Amerikan basınında çıkan haberlere göre Soğuk Savaş’tan bu yana gerçekleşen en büyük takas için görüşmeler perde arkasında yaklaşık iki yıldır devam ediyordu.
Asrın takası, Rus ve Amerikan istihbaratlarının toplantıları, uluslararası zirvelerde gerçekleşen gizli görüşmeler ve liderlerin telefon görüşmelerindeki pazarlıklarıyla filmlere konu olacak cinsten bir sürecin sonunda gerçekleşti.
Amerikan New York Times ve Wall Street Journal gazetelerinin sürecin detaylarını içeren haberlerine göre, takas anlaşmasının nihai hedefi ABD açısından Paul Whelan, Rusya açısından ise Vadim Krasikov’un serbest bırakılmasıydı.

SÜREÇ CENEVRE’DE BAŞLADI
Her şey 16 Haziran 2021’de Cenevre’de gerçekleşen ABD-Rusya zirvesinde başladı. Burada bir araya gelen ABD Başkanı Joe Biden ve Rusya lideri Vladimir Putin, iki ülke arasındaki mahkûm sorunlarıyla ilgili istihbarat teşkilatları arasında diyalog hattı kurulması konusunda anlaşmaya vardı. ABD sürecin en başında 2018’de Rusya’da casusluk suçlamasıyla tutuklanan Paul Whelan’ın serbest bırakılmasını amaçlıyordu. Ne var ki Washington yönetiminin elinde Whelan’a karşı Rusya’yı takasa ikna edebilecek bir tutuklu yoktu. Aralık 2022’de Slovenya’da iki Rus casusun tutuklanması, ABD yönetimini harekete geçirdi ve CIA Rusya’ya Whelan karşılığında iki casusun takasını teklif etti ama Rusya reddetti.
GAZETECİNİN TUTUKLANMASI
ABD savunma ve dışişleri yetkilileri, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’a küçük çaplı bir takas yerine birçok ismin dahil edileceği bir anlaşmanın Rusya’dan olumlu karşılık bulabileceğini raporladı ve Blinken bu konuyu Mart 2023’te Biden’a aktardı. Bu sırada Rusya’nın WSJ muhabiri Evan Gershkovich’i ajanlık suçlamasıyla tutuklaması, sürecin daha da zorlaşmasına neden oldu.

PUTİN ISRARLA ONU İSTEDİ
Washington, Whelan’ın serbest bırakılması için çaba sarf ederken, Kremlin’in amacı ise 2019’da Berlin’de Çeçen lider Selim Han Hangoşvili’yi öldürdüğü gerekçesiyle müebbet hapse çarptırılan Vadim Krasikov’u geri almaktı. Putin’in Krasikov’u hem arkadaşı olarak hem de Almanya’daki dava sürecinde ağzını sıkı tuttuğu için görevini yerine getiren sembol bir isim olarak görmesi nedeniyle serbest bırakılmasına önem verdiği belirtiliyor. ABD’li yetkililer, Almanya’ya Rus muhalif lider Aleksey Navalni’yi de içeren bir takas anlaşmasında Krasikov’un serbest kalması teklifini yaptı. Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile bir dizi görüşme yapıldı.

ABRAMOVIÇ DE DAHİL OLDU
Kasım 2023’te ABD’nin başmüzakerecisi Roger Cartens, İsrail başkenti Tel Aviv’de Rus oligark Roman Abramoviç ile bir araya geldi ve Putin’in Krasikov-Navalni takasına açık olup olmayacağını sordu. Kremlin bu formüle yeşil ışık yaktı. Rusya’da tutuklu Navalni’nin 16 Şubat’taki ani ölümü anlaşmayı yine çıkmaza girme noktasına getirdi. Ancak ABD tarafı anlaşmaya Navalni’nin ekibinden siyasi tutuklular ve muhalif siyasetçi Vladimir Kara-Murza’yı dahil ederek Berlin’i ikna etti. 7 Haziran’da Scholz’un onayladığı anlaşma taslağı 25 Haziran’da CIA tarafından bir Ortadoğu başkentindeki toplantıda Rus istihbaratı FSB’ye iletildi.
SON GÖRÜŞME TÜRKİYE’DE
Anlaşma ayrıca Rus casusların tutuklu bulunduğu Slovenya, Norveç ve Polonya’dan taahhütler gerektiriyordu. ABD Başkanı Joe Biden, anlaşmanın bu tarafındaki son onayı da 21 Temmuz’da seçimlerden çekildiğini açıklamadan 2 saat önce Slovenya Başbakanı’nı arayarak aldı. Tüm bu çetrefilli süreçte Türkiye aracı rol oynarken, Ankara’ya inen 7 farklı uçaktan mahkûmların değişimiyle son buldu.
WSJ’DEN ERDOĞAN’A ÖVGÜ ‘DİPLOMASİ BAŞARISI’
AMERİKAN Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) yönetiminde Ankara’da yapılan takas operasyonunu Türkiye açısından diplomasi başarısı olarak yorumladı. Gazetenin, “Mahkûm Takası Batı’ya Türkiye’nin Aracı Olarak Değerini Hatırlatıyor” başlıklı haberinde, “ABD ve Rusya arasındaki esir takasına ev sahipliği yapmak, ülkesini Ukrayna savaşıyla ilgili müzakerelerin merkezine yerleştiren Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan için bir başka diplomatik zafer anlamına geliyor” ifadeleri kullanıldı. Haberde, Türkiye’nin, Ukrayna savaşının patlak verdiği günden bu yana birçok “esir takasına” aracılık yaptığı da hatırlatıldı.
3 LİDERDEN KARŞILAMA
Esir takasının ardından ABD, Rusya ve Almanya liderleri Washington, Moskova ve Köln’deki havalimanlarında serbest kalan tutukluları karşıladı. Washington’daki törende ABD Başkanı Joe Biden’a Başkan Yardımcısı Kamala Harris de eşlik etti.

Rusya lideri Putin de Moskova’da uçaktan inen esirlerin tek tek elini sıktı ve Rusya’ya sadık kaldıkları için teşekkür ederek kendilerine devlet nişanı verileceğini söyledi. Alman Şansölyesi Olaf Scholz da Köln/Bonn havalimanındaki törende Almanya’ya ulaşan 13 rehineyi karşıladı.
MİT KİLİT ROL ÜSTLENDİ
İKİNCİ Dünya Savaşı sonrası yapılan en büyük takas operasyonunda ABD, Rusya ve Almanya’nın yardım talebi üzerine Türkiye devreye girdi. MİT’in üst düzey yetkilileri, tarihe geçen bu operasyonun gerçekleşmesi öncesinde bir yıldan fazla süredir taraflar ile sık sık bir araya geldi. Süreç içerisinde MİT Başkanı İbrahim Kalın da birçok kez muhatapları ile hem yüz yüze hem de telefon görüşmeleri yaptı.
TÜRKİYE HAKEMLİK YAPTI
Tarihi esir takasında ABD, Rusya, Almanya, Polonya, Slovenya, Norveç ve Belarus olmak üzere 7 ülke yer aldı. Taraflarla defalarca görüşmeler yapıldı, süreç bazen tıkanma noktasına geldi. Her seferinde Türkiye, yeniden tarafları anlaşma noktasında bir araya getirmeyi başardı. Ülkeler arasında oluşan güvensizlik anlarında ise Türkiye’nin hakemliği ve verdiği güven devreye girdi.
Tarafların, takasa ilişkin çekince, anlaşmazlık ve talepleri de yine MİT’in yapıcı çözümleri sayesinde aşıldı. Takas operasyonunun her adımı MİT’in kontrolünde ilerledi. Operasyon için müzakereler son ana kadar devam etti. Operasyon anında bile taraflar arasında oluşan anlaşmazlıklar, MİT’in sağladığı soğukkanlı ve başarılı istihbarat diplomasisi ile yönetildi. Türkiye’nin aylarca süren ve tüm taraflarla yapıcı yaklaşımı sonrası takas için anlaşmaya varıldı.
ESENBOĞA’DA TARİHİ GÜN
1 Ağustos sabahının ilk saatlerinde MİT, takasın yapılacağı Ankara Esenboğa Havalimanı’nda gerekli güvenlik önlemlerini aldı.
Esenboğa Havalimanı, hayatın olağan akışını bozmayacak şekilde operasyon için hazır hale getirildi. Operasyon boyunca takası yapılacak 26 kişinin güvenliği ön planda tutuldu.
AYNI ANDA YEDİ UÇAK
Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin getirilmesi için anlaşma imzalanması çağrısı yapılan, Netanyahu hükümetine karşı her hafta cumartesi günü düzenlenen protestolar devam etti.
Binlerce kişi, Gazze’deki esirlerin geri getirilmesi konusunda siyasi iradenin kayıtsızlığı ve savaşın yönetimini eleştirerek, ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifasını ve erken seçim talep ettikleri protestolarını yineledi.

Tel Aviv, Hayfa ve Batı Kudüs’ün yanı sıra Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya kenti ile ülkenin çeşitli noktalarında hükümetin istifasını ve esirlerin geri getirilmesini talep etti.
Protestoların merkezi, binlerce İsraillinin akşam saatlerinde toplandığı başkent Tel Aviv’de yer alan, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı yapılan gösterilerde sembolleşen, polisin demir bariyerlerle kapattığı Kaplan Caddesi oldu.
Ellerinde İsrail bayrakları bulunan protestocular, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde yazıların yer aldığı pankart, afiş ve dövizler taşıdı. Caddede kurulan platformda hükümetin eleştirildiği konuşmalar yapıldı.
Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin yakınları da yakındaki Menachem Begin Caddesi’nde Savunma Bakanlığının önünde Netanyahu ve hükümete eleştirilerini yöneltti. İsrailli esir yakınları, Netanyahu ve kabine üyelerini, “esirleri geri getirecek anlaşmaya engel olmakla” suçladı, Netanyahu’nun ABD Kongresinde yaptığı konuşmada “esir takası anlaşmasına değinmemesini” eleştirdi.

İsrailli esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davul ve düdük çalan protestocular, “Hepsi hemen eve”, “Yardım” yazılı dövizler taşıdı, Netanyahu’yu suçlayan sloganlar attı. Göstericiler, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak.”, “Sen baştasın, sen suçlusun.” diye bağırdı.
Kaplan Caddesi’nden yürüyerek bakanlık binasının önündeki Menachem Begin Caddesi’ne gelen hükümet karşıtı protestocular, esir takası talep eden göstericilerle eylemlerini sürdürdü.
Netanyahu’nun evinin önünde de gösteri yapıldı
Sahil kenti Hayfa’nın yanı sıra kuzeyde Kayserya kentinde Netanyahu’nun şahsi konutunun çevresinde de binlerce gösterici, İsrail bayrakları, meşaleler, davul ve düdüklerle toplandı. Göstericiler, “Sen baştasın, sen suçlusun.” sloganları atarak hükümetin istifasını ve erken seçim talep etti.
Batı Kudüs’te de İsrailliler, esirlerin serbest bırakılması için hükümetin anlaşma yapması talebiyle yürüdü.
Hükümetin istifası ve Gazze Şeridi’ndeki esirlerin geri getirilmesi için bir an önce anlaşma imzalanmasını isteyen İsrailliler, ülkenin çeşitli noktalarındaki yolları ve kavşakları kapattı. İsrail polisinin bazı noktalarda göstericilere güç kullanması sonucu arbede yaşandı.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in 7 Ekim’de Gazze Şeridi’ne başlattığı saldırıların durdurulması için taraflar arasında uzunca süredir müzakereler devam ediyor.
İsrail basınındaki haberlere göre, güvenlik teşkilatı ve müzakereleri yürüten istihbarat teşkilatları anlaşma yapılması yönünde görüş bildirmişti. Buna karşın Netanyahu’nun hükümetindeki aşırı sağcı koalisyon ortaklarının baskısı karşısında anlaşmaya yanaşmadığı ifade edilmişti.
Esir takası müzakerelerinin ivme kazandığı geçen haftalarda Netanyahu, Refah Sınır Kapısı ve Gazze’nin Mısır sınırındaki İsrail işgalinin devam etmesinin olası mutabakatın şartlarından biri olduğunu söylemişti.
İsrail basınında, Netanyahu’nun yeni talepleriyle esir takası müzakerelerini zora soktuğuna dair haberler yer almıştı.

GE Aerospace, Türk Havacılık Uzay Sanayii ve TEI ile GE Aerospace’in F404 motorunun yeni HÜRJET uçak versiyonlarına entegre edilmesini değerlendirme ve bu konuda iş birliği yapmayı amaçlayan bir Mutabakat Anlaşması imzaladığını duyurdu. Bu anlaşmanın şirketlerin HÜRJET programındaki mevcut ilişkilerinin devamı niteliğinde olduğu belirtildi.
Anlaşma, kendi türünde Türkiye’de üretilen ilk uçak olan HÜRJET ileri seviye eğitim jeti programının başarısını yansıtıyor. Üç şirketin HÜRJET programının birinci aşamasına ilişkin mevcut iş birliğini genişleten bu anlaşama; Türkiye’nin ileri teknoloji sanayi altyapısını desteklemekte, savunma-havacılık endüstrisinde ve küresel ölçekte bir teknoloji ve mühendislik merkezi olarak konumunu güçlendirmektedir.
Üç şirket arasında daha önce yapılan iş birliğine sayesinde F404 motoru, Türk Hava Kuvvetleri’nin şu anda kalifikasyon aşamasında olan HÜRJET eğitim jetine başarıyla dâhil edilmişti. HÜRJET’in, küresel eğitim jeti pazarında son derece rekabetçi olması bekleniyor.

