Kongrenin gerçekleştiği salona, partinin renklerindeki flamalar ve “Güçlü Aile, Ahlaklı Nesil, Temiz Toplum” yazılı bir pankartın yanı sıra Kobani bahanesiyle 6-8 Ekim 2014’te düzenlenen eylemlerde öldürülen Yasin Börü ve arkadaşlarının fotoğrafları da asıldı.
Mevcut Genel Başkan Zekeriya Yapıcıoğlu, salona girişinde partililerce ayakta alkışlanarak tezahüratlarla karşılandı.

Salonda bulunan partililer Filistin’e destek sloganları attı, tekbir getirdi. Sanatçılar tarafından şarkılar seslendirildi ve Kur’an-ı Kerim okundu.
Divan başkanlığı seçiminin ardından mevcut Genel Başkan Zekeriya Yapıcıoğlu, yapılan teklifle yeniden aday gösterildi.
Tek aday olarak kongreye giren Yapıcıoğlu, kongreye katılan partililer ve davetlilere teşekkür etti.
‘KÜRESEL BİR TERÖRİZM’
Gazze’de “vahşi Siyonizm”in 9 aydır Müslümanları katlettiğini söyleyen Yapıcıoğlu, yaşanan zulme karşı partililerin her zaman üzerlerine düşeni yapmak için koşturduğunu dile getirdi.
Gazze’de “postmodern” bir vahşet yaşandığını söyleyen Yapıcıoğlu, siyonizmin çağın en büyük terörizmi olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Filistin’de, özelde Gazze’de yaşanan, pek çok bileşeni olan küresel bir terörizmdir. Siyonistler, bu küresel bileşenlerin silahlı kanadıdır. Kimisi bu vahşet için uluslararası sistem içinde zemin hazırladı, kimisi personel imkanı sağladı, kimisi para veriyor, kimisi silah. Siyonistler, sırtlarını onlara dayamış, gözlerimizin önünde soykırım yapıyor.”
Küresel terörün ancak küresel bir dayanışmayla bertaraf edileceğine dikkati çeken Yapıcıoğlu, Müslümanları ve bütün insanlığı bu küresel terörün bir bileşeni veya sessiz seyircisi olmayacaklarını haykırmaya davet etti.

‘KENDİ ANAYSAMIZI KENDİMİZ YAPALIM’
Yapıcıoğlu, Türkiye’nin yeni bir anayasaya kavuşması için ilk günden bu yana gayret gösterdiklerini ve bu konudaki olumlu çabaları desteklediklerini kaydetti.
Yeni anayasa konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un gayretlerini önemsediklerini aktaran Yapıcıoğlu, bununla beraber kendi görüşlerini de ortaya koyduklarını söyledi.
Bu konuda bütün taraflara çağrıda bulunan Yapıcıoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
“Gelin, kendi anayasamızı kendimiz yapalım, kendi anayasamızı kendi milletimizin ihtiyaçları için yapalım. O anayasa, her şeyden önce bizim anayasamız olsun. Bizim inancımızın, bizim ihtiyaçlarımızın, bizim endişelerimizin, bizim taleplerimizin, bizim hedeflerimizin karşılığı olsun. Onda, dışarının etkilerini değil, kendimizi bulalım. Sivil, adil ve bütün memleketi kucaklayan bir anayasa olsun.”
ANA DİL EĞİTİMİ HAKKI GÖRSTERMELİK OLMAKTAN ÇIKMALIDIR
Yapıcıoğlu, Kürt meselesinin de anayasa meselesiyle doğrudan ilişkili olduğunu dile getirerek, Türkiye’de anayasalar değiştikçe Kürt meselesinin de derinleştiğini savundu.
Kürt meselesinin çözümünün Türkiye’yi büyüteceğini ve güçlendireceğini belirten Yapıcıoğlu, “Ana dilde eğitim hakkını temel bir hak olarak görüyoruz ve ana dilde eğitimin önündeki bütün engellerin kaldırılması gerektiğine inanıyoruz.” diye konuştu.
Konuşmasında ailenin önemine de değinen Yapıcıoğlu, aile meselesinin stratejik bir mesele olduğunu vurguladı. Herkesi ailenin korunmasına yönelik bilinç hareket etmeye davet eden Yapıcıoğlu, bu konuda etkili yasal düzenlemelerin gerekliliğini vurguladı.
MAARİF MODELİNİ OLUMLU KARŞILADIK
Yapıcıoğlu, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ni olumlu karşıladıklarını ancak aslolanın uygulama olduğunu söyledi.
Eğitim sisteminin, Milli Eğitim Temel Kanunu ile “engelli” olduğunu savunan Yapıcıoğlu, bu engel aşılmadıkça bakanların iyi niyetli çabalarının asla istenen sonuçları vermeyeceğini dile getirdi
Kongrenin millet, memleket ve partisi için hayırlara vesile olmasını temenni eden Yapıcıoğlu, yeni seçilecek yönetime başarılar diledi, görevi devredeceklere hizmetlerinden dolayı teşekkür etti.
Yapıcıoğlu’nun konuşmasının ardından seçimlere geçildi.
Oylamaya katılan 641 delegeden 640’ının oyunu alan Yapıcıoğlu yeniden HÜDA PAR genel başkanlığına seçildi. Bir oy ise geçersiz sayıldı.
Kongreye, AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doğan Bekin, AK Parti Kırşehir Milletvekili Necmettin Erkan, DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Hasan Karal ve bazı siyasi parti temsilcileri de katıldı.

Burada konuşan Bakan Tunç, 9 aydan bu yana Filistin’de ve Gazze’de insanlık suçu işlendiğini belirterek, “Dünyanın gözü önünde Gazze’de ve Filistin’de çocuk ve kadın katliamı gerçekleşiyor. Maalesef 9 aydan bu yana da ateşkes sağlanamadı, akan kan durdurulamadı. Okullar, hastaneler, mülteci kampları, kilise, cami ayrımı yapmadan ibadethaneler bombalandı. İnsanlığın tüm değerleri maalesef Filistin’de, Gazze’de ayaklar altına alındı. İsrailli saldırganlar, bir türlü durdurulamadı. Bir asırdan bu yana zaten Filistin topraklarını sürekli işgal ede ede bugünlere kadar gelindi. Maalesef Birleşmiş Milletlerin, uluslararası kuruluşların aldığı hiçbir karara İsrail devleti uymadı. Bir devlet gibi hareket etmiyor, adeta bir örgüt gibi hareket ediyor. 9 aydan bu yana da 16 binden fazla çocuğu katlettiler. Uluslararası kuruluşlar maalesef bu akan kanı durdurmakta, oradaki işlenen insanlık suçunu engelleme noktasında uluslararası kuruluşlar yetersiz kalıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda büyük bir çoğunlukla ateşkes kararı alınmıştı fakat uygulanmadı. En son Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde de bir ateşkes kararı alındı ama maalesef onun da icrası gerçekleştirilemedi. O kararlara da uyan bir devlet yok, dolayısıyla uluslararası sistemin etkisizliği de bir kez daha Filistin ve Gazze konusunda ortaya çıkıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı soruşturma başlattı. Bu soruşturma çerçevesi içerisinde orada işlenen suçların özellikle bir soykırıma varan insanlık suçu sayılan, saldırı suçu sayılan bu suçlar nedeniyle başlattığı soruşturmada yakalama kararı talep etti ve ‘Tutuklansın’ dedi ama bu talepte maalesef uluslararası ceza mahkemesinin ilgili dairesi tarafından henüz daha işleme alınmadı” dedi.

‘REFORMLARI DAHA KALICI HALE GETİRECEĞİZ’
AK Parti iktidarının önümüzdeki 4 yıllık süre içinde önemli reformlara imza atacağı söyleyen Bakan Tunç, şöyle konuştu:
“Bugüne kadar ülkemizde temel hak ve özgürlükleri nasıl genişletmişsek, hak arama yollarını nasıl artırmışsak, temel hak ve özgürlükleri korumaya yönelik yapısal reformları nasıl gerçekleştirdiysek, bunları daha kalıcı hale getirmek, Türkiye’nin demokrasi standardını daha yükseğe taşımak için gerekli mücadeleyi yapmaya devam edeceğiz.
Adaletin tesisi, adaletin tecellisi hukuk devleti ilkesinin daha da tahkimi, hukuki belirlilik ilkesinin daha da tahkimi anlamında çalışmalarımızı sürdüreceğiz ve gerçekleştirdiğimiz. Sessiz devrim sayılan reformları daha kalıcı hale getirerek ülkemizi inşallah yeni, demokratik, sivil bir anayasaya kavuşturmanın mücadelesi içinde olacağız.

