Hamilelik süreci birçok kadın için farklı bir şekilde geçer. Kimi kolayca sürecini tamamlarken kimi de zorluklar ve sıkıntılar içinde bunalarak tamamlayabilir.
Hamilelikte ruh sağlığı, hormonlar ve çevre anne adayının doğum süreci boyunca etkili olur.
Anne adaylarının en büyük problemlerinden biri de bilimsel olmayan söylentilere inanarak hareket etmeleridir. Herkesin anne adayının iyiliğini düşünerek söylediği şeyler bilimsel değilse geri dönüşü olmayan yollara itebilir.
Bunları engellemek için anne adaylarının doktorlar ve bilimsel bilgiler haricinde her söyleneni ciddiye alması çok sağlıklı bir durum değildir.
Bu yazımızda tam da bu problemle ilgili hamilelik sürecinde doğru bilinen yanlışları ele aldık. İşte hamilelik sürecinde doğru bilinen yanlışlar…

1. ”Anne adayı 2 kişilik yemek yemelidir”
Uzmanlar bu düşüncenin hatalı bir beslenme şekli olduğunu nitelendiriyor.
Anne adayının doyacak kadar sağlıklı beslenmesi yeterlidir.
2. ”Bebeğin çok saçı varsa hamilelik dönemi bulantılarla geçer”
Bu düşünce doğru değildir. Bulantı durumu hamileliğin ilerleyen haftalarında bebeğin diyafram ve mideye baskı yapmasından kaynaklı yaşanır.
3. ”Hamile kadın aşerdiği gıdayı tüketmezse bebeğin bir uzvu eksik olur”
Bu düşünce de doğru bilinen yanlışlardandır. Aşermek psikolojik bir durumdur.
Anne adayının aşerdiği gıdayı tüketme imkanı yoksa da çocuğun herhangi bir uzvunun eksik olacağına inanmak doğru değildir.
5. ”Anne güzelleşirse erkek, çirkinleşirse kız olur”
Yaygın olan bu inanış doğru değildir. Anne karnının aldığı şekil bebeğin cinsiyeti hakkında bir şey ifade etmez çünkü hamilelik sürecinde karın şekli değişkenlik gösterebilir.
6. ”Gebeyken hiç hareket etme yoksa bebek zarar görür”
Bu düşünce yanlıştır. Riskli bir gebelik süreci yoksa anne adayı aşırı hareketler yapmadan gerekli hareketlerle vücudunun esnekliğini artırarak hamilelik sürecine hazırlıklı olmalıdır.
7. ”Bebekler hiçbir şey hissedemezler”
Bu yaklaşım da doğru değildir. Bazı bebekler döllenme sürecinden itibaren bazen de 20. haftadan itibaren dışarıyı hissetmeye başlarlar.
8. ”Anne bebeğin doğumdan sonra hemen karşılaşması önemli değildir”
Bu inanç da doğru değildir. Doğum şekli ne olursa olsun bebeğin hayatının güven ve kalitesi için anne ve bebeğin en kısa sürede kavuşması son derece önemlidir.
Aşağıya bıraktığımız videodan daha detaylı bilgi edinebilirsiniz…
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2022 Doğum Yardımı Parası
Bakanlığın resmi internet adresinde yer alan verilere göre, 1. çocuk için annelere ödenen ücret 300 TL, 2. çocuk için verilen ücret 400 TL; 3. ve diğer çocuklar için verilen para 600 TL’dir. Çocuğun 15 Mayıs 2015 tarihinden sonra doğması gerekmektedir. Bu fiyat, 112 günlük doğum izni üzerinden hesaplanmakta ve hiçbir şekilde haczedilmemektedir. Annelerin maaşı haciz altında olsa dahi doğum parası haciz işlemine tabi tutulmaz. Ek olarak, evde doğum yapan anneler de bu yardımdan faydalanabilir.

Doğum Yardımına Nasıl Başvurulur? Gereklilikler…
Doğum yardımına başvurmak için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak veya Mavi Kart sahibi olmak yeterlidir. Bu gereklilikleri sağlayan tüm anneler, diledikleri takdirde doğum parasını alabilir. Canlı doğum gerçekleştikten sonra bağlı bulunulan ilçenin nüfus müdürlüğünde Kimlik Paylaşım Sisteminde kayıt işlemi yapılır. Daha sonra, Doğum Yardımı Başvuru Dilekçesi eksiksiz olarak doldurulup imzalandıktan sonra kargo aracılığıyla Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne veya Bakanlığın İl Müdürlüklerine gönderilir. Kamu kurumlarında çalışan anneler çalıştıkları birime; yurtdışında doğum yapanlar da Konsolosluklara veya Büyükelçiliklere başvurur. Eğer baba memur, anne ev hanımıysa, babanın çalıştığı kamu kurumuna başvuru yapılmaktadır.

Doğum Yardımı Ödemesi Ne Zaman Yapılır?
Doğum Yardımı Başvuru Dilekçesi hazırlanıp ilgili birimlere gönderildikten sonra bu belgenin Doğum Yardımı Sistemine girmesi beklenir. Kayıt alınır alınmaz, devam eden zaman diliminde ödemeler PTT şubeleri aracılığıyla yapılır. Anneler veya annelerin vekilleri doğum parasını en yakın şubeden temin edebilir.
Ek Ödeme Süreci Nasıl İşliyor?
Kamu kurumunda çalışan bireyler, doğum yardımını çalıştıkları birimden alır. Alınan ücret, Bakanlığın takdim edeceği ücretten daha fazlaysa ek ödeme yapılmaz. Bu ücretin altındaysa aradaki fark kadar annelere yardım yapılır. Özel sektörde çalışan veya ev hanımı olan anneler, ek ödemeye dâhil edilmez.
Kimler Başvuruda Bulunamaz?
15 Mayıs 2015’ten önce doğan çocuklar için ailelere doğum parası ödemesi yapılmaz. Türk Vatandaşı olmayan, Mavi Kartı bulunmayan kişiler de bu yardımdan faydalanamaz. Ayrıca, 2015’ten sonra doğan çocukların evlatlık alındığı durumlar da olabilir. Bakanlığın belirttiği kaideye göre, eğer çocuk için daha önce doğum yardımı alınmışsa, evlatlık alan aileye ekstradan yardım verilmez. Ek olarak, hamile olan anne adayları da doğum yardımı başvurusunda bulunamaz. Yine Bakanlığın yardım için belirttiği ikinci kıstas, canlı doğum yapmaktır. Diğer taraftan, doğumda annenin vefat edip çocuğun yaşaması durumunda ödemeler babaya verilir.
İkiz Çocuklar İçin Ne Kadar Para Ödenir?
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın belirlediği karar doğrultusunda, ikiz çocuklar 2. ve 3. çocuk statüsünde değerlendirilmektedir. Bu nedenle, iki çocuk için anneye 1.000 TL ödeme yapılır. Ödemeler tek seferlik yapılır. Aydan aya yardım uygulaması hiçbir tür için geçerli değildir.
Emzirme Parası 2022
Annelere doğum yardımı dışında bir de emzirme parası veriliyor. Bu yardım, 2022 yılı itibariyle 316 TL’ye yükseldi. Ancak bu ödemeler Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında yapılmakla birlikte belirlediği bazı kıstaslar vardır. Örneğin, annelerin 4-A ve 4-B kategorisinden sigortalı olması gerekmektedir. Kamu çalışanları da çalıştıkları birimden emzirme parasını temin edebilir. Bu ödemede, tıpkı doğum parası gibi canlı doğum gerçekleştiği takdirde annelerin hesabına yatırılır. Yıllara göre emzirme parası:
2019: 180 TL
2020: 202 TL
2021: 232 TL
2022: 316 TL

Bu yardımdan faydalanmak isteyen anneler, Sosyal Güvenlik Kurumuna dilekçe ile başvuruda bulunabilir.
]]>TURUNCU MAHKUM KIYAFETİYLE DURUŞMAYA KATILDI
İkilinin yargılandığı duruşmaya ilişkin detaylar gelmeye başladı.
Boston’daki John Joseph Moakley Adliyesi’nde Türkiye’ye iadesinin görüşüldüğü duruşmaya Tok, turuncu tutuklu kıyafeti ile getirildi. Tok’un avukatı Brendan Kelly, davanın düşmesi ve Tok’un tutuksuz yargılanmasını talep etti.

AVUKATINI DEĞİŞTİRİYOR
Yargıç, Tok’un avukatının ve savcının açıklamalarının ardından Tok’un tutukluluk halinin devamına, bir sonraki duruşmanın 27 Haziran’da yapılmasına karar verdi. Tok’un bir sonraki duruşmaya farklı bir avukatla katılması beklenirken, mevcut avukatı Kelly duruşma sonrası sorulara cevap vermeden adliyeden hızla uzaklaştı.

Timur Cihantimur’un annesinden 2 buçuk saat sonra hakim karşısına çıktığı ve üzerinde annesinden farklı olarak gri bir tulum bulunduğu belirtiliyor.
HAYATINI KAYBEDEN ACİ’NİN AİLESİ DE DURUŞMAYA KATILDI
Aci’nin aile üyeleri duruşmaya katılarak, duruşma sonrası basına açıklamalarda bulundu. Aci’nin aile üyelerinden bazıları ise ellerinde “Oğuz Murat Aci için adalet” yazılı pankart açtı. Oğuz Murat Aci’nin babası Özer Aci’nin kuzeni Lütfiye Çiçek, davanın ilk duruşması olması nedeniyle heyecanlı olduklarını dile getirerek, davanın ertelendiğini ifade etti. Çiçek, “Ben ABD’nin adaletine sonsuz güveniyorum. Gerçekten doğru kararı vereceklerine inanıyorum” dedi.

“ÇOCUĞUNA DA HATA YAPIYOR”
Eylem Tok’a seslenen Çiçek, “Aslında ona söylemek istediğimiz birkaç şey vardı ama maalesef söylemedik. O sadece bizim kuzenimin çocuğuna değil, aslında kendi çocuğuna da çok büyük bir yanlış yapıyor ve çok büyük bir zarar veriyor. Çünkü çocuğunu bu şekilde oradan oraya kaçırmakla hiçbir şekilde iyilik yapmış olmuyor. Eğer Türkiye’deyken hiç bunlar yaşanmadan ailenin yanında olsaydı ve çocuğunu teslim etmiş olsaydı şimdi hiçbir şekilde kendi de bu sıkıntıları çekmeyecekti” ifadelerini kullandı.

“BU NASIL ANNELİK”
Eylem Tok’un kendisini anne olduğunu söyleyerek savunduğunu belirten Çiçek, “Sadece şunu söylüyorum ona anneyim diyor. Nasıl bir annelik bu? Bir anne evlatsız kaldı, bir çocuk babasız kaldı. Yani bu mu annelik adaleti? Ben gerçekten bunu çok merak ediyorum” dedi.

“FOTOĞRAFTAKİ GÜLÜMSEYEN YÜZDEN ESER YOKTU”
Aci’nin annesi Pervin Aci’nin Eylem Tok’un yüz ifadesini çok merak ettiğini dile getiren Çiçek, “Eylem Tok’un yüzünü çok merak ediyordu. New York’ta resim çekildiklerinde gülümseyen yüz onun içinde o kadar büyük bir ukde olarak kalmıştı ki. Ama bugün Pervin Abla, bugün emin ol o yüzden hiçbir eser yoktu. Çünkü bütün salon sadece sizin için oradaydı. Onları destekleyen hiç kimse yoktu” ifadelerini kullanarak, Eylem Tok’un yüzünde sadece korku olduğunu açıkladı.

Eylem Tok’un bir sonraki duruşmaya kadar düşünerek bir karar vermesi çağrısında bulunan Çiçek, “Diğer mahkemeye kadar olan zamanda düşünüp gerçekten doğru olan kararı alır ve çocuğunu da bu zorluktan kurtarır” dedi.
EYLEM TOK’A SORDU: “Katil annesi olmak nasıl bir duygu?”
Turks in Boston Derneği’nin kurucusu Esat Gök, “Adaletin başladığı ilk gün bu. Tabii ki ilk duruşma ile biteceğini zannetmiyoruz. Tabii ki uzayacak ama içeride gerek hakimin tavrı olsun gördüğümüz konu bizim lehimize olacak hissi ve kanaati oluştu bizlerde. Mahkeme sonucunda da ben Eylem Hanım’a şey sordum. ‘Katil annesi olmak nasıl bir duygu?’ diye sordum. Kendisi de Allahu ekber dedi. Başka hiçbir şey söylemedi. Yani orada belki biraz alaycı bir tavırla yaklaşmış oldu ama biz kesinlikle bu süreçte kendisinin bu alaycı tavrını ağır bir şekilde ödeyeceğine eminiz” dedi.