Türk Havacılık Uzay Sanayii Genel Müdürü Dr. Mehmet Demiroğlu yaptığı açıklamada “HÜRJET, modern aviyonik ve yüksek performans özelliklerinin yanı sıra tek motorlu, tandem koltuk konfigürasyonunda mükemmel bir performans sunarak modern pilot eğitiminde kritik bir rol oynuyor. Bu Mutabakat Anlaşmasının tüm ilgili taraflara büyük başarı getireceğine inanıyoruz.” dedi.
Anlaşma kapsamında üç şirket, HÜRJET programının yeni versiyonlarının uçuş testlerinde GE Aerospace Savunma ve Sistemlerine ait diğer motor ve sistem ürünlerinin uygulanmasını araştırmak için iş birliğini sürdürme konusunda anlaşmaya vardı. Bu yeni versiyonlar ve potansiyel yeni müşteriler için taraflar, 1985 yılında GE Aerospace ve Türk Havacılık Uzay Sanayii arasında kurulan bir ortak girişim şirketi olan TEI’nin, F404 motorlarının montaj bakım, onarım ve revizyon faaliyetlerini Türkiye’de sağlaması bekleniyor. TEI, ayrıca Türk Havacılık Uzay Sanayii’nin HÜRJET uçaklarının, Türkiye ve yurtdışı müşterileri için motor bakım, onarım ve revizyon hizmetleri sağlaması bekleniyor. Söz konusu anlaşma, TEI’nin HÜRJET uçakları dışındaki platformlar için küresel F404 son kullanıcılarına hizmet sunabilmesine de imkan tanıyacak.

TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut F. Akşit, “Geçtiğimiz 40 yılda TEI, uluslararası OEM’lerin askerî ve ticari motorları için en büyük parça ve modül tedarikçilerinden biri olmanın yanı sıra dünya genelinde kullanılan çeşitli askerî motorlar için yetkili bir bakım merkezi olmuştur. Bugün imzalanan anlaşma TEI’nin 40 yıllık tecrübesini yansıtıyor. Ülkemizin en önemli havacılık programlarından biri için üretimini gerçekleştireceği motorlar ve son kullanıcılar için sağlayacağımız entegre lojistik destek; ülkemizin askerî ve sivil havacılık sektöründeki çalışmalarımızı büyütecek. TEI’nin programdaki taahhüdünün ve ortaklığının Türkiye’nin savunma ve havacılık endüstrilerine yeni bir başarı hikâyesi ekleyeceğine inanıyoruz.” dedi.

TEI; GE Aerospace ve ortakları için, CFM LEAP, GEnx ve GE9X motorlarına üretilen türbinler ve kompresörler de dâhil olmak üzere, yüzlerce motor bileşeni üretmekte ve CFM RISE (Sürdürülebilir Motorların Devrimsel İnovasyonu) Programı için prototip oluşturan GE Aerospace’in küresel tedarik zincirine katkıda bulunmaktadır.
GE Aerospace Savunma ve Sistemleri Başkanı ve CEO’su Amy Gowder, yaptığı açıklamada, “Bu Mutabakat Anlaşması ile GE Aerospace olarak, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına olan yaklaşık 60 yıllık bağlılığımızı derinleştirmekten ve küresel perspektife sahip bir program oluşturmak için tarafların güçlü yönlerini geliştiren bu iş birliğine katılmaktan gurur duyuyoruz. Uzun vadeli ortaklar olarak GE Aerospace, Türk Havacılık Uzay Sanayii ve TEI güçlerini birleştirerek HÜRJET programının başarısının devam etmesini sağlayacaktır.” dedi.

F404 motorlu uçakların toplamda 16 ülkede faaliyet halinde ya da sipariş edilmiş olması ve dünyanın dört bir yanında hava kuvvetlerine entegre edilmesi için tercih edilmiş olması, F404 turbofan motorlarının kendi sınıfında çok yönlü özelliği ile en ön sırada yer aldığının önemli bir göstergesidir.
GE Aerospace, İstanbul, Ankara ve Gebze’de bulunan ofis ve tesislerinde 440’tan fazla çalışanı ve Türkiye genelinde 2 bin 300’den fazla ticari uçak ve savunma motorundan oluşan güçlü varlığı ile yaklaşık 60 yıldır Türkiye’nin havacılık sektörüne katkı sağlayan sadık bir ortağıdır. Buna ek olarak; GE Aerospace, yakın zamanda ikinci yerleşkesinin açılışını gerçekleştirdiği Türkiye Teknoloji Merkezi’ndeki yetkin mühendisleri ile özgün programları, yeni motor programları, yazılım geliştirme ve katmanlı üretim alanlarındaki mühendislik çalışmalarını destekleyerek ülkenin gelişmiş havacılık ve uzay merkezi konumunu güçlendirmektedir.
Ruandalı yetkililer tarafından yapılan açıklamada, İngiltere’nin göçmenleri Orta Afrika ülkesi olan Ruanda’ya göndermeyi amaçladığı plandan aldığı milyonlarca doları geri ödemek zorunda olmadığı duyuruldu. Ruanda Devlet Başkanı daha önce bu paranın iade edilebileceğini söylemişti.
Anlaşmanın bir parçası olarak İngiltere, göçmenleri kabul etmesi karşılığında Ruanda’ya yaklaşık yarım milyar dolar kalkınma fonu verecekti. İngiltere’nin bağımsız kamu harcamaları gözlemcisi mart ayı başında yaptığı açıklamada, hiçbir sığınmacının Ruanda’ya gönderilmemiş olmasına rağmen ülkeye 280 milyon dolar ödediğini söyledi.
GERİ ÖDEME MADDESİ ANLAŞMADA YOK
İngiltere’nin yeni başbakanı Keir Starmer, geçen hafta ülkenin liderliğini devraldıktan sonra planı rafa kaldırdı. Girişim, İngiltere’nin Muhafazakar Parti yönetimindeki önceki hükümeti tarafından, göçmenleri güvenli olmayan teknelerle Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’ye ulaşmaktan caydırmak amacıyla tasarlanmıştı.
Ruanda Hükümet Sözcüsü Yardımcısı Alain Mukuralinda anlaşmanın bir geri ödeme maddesi içermediğini söyledi. Mukuralinda, Ruanda Yayın Ajansı tarafından sosyal medyada yayınlanan videoda “İngilizler uzun bir süre işbirliği talebinde bulunmaya karar verdi ve bunun sonucunda iki ülke arasında anlaşma yapıldı. Şimdi, eğer gelip işbirliği talep eder ve sonra da geri çekilirseniz, bu sizin kararınızdır. İyi şanslar” dedi.
İngiltere ile göç ortaklığı koordinatörü Doris Uwicyeza Picard, ülkesinin parayı iade etme “yükümlülüğü” altında olmadığını söyledi. Ruanda’nın bir sonraki adımlar konusunda İngiliz yetkililerle “sürekli görüşmeler” halinde olacağını söyleyen Picard, bu adımların neler olabileceği ya da bu görüşmelerin ne zaman başlayacağı konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.
DEVLET BAŞKANI PARAYI İADE EDEBİLECEKLERİNİ SÖYLEMİŞTİ
Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame ocak ayında BBC’ye verdiği demeçte anlaşma kapsamında sığınmacı gönderilmemesi halinde Ruanda’nın İngiltere’ye geri ödeme yapabileceğini söylemiş ve “Eğer gelmezlerse parayı iade edebiliriz” demişti. Anlaşmanın bir parçası olarak, taraflardan biri diğerine yazılı olarak bildirimde bulunarak anlaşmayı feshedebilir. İngiltere’nin bu yazılı bildirimi yapıp yapmadığı belli değildi, ancak Starmer görevdeki ilk tam gününde göçmen planını çöpe attı ve “Başlamadan öldü ve gömüldü” dedi.
DOLANDIRICILIK OLARAK ADLANDIRILDI
İngiltere’nin kolluk kuvvetleri, göç ve ulusal güvenlikten sorumlu yeni içişleri bakanı Yvette Cooper, haber kaynaklarına yaptığı açıklamada ofisinin “para, mevzuat ve süreçlerle ilgili tüm ayrıntıları” denetleyeceğini ve Parlamento’ya daha fazla ayrıntı vereceğini söyledi. Cooper “Tüm planı denetliyoruz. Açıkça görülüyor ki bu tam bir dolandırıcılık” dedi.
Göç ortaklığı, ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı yoksul bir ülke olan Ruanda için önemli bir destek olacaktı. Dünya Bankası rakamlarına göre Ruanda’nın yıllık ekonomik çıktısı yaklaşık 14 milyar dolar, dolayısıyla göçmen anlaşması, ekonomisine oldukça büyük bir destek olacak. Ruandalı yetkililer, anlaşma kapsamında İngiltere’den gönderilen paranın, göçmenlerin beklenen varışına hazırlanmak ve ekonomik büyümeyi desteklemek için operasyonel maliyetler için kullanıldığını söylüyor. Paranın bir kısmı da başkent Kigali’nin dış mahallelerinden biri olan Gahanga’da göçmenlerin Ruandalılarla birlikte yaşaması beklenen uzun vadeli konutlar inşa etmek için kullanıldı. Göç ortaklığı iptal edilmiş olsa da Picard, Ruanda hükümetinin projeyi tamamlayacağını ve Ruandalılar için sosyal konutlar için kullanacağını söyledi.
SADECE KOMŞU ÜLKELERE EV SAHİPLİĞİ YAPILMIYOR
Bu politika aynı zamanda Kagame’nin küresel göçe kalıcı çözümler bulma hedefiyle de örtüşüyor. Kendisi ve hükümetinin pek çok üyesi Ruanda’nın 1994’teki soykırımından önce ve sonra Uganda, Kongo ve başka yerlerde mülteci olarak büyümüş ve savaşların masum insanlara yaptığı adaletsizlik hakkında defalarca konuşmuşlardı. Kagame, ülkesinin sadece komşu ülkelerden gelen mültecilere değil, aynı zamanda Libya’dan tahliye edilen Afrikalılara ve Taliban’dan kaçan Afgan kız öğrencilere de ev sahipliği yaptığını dile getiriyor.
PLANLAMA 2021 YILINDA BAŞLADI
İngiltere’nin göçmenleri Ruanda’ya gönderme planı 2021 yılında, sığınmacıları işlem için üçüncü ülkelere sınır dışı etme niyetinden bahseden dönemin başbakanı Boris Johnson döneminde şekillenmeye başladı. Bu fikir, Ruanda’nın sığınmacıların taleplerini işleme koymak için ne güvenli ne de yeterince hazır olduğunu söyleyen hak grupları, Birleşmiş Milletler yetkilileri ve İngiliz mahkemelerinin tepkisiyle karşılaştı. Aktivistler ayrıca Ruanda’daki siyasi ve medya baskısına ve on yıllardır iktidarda olan Kagame’yi eleştirenlerin adil olmayan yargılamalara ve kötü muameleye maruz kaldığına dikkat çekti. Bazıları da sığınmacıların yakından izleneceğinden, gazeteciler ve insan hakları araştırmacılarıyla özgürce konuşamayacaklarından endişe ediyor.
NİSAN AYINDA ‘GÜVENLİ ÜÇÜNCÜ ÜLKE’ İLAN EDİLMİŞTİ
Aktivistlere ve mültecilerle yapılan röportajlara göre Ruanda’da koruma arayan mülteciler öldürüldü, taciz edildi ve sınır dışı edildi. Kagame’nin askerleri ayrıca madenleri yağmalamak, katliamlar yapmak ve komşu Kongo’da büyük bir yerinden edilme dalgasına yol açmakla suçlanıyor. Ancak İngiltere’nin Rishi Sunak yönetimindeki bir önceki hükümeti tüm bu faktörleri göz ardı ederek nisan ayında Ruanda’yı güvenli üçüncü ülke ilan eden bir yasa çıkardı.
Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin görüşmesinin yankıları sürerken Pyongyang’dan ikili arasında imzalanan Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşmasına dair açıklama geldi.
Tarafların muhtemel bir saldırı halinde birbirlerine gecikmeksizin askeri yardım sağlama konusunda mutabık kaldığı belirtilirken, Birleşmiş Milletler (BM) Anlaşmasının 51. maddesinin “BM üyesi ülkelerin kendilerine karşı silahlı bir saldırı düzenlenmesi halinde bireysel ve kolektif meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu öngördüğü” hatırlatıldı. Putin ve Kim tarafından imzalanan anlaşmada “İki taraftan biri, tek bir ülkeden veya birkaç ülkeden gelen silahlı saldırı nedeniyle savaşa girerse diğer taraf BM Anlaşmasının 51. maddesi ile Kuzey Kore ve Rusya Federasyonu yasaları uyarınca elindeki tüm imkanları seferber ederek gecikmeksizin askeri ve diğer yardımları sağlayacaktır” ifadelerinin yer aldığı kaydedildi. Anlaşmanın ayrıca taraflara birbirlerinin çıkarlarını ihlal eden üçüncü ülkelerle işbirliği yapmama şartı getirdiği belirtildi.

