
Kerem Sarp, AJet’in, Türk Hava Yollarıyla (THY) mantalite olarak, çalışma kültürü olarak tamamen birbirinden ayrı ve prensiplerinin farklı olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Belki tam anlatamadık, bizim en büyük eksikliğimiz bu olabilir. Biz bunu anlatmak için ilk önce şunları yaptık; bir, bu tamamen düşük maliyetli bir hava yolu konseptiyle çalışacak. Sektördeki taşıyıcıların hizmet kalitesine ise yakın ve bunun birazcık daha üstünde hizmet vereceğiz. Ama ilk başta ne yaptık? Biz bütün kontuarları THY’den ayırdık. Niye? THY marka algısıyla AJet’in marka algısı birbirinin içine girmesin diye. Yurt içi meydanlarda, yurt dışı meydanlarda fiziki şartların izin verdiği her yerde bunu yaptık. İki, yurt dışı ve yurt içinde teşkilat yapılanmamız olmadığı için handling firmalarıyla bizim adımıza bizi temsil edecek birer tane yetkili atadık ve bunlarla ilgili kontakları bitirdik. Bir operasyon anında bir aksaklık olduğunda bu kişilerin yolcularımızla ilgilenmesi ve onların uçuş aksaklığında yaşadığı sorunları tolere edip azaltması için kontratlarımızı bu şekilde bütün dünyanın her yerinde yaptık.”
– “2025’e gelmeden 150 uçağa daha hızlı ulaşacağımızı görüyoruz”
Sarp, 6 aylık dönemde bakıldığında proje takvimleriyle birebir aynı gittiklerinin bilgisini paylaşarak, kendilerinin ayrı bir IT yapısına sahip olduklarını belirtti.
Kerem Sarp, “Bizim amacımız ekim sonuna doğru bu takvimde ilerleyip AJet’in dijitalleşmede diğer sektördeki düşük maliyetli hava yollarıyla aynı teknolojiye kavuşması ve ondan sonra da hızlı bir şekilde teknolojisini daha fazla ilerleterek, birçok işini yapay zekaları kullanarak, iş süreçlerini kısaltarak kullanıcının daha hızlı erişebileceği bir iş modeline geçmeyi planlıyoruz.” diye konuştu.
Herkeste bir marka karmaşası olmasının doğal olduğunu anlatan Sarp, halihazırda hem Anadolu Jet uçaklarının, hem de AJet uçaklarının varlığından bahsetti.
Sarp, “Şimdi uçakların boyanması belli bir süre istiyor ve bunun için de yeterli şekilde hangarlarda bir kapasitenin olması lazım. Bu uzun soluklu bir iş. İkincisi bizim düşük maliyetli hava yolu modelini çok iyi uygulayabilmemiz için, maliyetleri de aşağıya getirmek için bizim filo yaşımızın daha düşük olması gerekiyor. Bunun için de filomuza yeni uçakların girmesi gerekiyor. Önümüzdeki sene yaklaşık 40’a yakın yeni nesil uçağın girişi planlanıyor ve bu uçakların gelmesiyle birlikte uçaklar gelirken tamamı AJet logolarıyla ve AJet olarak boyanmaya başlanacak. AJet’in marka olarak alanlarda görünürlüğü daha fazla artacak.” ifadesini kullandı.
Markanın dönüşüm sürecinin biraz uzun olacağını kaydeden Sarp, filodaki uçak durumunu da anlattı.
Kerem Sarp, 3 yıllık süreçte 100’e yakın uçağın AJet işletme ruhsatına geçmesini planladıklarını aktararak, “Bu sene 5’ti bunu 8 yaptık. Önümüzdeki sene için şu anda biz pilot alım ilanlarına çıktık, yurt içi ve yurt dışı. Buradan gelecek pilot sayısı bizim için çok önemli. Buradan gelecek pilot sayısına göre de hemen mevcutta eskide kullanılan Anadolu Jet uçaklarını hızlı şekilde kendi işletme ruhsatımıza geçirip yine onları AJet olarak uçuracağız.” bilgisini paylaştı.
On yıllık stratejilerine değinen Sarp, filodaki uçak sayısını 2028’de 150’ye ulaştırma, ondan sonra da 200 uçağı geçme hedeflerinin olduklarını vurguladı.
Sarp, bu hedefleri sürekli takip ettiklerini dile getirerek, “Ben şunu söylüyorum, biz 2025’e gelmeden önce eğer beklediğimiz büyümeleri gerçekleştirirsek, 150 uçağa daha hızlı ulaşacağımızı görüyoruz. Şu anda ciddi anlamda bir talep var. Bu talebi karşılamakta şu anda zorluk çekiyoruz. Yani bugün 80 değil, 90 değil, bundan 10 tane daha fazla uçağımız olsaydı şu anda çok daha fazla opere edebileceğimizi ve bu uçakları da doldurabileceğimizi görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
AJet Genel Müdürü Sarp, iç hatlarda çok ciddi bir talep olduğunu, dış hatlara da daha ağırlık vermek istediklerini vurgulayarak, bunu karşılayabilmek için kendilerinin uçak sayılarını, pilot sayılarını artırmaları ve hızlı bir şekilde de bu büyümeye ayak uydurmaları gerektiğini aktardı.
– “Şu anda 32 ülkeye uçuyoruz, 2033’te bunu 50 ülkeye çıkartmayı hedefliyoruz”
Sarp, yeni rotalara da değinerek, şu anda yaklaşık 32 ülkede, 52 yurt dışı noktasına uçtuklarını belirtti. İlk başta 32 ülkeyi 2025’e kadar 43 ülkeye, 2033’te ise bunu 50 ülkeye çıkartmayı hedeflediklerini kaydeden Sarp, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi bizim dar gövde uçaklarının, operasyon yaptığımız uçakların yaklaşık 5-5,5 saatlik uçuş süresini göz önüne aldığınızda Sabiha Gökçen Havalimanı’na 5-5,5 saatlik uzaklıktaki mesafe neresi var? Avrupa’nın tamamını kapsıyorsunuz. Avrupa’da uçmadığımız şu anda ülkeler var, başkentler var. Aynı zamanda ülkenin büyüklüğüne baktığınızda sadece bir-iki noktaya uçtuğumuz yerler var. Yine diğer şehirlere sefer sayısı artırmayı ve oralara başlamayı düşünüyoruz. Orta Doğu coğrafyası var, Türki Cumhuriyetler var. Yine aynı şekilde de bizim gidebileceğimiz bu uçaklarla Kuzey Afrika’daki belli destinasyonlar var. Ağustos’ta Kahire’yi açıyoruz. Kahire’den sonra ekimde Şarm El-Şeyh ve Hurgada uçuşlarına başlıyoruz ve bu noktaları tamamen kapsayacak şekilde, hangi yıl hangisini açacağımızın planları şu anda elimizde var. Yani önümüzdeki 10 yıllık stratejik planında belli bir plan dahilinde büyüme stratejilerimizi koydum, bunlar yeni hatlar. Yine aynı şekilde günde bir sefer olan yeri günde iki sefere nasıl çıkartırız? Haftada üç uçtuğumuz yeri her gün sefer koyacak şekilde nasıl planlayabiliriz? Bunların tamamen stratejilerini hazırladık. Yani bizim 10 yıllık süreçte dış hatlarda ortalama yıllık yüzde 16 gibi büyüme hedefimiz var. İç hatlarda da bu artan talebi karşılamak için 10 yıllık süreçte ortalama yüzde 6’lık bir büyüme hedefimiz var”
İç hatlarda kapasite artışından ödün vermeyi düşünmediklerini aktaran Sarp, dış hatlarda da 10 yıllık periyotta 70’e 30 olan dengenin, 50-50’ye gelmesini hedeflediklerini dile getirdi.
– “Bir yerde kapasite artarsa tekel kırılır, arz attığı için fiyatlar aşağı gelmeye başlar”
Kerem Sarp, bir yerde kapasite arttığı, tekel kırıldığı zaman, arz arttığı için fiyatların otomatikman aşağı gelmeye başlayacağını söyleyerek, aslında şu anda AJet’in havacılıktaki yapacağı aksiyonlardan birisinin de bu olduğuna vurgu yaptı.
Sarp, “AJet, THY’den ayrı, kendi büyüme stratejilerini hayata geçirdiğinde bu büyümeyle birlikte uçuş ağının gelişmesi, frekansların derinleşmesi, daha fazla frekansı koyması, yurt içi ya da yurt dışında, otomatikman zaten pazara sunduğunuz arzı artırdığı için ekonomik ücretlerin bulunması noktasında da katkı sağlayacak. En büyük etkenlerden birisi de bu olacak. Bugüne kadar bir başkanlık düzeyinde görülen Anadolu Jet’in kendine özgün bir pazarlama stratejisi, büyüme stratejisi yoktu. Bu sadece şirket bünyesinde değil, aynı zamanda dışarıda büyümek istediğinizde, yurt dışında yeni frekanslar açmak istediğinizde, gittiğinizde oranın lokal ve sivil otoritesi tarafından da dikkate alınmıyordu. Niye? Diyordu ki zaten siz grup olarak ya da işte THY zaten TK koduyla uçuyordu. Zaten buraya 3 tane uçuyorsun diyordu. Anadolu Jet bir tane daha artırmak istediğinde zaten yeterince kapasiteyi kullanmışsınız.” açıklamasında bulundu.
Son bir, bir buçuk yılda Anadolu Jet’te alamadıkları izinlerin olduğunu, ancak ayrı bir şirket olup, ayrı bir tüzel kişiliğe kavuştuklarında muhataplarının bakış açısının değiştiğini anlatan Sarp, THY şemsiyesinden ayrıldıktan sonra şu anda artık kendilerinin yurt dışında da ayrı bir tüzel kişilik olarak görüldüğünü belirtti.
Sarp, “Bu yüzden izinleri daha rahat alıyoruz ve daha fazla uçuş imkanı sağladığımızda fiyatlar da biraz daha aşağıya gelecek. Çünkü arz fazlası olacak. Talep yeterince artmadığı, bu seviyelerde kaldığı müddetçe de yine aynı şeyi yaşayacağız. Fiyatlar aşağıya gelecek.” dedi.
“ÖNCELİKLERİMİZDEN BİRİSİ HİZMET STANDARTLARIMIZI LOW-COSTLARIN BİR ÇITA ÜSTÜNE ÇIKARTMAK”
AJet Genel Müdürü Sarp, önceliklerinin, hizmette bir standardı tutturmak olduğunu kaydederek, yolcunun memnuniyetinin kendileri için önemli olduğunu söyledi.
Sarp, “Şimdi biz kampanyalar yapıyoruz işte 1 avroya bilet sattık, 290 lira iç hatları sattık. Şimdi yoğun sezonda yüzde 40, yüzde 20 dış hatlara indirimler uyguladık ve bundan sonra da kampanyalarımız hızlıca devam edecek. Bu yönümüzü de kullanacağız. Maliyetleri aşağı getirdiğimiz müddetçe bunun yansıması olacak yolcu nezdinde. Daha ekonomik şartlarda bilet alacaklar. Ama biz bunu yaparken salt low-cost mantığıyla ‘yolcu uçağa nasıl biniyorsa binsin, deneyimde sorun yaşadı, yaşamadı, benim için önemli değil, benim standardım bu’ demiyoruz.” ifadesini kullandı.
Sektördeki low-cost olarak görülen hava yolu firmalarının sunduğu standardın bir tık üzerine çıkmayı hedeflediklerini anlatan Sarp, rötar konusunun sadece bir hava yoluna ait bir şey olmadığını dile getirdi.
Kerem Sarp, “Bugün sadece AJet konuşuldu. Yarın başka bir hava yolu konuşulabilir ama sektörün genel bir sorunudur. Bizim yaşadığımız sorunun bir benzerini şu anda Türkiye’deki taşıyıcılar yaşıyor, Avrupa’daki taşıyıcılar yaşıyor. Haberleri görüyorsunuz işte sürekli onlar da aynı şeyi söylüyorlar. İşte hava yoğunluğu, hava sahasının yoğun olması. Yine aynı şekilde Avrupa hava sahasındaki trafiğin artmasının da etkisi var.” diye konuştu.
Bununla birlikte “on time” performanslarını yani zamanında kalkış oranlarını da daha yukarıya çıkaracaklarını kaydeden Sarp, bu alanda da örnek gösterilecek bir hava yolu olmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Uçakta gazetecilerin F-35 ve F-16 ile ilgili sorularını da cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceliğin F-16 talebinin karşılanması olduğunu vurgulayarak F-35’in ödemelerinin zaten yapıldığını anımsattı.
5 tane F-35’in hangara da alındığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra farklı olayların geliştiğini ve ABD’nin Türkiye’nin F-16’larını da vermeme noktasına dahi geldiğini aktardı.
Son görüşmede ABD Başkanı Joe Biden’ın, “3-4 hafta içerisinde F-16 sorununu çözeceğim” dediğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye için F-16 konusunun daha önemli olduğunu vurgulayarak, “Bu uçakların ve parçalarının bize gelmesi halinde zaten bizim şu anda teknik kadrolarımız yeterlidir. Bu alanda bütün atölyelerimiz F-16 modernizasyonu konusunda çok çok başarılı. Bu süreci gerek biz, gerek ilgili bakanlarımız ve kurumlarımız yakından takip ediyor ve kısa sürede netice alabilmek için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ayrıca ABD’ye tepki göstererek, “FETÖ, PKK gibi kuklalara desteğin, onları öyle ya da böyle kullanmanın bir bahanesi olamaz.” dedi.
“FETÖ, PKK GİBİ KUKLALARA DESTEĞİN BAHANESİ OLMAZ”
Bir gazetecinin “Amerika Birleşik Devletleri’yle bir türlü istenilen düzeyde ilişki yürütemiyoruz. Özellikle PKK, PYD ve FETÖ’ye olan yaklaşımlarından dolayı güvenilmez bir müttefiklik ilişkisi yürütmeye çalışıyoruz. Malum ABD’de yaklaşan bir seçim var Kasım ayında. Washington PKK, PYD’ye verdiği desteğin kılıfı olarak DEAŞ’la mücadeleyi ortaya koyuyor. Diğer yandan FETÖ’ye de kol kanat geriyorlar. Buna bir bahane bile uydurmuyorlar. Bu noktada ABD, Türkiye’yi kaybetmek pahasına sizce neyin hesabını yapıyor olabilir?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan şu cevabı verdi;
“TERÖRE KARŞI DAYANIŞMA BEKLEDİĞİMİZİ VURGULADIM”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
“SAVUNMA SANAYİ TİCARETİNİN ÖNÜNDEKİ KISITLAMALARIN KALDIRILMASINI İFADE ETTİM”
“TERÖRLE MÜCADELEDE NATO’NUN DURUMA MÜDAHALE ETME NOKTASINDA HENÜZ NETİCE ALAMADIK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO ile kurulan münasebetin ne kadar adil ve dengeli olduğuna, fayda-maliyet analizi yapıldığında Türkiye’nin NATO’ya verdikleri ve aldıkları konusunda mukayese edildiğinde alınan karşılıkla ilgili sorulan soruya ise, “Bir fayda-maliyet analizinde Türkiye olarak biz mütekabiliyet ilkesine aykırı bir konuma düşmedik. Sadece terörle mücadelede NATO’yu duruma müdahale etme noktasında henüz netice alabilmiş değiliz. Bundan rahatsız olduğumuzu da Sayın Stoltenberg’e de defalarca ifade ettim. Bir NATO ülkesi olarak Batı’ya bu rahatsızlığımızı hep anlattık. Birinci derecede Almanya, Fransa, İngiltere, malum terörün belli ölçüde destek alanı buldukları yerler. Özellikle Almanya’ya bunları etraflıca anlattık. Mesela terörle mücadelede ülkemizin, dolayısıyla NATO’nun sınırlarının korunması ve tehditlerin bertaraf edilmesi noktasında çoğu zaman yalnız bırakıldık. Bununla da kalınmadı, NATO’nun sınırlarını tehdit eden teröristlere bu tehditlerini güçlendirici yardımlar yapıldı, destekler verildi. Bunlar çok olumlu bir tablo olarak karşımıza çıkmıyor. Diğer taraftan Almanya’yla bizim şu anda Akkuyu Nükleer Santrali için gelmesi gereken türbinlerin Alman gümrüğünde bekliyor olması gibi bir sıkıntımız var. Bu, bizi ciddi manada rahatsız etmiştir. Bunu Almanya Başbakanı Olaf Scholz’a ikili görüşmemde tekrar hatırlattım. Gerek Eurofighter Typhoon uçak alım talebimizin karşılanmaması, gerek türbin konusu, gerekse bizim firkateynlerimizde kullanılan bazı makinelerin alınması hususunda ortaya çıkan sıkıntıları aşmamız gerekiyor. Gelişmeleri takip edeceğiz.” cevabını verdi.
NATO’YA GENEL SEKRETER YARDIMCILIĞI KONUSUNDA BÜYÜK KATKI SAĞLARIZ”
NATO Genel Sekreter Yardımcılığı konusunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “NATO Zirvesi sonrası düzenlediğim basın toplantısında da açık bir şekilde ifade ettim. Bunun kararına ne ben veriyorum ne Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan veriyor. Bu konudaki talebimizi kendilerine ilettik. Sayın Rutte devir teslimden önce Türkiye’ye geleceğini söylemişti. Bu ziyaret gerçekleşirse orada tekrar bu konuları kendisiyle görüşeceğiz. Biz NATO’nun en önemli ülkelerinden biriyiz. İttifakın bir arada olması ve etkinliğini muhafaza etmesi için çok değerli katkılar sunuyoruz. Genel Sekreterlik yapılanmasında Türkiye’nin de böylesi bir makamda temsil edilmesi olağandır. Nitekim Sayın Rutte de böylesi bir makamın Türkiye’ye yakışacağını ifade etmişti. Biz ülkemizden bir ismin Genel Sekreter Yardımcısı olarak görevlendirilmesini sadece ülkemizin o makamda temsil edilmesi için değil, bu nazik dönemlerde NATO’ya büyük katkı sağlayacağını düşündüğümüz için de istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
“BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN F-16 KONUSUDUR”
F-35 ve F-16 konusunda da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim burada önceliğimiz F-16 talebimizin karşılanması. Alt kümelerde farklı durumlar olabiliyor ama biz oradaki parasal ilişkileri pek gündeme almak istemiyoruz. Çünkü biz F-35 üzerinden zaten ödememizi yaptık. Hatta 5 tane F-35 hangara da alınmıştı ama ne yazık ki olay farklı gelişti ve daha sonra ABD, bizim F16’larımızı da vermeme noktasına dahi gelmişti. Son görüşmede ABD Başkanı Biden “3-4 hafta içerisinde F-16 sorununu çözeceğim” dedi. Bizim için bu noktada önemli olan F-16 konusudur. Bu uçakların ve parçalarının bize gelmesi halinde zaten bizim şu anda teknik kadrolarımız yeterlidir. Bu alanda bütün atölyelerimiz F-16 modernizasyonu konusunda çok çok başarılı. Bu süreci gerek biz, gerek ilgili bakanlarımız ve kurumlarımız yakından takip ediyor ve kısa sürede netice alabilmek için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” açıklamasında bulundu.