Darbe anayasasıyla Türkiye’nin ikinci yüzyılına, ‘Türkiye Yüzyılı’na başlamadan bundan ülkemizi kurtaracağız. Bunun için tabii ki Meclis’te başlayan bir çalışma var. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız siyasi parti liderleriyle görüşmelerini gerçekleştirdi, gerçekleştirmeye devam ediyor. Tüm kesimlerin görüşlerini de alarak, parlamentoda bir uzlaşma zeminini inşallah sağlayarak darbe anayasasından ülkemizi kurtaracağız. Buna inanıyorum.
Çünkü anayasamızın sadece yazanlar bakımından darbecilerin yazdırmış olması, demokratik bir ortamda yazılmamış olması ve bir darbe sonrası halkın temsilcileri tarafından hazırlanmamış olması bile tek başına değişiklik sebebidir. Anayasamızda bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz çok büyük reformlar oldu.
Özellikle yargı birliğinin sağlanması, kamu denetçiliği, bilgi edinme hakkı, özel hayatın korunmasına ilişkin kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemeler, kadın haklarının güçlendirilmesi, çocukların korunması, çocuk haklarının güçlendirilmesi, sıkıyönetimin kaldırılması, darbecilerin yargılanmasının önünün açılması, Milli Güvenlik Kurulu’nun sivilleştirilmesi gibi birçok yapısal reformları hayata geçirmiştik anayasa değişiklikleriyle tabii tüm bu değişiklikler anayasamızdaki yeknesaklığı da bozdu.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yönetim sistemimizde daha demokratik bir yapıya kavuştu. Cumhuriyeti güçlendiren, halkın doğrudan doğruya yürütmeyi belirleyebildiği sistem koalisyonları, istikrarsızlığı geride bırakan bir yönetim sistemine de adım attık.
Tüm bu değişiklikler sonrasında yine uyum yasalarıyla beraber, şu önümüzdeki 4 yıllık sürede inşallah yeni, demokratik, sivil, katılımcı, temel hak ve özgürlükleri öne alan, onu daha da korumayı güçlendiren bir anlayışla inşallah yeni bir anayasayı milletimize olan görevimizi yaparak inşallah gerçekleştiririz. Bütün temennimiz budur.”
SORU:
Biz yola çıktığımızda MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin önemli bazı açıklamaları oldu Sayın Cumhurbaşkanım. Biz de bunu uçaktan takip ettik. Bazı ifadelerini sizinle paylaşmak istiyorum ve bu konuyla ilgili değerlendirmelerinizi rica edeceğim efendim. Siyasette normalleşme arayışlarını temel aldığı açıklamasında Sayın Bahçeli şu ifadeleri kullandı; “Siyasi partiler arasında normalleşme ve yumuşama arayışlarının temel alınarak çok bilinmeyen ve yeni bir denklemin kurulmak istendiği gözlemlenmektedir. Bu kapsamda siparişi yapılan normalleşme ve yumuşama atmosferinin sürdürülebilir hale gelmesinin önünde şayet MHP bariyer olarak telakki ve tarif ediliyorsa, bu konuda da geniş bir ittifak husule gelmişse, bize düşen sorumluluk ülkemiz ve milletimiz uğruna her türlü fedakarlığı göze almak, gereğini ise gönül huzuruyla yapmaktır.” dedi daha sonra AK Parti içindeki gayri memnun kesimden bahsetti. “Eğer devamlı suyu bulandıranlar dikkate alınırsa AK Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın vücuda gelmesi, buna da altılı masanın diğer unsurlarının desteği MHP’nin samimi dileği ve temennisidir.” diye devam etti sonra da dedi ki, “Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı görüşmeler, kurduğu ilişkiler, icra ettiği ikili temaslarını saygı karşılıyor, zatı devletlerine daha da rahatlatmak için bir kez daha feragatle hareket edip karşılıksız inisiyatif alıyor ve bu tercihi aziz milletimizle paylaşıyoruz.” Sayın Cumhurbaşkanım bu açıklamaları cümleleri nasıl değerlendirdiniz efendim?
CEVAP:
“BAHÇELi’NİN AÇIKLAMALARIN NET BİR DURUŞ VARDIR”
Sayın Devlet Bey’in yapmış olduğu açıklama bir devlet adamı yaklaşımıyla, sakin, herhangi bir tartışmaya fırsat vermeden yapılmıştır. Konuyu bu şekilde kapatmış olması, bence gayet isabetlidir. Bizler Cumhur İttifakı olarak asla duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz. Parti sözcümüz Ömer Çelik Bey zaten gereken açıklamaları detaylıca yaptı. Bu açıklamalarda da dikkat ederseniz tahrik ve dalaşma yoktur. Sadece net bir duruş vardır. Cumhur İttifakı’nın bir tarafı olarak partimizin duruşunu belirtmesi bakımından Ömer Bey’in açıklaması isabetli olmuştur. Diğer taraftan CHP’den yapılan bazı açıklamalar oldu.
“HAZMEDEMEDİLER”
Biz iade-i ziyareti yapmak suretiyle siyasete bir yumuşama, bir kibarlık getirelim dedik. Ama bu kibarlıktan anlamayanlar İstanbul’da basın toplantısı yaptılar ve orada belli ki birilerinin etkisi altında kaldılar. Demek ki bazı yerlerden onay aldılar. Bunlar tabii doğru şeyler değil, güzel şeyler değil. Sürece katkı sağlayan şeyler değil. Yani bu, yumuşama değildir. Siyasete yeni bir başlangıç getirme değildir. Bizim iade-i ziyaretimizi demek ki hazmedemediler. Eğer bu iade-i ziyaretimizi CHP’nin başındaki arkadaş hazmedebilseydi, bu tür bir açıklamayı yapmaya gerek duymazdı. Böyle bir açıklama karşısında ben Cumhurbaşkanı olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başkanı olarak, buna cevap vermeyi dahi yanlış bulurum. Ama onlar ne yaparsa yapsın. Biz Cumhur İttifakı olarak aynı duruşumuzu, aynı dayanışmamızı devam ettireceğiz. Şunu da söyleyeyim, Cumhur İttifakı bir altılı masa değildir. Altılı masanın içinde yer alanlar, bildiklerini okusunlar.
SORU:
Sayın Cumhurbaşkanım gündemdeki önemli konulardan bir tanesi de yeni anayasa. Özgür Özel’le görüşmenizde de bu gündeme geldi. Türkiye artık çağdaş ve sivil bir yeni anayasa yapabilecek mi? Neler düşünüyorsunuz?
CEVAP
“BİR TEKLİFİMİZİ YAPTIK”
Türkiye bu yeni dönemde yeni anayasayı gündemine almak suretiyle bir adım atabilir. Bizim bu ziyaretleri yapmamızın altında yatan gerçek de “her ne kadar ters görünse de CHP ile de böyle bir anayasa yapma başlığı altında buluşabilir miyiz?” arayışıydı. Teklifimizi yaptık. Onlardan “niye olmasın” noktasına gelen bir yaklaşım gördüm. Fakat iki gün sonra ortaya maalesef arzu etmediğimiz bir yaklaşım çıkınca bu durum da bizi üzmedi değil. Türkiye’nin artık darbe anayasası ayıbından kurtulması gerekiyor. Bu, siyaset kurumunun ve Meclisin millete karşı asli görevidir. Hiçbir siyasi parti bu yükümlülükten kaçamaz. Gerek Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş’un girişimleri, gerek bizim temaslarımız, artık yeni anayasa için adım atmanın zamanının geldiğini ortaya koymuştur. Mevcut anayasada birtakım değişiklikler yapılmış olması, darbe ruhunun anayasamızdan silindiği anlamına gelmiyor. Kaldı ki 1982 yılından bu yana dünya değişti, Türkiye gelişti ve yeni ihtiyaçlar ortaya çıktı. Milletin ihtiyaçlarına tam hizmet eden ideal anayasa bu millete siyasetin borcudur.
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gazetecileri Roma’ya götürmesini eleştiren Erdoğan, “Atanmış veya seçilmiş fark etmeksizin tüm makam sahipleri daha dikkatli davranmalıdır.” diye konuştu.
Kamuda tasarruf mesajı veren Erdoğan, “Biz daha az kaynakla daha başarılı hizmet verilmesini hedefliyoruz.” diye konuştu.
Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;
Önceki hafta Danıştay Başkanlığımızın 156’ncı yıldönümünü idrak ettik. Türk Polis Teşkilatının 179’uncu yılını geride bıraktık. Kara Kuvvetlerimizin 2 bin 233’üncü yaşını kutlayacağız. Bugün de Sayıştay’ın kuruluşunun heyecanını yaşıyoruz.
Kamu görevi kaynağı milletin dişinden tırnağından artırdığı vergilerden olan, vebali ağır bir vazifedir. Hiçbir ayrım yapmadan bütün kamu personellerimiz hesabı çetin olan bir görevi ifa etmektedir. Ülkeye hizmet yolunda rehavete yer yok, millete hizmet etmemenin mazereti olamaz. Devlet işleri ciddiyetle, samimiyetle ve özveriyle icra edilmelidir. Devlet erklerimizin tamamı millete hizmetkarlık için vardır.
“BAZI KAMU HİZMETLERİNDE VATANDAŞLARIMIZIN ŞİKAYETLERİNİN ÇOĞALDIĞININ FARKINDAYIZ”
Hantal devlet yapısından, çevik ve atılgan devlete geçilmesi için gayret gösterdik. Tüm vesayet biçimleri gibi bürokratik vesayeti de bir tehdit kaynağı olarak gördük. Vatandaşa tepeden bakanlara, insanımıza eziyet edenlere, bahanelere sarılanlara hukukun gereğini yapmaktan çekinmedik.
Son dönemde bazı kamu hizmetlerinde vatandaşlarımızın şikayetlerinin çoğaldığının farkındayız. Kurumlarımız çalışırken idari, mali, hukuki bazı sorunlarla karşılaşılması tabiidir. Ancak bunlar işi ertelemenin mazereti olamaz. Halktan sorunlardan kopuk, görev şuuru eksik eski alışkanlıkların tekrar baş göstermesine izin vermeyiz.
Vatandaşlarımızın kamu hizmetlerinden memnuniyetini artırmak için gayretlerimizi daha da yoğunlaştıracağız. Tüm kamuyu denetleyen Sayıştay’ın da tespitlerinden istifade ediyoruz.
“EN BÜYÜK SORUNUMUZ OLAN SİYASİ BELİRSİZLİK ORTADAN KALKTI”
Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşını kutladık. Büyük umutlar ve hedeflerle ikinci asra yelken açtık. Güçlü ve hesap verilebilir siyasal sistem, sağlam ekonomik yapı anlamına geliyor. Türkiye Yüzyılı’nın kilometre taşlarından birisi anayasal demokrasimizin sivil anayasa ile güçlendirilmesidir.
Anayasa’nın demokratikleşmesine yönelik kritik adımlar attık. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürütmenin demokratik meşruiyetini sağlamlaştırdı. En büyük sorunumuz olan siyasi belirsizlik ortadan kalktı.
“HER TÜRLÜ ADIMI ATMAYA HAZIRIZ”
Milletimiz seçim gecesi sandıkların açılması ve sonuçların belli olmasıyla kaldığı yerden işine gücüne döndü. Belirsizlik nedeniyle bedel ödeyen ülkemiz bunun tarihi bir kazanım olduğunu gördü. Sistemin işleyişinde pürüzler çıkabilir. Bu pürüzleri gidererek sistemin etkin çalışmasını sağlamak siyaset kurumunun uhdesindedir. Sistemi iyileştirmeye her türlü adıma hazırız. Eski sisteme dönüş bir polemiktir, bunun ülkeye ve millete yarar sağlamaz.
‘YENİ ANAYASA’ MESAJI
Yeni anayasa da gelecek vizyonumuzun parçasıdır. Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarmak bizim için milli görevdir. Kuvvetler arasında denge kuran, demokratik hukuk devletini esas alan yeni bir anayasa borcumuz vardır. Önümüzdeki dönemde bu borcu ödemek için çalışmaya devam edeceğiz.
Demokrasilerde bütçe hakkının parlamentoya geçmesiyle birlikte bu alanda uzmanlaşan kurumlar ihdas edilmiştir. Kamu kaynaklarının mevzuata uygun harcanması için Sayıştay çok önemli roller üstleniyor.
KAMUDA TASARRUF
Kamuda verimlilik ve tasarruf paketini paylaştık. Türkiye altını, elması olan bir ülke değildir. Biz çalışarak, didinerek ayakta kalan bir ülkeyiz. Kamuda tasarrufu sadece harcamaların kısılması olarak göremeyiz.
Biz daha az kaynakla daha başarılı hizmet verilmesini hedefliyoruz. Kurumlarımızın iş süreçlerinin yeniden düzenlenmesine, teknolojinin en üst düzeyde kullanılmasına, idari yapıların yeniden gözden geçirilmesini göz önünde tutuyoruz.
Sivil-askeri tüm kurumları, KİT’leri, belediye şirketleri dahil her kuruluşu Sayıştay kapsamına aldık. Sayıştay yüksek denetimin tüm metotlarına sahip oldu. Sayıştay’ı hak ettiği konuma yine biz getirdik.
Sayıştay’ın sorumluluğunu yerine getireceğine, tüm kurumlara örnek olacağına inanıyorum.
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gazetecileri Roma’ya götürmesini eleştiren Erdoğan, “Atanmış veya seçilmiş fark etmeksizin tüm makam sahipleri daha dikkatli davranmalıdır.” diye konuştu.
Kamuda tasarruf mesajı veren Erdoğan, “Biz daha az kaynakla daha başarılı hizmet verilmesini hedefliyoruz.” diye konuştu.
Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;
Önceki hafta Danıştay Başkanlığımızın 156’ncı yıldönümünü idrak ettik. Türk Polis Teşkilatının 179’uncu yılını geride bıraktık. Kara Kuvvetlerimizin 2 bin 233’üncü yaşını kutlayacağız. Bugün de Sayıştay’ın kuruluşunun heyecanını yaşıyoruz.
Kamu görevi kaynağı milletin dişinden tırnağından artırdığı vergilerden olan, vebali ağır bir vazifedir. Hiçbir ayrım yapmadan bütün kamu personellerimiz hesabı çetin olan bir görevi ifa etmektedir. Ülkeye hizmet yolunda rehavete yer yok, millete hizmet etmemenin mazereti olamaz. Devlet işleri ciddiyetle, samimiyetle ve özveriyle icra edilmelidir. Devlet erklerimizin tamamı millete hizmetkarlık için vardır.
“BAZI KAMU HİZMETLERİNDE VATANDAŞLARIMIZIN ŞİKAYETLERİNİN ÇOĞALDIĞININ FARKINDAYIZ”
Hantal devlet yapısından, çevik ve atılgan devlete geçilmesi için gayret gösterdik. Tüm vesayet biçimleri gibi bürokratik vesayeti de bir tehdit kaynağı olarak gördük. Vatandaşa tepeden bakanlara, insanımıza eziyet edenlere, bahanelere sarılanlara hukukun gereğini yapmaktan çekinmedik.
Son dönemde bazı kamu hizmetlerinde vatandaşlarımızın şikayetlerinin çoğaldığının farkındayız. Kurumlarımız çalışırken idari, mali, hukuki bazı sorunlarla karşılaşılması tabiidir. Ancak bunlar işi ertelemenin mazereti olamaz. Halktan sorunlardan kopuk, görev şuuru eksik eski alışkanlıkların tekrar baş göstermesine izin vermeyiz.
Vatandaşlarımızın kamu hizmetlerinden memnuniyetini artırmak için gayretlerimizi daha da yoğunlaştıracağız. Tüm kamuyu denetleyen Sayıştay’ın da tespitlerinden istifade ediyoruz.
“EN BÜYÜK SORUNUMUZ OLAN SİYASİ BELİRSİZLİK ORTADAN KALKTI”
Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşını kutladık. Büyük umutlar ve hedeflerle ikinci asra yelken açtık. Güçlü ve hesap verilebilir siyasal sistem, sağlam ekonomik yapı anlamına geliyor. Türkiye Yüzyılı’nın kilometre taşlarından birisi anayasal demokrasimizin sivil anayasa ile güçlendirilmesidir.
Anayasa’nın demokratikleşmesine yönelik kritik adımlar attık. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürütmenin demokratik meşruiyetini sağlamlaştırdı. En büyük sorunumuz olan siyasi belirsizlik ortadan kalktı.
“HER TÜRLÜ ADIMI ATMAYA HAZIRIZ”
Milletimiz seçim gecesi sandıkların açılması ve sonuçların belli olmasıyla kaldığı yerden işine gücüne döndü. Belirsizlik nedeniyle bedel ödeyen ülkemiz bunun tarihi bir kazanım olduğunu gördü. Sistemin işleyişinde pürüzler çıkabilir. Bu pürüzleri gidererek sistemin etkin çalışmasını sağlamak siyaset kurumunun uhdesindedir. Sistemi iyileştirmeye her türlü adıma hazırız. Eski sisteme dönüş bir polemiktir, bunun ülkeye ve millete yarar sağlamaz.
‘YENİ ANAYASA’ MESAJI
Yeni anayasa da gelecek vizyonumuzun parçasıdır. Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarmak bizim için milli görevdir. Kuvvetler arasında denge kuran, demokratik hukuk devletini esas alan yeni bir anayasa borcumuz vardır. Önümüzdeki dönemde bu borcu ödemek için çalışmaya devam edeceğiz.
Demokrasilerde bütçe hakkının parlamentoya geçmesiyle birlikte bu alanda uzmanlaşan kurumlar ihdas edilmiştir. Kamu kaynaklarının mevzuata uygun harcanması için Sayıştay çok önemli roller üstleniyor.
İBB’NİN ROMA GEZİSİ: KİMSE KUSURA BAKMASIN…
İster merkezi ister yerel yönetim olsun milletin vergilerini harcayan hiçbir kurum insanımızın yüreğini sızlatacak bir savurganlık içinde olamaz. Son dönemde eş dost atamalarıyla birlikte belediye imkanlarının kişisel amaçlar için kullanıldığını görüyoruz. Kimse kusura bakmasın, milletin cebinden basına özel uçakla Roma turu yaptırmanın hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Atanmış veya seçilmiş fark etmeksizin tüm makam sahipleri daha dikkatli davranmalıdır.
KAMUDA TASARRUF
Kamuda verimlilik ve tasarruf paketini paylaştık. Türkiye altını, elması olan bir ülke değildir. Biz çalışarak, didinerek ayakta kalan bir ülkeyiz. Kamuda tasarrufu sadece harcamaların kısılması olarak göremeyiz.
Biz daha az kaynakla daha başarılı hizmet verilmesini hedefliyoruz. Kurumlarımızın iş süreçlerinin yeniden düzenlenmesine, teknolojinin en üst düzeyde kullanılmasına, idari yapıların yeniden gözden geçirilmesini göz önünde tutuyoruz.
Sivil-askeri tüm kurumları, KİT’leri, belediye şirketleri dahil her kuruluşu Sayıştay kapsamına aldık. Sayıştay yüksek denetimin tüm metotlarına sahip oldu. Sayıştay’ı hak ettiği konuma yine biz getirdik.
Sayıştay’ın sorumluluğunu yerine getireceğine, tüm kurumlara örnek olacağına inanıyorum.
]]>“UNUTMAYACAĞIZ VE AFFETMEYECEĞİZ”
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Kim ne derse desin Yassıada mahkemelerinde türlü baskılara işkenceye maruz kalan her 3 devlet adamımız isimlerini milletimizin gönlüne şehit olarak yazdırmışlardır. Bu millet merhum Menderes ve arkadaşlarını her zaman şükranla ve biraz da idamlarına engel olamamanın mahcubiyetiyle hatırlayacaktır. 27 Mayıs 1960 milletin gönlünde derin yaralar açtı. Üzerinden değil 64 sene asırlar bile geçse darbecileri unutmayacağız ve affetmeyeceğiz. Yassıada mahkemelerinde yaşanan hiçbir sahne ve alınan hiçbir karar tesadüf değildir.

“EN FAZLA DARBE GİRİŞİMİNE MARUZ KALAN HÜKÜMETİZ”
Menderes ve arkadaşlarının şahsına önce mahkum edilen, sonra idam edilen milletin özgür iradesidir. Anadolu ihtilalini içlerine sindiremeyenler 22 yıl boyunca milli iradeyi gasp etme girişimlerini sürdürdü. Türk siyasi tarihinin en fazla darbe girişimine maruz kalan hükümetiyiz
“MEVCUT ANAYASA İLE DEVAM EDEMEYİZ”
Uzlaşma aranmadan yapılan anayasalar doğumundan öte sakattır, kriz üretmeye daha yakındır. Yakın siyasi tarihimizde bunun örnekleri bulunuyor. Tartışmalardan yargıdaki gerilime kadar hepsiyle karşılaştık. Devlet ile vatandaş arasındaki ilişkiyi zehirleyen sebebin aynı olduğunu görüyoruz. Artık bazı gerçekleri kabullenmemiz gerekiyor. Elitlerin uzlaşısını yansıtan mevcut anayasa ile devam edemeyiz. Bu utancı milletimize daha fazla yaşatamayız. Meclis’imiz yeni anayasa yapacak olgunluğa, kudrete sahiptir. Yeni anayasanın milli bir ödev olduğuna inanıyorum.

Yassıada mahkemelerinde alınan hiçbir karar tesadüf değildir. Burası özellikle seçilmiştir.
Türk siyaseti özgüvensizlik girdabından bir türlü kurtulamadı. 27 Mayıs’ın karanlık gölgesi iradenin peşini bir türlü bırakmadı.
Kanlı terör eylemleriyle devlet ve millet arasına nifak sokmak istediler. Son olarak 15 Temmuz ile bizi ve milletimizi hedef alacak kadar göz kararttılar.

Bu ülkede bulanık suda demokrasiyi avlama dönemleri geride kaldı. Siyaset mühendisliği yapıldığı günler sona erdi. Bu ülkede fezlekeler, iddianameler, tetikçiler ve terör örgütleri üzerinden siyaset mühendisliği yapıldığı günler sona ermiştir.
“MASUM İNSANLARIN ONURUYLA OYNADILAR”
Milli iradeye darbe hançerini bunun için vurdular. Siyasetçileri örselediler. Masum insanların onuruyla bunun için oynadılar. Menderes ve iki arkadaşını bunun için astılar. Yıllarca 27 Mayıs’ı Hürriyet ve anayasa bayramı olarak bunun için kutladılar.
Türkiye’nin mevcut darbe anayasasına mahkum edilmesi, siyasete güveni zedeliyor.
Demokrasimize ve milli iradeye kimsenin pusu kurmasına izin vermeyiz.
İŞGALCİ İSRAİL’İN KATLİAM SALDIRILARI
İsrail mülteci kampına füze yağdırmıştır. Bu katliam terör devletini kalleş yüzünü bir kez daha ifşa etti. Netanyahu ülkesinde iyice köşeye sıkışmaktadır.

Hitler gibi, tarihteki diğer firavunlar gibi lanetle anılmaktan kurtulamayacak. İnsanlıktan zerre nasibini almamış bu katillerden hesap sorulması için elimizden geleni yapacağız.
Bakan Tekin, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda 81 ilden gelen öğrenciler ve öğretmenlerle buluştu. Tekin, buradaki Adnan Menderes Kongre Merkezi’nde, öğrencilerle birlikte Yassıada yargılamalarını anlatan ve mahkeme anının canlandırmasını içeren sinevizyon gösterimini izledi.

Gösterim sonrası gazetecilere açıklama yapan Tekin, Bakanlık olarak çocukların bu ülkeyi bir arada tutan temel değerlerine, tarihine sahip çıkmasını ve sahip çıkacak şekilde yetişmesini önemsediklerini söyledi.
Bu anlamda aldıkları bazı kararlara değinen Tekin, “Yıl sonundaki bu haftaları bu anlamda bu türden etkinliklere ayıracak bir projeksiyon çizmiştik. Şimdi de işte Demokrasi ve Özgürlükler Adası’yla başladı. Her il kendi bölgesinde benzer etkinlikler yapacak. Derdimiz, meramımız şu; çocuklarımız bu ülkenin tarihine, geçmişine, kahramanlarına, atalarına, değerlerine sahip çıksınlar.” diye konuştu.
Bakan Tekin, 27 Mayıs’ın yıl dönümüne işaret ederek, “Türkiye’de Cumhuriyet’le başlayan demokratik süreçte halkın, milli iradenin seçtiği siyasi iktidarın silahlı bürokratlar tarafından alaşağı edildiği, demokrasimizin sekteye uğratıldığı bir dönem. Tarihimizde çocuklarımızın demokrasiye sahip çıkması açısından 27 Mayıs’la ilgili bu anlamda bilgi sahibi olmalarını arzu ediyoruz.” dedi.

Ziyarete, Türkiye’nin değişik illerinden 300’e yakın kişinin katıldığını aktaran Tekin, “Tevafuk, bunların içerisinde 13 tane de ismi doğrudan Adnan Menderes olan çocuğumuz var. Bu biraz önce izlediğimiz filmde de rahmetli Menderes son cümlesinde diyor ki ‘Beni öldürebilirsiniz ama bu milletin kalbinden asla silemezsiniz.’ Gerçekten de bu, bunu gösteriyor. Demokrasiye, halka, milletin iradesine uzanan eller bir şekilde alaşağı ediliyor ve halk, millet kendi iradesine, kendi değerlerine her daim sahip çıkıyor.” ifadelerini kullandı.
Bakan Tekin, Türkiye’yi 27 Mayıs’a götüren sürece dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“6-7 Eylül olaylarıyla başlayıp 27 Mayıs’la nihayetlenen süreç, Türkiye’de darbeler tarihi açısından gerçekten çok kötü bir süreç. Benzeri dönemi 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta yaşadık. Ümit ediyoruz ki bir daha yaşanmasın bunlar. Bir daha yaşanmaması için bu türden demokrasiye uzanan eller olursa çocuklarımız, gençlerimiz hep beraber demokrasiye, milli iradeye sahip çıksınlar diye bu tür etkinlikleri yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz.”

