GİZLİ AKŞAM YEMEĞİ
Solcu Liberation gazetesi, Macron ittifakında yer alan Horizon Partisinin Genel Başkanı ve eski Başbakan Philippe’in ve hükümetten bazı isimlerin aşırı sağcı RN lideri Le Pen ile aralık ayında “gizli” akşam yemeklerinde buluştuklarını ortaya çıkarması ülke gündeminde tartışmaya yol açtı.
TEHLİKELİ AKŞAM YEMEĞİ
Gazetenin “Macroncuların ve RN’nin gizli yemekleri: Tehlikeli ilişkiler’ başlığı ile servis ettiği haberde, Macron ittifakında yer alan eski Başbakan Philippe’in ve Savunma Bakanı Sebastien Lecornu’nun eski milletvekili Thierry Solere’in evinde aralık ayında aşırı sağın önde gelen ismi Le Pen ve RN Başkanı Jordan Bardella ile “gizlice” buluştuğu belirtildi.
Macron’un aşırı sağın yükselişini önlemek için gittiği erken genel seçimlerden mağlup çıkmasının ardından merkez sol ile koalisyon hükümeti kurma çabaları sürerken, kendi ittifakından bazı isimlerin, aşırı sağcılarla “gizli” yakınlaşması siyaset arenasını gerdi.
Philippe, TF1 kanalında katıldığı programda Le Pen ile yemek yediğini kabul ederek, “Bu yemeğin sonunda birçok konuda çok derin fikir ayrılıklarımız olduğunu fark ettik.” dedi.
İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, açıklamasında, “Philippe istediği kişiyle akşam yemeği yiyebilir ama ben Le Pen ile yemeğe çıkmayacağım.” dedi.
Eski Başbakan Philippe’in siyasi tecrübelerine atıf yapan Darmanin, “Ülkemizin daha iyiye gitmesine yardımcı olacağını umuyorum.” ifadelerini kullandı.
Başkent Paris’i de kapsayan Ile-de-France bölgesinin Başkanı Valerie Pecresse ise katıldığı televizyon programında, Philippe’in Le Pen ile akşam yemeğine çıkmasını “rahatsız edici” buldu. “Yakın olduğumuz kişilerle akşam yemeği yeriz” diyen Pecresse, kendisinin Le Pen ve Bardella ile böyle bir paylaşımının olamayacağını söyledi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yönelik ifadeleri nedeniyle Fransız Radyosundaki işinden olan komedyen Guillaume Meurice ise X hesabından yaptığı paylaşımda, Philippe-Le Pen yemeğine mizahi bir yaklaşımda bulundu. Meurice paylaşımında, “Bu akşam Edouard Philippe’te yiyoruz. (Philippe) İnsanlarla buluşmayı seviyor.” ifadelerine yer verdi.
FRANSA SEÇİMLERİ
Fransa’da ilk turu 30 Haziran ve ikinci turu 7 Temmuz’da yapılan erken genel seçimler, solcu 4 partinin oluşturduğu Yeni Halk Cephesinin galibiyetiyle sonuçlanmıştı. Seçim sonuçlarıyla toplam 577 milletvekilinin görev yapacağı mecliste hiçbir parti ya da ittifak hükümet kurmak için gerekli salt çoğunluğa ulaşamazken, seçimin kaybedeni Macron ittifakının koalisyon arayışları sürüyor.
Fransa’da son üç seçimdir oylarını artırmaya devam eden aşırı sağcı RN partisinin, en son 9 Haziran’daki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde yüzde 31,4 oyla galip gelmesi üzerine Macron, meclisi feshederek erken seçime gitme kararı almıştı.
Genel seçimlerde Yeni Halk Cephesi ittifakı 178 milletvekiliyle mecliste en fazla sandalyenin sahibi olmuştu.
Fransa’da 49 milyonu aşkın seçmenin Ulusal Mecliste halkı temsil edecek milletvekillerinin belirlendiği erken genel seçimin ikinci turu için oy verme işlemi, devam ediyor.
Başkent Paris’te vatandaşlar genel seçimlerin ikinci turunu AA muhabirine değerlendirdi.
Paris’in 9. bölgesinde oy veren Mael isimli seçmen, Macron’un Meclisi feshederek “sorumsuzca” davrandığını ifade etti.