“IRAK YÖNETİMİNİN İLK DEFA PKK İLE MÜCADELE KONUSUNDA ÇOK SOMUT ADIMLAR ATTIĞINI GÖRDÜK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Irak’ta PKK terör örgütüne yönelik operasyonlarda terör örgütü üyelerinin köyleri, kasabaları, bazı yerleşim yerlerini ateşe vererek güneye çekildiklerine dair haberler geliyor. Kundaklama eylemleri yaptıkları ortaya çıktı. Bu saldırılarda da Bafel Talabani’ye yakın isimlerin de olduğu, onlara ait peşmergelerden isimlerin de olduğu haberleri çıktı. Bu konuda Erbil yönetimi tarafından açıklamalar da yapıldı. Milli Savunma Bakanlığımızın da son günlerde “kilit kapanıyor” paylaşımları oldu. Sahadaki son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz. Bizimle paylaşacağınız notlar var mıdır?” sorusuna şu cevabı verdi;
ABD SEÇİMİ
“Siz ABD Başkanı Biden’ın kendisine yönelik “çekil” baskısına karşı direneceğini düşünüyor musunuz? Direnir mi? Direnmeli mi? Bugün basın toplantısında cevap verdiniz ama Donald Trump’ı mı, Joe Biden’ı mı istersiniz?” sorusunu da cevaplayan Erdoğan, sözlerini şöyle noktaladı;
Diyanet İşleri Başkanlığı Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü Remzi Bircan, hac kuraları aleyhindeki söylemleri “karalama” olarak nitelendirerek, “Hiç kimseye yönelik bir ayrımcılık asla söz konusu değildir, bu bizim kırmızı çizgimizdir.” dedi.
Bircan, AA muhabirinin hac kuraları, hac organizasyonu ve bu konuda gündeme gelen çeşitli iddialara ilişkin sorularını yanıtladı.
2024 yılı hac organizasyonunun, hacı adaylarının şeytan taşlamaları ve veda ziyaretlerinin ardından tamamlanacağını dile getiren Bircan, “Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt dışında yaptığı en büyük organizasyonlardan birisi. Bir gecede 85 bin vatandaşımızın otellerinden önce Arafat’a ardından Müzdelife’ye birkaç saat içinde intikal ettirilmesi, bunun da 3 milyona yakın insanın bulunduğu ortamda sorunsuz şekilde yapılması çok önemli bir başarıdır.” diye konuştu.

