
ZENGİN HASTALIĞI OLDU
Eskiden obezitenin fakir hastalığı olduğunu, günümüzde ise zengin hastalığına dönüştüğünün altını çizen Prof. Dr. Cindoruk, “Örneğin Amerika’da fast food ağırlıklı bir beslenme var. Hazır gıdalarla besleniyorlar. Amerikalılar da bizim gibi çok TV seyrediyor ve TV karşısında yemek yiyor. Bu da hareketsizlik ve aşırı yemek yemeye neden oluyor” dedi.

EGE USULÜ BESLENİN
Prof. Dr. Cindoruk, “Ege usülü ve Akdeniz tipi beslenin” diyerek, şu önerilerde bulundu: “Ömür boyu diyet öneriyoruz. Zeytinyağı ve sebze ağırlıklı diyetler bunlar. Kesinlikle spor yapılmalı. Düzenli yürüyüş şart. Uyku kalitesi de önemli. Stresle baş etmek çok önemli. Obezite, toplumsal bir olay. Kanser kadar önemli.”

DOĞUDA MİDE KANSERLERİ BATIDA KARACİĞER YAĞLANMASI
BUyıl UGH Kongresi’nde ‘Doğu-Batı Sentezi’ konsepti ile Asya, Avrupa, Amerika görüşlerinin karşılaştırılarak, gastroenterolojide ‘Doğu-Batı Buluşması’nın sağlanması amaçlandı. Bu kapsamda Prof. Dr. Cindoruk’a ülkemizin batı ve doğusunda görülen sindirim sistemi hastalıklarının farklılık gösterip, göstermediği soruldu. Bakın, Prof. Dr. Cindoruk, bu soruya ne yanıt verdi: “Doğu Anadolu’da sindirim sistemi kanserlerini daha çok görüyoruz. Mide kanseri, yemek borusu kanserleri daha fazla. Çünkü sıcak çay içimi çok yaygın. Tütsülü gıda tüketimi çok yaygın. Sıcak çay yemek borusu mukozosunu yakıyor. Güneydoğu’da ise hepatitler yaygın. Batıda ise karaciğer yağlanması daha fazla.”
AMELİYATSIZ OBEZİTE TEDAVİSİ
PROF. Dr. Cindoruk, gastroenteroloji uzmanlarının ameliyatsız, endoskopik yöntemlerle obezite tedavisi yaptıklarını da belirterek “Tabii bu konsey ile oluyor. Her branştan doktor muayenesinin ardından multidisipliner bir yaklaşımla yapılıyor. Biz endoskopi ile mide balonu yapıyoruz. 6 ay veya 1 yıl süreyle bu balon midede kalıyor. Sonra çıkarıyoruz. Mide bütünlüğünü bozmuyor. Hasta beslenme alışkanlığını düzene soktuğunda kilosunu da veriyor. Ayrıca, endoskopi ile girip, mide içine dikiş atıp, çeperini küçültüyoruz. Böylece yeme miktarı azalıyor. Mide botoksunu ise biz dernek olarak çok önermiyoruz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Uluslararası düzenin Ukrayna ve Filistin’de cereyan eden çatışmalarla küresel bir karmaşa dönemine girmesiyle mevcut sorunlara çözüm üretme yeteneği de zayıflıyor. Bu durum, küresel ticaret ve tedarik zincirlerinde artan bir dengesizliğe yol açıyor. Kızıldeniz’de yaşanan tıkanma ve Rusya-Ukrayna savaşının derinleşmesiyle beraber ortaya çıkan jeopolitik tablo, Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru’nun değerli bir alternatif olarak öne çıkmasını sağladı.
Orta Koridor, Türkiye’den Kafkaslara uzanarak Hazar Denizi’ni aşan, Türkmenistan ve Kazakistan’ı takip ederek Çin’e ulaşan tarihi İpek Yolu’nu yeniden canlandırmayı hedefliyor. Çin’i Avrupa’ya bağlayan bu hat birçok avantajıyla gerek Çin gerekse bölge ülkeleri açısından diğer koridorlara nazaran bir kazan-kazan fırsatı yaratabilir. Çin’den Avrupa’ya giden yıllık yaklaşık 10 milyon konteynerin yüzde 96’sı deniz yolu aracılığıyla taşınıyor. Yüzde 4’ü ise, Kuzey Koridoru olarak adlandırılan Trans-Sibirya Demiryolu hattı üzerinden sevk ediliyor.

