Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bir yazı göndererek, sahada yapılan incelemelerde belediyelere bağlı kreş adı altında açılan yerler olduğunu ve bu yerlerde 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında faaliyet gösteren okul öncesi eğitim kurumlarının programında yer alan etkinliklerin yapıldığı ve bu program ve kapsamda eğitim öğretim faaliyeti yapıldığının tespit edildiğini bildirdi.
“BELEDİYELERİN KREŞ AÇMASI YASAK”
Konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılında verdiği karar ile Belediye Kanunu’nun ‘Belediyelerin okul öncesi eğitim kurumları açabilir” hükmünü iptal ettiği belirtilen yazıda, belediyelerin izinsiz eğitim öğretim faaliyeti konusunda uyarılarak yeni yerlerin açılmasının önüne geçilmesi ve mevcut yerler hakkında kanun hükümlerine göre hareket edilmesi konusunun belediyelere bildirilmesi istendi.
VALİLİKLERE YAZI GÖNDERİLDİ
Milli Eğitim Bakanlığı‘nın yazısı üzerine Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü de il müdürlükleri aracılığıyla yazıyı kreşi olan belediyelerin bulunduğu valiliklere ve bilgi için de ilgili belediyelere gönderdi. Yazıda, Milli Eğitim Bakanlığı’nın söz konusu yazısı hatırlatılarak, 5580 sayılı Kanuna aykırı faaliyetlerin engellenmesi için belediyelerin izinsiz eğitim öğretim faaliyetleri konusunda uyarılması ve yeni yerlerin açılmasının önüne geçilmesi ile mevcut yerler hakkında mezkur hükümlere göre hareket edilmesinin sağlanması istendi.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü’nün yazısı şöyle:
“Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünce Bakanlığımız Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğüne iletilen ve ekte sunulan yazılarında bahisle Bakanlıklarınca sahada yapılan incelemelerde belediyelere bağlı kreş adı altında açılan yerler olduğunun tespit edildiği, bu yerlerde 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında faaliyet gösteren okul öncesi eğitim kurumlarının programında yer alan etkinliklerin ve bu program kapsamındaki eğitim öğretim faaliyetlerinin yapıldığının tespit edildiği, konuya ilişkin mevzuat hükümlerine değinilerek yine konuyla ilgili Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu 24.1.2007 tarihli ve 2005/95 Esas sayılı karar ile ‘5393 sayılı ‘Belediye Kanunu’nun birinci fıkrasının (b) bendinin “Okul öncesi eğitim kurumları açabilir; …’ bölümünü Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmesine rağmen bu gibi yerlerin faaliyetlerini sürdürdüğünün ve yeni yerlerin açıldığının görüldüğü belirtilmiş olup 5580 sayılı Kanuna aykırı faaliyetlerin engellenmesi için belediyelerin izinsiz eğitim öğretim faaliyetleri konusunda uyarılması ve yeni yerlerin açılmasının önüne geçilmesi ile mevcut yerler hakkında mezkür hükümlere göre hareket edilmesi hususunda; bilgilerini ve gereğini önemle arz ederim.”
CHP LİDERİ ÖZEL: HODRİ MEYDAN, GELİN KAPATIN”
Konuya CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den tepki gecikmedi. Özel, “Hadi gelin kapatın. Hodri meydan bakalım. Hadi gelin kapatın” şeklinde konuştu.

Milli Eğitim BakanlığıAnayasa Mahkemesiİklim DeğişikliğiÖzgür ÖzelPolitikaGüncelEğitimHukuk
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TBMM Genel Kurulu, muhalefetin çağrısı üzerine AYM’nin Can Atalay ile ilgili kararını görüşmek üzere olağanüstü toplandı. Genel görüşmeye geçilmeden önce yapılan ön görüşmelerde önerge sahibi CHP adına Grup Başkanvekili ve MersinMilletvekili Başarır konuştu. Başarır şunları kaydetti:
“Can Atalay ile ilgili milletvekili olduğuna dair üç tane AYM kararı var. Bireysel başvuruyla ilgili birinci imzacısı kim? Sayın Recep Tayyip Erdoğan. Diğeri kim? Burada, Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin Yargıtay kararını okuyan Bekir Bozdağ ve Elitaş. İsimlere baktığım zaman yıldızlar topluluğu gibi. Gerekçede ne diyor, sizin gerekçeniz, benim gerekçem değil. ‘Türkiye’de bireysel başvurunun kabul edilmesi bir yandan bireylerin sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öte yandan kamu organlarının Anayasa ve kanunlara daha uygun davranmasını sağlayacak.’ Sizin getirdiğiniz gerekçede bu var.