Mael, erken genel seçimlerin birkaç hafta gibi bir sürede hazırlanmasına ilişkin, “Partilerin seçimlere hazırlanması için çok kısa (bir süre) olduğunu düşünüyorum.” dedi.
Aşırı sağın anketlerde ve seçim sonuçlarında yüksek olmasının kaygıya neden olduğunu belirten Mael, bu seçimlerin aceleyle düzenlenmesinin aşırı sağın yükselişinde payı olduğunu savundu.
Mael, seçime katılımın yüksek olmasından memnuniyet duyduğunu dile getirerek, “Bunun ne gibi sonuçlar getireceğini göreceğiz.” diye konuştu.
Seçime ilişkin değerlendirmede bulunan 32 yaşındaki Camille Olivier ise erken seçim sürecinin biraz zorlu geçtiğini, AP seçimlerinin Fransa’da değişiklik getireceğini bildiklerini belirtti.
AP seçimlerinde aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin sandıktan birinci çıkması hakkında Olivier, “Belki de bir partinin diğerlerinden daha fazla öne çıkmasını beklemiyorduk, bu biraz sürpriz oldu. Ben Cumhurbaşkanı’nın Meclisi feshetmesini de hiç beklemiyordum.” ifadesini kullandı.
Olivier, seçim sürecinin kısa olduğuna dikkati çekerek, “Çok fazla hızlı geçti, hazırlanmak, biraz anlamak için 2 haftamız bile yoktu. Fransa’da tüm siyasi partilerde durum biraz karışıktı.” şeklinde konuştu.
Seçimde oyunu aşırı sağa karşı cephe almak için kullandığını aktaran Olivier, kimsenin Mecliste salt çoğunluğu alamayacağını düşündüğünü kaydetti.
Olivier aşırı sağın çoğunluğu alması halinde, bunun büyük bir karmaşa yaratacağını, böyle bir olasılığın kendisini endişelendirdiğini söyledi.
“Bu ülkeyi tanıyamıyorum”
Öğrenci olan 20 yaşındaki Eva ise ülkede aşırı sağın yükselmesinin çok üzücü olduğunu belirterek, “Bu ülkeyi tanıyamıyorum.” dedi.
Gençlerin seçim sürecinde aşırı sağa karşı harekete geçmesinin umut verici olduğunu anlatan Eva, “Oy verebilme şansımız var. Aşırı sağa karşı oy kullanmaya gitmek gerekiyor.” diye konuştu.
Eva, aşırı sağın içi boş bir siyaset güttüğünü savunarak, Fransa’nın “zengin beyazlardan” oluşan bir ülke olmadığının altını çizdi.
Fransa’nın erken seçime gidişi
Fransa’da son 3 seçimdir oylarını artırmaya devam eden aşırı sağcı RN, en son 9 Haziran’daki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde yüzde 31,4 oy alarak en yakın rakibi olan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi Rönesans’ı ikiye katlamıştı.
Aşırı sağın AP seçimlerindeki galibiyeti üzerine Macron, 9 Haziran gecesi Meclisi feshederek 30 Haziran-7 Temmuz’da erken seçime gitme kararı almıştı.
Macron, bu kararını, “AP seçim sonuçlarına demokratik bir cevap vermeliydik.” sözleriyle savunmuş ancak ülkenin 26 Temmuz-11 Ağustos’ta ev sahipliği yapacağı 2024 Paris Olimpiyatlarının hemen öncesinde erken seçime gidecek olması, siyasi istikrarsızlık ve toplumsal huzursuzluk yaratabileceği gerekçesiyle kamuoyunda endişeyle karşılanmıştı.
Ülkedeki son genel seçimlerde bir türlü ittifak kuramayan solcu partiler, bu seçimlerde aşırı sağa karşı kısa sürede “Yeni Halk Cephesi” İttifakı altında bir araya gelmiş ve tek aday çıkaracaklarını duyurmuştu. Yeni Halk Cephesi İttifakı’nda ülkenin önde gelen sol partilerinden Sosyalist Parti (PS), Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Fransa Komünist Partisi (PCF) ve çevreci parti Yeşiller (EELV) yer alıyor.
Aşırı sağcı RN ise merkez sağdaki Cumhuriyetçiler (LR) Partisinin lideri Eric Ciotti ve bazı LR üyeleriyle ittifak yaparken iktidar partisi Rönesans ile ortakları MoDem ve Ufuklar Partisi de “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte” İttifakı’nı kurmuştu.