Diyanet İşleri Başkanlığının hac ve umre organizasyonlarında kanunun verdiği yetki kapsamında işlemler yaptığını aktaran Bircan, bununla birlikte hac ve umrenin karar merci denilebilecek “Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulu”nun bulunduğunu belirtti.
Diyanet İşleri Başkanı başkanlığındaki kurulda 7 bakanlıktan bakan yardımcısının görev aldığını anlatan Bircan, “Bu kurulda fiyatlamadan eğitime, gidiş ve geliş tarihlerinden dağıtılacak malzemeye kadar hacca dair bütün unsurlar belirlenmektedir.” ifadesini kullandı.
Hac kontenjanlarının nasıl belirlendiğine yönelik soru üzerine Bircan, şunları kaydetti:
“Kontenjanları biz belirlemiyoruz. Bizim kontenjan talebimiz tabii ki çok daha fazla ancak 1989’da Ürdün’ün başkenti Amman’da Müslüman ülkelerin dışişleri bakanlarının aldığı karar gereği, ülkedeki Müslüman nüfuslarının binde 1’i oranında her ülkeye kontenjan veriliyor. Bizim nüfusumuz 74 milyon iken kotamız 74 bindi, nüfusumuz 80 milyon oldu kotamız 80 bine çıktı, 2024 güncellemesinde ise 85 milyon nüfusumuz için kota aldık. Bu kota uygulaması sadece bize özgü değil tüm ülkeler için böyledir. Mesela Endonezya’nın Müslüman nüfusu 230 milyon olduğu için onların kotası 230 bindir.”

KONTENJAN 84 BİN, YILLIK BAŞVURU 200 BİN
Hac için yıllık ortalama başvuru sayısının sorulması üzerine Bircan, “Hacca gitmek isteyen kardeşlerimizin taleplerini almak ve onları kuraya dahil etmek için her sene ön kayıt alıyoruz. Bunun da ortalaması yıllık yaklaşık 200 bin kişi civarındadır.” dedi.
Başvurulara ilişkin istatistiksel verileri de paylaşan Bircan, “2013’ten bekleyenlerin sayısı 204 bin 335 kişi. 2014 ve 2015’te ön kayıt almadık bu nedenle 2016’daki ön kayıt sayımız 581 bin oldu. 2023’te 220 bin kişi, 2024’te 135 bin kişi başvurdu.” açıklamasını yaptı.
Bircan, hacı adaylarının kurada çıkması bakımından uzun süredir bekleyenlerle, yeni başvuranların arasındaki adaletin nasıl sağlandığına yönelik soru üzerine, ülkelerde hacı adaylarının belirlenmesine yönelik farklı uygulamaların olduğunu söyledi.

Bu uygulamalardan birinin “salt kura sistemi” olduğunu belirten Bircan, “Bu sistem başvuranların bekleme oranlarına dikkat edilmeden, herkesin aynı şartlarda kuraya dahil edilmesi ve çıkması durumunda kutsal topraklara götürülmesini kapsıyor.” diye konuştu.
“SIRA 130 YIL SONRA GELECEK”
Remzi Bircan, bir diğer sistemin ise “sıra sistemi” olduğunu belirterek, “Bu sistemde başvuranlar, başvuru yıllarına göre sıraya konuluyor, sırası geldiğinde kutsal topraklara gidiyor. Bunun en bariz örneği Malezya’da yaşanıyor.” dedi.
Bircan, Malezya’da bugün itibarıyla hacca başvurulduğunda sıra gelme süresinin “130 yılı” bulduğunu ifade edildi.

