Uygulama yapan polislere biber gazı sıkıp ateş ettiler
Hazırlanan iddianamede, olay günü DHKP-C silahlı terör örgütü mensubu Emrah Yayla ve Pınar Birkoç’un, adliyenin D blok kapısına yaklaştıkları sırada görevli polis memurları tarafından uygulama yapıldığı, uygulama sırasında eylemci Birkoç’un görevli polis memurlarının yüzlerine 2-3 saniye kadar biber gazı sıktığı, bu sırada Birkoç’un arkasında bulunan Yayla’nın polis memuruna ateş ettiği, silahın ateş almaması üzerine yeniden ateş ettiği ve sağ ayağından yaraladığı anlatıldı.
1 vatandaşın ölümüne neden oldukları kaydedildi
Polislerden birinin adliye binası istikametine diğerinin C blok istikametine doğru koşmaya başlaması üzerine her iki eylemcinin de C blok istikametine doğru koşan polis memurunun arkasından polis memurlarını hedef alarak ateş ederek koşmaya başladıklarının belirtildiği iddianamede, bu sırada Dilfiraz Karataş isimli vatandaşın eylemcilerce açılan ateş sonucu olay yerinde yaralandığı, sonrasında kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, eylemcilerin ise C blok önündeki nöbet kulübesine doğru ateş ederek gelmesi üzerine kulübede bulunan polislerin karşılık vermesiyle etkisiz hale getirildikleri aktarıldı.
Örgütün ‘Merkez Komitesi’ deşifre oldu
Hazırlanan iddianamede, DHKP-C terör örgütünün ‘merkez komite’ olarak adlandırılan yapı tarafından yönetildiği, örgüt yönetiminin silahlı, bombalı ve benzeri bir eylem kararı alması sürecinde örgüt sorumlularının bu süreçte rol aldığı, şüpheliler Zerrin Sarı, Fehriye Erdal, Seher Demir ve Musa Aşoğlu’nun örgütün merkez ve genel komitesi içerisinde faaliyet yürüttükleri ve bu şüpheliler hakkında yakalama kararı çıkarıldığı kaydedildi. İddianamede, örgüt yöneticilerinin örgüt üyeleri arasında iş bölümü yapma, örgütün hedef ve amaçları doğrultusunda yapılacak eylem, gösteri yürüyüşü, propaganda faaliyetlerini yürütecek örgüt üyelerine talimat verme ve örgüt üyeleri arasında hiyerarşiyi belirleme pozisyonunda bulundukları kaydedildi.
Örgüt şemasının detayları ortaya çıktı
Örgütün şemasının da yer aldığı iddianamede, merkez komitesinde yer alan 4 şüphelinin yanı sıra, şüphelilerden Necmiye Birkoç’un örgütün sözde mahalli alan yapılanması sorumlusu, Ayten Öztürk’ün sözde Türkiye sorumlusu, Seda Şaraldı’nın sözde halkın hukuk bürosu yöneticisi, Seher Adıgüzel’in grup yorum sorumlusu, Meryem Özsöğüt’ün sözde sağlık kabini sorumlusu, Ulaş İnci’nin sözde gençlik sorumlusu olduğu da belirtildi.
Gözaltına alındıklarında örgütsel tavır sergiledikleri aktarıldı
Hazırlanan iddianamede, şüphelilerin gözaltına alınmalarıyla beraber örgütsel tavır sergiledikleri, örgüt mensuplarının gözaltında bulundukları süre içerisinde açlık grevine gitme, tüm aşamalarda direnme, imza atmama gibi uymaları gereken kuralların örgüt tarafından yazılı hale getirildiği kitapçıktaki kurallara harfiyen uydukları kaydedildi.
19 şüpheliye 15’er yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede, firari şüpheliler Zerrin Sarı, Seher Demir, Musa Aşoğlu, Fehriye Erdal ile şüpheliler Necmiye Birkoç, Nejla Birkoç, Ayten Öztürk, Diyar Ersoy, Elif Ersoy, Ercan Güneş, Gamze Eroğlu, Hakan İnci, Hasan Karapınar, Meryem Özsöğüt, Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Oktay Kelebek, Seda Şaraldı, Seher Adıgüzel ve Ulaş İnci’nin ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan ayrı ayrı 7’şer yıl 6’şar aydan 15’er yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
Öte yandan öldürülen teröristler Emrah Yayla ile Pınar Birkoç hakkında ‘anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme’, ‘kasten öldürme’, ‘kamu malına zarar verme’, ‘tasarlayarak öldürme’ ve ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği öğrenildi. Şüphelilerin yargılanmasına 31 Ekim tarihinde İstanbul 26.Ağır Ceza Mahkemesi’nce başlanacak.
Davada Eyüp Yıldızoğlu, Murtaza Caner Şirin ve Faruk Şahin eylemi haksız tahrik altında işledikleri gerekçesiyle 18’er yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanık Osman Sonar ise delil yetersizliğinden beraat etti.
Adana Seyhan’a bağlı Tepebağ Mahallesi’ndeki bir bara arkadaşları ile 15 Aralık 2022’de eğlenmeye giden Osman Sonar (48) iddiaya göre, arka masada oturan İsmail Ceylan ile selamlaştı, taraflar birbirlerine ikramda bulundu.
Daha sonra Osman Sonar, İsmail Ceylan’ı masasına davet etti. Ancak Ceylan, teklifi kabul etmedi. Kısa süre sonra Osman Sonar’ın masasındaki Faruk Şahin (30), önünden geçen İsmail Ceylan’ı garson sanıp, “Garson, bakar mısın?” dedi.
Bu söz üzerine çıkan kavgada, Eyüp Yıldızoğlu (23) ve Murtaza Caner Şirin (21), tabancayla İsmail Ceylan’a ateş etti. Vücuduna 7 mermi isabet eden Ceylan, hastanede yaşamını yitirdi. Eyüp Yıldızoğlu, Murtaza Caner Şirin ve Faruk Şahin tutuklandı, Osman Sonar adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Cumhuriyet Savcısı, İsmail Ceylan’ın öldürülmesi ile ilgili soruşturmayı tamamlayarak sanıklar Yıldızoğlu, Şirin, Şahin ve Sonar hakkında ‘Kasten öldürme’ suçundan iddianame hazırladı.
SAVCIDAN 3 CEZA, 1 BERAAT TALEBİ
Adana 6’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan sanıklar Eyüp Yıldızoğlu ve Murtaza Caner Şirin karar duruşmasına bulundukları cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile katıldı. Yargılama sırasında adli kontrol şartıyla tahliye edilen Faruk Şahin ile tutuksuz sanık Osman Sonar, duruşmaya gelmedi. Tarafların avukatlarının da hazır bulunduğu duruşmada savcı, esas hakkındaki mütalaasını verdi. Savcı, sanıklar Yıldızoğlu, Şirin ve Şahin’in ‘Fikir ve eylem birliği içinde kasten öldürme’ suçundan cezalandırılmalarını, sanık Sonar’ın delil yetersizliğinden beraatine karar verilmesini istedi.
“İKİMİZDEN BAŞKA OLAYDA SİLAH KULLANAN OLMADI”
Son savunmaları sorulan sanıklardan Eyüp Yıldızoğlu, “Dışarıda bir süre sigara içtikten sonra içeri girdiğimizde İsmail Ceylan, ‘Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?’ diyerek küfrediyordu. Faruk Şahin yakasından tutup, ‘Küfretmeni gerektirecek bir şey yok’ dedi. Bir anda silah sesi duydum. Arkadaşın belindeki silahı aldım; havaya doğru 2 el ateş edecektim. Sekip başkasına gelir diye korkup yere doğru 2 el ateş ettim. Murtaza ise yakın mesafeden maktule 4-5 kere ateş etti. İkimizden başka olayda silah kullanan olmadı” dedi.
“TANIMIYORDUM, KÜFREDİNCE ATEŞ ETTİM”
Sanık Murtaza Caner Şirin ise İsmail Ceylan’ın küfredip, elini beline götürdüğünü iddia ederek kendisini şöyle savundu:
“Ben de onu durdurmak için 1 el yere ateş ettim. Aramızda çekişme oldu, silahı elimden almaya çalıştı. Ben de hedef gözetmeden yere doğru ateş etmeye devam ettim. Kesinlikle öldürme kastım yoktu. Keşke bu olay yaşanmasaydı. Maktulü tanımıyordum, küfredince ateş ettim. Öldürmemi gerektirecek herhangi bir husumetim yoktu.”
“GARSON OLMADIĞINI ÖĞRENİNCE ÖZÜR DİLEDİM”
Sanık Faruk Şahin de daha önceki duruşmalarda yaptığı savunmasında, “Eğlenirken maktul önümden geçti. Giyimi nedeniyle garson olduğunu düşündüm. ‘Garson bakar mısın?’ dedim. O da ‘Sen kimsin lan, kaç kuruşluk adamsın, garsona benzer bir halim mi var?’dedi. Garson olmadığını öğrenince özür diledim. Bana küfretti, arkadaşlar maktulü sakinleştirip, masasına götürmeye çalıştı. Maktul aldığı alkolün etkisiyle yere düşer gibi sendeledi. Sonra 4-5 el silah sesi duydum” demişti. Sanık Osman Sonar ise daha önce vermiş olduğu savunmasında öldürme olayı ile ilgisinin olmadığını söylemişti.
“İYİ HAL” İNDİRİMİ UYGULANMADI
Mahkeme heyeti, sanıklar Eyüp Yıldızoğlu, Murtaza Caner Şirin ve Faruk Şahin’i ‘Fikir ve eylem birliği içinde kasten öldürme’ suçundan önce müebbet hapse mahkum etti. Daha sonra heyet, sanıkların cezasını, eylemlerini haksız tahrik altında gerçekleştirdikleri gerekçesiyle 18’er yıl hapis cezasına indirdi.
Sanıklara, suça meyilli kişilikleri, yargılama sürecindeki davranışları göz önünde bulundurularak ‘iyi hal’ indirimi uygulanmadı. Heyet ayrıca sanıklardan Yıldızoğlu ve Şirin’i ‘Ruhsatsız silah bulundurmak’ suçundan 1 yıl hapis ve 30 gün adli para cezasına mahkum etti. Tutuksuz sanık Osman Sonar ise delil yetersizliğinden beraat etti.
FETÖ’cü teröristlerin 15 Temmuz 2016’daki alçak kalkışmasının üzerinden 8 yıl geçti. Askeriye ve emniyet öncelikli olarak birçok kuruma sızarak gerçek hedeflerini 15 Temmuz 2016’da açığa çıkaran, 251 kişiyi şehit eden ve 2 bin 700’ü aşkın vatandaşımızı ise yaralayarak gazi olmasına neden olan alçaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın televizyon programından yaptığı çağrı sonucu halkın demokrasiye sahip çıkmasıyla başarısız oldu.
Alçak girişimin yıl dönümünde 15 Temmuz‘un kahramanları yaşadığı korkunç geceyi tekrar hatırladı. O gecenin kahramanlarından biri olan FETÖ‘nün darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığı önünde yaralanan 15 Temmuz gazisi Ahmet Kansız, yaşadıklarını Haber7‘ye anlattı.

