
Gazeteci Malik Hasa’nın makalesinde öne çıkan detaylar şu şekilde:
“SALDIRIP KİN KUSMA FIRSATI YAKALADILAR”
“Türkiye’deki yerel seçimler dünyada birçok tepkiyi beraberinde getirirken doğal olarak Arnavutluk’ta da ilgi odağı oldu.
Eski başbakanlar, belirli makamlarda bulunanlar, analistler, gazeteciler ve kamuoyu tarafından bilinen isimler bu yaşananları değerlendirerek, kendi deyimleriyle “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mağlubiyetine” saldırıp kin kusma fırsatını yakaladılar.
Sevinçleri o kadar büyük ki sanırsın Türkiye’nin solcuları değil, kendileri kazandılar. Bugün başka, yarın başka konuşan, dürüstlükten yoksun, yüzsüz insanların bu seçimler örneğinde de farklı davranmaları beklenemezdi. İyi ki türlü türlü ayyaşlar, sübyancılar, LGBT destekçileri, yağcılık çekenler ve bilgisizler ellerinde davulla ortaya çıkıp daha önce tükürdüklerini yalamadılar.
Türkiye’deki seçimleri analize edip de “Erdoğan kaybetti, muhalefet kazandı” gibi kısa bir sonuca ulaşmak sadece ileri derecede bir cahillik olmayıp İslam değerlerine karşı ant içmiş düşmanlar tarafından beslenen düşmanlıkla da yakından alakalıdır.

“FATİH ERBAKAN’IN TRUVA ATI OLMASI GÖZ ARDI EDİLEMEZ”
Türkiye’deki seçimleri analize edebilmek için bu ülkenin siyaset tarihinin derinliklerine inmek ve bazılarına bu yazıda da değinebileceğimiz sebeplerini satır aralarından çıkarmak gerekir: Ekonomi ve yerel para biriminin zor durumda bulunması, emekli maaşları, birçok vatandaşın AK Parti’nin uzun süredir iktidarda bulunmasından kaynaklanan memnuniyetsizliği ve daha birçok neden böyle bir sonuca yol açtı.
Böyle bir durumda nasıl ki eski lider ve Erdoğan’ın hocası olan Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın bu seçimlerde Truva atı konumunda olan partisi göz ardı edilemeyecekse, yabancı ülkelerin sağladığı yardım da göz ardı edilemez.

“TÜRKİYE DE SEÇİM ZAFERİ EMEKLİLERİN CEBİNDEN GEÇİYOR”
Buna rağmen bu seçimler birçok şeyi açıkça gösterdi, aşağıda bunlardan en önemlisine değineceğim ama gerçek şu ki “Türkiye’de seçim zaferi emeklilerin cebinden geçiyor”. Yani onları ne kadar memnun edersen elde edeceğin sonuçtan da o kadar eminsindir.
Bütün bu olup bitenlerden pek çok soru ortaya çıkıyor, bunlardan bazılarını da şu şekilde sıralayabiliriz: Erdoğan bu durumları öngöremedi mi? Önlem almaya imkânı yok muydu? Birçok analist ve uzman bu sonucu öngörmüşken Erdoğan bu seçimlerin böyle bitmesine neden izin Verdi? Acaba aklından neler geçiyor?

“ERDOĞAN HÜKÜMETİ CUMHURİYET TARİHİNDE 80 YILDA YAPILANDAN DAHA FAZLASINI YAPTI”
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir dış gücün kuklası olma zincirini kırmayı başardığı, altyapıya fazlasıyla yatırım yaptığı ve Erdoğan hükümetinin bu cumhuriyet için son 80 yıllık tarih boyunca yapılandan daha fazlasını yaptığı, askerî gücün zirveye ulaştığı, ülkenin kendi otomobilini, uçaklarını, tanklarını ve daha önce hayal bile edemeyeceği birçok teknolojiyi ürettiği bu dönemde neden böyle bir sonuca varılsın?

Bu ülkeyi bilerek ve tanıyarak derin bir analiz yapan herkes yukarıda bahsettiklerim hakkında roman yazabilir ama ben bu durumu birkaç kelamla ele almak istiyorum. Türkiye bu son 20 yılda dünyada birçok ülkenin imrendiği bir lidere sahip oldu. Ateşkeslerin sağlanması için arabuluculuk yapan, kötülüklerle yüzleşen ve iyilik ile iyilerden yana olan bir lider. Afrika’ya kadar yardım elini uzatma lüksüne sahip bir lider. Bir zamanlar dünya ülkeleri onun ülkesinde siyaset yapıyorken, bugün Erdoğan Avrupa’da siyaset yapıyor. Düne kadar siyaset, ekonomi, enerji ve askerî ithalata bağımlı olan Türkiye, bugün bölgesel bir askerî, ekonomik, tıbbî ve enerji gibi alanlarda süper güce dönüşmüş durumda.