Çocukların burada olan bitenin ne anlama geldiğini anlamış durumda olduklarını dile getiren Tekin, adada emeği geçenlere teşekkür etti.
Bakan Tekin, gündemde çokça konuşulan Anayasa değişikliğine değinerek, konuşmasına şöyle devam etti:
“O gün emirle yargılama yapanlar, aynı emirle 27 Mayıs Anayasası’nı, 12 Eylül Anayasası’nı yaptılar. Bugünlerde ilginç bir şekilde Türkiye sivil bir anayasa sürecini tartışıyor. İnşallah darbecilerin yaptığı anayasalardan kurtulduğumuz bir süreci de yaşarız. 12 Eylül Anayasası’nı da bir gün değiştireceğimize dair, biz değiştiremesek eğer bu çocuklarımızın değiştireceğine dair inancım sonsuz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu ülkeye, bu ülkenin kurtuluşuna, bağımsızlığına, ekonomik yapısına, siyasi yapısına hizmet etmiş, vatan aşkıyla kendilerini feda edecek düzeyde çalışmış büyüklerimize hep beraber saygı duymamız lazım. Ben, çocuklarımızdan, gençlerimizden bunu istiyorum. Tüm bu şehitlerimizin, büyüklerimizin, atalarımızın ruhları şad olsun, mekanları cennet olsun. Bize de arkamızdan çocuklarımızın dua edecekleri işler yapmayı Allah bize nasip etsin diyelim.”
Tekin, çocuklarla sohbet ederek fotoğraf çektirdi, ada hakkındaki izlenimlerini dinledi.

ÖĞRENCİLER DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLER ADASI’NDA TARİHİN İZİNDE
Türkiye’nin 81 ilinden Demokrasi ve Özgürlükler Adası’na gelen katılımcılar, Bakan Tekin’in ziyareti öncesinde, milletin vicdanında derin yaralar açan 27 Mayıs 1960 darbesine dair hatıra noktalarını deneyimledi.
Katılımcılar bu kapsamda adada, Türk siyasi tarihinin simge isimlerinden Adnan Menderes ve 27 Mayıs 1960 askeri darbesinde o dönemki adıyla Yassıada’da yargılanan vatandaşların aziz hatıralarından oluşan merkezleri ziyaret etti.
Demokrasi ve Özgürlükler Müzesi’nde Türkiye’nin yakın tarihini öğrenen katılımcılar, Yerine Ulaşmayan Mektuplar Anıtı’nda Demokrat Partili sanıkların maruz kaldıkları baskı ve izolasyonu inceledi.
Katılımcılar, Karanlıktan Aydınlığa Açık Hava Sergisi’nde adanın tarihini kronolojik sırada yazılı ve görsel olarak gördü, Adnan Menderes Müzesi’nde merhum Başbakan’ın hayatında dönüm noktası olan anlara şahitlik etti, Yassıada’daki mahkumiyet odasına tanık oldu.
“Demokrasinin ışığı hiç sönmesin” mottosuyla 24 saat boyunca yanan Demokrasi Feneri’nde ve Demokrasi Meydanı’nda gezen katılımcılar, Oramiral Sadık Altıncan Kütüphanesi’nde vakit geçirdi.
Katılımcılar, Hasan Polatkan Spor Salonu ve 27 Mayıs Müzesi’nde Yassıada yargılamalarını yerinde gözlemledi ve mahkeme anının canlandırılmasını içeren sinevizyon gösterimini izledi.
Ziyarete katılan bazı öğrencilerin adı Adnan Menderes’ti. Bu çocuklar, isimlerini alma hikayelerini anlattı. Aile büyüklerinin merhum Başbakan’ı çok sevdiğini ifade eden çocuklar, adadan çok etkilendiklerini söyledi.
Reuters haber ajansının aktardığına göre, yaşanan olaylarda altı kişinin öldüğü Yeni Kaledonya’nın başkenti Noumea’ya giden Cumhurbaşkanı Macron, buradaki siyasi liderler ve iş insanları ile yaptığı görüşme sırasında, “İlerleyen saat ve günlerde, gerekli görülürse devasa yeni operasyonlar planlanacak; cumhuriyet düzeni kendi bütünlüğü içinde yeniden tesis edilecek çünkü başka seçenek yok” ifadelerini kullandı.
“GEREKİRSE OLİMPİYATLAR SIRASINDA DA POLİS BURADA KALACAK”
Macron’un ziyareti öncesinde sosyal medyaya ve basına yansıyan görüntülerde, eylemcilerin yollara kurduğu barikatlar sebebiyle halen kapalı yollar olduğu görülmüştü. Helikopterle Yeni Kaledonya’ya giden Macron, halihazırda OHAL koşullarının devam ettiği bölgeye gönderilen 3 bin güvenlik personelinin, gerekli görülmesi halinde Paris Yaz Olimpiyatları sırasında da burada kalacağını söyledi.
“Ben kişisel olarak olağanüstü halin genişletilmemesi gerektiğini düşünüyorum” diyen Macron, OHAL’in ancak protestocuların yollara kurduğu barikatları kaldırması halinde kaldırılabileceğini söyledi. Macron’la görüşmeye katılanlar arasında, yerli Kanak halkının siyasi liderleri de yer aldı. Bu isimlerin arasında Yeni Kaledonya Hükümet Başkanı Louis Mapou ve Kongre Başkanı Roch Wamytan da vardı. Görüşmenin öncesinde açıklama yapan bağımsızlık yanlısı Kanak Sosyalist Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLNKS) Macron’un ‘diyaloğu hayata döndürecek’ güçlü bir açıklama yapmasını beklediklerini söyledi.
“BİZE CEVAP VERİN: TASARIYI GERİ ÇEKECEK MİSİNİZ?”
Öte yandan, France Info’nun haberine göre, Yeni Kaledonya Kongresi Başkanı, UC-FLNKS ve Milliyetçiler grubundan Roch Wamytan, Fransa hükümetinin ‘Yeni Kaledonya çıkarmasını mizansen’ olarak niteledi. Wamytan, 10 gündür yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekerek, Macron’un ‘kan ve ateş içinde’ olan adaya gelmesini eleştirdi.
Macron’a ziyaretinde eşlik eden kişiler arasında, geçmişte Fransa hükümeti ile müzakere süreçlerinde ‘sıkıntı yaşadıkları’ isimlerin de bulunduğuna işaret eden Wamytan, ziyaretin ‘formatının iyi olmadığı’ değerlendirmesinde bulundu. Macron’a “Bize cevap verin! Anayasa değişiklik tasarısını geri çekecek misiniz?” sorusunu yönelteceklerini belirten Wamytan, tasarının geri çekilmesini müzakere sürecinin ön koşulu olarak değerlendirdi.
“YENİ KALEDONYA’YI GERÇEK ÖZERKLİK İLE BULUŞTURUN”
Adalar Eyaleti Başkanı Jacques Lalie ise Macron’a hitaben yazdığı mektupta, Yeni Kaledonya’da ‘sakin ve barış içinde geleceğin’ yeni egemenlik anlayışıyla mümkün olabileceğini söyledi. Bunu, ‘Fransa ile ortak ya da bağlantılı ancak Fransa’ya ait olmayan egemenlik’ şeklinde tanımlayan Eyalet Başkanı Lalie, Yeni Kaledonya’nın mevcut statüsünden çıkarılmasını ve ‘gerçek özerklik’ ile buluşturulmasını istedi.
Lalie, adadaki gerginliğin azaltılması ve Kanak halkının meşru taleplerinin gerçekten dikkate alınması için ‘zorunlu yatıştırma yolunun’ Fransız hükümetinin yerli halkın seçimlerdeki nüfuzunu azaltan anayasal reform tasarısını geri çekmesi olduğunu vurguladı.
NE OLMUŞTU?
Yeni Kaledonya’da Fransa hükümetinin yerel halkın gücünü kırmaya neden olacak anayasal reform girişimine karşı çıkan bağımsızlık yanlıları 13 Mayıs’tan itibaren harekete geçmişti. Fransa hükümeti, başta başkent Noumea olmak üzere adanın farklı noktalarında şiddet olaylarının tırmanmasının ardından bölgeye polis ve jandarma sevk etmeye başlamıştı. Fransa Başbakanı Gabriel Attal 15 Mayıs’ta sosyal medya platformu TikTok’un yasaklandığını ve adada olağanüstü hal ilan edildiğini duyurmuştu. Ada’da Fransız seçmen sayısını artıracak anayasal reformun yürürlüğe girebilmesi için, Fransız Parlamentosu’nun iki kanadının bir arada toplandığı Kongre’de kabul edilmesi gerekiyor.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.
İşte Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar;
Can Azerbaycan’a desteğimizi yineledik. Azerbaycanlı kardeşlerimizin Kahramanmaraş’ta inşa ettirdiği deprem konutlarının yapımı devam ediyor. Bu konutlara aramızdaki sarsılmaz kardeşlik bağının bir sembolü olarak bakıyoruz. 3 yıldır işgal altında bulunan 4 köyün Azerbaycan’a iadesi konusunda mutabakata varılmasını memnuniyetle karşıladık.
“HER TÜRLÜ ÇABAYI GÖSTERECEĞİZ”
Azerbaycanlı kardeşlerimiz barış isteyen taraf olduklarını bu güne kadar defalarca gösterdiler, aynı tavrı Ermenistan yönetiminden de bekliyoruz.
Türkiye olarak kalıcı barışa ulaşılması için her türlü çabayı göstereceğiz.
YENİ ANAYASA MESAJI
Adliyenin kapısını adaletin kapısına dönüştürmek için pek çok adım attık. Hükümetlerimiz döneminde milletimizin takdiriyle gerçekleştirilen anayasa değişiklikleri mevcut anayasanın artık kangrene dönüşmüş sorunlarını giderdi.

Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünü üzülerek ifade ediyorum darbe anayasası ile karşıladık ve geçirdik. Bunu Türk siyaseti adına bir eksiklik olarak gördüğümü daha önce de dile getirdim.
Yeni anayasaya ihtiyaç var. Siyaset, sivil anayasa yapabilecek kudrete sahip. Mevcut anayasanın yeni Türkiye’yi taşıması mümkün değil.
REİSİ’NİN ÖLÜMÜ
İran Cumhurbaşkanı sayın Reisi ve beraberindeki heyetin vefat ettiği helikopter kazasında İHA’ların önemi bir kez daha ortaya çıktı. Arama kurtarma çalışmalarında aktif görev üstlendiler. AKINCI zorlu hava şartlarına rağmen toplam 2100 kilometrelik uçuş gerçekleştirdi. Görevini başarıyla tamamladıktan sonra ülkemize döndü.
Savunma sanayisinin ülkemizdeki birkaç kesim tarafından hedef alındığını biliyoruz. Savunma Sanayii’nde devrim yaptık. Savunma ihracatımız 2023’te 5,5 milyar dolara yükseldi. 2002 yılında yüzde 80 oranında dışa bağımlıyken bugün neredeyse tamamını yerli ve milli imkanlarla karşılıyoruz.

MİÇOTAKİS’İN TÜRKİYE ZİYARETİ
Ortak menfaatlerimizin olduğu hususlarda uzlaşma zemini aramaktan da imtina etmeyeceğiz. Bunun sabır ve dirayet gerektiren bir süreç olduğunun farkındayız. Miçotakis’in de bizimle aynı hisssiyatı paylaştığını görüyoruz. Risklerin farkında olarak inşallah süreci kararlılıkla ilerleteceğiz. Türkiye uzatılan hiç bir eli havada bırakmaz.
“TÜRKİYE AÇISINDAN TEHDİTTİR”
Alkol, içki, uyuşturucu gibi doğrudan insan sağlığını ve aileyi tehdit eden belalarla mücadeleden anne ve çocukların korunmasına kadar geniş yelpazede devletin sorumlulukları ifade dilmiştir. Aile yapımızın muhafazası bizim için vazgeçilmezdir. Aile kültür emperyalizmine karşı en sağlam kalemizdir.
Doğurganlık hızındaki düşüş Türkiye için varoluşsal bir tehdittir.
TÜİK’in 2023 yılı doğum istatistikleri endişe vericidir. Bu, açık söylüyorum, Türkiye açısından varoluşsal bir tehdittir, bir felakettir.
3 çocuk tavsiyemizden dolayı eleştiri aldık ama zaman bizi haklı çıkardı. 3 çocuk çağrımızın önemi daha iyi anlaşılıyor.
EUROVİSİON TEPKİSİ
Türkiye’yi 12 yıldır Eurovision kepazeliğinden uzak tutarak ne kadar isabetli bir karar verdiğimizi daha iyi anlıyoruz
Eurovision’da gençlere rol model olarak taktim edilen tuhaf tiplerin toplumsal yozlaşmanın Truva atlarıdır. Bu tür etkinliklerde normal bir insana rastlamak imkansız hale geldi.
Gelecek dönem Türkiye’nin çok daha ileri gidebilmesi için birlikte mücadele edileceğini, bu dönemin Türkiye’nin bütün kesimleri için tarihi bir dönem olduğunu dile getiren Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Cumhuriyetimizin ikinci asrına girdiğimiz, önümüzde önemli hedefleri belirlediğimiz bir dönemin başlangıcındayız. Türkiye’yi daha ileriye götürmek, daha güçlü yarınlara taşımak, her birimizin bulunduğu mevzide işini en iyi şekilde yapmasıyla kaimdir. Bunun için hep beraber devam edeceğiz, mücadele edeceğiz. Aynı hedefler, aynı milli istikamet üzerinde yürüyeceğiz ve bu ülkeyi Cumhuriyet’in ikinci asrında çok daha güçlü ve büyük bir ülke yapacağız.”
“NASIL BİR YÖNTEMLE BİR ARAYA GELECEĞİMİZİ HEP BERABER BELİRLEYECEĞİZ”
Son dönemde yürütülen anayasa çalışmalarına değinen Kurtulmuş, TBMM’nin üzerine düşen sorumlulukların en başında gelenlerden birisinin yeni bir anayasayla iki darbenin ürünü olan mevcut anayasayı sivil, demokratik, kapsayıcı, kuşatıcı bir çerçeveye oturtmak ve yoğun şekilde yapılan tartışmalar sonucu Türkiye için en hayırlı sonucu çıkarabilmek olduğunu söyledi.
Açık, şeffaf ve iyi belirlenmiş bir süreci yürütmek için azimle, gayretle çabaladıklarını vurgulayan Kurtulmuş, “Meseleyi birtakım kısıtlar altında tutmamak için, birtakım siyasi tartışmaların konusu haline getirmemek için bütün bu süreci siyasi partilerimizle birlikte TBMM çatısı altında sürdüreceğiz.” dedi
Kurtulmuş, siyasi partilerin anayasasının olmayacağını, siyasi partilerin anayasa tekliflerinin olacağını vurguladı.
Meclis’te grubu bulunan veya bulunmayan partilerin hepsinin görüşlerini alacaklarını belirten Kurtulmuş, “Ayrıca nasıl bir yöntemle bir araya geleceğimizi bütün bu tartışmaların sonucu hep beraber belirleyeceğiz. Yine sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, hukuk camiasının ve ‘Benim de bu konuda bir fikrim var’ diyen herkesin sürece dahil olabileceği bir süreci birlikte yöneteceğiz. Böylece bu milletin anayasa yaptığı demokratik bir sürecin olgunlaşmasını ve sonuç alınmasını sağlayacağız.” şeklinde konuştu.
Anayasanın sadece bir metin yazmaktan ibaret olmadığını dile getiren Kurtulmuş, “Eğer öyle olmuş olsaydı bir odaya çekilerek, milletin adına anayasa yazan darbecilerin anayasasının millet tarafından kabul görmesi gerekirdi.” dedi.
Kurtulmuş, 12 Eylül Anayasasının kabul edildiğinin ertesi gününden itibaren tartışmaya açıldığını ve çok kere birçok siyasi parti tarafından yerden yere vurulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Madem öyle böylesine büyük bir birikime sahip olan Türk demokrasisi olarak hep birlikte hedeflerimizi ortaya koyarak, sözümüzü söyleyerek, eğip bükmeden ve anayasa çalışmalarını bir siyasi tartışmanın tarafı haline getirmeden sonuç almak amacıyla bir araya geleceğiz ve inşallah hep birlikte olgun bir metni milletin gönlüne yatan, büyük çoğunluk tarafından kabul görmüş olan bir metni Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edeceğiz.
Ben şahsen bu kadar yıldır siyasetin içinde olan ve siyasetin içinde olmadığım dönemleri de iyi okumaya çalışmış bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak, anayasa hakkında kullanılacak, konuşulacak her şeyi dinlemeye hazırım ama bir tek şeyin demokrasimizle bağdaşmadığını söylemek isterim. Bu Meclis’in anayasa yapmaya yetkisi olmadığını, bu Meclis’in bir kurucu Meclis olmadığını söylemek, anayasa yapma yeteneği olmadığını söylemek demokrasiyi külliyen inkardır.
Şu andaki 28. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi anayasa yapmaya yetkilidir, bu gücü vardır, bu selahiyeti vardır ve bu yetkisi vardır. Parlamentoda yeter ki doğru zeminde doğru bir şekilde tartışmayı ve Türkiye toplumunda da farklı kesimlerin tartışmaya olgun bir şekilde katılmasını temin edebilirim.”
“DEMOKRASİDE YAPILMAYACAK TEK ŞEY, BİRBİRİNE KARŞI YUMRUK SALLAMAKTIR”
TOBB’un bu sürece bütün gücüyle destek vereceğine inandığını söyleyen Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Sizlerden her türlü katkıyı bekliyoruz. Her türlü platformda da yeni anayasa tekliflerinizin tartışmaya açılmasını sağlayacağınızı ümit ediyoruz. Çünkü iş dünyasının beklentilerinin, taleplerinin anayasa çalışmalarında gündeme gelmemesi düşünülemez. Bu vesileyle anayasa çalışmalarında bu salonda bir de 81 ilimizin hepsi temsil ediliyor. Hem TOBB’un niteliği gereği hem de aynı zamanda Türkiye’nin farklı yerlerindeki insanların beklentilerini, taleplerini alabilen bir kuruluş olarak onları da anayasa çalışmalarına aksettirmenizi ümit ediyorum. Bu vesileyle 80. Genel Kurulun bir kere daha hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.”
Türk demokrasisinin olgunluğunun alametlerinden birisinin, farklı fikirlere, siyasi kararlara sahip partilerin bir araya gelebilmesi, el sıkışabilmesi, müzakere edebilmesi olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “İnsanlar çok farklı fikirlerde olabilir. Yüksek perdeden müzakere de edebilir, mücadele de edebilir, münakaşa da edebilir. Ama demokraside yapılmayacak tek şey, birbirine karşı yumruk sallamaktır. Demokraside el sıkışarak en zor konuları halledebileceğimize inanıyorum ve Türkiye Yüzyılı’nda önümüzdeki dönemde Cumhuriyetimizin ikinci asrında üzerimize düşen temel sorumluluklardan birisinin de tartışarak ülkenin sorunlarının çözülmesi olduğuna yürekten inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