12 EYLÜL’Ü 28 ŞUBAT’I İLİKLERİMİZE KADAR YAŞAYAN BİR NESİLİZ
Başkent Ankara‘da bürokratlık yaptığını söyleyen ve 15 Temmuz 2016 günü bürokrat bir arkadaşıyla çay içerken köprüde yaşanan askeri hareketlilikten haber aldığını belirten Kansız, dönemin Gölbaşı Kaymakamı’nın kendisinin arkadaşı olduğunu ve askeri bir sıkıntı olduğunu öğrenmesinin ardından oğluyla birlikte kaymakamın makamına gittiğini söyledi.
Yaşı itibariyle 12 Eylül ve 28 Şubat‘ı iliklerine kadar yaşayan bir nesil olduklarını belirten Kansız, “Gölbaşı’ndan Ankara’ya doğru yola çıkmaya karar verdik. Yolda bir arkadaşımızı gördüm, onu da alıp üç kişi Ankara’ya doğru AK Parti Genel Merkezi’ne ne olup bittiğini anlamaya veya anlamlandırmaya, olayın boyutlarını anlamaya çalışıp ona göre yapılabilecek bir şey varsa yapmamız gerekir diye düşündüm. AK Parti Genel Merkezi’nde orada şu söylendi. Yolda Sayın Başbakan’ın, beyanını radyodan işittim. Dolayısıyla cumhurbaşkanlığında Jandarma Genel Komutanlığı var şu anda oraya geldik.” dedi.
Jandarma Genel Komutanlığı’nın önünde zırhlı araç gördüğünü söyleyen Kansız, sonradan ismini öğrendiği Ertuğrul Terzi isimli komutanın orada talimatlar yağdırdığını ifade etti. Orada bir vatandaşın darbecilere yönelik ‘Bu işten vazgeçin’ uyarısı yapması üzerine darbeci komutan Terzi’den “defolun gidin yoksa ateş ettireceğim” cevabını aldıklarını söyledi.
TÜRK BAYRAĞI TAŞIYAN TERÖRİST OLMAZ
12 Eylül darbesinde bile Türk askerinin Türk halkına ateş etmediğini belirterek hiçbir zaman askerlerin ateş açacağını düşünmediğinin vurgulayan Kansız sözlerini şu şekilde devam ettirdi;
Dolayısıyla Türk askerinin geleneğinde böyle bir şey yok. Zulüm etmiştir, vahşet etmiştir ama daha farklı yöntemlerle direkt karşı karşıya çatışma veya müsademe denilebilecek ateş etme tarzı bir şey olmadığı için ben kendi ruhsatlı silahımı bile almadım. Farklı bir düşünceydim. Sadece düşündüğüm şey şu: Dedim ki herhalde ya diyelim ki bu askeri kalkışmaysa, yani bizi döverler, sokarlar, gazı sıkarlar, yerlerde süründürürler. Belki içeriye atarlar ama yani ateş ederler, silah kullanırlar diye düşünmedim hiç. Dolayısıyla, ama yanımdaki gençlerden birisi yere düşünce şaşırdık biz. Sonradan anlıyoruz ki o gençlerden bir tanesi jandarma genel komutanlığının tepesindeki sniperlar tarafından vurulmuş. Bunun üzerine diğer genç, sırtında Türk bayrağı olan genç, “Bayrağım, biz terörist değiliz, biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız” dercesine döndü. Ben bunu daha sonra mahkeme safahatindeki sanıklardan biri olan Erkan Ökmen’e, Jandarma Genel Komutanlığı özel kalem müdürü albayına dedim ki: “Öyle bir şey oldu. Türk bayrağı taşıyan gencin yanındaki vurulunca o da tehdit olmadığını göstermek adına Türk bayrağını gösteriyordu.” Bana şunu söyledi: “Biz sizin terörist olmadığınızı nasıl bilelim?” Dedim ki: “Bu kadar alçalmayın. Türk bayrağı taşıyan terörist olmaz. Bu sivil vatandaş olduğunu bilmelisiniz. Üstelik siz jandarma personelisiniz. Bizim hayatımızı korumakla görevli olan personel bizim hayatımıza kastediyorsa, orada problem var.”
BUNLAR BİZİM ASKER DEĞİL Mİ? BİZE NİYE ATEŞ ETTİLER?
Gece saatlerinde ise ışıksız bir helikopter tarafından kendilerine ateş açıldığını söyleyen 15 Temmuz gazisi, “O can pazarında bir kısım insanlar hayatlarını kaybetti. O esnada yanımda olanlardan yaşça benden birkaç yaş büyük olan Akif Kapaklı Bey, bağırsaklarına mermi isabet etmişti. Oğlu da yanımızdaydı. Oğlu şok geçiriyordu, Ömer Faruk Kapaklı ismiyle. “Abi, bunlar bizim asker değil mi? Bize niye ateş ettiler?” diyordu. Bağırarak Allah vermesin öyle bir hengame, kafa karışıklığı, kaos, şok, çok kötü bir tablo.” ifadelerini kullandı.
VURULDUĞUMU HASTANEDE FARK ETTİLER
Yaralananları aracıyla hastaneye götürdüğünü belirten Kansız, kendisinin vurulduğunu ilk anda anlamadığını hastanedekilerin uyarısı üzerine fark ettiğini söyledi. Kansız o anları şöyle anlattı;
Ameliyata aldılar Akif abiyi. Gece 04.00 veya 05.00 doğru şehit olduğu haberini aldık. O esnada sırtımdan kan aktığını gördüler. Ben şok içinde farkında değilim. Helikopterden şarapneller vücudumda kalmış. Röntgenlerde bir de mermi yediğim söylendi. Kan akınca omzumdan ve belimden, biz orada Akif abiyi bırakıp tekrar geriye dönmek istiyoruz. Çünkü orada can pazarı yaşandı. İnsanlar arabayla hastaneye intikal ediyor ve müdahale edilmesi gerekiyor. Fakat beni bırakmadılar. Dediler ki: “Siz de yaralısınız. Sizi bırakamayız.” Dedim: “Bende bir şey yok.” Ama yok dediler. “Sen ön tarafı görmüyorsun, arka taraftan kan akıyor.” Hastanede kalmam gerektiğini ama daha ağır yaralılardan müdahale sonucu bana fırsat geleceğini söyleyince kalmak zorunda kaldım.
Gaziliğin kendisi için bir gurur kaynağı olduğunu söyleyen 15 Temmuz gazisi, darbecilerin gerekli cezaları almadıklarını düşündüğünü belirterek bu alçakların ‘idam’ cezasıyla cezalandırılmaları gerektiğinin altını çizdi.
MHP’NİN TALEBİNE RET
Cinayete ilişkin ilk duruşma Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülüyor.
Duruşmanın başında MHP avukatları davaya katılma talebinde bulundu.
Savcı, MHP’nin suçtan zarar görmediğini beyan ederek, katılma talebinin reddini istedi.
MAHKEME BAŞKANINDAN TARAFLARA UYARI
Özgür Özel, duruşma salonunda, Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte oturdu. Duruşma öncesi, sanıklardan Doğukan Çep, müşteki sıralarında oturanlara yönelik sözleri nedeniyle kolluk personeli tarafından duruşma salonundan çıkarıldı.
Duruşmanın başında mahkeme başkanı, taraflara, “Herhangi bir sataşma, laf atma olmasın. Gerek sanıklar gerek müşteki tarafından. Bunlara gerek yok. Bırakın işimizi yapalım. Tahrik etmeye çalışanlar olabilir. Meseli şahsileştirmeyin. Aşağıda bir sanığımız varmış. salona gelmeden önce bazı sözleri olmuş, olabilir. Sabırlı olacaksınız, sakin olacaksınız, tahriklere kapılmayın.” uyarısında bulundu.