Tüm bu başarıların yanı sıra Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki ülkede enflasyon %60’ın üstünde, değer kaybetmiş bir Türk lirası var, maaşlar düşük ve alım gücü zayıf. Her ne kadar pek çok iktisatçı bu durumu bir beceriksizlik olarak değerlendirse de ben bunu daha çok bir ustanın birçok açıdan değerlendirilebilecek politik bir oyunu olarak görüyorum.

“KAYBEDERKEN BİLE KAZANIYOR”
Seçimler sonrası ilk günde dünya basını, Erdoğan’ın azılı düşmanları ve Türkiye’yi hiçbir şekilde tanımayan bilgisiz şarlatanlar 15 Temmuz gecesine benzer cesur başlıklar yazmakta acele etti. Sanki kendi öz babaları kazanmış ya da ezelden beri var olan düşmanları mağlup olmuş gibi zıpladılar, dans ettiler ve şarkı söylediler, oysa ki kustukları yeri yaladıklarını unuttular. Sadece Reis (Erdoğan) ustalığı kaybederken zafer elde edebiliyor. Herkes onun mağlubiyetini konuşurken ve onun ortaya çıkıp kızgın halde kontrolünü kaybetmesini teşvik ederken Erdoğan tam tersini yaptı. Seçimlerin düzenlendiği günün gecesinde zafer balkonuna çıkıp geleneksel konuşmayı yaptı, milletin kendi kararını verdiğini, kendi partisi de dahil olmak üzere tüm siyasî partilerin bu seçimler üzerinde tefekkür etmeleri gerektiğini söyledi.

“ERDOĞAN TÜM DÜNYAYA DİKTATTÖR OLMADIĞINI VE HALK İSTEDİĞİ İÇİN BAİŞTA KALDIĞINI GÖSTERDİ””
Türkiye tek bir gecede bir lideri devredebilen ve yine tek bir gecede bir lideri ortaya çıkarabilecek bir ülkedir. Demokratik kökleri olan ve çok güvenilir bir seçim sistemine sahip. Böyle bir sistemde Erdoğan gibi bir lider de mağlup olabilir, ama bu kez değil.

Erdoğan, İstanbul, Ankara ve Bursa gibi birçok belediyeyi kaybetti, ama bunun karşılığında birçok değerli şeyi kazandı. Onun tüm cahil ve şarlatan düşmanlarına kendisinin bir diktatör olmadığını ve millet istediği için o makamda bulunduğunu gösterdi. Ülkesi demokratik bir ülke ve seçimleri güvenilir özelliktedir. Özgür iradeye dayalı seçimler düzenleyerek, kendisine bağlı parti veya parçası olduğu koalisyonun saflarındaki çürük elmalar da ön plana çıkıyor. Bu seçimlerden sonra Erdoğan artık diktatör değil. Erdoğan bu seçimlerle birlikte dürüstlük ve adalet gösterdi. Evet, o belediyeleri kaybetmiş olabilir, ancak düne kadar kendisini seçimleri çalmakla suçlayan herkesi rezil rüsva etti.

“TÜRKİYE ESKİSİ DEĞİL, TÜRKİYE BİR MEGA DEVLETTİR“
Erdoğan’ın aklında birçok şey olabilir, ülkeyi hafif bir iktidar değişikliğine, yeniden adaylığını ortaya koymasına veya başka herhangi bir düşünceye hazırlamak gibi, ancak kesin olan bir şey var ki o da Türkiye artık bir zamanların Türkiye’si değildir. Bugünkü Türkiye bir mega devlettir, dünya genelinde ekonomisi 17.sırada bulunan bir devlettir, enerji alanında süper güç konumunda, küresel ticaret taşımacılığı konusunda süper güç, siyaset ve askerî alanlarında da süper güç durumunda. Erdoğan iktidara geldiğinde Türkler kendilerini Bulgarlarla kıyaslayıp Türkiye’nin neden bu komşu ülkenin düzey ve yüksekliğinde bulunmadıklarından şikâyet ederlerdi, bugün ise kendilerini Almanlar, İngilizler ve Hollandalılarla kıyaslarlar ve bu da ülke kalkınmasının en büyük göstergesidir.

