BİLDİKLERİ TEK OYUN YARALILARI TEDAVİ
Filistinli bir aile, BBC için günlük yaşamlarını belgesel filme çekti. Ailenin çocukları Hamud ve Hallum bombalardan hasar görmüş bir evin oturma odasında acil yardım görevlisi oyunu oynuyor. Küçük bir oyuncak bebeğin vücuduna dikiş atan kardeşleri izleyen fizyoterapist baba Hamid, “Bunlar çocukların oynayacağı oyunlar değil. Onları böyle görünce, çok üzülüyorum. Bomba sesini oyuncak sesinden daha çok tanıyorlar” diyor
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Londra’nın kuzeyindeki Bushey kasabasında yaşanan cinayete kurban gidenlerin BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın eşi ve iki kızı olduğu ortaya çıktı.
Polis, kapsamlı bir operasyonla cinayetin şüphelisi 26 yaşındaki genç adamı gözaltına aldı.
Yaralı bir şekilde bulunduğu belirtilen Kyle Clifford tedavi için hastaneye götürüldü.
Cinayetle ilgili tüm detaylar henüz ortaya çıkmadı ve Clifford’ın cinayeti neden işlediği bilinmiyor.
Polis ise, şüphelinin kurbanları tanıdığı ve hedef göstererek saldırıyı gerçekleştirdiği ihtimalini değerlendiriyor.

OLAY HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Salı günü yerel saatle 19:00 sularında Londra’nın kuzeyinde yer alan Hertfordshire bölgesindeki Bushey kasabasında yaşayanlar, çığlıklar duyduklarını söyleyerek polisi aradı.
Ashlyn Close sokağına gelen polis, üç kadını ağır yaralı halde bulundu.
Kurbanlar sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen kurtarılamadı.
Tatar yayı olarak da bilinen arbaletle saldırıya uğradıkları anlaşılan üç kadın olay yerinde öldü.
Londra’nın kuzeyindeki Enfield’da yaşadığı tespit edilen şüpheli Kyle Clifford’ın bulunması için kapsamlı bir insan avı başlatıldı.
Polis, arbaletin hâlâ elinde olabileceğini söyleyerek insanlara karşılaşırlarsa şüpheliye yaklaşmamaları uyarısında bulundu.
Silahlı polis görevlileri ve arama ekipleri, Enfield ve Londra’nın kuzeyindeki farklı ilçelerin yanı sıra, cinayetin işlendiği Bushey’de konuşlandırıldı.
Çarşamba öğle saatlerinde, polis ve ambulans görevlileri, içinde arama yapılan Enfield’daki bir evin yakınlarında bir mezarlıkta görüldü.
Mezarlık güvenlik kordonuyla çevrilerek kapatıldı ve bir helikopter ambulans bölgeye yaklaştı.
Herfordshire polisinin yaptığı açıklamaya göre Clifford, polis tarafından “ateş açılmadan” burada yakalandı.
Yaralı halde bulunan Clifford’ın hastanede tedavi gördüğü belirtildi.

KURBANLAR KİM?
Cinayete kurban gidenlerin; BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın 61 yaşındaki eşi Carol Hunt ile, çiftin üç kızından ikisi olan 25 yaşındaki Louise ve 28 yaşındaki Hannah oldukları belirlendi.
ŞÜPHELİ HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Cinayet şüphelisi Kyle Clifford hakkında bilinenler sınırlı.
Ancak şüphelinin 2022’de kısa süreliğine İngiliz Ordusu’nda hizmet verdiği ve sonra ordudan ayrıldığı düşünülüyor.
Polis, “hedefli” bir saldırı olduğunu söylediği cinayetin arkasındaki Clifford’ın kurbanları tanıdığını düşünüyor.
Polis yetkililerinden yapılan açıklamaya göre, cinayetle ilgili soruşturma hızla ilerliyor.
Şüpheli gözaltına alınırken, şu aşamada polis soruşturmasında aranan başka biri olmadığı belirtildi.