TETİKÇİ ERAY ÖZYAĞCİ’NİN İFADESİ
“ADI GEÇEN SİYASİLERİ BİLMİYORUM”
Duruşmada ilk savunması alınan tutuklu sanık tetikçi Eray Özyağci, dosyanın sanıklarından Doğukan Çep’in, kendisine, “Sinan Ateş bir dava dosyası için bana söz verdi. Benden para istedi, gönderdim ama sözünü tutmadı.” dediğini öne sürdü.
Çep’in, dolandırıldığı için öfkelendiğini söylediğini iddia eden Özyağci, “Ona, ‘Abi, sen beni biliyorsun. Sen ayarla ben ayaklarından vururum’ dedim. Daha sonra Suat Kurt’u aradım. Ona ‘Ankara’da bir hasmım var ayaklarından vuracağım yardım eder misin?’ dedim. O da kabul etti.” ifadesini kullandı.
TETİKÇİ: ‘REİSİ VURDUK’ DİYE BİR SES DUYDUM
Ankara’ya gitmesinin ardından cinayet anında motosikleti kullanan sanık Vedat Balkaya’yla buluştuğunu söyleyen Özyağci, olay gününü şu sözlerle anlattı:
“Vedat’a, Doğukan abinin alacak meselesi için biriyle görüşeceğimi, silah sesi duyması halinde korkmayıp beklemesini söyledim. Sonra kafeye oturup Doğukan abimden haber bekledim. Beni arayıp ‘Sinan Ateş’in yanında iki kişi var. Ayaklarından vur uzaklaş, diğerleriyle uğraşma’ dedi. Yukarıdan aşağıya üç kişinin geldiğini gördüm. Sinan Ateş’in ayaklarına sağlı, sollu ateş ettim ve sonra kaçmaya başladım. Bir kişi, hedef gözetmeksizin ateş etmeye başladı. Ben de onlara ateş ettim. Daha sonra ‘reisi vurduk, reisi vurduk’ diye bir ses duydum.”
Özyağci, kendisini bekleyen motosiklete binerek, Çep’in daha önce kendisine gönderdiği Gölbaşı’ndaki konuma gittiklerini kaydetti.
Araçta daha önceden tanıdığı “Mustafa Kemal” isimli kişinin olduğunu söyleyen Özyağci, araca binmesinin ardından Çep’i aradığını belirterek, “Ona, ‘Abi ben ayaklarına doğru sıktım ama ‘reisi vurduk’ diye bağırdılar. Bunda başka bir iş olmasın’ dedim. Bana, ‘Mustafa Kemal’le Gölbaşı’ndaki yere gidin, kafanıza göre iş yapmayın’ dedi. Kimin olduğunu bilmediğim bir eve gittik. Doğukan abi, 1 saat sonra yine aradı ve ‘Sinan Ateş ölmüş. Sana sadece ayaklarına sık demedim mi? dedi. Ben de adamı öldürmediğimi, ayaklarına sıktığımı söyledim. Bana kızıp telefonu kapattı. Akşam bir daha aradı ve ‘Vedat yakalandı İstanbul’a gitmeyin. Birkaç gün misafir kalın’ dedi. 4 güne yakın Gölbaşı’ndaki evde kaldık.” savunmasını yaptı.
BOTLA YUNANİSTAN’A KAÇTI
Sanık Eray Özyağci, cinayetten 4 gün sonra Mustafa Kemal ismindeki arkadaşının yardımıyla araç bagajında İzmir’e götürüldüğünü anlattı.
Bir villada yaklaşık 1 ay saklandığını anlatan Özyağci, şunları söyledi:
“Mustafa Kemal, ‘botu ayarladım, seni Edirne’den yurt dışına çıkaracağız’ dedi. Sonra beni bagaja soktular ve Edirne’ye bu şekilde gittim. Bagajdan indirdiklerinde ‘biz yoldayken deprem oldu, o yüzden yol boştu’ dedi. Beni bekleyen kişilerle botla nehre indim. Orada, bizim askerlerimiz ateş etti. Herkes panik oldu ben de direk suya atladım. Yüzerek Yunanistan’a çıktım. Birkaç saat yürümemin ardından Yunanistan askerleri yakaladı. Türk olduğumu, terörist olmadığımı söyledim. Beni kelepçeleyip dövmeye başladılar. Sonra beni botla sınır hattımıza attılar. Orada teslim oldum.”
Daha sonra Ankara Emniyetine teslim edildiğini, emniyet sorgusunun ardından savcılığa sevk edildiğini belirten Özyağci, şu iddialarda bulundu:
“Orada üç savcıya ifade verdim. Savcı Durmuş Ali Kaya, ‘Bize hikaye anlatma. Bu işin siyasi olduğunu düşünüyoruz. Devlet Bey’den talimat aldıysan bizi uğraştırma. MHP’den iki, üç yöneticinin ismini ver seni kurtaralım. Seni içeride de dışarıda da koruyacağız. Sana insan ve araç fotoğrafları göstereceğiz. Bunları onayla yeter’ dedi. Ben bunları duyunca şok oldum. ‘Böyle iftiralara alet olmam. Beni neden böyle bir şeye alet etmeye çalışıyorsunuz? dedim. Ondan sonra iyice öfkelendi. Yanıma geldi ve fotoğraflar göstermeye başladı. Tanımadığımı söyledim. Sonra araçlar gösterdi. ‘Bunlara binmedim’ dedim. Bana, ‘Öldürülmekten korkmuyor musun?’ dedi. Ben de ‘Ölüm kalım triplerim olsa bu işi yapmazdım’ dedim. ‘Ben bu dosyanın kalemşoruyum. Her türlü müdahaleyi yapacağım. Seçimden sonra herkes görecek’ dedi. Bana gösterilen fotoğraflar ve araçları sonradan medyadan gördüm.”
ÇAPRAZ SORGU
Sanık Eray Özyağci’nin savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi.
Özyağci, İstanbul’dan ayrılmadan önce sanık Çep’in wi-fi cihazı verip vermediği sorusu üzerine, “Hatırlamıyorum.” dedi.
Olay gününden önce Ateş’in ofisinin olduğu bölgeye gittiği hatırlatılarak, adresi kimden aldığı sorulan Özyağci, “Abim bana ne diyorsa onu yaptım.” ifadesini kullandı. Sanık Özyağci, olayda kullanılan silahı nereden temin ettiğine ilişkin soruya, “Benim yıllardır tabancam var zaten, parasını verip temin etmiştim.” cevabını verdi.
MOTOSİKLETİ KULLANAN VEDAT BALKAYA’NIN İFADESİ
Özyağcı’nın ardından motosikleti kullanan Vedat Balkaya’nın savunmasına geçildi.
“Bana, ‘Silah sesi duyarsan korkma’ dedi”
Duruşmada savunma yapan ikinci sanık, cinayette kullanılan motosikleti süren kişi olan Vedat Balkaya oldu.
Olay tarihinden bir süre önce cezaevinden çıktığını, iş bulma konusunda zorluk çektiğini anlatan Balkaya, sanıklardan Doğukan Çep’in “uyuşturucudan uzak durması” şartıyla motor alabileceğini söylediğini, kendisine verdiği sözü tuttuğunu belirtti.
Çep’in kendisine bir miktar para ve 2-3 tane de motosiklet ilanı attığını ifade eden Balkaya, bir süre sonra motoru aldığını, motoru aldıktan bir gün sonra sanık Çep’in kendisini aradığını anlattı. Sanık Balkaya, “Ataşehir’de buluştuk. ‘Ankara’da birinden alacağım var, Eray’ı Ankara’ya götürecek araba var ama getirecek kişi yok.’ dedi. Bunun üzerine yardım amaçlı sabah 6 suları Ankara’ya vardım.” sözlerini sarf etti.
Sanık Vedat Balkaya, olay gününe ilişkin şunları anlattı:
“Ayın 30’unda öğlen 12.30 sularında Eray beni uyandırdı. ‘Alacağımız olan kişi gelmiş, almaya gidiyoruz acele et’ dedi. Eray arkama bindi, beni yönlendirdi, Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi üzerinde indirdim. Bana, ‘Silah sesi duyarsan korkma.’ dedi. Bunun üzerine Doğukan’ı aradım, bir sıkıntı olup olmadığını sordum. Bir süre orada bekledim, sonra Eray bir hışımla geldi. Eray’ın yönlendirmesiyle yaklaşık yarım saat gittikten sonra bir petrol ofisine gittik. Eray iner inmez kaskı fırlattı. ‘Benimle İstanbul’a gelmeyecek misin?’ dedim. ‘Gelmeme gerek kalmadı, sen devam et, İstanbul’da görüşürüz.’ dedi. Kendisini bekleyen arabaya bindi ve gitti.”
‘BİRİNİN ÖLDÜRÜLECEĞİNİ BİLMİYORDUM’
Sanık Balkaya, olay tarihinden önce Ateş’i tanımadığını, öldürülmesinden de haberdar olmadığını ileri sürdü.
Balkaya, “Bana alacak verecek meselesi dediler. Vurulma olayı deselerdi cezaevinden yeni çıkmış biri olarak asla yardım etmezdim. Doğukan’ı aradım, Eray tedirgindi, bir şey olduysa bana söyleyin dedim. Ben bu olayın aslını Kocaeli Emniyet Müdürlüğünde öğrendim. Eray’ın birini vurduğunu orada öğrendim. Beni buraya kandırarak getirdiler. Ben Sinan Ateş’i tanımıyorum, sosyal statüsünü bilmiyorum. Burada birinin vurulacağını, öldürüleceğini bilmiyordum.” savunmasını yaptı.
Sanık Balkaya, suçsuz olduğunu iddia ederek, tahliye ve beraat talebinde bulundu.
AYŞE ATEŞ: AYRILAN DOSYADAKİ 17 ŞÜPHELİ DOSYAYA EKLENMELİ
Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ise duruşma öncesinde gazetecilere açıklamalarda bulundu.
“Bizim buradan beklentimiz ve isteğimiz, ayrılan dosyadaki 17 kişi hakkında gerekli işlemlerin hızlı bir şekilde yapılması ve dosyamıza eklenmesidir.” diyen Ayşe Ateş, “İddianamedeki boşlukların tamamlanarak yeni ve doğru bir iddianamenin yazılması ve yargılamanın hızlı bir şekilde yapılmasıdır. Hedefimize sadece suçlular var, sadece suçluların adil bir şekilde yargılanmasından başka hiçbir talebimiz bulunmamaktadır.” ifadelerini kullandı.

Ateş, tehditler üzerine yaklaşık bir buçuk aydır koruma talebinde bulunduğunu ve yoğun güvenlik altında yaşadığını dile getirdi.
SİYASİLER DE TAKİP EDİYOR
Sanıklar ve müştekilerin hazır bulunduğu duruşmayı bazı siyasiler de takip ediyor.
Duruşma salonunda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da izleyici olarak yer aldı. Duruşmayı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve bazı il baro başkanları da izliyor.
NE OLMUŞTU?
Akademisyen ve Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş, 30 Aralık 2022’de Ankara’da uğradığı silahlı saldırı sonrasında yaşamını yitirmişti.
Aralarında tetikçi ve azmettiricilerin de olduğu iddia edilen isimler hakkında soruşturma başlatılmış, dönemin Ankara Emniyeti Cinayet Büro Amiri de bu isimlerle birlikte tutuklanmıştı.
Mahkeme tarafından kabul edilen iddianamede, tetikçi Eray Özyağci’nın de aralarında bulunduğu 5 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.
Diğer Şüpheliler için istenen hapis cezası ise 15 yıldan 20 yıla kadar değişiyor.
]]>MHP’NİN TALEBİNE RET
Cinayete ilişkin ilk duruşma Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülüyor.
Duruşmanın başında MHP avukatları davaya katılma talebinde bulundu.
Savcı, MHP’nin suçtan zarar görmediğini beyan ederek, katılma talebinin reddini istedi.
MAHKEME BAŞKANINDAN TARAFLARA UYARI
Özgür Özel, duruşma salonunda, Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte oturdu. Duruşma öncesi, sanıklardan Doğukan Çep, müşteki sıralarında oturanlara yönelik sözleri nedeniyle kolluk personeli tarafından duruşma salonundan çıkarıldı.
Duruşmanın başında mahkeme başkanı, taraflara, “Herhangi bir sataşma, laf atma olmasın. Gerek sanıklar gerek müşteki tarafından. Bunlara gerek yok. Bırakın işimizi yapalım. Tahrik etmeye çalışanlar olabilir. Meseli şahsileştirmeyin. Aşağıda bir sanığımız varmış. salona gelmeden önce bazı sözleri olmuş, olabilir. Sabırlı olacaksınız, sakin olacaksınız, tahriklere kapılmayın.” uyarısında bulundu.