‘YEREL SEÇİMDE 2, GENEL SEÇİMDE 3 KAT YARDIM ALIYORLAR’
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıkladığı kamudaki tasarruf tedbirlerini desteklediklerini söyleyen Destici, “Cumhurbaşkanı Yardımcımız ve Hazine ve Maliye Bakanımızın tarafından tasarruf tedbirleri açıklandı. Biz bu tasarruf tedbirleri genelgesini destekliyoruz. Bunun inşallah eksiksiz ve harfiyen uygulanacağına da inanıyoruz. Biz Büyük Birlik Partisi olarak başından beri tasarruf diyen bir siyasi hareketiz. Aşırılığı, israfı, vurgunu, savurganlığı reddeden bir siyasi hareketiz. Bunun için bu tasarruf tedbirlerini destekliyor, uygulamasının da takipçisi olacağımızı söylüyoruz. Fakat eksik bulduğumuzu da ifade etmek istiyorum. Mesela siyasi partilere yapılan hazine yardımı neden kaldırılmadı. Eğer gerçek bir tasarruf yapacaksak, bu siyasi partilerin her yıl ve özellikle de seçim yıllarında ölçüsüz bir şekilde harcadığı bu seçim yardımı kaldırılsın. Madem tasarruf diyoruz, niye ki 5 siyasi partiye milyarlarca lira, milyonlarca demiyorum, her birine yüz milyonlarca lira milyarlarca alan da var ve toplamda 10 milyara yakın parayı biz bu 5 siyasi partiye veriyoruz. Her yıl veriyoruz. Bazı vatandaşlarımız bunu çok ayrıntılı bilmiyor. Yerel seçim olduğunda aldıkları paranın iki katı alıyorlar, genel seçim olduğunda da tam 3 katını alıyorlar. Örneğin, bu yıl 5 milyar alıyor olsaydı yerel seçimde 10 milyar, genel seçim olsaydı 15 milyar alacaktı. 15 milyar ne demek biliyor musunuz? 1 milyar 10 tane 100 milyon demek. 15 milyar 150 tane 100 milyon demek. Onun için bu hesapları iyi yapmak lazım. Bu hesapları yaparak arkadaşlarımızın ya da hükümet edenlerin tasarruf tedbirlerini genelgesini ya da uygulamasını genişletmesi lazım” ifadelerini kullandı.

‘ÜRETİM DESTEKLERİ TASARRUF TEDBİRLERİNE TAKILMAMALI’
Siyasi partilere verilen yardımın anayasaya aykırı şekilde verildiğini söyleyen Destici, “Anayasanın 68. Maddesinde siyasi partilere hakça ve yeteri miktarda yardım yapılır diyor. Bu zaten hakça da yapılmıyor, yeteri miktarda da yapılmıyor, yeteri miktarın çok üstünde yapılıyor. Yeteri miktar nedir? Her partinin varlığını sürdürebilecek kadar, çalışanlarının parasını ödeyebilmesi kadar bir yardım yapabilirsin. Avrupa’da da dünyada da bu şekilde yapılıyor. Ama bize geldiği zaman bu inanılmaz abartılıyor. Burada bir yasa değişikliği gerekiyor sorumluluk da meclise düşüyor, hükümete düşüyor. Bir an önce bu yasa değişikliğinin yapılması ve siyasi partilere haksız bir şekilde verilen, ölçüsüz bir şekilde verilen bu hazine yardımının da tasarruf tedbirleri kapsamında kaldırılması gerekiyor. Bununla birlikte üretimde desteklerin devam etmesi gerekiyor. Üretimdeki desteklerin tasarruf tedbirlerine takılmaması gerekiyor. Bugün Dünya Çiftçiler Günü ve çiftçilere desteğin kesilmemesi gerekiyor ki çok üreteceğiz, çok çalışacağız; gıda başta olmak üzere stratejik ürünlerde dışa bağımlı olmayacağız” dedi.
‘YENİ ANAYASA HALK OYLAMASINA SUNULMALI’
Partisinin kuruluşundan bugüne kadar, 1982 Anayasası’nın değişmesi gerektiğini savunduklarını söyleyen Destici, “Bazıları haklı olarak diyor ki, ‘Bu anayasada çok değişiklikler oldu, dolayısıyla bu anayasa, o anayasa değil’. Evet değişiklikler oldu ama hala bu anayasa o anayasa. Çünkü neden? Anayasayı kim yaptı ne zaman yapıldı diye bakıyorsun künyesine, ne çıkıyor? 1982 anayasası. Peki kim yaptırmış, 1980 darbesini yaptıran cunta yaptırmış. 83’de seçimler yapılıp, akabinde anayasa yapılmış olsaydı, belki o zaman bu anayasayı siviller yaptı derdik. Onun için burada hiçbir siyasi partinin bahane üretmemesi lazım. Yeni anayasa yapılıp, halk oylamasına sunulması lazım. Bazıları diyor ki meclis kendi arasında uzlaşsın, anlaşsın yeni anayasayı yapsın. Hayır. Yeni bir anayasa yapılacaksa mutlaka ama mutlaka meclisten 360’la değil 400’le de geçmiş olsa mutlaka milletin onayına gitmeli ve milletten geçer not almalıdır. Milletin onaylamadığı bir anayasa, bize göre yarı meşru olur, tam meşru olmaz. Tabi burada da öncelikle eğer cidden bir demokratikleşmeden, sivilleşmeden, milli iradenin tam olarak meclise ve yürütmeye yansımasından bahsedeceksek; o zaman esas değişiklik yapacağımız iki şeyden biri siyasi partiler yasası, ikincisi ise seçim kanunu. Bu ikisini yapmadıktan sonra yeni sivil bir anayasadan bahsedilemez. Ama herkes neyi konuşuyor, ilk 4 maddeyi konuşuyor, 66. Maddeyi konuşuyor. Bu maddelerle ilgili zaten sıkıntı olmaz. Yani Türkiye’nin kahır ekseriyetinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ve ilkeleriyle bir problemi yok zaten böyle bir talebi de yok. Kahır ekseriyetinin Türk tanımı ve Türk Diliyle de bir problemi yok. Zaten böyle bir problemi olan bu ülkenin varlığına da bütünlüğüne de milletin kardeşliğine de karşı demektir. Onlar da bölücülerdir, terör örgütlerinin uzantılarıdır yani hainlerdir” diye konuştu.

Yeni anayasa ile ilgili de konuşan Erdoğan “Cumhuriyetimizin 100’üncü yılının darbe ürünü bir anayasayla geçirilmiş olmasını Türkiye demokrasisine yakıştıramıyoruz. Bu eksikliğin yine milli irade ile giderilmesi demokrasimizin gücüne güç katacak, Türk siyasetinde yeni bir kilometre taşı olacaktır.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;
156 yıldır Danıştay çatısı altında görev yapan tüm hakimlerimizi şükranla yad ediyorum. Danıştay mensuplarına kıymetli hizmetlerinden dolayı ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.
“DEVLET ADALET DAĞITTIĞI SÜRECE GÜÇLÜDÜR”
Yüksek mahkemelerin her biri adalet için çalışıyor. Danıştay kamu ile vatandaşların ihtilafından nihai kara verici mercidir. Ecdattan kalan miras, geleceğe iletilecek emanettir. Devlet adalet dağıttığı sürece güçlüdür ayaktadır.
Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz refah olmaz. Adliyenin kapısını adaletin kapısı haline getirdiğimiz zaman geleceğe güvenle bakarız.
Adalet bekamızın güvencesidir. Yassıada gibi hukuk katliamlarını unutmuyoruz. Milletimizin kalbinde bir yara olarak hala kanıyor.
“DARBECİ ALÇAKLAR BAŞARILI OLSALARDI YENİ YASSIADA’LAR KURACAKLARDI”
Adalet sistemimiz bir dönem darbecilerin bir dönem oligarşik yapıların bir dönem de FETÖ’nün sultasına maruz kaldı. 15 Temmuz’da da darbeci alçaklar başarılı olsalardı yeni Yassıada’lar kuracaklardı.

“YARGININ YIPRATILMASINA ASLA İZİN VEREMEYİZ”
Sosyal medyada mağdur edilenlerin başında yargı organları ve yargı mensupları geliyor. Yargı eleştirilemez değildir. Kararları beğenmeyebilir eleştirebilirsiniz. Farklı mecralarda özgürce yazıp paylaşabilirsiniz.
Ancak yargının yıpratılmasına asla izin veremeyiz. Yargı mensuplarına çamur atılmasını kabul edemeyiz. Belli bir zümrenin menfaatini gözeten dar kadrocu anlayışların da devlet kurumları içinde yuvalanmasına izin vermeyiz.
“EN KIYMETLİ MİRAS”
Herkes yargıya yardımcı olmalı, işini kolaylaştırmalı. Adaletin eksiksiz ve gecikmeksizin tecellisine katlı sağlamalı. Güçlü, tarafsız, bağımsız, iyi ve seri işleyen bir adalet sistemi evlatlarımıza bırakabileceğimiz en kıymetli mirastır.

YENİ ANAYASA MESAJI
Yaptıklarımızın ve yapamadıklarımızın ışığında reform irademizi halen diri tutuyoruz. Türkiye, istikbalini ancak daha fazla demokrasi, daha fazla ekonomik refah ve bunlara paralel olarak daha fazla güvenlik üzerine inşa edebilir. Güvenlik, güçlü bir demokrasinin teminatıyken, demokrasi de güvenliğin dayanağıdır.
“TÜRKİYE DEMOKRASİSİNE YAKIŞMIYOR”
Ülkemize siviller tarafından hazırlanmış yeni bir anayasa kazandıramadık. Yeni ve sivil anayasa teklifimizin içerisinde işte bu anlayış vardır. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılının darbe ürünü bir anayasayla geçirilmiş olmasını Türkiye demokrasisine yakıştıramıyoruz. Bu eksikliğin yine milli irade ile giderilmesi demokrasimizin gücüne güç katacak, Türk siyasetinde yeni bir kilometre taşı olacaktır.
Siyaset kurumunun, ekonomik ve sosyal sorunları öne sürerek, sivil anayasa ihtiyacını gündemden düşürmek istemesini doğru bulmuyoruz. Yeni anayasa, sivil siyasetin alanını genişleterek, ekonomiden sosyal hayata, ülkemizin meselelerinin çözümünü daha da hızlandıracaktır.
“SİYASETTEKİ YUMUŞAMA ÖNEMLİ BİR FIRSAT”
Siyasetteki yumuşamayla birlikte farklı siyasi partiler arasındaki istişari görüşmelerin yoğunlaşması önemli bir fırsat teşkil ediyor. Biz, milletimizin beklentileri çerçevesinde üzerimize düşen yapıcı rolü oynamaya devam edeceğiz.
]]>Kurtulmuş, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grubu’nu ziyaret ederek, Eş Genel Başkanlar Tülay Hatımoğulları Oruç ve Tuncer Bakırhan ile görüştü.
Yaklaşık 45 dakika süren görüşmenin ardından Kurtulmuş ve Oruç, gazetecilere açıklama yaptı.
Yeni anayasa çalışmaları kapsamında yaptıkları görüşmeleri bugün parlamentoda grubu bulunan 3 parti ile sürdürdüklerini ve sürece ilişkin çerçeveyi DEM Parti ile paylaştıklarını anlatan Kurtulmuş, “Bu süreci açık, şeffaf, demokratik bir şekilde sürdürme talebimizi kendilerine ilettik. Değerli eş genel başkanlar ve grup başkanları, arkadaşlarıyla müzakere ettikten sonra bu yola ilişkin görüşlerini parti olarak kamuoyu ile paylaşacaktır. Bizim temennimiz, TBMM’de çok büyük bir çoğunlukla, siyasi partilerin üzerinde uzlaşabileceği bir anayasa çalışmasının ortaya konulması ve bunun da Meclis’te kabul edilmesidir.” diye konuştu.
Numan Kurtulmuş, detaylı açıklamayı bugünkü son ziyaretin ardından yapacağını kaydetti.
DEM PARTİLİ ORUÇ: YOL TEMİZLİĞİNE İHTİYAÇ VAR
DEM Parti Eş Genel Başkanı Oruç da Meclis Başkanı Kurtulmuş’a ziyaretinden dolayı teşekkür ederek, şu görüşleri paylaştı:
“DEM Parti olarak demokratik anayasa yapım sürecine Türkiye’nin ihtiyacı olduğu kanaatindeyiz. Bu konuyla ilgili çeşitli açıklamalarımız olmuştur. Biz, 12 Eylül Anayasası’nın uygulanmadığı bir dönemden geçerken ne yazık ki 12 Eylül Anayasası’nın değişmesi ve demokratik bir Türkiye’nin inşa edilmesi konusunda adımlar atılmasıyla ilgili görüşlerimiz kamuoyunca bilinmektedir. Bu dönemde elbette bir yol temizliğine ihtiyaç var. Türkiye’de bir demokratik anayasa yapım sürecini inşa edebilmek için mevcut baskı sürecinin, anti demokratik sürecin ortadan kalkması, Anayasa, AİHM hükümlerinin, kararlarının uygulanması gerekir. Bütün bunlar bizler açısından önemli.”
1 Mayıs’ta yaşanan olayları olumsuz karşıladıklarını ifade eden Oruç, “Böylesi bir zeminde anayasa yapım sürecinin zorluklarının olabileceğinin altını çizdik. En geniş yelpazedeki toplumsal bir mutabakatla bütün hakların anayasal güvence altına alındığı bir zeminde bir anayasa yapım sürecinin açılması elbette bizler açısından da önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
Oruç, Türkiye’nin derin bir ekonomik krizden geçtiğini; yeni anayasa tartışmalarının bu sorununun üstünü örtmeyecek şekilde gelişmesi gerektiğini, bu problemin çözülmesi konusunda bütün siyasi partilerin sorumluluğu olduğunu dile getirdi.
SAADET GRUBUNA ZİYARET
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, anayasa çalışmaları çerçevesinde Saadet Partisi Meclis Grubu’nu ziyaret etti.
Anayasa çalışmaları kapsamında Meclisteki siyasi parti gruplarını ziyaret eden Kurtulmuş’un bugün DEM Parti’den sonra ikinci durağı Saadet Partisi Meclis Grubu oldu. Kurtulmuş, ziyaretinde Saadet Partisi Grubu Başkanı Selçuk Özdağ, Grup Başkanvekilleri İsa Mesih Şahin ve Bülent Kaya, Saadet Partisi Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun ile görüştü.
Kurtulmuş, ziyaret sonrası yaptığı açıklamada anayasa konusunda Saadet Partisi Grubu’nun fikirlerini aldıklarını söyleyerek, görüşmenin olumlu gertiğini ifade etti.
Saadet Partisi Grup Başkanı Selçuk Özdağ ise, teklifi gruplarında değerlendireceklerini belirterek, “En önemli şey, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte kuvvetler ayrılığının net şekilde ayrılacağı söylenmişti. Gördüğümüz şu ki verdiğimiz soru önergelerinde dahi anayasa bakanlara diyor ki, ‘Soru önergelerine 15 günde cevap verin.’ Ama cevap vermiyorlar. Bununla ilgili çalışmalar yapılması gerekiyor. Biz Türkiye’nin konuşan Türkiye olmasını istiyoruz, susan değil. Konuştuktan sonra uzlaşan Türkiye, uzlaştıktan sonra anlaşan Türkiye” ifadelerini kullandı.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya da, siyasi zemine katkı saglayacak her türlü çabanın içinde olacaklarını belirterek, TBMM Baskanının da buna katkı ve çabaları olacağını kaydetti.
]]>Seçimler öncesinde AK Parti’nin adayının Abdullah Gül olacağı kulislere yansırken, özellikle askeri kesim, İslami kökenden gelmesi ve eşinin başörtülü olmasını gerekçe göstererek bu isme karşı çıkıyordu.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi 12 Nisan’da beraberindeki kuvvet komutanlarıyla düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında sarf ettiği “Cumhurbaşkanı Cumhuriyete sözde değil, özde bağlı olmalıdır” sözleri sürecin fitilini ateşledi.