“RAHAT UYKU UYUMADIKLARINA EMİNİZ”
Eylem Tok’un duruşmada çok tedirgin ve gergin olduğunu aktaran Gök, “Kendisine nefret dolu bakan kalabalığın etkisinden bayağı bir rahatsız oldu. Şu an içerisindeki korkunun ben katlanarak arttığı kanaatindeyim. Ama kendisinin ve oğlunun rahat uyku uymadığından yüzde yüz eminiz” dedi.
Öte yandan Cihantimur’un “taksirle öldürme ve yaralama”, 44 yaşındaki annesi Eylem Tok’un ise “suçluyu koruma” suçundan Türkiye’ye iadesi isteniyor.

“OĞLUM MEZARLIKTA YATIYOR, SUÇLULAR CEZASINI ÇEKMELİ”
Olayın üzerinden yaklaşık 3,5 ay geçerken kırmızı bülten de çıkartılan anne ve oğulun tutuklanması sonrası baba Aci, oğlunun mezarını ziyaret etti. Aci, yaptığı açıklamada, “Mahkemeden ne karar çıkar, nasıl olur bilmiyorum ama ben her şeyden önce iadesini bekliyorum. Orada, burada yargılanırlar ama bunlar sonuçta suçlu. Oğlum, mezarlıkta yatıyor, suçlular cezasını çekmeli. Salı günü akşamı göreceğiz, ne sonuç çıkacak. Mahkemede bizden birileri olacak, takip edecekler. Gece geç vakitte de Adalet Bakanımız, tutuklandılar diye haberdar etti, sağ olsun. Sabah kalktık, mezarına geldik, oğluma müjdeledim. Eminim, çok iyi sonuçlara gideceğimize, iade edeceklerini düşünüyorum. Oradaki hakimlerin, savcıların da vicdani olarak hareket edeceklerine inanıyorum. Sana çarpan o çocuk, annesi yakalandı, rahat uyu diyebilmek, sen merak etme, çocuğuna bakıyoruz, demek çok güzel bir şey. Baba, görüşmek istiyormuş gibi bir duyum aldım. Fakat dönüş yapmadım, akşamüzeri de ortaya çıktı. Yakalanacağını anladığı için bizimle irtibata geçmiş, 115 gündür aramayan bir insan, 115 gün sonra niye arar acaba diye düşündüm. Avukatımla görüştüm, onun da avukatı var avukatına söylesin, avukatımla görüşür diye düşündüm. Bugün çağımızda Küba değil dünyanın hangi ülkesine gidilirse gidilsin, her ülkeye uçak var, her ülkeye gidilebiliyor. Ne diyecekler, insanlık dışı davranışlarını neyle anlatacaklarını merak ediyorum. Özel okula değil, nereye giderse gitsin, bir gerçeği hiçbir zaman değiştirmeyecek. Kimse ona tebrik veya teşekkür etmeyecektir. Özel günlerimiz, Babalar, Anneler Günü, bayramlarımızın artık buruk geçeceği kesin ve net nettir. Hiçbir zaman torunum da bir baba eli öpemeyecektir. Şu an bile beni mutlu etti, 3 gün Amerikan hapishanesinde ayrı ayrı kalıyorlar. Aman çocuğum, çocuğum Eylem Hanım gitsin, çocuğuna sahip çıksın, bakayım, çıkabiliyor mu? 3 günü ona soracağım nasıl geçti diye” dedi.

“EYLEM HANIM BAYRAMI ÇOK ZOR GÜNLERDE YAŞAYACAK”
Anne oğulun tutuklanması sonrası oğlunun mezarına gittiğini anlatan anne Pervin Aci, “Gittim, bugün orada çok kaldım, orası benim mekanım. Oğlumla dertleştim, oğlum sen bu ana kadar rahat uyuyamadın, bize çok güveniyordun, güvenmeye devam et, oğlum baban ile annen Allah sağlık verdiği müddetçe bu kadının arkasını bırakmayacak. Eylem Hanım bayramı çok zor günlerde yaşayacak. Geçen bayram evde boğuluyordum, dışarı çıkmadım. Bu bayram da oğlumun yanında güzel geçireceğim, konuşacağım. Onlar her işi yaparlar, onlardan her şey beklenir. Küba konusunda vallahi şaşırdım, bir daha geriye dönmezdi. Anneyi bize versinler, çocuk orada mahkemede yargılansın. Biliyordu yakalanacağını onun için de bizi farklı yönlere çekip bir şeyler yapacaktı. Cuma saatinden sonra eşim geldi, herkese danıştı ve eşim bunda bir bit yeniği var dedi. Daha ararlar mı oldu, bitti” şeklinde konuştu.

“TUTUKLU OLMALARI İÇİMİ RAHATLATIYOR”
18 Haziran’da ABD’de gerçekleşecek duruşma için konuşan Oğuz Murat Aci’nin eşi Şükriye Aci, “İade edilmelerini bekliyorum çünkü bir göz göze gelmek, onlarla karşılıklı konuşmayı çok isterim. Bir yanda da Amerika’da daha ağır şartlarda yargılanabilirler mi düşüncesi var. Şu an tutuklu olmaları içimi rahatlatıyor. Anladılar büyük ihtimalle yakalanacaklarını, son bir hani hamle yapmak istediler. Hiçbir şey değiştirmeyecek, bugüne kadar hiçbir şekilde yanımızda olmadılar, gerçekten pişmanlıklarını dile getirmediler. Bu saatten sonra da bize uzlaşma yapmalarının bir anlamı yok. Eşimin mezarına oğlumla beraber gittik, o yüzden çok fazla konuşmadım. Tekrar gideceğim, bugün bayram öncesi olduğu için oğlumu getirmek istedim. Ayrıca bu konu için gitmek istiyorum. Pars’ın yanında bu tarz konuları konuşmak istemiyorum çünkü anlıyor, etkilenmemesi adına baş başa konuşmayı tercih ederim. Babasının bize ulaşması ile aynı aslında son çıkış olarak bir girişimleri olmuş. Öyle rahat rahat, pişkin pişkin gülüp geziyorlardı. Bundan sonra bakalım ne yapacaklar, onlara büyük bir ders olacak, nezarette kalmak bile onlara büyük bir zulüm, şu anda bu konuda mutluyum. Bu olay olmasaydı her şey çok farklı olacaktı. Ailecek bayrama girecektik, Babalar Gününü kutlayacaktık. Bu ve bundan sonraki hiçbir babalar gününü kutlayamayacağız. İstedikleri kadar ceza alsınlar, bizden aldıkları, çaldıkları mutlu günleri veremeyecekler” şeklinde konuştu.
Eylem Tok ile Op. Dr. Bülent Cihantimur’un 17 yaşındaki oğlu T.C. iddiaya göre 1 Mart 2024’te Kemerburgaz’da kullandığı lüks otomobille bozulan ATV’lerini yol kenarına çeken kişilere çarpıp Oğuz Murat Aci’nin (29) ölümüne, 5 kişinin de yaralanmasına neden olurken annesi Eylem Tok tarafından Mısır’a oradan da ABD’ye kaçırılmıştı.
Oğuz Murat Aci’nin öldüğü kazada kayınbiraderi konuştu: Belki yaşayacaktı…

















Eyüpsultan’da 1 Mart’ta seyir halindeki 3 ATV aracından biri arızalanmış, yol kenarına çekilen arızalı araç tamir edilmeye çalışılırken aynı yönde ilerleyen iki araçtan birisi buradaki 3 ATV’ye çarpmış, yaralanan 5 kişiden Oğuz Murat Acı hayatını kaybetmişti.
Kazanın ardından kazaya sebep olan aracın sürücüsünün yazar Eylem Tok’un oğlu Timur Cihantimur olduğu ve ehliyeti olmadığı anlaşıldı. 17 yaşındaki sürücü Cihantimur’un olay yerine gelen annesi Tok’un aracıyla buradan uzaklaşıp annesiyle önce Mısır’a, ardından da ABD’ye gittikleri tespit edilmişti.
İkilinin iadesi için ABD’li yetkililerle temasa geçilmişti. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç sosyal medya hesabından, ABD’de yakalanan Eylem Tok ve oğlunun tutuklandığını duyurdu.
KÜBA’YA KAÇMA HAZIRLIĞI YAPIYORLAMIŞ
Tutuklanma süreçlerine ilişkin ise çarpıcı bir iddia ortaya atıldı.
Reuters’ın mahkeme belgelerine dayandırdığı haberinde “Türk yetkililerin Tok ve Cihantimur’un sahte pasaport ile Küba’ya kaçabileceğini değerlendirdiği” ifade edildi. Mahkemenin tutuklama gerekçelerinden birinin de bu kapsamda katil ve annesinin Küba’ya kaçma ihtimalleri olduğu bildirildi.

Sürecin Tok ve oğlunun kaçma hazırlığı içerisinde olduğu düşünüldüğü için hızlandığı öğrenildi.
ANNE TOK CEZA ALACAK MI?
1 kişinin ölümüne sebep olup kaçan oğlu Timur Cihantimur ve anne yazar Eylem Tok’un Türkiye’ye iadelerinin nasıl gerçekleşeceği de merak konusu olmaya başladı. Öyle ki; Timur Cihantimur’un aynı zamanda ABD vatandaşı olmasının iadeyi zorlaştıracağı değerlendiriliyordu.
Yakalanma haberinin ardından açıklama yapan Aci ailesinin avukatı “Çocuk ABD vatandaşı olduğu için sadece anne Eylem Tok’u da iade edebilirler. Bu tamamen ülke kararına kalmış. Bu ihtimal doğrultusunda anne Türk vatandaşı olduğu için onun yargılama süreci burada olacak. Buradaki suçlar orada da suç. Oğlu iade edilmemesi durumunda ise orada yargılanacak. Ama bu bir ihtimal iade edilmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Peki anne Eylem Tok’un Türkiye’ye iadesi halinde ceza alması bekleniyor mu?
Eylem Tok, suç işleyen oğlunu yurt dışına kaçırmasıyla ilgili Türk Ceza Kanunu’nun madde 283’de düzenlenen ‘Suçluyu Kayırma’ suçundan ötürü yargılanacak.

Tok için Suç işleyen kişinin kaçmasını sağlaması hasebiyle T.C.K. madde 283 uyarınca soruşturma yürütülecek.
MADDEDEKİ ‘ÜSTSOY İBARESİ’
TCK maddesinin 283/3 uyarınca bu suçun altsoy, üstsoy, eş, kardeş tarafından işlenmesi halinde cezaya hükmolunmaz ibaresi yer alıyor.
Bu düzenleme uyarınca işlenen fiil ve suç dolayısıyla haksızlık oluşturma özelliği muhafaza edilmekte, fakat kişinin kanundaki akrabalık ilişkisinden dolayı ceza hukuku açısından sorumluluğuna gidilmemektedir.

TCK’nın “Suçluyu kayırma” başlıklı 283. maddesi
(1) Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkan sağlayan kimse, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(3) Bu suçun üstsoy, altsoy, eş, kardeş veya diğer suç ortağı tarafından işlenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.” şeklinde düzenlenmiştir.

Olayın üzerinden yaklaşık 3,5 ay geçerken kırmızı bülten de çıkartılan anne ve oğul halen yakalanmadı.

Vefat eden Oğuz Murat Aci’nin 21 aylık oğlu Pars Ege ise babası yanı başındayken doğduğu hastaneye bu kez babasız getirilerek sünnet ettirildi.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde gerçekleşen operasyonda torunlarının yanında olan Aci’nin annesi Pervin Aci ve babası Özer Aci, Babalar Günü ve Kurban Bayramı’na günler kala acılarının hala taze olduğunu anlatırken torunları Pars Ege için üzüldüklerini belirtti.