Bu bağlamda, Orta Koridor’un daha çok Kuzey Koridoru ile rekabete girebileceğini söylemek mümkün. Orta Koridor burada bazı önemli avantajlarıyla öne çıkıyor. Orta Koridor, Avrupa ile Asya arasında Kuzey Koridoru’na oranla daha hızlı ve 2 bin kilometre daha kısadır. Ayrıca, Orta Koridor’un Kuzey Koridoru’na göre yaklaşık 5 günlük bir avantajı vardır. Öte yandan, Orta Koridor’un ulaşım süresi deniz yoluna kıyasla 15 gün daha kısadır. Son olarak, Orta Koridor iklim koşulları bakımından da diğer koridorlara göre daha elverişlidir.
YENİDEN ASYA GİRİŞİMİ VE TÜRKİYE’NİN ULAŞTIRMA POLİTİKALARI
Türkiye, Orta Koridor çerçevesinde oldukça stratejik ve kilit bir ülkedir. Türkiye, Yeniden Asya Girişimi kapsamında Asya ülkeleriyle ekonomik işbirliğini derinleştirmeyi, çeşitlendirmeyi ve siyasi diyaloğunu ilerletmeyi hedefliyor. Ayrıca, Türkiye Yüzyılı vizyonu da Asya’yla bağların ileri götürülmesini savunuyor. Bu nedenle, Orta Koridor’un realize edilmesi Türkiye’nin Asya yaklaşımında merkezi bir role sahiptir.
Bu bağlamda, Bakü-Tiflis-Kars (BTK) Demiryolu’nun 2017’de faaliyete geçmesi Orta Koridor’un önemli bir ayağı olarak öne çıktı. Hattın Afganistan’a uzanmasını sağlayacak Lapis Lazuli Koridoru’nun da gündemde olması Orta Koridor’un potansiyeli açısından bir fikir verebilir.
Türkiye, Orta Koridor’da ticaret hacmini 3’e katlamayı ve taşıma sürelerini 2030’a kadar daha da azaltmayı hedefliyor. Ayrıca Türkiye demir yolu üzerinden yük taşıma payını 2053’e kadar yüzde 22’ye çıkarmayı amaçlıyor. Bahse konu ulaşım koridorunda taşınan yüklerin hacmi 3 milyon tona yaklaşırken ileride bunun 10 milyon tona çıkması bekleniyor.

Bu koridor, aynı zamanda Avrupa’ya çıkan ticaret yollarını organize eden Kuşak Yol Girişimi ile de doğal bir sinerji yaratıyor. Türkiye, Kuşak ve Yol Girişimini “kazan-kazan” ilkesi çerçevesinde destekliyor. Bu bağlamda, Türkiye ile Çin arasında 2015’te Orta Koridor ile Kuşak Yol Girişimini uyumlulaştırmaya yönelik bir mutabakatın imzalandığını da not etmek gerekiyor.
KUŞAK YOL GİRİŞİMİ, ORTA KORİDOR VE ZENGEZUR
Diğer taraftan Zengezur Koridoru’nun açılması ile Orta Koridor’un jeopolitik önemi daha da artacak gibi görünüyor. Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattıyla Orta Koridor üzerinde kesintisiz demir yolu altyapısı zaten sağlandı. Hazar Denizi’ndeki geçişlerin sorunsuz sağlanması ve Zengezur’un da tabloya dahil edilmesiyle sürekliliğin de sağlanması hedefleniyor. Zengezur Koridoru’nun Türkiye tarafında bulunan 224 kilometrelik hattının yapım çalışmalarıyla ilgili atılan adımlar da mevcuttur.
Bunların yanı sıra Orta Koridor’un bazı zorlukları da bulunuyor. Örneğin gümrük sorunları, altyapı yetersizliği, taşıma kapasitesindeki sorunlar, koordinasyon eksikliği, sınır geçişlerindeki gecikmeler ve Hazar Denizi’nde düzenli Ro-Ro adı verilen tırları gemiyle karşıdan karşıya geçirme hizmetinin bulunmaması gibi hususlar ön plana çıkıyor. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), Dünya Bankası ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) gibi kuruluşlar Orta Koridor’a yönelik çalışmalarını derinleştirirken Avrupa Birliği’nin (AB) de Küresel Geçit Projesi kapsamında Orta Koridor ile ilgilendiği biliniyor. Hatta bu konuda AB’nin bazı yatırımları da söz konusudur.