Bu sözler iktidar tarafından tepki ile karşılanırken, başta Ankara ve İstanbul olmak üzere bazı büyükşehirlerde “Cumhuriyet mitingleri” düzenlendi.
Seçimler öncesinde yaşanan bir başka polemik konusu ise 367 tartışmasıydı. Anayasa’nın 102. maddesine göre Cumhurbaşkanı seçilebilmek için, ilk iki turda nitelikli çoğunluk olan 367 oy, sonraki iki turda ise salt çoğunluk olan 276 oy oranı aranırken, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Anayasa’da belirtilen 367’nin sadece karar yeter sayısı değil, aynı zamanda toplantı yeter sayısı olduğu tezini ortaya attı.
Bu görüşe göre oylamalara en az 367 kişinin katılması gerektiği, aksi halde sonucun geçersiz olacağı iddia edildi. Böylece Meclisteki sandalye sayısı 354 olan iktidar partisi, tek başına kendi oylarıyla Cumhurbaşkanı seçemeyecekti.

AK PARTİ GERİ ADIM ATMADI
Yaşanan bu tartışmalar ışığında tarihler, seçimin ilk turunun yapılacağı 27 Nisan 2007 gününü göstermişti.
Siyasi çevrelerde AK Parti’nin farklı bir isim çıkaracağı dillendirilirken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan beklenenin aksine seçimlerin yapılacağı 27 Nisan günü Gül’ü adaylığından geri adım atmadı.
İlk tur oylama 27 Nisan’da yapıldı. Oylamada 361 oy kullanılırken, Abdullah Gül 357 oy aldı. Oylamanın hemen sonrasında, CHP 367 iddiasıyla seçimi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.
Aynı günün gecesi Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine, daha sonra e-muhtıra olarak anılacak bir basın açıklaması konuldu.
Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine saat 23.30’da konulan bildiride, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılması için bitmez tükenmez gayret gösterildiği, hatta milli bayramlara alternatif kutlamalar yapıldığı” belirtiliyordu.

Siyasi tarihe “27 Nisan e-muhtırası” olarak geçen bildiride şunlar kaydedildi:
“Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk’ün, ‘Ne mutlu Türküm diyene’ anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.”
“Muhtıra” olarak nitelendirilen bu açıklamanın ardından kabine üyeleri gece boyu çalışarak buna nasıl bir yanıt verileceğini tartıştı. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, 28 Nisan saat 15.00’te, “Başbakan’a bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez” açıklamasını yaptı.

Çicek, yıllar sonra o günü şu sözlerle anlattı:
“Dışişleri konutunda bu işi detaylı bir şekilde ele aldık. Genelkurmay Başkanını aradık ancak telefona çıkmadı. Telefonu açan ‘İstirahatte, biz size döneriz’ dedi. 14 saat defalarca aramamıza rağmen Genelkurmay Başkanına ulaşamadık. Sabaha kadar düşündük ve karşı bir açıklama yapılmasına karar verdik. Ertesi gün Başbakanımız başkanlığında bir değerlendirme toplantısı yapıldı ve basına saat 15.00’te açıklama yapılacağı duyuruldu. O gece 5 arkadaş bu karşı açıklamayı hazırlamıştık. Hükümet Sözcüsü olarak tam basın açıklamasının yapılacağı alana giderken Genelkurmay Başkanı aradı. Mazareti ‘İstanbul’a torunumu görmeye gidiyordum.’ oldu. Sonra basının karşısına çıkıp o açıklamayı yaptım.”
HALK OYLAMASINA DOĞRU
CHP’nin başvurusu üzerine toplanan Anayasa Mahkemesi 1 Mayıs’ta verdiği kararla, 367 iddiasını kabul ederek yapılan birinci tur oylamayı iptal etti. Bunun üzerine 6 Mayıs’ta yapılan iki yoklamada da toplantı yeter sayısı olan 367’nin bulunamayışı yüzünden 11. Cumhurbaşkanı seçilemedi.
Anayasa Mahkemesinin iptali kararı üzerine, Cumhurbaşkanlığı seçimi tekrarlanmadan bu kez AK Parti’den farklı bir hamle geldi.
AK Parti’nin teklifi üzerine 22 Temmuz tarihinde tüm partilerin desteğiyle seçim kararı alındı. Ayrıca Mecliste seçim kararı alınmasının yanında, Anayasa’da bazı değişikliklere gidildi.
Anayasal metinlere ilişkin beşinci halk oylaması ise 21 Ekim 2007’de yapıldı. Cumhurbaşkanının halk tarafından ve 5 artı 5 sistemiyle seçilmesini öngören düzenlemenin de aralarında yer aldığı anayasa değişiklikleri 22 Temmuz’daki milletvekili seçiminin ardından halk oyuna sunuldu.
Bu oylamada, kayıtlı 42 milyon 690 bin 252 seçmenin yüzde 67.5’i sandık başına gitti. Geçerli oyların yüzde 68,95’i “evet”, yüzde 31,05’i ise “hayır” yönünde oldu ve böylece anayasa değişikliği kabul edildi.
AK PARTİ SEÇİMLERDEN BİRİNCİ PARTİ ÇIKTI
Meclis’in aldığı karar sonucu 22 Temmuz 2007’de erken seçime gidilirken seçimlerde yüzde 46,6 oy alan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti, 341 milletvekili ile yeniden tek başına iktidar oldu. CHP ikinci, MHP ise üçüncü parti olarak Meclise girdi.
Tekrarlanacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu kez MHP’nin oylamalara katılacağını belirtmesiyle yeni bir 367 krizi ortaya çıkmadı. Yeniden AK Parti’nin adayı olan Abdullah Gül, 20 Ağustos’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi birinci turunda 341 oy aldı. 24 Ağustos’taki ikinci turunda ise 337’de kaldı. Anayasaya göre ilk iki turda üçte iki çoğunluk olan 367 sayısına ulaşılamadığı için, 276 oyun aranacağı üçüncü tura gidildi. Abdullah Gül 28 Ağustos’ta yapılan üçüncü turda 339 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı seçildi.
MUHTIRA SİTEDEN KALDIRILDI
Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal 29 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, “Köşk seçimi meşrudur, sonuca saygı duyacağız” derken, nisan ayında başlayan Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları böylece sona ermiş oldu.

Muhtıra 29 Ağustos 2011’de Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinden kaldırıldı.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ise yıllar sonra, 8 Kasım 2012’de TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nda metni bizzat kendisinin kaleme aldığını açıklarken, bunun bir muhtıra değil, “laiklik hassasiyetini ortaya koyan bir metin” olduğunu ileri sürdü.
Büyükanıt hakkında, e-muhtıradan ancak 5 yıl sonra soruşturma açıldı. 2012’de yapılan şikayetler üzerine başlatılan soruşturma, dosyanın tek şüphelisi olan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın 21 Kasım 2019’da hayatını kaybetmesinin ardından kapatıldı.
TBMM Genel Kurulunun bugünkü özel oturumunda yeni anayasa konusundaki açıklamaları anımsatılarak siyasi partilerde görüşme takviminin sorulması üzerine Kurtulmuş, en kısa sürede TBMM’de grubu bulunan bütün siyasi partilerle görüşeceğini belirtti.
Yeni bir anayasa yapabilmenin ilk koşulunun, siyasi iklimin oluşturulması olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Hiçbir önyargı içerisinde olmadan, herkesin bu işe samimi bir şekilde destek olabileceği zemini oluşturmaktır. Bunun için de temasları artıracağız. Partiler birbirlerine gidip gelecekler. Bendeniz Meclis Başkanı olarak hem grubu bulunan hem grubu bulunmayan siyasi partilerin görüşlerini, artı Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, hukuk camiasının görüşlerini alarak fikri olan herkesin bu sürece samimi katkı sağlamasını temin edeceğiz.” diye konuştu.
Meclis Başkanı Kurtulmuş, anayasaların ulusal mutabakat metinleri olduğuna işaret ederek, “Yeni anayasa tartışmalarını yaparken özellikle üsluba da herkesin dikkat etmesini tavsiye ederiz. Burada birliği, bütünleşmeyi sağlayacak olan anayasa çalışmalarının, bir ayrışma vesilesi olmamasını temenni ederiz. Bunun için bu iklimi oluşturmak; iyi bir üslupla, doğru yöntemlerle ve doğru zeminde, yani TBMM’de bu işi gerçekleştirmek için gayret sarf edeceğiz. Bu, TBMM’nin vazifesidir.” değerlendirmesinde bulundu.
“ÜMİT EDERİM Kİ HERKES BU ANAYASA SÜRECİNE KATKI VERİR”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, yeni bir anayasa mı yoksa anayasa değişikliği mi yapılacağının sorulması üzerine, şimdiye kadar esasa ilişkin hiçbir fikir beyan etmediğini söyledi.
“Usul, esasa mukaddemdir.” diyen Kurtulmuş, öncelikle işin nasıl yapılacağına yönelik usulün belirlenmesi gerektiğini, bunun esastan daha önemli olduğunu ifade etti. Numan Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önce bunun belirlenmesi lazım. Bu da tabii ki anayasanın nasıl olacağına karar verecek olan TBMM’deki milletvekilleri ve onların üyesi olduğu siyasi partiler olduğuna göre, bütün siyasi partilerin çoğunluğunun kabul edebileceği bir yöntemin oluşması lazım. Arzumuz, daha evvel bunu Meclis’teki iftar yemeğinde de ifade etmiştim, inşallah bu samimi gayretleri ortaya koyduktan sonra TBMM’de çok büyük çoğunlukla, referanduma gitmeye ihtiyaç olmayacak bir çoğunlukla, yani 400 milletvekilinin üstünde bir desteği bularak anayasa çalışması yapılır. Buna ‘yeni anayasa’ mı, ‘anayasa değişikliği’ mi dersiniz, bu benim tek başıma vereceğim bir karar değil. Bu, siyasi partilerin yöneticilerinin, yetkililerinin, genel başkanlarının, grup başkanvekillerinin, Meclis’teki milletvekillerinin vereceği bir karardır. Bu görüşmelerden önce bunları konuşmanın erken olduğu kanaatindeyim. Türkiye’nin sorunlarının ne olduğunu ve bunların nasıl çözüleceğini de biliyoruz. Ümit ederim ki herkes eteklerindeki taşları dökerek bu anayasa sürecine katkı verir.”
“VAZİFEMİZ, DOĞRU TARTIŞMA ZEMİNİNİN ORTAYA ÇIKMASINI TEMİN ETMEK”
Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın resepsiyon sonrası CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve siyasi parti temsilcileri ile görüşmesinin sorulması üzerine de “Öyle oldu. Sayın Cumhurbaşkanı’mız en kısa süre içerisinde, muhtemelen önümüzdeki hafta içerisinde CHP’nin Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’i kabul edecektir. Artık kendi takvimi içerisinde onu gerçekleştirecektir.” ifadelerini kullandı.
Bir gazetecinin görüşmeye ilişkin “Nasıl bir hava vardı?” sorusuna da Kurtulmuş, “Gayet güzel, samimi, bugünkü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın ruhuna uygun ortamda gerçekleşti.” dedi.
Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Özel’in, TBMM Genel Kurulundaki özel oturumda yeni anayasa konusundaki sözleri anımsatılarak, görüşlerinin sorulması üzerine, “Mühim olan, bu süre içerisinde herkesin fikirlerini açık yüreklilikle ortaya koymasıdır. Herkesin söylediği fikre saygı duyarız. Ama bu süre içerisinde görüşler ortaya çıkmalıdır, bir diyalog sağlanabilmelidir. Eğer böyle bir diyalog ortaya çıkar ve bir sonuç elde edilebilirse bu, Türkiye için, 28. Dönem TBMM için önemli bir başarı olur.” diye konuştu.
“İNŞALLAH HAFTAYA GÖRÜŞMELERE BAŞLAYACAĞIM”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, yeni anayasa tartışmalarına ilişkin başka bir soruyu da şöyle yanıtladı:
“Şimdiye kadar iki sefer anayasa ile ilgili konuştum; hiçbir yerde, hiçbir konuşmamda esasa ilişkin bir tek cümle etmedim. 64. madde ya da 1921 Anayasası ile ilgili söylediğim şey, sadece bir benzetmeden ibarettir. Nasıl geçmişte 64 madde üzerinde anlaşıldıysa, bugün belki partiler bir araya gelecek, daha çok madde üzerinde anlaşacaklar, dedim. Ya da Türkiye’de çok geniş, kapsayıcı, kuşatıcı bir anayasa yapılabilir, dedim. İçerikle ilgili hiçbir açıklamam, ’64 maddeyi esas alalım, bunun üzerine tartışalım’ gibi bir cümlem yoktur. Çünkü Meclis Başkanı olarak özellikle içeriğe ilişkin yönlendirici bir üslup kullanmaktan kaçınırım. Çünkü bizim buradaki vazifemiz doğru tartışma zemininin ortaya çıkmasını temin etmektir.” yanıtını verdi.
Kurtulmuş, görüşme takvimine yönelik sorular üzerine, “Partilerle konuşacağız. Meclis buna karar verir. Ben inşallah haftaya görüşmelere başlayacağım.” şeklinde konuştu.
TBMM Genel Kurulunun bugünkü özel oturumunda yeni anayasa konusundaki açıklamaları anımsatılarak siyasi partilerde görüşme takviminin sorulması üzerine Kurtulmuş, en kısa sürede TBMM’de grubu bulunan bütün siyasi partilerle görüşeceğini belirtti.
Yeni bir anayasa yapabilmenin ilk koşulunun, siyasi iklimin oluşturulması olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Hiçbir önyargı içerisinde olmadan, herkesin bu işe samimi bir şekilde destek olabileceği zemini oluşturmaktır. Bunun için de temasları artıracağız. Partiler birbirlerine gidip gelecekler. Bendeniz Meclis Başkanı olarak hem grubu bulunan hem grubu bulunmayan siyasi partilerin görüşlerini, artı Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, hukuk camiasının görüşlerini alarak fikri olan herkesin bu sürece samimi katkı sağlamasını temin edeceğiz.” diye konuştu.
Meclis Başkanı Kurtulmuş, anayasaların ulusal mutabakat metinleri olduğuna işaret ederek, “Yeni anayasa tartışmalarını yaparken özellikle üsluba da herkesin dikkat etmesini tavsiye ederiz. Burada birliği, bütünleşmeyi sağlayacak olan anayasa çalışmalarının, bir ayrışma vesilesi olmamasını temenni ederiz. Bunun için bu iklimi oluşturmak; iyi bir üslupla, doğru yöntemlerle ve doğru zeminde, yani TBMM’de bu işi gerçekleştirmek için gayret sarf edeceğiz. Bu, TBMM’nin vazifesidir.” değerlendirmesinde bulundu.
“ÜMİT EDERİM Kİ HERKES BU ANAYASA SÜRECİNE KATKI VERİR”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, yeni bir anayasa mı yoksa anayasa değişikliği mi yapılacağının sorulması üzerine, şimdiye kadar esasa ilişkin hiçbir fikir beyan etmediğini söyledi.
“Usul, esasa mukaddemdir.” diyen Kurtulmuş, öncelikle işin nasıl yapılacağına yönelik usulün belirlenmesi gerektiğini, bunun esastan daha önemli olduğunu ifade etti. Numan Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önce bunun belirlenmesi lazım. Bu da tabii ki anayasanın nasıl olacağına karar verecek olan TBMM’deki milletvekilleri ve onların üyesi olduğu siyasi partiler olduğuna göre, bütün siyasi partilerin çoğunluğunun kabul edebileceği bir yöntemin oluşması lazım. Arzumuz, daha evvel bunu Meclis’teki iftar yemeğinde de ifade etmiştim, inşallah bu samimi gayretleri ortaya koyduktan sonra TBMM’de çok büyük çoğunlukla, referanduma gitmeye ihtiyaç olmayacak bir çoğunlukla, yani 400 milletvekilinin üstünde bir desteği bularak anayasa çalışması yapılır. Buna ‘yeni anayasa’ mı, ‘anayasa değişikliği’ mi dersiniz, bu benim tek başıma vereceğim bir karar değil. Bu, siyasi partilerin yöneticilerinin, yetkililerinin, genel başkanlarının, grup başkanvekillerinin, Meclis’teki milletvekillerinin vereceği bir karardır. Bu görüşmelerden önce bunları konuşmanın erken olduğu kanaatindeyim. Türkiye’nin sorunlarının ne olduğunu ve bunların nasıl çözüleceğini de biliyoruz. Ümit ederim ki herkes eteklerindeki taşları dökerek bu anayasa sürecine katkı verir.”
“VAZİFEMİZ, DOĞRU TARTIŞMA ZEMİNİNİN ORTAYA ÇIKMASINI TEMİN ETMEK”
Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın resepsiyon sonrası CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve siyasi parti temsilcileri ile görüşmesinin sorulması üzerine de “Öyle oldu. Sayın Cumhurbaşkanı’mız en kısa süre içerisinde, muhtemelen önümüzdeki hafta içerisinde CHP’nin Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’i kabul edecektir. Artık kendi takvimi içerisinde onu gerçekleştirecektir.” ifadelerini kullandı.
Bir gazetecinin görüşmeye ilişkin “Nasıl bir hava vardı?” sorusuna da Kurtulmuş, “Gayet güzel, samimi, bugünkü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın ruhuna uygun ortamda gerçekleşti.” dedi.
Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Özel’in, TBMM Genel Kurulundaki özel oturumda yeni anayasa konusundaki sözleri anımsatılarak, görüşlerinin sorulması üzerine, “Mühim olan, bu süre içerisinde herkesin fikirlerini açık yüreklilikle ortaya koymasıdır. Herkesin söylediği fikre saygı duyarız. Ama bu süre içerisinde görüşler ortaya çıkmalıdır, bir diyalog sağlanabilmelidir. Eğer böyle bir diyalog ortaya çıkar ve bir sonuç elde edilebilirse bu, Türkiye için, 28. Dönem TBMM için önemli bir başarı olur.” diye konuştu.
“İNŞALLAH HAFTAYA GÖRÜŞMELERE BAŞLAYACAĞIM”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, yeni anayasa tartışmalarına ilişkin başka bir soruyu da şöyle yanıtladı:
“Şimdiye kadar iki sefer anayasa ile ilgili konuştum; hiçbir yerde, hiçbir konuşmamda esasa ilişkin bir tek cümle etmedim. 64. madde ya da 1921 Anayasası ile ilgili söylediğim şey, sadece bir benzetmeden ibarettir. Nasıl geçmişte 64 madde üzerinde anlaşıldıysa, bugün belki partiler bir araya gelecek, daha çok madde üzerinde anlaşacaklar, dedim. Ya da Türkiye’de çok geniş, kapsayıcı, kuşatıcı bir anayasa yapılabilir, dedim. İçerikle ilgili hiçbir açıklamam, ’64 maddeyi esas alalım, bunun üzerine tartışalım’ gibi bir cümlem yoktur. Çünkü Meclis Başkanı olarak özellikle içeriğe ilişkin yönlendirici bir üslup kullanmaktan kaçınırım. Çünkü bizim buradaki vazifemiz doğru tartışma zemininin ortaya çıkmasını temin etmektir.” yanıtını verdi.
Kurtulmuş, görüşme takvimine yönelik sorular üzerine, “Partilerle konuşacağız. Meclis buna karar verir. Ben inşallah haftaya görüşmelere başlayacağım.” şeklinde konuştu.
]]>Türkiye’de gerçek belediyeciliğin temellerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığını dile getiren Tunç, Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde yapılan çalışmaları anlattı.
Tunç, bu gerçek belediyeciliğin AK Parti’nin kurulmasını sağladığına işaret ederek, “Kısa süre içinde iktidara gelmesine neden oldu. Gerçek belediyecilik 2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle tüm Türkiye genelinde eser ve hizmet siyasetine dönüşerek, 22 yılda ülkemizin her alanda kalkınmasını sağladı” diye konuştu.

