Balık – Fox Haber https://www.foxtvhaber.com.tr Sat, 03 Aug 2024 00:48:35 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Ekosistem esaslı balıkçılık olmazsa hamsi ve istavrit de olmayabilir https://www.foxtvhaber.com.tr/ekosistem-esasli-balikcilik-olmazsa-hamsi-ve-istavrit-de-olmayabilir/ https://www.foxtvhaber.com.tr/ekosistem-esasli-balikcilik-olmazsa-hamsi-ve-istavrit-de-olmayabilir/#respond Sat, 03 Aug 2024 00:48:35 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=17175 AA’nın iklim krizinin balıkçılık sektörü üzerindeki etkilerine yönelik hazırladığı haber dosyasının dördüncü ve son bölümünde, Türkiye denizlerindeki balık stokları ve ekosistem gözetilmeden yapılan balıkçılığın bu stoklara etkisi ele alındı.

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Denizcilik İşletmeleri Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, dünya su ürünleri üretimi içinde avcılık yoluyla sağlanan üretimin giderek azaldığını, bu durumun nedenlerinin başında aşırı avcılık, kirlilik, baskın türlerin diğer türler üzerindeki etkisi, küresel ısınma nedeniyle istilacı türlerin artması ve bunun doğal sonucu olarak biyoçeşitlilikte yaşanan değişim ile denetim ve kontrollerde istenen başarının sağlanamaması gibi faktörlerin geldiğini söyledi.

Avcılık ve üretim dahil olmak üzere su ürünleri üretim miktarının 800 bin tonun üzerinde olduğunu aktaran Sarı, “Bu 800 bin tonun 300 bin tonunu biz denizlerden avlıyoruz. Geriye kalan miktar 500 küsur bin ton. Bunu da yetiştiricilik yoluyla elde ediyoruz. Halbuki 2000 yılına gittiğimiz zaman avcılık 600 bin ton, yetiştiricilik 60 bin ton civarında. Yani avcılık 24 yıl içerisinde yarı yarıya azalmış. 600 bin tonlardan 300 bin tona gerilemişiz. 300 bin ton balığımız kayıp. Yetiştiricilikte ise çok iyi bir ivme yakalamışız ve bu ivmeye paralel olarak da neredeyse avladığımızın 2 katına yakın bir balık yetiştiriyoruz.” dedi.

Su ürünleri yetiştiriciliğindeki artışın tamamen olumlu olarak algılanmaması gerektiğini ifade eden Sarı, 1 kilogram çipura, levrek veya alabalık yetiştirmek için denizden 2,5 ila 6 kilogram balık avlandığını, bu nedenle denizlerdeki balık stoku biterse yetiştiricilik imkanının da kalmayacağını belirtti.

EN ÇOK HAMSİ AVLANIYOR, EN FAZLA BALIK KARADENİZ’DE

Yıllar içinde avlanan balık miktarındaki azalışın balıkçılık yönetimindeki sıkıntıları ortaya koyduğu görüşünü paylaşan Sarı şöyle devam etti:

“Şu anda Avrupa’da su ürünleri yetiştiriciliğinde Türkiye birinci sırada yer alıyor. Belçika’ya gider orada bir çipura sipariş ederseniz o çipura yüzde 80 bizim Güney Ege’de yetiştirilmiştir. O kadar iddialıyız. Bu iyi bir şey, evet ama sürdürülebilirliği için denizlerdeki balık stoklarımızı korumamız lazım. İstatistikler bize çok şey söylüyor aslında. Yani 1980’li yıllardan itibaren 600 bin tonlara kadar çıkmıştı avcılığımız sonra azaldı, önce 400-500 bin tonlara geriledi. Şu anda 300 bin tonlarda. 2022 istatistikleri üzerinden konuşuyoruz. Resmi veri şu anda bu, 126 bin tonu hamsi, 50 bin tonu palamut, 16 bin tonu sardalya, 15 bin tonu istavrit, 11 bin tonu çaça, 8 bin tonu mezgit ve 4 bin tondan biraz fazlası karides. Yine 8 bin ton civarında da salyangoz avlamışız. Kaç tane türden bahsettik? 7 tane türden bahsediyoruz. Hadi 3 tane daha ekleyelim, 10 tane tür var.”

Türkiye’de balıkçılığın hamsi, istavrit ve sardalya gibi küçük pelajik türler üzerinde yoğunlaştığından ve fakirleşerek kendini döndürmekte güçlük çektiğinden bahseden Sarı, toplam avcılık içerisinde en yüksek payın yüzde 70’le Karadeniz’e ait olduğu, Marmara’nın payının yüzde 7 ile yüzde 13 arasında değiştiği, Ege Denizi’nin yüzde 12 ila 13, Akdeniz’in ise yüzde 7 ila 10’luk paya sahip olduğu bilgisini paylaştı.

Marmara’da 2000’li yılların başında avlanan balık miktarının 80 bin tonlara kadar çıktığını fakat şu anda bu miktarın 24 bin tona düştüğünü dile getiren Sarı, “300 bin ton avcılığın içinde Marmara’da en fazla 30 bin ton balık avlanıyor. Marmara bir biyolojik koridor. Bu koridorun kapıları olan boğazlarda avcılık kesinlikle durdurulmalı. 13 bin ton hamsi, sardalya, istavrit, lüfer, palamut, mezgit ve çok az, 3 bin 500 ton civarında karides avlamışız. Başka da dişe dokunur bir şey yok ama TÜİK verilerine bakarsanız Marmara’da 56 farklı tür balık avladığımız gözüküyor. 56 tür avlamışız da bunun kaç adedi ne kadarlık bir oranı temsil ediyor? 7 tane tür 21 bin ton ediyor. Yani Marmara’da avladığımız 24 bin ton balığın 21 bin tonu 7 türden geliyor. Tüketmişiz.” değerlendirmesinde bulundu.

“ALIŞTIĞIMIZ TÜRLERDEKİ AZALMAYI TELAFİ ETMEK İÇİN ÇAÇA GİBİ TÜRLERI SOFRAMIZDA GÖRMEYE BAŞLAYACAĞIZ”

Tek bir balık türünü korumayı esas alan tek tür esaslı balıkçılık yönetimi; sofralara gelen hamsi, istavrit, palamut gibi ticari türlerin korunmasını esas alan çoklu tür yönetimi; sadece ekosistemin sağlığını korumayı ön planda tutan ekoloji esaslı balıkçılık yönetimi ve hem ekosistemi hem balıkçıyı hem de insanı birlikte koruyan bir yaklaşımı olan ekosistem esaslı balıkçılık yönetimi olmak üzere, Türkiye’de 4 farklı balıkçılık yönetim sistemi olduğunu anlatan Sarı, balıkçılığın Türkiye’de çoklu tür yönetim sistemiyle yapıldığını fakat kademeli olarak ekosistem esaslı balıkçılık yönetimine geçiş yapılması gerektiğini dile getirdi.

Sarı, şunları kaydetti:

“Ekosistem esaslı balıkçılık yönetimine geçmezsek avcılık rakamlarımız azalmaya devam edecek ve tezgahlarda daha önce hiç yemediğimiz, hiç kıymet vermediğimiz türler göreceğiz. Önümüzdeki yıllarda hamsi, palamut, istavrit, lüfer gibi alıştığımız türlerdeki azalmayı telafi etmek için çaça gibi türleri soframızda görmeye başlayacağız ve daha çok sübvansiyonları yetiştiricilik sektörüne doğru yönlendirmek zorunda kalacağız ancak bu sürdürülemez bir şey.

Son 30 yıl içerisinde dünya devletlerinin yüzde 80’inden fazlası ekosistem esaslı balıkçılık yönetimine geçiş yaptı. Denizlerde, okyanuslarda, sınırlar yok. Sınırlar bizim kafamızda, haritaların üzerinde. Balık için, ekosistem için sınır yok. Peru’daki hamsinin tükenmesi oradaki unun azalması, balık ununun azalması benim buradaki yetiştirdiğim çipurayı etkileyecek. Ben burada daha çok çipura yetiştiriyorsam denizden daha çok balık avlamak zorundayım. O zaman yapmamız gereken şey aslında çok basit. Yetiştiricilik sektörümüzü desteklemeye devam edelim ama bir sınırda tutmak zorundayız. Artık denizlerimiz bunu kaldırmıyor. Avladığımız balıkların miktarını şimdilik azaltmak ve bir düzenleme yapmak zorundayız.”

EKOSİSTEM ESASLI BALIKÇILIK YÖNETİMİ NEDEN ÖNEMLİ?

Ekosistem esaslı balıkçılık yönetimiyle balık stoklarının, canlıların üreme kabiliyetlerinin ve kapasitelerini korunabileceğini vurgulayan Sarı, bu sistemle deniz ekosisteminin ve balıkçıların gelirlerinin de korunarak hamsi, istavrit gibi soflarda görmeye alışık olunan ticari türlerin devamlılığının sağlanabileceğini aktardı.

Sarı, ekosistem esaslı balıkçılık yönetimiyle birlikte yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

“Kirliliği ve habitat tahribini azaltacağız. Yani canlıların yaşadığı ortamlardaki kıyı tahriplerini, diplerin kazınmasını azaltacağız. Sonra koruma alanları oluşturacağız. Balıkların, canlıların rahatça üreyeceği, oradan bütün denize yayılacakları uygun koruma alanları oluşturacağız. Avcılık düzenlemelerini, balıkçılık düzenlemelerini sadece soframıza gelen türlerle sınırlı tutmayacağız. Eğer ben hamsi avlarken aynı zamanda vatozları da avlıyorsam bunun önüne geçmem lazım. Sonra balıkçıyı bu yönetim sisteminin bir parçası haline getireceğim. Karar alma süreçlerine etkin şekilde onların katılımını dikkate alacağım. İklim değişirken 1930’larda 1940’larda başlattığımız bir uygulamayı halen sürdürmekte ısrar etmeyeceğim. İklimin değişmesine bağlı olarak hızlı bir şekilde kararlarımı güçlü olarak alacak ve deniz kültürünü bir bütün halinde geliştireceğim.”

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/ekosistem-esasli-balikcilik-olmazsa-hamsi-ve-istavrit-de-olmayabilir/feed/ 0
Sıcaklık artışıyla Karadeniz’e yayılan türler deniz ekosistemini tehdit ediyor https://www.foxtvhaber.com.tr/sicaklik-artisiyla-karadenize-yayilan-turler-deniz-ekosistemini-tehdit-ediyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/sicaklik-artisiyla-karadenize-yayilan-turler-deniz-ekosistemini-tehdit-ediyor/#respond Wed, 31 Jul 2024 09:00:39 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=16969 Avrupa Birliği’ne bağlı Copernicus İklim Değişikliği Servisi verilerine göre küresel ortalama deniz yüzeyi sıcaklığı Mart ayında 21,07 derece ile rekor kırdı. Ayrıca günlük ortalama deniz yüzeyi sıcaklığının en sıcak olduğu 100 günün 94’ü, 2024’te yaşandı.

Küresel deniz yüzeyi sıcaklığındaki artışın benzeri Türkiye’yi çevreleyen sularda da görüldü. Türkiye’nin denizlerinde 2023 yılı ortalama sıcaklığı, uzun yıllar ortalamasının üzerinde ölçüldü. Karadeniz’de 1970-2023 ortalaması 15,3, 2023 yılı ortalaması 16,8; Marmara Denizi’nde 1970-2023 ortalaması 15,7, 2023 yılı ortalaması 17,6; Ege Denizi’nde 1970-2023 ortalaması 18,7, 2023 ortalaması 20,5; Akdeniz’de 1970-2023 ortalaması 21,5, 2023 yılı ortalaması 22,6 olarak hesaplandı.

Denizlerdeki ısınmanın deniz canlılarına etkisine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Deniz ve İçsu Kaynakları Yönetimi Bölümü Deniz Biyolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Gönülal, iklim değişikliği ve deniz suyundaki ısınmanın, deniz ekosistemlerinde önemli değişikliklere neden olduğunu, Kızıldeniz’e uygun olan türlerin Akdeniz, Marmara ve Karadeniz’e kadar yayılmasının büyük ölçüde bu etkiden kaynakladığını söyledi.

Yabancı türlerin sayısının her geçen yıl arttığını ve 2020’de yapılan bir çalışmaya göre Türkiye genelinde 539 yabancı tür bulunduğunu aktaran Gönülal, “Karadeniz’de yabancı türlerin sayısı 30’a yaklaşırken ve Marmara’da da bu sayı 100’u çoktan geçti. Ege Denizi’nde 253, Doğu Akdeniz’de ise 413 yabancı tür bulunuyor.” dedi.

Yayılımın bu hızla devam etmesi durumunda yabancı türlerin sayısının yerli türleri geçmesinin muhtemel olduğunu ifade eden Gönülal, deniz suyundaki ısınma bu kadar yüksek olmasaydı yabancı tür sayısının muhtemelen 100-150 civarında kalacağı, artan sıcaklığın yabancı türlerin yayılım hızını 5-6 kat artırmış olabileceği değerlendirmesinde bulundu.