AYM üç kez bu kararı vermiş ve maalesef ki ‘yok hükmünde’ diyorsunuz. Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaş, diyor ki, ‘Can Atalay ile ilgili kesin hüküm var’ diyor, ‘Hükümlü’ diyor. Ciddi mi bunu söylediğinde? Kendisi de bir avukat. Can Atalay ile ilgili Yargıtay’ın kararı 28 Eylül’de kesinleşti. Peki Can Atalay ne zaman seçildi? 14 Mayıs’ta seçildi. Anayasa 83 bağlamında Can Atalay’ın dokunulmazlığı yok mu? Bu Meclis üç milletvekili için de aynı pratiği yaşamadı mı?
“Bu anayasal krizi nasıl çözeceğiz?”
Maalesef ki önümüzde büyük bir kriz var. Bu Meclis, 27 ve 28’inci dönemde üç tane arkadaşımızın milletvekilliğini düşürdü. İkisi dönebildi, bir tanesi dönemedi. Şimdi bu anayasal krizi nasıl çözeceğiz? Diyorsunuz ki, ‘Ben karar vermedim dedi AYM’. AYM öyle demiyor. ‘Hukuken var olmayan bir işlemle ilgili yani Meclis Başkanı’nın okuduğu Yargıtay’ın kararıyla ilgili ben ne yapacağım, Meclis kör mü, sağır mı’ diyor. ‘Bu kadar net açık bir karar verdim’ diyor.
“Sayın Başkan, bu ayıba son verin”
Burada bir karar vereceksiniz. ya 600 tane milletvekilinin, bu parlamentonun itibarını koruyacaksınız ya da var ya ceza dairesine ayar verip ‘AYM’yi kapatsın’ diyen küçük ortağınız MHP, bugün yok, MHP yok, oradaki 50 milletvekilinin desteği için Meclis’in itibarını ayaklar altına alacaksınız. Vereceğiniz kararla parlamentonun onurunu, anayasal zeminde duruşunu korumak zorundasınız. Bu hukuk hepimize lazım. Yarın muhalefette olacaksınız. Dünyada, Türkiye’de hiç kimse ömür boyu iktidarda kalmadı. Yarın belki bir milletvekili arkadaşınızın başına bu olay gelecek. Ne yapacacaksınız? Biz Anayasa’ya bakacağız, Anayasa 83’e bakacağız. AYM kararlarına, hukukun üstünlüğüne bakacağız. Ama üzülerek söylüyorum ki AKP Grup Başkanı Anayasa’dan, AYM kararlarından başka her şeyi, her şeyi kullandı. Şimdi, Meclis Başkanımız burada, ilk kararı, o ucube kararı okuyan Meclis Başkan Vekili Bekir Bozdağ yok. Sayın Başkan, gelin bu ayıba son verin; seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekili haklarını teslim edin.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Destici açıklamasında, “Dün, Zonguldak’ta, Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü Gelik İşletmesi’ne ait maden ocağında meydana gelen göçükte iki maden işçimiz göçük altında kaldı. Tevfik Soy adlı işçimiz hayatını kaybetti, Harun Karan’ı arama çalışmaları devam ediyor. Hayatını kaybeden işçimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve çalışma arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Maalesef bu kömür ve diğer maden ocaklarında bu iş kazaları ya da işçi kazaları ile ilgili en fazlasını yaşayan Avrupa ülkesi konumunda olduğumuzu biliyoruz. Gelişmiş ülkelerle kıyaslama yaptığınızda hala bizde maden kazalarının ve bu kazalardaki ölümlerin çok yüksek olduğunu hatta kat ve kat yüksek olduğunu görüyoruz. Birileri bu işi hala çözememişse demek ki bizim ülkemizde bu anlamda bir problem var. Maden kazalarıyla ilgili hiçbir mazereti kabul etmiyorum. Kadere elbette şeksiz şüphesiz iman ediyoruz. Ancak maden kazalarının ‘kader’ kelimesiyle izah edildiği dönem çok uzun yıllar önce geride kaldı. Özellikle devlete, kamuya ait maden işletmelerinde yaşanan benzer hadiseler hepimizi üzüntüyle beraber umutsuzluğa da sevk ediyor. Acilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde bir çalışma grubu kurulmalı, kamuya ve özel sektöre ait tüm işletmelerde iş güvenliğiyle ilgili kontroller artırılmalı, eksiği bulunan maden ocaklarının faaliyetlerine devam etmesine hiçbir şekilde izin verilmemelidir” diye konuştu.