‘İNANILMAZ BİR TRAJEDİ’
John Hunt, BBC 5 Live radyosunun at yarışı yorumcularından biri.
Hunt’ın eşi ve iki kızının öldürüldüğü saldırı kamuoyunda da şok etkisi yarattı.
BBC’nin bir sözcüsü, “John Hunt’ın ailesiyle ilgili haberler kahredici. John’a her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.
İngiltere’deki at yarışı yorumcuları da baş sağlığı dileklerini paylaştı.
Sky Sports’tan Alex Hammond, X hesabından yaptığı açıklamada olayı “inanılmaz bir trajedi” diye niteledi.
İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, cinayetin “gerçek anlamda şok edici” olduğunu söyleyerek polis soruşturmasını yakından takip ettiğini ifade etti.
Londra’nın kuzeyindeki Bushey kasabasında yaşanan cinayete kurban gidenlerin BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın eşi ve iki kızı olduğu ortaya çıktı.
Polis, kapsamlı bir operasyonla cinayetin şüphelisi 26 yaşındaki genç adamı gözaltına aldı.
Yaralı bir şekilde bulunduğu belirtilen Kyle Clifford tedavi için hastaneye götürüldü.
Cinayetle ilgili tüm detaylar henüz ortaya çıkmadı ve Clifford’ın cinayeti neden işlediği bilinmiyor.
Polis ise, şüphelinin kurbanları tanıdığı ve hedef göstererek saldırıyı gerçekleştirdiği ihtimalini değerlendiriyor.

OLAY HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Salı günü yerel saatle 19:00 sularında Londra’nın kuzeyinde yer alan Hertfordshire bölgesindeki Bushey kasabasında yaşayanlar, çığlıklar duyduklarını söyleyerek polisi aradı.
Ashlyn Close sokağına gelen polis, üç kadını ağır yaralı halde bulundu.
Kurbanlar sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen kurtarılamadı.
Tatar yayı olarak da bilinen arbaletle saldırıya uğradıkları anlaşılan üç kadın olay yerinde öldü.
Londra’nın kuzeyindeki Enfield’da yaşadığı tespit edilen şüpheli Kyle Clifford’ın bulunması için kapsamlı bir insan avı başlatıldı.
Polis, arbaletin hâlâ elinde olabileceğini söyleyerek insanlara karşılaşırlarsa şüpheliye yaklaşmamaları uyarısında bulundu.
Silahlı polis görevlileri ve arama ekipleri, Enfield ve Londra’nın kuzeyindeki farklı ilçelerin yanı sıra, cinayetin işlendiği Bushey’de konuşlandırıldı.
Çarşamba öğle saatlerinde, polis ve ambulans görevlileri, içinde arama yapılan Enfield’daki bir evin yakınlarında bir mezarlıkta görüldü.
Mezarlık güvenlik kordonuyla çevrilerek kapatıldı ve bir helikopter ambulans bölgeye yaklaştı.
Herfordshire polisinin yaptığı açıklamaya göre Clifford, polis tarafından “ateş açılmadan” burada yakalandı.
Yaralı halde bulunan Clifford’ın hastanede tedavi gördüğü belirtildi.

KURBANLAR KİM?
Cinayete kurban gidenlerin; BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın 61 yaşındaki eşi Carol Hunt ile, çiftin üç kızından ikisi olan 25 yaşındaki Louise ve 28 yaşındaki Hannah oldukları belirlendi.
ŞÜPHELİ HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Cinayet şüphelisi Kyle Clifford hakkında bilinenler sınırlı.
Ancak şüphelinin 2022’de kısa süreliğine İngiliz Ordusu’nda hizmet verdiği ve sonra ordudan ayrıldığı düşünülüyor.
Polis, “hedefli” bir saldırı olduğunu söylediği cinayetin arkasındaki Clifford’ın kurbanları tanıdığını düşünüyor.
Polis yetkililerinden yapılan açıklamaya göre, cinayetle ilgili soruşturma hızla ilerliyor.