“TÜRKİYE’NİN 81 VİLAYETİNİ ESERLERLE DONATTIK”
“Önce insan” dediklerini vurgulayan Tunç, şu değerlendirmede bulundu:
“İnsanımızı güçlendirmek için çalıştık. Eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adalete, güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanımızı güçlendirmek için çalıştık. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ dedik, hastaneler, okullar, yollar, barajlar, üniversiteler yaptık. Dünya projeleriyle ülkemizi tanıştırdık. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle Türkiye’nin 81 vilayetini eserlerle donattık. Enerjide de bağımsız olsun, savunma sanayiinde de bağımsız olsun, ekonomide de IMF’ye muhtaç olmadan yolumuza devam edelim diye istikrarlı bir şekilde kalkınma hamlelerinden hiç vazgeçmedik.”
“TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİ BİRER BİRER KALDIRDIK”
Bakan Tunç, Türkiye’nin fiziki kalkınmasını sağlarken bir taraftan da bu kalkınmanın önünde engel olmak isteyen şer güçlerle hep mücadele ettiklerini söyledi.
Vesayetçi, darbeci anlayışın kendilerine sürekli engel koymaya çalıştığının altını çizen Tunç, “Muhtıralar ilan etti, Gezi olaylarını çıkardı, 17-25 dedi. Terörü azdırmaya çalıştılar, hendekler kazdılar. 15 Temmuz hain darbe kalkışmasına giriştiler ama tüm bu badireleri milletimizin desteğiyle aştık.” ifadesini kullandı.
Tunç, millete şükran borçlu olduklarını belirterek, “Milletimiz için ne kadar hizmet etsek azdır. İnşallah önümüzdeki süreçte de bu istikrarlı kalkınma hamlelerini sürdürmeye devam edeceğiz. Yine ülkemizin demokrasi standardını yükseltmeye devam edeceğiz. Temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri birer birer kaldırdık” diye konuştu.
Anayasa’da gerçekleştirdikleri, sessiz devrim sayılan reformlarla temel hak ve özgürlükleri genişlettiklerine dikkati çeken Tunç, şöyle devam etti:
“Hak arama hürriyetini arttırdık. Bilgi edinme hakkından kamu denetçiliği hakkına varıncaya kadar, kadın haklarının güçlendirilmesinden çocuk haklarına varıncaya kadar temel hak ve özgürlükleri Anayasa’mızda alabildiğine genişlettik. Anayasa’mızda darbeci ve vesayetçi ruhu azaltan reformları hayata geçirdik. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırdık. Yüksek Askeri Şura, Hakimler Savcılar Kurulu, Anayasa Mahkemesi’nin yapısı, tüm bunları demokratik hukuk devleti ilkesine uygun hale getirdik.”
Bakan Tunç, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Türkiye vizyonunun başlangıcında hedefimiz, yeni, demokratik, sivil bir anayasayı yapmak. Onu da inşallah Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde siyasi partilerimizin bir uzlaşma sağlayarak gerçekleştireceklerine yürekten inanıyoruz. Terörün her türlüsüyle mücadele ettiğimiz ve terörün kökünün kazındığı, çocuklarımızın, gençlerimizin geleceğe güvenle baktığı huzurlu bir Türkiye inşa ediyoruz inşallah. Dünyada hakkaniyeti, adaleti savunmaya, mazlumun yanında durmaya devam edeceğiz.”
Bir gazetecinin, “Sizin tercihiniz sıfırdan yeni bir anayasa mı yoksa daha önce 64 maddede sağlanan bir mutabakat vardı, onun üstünden devam etmek midir?” sorusuna karşılık Kurtulmuş, “Bu Meclis kurucu meclis değildir, bu Mecliste sıfırdan bir anayasa yapılamaz.” şeklindeki söylemleri yanlış ve sakıncalı bulduğunu söyledi.
Bu tür söylemleri, “Meclise hakaret ve demokrasiye karşı bir tavır” olarak nitelendiren Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Bu Meclis isterse, gerekli çoğunluğu bulursa yeni bir anayasa yapabilir. Bir kere bunu tespit etmemiz lazım. Ama nihayetinde bunun gerçekleşebilmesi bir siyasi ortam meselesi. Yani partiler nasıl yaklaşacak, tartışmalara nasıl katkı verecek? O zaman eğer böyle mükemmel bir çalışma ortaya konulamayacaksa, ideal olan budur, daha doğrusu mükemmele yakın bir anayasa değişikliği teklifinde partiler arasında bir konsensüs oluşamayacaksa, o zaman hangi konularda birtakım zorluklarımızın, sıkıntılarımızın olduğu gündeme getirilir. Her parti kendisince önemli gördüğü noktaları, alanları ortaya koyar, bunların üzerinden tartışma yapılır ve sonuçta bir çoğunluk elde edilirse yani 400 oy bulunursa zaten sorun yok. Ha yeni bir anayasa yaptınız, ha anayasa değişikliği yaptınız fark etmez. Ama bulunamazsa bile Türkiye’yi referanduma götürecek bir oy bulunduğu takdirde partilerin uzlaştığı konular referanduma gider. Ben yöntem bakımından herhangi bir sıkıntı görmüyorum. Her şey gayet açık.”
– “MİLLET KİMİN YAPICI OLDUĞUNU, KİMİN DE SON DERECE CİDDİ ŞEKİLDE SÜREÇLERİ TIKADIĞINI GÖRÜR”
Meclis Başkanı Kurtulmuş, yeni anayasaya ilişkin, “DEM Parti ve CHP olmasa da aritmetik olarak nasıl bir sonuç oluşur?” sorusunun yöneltilmesi üzerine, doğru olanın, en yüksek konsensüsü bulmak olduğunu belirtti.
Yeni anayasaya yönelik henüz bir metin yokken “Hangi parti bu metni kabul ediyor, hangi parti kabul etmiyor.” şeklinde bir tartışmayı, lüzumsuz ve zamansız gördüğünü ifade eden Kurtulmuş, “Şu anda ‘Partilerin hangisi nereye kadar işbirliği yapabilir.’ farazi bir şeydir. Önce bir metin çıksın, Meclisin üzerindeki temel sorumluluk… En azından hangi alanlar tartışılıp olgunlaştırılacak, bunlar ortaya çıksın. Bunların çok zor olmadığını düşünüyorum. Nihayetinde sayı yeter, olur; yetmezse de olmaz. Millet bu tartışmaları da bir kenardan seyreder, kimin yapıcı olduğunu, kimin de son derece ciddi şekilde süreçleri tıkadığını görür.” diye konuştu.
Numan Kurtulmuş, TBMM İçtüzüğü konusunda hangi başlıkların ele alınması gerektiği konusundaki değerlendirmesinin sorulmasına karşılık şunları kaydetti:
“Zihnimde aşağı yukarı bu konuyla ilgili olgunlaşmış kanaatlerim var. Ama benim bunları söylememin de bu aşamada doğru olmadığı kanaatindeyim. Özellikle ele almamız gereken konuların başında komisyonların etkin çalıştırılması, Meclisin çalışma sürelerinin gözden geçirilmesi, ihtisas komisyonlarının aktif hale getirilmesi, yasa yapım süreçlerinin kalitesinin arttırılması gibi birtakım temel meseleler var. İçtüzük konusunda Meclisteki müzakereler olgunlaştırılarak daha rahat sonuç alınabileceğini düşünüyorum. Ben kendi fikrimi söylemiyorum, bu saygısızlık olur. Milletvekili arkadaşlar, siyasi partilerin grupları çalışıyorlar. Benim de fikirlerim, tespitlerim var. Bunları zaman zaman arkadaşlarla paylaştık, paylaşıyoruz. Zaman zaman milletvekillerinin, siyasi parti gruplarının tamamına yakını Meclisin çalışma düzeninden şikayet ederler. Hadi o zaman buyurun. Başkası gelip bunu düzenlemeyecek.”
– “KİMSENİN REJİMİ DEĞIŞTİRMEK GİBİ BİR NİYETİNİN OLMADIĞI AÇIK”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Yeni anayasa hayal. Olmayacak.” şeklindeki söylemler anımsatılarak, değerlendirmesinin sorulması üzerine, “Partilere sorsak, ‘Şu andaki sistemin nerelerde tıkandığından şikayet ediyorsunuz?’ desek, aşağı yukarı benzer şikayetleri dile getirdiğini göreceğiz. Anayasa yapım meselesinin bir teknik tarafı var, doğru. Ama esas bir de siyasi atmosferle ilgisi var. Anayasa yapmaktan daha önemli olan, o siyasi atmosferi oluşturmaktır. Bu atmosferi oluşturmak için ben Meclis Başkanı olarak katkıda bulunurum ama bütün siyasi partilerin de burada olumlu bir yönelim içinde olması lazım.” ifadelerini kullandı.
Bu konuda daha önce siyasi partilerle görüştüğü hatırlatılarak, partiler arası bir görüşme olup olamayacağının sorulmasına Kurtulmuş, “Olur tabii… Yöntem belirlenir. Ben işin yönteminin, kolay kısmı olduğu kanaatindeyim. Siyasi atmosferin ve o siyasi atmosferi kuvvetlendirecek niyetin çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.” karşılığını verdi.
Numan Kurtulmuş, başka bir gazetecinin, “Muhalefetin genel endişesi şu; ‘Rejimi değiştirecekler.’ Bu konuda değerlendirmeniz ne olur?” şeklindeki sorusunu yanıtlarken, çocukluğundan beri bu söylemi duyduğunu dile getirdi. Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu artık eski Türkiye’nin siyaset tarzı içerisinde kaldı. Kimsenin rejimi değiştirmek gibi bir niyetinin olmadığı açıktır. Bu anlamda Türkiye’deki anayasal sistem içerisinde eksiklerimiz neyse ele alınması lazım. Zaten şimdiye kadar bu anayasanın çok sayıda maddesi değişmiş. Biz de diyoruz ki sadece mesele maddelerini değiştirmek değil, gelin şu anayasanın ruhunu değiştirelim. Ruhu hala orada duruyor. Hala 1960 darbesinin, hala 1980 darbesinin ‘Ola ki siviller üzerine bir tahakküm kurarız.’ diye anayasanın metinleri içerisine yerleştirdikleri o tuzaklar duruyor. Bunları biliyoruz. Yani bunları da ortadan kaldırmak gerekir. Yoksa ben hiç kimsenin bir rejim değişikliği niyeti içinde olduğunu zannetmiyorum.”
– “CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ YILLARDIR UYGULANIYOR”
Meclis Başkanı Kurtulmuş, başka bir gazetecinin, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi nihai onayı almıştır, o tartışma bitmiştir. Ama Meclisi güçlendirmeli miyiz? Bunu hangi alanlarda yapabiliriz?” şeklindeki sorusu üzerine, Türkiye’de uygulanmakta olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sabah kalkıp “Hadi bu sisteme geçelim.” şeklinde uygulamaya konulmadığına işaret etti.
Bu sistemin Anayasa değişikliği ve milletin onayıyla hayata geçtiğini hatırlatan Kurtulmuş, “Milletin isteği doğrultusunda bir anayasa değişikliğiyle kabul edilmiş olan bir sistem değişikliği. Ayrıca bu sistem içerisinde Türkiye, anayasa değişikliği yaptıktan sonra üç kere daha seçim yapmış. Bu seçimlerin hepsini de bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içerisinde gerçekleştirmiş. Dolayısıyla bu sistemi, halk oyları, seçimler bakımdan ele aldığımızda bu tartışmanın artık çok geride kalmış olması lazım.” diye konuştu.
Numan Kurtulmuş, sistemin de ülkenin de cumhuriyetin de sahibinin millet olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Millet derse ki, ‘Kardeşim ben bu sistemi değil de yarı başkanlık sistemi istiyorum, parlamenter sistemi istiyorum.’, bunun da yolu bellidir. Ama şu anda Türkiye’nin siyasi aritmetiği bunun, bu parlamento yapısı içerisinde, bugünkü siyasi dizayn içerisinde imkansıza yakın olduğunu gösteriyor. Ben bu tartışmanın da Türkiye’ye vakit kaybettirdiğini düşünüyorum. Bu artık geride kaldı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yıllardır uygulanıyor. Burada uygulamadan kaynaklanan birtakım noksanlar olabilir. Onlar oturulur, tartışılır. Nihayetinde uygulamadan kaynaklanan bu eksiklikler de giderilebilir. Bunun anayasa değişikliği gerektiren kısmı varsa onlar yapılır, gerektirmeyen kısmında da uygulamada değişiklik ortaya konulur. Denge denetim mekanizmalarının da bir şekilde güçlendirilerek o anlamda Meclisin daha etkin hale gelmesi temin edilebilir.”
– “BAKANLARLA MECLİS ARASINDA DAHA AKTİF, GÜÇLÜ BIR ÇALIŞMA ORTAMINI OLUŞTURMAK LAZIM”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Bakanlar Genel Kurulda sunum yapsın.” şeklindeki taleplere yönelik değerlendirmesinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Olabilir. Bu dönemde birkaç kez bakanları Genel Kurula çağırdık, Meclisi bilgilendirdiler. Ama onun ötesinde bakanlar özellikle ihtisas komisyonlarında, kendileriyle ilgili konular mevzu bahis olduğunda gelsinler Meclis’e ve komisyonları bilgilendirsinler. Oradaki tartışmanın içerisinde olsunlar. Dolayısıyla evet, bu sistem ağırlıklı olarak bakanların milletvekili olmamasını gerektiriyor. Ancak, bakanlarla Meclis arasında daha aktif, güçlü bir çalışma ortamını oluşturmak lazım. Birkaç senedir pratik olarak yaptığımız bir şey var. Nöbetçi bakanlar. Nöbetçi bakanlar Meclis’e geliyorlar, milletvekili arkadaşlar kendi seçim çevreleriyle ilgili Türkiye’nin geneliyle ilgili talep ve görüşlerini ilgili bakan arkadaşa söylüyorlar. Ben zaman zaman ziyaret ediyorum odalarını. Bakıyorum bakan arkadaşlar da çok memnun. Yani onlar da böylece siyasetle birebir temas kurmuş oluyorlar.”
BİR CHP’Lİ VEKİLİN ODASINDA PARA DOLU POŞET BULUNDU İDDİASI
Kurtulmuş, “Meclis’te bir CHP’li milletvekilinin odasında para dolu poşet bulunduğu” iddiasına ilişkin soruyu yanıtlarken, “Bu bir iddia. Biz söylentiler üzerinden hareket edemeyiz. Genel Sekreterimize talimat verdim. Hemen muhakkik tayin ederek, bunun ne olduğunu, ilgili görüntüleri de izleyerek, oradaki görevli arkadaşların ifadelerine de başvurarak bir çalışma yapılıyor. Zannediyorum kısa bir süre içinde rapor hazırlanır.” ifadelerini kullandı.
Numan Kurtulmuş, gazetecilere yeşil pasaport verilmesinin gündeme gelip gelmeyeceğinin sorulması üzerine de bu konudaki görüşünü daha önce de ifade ettiğini hatırlatarak, “Gazeteci arkadaşlarımızın, belli bir tecrübeye sahip olan ve diyelim ki 15 yıl gazetecilik yapmış olan arkadaşlarımızın yeşil pasaport almalarının uygun olacağı kanaatindeyim. Bu konu uygun bir zamanlama ile Meclisin gündemine alınabilir.” dedi.
Bakü’de gerçekleştirilen APA Genel Kurulu kapsamında yürüttüğü temaslar ve Türkiye’nin Asya ülkeleriyle ilişkilerine yönelik soru üzerine Kurtulmuş, Türkiye’nin geçen dönem APA Dönem Başkanlığı’nı deruhte ettiğini, uzun yıllar başkanlığın Türkiye’de kaldığını hatırlattı. TBMM olarak APA Dönem Başkanlığı’nı Azerbaycan Milli Meclisi Başkanlığına ve Meclis Başkanı Sahiba Gafarova’ya devrettiklerini ifade eden Kurtulmuş, “Onun için bu tören bizim için de anlamlıydı. Asya, büyüyen, gelişen bir bölge. Diyebiliriz ki canlanmış olan yeni bir medeniyet havzası. Çok farklı kültürlerin olduğu, çok önemli gelişme istidadında olan ekonomilerin olduğu, çok büyük fırsatların olduğu bir kıta. Öyle görünüyor ki önümüzdeki dönemde dünya dengeleri içerisinde Asya’nın çok ayrıcalıklı bir yeri olacak.” diye konuştu.
Türkiye’nin Avrupa’nın en doğusunda, Asya’nın en batısında, jeostratejik olarak geçiş noktasında bulunan, aynı zamanda kültürlerin geçiş noktasında bir ülke olduğuna işaret eden Kurtulmuş, bir taraftan Avrupa ve Batı ilişkilerine ve bölgesel ilişkilere önem verirken Asya ilişkilerini de ciddi şekilde öncelemesi, önemsemesi gerektiğini vurguladı.