“TÜRKİYE ÜLKEMİZ İÇİN VAZGEÇİLEMEZ VE YERİ DOLDURULAMAZ BİR GÜÇ”
Türkiye’nin T’sini dahi bilmeyenlerin amatörce yazılmış yazılarının ötesinde, Türkiye’nin artık 90’lar öncesindeki, kendi kabuğunun içine çekilmiş, Balkan devletleriyle aktif ilişkileri olmayan bir ülkenin olmadığını vurgulamamız gerekiyor. Bugün Türkiye, Balkan ülkelerinin dertleriyle, sorunlarıyla daha önce hiç olmadığı kadar yakından ilgileniyor ve gelecekte de ilgilenmeye devam edecek. Muhalefet seçimleri kazansa ve Türkiye yönetimini ele geçirse dahi bu ülkenin güçlenmesi devam edecek. Bu ülke ve Balkan ülkeleri arasındaki ilişkiler her daim gerekli yükseklikte olacak, çünkü bu ilişkiler, bu ülke liderinin ufku sayesinde değişmez bir dokunulmazlık kazandı. Arnavutluk ve Arnavutlar Türkiye’nin doğal stratejik ortaklarıdır. Zira bu ülkede Arnavut asıllı 7 milyondan fazlası ikâmet ediyor ve başka türlü olması düşünülemez. Ortak beklentiler ve hedefler, bölge güvenliği, ortak dostlar ve ortak düşmanlar, Türkiye’yi ülkemiz için vazgeçilmez ve yeri doldurulamaz bir güç kılmaktadır.

“İSTEDİKLERİ KADAR RAKI İÇEBİLECEKLERİ İÇİN MUTLULAR”
Sonuç olarak Türkiye’deki yerel seçimlerden herkes kazançlı çıktı. Muhalefet kendi tarihinin en yüksek noktasında. Erdoğan’ın karşıtları rahat bir nefes aldı, Türkiye’deki seçimlerin manipüle edilmediğinden emin oldular, dindarlar aralarındaki fitnenin ne anlama geldiklerini öğrendiler, solcular istedikleri yerlerde ve istedikleri kadar rakı içebileceklerini bildikleri için coşkulu ve mutlu oldular, vatandaşlar, uzun süredir unuttukları gibi AK Parti’nin yönetimini diğer partilerin yönetimleriyle karşılaştırma imkânına sahip olup AK Partinin kıymetini bilecek ve asıl kazanan, zafer elde eden sürprizlerle dolu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ustalığı ve mahareti olacak. Ülkesinin geleceği açısından bir sonraki siyasî hamlesinin ne olacağını görmek için bir süre beklememiz gerekecek.”
ÖNCE TÜRK DOKTORLAR GİDİYORDU ŞİMDİ YABANCI DOKTORLAR SIRAYA GİRDİ
İyi huylu prostat büyümesi tedavisinde Transperineal Lazer Ablasyonu yöntemiyle hastalara birçok avantaj sağlandığını aktaran Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Üroloji Kliniği İdari Sorumlusu Prof. Dr. Halil Lütfi Canat, klinikte ileri teknikle gerçekleştirilen operasyonları, dünyanın birçok ülkesinden hekimlerin izlediğini aktardı.
Prof. Dr. Canat, “20-30 yıl önce hocalarımız hep Avrupa, ABD gibi yerlere giderek çeşitli sıkıntılarla karşılaşırken, artık gururla söyleyebilirim ki Avrupa, Orta Doğu, ABD gibi çok sayıda bölgeden meslektaşlarımız bize gelmek için sıraya girmeye başladı” dedi.
Son yıllarda gelişen teknoloji her sektörde kendini hissettirirken sağlık alanında da birçok işlemin kısa sürelerde hızla gerçekleştirilmesi sağlanıyor. Robotik işlemlerden kesisiz ameliyatlara birçok noktada hastalara hızlı çözümler sunulurken, Prof. Dr. Halil Lütfi Canat da özellikle ileri yaş grubunda probleme neden olduğu belirtilen iyi huylu prostat büyümesi tedavisi hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Canat, erkeklerde bulunan ve idrarı vücuttan dışarı taşıyan üretrayı çevreleyen prostatta iyi huylu büyüme durumunda tek bir iğne ile idrar kanalına müdahale etmeden Transperineal Lazer Ablasyonu (TPLA) olarak ifade edilen yöntemle hastalara birçok avantaj sağladığını aktardı. Tedavinin giderek yaygınlaştığını anlatan Prof. Dr. Canat, yönteme ilişkin bilgi verirken dünyanın birçok ülkesinden hekimlerin de operasyonları takip etmek için şehir hastanesine geldiğini aktardı.