ANLAŞMANIN AMACI KALICI ORTAKLIK
Amacı “uluslararası hukuk ilkelerine dayalı kalıcı bir ortaklık geliştirmek” olan anlaşma çerçevesinde tarafların “küresel stratejik istikrarı ve yeni adil ve eşit bir uluslararası düzeni” kurmak üzere işbirliğini güçlendireceği ifade edilirken, anlaşma metninde “İki taraf, savaşın önlenmesi ve bölgesel ve küresel barış ve güvenliğin sağlanması için savunma kabiliyetlerini güçlendirmeye yönelik mekanizmalar geliştirecektir” ifadelerinin yer aldığı belirtildi.
Savunma dışında birçok farklı alanda işbirliği öngören anlaşmada şu maddeler yer aldı:
– Taraflar, karşılıklı ticaret hacmini artırmak, gümrük ve mali hizmetler gibi alanlarda ekonomik işbirliği için uygun şartları oluşturmak ve 28 Kasım 1996 tarihinde kabul edilen Yatırımların Teşviki ve Korunmasına İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmaya uygun olarak karşılıklı yatırımları teşvik etmek ve korumak için çaba gösterecektir
– Taraflar, Kuzey Kore ve Rusya Federasyonu’nun özel veya serbest ekonomik bölgelerine ve bu bölgelerde çalışan kuruluşlara destek sağlayacaktır
– Taraflar uzay, biyoloji, barışçıl nükleer enerji, yapay zeka, bilişim alanları dahil olmak üzere bilim ve teknoloji alanlarında değişim ve işbirliğini geliştirecek ve ortak araştırmaları proaktif olarak kolaylaştıracaktır
– Taraflar, kapsamlı ikili ilişkilerin geliştirilmesinin önemi doğrultusunda karşılıklı ilgi alanlarında işbirliğini ve kalkınmayı destekleyecektir
– Taraflar, Kuzey Kore ve Rusya Federasyonu arasında doğrudan bağlar kurulması için elverişli şartlar kuracak ve iş forumu, seminer, sergi ve ticaret fuarı gibi bölgeler arası ortak etkinlikler düzenleyerek ekonomik ve yatırım potansiyellerinin karşılıklı olarak anlaşılmasını teşvik edecektir
– Taraflar tarım, eğitim, halk sağlığı, spor, kültür, turizm gibi alanlarda değişim ve işbirliğini artıracak ve çevre koruma, doğal afetlerin önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılması alanlarında birbirleriyle işbirliği yapacaktır
– Taraflar ülke dışı nitelik taşıyan yaptırımlar da dahil olmak üzere tek taraflı zorunlu yaptırımların uygulanmasına karşı çıkacak ve bu tür yaptırımların uygulanmasını BM kuralları ve uluslararası hukuk ve düzenlemelere aykırı yasadışı tedbirler olarak kabul edecektir
– Herhangi bir üçüncü ülkenin taraflardan birine karşı tek taraflı zorunlu yaptırımlar uygulaması halinde, iki taraf da yaptırımların dolaylı etkilerini ortadan kaldırmak veya en aza indirmek için pratik çaba gösterecektir
– Taraflar uluslararası terörizm, radikalizm, çok uluslu organize suçlar, insan ticareti, rehin alma, yasadışı göç, yasadışı para dolaşımı, suç yoluyla elde edilen gelirin aklanması, terörizmin finansmanı, kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı, sivil havacılık ve deniz seyrüseferinin güvenliğini tehdit eden yasadışı eylemler ve malların, uyuşturucu bileşenlerinin, silahların, kültürel ve tarihi kalıntıların yasadışı dolaşımı gibi tehditlerle mücadelede birbirleriyle işbirliği yapacaktır
– Taraflar bilgi güvenliği alanında birbirleriyle işbirliği yapacak ve ilgili yasal ve normatif temelin geliştirilmesi ve kurumlar arasındaki diyaloğun derinleştirilmesi gibi yollarla ikili işbirliğini güçlendirmeye çalışacaktır
– Taraflar, bu anlaşmanın ve bu anlaşmada belirtilmeyen alanlara ilişkin diğer anlaşmaların uygulanması için aktif olarak işbirliği yapacaktır
24 YIL ARADAN SONRA İLK ZİYARET
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 24 yıl aranın ardından ilk kez ziyaret ettiği Kuzey Kore’de ülke lideri Kim Jong-Un ile bir araya gelmiş, ikilinin karşılıklı işbirliğini yeni bir boyuta taşımak üzere Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzaladığı açıklanmıştı. Putin, detayları merak konusu olan anlaşma ile ilgili yaptığı ilk açıklamada, “Bugün imzalanan kapsamlı ortaklık anlaşması, diğer hususların yanı sıra taraflardan birine yönelik dış saldırı durumunda karşılıklı yardımlaşmayı da içeriyor” ifadelerini kullanmıştı. Pyongyang’ın muhtemel askeri riskler karşısında kendini savunma hakkı olduğunu belirten Putin, “Rusya bugün imzalanan anlaşma uyarınca Kuzey Kore ile askeri-teknik işbirliğini göz ardı etmemektedir” demişti.
]]>ABD İLE 10 YILLIK ANLAŞMA İMZALANDI
Türkiye 1988 yılında imzalanan alım anlaşması kapsamında 1994 yılından itibaren Cezayir’den, 1995 yılında imzalanan alım anlaşması kapsamında ise 1999 yılından itibaren Nijerya’dan LNG alımına başladı. Son yıllarda Türkiye’nin başlıca doğal gaz tedarikçileri olan Rusya ve İran’da sık sık ortaya çıkan arz sorunları, boru hatları ile gelen doğal gaz tedariğinde sıkıntılar yaşanmasına neden oluyor. Türkiye bu nedenle enerji ihtiyacını başka ülkelerden karşılamak üzere bir dizi hamle başlatmış durumda.

Bu kapsamda son olarak 9 Mayıs’ta, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın katılımı ile ABD’de bir anlaşma imzalandı. BOTAŞ Genel Müdürü Abdulvahit Fidan ile ExxonMobil LNG Global Başkanı Matthew R. Chandler tarafından imzalanan LNG ticareti anlaşması ile Türkiye’nin 10 yıl süreyle ABD’den her yıl yaklaşık 2,5 milyon ton LNG tedarik etmesi planlanıyor.
Bakan Bayraktar, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Geçmişte Nijerya ile ve halen Cezayir’le 20 yılı aşkın, uzun dönemli sıvılaştırılmış doğal gaz kontratlarımız var. Şimdi buna Amerika’yı dahil ediyoruz. Umut ediyorum, bugün itibarıyla konuştuğumuz Türkiye’nin ihtiyacının yüzde 8’ini karşılayabilecek büyüklükte bir anlaşma” diye konuşmuştu.
Rusya ile sözleşmelerin 2025’te biteceğini, İran’la ise gelecek yıl sonlanacağını aktaran Bayraktar, tedarik güvenliği için başka yerlerden de doğal gaz ve LNG alımı yapılması gerektiğine dikkat çekmişti.
“TÜRKİYE İHTİYAÇ FAZLASINI SATABİLİR”
DW Türkçe’ye konuşan Paris merkezli Akdeniz Ülkeleri Enerji Şirketleri Birliği (OME) Hidrokarbonlar ve Enerji Güvenliği Direktörü Sohbet Karbuz, Türkiye’nin aslında 2016 yılından beri ABD’den LNG ithal ettiğini, ancak bugüne kadar bu ithalatın spot piyasa üzerinden aracılarla yapıldığını dile getiriyor. Dolayısıyla söz konusu resmi anlaşmayla ABD ile LNG ticareti konusunda daha uzun vadeli ve güvenilir bir çözüm yaratıldığını kaydeden Karbuz, “Bu anlaşma, gaz tedariğinin yanı sıra Türkiye’nin ihtiyaç fazlasını başka pazarlara satmasının da önünü açabilir” değerlendirmesinde bulunuyor.
ABD ile yapılan 10 yıllık anlaşma ile birlikte Türkiye’nin küresel LNG pazarında aktif bir oyuncu haline geldiğini vurgulayan Karbuz, “Türkiye, başka ülkelerle önümüzdeki birkaç yılda bitecek kontratların yeni müzakereleri için elini güçlendirmiş oldu” diyor. Karbuz’a göre, yakın gelecekte Türkiye’nin küresel bir şirket ile LNG ihracat tesisi kurması da gündeme gelebilir.

“KÜRESEL BİR OYUNCU OLABİLİR”
Türkiye’nin dünya çapında toplam doğalgaz ithalatında yedinci, LNG ithalatında ise dokuzuncu sırada yer aldığına işaret eden Karbuz, şöyle konuşuyor:
“Türkiye hem boru gazı hem de LNG ihracatında aktif oyuncu olma yolunda adımlar atmaya başladı. Yakın geçmişte Macaristan, Bulgaristan, Romanya ve Moldova ile gaz ihracatı konusunda imzalanan anlaşmalar bu açıdan önemli. Belki bunlara diğer Balkan ülkeleri de eklenecek. Buna ilaveten, Enerji ve Maden Kanunu’nda yapılan değişiklik doğal gazın LNG olarak ihracatının önünü de açtı. Dolayısıyla, Türkiye sadece tüketim ve ithalat alanlarında değil; kendi ürettiği gaz dahil ithal ettiği gazı dış piyasalara satarak ihracat alanında da önemli bir küresel oyuncu olma yolunda ilerliyor.”

ÜLKELERİN LNG İTHALATI ARTIYOR
Son yıllarda LNG’ye olan talep küresel ölçekte artıyor. Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Örgütü’nün (OAPEC) 2023 LNG piyasasına yönelik yayımladığı rapora göre, küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatı 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 3,4 artarak 409,3 milyon tona yükselerek tarihi rekor kırdı.
En fazla ithalat yapan ülkeler Çin, Japonya ve Güney Kore olurken, Türkiye ve İngiltere’nin de aralarında olduğu Avrupa ülkelerinin LNG ithalatı ise 2023’te yüzde 0,07 azalarak 126 milyon ton olarak gerçekleşti.
Küresel LNG ihracatının yaklaşık yüzde 61’ini ABD, Katar ve Avustralya gerçekleştirirken, ABD 2023’te 89,5 milyon ton ile en fazla ihracat yapan ülke oldu. LNG ihracatında öne çıkan diğer ülkeler ise Cezayir, Nijerya, Angola, Kamerun, Endonezya, Mozambik, Norveç olarak sıralanıyor.
LNG ticaretinin Asya-Pasifik’ten gelen yoğun talep dolayısıyla 2026 yılında boru hattıyla iletilen gaz ticaretini geçeceği ve 2050’de ticarete konu gazların yüzde 64’ünü oluşturacağı öngörülüyor.
]]>ABD İLE 10 YILLIK ANLAŞMA İMZALANDI
Türkiye 1988 yılında imzalanan alım anlaşması kapsamında 1994 yılından itibaren Cezayir’den, 1995 yılında imzalanan alım anlaşması kapsamında ise 1999 yılından itibaren Nijerya’dan LNG alımına başladı. Son yıllarda Türkiye’nin başlıca doğal gaz tedarikçileri olan Rusya ve İran’da sık sık ortaya çıkan arz sorunları, boru hatları ile gelen doğal gaz tedariğinde sıkıntılar yaşanmasına neden oluyor. Türkiye bu nedenle enerji ihtiyacını başka ülkelerden karşılamak üzere bir dizi hamle başlatmış durumda.

Bu kapsamda son olarak 9 Mayıs’ta, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın katılımı ile ABD’de bir anlaşma imzalandı. BOTAŞ Genel Müdürü Abdulvahit Fidan ile ExxonMobil LNG Global Başkanı Matthew R. Chandler tarafından imzalanan LNG ticareti anlaşması ile Türkiye’nin 10 yıl süreyle ABD’den her yıl yaklaşık 2,5 milyon ton LNG tedarik etmesi planlanıyor.
Bakan Bayraktar, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Geçmişte Nijerya ile ve halen Cezayir’le 20 yılı aşkın, uzun dönemli sıvılaştırılmış doğal gaz kontratlarımız var. Şimdi buna Amerika’yı dahil ediyoruz. Umut ediyorum, bugün itibarıyla konuştuğumuz Türkiye’nin ihtiyacının yüzde 8’ini karşılayabilecek büyüklükte bir anlaşma” diye konuşmuştu.
Rusya ile sözleşmelerin 2025’te biteceğini, İran’la ise gelecek yıl sonlanacağını aktaran Bayraktar, tedarik güvenliği için başka yerlerden de doğal gaz ve LNG alımı yapılması gerektiğine dikkat çekmişti.
“TÜRKİYE İHTİYAÇ FAZLASINI SATABİLİR”
DW Türkçe’ye konuşan Paris merkezli Akdeniz Ülkeleri Enerji Şirketleri Birliği (OME) Hidrokarbonlar ve Enerji Güvenliği Direktörü Sohbet Karbuz, Türkiye’nin aslında 2016 yılından beri ABD’den LNG ithal ettiğini, ancak bugüne kadar bu ithalatın spot piyasa üzerinden aracılarla yapıldığını dile getiriyor. Dolayısıyla söz konusu resmi anlaşmayla ABD ile LNG ticareti konusunda daha uzun vadeli ve güvenilir bir çözüm yaratıldığını kaydeden Karbuz, “Bu anlaşma, gaz tedariğinin yanı sıra Türkiye’nin ihtiyaç fazlasını başka pazarlara satmasının da önünü açabilir” değerlendirmesinde bulunuyor.
ABD ile yapılan 10 yıllık anlaşma ile birlikte Türkiye’nin küresel LNG pazarında aktif bir oyuncu haline geldiğini vurgulayan Karbuz, “Türkiye, başka ülkelerle önümüzdeki birkaç yılda bitecek kontratların yeni müzakereleri için elini güçlendirmiş oldu” diyor. Karbuz’a göre, yakın gelecekte Türkiye’nin küresel bir şirket ile LNG ihracat tesisi kurması da gündeme gelebilir.