TETİKÇİ ERAY ÖZYAĞCİ’NİN İFADESİ
“ADI GEÇEN SİYASİLERİ BİLMİYORUM”
Duruşmada ilk savunması alınan tutuklu sanık tetikçi Eray Özyağci, dosyanın sanıklarından Doğukan Çep’in, kendisine, “Sinan Ateş bir dava dosyası için bana söz verdi. Benden para istedi, gönderdim ama sözünü tutmadı.” dediğini öne sürdü.
Çep’in, dolandırıldığı için öfkelendiğini söylediğini iddia eden Özyağci, “Ona, ‘Abi, sen beni biliyorsun. Sen ayarla ben ayaklarından vururum’ dedim. Daha sonra Suat Kurt’u aradım. Ona ‘Ankara’da bir hasmım var ayaklarından vuracağım yardım eder misin?’ dedim. O da kabul etti.” ifadesini kullandı.
Ankara’ya gitmesinin ardından cinayet anında motosikleti kullanan sanık Vedat Balkaya’yla buluştuğunu söyleyen Özyağci, olay gününü şu sözlerle anlattı:
“Vedat’a, Doğukan abinin alacak meselesi için biriyle görüşeceğimi, silah sesi duyması halinde korkmayıp beklemesini söyledim. Sonra kafeye oturup Doğukan abimden haber bekledim. Beni arayıp ‘Sinan Ateş’in yanında iki kişi var. Ayaklarından vur uzaklaş, diğerleriyle uğraşma’ dedi. Yukarıdan aşağıya üç kişinin geldiğini gördüm. Sinan Ateş’in ayaklarına sağlı, sollu ateş ettim ve sonra kaçmaya başladım. Bir kişi, hedef gözetmeksizin ateş etmeye başladı. Ben de onlara ateş ettim. Daha sonra ‘reisi vurduk, reisi vurduk’ diye bir ses duydum.”
Özyağci, kendisini bekleyen motosiklete binerek, Çep’in daha önce kendisine gönderdiği Gölbaşı’ndaki konuma gittiklerini kaydetti.
Araçta daha önceden tanıdığı “Mustafa Kemal” isimli kişinin olduğunu söyleyen Özyağci, araca binmesinin ardından Çep’i aradığını belirterek, “Ona, ‘Abi ben ayaklarına doğru sıktım ama ‘reisi vurduk’ diye bağırdılar. Bunda başka bir iş olmasın’ dedim. Bana, ‘Mustafa Kemal’le Gölbaşı’ndaki yere gidin, kafanıza göre iş yapmayın’ dedi. Kimin olduğunu bilmediğim bir eve gittik. Doğukan abi, 1 saat sonra yine aradı ve ‘Sinan Ateş ölmüş. Sana sadece ayaklarına sık demedim mi? dedi. Ben de adamı öldürmediğimi, ayaklarına sıktığımı söyledim. Bana kızıp telefonu kapattı. Akşam bir daha aradı ve ‘Vedat yakalandı İstanbul’a gitmeyin. Birkaç gün misafir kalın’ dedi. 4 güne yakın Gölbaşı’ndaki evde kaldık.” savunmasını yaptı.
BOTLA YUNANİSTAN’A KAÇTI
Sanık Eray Özyağci, cinayetten 4 gün sonra Mustafa Kemal ismindeki arkadaşının yardımıyla araç bagajında İzmir’e götürüldüğünü anlattı.
Bir villada yaklaşık 1 ay saklandığını anlatan Özyağci, şunları söyledi:
“Mustafa Kemal, ‘botu ayarladım, seni Edirne’den yurt dışına çıkaracağız’ dedi. Sonra beni bagaja soktular ve Edirne’ye bu şekilde gittim. Bagajdan indirdiklerinde ‘biz yoldayken deprem oldu, o yüzden yol boştu’ dedi. Beni bekleyen kişilerle botla nehre indim. Orada, bizim askerlerimiz ateş etti. Herkes panik oldu ben de direk suya atladım. Yüzerek Yunanistan’a çıktım. Birkaç saat yürümemin ardından Yunanistan askerleri yakaladı. Türk olduğumu, terörist olmadığımı söyledim. Beni kelepçeleyip dövmeye başladılar. Sonra beni botla sınır hattımıza attılar. Orada teslim oldum.”
Daha sonra Ankara Emniyetine teslim edildiğini, emniyet sorgusunun ardından savcılığa sevk edildiğini belirten Özyağci, şu iddialarda bulundu:
“Orada üç savcıya ifade verdim. Savcı Durmuş Ali Kaya, ‘Bize hikaye anlatma. Bu işin siyasi olduğunu düşünüyoruz. Devlet Bey’den talimat aldıysan bizi uğraştırma. MHP’den iki, üç yöneticinin ismini ver seni kurtaralım. Seni içeride de dışarıda da koruyacağız. Sana insan ve araç fotoğrafları göstereceğiz. Bunları onayla yeter’ dedi. Ben bunları duyunca şok oldum. ‘Böyle iftiralara alet olmam. Beni neden böyle bir şeye alet etmeye çalışıyorsunuz? dedim. Ondan sonra iyice öfkelendi. Yanıma geldi ve fotoğraflar göstermeye başladı. Tanımadığımı söyledim. Sonra araçlar gösterdi. ‘Bunlara binmedim’ dedim. Bana, ‘Öldürülmekten korkmuyor musun?’ dedi. Ben de ‘Ölüm kalım triplerim olsa bu işi yapmazdım’ dedim. ‘Ben bu dosyanın kalemşoruyum. Her türlü müdahaleyi yapacağım. Seçimden sonra herkes görecek’ dedi. Bana gösterilen fotoğraflar ve araçları sonradan medyadan gördüm.”
ÇAPRAZ SORGU
Sanık Eray Özyağci’nin savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi.
Özyağci, İstanbul’dan ayrılmadan önce sanık Çep’in wi-fi cihazı verip vermediği sorusu üzerine, “Hatırlamıyorum.” dedi.
Olay gününden önce Ateş’in ofisinin olduğu bölgeye gittiği hatırlatılarak, adresi kimden aldığı sorulan Özyağci, “Abim bana ne diyorsa onu yaptım.” ifadesini kullandı. Sanık Özyağci, olayda kullanılan silahı nereden temin ettiğine ilişkin soruya, “Benim yıllardır tabancam var zaten, parasını verip temin etmiştim.” cevabını verdi.
MOTOSİKLETİ KULLANAN VEDAT BALKAYA’NIN İFADESİ
Özyağcı’nın ardından motosikleti kullanan Vedat Balkaya’nın savunmasına geçildi.
“Bana, ‘Silah sesi duyarsan korkma’ dedi”
Duruşmada savunma yapan ikinci sanık, cinayette kullanılan motosikleti süren kişi olan Vedat Balkaya oldu.
Olay tarihinden bir süre önce cezaevinden çıktığını, iş bulma konusunda zorluk çektiğini anlatan Balkaya, sanıklardan Doğukan Çep’in “uyuşturucudan uzak durması” şartıyla motor alabileceğini söylediğini, kendisine verdiği sözü tuttuğunu belirtti.
Çep’in kendisine bir miktar para ve 2-3 tane de motosiklet ilanı attığını ifade eden Balkaya, bir süre sonra motoru aldığını, motoru aldıktan bir gün sonra sanık Çep’in kendisini aradığını anlattı. Sanık Balkaya, “Ataşehir’de buluştuk. ‘Ankara’da birinden alacağım var, Eray’ı Ankara’ya götürecek araba var ama getirecek kişi yok.’ dedi. Bunun üzerine yardım amaçlı sabah 6 suları Ankara’ya vardım.” sözlerini sarf etti.
Sanık Vedat Balkaya, olay gününe ilişkin şunları anlattı:
“Ayın 30’unda öğlen 12.30 sularında Eray beni uyandırdı. ‘Alacağımız olan kişi gelmiş, almaya gidiyoruz acele et’ dedi. Eray arkama bindi, beni yönlendirdi, Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi üzerinde indirdim. Bana, ‘Silah sesi duyarsan korkma.’ dedi. Bunun üzerine Doğukan’ı aradım, bir sıkıntı olup olmadığını sordum. Bir süre orada bekledim, sonra Eray bir hışımla geldi. Eray’ın yönlendirmesiyle yaklaşık yarım saat gittikten sonra bir petrol ofisine gittik. Eray iner inmez kaskı fırlattı. ‘Benimle İstanbul’a gelmeyecek misin?’ dedim. ‘Gelmeme gerek kalmadı, sen devam et, İstanbul’da görüşürüz.’ dedi. Kendisini bekleyen arabaya bindi ve gitti.”
‘BİRİNİN ÖLDÜRÜLECEĞİNİ BİLMİYORDUM’
Sanık Balkaya, olay tarihinden önce Ateş’i tanımadığını, öldürülmesinden de haberdar olmadığını ileri sürdü.
Balkaya, “Bana alacak verecek meselesi dediler. Vurulma olayı deselerdi cezaevinden yeni çıkmış biri olarak asla yardım etmezdim. Doğukan’ı aradım, Eray tedirgindi, bir şey olduysa bana söyleyin dedim. Ben bu olayın aslını Kocaeli Emniyet Müdürlüğünde öğrendim. Eray’ın birini vurduğunu orada öğrendim. Beni buraya kandırarak getirdiler. Ben Sinan Ateş’i tanımıyorum, sosyal statüsünü bilmiyorum. Burada birinin vurulacağını, öldürüleceğini bilmiyordum.” savunmasını yaptı.
Sanık Balkaya, suçsuz olduğunu iddia ederek, tahliye ve beraat talebinde bulundu.
AYŞE ATEŞ: AYRILAN DOSYADAKİ 17 ŞÜPHELİ DOSYAYA EKLENMELİ
Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ise duruşma öncesinde gazetecilere açıklamalarda bulundu.
“Bizim buradan beklentimiz ve isteğimiz, ayrılan dosyadaki 17 kişi hakkında gerekli işlemlerin hızlı bir şekilde yapılması ve dosyamıza eklenmesidir.” diyen Ayşe Ateş, “İddianamedeki boşlukların tamamlanarak yeni ve doğru bir iddianamenin yazılması ve yargılamanın hızlı bir şekilde yapılmasıdır. Hedefimize sadece suçlular var, sadece suçluların adil bir şekilde yargılanmasından başka hiçbir talebimiz bulunmamaktadır.” ifadelerini kullandı.

Ateş, tehditler üzerine yaklaşık bir buçuk aydır koruma talebinde bulunduğunu ve yoğun güvenlik altında yaşadığını dile getirdi.
SİYASİLER DE TAKİP EDİYOR
Sanıklar ve müştekilerin hazır bulunduğu duruşmayı bazı siyasiler de takip ediyor.
Duruşma salonunda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da izleyici olarak yer aldı. Duruşmayı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve bazı il baro başkanları da izliyor.
NE OLMUŞTU?
Akademisyen ve Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş, 30 Aralık 2022’de Ankara’da uğradığı silahlı saldırı sonrasında yaşamını yitirmişti.
Aralarında tetikçi ve azmettiricilerin de olduğu iddia edilen isimler hakkında soruşturma başlatılmış, dönemin Ankara Emniyeti Cinayet Büro Amiri de bu isimlerle birlikte tutuklanmıştı.
Mahkeme tarafından kabul edilen iddianamede, tetikçi Eray Özyağci’nın de aralarında bulunduğu 5 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.
Diğer Şüpheliler için istenen hapis cezası ise 15 yıldan 20 yıla kadar değişiyor.
]]>MHP’NİN TALEBİNE RET
Cinayete ilişkin ilk duruşma Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülüyor.
Duruşmanın başında MHP avukatları davaya katılma talebinde bulundu.
Savcı, MHP’nin suçtan zarar görmediğini beyan ederek, katılma talebinin reddini istedi.
MAHKEME BAŞKANINDAN TARAFLARA UYARI
Özgür Özel, duruşma salonunda, Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte oturdu. Duruşma öncesi, sanıklardan Doğukan Çep, müşteki sıralarında oturanlara yönelik sözleri nedeniyle kolluk personeli tarafından duruşma salonundan çıkarıldı.
Duruşmanın başında mahkeme başkanı, taraflara, “Herhangi bir sataşma, laf atma olmasın. Gerek sanıklar gerek müşteki tarafından. Bunlara gerek yok. Bırakın işimizi yapalım. Tahrik etmeye çalışanlar olabilir. Meseli şahsileştirmeyin. Aşağıda bir sanığımız varmış. salona gelmeden önce bazı sözleri olmuş, olabilir. Sabırlı olacaksınız, sakin olacaksınız, tahriklere kapılmayın.” uyarısında bulundu.
“ADI GEÇEN SİYASİLERİ BİLMİYORUM”
Ardından tetikçi Eray Özyağci’nın savunmasına geçildi.
Özyağcı savunmasına, iddianamede adı geçen siyasi isimleri bilmediğini söyledi.
“Beni Ankara Gölbaşı’ndan Mustafa Kemal diye bir arkadaşım, olaydan dört gün sonra İzmir’e sonra Edirne’ye götürdü.” diyen tetikçi Özyağcı, “Sınırdan geçerken Yunan askerleri beni dövdü, sonra Türkiye sınırına attı.” ifadelerini kullandı.
Özyağcı’nın ardından motosikleti kullanan Vefat Balkaya’nın savunmasına geçildi.
AYŞE ATEŞ: AYRILAN DOSYADAKİ 17 ŞÜPHELİ DOSYAYA EKLENMELİ
Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ise duruşma öncesinde gazetecilere açıklamalarda bulundu.
“Bizim buradan beklentimiz ve isteğimiz, ayrılan dosyadaki 17 kişi hakkında gerekli işlemlerin hızlı bir şekilde yapılması ve dosyamıza eklenmesidir.” diyen Ayşe Ateş, “İddianamedeki boşlukların tamamlanarak yeni ve doğru bir iddianamenin yazılması ve yargılamanın hızlı bir şekilde yapılmasıdır. Hedefimize sadece suçlular var, sadece suçluların adil bir şekilde yargılanmasından başka hiçbir talebimiz bulunmamaktadır.” ifadelerini kullandı.

Ateş, tehditler üzerine yaklaşık bir buçuk aydır koruma talebinde bulunduğunu ve yoğun güvenlik altında yaşadığını dile getirdi.
SİYASİLER DE TAKİP EDİYOR
Sanıklar ve müştekilerin hazır bulunduğu duruşmayı bazı siyasiler de takip ediyor.
Duruşma salonunda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da izleyici olarak yer aldı. Duruşmayı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve bazı il baro başkanları da izliyor.
NE OLMUŞTU?
Akademisyen ve Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş, 30 Aralık 2022’de Ankara’da uğradığı silahlı saldırı sonrasında yaşamını yitirmişti.
Aralarında tetikçi ve azmettiricilerin de olduğu iddia edilen isimler hakkında soruşturma başlatılmış, dönemin Ankara Emniyeti Cinayet Büro Amiri de bu isimlerle birlikte tutuklanmıştı.
Mahkeme tarafından kabul edilen iddianamede, tetikçi Eray Özyağci’nın de aralarında bulunduğu 5 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.
Diğer Şüpheliler için istenen hapis cezası ise 15 yıldan 20 yıla kadar değişiyor.
]]>

İDDİANAME TAMAMLANDI
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında tamamlanan iddianame, Ankara Batı 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Hazırlanan iddianamede, Mustafa Turgut (13) ve Ceyda Turgut’un (10) otizmli kardeşleriyle evde oyun oynadıkları sırada gürültü yapmalarından dolayı sanık Ünsür’ün rahatsızlık duyduğu aktarıldı.