TÜRKİYE’DE HACI ADAYLARININ BELİRLENMESİNE YÖNELİK UYGULAMA
Türkiye’deki uygulamaya yönelik soru üzerine ise Bircan, şöyle konuştu:
“Bizim kendimize has katsayı-kura sistemimiz var. Bu sistemle başvuru süresi arttıkça kurada çıkma ihtimaliniz de artıyor. Örneğin, bir vatandaşımız 10 yıl beklediyse kendisine bekleme süresi kadar yani 10 katsayı veriliyor, 100 oluyor. 5 yıl beklediyse katsayısı 5 çarpı 5 yani 25’tir. Bir yıl beklediyse kendi katsayısıyla çarpınca bir olur. Bu ne demektir? Bir vatandaşımızın 100 katsayısı varsa isminin 100 defa kura listesinde yer alması anlamına gelir. Dolayısıyla kat sayısı fazla olanların kurada çıkma oranı daha da artmaktadır. Bu yılki hac organizasyonunda kurada çıkanların isimlerinin büyük bölümünü 2009, 2010 ve 2011 yıllarından bekleyenler oluşturdu. Bu sene hac kurasında çıkanların yüzde 81,1’ini söz konusu yıllardan beri bekleyen isimler oluşturdu. 2023 ve 2024’te başvuranların çıkma oranı ise yüzde 0,01’dir. Bu şekilde bir adaletli sistemimiz var.”
MALEZYA VE ENDONEZYA, TÜRKİYE SİSTEMİNİ ÖRNEK ALACAK
Diyanet İşleri Başkanlığının “katsayı-kura sistemi”nin diğer Müslüman ülkelerden de takdir gördüğünü aktaran Bircan, “Malezya ve Endonezya kendi sistemlerini bizimki gibi yapmak istiyor. Bununla ilgili hac dönemi sonrasında heyetler gelip bizimle görüşecekler.” bilgisini paylaştı.
“BU BİZİM KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”
Kura-katsayı sistemine yönelik “ayrı torbalardan hacı adayları belirleniyor”, “hile yapılıyor” iddialarının sorulması üzerine Bircan, “Asla böyle bir durum söz konusu değil. Bizim her türlü işlemimiz Başkanlığımız müfettişleri ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu üyeleri tarafından inceleniyor. Biz her sene yapılan hac kuralarını noter huzurunda yapıyoruz.” dedi.
“Vip hacılar kurada daha kolay çıkıyor” iddiasının sorulması üzerine Bircan, şunları kaydetti:
“Kura konusunda vatandaşlarımız arasında hiçbir fark yoktur, herkes eşittir. Hiç kimseye yönelik bir ayrımcılık asla söz konusu değildir, bu bizim kırmızı çizgimizdir. Devletimizin denetim mekanizmaları her sene bunu denetliyor. Bu konuda çok şeffafız, veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yoktur. Bize tanınan kotadaki her bir kardeşimizin hakkını koruduk, korumaya devam edeceğiz.”
“ÇİRKİN BİR KARALAMA”
Ortaya atılan iddialara ilişin değerlendirmesi sorulan Bircan, “Diyanet İşleri Başkanlığı olarak ülkemizin onuruna yakışır bir şekilde hac organizasyonu yapıyoruz. Bu başarıyı gölgede bırakmak isteyen birtakım kişiler bunları gölgede bırakmak, vatandaşlarımızın kafasındaki hac organizasyonunun güzelliğini silmek istiyorlar. Hepsini çirkin bir karalama olarak nitelendiriyorum.” ifadesini kullandı.
Bircan, hac sırası bekleyenlerin sayısının 2,5 milyona yakın olduğunu belirterek, “Kanun gereği hac kontenjanının yüzde 60’ı Diyanet İşleri Başkanlığı organizasyonunda, yüzde 40’ı ise belli şartları taşıyan acenteler tarafından karşılanıyor.” diye konuştu.
Acentelerin, Diyanet İşleri Başkanlığı müfettişleri tarafından çok sıkı denetlendiğini belirten Bircan, olumsuz durumlarda gerekli yaptırımların uygulandığını sözlerine ekledi.
Her senenin neredeyse en sıcak sene olduğuna dikkati çeken Şimşek, artık kalıcı bir küresel ısınmayla karşı karşıya olunduğunu kaydetti.
Küresel ekonomiye ilişkin büyüme tahminlerinin 2008 öncesi döneme göre daha düşük olduğunu ve dünyanın düşük büyüme patikasına girdiğini aktaran Şimşek, iklim krizinin kendisini gelecek on yıllarda çok daha fazla hissettireceğini ifade etti.
“TÜRKİYE İÇİN YEŞİL DÖNÜŞÜM ASLINDA BİR ZARURET”
Türkiye’nin de içinde olduğu 129 ülkenin bugünkü haliyle ciddi bir şekilde kuraklıkla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Şimşek, bu ülkelerin neler yapması gerektiğini anlattı.
Bakan Şimşek, “Bütün ülkelerin mevzuat düzenlemesine gitmesi gerekiyor. Ortaya koydukları vaatler, hedeflere varmak için gerçekten bağlayıcı mevzuata ihtiyaç var. Farkındalık eğitimleri çok kritik olacak. AR-GE yatırımları, iklim değişikliğini nasıl yaşayacağız? Evet, bu çok kritik bir alan. Bu alana ciddi bir şekilde bir AR-GE yatırımı, harcaması gerekiyor. Fosil yakıt sübvansiyonlarının azaltılması ve tamamen kaldırılması gerekiyor. Bu bahsettiğim bütün dünya için geçerli olan hususlar. Karbon salınımının, ayak izinin vergilendirilmesi gerekiyor. Dolayısıyla ciddi bir çaba gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Türkiye için yeşil dönüşümün aslında bir zaruret olduğunun altını çizen Şimşek, ülkenin 2053’e net sıfır hedefi koyduğunu hatırlattı.
Bu sürecin Türkiye’nin rekabet gücünü arttıracağına vurgu yapan Şimşek, “Türkiye’nin yeşil ürünlerde rekabet gücü, potansiyeli çok büyük. O alanda hakikaten büyük bir fırsat penceresi var ve tabii bizim amacımız bu dönüşümle birlikte daha kaliteli istihdam ve tabii ki sürdürülebilir yüksekliği sağlayabilmek.” ifadesini kullandı.
“SON YILLARDA YENİLENEBİLİR ENERJİNİN PAYI ARTTI”
Şimşek, son yıllarda yenilenebilir enerjinin payının arttığına dikkati çekerek şöyle konuştu:
“2000’li yılların başına giderseniz yenilenebilir enerjinin tamamı hidroelektrik, barajdan elde ettiğimiz enerji. Ama bugün itibarıyla bu ilave artışın hemen hemen büyük bir kısmı güneş, rüzgar ve jeotermal gibi alanlar. Dolayısıyla iyi bir noktadayız. Ama toplam kurulu kapasitede yüzde 55 civarındayız. Kurulu kapasitemizi tabii nükleer dahil önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde ümit ediyoruz ki yüzde 65-70’lerin üzerine taşıyacağız. Şu anda yenilenebilir enerji yerimiz iyileşiyor. Yani 2000 yılında 17’nci sıradayken bugün 11’inci sıraya gelmemiz demek ki yarıştan kopmamışız tam aksine hızlanmışız, iyi gidiyoruz. Ama ilave çaba gerekiyor ve o çaba da Türkiye’nin hem büyümesini destekleyici olacak hem de finansal istikrarını güçlendirecek, pekiştirecek.”
Şimşek, birincil enerji yoğunluğu endeksinin azaldığı ve petrol, doğal gaz, kömür gibi bileşenlerin GSYİH içerisindeki payının ciddi şekilde azaldığı bilgisini paylaştı.
Bakan Şimşek, sürdürülebilir finansmana işaret ederek, bütün bu süreci yönetirken kaynağa ihtiyaç olduğunu anlattı.
Özellikle çok taraflı bankalarla ilişkilerde iyileşme olduğuna değinen Şimşek, şöyle devam etti:
“Dünya Bankasından, EBRD’den, Asya Altyapı Yatırım Bankasından, İstanbul Kalkınma Bankasından bahsediyorum ve benzer üye olduğumuz, aktif olduğumuz bir sürü çok taraflı bankalar var. Bunlarla olan diyaloglarımıza ki bunlarla olan diyaloglarımız son aylarda gerçekten çok ivme kazandı. Dünya Bankası hatırlarsanız geçen sene biz Orta Vadeli Programı açıkladıktan hemen sonra 3 yıllık Türkiye’nin programlarının yani taahhütlerini 17 dolardan 35 milyar dolara çıkardılar. Yakın dönemde belki dikkatinizi çekmiştir İstanbul Kalkınma Bankasıyla bir 3 yıllık perspektifi ortaya koyduk. O da yaklaşık 6 milyar dolar. Yakında muhtemelen Asya Altyapı Yatırım Bankasıyla bir benzer çerçeve. Bu çerçevede bakarsanız önümüzdeki 3 yıllık süreçte muhtemelen 60 milyar dolarlık bir kaynak söz konusu. Bu 60 milyar dolarlık kaynağın giderek artan boyuttaki kısmının bu alan ve bu çerçevede olmasını biz önemsiyoruz ve odaklanmış durumdayız, önceliklendireceğiz.”
Şimşek, Bakanlık olarak sürdürülebilir finansman noktasında tamamen bu alanda uğraşacak Daire Başkanlığı kurmayı öngördüklerini, tasarruf tedbirleri çerçevesinde burada bir Genel Müdürlük açmayacaklarını bildirdi.
“ŞİMDİ AYLIK ENFLASYON ZATEN BİR PATİKAYA DOĞRU EVRİLİYOR”
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, mevcut programa da değinerek, programın özünün fiyat istikrarının sağlanması, yani enflasyonun tek haneye indirilmesi, mali disiplin, sürdürülebilir cari açık, yapısal dönüşüm ve bütün bu kazanımların kalıcı hale getirecek adımlar olduğunu söyledi.
Dezenflasyon programında geçiş döneminin bittiğini ve dezenflasyon sürecinin eşiğinde olunduğunu dile getiren Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önümüzdeki aylarda sadece baz etkisiyle değil, kalıcı bir şekilde enflasyonun düştüğünü göreceğiz hep birlikte. Biz başından beri dedik ki ilk yıl geçiş yılıdır. Geçiş yılında dedik enflasyon yıllık bazda yükselecektir. Bunu çok açık bir şekilde ben aylardır, yani 8-9 aydır program açıklandıktan sonra sahada hep söyledim. Ama o nedenle en kötüsü geride kaldı dedik. Şimdi aylık enflasyon zaten bir patikaya doğru evriliyor. Yıllık enflasyon da haziran ayından itibaren düşüşe geçecek. Özellikle temmuz, ağustos aylarında baz etkisiyle keskin düşüşler olacak. Ama ondan sonra düşüş devam edecek. Çünkü bu sadece baz etkisiyle sınırlı değil. Çünkü para politikası güçlü bir şekilde yeniden inşa edildi. Maliye politikası gelecek sene ciddi bir şekilde açığın düştüğü bir yıl olacak. Yani yüzde 3’ün altına açığın çekildiği bir yıl olacak. Dolayısıyla mali etki anlamında çok farklı bir döneme girmiş olacağız. Gelirler politikası da hedeflerle tutarlı olmaya başlayacak.”
Bütçe açığında geçen sene tedbir alınmasa depremin etkisiyle beraber piyasanın yüzde 10 civarında cari açık beklendiğini, bunu yüzde 5,2 ile sınırlandırdıklarını ifade eden Şimşek, “Bu 5,2’yi milli gelire oranla söylüyorum. Açığın milli gelire oranı geçen sene yüzde 5,2’ydi. Bunun sadece 1,6 puanı deprem dışı. Dolayısıyla deprem burada belirleyici. Bu sene açık yine yüksek seyredecek, bizim hedefimiz tabii ideal olarak geçen senenin altına çekmek. 5’in altına çekmeyi ümit ediyoruz. Ama gelecek sene esas belirleyici olacak.” dedi.
“GEÇİCİ ÇÖZÜMLER PEŞİNDE DEĞİLİZ”
Bakan Şimşek, şu an alınan ve gelecek dönemde açıklanacak ilave tedbirlerin, çok büyük ihtimalle gelecek sene bütçe açığını kalıcı bir şekilde deprem dahil yüzde 3’ün altına çekmiş olacağını vurguladı.
Sürdürülebilir cari açıkta kalıcı bir iyileşmeyi hedeflediklerine dikkati çeken Şimşek, “Geçici çözümler peşinde değiliz. Burada tabii petrol, doğal gaz üretiminin artması önemli. Enerji Bakanlığımızın bu yönde ciddi çabası var, performansı var. Bu da yardımcı oluyor.” ifadesini kullandı.
Mayıs ayı rakamı açıklandığında çok büyük ihtimalle cari açığın milli gelire oran olarak yüzde 2 buçuğun altına gelmesini beklediklerini bildiren Şimşek, “İşimiz bitti diyemeyiz. Çünkü bu konjonktürel. Bizim esas yapısal dönüşümü başarmamız lazım.” diye konuştu.
“PROGRAM SAAT GİBİ ÇALIŞIYOR”
Ekonomi programının çalıştığına vurgu yapan Şimşek, “Program saat gibi çalışıyor. Sağlıklı politikalar, rasyonel politikalar, yani dünya normlarına, kurala dayalı politikalar, uygun politikalar ve yapısal reformlar, yeni bir hikaye oluşturdu Türkiye için. Bu hikayeye muazzam bir ilgi var. Hem içeride hem dışarıda. Yatırımcı güveni arttı. Gerçekten bu da rakamlara yansıyor. Son iki ayda Merkez Bankasının rezerv pozisyonu 70 milyar doların üzerine çıktı.” değerlendirmesinde bulundu.
Uygulanan programın bazı çevrelerce eleştirilmesine de değinen Şimşek, şunları kaydetti:
“Biz ‘bu program çalışacak ve güven yeniden tesis edilecek’ dediğimizde, ‘yok bu mümkün değil’ demişlerdi. Önce ‘program yok’ dediler. Sonra ‘program var ama bu pek kredibıl bir program değil’ dediler. Şimdi tabii bu ölçekte, yani yerel seçimler sonrası ilginin artması, belli çevreler ‘carry trade’ dedi. ‘Carry trade’ ve benzeri böyle çok kısa vadeli sıcak denilebilecek girişlerin toplam girişe oranı üçte bir düzeyde bile değil. Yani dolayısıyla burada gerçek anlamda bir portföy tercihi var. Tabii ki eleştirel bakış açısı bizim için çok değerli, yapıcı eleştiriler çok değerli. Çünkü bunlar bizim için rehber. Ama yani belli çevreler nedense bu programa ilişkin sürekli bardağın yarım kısmına bakmayı tercih ediyorlar.”
“BÜYÜMEDE DENGELENME BU PROGRAMIN KALBİ”
Uygulanan programda büyümede dengelenmenin çok önemi rolü olduğuna dikkati çeken Şimşek, “Büyümede dengelenme bu programın kalbi. Yani net ihracatın katkısı artı kalmaya devam edecek. Ama iç talep, özellikle de yılın üçüncü çeyreğinden itibaren bir miktar daha yavaşlamış olacak. Cari açıktaki düşüş tabii mart ayı rakamı var. Yani 57 milyar dolardan 31 milyar dolar civarına düşmüş ama Ticaret Bakanlığımızla yaptığımız muhabbetlerde çok büyük ihtimalle mayıs rakamı çıktığında cari açıkta yaklaşık 26 milyar dolar civarında bir rakam ön görüyorlar kendileri. O da tabii yaklaşık 1,2 trilyon dolarlık bir milli geliri baz alırsanız yüzde 2 buçuğun epey altında, yüzde 2’ye doğru evrilen bir cari açıktan bahsediyoruz. Esas rezerv birikimini biz buradan sağlayacağız.” şeklinde konuştu.
Reel sektörün, bankaların dünyadan uzun vadeli sermaye benzeri kaynak devşirdiği bir iklim oluşturacaklarını belirten Şimşek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“O iklim sayesinde ve cari açığın daralmasıyla Türkiye’de kalıcı rezerv birikimi olacak. Dolayısıyla hiç merak etmesinler o konuda kaygılı olan arkadaşlar. Bizim hiç kimseye ne örtülü ne de açık bir kur garantimiz olmadı, olmayacak. Biz şu anda mali disipline ve yapısal dönüşüme ve dezenflasyona odaklanmış durumdayız. Bizim için önemli olan programın çalışması ve çalışıyor. Çalışmasa bu sonuçlar herhalde zor alınırdı diye düşünüyorum. İşin özü şu brüt rezervlerimiz yaklaşık neredeyse 146 milyar dolar civarına çıkmış ama esas swap hariç rezervlerimiz hakikaten eksi 60 milyar dolardan artı 5 milyar dolar seviyesine çıkmış. Biz bunun bu kadar hızlı yeniden inşa edilebileceğini öngörmemiştik.”
“NORMAL TÜRK LİRASI MEVDUAT DAHA CAZİP HALE GELECEK DİYE DÜŞÜNÜYORUZ”
Bakan Şimşek, Kur Korumalı Mevduat’tan (KKM) çıkışa ilişkin ise şunları kaydetti:
“KKM’den çıkış bizim önemli bir önceliğimizdi ama başından söyledik, dedik ki ‘piyasayı bozmadan, piyasada sorun yaratmadan çıkacağız’. Ve gerçekten çıkıyoruz. Artık Türk lirası cinsinden KKM’ye son verdik. Döviz cinsinden de şimdiden haber vereyim ben temmuzda biz şirketlerin vergi avantajını yenilemeyeceğiz. Artı şu anda mevduat faiz gelirlerine sınırlı bir vergi koyduk. Dolayısıyla o hususu da çalışıyoruz. Dolayısıyla normal Türk lirası mevduat daha cazip hale gelecek diye düşünüyoruz. Enflasyon beklentilerinde iyileşme var. Enflasyon yıllık bazda yüksek seyretti. Zirveyi mayıs ayında buldu. Ama piyasaya sorarsanız önümüzdeki 12 ayda enflasyon yüzde 33’e inecek diyorlar. Önümüzdeki 24 ayda da yüzde 21’e inecek diyorlar. Biz bu rakamların bizim hedeflere önümüzdeki aylardan itibaren yakınsayacağını düşünüyoruz.”
“ENFLASYONU DÜŞÜRMEK ÇOK MEŞAKKATLİ BİR SÜREÇ”
Bankacılık sektörünün enflasyon sürecinde zor bir sene geçirdiğini dile getiren Şimşek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Geçici olarak defter değerinizde biraz sıkışma var. Ama biz riski o kadar hızlı bir şekilde çekiyoruz ki sizin çarpanınız, yani piyasa değerinizin defter değerine oranı hatırlıyor musunuz? Geçen sene bu vakitlerde 0,3’ler civarıydı. Şimdi 1’e doğru çıkıyor. Yani neredeyse ikiye, üçe katlanmış olacak. Bunu niye söylüyorum? Sabır için. Yani sadece toplumun bir kesiminden sabır istemiyoruz. Toplumun bütün kesimlerinden sabır istiyoruz. Niye? Çünkü enflasyonu düşürmek çok meşakkatli, zor bir süreçtir. Ama önümüzde büyük bir fırsat penceresi var. Eğer sabır ve kararlılıkla biz yolumuza devam edersek bu enflasyon hızlı bir şekilde 2026 yılında tek haneye inecek. Biz buna inanıyoruz.”