Şüpheli gözaltına alınırken, şu aşamada polis soruşturmasında aranan başka biri olmadığı belirtildi.

‘İNANILMAZ BİR TRAJEDİ’
John Hunt, BBC 5 Live radyosunun at yarışı yorumcularından biri.
Hunt’ın eşi ve iki kızının öldürüldüğü saldırı kamuoyunda da şok etkisi yarattı.
BBC’nin bir sözcüsü, “John Hunt’ın ailesiyle ilgili haberler kahredici. John’a her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.
İngiltere’deki at yarışı yorumcuları da baş sağlığı dileklerini paylaştı.
Sky Sports’tan Alex Hammond, X hesabından yaptığı açıklamada olayı “inanılmaz bir trajedi” diye niteledi.
İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, cinayetin “gerçek anlamda şok edici” olduğunu söyleyerek polis soruşturmasını yakından takip ettiğini ifade etti.
BBC’nin analizi, bu dokuz kişinin, Yunan karasularından çıkarılmaları ya da Yunan adalarına ulaştıktan sonra tekrar denize açılmaları sonucu öldükleri iddia edilen 40’tan fazla kişi arasında olduğunu ortaya çıkardı.
BBC’ye açıklama yapan Yunan sahil güvenliği, yasa dışı faaliyetlere ilişkin tüm suçlamaları şiddetle reddetti.
12 kişinin bir Yunan sahil güvenlik botuna bindirildikten sonra bir sandala aktarılarak terk edildikleri görüntüler eski bir Yunan sahil güvenlik görevlisine gösterildi.
Eski sahil güvenlik görevlisi, görüşmeye ara verildiğinde sandalyesinden kalkarak ve mikrofonu hala açıkken yanındaki kişiye Yunanca konuşarak bunun “açıkça yasa dışı” ve “uluslararası bir suç” olduğunu söyledi.
Yunan hükümeti uzun süredir insanları zorla, geldikleri ülke olan Türkiye’ye geri yollamakla suçlanıyor. Bu, uluslararası hukuka aykırı.
BBC ilk kez, Yunan sahil güvenliğinin eylemleri sonucu ölümlere yol açtığı iddia edilen olayların sayısını hesapladı.
23 Mayıs 2020 tarihli, 43 kişinin ölümüyle sonuçlanan 15 olayı analiz edildi. İlk kaynaklar öncelikle yerel medya, sivil toplum kuruluşları ve Türk sahil güvenliğiydi.
Tanıklar sıklıkla ortadan kaybolduğu ya da açıkça konuşmaktan korktukları için bu tür olayları doğrulamak son derece zor. Ancak bu vakaların dördünde, görgü tanıklarıyla konuşarak ifadeleri doğrulayabildik.
BBC’nin “Dead Calm: Killing in the Med? (Ölüm Kadar Sakin: Akdeniz’de Öldürmek?)” adlı yeni belgeseli için yaptığı araştırmalar net bir model ortaya koydu.

Vakaların beşinde göçmenler, Yunan makamları tarafından doğrudan denize atıldıklarını söylediler. Bu vakaların dördü, Yunan adalarına nasıl çıktıklarını ama avlandıklarını anlattılar.
Diğer birçok olayda göçmenler, motorsuz şişirilebilir lastik botlara bindirildiklerini ve daha sonra bunların havasının indiğini veya delinmiş olabileceklerini söylediler.
En tüyler ürpertici ifadelerden biri, Eylül 2021’de Sisam adasına ayak bastıktan sonra Yunan yetkililer tarafından avlandığını söyleyen Kamerunlu bir adama aitti.
BBC’nin görüştüğü tüm kişiler gibi o da, sığınmacı olarak Yunanistan topraklarında kaydolmayı planladığını söyledi.
“Biz limana zar zor yanaştık, polis arkamızdan geldi. Siyah kıyafetli iki polis, sivil kıyafetli üç polis daha vardı. Maskeliydiler, sadece gözleri görülebiliyordu.”