Aci çifti, Eylem Tok ve oğlunun teslim olmaları için çağrılarını yineledi. Çift yaşananları anlatırken duygusal anlar yaşadı, anne Pervin Aci gözyaşlarına hakim olmadı.

Öte yandan kaza sonrası beyin ameliyatı geçiren Aci’nin kayınbiraderi 22 yaşındaki Tahsin Arslan’ın kayıp telefonunun hala bulunamadığı belirtildi.

“UNUTMAYACAĞIZ, MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”
Acılarının ilk günkü gibi taze olduğunu söyleyen Özer Aci, “Küçük oğlumun sünnetini yaptırdık. Bu hastanede doğmuştu, doğumunda yoktum, memleketteydik. Oğlumla, rahmetliyle görüştüm, ‘Baba bambaşka bir duygu, anlatamam’ dedi. Oğlum, duygularımı yaşıyorsun dedim. Kendisi, oğlunun sünnetinde bulunamadı ama onun vazifesini harfiyen yerine getirdik. Şu an annesi, hem annelik hem babalık yapıyor, babası olsaydı yanında torunum, belki daha az ağlayacaktı. Eşine, çocuğuna destek olmuş olacaktı. Her ne kadar vazifeleri yerine getirsek bile bir baba olamıyoruz ancak büyük baba sevgisi vereceğiz. Kurban Bayramı, kurbanımızı keseceğiz ancak bayramlarımız sevinç, bahar bayramları değil, karalar giymişiz. Unutamıyoruz, unutmayacağız, mücadelemize devam edeceğiz. Bu bayram olmaz, öteki bayram olur. Çağrımızdan hiçbir şeyden vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Şu an bence saklanıyor, bir yerden bir yere hareket ettiği an kırmızı bülten yakalayacak, herhalde şu an o bölgede sabit bir yerde duruyor. 24 Kasım’da vizesi bitiyor, o zaman ne yapacak? Eli kelepçeli olarak bu ülkeye gelecek, hesabını verecek. Oğlu istemeyerek yaptı da o pahalı arabayı baba aldı, altına tahsis etti, anne anahtarı tahsis etti. Kazadan birkaç saat önce annenin yanına geliyor, çocuk 25-30 yaşında gibi oturuyor. Anne babaya da bu olaydan dolayı bir ceza verilmeli, anne çocuğu kaçırdı, telefonları topladı. Şu ana kadar bildiğim kadarıyla telefon bulunmadı Onu da Eylem Hanım alıp götürmüştür, belki ABD’ye kadar götürmüştür diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

“BEN BÜLENT BEY’E SORAYIM; BABALAR GÜNÜ NASIL GEÇİYOR”
Anne ve oğlun bir an önce teslim olması gerektiğini söyleyen Aci, “Kendime göre bir yas tutuyorum, yakalandığını duyduğum an o yastan çıkacağımı düşünüyorum. Onu davul zurnayla karşılayacağım. Son gülen iyi gülermiş, son gülen ben olacağım çünkü ben haklıyım. Bir bayram geliyor ama bizim bayramımız yok artık, bayramlarımız karaya döndü. Şu ana kadar ne çocuklarını ne eşini teslim etti Bülent Bey, ne de aradı, sordu. Maddi manevi yanımdaydı da maddi kısmını kenara bırakın dedik, tamam ama manevi olarak da hiçbir zaman yanımda olmadılar, insanlık bitmiş. Evladım öldü gitti ama 4 tane yaralı gencimiz vardı. Onu bırak orada 9 tane daha aile var, o aileler dahil bu 3,5 aydır hiç kimse ne arayan ne soran oldu. Her şey hayatta para değil, aç değiliz, Allah’a şükür açıkta değiliz. Babalar Günü’nde ondan mahrum olduk, hep başımdan öperdi, benden daha boyluydu. Babalar Günü de Anneler Günü gibi buruk geçecek. Mezarını ziyaret ederiz, geldik deriz gerçi her gün ediyoruz. Ben Bülent Bey’e sorayım; Babalar Günü nasıl geçiyor diye, benim iyi geçmediği her halükarda belli. Bir baba deyip elinden öpemeyecek hiçbir bayramda çocuğum, Babalar Günü’nü kutlayamayacak o dalı, yönü hep eksik olacak. Sünnetinde yanında olamadı, olsaydı çok iyi olurdu, kendi istiyordu şu an sünnet yaptırmamızdaki en büyük etken rahmetli oğlum. Gelinim, acılı bir eş olarak, eşim böyle istiyordu yaşı dolmadan yapalım, istediği şey yerine gelsin ruhu rahat etsin diye çaba gösterdi. Daha sonra da olabilirdi ama oğlum öyle istediği için öyle oldu. Hem sünnet hem Babalar Günü ama ne yazık ki acı bir olayla” dedi.

“BENİM ELİMİ ÖPECEK OĞLUM YOK”
Oğlunun her an aklında ve kalbinde olduğunu söyleyen anne Pervin Aci, “Oğlumun heyecanını, o güzel babalığını, bekleyişini hep gözümden geçirdim. Hepimiz bugün çocuğumuz yok diye ağlıyoruz. Hüzün, herkes de bir yaş var, gözyaşı durmadı ki ne yapacağız bilmiyorum. Gittikçe kin de artıyor, oğlumu çok özledim. Kinim kadına gelmedi, kırmızı bülten çıkarıldı, ondan da bir haber yok, inşallah yakında gelir. Bayram ertesi bekliyorum. Oğlumun kurbanını bağışladık, kurban keseceğiz ama ne bayramı, bayram benim neyime, neyimize. Kurban keserken fotoğrafları var, heyecanı var. Benim elimi öperdi, elimi öpecek oğlum yok, kızım, damadım herkes var ama o çok farklı. Cumhurbaşkanım, Adalet Bakanıma, Dışişleri Bakanıma da sesleniyorum, acım daha beter, zannediyorum ki o yakalanırsa yanan yere bir su serpilir, öyle hissediyorum. Bilmiyorum, gelirse öyle olur muyum, Eylem Tok, aklı başındaysa gelsin artık biraz toparlasın kendini, bundan kaçış yok. Nereye kadar gidecek ki ömrünün sonuna kadar kaçabilecek mi, bir gün tutuklanacak, gelsin, adalete teslim olsun. O çocuk da bir an evvel hayata dönsün, yeniden bir yol çizsin. Babayı görmedim, maddi manevi hiçbir şey beklemiyorum. Karısını çocuğunu alsın, gelsin, kimse ondan bir şey istemiyor. Onda bunda gözüm yok, adam ne yaparsa yapsın, umurumda değil. Doktor olsaydı çocuğumun kanayan yarasına azıcık, 2 parmak bassaydı. 10-15 dakika ileride hastanemize getirseydi o güzelim doktorların elinde çocuğum kurtulurdu. O doktor değil, ne o anne ne de o doktor, ikisi de ne anne olabilir ne doktor olur” dedi.
ÇÖPE ATILACAKKEN BEN KURTARDIM!
Türkiye’nin gündemine bomba gibi oturan Sabiha Dönmez’in olayı aslında göründüğü gibi değil. Perde arkasında daha fazlası var. Arkadaşı aracılığıyla 22 yaşındaki Aslıhan Ergül isimli genç bir kadının evlilik dışı bir ilişkiden çocuk doğuracağını ancak bu çocuğa bakmayıp çöpe atacağını öğrendi.
Duydukları üzerine telaşlanan Sabiha Hanım, hemen ortaya atılıp, “o çocuğa ben bakarım” dedi. Doğum sürecine kadar da Aslıhan Hanım’ın yanından ayrılmayan ve yardımcı olan Sabiha Hanım, bebek doğduğunda daha hastanedeyken bile Aslıhan’ın 1 günlük bebeğini emzirmek istemediğini belirtti.

8 yıl boyunca bebeğe bakan Sabiha Hanım, biyolojik anne Aslıhan’ın “çocuğun babasını buldum, çocuğumu istiyorum” cümleleriyle karşılaştı.
BANA DAVA AÇILDI!
Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sabiha Hanım, “Bu 8 yılda çok rahat yaşıyorduk. Anne yoktu baba yoktu. Sahip çıkan yoktu. 2023’te bana bir telefon geldi “Biz çocuğu almak istiyoruz” şeklinde. Geçen sene onuncu ayda da bana mahkeme açıldığını öğrendim. Biyolojik anne ile arkadaşımın vasıtasıyla tanıştım. Çocuklarımı okuttum büyüdüler bende böyle bir evlatlık edinmek istedim. Kendimde yetim olduğum için anne sevgisine hasretim. Arkadaşım evlilik dışı bir ilişki ile çocuğun dünyaya geldiğini biyolojik annenin çocuğu kuruma vereceğini söyledi. Bende 2 yaşında anne tarafında terk edilmiştim. Onun için çok bakmak istedim.” İfadelerine yer verdi.

ANNESİNİN HER ŞEYİYLE DOĞUMA KADAR BEN İLGİLENDİM!
Doğum sürecine kadar Aslı Hanımın tüm ihtiyaçları ile ilgilendiğini belirterek, “Doğum sürecine kadar ben anneyi doğum hazırladım. Hastaneye götürdüm kontrollerini, aşılarını yaptırdım. 2016’nın 3. ayın birinde erkek evladımız dünyaya geldi. Bebeği hastaneden kendisinden aldım. Ondan sonraki süreçte anne sadece 1 kere geldi. Ondan sonra kesinlikle arayıp sormadı. Aslıhan Hanım “ailem bu olayı duyarsa beni öldürürler” dedi. Ben çocuğu aldım eve geldim kendisi arabaya binip gitti. Hastanede bile emzirmek istemedi.” Dedi.
BEBEĞİ İNTERNETTEN SATIŞA SUNDU!
Sabiha Dönmez, açıklamalarına devam ederken biyolojik anne Aslıhan’la ilgili çarpıcı bir iddiada bulundu. Annenin ikinci çocuğunu da internetten sattığını açıklaması üzerine tüm stüdyo buz kesti.