“BALIKÇILIK SEKTÖRÜNDE EKONOMİK KAYIPLARA NEDEN OLABİLİR”

Yabancı türlerin yayılımının, yerli türlerle rekabet oluşturarak ekosistem dengesini etkilediğini, bunun yalnızca Türkiye’nin değil, dünyadaki birçok ülkenin sorunu olduğunu vurgulayan Gönülal, şöyle devam etti:

“Karadeniz’de yavaş yavaş bir Akdenizleşme eğilimi gözlemleniyor, bu durum sadece yabancı türlerle sınırlı değil. Sıcaklık artışı, Akdeniz ve Karadeniz arasındaki sıcaklık farklarının azalması bazı türlerin yayılmasına olanak tanıyor. Akdeniz ve Karadeniz ekosistemleri birbirinden farklıdır ancak sıcaklık artışıyla birlikte Akdeniz ve Ege’ye özgü balık türlerinin Marmara’ya, Karadeniz’e doğru yayılmaya başladığı görülüyor.”

Karadeniz ve çevresindeki bölgelerde yabancı türlerin hızla yayılmasının büyük bir sorun teşkil ettiğini dile getiren Gönülal, son yıllarda Marmara ve Karadeniz’de hızlı yayılım gösteren, ekonomik değeri yüksek türler olduğu ve mavi yengeç (Callinectes sapidus) ile 2 farklı jumbo karides türünün (Penaeus aztecus ve Penaeus pulchricaudatus) bunların arasında yer aldığı bilgisini paylaştı.

Karadeniz’de yayılım gösteren ekonomik türlerin, yerli türlerle besin kaynakları açısından rekabet etmesinin ekosistem dengelerini bozabileceği uyarısında bulunan Gönülal, “Bu rekabet, hamsi, mezgit ve barbun gibi ekonomik açıdan önemli türlere dayanan balıkçılık sektöründe ekonomik kayıplara neden olabilir. Yeni gelen türlerin tanınmaması ve tüketicilerin bu türlere alışkın olmaması olumsuzluklara yol açar.” diye konuştu.

Deniz kirliliği ve aşırı avlanmanın da ekosistem dengesini bozarak yabancı türlerin faaliyetlerini hızlandırdığından bahseden Gönülal, ekonomik değeri olsun ya da olmasın yabancı türlerin avcılığının koordineli bir şekilde yönetilerek teşvik edilmesi, yerli stokların korunması ve kota uygulanması tavsiyelerinde bulundu.

“TÜRLER AKDENİZLEŞME TEHLIKESİ ALTINDA”

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cem Dalyan, deniz suyu sıcaklıklarının artışı sonucunda yaladerma ve mırmır gibi Akdeniz balıklarının Karadeniz’de yayılım gösterdiğini, hızlı yüzen lambuka balığının ise Marmara Denizi’nden kayıtlarının geldiğini bildirdi.

Söz konusu balıkların Atlanto-Akdeniz kökenli türler olduğuna işaret eden Dalyan, “Örneğin lambuka, kuvvetli bir pelajik avcıdır. Genellikle küçük balıkları avlayarak beslenir. Marmara’da bilinen pelajik türler arasında hamsi ve sardalya gibi geçit balıkları bulunuyor. Marmara’da lambukanın büyük popülasyonlarının oluşma ihtimali, geçit balıkları üzerinde baskı yaratabilir ve Karadeniz’den Kuzey Ege’ye senede iki defa gerçekleşen göç fenomenini derinden etkileyebilir.” sözlerini sarf etti.

Bir ekosisteme yeni bir türün dahil olmasının besin ağında değişikliklere yol açtığının altını çizen Dalyan, şunları söyledi:

“Karadeniz gibi balıkçılığımızın büyük kısmının gerçekleştiği ve binlerce yılda oluşmuş bu deniz ekosistemindeki türler Akdenizleşme tehlikesi altında. Bu türlerin besin zincirindeki yerlerini ve ekosistem üzerindeki etkilerini anlamak şu an için mümkün değil çünkü veri eksikliği var. Karadeniz’in Akdenizleşmesi ile daha az hamsiyi tezgahlarda görebiliriz ve bu durum, ekonomik ve ekolojik değişikliklere neden olabilir. ‘Akdenizleşme’ kavramı, Akdeniz’in flora ve faunasının Karadeniz’e hakim olması, Karadeniz’in kendine özgü yapısının kaybolması anlamına geliyor. Bu durum 2 denizin biyolojik açıdan farklı yapılarının ortadan kalkmasına, ekosistem çeşitliliğinin kaybolmasına ve tek bir ekosistem haline gelmesine neden olabilir.”

Dalyan, ekosistemlerin tek tip haline gelmesi durumunda, oluşan negatif etkilerin tüm bölgeye yayılacağını, çeşitliliğin korunmasının, farklı ekosistemlerin varlığını sürdürebilmesinin ve bu ekosistemlerdeki değerlerin korunmasının büyük risk altına gireceğini kaydetti.

İnsanlığın doğa üzerindeki etkisini mutlaka sınırlandırması gerektiğini ifade eden Dalyan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Gideceğimiz başka bir gezegen yok. Denizlere bıraktığımız kirlilik yükü azaltılmalı, deniz ekosistemlerinin korunması için çaba sarf edilmeli. Aşırı avcılık, kirlilik, sıcaklık artışı, ekosistemleri sağlıksız hale getiriyor ve hassas türlerin yok olmasına neden oluyor. Şehirleşme ile hızlı habitat ve kıyı kaybı gibi nedenler ekosistemleri ciddi strese sokuyor ve canlıların değişimlere adaptasyonunu zorlaştırıyor. Bu kapsamda, endüstriyel balıkçılığın yeniden düzenlenmesi, küçük balıkçının desteklenmesi, kirlilik baskısının azaltılması, deniz koruma alanlarının yaratılması ve Karadeniz’e ait olmayan türlerin takibi ve savuşturulması gibi faaliyetlerle mevcut ekosistemin korunmaya çalışılması çok önemli.”

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/sicaklik-artisiyla-karadenize-yayilan-turler-deniz-ekosistemini-tehdit-ediyor/feed/ 0
Artan avlanma süreleri balıkçılığı sürdürülebilirlikten uzaklaştırıyor https://www.foxtvhaber.com.tr/artan-avlanma-sureleri-balikciligi-surdurulebilirlikten-uzaklastiriyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/artan-avlanma-sureleri-balikciligi-surdurulebilirlikten-uzaklastiriyor/#respond Mon, 29 Jul 2024 23:48:03 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=16813 AA’nın iklim krizinin balıkçılık sektörü üzerindeki etkilerine yönelik hazırladığı haber dosyasının ikinci bölümünde, avlanma sürelerindeki artışın sürdürülebilir balıkçılığa etkisi ele alındı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) su ürünleri verilerine göre avcılık yoluyla üretim, 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 35,5 artarak 454 bin 59 ton oldu. Av miktarı, 2022’de 335 bin 3 ton, 2021’de ise 328 bin 165 ton olarak gerçekleşmişti.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ekin Akoğlu, AA muhabirine Türkiye denizlerinde avcılığı yapılan 70, iç sularda ise 30’un üzerinde balık türü olduğunu, son istatistiklere bakıldığında Kovid-19 salgını süresince stokların biraz toparlanmasından dolayı avcılıkta bir artış yaşandığını söyledi.

Avlanan balık miktarının 2000’li yılların başından bu yana inişli çıkışlı bir seyir izlediğine işaret eden Akoğlu, “Stoklar sürekli aynı oranda av verecek durumda olmadığından, bu iniş ve çıkışlar devam ediyor. Avcılığımız sürdürülebilir değil. Şu anda bir artış trendi var, ancak önümüzdeki yıl veya bir sonraki yıl tekrar bir azalma olacağını düşünüyorum.” dedi.

EL NİNO ETKİSİ ÖNÜMÜZDEKİ VE BİR SONRAKİ SEZON DAHA BELİRGİN HİSSEDİLECEK

Denizde yaşanan sıcaklık artışlarının etkisinin hemen görülmediğini ve çevresel değişikliklerin balık stokları üzerindeki etkilerinin 1-2 yıl içinde gerçekleştiğini vurgulayan Akoğlu, El Nino’nun küresel ısınmanın etkilerini güçlendirdiğini, bu yıl ve önümüzdeki yıl avcılık sezonlarında bu etkinin görüleceğini kaydetti.

Balıkçıların denizde kalma sürelerinde artış olduğunu aktaran Akoğlu, şöyle devam etti:

“Balıkçılığın verimini ve balık stoklarının durumunu anlamak için çaba başına düşen av miktarına bakarız. Çaba başına düşen av miktarı, denizde belirli bir süre ve belirli bir motor gücüyle elde edilen av miktarını ifade eder. Bu miktara baktığımızda, kararlı bir çizgi görmüyoruz. Balıkçılar, 1 kilogram balığı yakalamak için önceki yıllara göre daha fazla zaman harcıyor, 1 saat avcılık faaliyeti için av miktarı yarım kilo ile bir kilo arasında, yıldan yıla değişkenlik gösteriyor. Bu durum avcılığın sürdürülebilir olmadığının ve işlerin kötüye gidebileceğinin bir sinyali olabilir.”

Türkiye’de 15 bin av teknesi olduğu bilgisini paylaşan Akoğlu, balıkçıların yıllık ortalama 250 bin ila 300 bin saatten, son birkaç yıldır 500 bin saat civarına varan bir avlanma süresine ulaştığına dikkati çekti.

Akoğlu, maksimum sürdürülebilir ürün hesapları veya kota uygulamaları olmadığı için balıkçıların av sezonunda avlanabildikleri kadar avlanmaya çalıştıklarını, bu durumun aşırı avcılığa neden olduğunu dile getirdi.

“ULUSAL PLANLAR YAPILMAZSA SEKTÖR PEK ÇOK ŞEYİ KAYBEDER”

Akoğlu, “Balıkçılığın biraz daha verimsiz hale geleceğini düşünüyorum. Önümüzdeki sezonun açılışında ve bir sonraki sezonda bunun etkilerini göreceğiz. Maliyetler de artıyor, bir balık elde etmek için harcanan masraflar yükseliyor. Verimsiz avlanırsanız daha fazla karbon salarsınız çünkü daha fazla yakıt ve zaman harcıyorsunuz. Bu durum balıkçılık faaliyetlerinde karbon salımını artırıyor ve küresel iklim değişikliğine katkıda bulunuyor. Özellikle 2000 yılından bu yana ülkemizdeki balıkçılık faaliyetlerinin karbon ayak izi hızlı bir şekilde artıyor.” diye konuştu.

Balıkçılık sektörünün bunun farkında olması gerektiğini ifade eden Akoğlu, iklim değişikliğiyle küresel ölçekte mücadele edilse de ulusal olarak da planlar yapılması gerektiği aksi takdirde sektörün pek çok şeyi yavaş yavaş kaybedileceği uyarısında bulundu.

Akoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Karadeniz’de uskumru, 1970’lerden önce vardı ancak 1970’lerden sonra neredeyse yok denecek kadar azaldı, ticari anlamda bir avcılığı kalmadı. Bunun gibi bazı türleri kaybedeceğiz. Bu hemen olmayabilir ancak 2030’lara vardığımızda ticari olarak avcılığı yapılan bazı türleri görmeyeceğiz. Üreme hızı yavaş olanlar ya da besin zincirinin üst kısımlarında olanlar, örneğin palamut tehdit altında. Ayrıca doğrudan besin olarak tüketilmeyen türler de ekosistemin dengesinde önemli bir yer tutuyor. Deniz tabanında yaşayan türlerden kalkan da risk altında. Son yıllarda Akdeniz’e kıyısı olan illerimizde mercan olarak satılan balık aslında gerçek mercan değil, bir Kızıldeniz göçmeni. Geleneksel olarak bölgemize özgü olan Akdeniz mercanı değil. Böyle bir değişim yaşadık.”

⁠KOTA UYGULAMASINA GEÇİŞ TAVSİYESİ

Her balık stokunun kendine özgü dinamiği ve ekosistem içinde yeri olduğundan bahseden Akoğlu, bu nedenle, ekosistem tabanlı balıkçılık yönetimi yapılarak matematiksel modellerle her stok için toplam avlanabilir ürün miktarı belirlenmesi gerektiğine, böylece hem avlanan türün devamının sağlanacağına hem de diğer türlere yeterli besin bırakılacağına işaret etti.

Balıkçılık sektöründe acil olarak kota uygulamalarına ve kontrollü balık avcılığına geçiş gerektiğini belirten Akoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Özellikle Marmara gibi kapalı denizlerde çevresel etkiler çok önemli. Çevresel kirliliğin etkileri göz önünde bulundurularak hızla önlemler alınması gerekiyor. Bu uygulamalar, balık stoklarının sürdürülebilirliğini sağlamayı ve ekosistemi korumayı amaçlıyor. Ayrıca balıkçılık yönetimi için katılım ve bilinçlenme önemli. Avcılığın izlenebilmesi için doğru denetimler uygulayarak karaya çıkarma noktalarının belirlenmesi, türlerin doğru rapor edilmesi, kota yönetimine katkı sağlar. Kaçak avcılığı önlemek için cezaların yanı sıra balıkçıların sürece dahil edilip bilinçlenmesi de önemli.”