Seçimin ilk turunda, aşırı sağcı ittifak yüzde 33 civarında oyla sandıktan birinci çıkmış, Yeni Halk Cephesi İttifakı yüzde 28 ile ikinci, Macron’un “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte” ittifakı ise yüzde 20 oyla üçüncü sıraya yerleşmişti.
Seçimin ilk turunda 76 milletvekili seçilirken, bunların 39’u aşırı sağ, 32’si sol ittifak, 2’si Macron ittifakı ve kalan 3’ü merkez sağdaki Cumhuriyetçiler ve diğer sağ partilerin adayları olmuştu.
Paris’te oy veren vatandaşlar, genel seçimlerin ilk turunu AA muhabirine değerlendirdi.
Başkentte yaşayan soyadını vermeyen 33 yaşındaki Fransız seçmen Alex, bu seçimler karşısında herkes gibi endişelendiğini, böyle bir durumun içinde olmaktan memnun olmadığını ifade etti.
Alex, “Umarım aşırılara karşı herkes harekete geçer, barış ve paylaşım atmosferi içinde kalırız.” diyerek, Meclis’te aşırı sağın salt çoğunluğu almasının “umut verici bir perspektif olmadığını” dile getirdi.
İnsanların aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin hayatlarını değiştireceğini hayal ettiğini belirten Alex, bu düşüncenin gerçekle örtüşmediğini vurguladı.
Alex, seçmenlerin aşırı sağa karşı cephe almasını umduğunu söyledi.
Soyadını açıklamayan François isimli seçmen, Cumhurbaşkanı Macron’un, AP seçimlerinin ardından halka yeniden söz vermesini memnuniyetle karşıladığını ifade etti.
Seçim sürecinin birkaç hafta gibi kısa bir sürede düzenlenmesinin bir sorun teşkil ettiğine dikkati çeken François, bu süreçte oluşan ittifakların “farklı yönlere savrulduğu”nu savundu.
François, seçim kampanyasındaki müzakerelerin seviyesinin çok düşük olduğuna değinerek, “(Müzakereler) Doğru insanları ve doğru yönde seçmek için gerekli olan esaslı tartışmalar değildi, ittifak konularıydı.” dedi.
RN’nin sandıktan birinci çıkmasından yana olmadığını aktaran François, ancak ilk turda aşırı sağın birinci olacağını düşündüğünü öne sürdü.
François, şöyle devam etti:
“Ulusal Birlik iktidar olsa da (Meclis’te) salt çoğunluğu olmayacak her halükarda. Bence bir şey olmayacak. Bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar ülkede siyasi kararların biraz kilitlenme riski var.”
Paris’in 20. bölgesinde yaşayan soyadını paylaşmayan Virginie, erken seçim sürecinin zor geçtiğine işaret etti.
Virginie, ülkede mevcut belirsiz ortamda oy vermeye gitmenin önemini vurgulayarak, aşırı sağın sandıktan birinci çıkmamasını umduğunu söyledi.
Aşırı sağın ülkenin kırsal bölgesinde birinci gelmesinin öngörüldüğünü kaydeden Virginie, seçimin ilk turuna katılımının yüksek olduğuna dikkati çekti.
Virginie, aşırı sağın Meclis’te salt çoğunluğu alması durumunda 1 yıl sonra tekrar erken seçime gidilmesine olumlu baktığını kaydetti.
FRANSA’NIN ERKEN SEÇİME GİDİŞİ
Fransa’da son 3 seçimdir oylarını artırmaya devam eden aşırı sağcı RN, en son 9 Haziran’daki AP seçimlerinde yüzde 31,4 oy alarak en yakın rakibi olan Emmanuel Macron’un partisi Rönesans’ı ikiye katlamıştı.
Aşırı sağın AP seçimlerindeki galibiyeti üzerine Macron, 9 Haziran gecesi Meclis’i feshederek ilk turu 30 Haziran, ikinci turu 7 Temmuz’da olmak üzere erken seçime gitme kararı almıştı.
Macron, bu kararını, “AP seçim sonuçlarına demokratik bir cevap vermeliydik.” sözleriyle savunmuş ancak ülkenin 26 Temmuz-11 Ağustos’ta ev sahipliği yapacağı 2024 Paris Olimpiyatları’nın hemen öncesinde erken seçime gidecek olması, siyasi istikrarsızlık ve toplumsal huzursuzluk yaratabileceği gerekçesiyle kamuoyunda endişeyle karşılanmıştı.