“Samet 6 aylıktı. Sağlık Ocağı kendisini aramış bende annesine ulaşmaya çalışıyorum gel bir an önce kimlik çıkar. Aşılarını yaptıralım sağlığı çok önemli ” dedim. “Yok” dedi. Ben kesinlikle gelmiyorum dedi. Sonra Sağlık Bakanlığından arıyorlar Aslıhan Ergül’den doğan bir çocuk var. Bu çocuk nerede? Sağlık Ocağı kendisini arayınca çocuğun öldüğünü söylüyor. Doğumda ben yanında olduğum için benim bilgilerime ulaşınca sağlık ocağı polise bildiriyor. Öldü denilen çocuk Sabiha Dönmez tarafından bakılan çocuk olarak tespit ediliyor. Bir gün baktım polis kapıya geldi. Yalan söylemek zorunda kaldım ve anneni çocuğa benim baktırdığımı annenin çalıştığını ve arada gelip gittiğini çocuğun ihtiyaçlarını karşıladığını söyledim. Polis te hayır anne ile birlikte karakola geleceksiniz deyince bende Aslı’yı aradım “Çabuk buraya gel polis kimlik soruyor” deyince Aslı da geldi. Benim polis söylediğimi gibi söyledi. Ertesi gün çocuğun kimliğini çıkardık. Aslı evlilik dışı ilişkiden doğan çocuğunun olduğunu ailesinin öğrenmesi takdirde öleceğini söyledi. Bende 6 ay sonra çocuğun velayetini aldım. Mahkeme kararıyla evlatlık edindim. Bu zamana kadar” ben aslan parçası gibi baktım. Allah aşkına 8 sene sonra mı çıkılır. 8 yıl çok güzeldi. O benim evladım ben onu büyüttüm ben ona emek verdim. Aslı bebeğini çöpe atacaktı. Ben kurtardım. Aslıhan 2. bebeğini internetten sattı. ” ifadelerine yer verdi.
O KADINI KONUŞTURMAYIN!
Kısa süre sonra Sabiha Hanım’ın iddialarına cevap vermek için canlı yayına bağlanan biyolojik anne Aslıhan; “Esra hanım o kadını konuşturmayın. Gerçekten çok yalancı ve düzenbaz bir kadın. Babasına da söylemedim. Korktuğum için sakladım.” İfadelerine yer verdi.
]]>Motoruna binmek isteyen Ata Emre’nin önü, 17 yaşındaki E.Ö. tarafından kesildi. E.Ö., boğazından tuttuğu Ata Emre’yi vücudunun çeşitli yerlerinden defalarca bıçakladı. Ata Emre bir süre yalpaladıktan sonra kanlar içinde yere yığılarak hayatını kaybetti.
Saldırgan E.Ö. ise kaçtı. Otopside Akman’ın vücuduna 25 bıçak darbesi aldığı ve bu darbelerden 20’sinin ölümcül olduğu belirlendi. E.Ö., ailesiyle yaşadığı eve düzenlenen operasyonla yakalandı. E.Ö. ve saklanmasına yardımcı olduğu ileri sürülen babası O.Ö., gözaltına alındı. ‘Kasten yaralama’ ve ‘tehditten’ 6 suç kaydı bulunan E.Ö. ve babası, polisteki işlemlerinin ardından aynı gün adliyeye sevk edildi. E.Ö., çıkarıldığı mahkemede tutuklanırken, babası serbest bırakıldı.
‘KATİLİ BABASI AZMETTİRDİ’
Olayla ilgili konuşan gözü yaşlı anne Zuhal Akman, “Katilin 17 yaşında olduğu söyleniyor. Bıçaklama ve kasten yaralama gibi 6 ayrı suç kaydı var. O caninin babası da cinayetten dolayı 10 yıldır Buca Cezaevi’nde yatıyor. Cinayetten yatan bir adam hafta sonu için izinli çıkabiliyor, Türkiye’de yeni bir meslek grubu oluşabilir. Katil azmettirildi, bunun farkındayız. Babası da cezalandırılmalı çünkü azmettiricisi o. ‘Benim yapamadığımı artık çocuğum yapacak’ diye oğluna el veren kişi babası. Ata’nın sipariş götürdüğü apartmanda, bu caninin babasının daha öncesinde birlikteliği olduğu söylenilen bir kadın oturuyormuş ama o kadın bir başkasıyla evliymiş. O caninin babası, eski kadın arkadaşına ‘Senin eşini öldüreceğim’ diyor. Kadının alt kattaki arkadaşına da bilenmiş, onu da tehdit ediyor ve ‘Senin oğlunu öldüreceğim’ diyor. Bu caninin azmettiricisi olan babasının şöyle bir beyanı var, ‘Artık benden iş geçti, benim yapamadığımı oğlum yapacak, görürsünüz.’ diye tehditleri var, bunun da tanıkları var. Yani o gece apartmandan kim çıksa bunu yaşayacaktı. O geceki görüntülerin bir kısmını istemeden izledim, Ata’nın üzerinde kurye olduğunu belirten pizzacı montu var. Ata’nın orada işini yaptığı belli. Hukuka güveniyorum. Lütfen katiller evci olarak dışarıya çıkmasın. Çünkü onlar sadece kendilerine değil, tüm Türkiye’ye, hatta dünyaya zarar” ifadelerini kullandı.
Ata Emre Akman’ın annesi, katil E.Ö.’yü (sağda) babası O.Ö.’nün (yukarıda) azmettirdiği iddiasında bulundu.
‘BEN SEVMEYİ ONDAN ÖĞRENDİM’
Ata’nın babası emekli albay Erol Akman ise “Ata, insanlara dokunmayı seven bir çocuktu. Arkadaşları bana ‘Ben sevmeyi Ata’dan öğrendim’ dediler, bu ne kadar güzel bir şey. Böyle bir çocuk benim elimden kaydı, gitti. Ben 25 bin asker yetiştirdim. 25 bin askerin kılına zarar gelmedi ama kendi oğlumu koruyamadım. Benim oğlum, sadece öldürme gayesiyle bir yerde hazır bulunan bir cani tarafından ve bunu meslek haline getirme aşamalarında olan birisi tarafından katledildi. Biz çocuklarımızı bunun için mi yetiştirdik? Kız kardeşi var, ben onu nasıl sokağa salacağımı bilmiyorum. İstanbul’dan korkuyor, Balıkesir’den korkmuyordum. Kardeşinin sınavı var, nasıl girecek? Bir yeri kazansa bile ben onu nasıl göndereceğim? Bu saatten sonra insanlar çocuklarını nasıl güvenle başka bir şehre okumak ve bu memlekete faydalı bir birey olmak için gönderecek? Bu vaka güvenin ayaklar altına alındığı bir vakadır. Bu dava sonuna kadar takip edilmeli” diyerek isyan etti.

ATA’YA SON KEZ MORGDA SARILDI
Anneler Günü’ne oğlunun morgdaki cesedini teşhis ederek giren acılı anne Zuhal Akman, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Sabaha karşı eşime telefon geldi. Polis, ‘Oğlunuz bir bıçaklanma olayına karıştı, ağır yaralı ve ameliyata alındı, buraya gelmeniz gerekiyor’ deyince eşim ağlamaya başladı. Balıkesir’e doğru yola çıktık. Tuhaf bir geceydi, yağmurlu ve sisliydi. Yoldayken eşim hastaneyi aradı ancak ‘Ata Emre Akman diye bir hasta yok’ deniliyordu. Çünkü artık yok. 150-180 kilometre hızla Balıkesir’e vardık. Acil servisten çıktıktan sadece 5 dakika sonra morgdaydık ve ikinci raftan oğlumuzu çekiyorlardı. Sonra sedyeyi aşağı indirdiler, örtüyü açtım, Ata olduğu söyleniyor ama Ata değil. Ata olamaz çünkü saçları kısaydı. Bilmiyordum ki saçlarını kestirmiş; Anneler Günü’nde bana sürpriz yapacakmış. Her tarafını açtım ve baktım. Otopsiden sonra bütün izleri, her şeyi gördüm. Sonra yetkililere ‘O sedye beni kaldırır mı?’ diye sordum ve Ata’nın yanına çıkıp yattım, biraz sarıldık. Çünkü bir daha sarılıp yatma şansımız olmayacaktı. Baktım ki ellerim kanlanmış. Bir müddet sonra artık Ata’dan ayrılmam gerekiyordu. Sonra tabut geldi, oradaki görevli, birisine ‘El atın da kaldıralım‘ dedi. ‘Ben annesiyim, ben çocuğumu kaldırırım’ dedim. Kaldırdım, kuş gibiydi. Zaten Ata, Ata’ya benzemiyordu. İnsan bir anda mı değişir?”

BİR HAFTA ÖNCE KIZ ARKADAŞIYLA ŞARKILAR SÖYLEMİŞTİ
Ata Emre Akman’ın cenazesi, 12 Mayıs günü Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesindeki Muradiyesarnıç Mahallesi’nde gözyaşlarıyla toprağa verildi. Hunharca saldırıda hayatını kaybeden Ata Emre Akman’ın olaydan 1 hafta önce ailesiyle gittiği tatilde ve kız arkadaşıyla olan görüntüleri de ortaya çıktı. Ata Emre Akman, ailesiyle gittiği tatildeki görüntüsünde kameraya el sallaması, kız arkadaşıyla olan görüntüsünde ise gitar çalıp neşe içinde şarkı söylemesi görenleri duygulandırdı.
ANNELER GÜNÜ’NDE HEDİYE ALMAK İÇİN İŞE GİRMİŞ
Ata’nın liseden arkadaşı Efe Toprak Ateş (20) “Ata tanıdığım en iyi insanlardan biri. Hiç kötü anımız yok. Dünya turu yapmak istiyordu. En son olay yaşanmadan yani işe başlamadan 1 hafta önce konuşmuştuk. Hem yaklaşan Anneler Günü için annesine hediye almak hem de yazın hep beraber tatile gitmek için işe başlamıştı” dedi.

“EV BAKACAKKEN MEZAR YERİ BAKTIK”
Ata’nın üniversitede okuduğu dönem boyunca askeri misafirhanede kaldığını ve gelecek yaz eve çıkmak istediğini söyleyen anne Zuhal Akman, “Biz ev bakacakken mezar yeri baktık. Ata, geçen yıl tek başına yaklaşık 11 ülke dolaştı. Koca Avrupa’da farklı farklı ülkelerde bir şey olmadı da kendi ülkemde Balıkesir gibi bir yerde böyle şeyler yaşadık. Ata, 2004 yılında Balıkesir’de doğdu. Balıkesir’de üniversiteyi kazandı ve Balıkesir’de hayatını bitirdi. Halbuki sadece hayatının ilk 3 yılını Balıkesir’de geçirmişti, bir de son yılını” ifadelerini kullandı.

“Birinci de doğurdu ikinci de yaşattı”
Çocukluğundan buyana böbrek sorunu yaşadığını dile getiren Gözdenur Çelik, “Böbrek sinsi bir organ. 2 böbreğimi birlikte kaybettim. O süreçte yoğun bakımda kaldım ve kalbim bir kaç kez durmuş. Doktorlarım sayesine tekrar hayata döndüm. Ardından bir diyaliz sürecine girdim. Bu beni çok etkiyordu ve hayat şartlarım kısıtlanıyordu. Bu sürece de alıştım. Nakil olmak istedim. Annem, babam ve ağabeyimler koştu, doku verdi. Kadavra bekledik ama çok nadir geliyor. Annem ve babamın uymuştu ama Covid gelince nakil ertelendi. Babamda da küçük bir protein kaçağı sorunu olduğu için kabul edilmedi. Annemden almaya karar verdiler. En sonunda ameliyata girdim. Annem bana böbreğini verdi. Herkes çocuğunu bir kere doğurur ama annem beni iki defa doğurdu. Birinci de doğurdu ikinci de yaşattı. Bunu karşılıksız yapabilecek tek kişi annedir” diye konuştu.

“Ona bir hayat borcum var”
Çelik, “Ben şuan çayı sınırsız bir şekilde içebiliyorsam yada su mu içsem kahve mi içsem arasında bir seçim yapmadan ikisini bir arada içebiliyorsam bu annem sayesindedir. Suya hasret kalmıştım. Su içersen nefes alamazsın. Normalde su hayattı ama benim için öyle değildi. Ben şimdi yemek yerken doya doya su içebiliyorsam annem sayesinde. Nakil olmayana kadar organ bağışının bu kadar kıymetli bir şey olduğunu anlamıyordum. Beni hayata yeniden bağladığı için anneme teşekkür ediyorum. Bunu bir teşekkürle ödeyemem. Hayatım boyunca minnet borcum var. Ona bir hayat borcum var” şeklinde konuştu.

“Rabbime böbreğimin uyması için dua ettim”
Kızına böbreğini seve seve verdiğini aktaran anne Hatice Çelik, “Allah kızıma hayırlı günler göstersin. Rabbim kendi ile olsun. Hangi çocuğum olsa yapardım. İnşallah bundan sonra iyi olur. Ben ondan razıyım, Allah’ta kendi ile olsun. Annelik bambaşkadır. Her anne bunu seve seve yapar. Yapmayanda olabilir onunda duyguları yoktur. Ameliyata giderken el salladım ve ben ondan önce çıktım. Ne zaman gelecek diye gözüm yoldaydı. İçim sızlıyordu. Diyalize gidip gelince evde yatıyordu. Kapıda bekliyordum ki kimse zile basmasın. Uyanmasın diye bir tabak bile yerinden oynatmıyordum. Rabbime böbreğimin uyması için dua ettim. Kimseye muhtaç kalmasın, kızım iyi olsun, sağlığı yerine gelsin dedim. Bayağı çekti, ölümden ölüm beğendi. Kaç defa kalbi durdu, yoğun bakımlara girdi” dedi.
]]>Sarıkaya’nın 36 yaşındaki ikinci oğlu Semih ise 16 yıl önce vatani görevini yaparken aynı hastalığa yakalandı.
Hareket edemedikleri için kilo problemleri de ortaya çıkan çocukların bakımını evde anneleri yapıyor.