Sonuç olarak, küresel ticaretin jeopolitiği paradigmatik bir değişim sürecindedir. Deniz yolu hala büyük bir taşıma kapasitesi sunsa da süre ve maliyetlerin yüksekliği ülkeleri alternatif yollar aramaya yöneltiyor. Türkiye, Orta Koridor ile Çin’in Avrupa’ya çıkışlar için kullandığı Kuzey Koridoru’na ciddi bir rakip olabilir. Rusya-Ukrayna savaşı başladığından beri Kuzey Koridoru’nun kullanımı yüzde 50’ye varan oranlarda düştü. Kızıldeniz’deki sorunlar ve İsrail’deki çatışmalar ise Süveyş Kanalı’ndan geçen güney hattının güvenliğini sorgulatıyor. Türkiye, Kalkınma Yolu Projesi ile güney hattını Türkiye üzerinden Avrupa’ya çıkarmayı hedefleyen önemli bir girişimi de halihazırda detaylandırıyor.

Küresel ticaretin değişen paradigmasıyla birlikte Orta Koridor jeopolitik ve ekonomik olarak giderek daha önemli hale geliyor. Türkiye, Orta Koridor’u hayata geçirerek, özellikle Orta Asya’daki Türk devletleriyle ekonomik ve siyasi entegrasyonunu güçlendirebilir. Güvenlik ve verimlilik sorunları nedeniyle Orta Koridor’a olan ilgi artarken Asya ile Avrupa arasında stratejik bir köprü olan Türkiye’nin bu konudaki girişimleri dikkati çekiyor. Orta Koridor’un Kuşak ve Yol Girişimi ile yaratacağı sinerji ticaret yollarını yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Türkiye, Orta Koridor ile birlikte sadece transit bir ülke değil, aynı zamanda bölgesel ekonomik entegrasyonun önemli bir aktörü olarak da jeopolitik konumunu güçlendiriyor.
TÜRKİYE, SINIRLARI AŞIP HİNT OKYANUSU’NA UZANDI
Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü (ASPI), son imzalanan anlaşma çerçevesinde Türkiye ile Somali arasındaki ilişkiye ilişkin çarpıcı bir analiz yazısı kaleme aldı. “Türkiye’nin etkisi doğuya doğru artıyor. Bu hoş bir şey” başlıklı analiz yazısında, “Türkiye’nin Somali ile güçlendirilen ilişkileri, Ankara’nın muhtemelen Batı’nın yararına olacak şekilde Hint Okyanusu meselelerine daha fazla dahil olma ihtimalini artırıyor” ifadeleri kullanıldı.
ÇİN, TÜRKİYE’NİN DOĞUDAKİ ARTAN VARLIĞINDAN RAHATSIZ
Batı’nın Türkiye’nin doğusundaki bölgede artan varlığını memnuniyetle karşılaması gerektiğini dile getirilen yazıda, “Çin’in bu gelişmeyi hiçbir şekilde hoş karşılaması mümkün değil” denildi. Türkiye ile Somali arasında imzalanan son anlaşma “çığır açıcı” olarak nitelendirilirken anlaşmanın Somali ile Etiyopya arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde imzalanmasına dikkat çekildi.
TÜRK NÜFUZUNUN DOĞUYA DOĞRU GENİŞLEMESİ BATI’NIN YARARINA
Anlaşmanın içeriğine ilişkin bilgilerin yer aldığı analiz yazısında, “Bütün bunlar, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip ülke olan Türkiye’nin Hint Okyanusu’nun kuzeybatısında iyice yerleşmesine olanak sağlıyor. Bu arada, zorlu ilişkiler döneminin ardından Türkiye Batı’yla, özellikle de ABD’yle yeniden yakınlaşmaya başladı. Çin’in Orta Doğu ve Orta Asya’da artan nüfuzu bu hareketin arkasında yatan bir faktör olabilir. Türkiye’nin Batı’yla yeniden etkileşime girmesine örnek olarak İsveç’in NATO hedefini onaylaması, Yunanistan’la yakınlaşma, İngiltere ve diğer NATO ortaklarıyla savunma işbirliğinin artırılması ve ABD’li yetkililerle proaktif ilişkiler gösterilebilir. Dolayısıyla Türk nüfuzunun doğuya doğru genişlemesi, her açıdan bakıldığında Batı’nın yararına olacaktır” denildi.
TÜRKİYE, AFRİKA BOYNUZU’NUN ÖTESİNE GEÇTİ
Gelişmeler kapsamında Türkiye’nin kuzeybatı Hint Okyanusu ile sınırlı olmayacağını iler süren ASPI, “Son anlaşma Türk dış politikasındaki daha büyük değişimin bir parçası. Eskiden yakın yerlere (Orta Doğu, Güney Kafkasya ve Akdeniz) odaklanıyordu. Ancak bugünlerde çok daha iddialı bir şekilde Afrika Boynuzu ve ötesine uzanıyor” değerlendirmesinde bulundu.