Ünsür’ün bu konuda sıklıkla Turgut ailesini uyardığı anlatıldı. Ünsür’ün uyarılarının karşılıksız kaldığı belirtilen iddianamede, bina yöneticisi E.Ö.’ye, ‘Ben bunları öldüreceğim, eşim bunların yüzünden öldü’ dediği ifadesi yer aldı. 22 Kasım 2023’te saat 23.45 sıralarında üst kattan ses gelmesi nedeniyle sanık Ünsür’ün yanına tüfek ve 14-15 fişek alarak, komşularının kapısına gidip içeri girdiği ve aile bireylerine ateş açtığı kaydedildi.

‘SESLERE TAHAMMÜL EDEMEDİM’
İddianamedeki savcılık ifadesine göre, Tahsin Ünsür, olaydan sonra pişman olduğunu belirterek, “Üst katta oturan Turgut ailesinin çocukları günün her saatinde oyun oynayarak ses yapıyorlardı. Defalarca kendilerini uyardım; komşular aracılığıyla ricada bulunduğum halde sesler kesilmedi. Eşimin vefatından sonra bu seslere tahammül edemedim. Olay günü de yukarıdan gelen sesler nedeniyle uyuyamadım. Dedemden kalma kırma av tüfeğini ve 14-15 adet domuz kurşununu yanıma aldım. Komşunun zilini çaldım, kapıyı Hamdi Turgut açtı. Kendisi beni içeri davet etti. Çocukları salonda top oynadığı için uyuyamadığımı söyledim. Hamdi Turgut ise ‘Benim çocuğum top oynamasın mı?’ diyerek üzerime yürüdü. Av tüfeğini çıkartarak Hamdi’ye tek el ateş ettim. Hemen sonrasında tüfeğe bir fişek daha yerleştirerek Behiye Turgut’a ateş ettim, av tüfeğine tekrar fişek yerleştirerek Sunay Turgut’a ateş ettim. Sonrasını hatırlamıyorum” dedi.

‘HEPSİNİ ÖLDÜRDÜM, ŞİMDİ KİMİ ARIYORSANIZ ARAYIN’
Tanıklardan S.Y. ise savcılıkta verdiği ifadesinde, olay günü parkta arkadaşlarıyla otururken silah ve bağrışma sesleri duyduğunu söyleyerek, “Sesin geldiği apartmanın arka tarafına baktığımda ikinci katta Sunay’ın ‘İmdat kocamı vurdu öldürdü, beni de öldürecek komşular, polisi arayın’ diye bağırdığını duydum. Binanın içerisine girdiğimde Tahsin Ünsür’ün elinde bulunan tüfeği önüne atarak ‘Hepsini öldürdüm, şimdi kimi arıyorsanız arayın’ dedi ve evine gitti” ifadelerini kullandı.
Sanık Ünsür hakkında, ‘kasten öldürme’, ‘çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme’ ve ‘kadına karşı kasten öldürme’ suçlarından 5 maktul için ayrı ayrı müebbet hapis cezası istendi.

“KIZINCA YANLIŞ ŞEYLER YAPTIM”
Tutuklu Muhammet Kılıç, Aksaray 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘tasarlayarak kasten öldürme ve yaralama’ suçlarından yargılanmaya başladı. Kılıç, 12 Ocak’ta yapılan ilk duruşmada, Melike Arıbaş ile evlenmek istediğini belirterek, “Kızları ile evlenmek istiyordum ancak ailesi buna müsaade etmedi. Bu yüzden kızdım, yanlış şeyler de yaptım. Bu sefer de sağda, solda iftira attılar. Güya nişanlıyken kızlarını dövüyormuşum, ‘Ahıra girme, annenin, babanın işini görme’ diye tehdit ediyormuşum. Dedikoduları duydum, M.Ö. aracılığıyla uyardım. Sonrasında da kızlarının fotoğrafını kızgınlıkla internete attım. Yarı müstehcen ama kapalı bir şekilde fotoğraflardı. Fazla durmadı. 5- 10 dakika kadar bile durmadı, sonra da sildim” dedi.

“DÜŞMAN SAHİBİYİM, SİLAHIM HER ZAMAN ÜSTÜMDE OLUR”
Kılıç, “Olay gününe gelirsek de 1 gün öncesinden kararlaştırmıştık, kız arkadaşımla buluşacaktık. Berberde tıraş oldum, çorba içmeye gittim. Araçları geçerken tesadüfen gördüm. Peşlerine takıldım, kalktım, yürüyerek gittim. Yanımda silahım vardı. Düşman sahibiyim, koyunlarım var. Silahım her zaman üstümde olur. Arabanın yanına gittim. Kızları araçtan indi. Tam dönüp gidecektim, öfkeme yenildim. Sol omzunun üstüne ateş ettiğimi hatırlıyorum. Başka da bir şey hatırlamıyorum. Doğanay Arıbaş’ın ‘Dur yapma, ne olur’ dediğini hatırlıyorum. Annesi zaten dibimdeydi, ona hiçbir şekilde eylemde bulunmadım. Doğanay’a da niyetim yoktu ama direksiyon başında olduğu için isabet etmiş. 4 el ateş ettiğimi hatırlıyorum. Sonuncu mermiyi de dışarıya doğru attım. İstemiş olsaydım Doğanay’ı da vurabilirdim” diye konuştu. Olay sırasında küfrettikleri gerekçesiyle diğer davetlilere de ateş açtığını belirten Kılıç, “Şarjörüm bitti. Yolda şarjörü değiştirdim. Küfredince de ateş etmeye devam ettim. Peşimden gelmemeleri için şarjörü taktım. Havaya da yere de ateş etmedim. Nişan alarak karşı tarafa ateş ettim. Kızgınlıkla, korkutmak amacıyla ateş ettiğimi söylemiştim. Direkt onları hedef alarak ateş ettim” dedi.

DAVADA KARAR ÇIKTI
Tutuklu Kılıç, 12 Haziran’da son kez hakim karşısına çıktı. Kılıç, öldürdüğü Melike Arıbaş’a yönelik olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis, yaraladığı Doğanay Arıbaş’a yönelik olarak da 15 yıl hapis cezası aldı. Kılıç’a ayrıca ‘kasten öldürme teşebbüs’ suçundan olay müdahale polis memuru Şahin Ay’a yönelik 14 yıl, davetliler Bayram Ali Arıbaş, Tekin Aygün ve düğün sahibi Davut Yavaş’a yönelik 13 yıl 6’şar ay hapis cezası verildi. Kılıç, ‘6136 Sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunu’na muhalefet’ suçundan da 2,5 yıl daha hapis cezasına çarptırıldı.

ACILI BABA: ADALET YERİNİ BULDU
Mahkeme sonrası açıklama yapan Doğanay Arıbaş, “Aldığı ceza sonrası aile olarak bir nebze olsun içimiz ferahladı. Bu ceza, çocuk katillerine örnek olsun. Başka Melike’lerin başına böyle bir olay gelmesin. Adalet yerine buldu” dedi.
Alibeyköy Mahallesi Beste Sokak’taki özel bir lisede, okuldan atılmasından sorumlu tuttuğu okul müdürü İbrahim Oktugan’a (74) silahla ateş ederek öldürdüğü gerekçesiyle gözaltına alınan Y.K’nin emniyetteki işlemleri tamamlanarak, sağlık kontrolünden geçirilen zanlı, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne götürülmüştü.
Çocuk Suçları Soruşturma Bürosunda ifade veren Y.K, “kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle tasarlayarak adam öldürme” suçundan tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.
SAVCILIKTA VERDiĞi iFADE ORTAYA ÇIKTI
Şüpheli Y.K’nin savcılıkta verdiği ifadeye ulaşıldı.
Y.K. ifadesinde, 2023-2024 eğitim öğretim yılının ilk döneminin ortalarında başka bir okuldan söz konusu özel liseye geldiğini, burada çeşitli nedenlerle hakkında disiplin cezaları yazıldığını ancak kendisinin bunları imzalamak istemediğini, Aralık 2023’te sınıftayken disiplin cezalarından dolayı okula annesinin geldiğini öğrendiğini anlattı.
Maktul İbrahim Oktugan’ın odasına gittiğini, annesinin de burada olduğunu ve müdürle sözlü tartışma yaşandığını söyleyen zanlı, “Annemin üzerine yürümesi üzerine polisi aradık, daha sonra okulu terk ettik ve olaydan sonra bir daha okula dönmedim. Bizden aldıkları parayı da geri vermediler. Bu olaydan dolayı yaşananları kendime yediremedim.” ifadesini kullandı.
Olaydan önce okulda okuyan birini görmesiyle aklına geçmiş olayın geldiğini belirten zanlı, sinirlendiğini ve gördüğü kişiye Oktugan’ın hala okulda olup olmadığını sorduğunu kaydetti.
Zanlı, maktulün çalışmaya devam ettiğini öğrenmesi üzerine 4 Mayıs’ta 10 bin liraya tabanca aldığını ve okula gitmeye karar verdiğini, olay sabahı annesine börek alacağını söyleyerek evden çıktığını, okula gideceğinden kimsenin haberinin olmadığını ileri sürdü.
İfadesinde, okula geldiğinde hızlıca müdürün odasına gittiğini belirten Y.K, “Masada oturuyordu, beni görünce ayağa kalktı. Amacım ayaklarından vurmaktı ama bir anda kolunu havaya kaldırınca bana vuracağını düşünerek koluna doğru ateş ettim. İki mermim vardı, ikisi de karnına geldi. Bana saldıracağını düşünerek ateş ettim. Sonrasında hızlıca odadan çıkıp geldiğim kapıya yöneldim ve silahı yere doğru tutarak ‘Peşimden gelmeyin’ dedim. Benim amacım öldürmek değildi, dövmekti. Eve geçtim ve börek götürdüm. Üzerimi değiştirdim. Bir süre sonra da silahı ve telefonumu Alibeyköy Barajı’na attım.” dedi.