Gece, gündüz engelli çocuklarının bakımını üstlenen anne Sarıkaya, AA muhabirine, tedavi için çalmadık kapı bırakmadığını, yıllardır iyileşmeleri umuduyla hastanelere götürdüğünü ancak henüz bir tanı bile konulmadığını ifade etti.
Anne Sarıkaya çocuklarının hastalığını şöyle anlattı:
“Tolga ortaokula gidiyordu. Çok aktif bir çocuktu. Yaz sezonunda boş durmasın, mesleği olsun diye bir kuaförün yanına verirdim. Ustası beni çağırdı, ‘Abla usturayı verdim, eli titriyor” dedi. Evde bardak, kaşık alırken de eli titremeye başladı. Hastaneye götürdük, yatış yaptılar. Git, gel, hastalığın adı yok… Semih’i de 2007’de askere gönderdim. Sivas’a gitti. Beş aylık askerdi. GATA’ya yatırdılar, sonra tezkeresini verdiler. Baktım çocuk ayağını sürükleyerek yürüyor, hemen doktora götürdüm. Onu da hastaneye yatırdılar, tahlilleri yine temiz. Hastalığın adı yok, bir aspirin bile vermediler. Altı ayda bir kontrolü var. Mücadelemizden vazgeçmedik.”

“Hangi doktora gittimse çocuklarıma teşhisi konulmadı”
Hayatını çocuklarına adadığını söyleyen Sarıkaya, “Gece hiç uyumam. Sürekli çocuklarımın başındayım. Onlar kalktığı zaman ellerini, yüzlerini yıkarım. Lavabo ihtiyaçları varsa babalarıyla beraber götürürüz. Sonra banyolarını yaptırır, tıraşlarını yaparım, kıyafetlerini giydirip, kahvaltılarını hazırlarım. Onlara bebekten daha öte bakıyorum. Çocuklarım iyi ki var. İnsan evladından bıkar mı?” diye konuştu.
Çocuklarının sağlığına kavuşması için yetkililerden ve uzmanlardan yardım beklemek dışında çareleri kalmadığını ifade eden Sarıkaya, “Bir evim var. Hangi doktor çocuğumu iyileştirirse, anahtarı bırakıp çıkacağım. Yeter ki çocuklarım iyi olsun.” dedi.
Tek isteğinin hastalığa teşhis konulması ve çocuklarının tedavi edilmesi olduğunu söyleyen Sarıkaya, şöyle konuştu:
“Hangi doktora gittimse çocuklarıma teşhisi konulmadı. 20 yıldır götürüp getirmekten yorulmadım. Çocuklar yoruldu, ben yorulmadım. Doktora gidelim dediğim zaman, ‘Anne yine mi doktor?’ diyorlar. Elimden bir şey gelmiyor. Sadece başlarını okşayıp moral veriyorum. Hastalığın adı konulmadı. Bir hap, bir ilaç bile vermediler. ‘Böyle bir hastalık yüz binde bir kişide olur, o da sana denk geldi’ diyorlar. Cumhurbaşkanımızdan, Sağlık Bakanından, yetkililerden çocuklarıma bir çare bulmalarını istiyorum. Gücüm yetmiyor. Çocuklarım sinema görmedi, bir kafede oturup çay içmediler. Özel günleri hep burada benimle geçiyor. Onların iyileştiğini göreyim, sonra ölsem de gam yemem.”

“Eski günlerini hatırlayıp üzülüyorlar”
Çocuklarının sağlıklıyken Anneler Günü’nde kendisine hediyeler aldığını, şimdi ise Anneler Günü geldiğinde üzüldüklerini aktaran Sarıkaya, onların iyi olduğu her günün kendisi için Anneler Günü sayılacağını söyledi.
Geçmişte babaanne olma hayali kurduğunu, çocuklarına çeyiz bile hazırladığını dile getiren Sarıkaya, “Top oynuyorlardı, önümden koşarak okula gidiyorlardı. Birini askere de gönderdim ama şimdi ‘Biz ölünce onlara kim bakacak’ diye düşünüyorum.” diye konuştu.
Anne Sarıkaya, oğlu Semih’i eksik prim günlerini yatırarak emekli ettiklerini, şimdi ise Tolga’nın eksik sigorta günlerini tamamlamaya çalıştıklarını kaydetti.

Muhtardan Anneler Günü ziyareti
Sultançiftliği Mahalle Muhtarı Engin Çelik, Anneler Günü kapsamında Hülya Sarıkaya’yı, çocuklarına baktığı evinde ziyaret etti.
Muhtar Çelik, “20 yıldır bu çocuklara fedakarca bakıyorsun. Senin nezdinde bütün annelerin, Anneler Günü kutlu olsun. Bizim için çok kıymetlisin, çünkü çok fedakar bir annesin.” dedi.
Muhtarın sunduğu çiçekleri alan Sarıkaya, bütün anneler adına bu çiçekleri kabul ettiğini söyleyerek teşekkür etti.
Edinilen bilgiye göre basına kapalı gerçekleşen programda, Emine Erdoğan, Bakan Göktaş ile Anneler Günü’nü kutladığı annelerin sorun ve taleplerini dinledi.

Programda annelere seslenen Emine Erdoğan, “Asırlardır hiçbir dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin bütün insanlığa kucak açan medeniyetimizi, en çok anne kalbine benzetiyorum.” ifadesini kullandı.
– “Savaşın, adaletsizliğin kol gezdiği dünyaya anne kalbi genişliğinde bir merhamet diliyorum”
Emine Erdoğan, üzerlerinde taşıdıkları sevgiden bir evlat, bir aile, bir medeniyet inşa etmiş her bir annenin, iyiliğe olan inançlarını diri tuttuğunu dile getirerek şunları kaydetti:
“İnsanlık elbisesinin annelik tezgahında dokunduğuna inanıyorum. Öyle ki Filistinli annelerin zalimliğe karşı evlatlarını korumak için gösterdikleri vakur duruş, direnişin ve barışın en somut örneğidir. Yüreği yangın yeri olan Filistin’in güçlü kadınlarının acısını paylaşıyor, savaşın, adaletsizliğin kol gezdiği dünyaya anne kalbi genişliğinde bir merhamet diliyorum.”

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş da programın ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, anneler ile sohbet edip, karşılaştıkları konularla ilgili istişarelerde bulunduklarını aktararak “Zor günlerinde devletin yanlarında olduklarını bilmeleri onları çok mutlu ediyor. Bizler her zaman ailelerimizin, özellikle bizim hizmet modellerinden faydalanan ailelerimizin yanındayız ve takipçisiyiz.” dedi.
Göktaş, İsrail’in bombardımanı altında hala zorlu süreçlerde yaşayan Filistinli anneler başta olmak üzere; şehit, gazi yakını, engelli ve koruyucu anneler ile tüm annelerin Anneler Günü’nü kutladı.
– “Buraya gelmemiz çok özel hissettirdi”
Kas erimesi hastalığı bulunan ve solunum cihazıyla sınıfta ders anlatan öğretmen Gamze Kılıç’ın annesi Nurcan Kılıç da programa ilişkin memnuniyetini, “Bugün buraya gelmemiz çok özel hissettirdi.” sözleriyle dile getirdi.
Emine Erdoğan’ın kendilerini güzel karşıladığını ifade eden Kılıç, “Güzel konuştu, biz de çok rahattık, sorunlarımızı, sevgilerimizi paylaştık.” dedi.
Koruyucu anne Gaye Dülger ise “Gerçekten çok düşünceli bir programdı. Ben böyle gerçekleşeceğini tahmin etmedim. Hanımefendi ve Bakanımızla bire bir konuşup kendi sıkıntılarımızı dile getirme, çocuklarımızın durumuyla ilgili gelişmeleri ve yapılabilecekleri değerlendirme imkanı bulduk, bütün aileler olarak.” diye konuştu.

Emine Erdoğan’ın kendisi için çok kıymetli olduğunu dile getiren Dülger, “Anneler Günü’nü kutluyorum.” ifadesini kullandı.
Şehit polis Ali Demircioğlu’nun eşi ve bir engelli çocuk sahibi Selma Demircioğlu da organizasyon için teşekkür ederek Emine Erdoğan’ın ev sahipliğini, “Çok güzeldi, bizle çok ilgiliydi, bire bir hepimizle ilgilendi. Gerçekten bizleri anlayan biri.” sözleriyle anlattı.
Emine Erdoğan ve Bakan Göktaş’la bütün düşüncelerini ve yaşadıkları zorlukları paylaştığını dile getiren Demircioğlu, “Engelli bir evlat bakmak gerçekten çok zor ve tek başıma mücadele veriyorum. Böyle şeylerden destek alıyoruz.” dedi.