Kendisi ve diğer iki kişi (biri Kamerun’dan, diğeri Fildişi Sahili’nden) bir Yunan sahil güvenlik botuna nakledildiler ve orada olaylar korkunç bir hal aldı:
“Kamerunluyla başladılar. Onu denize attılar. Fildişi Sahili’nden gelen adam ‘Kurtarın beni, ölmek istemiyorum’ dedi. Sonunda sadece eli suyun üstünde kaldı. Vücudu suyun altındaydı. Eli yavaş yavaş kaydı, su onu yuttu.”
Görüşülen kişi kendisini kaçıranların onu dövdüğünü söylüyor:
“Başıma yumruklar yağıyordu. Sanki bir hayvanı yumruklar gibi” dedi.
Daha sonra onu da can yeleği olmadan suya ittiklerini söylüyor. Kıyıya kadar yüzebilmiş ancak diğer iki kişinin (Sidy Keita ve Didier Martial Kouamou Nana) cansız bedenleri Türkiye’de kıyı şeridinde bulundu.
Hayatta kalanların avukatları Yunan makamlarından çifte cinayet davası açmasını talep ediyor.
Somali’den başka bir adam da BBC’ye, Mart 2021’de Sakız adasına vardığında Yunan ordusu tarafından nasıl yakalandığını ve daha sonra Yunan sahil güvenliğine nasıl teslim edildiğini anlattı.
Sahil güvenliğin onu suya bırakmadan önce ellerini arkadan bağladığını söyledi:
“Beni denizin ortasına fermuarla bağladılar. Ölmemi istediler.”
Ellerinden biri bağdan kurtulmadan önce sırt üstü durmaya çalışarak hayatta kalmayı başardığını söyledi. Ancak deniz dalgalıydı ve gruptaki üç kişi öldü. Röportaj yapılan kişi karaya çıkmayı başardı ve sonunda Türk sahil güvenliği tarafından fark edildi.
Eylül 2022’de meydana gelen ve en yüksek can kaybının yaşandığı olayda, 85 göçmeni taşıyan tekne, Yunanistan’ın Rodos adası yakınlarında motorun arızalanması sonucu sorun yaşadı.
Suriyeli Muhammed bize, yardım için Yunan sahil güvenliğini aradıklarını, bir tekneye yüklendiklerini, Türk sularına geri götürülerek cankurtaran botlarına bindirildiklerini anlattı. Muhammed, kendisine ve ailesine verilen salın vanasının düzgün şekilde kapatılmadığını söyledi.
BBC’ye konuşan Muhammed, “Hemen batmaya başladık. Bizi gördüler, çığlıklarımızı duydular ama yine de bizi bırakıp gittiler” dedi ve ekledi:
“İlk ölen çocuk kuzenimin oğluydu… Sonra birer birer öldüler. Başka bir çocuk, başka bir çocuk daha… Sonra da kuzenim kayboldu. Sabah olduğunda, yedi ya da sekiz çocuk ölmüştü. Çocuklarım sabaha kadar ölmedi… sonra Türk sahil güvenliği geldi…”
Yunan yasaları, sığınma talebinde bulunan tüm göçmenlerin, bazı adalarda özel kayıt merkezlerine kaydolmalarına izin veriyor.
Ancak göçmen destek kuruluşu Consolidated Rescue Group’un yardımıyla iletişime geçtiğimiz kişiler, bu merkezlere ulaşamadan yakalandıklarını söyledi. Onları yakalayanlar, görünüşe göre gizli görevde olan, üniformasız ve çoğunlukla maskeli olarak görev yapan kişilerdi.
İnsan hakları grupları, Avrupa’da sığınma başvurusu yapmak isteyen binlerce kişinin yasa dışı şekilde Yunanistan’dan Türkiye’ye geri gönderildiğini, onların uluslararası hukukta ve Avrupa Birliği hukukunda güvence altına alınan sığınma talebinde bulunma haklarının ihlal edildiğini iddia ediyor.
Avusturyalı aktivist Fayad Mulla, geçen yıl Şubat ayında Yunanistan’ın Midilli adasında bu tür operasyonların ne kadar gizli olduğunu kendi gözleriyle gördüğünü söyledi.