“KÜRESEL BİR OYUNCU OLABİLİR”
Türkiye’nin dünya çapında toplam doğalgaz ithalatında yedinci, LNG ithalatında ise dokuzuncu sırada yer aldığına işaret eden Karbuz, şöyle konuşuyor:
“Türkiye hem boru gazı hem de LNG ihracatında aktif oyuncu olma yolunda adımlar atmaya başladı. Yakın geçmişte Macaristan, Bulgaristan, Romanya ve Moldova ile gaz ihracatı konusunda imzalanan anlaşmalar bu açıdan önemli. Belki bunlara diğer Balkan ülkeleri de eklenecek. Buna ilaveten, Enerji ve Maden Kanunu’nda yapılan değişiklik doğal gazın LNG olarak ihracatının önünü de açtı. Dolayısıyla, Türkiye sadece tüketim ve ithalat alanlarında değil; kendi ürettiği gaz dahil ithal ettiği gazı dış piyasalara satarak ihracat alanında da önemli bir küresel oyuncu olma yolunda ilerliyor.”

ÜLKELERİN LNG İTHALATI ARTIYOR
Son yıllarda LNG’ye olan talep küresel ölçekte artıyor. Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Örgütü’nün (OAPEC) 2023 LNG piyasasına yönelik yayımladığı rapora göre, küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatı 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 3,4 artarak 409,3 milyon tona yükselerek tarihi rekor kırdı.
En fazla ithalat yapan ülkeler Çin, Japonya ve Güney Kore olurken, Türkiye ve İngiltere’nin de aralarında olduğu Avrupa ülkelerinin LNG ithalatı ise 2023’te yüzde 0,07 azalarak 126 milyon ton olarak gerçekleşti.
Küresel LNG ihracatının yaklaşık yüzde 61’ini ABD, Katar ve Avustralya gerçekleştirirken, ABD 2023’te 89,5 milyon ton ile en fazla ihracat yapan ülke oldu. LNG ihracatında öne çıkan diğer ülkeler ise Cezayir, Nijerya, Angola, Kamerun, Endonezya, Mozambik, Norveç olarak sıralanıyor.
LNG ticaretinin Asya-Pasifik’ten gelen yoğun talep dolayısıyla 2026 yılında boru hattıyla iletilen gaz ticaretini geçeceği ve 2050’de ticarete konu gazların yüzde 64’ünü oluşturacağı öngörülüyor.
]]>Türkiye ve Somali arasında 2011’den bu yana devamlı olarak gelişen siyasi, ekonomik ve askeri ilişkiler 8 Şubat’ta imzalanan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması” ile yeni bir aşamaya ulaştı. Anlaşmayla birlikte, Türk donanması Somali karasularını korsanlık ve çeşitli hukuk dışı faaliyetlerden 10 yıl boyunca koruyacak. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında soruları yanıtlarken önemli bir ifade kullandı. “Türkiye artık kabına sığmayan bir ülke.” dedi. Açıklamasını “Bir ucumuz Somali’de, bir ucumuz Bosna’da, bir ucumuz Azerbaycan’da, bir ucumuz da Orta Asya’da kardeşlerimizle beraber” diyerek sürdürdü.
Afrika Boynuzu’nun ticari anlamda büyük bir önemi olduğu gibi stratejik açıdan da Somali’nin coğrafi konumu, kaynayan Ortadoğu kazanına oldukça yakın. Ankara, Suriye’den Yemen’e kadar istikrar istediği bölgede gelişmelere yakından eğiliyor. Bundan ötürü de Somali’de yurtdışındaki en büyük askeri üssünü bulunduruyor. Türkiye ayrıca Somali’nin toprak bütünlüğünün korunması için önemli adımlar atıyor.
Bunun en büyük örneği, Somali’yi ele geçirerek yeni bir yönetim ilan etmek isteyen terör örgütü El Kaide bağlantılı Eş Şebab’la askeri mücadele olarak ortaya çıkıyor. Ayrılıkçı radikaller başta başkent Mogadişu olmak üzere ülkenin birçok noktasında sivil ve askeri noktalara saldırılar düzenliyor. Bombalı eylemlerle hem toprak bütünlüğünü tehdit ediyor hem de hali hazırda zayıf olan ülke ekonomisine, turizmi de baltalayarak yeni darbeler indiriyor. Türkiye bu anlamda Somali askerlerine hem eğitim veriyor hem de ABD ve müşterek güçlerle terör örgütü Eş Şebab’a yönelik operasyonlarda aktif olarak yer alıyor.
Mogadişu Uluslararası Havalimanı ve Mogadişu Limanı’nın Türk firmaları tarafından işletildiğini de unutmamak gerekiyor. Türk şirketlerinin Somali’deki yatırımlarının toplam değeriyse 100 milyon ABD Dolarına ulaşmış durumda.
ANLAŞMANIN ZAMANI MANİDAR!
Ankara, birleşik bir Somali’nin bölge için önemli olacağı fikrine sahipken, 1991 yılında tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden Somaliland bölgesel yönetimiyle de bağlarını kesmiş değil. 1 Haziran 2014 tarihinde Hargeysa Başkonsolosluğu faaliyete geçirilmiş durumda ve aktif olarak görevine devam ediyor.
Somali ile Türkiye arasında yapılan anlaşmanın zamanlaması da manidar. Mogadişu’nun hiç vakit geçirmeden anlaşmayı onaylayıp yürürlüğe sokmasının en önemli nedeni, komşusu Etiyopya’nın uluslararası hukuka göre Somali topraklarının bir parçası olan; Somaliland ile 1 Ocak’ta imzaladığı anlaşma oldu. İkili işbirliği protokolü olarak kamuoyuna duyurulan anlaşmaya göre, Kızıldeniz’e kıyısı olmayan Etiyopya, Somaliland’ın Berbera Limanı’nı kullanabilecek. Etiyopya’nın anlaşma uyarınca, kiralanmış bir askeri üsse erişim sağlayacağı ifade ediliyor.
Hiçbir ülke tarafından tanınmayan Somaliland’ın Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, 50 yıl boyunca sürecek bir kiralama sözleşmesinden bahsetti. Etiyopya donanmasına 20 km deniz erişiminin sağlanacağı belirtildi. İçeriği açıklanmayan anlaşmada, Etiyopya’nın Somaliland’i tanıyabileceğine ilişkin bir maddenin de yer aldığı öne sürüldü.
BAE İLE İLİŞKİLER BELİRLEYİCİ OLUYOR
Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerinde bir başka denge unsurunu Birleşik Arap Emirlikleri ile olan ilişkiler sağlıyor. 2014’ten 2020’ye kadar Kızıldeniz bölgesinde iki ülke arasında çatışma noktasında ulaşmasa da bir rekabetin mevcut olduğu biliniyordu. İlişkiler 2020’den itibaren iyileşti. 2020-2022 yılları arasında gerçekleşen Tigray savaşı sırasında hem Türkiye hem de BAE, ayrılıkçılara karşı Etiyopya hükümetini destekleyerek toprak bütünlüğü vurgusunda bulundu. Nitekim takip eden yıllarda, BAE, Türk ekonomisine doğrudan yatırımlarda bulunarak ikili ilişkilerin daha da yumuşamasının önünü açtı.
BAE’li şirketler, iki önemli merkez olan Berbera ve Bosaso limanlarını yönetiyor. Ayrıca Kismayo limanını devralmak için de çalışmalar sürüyor. BAE yönetimi, tıpkı Türkiye gibi, Somali Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud’un başlıca destekçisi konumunda.
ANKARA’NIN AFRİKA KITASINDA ETKİSİ ARTIYOR
Son bir yılda tüm olumsuzluklara rağmen, Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerin yakınlaştığını söylemek mümkün. ABD ve Fransa’nın, Afrika’daki varlığının, Rusya yanlısı yeni hükümetlerle beraber azaldığını görüyoruz. Türkiye’nin Afrika “tecrübesinin” ise Somali ile başlamadığı ortada..
Libya’daki iç savaş sırasında Hafter rejimi yerine demokratik yönetimi destekleyen Ankara, Trablus’un düşmemesini sağlamıştı. Burada bilhassa Bayraktar SİHA’ların kullanımı Hafter milislerine büyük sorunlar yaşatırken, Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayisinin kabiliyetlerini de kanıtlayan bir alan oluşturmuştu. Böylece, Türkiye’nin Somali’de ve Afrika’nın diğer bölgelerinde yapılacak yeni hamlelerle, istikrarın sağlanması ve çatışmaların sona ermesi için önemli misyonlara yenilerini ekleyecek gibi gözüküyor.
]]>Hükümet karşıtı gruplara katılan on binlerce kişi, Gazze’ye saldırıların sonlandırılmaması ve esirlerin geri getirilmesi konusunda siyasi iradenin kayıtsızlığını eleştirerek, ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifasını ve erken seçim talep ettikleri protestolarını yineledi.
Tel Aviv, Hayfa, Birüssebi ve Batı Kudüs’ün yanı sıra Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya kenti ile ülkenin farklı noktalarında hükümetin istifasının ve esirlerin geri getirilmesinin istendiği gösteriler düzenlendi.
Protestoların merkezi, on binlerce İsraillinin akşam saatlerinde toplandığı başkent Tel Aviv’de yer alan, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı yapılan gösterilerde sembolleşen, polisin demir bariyerlerle kapattığı Kaplan Caddesi oldu.
İsrail bayrakları taşıyan binlerce protestocu, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı, caddede kurulan platformda hükümeti eleştiren konuşmalar yapıldı.
Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin yakınları da yakındaki Savunma Bakanlığının önünde Netanyahu ve öncülük ettiği hükümete eleştirilerini yöneltti.
Esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davullar ve düdükler çalan protestocular, “Hepsi hemen eve!”, “Yardım!” yazılı dövizler taşıdı, Netanyahu’yu suçlayan sloganlar attı. Göstericiler, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak!” diye bağırdı.
Burada konuşma yapan İsrailli esir Matan’ın annesi Einav Zangauker, masada Hamas’ın uzlaşabileceğini belirttiği bir anlaşmanın olduğunu, buna rağmen Netanyahu’nun savaşı sonlandırmaya razı olmayacağını dile getirerek, ateşkesi sabote ettiğini söyledi.
Kaplan Caddesi’nden yürüyerek bakanlık binasının önüne gelen hükümet karşıtı protestocular, esir takası talep eden göstericilerle eylemlerini sürdürdü.
Göstericiler, buradan ayrılarak kalabalık gruplar halinde kentin sokaklarında ilerledi.
İsrail polisi, kentin ana arteri Ayalon Otoyolu’na çıkışlarda demir bariyer ve göstericilerin geçişini engellemek için kamyonlar yerleştirerek konuşlandı.
Ayalon Otoyolu’na ilerlemek isteyen göstericilere İsrail polisi atlı birliklerle müdahale etti. İsrail polisi ile göstericiler arasında zaman zaman arbede yaşandı. Göstericiler, kolluk kuvvetlerinden sorumlu aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’e hitaben “Ben-Gvir terörist” sloganı attı.
– Netanyahu’nun evinin önünde de gösteri yapıldı
Sahil kenti Hayfa’nın yanı sıra kuzeyde Kayserya kentindeki Netanyahu’nun şahsi konutunun çevresinde de binden fazla gösterici İsrail bayrakları, davul ve düdüklerle toplandı. Göstericiler, “Sen baştasın, sen suçlusun!” sloganları atarak hükümetin istifasını ve erken seçim talep etti.
Batı Kudüs’te de binlerce kişi, esirlerin serbest bırakılması için hükümetin anlaşma yapması talebiyle yürüdü.
Hükümetin istifası ve Gazze Şeridi’ndeki esirlerin geri getirilmesi için bir an önce anlaşma imzalanmasını isteyen İsrailliler, ülkenin çeşitli noktalarındaki yolları ve kavşakları kapattı.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
Mısır ile Katar arabuluculuğunda hazırlanan yeni ateşkes ve karşılıklı esir takası anlaşması, Kahire’de görüşülüyor. İsrail, Hamas’ın ateşkes teklifine yanıt vermeden Kahire’ye heyet göndermeyeceğini ve savaşı bitirmeyi kabul etmediğini açıklıyor.
Başta Netanyahu olmak üzere İsrail’deki üst düzey isimler, Gazze Şeridi’nin güneyinde en az bir kez zorla yerinden edilmiş, 1,5 milyon kadar Filistinlinin sığındığı Refah’a saldırı düzenleyeceklerini uluslararası toplumdan gelen uyarılara rağmen yineliyor.
Hamas ise imzalanacak esir takası anlaşmasında Gazze’deki savaşın sona ereceği kalıcı ateşkes konusunda güvence talep ediyor.
İsrail makamlarına göre Gazze Şeridi’nde bazıları hayatta, bazıları ölü 130’dan fazla İsrailli esir bulunuyor.
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında öldürülen İsrailli esirlerin sayısının 70’i geçtiğini duyurmuştu. İsrailli esirlerin yakınları ve onların destekçileri, Refah’a düzenlenecek saldırının “esirlerin hayatını hiçe saymak anlamına geldiği” uyarısı yapıyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 24 binden fazlası kadın ve çocuk 34 bini aşkın Filistinli öldü. Gazze Şeridi’ndeki insani felaket ve yıkım karşısında İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nda “soykırım” suçlamasıyla yargılanıyor.
Yaşanmış bir arabuluculuk örneğinde 4 yıldır aynı apartmanda oturan bir kiracının, kirası 7 bin TL seviyesindeydi. Ev sahibi aynı katta başka bir dairenin kirasının 30 bin TL olduğunu gerekçe göstererek kiracısından 23 bin TL kira bedeli istedi. Kiracı ise ekonomik gerekçeleri öne sürerek, “12 bin TL’den fazla kira ödemem” dedi. Taraflar anlaşamayınca konu arabulucu huzurunda çözüme kavuştu.
EV SAHİBİ VE KİRACILAR DİKKAT! 85 BİN 500 ANLAŞMA SAĞLANDI
Konuyla ilgili Arabulucu Avukat Umut Metin ev sahibi kiracı uyuşmazlıklarında anlaşma oranlarını açıklarken, yaşanmış iki önemli arabuluculuk örneğini tek tek anlattı.
Metin’in konuşması şu şekilde: “Ülkemizde yaklaşık 4 milyon uyuşmazlık arabuluculuk ile geride bırakıldı. Adalet Bakanlığı verileri arabuluculuğun kira uyuşmazlıklarının çözümünde gösterdiği yüksek başarıyı ortaya koyuyor. Arabuluculuğun kira uyuşmazlıklarında dava şartı olarak uygulamaya alındığı 01 Eylül 2023 gününden bugüne kadar geçen 8 aylık sürede kira alanında yaklaşık 152 bin arabuluculuk süreci tamamlanmıştır. 152 bin arabuluculuk görüşmesinden 85.500 tanesi anlaşma ile sonuçlanmıştır.
‘ANLAŞMA ORANI YÜZDE 56’
Ulaşılan 85.500 arabuluculuk anlaşması, kirada yaşanan sorun yığını açısından arabulucularla önemli bir çözüm oranı oluşturulduğunun, yani arabuluculuğun başarısının ispatıdır. Bu durum, tamamlanan her 10 arabuluculuk görüşmesinden neredeyse 6’sında anlaşma sağlandığını göstermektedir. Başarı oranı tam olarak %56 düzeyindedir. Bu noktada oranlama ve yüzde ile her 2 kira sorunu yaşayan insanımızdan birinin sorununun arabuluculuk ile çözüldüğü gibi bir sonuca varmaktayız.
Kira uyuşmazlıklarında 100 bin sayısına yaklaşmakta olan arabuluculuk anlaşma sayısı, arabuluculuğun toplumca benimsendiğini göstermektedir. Dikkat edilirse, bir kira uyuşmazlığında kiracı ve kiraya veren olarak en az 2 taraf olduğu kabul edilirse 2024 yılı Nisan ayı sonu itibarıyla en az 170 bin vatandaşımızın kira sorununun arabuluculuk sayesinde giderildiği görülmektedir.
EV SAHİBİ VE KİRACILAR EN ÇOK HANGİ KONULARDA ANLAŞAMIYOR?
Kiracı-mülk sahibi anlaşmazlıklarında çok farklı örnekler yaşanıyor. En önemli sorun yaşadığımız ekonomik tablo nedeniyle kira bedeli. Kira bedelinin günün ekonomik koşuluna uygunluğu ihtiyacı en yoğun tartışma üreten bölüm. Bunun yanında tahliye talepleri, tahliye taahhüdünün işleme konulması, yıllık kira belirlenen hallerde bazı kiracılarca ödeme sözüne uyulmak istenmemesi, alt kiracıya kiralama gibi durumlar, sorunlar içinde önemli bir yer kaplıyor.
ARABULUCULUK ÖRNEĞİ: KADEMELİ ARTIŞTA ANLAŞTILAR
Bir apartman dairesinin mülk sahibi, 4 yıldır aynı apartman dairesinde kiracısının bulunduğunu, evin emsal kiralarının aylık 30.000-TL olmasına rağmen, kiracısının halihazırda 7.000-TL ödediğini, kiranın düşük kaldığını dile getirmiştir.
Bu nedenle, kira bedelinin rayiçlere uyarlanması talebiyle dava şartı kapsamında arabulucuya başvurmuştur. Yapılan arabuluculuk toplantısında kira bedeli olarak ev sahibi 7.000-TL olan aylık kirasının, aynı apartmanda 2024 yılı Ocak ayında kiralanan aynı katta yer alan başka bir dairenin kira bedeli olan 30.000-TL yerine, kiracısının eski kiracı olması nedeniyle 23.000-TL olarak ödenmesini istemektedir.
‘KİRACI 12 BİN TL’DEN FAZLA ÖDEMEM DEDİ’
Bu görüşmelerde tarafların her ikisi de avukatlarıyla birlikte toplantılara katılmıştır. Kiracı 12.000-TL’den yukarı bir rakam ödemeyeceğini, ekonomik durumunun elvermediğini belirtmiştir. Zaman zaman stresin yükseldiği arabuluculuk görüşmelerinde, arabulucu taraflarla birlikte ve özel görüşmeler de yapmıştır.
ARABULUCU DEVREYE GİRDİ! SORUN ÇÖZÜLDÜ
Arabulucu, tarafların anlaşamaması üzerine öneride bulunarak, sorunun çözümü için başka bir bakış önermiştir. Bu öneri kademeli kira artışı olmuştur. Bu haliyle 2024 yılı Haziran ayı dahil kiranın 14.000-TL, Haziran 2024 tarihinden itibaren aylık kiranın 6 ay için geçerli olarak 18.000-TL olması ve 2025 yılı Ocak ayı itibarıyla da kiranın yasal sınırda artış konusunda taraflar anlaşmaya varmıştır. Taraflar eski kira sözleşmelerinin diğer hükümlerini aynen korumakla, yeni ve kademeli artışla düzenlenen kira bedeli konusunda anlaşmıştır. Bu haliyle taraflar arabulucunun önerisi sayesinde anlaşmıştır.
İKİNCİ ÖRNEK: PEŞİN ÖDEME YAPMAYAN KİRACI İÇİN TAHLİYE KARARI ERTELENDİ
İkinci bir arabuluculuk örneğinde ise ev sahibi ile kiracı arasında 1 yıl süreli, kira bedelinin yıllık ve peşin ödenmesi konusunda imza edilmiş bir kira sözleşmesi mevcuttur. Kiracı ilk yıl kirasını peşin ödemiştir. 2. yıl kirası başında ise kirayı, kira sözleşmesinde yazan kurala uymayarak, yıllık yerine aylık olarak ödemek istemiştir. Ev sahibi, kira bedelinin yıllık belirlendiği için makul olduğunu, aylık kira bedeli ödemesini kabul etmediğini beyan etmiştir. Kira bedelinin eksik ödenmesi (yıllık ödenmemesi) üzerine mülk sahibi icra takibi yapmış ve neticede mahkemeden tahliye kararı da alınmıştır.
Tahliye kararının icra edilmesi öncesinde taraf avukatları ihtiyarı arabuluculuk uygulaması ile bir araya gelmiştir. Arabuluculuk görüşmesi görüldüğü üzere mahkeme süreci ardından hayata geçmiştir. Kiracının, kiralanan taşınmaza yürüme mesafesindeki okula giden ilköğretim çağında 2 küçük çocuğu olduğu da belirtilmekle, eğitim öğretim düzenin sekteye uğramaması için tahliyenin ertelenmesi konusunda taraflar mutabakata varmıştır.
‘6 AYLIK KİRA PEŞİN ÖDENDİ’
Kiracı da tahliye tarihine kadarki 6 aylık kira bedelini peşinen ödemiştir. Taraflar 6 ay sonra Kiracı kendiliğinden taşınmazı tahliye etmez ise, mevcut tahliye kararının tatbik edileceğini de ayrıca mutabakatlarına işlemiştir. Bu haliyle, taraflar arabuluculuk marifetiyle, tahliyenin işleminin ertelenmesi ve eksik kiranın tahliye tarihine kadar olacak şekilde peşin ödenmesi konusunda anlaşmaya varmıştır. “
Cumhurbaşkanı Erdoğan 12 yıl sonra Irak’ta resmi törenle karşıladı
