– Emine Erdoğan’dan Anneler Günü programı paylaşımı
Emine Erdoğan, programa ilişkin sosyal medya hesabından da paylaşımda bulundu.
Paylaşımında annelerle bir araya geldiği fotoğraflara yer veren Emine Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Annelerin kalbinin evrensel bir ritmi vardır. Tüm acılar, sevinçler ve felaketler karşısında aynı duyguları paylaşırlar. Onların nezdinde gözyaşının, kahkahanın, doğumun ya da ölümün tercümana ihtiyacı yoktur.
Anneler Günü münasebetiyle kahraman annelerimizi ‘Milletin Evi’nde ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duydum. Hikayeleriyle annelik ruhunun ne kadar güçlü ve sınırsız olduğuna bir kez daha şahit olduk. Zulüm ve esaret altında çocukları için direnen, cesaret timsali Filistinli annelerin feryadını ise bir an olsun unutmadık. Savaşın acı yüzünü derinden hisseden tüm anneleri saygıyla anıyor, anne sevgisinin tüm kötülüklere üstün geldiği bir gelecek diliyorum.”
]]>KAZA ÖNCESİ ANNESİYLE RESTORANDA YEMEK YEMİŞ
Görüntülerde ölümlü kazadan önce T.C’nin, ünlü bir iş insanın torunu olan arkadaşıyla, annesini restoranda ziyaret ettiği ve birlikte yemek yedikleri anlar görüntülendi. 17 yaşındaki T.C’nin restorana, kaza anında kullandığı araçla geldiği görüldü.
T.C VE ARKADAŞLARI, MEKANDAN İKİ ARAÇLA AYRILIYOR
Eylem Tok, oğlu T.C ve T.C’nin arkadaşı ile Ayşe Ceren Saltoğlu’nun birlikte yemek yediği anlardan sonra T.C ve arkadaşının mekandan ayrıldığı görüntülere yansıdı. Mekanın otoparkından lüks araçla çıkan T.C’den başka bir araç daha objektife takıldı. Diğer lüks cipte ise T.C’nin arkadaşları olduğu anlaşıldı.
AKARYAKIT İSTASYONUNDA ALIŞVERİŞ YAPIYORLAR
Mekandan iki araçla çıkan çocukların bir akaryakıt istasyonunda alışveriş ettiği anlar da kameralara yansıdı. Görüntülerde yaşları reşit olmayan çocukların sigara kullandıkları da görüldü.
ATV’LERİN GİTTİĞİ YOLDA İKİ ARAÇ YARIŞ YAPIYOR
Akaryakıt istasyonunda çıktıktan bir süre sonra, daha önce ATV’lerin gittiği yolda yarış yaptıkları belirlenen çocuklar, Oğuz Murat Aci’nin hayatını kaybettiği ve 4 kişinin de yaralandığı kazaya neden oluyor.
EYLEM TOK KAZA HABERİNİ RESTORANDA ALIYOR
T.C, kaza yaptıktan hemen sonra, hala restoranda Ayşe Ceren Saltoğlu ile oturan annesi Eylem Tok’u arıyor. Restorandaki güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde, anne Eylem Tok’un, telefonu aldıktan sonraki panik halleri kameraya yansıyor. Eylem Tok ve Saltoğlu, hesap bile ödemeden mekandan ayrılıyor.
MEKAN OTOPARKINDAKİ POLİSİ KAZADAN HABERDAR ETMİYORLAR
Mekanın otoparkındaki güvenlik kamerasının görüntülerinde ise ikilinin, hızlı adımlarla Saltoğlu’na ait araca gittiği anlar yer alıyor. O sırada mekan otoparkında, içinde polis olan bir ekip otosu da objektife takılıyor. Fakat Eylem Tok’un, polise kazadan haber vermemesi ise dikkat çekiyor.
EYLEM TOK, 15 DAKİKADA KAZA MAHALİNE ULAŞIYOR
Diğer taraftan Eylem Tok’un, Ayşe Ceren Saltoğlu’na ait araçla yaklaşık 15 dakika içinde kaza mahalline ulaştığı da ortaya çıktı.
NE OLMUŞTU?
Eyüpsultan’da seyir halindeki 3 ATV aracından biri arızalanmış, yol kenarına çekilen arızalı araç tamir edilmeye çalışılırken aynı yönde ilerleyen iki araçtan birisi buradaki 3 ATV’ye çarpmıştı.
Kazada yaralanan 5 kişi hastaneye kaldırılmış, yaralılardan Oğuz Murat Aci müdahaleye rağmen kurtarılamamıştı.
OĞLUYLA İLK OLARAK MISIR’A KAÇTI
Yapılan incelemede, kazaya neden olan 17 yaşındaki sürücü T.C’nin, olay yerine gelen annesi Eylem Tok’un aracıyla buradan uzaklaşıp saat 02.00 sıralarında İstanbul Havalimanı’na gittikleri, 04.30 sıralarında da Mısır’a uçtukları tespit edilmişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Mısır’a kaçan T.C. ve Eylem Tok hakkında yakalama kararı çıkarılmış, sonrasında da kırmızı bülten çıkarılması talebiyle Adalet Bakanlığına yazı yazılmıştı.
ABD’DE OLDUKLARI TESPİT EDİLMİŞTİ
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da Mısır adli makamlarıyla temasa geçildiğini, ABD’ye gittikleri tespit edilen şüphelilerin iadesi için geçici tutuklama talep evrakının ABD yetkili makamlarına iletildiğini açıklamıştı.
AYŞE CEREN SALTOĞLU TUTUKLANMIŞTI
Şüphelinin babası Bülent Cihantimur’un iş yerinde çalışan kurumsal iletişim uzmanı Ayşe Ceren Saltoğlu “suçluyu kayırma” ile “delileri gizleme” suçlarından tutuklanmış, Cihantimur ve kazadan sonra yaralılardan birinin kayıp telefonunu emniyete teslim eden A.K. hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.
Öte yandan, savcılıkta geçtiğimiz günlerde ifadesi alınan Bülent Cihantimur hakkında, “imza atma” yükümlülüğünü içeren adli kontrol tedbiri uygulanmasına da karar verilmişti.
]]>
“EŞİMİN BANA DAVRANIŞLARI VE HAKARETLERİNDEN DOLAYI PSİKOLOJİM BOZULDU”
Olayla ilgili duruşma Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı. Duruşma salonunda taraf avukatları hazır bulunurken tutuklu sanık Murat R. ile müşteki anne Merdiye R. SEGBİS ile davaya katıldı. Mahkeme başkanının başka çocukların var mı? sorusuna sanık Murat R., “Yok diyorlar. Hatırlamadığım şeyden dolayı cezaevindeyim. Eşimle 14 yıldır evliyim. Evliliğimizden beri eşim bana kötü davranıyor. Eşimin bana davranışları ve hakaretlerinden dolayı psikolojim bozuldu. Erkekliğime adamlığıma laflar söylüyordu. Evi geçindirmeye çalışmama rağmen hakaretlerine devam etti” diye konuştu.
“CEZAEVİNDE KURU EKMEK YİYORUM AMA HUZURUM YERİNDE
Eşiyle geçinemediklerini belirten tutuklu sanık Murat R., “Eşim, birkaç kez evlilik yaptığından dolayı anneme, ‘Namussuz kadın’, bana da ‘Namussuzun çocuğu’ diyordu. Ev almak için uğraşıyordum ancak dolandırıldım. O süreçte eşimi memleketine gönderdim bir süre uzak kalırsak sorunlarımız düzelir diye düşündüm ama düzelmedi. Eşimin hakaret ve isteklerinden yoruldum ve boşanmak istedim. Çocuklarım için elimden geleni yaptım. Eşim bana, ‘Çocukları sana göstermeyeceğim’ diyordu. Mahkeme kararı olacağı için bu sözleri umursamıyordum. Cezaevinde kuru ekmek yiyorum ama huzurum yerinde. Evlilikte hiç huzur bulamadım” şeklinde konuştu.
“ÇOCUKLARIMI ÖLDÜRDÜĞÜMÜ HATIRLAMIYORUM”
Eşinin çocuklarını kendisine karşı da doldurduğunu belirten Murat R., “Eşim çocuklarımıza, ‘Bu sizin babanız değil’ diyordu. Bir süre sonra çocuklar da birkaç kez öyle demeye başladı. Olay günü çocuklara ayakkabı almak için evden çıktım. Çocuklar evde uyuyordu, daha sonra çay bahçesine gittiğimi ve polisin yanlarına oturduğumu hatırlıyorum. Polislerle konuştuğumu, annemin evine gittiğimizi, sonra cezaevine geldiğimi hatırlıyorum. 5 ay ruh ve sinir hastalıklarında kaldım, sonra cezaevine geldim. Çocuklarımı öldürdüğümü hatırlamıyorum” ifadelerini kullandı.
ÇOCUKLARI ÖLDÜRDÜKTEN SONRA NOT YAZMIŞ
Çocukları öldürdükten sonra sanığın yazdığı not da mahkeme salonunda okundu, “Melek evlatlarım benim. Bu dünyada sizden başka kimsem yok. Ben hem annesiz hem de babasız büyüdüm. Sizi asla kimselere mahcup ettirmem. Sizler meleksiniz. Artık sizi bu kötü dünyanın insanlarına emanet etmeyeceğim. Ben sizi almadan yaşamam. Sizlere babasızlığın acı gününü yaşatmam asla. Dolandırıldım, annenizle aramızda maddi olarak hep kavga vardı. Sizlerden ayrılmak benim için ölüm gibi geliyor. Sizler benim içimde birer melek olarak yaşayacaksınız. Sizi seven babanız. Sizleri çok seviyorum, onun için sizleri Allah’a emanet ediyorum, varsın ben yanayım” notu dikkat çekti. Mahkeme başkanının notu hatırlayıp hatırlamadığını sorduğunda sanık, “Çocukları uyuttuktan sonra bir şeyler yazmışımdır ama ne yazdığımı hatırlamıyorum” dedi.
“MURAT, ‘ÇOCUKLARI UYUTTUM’ DİYOR, ÇOCUKLARI BOĞARAK MI UYUTMUŞ?”
Olaya ilişkin dinlenen sanığın eşi Merdiye R., “Ben ne kendisine ne de annesine hakaret etmedim. Murat sürekli bana hakaret ediyordu. Asıl ben dayanamadığım için kendisinden boşanmak istedim. 14 yıldır bir gün bile oturup benimle sohbet etmedi. Bana, ‘Köyden geldin, mağaradan geldin, Suriye’den geldin, çingenesin’ deyip hakaretler diyordu. Olay günü Murat çocuğu berbere götüreceğini ve alışveriş yapacağını söyledi. Çocuğu gelip aldı gitti. Kızımı ise kurs çıkışı alıp götürmüş. Çocukları boğarak öldürmüş. ‘Çocukları uyuttum’ diyor, çocukları boğarak mı uyutmuş? Sanık annesine çocukların fotoğrafını çekip atmış, annesi bana haber vermedi. Haber verseydi belki yetiştirdim, çocuklarımı kurtarırdım, şikayetçiyim” diye konuştu.
“GELİNİMDEN ÇOCUKLARIN BOĞULDUĞUNU ÖĞRENDİM”
Tanık olarak dinlenen sanığın annesi Yurda B., “Olay anında Antalya’daydım. Görgüye dayalı herhangi bilgim yoktur. Olayı gece saatlerinde telefonla öğrendim. Saat 00.00-01.00 gibi beni gelinim aradı, Murat’ın nerede olduğunu, evinin anahtarını ona verip vermediğim sordu. Anahtarı Antalya’ya gelmeden Murat’a verdiğimi söyledim. Zaman zaman anahtarımı gelinime ve oğluma verirdim. Saat 02.00 gibi polisler beni aradı ve oğlumu sahilde dengesiz hareketlerde bulunduğunu, madde kullanıp kullanmadığını sordu, ben de kullanmadığını söyledim. Evime girmek için izin istediler ben de izin verdim. Daha sonra gelinimden çocukların boğulduğunu öğrendim” diyerek gözyaşı döktü.
CEZAİ EHLİYETİ OLUP OLMADIĞI TESPİT EDİLECEK
Mahkeme heyeti, sanığın cezai ehliyetinin olup olmadığının tespiti için ATK’ya gönderilmesine, tutukluluk halinin devamına ve duruşmanın ertelenmesine karar verdi.
Oğlunu Mısır’a kaçıran yazar sessizliğini bozdu: ‘Lütfen beni de anlayın’









Eyüpsultan’da 1 Mart 2024’de iddiaya göre yazar Eylem Tok’un 17 yaşındaki oğlu T.C., saat 23.50 sıralarında 34 EEG 06 plakalı araçla seyir halindeyken yol kenarında arıza nedeniyle park halinde bulunan 3 adet ATV tipi araca çarpmış, kaza sonucu 29 yaşındaki Oğuz Murat Acı hayatını kaybederken orada bulunan diğer kişiler yaralanmıştı.
Kazanın ardından polis ekiplerinden önce olay yerine gelen anne Eylem Tok, oğlu T.C.’yi olay yerinden kaçırmış, ekiplerce yapılan incelemeler sonucunda anne ile oğlunun ertesi gün saat 03.50 sıralarında İstanbul Havalimanı’ndan Mısır’a çıkış yaptıkları tespit edilmişti.
Olaya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma çerçevesinde ise aynı gün şüpheli Eylem Tok hakkında ‘suçluyu kayırma’ suçundan, şüpheli T.C. hakkında ‘bir kişinin ölümü ile birlikte birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmak’ suçundan tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılırken, kırmızı bülten çıkarılması da talep edilmişti. Soruşturma çerçevesinde daha sonra şüphelilerin ABD’ye kaçtıkları ortaya çıkmıştı ve iade talebinde bulunulduğu da öğrenilmişti.
“ANNE İLE ÇOCUK GELİR TESLİM OLUR, SONRA GELSİNLER TAZİYEYE”
Konuya ilişkin Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na gelerek açıklama yapan Oğuz Murat Acı’nın babası Özer Acı, karşı tarafın dolaylı olarak kendileriyle iletişime geçtiğini belirterek, ‘’Maddi ve manevi yanımda olduğu söylendi. Maddi kısmını kenara bırakıp buyurun gelin dedik fakat şu ana kadar benimle iletişime geçen olmadı. O taraftan birileri, bilmiyorum. Tam o mu onun elemanı mı bilmiyorum. Aile dostumuz aranmış, böyle konuşulmuş. Ben ilk günden beri aynı sözümün arkasındayım, çocuk ile anne gelir teslim olur. 10 veya 12.gün dolaylı olarak taziyeye geleceklerini iletmişlerdi bana fakat ben yine aynı sözümü tekrarladım. Anne ile çocuk gelir teslim olur, sonra gelsinler taziyeye. Sizlere de bilgi vereceğim, aile benim taziyeme geliyor diye. Git gide daha zor oluyor, ayakta durmakta güçlük çekiyorum. Farklı bir bilgi yok, sadece dosyanın tamamlanma aşamasında olduğu söyleniyor’’ dedi.
“KAYIRMA NOKTASINDA ANNE VE BABANIN CEZASIZLIK HALİ VAR”
Müşteki ailenin avukatı Hacı Orhan ise, ‘’Ben ilk günden beri söylüyorum, müvekkillerim de söylüyorlar. Öncelikle kişilerin teslim olup, gelip yargılanmaları gerekiyor. Bu yargılanma olmadan taziyeye gelmeleri doğru olmaz. Şu an onlar yurt dışına kaçmış haldeyken birilerinin taziyeye gelmesi doğru olmaz. Baba ‘teslim olsunlar taziyeye gelsinler’ şeklinde belirtti ancak bu yanlış anlaşıldı. Burada çok açık şekilde söylüyoruz ki bu olay ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermektir. Bu yüzden olay sonucu konuşulan konuların dile getirilmesi doğru ve ahlaki değildir. Babanın şu an yurt dışına çıkış yasağı var, nerede olduğunu bilmiyoruz ama İstanbul veya Bursa’dadır diye tahmin ediyoruz. Daha babanın ifadesi alınmadı, bir an önce ifadesinin alınması lazım. Eğer bir dahli varsa aynı şekilde bir tedbir kararının uygulanması gerekir. Kayırma noktasında anne ve babanın cezasızlık hali var ancak biz burada ihmal sonucu adam öldürmeye giden bir süreçten bahsediyoruz. Özellikle telefonların oradan toplanıp götürülmesi talimatını verenin ve bu organizasyonu yapanın Eylem Hanım olduğunu düşünüyoruz. Orada olan çocuklar da aynı şekilde burada suçlu olacaklar. Suçluyu kayırma çocuğunuz için söz konusu olabilir ancak Eylem Hanım, Bülent Bey’in resmi eşi değil, diğer çocuklar da bu konuda bir yakınları değiller. Cezasızlık sebebi Timur hakkında olabilir ama diğerleri hakkında olamaz. O telefonlardan birisi de şu an hala kayıp’’ ifadelerini kullandı.
Oğlunu Mısır’a kaçıran yazar sessizliğini bozdu: ‘Lütfen beni de anlayın’