Bir ihbar üzerine zorla geri gönderileceği yere giderken, daha sonra polis için çalıştığı ortaya çıkan kapüşonlu bir adam tarafından durdurulmuştu. Polisin daha sonra durdurulduğu anlara ait kayıtları araç kamerasından silmeye ve onu bir polis memuruna direnmekle suçlamaya çalıştığını söyledi.
Sonuçta başka bir işlem yapılmadı.
İki ay sonra, benzer bir yerde Mulla, New York Times tarafından yayınlanan bir zorla geri göndermeyi videoya çekmeyi başardı.
Aralarında kadın ve bebeklerin de bulunduğu bir grup, plakasız bir minibüsün arkasından indirilerek bir iskeleden küçük bir tekneye bindirildi.
Daha sonra kıyı şeridinden daha uzaktaki bir Yunan sahil güvenlik gemisine aktarıldılar, denize açıldılar ve ardından sürüklenmeye bırakıldıkları bir sala bindirildiler.
BBC’nin de doğruladığı bu görüntüler, Yunan sahil güvenliğinin eski özel operasyonlar şefi Dimitris Baltakos’a gösterildi.
Röportaj sırasında, görüntülerin neyi gösterdiği konusunda spekülasyon yapmayı reddetti. Konuşmanın başlarında Yunan sahil güvenliğinin yasadışı bir şey yapabileceğini reddetmişti.
Ancak çekime ara verildiğinde, birine Yunanca bir şeyler söylerken kaydedildi:
“Onlara fazla bir şey söylemedim, değil mi?… Çok açık, değil mi? Bu nükleer fizik değil. Bunu güpegündüz neden yaptıklarını bilmiyorum… Bu… açıkça yasadışı. Bu uluslararası bir suç.”
Görüntüler şu anda Yunanistan’ın bağımsız Ulusal Şeffaflık Kurumu tarafından soruşturuluyor.
Samos adasında görüşülen bir araştırmacı gazeteci, Yunan özel kuvvetlerinden biriyle arkadaşlık uygulaması Tinder üzerinden sohbet etmeye başladığını söylüyor. Kendisini “savaş gemisi” olarak tanımladığı bir yerden aradığında Romy van Baarsen ona işi hakkında daha fazla bilgi ve kuvvetleri bir mülteci teknesi tespit ettiğinde ne olduğunu sormuş.
“Onları geri götürdükleri” yanıtını veren Romy van Baarsen, bu tür emirlerin “bakandan” geldiğini ve bir tekneyi durdurmayı başaramamaları halinde cezalandırılacaklarını söyledi.

Yunanistan pek çok göçmen için Avrupa’ya giriş kapısı konumunda. Geçen yıl Avrupa’ya deniz yoluyla 263 bin 48 kişi gelmiş ve Yunanistan bunların 41 bin 561’ini (yüzde 16) kabul etmişti.
Türkiye, 2016 yılında mültecilerin Yunanistan’a geçişini durdurmak için AB ile bir göçmen anlaşma imzaladı ancak 2020’de artık bunu uygulayamayacağını söyledi.
Araştırmada elde edilen bulguları Yunan sahil güvenliğine iletildi. Yunan sahil güvenliği, personelinin “en üst düzeyde profesyonellik, güçlü bir sorumluluk duygusu ve insan hayatına ve temel haklara saygı ile yorulmadan” çalıştığını ve “ülkenin uluslararası yükümlülüklerine tam olarak uyduklarını” söyledi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“2015’ten 2024’e kadar Yunan Sahil Güvenliğinin denizde meydana gelen 6.161 olayda 250.834 mülteci/göçmeni kurtardığı vurgulanmalıdır. Bu asil görevin kusursuz bir şekilde yerine getirilmesi uluslararası toplum tarafından olumlu karşılanmıştır.”
Yunan sahil güvenliği daha önce Akdeniz’de son on yılın en büyük göçmen gemi kazasındaki rolü nedeniyle eleştirilmişti.