2019’dan bu yana Türkiye’nin Japonya, Güney Kore, Güneydoğu Asya ülkeleri, Orta Asya’daki Türk devletleri ve Afrika Boynuzu’ndaki ülkelerle bağlarını güçlendirmeye çalıştığına vurgu yapılan yazıda, “Türkiye, Doğu Asya’daki Müslüman ülkeler ve gelişmiş ekonomilerle daha yakın ilişkiler kurmak amacıyla 2019 yılında Yeniden Asya Girişimi’ni açıklamıştı. Malezya, Bangladeş, Güney Kore ve Filipinler ile güvenlik ve savunma iş birliğini güçlendirdi. Zaten Afrika Boynuzu’nda bulunan Türkiye, Somali, Sudan ve Etiyopya ile askeri işbirliği yoluyla nüfuzunu önemli ölçüde artırdı. Somali’deki ekonomik varlığı 2010 yılından bu yana genişlemektedir. Dikkate değer başarılar arasında Mogadişu limanlarının 2014 yılında yeniden açılması ve Somali Ulusal Ordusunu desteklemek için bir askeri eğitim kampı kurulması yer almaktadır” ifadeleri kullanıldı.
TÜRKİYE, ÇİN’İN SAHİP OLMADIĞI AVANTAJLARI VAR
Türkiye’nin Afrika’da genel olarak Çin’le rekabet ettiği kaydedilen analiz yazısında, “Artık Türkiye ile Somali arasındaki anlaşma, Cibuti’nin ötesinde Afrika Boynuzu’nda nüfuz arayışında olan ancak bölgeye coğrafi ve kültürel uzaklığı nedeniyle engellenen Çin’i rahatsız ediyor olmalı. Türkiye’nin Uzakdoğu ve Güneydoğu Asya’daki ağırlığı Çin’e kıyasla çok daha az olacak. Ancak Ankara’nın Pekin’in bu bölgelerde sahip olmadığı avantajları var: Müslüman kimliği, Japonya ve Güney Kore ile daha sağlam ilişkiler, oradaki ülkelerle toprak anlaşmazlıklarının olmaması, Malezya ve diğerleriyle savunma bağları. Körfez, Afrika Boynuzu ve Orta Asya’yı da ekleyince Ankara’nın daha fazla manevra alanı ve oynayabileceği daha büyük bir rol var. Türkiye yeni ilişkiler geliştirirken elbette çıkarlarını gözetecektir. Ancak Batı, doğunun kendi nüfuzu dahilindeki hareketini tanımalı ve desteklemelidir ki bu kesinlikle Çin’in aleyhinedir.” denildi.
Kızıldeniz’de artan gerilim tüm dünyadaki ticari faaliyetlerin etkilenmesine ve ticaretteki dengelerin değişmesine neden oldu. Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sinin geçtiği Kızıldeniz üzerinden gerçekleşen lojistik faaliyetleri önemli ölçüde sekteye uğradı. Yaşanan durum lojistik sektörünün çeşitli çözüm yolları ve alternatif rotalar aramasına yol açtı.
Kızıldeniz’de yaşanan durumun ticari dengelerde değişmeye yol açarak Türk ihracatçısına rekabet avantajı sağlayabileceğinin altını çizen Globelink Ünimar İcra Komite Üyesi Ahmet Güçlü, “Kızıldeniz’de yaşanan güvenlik endişeleri lojistik sektöründe büyük bir dönüşüme yol açtı. Kızıldeniz, lojistik sektörü için oldukça önemli bir bölge çünkü Asya ile Akdeniz arasındaki en kısa denizyolu güzergahı Süveyş Kanalı’ndan geçiyor. Aynı bölgeler arasında trafiğin sağlanması için oluşturulacak alternatif güzergahta ise Ümit Burnu’nun dolaşılması gerekiyor. Ancak bu şekilde seferler en az 20 gün uzuyor. Tabii mesafenin artması sadece sefer sürelerinin uzamasına değil, aynı zamanda maliyetlerin yükselmesine ve tedarik zincirinin aksamasına da neden oluyor. Dolayısıyla Kızıldeniz’deki kriz özellikle Avrupa ülkelerinin Asya pazarından gerçekleştirdiği ithalatı daha zor ve pahalı hâle getiriyor. Mevcut durum ele alındığında ise bölgede Asya ülkelerine alternatif olarak Türkiye karşımıza çıkıyor. Türkiye’den Avrupa’ya gerçekleştirilen ihracatta Süveyş Kanalı kullanılmıyor. Yani hem teslimat süreleri hem de lojistik maliyeti açısından önemli bir rekabet avantajı elde ediliyor. Kızıldeniz’de artan bu gerilimin ne zaman son bulacağına ilişkin net bir tarih vermek zor ancak sorunlar bugün çözülmüş olsa dahi etkilerinin yıl sonuna kadar görülmeye devam edeceğini düşünüyorum.” dedi.