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/artan-avlanma-sureleri-balikciligi-surdurulebilirlikten-uzaklastiriyor/feed/ 0
Çanakkale sardalyasının en lezzetli ve yağlı dönemi başladı https://www.foxtvhaber.com.tr/canakkale-sardalyasinin-en-lezzetli-ve-yagli-donemi-basladi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/canakkale-sardalyasinin-en-lezzetli-ve-yagli-donemi-basladi/#respond Sun, 28 Jul 2024 23:12:05 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=16705 Birçok balık türünün aksine en yağlı dönemi yaz mevsimine denk gelen Çanakkale sardalyası, amatör ve küçük tekneli balıkçılar tarafından yoğun olarak avlanıyor.

Kilogram fiyatı 100-200 lira arasında değişen sardalya, yaz sofralarında bolca tüketiliyor. Karadeniz’in meşhur hamsisine benzerliğiyle tanınan, pulları çok kolay temizlenebilen sardalya, çok kısa sürede pişirilebiliyor.

Tavada kızartılan ya da temizlemeden doğrudan ızgarada veya mangalda asma yaprağına sarılarak pişirilen sardalya, tuzlanmış ve konserve haline getirilerek tüketicilere her mevsim ulaştırılabiliyor.

Sardalyanın en yağlı ve lezzetli dönemi ekim ayına kadar devam ediyor.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi, Su Ürünleri Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Ender Künili, AA muhabirine, sardalyanın Çanakkale bölgesini özellikle göç zamanı çok yoğun kullandığını, bu bölgede beslenme ve üreme aktivitelerinde bulunarak, besleyiciliğinin arttığını söyledi.

Sardalyanın Çanakkale bölgesinde yoğun olarak avlandığını anlatan Künili, “Sardalya Çanakkale sevdalısı bir balık olup, üreme ve beslenme zamanı Çanakkale’de bol miktarda faaliyetlerde bulunur. Beslenme amaçlı buralarda yer edinir kendine. Dolayısıyla endüstriyel balıkçılığın yasaklandığı 15 Nisan’dan sonra daha çok küçük balıkçıların ağlarına takılır ve amatör balıkçılar tarafından da yakalanarak tezgahlarda yerini alır.” ifadesini kullandı.

“BALIK, OMEGA 3 YAĞ ASİTLERİ BAKIMINDAN OLDUKÇA ZENGİNLEŞTİĞİ BİR DÖNEME GİRER”

Künili, temmuzun sonundan ekim ayına kadar sardalyanın yağlandığını aktardı.

Bu zamanlarda tezgahlarda yer alan sardalyanın halkın damak tadına hitap edecek şekilde en güzel yağlı formuna ulaştığını vurgulayan Künili, şunları kaydetti:

“Bu dönemde Çanakkale sardalyası tüketim için arzu edilen en güzel halini alır. Çanakkale sardalyasını kendi familyasındaki diğer türlerden ayıran en önemli özellikleri arasında bu bölgede barınmasına bağlı olarak gelişen biyokimyasal kompozisyonundaki farklılığın lezzete etkisi vardır. Buradaki sardalyalar aminoasit içeriği bakımından ve bazı vitamin ve mineraller bakımından oldukça zenginleşir. Aynı zamanda yağ asidi kompozisyonu da buna göre değişiklik gösterir. Balık, omega 3 yağ asitleri bakımından oldukça zenginleştiği bir döneme girer. Bu durum göç zamanı ve beslenme faaliyetleri için tercih ettiği bölge olan Saroz’dan tutun Marmara’nın girişine kadar her kısımda ve Çanakkale’nin kıyılarında beslendiği mikro canlılar ve planktonların çeşitliliği ile ilgilidir. Bu organizmalar sardalyanın içerdiği besin bileşenlerine etki ediyor. Dolayısıyla bundan da kaliteli besin bileşeni ortaya çıkıyor.”

“ÇANAKKALE SARDALYASI HER MEVSİM GENİŞ TÜKETİCİ KİTLESİNE ULAŞMAKTA”

Ender Künili, sardalyanın geleneksel tüketiminin Çanakkale’de çok eski zamanlara dayandığını söyledi.

İnsanların eskiden sezon dışında da sardalya tüketebilmek için farklı yöntemler tercih ettiğini vurgulayan Doç. Dr. Künili, “Özellikle yöre halkı bu güzel lezzetli dönemlerinde yakalanan balıkları tuzlama şeklinde işleyerek konserve sistemi ile kış zamanları da tüketebiliyorlardı. Bu metotlar aroma ve lezzet olarak sardalya üzerine olumlu etki etmekte, güvenlik açısından tüketilebilirliğini artırmakta, besleyiciliği konusunda da hiçbir değişikliğe neden olmamaktadır.” diye konuştu.

Çanakkale sardalyasının endüstriyel firmalarca da tüketiciye sunulduğunu vurgulayan Künili, “Bu sayede de Çanakkale sardalyası her mevsim geniş tüketici kitlesine ulaşmakta ve sevilerek tüketilmektedir. Özellikle yaz mevsiminde Çanakkale bölgesinde kendisine yer edindiği için bu dönemlerde avlandığında, sardalya kent halkı tarafından doğrudan ızgaraya atılarak veya temizlenerek mangalda asma yaprağına sarılarak pişirilir. Ağustos ve eylül arasında sardalyanın mangaldan dağılan kokusu kent sokaklarında çok rahat olarak tanınmaktadır.” dedi.

Çanakkale Balık Hali esnafından Doğan Uyar da sardalyanın mangalda ızgarada ve fırında pişirilerek tüketilebilen bir tür olduğunu belirtti.

Uyar, uygun fiyatıyla bu dönemde piyasada bolca bulunan sardalyanın en taze şekliyle sofralara ulaştığını dile getirdi.

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/canakkale-sardalyasinin-en-lezzetli-ve-yagli-donemi-basladi/feed/ 0
İklim değişikliği balıkçıların hayatını tehlikeye atıyor https://www.foxtvhaber.com.tr/iklim-degisikligi-balikcilarin-hayatini-tehlikeye-atiyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/iklim-degisikligi-balikcilarin-hayatini-tehlikeye-atiyor/#respond Sun, 28 Jul 2024 00:36:03 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=16643 AA’nın iklim krizinin balıkçılık sektörü üzerindeki etkilerine yönelik hazırladığı haber dosyasının ilk bölümünde aşırı hava olaylarının balıkçılar üzerinde oluşturduğu riskler ele alındı.

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre balıkçılık ve kültür balıkçılığı sektöründe yaklaşık 58,5 milyon kişi istihdam edilirken bu kişiler ve bakmakla yükümlü oldukları yakınları da dikkate alındığında dünya genelinde yaklaşık 600 milyon kişi geçimini bu sektörden sağlıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre sektördekilerin yaklaşık yüzde 37’si tam zamanlı, yüzde 23’ü yarı zamanlı çalışırken diğer kısmı dönemsel çalışanlar oluşturuyor.

Okyanusların ısınması, asitlenmesi, oksijen kaybı gibi iklim krizinin yol açtığı sorunlar ise balıkçılık sektörünü ve bu sektörde çalışan milyonlarca kişinin gelirlerini ve can güvenliklerini tehdit ediyor.

ABD’deki Cornell Üniversitesi akademisyenlerinin yaptığı bir çalışma küçük ölçekli faaliyetler yürüten balıkçıların boğulmalarında hava koşullarının diğer etmenlere göre daha fazla öne çıktığını ortaya koydu.

İklim değişikliğinin balıkçılık üzerindeki etkisini araştıran bilim insanları, dünyanın en büyük ikinci gölü olan, Doğu Afrika’daki Victoria Gölü üzerinde avlanan balıkçılar üzerinde çalıştı.

Eylül-Kasım 2021 döneminde bölgedeki balıkçılarla, son bir yıldaki balıkçı ölümlerinin detaylarını konuşan araştırmacılar bu ölümleri hem yetersiz ekipman, donanım eksikliği hem de hava koşulları ve iklim değişikliği faktörleri üzerinden değerlendirdi.

BOĞULAN BALIKÇILARIN ÇOĞU DENEYİMLİYDİ

Toplam 141 boğulma vakasının incelendiği çalışmanın sonuçlarına göre boğulmaların yüzde 41,8’i kötü hava koşulları nedeniyle meydana gelirken, bu koşulların yüzde 47,5’ine dalgalı sular, yüzde 46,8’ine güçlü rüzgarlar, yüzde 12,1’ine ise şiddetli yağışlar eşlik etti.

Boğulma olaylarında teknelerin yüzde 85,1’inin bakımının yeterli olduğu, hayatını kaybeden balıkçıların da sektörde önemli deneyime sahip oldukları ve yüzde 75’ten fazlasının 3 yıldan fazla süredir balıkçılık yaptığı öğrenildi.

Tüm bu verilerden yola çıkan araştırmacılar, balıkçıların ölümlerinde, beklenmedik ya da hızla değişen hava koşullarının etkili olabileceği sonucuna vardı. Özellikle bölgedeki pek çok kişinin tek geçim kaynağının balıkçılık olmasının, bu kişileri kötü hava koşullarına rağmen balık avına çıkmaya zorlaması da ölümleri artıran bir diğer faktör olarak değerlendirildi.

Çalışmayı yürüten akademisyenlerden, ABD’deki Cornell Üniversitesi Veteriner Fakültesi Kamu ve Ekosistem Sağlığı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kathryn Fiorella, AA muhabirine, dünyanın balıkçılık yapılan birçok bölgesinde artık kıyıya yakın yerlerde yeteri kadar balık olmadığını söyledi.

“EN YÜKSEK RİSK DOĞU AFRİKA, GÜNEYDOĞU ASYA VE LATİN AMERİKA’DA”

Bu durumda, iklim değişikliğinin yanı sıra aşırı avlanmanın da etkisi olduğuna değinen Fiorella şöyle devam etti:

“Yapılan araştırmalar artık balıkçıların balık yakalayabilmek için kıyıdan daha fazla uzaklaşmaları gerektiğini gösteriyor ki bu da navigasyon ekipmanına ve hava uyarı sistemlerine sahip olmayan balıkçıları daha tehlikeli bir duruma sokuyor. Öte yandan balıkçıların daha uzağa gitmek zorunda kalması, riskli bir durumun oluşması halinde kıyıdan onlara yardım gitmesini de zorlaştırıyor. Balıkçılar hava koşullarının artık daha düzensiz olduğu görüşünü paylaşıyor. Dünyadaki balıkların üçte ikisi küçük ölçekli balıkçılar tarafından avlanıyor. Bunların yüzde 90’ı ekonomik olarak gelişmekte olan ülkelerdeki tropik bölgelerde faaliyet gösteriyor. Örneğin Doğu Afrika, Güneydoğu Asya ve Latin Amerika’da çok yoğun balıkçılık yapılıyor. Risklerin en yüksek olabileceği yerlerin oralar olduğunu düşünüyorum.”

Fiorella balıkçıların daha güvende çalışabilmeleri için can yeleği, erken uyarı sistemleri gibi gerekli ekipmanın sağlanması, ayrıca risklere karşı eğitilmeleri gerektiğini kaydetti.

“YAĞMUR SEZONUNDA TEHLİKE ARTIYOR”

Balıkçılığın önemli bir geçim kaynağı olduğu Doğu Afrika ülkesi Zanzibar’da nüfusun yaklaşık yüzde 20’si geçimini balıkçılıktan sağlıyor.

Almanya merkezli Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü’nün raporuna göre küresel ısınma Zanzibar’daki balıkçılık faaliyetlerini pek çok yönden etkiliyor. Özellikle suların ısınması sonucu balıkların kıyısal alanlardan uzaklaşması ve yağmur sezonlarında dalgaların şiddetinin artması balıkçılık faaliyetlerini riskli hale getiriyor.

Zanzibar’ın güneyindeki Kizimkazi Dimbani bölgesinde yaşayan balıkçı Ishaka Issa Hajj, bölgedeki pek çok kişi gibi geçimini balıkçılık faaliyetlerinden sağladığını söyledi.

Bölgede yaşayanların ekonomik durumlarının iyi olmadığını ifade eden Hajj, “Yeterli ekipmana ve sağlam teknelere sahip olmayanlar daha çok kıyıda balıkçılık yapıyorlar. Koşulları daha iyi olanlar ise denize açılıp daha ileride avlanabiliyor.” dedi.

Kıyıdan uzaklaştıkça daha büyük balıklar yakalayabildiklerinden ve bunun iyi bir gelir getirdiğinden bahseden Hajj, “Eskiden kıyı bölgelerde çok daha fazla balık vardı, ama şimdi daha az. Artık yeteri kadar balık avlayabilmek için kıyıdan daha fazla uzaklaşmamız gerek. Öte yandan denize açılmamız oldukça tehlikeli, örneğin bazen hava güzelken çıkıyoruz ve yağmurun yağacağını kestiremiyoruz, bu da bizi tehlikeye atıyor. Diğer yandan yağmur sezonunda tehlike daha da artıyor. Birçok balıkçı böyle durumlarda işini yapamıyor ve başka işler bakmak zorunda kalıyor. Ava çıkanlar arasında ise yaralananlar hatta ölenler oluyor.” diye konuştu.

Balıkçıların çok zor koşullarda faaliyetlerine devam etmeye çalıştığını dile getiren Hajj güvenlikleri için daha büyük ve sağlam teknelere ihtiyaçları olduğunu vurguladı.