‘HABERLERE YAŞ SINIRLAMASI GELECEK’
Şahin, haberlere artık yaş sınırlaması uygulamasının geleceğini söyledi. Gündüz kuşaklarının daha eğitici ve bilinçlendirici olabileceğini aktaran Şahin, yapımcıların bir önlem almaması durumunda gerekenin RTÜK tarafından yapılacağını söyledi.
“Biz yaptıklarımızın tamamını bir kanun ve yönetim çerçevesinde yapıyoruz” diyen RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, “Şikayetler bize geliyor. Bizim üst kurul uzmanlarımız bunu raporlaştırıyor ve şikayetlerin çoğunluğu da haklı oluyor. Sosyal medya gezintileriniz esnasında ‘RTÜK yine şu kanallara ceza verdi ama bu kanalları görmüyor’ şeklindeki bir sistematik içerisinde çalışmıyor. Bizim sistematiğimiz çok net” dedi.
‘KURALLAR ÇOK AÇIK VE NET’
Verilen cezalar öncesinde yayıncılara gerekli uyarıların yapıldığının da altını çizen Şahin, “Bizim için iktidara yakın, uzak veya muhalif kanal yoktur. Bizim içimizde CHP’den gelen 2, İYİ Parti’den bir, DEM’den bir, AK Parti’den 3 ve MHP kontenjanından da 2 iki arkadaşımız var. Nihayetinde her arkadaşımız, siyasi partilerin mecliste çoğunluğuna göre bir sistematik dahilinde geliyor. Bu kanal ayrımını biz yapmıyoruz. Biz medyayı şöyle görürüz; kurallara uyan medya, kurallara uymayan medya. Çok basit aslında, neden bazı kanallar hep ceza yiyor veya bazı kanallar daha az ceza yiyor veyahut da hiç yemiyor. A ve B kanalı diye düşünün. A kanalında bir ihlal olduğu zaman bizim sistematiğimiz var, yazılı ve sözlü uyarı sistematiğimiz. Bizim arkadaşlarımız A kanalını arayarak ihlalin düzeltilmesini söylüyorlar. A kanalı bu ihlali düzeltiyor ve yayın devam ediyor, bu ceza yemez eğer çok büyük bir ihlal değilse. B kanalını da uyarıyor arkadaşlarımız ama B kanalı da ‘Bizim yayın politikamıza göre burada ihlal yok, biz bu yayın politikasını devam ettireceğiz’ diyorlar. Bunun üzerine de bizim arkadaşlarımız rapor hazırlayacaklarını dile getiriyor. Rapor yazılıp, ceza verildikten sonra ‘RTÜK bize ceza verdi’ diye bas bas bağırıyorlar. Tribüne oynamayın. Kusura bakmayın, sizi biz uyararak ihlalleri de söyledik. Bir kanalın ceza yemesinin temel sebebi ihlalidir, bir kanalın ceza yememesinin temel sebebi de ihlal yapmamasıdır. 6152 Sayılı Kanun’da yer alan yayınlardaki dikkat edilmesi gereken kurallar çok açık ve net. Biz bir de kanunun haricinde bu anlamda bizim imzalamış olduğumuz, imza atmış olduğumuz Türkiye’de yayın yapan bütün ulusal televizyonların altına imza attığı, bütün platformların altına imza attığı yayın ilkeleri var. Bu ilkeler doğrultusunda biz denetimlerimizi yapıyoruz” diye konuştu.
‘İŞ ÇIĞRINDAN ÇIKTI’
Haberlere yaş sınırlamasının geleceğini de açıklayan Şahin, “Biz normalde haber bültenine çok karışmıyoruz. Herkes kurallara uyduğu sürece o kendi alanıyla ilgili haber bülteni versin istiyoruz ama her alanda olduğu için burada iş çığırından çıktı. Hatta bir devlet büyüğümüzün bize bir tavsiyesi oldu. ‘Bıktık artık. Aynı bu şekilde çocuklar da izliyor, bunlara +18 koyun’ dedi. Biz şimdi Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nca bir ilke kararı aldık. Bu kararda saatine göre +13, +18 koyacağız. Eğer o saatler dilimleri içinde durumu aşan bir şey olursa yeni bir ceza sistemi getirdik. İlke kararımız çok açık ve net. Yayınlanması için Cumhurbaşkanı’na gönderdik. Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra biz bu uygulamayı yapacağız. Maalesef bu bizim için çok heyecan verici, övünülecek bir şey değil ama biz RTÜK olarak maalesef tabiri caiz ise haberlere ‘Bip’ koyacağız. Bunu 13 yaşından küçükler, 18 yaşından küçükler izlemesin veya ‘Burada şiddet var’ diyeceğiz, ‘Bu aile ile birlikte izlenebilir’ diyeceğiz. Bu haberlerde yoktu, ilk kez yapmak zorunda kaldık. Bununla ilgili olarak önlemimizi aldık, eğer yönetmelik çıkarsa ki yakın zaman da çıkacak o zaman buna başlayacağız” şeklinde konuştu.