‘TERÖR ÖRGÜTÜNDEN TALİMAT ALAN KİMSE KAMUDA GÖREV ALAMAZ’
Hakkâri Belediyesi’ne yönelik polis operasyonunda, DEM Partili Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltına alınması ve belediyeye kayyum atanmasını desteklediğini kaydeden Destici, “Karara tepki gösteren, terör örgütünün partisi dışındaki tüm siyasi parti temsilcilerini kınıyorum. Şiddetle, hele terörle iltisaklı bir örgütlenmenin ‘demokrasiyle’, ‘siyasetle’ ya da ‘siyasi parti’ tanımıyla birlikte anılması mümkün olamaz. Yöneticileri, adayları, politikaları ve söylemleri bir terör örgütü tarafından belirlenen bir topluluk meşru sayılamaz. Bir terör örgütünden talimat alan hiç kimse kamu görevi yapamaz. Bu gerçekleri, demokrasinin ve hukukun en temel kuralları bildikleri halde, konuyu hala istismar eden siyasileri kınıyorum. Terör örgütünün uzantılarının konuyla ilgili hiçbir söylem ve fiilini ise ciddiye almıyorum. Çünkü onların, Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde, ‘siyasi parti’ niteliği taşıyamayacağını, terör örgütlerinden talimat alanların herhangi bir söz ya da fiilinin, demokrasi ve hukuk zemininde herhangi bir anlamı ve değeri olmadığını, bir kez daha tekrar ediyorum. Bu çok açık hukuki konuyu bugüne dek sürüncemede bırakan ve görevini yerine getirmeyen Anayasa Mahkemesinin ayrıca terör örgütünün uzantılarıyla ilgili kararını, bir an önce vermesini bekliyoruz” dedi.

‘ANAYASA MAHKEMESİ’NİN YAPISININ DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKİYOR’
Destici, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dün Anayasa Mahkemesi, yürütmenin bazı idari tasarruflarıyla ilgili iptal ve anayasaya aykırılık kararlarını açıkladı. Anayasalar, temel hak ve hürriyetleri, devletin esas ve niteliklerini açıklayan, kısa, açık, toplumsal sözleşmeler olmalıdır. Anayasalarda, rutin uygulamalarla ilgili detaylar yer almamalı, Anayasa Mahkemesi kendisini yürütmenin yerine koymamalıdır. Söz konusu idari kararlarla ilgili görev yapması gereken yargı kurumunun Anayasa Mahkemesi olmaması, idari konuların alt derece mahkemeler tarafından görüşülüp karara bağlanması gerektiğini; bu tip çarpıklıkların mevcut anayasadan kaynaklandığını; acilen anayasa ile birlikte Anayasa Mahkemesi’nin de yapısının değiştirilmesi gerektiğini; tekraren Anayasa Mahkemesinin, başta terör örgütünün siyasi uzantılarının yıkıcı faaliyetleri olmak üzere, asli görevlerini bir an önce yerine getirmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Yalçın, konfederasyon genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, toplu sözleşme ikramiyesini düzenleyen mevzuatın, sendikal örgütlenmenin güçlendirilmesi amacıyla getirildiğini ve toplu sözleşme ikramiyesinin aylık 538 lira olarak belirlendiğini anlattı.
CHP VE AYM’YE TEPKİ
Kamu görevlisi sayısının yüzde 2’sini üye kaydedemeyen sendikaların üyelerine ise ayda 190 lira toplu sözleşme desteği ödenmesinin kararlaştırıldığına işaret eden Yalçın, şöyle konuştu:
“Ancak CHP’nin basiretsizliğinin bir sonucu olarak, ilgili mevzuat hükmünün tamamının iptaline yönelik başvurusu, Anayasa Mahkemesinin de uluslararası hukuk normlarına aykırı ve önceki hükümleriyle tamamen çelişen kararı sonucunda, yıllarca mücadelesini verdiğimiz toplu sözleşme ikramiyesine ilişkin fıkra iptal edilerek toplu sözleşmede masada kararlaştırdığımız ilave ödemeyi tartışmaya açan, farklı yorumlar yapılmasına sebebiyet veren bir garabete neden olunmuştur.”