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/iklim-degisikligi-balikcilarin-hayatini-tehlikeye-atiyor/feed/ 0
Türkiye denizlerinde son 10 yılda en fazla hamsi avlandı https://www.foxtvhaber.com.tr/turkiye-denizlerinde-son-10-yilda-en-fazla-hamsi-avlandi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/turkiye-denizlerinde-son-10-yilda-en-fazla-hamsi-avlandi/#respond Mon, 10 Jun 2024 03:24:33 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=12299 Türkiye İstatistik Kurumu verileriyle, Türkiye’de denizlerde en çok avlanan balık türleri ortaya çıktı.

AA muhabirinin söz konusu verilerden yaptığı derlemeye göre, Türkiye denizlerinde son 10 yılda sırasıyla en çok hamsi, çaça, sardalya, palamut, istavrit ve lüfer avlandı.

Türkiye denizlerinde son 10 yılda, 1 milyon 632 bin 361 ton hamsi, 372 bin 723 ton çaça, 185 bin 436 ton sardalya, 180 bin 453 ton palamut, 162 bin 962 ton istavrit ve 48 bin 170 ton lüfer avcılığı yapıldı.

Avlanan balık miktarı, yıllara göre dalgalı seyir izledi. Buna göre, hamsi miktarı, 2004’te 96 bin 440 ton iken, geçen yıl 273 bin 914 tona yükseldi. Son 10 yılda en fazla geçen yıl hamsi avcılığı yapıldı.

Hamsiden sonra en çok avlanan balık çaça olurken, avlanan çaça miktarı 2014’te 41 bin 648 ton ve geçen yıl 45 bin 764 ton olarak kayıtlara geçti. Çaça avcılığı en çok 76 bin 996 tonla 2015 yılında gerçekleşti.

Avlanan sardalya miktarı 10 yıl önce 18 bin 77 ton olarak kayıtlara geçerken, geçen sene ise 17 bin 311 tona geriledi. Bu dönemde 23 bin 426 ton ile en fazla sardalya 2017’de avlandı.

Türkiye’de 2014’te avlanan palamut miktarı 19 bin 32 ton olurken, geçen sene 2 bin 83 tonda kaldı. Bu sürede en fazla palamut avcılığı 49 bin 891 tonla 2022 yılında yapıldı.

İstavritte ise avlanan balık miktarı 2014’te 16 bin 324 ton ve geçen yıl 14 bin 374 ton olarak kayıtlara geçti. En fazla istavrit 24 bin 5 tonla 2021’de sofralara geldi.

Lüferde ise 2014’te 8 bin 386 ton, geçen yıl ise 2 bin 137 ton balık avlandı. Lüferde en fazla avcılık yapılan yıl 9 bin 574 tonla 2016’da kaydedildi.

“HAMSİDE KOTA UYGULAMASI SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ADINA OLUMLU OLACAKTIR”

Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Özkaya da ülkede avlanan balık miktarının 2012’de 433 bin ton iken geçen yıl 338 bin tona gerildiğini belirterek, yetiştiricilikte ise bu miktarın 2012’de 212 bin ton iken geçen yıl 600 bin tona yükseldiğini söyledi.

Türkiye’de avlanan balığın yaklaşık yüzde 60’ının hamsi olduğu bildiren Özkaya, hamsinin özellikle Karadeniz’de bol bulunan bir balık türü olduğunu aktardı.

Özkaya, aşırı avlanma ve balıkçı teknelerinin büyümesinin, balık miktarlarında azalmaya neden olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

“Balık boylarında kısalma var, verimi de azaldı. Hamsi stoklarında, hem aşırı avcılığa hem de iklim değişikliğine uyum sağlaması nedeniyle sıkıntı yok ancak ülkede aşırı avcılığın engellenmesi lazım. Bölgelere göre avcılık yapılmalı ve balıkçılarımız da bu konularda bilinçlendirilmeli. Balıkçılarımızın sorumlu avcılık yapması önem taşıyor. Bu denizler hepimizin. Gelecek nesillere de balık kalmalı. Bunlara dikkat edilirse zengin denizlerimizde balık stokları tekrar artacak. Balık miktarlarının artması hem gelecek nesiller hem de ülke ekonomisi için katkı sağlayacaktır. Bu yıl hamside kota uygulaması başlatılacak, bu da sürdürülebilirlik adına olumlu olacaktır.”

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/turkiye-denizlerinde-son-10-yilda-en-fazla-hamsi-avlandi/feed/ 0
Sarıyer’de deniz kenarına vuran çöpler vatandaşı isyan ettirdi https://www.foxtvhaber.com.tr/sariyerde-deniz-kenarina-vuran-copler-vatandasi-isyan-ettirdi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/sariyerde-deniz-kenarina-vuran-copler-vatandasi-isyan-ettirdi/#respond Tue, 04 Jun 2024 03:24:34 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=11825 Sarıyer’de denizde oluşan kirlilik, sahilde kötü görüntülere sebep oldu. Kirlilik nedeniyle deniz yüzeyinde çöplerin yüzdüğü ve deniz anaları görüldü. Zaman zaman sahilde denize giren ve yürüyüş yapan vatandaşlar da kirlilik nedeniyle tepki göstererek önlem alınmasını istedi.

“PLASTİKLER ÖNGÖRÜLEMEYECEK ŞEKİLDE ÇOĞALMIŞ DURUMDA”

Deniz kirliliğinin nedeninin bilinçsiz toplum olduğunu söyleyen Geri Dönüşümcüler ve Geri Kazanımcılar Derneği (GEKADER) Genel Koordinatörü Evren Kotoğlu, “Bunlar hiç görmek istediğimiz şeyler değil. Burada Sarıyer’deyiz artık plastikler öngörülemeyecek şekilde çoğalmış durumda. Sadece görebildiklerimiz değil göremediğimiz mikroplastikler de var. Günümüzde deniz balıklarının yüzde 40’ı ila 60’ı arasında mikroplastik parçaları olduğu görülüyor. Bu deniz pisliği neden oluşuyor akıntıdan da oluşuyor diyebiliriz ancak, bunun asıl sebebi bilinçsiz toplumumuz. Çöpe attıkları atıkları aslında evlerinde ayrıştırsalar ya da artık her ilimizde olan geri dönüşüm merkezlerine getirseler döngüsel ekonomiye de katkıları olacak. Ayrıca köpüklenme için müsilaj ya da türevleri diyorlar, bu konuda pek çok üniversite denizlerden örnekler alıyor ve inceliyor. Ancak şunu diyebilirim tekrar çok fazla atık attığımız için deniz döngüsünü tamamlayamıyor. Bu yüzden görmek istemediğimiz tablolar karşımıza çıkıyor” dedi.

“BAŞLICA SEBEBİ BOĞAZDAN GEÇEN GEMİLER

İstanbul Su Ürünleri Kooperatif Başkan Yardımcısı Tuna Serter ise, “Deniz kirliliğinin başlıca sebebi şu an görmekte olduğunuz boğazdan geçen gemiler. Çok fazla atık atıyorlar. Biz endüstriyel avcılık yaptığımız için balık ağlarımıza takılıyor atılan atıklar. Bulaşık makinesi, buzdolabı, demir parçaları. Açıklarda da bu sorun var kıyılarda da. Marmara da böyle bir sorun var. Demir sahaları çok büyük. Boğazdan geçen gemiler geçiş yapmadan önce sıra bekliyorlar ve çöplerini demir attıkları alanlara bırakıyorlar. En büyük sebeplerden biri onlar. Ayrıca kıyılardan denize akan kanalizasyonlar var. Arıtma tesisleri yeterli değil. Bu konuda balıkçılara büyük yaptırımlar var, cezalar kesiliyor. Bizim atıklarımızı arıtma tesislerine basmamız isteniyor. Doğru olan da aslında o fakat biz basıyoruz, fakat buradaki evler atıklarını direkt boğaza salabiliyorlar. Biz yaptığımızda ceza kesiliyor evler yaptığında bir cezai yaptırımı yok açıkçası. Biz elimizden geleni yapıyoruz fakat denizin hali ortada. Şu an avcılık yok ama sahil yine çöp dolu. Denizanaları ile ilgili sorun daha çok akıntı ile ilgili. Akıntı bir yukarıdan bir de aşağıdan olduğunda bir yöne gidemedikleri için bir noktada sıkışıyorlar, bir fırtına çıktığında ise geriye bir şey kalmıyor” diye konuştu.

“DENİZE GİREMİYORUM ÇÜNKÜ DENİZ ÇOK PİS”

Deniz

e girmek istediğini ancak pis olduğu için giremediğini söyleyen sporcu Yüksel Kılıç, “Buraya güneşlenmeye geldim. Denize giremiyorum çünkü deniz çok pis. Oldukça fazla denizanası var ve yüzde 80’ni ölü. Neden ölü? Bir de böyle bir soru var. Yaşaması lazım sonuçta canlı bir organizma ama ölü demek ki su pis. Onun için sadece güneşleniyorum. Denizde çok çöp de var, Sarıyer Belediyesi yer yer temizliyor ama yeterli olmuyor. Bence daha fazla önlem almaları lazım. Köpüklenme de görülüyor. Birkaç sene önce müsilaj diyorlardı, denizler kirleniyor. Sonuçta çok atık var. Üstünü görüyoruz ama altı nasıl bilmiyoruz. Bu konuda bilgilendirilmemiz lazım. Ben bunun için yüzmüyorum sadece güneşlenip D vitamini alıyorum. İstesek de girilecek gibi değil. Yılın şu aylarında herkes balık olta atıp balık tutuyordu, yunuslar görülüyordu ama şu an denizler pis. Ben anlayamadım. Pandemiden önce ben hep bu aylarda denize de girerdim ama şu an giremiyorum. Oğlum da burada o da arabanın içinde oturuyor. Denize baktı “Baba ben bu suya girmem” ifadelerini kullandı.

“DENİZİ KİRLETMEK İNSANLIK DEĞİL”

“Denize çöp atan insanlar kendi evlerinde oturdukları gibi otursalar böyle olmaz” diyen Tuncay Ay, “Denizi kirletmek insanlık değil bence. Ben burada İstinye Bayırı’nda büyüdüm hep burada denize girerdik. İstanbul’da denize girilebilecek tek yer burası ve Sarayburnu gibi akıntılı yerlerdir. Denizde çöpler var şu an burada girilmez ancak açıklarda girebilirsin. Buranın da kirliliğine artık bir şey diyemiyorsun insanlar atıyorlar. Kendi evlerinde oturdukları gibi otursalar böyle olmaz” diye konuştu.

“Dünyanın gözünün üstünde olduğu bu şehirde gözümüzün içindeki çöpleri toplamaktan aciziz”

Sarıyer denizinin çöplükle dolmasının üzüntüsünü yaşadığını söyleyen Cengiz Tekin, “Dünyanın incisi İstanbul, İstanbul’un incisi Sarıyer. Böyle güzel bir ilçenin sahillerinin toplum olarak ve burada yaşayanlar olarak hepimizi derinden üzüyor. Özellikle bu kirlilik maalesef daha fazla oluyor. Hem denizdeki teknelerden atılan çöpler, hem de sahillerden atılan çöpler rüzgar ve akıntılarla birlikte toplanıyor ve bizim 35 kilometrelik sahilimizi etkiliyor. Bununla beraber denizanaları da var. Bu sorunun düzeltilebilmesi mümkün. Dünyada denize kıyısı olan bütün beldelerde bu temizlikler yapılabiliyor. Bu konuda sanırım insan kaynağı ve proje eksikliği var. Dünyanın gözünün üstünde olduğu bu şehirde gözümüzün içindeki çöpleri toplamaktan aciziz” dedi.

“Kıyılara vuran çöpler Sarıyer’in en büyük sorunlarından bir tanesi”

30 senedir Sarıyer’de denize giremediğini söyleyen Cem Tanfer, “Kıyılara vuran çöpler Sarıyer’in en büyük sorunlarından bir tanesi ve belediyemizin eksikliği. Temizleniyor ama ne kadar temizleniyor. Doğma büyüme Sarıyerli biri olarak ben çocukluk, gençlik yıllarımda burada denize girerdim. Eski Sarıyerliler burayı bilirler, ben 46 yaşındayım 30 senedir burada denize giremiyorum. Neden giremiyorum? Belediyenin yetersizliği. Ekipman mı yetersiz, hizmet mi yetersiz bilemiyorum. 10-15 gündür denizde köpüklenme de var. Bunun geçen gemilerden gelen kaçak atıklardan olduğunu düşünüyorum. Kimseyi de suçlamak istemem ama bu gerekli analizlerin yapılmasını gerektiğini büyüklerimize, belediyemize söylemek istiyorum. Geçtiğimiz senelerde böyle bir sorun çok yoktu ama özellikle bu sene balıklarla alakalı bir sıkıntı da var. Bilinçsizlik, eğitimsizlik” ifadelerini kullandı.