SON DAKİKA HABERİ: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Bağdat Uluslararası Havalimanı’nda Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve diğer yetkililer resmi törenle karşıladı.
Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç da Bağdat’a geldi.
TARİHİ ZİYARETTEN İLK GÖRÜNTÜLER GELDİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan Irak’ta resmi törenle karşılandı.


İKİ ÜLKE ARASINDA ANLAŞMALAR İMZALANACAK
Cumhurbaşkanı Erdoğan, günübirlik ziyareti kapsamında, Bağdat’ta Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid ve Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşecek. Erdoğan ile Sudani ortak basın toplantısı düzenleyecek, iki ülke arasında anlaşmalar imzalanacak.
Erdoğan, temasları çerçevesinde daha sonra Erbil’e ziyaret gerçekleştirecek.

ORTAK HAREKAT MERKEZİ NETLEŞECEK
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, MİT Müsteşarı İbrahim Kalın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın da aralarında olduğu kalabalık heyetin ilk durağı başkent Bağdat olacak. Erdoğan, Bağdat’ta, PKK’yı yasaklı örgüt ilan eden Irak hükümeti ile kararlaştırılan Ortak Harekât Merkezi’ni de görüşecek. Ortak Harekât Merkezi’nin yapısı, işleyişi ve kuruluş tarihi belirlenecek. Ziyarette, Türkiye’nin Irak sınırında üs bölgeleri kurulması, Metina, Zap ve Gara’nın güvenli hale getirilmesi gündeme olacak.
KALKINMA YOLU DA MASADA
Bağdat’tan sonra Erbil’e geçecek olan Erdoğan, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile görüşecek. Erdoğan, Neçirvan Barzani ve KDP’nin ileri gelen aktörleriyle bir araya gelecek. Erdoğan, Erbil’in PKK ile mücadelede Türkiye’ye verdiği desteğin artırılmasını isteyecek.
Türkiye’nin de önem verdiği Irak Kalkınma Yolu projesi ve Ovaköy Sınır Kapısı da Bağdat ve Erbil’de yapılacak görüşmelerde ele alınacak.
“SÜRPRİZ BİR ANLAŞMA İMZALANACAK”
Irak Hükümet Sözcüsü Basim el-Avvadi de yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak ziyaretiyle iki ülke ilişkilerinde “niteliksel sıçrama” yaşanacağını söyledi. “Su meselesinde Başkan Erdoğan ile Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani arasında çok önemli ve stratejik anlaşma imzalanacak” diyen Avvadi, “Bu çerçevede büyük ve sürpriz bir anlaşmaya imza atılacak” ifadelerini kullandı.
20 ANLAŞMA İMZALANACAK
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Moritanyalı mevkidaşı ile görüştü. Ardından basın toplantısında konuşan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak ziyaretine ilişkin şunları söyledi: “Bizim amacımız bölgesel istikrarın, refahın ve kalkınmanın mümkün olduğu bir ilişki trafiği içerisinde bulunmak, ilişkilerimize bu şekilde kurumsallaşma getirmek, bölgede düzenin ve refahın gelişmesi için elimizden geleni yapmak.”
ÇOK SAYIDA GÖRÜŞME
Bu doğrultuda güvenlik, enerji, tarım, su, ziraat, sağlık ve eğitim gibi alanlarda uzun zamandır yürütülen çalışmalara dikkati çeken Fidan, “Cumhurbaşkanımızın ziyareti esnasında 20’den fazla anlaşmanın hayata geçirilmesi için, imzalanması için ön mutabakatları şu anda tamamlamış durumdayız. İnşallah kendileri oradayken bu anlaşmalar siyasi liderlerin huzurunda imzalanacaklar” ifadelerini kullandı. Fidan, Erdoğan’ın Irak ziyareti kapsamında Bağdat ve Erbil’e gideceğini belirterek, Erdoğan’ın, Bağdat’ta Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile bir araya gelerek çalışma toplantısı yapacağını; ardından anlaşmaların imzalanacağını kaydetti. Fidan, Erdoğan’ın Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid ile de görüşeceğini bildirdi.
ÇABALARIMIZ SÜRECEK
Filistin’deki katliamlara dadeğinen Fidan, “İşgali ve haksızlıkları dile getirmeyi sürdüreceğiz. Acil ateşkes ihtiyacı ve insani yardımların ulaştırılması hususunda iş birliğimizi sürdüreceğiz. Başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi egemenliğe haiz bir Filistin devleti kurulana kadar bu çabalarımız kesintisiz devam edecek” dedi.
ERBİL KALESİNE TÜRK BAYRAĞI YANSITILDI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 yıl aranın ardından Irak’a gerçekleştireceği tarihi ziyaret öncesi ülkenin kuzeyindeki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil caddeleri Türk bayrakları ve Erdoğan’ın posterleriyle süslendi.