Türkiye’nin coğrafi konumu Türk ihracatçıların rekabet gücünü artırıyor
Kızıldeniz’deki süreç nedeniyle gemi ticaretinde yaşanan aksamaların Avrupa’ya yönelik tedarik süreçlerini olumsuz etkilediğini belirten Güçlü, Türkiye’nin coğrafi konumunun avantajlarını kullanarak Avrupa’ya daha fazla ihracat yapabileceğini belirtti ve ekledi. “Türkiye’nin coğrafi konumu, Avrupa’ya olan yakınlığı ve hızlı ulaşım imkânlarıyla Türk ihracatçısına Asya ile rekabet etme şansı sunuyor. Rota değişiklikleri ve taşıma süreçlerinde meydana gelen farklılıklar sektörü yakından etkiliyor. Bu doğrultuda Türkiye, coğrafi konumunun sağladığı avantajı kullanarak Avrupa’nın gerçekleştirdiği ithalatta daha sık tercih edilebilir.
Bu kapsamda zaten ülkemizin en çok ihracat gerçekleştirdiği bölgelerin başında Avrupa geliyor. Yani ihracatçımızın Avrupa’da hâli hazırda bir pazarı mevcut. Asya’daki üreticilerin yaşadığı maliyet artışı da ihracatçımız için pozitif bir etki yaratabilir. Bu noktada Globelink Ünimar olarak biz de her zaman olduğu gibi ihracatçımızın yanında yer alarak gerek bölgedeki ofislerimizle gerek pazar tecrübemizle ihracatçılarımıza tüm modlarda uçtan uca lojistik çözümleri sunarak elde ettikleri rekabet avantajını doğru bir biçimde değerlendirmeleri için destek oluyoruz.
Üretim hattının Avrupa’ya daha yakın bir noktaya taşınması sürecinde ülkemizin önemli bir konum olabileceğini düşünüyorum
Kızıldeniz krizinin lojistik açısından Türkiye’nin önemini artırdığını ve ihracatçı firmalarımız için önemli fırsatlar yarattığını söylemek mümkün. Pandemi sürecinde de sıklıkla tartışılan üretim hatlarının Asya’dan Avrupa’ya daha yakın coğrafyalara taşınması fikri ülkemiz için de oldukça avantajlı olabilecek gibi gözüküyor. Bölgede patlak veren krizler ve tedarik sürecinde yaşanan aksamalar sebebiyle ilerleyen dönemde üretimde Asya’daki yoğunluğu için alternatif üretim ağlarına geçişin değerlendirileceğini söyleyebiliriz. Böyle bir durumda doğru yatırım fırsatları yapıldığında üretim hattının Çin’den Avrupa’ya daha yakın bir noktaya taşınması sürecinde Türkiye’nin önemli bir merkez olabileceğini öngörüyorum. Şartlar ne olursa olsun, Türkiye stratejik konumuyla ve güçlü lojistik altyapısıyla uluslararası ticarette önemli bir rol oynamaya devam edecektir.” dedi.
]]>TBMM Başkanı Kurtulmuş, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de ‘Asya’da Sürdürülebilir Kalkınma için Bölgesel İşbirliğinin Teşvik Edilmesi’ temasıyla Azerbaycan Milli Meclisi’nin ev sahipliğinde düzenlenen Asya Parlamenter Asamblesi (APA) 14’üncü Genel Kurulu’nda konuştu. Kurtulmuş, toplantıda ortaya konulacak fikirlerin, yapılacak müzakerelerin Asya ülkeleri arasında dayanışma ve iş birliğini sağlayacak önemli sonuçlar doğurması temennisinde bulunarak, dünyanın zor bir dönemden geçtiğini, bu çerçevede tarihsel olarak Asya’da da önemli tarihi fırsat penceresinin açıldığını söyledi.