345 LİRA CEPLERDEN ÇEKİLDİ
Kararın yayınlandığı tarihten itibaren sendika üyesi bütün kamu görevlilerinin aylık sadece 190 lira toplu sözleşme desteği alacağı yönünde yorumlar bulunduğunu dile getiren Yalçın, bu yorumun, “2 milyon 150 binden fazla memurun kazanımlarının CHP eli ve Anayasa Mahkemesi kararı ile yok edilmesi, aylık 345 lira paranın ceplerinden çekilmesi” anlamına geldiğini kaydetti.
Yalçın, “Neye, nasıl iptal davası açacağını bile bilmeyen, ana muhalefet partisi sıfatıyla sahip olduğu yetkiyi etrafı kırıp dökerek zarar vermekte kullanan sorumsuz muhalefetin oluşturduğu hak kayıpları ve mağduriyetler artık tahammül sınırlarını aşmıştır. Ancak sorumsuzluğun bir diğer tarafı da dava açanlar kadar açılan davaya bakan Anayasa Mahkemesi üyeleridir.” dedi.
“MEMURUN CEBİNDEN PARA ÇEKİLMESİN”
Kararın “garabet” olduğunu öne süren Yalçın, şunları kaydetti:
“CHP’nin basiretsizliği, Anayasa Mahkemesinin mesnetsiz ve yanlış kararı nedeniyle memurların mağduriyetine sebep olacak hatalı yorumlara kapı aralanmasın, CHP’nin eli, Anayasa Mahkemesi kararıyla memurun cebinden para çekilmesin.
Başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı olmak üzere hükümet yetkililerinden kamu görevlileri arasında anbean artan olumsuz tartışmalara, oluşan kaosa son verecek, halen yürürlükte olan toplu sözleşme hükümlerinin özerkliğine dayanarak uygulamaya devam edileceğine dair açıklama bekliyoruz. Bu mağduriyetin bir an önce önüne geçilsin.”

“MAĞDUR ETMEYE HAKKI YOK”
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) toplu sözleşme ikramiyeleri kararına ilişkin açıklama yaptı.
Kahveci, açıklamasında, AYM’nin kamu çalışanlarının en büyük sendikal kazanımlarından biri olan toplu sözleşme ikramiyesini bütünüyle iptal ettiğini kaydetti.
“Mahkemenin verdiği bu karar, kamu çalışanları yönünden kabul edilemez.” ifadesini kullanan Kahveci, kararla Mayıs 2023’ten itibaren kamu görevlileri sendikalarına üye olan 2 milyon 18 bin 674 kamu çalışanının her ay aldığı 537,93 lira tutarındaki toplu sözleşme ikramiyesini alamayacağını belirtti.
Kahveci, “Anayasa Mahkemesinin toplu sözleşme yoluyla elde edilmiş bir hakkı, yetki sınırını aşarak keyfi olarak iptal edip, 2 milyonun üzerindeki kamu çalışanını mağdur etmeye hakkı yoktur.” değerlendirmesinde bulundu.
Kararın toplu sözleşme özerkliğine de darbe vurduğunu savunan Kahveci, şunları kaydetti:
“Bu garabetin baş sorumlusu milyonlarca memurun mağduriyetine sebep olan, iptal başvurusunu yapan CHP ve onların akıl hocaları olan sözde sendikalar olmuştur. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrası, artık sendika üyesi memurların tamamı 537,93 lira yerine aylık 190,21 lira alacaklardır. Buna göre memurların haklarını savunduklarını iddia eden sözde sendikalar, CHP ve Anayasa Mahkemesi el ele vererek 2 milyon 18 bin 674 memuru, aylık 347,72 lira zarara uğratmıştır.”
“EK PROTOKOL İMZALANABİLİR” ÖNERİSİ
Toplu sözleşme ikramiyesi düzenlemesindeki temel amacın güçlü sendikacılık oluşturmak olduğunu ifade eden Kahveci, açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi: “Ancak yol tükenmiş değildir. Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 4688 sayılı kanunun 42’nci maddesi uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Kamu Personeli Danışma Kurulu’na temsilci gönderen konfederasyon temsilcilerini toplantıya çağırarak kamu personelinin en önemli konusu olan ‘toplu sözleşme ikramiyesi’ sorununu çözmek üzere ek bir protokol hazırlayabilir. Aileleriyle 10 milyonu bulan kamu çalışanları, toplu sözleşme ikramiyesinin yeniden düzenlenmesini ve yaşadığı 347 liralık zararın telafi edilmesini beklemektedir. Yetkililerimiz yeni bir düzenleme ile malum çevrelerin kötü niyetlerini boşa çıkarmalı, 2 milyonun üzerindeki kamu görevlisini bu garabet anlayıştan kurtarmalıdır.”