ÖNCE RUSYA ÇEKİLDİ SONRA NATO ASKIYA ALDI
NATO, Rusya’nın çekilmesinin ardından Soğuk Savaş döneminden kalma Avrupa Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması’nı geçtiğimiz yıl kasım ayında askıya aldığını açıkladı.
Merkezi Brüksel’de bulunan NATO, “Müttefik taraf devletlerin antlaşmaya uyduğu, Rusya’nın ise uymadığı bir durum sürdürülemez” diyerek açıklamıştı.
TÜRKİYE KARARI YENİ UYGULADI
İttifaktan ayrıca imzacı üyelerinin anlaşmaya katılımlarını dondurduklarını hakkında açıklama da gelmişti. NATO’nun 31 üyesinin çoğunluğu, Kasım 1990’da Soğuk Savaş’taki rakiplerinin ortak sınırlara ya da sınırların yakınına kuvvet yığmasını önlemeyi amaçlayan AKKA’yı imzalamıştı. Aradan 34 yıl geçmesinin ardından Rusya’nın hamlesiyle NATO ülkeleri antlaşmadan çekilmeye başladı. NATO’nun kararından 5 ay sonra Türkiye, Cumhurbaşkanlığı kararıyla AKKA uygulamasını durdurma kararını Resmi Gazete’de yayımladı.
TÜRKİYE 32 YILLIK ANLAŞMADAN GERİ ÇEKİLDİ
Anlaşma ile Türkiye konvansiyonel silah kategorisindeki 5 konvansiyonel silahtan ne kadar ürettiğini artık kimseyle paylaşmayacak. Anlaşmanın üretim sınırı koyduğu silah sınırını ciddiye almayacak. İstediği silahtan, istediği kadar üretecek ve sayısını kimseyle paylaşmayacak.
AKKA NEDİR?
1990 yılında Paris’te imzalanan ve Temmuz 1992’de yürürlüğe giren Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA) (Treaty on Conventional Forces in Europe – CFE) NATO ve Varşova Paktı arasında imzalanmıştır. Antlaşma zırhlı muharebe araçları, muharebe tankları, savaş uçakları, toplar ve saldırı helikopterlerini içeren toplam beş konvansiyonel silah kategorisinde sayıca indirimi, karşılıklı bilgi paylaşımını ve her bir kategori için de anlaşmaya taraf olan ülkeleri bağlayacak sınırlamaları içermektedir.

Antlaşma coğrafi olarak Avrupa’nın Atlantik kıyılarından başlayıp Sovyetler Birliği’nin Ural Dağları’na kadar olan bölümü kapsamaktadır. Antlaşmaya taraf olan ülkeler, anlaşmanın uygulanması ve belirlenen hedeflerine ulaşmasından sonra da güvenlik ve istikrarın temini için birlikte çalışmayı ve her türlü çabayı göstereceklerini taahhüt etmişlerdir. Antlaşmanın 2. maddesi beş kategoride belirlenen silahların neler olduğunu açıkça ifade etmektedir. Anlaşmanın 3, 4, ve 5. bölümlerinde tarafların tabi olacağı sınırlamalar rakamlarla ifade edilirken ilerleyen bölümlerde de indirimlerin kapsamı ve nasıl yapılacağını açıklayan ifadeler bulunmaktadır.
Antlaşmanın ek protokolleri, indirime tabi olacak silahların envanterini çıkarırken, imha veya görev dışı bırakma süreçlerinin nasıl yürütüleceğini ve devletlerin tabi olacakları usulleri açıklamaktadır. AKKA Antlaşması’nın her iki taraf için toplam olarak getirdiği rakamsal sınırlamalar, muharebe tankları için 40.000, zırhlı muharebe araçları için 60.000, toplar için 40.000, savaş uçakları için 13.600 ve taarruz helikopterleri için de 4000’dir. Deniz üzerindeki tüm donanma unsurları bu antlaşma kapsamı dışında bırakılmıştır.
Öte yandan, kuvvet indirimi sürecinde bahsi geçen askeri ekipmanın satılması yasaklanmış, yok edilmesi veya barışçıl amaçlarla kullanılabilecek hale getirilmesi karara bağlanmıştır. AKKA Antlaşması sadece rakamsal sınırlamalar üzerinde durmamış ve Antlaşmanın uygulanacağı birbirine geçen dört bölge belirlemiş ve bu sayede taraf ülkelerin kuvvet indirimleri neticesinde yapacakları kaydırmaların belli bir alanda toplanmasının önüne geçmek hedeflenmiştir. 1996 yılında AKKA Anlaşması’nın kanat bölgeleri üzerinde düzenlemeler yapılarak Rusya’nın arttırım talepleri karşılanmıştır. Fakat yakın çevresinde yaşanan istikrasızlıklar ve silahlı çatışmaların yanı sıra NATO’nun coğrafi alanını genişletmeye başlaması, Rus tarafında konvansiyonel üstünlüğün yeniden tesis edilmesinin gerekliliğini göstermiştir. Rusya’nın şikâyet ve taleplerini dikkate alan NATO ülkeleri 1996 ile 1999 arasında AKKA’nın yenilenmesi görüşmelerini sürdürmüşlerdir.
İstanbul Zirvesi’nde NATO üyelerinin karşı çıktığı üç önemli konu bulunmaktaydı. Bunlar Rusya’nın kanat bölgelerinde belirlenen sınırların üzerinde sayılarda güç bulundurması, Rus Silahlı Kuvvetlerinin Gürcistan topraklarında Gürcü hükümetinin onayladığı rakamların üstündeki mevcudiyetleri ve Rusya’nın Moldova’daki askeri mevcudiyeti konularıydı. NATO bu konuda çok diretmiş ve Rusya İstanbul Zirvesi’ndeki taahhütlerine uyana kadar revize Antlaşmayı onaylamayacağını bildirmişti. Mart 2015’te Rusya’nın Antlaşmadan tamamen çekildiğini açıklaması, NATO tarafından tepkiyle karşılanmış ve bu hadise yeni bir konvansiyonel silahlanma döneminin başlangıcı olmuştur.
NATO, Rusya’nın çekilmesinin ardından Soğuk Savaş döneminden kalma Avrupa Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması’nı askıya aldı. Türkiye’de NATO kararına bağlı olarak bu anlaşmayı durdurdu.

ÖNCE RUSYA ÇEKİLDİ SONRA NATO ASKIYA ALDI
NATO, Rusya’nın çekilmesinin ardından Soğuk Savaş döneminden kalma Avrupa Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması’nı geçtiğimiz yıl kasım ayında askıya aldığını açıkladı.
Merkezi Brüksel’de bulunan NATO, “Müttefik taraf devletlerin antlaşmaya uyduğu, Rusya’nın ise uymadığı bir durum sürdürülemez” diyerek açıklamıştı.
TÜRKİYE KARARI YENİ UYGULADI
İttifaktan ayrıca imzacı üyelerinin anlaşmaya katılımlarını dondurduklarını hakkında açıklama da gelmişti. NATO’nun 31 üyesinin çoğunluğu, Kasım 1990’da Soğuk Savaş’taki rakiplerinin ortak sınırlara ya da sınırların yakınına kuvvet yığmasını önlemeyi amaçlayan AKKA’yı imzalamıştı. Aradan 34 yıl geçmesinin ardından Rusya’nın hamlesiyle NATO ülkeleri antlaşmadan çekilmeye başladı. NATO’nun kararından 5 ay sonra Türkiye, Cumhurbaşkanlığı kararıyla AKKA uygulamasını durdurma kararını Resmi Gazete’de yayımladı.
TÜRKİYE 32 YILLIK ANLAŞMADAN GERİ ÇEKİLDİ
Anlaşma ile Türkiye konvansiyonel silah kategorisindeki 5 konvansiyonel silahtan ne kadar ürettiğini artık kimseyle paylaşmayacak. Anlaşmanın üretim sınırı koyduğu silah sınırını ciddiye almayacak. İstediği silahtan, istediği kadar üretecek ve sayısını kimseyle paylaşmayacak.
AKKA NEDİR?
1990 yılında Paris’te imzalanan ve Temmuz 1992’de yürürlüğe giren Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA) (Treaty on Conventional Forces in Europe – CFE) NATO ve Varşova Paktı arasında imzalanmıştır. Antlaşma zırhlı muharebe araçları, muharebe tankları, savaş uçakları, toplar ve saldırı helikopterlerini içeren toplam beş konvansiyonel silah kategorisinde sayıca indirimi, karşılıklı bilgi paylaşımını ve her bir kategori için de anlaşmaya taraf olan ülkeleri bağlayacak sınırlamaları içermektedir.

Antlaşma coğrafi olarak Avrupa’nın Atlantik kıyılarından başlayıp Sovyetler Birliği’nin Ural Dağları’na kadar olan bölümü kapsamaktadır. Antlaşmaya taraf olan ülkeler, anlaşmanın uygulanması ve belirlenen hedeflerine ulaşmasından sonra da güvenlik ve istikrarın temini için birlikte çalışmayı ve her türlü çabayı göstereceklerini taahhüt etmişlerdir. Antlaşmanın 2. maddesi beş kategoride belirlenen silahların neler olduğunu açıkça ifade etmektedir. Anlaşmanın 3, 4, ve 5. bölümlerinde tarafların tabi olacağı sınırlamalar rakamlarla ifade edilirken ilerleyen bölümlerde de indirimlerin kapsamı ve nasıl yapılacağını açıklayan ifadeler bulunmaktadır.
Antlaşmanın ek protokolleri, indirime tabi olacak silahların envanterini çıkarırken, imha veya görev dışı bırakma süreçlerinin nasıl yürütüleceğini ve devletlerin tabi olacakları usulleri açıklamaktadır. AKKA Antlaşması’nın her iki taraf için toplam olarak getirdiği rakamsal sınırlamalar, muharebe tankları için 40.000, zırhlı muharebe araçları için 60.000, toplar için 40.000, savaş uçakları için 13.600 ve taarruz helikopterleri için de 4000’dir. Deniz üzerindeki tüm donanma unsurları bu antlaşma kapsamı dışında bırakılmıştır.
Öte yandan, kuvvet indirimi sürecinde bahsi geçen askeri ekipmanın satılması yasaklanmış, yok edilmesi veya barışçıl amaçlarla kullanılabilecek hale getirilmesi karara bağlanmıştır. AKKA Antlaşması sadece rakamsal sınırlamalar üzerinde durmamış ve Antlaşmanın uygulanacağı birbirine geçen dört bölge belirlemiş ve bu sayede taraf ülkelerin kuvvet indirimleri neticesinde yapacakları kaydırmaların belli bir alanda toplanmasının önüne geçmek hedeflenmiştir. 1996 yılında AKKA Anlaşması’nın kanat bölgeleri üzerinde düzenlemeler yapılarak Rusya’nın arttırım talepleri karşılanmıştır. Fakat yakın çevresinde yaşanan istikrasızlıklar ve silahlı çatışmaların yanı sıra NATO’nun coğrafi alanını genişletmeye başlaması, Rus tarafında konvansiyonel üstünlüğün yeniden tesis edilmesinin gerekliliğini göstermiştir. Rusya’nın şikâyet ve taleplerini dikkate alan NATO ülkeleri 1996 ile 1999 arasında AKKA’nın yenilenmesi görüşmelerini sürdürmüşlerdir.
İstanbul Zirvesi’nde NATO üyelerinin karşı çıktığı üç önemli konu bulunmaktaydı. Bunlar Rusya’nın kanat bölgelerinde belirlenen sınırların üzerinde sayılarda güç bulundurması, Rus Silahlı Kuvvetlerinin Gürcistan topraklarında Gürcü hükümetinin onayladığı rakamların üstündeki mevcudiyetleri ve Rusya’nın Moldova’daki askeri mevcudiyeti konularıydı. NATO bu konuda çok diretmiş ve Rusya İstanbul Zirvesi’ndeki taahhütlerine uyana kadar revize Antlaşmayı onaylamayacağını bildirmişti. Mart 2015’te Rusya’nın Antlaşmadan tamamen çekildiğini açıklaması, NATO tarafından tepkiyle karşılanmış ve bu hadise yeni bir konvansiyonel silahlanma döneminin başlangıcı olmuştur.
NATO, Rusya’nın çekilmesinin ardından Soğuk Savaş döneminden kalma Avrupa Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması’nı askıya aldı. Türkiye’de NATO kararına bağlı olarak bu anlaşmayı durdurdu.
Çoğu yerinden edilmiş olan kişiler olmak üzere 27 kişinin öldüğü bu saldırının yanı sıra, İsrail savaş uçaklarının Gazze şehrinin doğusundaki Ed Durc Mahallesi’ndeki Sidra bölgesine düzenlediği hava saldırısında da can kayıpları yaşandı. Filistin’in resmi haber ajansı WAFA, bu saldırılara eş zamanlı olarak Gazze şehrinin kuzeyi ve diğer bölgelerinin de topçu atışıyla hedef alındığını aktardı.
“REFAH’A SALDIRI HATA OLUR” DİYEN ABD’YE YANIT
ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail’e yaptığı “Refah’a saldırı hata olur.” uyarısına Başbakan Benjamin Netanyahu’dan yanıt geldi. Netanyahu, 19 Mart Salı günü milletvekillerine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Biden’a ‘oldukça açık bir şekilde Refah’taki söz konusu taburların tamamen imha edilmesine bağlı olduklarını ve bunu yapmanın karadan (saldırı düzenlemek) dışında bir yolu olmadığını’ ifade ettiğini söyledi.
İki lider, pazartesi günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiş, bu görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, İsrail’in Refah’a olası bir kara harekatının ‘hata’ olacağı ve İsrail’in askeri amaçlarını başka yollarla yerine getirebileceği ifade edilmişti.
BLINKEN ALTINCI KEZ ORTA DOĞU’YA GİDİYOR
Öte yandan, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de Filipinler’de gerçekleştirdiği ziyarette basın mensuplarına bir kez daha Orta Doğu’ya gideceğini açıkladı. Blinken, konuya ilişkin açıklamasında, Gazze’de süren krize çözüm bulabilmek ve devam eden ateşkes görüşmelerine ivme kazandırabilmek amacıyla çarşamba günü Suudi Arabistan’ın Cidde kentini, perşembe günü de Mısır’ın başkenti Kahire’yi ziyaret edeceğini belirtti.
7 Ekim’de başlayan süreçte Orta Doğu’ya altıncı kez ziyarette bulunacak olan Blinken, bölgesel bir barış mimarisi için diplomatik görüşmeler yapacağını vurguladı. Blinken, İsrail’e gidip gitmeyeceği konusunda ise herhangi bir değerlendirmede bulunmadı.
İSRAİLLİ YETKİLİLER ANLAŞMA KONUSUNDA KARAMSAR
Katar’ın başkenti Doha’da gerçekleştirilen ateşkes ve rehine takası görüşmelerinin ardından Mossad Başkanı David Barnea’nın İsrail savaş kabinesine müzakerelerle ilgili brifing vereceği belirtildi. İsrail basınına yansıyan haberlerde, Gazze’de ateşkes ve rehine takası anlaşması için yapılan görüşmelerin yaklaşık 2 hafta süreceği kaydedildi.
Üst düzey İsrailli bir yetkili, bir anlaşmaya varılması konusunda karamsarlık olduğunu söyledi. Yetkili, Hamas ve İsrail’in pozisyonlarındaki boşlukların doldurulabileceğini ancak Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinwar’in gerçekten bir anlaşma mı istediğinin, yoksa Refah’a saldırıyı savuşturmak için zaman kazanmaya mı çalıştığının açık olmadığını savundu.
ATEŞKES ANLAŞMASINA YAKIN DEĞİLİZ
Hamas, daha önce yaptığı açıklamalarda kalıcı ateşkes talebini sürdürürken, görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklar, İsrail’in karşı teklif sunduğunu ve görüşmelerin ilk olarak İsrailli rehineler ile Filistinli tutukluların karşılıklı olarak serbest bırakılmasına odaklanmasını istediğini belirtti. Üst düzey İsrailli yetkili, görüşmelerin uzun ve karmaşık olacağını söyledi. Yetkili, “Yurtdışında Hamas olsa bile karar verme konusunda sıfır yetkileri var. Her bir nokta ve virgülü (Sinwar’a onaylatmak) 24 ila 36 saat alacak.” dedi.
Katar Dışişleri Bakanı Macid El Ensari de Katarlı yetkililerin ihtiyatlı bir iyimserlik içinde olduğunu söylemiş, “Şu anda bir anlaşmaya yakın olduğumuzu söyleyebileceğimiz bir noktada olduğumuzu düşünmüyorum.” demişti.
]]>İngiltere’nin Türkiye ile halihazırda bir STA anlaşması bulunuyor. Anlaşma İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasıyla birlikte devreye alınmış ve geçen yıl her iki tarafın yaptığı görüşmelerde STA’nın iyileştirilebileceği sonucuna varılmıştı.

