Hükümetin hazırladığı ilk yasa tasarısı, Katalonya İçin Birlik (Junts) Partisinin itirazından dolayı 30 Ocak’ta Mecliste reddedilmişti. Tasarı, Meclis Adalet Komisyonunda üzerinde değişiklik yapılarak, kapsamı ve hukuki garantisi genişletildikten sonra martta Mecliste kabul için yeterli oyu almıştı.

Yasal süreç olarak Senatoya giden yasa tasarısı, burada sağ görüşlü Halk Partisinin (PP) çoğunlukta olmasından dolayı 9 Mayıs’taki oylamada reddedilerek bir kez daha Meclise geri gelmişti.
Mecliste yapılan oylamada 172 “hayır”a karşı 178 “evet” oyuyla kabul edilen yasa tasarısının, yarın Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
Yasayla, 6,5 yıldır İspanyol yargısından kaçan eski Katalonya Özerk Hükümet Başkanı ve Junts lideri Carles Puigdemont’un da aralarında bulunduğu 372 siyasetçi ve STK liderinin affedilmesi bekleniyor.
İspanya mahkemelerinden kaçarak 30 Ekim 2017’de Belçika’ya giden, Avrupa Parlamentosuna seçilmesine rağmen İspanya’da hakkındaki arama ve yakalama emri devam eden Puigdemont, af sayesinde ülkeye dönebilecek.
Katalonya’da bağımsızlık için yasa dışı olarak yapılan 9 Kasım 2014 ve 1 Ekim 2017’deki referandumlar nedeniyle ceza alanları öncelikle etkileyen af yasası, 1 Kasım 2011 ile 13 Kasım 2023 arasında Katalonya’da ayrılıkçı faaliyetlerinden dolayı hüküm giyen ya da haklarında yasal süreç devam eden tüm siyasetçiler ve STK liderlerini kapsıyor.
Sol koalisyon hükümetinin 2 ortağı Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ve Sumar, af sayesinde “Katalonya’da birlikte yaşamın ve istikrarın yeniden sağlanacağını” savunurken, muhalefetteki sağ ve aşırı sağ görüşlü partiler ise “vatana ihanet”, “hukuk devletinin yıkılması”, “demokrasinin yara alması”, “eşitlik ilkesinin ortadan kalkması” eleştirilerini getiriyor.

Ana muhalefetteki PP, anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle af yasasının iptali için Anayasa Mahkemesine başvuracağını açıkladı.
Katalonya’da 12 Mayıs’ta yapılan yerel parlamento seçimlerinde, ayrılıkçı siyasi partiler 40 yıl aradan sonra ilk kez Katalan meclisinde çoğunluğu kaybetmişti.
Seçimi Katalonya Sosyalist Partisi (PSC) kazansa da tek başına iktidara gelecek çoğunluğa sahip olmadığından, azınlık hükümeti kurabilmek için diğer siyasi partilerle müzakere ediyor.
KATALONYA’DAKİ BAĞIMSIZLIK YANLISI GİRİŞİMLERİN SÜREÇLERİ
Katalonya’da bağımsızlık yanlısı siyasi girişimler 2012’de başlamış ve dönemin Katalonya Özerk Hükümet Başkanı Artur Mas’ın öncülüğünde 9 Kasım 2014’te yasa dışı ilk bağımsızlık yanlısı halk oylaması yapılmıştı.
Ardından Ocak 2016-Ekim 2017 döneminde Katalonya Özerk Hükümet Başkanı olarak görev yapan, halihazırda Avrupa Parlamentosu üyesi olan, İspanya’da hakkında yakalama ve tutuklama emri bulunan Puigdemont’un liderliğinde 1 Ekim 2017’de Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen yasa dışı bağımsızlık referandumu düzenlenmişti.