‘YA KENDİLERİNE GELECEKLER VEYA BİZ GEREKENİ YAPACAĞIZ’
Gündüz kuşağı hakkında açıklamalarda bulunan Şahin, “Gündüz kuşağı ve diziler bizim en fazla uğraştığımız alanlardan bir tanesi. Gündüz kuşakları ciddi anlamda problemli bir alandır. Evlilik programlarını kaldırdık yerine farklı bir şey geldi. Türkiye’de en çok para kazandıran, eğlendiren ve reyting alan kadın programları yani gündüz kuşağı programlarıdır. Bunun içerisinde kadın hijyeni, kadın eğitimi, kadınların meslek edinmesi, çocuk bakımı veya el becerileri gibi daha güzel şeyler yapana kadar devam edeceğiz. Gündüz kuşakları ve dizilere çok ceza verdik, bunların ölçütü yok. Burada önemli olan biz görevimizi yapacağız, yapımcı görevini yapacak ama halkta görevini yapacak izlemeyecek, izlettirmeyecek. RTÜK olarak son raddedeyiz. Gündüz kuşağı programları ile ilgili son kararlar çünkü artık bunları kaldıracak durumumuz yok. Ya kendilerine gelecekler veya biz gerekeni yapacağız. Dizilerle ilgili biz gerekeni zaten yapıyoruz” ifadelerini kullandı.
ABD’nin Florida eyaletindeki New College of Florida Okulunun Bilgisayar Bilimleri Bölümünden Mayıs 2023’te mezun olduğunu belirten Genç, lisans eğitimini yurt dışında tamamlamanın kendisine çok farklı bir vizyon kattığını söyledi.

“Ufkumu açan bilgileri kendi ülkemde, sahiplenebileceğim bir işte değerlendirmek için, bu şekilde ülkeme fayda sağlayabileceğimi düşündüğümden döndüm.” diyen Genç, “Ülkemizde ekonomi kötü olabilir, bazı durumlardan memnun olmayabiliriz, fakat ülkemizin bizim gibi mühendislere, genç doktorlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden döndüm.” ifadelerini kullandı.
Türk Yapay Zeka (TURK AI) şirketinin bünyesinden çıkan AppFab’in en son ürünü Gipi’nin ürün sorumlusu olarak görev yaptığını anlatan Genç, yürüttükleri çalışmalara ilişkin şu bilgileri verdi:
“Gipi bir yapay zeka arkadaş. Yapay zeka arkadaş uygulaması olmasının yanında size istediğiniz konularda öğretmenlik yapabilen de bir uygulama. Uygulamaya girdiğinizde yapay zekayla konuşuyorsunuz. O sizinle sohbet ediyor, sizinle ilgileniyor. Herhangi bir şey olduğunda onunla paylaşabiliyorsunuz ve bunu hatırlıyor. Benim için en önemli şeylerden biri 170’ten fazla ülkeden yarım milyondan fazla kullanıcımız var. Birçok kullanıcıya hitap edebilmek, buradan dünyanın her yerine dokunabilmek, onların hayatlarında bir şeyleri değiştirebilmek benim için çok önemliydi. Türkiye’de olmam benim için globale açılma konusunda bir sıkıntı yaratmadı. Sahiplendiğim bu işin gelişmesi için bir şeyler katabiliyorum. Gipi’nin kişiliğinde, yapılma şeklinde, oluşturuluşunda ve yani Gipi’nin en başından beri buradayım, işin içerisindeyim. Her noktada bir söz hakkım oldu.”

– “DÜNYA DEVLERİYLE YARIŞMAMIZI SAĞLAYAN…”
Yapay zeka alanında her gün yeni bir gelişme yaşandığını ve giderek hayatın her alanına entegre olmaya başladığını vurgulayan Genç, yapay zekanın gelecekte sosyal medyanın yerini alacağına inandığını dile getirdi.
Nisanur Genç, şöyle konuştu:
“Bir akıllı telefon kadar yaygın olacağına, hep kulağımızda, elimizde olan bir araca dönüşeceğine inanıyorum. Herkesin kendisine ait bir yapay zeka arkadaşı olacak ve son gelişmeler de bunu biraz daha kanıtlıyor aslında. Çok daha güzel olan bir şey şu anda Türkiye’den dünya devleriyle yarışıyoruz ve bunun bir parçası olmak benim için çok önemli. Biz bunu burada yapabiliyoruz. Çok fazla yeteneğimiz var Türkiye’de ve eminim ki gelecek arkadaşlarımız da bu konuda çok büyük katkı sağlayacaklar. Alan açık, yapılacak çok şey var ve yapacak insana da ihtiyaç var. Yapılan herhangi bir işin en tatmin edici yanı o işi sahiplenmek. O işi kendi işinizmiş gibi sadece maaş bazlı değil severek, inanarak yapmak. Çünkü asıl farkı yaratan bu. Baktığınızda dünya devleriyle yarışmamızı sağlayan şey bu.”
– “BUNU BİZİM DIŞIMIZDA KIMSE YAPAMAZ”
Lisans eğitimine gittiğinde etrafında çok az kadın gördüğüne değinen Genç, kadın mühendis sayısının giderek arttığını, ancak düşünüldüğü kadar da fazla olmadığını ifade etti. Genç, şunları kaydetti:
“En çok bu eksikliği fark ettim. Aslında istediğim şeylerden birisiydi Türkiye’ye dönüp, bir şeyler başarıp, daha genç insanlara dokunup, onların hayatlarında bir şeyleri değiştirebilmek. Onlara tavsiyem, imkanlar dahilinde yurt dışına çıkabiliyorlarsa çıkmaları, dillerini kesinlikle geliştirmeleri, fakat başka şeylere odaklanmayıp gelip kazandıkları tecrübeleri ülkede onların da arkasından gelecek mühendislerle, gençlerle beraber daha da büyük şeyler inşa edip istedikleri değişimi burada yaratmaları olur. Çünkü bunu bizim dışımızda kimse yapamaz.”

– “GELECEK ÇOK HEYECANLI, ÇOK UMUT VERİCİ”
Gipi’nin kariyeri için bir başlangıç olduğunu ve gideceği yeri çok merak ettiğini vurgulayan Genç, kişisel hedeflerinden birinin projede aktif rol alırken nereye gittiğini, globalde nasıl bir yer aldığını görmek olduğunu söyledi.
Nisanur Genç, “Gelecek çok heyecanlı, çok umut verici ve bunun bizim ülkemizden çıkmış olması, bunu bizim yapıyor olmamız çok daha farklı bir umut veriyor bana. Bunu etrafımdaki insanlarda da görüyorum. Herkese anlatıyorum Gipi’yi ve dünya devleriyle bizi karşılaştırıp yerli ve milli mi yani, biz mi yaptık şeklinde tepkiler alıyorum. Evet bir şeyler başarıyoruz diyorum, buna devam etmek istiyorum. Ülkemizi bu şekilde ileriye taşımak, ne katabiliyorsam bunu katmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Her şeyin inanmakla başladığının altını çizen Genç, “İnanmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bazen kendi ülkemizden bir şey çıkabileceğine inanmadığımızda çıkmıyor. Eğer buna inanırsak, gerçekten dünya çapında üne sahip olabileceğine inanıyorsak bir projenin, bunun başarıyı besleyeceğini düşünüyorum. Onun dışında birbirimizi desteklememiz gerektiğini düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Kız çocuklarına da seslenen Genç, “Eğer mühendislikse hedefiniz ve etrafınızdan baskı varsa vazgeçmeyin. Çünkü ilerisi çok aydınlık. Bunu başarabiliriz, başarabilirsiniz. Burada devam etmeleri gerektiğini düşünüyorum.” dedi.
Özbilgin, Sakarya’nın Sapanca ilçesinde düzenlenen Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde, Microsoft Türkiye’nin hedeflerine, dijital dönüşüm sürecine ve yapay zekaya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Dijital dönüşümün, yaklaşık son 20-25 yıldır özellikle internetin yaygınlaşmaya başladığından bu yana oldukça popüler bir konu olduğunu belirten Özbilgin, fakat son zamanlarda, özellikle son 12-18 aydır yapay zekayla birlikte çok yeni bir konuma gelindiğine işaret etti.
Türkiye için bu noktada çok büyük fırsatlar olduğuna dikkati çeken Özbilgin, “Çünkü yapay zeka o kadar hızlı bir şekilde hayatımıza girdi ve şu anda hem kişisel hem kurumsal hem de kamusal alanda o kadar fazla uygulanma potansiyeli var ki aslında özellikle bizim gibi büyük ve gelişmekte olan ülkeler için büyük bir fırsat bu.” diye konuştu.