Ülkedeki son genel seçimlerde bir türlü ittifak kuramayan solcu partiler, bu seçimlerde aşırı sağa karşı kısa sürede “Yeni Halk Cephesi İttifakı” altında bir araya gelmiş ve tek aday çıkaracaklarını duyurmuştu. Yeni Halk Cephesi İttifakı’nda ülkenin önde gelen sol partilerinden Sosyalist Parti (PS), Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Fransa Komünist Partisi (PCF) ve çevreci parti Yeşiller (EELV) yer alıyor.
Aşırı sağcı RN ise merkez sağdaki Cumhuriyetçiler (LR) Partisinin lideri Eric Ciotti ve bazı LR üyeleriyle ittifak yaparken iktidar partisi Rönesans ile ortakları MoDem ve Ufuklar Partisi de “Cumhuriyet İçin Hep Birlikte İttifakı”nı kurmuştu.
Ülkede aşırı sağın yükselişi protestolara neden olmuş, çok sayıda kentte gösteriler düzenlenmişti.
Görev süresi 2027’de dolacak olan Cumhurbaşkanı Macron, aşırı sağcı RN partisinin genel seçimleri kazanması durumunda istifa etmeyeceğini “Sonuç ne olursa olsun kurumlar bellidir ve cumhurbaşkanının yeri de bellidir.” sözleriyle dile getirmişti.
Sıcakların etkisiyle vücutta su ve mineral kaybı yaşanabiliyor, bu da bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemlerine dönüşebiliyor.
Aşırı sıcaklardan en çok 65 yaş ve üzerindekiler, küçük çocuklar, bakıma ihtiyacı olanlar, engelli bireyler, hamileler, açık alanda, ağır işlerde çalışanlar, sporcular, diyabet, kalp-damar hastalıkları, beyin-damar hastalıkları, psikolojik hastalıklar, kronik solunum sistemi hastalıkları, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları gibi kronik rahatsızlığı bulunanlar ile özellikle sürekli olarak tansiyon düşürücü, idrar söktürücü, depresyon ve uyku ilaçları kullanan kişiler etkileniyor.
Aşırı sıcaklardan korunmak için bol, hafif ve açık renkli giysiler giyilmesi, gün içinde serinlemek için ılık duş alınması tavsiye ediliyor.
“AŞIRI SIVI KAYBI TEHLİKE YARATABİLİYOR”
Sıcak yaz aylarında her zamankinden daha fazla su içilmesi ve su tüketmek için susamanın beklenilmemesi önem taşıyor.
Su, vücut için en doğal ve önemli sıvı kaynağı olduğundan aşırı sıvı kaybı tehlike yaratabiliyor.
Su, besinlerin sindirimi, besin ögelerinin emilimi ve hücrelere taşınması, hücrelerdeki biyokimyasal tepkimelerin oluşması, hücre, doku, organ ve organ sistemlerinin çalışması, metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınması ve atılması, vücut ısısının denetimi, eklemlerin kayganlığının sağlanması, kalsiyum, magnezyum, flor gibi mineralleri sağlaması için hayati önem taşıyor.
Su gereksinimi, hava sıcaklığı, fiziksel aktivite ve tüketilen diyete göre değişebiliyor.
Sıcak havada, fazla fiziksel aktivite yapıldığında, diyette, protein ve tuz miktarı fazla olduğunda, terleme ve böbrekler yoluyla, ateşli hastalıklarda solunum yoluyla, ishalde bağırsak yoluyla su atımı artıyor. Bu durumda su-sıvı gereksinmesi de artıyor.
“DIŞARIDA VE AÇIKTA SATILAN YİYECEKLERİN TÜKETİMİNDEN KAÇINILMALI”
Sıcak havanın olumsuz etkisinden korunmak için beslenme şekli de büyük önem taşıyor.
Aşırı sıcaklarda sağlığın korunması, yeterli ve dengeli beslenilmesi, ağır yemeklerden kaçınılması öneriliyor.
Kan şekerini hızla yükselten veya hızlı düşüren besinlerin tercih edilmemesi, beyaz ekmek, pirinç yerine tam buğday ekmek, bulgur gibi lifli besinlerin tüketilmesine özen gösterilmesi gerekiyor.