KIYI BALIKÇILIĞI AZALDI

Sahilde balık tutan Volkan Girim, “Deniz kirli demek burada iyimserlik olur baksanıza. Balık tuttuktan sonra suyun içine atıp yıkıyoruz başka türlü hijyen bekleyemeyiz. Balıklarda bu kirlilik için yaşamak zorundalar başka yaşayacakları alan yok. Ya ölecekler ya yaşayacaklar. Çıkma imkanları olsa eminim dışarı çıkarlardı. Son yıllarda kıyı balıkçılığı yüzde 70-80 azaldı. Kaynaklarımıza hiç bakmıyoruz, denetlenmiyor, hiçbir şey olmuyor. Kendimizi de soyutlamıyorum hem halkta hem denetleyen kurumlarda inanılmaz bir boşvermişlik var” dedi.

KAYNAK: İHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/sariyerde-deniz-kenarina-vuran-copler-vatandasi-isyan-ettirdi/feed/ 0
İzmir ve Saros körfezlerinde 2 yeni parazit keşfedildi https://www.foxtvhaber.com.tr/izmir-ve-saros-korfezlerinde-2-yeni-parazit-kesfedildi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/izmir-ve-saros-korfezlerinde-2-yeni-parazit-kesfedildi/#respond Tue, 30 Apr 2024 00:12:35 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=9731 ÇÜ Su Ürünleri Fakültesi Balık Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Argun Akif Özak ve ekibi, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nce (MAM) desteklenen ve İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü ‘İzmir Körfezi, Yeni Foça ve Seferihisar Akarca Koyu Oşinografik İzleme Projesi’ ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yürüttüğü ‘Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı’ kapsamında araştırmalar yaptı. Prof. Dr. Özak ve ekibi, İzmir ve Saros körfezlerinden toplanan zooplankton örnekleri arasında, sucul ortamda serbest gezinen 2 farklı yeni parazit türü keşfetti. Prof. Dr. Özak ve ekibi, İzmir Körfezi’nde keşfettiği türe ‘Caligus izmiriensis’, Saros Körfezi’nde keşfettiği türe ‘Caligus sarosensis’ ismini verdi. Prof. Dr. Özak ve ekibinin keşiflere ilişkin hazırladıkları bilimsel makale de uluslararası hakemli Zootaxa dergisinde yayımlandı.

‘ENFEKTE ETTİĞİ BALIK TÜRLERİNİ TESPİT EDECEĞİZ’

Prof. Dr. Argun Akif Özak, “Bu 2 ergin birey, parazitik olmasına rağmen ilk kez sucul ortamda serbest halde bulundu. Suda serbest halde bulunan bu parazitler, diğer balık türleri için aynı zamanda bir besin kaynağı teşkil ediyor. Ancak bu türlerin henüz hangi balığı enfekte ettiği bilinmiyor, kısaca konağı bilinmiyor. İleriki aşamalarda enfekte ettiği balık türlerini tespit edeceğiz. Ancak özellikle Ege Bölgesi; sarıağız, çupra, levrek, farklı mercan türleri, trança, fangri gibi ekonomik değere sahip birçok balık türünün yetiştirildiği bir yer. Dolayısıyla ergin bireylerin sucul ortamda serbest vaziyette bulunması ileride bu balıklar için büyük tehdit olabilir. Özellikle kafes yetiştiriciliğinde balıklar bir arada stoklandığı için; çok hızlı bir yayılım söz konusu olabilir” diye konuştu.

‘İNSAN SAĞLIĞINI DA TEHDİT EDEN BİR DURUM’

Kafes yetiştiriciliğinde parazitlere karşı çeşitli kimyasalların kullanıldığını ancak biyolojik mücadelenin yapılmadığını hatırlatan Prof. Dr. Özak, “Kullanılan ilaçların çevreye olumsuz etkisi söz konusu. Tabii balık etine geçtiği için insan sağlığını da tehdit eden bir durum söz konusu olabiliyor. Buna benzer parazit türleri, Norveç’te somon yetiştiriciliğinde çok ciddi problem teşkil ediyor. Bunlara karşı biyolojik mücadelede; somon balıklarını, bu parazitler ile beslenen diğer bazı balık türleri ile stokluyorlar. Kafeslerin içerisinde beslenen bu balıklar, somonların üzerindeki parazitlerle beslendiği için enfeksiyonu kontrol altında tutabilmekte. O nedenle böyle bir biyolojik mücadelenin bizim sularımızda da kafes yetiştiriciliğinde araştırılması gerekiyor” dedi.

‘HİÇBİR KİMYASALIN UYGULANMASINI ASLINDA İSTEMİYORUZ’

Prof. Dr. Özak, “Parazit, balıklara yerleştiği zaman önce üst deri tabakasıyla besleniyor. Daha sonra kas dokusuna kadar ilerleyebiliyor. Açılan yaralara bakteriler ve mantar yerleşebiliyor. Bazen viral enfeksiyonlar da söz konusu olabiliyor. Dolayısıyla mücadelesi çok daha zorlaşıyor. Türkiye’de daha önce levrek, dil balığı, zargana gibi ekonomik değere sahip balık türlerini enfekte eden Caligus türleri belirlemiştik. Bunlar, belirli dönemlerde çok sık yaşanıyor. Üretici açısından ciddi bir ekonomik kayıp. Hem ilaç masrafı hem de balık kaybı söz konusu. Oluşturduğu stres nedeniyle balıkların yumurta verimine de olumsuz etkisi olabildiği yapılan diğer araştırmalar ile ortaya konmuş. İlaçlı mücadele, biyolojik mücadeleye göre daha kolay tercih ediliyor. Çünkü kafese yeni bir tür eklediğiniz zaman, onun beslenmesi de söz konusu. İlave olarak yeni türün hastalıklarının da ekonomik olarak beslenen balığa geçme ihtimali var. Dolayısıyla da kar-zarar analizlerinin iyi yapılıp, ona göre biyolojik mücadelenin de yapılması elbette ki önemli. Hiçbir kimyasalın uygulanmasını aslında istemiyoruz. Fakat üretici de bir yerden sonra kanatlı yetiştiriciliğinde veya küçükbaş-büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde olduğu gibi balık yetiştiriciliğinde de maalesef zorunlu olan durumlarda ilaç uygulamak durumunda kalıyor” diye konuştu. 

KAYNAK: DHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/izmir-ve-saros-korfezlerinde-2-yeni-parazit-kesfedildi/feed/ 0
Balık sezonu yarın kapanıyor https://www.foxtvhaber.com.tr/balik-sezonu-yarin-kapaniyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/balik-sezonu-yarin-kapaniyor/#respond Sun, 14 Apr 2024 09:01:10 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=8780 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 31 Ağustos 2023 gecesi İstanbul Poyrazköy Balıkçı Barınağı’nda katıldığı törenle açılışı yapılan 2023-2024 balıkçılık av sezonu 15 Nisan’da sona eriyor. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 2023-2024 balıkçılık av sezonunun başta hamsi olmak üzere birçok türün avcılığı açısından bereketli geçtiğini bildirdi.

Bakan Yumaklı, 1 Eylül 2023 tarihinde başlayıp 15 Nisan 2024 Pazartesi günü sona erecek balıkçılık sezonuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 15 Nisan’da başlayacak denizlerdeki av yasağının, endüstriyel avcılık yapan balıkçı gemileri (gırgır ve trol) kapsayacağını vurgulayan Yumaklı, kıyı balıkçılığı yapan küçük ölçekli balıkçıların ise bu yasaktan muaf olduğunu ve avcılık yapmaya devam edebileceklerini belirtti.

Bakanlıktan izin alınarak kara suları dışındaki uluslararası sularda gırgır ve trol yöntemiyle avclık yapılabileceğini belirten Bakan Yumaklı, “Ayrıca 4,5 ayı kapsayacak bu dönemde ekonomik faaliyetlerine devam etmek isteyen balıkçılar, Bakanlıktan izin almak ve belirlenen kurallara uymak şartıyla kara suları dışındaki uluslararası sularda gırgır ve trol yöntemiyle avcılık yapabilecektir” ifadelerini kullandı.

Sezonun bereketli olduğuna dikkati çeken Bakan Yumaklı, “2023-2024 balıkçılık av sezonu başta hamsi olmak üzere birçok türün avcılığı açısından bereketli geçti. Halkımızın sofralarındaki yerini alan avcılık ürünleri, aynı zamanda ihracata da yoğun olarak konu edilmiş ve ülkemize döviz girdisi sağladı. Av yasağının uygulandığı sürede, küçük ölçekli balıkçıların yakaladıkları ve yetiştiriciliği yapılan balıklarla yaz sezonu boyunca halkın balık ihtiyacını rahatlıkla karşılayacak imkan bulunuyor” ifadelerini kullandı.

“GEÇEN YIL TOPLAM 171 BİN 219 DENETİM GERÇEKLEŞTİRİLDİ”

Yumaklı, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hem sürdürülebilir balıkçılığın temini hem de yasalara uygun avcılık yapmakta olan balıkçıların haklarını korumak için denizler, iç sular, karaya çıkış noktaları, nakil güzergahları, balıkçı gemileri, balık halleri, balık unu-yağı fabrikaları ve perakende satış yerlerinde 7/24 denetimlerin yapıldığına dikkati çekti.

Bu kapsamda geçen yıl toplam 171 bin 219 denetim gerçekleştirildiğinin altını çizen Yumaklı, kaçak avcılıkla elde edilen 593 ton su ürününe el konulduğu, 6 bin 527 kişi ve iş yerine 74 milyon 12 bin 121 lira idari para cezası uygulandığı ve ayrıca kurallara uygun avlanmayan 78 gemiye el konularak mülkiyetinin kamuya geçirildiği bilgilerini paylaştı.

YENİ SEZONDA YENİ KURALLAR UYGULANACAK

Bakan Yumaklı, ticari ve amatör amaçlı su ürünleri avcılığına ilişkin kuralların belirlendiği 4’er yıl sürelerle yürürlükte kalan tebliğlerin 31 Ağustos 2024 tarihi itibariyle yürürlük sürelerinin tamamlanacağını hatırlatarak şunları kaydetti: “Önümüzdeki sezon için, TBMM Balıkçılık ve Su Ürünleri Araştırma Komisyonu’ndan gelecek rapor, iklim değişikliği ve sektörel gelişmeler göz önüne alınarak tüm paydaşların görüşleriyle su ürünleri konusunda uzman bilim insanlarından oluşturulan ‘Bilimsel ve Teknik Tavsiye Kurulu’ tarafından hazırlanacak raporlar dikkate alınarak koruma kullanma dengesi içerisinde sürdürülebilirlik temelli yeni kurallar uygulamaya alınmış olacak. Ülkemizin sucul zenginliğinin bilimsel, çevresel, ekonomik ve sosyal etkenler dikkate alınarak sürdürülebilir bir şekilde devam ettirilmesi için balıkların üreme ve büyüme döneminde getirilen yasaklara uyulması balık ve balıkçıların geleceği açısından önem arz etmekte.”

KAYNAK: İHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/balik-sezonu-yarin-kapaniyor/feed/ 0
Av sezonunu geride bırakan balıkçılar çaçaya hazırlanıyor https://www.foxtvhaber.com.tr/av-sezonunu-geride-birakan-balikcilar-cacaya-hazirlaniyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/av-sezonunu-geride-birakan-balikcilar-cacaya-hazirlaniyor/#respond Sat, 13 Apr 2024 22:48:14 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=8746 Denizlerdeki av yasağı 15 Nisan’da başlayacak. Yasağın bitmesine saatler kala balıkçıların çoğu teknelerini Karadeniz’den çekerken, 1 ay sürecek çaça avcılığı için eksikliklerini gideriyorlar. Balık av sezonunun balıkçıları üzmediğini ifade eden Samsun Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Başkanı Atıf Malkoç, çaça sezonunda da 1 ayda 50 bin ton çaça tutmayı umduklarını belirterek, sezonun artıları ve eksilerinin yanı sıra yapılması gerekenleri söyledi.

“İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var”
Balık av sezonunun kötü geçmediğini anlatan Malkoç, “Av sezonu, balıkçılık açısından normal geçti, kötü geçmedi. Daha iyi geçen seneler de olmuştu ama bu sene de iyi sayılır. İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var. Herkes avlanma sezonunu neredeyse bıraktı. Deniz suyu çok ısındı. İklim değişikliği nedeniyle dünyanın her yerinde buna bağlı olarak balık boyları kısaldı. Sezon bitti, çaça sezonu başlayacak. Tekneler de ona göre hazırlanıyor. Bu sezon palamut ve çinakop olmadı. Hamsi, barbun, mezgit ve istavrit oldu. Hamsi, kısa zamanda bol çıktı. Erken göçünü tamamladı. İstavritin boyu 13 cm, bizim tuttuklarımız 11-12 cm olduğundan geri bıraktık” dedi.

“Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur”
Hedeflerinin 1 ayda 50 ton çaça avlamak olduğunu ifade eden Atıf Malkoç, “15 Nisan’dan sonra Samsun bölgesinde 1 ay çaça avlanacak. Aslında yaz boyunca çaça avlanması lazım. Karadeniz’deki tüm ülkeler, Türkiye hariç yaz boyunca çaça avlıyor. Çaça avı için en verimli sezon şimdi başlıyor. Sanayi balığı olduğundan, balık yapı ve unu yapılıp, ihracata gidiyor. 15 Nisan‘dan 15 Mayıs’a kadar çaça avıyla geçecek. Her sene Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur. Bu sene de bu rekolteyi bekliyoruz” diye konuştu.