“YAPAY ZEKANIN EN ÖNE ÇIKTIĞI SEKTÖRLERDEN BİRİ SAĞLIK”
Dünya çapında yapay zekada halihazırda öne çıkan sektörlerden birinin sağlık olduğunu ifade eden Özbilgin; üretim, inşaat, lojistik ve perakende gibi sektörlerin de ön saflarda olduğunu kaydetti.
Özbilgin, yapay zekaya Türkiye’de büyük ilgi ve istek olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Biz bu merakı desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz. Fakat şu anda önümüzde çözmemiz gereken sorunlardan bir tanesi, bu yapay zeka dokusuna dahil olmak ve bu gezegen çapında çalışan yapay zeka teknolojisinin Türkiye’de de aynı verimlilikte çalışmasını sağlamak.”
“KVKK’DE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER POZİTİF BİR ADIMDI”
Yapay zekanın bir numaralı girdisinin veri olduğuna dikkati çeken Özbilgin, “Çok yakın zamanda KVKK’de yapılan değişiklikler bu konuda çok pozitif bir adımdı. Neden? Çünkü artık verimize sahip olarak ama sadece Türkiye’nin içinde değil dünya çapında Türkiye’nin verisini nasıl kullanabileceğini düşünmeye başladık. Aynı şekilde yapay zeka genelinde bizim verimiz diğer ülkelerin veri merkezlerinde bizim veri merkezlerimizle beraber nasıl kullanılabilir? Nasıl işlenebilir? Nasıl korunabilir? konulu düzenlemelerin artarak devam edeceğini umuyoruz.” dedi.
“ÜLKENİN BU YIL İÇİNDEKİ EN BÜYÜK YAPAY ZEKA ETKİNLİĞİNİ YAPACAĞIZ”
Levent Özbilgin, Microsoft Türkiye’nin faaliyetlerine ve gelecek planlarına da değindi.
Microsoft Türkiye’nin bu sene 30’uncu kuruluş yılını kutladığını belirten Özbilgin, şöyle devam etti:
“Benim için çok özel bir yıl aslında ve 8 Mayıs’ta bizim yapay zekaya ilişkin çok büyük bir etkinliğimiz olacak. Ülkenin bu yıl içindeki en büyük yapay zeka etkinliğini yapıyor olacağız. Üç hafta sonra biz hem 30’uncu yılımızı kutlayacağız ama daha önemlisi şimdiye kadar Türkiye’de yaptığımız yatırımların nasıl misliyle katlayabileceğimizin vizyonunu da paylaşmayı arzuluyoruz. Türkiye’de bizim teknoloji merkezimiz var. Türkiye’de bizim lokal olarak verilerin Türkiye içinde dönmesini ve yönetilebilmesini sağlayan büyük yatırımlarımız var. Türkiye’de yatırım ortaklarımız var ve Türkiye’de bizim bir AR-GE merkezimiz var.”
“TÜRKİYE’DEKİ FAALİYETLERİ MİSLİYLE BÜYÜTMEYİ AMAÇLIYORUZ”
Dünya genelinde Microsoft’un yapay zeka teknolojilerinin altyapısını oluşturan veri tabanlarının araştırma ve geliştirmesinin Türkiye’de yapıldığını aktaran Özbilgin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Global ürünlerimizin birtakım altyapı geliştirmeleri ve açık kaynak kodu üzerine burada sadece Microsoft teknolojileri üzerine değil, açık kaynak kod teknolojiler üzerine yapılan araştırma geliştirmeleri şu anda Türkiye’deki AR-GE merkezimizden yapılıp bütün dünyadaki ürünlerimize sunuyoruz. Bizim nihai amacımız çok da gizli bir şey değil. Aslında AR-GE merkezimizi çok daha fazla büyütmek. Türkiye’deki yatırımlarımız sadece teknoloji merkezi, Türkiye’deki lokal veri noktaları değil hiper ölçekli bulut dokusuna katacak şekilde misliyle artırmayı ve Türkiye’deki faaliyetleri bu çapta misliyle büyütmeyi amaçlıyoruz.”
]]>
YEŞİL ALANLARIN SAYISI ARTACAK
Cumhur İttifakı Maltepe Belediye Başkan Adayı Kadem Ekşi şunları söyledi:
Burası bizim Maltepe’nin göz bebeği. 1 milyon 250 metrekarelik bir yeşil alan. Rahmetli Kadir abi döneminde yapmıştık burayı. Ona da karşı çıkmışlardı ama şimdi herkes tabii neşeyle, coşkuyla burayı kullanıyor. Çok keyifli bir alan. Bunların sayısını arttırıyoruz Maltepe’mize. Hatta şimdi bizim yeni bir botanik park projemiz var. Hemen yukarıda. Buranın yedi katı büyüklüğünde yani 8.2 kilometrekarelik bir alan.

Bu da İstanbul’un yeni cazibe ve çekim merkezi olarak Murat Bey’le beraber iki yıl içerisinde bunu Maltepe’de yapacağız. Yeşil, çevreci, en iddialı proje. Yani çevreciliğin daniskası biziz. O şimdi üfürüyorlar ya, anlatıyorlar. İşte yapınca oluyor bunlar.. Bak şimdi buraya CHP karşı çıkmıştı. Yürüyüşler yapmışlardı. Şimdi adayları Maltepe’de yaşam var diye söylüyor. İşte bunlarla yaşam var. Yaptık biz yaptık. Yaşamı biz getirdik. Kaliteyi, mutluluğu, neşeyi buralara biz taşıdık. İnsanlar sabahları burada. Lodos esintisiyle, denizi, yeşille, yukarıda da şimdi ikinci bir koridor yapıyoruz. Çok muazzam. Karbon salınımında azaltıcı. İstanbul’un en çevreci projesi Maltepe’de konumlanıyor. Yani bir bölgenin değerini sadece bina yaparak yükseltemezsiniz. Bu tür ekolojik vadiler, sistem o bölgede toplam değer artışını hızlandırıyor.
Nasıl ki Londra’da High Park var ve en pahalı gayrimenkuller orada ya da Manhattan’da Centrel Park var. Bizim de şimdi botanik parkımız var. 7 metrekare bizim kişi başına yeşil alanımız İstanbul’da. Bunu 13-15 metrekarelere taşıyacak. Yeni ekolojik vadiler oluşturuyoruz. Ben de gururla İstanbul’un en çevreci başkanı olarak bundan çok mutlu olduğumu Murat Bey’e de söyledi ve çok heyecanlandım. Bu proje bizim en öncelikli projelerimizden bir tanesi.
“HIZLA KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAMAMIZ LAZIM”
Tabii ben bir deprem mühendisiyim. İBB’de de uzun yıllar deprem ve doğal afetler komisyon başkanlığı yaptım. Onu da tüm siyasi partilerin oy birliğiyle yaptım. Neden bunu söylerim? Şunun için. Çünkü ben Maltepe’de liberal, muhafazakar, demokrat, milliyetçi herkesin belediye başkan adayıyım ve herkesten oy alacağım. Açık ara önde olduğumuz bu dönemde temel önceliklerimize odaklanacağız. Bir tanesi deprem ve kentsel dönüşümde ilçemizi de çok hızlı adımlar attık.
35 bin binamız var. Bunlardan aşağı yukarı 15 bin tanesi toptan göçmeye matuf. Yani hemen bakın şu adaların arkasından geçen bir fayımız var bizim. Yani bize uzaklığı 10 kilometre civarında. Şimdi bu fay İstanbul’umuzu ve ilçemizi direkt tehdit ediyor. Bizim gerek zemin koşullarına bağlı olarak gerek bu 15 bin binadaki risklerimiz gerçekten çok büyük. Bunların donatıları zayıf beton mukavemetleri düşük. Bunları hızla yenilememiz lazım.