SAVCILIĞIN SEVK YAZISI
Savcılığın sevk yazısında, çocuk Y.K. ile maktul arasında Aralık 2023’te yaşanan tartışma sonrası husumet oluştuğunun anlaşıldığı belirtildi.
Bu tartışmanın ardından Y.K’nin ruhi sükunete ulaşmasına rağmen öldürme eylemini planladığı şekilde gerçekleştirdiği ifade edilen yazıda, şüphelinin henüz ele geçirilemeyen tabancayla maktulü iki el ateş ederek hayati bölgesinden vurduğu kaydedildi.
Sevk yazısında, Y.K’nin üzerine atılı suçlamaları kabul ettiği belirtilerek, zanlının, “kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle tasarlayarak adam öldürme” suçundan tutuklanmasına karar verilmesi talep edildi.
TUTUKLANARAK CEZAEVİNE GÖNDERİLDİ
5 ay önce disiplinsiz davranışları nedeniyle okuldan atılan Irak uyruklu Y.K.(17), okula gelerek okul müdürü İbrahim Oktugan’a silahla 3 el ateş etti. Hastaneye kaldırılan Oktugan yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybederken Y.K. polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Eyüpsultan İlçe Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliğindeki işlemlerinin ardından sabah saatlerinde adliyeye sevk edilen Y.K. çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
NE OLMUŞTU?
Alibeyköy Mahallesi Beste Sokak’taki özel lisede yabancı uyruklu öğrenci Y.K, okuldan atılmasından sorumlu tuttuğu okul müdürü İbrahim Oktugan’a dün silahla ateş etmişti.
Odasında uğradığı saldırıda ağır yaralanan Oktugan, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmişti.
Olayın ardından kaçan Y.K. polis ekiplerince yakalanmıştı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Doç. Dr. Sinan Ateş’in, 30 Aralık 2022’de silahlı saldırı sonucu öldürülmesine ilişkin 22 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame Ankara 32’nci Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 145 sayfalık iddianamede tetikçi Eray Özyağci ile Vedat Balkaya ve Suat Kurt’un ortak hareket ederek eylemi gerçekleştirdikleri, Doğukan Çep ve Tolgahan Demirbaş’ın ise azmettirici oldukları belirtildi. Diğer şüpheliler Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Mehmet Yüce, Mustafa Uzunlar, Aşkın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak, Osman Bayraktar, Caner Güney, Umut Ersoy, Çağlar Zorlu, Aytaç Ataç, Emre Yüksel, Serdar Öktem, Erdem Karadeniz, Alper Atay, Mustafa Ensar Aykal’ın ise iştirak halinde işlenen suça yardım ettikleri belirtildi. Şüphelilerin tamamının Sinan Ateş’e yönelik eylemde ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan sorumlu oldukları belirtildi.
Olay sırasında Sinan Ateş’in yanında bulunan ve yaralı kurtulan müşteki Selman Bozkurt’a yönelik olarak ise Eray Özyağci, Vedat Balkaya ve Suat Kurt’un ‘tasarlayarak kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan sorumlu oldukları belirtildi. Şüpheli Eray Özyağci’nin olayda kullandığı tabancanın ele geçirilemediği; ancak olay yerinde tabancaya ait boş mermi kovanlarının bulunduğu belirtildi. Şüphelinin savunmasında, üzerine atılı eylemi ruhsatsız tabanca ile gerçekleştirdiğini kabul ettiği ve böylece ‘ruhsatsız tabanca bulundurmak ve taşımak’ suçunu da işlediği belirtildi.
Şüpheli Tolgahan Demirbaş’ın olaydan önce maktule ait adres, telefon, konum gibi kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak ele geçirmesi nedeniyle ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme’ suçundan da ayrıca cezalandırılması gerektiği belirtildi. Olay tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğünde komiser olarak görev yapan şüpheli Mustafa Ensar Aykal’ın görevinin gereklerine aykırı hareket ederek, kamu görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanarak maktule ait kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak temin ederek, şüpheli Tolgahan Demirbaş’a verdiği, bu yüzden ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme ve yayma’ suçunu işlediği belirtildi.
İddianamede; şüpheliler Eray Özyağci, Vedat Balkaya, Suat Kurt için ‘tasarlayarak kasten öldürme’ ve ‘tasarlayarak öldürmeye teşebbüs’ suçlarından 2’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talep edildi. Şüpheliler Doğukan Çep ve Tolgahan Demirbaş’ın da suça azmettiren olarak ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. Şüpheliler Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Mehmet Yüce, Mustafa Uzunlar, Aşkın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak, Osman Bayraktar, Caner Güney, Umut Ersoy, Çağlar Zorlu, Aytaç Ataç, Emre Yüksel, Serdar Öktem, Erdem Karadeniz, Alper Atay, Mustafa Ensar Aykal’ın da ‘suça yardım eden’ olarak ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan cezalandırılmaları talep edildi.
CAMİ ÇIKIŞINDA SALDIRMIŞ
İddianamede; olayda yaralanan Selman Bozkurt’un ifadesi de yer aldı. Bozkurt, silahlı saldırının cuma namazının ardından cami çıkışında Sinan Ateş’in ofisine giderken gerçekleştiğini belirterek, “Sinan Ateş benim yaklaşık 2 metre önümde, ben de arkada yürüyorduk. Tam olay yerine geldiğimiz esnada saat 13.30 sıralarında sağda bulunan park halinde aracın önünden bir şahıs Sinan Ateş’in önüne geçerek elinde bulunan siyah renkli tabanca ile art arta ateş etmeye başladı. Sinan Ateş vurularak yere düştü. Ben Sinan’ın yanına gelip müdahale edecekken bana da 2 el ateş etmesiyle ben de yaralanarak hemen kendimi solda bulunan bir aracın arkasına atarak sipere geçtim. Bu esnada bize ateş eden şahıs tekrar ateş ederek yaya vaziyette kaçmaya başladı. Ben de belimde Sinan Ateş’in vermiş olduğu tabanca ile kaçan şahsın arkasından havaya doğru 4-5 el ateş etti. Bize ateş eden şahıs kısa bir müddet sonra yaya olarak kaçıp gözden kayboldu. Bu şahıs Sinan Ateş’e 7- 8 el ateş ettikten sonra silahın namlusunu bana çevirerek 2-3 elde bana ateş etti. Ben sırtımdan yaralandım. Bu şahıs bana hedef göstererek ateş etmiştir, beni de öldürebilirdi” dedi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet’inde bu yıl 27.’si düzenlenen Türk Toraks Derneğinin Yıllık Kongresi’nde, “İklim Değişikliği ve Kronik Akciğer Hastalıklarında Yeni Yaklaşımlar” üzerine bilimsel bir oturum gerçekleştirdiklerini belirten Prof. Dr. Çokuğraş, “Gerçekten çok sayıda virüs enfeksiyonu, çocukları zorluyor, ama bu arada sürpriz bir şekilde beşinci hastalık sayısında bir artış var.” açıklamasında bulundu. Hem kendi pratiğinde hem de farklı yerlerde çalışan arkadaşlarından bunu gördüğünü belirten Prof. Dr. Çokuğraş, solunum yoluyla bulaşan bir hastalık olduğu için okulların açık olduğu dönemde artışın yaşandığına dikkat çekti. Kış aylarında, erken ilkbahar ve sonbahar zamanlarında bulaşmanın kolay olduğunu dile getiren uzman, bu sefer biraz daha fazla yüksek bir artış olduğuna vurgu yaparak “Bazen başka virüs enfeksiyonlarıyla da karışır kızamık, kızamıkcık gibi, hatta kızılla karışabilir, ya da bazen de alerjik olaylarla karışabilir. Bu nedenle de yanlışlıkla bir sürü alerjik ilaç kullanan beşinci hastalığı olan çocuklar söz konusu.” söylemlerine yer verdi.
ALERJİYLE KARIŞTIRILABİLİR
Beşinci hastalık olarak anılan bu hastalığın daha çok, okul çocuklarında görüldüğünü belirten Prof. Dr. Çokuğraş, “Yani 5 ila 15 yaş arasında, ilkokul ortaokul çocuklarında görüyoruz.” dedi. Uzman doktor, döküntünün yanı sıra hafif bir ateş yapabildiğine dikkat çekerek, “Ayrıca hafif bir ateş de yapabiliyor. Çok yüksek olmaz ateş, genellikle 38.5’i pek geçmez. Bunun dışında döküntü çok tipiktir. Özellikle başlangıçta yanaklarda tokat atılmış gibi diye tanımladığımız bir kızarıklık vardır. Bunu büyük kızarıklık anlamına gelen mega eriterm diye tanımlamalar da yapılır.” sözlerini kullandı.
İkinci atağın yaşandığını aktaran Prof. Dr. Çokuğraş, “Bu durum birkaç gün devam eder, sonra ikinci bir hecme (atak) olur. Bu sefer kolların, bacakların dış yüzlerinde döküntüler ortaya çıkar. Gövde genellikle tutulmaz. Sonra bir üçüncü atakta bu sefer döküntüler dantelimsi bir hal alır ve bütün bu süreç yaklaşık 1 hafta 10 gün kadar sürer. Tam geçti artık derken tekrar döküntü olabilir. Arka arkaya birkaç periyot şeklinde gelebilir. Sıcakta artar, banyo yapıldığı zaman, hava ya da ortam çok sıcaksa artabilir.” şeklinde konuştu. Aynı zamanda kaşıntının olabileceğini belirten Çokuğraş, “O yüzden de bazen alerjiyle karıştırılabilir. Sonuçta bir virüs enfeksiyonu. Parvovirüs B19 dediğimiz, çok eskiden beri bildiğimiz bir virüstür” açıklamasını yaptı.