Enerjisi yüksek basit karbonhidrat olan saf şeker ve tatlılar, pastalar, bisküvi ve çikolatalar gibi şekerli besinlerin tüketiminin azaltılması tavsiye ediliyor. Hamur tatlıları yerine sütlü veya meyveli tatlıların yenilmesi öneriliyor.
Sıcak havanın etkisiyle gıdalarda bozulmaya bağlı besin zehirlenmeleri ile daha sık karşılaşılabiliyor. Bu nedenle, özellikle yaz aylarında dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılması, çabuk bozulan et, yumurta, süt, balık gibi potansiyel riskli besinlerin açıkta bekletilmemesi, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmesi önem taşıyor.
Yaz aylarında özellikle rota virüslerden kaynaklanan, bebek ve çocuklarda yaygın olarak görülen ishallerin önlenmesi için el temizliğine dikkat edilmesi, sebze ve meyvelerin tüketilmeden önce bol su ile iyice yıkanması ve ishali olanların en yakın sağlık kuruluşuna başvurması isteniyor.
Özellikle yaz aylarında planlanan tatil programlarında açık büfe yemek sunan yerlerde gereksinimden çok daha fazla miktarda besin tüketilmemesi öneriliyor.
Rapora göre, 9 günde başkent Yeni Delhi’de 192 evsiz yaşamını yitirdi.
Bu, son 6 yılda aşırı sıcaklık sebebiyle en çok evsizin öldüğü periyot oldu.
Başkent Yeni Delhi’de 11-19 Haziran arasında 2023’te 75, 2022’de 150, 2021’de 58, 2020’de 124 ve 2019’da 143 evsiz aşırı sıcaklar sebebiyle ölmüştü.
“EVSİZLERE YÖNELİK ÖNLEMLER ALINMALI” VURGUSU
Holistik Kalkınma Merkezi Direktörü Sunil Kumar Aledia, yaptığı açıklamada, bu alarm verici istatistiğin toplumun en savunmasız grubu olan evsizlere yönelik bir an önce etkili önlemler alınmasına işaret ettiğini vurguladı.
Aledia, hava kirliliği, hızlı sanayileşme, kentleşme ve ormansızlaşmanın sıcakları artırdığına işaret ederek, bu durumun evsizlerin koşullarını daha da kötüleştirdiğini kaydetti.
1 MART-18 HAZİRAN ARASINDA 40 BİN 272 SICAK ÇARPMASI VAKASI GÖRÜLDÜ
Hindistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 1 Mart ile 18 Haziran arasında ülke genelinde aşırı sıcaklar sebebiyle 40 bin 272 vaka rapor edildi. Söz konusu vakalardan 457’si 18 Haziran’da görüldü.
Hindistan’da her yıl mart ayı ile havalar ısınmaya başlıyor ve çok sayıda kişi aşırı sıcaklardan hayatını kaybediyor.
Başkent Yeni Delhi’de 29 Mayıs’ta 52,9 dereceyle tüm zamanların en yüksek sıcaklığı kaydedilmişti.

EL NİNO NE ZAMAN SONA ERECEK?
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), küresel sıcaklıkların artmasına neden olan “El Nino” hava olayının sona erme belirtileri gösterdiğini ve yıl sonuna doğru gezegeni serin tutan “La Nina” hava koşullarına geri dönüşün muhtemel olduğunu belirtti.
WMO, El Nino’ya ilişkin rapor yayımladı. “Küresel sıcaklıkların ve dünya genelinde aşırı hava koşullarının artmasına neden olan ve geçen yıldan bu yana etkili olan El Nino artık sona erme belirtileri gösteriyor.” ifadesinin yer aldığı raporda, bu yılın temmuz-eylül döneminde La Nina’nın görülme olasılığının yüzde 60 olarak tahmin edildiği aktarıldı.
Son 9 yılın kayıtlara geçen en sıcak dönem olduğu belirtilen raporda, 2020’den 2023’ün sonuna kadar etkili olan La Nina’nın soğutucu etkisinin de bunun önüne geçemediği aktarıldı.
GEZEGEN ISINMAYI SÜRDÜRECEK
Raporda görüşlerine yer verilen WMO Genel Sekreter Yardımcısı Ko Barrett, “Haziran 2023’ten bu yana her ay yeni bir sıcaklık rekoru kırıldı ve 2023, şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıl oldu.” ifadesini kullandı.
El Nino etkisinin sona ermesinin, “uzun vadeli iklim değişikliğinde bir duraklama” anlamına gelmediğine dikkati çeken Barrett, gezegenin ısıyı hapseden sera gazları nedeniyle ısınmayı sürdüreceğini kaydetti.