İstanbul Eyüpsultan’da 1 Mart 2024 günü meydana gelen trafik kazasında arkadaşlarıyla ATV ile gittiği esnada arızalanması sonrası yol kenarında bekleyen Oğuz Murat Aci’ya lüks bir araç çarpmış, kaza sonrası lüks araç sürücüsü Timur Cihantimur olay yerine gelen annesi Yazar Eylem Tok ile birlikte Mısır’a kaçmıştı.
Kaza sonrası 1 kişi hayatını kaybetmiş 4 kişi de yaralanmıştı.
Yaşananların ardından Türkiye’ye döneceği yönünde açıklama yapan yazar Eylem Tok’un, bu sefer de oğluyla birlikte ABD’ye geçtiği öğrenildi.

KATİL OĞLUNU KAÇIRAN EYLEM TOK’UN ÇALIŞANI HER ŞEYİ ANLATTI
Türkiye’nin gündemine oturan kazanın yankıları sürerken olaya ilişkin yeni detaylar da gün yüzüne çıkmaya devam ediyor.
Bilindiği üzere Eylem Tok ve Timur Cihantimur’un havaalanına geçerken yanlarında bir kişinin daha olduğu belirtilmişti.
Katil oğul ve anneyi firar yolculuğunda havalimanına bırakan Eylem Tok’un çalışanı ifadesinde her şeyi tek tek anlattı.
Buna göre Eylem Tok ve çalışanı o gün yemekteydi.
Tok’un telefonu çalmasıyla birlikte ikili panik halinde restorandan ayrıldı. İkili kazanın yaşandığı yere gittiler.

“ANNESİNE SÜREKLİ ‘BENİ AFFET ARAÇ PERT OLDU’ DİYORDU”
Çalışan ifadesinde, “Ben araç içerisinde kaldım, Eylem hanım arabadan indi. 1-2 dakika geçmeden Timur Cihantimur’u aracın ön koltuğuna oturttu. Eylem Hanım ve 2 çocuk da arabanın arka koltuğuna oturdu. Ben de ‘U’ dönüşü yaparak geldiğim yoldan geri döndüm. Timur Cihantimur şoktaydı. Annesine sürekli ‘Anne beni affet araç pert oldu’ diyordu” dedi.
Timur Cihantimur’un yarıştığı aracın şoförü de ehliyetsizdi ve 14 yaşında olduğu ortaya çıktı.
Genç çocuk ifadesinde “Orman yolunda Timur Cihantimur beni solladı. Hızlı bir şekilde viraja girdi. Kontrolünü kaybetti su kanalına girdi. Ben hemen aracımı durdurdum. Yaklaşık 10 dakika sonra annesi bir araçla yanında bir kadınla geldi. Timur Cihantimur ile birlikte o araca bindik ve bizi götürdüler” dedi.

ANCAK SKANDALLAR BUNUNLA DA SINIRLI KALMADI…
Anne Tok, oğlunu eve bıraktı. Bir kez daha olay yerine gitti. Gidiş nedeni yaralılara yardım etmek için değil, delil karartmak içindi.
Çalışanı ifadesinin devamında “Evlerine gidince Eylem hanım bana, ‘Biz şoför ile kaza yerine gidip kontrol edeceğiz’ dedi. Bir süre sonra baba Bülent Cihantimur, Eylem Tok ve şoförleri eve geldi. Benim dışarıda beklememi istediler” diye konuştu.
Kanal D Haber’in haberine göre Eylem Tok ve Bülent Cihantimur bir süre konuştuktan sonra evden çıkan çiftin ve “Timur Cihantimur iyi değil doktora götürmemiz gerekiyor” dediği aktarıldı.
BABA ÖNDEKİ ARAÇTAYDI: YOLDAYKEN ARABANIN ŞARJI BİTTİ SİZ DEVAM EDİN DEDİ
Diğer yandan Eylem Tok, Oğuz Murat Aci’yi hayattan koparan oğlu Timur Cihantimur’u yurt dışına kaçırırken, babanın da öndeki araçta olduğu ortaya çıktı.
Eylem Tok’un çalışanı “Eylem Hanım benim arabamdaydı. Bülent Bey kendi arabasıyla geliyordu. Yoldayken Bülent Bey sağa çekip durdu, yanımıza gelip ‘Arabanın şarjı bitti, siz devam edin” dedi.
Eylem Hanım sonrasında bana ‘Havaalanına doğru git’ demesi üzerine havaalanı yoluna girdim” diye konuştu.

Kazanın ardından polis ekiplerinden önce olay yerine gelen anne Eylem Tok, oğlu T.C.’yi olay yerinden kaçırmış, ekiplerce yapılan incelemeler sonucunda anne ile oğlunun ertesi gün saat 03.50 sıralarında Mısır’a çıkış yaptıkları tespit edilmişti. Olaya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma çerçevesinde ise aynı gün şüpheli Eylem Tok hakkında ‘suçluyu kayırma’ suçundan, şüpheli T.C. hakkında ‘bir kişinin ölümü ile birlikte birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmak’ suçundan tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmıştı.
Soruşturma çerçevesinde ayrıca, şüpheli anne ile oğlu hakkında kırmızı bülten çıkarılması talep edildi. Buna ilişkin hazırlanan formlar düzenlenerek Adalet Bakanlığı’na gönderildi.

“MÜVEKKİLLERİMİZİN BURADAKİ TEK TALEBİ BİR AN ÖNCE SUÇLULARIN ADALETE TESLİM OLMASIDIR”
Oğuz Murat Acı’nın ailesinin avukatları, Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı meydanında konuya ilişkin basın açıklaması yaptı.
Adliyede gerekli soruşturmaların takibinde olduklarını belirten Oğuz Murat Acı’nın ailesinin avukatı Hacı Orhan, “Ne yazık ki 18 yaşından küçük 10 tane gencin 2 tane lüks araç ile alışkanlık haline getirdikleri Sarıyer-Göktürk yolunda yapmış oldukları yarış sebebiyle ne yazık ki talihsiz bir olay meydana geldi. Bu trafik kazasından sonra olay yerine gelen annenin ne yazık ki yapmış olduğu ihmaller müvekkillerimizin acısına acı katmıştır. Müvekkillerimizin buradaki tek talebi bir an önce suçluların adalete teslim olmasıdır ve onların yargılanmasıdır, gerekli cezayı almasıdır” dedi.
“BABAYLA İLGİLİ ŞİKAYETİ DE YAPACAĞIZ”
Açıklamasına devam eden avukat Orhan, “Babası, diğer çocukların babalarını arıyor zaten bunların hepsi akrabalar. Diğer baba kendi oğlunun telefonunu aradığında telefonu bir görevli açıyor, ‘ben güvenlik görevlisiyim, bu telefon buraya, bana bırakıldı’ deyip beyanda bulunuyor. Ne yazık ki orada bulunan ve olaya karışan kişiler tarafından ve o çarpan çocuğun annesi tarafından telefonlar götürüldü. Hakikaten şu an annenin yapmış olduğu eylem ne yazık ki acıları arttırmıştır ve ihmal yolu ile adam öldürmeye, kasten adam öldürmeye kadar gidecek olan bir süreci başlatmıştır. En son gördüğümüz kadarıyla havaalanına suçlu anne ve çocuğu bırakan kişilerin ne yazık ki babanın iş yerinde çalışan kişiler olduğunu öğrendik. Babayla ilgili şikayeti de yapacağız’’ şeklinde konuştu.
“ACIMIZI EĞER PAYLAŞIYOR OLSALARDI BUGÜN CENAZEMİZDE, TAZİYEMİZDE OLURLARDI”
Açıklamaların daha da zarar verici olduğunu belirten Orhan, “Bir trafik kazası normal bir yargılamadır. Suçlu kişi ne yazık ki bugün de devletimize güvenmediğini, adaletimize güvenmediğini beyan ederek ayrıca tarafları üzmüştür. Müvekkillerimizin tek bir talebi var. Hiçbir dedikoduya mahal vermeyecek şekilde müvekkillerimiz suçluların öncelikle adalete teslim edilmesini ve verilecek en yüksek şekilde ceza almalarını talep etmektedirler. Gözü yaşlı bir anne, gözü yaşlı bir baba, ne yazık ki 1 buçuk yaşında bir çocuk ve 27 yaşında dul bir annenin feryadıdır bunlar. Bizim açımızdan, bizimle diyalog kurmak istiyorlarsa öncelikle adalete teslim olmaları gerekir. Adaletten kaçmış, bu ülkeden kaçmış olan birisiyle şu an yapılacak hiçbir görüşme yoktur. Acımızı eğer paylaşıyor olsalardı bugün yanımızda, cenazemizde, taziyemizde bizimle birlikte olurlardı diye ifade ettiler. Ne yazık ki bugüne kadar ailesinden hiçbiri, ölen kişinin ailesine bir ziyarette bulunmamış. O yüzden şu an bir görüşme yok diyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Kazada hayatını kaybeden Oğuz Acı’nın babası Özer Acı, Sarıyer’deki evinde gazetecilere yaptığı açıklamada, olaya şahit olan bir görgü tanığının “Oğuz biraz aşağıdaydı, ben 7-8 kişinin araca bindiğini gördüm, orada bir kadın sesi duydum ama aşağıda olduğum için göremedim.” dediğini anlattı.

“BİZİM ÇOCUKLARIMIZI ORADA BIRAKMIŞ”
Bu beyandan anlaşıldığı gibi Eylem Tok’un kazanın ardından oğlunu gelip aldığını dile getiren Acı, “Bizim çocuklarımızı orada bırakmış. Kendi kamuoyuna bir duyuru yapmış, biz yardım ettik, diye. Ama görgü tanığı arkadaş ‘Bizim yanımızda bir kadın yoktu, ilk Oğuz ağabeyimizi ambulansa bindirdik, sonra diğer yaralıları ambulanslarla sevk ettikten sonra ben olay yerinden ayrıldım.’ diyor. Eğer yardım ettiyse bu görgü tanığı olay yerinde niye görmemiş, bir feryadını, bir sızlamasını, haykırışını. Sadece yaptığı şey, oğlunu aramış, işte 112’yi oğlu aramış veya ona benzer bir şey diyor.” ifadelerini kullandı.
BAZI YARALILARIN CEP TELEFONLARININ KAYIP OLDUĞU İDDİASI
Yaralılardan bazılarının telefonlarının kayıp olduğunu ileri süren Acı, “Oğlumun telefonu kaza yerinden 15 metre ötede bulunmuş, zaten oğlum da 8 metre aşağıdaymış. Fakat iki telefon kayıp. Bu kayıp telefonlardan biri güvenliğe bırakılıyor, daha sonra gelip alınıyor.” diye konuştu.
“MUHAKKAK ADALET TECELLİ EDECEKTİR”
Acı, Eylem Tok’un avukatı üzerinden yaptığı açıklamaya ilişkin de şunları kaydetti:
“Gerçek bir anne evladını kaçırarak korumaya çalışmaz. Benim evladım ölünce ‘Keşke benim de evladım ölseydi.’ demesi lazım. Ben asla ölmesini istemem ama içgüdülerle hareket etmek değil. Korku veya evladını kim döver. Adalete güvenmiyor mu? Bizim kolluk kuvvetine güvenmiyor mu? Güvensin, ben nasıl güveniyorsam o da güvensin. Onlara güvenmiyorsa koruma tutsun, korusun. Onun beyanların çoğu duygu şeyi… ‘Ben teslim olacağım.’ diyor. Yakalama kararı çıkmadan teslim olsaydı daha iyi değil miydi? O da bir yavrumuz. Yavrumuzun adalete teslim olmasını istiyorum. Buradan sesleniyorum; bir an önce gel teslim ol. Şu an anne olarak hem kendine hem eski eşine hem evladına zarar veriyor. Adaletten kaçılmaz. Muhakkak adalet tecelli edecektir.”
Ailenin avukatı Burak Erden ise kazada hayatını kaybeden Oğuz Murat Acı’nın 1,5 yaşında çocuğu olduğunu söyledi.
Kaza yerinde, bazı telefonların kaybolduğuna yönelik iddialar olduğunu belirten Erden, “Bunları Eylem hanımın alıp almadığı yargılama aşamasında belli olacak. Biz hem anne hem de çocuk hakkında da suç duyurusunda bulunduk. Annesinin delilleri karartmakla ilgili bir suçunun olduğunu düşünüyoruz. Bunun yanında yardım ve yataklık, çünkü alıyor yurt dışına kaçırıyor, üç dört saat içerisinde. Bu ileriki günlerde netleşecek.” değerlendirmesini yaptı.