Avrupa rönesansından çok önce Asya’da bilimin, teknolojinin, kültürün, sanatın, estetiğin zirvede olduğu büyük medeniyetler kurulduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, bugün de Asya’nın, yeni dünya dengeleri bakımından büyük bir fırsat penceresi açtığını söyledi. Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bundan hem Türkiye olarak istifade etmek lazım hem de yeni dünya dengelerinde Asya’yı bir barış ve istikrar bölgesi haline getirecek çabaların içinde olmamız gerekiyor. Uluslararası sistemde denge ortadan kalktığı zaman çatışmalar ve gerilimler başlıyor. Şu anda maalesef dünya sistemi bir denge içinde değildir. Herhangi bir gücün dünyada egemen, tek başına etkin olması söz konusu değildir. Bölge bölge farklı ülkelerin, farklı güç merkezlerinin dünya ekonomisi, dünya siyaseti üzerinde etkisi var. Bu da ister istemez daha fazla gerilim, daha fazla çatışma ortaya çıkarıyor. Onun için Asya’da güven ve istikrarı önceleyecek çalışmaların yapılması, bu anlamda Türkiye’nin barışçıl perspektifleri hazırlamasının hem Türkiye’nin geleceği hem içinde bulunduğu bölgede alternatiflerini çoğaltması hem de Asya ülkeleri arasında karşılıklı işbirliğini artırması bakımından önemli olduğu kanaatindeyim.”
“KAAN’I DA TAKİP EDİYORLAR”
Kurtulmuş, “İkili görüşmelerinizde ülkeler arasındaki ticari ilişkiler de gündeme geldi. Milli muharip uçak KAAN’ın ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirmesi gibi Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki atılımları bu ülkelerde nasıl yankı buluyor?” sorusu üzerine TBMM Başkanı seçildikten sonra 50’ye yakın meclis başkanıyla ikili görüşmeler yapma imkanı bulduğunu ifade etti. Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“İstisnasız şunu söyleyebilirim ki muhatap olduğumuz ülkelerin meclis başkanlarının hemen tamamı ister Doğu’dan ister Batı’dan olsun, Türkiye’nin son yıllarda ortaya koyduğu yükselişi fevkalade ciddi şekilde takip ediyorlar. Türkiye’nin güçlü ve büyük bir ekonomi haline gelmesini ilgiyle izliyorlar. Özellikle bu çerçevede savunma sanayi alanında Türkiye’nin başarılarını da dikkatle takip ediyorlar. Hatta ülkelerin bir kısmı, savunma sanayii başta olmak üzere özellikle yüksek teknolojilerde Türkiye ile işbirliğine hazır olduklarını ifade ediyorlar. Savunma sanayinin ilgi çekmesinin sebeplerinden biri, maalesef dünyanın içinden geçmekte olduğu süreçte güven ve istikrarın her ülke için birinci öncelik haline gelmiş olmasıdır. Bu anlamda Türkiye’nin savunma sanayi ürünleri, İHA’lar, SİHA’lar, akıllı mühimmatlar, birtakım deniz araçlarımız; bütün bunlarla birlikte Türkiye ile işbirliği yapma imkanlarını arıyorlar. Bu da Türkiye için önemli bir kapıdır. KAAN’ı da takip ediyorlar. Türkiye’nin milli muharip uçağını, Türkiye’nin uçak motoru ve helikopter motoru üretme kabiliyetlerini bazı meclis başkanlarından duyduk. Onlar da ilgiyle izliyorlar.”
Kurtulmuş, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, hakim ve savcıların kura töreninde yaptığı konuşmada yargıdaki sorunlara dikkat çekerken yeni anayasa vurgusu yaptı ancak yeni anayasada bir uzlaşı sağlanamazsa yargıdaki sorunları çözmek için anayasa değişikliği için de bir uzlaşı arayışına girilebileceğini söyledi. Seçim sonrası uzlaşı görüşmelerinden sonuç alınmazsa yeni anayasa yerine mevcut anayasada değişiklik gündeme gelebilir mi?” sorusu üzerine, “Önümüzdeki dönemde ismini ne koyduğumuzdan ziyade ne yaptığımız önemli olacak.” dedi.
Bazılarının, “Bu Meclis yeni anayasa yapmaya muktedir değildir, çünkü kurucu meclis değildir” şeklinde itirazlar dile getirdiğini belirten Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bir kere kategorik olarak şunu söylemek lazım. TBMM, A’dan Z’ye yeni bir anayasayı yapma gücüne, kuvvetine sahiptir. Tabii ki bu bir uzlaşıyla olabilir. Hiçbir partinin tek başına bir anayasası olmaz. Milletin anayasası olur. Meclis’te yapılacak ister yeni anayasa, topyekun anayasal değişiklik olsun ister hayati maddelerde değişiklik olsun, yapılacak olan iş bir aritmetik işidir. Parlamentodaki siyasal aritmetik meselesidir. Burada gönlümüzden geçen odur ki hemen ilk turda 400’ü aşsın ve anayasa Meclis’te yapılsın. O olmazsa bunu referanduma götürecek çoğunluk Meclis’te oluşsun. Ama olabilecek en yüksek konsensusun çıkması için gayret sarf etmemiz lazım.”
Bunun olabilmesi için takip edilecek usul ve yöntemlerin, tartışmaların zemininin çok doğru tespit edilmesi gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, “TBMM Başkanı olarak bunun zemininin mutlaka TBMM olması gerektiği kanaatindeyim. TBMM’de bu konu sonuçlandırılacağı için akademinin, hukuk çevrelerinin, sivil toplumun, Türkiye’nin çok farklı kesimlerinin görüşlerinin alınması gerekir. Bu teklifler gelir ve sonuçta Meclis’te oluşturulacak mekanizmalarla bunun tartışılması mümkün olur.” şeklinde konuştu.
Yeni anayasa yapımında aslolanın iyi niyetle, ön yargısız, “Ben istemiyorum” diye baştan reddetmeksizin bütün siyasi partilerin bu diyalog zemini içinde yer alması olduğunu dile getiren Kurtulmuş, bunun olabilmesi için bütün gücüyle, imkanlarıyla gayret edeceğini söyledi.
“BUGÜN MADDELER ÜZERİBDE KONUŞSANIZ 64 MADDE BELKİ 84-94 MADDE OLUR”
28. Yasama Dönemi’nin, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının, Türkiye Yüzyılı’nın ilk Meclisi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“12 Eylül anayasası bir darbe anayasası. Aslında 1982 anayasası, 1961 anayasasının yavrusu, yani onun devamı. Bu süreklilik olduğu için bugün birtakım çatışmaları görüyoruz. Yargıdaki çelişkiler, çatışmalar çok nettir ki anayasanın içindeki belki darbecilerin ‘günü gelir buradan bir çatışma alanı çıkabilir’ diyerek planladıkları birtakım tuzaklarla doludur. Türk siyaseti olarak, sivil siyaset olarak artık bunları biliyoruz. Büyük bir birikim var, büyük bir tecrübe var. Geçmiş dönemlerde anayasa değişikliği ile ilgili 64 maddelik bir mutabakat var. Bugün maddeler üzerinde konuşsanız belki bu 64 madde, partilerin çoğunluğunun uzlaşabileceği 84-94 madde olur. Burada aslolan, milletin ne ihtiyacı var, Türkiye’deki demokratik sistemi nasıl daha ileriye götürebiliriz ve bunu siyasal bir tartışmanın aracı haline getirmeksizin Türkiye’nin önünü açacak bir hukuk metnini nasıl hazırlarız… Bunu hazırlamak, iki üç kişinin bir odaya çekilip hazırlaması asla değildir. Toplumun bütün kesimlerinin bu konuyla ilgili kanaatlerinin ortaya çıkması. Ama sonuçta kararı verecek olan milletin vekilleri olduğu için parlamentoda bunun uygun zeminlerde tartışılması temin edildikten sonra yasalaşma sürecinin başlatılmasıdır. Ben bu anlamda iyi niyetli müzakerelerin önünü açabilirsek hem yeni anayasanın çıkabileceğine hem de eğer yeni anayasa konusunda zorluklar ortaya çıkarsa anayasada hayati ihtiyaçlarımızı karşılayacak adımların atılabileceğine inanıyorum.”
“BİR FANTEZİ DEĞİL TÜRKİYE İÇİN ZARURETTİR”
İzlenecek yöntemin, işin en kolay kısmı olduğunu belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Yeter ki herkes fikrini söylesin, bütün siyasi partiler ‘Biz bu müzakere sürecinin içinde yer alacağız’ desin. Herhangi bir grup, herhangi bir çevre, ‘Benim kırmızı çizgim budur’ diyerek en baştan kırmızı çizgisini dayatmasın. Mesela parlamento içinde komisyonlar olabilir, geçmiş dönemlerde olduğu gibi; karma komisyonlar kurulabilir, sivil toplumun görüşlerinin alındığı, büyük müzakere ortamlarının açıldığı, şehir şehir, bölge bölge insanların fikirlerinin alındığı bir istişare zemini açılabilir. Bunlar da çok ciddi bir çabayı gerektiriyor. Ama sonuçta Türkiye’nin anayasa konusunda çok büyük bir tecrübesi var. Şu anda zannediyorum bütün siyasi partilerin elinde anayasa değişiklik teklifleri, çalışmaları vardır. Bunları bir araya getirerek, herkesin eteğindeki taşları dökmesiyle milletin hayrına olacak bir düzenleme yapılır. Bu bir sorumluluktur. Çok net söylüyorum, yeni anayasa ya da anayasada köklü değişiklik, bir fantezi, bir siyasi tartışma değil, Türkiye için bir zarurettir.”
“Siz yargıdaki sorunları acil çözülmesi gereken konular olarak görüyor musunuz?” sorusu üzerine Kurtulmuş, şu anda birçok çatışma alanlarının anayasanın içinde olduğunu gördüklerini söyledi. Bunların sistematik problemleri ortaya çıkaran şeyler olduğunu ve sistemsel sorunlar ürettiğini dile getiren Kurtulmuş, şöyle konuştu:
“153. maddeye bakarsanız bir başka yargı mercinin dediği haklı oluyor, 138. maddeye bakarsanız bir başka yüksek yargı organının kararı haklı oluyor. Özellikle yargıyla ilgili alanda, yargı kurumları arasında bir çelişkinin, yargı kurumları arasında bir güç mücadelesinin olmayacağı bir sistemi inşa etmemiz lazım. Bunların hepsinin üstünde, Türkiye’de yürütme, yasama, yargı birbirinden bağımsızdır ama Türkiye’de anayasayı yapma gücüne dahi sahip olan kurum TBMM’dir. Anayasal olarak her şeyin yerli yerine oturtulması, ‘Senin sözün sözse benim sözüm daha kuvvetli söz’ yarışı içinde kimsenin olmaması lazım. Bu, hiçbir şekilde kimseye yarar sağlamaz. Anayasa çerçevesinde herkesin sorumlulukları, yetkileri bellidir. Burada flu alanlar varsa ki bazı konularda flu alanlar var, bunların giderilmesi ve net bir şekilde herkesin görev ve sorumlulukları içinde hareket etmesinin temin edilmesi gerekir.”
“ANAYASA’DA TUZAKLI ALANLAR VAR”
Geçmişte yaşanan deneyimler olduğunu anımsatan Kurtulmuş, hükümetin aldığı bir kararı Danıştay’ın iptal ettiğini, kendisini yasanın üstüne koyduğunu gördüklerini söyledi. Siyasi parti kapatma davalarında Anayasa Mahkemesinin kendisini siyasi partilerin ve milli iradenin üstünde konumlandırdığına şahit olduklarını, 367 garabetinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hiç olmayan bir usulü ortaya çıkararak TBMM’de cumhurbaşkanı seçtirmediği uygulamaları unutmadıklarını belirten Kurtulmuş, “Bunlar tesadüfen olmuş şeyler değil. Bunlar, 1961 Anayasası’nı, 1982 Anayasası’nı yaptıranların bilerek, belki planlayarak sistem içinde belli çatışma alanları oluşturmak için serpiştirdikleri tuzaklı alanlardır. Türkiye’nin bunları geçmesi lazım.” dedi.
“Bakü’deki APA Genel Kurulu’nda konuşmanızın önemli bir kısmını Gazze meselesine ayırdınız. İkili görüşmelerde mevkidaşlarınızdan nasıl tepkiler geliyor, diğer ülkeler bu meseleye nasıl bakıyor?” sorusu üzerine Kurtulmuş, “Şunu çok net gözlemledim. 7 Ekim’de sonra yaptığımız birçok uluslararası toplantıda maalesef ülkelerin bir kısmı İsrail’e hak veriyorlardı. Özellikle Batı ülkelerinin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrailci olarak hareket ediyorlardı. Zaman içinde bizim ilk günden itibaren söylediğimiz konularda ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. İsrail’in bütün uluslararası hukuku ayaklar altına alarak, insani en ufak bir özelliği bile olmayan böylesine vahim, böylesine gaddar, böylesine soykırım boyutlarına varmış olan katliamları artık dünyanın bütün ülkeleri tarafından görülüyor.” diye konuştu.
İsrail’e destek olmak isteyen ülkelerin bile artık sözlerini eskisi kadar güçlü şekilde dile getiremediklerini vurgulayan Kurtulmuş, “Ben şahsen Güney Afrika’nın Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusu ve orada ara kararın müspet şekilde açıklanmasıyla Filistin davası bakımından yeni bir dönemin başladığına inanıyorum.” dedi.
“TEHDİTLERİ NETENYAHU’YU SONU BELLİ OLMAYAN BİR YOLA SOKTU”
Gazze’de 5 ayda, yüzde 75’i kadın ve çocuk olan 30 bini aşkın sivil kaybın ortaya çıktığını, Netanyahu ve çetesinin yolda yürüyen koyunlara bile ateş ederek öldürdüğü gaddarca bir katliamın, hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldiğini ifade eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Hele hele Gazze’de Refah Sınır Kapısı’na sığınan, o bölgeye sığınanlara karşı, ‘Onları da öldüreceğiz, onları da canlı bırakmayacağız’ tehdidinin Netanyahu’yu sonu belli olmayan bir yola soktuğu aşikardır. Artık onun da geri dönüşü yoktur. Ümit ederiz ki Uluslararası Adalet Divanındaki bu yargılamalardan sonra uluslararası savaş suçları mahkemesinde de Karadzic gibi, Ratko Mladic gibi Netanyahu ve savaş suçlusu üst düzey yöneticilerin hesap vermesi ve ceza alması mukadderdir. Burada bizim İsrail’e şimdiye kadar destek veren ülkelerden beklediğimiz, artık bu desteği vermemeleri. Çünkü yıkılan Netanyahu ve rejiminin altında kalacak olan sadece o rejim değildir, ona destek veren bazı batılı ülkeler de olacaktır.”
“MİLYARLARCA KİŞİNİN DAYANIŞMASI SADECE FİLİSTİN İÇİN DEĞİL İNSANLIK İÇİN ÜMİT”
Bir de işin insani tarafı olduğunu ifade eden Kurtulmuş, İsrail’in katliama kalkıştığının açıkça belli olduğu 10 Ekim 2023’ten bu yana dünyanın dört bir tarafında sürekli bir şekilde artan kitlelerin Filistin davasına destek verdiğini, açık bir şekilde İsrail’in bu insanlık suçlarına ortak olmamak için kendi ülkelerinin meydanlarına çıkıp gösteriler yaptığını söyledi. Dünyanın birçok yerinde İsrail’e destek verenlerin protesto edildiğini hatta konuşma yaptıkları salonda bile insanlar tarafından köşeye sıkıştırıldığını, yaptıkları bu ikiyüzlülüklere karşı insanların şamar gibi cevaplar hazırladığını gördüklerini anlatan Kurtulmuş, “Dini, ırkı, siyasi görüşü ne olursa olsun yüreğinde insanlıktan bir nebze nasibi olan hemen hemen herkesin, milyarlarca insanın, insanlık cephesinin tabii bir üyesi olarak bir dayanışma içine girdiğini görüyoruz. Bu sadece Filistin halkının kurtuluşu için bir ümit değil aynı zamanda insanlık için de bir ümittir. Yeni bir dünyanın kurulabilmesini ortaya koyan bir arzudur. Bunu takip etmek lazım.” ifadelerini kullandı.