Barrett, “Olağanüstü yüksek deniz yüzeyi sıcaklıkları önümüzdeki aylarda önemli bir rol oynamaya devam edecek. Atmosferimizdeki ekstra ısı ve nem nedeniyle hava koşullarımız daha da zorlu olmayı sürdürecek. Bu nedenle ‘herkes için erken uyarılar’, WMO’nun birinci önceliği olmaya devam ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Bilim insanlarının Marmara Denizi’nin son durumunu anlık olarak incelediği çalışma sonucunda, aşırı alg artışının (red-tide) daha sık görülmeye başladığı belirlendi.
Dekan Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, AA muhabirine, Marmara Denizi’nin farklı nedenlerden dolayı yoğun baskılar altında bir deniz olduğunu söyledi.
Doğal yapısı ve maruz kaldığı antropojenik baskılar nedeniyle denizin ekolojik sorunlara açık olduğunu belirten Okyar, bunlardan birinin ise denizin renginin kırmızıya bulanması olarak ifade edilen, “red-tide” denilen aşırı alg çoğalması olduğunu dile getirdi.
Prof. Dr. Okyar, artık bunun Marmara Denizi’nde sıkça görülmeye başladığına dikkati çekerek, “Red-tide olayları normalinde yoğun bahar yağmurlarını takiben aniden hava sıcaklığının artmasıyla birlikte görülen ve kıyısal alanlarda bahar dönemlerinde rastlanan bir olaydır. Kırmızı gelgit olaylarını etkileyen başlıca faktörler arasında denizin yüzey suyu sıcaklıkları, denizin durağan durumu, düşük tuzluluk ve yüksek besin içeriğini sayabiliriz .” dedi.
Bunların tüm denizlerde görülen bir olay olduğunu vurgulayan Okyar, “Aşırı alg çoğalmalarını yılda bir defa değil, yılda bir kaç defa görmeye başladık ve neredeyse tüm Marmara Denizi’ni etkileyen bir renk değişimi görüyoruz. Bu renk değişimi zararlı algler olarak ifade ettiğimiz bazı fitoplanktonik türlerin ortamdaki azot, fosfor miktarının artışından faydalanarak aşırı artması, aşırı çoğalmasıdır.” diye konuştu.

“İLKBAHAR VE YAZ DÖNEMİNDE UYANIŞ BAŞLAR”
Prof. Dr. Okyar, bunun sucul ekosistemlerde bir veya birkaç alg türünün, ortamdaki besin tuzu yoğunluklarının artması sonucu meydana gelen bir olay olduğunu, alglerin diğer türlere göre gerek sıcaklığın yükselmesi gerekse ortamdaki azot ve fosforun artmasından faydalanıp mililitrede milyonlarca değere ulaşabildiğini belirtti.
İlkbahar ve yaz mevsiminde bütün doğada olduğu gibi denizde de uyanış başladığının altını çizen Okyar, özellikle bitkisel organizmaların bundan nasibini alarak çoğaldığını bildirdi.
Biyolojik canlının çoğalması sırasında çevresel koşul ve etkenlere bağlı olarak aşırı arttığını aktaran Okyar, fitoplanktonun türüne göre deniz turuncu, kahverengi, yeşil ve kırmızı renklerine boyandığını, bu doğa olayının genellikle derinliği az olan sahil sularında, iç deniz, körfezler, göller ve nehir ağzına yakın yerlerde yoğun görüldüğünü kaydetti.
Prof. Dr. Okyar, aşırı alg artışları sonucu oluşan bu olayın artık Marmara Denizi’nin rutini olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
“Önceden yılda bir iki kez görülen bu olay şimdi yıl içinde daha sık görülmeye başlandı. Son 10-15 yıldır ise bu olayları senede 5-6 defa görmeye başladık. Fakültemiz tarafından “R/V Yunus-S” araştırma gemisiyle Marmara Denizi’nde son seferimizde özellikle Gemlik Bölgesi’nde yoğun ‘red-tide’ olayıyla karşılaştık. Görsel olarak görünüm çok kötü. Denizin rengi kıpkırmızı ve yoğun organik madde olduğunu tespit ettik. Havalar birden bire çok ısındı, doğal olarak su sıcaklığının oldukça yüksek ve denizin oldukça durağan olduğunu görüyoruz. Ayrıca bu çalışma sonucunda şu an yüzeyde oksijen seviyesi 6-7 civarında ama 40-50 metreden sonra birin altındaki değerlere düşüyor ne yazıkki.”