FAZLA KOMPLİKASYONU YOK
Beşinci hastalıkla ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Çokuğraş, endişelenip acillere gidilmesine gerek olmadığını belirterek “Öyle pek fazla komplikasyonu yoktur. Sadece, yanaklarda kırmızılık olması nedeniyle başka hastalıklarla karışabilir, kızılla karışabilir. Kızılda ateş çok daha yüksektir. Bu ikisi arasında ayırıcı tanı yapmak gerekebilir. Mesela kızılda ciddi bir anjin de olur. Beşinci hastalıkta böyle bir şey olmaz; ama beşinci hastalık olduğundan eminseniz acillere gitmenin alemi yok. Ateşi varsa belki basit bir ateş düşürücü, kaşıntısı varsa, ki bazen olur, hafif bir antihistaminik yani kaşıntı dindirici bir ilaç verilebilir.” şeklinde konuştu.
Özgün bir tedavisi olmadığını belirten uzman doktor, büyük çocuklarda eklem iltihabı ya da eklem ağrıları olabileceğini açıkladı.
ALTINCI HASTALIKLA KARIŞTIRILMAMALI
Beşinci hastalık şüphesi olan sınıflarda mesafeleri açmak, hatta mümkünse maske taktırmak gerektiğini de aktaran Prof. Dr. Çokuğraş, başka virüs hastalıklarına göre daha az bulaşıcı ve korkulmaması gereken bir hastalık olduğunu belirtti. Altıncı hastalık ile karıştırılmaması gerektiğini söyleyen uzman doktor, “Zira altıncı hastalık küçük bebeklerde ve çocuklarda, yani 6 aylık ila 2 yaş arası çocuklarda görülen bir hastalık. 3 gün ciddi yüksek ateş yapar, başka hiçbir bulgu yoktur. Dördüncü gün ateş düşer ve bir günlük, kızamık gibi bir döküntü çıkar. Bunu kimlerde görüyoruz küçük çocuklarda bebeklerde görüyoruz.” açıklamasında bulundu.
Prof. Dr. Çokuğraş, “Pandemiden beri, biz 2 yıldır sonbahar, kış ve ilkbahar aylarında inanılmaz çok solunum yolu virüslerinden kaynaklı enfeksiyon gördük çocuklarda. Çok sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiler. Zatürre, bronşit geçirdiler maalesef. Umarım seneye böyle olmaz; ama bu yıl çok hastalandı çocuklar gerçekten. Tabii bunun da komplikasyonları olabiliyor. Yani bir solunum yolu enfeksiyonunun arkasından kulak enfeksiyonları bunu takip edebiliyor. Bazen zatürre görülebiliyor. Solunum yoluyla bulaşan virüslerin sıklığında bir artış oldu gerçekten. Keza influenza, özellikle influenza tip B’de bir artış oldu. Şimdi artık onlar da havalar ısındıkça sönümlenecek diye umuyoruz” cümleleriyle sözlerini tamamladı.
Küçükçekmece Adliyesi önünde 4 kişinin öldüğü 6 kişinin yaralandığı çatışmayla ilgili davada mütalaa açıklandı. Tüfekle 4 kişiyi vurarak öldüren Beşir Karadeniz ve onunla eylem birliği içerisinde bulunduğu öne sürülen oğlu Bekir Karadeniz hakkında 3 kez ayrı ayrı müebbet hapis cezası ile 3 kişiyi yaraladıkları gerekçesiyle de 10 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi. Beşir Karadeniz’in ayrıca ‘Olası kastla adam öldürme’ suçundan da 25 yıla kadar cezalandırılması istendi.
Küçükçekmece 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuklu sanıklar Beşir ve Bekir Karadeniz bulundukları cezaevinden getirilirken taraf avukatları salonda hazır bulundu. Mahkemede olay anına dair görüntüler izlendi.
Olayda hayatını kaybeden Ercan Sözer’in arabasındaki mermi giriş izlerine ilişkin Bekir Karadeniz, “Araçtaki mermi girişlerinin kimin ateş etmesi nedeniyle olduğunu bilmiyorum. O mermi girişlerinin bu olay ile bağlantılı olduğu da net değil. Ben ilk darbeyi aldığımda elimdeki silah istemsiz bir şekilde patladı. Ben havaya 4, 5 el ateş ettim. Kimseyi öldürmek ya da yaralama amacıyla ateş etmedim. Sadece korkutmak amacıyla ateş ettim. Ben olay sırasında çözüm odaklı yaklaştım” dedi.
“OLAYIN ETKİSİYLE RÜYADAYDIM”
Olayda 4 kişiyi ateş ederek öldüren Beşir Karadeniz ise, “İlk önce Orhan Zorlu’ya ateş ettim. Daha sonra kendisini önceden tanıdığım Sercan Selvi’yi vurmuşum. Kendisi oğlumun kayınbiraderiydi. Ben o anda olayın etkisiyle bir rüyadaydım. Sercan Selvi’ye bilmeden ateş ettim. Arabadan inince arkadaki oğlumun aracını ben kendi aracım zannettim” şeklinde konuştu.
“BABA-OĞUL OLAN SANIKLAR FİKİR VE EYLEM BİRLİĞİ İÇERİSİNDE HAREKET ETTİ”
Esasa ilişkin mütalaasını açıklayan Cumhuriyet Savcısı, Bekir Karadeniz ile maktul Ercan Sözer arasında önceye dayalı husumetin bulunduğunu, adliyeden ayrılma aşamasında taraflar arasında sataşmaların yaşandığını belirtti. Mütalaada, Bekir Karadeniz’in bulunduğu araç hareket halindeyken, elinde bulunan silah ile araç içerisinden karşı gruba ateş etmeye başladığı kaydedilirken karşı gruptan olan kişilerin, Bekir Karadeniz’in elindeki tabancayı almak istedikleri, aralarında boğuşma yaşandığı Beşir Karadeniz’in aracından elinde pompalı tüfek ile inerek yakın mesafeden oğlu Bekir Karadeniz’e müdahale eden kişilere ateş ettiği anlatıldı.
Olayda, Beşir Karadeniz her ne kadar oğluna destek olmak amacıyla adliyeye geldiğini savunmuşsa da, adliye içerisine girmediği gibi, aracında bir adet pompalı av tüfeği, 21 adet fişek, bir adet tabanca ve bu tabancaya mermi basılı şarjör ve dolu yedek şarjör bulundurması da mütalaada yer aldı.
Mütalaada ayrıca, Bekir Karadeniz’in de yanında tabanca bulundurması, karşı grubun elinden kurtulduktan hemen sonra babasına ait araca yönelip elindeki tabancayı buraya bırakıp av tüfeğini almış olması baba oğul olan sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde bulunduklarını gösterdiği ifade edildi. Bekir Karadeniz’in babasının işlediği cinayetlere iştirak ettiği de belirtildi.
BABA OĞULUN 3 KEZ MÜEBBET HAPİSLERİ İSTENDİ
Kadir Mendanoğlu, Ercan Sözer ve Nazım Sözer’in öldürülmeleri nedeniyle Bekir ve Beşir Karadeniz’in ‘Kasten öldürme’ suçundan 3 kez ayrı ayrı müebbet hapis cezası ile cezalandırılmaları istendi. Ayrıca 3 kişiyi yaraladıkları gerekçesiyle de ayrı ayrı 3 yıl 6 aydan 10 yıl 6 aya kadar cezalandırılmaları talep edilirken ‘Ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan da 1’er yıldan 3’er yıla kadar cezalandırılması istendi. Beşir Karadeniz’in ayrıca Sercan Selvi’ye yönelik eyleminden dolayı ise ‘Olası kastla öldürme’ suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Mütalaada Bekir ve Beşir Karadeniz’i taş ve tekme ile yaralayan araçlarına zarar veren diğer sanıkların da cezalandırılmaları talep edildi.
Mahkeme mütalaaya karşı savunma yapılabilmesi için süre vererek duruşmayı erteledi.
İDDİANAMEDEN
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede 24 Mart 2022’de gerçekleşen olay şöyle anlatıldı; ‘Kasten yaralama’ ve ‘Hakaret’ suçlarından Küçükçekmece Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davanın duruşma çıkışında Bekir Karadeniz ve yanındakiler, araçlarıyla ilerledikleri sırada yaya olarak bulunan Ercan Sözer ve akrabalarıyla karşılaştı. Olayın nasıl başladığı tespit edilemedi. Bekir Karadeniz ateş ettiği sırada Diyar Sözer sağ ayak bilek kısmından yaralandı, arbede çıkarken baba Beşir Karadeniz de aracından tüfeği aldı oğlunun eski çalışanı Orhan Zorlu’yu omuz bölgesinden yaraladı. Beşir Karadeniz tüfekle tekrar ateş etti, kendi grubundaki Sercan Selvi’yi göğüs bölgesinden vurdu. Ateş etmeye devam eden Beşir Karadeniz Ercan Sözer’i de karın ve ense bölgesinden vurdu. Arbede esnasında oğlu Bekir Karadeniz’in üstünde bulunan Nazım Sözer’i de kafa ve göğüs bölgesinden vuran Beşir Karadeniz Kadir Mendanoğlu’nu da göğüs bölgesinden vurdu. Beşir Karadeniz aracının sol tarafına geçip tüfeği bıraktı, tabanca aldı. Olay sonucunda Beşir Karadeniz, Kadir Mendanoğlu, Ercan Sözer, Nazım Sözer’e karşı kasten öldürme suçunu işlerken Sercan Selvi’ye karşı ‘Olası kastla öldürme’ eylemini gerçekleştirdi. Bekir Karadeniz’in babası Beşir Karadeniz ile birlikte hareket ettiğinden öldürme eylemlerine iştirak ettiği belirtildi. Bekir ve Beşir Karadeniz’in 3 kişiye karşı ‘Kasten öldürme’ suçundan toplamda 3 kez ayrı ayrı müebbet hapisleri istendi. Beşir Karadeniz’in Sercan Selvi’ye karşı ‘Olası kasıtla öldürme’, ‘3 kişiye karşı silahla yaralama’ ve ‘Ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma taşıma veya bulundurma’ suçlarından toplamda 28 yıldan 46 yıla kadar hapsi talep edildi. Ayrıca Bekir Karadeniz’in de 3 kişiye karşı ‘Silahla kasten yaralama’ ‘Ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma’ suçlarından da toplamda 4 yıl 6 aydan 14 yıl 6 aya kadar hapsi istendi. 6 sanığın ise, Bekir Karadeniz’e karşı ‘Silahla kasten yaralama’ ve ‘Mala zarar verme’ suçlarından ayrı ayrı 1 yıl 10 aydan 7 yıla kadar hapisleri talep edildi.
]]>MÜEBBET HAPİS TALEP EDİLDİ
İddianamede olayı gerçekleştiren Taş ve Alyamaç ailelerine mensup 31 kişi hakkında birden fazla kişiye karşı tasarlayarak kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis talep edildi.
Sanıkların tarlada birbirlerine karşı vahim nitelikli silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda Halil, Orhan, Serhat ve Mehmet Can Taş ile Mehmet Emin, Mehmet Selim, Ömer, Yunus ve Muhammet Alyamaç’ın öldüğü belirtildi. Yaralılara müdahale edildiği sırada arazinin hakim tepelerine yerleşen faillerin yaralılara müdahaleyi engellemek için yoğun yaylım ateşi açtıkları, jandarma timlerinin tüm uyarılarına rağmen ateşe devam ettikleri kaydedildi. Saldırganların arazi yapısını ve kırsal patika yollarını iyi bildikleri için araçlarla toz bulutu oluşturup plakası belirlenemeyen bir araçla olay yerinden kaçtıkları belirtildi. Ateşin kesilmesi üzerine tarlada üzerlerinde hücum yeleği ve 5 kalaşnikof ile 3 tabanca bulunan 6 cesedin hastaneye kaldırıldığı, 3 yaralının daha sonra hayatını kaybettiği belirtildi.

İddianamede, ölü ve yaralılara müdahale etmek için olay yerine giden ve saldırıya uğrayan jandarma timi ile mağdur-sanıkların ifadelerine ayrıntılı yer verildi. Dehşet anını anlatan jandarma personeli, kaçan saldırganları fotoğraflarından teşhis etti. Otopsi raporlarında ise cesetlerin topuklarından kafaların kadar tüm vücutlarında mermi çekirdeği olduğu belirtildi. Olay yeri inceleme ekiplerince geniş bir alanda yürütülen arama ve tarama faaliyetinde ise yüzlerce boş kovan ve mermi çekirdekleri bulunduğu ifade edildi.
AMBULANS KAMERASINA TAKILDILAR
İddianamede, sanıkların katliam öncesi ve sonrasında araç içinde ve açık arazide yüzleri poşu ile ellerinde kalaşnikof tüfeklerle biçilmemiş buğday tarlasında yürürken ve güvenlik güçlerinin yaralılara müdahalesini engellemek için araçlara ve jandarma timlerine rastgele ateş açarken fotoğrafları da delil olarak yer aldı. Bu fotoğrafların bir kısmının sanıklar üzerinden, bir kısmının da ambulansa ve olay yerine giden güvenlik güçlerine ait araçların kamera görüntülerinden alındığı belirtildi.
İddianamede, geçmişte de anlaşmazlık nedeniyle mahkemelik olan arazinin büyüklüğü ve maddi değerinin yüksek olması, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı nedeniyle aileler arasında husumet başladığı ve devamında 9 kişinin öldüğü olayın yaşanmasıyla noktalandığı vurgulandı. Taş ailesinden maddi gücü olan ve aynı zamanda eski muhtar olan Behçet Taş’ın, Alyamaç ailesinden ise Mehmet Selim ile Ahmet Alyamaç’ın aile meclisinde söz sahibi oldukları kaydedildi.