Katalonya Özerk Yönetim Parlamentosu da 27 Ekim 2017’de “açıklanması ertelenen tek taraflı bağımsızlık deklarasyonunu” kabul etmiş ve aynı gün İspanya Senatosunda alınan ve Anayasa’nın 155. maddesinin uygulandığı kararla Katalonya’nın özerk hakları geçici olarak merkezi hükümete devredilmişti.
Bu gelişmelerin ardından Puigdemont ve 6 eski Katalan siyasetçi ülkeyi terk ederken, diğer eski Katalan özerk yönetim hükümeti üyeleri ve 2 sivil toplum örgütü temsilcisi, 2 Kasım 2017’de tedbiri kararla cezaevine gönderilmişti.
Yüksek Mahkemede tutuklu yargılanan eski Katalonya özerk yönetim hükümeti üyeleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden 9’u “devlete karşı ayaklanma”, “kamu parasını kötüye kullanma” ve “devletin kurumlarına itaatsizlik” suçlarından Ekim 2019’da açıklanan kararla 9 ila 13 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
İspanya’da Ocak 2020’den beri iktidarda olan sol koalisyon hükümeti, Katalonya sorununa çözüm amacıyla tutuklu 9 Katalan siyasetçi hakkında 22 Haziran 2021’de kısmi af çıkarmıştı.
Komutanlık Sözcüsü Li Şi, tatbikatın “Tayvan’ın bağımsızlığına yönelik eylemlere karşı cezalandırma ve dış güçlerin müdahalesine karşı uyarı olduğunu” ifade etti.
Komutanlığın açıklamasında, “Müşterek Kılıç-2024A” adı verilen, iki gün sürecek tatbikata, kara, hava, deniz ve roket kuvvetlerinden birliklerin katıldığı, “müşterek deniz-hava muharebe hazırlık devriyesi, müşterek muharebe alanı ele geçirme ve kontrol ile kilit hedeflere müşterek atış talimleri yapılacağı” kaydedildi.
Tatbikatta, “devriye araçlarının Tayvan Adası çevresindeki alanlara odaklanacağı, ada zinciri içinde ve dışında müşterek harekatlarla birliklerin gerçek muharebe kabiliyetlerinin test edileceği” aktarıldı.
Tayvan Savunma Bakanlığı, sosyal medya platformu X’teki hesabından yaptığı paylaşımda, Çin ordusunun tatbikat duyurusunu kınarken “Biz çatışma arayışında değiliz ama çatışmadan kaçacak da değiliz. Ulusal güvenliğimizi koruyacağımıza güvenimiz tam.” ifadesine yer verildi.
Tayvan’ın yeni lideri Lai’nin yemin töreninin ardından geldi
Tayvan’ın çevresinde abluka oluşturan tatbikat, Ada’daki hükümetin yeni seçilen lideri Lai Ching-te’nin 20 Mayıs’taki yemin töreninin ardından geldi.
Tayvan’da 13 Ocak’ta yapılan başkanlık seçimini kazanan iktidardaki Demokrat İlerici Partinin (DPP) adayı Lai Ching-te, bu hafta başında yemin ederek görevine başlamıştı.
Lai, başkan olarak yaptığı ilk konuşmada, Tayvan Boğazı’nın iki yakasındaki statükoyu koruma sözü verirken Çin’e, Tayvan’ı askeri olarak tehdit etmeye son verme çağrısında bulunmuştu.
Tayvan hükümetinin egemenliğe, demokrasiye, özgürlüğe ve statükonun korunmasına bağlı kalacağını dile getiren Lai, “Anayasaya göre Çin Cumhuriyeti’nin (Tayvan) egemenliği bütün olarak halka aittir. Çin Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti birbirinin boyunduruğunda değildir.” diye konuşmuştu.