TİCARET ANLAŞMASI MODERNİZE EDİLECEK
Ticaret Bakanı Kemi Badenoch yeni STA’ya ilişkin yaptığı açıklamada “Halihazırda gelişen bir ticari ilişkimiz var ve bu ilişki yeni ve modernize edilmiş bir ticaret anlaşmasıyla daha da güçlenecek” dedi.
Badenoch, yeni anlaşmanın İngiltere’nin hizmet sektörüne “büyüyen pazarda rekabet avantajı sağlayabileceğini ve İngiltere genelinde istihdamı destekleme potansiyeline sahip olduğunu” söyledi.
İNGİLİZLERİN, TÜRK ÜRÜNLERİNE ERİŞİMİ KOLAYLAŞACAK
İngiltere Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise, NATO müttefiki olan Türkiye ile müzakerelerin ilk turunun yaz aylarında yapılmasının beklendiği ifade edildi.
Anlaşma, İngiliz tüketicilerin bulgur ve domates gibi Türk ürünlerine erişimini artırabileceği gibi, İngiliz firmalarının hizmet sektörü ihracatını artırmaları için de fırsatlar sağlayabilecek.

BAKAN BOLAT: TİCARET DİPLOMASİ DEVAM EDECEK
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Londra’da İngiltere Ticaret Bakanı Kemi Badenoch ile bir araya geldi. Bakan Bolat, Birleşik Krallık ile serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesine ilişkin müzakerelere başlandığını açıkladı.
Bakan Bolat, görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Birleşik Krallık Ticaret Bakanı Sayın Kemi Badenoch ile Londra’da çok verimli bir ikili görüşme gerçekleştirdik. Birleşik Krallık, 19 milyar dolar seviyesindeki ticaret hacmi ile ülkemiz için stratejik bir ticaret ortağıdır. Ayrıca, Birleşik Krallık, Türkiye’nin en önemli dördüncü ihracat partneri olup, 8,3 milyar dolarlık doğrudan yatırım ile Türkiye’de en çok yatırım yapan beşinci ülkedir. Bu verimli görüşmeyi, iki ülke arasındaki mevcut ekonomik ve ticari ilişkileri daha da derinleştirecek olan önemli bir adım olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de Birleşik Krallık ile ticaret diplomasisi çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz” dedi.

SERBEST TİCARET ANLAŞMASI GÜNCELLENMESİ BAŞLATILDI
Ticaret Bakanlığı, Türkiye ve İngiltere’nin Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) güncellenmesine yönelik müzakereleri başlattığını açıkladı. Yapılan yazılı açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
“Ticaret Bakanı Sayın Prof. Dr. Ömer Bolat, Birleşik Krallık İş ve Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Kemi Badenoch’la 14 Mart 2024 tarihinde Londra’da bir araya gelerek, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerinin ele alındığı verimli bir görüşme yapmış, akabinde Türkiye ve Birleşik Krallık arasında 2021 yılından bu yana yürürlükte bulunan mevcut Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) güncellenmesine yönelik müzakerelerin başlatılacağını açıklamışlardır.
Birleşik Krallık, Türkiye’nin en önemli ticaret ortaklarından biridir. 2023 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık olarak 19 milyar dolar değerine ulaşmıştır. Birleşik Krallık, 12,4 milyar dolarlık ihracat hacmiyle Türkiye’nin en büyük dördüncü ihracat pazarı konumundadır. Ayrıca Birleşik Krallık, 2023 yılı itibariyle Türkiye’ye 8,6 milyar dolar doğrudan yatırım yaparak Türkiye’deki en büyük on yatırımcı arasında yer almaktadır. Türkiye’den Birleşik Krallık’a yapılan yatırımlar 4,9 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır.
Bilindiği üzere, mevcut Anlaşma, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılışı sonrasında Gümrük Birliği kapsamındaki mevcut tavizlerin korunmasını sağlamış, bu sayede iki ülke arasındaki ticaret hacmine de katkıda bulunmuştur. Bununla beraber, STA’nın güncellenmesi ve daha kapsamlı bir anlaşma haline gelmesi için taraflar gözden geçirme çalışmaları yürütmüş, akabinde güncelleme müzakerelerine başlamaya yönelik karşılıklı iradelerini 18 Temmuz 2023 tarihinde, bir Ortak Bildiri ile beyan etmişlerdir.
STA güncelleme müzakereleri neticesinde, Anlaşma’nın hizmet ticareti, yatırımlar ve ilave tarım tavizleri gibi alanları içerecek şekilde genişletilmesi, ayrıca yatay kurallar bakımdan kapsamlı hükümler içermesi hedeflenmektedir. Bu sayede hem Türkiye hem de Birleşik Krallık’ın modern ekonomilerine tam anlamıyla yakışan ve 21. yüzyıla uygun, güncel bir anlaşma modeline yönelik çalışma fırsatı bulunmaktadır.
Güncellenmiş STA ile her iki ülkedeki iş dünyası için daha güçlü ve kapsamlı bir hukuki zemin tesis edilecektir. Ayrıca, STA’nın güncellenmesi ile iki ülke arasında devam eden diyalog ve iş birliği imkanları genişletilecek, ikili ticaret ve yatırımların artması neticesinde ise Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ekonomik ilişkiler daha da güçlenecektir. STA güncelleme müzakerelerinin ilk turunun 10 Haziran 2024 haftasında, Londra’da gerçekleştirilmesi planlanmaktadır”
]]>İngiltere’nin Türkiye ile halihazırda bir STA anlaşması bulunuyor. Anlaşma İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasıyla birlikte devreye alınmış ve geçen yıl her iki tarafın yaptığı görüşmelerde STA’nın iyileştirilebileceği sonucuna varılmıştı.
TİCARET ANLAŞMASI MODERNİZE EDİLECEK
Ticaret Bakanı Kemi Badenoch yeni STA’ya ilişkin yaptığı açıklamada “Halihazırda gelişen bir ticari ilişkimiz var ve bu ilişki yeni ve modernize edilmiş bir ticaret anlaşmasıyla daha da güçlenecek” dedi.
Badenoch, yeni anlaşmanın İngiltere’nin hizmet sektörüne “büyüyen pazarda rekabet avantajı sağlayabileceğini ve İngiltere genelinde istihdamı destekleme potansiyeline sahip olduğunu” söyledi.
İNGİLİZLERİN, TÜRK ÜRÜNLERİNE ERİŞİMİ KOLAYLAŞACAK
İngiltere Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise, NATO müttefiki olan Türkiye ile müzakerelerin ilk turunun yaz aylarında yapılmasının beklendiği ifade edildi.
Anlaşma, İngiliz tüketicilerin bulgur ve domates gibi Türk ürünlerine erişimini artırabileceği gibi, İngiliz firmalarının hizmet sektörü ihracatını artırmaları için de fırsatlar sağlayabilecek.
BAKAN BOLAT: TİCARET DİPLOMASİ DEVAM EDECEK
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Londra’da İngiltere Ticaret Bakanı Kemi Badenoch ile bir araya geldi. Bakan Bolat, Birleşik Krallık ile serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesine ilişkin müzakerelere başlandığını açıkladı.
Bakan Bolat, görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Birleşik Krallık Ticaret Bakanı Sayın Kemi Badenoch ile Londra’da çok verimli bir ikili görüşme gerçekleştirdik. Birleşik Krallık, 19 milyar dolar seviyesindeki ticaret hacmi ile ülkemiz için stratejik bir ticaret ortağıdır. Ayrıca, Birleşik Krallık, Türkiye’nin en önemli dördüncü ihracat partneri olup, 8,3 milyar dolarlık doğrudan yatırım ile Türkiye’de en çok yatırım yapan beşinci ülkedir. Bu verimli görüşmeyi, iki ülke arasındaki mevcut ekonomik ve ticari ilişkileri daha da derinleştirecek olan önemli bir adım olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de Birleşik Krallık ile ticaret diplomasisi çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz” dedi.
SERBEST TİCARET ANLAŞMASI GÜNCELLENMESİ BAŞLATILDI
Ticaret Bakanlığı, Türkiye ve İngiltere’nin Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) güncellenmesine yönelik müzakereleri başlattığını açıkladı. Yapılan yazılı açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
“Ticaret Bakanı Sayın Prof. Dr. Ömer Bolat, Birleşik Krallık İş ve Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Kemi Badenoch’la 14 Mart 2024 tarihinde Londra’da bir araya gelerek, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerinin ele alındığı verimli bir görüşme yapmış, akabinde Türkiye ve Birleşik Krallık arasında 2021 yılından bu yana yürürlükte bulunan mevcut Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) güncellenmesine yönelik müzakerelerin başlatılacağını açıklamışlardır.
Birleşik Krallık, Türkiye’nin en önemli ticaret ortaklarından biridir. 2023 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık olarak 19 milyar dolar değerine ulaşmıştır. Birleşik Krallık, 12,4 milyar dolarlık ihracat hacmiyle Türkiye’nin en büyük dördüncü ihracat pazarı konumundadır. Ayrıca Birleşik Krallık, 2023 yılı itibariyle Türkiye’ye 8,6 milyar dolar doğrudan yatırım yaparak Türkiye’deki en büyük on yatırımcı arasında yer almaktadır. Türkiye’den Birleşik Krallık’a yapılan yatırımlar 4,9 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır.
Bilindiği üzere, mevcut Anlaşma, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılışı sonrasında Gümrük Birliği kapsamındaki mevcut tavizlerin korunmasını sağlamış, bu sayede iki ülke arasındaki ticaret hacmine de katkıda bulunmuştur. Bununla beraber, STA’nın güncellenmesi ve daha kapsamlı bir anlaşma haline gelmesi için taraflar gözden geçirme çalışmaları yürütmüş, akabinde güncelleme müzakerelerine başlamaya yönelik karşılıklı iradelerini 18 Temmuz 2023 tarihinde, bir Ortak Bildiri ile beyan etmişlerdir.
STA güncelleme müzakereleri neticesinde, Anlaşma’nın hizmet ticareti, yatırımlar ve ilave tarım tavizleri gibi alanları içerecek şekilde genişletilmesi, ayrıca yatay kurallar bakımdan kapsamlı hükümler içermesi hedeflenmektedir. Bu sayede hem Türkiye hem de Birleşik Krallık’ın modern ekonomilerine tam anlamıyla yakışan ve 21. yüzyıla uygun, güncel bir anlaşma modeline yönelik çalışma fırsatı bulunmaktadır.
Güncellenmiş STA ile her iki ülkedeki iş dünyası için daha güçlü ve kapsamlı bir hukuki zemin tesis edilecektir. Ayrıca, STA’nın güncellenmesi ile iki ülke arasında devam eden diyalog ve iş birliği imkanları genişletilecek, ikili ticaret ve yatırımların artması neticesinde ise Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ekonomik ilişkiler daha da güçlenecektir. STA güncelleme müzakerelerinin ilk turunun 10 Haziran 2024 haftasında, Londra’da gerçekleştirilmesi planlanmaktadır”
]]>ADALET BAKANLIĞI İADESİNİ TALEP ETTİ
Adalet Bakanlığı, kırmızı bültenle aradığı T.C.’yi İnterpol aracılığıyla önce Mısır’dan, ABD’ye gittiği belirtilince de Amerikan makamlarından iadesini talep etti. Adalet Bakanlığı, T.C. ve annesi Eylem Tok’un iadesi için hazırlanan geçici tutuklama talep evrakını hem diplomatik kanaldan hem de İnterpol aracılığıyla ABD yetkili makamlarına ilettiğini, iade süreciyle, adli soruşturmanın titizlikle takip edildiğini açıkladı.
“ABD İADE ETMEYEBİLİR”
VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu‘na konuşan New York Barosu Avukatı Cahit Akbulut, “ABD, T.C. ve annesi yazar Eylem Tok’u Türkiye’ye iade eder mi?” sorusuna “İsterse iade etmeyebilir” cevabını verdi.
Türkiye ile ABD arasında 20 Kasım 1980’de Kenan Evren’in imzasıyla yürürlüğe giren Türkiye ile ABD arasındaki suçluların iadesi anlaşması imzalandığını anımsatan Akbulut, doğal olarak bu anlaşma kapsamında ABD’nin Türkiye’nin iade talebini değerlendirerek gerekli adli kayıtlarının yapılacağını fakat özellikle Amerikan vatandaşı T.C.’yi isterse iade etmeyebileceğini söyledi.
FETHULLAH GÜLEN VE RIZA SARRAF ÖRNEĞİ
Akbulut, şimdiye kadar Türkiye’nin işledikleri ağır suçlardan dolayı, Amerikan vatandaşı olmayan Türk vatandaşları FETÖ elebaşı Fethullah Gülen ve Rıza Sarraf’ı da ABD’den istediklerini ancak hiçbir sonuç alınamadığını hatırlattı.
“ÇOK SAYIDA GEREKÇE BULABİLİR”
Bir suçlunun iadesinin Amerikan Adalet Bakanlığı’nın izin ve onayıyla gerçekleştiğini belirten Akbulut, “Türkiye ile arasında suçluların iadesi anlaşması olan ABD’de bu işler o kadar kolay olmuyor. Aradaki anlaşmaya göre bir suçlunun ülkesine iadesi ancak Amerikan Adalet Bakanlığı’nın izin ve onayıyla gerçekleşebiliyor. Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmanın farklı kriterleri var. Anlaşmanın 4’üncü maddesine göre her iki ülkenin de vatandaşını diğer ülkeye iade etmeme yetkisi var. Bu maddeye göre, ‘ABD’nin yürütme makamı kendi isteğine göre eğer uygun gördüğü takdirde, kendi vatandaşının iadesine karar vermeye yetkilidir’ diye bir ek var. Eğer, T.C., ben burada kalmak istiyorum, dönersem ülkemde üzerimde büyük baskı olacak, kaçtı diyecekler gibi çok sayıda gerekçeler bulabilir ve ABD, onu Türkiye’ye asla iade etmez” dedi.
ANNE AMERİKAN VATANDAŞI MI BİLİNMİYOR
Eylem Tok’un da bir Amerikan vatandaşı olup olmadığını henüz bilmediklerini belirten Akbulut, “Yaptığımız tespitler sonrasında T.C., Amerikan vatandaşı olduğu anlaşılıyor. Havaalanı güvenlik kameralarından elde edilen fotoğraflarda elinde Amerikan pasaportuyla çıkış yaptığı gayet net görülüyor. Timur burada doğmuş olabilir. Ya da T.C., ailesi önceden kendilerine vatandaşlık yolu açan EB –5 ya da farklı yatırımlar aracılığıyla aldıkları Green Card’tan sonra vatandaşlığa geçmiş olabilirler” ifadelerine yer verdi.
]]>Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Türkiye ile Somali arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması’nın bölge ülkelerine yönelik bir tehdit oluşturmadığını belirterek, “Türk kardeşlerimiz bu anlaşma çerçevesinde sadece 10 yıl boyunca denizlerimizi koruyacak. 10 yıllık işbirliğinden sonra biz de denizlerimizi koruyacak bir donanmaya sahip olacağız.” açıklamasını yapmıştı.
Türkiye ve Somali arasındaki bu anlaşma ABD merkezli özel istihbarat-analiz şirketi Stratfor tarafından mercek altına alındı.
Ajans ‘Ankara, Somali ve Cibuti ile Savunma Anlaşmaları Yoluyla Etkisini Genişletiyor’ başlığı ile bir analiz yayınladı.
BU ADIM NEDEN ÖNEMLİ?
Yeni anlaşmayı ‘Somali Kabinesi ve parlamentosu Türkiye ile 10 yıllık bir savunma ve ekonomik işbirliği anlaşmasını onayladı. Bu, Türkiye’nin 19 Şubat’ta Cibuti ile bir savunma anlaşması imzalamasının ardından geldi’ şeklinde özetleyen STRATFOR ‘Bu adım neden önemli?’ sorusuna yanıt aradı.
‘Somali ile yapılan anlaşma, Türkiye’nin Somali sularında daha sık deniz konuşlandırması yapmasının önünü açıyor’ denilen analizde bunun yasadışı, rapor edilmeyen ve düzenlenmemiş (IUU) balıkçılık faaliyetlerinin yanı sıra ülkenin kıyılarında yeniden canlanan korsanlığın engellenmesine yardımcı olabileceğine dikkat çekildi.
ANKARA’NIN AFRİKA BOYNUZU’NDAKİ VARLIĞI GÜÇLENİYOR
Ankara’nın Afrika Boynuzu’ndaki varlığını güçlendirdiği ifade edilen analizde şu ifadeler yer aldı:
‘Bu Türkiye’nin orta vadede Somali veya Cibuti’de bir deniz üssü kurmasıyla sonuçlanabilir. Uzun vadede, Türkiye-Somali anlaşması muhtemelen Somali’nin donanmasını ve sahil güvenliğini güçlendirecek ve IUU balıkçılığını ve korsanlığını daha da caydıracaktır. Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki nüfuzunu güçlendirme çabası, Asya’ya giden deniz ticaret yollarını güvence altına alma girişimidir; ancak bu, özellikle Abu Dabi ile Ankara arasındaki ikili ilişkilerin kötüleşmesi halinde, muhtemelen Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki bölgesel rekabeti artıracaktır.’