“Dünyanın her yerinde hamsinin ve diğer balıkların boyunda küçülme var”
Tüm denizlerdeki balıkların boylarında küçülme olduğuna dikkat çeken Başkan Malkoç, “Denizde balık bol ama boyları ufak. Deniz suyu sıcaklığından balıklar havyar tutuyor ama boyları büyümüyor. Sıkıntı burada, havalar kurak gittiğinde denize plankton inmiyor. Hamsi planktonla büyüyor. Birkaç yıldır hamsinin boyu büyümüyor. Bu, bizim avlanmamızla ilgili değil. Dünyanın her yerinde hamsinin boyunda küçülme var. Sadece hamsi değil, istavrit dahil tüm balıkların boyunda küçülme var. Suyun sıcaklığına ve iklim değişikliğine herkes bir şekilde ayak uyduruyor. Balıklar da bu iklim değişikliğine küçülerek ayak uyduruyor” şeklinde konuştu.

“Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılması gerekiyor”
Av sezonu ile alakalı tarihlerin belirlenmesi için özellikle Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılmasının şart olduğuna vurgu yağan Malkoç, şunları söyledi:

“Avlanma tarihi balıkçılık başladığında ileri-geri çekilebilir. Şimdiden bir şey denemez. Şu an deniz suyunun ısınmaya dönmesi lazım ama olmadı. 13 derecen sonra çaça toplanıyor, şu an 13 derecenin altındayız. Deniz geç soğudu şimdi geç ısınıyor. Balıklar buna ayak uydurmaya çalışıyor. Havyar dökmeleri ve büyümeleri değişiyor. Karadeniz’de bunlar göz önüne alınarak bir bilimsel çalışma yapılması lazım. İklim değişikliği ile ilgili yapılacak çalışma sonrasında avlanma sezonunun başlangıç tarihi belirlenebilir. Eski yıllarda da buna benzer iklim değişiklikleri olmuş. 60 yıl önce 3-4 metre kar yağarmış. O zaman da çeşitli iklim değişiklikleri, sıcaklıklar olmuş. Yine aynı sürece geldik. Karadeniz birçok evrim atlattı. Şimdi de böyle gelip, geçecek. Araştırma yapılmadan bir öngörüde bulunmak doğru değil. Önümüzdeki 1-2 sezonda durum daha çok netlik kazanır.”

KAYNAK: İHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/av-sezonunu-geride-birakan-balikcilar-cacaya-hazirlaniyor/feed/ 0
Trabzonlu balıkçılar erken “Paydos” dedi https://www.foxtvhaber.com.tr/trabzonlu-balikcilar-erken-paydos-dedi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/trabzonlu-balikcilar-erken-paydos-dedi/#respond Sat, 23 Mar 2024 04:00:04 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=7281 Balık av sezonunun bitimine kısa bir süre kala sezonu kapatan Trabzonlu balıkçılar, teknelerini limana çekti. Bu sezon bol şekilde avlanan hamsiden umduğunu bulan balıkçılar palamutta ise istenilen avı gerçekleştiremedi. Trabzon’daki farklı limanlara demirleyen bazı balıkçılar gelecek sezon için şimdiden teknelerini ve ağlarını bakıma alırken, bazıları da Mayıs’ta Orkinos avı için Akdeniz’e gitmeye hazırlanıyor.

Ordu’dan gelerek Beşikdüzü limanına demirleyen Yılmaz Balıkçılık isimli teknede gemicilik yapan Muttalip İşlek, sezonu erken kapattıklarını belirterek “Bu sene hamsi güzeldi, palamut yoktu. Allah bereket versin. Hamside yüzümüz güldü. Hamsi harici diğer balıklar tükendi gibi bir şey oldu. Bu sene İstanbul’dan Trabzon’a kadar her yerde avlandık” dedi.

Yılmaz Balıkçılık gemisinin reisi Volkan Şener ise, bu sene ağlarda çok fazla balığın kalmadığını dile getirerek “Sezonu kapattık. Bu sene mazotun pahalı olması nedeniyle sezonu erken bitirdik. Ağlarda çok balık kalmıyor. Çok çeşit balığımız kalmadı. Sadece hamsi, palamut olmadı. Avcılık oldu, yüzümüz güldü ancak mazot pahalı olduğu için pek bir şey kalmıyor” şeklinde konuştu.

Orkinos avı için Mayıs’ta Akdeniz’e gidecekler

Mayıs’ta Orkinos avcılığını başlayacağı için Akdeniz’e gitmeyi düşündüklerini kaydeden Şener, “Balıkçılık iyiye gitmiyor. Tutulan balıklar tekneleri bakmıyor. Mevsim kısa geçtiği için mecburen yurtdışına giden tekneler var. Afrika’ya da gittim orada da balıkçılık yaptım. Burada 3 ay balıkçılık sürüyor sonrasında bir şey kalmıyor. Sadece hamsi. Palamut her sene olmuyor. 10 yıl önce balık para ediyordu. Şimdi masraflarımız ağır. Şuan sezon bitti. Ağların bakımı yapılıyor. Bayrama kadar bakımları bitirmiş oluruz. Herkesin payını alıp gidecek. Mayıs’ta Orkinos avcılığı başlayacak. Onun için Alanya, Antalya tarafına doğru gideceğiz. Teknelerin çok olması nedeniyle mecbur tekne sahipleri Moritanya ve diğer ülkelere gidiyor. Şuanda belki de Moritanya’da 15-20 tane Türk balıkçısı var. Bu teknenin günlük 3-5 ton yakıt masrafı oluyor. Gemicisi, kumanyası derken bu tekne av yapmak zorunda” diye konuştu.

“Eski balık ve balıkçılık yok”

19 yıldır balıkçılık yapan Hilmi Erçin de balıkçılıkta eski yılların arandığını söyledi. Eski balık ve balıkçının olmadığını belirten Erçin, “Av sezonu orta yollu geçti diyelim. Ne iyi ne kötü. Bazılarına iyi bazılarına kötü. Bu sene genelde hamsi oldu. Sezon başında az istavrit oldu. Allah bereket versin. Nisan’dan sonra Orkinos avı belli olacak. Olursa Orkinos avı yoksa önümüzdeki sezonu bekleyeceğiz. 19 yıldır balıkçılık yapıyorum. Balıkçılıkta eski dönemler aranıyor. Artık tekne sahipleri gemici aramaya başladı. Ağ tamir işini bilenler yaşlanıyor. Yaşlandıkça sezondan çıkıyor. Tekne sahipleri bunu yapanı artık bulamıyor. Onun için her şey zor. Eski balık ve balıkçı yok. Eskiden bu bölgede hamsi yılbaşına kadar kalırdı. Şimdi Aralık olmadan hamsi Gürcistan’a veya başka yere gidiyor. Biz burada avlanmaya devam etsek ağlarda hiç balık kalmaz. Onun için Gürcistan ve diğer bölgelere gidiyoruz. Balıkçı tekneleri artıyor. Arttıkça Avrupa ülkelerine açılmaya başladılar. O da ayrı bir sektör. Sadece Moritanya değil Umman, Somali gibi 5-6 ülke var. Orada da bir ekmek kapısı var. Bakarsın palamut 2-3 sene olur, 3-4 sene olmaz. Geçen sene palamut boldu, bu sene yoktu. Önümüzdeki sene olacak ama belki de daha az olacak. Tecrübelerime göre çok fazla beklentim yok. 19 yıl önce balıkçılığa başladığım sene öyle bir palamut oldu ki şuana kadar o palamutçuluk hiç olmadı gibi geliyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan denizlerde trol ve gırgır ağları ile avcılık yapan balıkçılar için 1 Eylül’e kadar sürecek yasak 15 Nisan’da başlayacak.

 

 

KAYNAK: İHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/trabzonlu-balikcilar-erken-paydos-dedi/feed/ 0
İstanbul Boğazı için tehlike: Sürekli artıyor https://www.foxtvhaber.com.tr/istanbul-bogazi-icin-tehlike-surekli-artiyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/istanbul-bogazi-icin-tehlike-surekli-artiyor/#respond Thu, 21 Mar 2024 08:24:33 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=7111 İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, “Denizanalarının aşırı artışı sonrasında fitoplanktonik organizmalar strese girerse müsilajın oluşması muhtemel.Denizanasının artması müsilajın oluşması için bir zemin hazırlıyor aslında.” dedi. Bu durumdan balık popülasyonunun da etkilendiğini aktaran Okyar, “Hamsi, istavrit, uskumru, kolyoz bütün bu pelajik balıklar hepsi bu baskının altında” ifadelerini kullandı.

Küresel ısınmasının etkisiyle deniz suyu sıcaklığının artması, deniz kirliliği ve kıyı tahribatı gibi nedenlerle İstanbul Boğazı’nın kıyı kesimlerinde denizanası yoğunluğu dikkat çekiyor. Lodos ve poyrazın etkisiyle kıyılarda biriken denizanaları tedirginlik yaratıyor. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, denizanalarının bakteriyel aktiviteyi tetikleme sebebiyle müsilaj oluşmasına zemin hazırladığını söyledi. Bazı balık türlerinin tehlikede olduğunun altını çizen Okyar, “Uskumru gibi denizanalarından beslenen balık türlerinin de çoğalmasına fırsat verilmeli” diye konuştu.

“MARMARA DENİZİ’NDE YENİ VE İSTİLACI DENİZANASI TÜRLERİ VAR”

İstanbul Boğazı’ndaki denizanası artışını değerlendiren Prof. Dr. Okyar, “Son 20 yılda biz Marmara Denizi’nde denizanası sayılarının artışını tespit ettik. Yeni türler çeşitli yollarla; işte akıntılarla, Çanakkale Boğazı vasıtasıyla veya gemi balans sularıyla bir şekilde Marmara Denizi’ne giriyor. Genellikle bu küresel ısınmaya bağlı olarak, iklim değişimi yaşıyoruz biliyorsunuz, küresel bir ısınma sözkonusu. Su sıcaklıklarındaki artışlar aslında belli bir bölgede yayılım gösteren türlerin, bu sıcaklık bariyerlerinin yukarı doğru çıkmasıyla birlikte dağılımını genişletmesi sebebiyle. Doğal olarak Marmara Denizi’nde son zamanlarda yeni ve istilacı denizanası türleri var, mevcut. Örneğin, Marmara Denizi özelinde konuşursak yeni tür olmasa da Marmara Denizi’nin doğal türü olan ‘Aurelia aurita’ dediğimiz Aydeniz anası son dönemlerde çok ciddi artışlar gösteriyor. Niye? Ekosistem bunların faydasına yani yayılımını artıracak, bolluğunu arttıracak şekilde değişti, ekosistem değişti yani ötrofik bir hale geldi Marmara Denizi. Kıyısal alanların tahrip edilmesi, doğal olarak bu canlılar için bolluklarını artırmada önemli faktörler” dedi. Denizanalarının belli bölgelerde birikme nedenini de açıklayan Okyar, “Denizanaları aktif yüzen organizmalar değil, yani akıntılarla, dalgalarla taşınan canlılar. Doğal olarak rüzgarın yönüne göre dönem dönem bazı bölgelerde birikebiliyorlar. Çünkü akıntı onu belli bir yerde biriktiriyor. Poyraz estiğinde örneğin, Poyraz’ın esiş yönüne bağlı olarak, örneğin İstanbul Boğazı’nda Sarıyer bölgelerinde birikmeler olur” diye konuştu.

“DENİZANALARININ ARTMASI MÜSİLAJ İÇİN ZEMİN HAZIRLIYOR”

İstilacı denizanası türlerinin müsilaja etkisini de değerlendiren Prof. Dr. Okyar, “Müsilaj, Marmara Denizi’nde olabilir. Çünkü müsilajı oluşturan türler, Marmara Denizi’nde var, mevcut. Yani koşullar tekrar aynı duruma geldiğinde müsilaj tekrarlayabilir. Denizanasının artması müsilajın oluşması için bir zemin hazırlıyor aslında. Müsilajı oluşturan denizanaları değil, fitoplanktonik türler, yani denizlerde bulunan küçük mikroskobik bitkisel organizmalar bunu yapıyor. Bakteriyel aktivite son derece önemli ama denizanaları artışıyla birlikte ortamda çözülmüş organik madde miktarı, askıda organik madde miktarı artması sebebiyle, bakteriyel aktiviteyi tetikleme sebebiyle, müsilaj oluşması için bir zemin sağlıyor. Tabi denizanalarının aşırı artışı sonrasında, sıcaklık koşulları olabilir, denizin durağanlığı olabilir. Bütün bu koşullar aynı anda meydana geldiğinde bu fitoplanktonik organizmalar strese girerse müsilajın oluşması muhtemel” ifadelerini kullandı.