‘APA, ASYA’NIN YÜKSELİŞİNE KATKI SAĞLAYACAK’
Asya’nın yeniden yükselişe geçtiği bir dönemi yaşadığını kaydeden Kurtulmuş, “APA’nın, yükselişe geçen Asya’da yeni fırsatların yakalanması, güven ve istikrar içerisinde iş birliklerinin ve ortak çalışma zemininin temin edilmesi bakımından fevkalade değerli bir platform olduğunun altını çizmek isterim. Bu anlamda APA, aslında Asya’nın yükselişine katkı sağlayacak, Asya’da ortaya çıkabilecek iş birliği ve barış imkanları üzerinden, küresel barışı sağlamaya katkı sunacak fevkalade önemli, çok taraflı bir parlamenter asambledir. Bu çerçevede parlamenter diplomasinin bütün imkanlarından istifade ederek, bu hedefe ulaşmak; APA’nın ortak amaçlarından birisi olmalıdır” diye konuştu.
Türkiye’nin 2019’dan bu yana ‘yeniden Asya’ yaklaşımını sürdürdüğünü belirten Kurtulmuş, gelişmekte olan, büyük fırsatları ve riskleri aynı zamanda bünyesinde taşıyan Asya’yla ilişkilere önem verdiklerini vurguladı. Kurtulmuş, APA’nın 14’üncü Genel Kurulu’nda, ‘APA Dönem Başkanlığı’nı Azerbaycan’ın devralacağını anımsatarak, “Büyük bir vukufiyetle bu görevi yürütecek olan Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı değerli dostum Sahibe Gafarova Hanımefendinin aldığı bayrağı, çok daha yukarıya taşıyarak ülkelerimiz arasında, parlamentolarımız arasında ve parlamenterlerimiz arasında iş birliğini de artıracak çalışmaları gerçekleştireceğine eminim. Hep birlikte kendisine destek olarak, bu faaliyetlerin daha ileriye götürülmesi için yardımcı olacağız ve önümüzdeki dönemde Asya ülkelerinin iş birliği ve dayanışmasını en yüksek noktalara kadar çıkaracağız” dedi. Bu dönemde Asya’nın önemli birçok yerinde çatışma alanlarının bulunduğunu, bu çatışma alanları üzerinden hem bölgesel çatışmaların hem de küresel rekabetlerin ve düşmanlıkların fitilinin ateşlenmesinin müsait olduğunu söyleyen Kurtulmuş, “Bu çerçevede bizim üzerimize düşen şey, güven ve istikrar gibi iki kilit sözcük üzerinden dış politikamızı, uluslararası ilişkilerimizi inşa edebilmektir” diye konuştu.
‘TÜRKİYE HAYATİ BİR ROL OYNAMIŞTIR’
Kurtulmuş, Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyada yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı ile İsrail’in Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarına yönelik saldırılarına da dikkat çekti. Rusya-Ukrayna savaşının, sadece iki ülke arasında olmadığını, Rusya ile topyekun Batı arasında bir savaş olma niteliği taşıdığını belirten Kurtulmuş, şöyle konuştu: “Eğer Rusya ve Ukrayna krizi çözüme kavuşturulamazsa, bunun bir küresel çatışmanın da fitilini ateşleyeceği aşikardır. Türkiye olarak başından itibaren Rusya-Ukrayna krizinde hem Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü sonuna kadar savunduk hem de bir an evvel her iki tarafın kabul edebileceği adil ve kalıcı bir barışın temin edilmesi için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirdik, yerine getirmeye devam ediyoruz. Esir takasının gerçekleştirilmesi ve Karadeniz’de tahıl koridoruyla dünya gıda piyasalarında olağanüstü fiyat artışlarının önlenmesinde, Türkiye hayati bir rol oynamıştır. Bu çerçevede Rusya-Ukrayna savaşının en kısa sürede kalıcı ve adil bir barış yoluyla çözülmesi insanlığın hayrınadır.”
‘DÜNYA SİYASETİ İÇİN YENİ BİR DÖNEM BAŞLADI’
Kurtulmuş, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ise söylenildiği gibi 7 Ekim’de başlamadığını, 1948’den, 1967’den itibaren bu meselenin içten içe yandığı, büyütüldüğü bir sürecin yaşandığını söyledi. Filistinlilerin köylerinden, kentlerinden uzaklaştırılarak buralara işgalci Yahudilerin yerleştirildiğini, bir kısmının hayattan koparıldığını kaydeden Kurtulmuş, en son Gazze’de devam eden bu büyük insanlık suçunun maalesef insanlık tarihinin en ağır imtihanlarından birisi olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “APA başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşların bu insanlık dramına sessiz kalmamasını temenni ediyoruz” dedi.