Çin, Lai’nin konuşmasına tepki vermişti
Pekin yönetimi, Lai’yi, bağımsızlık arayışında olacağına dair “tehlikeli işaretler” verdiği gerekçesiyle eleştirmişti.
Çin’in Tayvan İlişkileri Ofisi Sözcüsü Çın Binhua, yaptığı açıklamada, Lai’nin konuşmasının, onun “Tayvan’ın bağımsızlığı için çalışan biri” olduğunu gözler önüne serdiğini savunarak, “Lai’nin konuşması, Tayvan’ın bağımsızlığı duruşuna inatla bağlı kalıyor, ayrılıkçılık yanılgısını teşvik ediyor ve bağımsızlık için dış güçlere bel bağlayarak Tayvan Boğazı’nın iki yakası arasında cepheleşmeyi kışkırtıyor.” ifadelerini kullanmıştı.
Tayvan İlişkileri Ofisi, yayımladığı daha sert tondaki yazılı açıklamada ise Lai’nin konuşmasının, “çatışma ve provokasyon, aldatma ve yalanlarla dolu olduğu” ve “Tayvan’ın bağımsızlık duruşunu daha da radikal ve riskli hale getirdiği” savunulmuştu.
Çin, Lai’yi “bağımsızlık yanlısı” ve “ayrılıkçı” görüyor
Lai, Çin tarafından “bağımsızlık yanlısı” ve “ayrılıkçı” görülüyor. Çinli yetkililer, seçim öncesinde Lai’yi birçok kez “iflah olmaz”, “sorun çıkaran” gibi ifadelerle anmıştı.
Pekin yönetimi, seçim arifesinde Lai’nin Tayvan’ı bağımsızlık doğrultusunda “tehlikeli bir yola” sokacağı uyarısı yapmış, seçilmesi halinde çatışma ve savaş riskinin doğabileceği imasında bulunmuştu.
Çin’in tepkisi, DPP’nin genel siyasi çizgisine karşıtlığından kaynaklanıyor. Parti, Ada’nın egemenliğinden taviz verilmemesini, fiili bağımsızlığının korunmasını savunan siyasi çizgiyi temsil ediyor.
Tayvan’da çok partili döneme geçilmesinden sonra kurulan DPP, Çin’deki iç savaşta komünistlerle mücadelede eden kurucu parti Koumintag’ın “Çin’in meşru temsilcisi olma iddiasından” çok “Tayvan’ın bağımsızlığı” fikrine yakın duruyor.
Çin-Tayvan anlaşmazlığı
Çin’de İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Çan Kay-şek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi (Koumintag) güçleri ile Mao Zıdong önderliğindeki Çin Komünist Partisi (ÇKP) güçleri arasında yaşanan iç savaşta galip gelen komünistler, 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etmişti.
İç savaşı kaybeden Koumintag üyeleri ise Tayvan’a yerleşip 1912’de kurulan “Çin Cumhuriyeti” iktidarının Ada’da devam ettiğini ileri sürerek, burada geçici hükümet kurmuştu.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin kendi topraklarının parçası olduğunu savunduğu Tayvan, 1949’dan bu yana fiili bağımsızlığa sahip bulunuyor. Çin ana karası ile Tayvan arasındaki ayrılık hala sürüyor.
Son yıllarda Tayvan üzerindeki askeri baskıyı artıran Pekin yönetimi, Ada’nın ana kara ile yeniden birleşmesi için gerekirse güç kullanımını dışlamayacağını vurguluyor.
Adada birkaç gündür yaşanan şiddet olaylarında yaklaşık 200 iş yeri ve 50’den fazla araç ateşe verilirken, 100’e yakın güvenlik görevlisi yaralandı.
Şiddet olaylarında 6 kişi hayatını kaybetti.