“BALIK VE ÇEŞİTLİ ORGANİZMALARIN ÖLÜMLERİNE NEDEN OLABİLİR”
Bunun Amerika ve Japonya sahillerinden Avusturalya’ya, Avrupa’dan Hindistan’a kadar geniş bir coğrafyada küresel olarak görüldüğünü vurgulayan Okyar, bu nedenle sudaki oksijen seviyesinin azaldığından pek çok canlının ölebildiğinden bahsetti.
Prof. Dr. Okyar, “Ayrıca, ‘red-tide’ olayına neden olan bazı türler güçlü doğal toksinler üretir ve bu toksinlerin bazıları biyomagnifikasyon ve biyobirikim süreçleri yoluyla daha büyük organizmalar için tehlikeli olabilir. Balık ve çeşitli organizmaların ölümlerine neden olabilirler.” değerlendirmesini yaptı.
“DENİZ GİRMEK SAĞLIĞA ZARARLI OLABİLİR”
Bu algler görüldüğünde denize girmenin insan sağlığını olumsuz yönde etkileyebildiğine işaret eden Okyar, sözlerini şöyle tamamladı:
“Uydu görüntüleri gibi teknolojik gelişmeler, zararlı alg çoğalmalarının daha iyi takip edilmesine ve izlenmesine olanak tanımıştır. Yeni teknolojik imkanlarla birlikte geleneksel (denizden örnek alınarak tür teşhislerinin yapılması) yöntemlerle ‘red-tide’ olayının takip edilmesi, izlenmesi, enfekte kabuklu deniz hayvanlarının tüketilmesi ve enfekte sularda yüzmeye karşı uyarılar sağlayarak bu olayın toplum üzerindeki zararlı etkilerinin azaltılmasına yardımcı olur.”

Rapora göre 2023’te iklim durumu alışılmışın dışındaydı; sera gazı seviyeleri, yüzey sıcaklıkları, okyanus ısısı, deniz seviyesinin yükselmesi ve buzulların geri çekilmesinde yeni rekorlar kırıldı.
Sıcak hava dalgaları, seller, kuraklıklar, kontrol edilemeyen yangınlar ile hızla yoğunlaşan tropikal kasırgalar gibi aşırı iklim olayları sefalet ve kargaşaya yol açtı; bu milyonlarca insanın günlük hayatını etkiledi ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayba neden oldu.
EN SICAK YIL
“2023 kayıtlara geçen en sıcak yıl oldu” ifadelerinin yer aldığı raporda, küresel ortalama yüzeye yakın sıcaklığın sanayi öncesi taban çizgisinin 1,45 santigrat derece üzerinde ölçüldüğü hatırlatıldı.
2014-2023 arasının tarihteki “en sıcak on yıllık dönem” olduğu bildirilen raporda, bu süreçteki on yıllık ortalama küresel sıcaklığın 1850–1900 yıllarındaki ortalamanın yaklaşık 1,20 santigrat derece üzerinde olduğu vurgulandı.

Rapora göre, 2023’te küresel olarak hazirandan aralığa kadar her ayda rekor düzeyde sıcaklık görüldü; en büyük sıcaklık artışı 0,46-0,54 santigrat derece civarında yükselişle Eylül 2023’te yaşandı.
“Küresel sıcaklıktaki uzun vadeli artış, atmosferdeki sera gazı konsantrasyonlarının artmasından kaynaklanıyor.” bilgisi verilen rapora göre, 2023’ün ortasında La Nina’dan El Nino hava olayları koşullarına geçiş, 2023’te sıcaklığın hızlı yükselişine katkıda bulundu.

DENİZ SEVİYESİ REKORA ULAŞTI
2023’te küresel ortalama deniz seviyesinin, 1993’ten bu yana tutulan uydu kayıtlarına göre rekor seviyeye ulaştığı, bu durumun, devam eden okyanus ısınmasının yanı sıra buzulların ve buz tabakalarının erimesini de yansıttığı vurgulandı.
Raporda, 2014-2023 küresel ortalama deniz seviyesi artış oranının, uydu kayıtlarının ilk on yılındaki (1993-2002) deniz seviyesi artış oranının iki katından fazla olduğu belirtildi.