AMERİKAN MEDYASININ İSTİHBARAT KAYNAĞI
Bazılarına göre “Gölge CIA” diye tanımlanan, bazılarına göre ise haftalık ekonomi-finans dergisi “The Economist’in 1 hafta geriden geleni, 4-5 yüz katı daha pahalısı” denilen Stratfor’un skandal paylaşımlarının Amerikan medyasında alıcısı oldukça fazla.
CNN, Bloomberg, AP, Reuters, The New York Times gibi büyük kuruluşların istihbarat konularında “güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre” aktardığı haberleri Stratfor’dan edindiği biliniyor.
Ancak Stratfor’un istihbaratlarının ne kadar güvenilir olduğu, bu bilgileri hangi amaçla kamuoyuyla paylaştığı üzerine soru işaretleri bulunuyor.
CIA’İN GÖLGE KURULUŞU
Stratfor, ABD’nin Teksas eyaletinin başkenti Austin’den yönetiliyor.
Stratfor, 1996 yılında ünlü strateji uzmanı ve siyaset bilimci George Friedman tarafından kuruldu.
Kendisini ekonomi, enerji, dış politika ve güvenlik konularında küresel alanda faaliyette bulunan bir kuruluş olarak tanımlayan Stratfor, dünya genelindeki 175’ten fazla ülkeye dair analizler sunuyor.
Online abonelik ve danışmanlık hizmeti sunan Stratfor’un analizlerini abonelerine para karşılığı satması, kendisini, finansmanını genellikle sponsorlardan sağlayan bir düşünce kuruluşu olmaktan çıkarıyor.
Stratfor, kamuya açık kaynaklara dayandırarak hazırladığını iddia ettiği analizlerini, dünyanın değişik bölgelerindeki farklı dilleri bilen İngilizcesi iyi “casuslara” yazdırdığı Wikileaks belgeleri tarafından ortaya çıkarılmıştı.
Bu nedenle medyada ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) “gölge kuruluşu” olarak tanımlanan Stratfor’un, ABD’nin dış politikası açısından büyük önem arz eden bölgelere ilişkin jeopolitik analizlerinin ciddi takipçisi bulunuyor.
]]>
Trakya Bölgesi Doğal Gaz Dağıtım A.Ş., Gazdaş Gaziantep Doğal Gaz Dağıtım A.Ş. ve Zorlu Doğal Gaz Tedarik Ticaret A.Ş. iştirak hisselerine sahip Zorlu Enerji Dağıtım A.Ş.’nin hisselerinin tamamının satışı amacıyla gerçekleştirilen ‘hisse alım anlaşması’ 13.02.2024 tarihinde taraflar arasında imzalandı.
‘Hisse Alım Anlaşması’nı imzalayan Zorlu Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Selen Zorlu Melik, “2006 yılından bu yana büyük bir emekle büyüttüğümüz Doğal Gaz Dağıtım Şirketlerimizi bugün PALMET’e devrediyoruz. Şirketlerimizin büyüme yolculuğunda emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza ve yöneticilerimize gönülden teşekkür ediyor, bu anlaşmanın her iki grup için de hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum” dedi.
Yapılan anlaşma ile ilgili olarak görüşlerini paylaşan Zorlu Enerji CEO’su Sinan Ak, “Zorlu Enerji olarak uzun bir süredir yenilenebilir enerji ve elektrifikasyon odaklı yatırımlarımızı güçlendirmeye ve Şirket portföyümüzü bu yönde çeşitlendirmeye devam ediyoruz. Bu kapsamda gaz dağıtım alanında uzun bir süredir başarıyla sürdürdüğümüz faaliyetlerimizi, yenilenebilir enerji alanındaki faaliyetlerimize odaklanmak üzere devretmeye karar verdik. Bu konuda imzaladığımız hisse alım anlaşmasının ülkemiz için hayırlı olmasını diliyoruz. Zorlu Enerji olarak önümüzdeki dönemde jeotermal, rüzgar, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık vermeye, enerji teknolojileri ve depolama alanındaki yeni yatırımlarla geleceğin enerjisini bugüne taşıyarak ülkemizin enerjisine enerji katmaya devam edeceğiz” dedi.
PALMET Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Doğanay Samuray, 100 yıllık Cumhuriyet’in 40 yıllık şirketi olduklarını hatırlatarak, “Türkiye’nin enerji politikaları ve stratejileri doğrultusunda en verimli çalışmaları gerçekleştirmeye devam ediyoruz. PALMET Enerji bu satın alma kararını verirken yüksek tüketim hacimli dağıtım bölgelerini operasyon alanına dahil etmek ve doğal gaz ithalat, ihracat, toptan tedarik zincirini kuvvetlendirmek amacıyla yola çıktı. PALMET’in sektördeki deneyimi, sahip olduğu ve geliştirmekte olduğu teknolojik altyapı sistemlerinin daha geniş bir alanda uygulayacak olması artı değeri yükseltecektir. Bu stratejik adım uzun vadeli büyüme ve sürdürülebilirlik hedefine ulaşmamızı da destekleyecektir” dedi.
Zorlu Enerji ve PALMET Enerji arasında imzalanan sözleşme ile birlikte Zorlu Enerji Dağıtım A.Ş.nin hisselerinin devri için süreç başlatılmış oldu.
PALMET Gaz Grup, halen 3 lisans bölgesi, 2 il ve 32 ilçede 1 milyon aboneye hizmet veriyor. Yıllık 6 milyar metreküplük gaz hacmiyle Türkiye’de doğal gaz ticaretinin yaklaşık %10’nu yöneten PALMET Enerji, 956 MW’lık kurulu gücüyle Türkiye’nin en önemli elektrik üreticileri arasında yer alıyor.
Zorlu Enerji tarafından KAP’a yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Şirket’imizin de dahil olduğu Zorlu Grubu yatırım politika ve stratejileri çerçevesinde; Şirket’imizin sermayesine %100 iştirak ettiği bağlı ortaklığımız “Zorlu Enerji Dağıtım A.Ş.” nin sermayesini temsil eden her biri 1 TL nominal değerde 895.150.000 adet paylarının tamamının, tüm hak ve borçlarıyla birlikte, yasal izinlerin alınması ve kapanış tarihinde Anlaşmada düzenlenen esaslara göre hisse satış bedelinin uyarlanarak ödenmesi kaydıyla, 201308-0 sicil numarası ile İstanbul ticaret siciline kayıtlı Palmet Enerji A.Ş.’ye satışına karar verilmiş olup, taraflar arasında “Hisse Alım Anlaşması” 13.02.2024 tarihinde (bugün) imzalanmıştır. Hisse satışı konusunda taraflar arasındaki müzakerelerin sözleşmenin akdi ile sonuçlanmasına kadar işlemin belirsizlik taşımasından dolayı, yatırımcıların yanıltılmaması ve Şirket’imizin pazarlık gücünün olumsuz yönde etkilenmemesi için Sermaye Piyasası Kurulu’nun Özel Durumlar Tebliği’nin 6’ncı maddesi kapsamında, 29.11.2023 tarihli Yönetim Kurulu kararı ile söz konusu bilginin kamuya açıklanmasının ertelenmesine karar verilmiştir.”
]]>