“HASTALARIMIZI İŞLEMDEN BİRKAÇ SAAT SONRA GÜVENLE EVLERİNE GÖNDEREBİLİYORUZ”
İdrar kesesi ile idrar kanalı arasında bir bağlantı görevi gören prostatta iyi huylu büyümelerde uygulanan tedaviye ilişkin bilgiler veren Prof. Dr. Canat, “Transperineal lazer ablasyon, uluslararası literatürde TPLA olarak kısaltılan yöntemin diğer yöntemlerden en büyük farkı; herhangi bir üretral enstrümantasyon kullanılmaması. Penisin içerisinden bir alet yerleştirmeden doğrudan perine dediğimiz cilt bölgesinden 300 mikrometre çapında bir iğne ile işlemi gerçekleştiriyoruz. Bu tarz hastalarda biz üretral yoldan penisin içerisindeki kanaldan girerek ameliyatları yapıyorduk. O yöntemlerde hastalarımızda fazlasıyla cinsel fonksiyon bozuklukları gibi durumlar oluyor. İdrar kanalını kullanmadığımız için herhangi bir idrar kaçırma şikayeti olma ihtimali bu hastalarda yok çünkü idrarı tutmayı sağlayan 2 tane sfinkter dediğimiz kapaklar var, bu işlem ile bu yapılar arasında bir ilişki yok. Bir diğer avantajı da hastalarımız; belli yaşın üstündeki hastalar bu nedenle çeşitli ek hastalıkları var. Birtakım kan sulandırıcı diye tabir edilen ilaçlar kullanıyorlar, bu yöntemin diğer yöntemlere göre en avantajlı yönlerinden biri de hastalarımızın bu ilaçlarını kesmeden güvenle işlemi yapabilmemiz. İşlem yaklaşık 20 dakika sürüyor, diğer prostat ameliyatlarıyla karşılaştırdığımız zaman neredeyse 3’te 1 oranında süre avantajı olan bir yöntem. Hastalarımızı işlemden birkaç saat sonra güvenle evlerine gönderebiliyoruz” şeklinde konuştu.

SIRAYA GİRİYORLAR
Ameliyat tekniklerini öğrenmek amacıyla dünyanın birçok noktasından hekimlerin şehir hastanesine geldiğini aktaran Prof. Dr. Canat, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizde çok az sayılı merkezde yapılıyor, İstanbul’da ilk başlatan merkezlerden bir tanesiyiz. Bu nedenle ülkemizden, yurt dışından olsun ki bugün de yine yurtdışından gelen bir meslektaşımız ameliyatımızı izledi, eğitimini aldı. Çok ciddi bir ilgi var, bu konuda akademik bilimsel çalışmalarımızı da devam ettiriyoruz. Uluslararası düzeyde, iyi bir dergide bu konuda bilimsel çalışmamızı da yayınladık. Bu yöntemin diğer yöntemler kadar etkili olduğunu, yan etkilerinin, komplikasyonlarının neredeyse hiç olmadığını göstermiş olduk. Önümüzdeki 10 yıla ciddi şekilde damga vuracak bir yöntem olacağını düşünüyorum. Yöntem, yoğun olarak İtalya, ABD, İspanya’da yapılıyor. Avrupa’da birkaç merkezde daha yapılıyor, oralarda da yaygınlaşma aşamasında diyebilirim. Yaklaşık 20-30 yıl önce bizim hocalarımız hep Avrupa, ABD gibi bu tür yerlere giderek çeşitli sıkıntılarla karşılaşırken, artık bunu gururla şahsım, hastanemiz adına da söyleyebilirim ki Avrupa’dan, Orta Doğu’dan, Uzak Doğu, ABD, İngiltere’den olsun çok sayıda ülkeden meslektaşlarımız bu tarz yeni yöntemler sayesinde artık bize gelmek için sıraya girmeye başladılar. Hastanemizin teknolojik alt yapısı çok iyi, gelen hekimler çok memnun oluyorlar, umarız onlar da kendi vatandaşlarına bizler sayesinde faydalı olurlar”

“HASTANEYE HAYRAN KALDIM”
Üroloji kliniğinde gerçekleştirilen ameliyatları takip etmek için yurtdışından gelen Dr. Anas Hasan, “Profesör Lütfi ve ekibiyle tanışma fırsatı buldum, ameliyatlar konusunda çok iyi bir iş çıkarıyorlar, hastaneye hayran kaldım. Profesör Lütfi ile 2 ameliyata şahit oldum ve yüksek teknoloji vardı, hayran kaldım. Birincisi protez ameliyatı için yeni bir cihazı değerlendiriyordu, ikinci ameliyat ise prostat için minimal invaziv bir teknikti. Hasta aynı gün içinde hastaneden çıkıyor, bu ilginç bir teknik. Ülkem ile Türkiye arasında paylaşım yapmaktan mutluluk duyuyoruz, burada bulunmamın amacı da bu. Profesör Lütfi gibi insanlar burada tarih yazıyor, tüm Türk halkının misafirperverliğini seviyorum” dedi.