Yaptığı görüşmelerde özellikle üç temel noktayı ifade ettiğini aktaran Kurtulmuş, bunlardan birincisinin, Netanyahu ve ekibinin uluslararası alanda yalnızlaştırılması olduğunu söyledi. Kurtulmuş, Uluslararası Adalet Divanındaki yargılamanın buna hizmet eden bir imkan olduğunu dile getirdi. İkincisinin, insanlık cephesi dediği sivil toplumun, vicdanlı kalabalıkların daha büyük ve uzun soluklu bir dayanışma içinde olmasının temin edilmesi olduğunu kaydeden Kurtulmuş, “Üçüncüsü de ne yazık ki bu sürecin başından itibaren büyük bir zafiyet, büyük bir çaresizlik, inisiyatifsizlik içinde olan İslam ülkelerinin artık uyanması, ne oluyoruz diyerek silkelenmesi, birlik ve beraberlik içinde safları sıkı tutması gerektiği. Filistin davasında İslam dünyasına yeni bir ruh, yeni bir ortak bilinç kazandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu üç alanda çalışmalarımızı yoğunlaştırarak önümüzdeki dönemde bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Eninde sonunda kazanan Filistin halkı olacaktır, mazlum milletler olacaktır.” diye konuştu.
“MISIR’LA KARŞILIKLI ZİYARETLER OLABİLİR”
“Türkiye-Mısır ilişkilerinde atılan normalleşme adımları kapsamında Mısırlı muhataplarınızla bir araya gelmeniz söz konusu mu, karşılıklı ziyaretler planlanıyor mu?” sorusuna Kurtulmuş, “Önümüzdeki dönemde olabilir, gerçekleştiririz.” karşılığını verdi.
İslam ülkelerinin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesini sağlamak için ilk başta yapılması gereken şeylerden birinin de siyasi farklılıkları bir tarafa bırakarak karşılıklı ilişkilerin çoğaltılmasını temin etmek olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, üç hafta önce Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ziyaretleri yaptığını, bundan sonra hem Körfez ülkelerine hem diğer ülkelere ziyaretler yapacağını belirtti. Gelecek hafta Fildişi Sahilleri’nde İslam İşbirliği Teşkilatının Meclis Başkanları toplantısı olduğunu kaydeden Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
“Hem bu çok taraflı toplantılarda ortak konuların üzerinde yoğunlaşmak hem de Körfez ülkeleri, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Bahreyn gibi ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkileri her alanda en üst seviyeye çıkarmamız gerekir. Burada hükümetler arasında çalışmalar çok belirleyici ve yön verici bir perspektif oluşturuyor ama parlamenter diplomasinin de imkanlarından istifade etmemiz lazım. Parlamento başkanları, parlamentolar arası dostluk grupları, ihtisas grupları üzerinden de sadece Mısır’la değil, bütün bölge ülkeleriyle çok yakın teması artırmak mecburiyetindeyiz. Başka yolumuz yok. Yoksa bölge ülkeleri, başkalarının siyasi hesaplarının bir parçası haline gelir. Bunu geçmişte yaşadık. Müşterek taraflarımızın bütün bölge ülkeleri bakımından anahtar iki kelimesi güven ve istikrardır. Bölgenin istikrara ihtiyacı var, her bakımdan bu ülkelerin güvene, güvenliğe ihtiyacı var. Bunun yolu da karşılıklı temaslardan geçiyor.”
“ÇALIŞMA SAAATLERİNİN BELLİ OLDUĞU BİR TEMPOYA İHTİYAÇ VAR”
Kurtulmuş, içtüzük değişikliği çalışmalarının ne zaman başlayacağı ve acil değişmesi gereken başlıkların hangileri olduğu sorusu üzerine, “Nasıl bir Meclis İçtüzüğü olsun diye özel olarak, grubu bulunan siyasi partilerin yönetimlerine ya da milletvekillerine verseniz, üç aşağı beş yukarı herkes benzer şeyleri söyler.” dedi.
Öncelikle çok uzun saatler süren, büyük tartışmalara, sinir harplerine, çok gergin oturumlara vesile olan Meclis oturumları meselesinden kurtulmak gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bunun için komisyonların çok iyi çalıştırılması lazım. İhtisas komisyonlarında hükümetle birlikte bu tartışmalar yapılmalı. Genel Kurula yasa teklifi geldiği zaman komisyonlarda olduğu gibi en başından başlayarak değil belki geneli üzerinde bir görüşme açılarak, belki bir iki ufak tefek değişiklik önergesi varsa onların Meclis’te konuşulmasını temin ederek… Mesela Genel Kurul’un bir günü, gelen tekliflerin yasalaşmasıyla ilgili tartışmalara ayrılır, bir günü oylamalara ayrılabilir, bir gün gündem dışı konuşmalarla ilgili bir oturum olabilir ya da grubu bulunmayan partiler ve bağımsız milletvekillerinin söz almasının zemini sağlanabilir. Dolayısıyla daha net, daha açık, çalışma saatlerinin belli olduğu, her yasayla ya da Meclis Genel Kuruluna gelen her konuyla ilgili tartışmaların mükemmel bir şekilde öncesinden bitirildiği bir çalışma temposuna ihtiyaç var. Ben bunun düzenlenebileceğine inanıyorum.”
“SEÇİMDEN SONRA İÇ TÜZÜK MESELESİNİ GÜNDEME GETİRECEĞİZ”
Temel meselenin, herkesin söz hakkının korunması hatta artırılması olduğunu belirten Kurtulmuş, “Yani muhalefet-iktidar herkesin söz hakkının korunması ama lüzumsuz ve insan sabrını taşıracak tartışma ortamlarından uzaklaşılması lazım. Yasama yapma kalitesinin artırılması, bunun için belki teklifler gelmeden önce Meclisin geniş bürokrat kadrosundan da destek alarak bu işlerin yapılması mümkün. İçtüzükte, anayasaya göre çok daha rahat bir uzlaşı sağlanabileceğini düşünüyorum. Seçimlerden sonra süratle Meclis’te grubu bulunan partilerle konuşarak bu içtüzük meselesini gündeme getireceğiz.” dedi.
“MİLLETVEKİLLERİ CAMDAN BİR FANUSUN İÇİNDE YAŞADIĞINI UNUTMAMALI”
“Milletvekillerinin itibar ve saygınlığı her zaman tartışılıyor, bir konudaki düşünceniz nedir?” sorusuna Kurtulmuş, şu karşılığı verdi:
“Milletvekillerinin itibarını zedelemek için kenarda durup ‘Elimize bir fırsat geçsin’ diye bekleyen bazı çevreler olduğunu üzüntüyle görüyorum. Bunun yanında milletvekillerinin itibarının korunması öncelikli olarak milletvekillerinin görevidir. Her milletvekili arkadaşımız herhangi bir sözü en aykırı şekilde söyleyebilir, bunda hiçbir problem yok. Ama milletvekilleri de özellikle siyasi tartışma ortamlarını nezih bir şekilde tutmak, deruhte etmek ve sürdürmek durumundadır. Ağzından çıkan sözler, karşısındakine karşı yaralayıcı sözler, zaman zaman kabul edilemeyecek, hakaret içeren sözler, bunlar da milletvekillerimizin dikkat etmesi gereken hususlardır. Sadece Meclis görüşmeleri çerçevesinde değil, milletvekillerimizin, ‘Biri Bizi Gözetliyor’ diye bir program vardı ya, öyle bir şeyin içinde olduğunu, şeffaf, camdan bir fanusun içinde yaşadığını unutmamaları lazım. Bu, milletvekillerimizin çok daha disiplinli bir şekilde davranmalarını sağlar.”
“Ailenizden bir kişinin Kafkas İslam Ordusu’nda görev yapması dolayısıyla Azerbaycan’la duygusal anlamda özel bir bağınız var. Bu konuda bilgi verir misiniz?” sorusu üzerine Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Rahmetli dedem Numan Kurtulmuş, ismini taşımaktan büyük şeref duyduğum, kendisini görmedim, ben doğmadan 7 sene evvel vefat etmiş, altı cephede mücadele etmiş bir kahraman, bir asker. 39 yaşında, Sakarya Meydan Muharebesi’nde kalça kemiğinden aldığı bir kurşun yarasıyla ağır yaralanıyor. Hatta öldü diye bırakıyorlar, arkadan gelen bir sıhhiye yaşadığını anlıyor. Çubuk asker hastanesinde tedavi görüyor. Ayağı da o günün şartlarında ameliyat imkanları olmadığı için 15 santim kısaymış. Bulunduğu cephelerden biri de Kafkas Cephesi. Nuri Paşa komutasında Kafkas Cephesi’nde önce Bakü’ye geliyor ardından da Zengezur’da bulunan ahaliyi teşkilatlandırmak ve Ermeni çetelere karşı oradaki halkı korumak için mücadele ediyor. Zengezur’la ilgili dedemin böyle bir hatırası var. Onu da bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi de rahmetle anıyoruz.”
“ERMENİSTAN’IN AZERBAYCAN’LA SULH İÇİNDE YAŞAMAKTAN BAŞKA ŞANSI YOK”
Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri ve ilişkilerin normalleşmesi konusunda Ermenistan’ın tutumuna ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine Kurtulmuş, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin, Azerbaycan tarafının da istediği bir şey olduğunu kaydetti. Ermenistan-Azerbaycan arasındaki sorunun, Ermenistan’daki Ermeniler değil tam tersine başta Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diasporası olmak üzere o bölgede barış istemeyen çevreler olduğunu belirten Kurtulmuş, “30 yılı aşkın bir süre Ermenilerin işgal ettiği Karabağ bölgesi 44 gün süren bir mücadeleyle geri alındı. Paşinyan’ın söylediği ‘Biz de artık bunu kabul edeceğiz’ manasına gelen sözler, öncelikle diasporadaki Ermenilerden çok büyük bir tepki gördü. Ermenistan’ın bu bölgede Azerbaycan’la sulh ve selamet içinde yaşamasından başka bir şansı yok.” dedi.
Kafkasya’nın bir barış bölgesi haline gelmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in aldıkları inisiyatifin, altı ülkenin içinde bulunduğu bir çalışmayı yürütmek olduğuna işaret eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Önce Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü mekanizma… Bunu daha sıkı bir şekilde çalıştıracağız. Geçen hafta Gürcistan Dışişleri Bakanı Ankara’daydı. Israrla bizden talep ettikleri şey budur. Hem dışişleri bakanları hem meclis başkanları seviyesinde üçlü mekanizmayı daha da kuvvetlendirmek, devlet başkanları düzeyinde bunu ileriye götürmek, ardından da Ermenistan, Rusya ve İran’ın bu çalışmaya dahil olmasıyla altılı bir mekanizma oluşturmak. Biz bu bölgedeki sorunları bölge ülkeleri olarak çözebilme kabiliyetine sahip olursak bu bölgenin dışardan gelecek bazı güçler tarafından istikrarsızlaştırılmasının da önüne geçmiş oluruz.
Zengezur projesi başarılı bir şekilde bitirilebilirse sadece Azerbaycan’ı değil Ermenistan’ı da İran’ı da Türkiye’yi de Gürcistan’ı da Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya bağlayacak çok hayati bir koridor olacaktır. Kazan-kazan prensibi çerçevesinde Ermenilere de büyük faydası olacaktır. Bunları anlatarak ve Ermenistan’ı Ermeni diasporasının gölgesinden kurtararak yolumuza devam etmemiz lazım.”
Kurtulmuş, Meclis’te fiziki olarak yaşanan yer sorununu gidermeye dönük yeni bir çalışmanın gündemde olup olmadığı sorusuna, “Bir kere muazzam bir yer darlığı var. Hem Meclis çalışanı arkadaşlarımızın kullanacakları mekan anlamında hem siyasi partilerin ve komisyonların kullandıkları mekan anlamında çok ciddi bir darlık var. Bu darlığı aşacak bir ön çalışmayı yapıyoruz. Belki bu çalışmalar bittikten sonra ilave fiziki imkanların oluşturulması için adım atılabilir.” yanıtını verdi.
Yüksek Mahkeme, Atalay’ın, “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma”, “kişi hürriyeti ve güvenliği” ile “bireysel başvuruda bulunma” haklarının ihlal edildiğine hükmetmiş, ayrıca Atalay’a 100 bin lira tazminat ödenmesini kararlaştırmıştı.
AYM, İHLAL KARARININ GEREKÇESİNİ AÇIKLADI
Kararda, Yüksek Mahkemenin daha önce verdiği ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediği anımsatılarak, AYM kararlarının yerine getirilmemesinin, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı hükmü ile çatışan bir durum olduğu belirtildi
YARGITAY’IN YENİDEN YARGILAMA YETKİ VE GÖREVİ BULUNMAMAKTA
Yüksek Mahkemenin kararında, Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarına herhangi bir takdir yetkisinin tanınmadığı veya bu konuda bir istisnaya da yer verilmediği aktarıldı.
Kararda, “Öte yandan somut başvuruya konu yargılamada Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesini ilgili mahkeme olarak belirlediği için Yargıtayın 6216 sayılı Kanun kapsamında yeniden yargılama yetki ve görevi bulunmamaktadır. İhlal kararının gönderildiği ilk derece mahkemesi ise Anayasa Mahkemesinin kararı uyarınca önüne gelen dosyada yeniden yargılamayla ilgili görevini yerine getirmemiş; başvurucunun anayasal haklarını da gözeten bir yargılama yapmamıştır.” ifadeleri kullanıldı.
Kararda, kamu gücünün eylem, işlem ve ihmallerinin Anayasa’ya uygunluğunu kesin ve bağlayıcı olarak karara bağlama yetkisinin münhasıran Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtildi.
Bu bağlamda AYM’nin bireysel başvuru yoluyla bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiğine karar verdiğinde, herhangi bir merciin bu kararın Anayasa’ya veya kanuna uygun olup olmadığını inceleme ve denetleme yetkisinin bulunmadığına vurgu yapılan kararda, şunlar kaydedildi: “Anayasa ve kanunlar, Anayasa Mahkemesi kararını yerine getirme yükümlülüğü altında olan kamu makamlarına ve somut olayda ilk derece mahkemesine dosyayı farklı bir yargı merciine gönderme yetkisi vermediği gibi herhangi bir yargısal makamı da Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını tartışma konusunda yetkilendirmemiştir. Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcılığı, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenleri kapsadığı gibi ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak merciin belirlenmesini de kapsar. Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasının reddedilmesi ve hukukun emrettiği yöntemler izlenerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmaması Anayasa’nın 153. maddesinin sözüyle açıkça çelişen, Anayasa koyucunun iradesine aykırı bir yorum ve uygulama olmuştur.”
Kararda, “Sonuç olarak ilk derece mahkemesinin yetkisi dahilindeki bir dosyayı Yargıtaya göndermesiyle başlayan, Yargıtayın da Anayasa hükümlerini göz ardı ederek verdiği bir kararla şekillenen süreç Anayasa’nın sözüne açıkça aykırılık oluşturmuş ve neticede başvurucunun bireysel başvuru hakkı, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline yol açmıştır.” ifadelerine yer verildi.
DAHA ÖNCE DE İHLAL KARARI VERİLMİŞTİ
28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde TİP’ten Hatay milletvekili seçilen Can Atalay’ın avukatları, “müvekkillerinin milletvekili seçilmesi nedeniyle hakkındaki yargılamanın durması ve tahliye edilmesi” talebiyle Yargıtaya başvurmuştu.
Yargıtayın talebi reddetmesi üzerine Atalay, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, mahkeme de “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiğine ve Atalay’ın yeniden yargılanarak tahliyesine karar verilmesine hükmetmişti.
Anayasa Mahkemesince Atalay’ın yeniden yargılanması ve tahliyesi istemiyle yerel mahkemeye gönderilen dosya, yerel mahkemece karar verilmeden Yargıtay 3. Ceza Dairesine iletilmiş, söz konusu ceza dairesi ihlal kararına uymamıştı.