Turkish Business Roundtable ATBR arasındaki temaslar ve iş birliği hızla artıyor. Türk Amerikan İş Konseyi’nin ABD karşılığı American Turkish Business Roundtable (ATBR) Başkanı Emekli General James Jones, Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkiler hakkında açıklamalarda bulundu.
TÜRKİYE İLE ABD TİCARİ İLİŞKİLERİNDE BÜYÜK POTANSİYEL BULUNUYOR
Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri, stratejik ortaklar ve 70 yıldan uzun bir süredir müttefikler. Güçlü diplomatik ilişkileri, savunma ortaklığı içerisinde onyıllar öncesine uzanan müttefiklik ilişkileri var. Türkiye ve ABD’nin ticaret ilişkilerinin sahip olduğu büyük potansiyeli gerçeğe dönüştürmek için de yıllardır büyük çaba sarf ediliyor. Bu sebeple Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD eski Başkanı Donald Trump ile başlayan ve ABD Başkanı Joe Biden ile devam eden ticaret hacmi hedefini 100 milyar dolara çıkarma hedefinde hızla ilerleme sağlanıyor.
“ABD TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE HEYECAN VERİCİ BİR DÖNEMDEYİZ”
NATO Müttefik Kuvvet eski Yüksek Komutanı ve Beyaz Saray eski Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak da görev yapan Jones, Washington DC’de yakından tanınan, başta savunma olmak üzere birçok alanda ABD yönetimi ve kurumlarıyla bağlantıları olan bir isim olarak karşımıza çıkıyor.
Emekli General James Jones, verdiği özel mülakatta ABD ile Türkiye arasında gerek ticari gerek siyasi ilişkilerde heyecan verici bir dönemde olduklarını söyledi.
ATBR, Amerikan Türk Konseyi ATC’nin yerini aldı. ATBR Başkanı Emekli General James Jones, ATC’nin yerini ATBR’nin alma sürecini şöyle anlattı:
“ATC uzun yıllar boyunca çok faydalı bir girişimdi. Ancak özellikle hükümetlerimiz arasındaki siyasi durum zorlaştıkça bu girişim de çok zor olmaya başladı. O zamanlar bana göre ATC’nin ABD Ticaret Odası’ndaki ABD Türkiye İş Konseyi ile birleşmesi daha iyi bir fikirdi ve ABD Ticaret Odası da bunu kabul etti. ATBR’nin oluşturulması, Ticaret Odası veya ATC ile rekabet etmek değil, tamamlayıcı olmak amacını taşıyor. ATBR, ABD Ticaret Odası’nın yapmadığı şeyleri yapabilir. Mesela Türk şirketlerinin ABD’de yerleşmelerine yardımcı olabilir. Ayrıca Kongre’deki Türk grubunu eski haline getirmek istiyoruz. Ticaretin, ticari ilişkilerin çok daha üst seviyelere çıkmasını istiyoruz. Sanırım şu anda 45 milyar civarındayız ve bunu ikiye katlamak istiyoruz”
“TÜRK AMERİKAN İLİŞKİLERİNİN YENİDEN TESİSİNDE TAMAMLAYICI OLMAYI AMAÇLIYORUZ”
ATBR Başkanı James Jones, TAİK Başkanı Murat Özyeğin ve heyetin Washington’a gerçekleştirdiği ziyareti ve görüşmeyi değerlendirdi.
“Bildiğiniz gibi son dönemde TAİK Başkanı değişti, dostum Murat TAİK başkanı oldu. Burada, Washington’da harika bir toplantı yaptık, birlikte nasıl çalışacağımız ve bu yeni ilişkiyi nasıl kuracağımız konusunda anlaştık. Dünya çapında geleneksel Türk-Amerikan ilişkilerinin yeniden tesis edilmesi açısından iyi şeyler yapmayı amaçlayan diğer mevcut ilişkilerin tamamlayıcısı olmayı amaçlıyoruz. Türk delegasyonlarının Amerika Birleşik Devletleri’nin farklı yerlerini ziyaret etmesine sponsor olmak, farklı bölgelerin valilerle buluşması, ticareti ve Türk şirketlerinin ABD’deki varlığını artırıp artıramayacağımızı görmek gibi çok yenilikçi şeyler yapacağız. Ve tabi Ticaret Odası’nın yaptığı gibi Amerikan şirketlerinin Türkiye’deki varlığını artırmak istiyoruz”
“TÜRK SANAYİ ÜSSÜNÜN USTALIĞINA HAYRANIM”
Türk özel sektöründen hayranlıkla bahseden ATBR Başkanı James Jones, “Türk özel sektörünün her zaman hayran kaldığım yönlerinden biri de gerçekten iyi işler yapmaları değil, aynı zamanda çok hızlı olmalarıdır. Afganistan’dayken, Kabil’de ABD Büyükelçiliği’ni inşa eden Türk şirketini hatırlıyorum. çok hızlı bir şekilde harika bir iş çıkardı. Ve ben her zaman dünyanın her yerindeki Türk sanayi üssünün ustalığına hayran kaldım. Bundan öğrenebiliriz, biliyorsunuz tekstilden ileri askeri teçhizata kadar, İki NATO ülkesinin bu ortaklığın başaramayacağı hiçbir şey yok. Türkiye, NATO’da çok çok önemli bir ülke. ABD de çok önemli bir ülke. Türkiye, İttifak’ın en büyük Avrupa ordusuna sahip. Yani Türkiye’nin stratejik konumu, coğrafi konumu, Türkiye’nin canlı, canlı ve çok hızlı sanayi üssü. Özellikle yeteneklerimiz ve teknolojimizle birleştiğinde, dünyada daha fazla barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesine kesinlikle yardımcı olacak, yeniden canlanan bir ortaklığın temeline sahip olduğumuzu düşünüyorum” dedi.