Lahey’de Güney Afrika tarafından İsrail’e açılan davaya da işaret eden Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Lahey Uluslararası Adalet Divanı’nda başlayan mahkeme safahatıyla yeni bir dönem başlamıştır. Aslında açık söyleyeyim. Dünya siyaseti için de yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönemle birlikte dünyada hak, adalet, insaf ve vicdan arayışı içerisinde olan insanların artık yeni bir yol arayışı içerisinde olduğu aşikardır. Hükümetlerin bir kısmı, Gazze’de işlenen soykırıma varan büyük katliama sessiz kalsa da dünya halkları sessiz kalmamış; Washington’dan Londra’ya, Paris’ten Brüksel’e kadar birçok başkentte milyonlarca insan sokağa dökülmüştür. Artık insanlık, bu canavarın durdurulmasını, insanlık suçlarını bilerek, isteyerek işleyen bu mekanizmanın durdurulmasını talep etmektedir. Bunun için her türlü fırsatı ortaya koymak ve Gazze’de yaşanan bu büyük insanlık suçunu önlemek mecburiyetindeyiz.”
İSRAİL’İN REFAH’A SALDIRI PLANI
Birleşmiş Milletler’in mültecilere yardım kuruluşları başta olmak üzere birçok kuruluşun, Netanyahu çetesini destekleyen ülkeler ve güçler tarafından engellendiğini söyleyen Kurtulmuş, şu anda çok daha tehlikeli bir noktaya bu sürecin geldiğini belirtti. Kurtulmuş, şöyle dedi: “İsrail’in başbakanı şu anda Refah Kapısı’na sıkıştırılmış olan yaklaşık 1,5 milyona yakın Filistinlinin üzerine orada da bombalar atıyor ve dünyaya meydan okuyarak diyor ki, ‘Bunları oradan da silip atacağız.’ Böylece yeni bir insanlık suçunu işlemeye devam edeceğini, dünyanın gözünün içine baka baka ifade ediyor. Buna karşın insanlığın ortak vicdanı harekete geçmiştir ama sonuç almak için çok daha güçlü mücadele etmemiz lazımdır. Bu Uluslararası Adalet Divanı’ndaki ara kararla birlikte ortaya çıkan durum, yeni bir fırsattır. Ümit ederiz ki arkasından uluslararası savaş suçları mahkemesindeki yargılamanın başlaması ile insanlık bu ayıptan hiç olmazsa bir miktar kurtulabilecektir.”
YENİ BİR KÜRESEL BARIŞ MEKANİZMASI ÇAĞRISI
Yeni bir uluslararası yapının kurulması gerektiğini belirten Kurtulmuş, “Önümüzdeki dönemde hep beraber çalışarak inşa etmemiz gereken yeni bir alan; yeryüzünde adaleti, barışı, insanlığı, ülkelerin eşit egemenliğini, halkların arasında hiçbir ayrımcılık gözetmeksizin bütün insanlığı eşit gören yeni bir anlayışı inşa etmek zorundayız. Açıkçası, yeni bir Birleşmiş Milletler’e, yeni bir küresel barış mekanizmasına ve dünyayı yeniden insanların eşitliği prensibi içerisinde, barış çerçevesinde bir araya getirebilecek uluslararası bir anlayışa ihtiyacımız var” dedi.
APA DÖNEM BAŞKANLIĞINI DEVRETTİ
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşmasının ardından Türkiye’nin 2017’den bu yana üstlendiği APA Dönem Başkanlığı’nı Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’ya devretti. Programda, katılımcı ülkelerin meclis ve heyet başkanları, Asya Parlamenter Asamblesi Türk Grubu Başkanı AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Emin Önen, Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım, AK Parti Aydın Milletvekili Ömer Özmen, CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, CHP Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, MHP Samsun Milletvekili İlyas Topsakal, İYİ Parti Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Osman Cengiz Çandar ve Saadet Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Bilici, Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı da yer aldı. (
]]>Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, Kızıldeniz’de yaşanan sorunun Asya ile Kuzey Avrupa arasındaki ticaretin sürdürülebilirliği için Türkiye’nin de içinde bulunduğu Orta Koridor’u eskisinden daha da kritik bir konuma getirdiğini vurguladı.

“LİDER ROL ÜSTLENMELİYİZ”
Pandemi ve ardından Rusya-Ukrayna ile İsrail-Filistin savaşlarıyla birlikte bölgenin lojistik haritasındaki değişim sürecinin hızlandığını hatırlatan Aras, “Kızıldeniz kriziyle birlikte tüm bu gelişmeler, Türkiye olarak içinde bulunduğumuz bölgenin ticaret potansiyelini manipüle etmeyi amaçlayan uluslararası koridor savaşlarını da yeni boyutlara taşıyor” dedi.