“DENİZANALARI BALIKLARLA BESİN YÖNÜNDEN REKABETTE”

Denizanalarının balık popülasyonu ve balıkçılığa etkilerinden de bahseden Prof. Dr. Okyar, “Denizanaları balık stoklarını iki yönden etkiliyor; çünkü denizanaları, balıklarla besin yönünden rekabette. Yani aynı besin üzerinden besleniyorlar. Doğal olarak besin yönünden rekabete giriyor balıkla. Bir buradan etkileniyor, ikincisi, balıkların yumurta ve larvaları üzerinden besleniyor ve üremesi doğal olarak yeni stok oluşturması yönünde bir baskı oluşturuyor. Hem yeni stokların azaltılması, hem besin yönünden rekabete girdiğinde kazanan taraf ne yazık ki denizanaları oluyor. Hamsi, istavrit, uskumru, kolyoz bütün bu pelajik balıklar hepsi bu baskının altında. Bazı balıklar denizanalarının üzerinden besleniyor. Bazı balıklar da denizanalarını tüketiyor aslında. Örneğin, uskumru yoğun olarak denizanaları üzerinden beslenir; ama artık Marmara Denizi’nde ne kadar uskumru var? Bu balıklara biraz fırsat vermemiz lazım. O balıkları ekosistemden çekersek, bu canlıları baskılayacak canlıları ortamdan alırsak besin ortada bol miktarda var. Onu dengeleyen canlı da yok. O zaman hakim organizma, baskın organizma olma yönünde hızla ilerliyor” diye konuştu.

“DENİZANASINDAN BALIKLAR KIYIYA GELMİYOR”

Tur teknesi çalışanı Kadir Akdere, “Dün hava poyrazdı, su durağandı. Denizanaları suyun üstünde doluydu. Bunlarla birlikte denizin altında müsilaj da vardı. Bu sefer balıklar da etkilendi, çeşitleri değişti. Balıkların da göçü değişti, zamanı değişti. Denizlerimiz temiz olur, çevremiz temiz olursa, biz daha temiz oluruz o zaman” dedi. Olta balıkçısı Cemal Öztürk ise, “Denizanaları son 5 senedir çok çoğaldı. Denizlerimiz çok kirlendi. Denizanasından balıklar kıyıya bile gelmiyor. Balık popülasyonu çok azaldı” dedi. 

]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/istanbul-bogazi-icin-tehlike-surekli-artiyor/feed/ 0
Balon balığı avlayan balıkçılara tane başı 25 TL destek verilecek https://www.foxtvhaber.com.tr/balon-baligi-avlayan-balikcilara-tane-basi-25-tl-destek-verilecek/ https://www.foxtvhaber.com.tr/balon-baligi-avlayan-balikcilara-tane-basi-25-tl-destek-verilecek/#respond Tue, 12 Mar 2024 07:36:35 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=6284 Kararla Türkiye’de yayılım gösteren yabancı istilacı balon balıklarının mevcut popülasyonlarının ve stoka katılım oranlarının düşürülmesi, ülke balıkçılığının ve ekonomisinin uğrayacağı zararların azaltılması, sucul biyolojik çeşitliliğin ve stokların korunması, kaynakların sürdürülebilir ve rasyonel kullanımının sağlanması amaçlandı. Karar, 2024, 2025 ve 2026 yıllarında uygulanacak balon balığı avcılığının desteklenmesine ilişkin hususları kapsıyor.

Bakan Yumaklı, konuya ilişkin yazılı açıklamasında, kararın detaylarını ve izledikleri stratejiyi anlattı.

İklim değişikliği ve küresel ısınmaya bağlı olarak Kızıldeniz’den gelerek Akdeniz’e yerleşen balon balıklarının, Ege ve Marmara’dan sonra yayılım alanlarını genişletip Karadeniz’e kadar ulaşmasının öngörüldüğünü belirten Yumaklı, buna karşı avcılığın teşviki için 2020’de pilot çalışma başlatıldığını anımsattı.

Yumaklı, bunun başarılı olması, toplum ve balıkçılar nezdinde ilgi uyandırması ve desteklemenin devamı için duyulan gereklilik üzerine Cumhurbaşkanı Kararı ile 2024, 2025 ve 2026 yıllarını kapsayan “Balon Balığı Avcılığının Desteklenme Kararı”nın yürürlüğe girdiğini bildirdi.

İstilacı olan bu balığın stoka katılım oranını düşürmek ve üzerindeki av baskısının devam etmesi için söz konusu dönemde balon balığı avlayan balıkçılara, kuyruk adedi başına doğrudan desteklemede bulunacakları bilgisini veren Yumaklı, “Daha büyük tehlike arz eden ve daha sık rastlanan benekli balon balığında (lagocephalus sceleratus) destekleme fiyatı yüzde 100 artırılarak 12,5 liradan 25 liraya, diğer balon balığı türlerinde de yüzde 400 artırılarak 2,5 liradan 10 liraya çıkarıldı.” değerlendirmesinde bulundu.

“YAKALANAN BALON BALIKLARI GİRİŞİMCİLERE ÜCRETSİZ VERİLDİ”

Desteklemenin başladığı tarihten itibaren toplam 183 bin 974 balon balığının yakalandığını aktaran Yumaklı, avlanan balon balıkları sayesinde yaklaşık 14 milyon yeni balon balığının ekosisteme girişinin engellendiğinin altını çizdi.

Yumaklı, Balon Balığı Avcılığının Desteklenmesine İlişkin Tebliğ ile ayrıca balon balıklarının ilaç, deri, tekstil gibi sanayi kollarında değerlendirilerek ekonomiye kazandırılması yönünde düzenlemeler yapıldığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Bu kapsamda, yakalanan balon balıklarının girişimcilere ücretsiz verilmesi sağlandı. Ayrıca, AR-GE çalışmaları için balon balığı derisinin çanta, ayakkabı ve cüzdan olarak işlenmesi talebi kabul edilerek, yaklaşık 12 ton balık bu sektörde ekonomiye kazandırıldı. Toksin düzeylerinin belirlenmesi ve ilaç sanayisinde bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere de bir firmanın Türkiye’deki temsilcisi aracılığıyla toplam 1600 kilogram balon balığı alımı gerçekleştirildi. Akdeniz Bölgesi’nde emsal teşkil eden desteklememize ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’nın ardından ivedilikle tebliğini de yayımlayarak balon balığı alımlarına başlayacağız. Sucul biyoçeşitliliğimizin ve su ürünleri kaynaklarımızın korunması amacıyla istilacı türlere karşı mücadelemiz kararlılıkla devam edecek.”

BALON BALIĞI NEDİR?

Balon balıkları ailesi ya da bilimsel adlarıyla Tetraodontidae familyası, üst sınıf olarak Tetraodontiformes takımına ait bir ailedir. Genellikle gümüş yanaklı kurbağa balığı olarak da bilinen Lagocephalus sceleratus, Tetraodontidae familyasındaki son derece zehirli bir balıktır. Ülkemiz denizlerindeki varlığı 2000’li yılların başında tespit edilmiştir.

Bu türler pasif zehirli balıklar olarak da bilinir. Dikenlerinde zehir bulunmaz. Balon balıkları kendilerini tehlikede hissettikleri zaman av olmamak için karın kısımlarını kurbağa gibi şişirirler ve normal büyüklüklerinin birkaç katına ulaşırlar. Tetrodotoksin (TTX) kimyasalı, balon balıkları ailesinin neredeyse tüm üyelerinde bulunur ve karaciğerlerinde depolanır.

Siyanürden 1200 kat etkili zehre sahip balon balon balığının tüketilmesi bir tarafa dokunmak dahi ölümle sonuçlanabiliyor. Zehirli etlerinden dolayı ticari değerleri yoktur. Tetrodotoksin maddesi üretebilen bu balıklar, kas felci yaparak nefes darlığına yol açabilir ve dolaşım yetmezliğine bağlı ölümle sonuçlanabilen zehirlenmeye neden olabilir.

KAYNAK: İHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/balon-baligi-avlayan-balikcilara-tane-basi-25-tl-destek-verilecek/feed/ 0
Kan grubuna göre beslenme listeleri! Kan grubu beslenme şekilleri nasıl olmalıdır? https://www.foxtvhaber.com.tr/kan-grubuna-gore-beslenme-listeleri-kan-grubu-beslenme-sekilleri-nasil-olmalidir/ https://www.foxtvhaber.com.tr/kan-grubuna-gore-beslenme-listeleri-kan-grubu-beslenme-sekilleri-nasil-olmalidir/#respond Sun, 25 Feb 2024 00:12:33 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=4767 Yapılan araştırmalarda, belirli kan gruplarının belli hastalıklara karşı daha duyarlı olduğu ve uygun beslenme prensiplerine göre kilo kaybı, enerji artışı ve hastalıklardan korunma avantajları elde edilebileceği bulunmuştur. Kan gruplarına göre beslenme şekli, kişinin genel sağlığını artırmaya ve kilo vermesine yardımcıdır. Peki, kan gruplarına uygun beslenme şekli nedir, 0, A, B ve AB kan grupları ne yemeli veya ne yememelidir?

A RH POZİTİF KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME LİSTESİ

A kan grubu, atalarının ilk vejetaryenler olduğu düşünülen bir gruptur. Enfeksiyonlara karşı dirençli olan A kan grubu, özellikle Akdeniz, Adriyatik ve Ege bölgelerinde yaygındır. Bu gruptakilerin sindirim sistemi duyarlıdır ve sağlıklı kalmak için sebze ağırlıklı bir diyet uygulamaları önerilir. Soya proteinleri, balık, tavuk eti, sebzeler gibi gıdalar A kan grubu için uygun seçenekler arasında bulunurken, kırmızı et, sütlü ürünler ve bazı sebzelerden kaçınılması tavsiye edilmektedir.

A RH NEGATİF KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME LİSTESİ

Bu kan grubuna sahip bireyler, beslenme listelerinde genellikle et ağırlıklı bir yaklaşım benimseyebilirler. Tavuk, sığır eti, balık ve deniz ürünleri bu grubun protein ihtiyacını karşılayan temel kaynaklardır. Sebzeler, süt ürünleri, meyveler, tam tahıllar ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar da dengeli bir diyet için önemlidir. Ancak, bazı A negatif bireylerde süt ürünleri intoleransı görülebileceğinden, bu gıdaların dikkatli bir şekilde tüketilmesi önerilir.

B RH POZİTİF KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME LİSTESİ

Kan gruplarına özgü beslenme prensiplerine göre, B kan grubu sahip olduğu dayanıklı sindirim sistemi ile öne çıkar. Bu grubun beslenmesinde katı kurallar olmamakla birlikte sütlü ürünlere ilgi duyabileceği belirtilmiştir. Formda kalabilmek için fiziksel ve zihinsel aktiviteler arasında denge kurması önerilen B kan grubu, özellikle dana ve hindi eti, balık, zeytinyağı, yeşil yapraklı sebzeler gibi gıdalara odaklanmalıdır.

B RH NEGATİF KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME LİSTESİ

B negatif kan grubuna sahip kişiler, çeşitli besinleri içeren geniş bir beslenme listesine sahiptir. Sığır ve hindi eti, tavuk, balık ve süt ürünleri bu grubun protein ihtiyacını karşılayan önemli gıdalardır. Sebzeler arasında brokoli, ıspanak, lahana ve havuç gibi çeşitli seçenekler tercih edilebilir. Tam tahıllar, baklagiller ve sağlıklı yağlar da bu kan grubu için önerilen besinler arasındadır. Bu gruptakiler, buğday, mısır ve yulaf gibi tahılları da tüketebilirler.

AB RH POZİTİF KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME LİSTESİ

Nadir görülen AB kan grubu, A ve B gruplarının birleşimi olarak ortaya çıkmıştır. Bu grubun bağışıklık sistemi güçlü olmakla birlikte bazı kanser türlerine karşı risk taşıdığı belirtilmiştir. AB kan grubu için önerilen besinler arasında domates, deniz ürünleri, sebze, koyun eti ve yoğurt bulunurken, dana eti, tavuk eti, sarımsak gibi gıdalardan kaçınılması önerilmektedir.

AB RH NEGATİF NEGATİF KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME LİSTESİ

AB negatif kan grubuna sahip bireyler için beslenme listesi çeşitlilik ve dengeli bir yaklaşıma odaklanır. Tavuk, hindi, sığır eti, balık, süt ürünleri ve soya ürünleri protein ihtiyacını karşılamada önemli rol oynar. Taze sebze meyveler, tam tahıllı yiyecekler ve sağlıklı yağlar da diyetin bir parçası olmalıdır.

0 RH POZİTİF KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME LİSTESİ

Vahşi hayvan eti tüketen ilk insanların kan grubu olan 0 kan grubu, kırmızı eti seven bir yapıya sahiptir. Bu grup, enerjik kalmak ve ince bir görünüm elde etmek için metabolizmasını hızlandırmalıdır. Kırmızı et, karaciğer, balık ve deniz ürünleri 0 kan grubu için önerilen besinler arasında yer alırken, tahıl ürünleri, süt ürünleri ve yumurta gibi gıdalardan kaçınılması önerilmektedir.

0 RH NEGATİF KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME LİSTESİ

0 negatif kan grubu, et ve deniz ürünlerini iyi tolere edebilirken, buğday, mısır ve süt ürünleri gibi bazı gıdalar sindirim sistemi zorlanabilir. Tavuk, hindi, sığır eti, balık ve deniz ürünleri bu beslenme planında önemli bir yer tutar. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar, baklagiller ve sağlıklı yağlar da bu kan grubu için önerilen besinler arasındadır. Ancak, herkesin beslenme ihtiyaçları farklı olduğu için kan grubu diyetinin kişiselleştirilmiş bir şekilde uygulanması önemlidir. Yeni bir diyet denemeden önce uzman bir hekime danışmak, sağlıklı kilo verme hedeflerine ulaşmada yardımcı olabilir.