James Jones, hızla gelişen ve büyüyen Türk savunma sanayinin NATO, Avrupa ve demokrasiler açısından çok iyi olduğunu söyledi.
Jones, “İyi bir şey (Türkiye’nin savunma sanayinin hızla büyümesi) İttifak için iyi bir şey, Avrupalılar için de iyi bir şey. Ve bu ABD ile ikili ilişkiler açısından iyi bir şey. Bu, Türkiye’nin kolektif yaşam tarzımız ve demokrasilerimiz açısından ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor. ATBR’nin şu anda gördüğümüz olumlu eğilime katkıda bulunacağını umuyorum” dedi.
“TÜRKİYE VE ABD KAMU VE ÖZEL SEKTÖRLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİLERE DERİNDEN İNANIYORUM”
Türkiye ve ABD’nin ekonomik rolüne dikkat çeken Jones, “Size şunu söyleyebilirim ki, Türkiye ve ABD kamu ve özel sektörleri arasındaki ilişkilere derinden inanıyorum. Türkiye’nin özel sektörü ile ABD’nin özel sektörünün birlikte çalışmasının büyük bir istikrar yaratabileceğini ve içinde yaşadığımız bu son derece istikrarsız dünyanın barış ortamına, hatta belki devam eden savaşların çözümüne katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Yani Türkiye’nin ekonomisi, Türkiye’nin stratejik konumu, Türkiye’nin tarihi rolü ve ABD’nin rolü; bu, dünyada hepimizin karşılaştığı pek çok sorunun çözümünde hayati önem taşıyan bir ortaklık.” ifadeleri kullandı.
ATBR Başkanı James Jones, iki ülke arasında sağlıklı bir ticari ilişkiye sahip olmak için iki hükümetin birlikte çalışmasının yararlı olduğunu söyledi. Jones ticari ilişkilerin gelişmesinin Türkiye ve ABD toplumlarının birbirini daha iyi tanımalarına ve bunun da tüm ilişkilere katkı sağlayacağı görüşünde olduğunu dile getirdi.
“TÜRKİYE CANLI BİR EKONOMİ, CANLI VE DEMOKRATİK BİR ÜLKE”
Her iki ülke yatırımcılarına çağrıda bulunan American Turkish Business Roundtable ATBR Başkanı Emekli general James Jones, “Amerikalılara, Türkiye’nin canlı bir ekonomi, canlı bir ülke, demokratik bir ülke olduğunu ve bu potansiyeli gerçekten düşünmeleri gerektiğini söyleyebilirim. Amerikan şirketleri için Türkiye’de var olmak, Türkiye’ye yatırım yapmak çok iyi bir fikir. Türk iş insanlarına ise şunu söyleyebilirim; her zaman Washington’a gelip her şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Yapmak istediğimiz, Türk şirketlerinin beş ya da 10’ar gruplar halinde gelip, ülkenin farklı yerlerini ziyaret etmelerine sponsor olmak ve o bölgeye faydalı olacak şeyleri üretmeleri. Dolayısıyla ABD-Türk ticari ilişkileri ve siyasi ilişkileri açısından da çok heyecan verici bir dönem olduğunu düşünüyorum” dedi.
Beydoun, AA muhabirine AIPAC ve ABD’deki seçim sistemi üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Ailesinin 1969’da Lübnan’dan Michigan’a göç ettiğini, Dearborn şehrinde büyüdüğünü anlatan Beydoun, iş dünyasındaki birçok değişik girişimin yanı sıra 6 yıl Amerikan Arap Ticaret Odası Başkanı, 8 yıl da Arap Amerikan Sivil Haklar Ligi Direktörü olarak görev yaptığını belirtti.
Beydoun, hem yerel hem de uluslararası meseleler ve politikalar hakkında geniş bilgi ve deneyime sahip olduğunu, bu nedenle 5 Kasım’da yapılacak seçimler için nisanda Senatoya Demokrat partiden aday adayı olduğunu dile getirdi.
Kasım sonunda sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımla haberlere konu olan Beydoun, eski Michigan Demokrat Parti Başkanı Lon Johnson’nın kendisine yaklaşarak, Filistin asıllı Temsilciler Meclisi Üyesi Rashida Tlaib’a karşı aday olması durumunda kampanyasına 20 milyon dolar yardım yapılması teklifinde bulunduğunu açıklamıştı.