ALYAMAÇ AİLESİNİ ÖLDÜRMEK İÇİN YANGIN ÇIKARIP ARAZİYE ÇEKMİŞLER
Muhtar Behçet Taş’ın katliamdan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları ifade edildi. Taş ailesinin uzun namlulu silah ve tam teçhizat ekipmanlarla olay yerine çatışma amacıyla gittiği belirtilen iddianamede, Alyamaç ailesinin mülkiyetinde bulunan araziyi ateşe vererek Alyamaç ailesini araziye çekip katliamın fitilini ateşledikleri vurgulandı. Çıkan yangını görünce söndürmek amacıyla olay yerine giden Alyamaç ailesinin tarlaya gittiklerini gören Taş ailesi ve akrabalarının daha sonra birbirleriyle yoğun telefon trafiğine girerek uzun namlulu silahlarla olay yerine gitme şeklini planladıkları ifade edildi.
Yangına müdahaleye giden Alyamaç ailesine mevzi ve siper alarak organize biçimde ateş açtıkları ve karşılıklı çatışmada Alyamaç ailesinden 5, Taş ailesinden 4 olmak üzere 9 kişinin öldüğü kaydedildi.
Şaban Taş tarafından aile bireylerinin kışkırtıldığı, Behçet Taş tarafından azmettirildiği, Ömer Taş tarafından da aile bireylerinin olay yerine toplandığı, Ömer Taş’ın bizzat traktör üzerinde bulunan Alyamaç ailesine yoğun ateş açtığı kaydedildi. Nurettin Taş’ın telefon dinlemesinde, “O öldürdü Serçeler’dekileri” dediği, Pala lakaplı Mehmet Taş’ın da yoğun silah kullandığı ve ölenlerden bazılarını bizzat kendisinin vurduğu ifade edildi. Katliamdan sonra ölen ve tutuklanıp cezaevine girenlerin ailelerine muhtar Behçet Taş tarafından bir ömür bakılması için aile meclisinin kendi aralarında karar aldıkları da belirtildi.

Behçet Taş’ın gözlerinin görmediği için her yere oğlu Aziz ile birlikte gittiği ve Aziz’in de katliam sonrasında alacağı cezadan kurtulmak için başkasına ait pasaportla yurt dışına kaçmaya çalıştığı vurgulandı. Bazı sanıkların ise katliamdan hemen sonra silah kullandıkları için üzerlerinde atış artığı ve svap örneği çıkan elbiselerini evlerine yakın noktadaki tandırın içinde yakarak, duş aldıkları ve delilleri gizlemeye çalıştıkları kaydedildi. Bazı sanıkların ısrarla olay yerinde olmadıklarını ve suçsuz olduklarını belirtmiş olmalarına rağmen cenaze ve yaralıları almaya gelen ambulansa ait kamera görüntülerinde ellerinde uzun namlulu silahlarla olay yerinde oldukları tespit edilerek, bu kayıtlar dosyaya delil olarak konuldu.

İddianamede, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı, aile meclisi kararlarının bağlayıcılığı, aile meclisinde alınan kararlarına tüm aile bireyleri tarafından uyulmasının yaptırıma tabi olduğu, aile bireylerinin olaya katılmaması halinde hak iddia edemeyeceklerine dikkat çekildi. Bu nedenle her iki aile meclisince alınan kararlara aşiret kararı gibi aile fertlerinin kesin olarak katılmasının esas alındığı vurgulandı. Olaya katılmayı reddeden aile bireylerinin dava konusu arazi üzerinde hak iddia edemeyeceği gibi, bundan sonraki süreçte de meydana gelen olaylarda aile fertleri tarafından dışlanarak korunmayacaklarını bildikleri için tüm aile bireyi olan sanıkların fikir ve eylem birliği içinde çatışmaya katılarak 9 kişinin ölümünden sorumlu olduklarına işaret edildi. Olayda 7 kalaşnikof tüfek ile 4 tabanca ele geçirilmiş olsa da, olay yerinden toplanan boş kovanların kriminal incelemesinde katliamda 17 ayrı kalaşnikof tüfek kullanıldığı tespit edildi.
Mahkeme davanın başka bir ilde görülmesi için valilikten talepte bulundu
Sanıkların 9 kişiyi tasarlayarak öldürmek, ölü ve yaralılara müdahaleye giden 9 jandarma timini de öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 19 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları talep edildi. İddianameyi kabul eden Ağır Ceza Mahkemesi, taraflar arasında husumetin devam etmesi nedeniyle davanın güvenlik gerekçesiyle naklini talep etti. Davanın Diyarbakır’da görülmesinin güvenlik açısından sakıncalı olacağı gerekçesiyle başka bir ilde görülmesi için Valilikten nakil talebinde bulunuldu.
]]>MÜEBBET HAPİS TALEP EDİLDİ
İddianamede olayı gerçekleştiren Taş ve Alyamaç ailelerine mensup 31 kişi hakkında birden fazla kişiye karşı tasarlayarak kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis talep edildi.
Sanıkların tarlada birbirlerine karşı vahim nitelikli silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda Halil, Orhan, Serhat ve Mehmet Can Taş ile Mehmet Emin, Mehmet Selim, Ömer, Yunus ve Muhammet Alyamaç’ın öldüğü belirtildi. Yaralılara müdahale edildiği sırada arazinin hakim tepelerine yerleşen faillerin yaralılara müdahaleyi engellemek için yoğun yaylım ateşi açtıkları, jandarma timlerinin tüm uyarılarına rağmen ateşe devam ettikleri kaydedildi. Saldırganların arazi yapısını ve kırsal patika yollarını iyi bildikleri için araçlarla toz bulutu oluşturup plakası belirlenemeyen bir araçla olay yerinden kaçtıkları belirtildi. Ateşin kesilmesi üzerine tarlada üzerlerinde hücum yeleği ve 5 kalaşnikof ile 3 tabanca bulunan 6 cesedin hastaneye kaldırıldığı, 3 yaralının daha sonra hayatını kaybettiği belirtildi.

İddianamede, ölü ve yaralılara müdahale etmek için olay yerine giden ve saldırıya uğrayan jandarma timi ile mağdur-sanıkların ifadelerine ayrıntılı yer verildi. Dehşet anını anlatan jandarma personeli, kaçan saldırganları fotoğraflarından teşhis etti. Otopsi raporlarında ise cesetlerin topuklarından kafaların kadar tüm vücutlarında mermi çekirdeği olduğu belirtildi. Olay yeri inceleme ekiplerince geniş bir alanda yürütülen arama ve tarama faaliyetinde ise yüzlerce boş kovan ve mermi çekirdekleri bulunduğu ifade edildi.
AMBULANS KAMERASINA TAKILDILAR
İddianamede, sanıkların katliam öncesi ve sonrasında araç içinde ve açık arazide yüzleri poşu ile ellerinde kalaşnikof tüfeklerle biçilmemiş buğday tarlasında yürürken ve güvenlik güçlerinin yaralılara müdahalesini engellemek için araçlara ve jandarma timlerine rastgele ateş açarken fotoğrafları da delil olarak yer aldı. Bu fotoğrafların bir kısmının sanıklar üzerinden, bir kısmının da ambulansa ve olay yerine giden güvenlik güçlerine ait araçların kamera görüntülerinden alındığı belirtildi.
İddianamede, geçmişte de anlaşmazlık nedeniyle mahkemelik olan arazinin büyüklüğü ve maddi değerinin yüksek olması, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı nedeniyle aileler arasında husumet başladığı ve devamında 9 kişinin öldüğü olayın yaşanmasıyla noktalandığı vurgulandı. Taş ailesinden maddi gücü olan ve aynı zamanda eski muhtar olan Behçet Taş’ın, Alyamaç ailesinden ise Mehmet Selim ile Ahmet Alyamaç’ın aile meclisinde söz sahibi oldukları kaydedildi.

ALYAMAÇ AİLESİNİ ÖLDÜRMEK İÇİN YANGIN ÇIKARIP ARAZİYE ÇEKMİŞLER
Muhtar Behçet Taş’ın katliamdan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları ifade edildi. Taş ailesinin uzun namlulu silah ve tam teçhizat ekipmanlarla olay yerine çatışma amacıyla gittiği belirtilen iddianamede, Alyamaç ailesinin mülkiyetinde bulunan araziyi ateşe vererek Alyamaç ailesini araziye çekip katliamın fitilini ateşledikleri vurgulandı. Çıkan yangını görünce söndürmek amacıyla olay yerine giden Alyamaç ailesinin tarlaya gittiklerini gören Taş ailesi ve akrabalarının daha sonra birbirleriyle yoğun telefon trafiğine girerek uzun namlulu silahlarla olay yerine gitme şeklini planladıkları ifade edildi.
Yangına müdahaleye giden Alyamaç ailesine mevzi ve siper alarak organize biçimde ateş açtıkları ve karşılıklı çatışmada Alyamaç ailesinden 5, Taş ailesinden 4 olmak üzere 9 kişinin öldüğü kaydedildi.
Şaban Taş tarafından aile bireylerinin kışkırtıldığı, Behçet Taş tarafından azmettirildiği, Ömer Taş tarafından da aile bireylerinin olay yerine toplandığı, Ömer Taş’ın bizzat traktör üzerinde bulunan Alyamaç ailesine yoğun ateş açtığı kaydedildi. Nurettin Taş’ın telefon dinlemesinde, “O öldürdü Serçeler’dekileri” dediği, Pala lakaplı Mehmet Taş’ın da yoğun silah kullandığı ve ölenlerden bazılarını bizzat kendisinin vurduğu ifade edildi. Katliamdan sonra ölen ve tutuklanıp cezaevine girenlerin ailelerine muhtar Behçet Taş tarafından bir ömür bakılması için aile meclisinin kendi aralarında karar aldıkları da belirtildi.

Behçet Taş’ın gözlerinin görmediği için her yere oğlu Aziz ile birlikte gittiği ve Aziz’in de katliam sonrasında alacağı cezadan kurtulmak için başkasına ait pasaportla yurt dışına kaçmaya çalıştığı vurgulandı. Bazı sanıkların ise katliamdan hemen sonra silah kullandıkları için üzerlerinde atış artığı ve svap örneği çıkan elbiselerini evlerine yakın noktadaki tandırın içinde yakarak, duş aldıkları ve delilleri gizlemeye çalıştıkları kaydedildi. Bazı sanıkların ısrarla olay yerinde olmadıklarını ve suçsuz olduklarını belirtmiş olmalarına rağmen cenaze ve yaralıları almaya gelen ambulansa ait kamera görüntülerinde ellerinde uzun namlulu silahlarla olay yerinde oldukları tespit edilerek, bu kayıtlar dosyaya delil olarak konuldu.

İddianamede, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı, aile meclisi kararlarının bağlayıcılığı, aile meclisinde alınan kararlarına tüm aile bireyleri tarafından uyulmasının yaptırıma tabi olduğu, aile bireylerinin olaya katılmaması halinde hak iddia edemeyeceklerine dikkat çekildi. Bu nedenle her iki aile meclisince alınan kararlara aşiret kararı gibi aile fertlerinin kesin olarak katılmasının esas alındığı vurgulandı. Olaya katılmayı reddeden aile bireylerinin dava konusu arazi üzerinde hak iddia edemeyeceği gibi, bundan sonraki süreçte de meydana gelen olaylarda aile fertleri tarafından dışlanarak korunmayacaklarını bildikleri için tüm aile bireyi olan sanıkların fikir ve eylem birliği içinde çatışmaya katılarak 9 kişinin ölümünden sorumlu olduklarına işaret edildi. Olayda 7 kalaşnikof tüfek ile 4 tabanca ele geçirilmiş olsa da, olay yerinden toplanan boş kovanların kriminal incelemesinde katliamda 17 ayrı kalaşnikof tüfek kullanıldığı tespit edildi.
Mahkeme davanın başka bir ilde görülmesi için valilikten talepte bulundu
Sanıkların 9 kişiyi tasarlayarak öldürmek, ölü ve yaralılara müdahaleye giden 9 jandarma timini de öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 19 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları talep edildi. İddianameyi kabul eden Ağır Ceza Mahkemesi, taraflar arasında husumetin devam etmesi nedeniyle davanın güvenlik gerekçesiyle naklini talep etti. Davanın Diyarbakır’da görülmesinin güvenlik açısından sakıncalı olacağı gerekçesiyle başka bir ilde görülmesi için Valilikten nakil talebinde bulunuldu.
]]>