Öncü verilere göre, küresel referans buzul setinin, hem Kuzey Amerika’nın batısı hem de Avrupa’daki aşırı erimenin etkisiyle (1950’den bu yana) kayıtlardaki en büyük buz kaybının yaşandığı kaydedilen raporda, İsviçre’deki buzulların son iki yılda mevcut hacimlerinin yaklaşık yüzde 10’unu kaybettiği aktarıldı.
Kuzey Amerika’nın batısında 2023’te, 2000-2019 dönemi için ölçülen oranlardan beş kat daha yüksek oranda buzul kaybının yaşandığı ve buradaki buzulların, 2020-2023 döneminde, 2020’ye kıyasla tahmini olarak hacimlerinin yüzde 9’unu kaybettiğine işaret edildi.

Hava koşullarından kaynaklanan tehlikeler 2023’te yerinden edilmeleri tetiklediği belirtilen raporda, “Bu durum, iklim şoklarının dayanıklılığı nasıl zayıflattığını ve en savunmasız nüfuslar arasında yeni koruma riskleri oluşturduğunu gösterdi.” denildi.
AŞIRI İKLİM OLAYLARININ SOSYOEKONOMİK ETKİLERİ OLDU
Aşırı hava ve iklim olaylarının tüm kıtalarda önemli sosyoekonomik etkileri oldu, bunlar arasında büyük seller, tropikal kasırgalar, aşırı sıcaklık ve kuraklık ile bunlara bağlı kontrol edilemeyen yangınlar oldu.
Raporda, “Akdeniz Daniel Kasırgası’ndan kaynaklanan aşırı yağışlarla bağlantılı sel felaketi eylülde özellikle Libya’da ağır can kayıplarına neden oldu, Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye’yi de etkiledi.” denildi.

Aşırı sıcakların dünyanın birçok yerini etkilediği belirtilen raporda, özellikle temmuzun ikinci yarısında Güney Avrupa ve Kuzey Afrika’nın çok etkilendiği hatırlatıldı.
İtalya’da sıcaklıklar 48,2 santigrat dereceye ulaştı, Fas’ta ise termometreler 50,4 santigrat dereceyi gösterdi.
Rapora göre, iklim değişikliğinden dolayı dünya çapında akut gıda güvensizliği yaşayan insanların sayısı COVID-19 salgını öncesi 149 milyonken bu sayı 2023’te 333 milyon kişiye yükseldi.
GUTERRES’TEN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE KARŞI “RADİKAL ADIMLAR” ATILMASI ÇAĞRISI
Basın toplantısına video mesaj yollayan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, iklimle ilgili yaşanan olaylar karşısında “Dünya imdat çağrısında bulunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Fosil yakıt tüketiminden kaynaklanan kirliliğin iklim dengesini “kaosa” sürüklediğini kaydeden Guterres, alarm zillerinin her alanda çaldığını bildirdi.

Guterres, sıcaklığın rekor seviyeye ulaştığını, deniz seviyelerinin yükseldiğini ve deniz suyu ısısının arttığını, buzulların çok daha hızlı eridiğini anımsatarak, “Tüm bunların etkisi çok şiddetli, acımasız ve ölümcül bir hızla artıyor.” uyarısını yaptı.
Acilen harekete geçilmesi gerektiğine işaret eden Guterres, iklim değişikliğindeki hıza oranla radikal adımlar atılması ve sürdürülebilir kalkınmaya uygun hareket edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
WMO’DAN İKLİM KONUSUNDA EYLEME GEÇME ÇAĞRISI
WMO Genel Sekreteri Saulo, bu raporun, insanlığın iklim kriziyle ilgili karşı karşıya olduğu zorlukları gösterdiğine işaret etti.

Artan gıda güvensizliği, insanların yer değiştirmeleri ve biyolojik çeşitlilik kaybının savunmasız nüfuslar için tehdit oluşturduğunu vurgulayan Saulo, şunları kaydetti:
“Aşırı iklim koşulları, sıcak hava dalgaları, seller, kuraklıklar, kontrol edilemeyen yangınlar ve yoğun tropikal kasırgalar Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin tamamını baltalıyor, her yıl milyarlarca dolarlık ekonomik kayıplara neden oluyor. İklim eyleminin maliyeti yüksek görünebilir ancak bu konudaki eylemsizliğin maliyeti çok daha yüksek.”