Beydoun, “Senatörlük yarışından çekilmem ve arkadaşım Rashida Tlaib’e karşı yarışmam için bana 20 milyon dolar teklif edildi. AIPAC, seçimlerimiz ve dış politikamız üzerindeki etkisi konusunda nerede durduğumu bilse bile, İsrail yanlısı bu lobi, onlardan bir kuruş bile almayı düşüneceğimi söyleme cesaretini gösterdi.” ifadelerini kullanmıştı.
ABD KONGRESİNDE İSRAİL BAŞBAKANI ABD BAŞKANINDAN DAHA GÜÇLÜ
20 milyon dolar teklifinin yapıldığı zaman odada üçüncü bir kişinin de bulunduğunu belirten Beydoun, “Biliyorsunuz, Rashida’yı, İlhan’ı (Omar), Cori Bush’u, Jamaal Bowman’ı ve ABD Temsilciler Meclisindeki tüm ilericileri koltuktan düşürmek için 20 milyon dolar harcayacaklarını söyleyen AIPAC dışında Amerikan siyasetinde kimsenin bu kadar parası yok.” dedi.
Beydoun, Johnson’ın daha sonra bu teklifi yalanlaması üzerine, herhangi bir kimsenin veya savcılığın bu teklifle ilgili gerçeği kolaylıkla ortaya çıkarabileceğine işaret ederek, AIPAC’ın ABD siyaseti üzerindeki etkisi konusunda şunları söyledi:
“Öncelikle, AIPAC ve İsrail yanlısı lobi çok güçlü. Bundan dolayı birçok şeyden rahatlıkla kurtulabiliyorlar. Diğer bir şey de bu tür şeylerden kurtulmalarına izin vermek için temelde yasaları yazıyorlar. Amerikan siyasi sistemine gelince, biz dünyadaki en yozlaşmış siyasi sistemiz. Üçüncü bir dünya ülkesiyle aramızdaki tek fark, yolsuzluğa ‘siyasi finans kanunları’ adını vermemizdir. İnsanların oyunun nasıl oynanacağını bilmesi için bunu bir yasa haline getirdik, bu AIPAC ve diğer lobiciler gibi, parası olan kişilerin oraya girip istedikleri kongre üyesini ve senatörü satın almalarına izin veriyor.”
ABD Kongresine aday olan kişinin seçilebilmesi için milyonlarca dolar bağış toplaması gerektiğini vurgulayan Beydoun, AIPAC gibi lobilerin, bağış kaynaklarını açıklamak zorunda kalmadan oluşturdukları PAC (siyasi eylem komitesi) adlı yapılarla istedikleri adayları seçtirmek veya seçtirmemek için sınırsız şekilde para harcadığının altını çizdi.
Beydoun, “İşte bu yüzden sistemimiz çok bozuk. Kongremizin yozlaşmış olmasının ve özel çıkar grupları tarafından satın alınmasının nedeni budur. İşte bu yüzden İsrail yanlısı AIPAC, Kongreyi kontrol ediyor. İşte bu yüzden (ABD Kongresinde) İsrail Başbakanı ABD Başkanı’ndan daha güçlü çünkü Kongrede üzerinde anlaşabildiğimiz tek şey İsrail’e ne kadar para göndereceğimiz. Başka hiçbir konuda anlaşamıyoruz ama İsrail için para söz konusu olduğunda herkes hemfikir oluyor.” diye konuştu.
AMERİKAN KONGRESİ İSRAİL TARAFINDAN KONTROL EDİLİYOR
Kendisinin göçmen, Arap ve Müslüman bir Senato adayı olduğunu hatırlatan Beydoun, AIPAC ve siyasi sistemi ifşa eden açıklamalarından dolayı toplumdan destek gördüğünü belirtti. Beydoun, “İsrail yanlısı lobinin Amerikan Kongresi üzerindeki hakimiyetinden ve Orta Doğu’ya ilişkin Amerikan dış politikasından bıkmış pek çok insan var.” dedi.
Beydoun, ABD’nin silah ve para yardımı ile İsrail’in Gazze’de devam eden soykırımının suç ortağı olduğuna işaret ederek, “Eğer ABD Kongresinin yüzde 96’sı Gazze’deki soykırımı izlerken yalnızca yüzde 4’ü ateşkes çağrısında bulunuyorsa, o kurumun ahlaki açıdan yozlaşmış ve iflas etmiş olduğunu bilirsiniz.” ifadesini kullandı.
Anketlere göre ABD halkının yüzde 70’inin Gazze’de ateşkes isterken Kongrenin sadece yüzde 4’ünün ateşkes çağrısında bulunduğuna dikkati çeken Beydoun, “Kimsenin sizi kandırmasına izin vermeyin. İsrail ve Orta Doğu dış politikası söz konusu olduğunda Amerikan Kongresi, İsrail yanlısı lobi AIPAC ve ona bağlı kuruluşlar tarafından kontrol ediliyor.” değerlendirmesinde bulundu.