OHAL İLAN EDİLDİ!
Yeni Kaledonya’da şiddet olaylarının artmasının ardından 15 Mayıs’ta olağanüstü hal (OHAL) ilan edildi ve OHAL’in 12 gün boyunca devam edeceği duyuruldu.
Fransa, bölgede günlerdir devam eden şiddet olayları nedeniyle Noumea-Magenta Havalimanı’nın önüne ordu güçlerini konuşlandırmasının ardından bugün, yüzlerce ağır silahlı Fransız güvenlik güçleri ve polisini Noumea sokaklarında devriye gezmeleri için görevlendirdi.

Fransa Başbakanı Gabriel Attal, bölgede önlem olarak TikTok’un yasaklanması kararının alındığını açıkladı.
AA muhabiri, günlerdir devam eden şiddetli protestoların tarihçesini ve bölgedeki son gelişmeleri derledi.

Kendi topraklarından yaklaşık 17 bin kilometre uzakta bulunan adayı 1853’te kolonisi haline getiren Fransa, adadaki zengin nikel madenlerini çıkarmak için getirdiği madenciler ile ülkenin yerli halkının kendi topraklarında azınlık hale gelmesine neden oldu.
Fransız hükümeti 1984’te bölgesel işlere tam özerklik verirken, Kanak Sosyalist Ulusal Kurtuluş Cephesi Partisi seçimleri boykot etti ve bir ayaklanmayla başkent Noumea dışındaki bölgenin çoğunu geçici olarak ele geçirdi.

NOUMEA ANLAŞMASI
1998’de dönemin Fransa Başbakanı Lionel Jospin ile Yeni Kaledonya yönetimi arasında “Noumea anlaşması” sağlandı.

Fransa, güvenlik, savunma, adalet ve mali konular dışındaki alanları Yeni Kaledonya yönetimine bırakmayı kabul etti.
Anlaşmaya göre, yalnızca adada 1998’den önce yaşamaya başlayan kişiler ve bu kişilerin çocuklarının oy kullanabilmesine karar verildi.
Bu karar, adada yaşanan krizin önüne geçmek ve nüfusu azalmakta olan bölge yerlileri Kanaklar’ın seçimlerde etkisinin azalmasını önlemek amacıyla alındı.

YENİ KALEDONYA’DAKİ BAĞIMSIZLIK REFERANDUMLARI
Fransa, 1980’lerde on yıl içerisinde bağımsızlık referandumu düzenlemeyi kabul etti ancak oylama sözü geçen zaman dilimi içerisinde düzenlenmedi, aksine yaklaşık 20 yıl daha ertelendi.
Fransız yetkililer, bağımsızlığı reddetme olasılığı daha yüksek olduğu düşünülen adaya yeni gelen kişilerin oylamayı etkilememesi için seçmen kütüklerini de dondurmayı kabul etti. Fransa ayrıca, bir referandum yerine 3 kere referandum yapılmasını da onayladı.
Yıllardır ertelenen referandumların ilki 2018’de düzenlendi. Oylamada seçmenlere “Yeni Kaledonya’nın tamamen bağımsız bir ülke olmasını destekliyor musunuz?” sorusu soruldu. Oylama sonucunda bağımsızlık yanlılarının oranı yüzde 43, bağımsızlık karşıtlarının oranı ise yüzde 56 oldu.
2020’de düzenlenen ikinci referandumda ise bağımsızlık yanlılarının oranı yüzde 47’e yükseldi.
Üçüncü ve son referandum ise Kovid-19 salgınının yaşandığı 2021’de yapıldı. Kanaklar yas gelenekleri nedeniyle siyasi faaliyetlerde bulunmak istememelerini gerekçe göstererek referandumu erteleme çağrısında bulundu. Ancak oylamanın devam etmesi Kanakların protestolarına yol açtı.

Seçmenlerin yüzde 96,49’unun bağımsızlığa “hayır” dediği referandumda, katılım oranı büyük bir düşüşle yüzde 43,90 olarak kayıtlara geçti.
Bunun üzerine Kanaklar, 2021 referandumunun tekrar düzenlenmesi için Uluslararası Adalet Divanına temyiz başvurusunda bulundu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Temmuz 2023’te resmi ziyarette bulunduğu Yeni Kaledonya için Fransa Anayasasında 2024 başlarında uzlaşma temelli değişikliğe gideceklerini açıklaması da demokrasiye doğru bir adım olarak nitelendirildi.
Öte yandan, bölgede yaşayan Fransızların seçimlerde oy kullanmasının önünü açacak reformun Senato ve Fransız Ulusal Meclisinde kabul edilmesi yerli halkın bağımsızlık taleplerine gölge düşüren son adım oldu.
PASİFİK ÜLKELERİNDEN KANAK HALKINA DESTEK
Pasifik Adaları Forumu Genel Sekreteri Henry Puna, olayın “talihsiz olmakla birlikte beklenen bir şey olduğunu” söyledi.
Puna, “Bu gerçekten açık ve dürüstçe konuşmamız gereken bir konu.” dedi.