Adriana’nın geçtiğimiz Haziran ayında Yunanistan’ın sınırlandırılmış kurtarma bölgesinde batmasıyla ölenlerin sayısının 600’den fazla olduğu sanılıyor.
Yunan yetkililer teknede sorun olmadığını ve güvenli bir şekilde İtalya’ya doğru yol aldığını ve bu nedenle sahil güvenliğin bir kurtarma girişiminde bulunmadığı konusunda ısrar ettiler.
BP, konuya ilişkin olarak “Endişeleri anlıyoruz.” dedi ve değişimi desteklediklerini belirtti. Öte yandan, ilk kez bir kişi tarafından büyük bir petrol şirketine karşı yakma uygulamaları nedeniyle dava açıldığına inanılıyor.
MANEVİ KAYIPLAR İÇİN TAZMİNAT TALEP EDİLDİ
BBC’nin gördüğü dava dilekçesinde, Irak’ın güney doğusundaki “Rumaila petrol sahasından kaynaklanan zehirli emisyonların” Ali’nin lösemisine ve ardından ölümüne neden olduğu ve BP’nin ana yüklenici olarak kısmen sorumlu olduğu iddia edildi. Julood, oğlunun kemoterapi ve kemik iliği nakli de dahil olmak üzere yurtdışındaki tıbbi tedavi masrafları, kazanç kaybı, cenaze masrafları ve oğlunun “manevi kaybı” için tazminat talep etti.
Hüseyin Julood, “BP’nin sesimi duymasını ve durumumu dikkate almasını umuyorum. Ben sadece kendimi değil, burada yaşayan ve kirlilikten mustarip olan yoksul insanları da temsil ediyorum” diye konuştu. Julood’u temsil eden Hausfeld & Co avukatlık şirketinden Wessen Jazrawi de davayı ‘önemli bir çevre davası örneği’ olarak niteledi ve “Bu tür şirketler özellikle Küresel Güney’de meydana gelen zararlı çevresel uygulamaları genellikle cezasız bir şekilde gerçekleştirebiliyor” ifadelerini kullandı.
GAZ YAKMA NEDİR?
Gaz yakma (flaring) petrol çıkarılırken açığa çıkan gazın yakılmasıdır; gaz, benzen gibi kansere neden olan zararlı kimyasalların karışımını içerebileceğinden insan sağlığı için tehlikelidir. BBC’nin Dünya Bankası rakamları üzerinden yaptığı analize göre, Rumaila petrol sahası dünyada belgelenmiş en yüksek gaz yakma seviyesine sahip.
Hüseyin Julood, daha fazla ailenin acı çekmemesi için düzenli gaz yakmanın durdurulmasını hedeflediğini belirtti. Ali’ye akut lenfoblastik lösemi teşhisi konulduğunda 15 yaşındaydı ve kemoterapi, ilik nakli ve radyoterapi de dahil olmak üzere iki yıl tedavi gördü. Bir süre sonra hastalığı nüksetti ve geçen yıl Nisan’da hayatını kaybetti.
2021 yılında BBC Arapça Servisi, Rumaila petrol sahasında ilk kirlilik izleme çalışması yaptı. Sonuçlar, yüksek düzeyde benzen ve diğer kanserojen maddelere maruz kalınması nedeniyle bölge halkının yüksek lösemi riski altında olduğunu gösterdi.
“OĞLUMUN HAYATI BP’NİN KÂRI İÇİN FEDA EDİLDİ”
Rumaila petrol sahasının sahibi Irak hükümeti; ancak BP ile Çin’in PetroChina şirketi ROO adlı bir konsorsiyumda ortaklık halinde sahanın yönetiminde ana yüklenici konumunda. BP’nin de imzaladığı ROO’nun işletme standartlarına göre, ‘Ulusal sınırları aşan kirlilik seviyelerinden etkilenenler yasal olarak tazminat alma hakkına sahip’.