Gelişmelerin Türkiye’ye yeni fırsatlar sunduğunun altını çizen Aras, “Orta Koridor’un sahip olduğu potansiyeli Avrupa-Asya ticareti başta olmak üzere, dünya ticaretine tamamıyla sunabilmesi için acilen hayata geçirilmesi gereken iyileştirme çalışmaları ve yatırımlarda, Türkiye olarak bölgedeki lojistik gücümüzle lider rol üstlenmeliyiz” diye konuştu.
Özellikle pandemi sonrası süreçte global tedarik zincirlerinde Çin’e olan aşırı bağımlılığı kırma amacıyla başlatılan dönüşüm çerçevesinde, Çin’in devre dışı bırakılacağı ve daha yakın ve “dost” ülkelerden tedariğe yönelik “Global Gateway” ve “Hindistan-Ortadoğu- Avrupa Koridor Projesi (IMEC)” gibi yeni tedarik zinciri stratejilerinin yeni ulaşım projelerini de getirdiğini ifade eden Aras, “Ancak IMEC şimdiden İsrail- Gazze savaşının gölgesinde ölü doğmuş bir proje olarak nitelendirilmeye başladı. Bölgemizde süregelen koridor savaşlarında Türkiye’den başlayarak Kafkasya’ya, buradan da Hazar Denizi üzerinden Türkmenistan ve Kazakistan’a ve Çin’e ulaşan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor (Orta Koridor) projesi, dünya lojistik gündemine 2000’li yılların başlarında girmeye başlayan Modern İpek Yolu kavramının etkin bir güzergahı olarak ciddi bir potansiyel ile öne çıkıyor” açıklamasını yaptı.

BATI EKONOMİLERİ İÇİN DE CAZİBE ALANI
Aras, Avrupa Birliği’ni 2019 yılında açıkladığı Orta Asya’ya açılım stratejisinin, batı dünyasının Rusya ve Çin ile giderek gerilen ilişkileri (Kuzey Koridorun kullanım dışı kalması) ve Rusya ve İran odağında AB-ABD’nin giderek kapsamı genişleyen yaptırımların, Orta Koridor’u Avrupa Birliği ve ABD başta olmak üzere batı ekonomilerinin cazibe alanı haline getirdiğini söyledi. Ancak Çin’in Kuşak ve Yol Projesinin ana damarlarından birinin de Orta Asya’dan geçtiğinin unutulmaması gerektiğine vurgu yapan Aras, “Türk Dünyasının “Turan Koridoru” konseptiyle bu koridora verdiği önem birleştiğinde, Orta Koridor’un sunduğu potansiyel fazlasıyla öne çıkıyor” dedi.
UND, KORİDORU GÜÇLENDİRMEYE ODAKLANDI
UND olarak, Orta Koridor’un Avrupa-Asya ticaretine daha etkin hizmet sağlayabilmesi ve transit maliyetlerinin düşürülmesi için hayata geçirilmesi gereken iyileştirmeler konusunda Türk Devletleri Teşkilatı, Avrupa İmar ve Yatırım Bankası (EBRD), OECD, Dünya Bankası, AmCham gibi kuruluşların çalışmalarına katkı sağladıklarını ifade eden Aras, şöyle devam etti: “Öte yandan, Avrupa Birliği’nin Küresel Geçit Projesi kapsamında 29-30 Ocak 2024 tarihlerinde Brüksel’de gerçekleştirilecek olan ‘Küresel Geçit – Avrupa ve Orta Asya Arasında Sürdürülebilir Taşımacılık Bağlantısı’ başlıklı Yatırımcılar Forumu’nun ana gündeminin de ‘Hazar Geçişli Ulaşım Koridoru’nun uzun vadede Avrupa’yı Orta Asya’ya 15 gün veya daha kısa sürede bağlayan çok modlu, modern, rekabetçi, sürdürülebilir, öngörülebilir, akıllı ve hızlı bir koridor haline getirilmesi olması da asla tesadüf olarak değerlendirilemez. Dolayısıyla, global lojistik açısından ülkemizin, Küresel Geçit projesi çerçevesinde Avrupa Birliği ile işbirliği olanaklarını en etkin biçimde değerlendirmesi, Orta Koridorun gelişiminde Avrupalı tedarik zinciri paydaşlarının ortak çıkarlarını vurgulayarak bu süreçte Orta Koridorun “Avrupa ayağında da” yukarıda bahsedilen iyileştirmelerin hızla hayata geçirilmesi için Türkiye olarak çalışmalarımızı yoğunlaştırmanın tam zamanı diyoruz.”