Cook Adaları Başbakanı Mark Brown, Kanak halkı için daha fazla bağımsızlığa ihtiyaç olduğunu belirterek, bu adalardaki insanlara daha fazla özerklik tanınması gerektiğini dile getirdi.

Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı Winston Peters da “barışçıl bir çözüm” çağrısında bulunarak, “Öncelik, tarafların diyalog ve sükunetin sağlanabilmesi için durumu yatıştırmaya yönelik adımlar atması olmalıdır.” dedi.

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜNDEN YERLİ HALKIN HAKLARININ KORUNMASI ÇAĞRISI
Uluslararası Af Örgütü de Fransa’nın Hint-Pasifik’teki özerk bölgesi Yeni Kaledonya’da şiddet olayları sürerken yerli halk Kanakların haklarının korunması çağrısında bulundu.
Uluslararası Af Örgütü Pasifik Araştırmacısı Kate Schuetze, Fransız yetkililerin bölgedeki olayları, “duraksayan dekolonizasyon süreci, ırksal eşitsizlik, yerli Kanak halkının uzun süredir barışçıl şekilde dile getirdiği kendi kaderini tayin etme hakkı talepleri” ışığında değerlendirmesi gerektiğini belirtti.

Fransa’nın sosyal medya platformu TikTok’un yasaklanacağını duyurmasına atıfta bulunan Schuetze, TikTok’u yasaklamanın arkasında geçerli bir neden olmadığı sürece yasağın “ifade özgürlüğünün ihlali anlamına gelebilecek açıkça orantısız önlem gibi göründüğünü” vurguladı.
Schuetze, “protestolara tepki olarak yasak getirmenin dünya genelindeki hükümetler için tehlikeli bir örnek” teşkil edebileceğine dikkati çekti.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ FRANSIZ ULUSAL MECLİSİNDE ONAYLANDI
Bağımsızlık yanlısı Kanakların karşı çıktığı, Yeni Kaledonya’da yaşayan Fransızların seçimlerde oy kullanmasını sağlayarak yerli halkın seçimlerdeki etkisini azaltacak anayasal reform, Fransız Ulusal Meclisinde 153’e karşı 351 oyla kabul edildi.
Anayasa değişikliğine meclisteki Macron ittifakındaki Cumhuriyetçiler ve aşırı sağcı Marine Le Pen’in Ulusal Birlik Partisi destek verirken, solcu partiler “sömürgeci” niteliğine işaret ederek reforma karşı çıkıyor.

Reform kararı, 2 Nisan’da 99’a karşı 233 oyla Senato’da kabul edildi.
Yeni Kaledonya’nın yerel halkı Kanaklar, 300 bin olan ada nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor.
Fransız hükümeti anayasa değişikliği tasarısı ile adadaki 25 binden fazla Fransız’ın seçimlerde oy kullanmasının yolunu açmak istiyor.
AVRUPALILAR, YENİ KALEDONYA’DAKİ ŞİDDET VE MÜDAHALEYE SESSİZ
Yerel halkın bağımsızlık taleplerine ket vurulacağı endişesiyle Fransa’nın yaptığı yasa düzenlemelerine tepki göstermesi ve ardından yaşanan şiddet dalgası karşısında Avrupa hükümetleri sessiz kalmayı tercih etti.
Çoğu Avrupa ülkesi, 1940’larda sömürgelerinde başlayan halk hareketleriyle tetiklenen dekolonizasyon süreçlerine kadar birçok kıtada büyük kolonilere sahipti.
Sömürge yönetimleri pek çok yerde sona erse de yerel halklar tarafından kurulan yeni devletlerin halen Batılı güçlerin etkisinde olması “Yeni Sömürgecilik” olarak adlandırılmıştı.
Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru ile söz konusu girişimin yasal işleyişinin otomatik askıya alınacağını aktaran Bolanos, “Anayasa Mahkemesine yaptığımız başvuru hükümetin politikalarıyla tutarlıdır. Anayasayı, Katalonya’nın kurumlarını, diyaloğu ve anlaşmaları koruyan bir itiraz yapılmıştır.” dedi.
“Bölücü, toplumu parçalayan ve gerilim yaratan her türlü girişimi reddettiklerini” vurgulayan Bolanos, “Ne hükümet ne de Sosyalist İşçi Partisi (koalisyonun büyük ortağı) Katalonya’nın İspanya ve Avrupa Birliği’nden herhangi bir şekilde dışlanmasını istiyor. Tam tersine, Katalonya’nın İspanya’nın ve Avrupa’nın önemli ve temel bir parçası olmasını istiyoruz.” diye konuştu.