Söz konusu faaliyet Irak’ta gerçekleşmiş olsa da BP’nin merkezi İngiltere’de olduğu için Julood İngiltere mahkemelerinde dava açabiliyor. BBC’nin yorum talebine yanıt olarak BP, Rumaila sahasının işletmecisi olmadığını, ancak ROO’nun ‘gaz yakma ve emisyonları azaltma konusunda yardımcı olmak için yaptığı çalışmalarda ana yüklenici olan Basra Energy Company Limited’i (BECL) aktif olarak desteklemeye devam ettiğini’ belirtti.
O dönemin bir yetkilisi ROO’nun gaz yakmayı azaltmaya çalıştığını ve ‘toplum sağlığı girişimleri için fon desteği sağladığını’ söylese de Julood neredeyse her gün gaz yakımı ve siyah duman gördüğünü anlattı. Baba, “Bunlar sahte vaatler. Hiçbir gelişme yok. Çevre nefes alamayacak kadar kirlenmiş durumda” dedi. Julood ayrıca Ali’nin ölümünden bu yana, biri genç bir çocuk olmak üzere dört ya da beş kişinin kanserden öldüğünü söyledi.
Julood’un avukatları BP’nin tazminat konusunda müzakerelere başlayabileceğini ya da iddiayı reddedebileceğini belirtti. BP’nin talebi reddetmesi halinde bir sonraki adım Julood’un mahkemeye başvurması olacak ve dava İngiltere’de görülebilecek.
BBC Rusça Servisi, bağımsız medya grubu Mediazona ve bir grup gönüllü ile birlikte Şubat 2022’den bu yana ölümleri teyit edip olabildiğince kayda geçiriyor. En son 16 Haziran 2023’te ölü sayısının 25 bini aştığı kaydedilmişti.
BBC ekipleri Ukrayna’da ölen Rus askerlerin sayısını öğrenmek için resmi raporları, gazeteleri ve sosyal medyadaki açık kaynak bilgileri taradı.
Rusya’daki mezarlıklardaki yeni mezarlar ise birçok askerin isminin öğrenilmesine yardımcı oldu.
Yapılan incelemelerde savaşın ikinci yılında 27 bin 300’den fazla Rus askerinin öldüğü tespit edildi.
BBC’nin haberine yanıt veren Rusya, bu tür bilgileri sadece Moskova’daki savunma bakanlığının verebileceğini söyledi.
KIYMA MAKİNESİ STRATEJİSİ
Rusya’nın Ukrayna’da uyguladığı ve Ukrayna güçlerini yıpratmak ve bulundukları bölgeleri açığa çıkarmak için durmaksızın asker gönderme stratejisine “kıyma makinesi” deniyor.
Kremlin, savaşın başlangıcından bu yana sadece Eylül 2022’de ölü sayısına ilişkin bir açıklama yapmıştı.
BBC’nin 50 bin tespiti bu sayıdan 8 kat fazla.
Gerçek ölü sayısının bundan daha yüksek de olabilir.
BBC verileri, Ukrayna’nın doğusunda Rus işgali altındaki Donetsk ve Luhansk’taki milis gruplar arasındaki ölümleri kapsamıyor.
Bunlar da eklenseydi Rus kayıpları çok daha yüksek olurdu.
Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, devlet sırlarını ve bilgi yaymayı kapsayan yasalar nedeniyle Rusya’nın Ukrayna’daki “özel askeri operasyonu” (Rusya’nın savaşı tanımlamak için kullandığı ifade) sırasında yaşanan kayıplar hakkında bilgi vermenin “savunma bakanlığının özel yetkisinde” olduğunu söyledi.
Öte yandan Ukrayna da ölü sayısına ilişkin çok fazla bilgi paylaşmıyor.
Şubat ayında Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy 31 bin Ukrayna askerinin hayatını kaybettiğimi söylemişti.
Ancak ABD istihbaratına dayanan tahminler daha fazla kayıp olduğuna işaret ediyor.
SAVAŞ STRATEJİLERİNDE DEĞİŞİKLİK
BBC ve Mediazona’nın hazırladığı, ölümü doğrulanan Rus askerlerin listesi, Rusya’nın savaş stratejisinde uyguladığı değişikliklerin insani maliyetini gözler önüne seriyor.