]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/kan-grubuna-gore-beslenme-listeleri-kan-grubu-beslenme-sekilleri-nasil-olmalidir/feed/ 0
Kabus gibi çöktü! Balon balığı gözünü Marmara’ya dikti… https://www.foxtvhaber.com.tr/kabus-gibi-coktu-balon-baligi-gozunu-marmaraya-dikti/ https://www.foxtvhaber.com.tr/kabus-gibi-coktu-balon-baligi-gozunu-marmaraya-dikti/#respond Tue, 23 Jan 2024 22:12:07 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=2687

İstanbul Su Ürünleri Kooperatifler Birliği Başkanı Erdoğan Kartal, mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar nedeniyle Kızıldeniz’den gelip, Akdeniz’e yerleşen zehirli balon balığının Ege Denizi’nden sonra rotasını Marmara Denizi’ne çevirdiğini söyledi.

İklim değişikliğinin denizlere etkisine dikkat çeken Kartal, derilerinde veya karaciğerlerinde salgıladıkları zehirle insanlar ve diğer balıklar için öldürücü özellik taşıyan balon balığının küresel ısınmanın etkisiyle Hint Okyanusu’nu aşarak, Ege Denizi’ne geldiğini belirtti.

Kartal, bu balığın geldiği ortama hemen adapte olduğunu, işgalci bir tür olarak nitelendirildiğini ifade ederek, Ege’den sonra Marmara’ya yayılma riskinin olduğunu dile getirdi.

Küresel ısınmanın balıkların göç yönlerini değiştirdiğine dikkati çeken Kartal, “Isınma, balıkların boylarının uzunluğunu, üreme kalitesini, hatta rotasını değiştiriyor. Bu nedenle zehirli balon balığını çok kısa sürede Marmara’da, hatta Karadeniz’de görebiliriz. Bu tür çok hızlı ürüyor, zehirli olduğu için etrafındaki balıkların yaşama şansı olmuyor. Balıkçıların ağlarına da çok zarar veriyor” dedi.

“MÜCADELE ETMEK OLDUKÇA ZOR”

Kartal, balon balığının denizlerde çeşitlilik açısından tehlike arz ettiğini, Tarım ve Orman Bakanlığının bunun zararlarını önlemek için kuyruklarını satın aldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“İri olanlarına 12,5 lira ödüyor. 2023’te yaklaşık 15 bin civarında zehirli balon balığı Bakanlığa teslim edildi. Bakanlık, balığı toplatarak üremesini engellemeye çalışıyor. Hızlı üreyen bir tür olduğu için mücadele etmek oldukça zor. Balığın içindeki bir kesede zehir var. Bu zehir, insanları felç ediyor hatta öldürebiliyor. Bu balık asla yenmemeli. Profesyonel bir insan tarafından bu balığın ayıklanması lazım. Hatta hiç yenmese daha iyi, zaten lezzetli bir eti de yok. Hatta yüzerken bile denk gelirseniz uzak durun. Vücudunuzda açık bir yara varsa zarar verebilir. Bu yaz Akdeniz plajlarında görülme olasılığı çok yüksek. Bu vesileyle vatandaşlarımızı uyarmış olalım.”

“DENİZLERİMİZDE BALIKLARIN BOYU ESKİYE GÖRE OLDUKÇA KÜÇÜLDÜ”

Kartal, balıkçılık sektörünün yeni yıldan beklentilerini de anlattı.

Bu aylarda en çok hamsinin tezgahlarda yer alması gerektiğini aktaran Kartal, “Ancak eylül ayında Marmara’da hamsi avcılığı başlayınca kış için çok balık kalmadı. Denizlerimizde balıkların boyu eskiye göre oldukça küçüldü. Şu an tezgahlarda olan istavritin de boyu normalin altında kalıyor. O yüzden geçen yıl balıkçılık sektörü açısından iyi bir sezon geçirmedik. Balık fiyatları da oldukça yüksek seyrediyor.” diye konuştu.

Sektör açısından 2023’ün en kötü yıllardan biri olduğunun altını çizen Kartal, palamut, lüfer ile çinekopun istendiği kadar olmadığını söyledi.

“BALIK ÜREME ORANLARI DÜŞTÜ, BOYLARI UZAMIYOR”

Kartal, bir daha böyle bir sezon yaşamak istemediklerini kaydederek, “Hava koşulları balıkçılığı olumsuz etkiliyor. Eskiden havanın çok soğuk olması sorun olurken şimdi kışların sıcak geçmesi sorun oluyor. İklim değişikliği karada tarımı olumsuz etkilediği gibi denizde de balıkçılığı olumsuz etkiliyor. Balık üreme oranları düştü, boyları uzamıyor. Karadeniz’de 26 derece sıcaklık görmeye başladık.” ifadelerini kullandı.

Bu yıl İstanbullunun balık yerine daha çok tavuk yemeye mecbur kalacağına işaret eden Kartal, şöyle devam etti:

“Hamsi yeme şansları az da olsa var ama hamsi fiyatları da 120 lira civarında. İstanbul’un lüferi biraz yüzünü gösterdi ancak kayda değer bir miktarda değil. Bu yıl lüferden beklentimiz daha fazlaydı. Bu nedenle balıkçılık sektörünün geleceği için başta devlete, biz balıkçılara ve vatandaşa görev düşüyor. En kısa zamanda sektörün sorunlarına ilişkin daha radikal kararlar almamız, sürdürülebilirlik için adımlarımızı hızla atmamız lazım. Kaybettiğimiz har an aleyhimize işliyor.”

“PAZARDA VE MARKETTE KÜÇÜK BALIKLARI ALMAYIN”

Kartal, her balığa en az bir sefer yumurtlama hakkı verilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Bunun vatandaşın daha ucuza ve bol balık yemesi için önemli olduğuna dikkati çeken Kartal, “Denizleri de kirliliğe karşı korumak gerekiyor. Balıkçıklar aşırı avlanmadan kaçınmalı ve balık boylarına dikkat etmeli. Yasa dışı ve kaçak avcılık balıkçılığın önündeki en büyük sorunlardan biri.” şeklinde konuştu.

Tüketicilere de çağrıda bulunan Kartal, “Pazarda ve markette küçük balıkları almayın. Bu şekilde balıkçılık sektörünü de korumuş olursunuz.” dedi.

“ZEHİRLİ BALON BALIĞININ KARAYA BİLE ÇIKARILMASI YASAK”

Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Deval ise balon balıklarının 200’e yakın türünün olduğunu, bunların bir kısmının tatlı bir kısmının ise tuzlu suda yaşadığını söyledi.

Balon balıklarının zehirli olmayan türlerinin de olduğunu ancak zehirlilerin çok büyük tehlike arz ettiğini aktaran Deval, “Bizim sularımızda 8 farklı balon balığı türü var ve Süveyş Kanalı’ndan geliyor. Bunların 4 tanesi zehirli, diğer 4’ünde zehir bulunmuyor. Zehirli türlerde, zehir balığın sadece bir organında değil, kanat, kas, sindirim sistemi ve deri altlarında bile var. O yüzden ‘Balığı çok iyi temizlerim, ondan sonra yerim’ gibi bir hata yapılmamalı. Bu nedenle Bakanlık, balon balığının yakalanıp karaya bile çıkarılmasını yasakladı.” ifadesini kullandı.

Prof. Dr. Deval, bu balıkların en zehirli türler arasında önde geldiğini ve Akdeniz çanağında 11 balon balığı türü bulunduğunu belirtti.

Türkiye’de suların giderek ısınmasının balon balığının adaptasyonunu kolaylaştırdığını vurgulayan Deval, şunları kaydetti:

“Süveyş Kanalı’ndan giren bu balıklar önce Hatay ve Mersin’de görüldü. Daha sonra Antalya ve Ege Denizi’ne geçti. Şimdi Marmara ve Karadeniz’e doğru ilerliyor. Aşırı avcılık nedeniyle diğer balık türlerini azalttık ve ortamda sadece bu zehirli balıklar kalmaya başladı. Zehirli balon balıkları diğer balık türlerini yiyor, keskin bir diş yapıları var. Çok fazla ürüyorlar. 1 kiloluk erişkin balon balığının 1 milyon yumurta bıraktığı tahmin ediliyor. Yendiği zaman balığın zehri hemen kendini gösteriyor. Önce insanın dili kuruyor, nefes darlığı, mide bulantısı başlıyor. Müdahale edilemezse yarım saat içinde ölüme neden olabiliyor. Bu nedenle kesinlikle yenmemesi gerekiyor.”

]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/kabus-gibi-coktu-balon-baligi-gozunu-marmaraya-dikti/feed/ 0
Neslinin tükendiğine inanılıyordu! Dicle’de ortaya çıktı https://www.foxtvhaber.com.tr/neslinin-tukendigine-inaniliyordu-diclede-ortaya-cikti/ https://www.foxtvhaber.com.tr/neslinin-tukendigine-inaniliyordu-diclede-ortaya-cikti/#respond Fri, 12 Jan 2024 21:24:24 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=2297 Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliğince kırmızı listeye alınarak neslinin tükendiğine inanılan, SHOAL adlı Doğa Koruma Örgütünce dünyanın en çok aranan 10 balık türü arasında yer alan leopar sazanının tespiti için Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Cüneyt Kaya ve Dr. Öğr. Üyesi Münevver Oral, 3 ay önce çalışma başlattı.

Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü ile Şırnak Tarım ve Orman Müdürlüğü işbirliğiyle yapılan arama çalışmaları sonucunda, balıkçı Mehmet Ülkü’nün de desteği ile 50 santimetrelik 2 kilogram ağırlığında siyah benekli balık yakalandı. Yapılan inceleme sonucu, yakalanan balığın leopar sazanı olduğu tespit edildi.

Doç. Dr. Kaya, AA muhabirine, proje kapsamında öncelikle leopar sazanını arayacakları noktaları tespit ettiklerini söyledi.

Leopar sazanını Ilısu Barajı’nın aşağı kesimlerinde aradıklarını belirten Kaya, “Hasankeyf civarlarında aşağı kesimlerinde aramaya başladık. Cizre dolaylarında mümkün mertebe aşağı, hatta sınıra gittik. Irak sınırı, Suriye sınırı civarında aramalarda bulunduk. Bizim için en ideal nokta olduğuna kanaat getirdik. Bölgeden ayrıldıktan sonra irtibat halinde olduğumuz, gerçekten bu olayı bilinçli bir şekilde hedefine koyan balıkçımız Mehmet Ülkü’nün desteğiyle balığı bulmuş olduk.” dedi.

Kaya, aynı gün ikinci balığın da bulunduğunu, bu gelişmenin popülasyon adına sevindirici olduğunu vurgulayarak, “Yıllardır aranan ve bulunamayan balık, aynı gün ikinci balığı da buluyorsunuz. Gerçekten çok şaşırtıcı bir şeydi bizim için. Her iki bireyden biri 20 santim, biri 50 santim Dicle Nehri’ne, kendi ana yurtlarına salmış olduk.” diye konuştu.

Nesli tükenen balıkların yer aldığı kırmızı listede şu an için Türkiye’den tür bulunmadığını ifade eden Kaya, şu değerlendirmede bulundu:

“Türkiye dosyası şu aşamada kapandı mevcut listeye göre. Listeden iki tür azaldığı için bunun yerine iki tür daha koyacaklardır. Türkiye’den tercih yaparlar mı bilemiyorum ama bizim tavsiyelerimiz var. Türkiye’den halen kayıp olan bazı türlerimiz var. Bunların da önemini biz vurguladık. Eğer Türkiye’den yeni türler listeye alınırsa gönüllü olup arama çalışmalarına devam edeceğiz.”

Kaya, listede yer alan “Batman bantlı çöpçü balığı”nı, 2021’in sonlarında Sason Çayı’nda bulduklarını da anımsattı.

Dr. Öğr. Üyesi Münevver Oral ise her iki türü de bulmanın sevincini yaşadıklarını dile getirdi.

Üç ay süren yoğun arazi çalışmalarına bölge halkının da destek verdiğini anlatan Oral, şunları kaydetti:

“İngiltere ve Amerika’daki iki doğa koruma örgütü ile ortaklaşa çalışma yürüttük. Amacımız balık refahına zarar vermeden mümkün mertebe doğadan balığı çıkarmadan, nehirden örneklerimizi almak. Morfolojik ölçümlerimiz adını verdiğimiz balığın dış eksenler, gerek boy ve ağırlık ölçülerini aldıktan sonra küçük de bir doku aldık. Balığın yüzmesini en az etkileyeceğini bildiğimiz karın yüzgecinden küçük bir parça aldık ve bunu DNA örnekleri ekstrakte etmek üzere kullanacağız. Çünkü balığa ait gen bankasında kaynak var, ama parçalı var. Dolayısıyla kullanılabilir ölçüde değil. Bizim yükleyeceğimiz örneklerden, yapacağımız analizlerden sonra bu türü de gen bankasına ve uluslararası literatüre kazandırmış olacağız.”

]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/neslinin-tukendigine-inaniliyordu-diclede-ortaya-cikti/feed/ 0