Adalet Bakanı, İspanya Anayasası ile belirlenen mevcut Katalonya özerk yönetim statüsünün, “Katalonya’da bir arada yaşamanın en iyi garantisi olduğunu” savundu.
Solidaritat Catalana por la Independencia (Bağımsızlık için Katalan Dayanışması) adlı sivil toplum kuruluşunun girişimiyle Katalonya özerk yönetim parlamentosuna sunulan, tek taraflı bağımsızlık ilanına ilişkin önerge, Katalonya Sosyalist Partisi’nin (PSC) karşı, Katalonya Cumhuriyetçi Solu’nun (ERC) çekimser oylarına rağmen Katalonya için Birlik (Junts) ve Halk Birliği Adaylığı (CUP) partilerinin desteğiyle yerel parlamento başkanlığınca 20 Şubat’ta kabul edilip, gündeme alınmıştı.
Katalonya’da 12 Mayıs’ta erken yerel parlamento seçimleri yapılacak olmasından dolayı bu bölgedeki ayrılıkçı girişimler de tekrar gündeme geliyor.
KATALONYA BAĞIMSIZLIK YANLISI GİRİŞİMLERİN SÜRECİ
Katalonya’da bağımsızlık yanlısı siyasi girişimler, 2012’de başlamış ve dönemin Katalonya Özerk Hükümet Başkanı Artur Mas’ın öncülüğünde 9 Kasım 2014’te yasa dışı ilk bağımsızlık yanlısı halk oylaması yapılmıştı.
Ardından Ocak 2016-Ekim 2017 döneminde Katalonya Özerk Hükümet Başkanı olarak görev yapan, halihazırda Avrupa Parlamentosu üyesi olan, İspanya’da hakkında yakalama ve tutuklama emri bulunan Carles Puigdemont’un liderliğinde 1 Ekim 2017’de Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen yasa dışı bağımsızlık referandumu düzenlenmişti.
Katalonya Özerk Yönetim Parlamentosu da 27 Ekim 2017’de “açıklanması ertelenen tek taraflı bağımsızlık deklarasyonunu” kabul etmiş ve aynı gün İspanya Senatosunda alınan ve Anayasa’nın 155. maddesinin uygulandığı kararla Katalonya’nın özerk hakları geçici olarak merkezi hükümete devredilmişti.
Bu gelişmelerin ardından İspanya mahkemelerinden kaçan Puigdemont ve 6 eski Katalan siyasetçi ülkeyi terk ederken diğer eski Katalan özerk yönetim hükümeti üyeleri ve iki sivil toplum örgütü temsilcisi, 2 Kasım 2017’de tedbiri kararla cezaevine gönderilmişti.
Yüksek Mahkemede tutuklu yargılanan eski Katalonya özerk yönetim hükümeti üyeleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden 9’u “devlete karşı ayaklanma”, “kamu parasını kötüye kullanma” ve “devletin kurumlarına itaatsizlik” suçlarından Ekim 2019’da açıklanan kararla 9 ila 13 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
İspanya’da geçmiş dönemdeki sol koalisyon hükümeti, Katalonya sorununa çözüm amacıyla tutuklu 9 Katalan siyasetçi hakkında 22 Haziran 2021’de kısmi af çıkarmıştı.
Kasım 2023’te kurulan yeni sol koalisyon hükümeti de ayrılıkçı Katalan siyasetçilerden ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden 370’den fazla kişiyi kapsayan geniş kapsamlı affı öngören yasa tasarısını 14 Mart’ta Meclis’ten geçirip Senato’ya gönderdi.
Söz konusu af yasa tasarısının mayıs sonunda parlamento süreçlerini tamamlayıp yürürlüğe girmesi bekleniyor.