Aşağıdaki grafik, Ocak 2023’te Ukrayna’nın Donetsk bölgesinde geniş çaplı bir saldırı başlatan Rus ordusunun kayıplarında keskin bir artış yaşandığını gösteriyor.
Savaş Çalışmaları Enstitüsü (ISW) adlı kuruluşa göre Rusya, Vuhledar şehrini almaya çalışırken “insan dalgasıyla cephe saldırıları” stratejisini uyguladı ancak bu etkisiz oldu.
Kuruluşa göre “Zorlu arazi koşulları, muharebe gücü eksikliği ve Ukrayna güçlerini şaşırtamaması” nedeniyle Rus tarafı ciddi kayıplar yaşadı.
Grafikteki bir diğer önemli artış, 2023 yılının ilkbahar aylarında Bahmut savaşı sırasında paralı asker grubu Wagner’in Rusya’ya şehri ele geçirmek için yardım ettiği zamanda görülebiliyor.
Wagner’in lideri Yevgeni Prigojin, grubun o dönemdeki kaybının 22 bine yakın olduğunu söylemişti.
Öte yandan Rusya’nın geçtiğimiz yılın sonbahar aylarında Ukrayna’nın doğusundaki Avdiivka kentini ele geçirdiği dönemde de ölü sayısında artış olmuştu.
MEZARLARIN SAYIMI
BBC ve Mediazona ile birlikte çalışan gönüllüler, savaşın başlangıcından bu yana Rusya’daki 70 mezarlıkta yeni askeri mezarları sayıyor.
Havadan çekilen görüntüler, mezarlıkların önemli ölçüde genişletildiğini gösteriyor.
Örneğin Ryazan kentindeki Bogorodskoye mezarlığının üzerinden çekilen bu görüntülerde yepyeni bir alan oluşturulduğunu görebiliyoruz.
Bu yeni mezarların çoğunun Ukrayna’da öldürülen asker ve subaylara ait olduğu düşünülüyor.
BBC, savaşın başlangıcından bu yana ölen Rusların en az beşte ikisinin savaştan önce ülkenin ordusuyla hiçbir ilgisi olmayan kişiler olduğunu tahmin ediyor.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Samuel Cranny-Evans, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlangıcında oldukça karmaşık askeri operasyonları yürütmek için profesyonel birliklerini kullandığını söylüyor.
Evans, bu askerlerin çoğunun artık ölmüş ya da yaralanmış olabileceğini ve yerlerini gönüllüler, siviller ve mahkumlar gibi az eğitimli ve deneyimsiz kişilerin aldığını belirtiyor.
Bu kişilerin profesyonel askerler kadar etkili olamadığını söyleyen Evans, “Bu yüzden stratejik olarak çok daha basit şeyler yapmaları gerekiyor. Bu da birlikleri genellikle topçu desteğiyle Ukrayna mevzilerine sürmek anlamına geliyor” diyor.
Wagner ve Rusya Savunma Bakanlığı’nın görevlendirdiği mahkumlar
Asker olarak görevlendirilmek üzere cezaevinden çıkarılan mahkumlar, “kıyma makinesi” stratejisinin başarısı için hayati önem taşıyor.
Moskova, Wagner lideri Yevgeni Prigojin’in Haziran 2022’den itibaren cezaevlerinde mahkum toplamaya başlamasına izin vermişti.
Bu kişiler daha sonra Rus hükümeti adına özel bir ordunun parçası olarak savaştı.
Wagner, oldukça acımasız ve otoriter bir grup olmakla tanınıyor. Gruba bağlı savaşçıların bazı durumlarda emir almadan geri çekildikleri için öldürüldükleri bile bildiriliyor.
Grup, Moskova ile ilişkilerinin bozulmaya başladığı Şubat 2023’e kadar mahkum alımlarını sürdürdü.
O tarihten bu yana ise Rusya Savunma Bakanlığı aynı politikayı yürütüyor.