NE OLMUŞTU?
Eyüpsultan’da 1 Mart’ta seyir halindeki 3 ATV aracından biri arızalanmış, yol kenarına çekilen arızalı araç tamir edilmeye çalışılırken aynı yönde ilerleyen iki araçtan birisi buradaki 3 ATV’ye çarpmıştı.
Kaza sonucu yaralanan Oğuz Murat Acı, İ.G, T.A, S.K. ve H.T. hastaneye kaldırılmıştı. Yaralılardan Oğuz Murat Acı, yapılan müdahaleye rağmen hayatını kaybetmiş, T.A’nın ise hayati tehlikesinin bulunduğu bildirilmişti.
Yapılan incelemede, kazaya neden olan 17 yaşındaki sürücü T.C’nin olay yerine gelen annesi Eylem Tok’un aracıyla buradan uzaklaşıp saat 02.00 sıralarında İstanbul Havalimanına gittikleri, 04.30 sıralarında da Mısır’a uçtukları tespit edilmişti.
Çocukların dedesi ve anneannesi Cengiz ve Güner Durmuş çifti için her şey 2015 yılında başladı. Aslen Trakyalı olan çiftin kızları 3 yıllık zorlu geçen bir evlilikten sonra boşandı. Boşandığı dönemde hamile olan genç kadın ikinci çocuğunu yalnız doğurdu.
DEVLET ÇOCUKLARI DEDE VE ANNEANNESİNE VERMEDİ
İçinde bulunduğu duygusal şokun üstesinden gelemeyen genç anne, çocuklarını tek başına idare etmekte zorlandı. Bu nedenle, Cengiz ve Güner, kendi çocuklarına yönelik deneyimlerine dayanarak devreye girer ve kızlarına yardım eder. Bu şekilde, dede Cengiz torunlarını okula götürür anneanne ise onlara yemek hazırlar. Çocuklar iyi bir şekilde büyür ve normal gelişirler.
Ancak sosyal hizmetlere yapılan bir ihbar sonrasında her şey değişir. 2018’de bir prosedür başlatılır ve çocukların velayeti anneden alınır. İlk başlarda çocuklar farklı şehir ve yurtlara yerleştirilir daha sonra 2019’da da korucu aileye verilir. Bunun üzerine Cengiz ve eşi, 2019’un sonunda, çift olarak torunlarına koruyucu aile olabilmek için sosyal hizmetlere başvururlar ancak talepleri “anne ile irtibatlı olacakları gerekçesi ile” reddedilir.

ÇOCUKLAR ÇOK MUTSUZ VE EVE DÖNMEK İSTİYORLAR
Bunun üzerine çok yavaş işleyen bir hukuk sisteminden dolayı ve her geçen gün çocukların daha da mutsuz olduğunu görerek Adalet bakanlığına başvursalar da yine olumsuz cevap alırlar. Çocukların çok mutsuz olduğunu ve eve dönmek istediklerini anlatsalar da yine tüm kapılar kapanır.
Aynı zamanda Cumhurbaşkanı Macron’a da ulaşmaya çalışan dede, aldığı cevap karşısında şoke olur. Macron’un kabinesi ona “adalet sistemine güvenmesi gerektiğini” anlatır. Her gün çocuklarının hasretiyle yanan dede ve anneanne, çocukların hasretine dayanamaz duruma gelmiştir. Ziyaretler bile çok kısa sürmektedir. Çoğu zaman görüşmeler, “anne ile görüşmesinler” diye sosyal hizmetler eşliğinde yapılır.
Bu kararları bir türlü anlayan Cengiz Durmuş, kendisinin iyi bir baba olduğunu ve diğer çocuklarını iyi yetiştirdiğini ifade ederken, kızının zorlu bir evlilikten sonra depresyona girdiğini ama asla torunlarına şiddet uygulamadığını söyler. Zaten mahkeme sürecinde de anne şiddetten çok “çocuklara bakmamama”la suçlanır.
Torunlarının artık ailelerini görememesi ve eve dönmek istemelerinin yarattığı travmaya dikkat çekerek, “Niye aileye yakın olanlara değil de yabancılara teslim edilsin?” diye sorarlar.
“Torunlarım çok zayıflar. Adeta hiç yemek yemiyorlarmış gibi görünüyorlar.” diyen dede ve anneanne, aynı zamanda torunlarının “kendi dilini, kültürünü, dinini” unuttuklarından endişe duyduklarını ifade eder.
Bu nedenle artık seslerinin duyulmasını ve kendilerine yardım edilmesini istiyorlar.

YANLIŞ YERLEŞTİRME SKANDALLARI VE RİSKLERİ
Fransa’da ise koruyucu aile ve yurtlara yerleştirilen çocuklarla ilgili skandallar bitmiyor. Ekim 2022’de M6 kanalı tarafından “Zone Interdite” programında yayınlanan “Koruyucu Aile ve Yurtlar: Tehlike altındaki çocuklarla ilgili skandallar” belgeseli, yaklaşık 170 bin çocuğun güvenli bir şekilde büyümesi için Sosyal Hizmetler tarafından ya yurda ya da koruyucu aileye verildiğini ortaya çıkarmıştı.
Ancak birçok uzman, bu durumu “yanlış yerleştirmeler” olarak nitelendirerek karşı çıkıyor. Bu aktörler arasında, deneyimlerini ve travmalarını anlatan eski yerleştirilmiş çocuklar da bulunuyor.
Ayrıca, birçok dernek de bu yanlış yerleştirmelere karşı mücadele ediyor. Bu dernekler, çocukların ailelerinden uzaklaştırılmasının asla ideal olmadığını ve sadece aşırı bir zorunluluk durumunda gerçekleşmesi gerektiğini savunuyor.
Bu dernekler, çocukların yerleştirilmesinin ayda ve çocuk başına ortalama 7 bin euro getirdiği için, bu işin ticarileşmesini eleştiriyor. Yanlış yerleştirilen çocukların savunmasız kaldığını ve birçoğunun istismara uğrayabileceğine dikkati çekiyor ve çocukların çoğunlukla mutsuz olduğunu iddia ediyor. Ayrıca, bu dernekler, yerleştirilen çocukların üçte birinin 18 yaşına gelince evsiz kalma ihtimalinin olduğunu belirtiyor.

DURMUŞ AİLESİ ÇOK ENDİŞELİ VE YARDIM BEKLİYOR
Bu nedenlerden dolayı Durmuş ailesi çok endişeli. Özellikle ortaya çıkan istismar vakaları onları çok tedirgin ediyor. Olay o kadar vahim durumda ki Fransa’da, yerleştirilen çocuklar üzerine onlarca belgesel ve çeşitli istismar türlerini anlatan kitap bulunuyor. Buna rağmen hükümet bu konuda hiçbir adım atmıyor. Daha yeni yeni ensest olaylarını gündeme alan hükümet, yerleştirilen çocuklar ile ilgili hiçbir açıklamada bulunmuyor.
Yakında istinafa yaptıkları itiraz değerlendirilecek olan Durmuş ailesi, gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) kadar gitmeyi düşünüyor ve torunlarını kurtarmak için destek bekliyor.

“ONURLU DURUŞUN TİMSALİ EVLAT NÖBETİ”
Evlat nöbetindeki aileler, Mevlana Öğretmenevinde düzenlenen programa da katıldı. Programda konuşan Konya Valisi Vahdettin Özkan, evlat nöbetindeki ailelerin, vatanımızın bütünlüğüne, milletimizin birliğine kast eden teröre karşı kutsal direnişin ve onurlu duruşun timsali olduğunu söyledi. Vali Özkan, “Anne yüreğinden daha güçlü bir silah yoktur’un ifadesi; evlat nöbetindeki annelerdir. Ana yüreğinin gücüyle dalga dalga büyüyen bu direniş; 2019 yılının sonbaharında evlatlarını terör örgütünün elinden kurtarmak için Diyarbakır’da annelerin oturma eylemi ile başlamıştır. Yapılan direniş çağrısıyla her türlü gücün üzerinde olan annelik hissiyatı bir volkanın dışa vurumu misali hiç bir engel tanımamıştır. Annelik hissiyatı, ilham kaynağı olmuş, korku iklimini tuzla buz etmiş ve anne yüreğinden daha güçlü bir silah olmadığını zalim zihniyetlere göstermiştir” dedi.

“ÜLKEMİZ; TERÖRLE MÜCADELENİN TÜM YÖNLERİNİ EŞ ZAMANLI YÜRÜTECEK GÜCE, İRADEYE VE KARARLILIĞA SAHİPTİR”
Vali Özkan, milli bekamızı tehdit eden emperyalizmin her türlü maşası karşısında, içerde ve sınır ötesinde devletimizin kararlı duruşunun terörün son izi silininceye kadar devam edeceğini vurguladı. Ülkemizin; terörle mücadelenin tüm yönlerini eş güdümlü yürütecek güce, iradeye ve kararlılığa sahip olduğunu kaydeden Özkan, “Emperyalist güçlerin oyunlarına karşı annelerin bu duruşunu saygıyla selamlıyoruz. Emperyalist güçlerin himayesindeki bölücü terör örgütü PKK’nın yıllardır yaşattığı zulüm, buhran ve ayrıştırmaya karşı ailelerin temsil ettiği bu kararlı duruş, birliğimizin harcıdır. Annelerin maneviyatına ihtiyacımız vardır ve bundan istifade etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

“MEDENİYET DEĞERLERIMIZI ŞEKİLLENDİREN EN ÖNEMLİ HUSUS; BİRLİK DUYGUSUDUR, EMPATİDİR”
Medeniyet değerlerimizi şekillendiren en önemli hususun, birlik duygusu, empati olduğunu ifade eden Vali Vahdettin Özkan, “Ailelerin Mevlana şehrini ziyareti ve duruşları doğudan batıya, kuzeyden güneye ülkemizde var olan kadim değerleri, empatiyi, birlik duygusunu daha da yoğun yaşatacaktır. Bu nöbet ortak vicdanın harekete geçmesi ve birliğimizin ifadesidir. Çocuklarına kavuşmak için çırpınan, evlatlarının yolunu gözleyen ailelerin onurlu duruşu; vicdanları harekete geçirmektedir. Aynı zamanda, ülkenin huzuruna, birliğine ve bütünlüğüne de anlamlı bir katkı sunmaktadır. Evlatları terör örgütlerince kaçırılan annelere her türlü desteklerini esirgemeyen Cumhurbaşkanımız, İçişleri Bakanımız, milletimizin hissiyatına tercüman olmaktadırlar” diye konuştu.
Evlat nöbetine katılan aileler ise, kendilerine destek veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya, düzenlenen geziden duydukları memnuniyeti ifade ederek Konya Valisi Vahdettin Özkan, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ve yetkililere teşekkür etti.