]]>Yüksek Mahkeme, Atalay’ın, “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma”, “kişi hürriyeti ve güvenliği” ile “bireysel başvuruda bulunma” haklarının ihlal edildiğine hükmetmiş, ayrıca Atalay’a 100 bin lira tazminat ödenmesini kararlaştırmıştı.
AYM, İHLAL KARARININ GEREKÇESİNİ AÇIKLADI
Kararda, Yüksek Mahkemenin daha önce verdiği ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediği anımsatılarak, AYM kararlarının yerine getirilmemesinin, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı hükmü ile çatışan bir durum olduğu belirtildi
YARGITAY’IN YENİDEN YARGILAMA YETKİ VE GÖREVİ BULUNMAMAKTA
Yüksek Mahkemenin kararında, Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarına herhangi bir takdir yetkisinin tanınmadığı veya bu konuda bir istisnaya da yer verilmediği aktarıldı.
Kararda, “Öte yandan somut başvuruya konu yargılamada Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesini ilgili mahkeme olarak belirlediği için Yargıtayın 6216 sayılı Kanun kapsamında yeniden yargılama yetki ve görevi bulunmamaktadır. İhlal kararının gönderildiği ilk derece mahkemesi ise Anayasa Mahkemesinin kararı uyarınca önüne gelen dosyada yeniden yargılamayla ilgili görevini yerine getirmemiş; başvurucunun anayasal haklarını da gözeten bir yargılama yapmamıştır.” ifadeleri kullanıldı.
Kararda, kamu gücünün eylem, işlem ve ihmallerinin Anayasa’ya uygunluğunu kesin ve bağlayıcı olarak karara bağlama yetkisinin münhasıran Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtildi.
Bu bağlamda AYM’nin bireysel başvuru yoluyla bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiğine karar verdiğinde, herhangi bir merciin bu kararın Anayasa’ya veya kanuna uygun olup olmadığını inceleme ve denetleme yetkisinin bulunmadığına vurgu yapılan kararda, şunlar kaydedildi: “Anayasa ve kanunlar, Anayasa Mahkemesi kararını yerine getirme yükümlülüğü altında olan kamu makamlarına ve somut olayda ilk derece mahkemesine dosyayı farklı bir yargı merciine gönderme yetkisi vermediği gibi herhangi bir yargısal makamı da Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını tartışma konusunda yetkilendirmemiştir. Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcılığı, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenleri kapsadığı gibi ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak merciin belirlenmesini de kapsar. Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasının reddedilmesi ve hukukun emrettiği yöntemler izlenerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmaması Anayasa’nın 153. maddesinin sözüyle açıkça çelişen, Anayasa koyucunun iradesine aykırı bir yorum ve uygulama olmuştur.”
Kararda, “Sonuç olarak ilk derece mahkemesinin yetkisi dahilindeki bir dosyayı Yargıtaya göndermesiyle başlayan, Yargıtayın da Anayasa hükümlerini göz ardı ederek verdiği bir kararla şekillenen süreç Anayasa’nın sözüne açıkça aykırılık oluşturmuş ve neticede başvurucunun bireysel başvuru hakkı, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline yol açmıştır.” ifadelerine yer verildi.
DAHA ÖNCE DE İHLAL KARARI VERİLMİŞTİ
28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde TİP’ten Hatay milletvekili seçilen Can Atalay’ın avukatları, “müvekkillerinin milletvekili seçilmesi nedeniyle hakkındaki yargılamanın durması ve tahliye edilmesi” talebiyle Yargıtaya başvurmuştu.
Yargıtayın talebi reddetmesi üzerine Atalay, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, mahkeme de “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiğine ve Atalay’ın yeniden yargılanarak tahliyesine karar verilmesine hükmetmişti.
Anayasa Mahkemesince Atalay’ın yeniden yargılanması ve tahliyesi istemiyle yerel mahkemeye gönderilen dosya, yerel mahkemece karar verilmeden Yargıtay 3. Ceza Dairesine iletilmiş, söz konusu ceza dairesi ihlal kararına uymamıştı.