Deprem güvenliği yaşam alanlarına vatandaşı taşıyacağız. Yani yılda 60 bin beş yılda 300 bin konutu Kiptaş’la yapacaktık. Özel sektörün marifetiyle de çok hızlı bir yol alacağız. Böylece biz bu problemin kökünden çözeceğiz. Yani 5 yıl içerisinde Maltepe’de hemen hemen hiçbir riskli yapıyı bırakmayacağımız bir düzenlemeyle çok hızlı gireceğiz bu şantiyeciliğe. İki şantiyeci başkan var İstanbul’da Murat Bey ve ben de şantiyeci bir mühendis olarak bu iş odaklı bu bir tercih değil. 53 bin insanı biz daha yeni yitirdik. 104 milyar dolarla ülke olarak bir finansal kaynağı kaybettik. Şimdi büyükşehir belediyesinde bu dönem başarısız oldu arkadaşlarımız. 100 bin konut vaat ettiler. Sıfır çektiler. Yani 5354 konutta kaldılar. Geçen dönemde Kadir abi döneminde de biz 100 bin konutu vatandaşa Kiptaş eliyle yapıp vermişiz. Yani iş bilenin kılıç kuşananın. Bu realite kapsamında İstanbul’daki riskli konut varlığımız 1.5 milyon ama 600 bini toptan göçmeye matuf. Çok hızlı giriyoruz bu işe.
“40 PROJE AÇIKLADILAR SADECE 2-3 TANESİNİ YAPTILAR”
Ulaşım ve raylı sistemlerde de hızlanmamız lazım. Mobilite çok düşük. İstanbul gelirin %45’ini üreten bir şehir. Ben bu şehir durmaya gelmez. Burada durduğun an bütün hizmetler geri sarar. Yani bunu ötelediğiniz an sistem çöküyor. O zaman ölü şehir oluyor. Yani biz bu konuda hiçbir taviz veremeyiz. İstanbullular ve Maltepeliler bu detaya ve gerçeğe bakacaklar. Yani bizim sorunları halı altına süpürerek geleceği inşa etme şansımız yok. Yüzleşiyoruz. Ve ona göre çok hızlı hareket edeceğiz.
Çevre problemleri, su problemleri yine stresli alanlardan bir tanesi. Bunlara İstanbul’da çözüm için Murat Bey zaten gerekli açıklamaları yaptı ama Maltepe’de biriken yerel sorunlar var. On beş yıldır burası Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminde olan şirin bir ilçemiz. Ama hiçbir sorunun çözümünü yapamadılar. Yani sadece vaat ettiler. Kırk proje açıkladılar. İşte iki üç tanesini yapabildiler. Algı, manipülasyon ve şovla dönemlerini tamamladılar. Hizmetsiz bir dönem. Kaynakların verimsiz kullanıldığı bir dönem.

“BELEDİYENİN BANKALARA 1.5 MİLYAR LİRA BORCU VAR”
Yani 4 milyar bütçemiz var bizim 1.5 milyar bankalara borç var. Bu korkunç bir rakam. İş olarak bakıyorsun bir tane kültür merkezi yapılmış. Yaşar Kemal Kültür Merkezi. 4 bin metrekare yani bin dolar deseniz maliyetine 120 milyon. Diğer kaynaklar yok ortada. Çöp olmuş. Biz hem kaynak çeşitliliği verimliliği, yeni kaynakların üretilmesi, hem Avrupa Birliği ve Dünya Bankası fonlarını da kullanarak tecrübe, kalite, güvenle, Maltepe’de yeni bir yol hikayesini yazacağız. Buna da vatandaşımız çok büyük bir teveccüh gösterdi. Kim bizim sorunlarımızı çözecek? Kim yaşam kalitemizi yükseltecek? Vatandaş buna bakıyor. Yani partiler biraz geriden geliyor. Adaylarda aradıkları bu. Ben o kapsamda Maltepe’de büyük bir değişimi yurttaşlarımızla beraber hayata geçireceğime yürekten inanıyorum. Kamuoyu araştırmaları da öyle zaten.

“ÖNDE OLDUĞUMUZU GÖRÜNCE ÇİRKİNLEŞTİLER”
Saha dalga boyu korkunç. Yaptırdığımız çalışmalarda da açık ara önde olduğumuzu biz gördük. Muhalefet de gördü ve çirkinleştiler. Yani bu sefer işte mahalle temsilcilerimize saldırılarda bile bulundular. Tabii bunlar. Yani demokrasi, insan hakları, özgürlükler diyeceksiniz Murat Bey’le bizim broşürlerimizi dağıtan arkadaşlara açık saldırılarda bulunacaksınız. Bunu yapanlar da ortaya çıktı. Belediye çalışanlarıymış. Bir tanesi tutuklandı. Dün de Cumhurbaşkanımız aradı. Kendisine geçmiş olsun dedi. Bizim mahalle temsilcimize. Yani üzücü bunlar tabii. Önemli olan demokratik bir yarış. Bu yarışın sonunda ipi göğüslemek. Biz hizmet, insan, çevre ve değer odaklı bir yerel yönetim anlayışı vaat ediyoruz. Gerçek belediyecilik mottosuyla bu dönem biz seçimlerimize hazırlandık. Derdimiz hayatı kolaylaştırmak ve yaşam kalitesini yükseltmek.
“VATANDAŞ ARTIK BEZMİŞ”
Buna da vatandaşlar çok büyük bir teveccüh gösterdiler. Gerçekten çünkü sokağa çıkıyoruz, yeşil alanları yok. Araçlar yolları işgal etmiş. Güvenli yaşam alanlarıyla ilgili çivi çakılmamış. Yani deprem bugün en büyük tehdit şehirlerimizin stresli alanlarında. Yani ulaşımda ring hatlarıyla sistem desteklenmemiş. Gençlere spor alanları, kültür merkezleri yapılmamış. Tüm bunlar vatandaşı yormuş. Bezmiş artık vatandaş. O yüzden vatandaş açık ara bu dönem hizmet odaklı bir yerel yönetim için hem İstanbul’da hem Maltepe’de değişimin işareti fişeğini atacak. Biz bunu gördük ve hakikaten korkunç çığ gibi bir destek var. Sandıkları patlatıyoruz. 31 Mart’ta tarihi bir başarıyı zaferi Maltepe’de bütün yurttaşlarımızla beraber hayat geçireceğiz. Kazanacağız. Hem İstanbul’da hem de Maltepe’de çok güzel bir ekosistem oluştu gerçekten. Bunu da hep birlikte inşa edeceğimize ben yürekten inanıyorum.
Özhaseki, Bursa’nın Osmangazi ilçesinde inşa edilen Soğanlı Millet Bahçesi’nin açılışında yaptığı konuşmada, şehirleri taş ve topraktan yapılar olarak görmediklerini söyledi.
Şehirlerin hayatının insanoğlunun hayatına benzediğini dile getiren Özhaseki, “İnsanoğlu, bakımlı olduğu zaman, sıhhatli olduğunda, kendine çekidüzen verdiğinde, nasıl ki gürbüz bir vaziyette yaşarsa onun da nasıl ki doğarak daha sonra büyüyen ve gelişen bir yapısı varsa şehirler de aynen böyle. Eğer bu bakımı siz ihmal ederseniz o şehirler yavaş yavaş gerilemeye başlar.” diye konuştu.
Özhaseki, herkesin şehirlerine sahip çıkması gerektiğini anlatarak, “Yeni bir belediyecilik anlayışı çıktı. 30 senedir bu işin içerisinde olan bir kardeşiniz olarak net söylüyorum. Anlamakta güçlük çekiyorum. Koca koca, milyonlarca nüfus olan şehirlerde ne yazık ki Cumhuriyet Halk Partili arkadaşların hiçbirinin biraz önceki anlattığım gibi bir belediyecilik anlayışı ne yazık ki üzülerek söylüyorum yok. Hizmet tarafında yoklar. Temel atmama törenlerinde varlar. Hatta işe takoz olmakta varlar.” değerlendirmesini yaptı.
CHP’li başkanların yönettiği belediyeleri eleştiren Özhaseki, şunları kaydetti:
“Bir taraftan da öğrendikleri yeni bir şey var. Asıl anlamakta güçlük çektiğim de bu: Algı belediyeciliği. Yalanlarla devam eden bir sanal dünyada kendilerini kahraman gibi gösterme yiğitliğini devam ettiriyorlar. İstanbul’da kentsel dönüşüm için gece gündüz çalışmamız lazım değil mi? Bütün bilim adamları Adalar’daki segmentin kırılacağını ve kentsel dönüşüm yapılması gerektiğini söylüyorlar. Büyük depremden bahsediyorlar. Kentsel dönüşüm için ayrılan bütçe neyse İstanbul Büyükşehir Belediyesinde 2 misli bir para algı operasyonları için ajanslara veriliyor. Yani muhterem başkanımız diyor ki ‘Ben çok güzel bir adamım. Ben tatile giderim ama siz beni çalışıyor gibi gösterin. Ben hatta buralara sığmam, CHP genel başkanı olmalıyım, o da yetmez bana cumhurbaşkanı olmalıyım. Alın şu parayı, basın bana gazı, devam edeyim, uçayım ben.’ Böyle bir anlayışı gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum.”
“Bizim tarihe karşı sorumluluğumuz var”
Kahramanmaraş merkezli depremlerden çok sayıda il ve milyonlarca insanın etkilendiğini anımsatan Özhaseki, hasarın 100 milyar doların üzerinde olduğunu ifade etti.
Bakan Özhaseki, AK Parti’li belediye başkanlarının deprem bölgesinde gece gündüz demeden çalıştığını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nüfusu milyonlarca olan, konuştuğu zaman büyük büyük konuşan belediye başkanları da özel jetlerle o bölgeye geldiler. Yanlarında 10-20 kamera, 10-20 fenomen, sosyal medyacılar, selfieler çekindiler, bırakıp gittiler. Onlara da ‘deprem turisti’ diyoruz. Biraz alınıyorlar ama resmen deprem turistiydi onlar. Allah iyiliklerini versin. Ne diyelim başka? Diyecek başka bir şey yok. Bizim işimiz gücümüz hizmet. Hem genelde hem yerelde taş üstüne taş koymaya çalışıyoruz. Bu ülkeyi büyütmeye çalışıyoruz. Bizim tarihe karşı sorumluluğumuz var. Misyonumuza karşı sorumluluğumuz var.”
Deprem bölgesinde 46 bin konutu hak sahiplerine teslim ettiklerini bildiren Özhaseki, “Bu ayın sonuna kadar 75 bini bulacağız. Mayıs ayından itibaren de her ay 15-20 bin konutu depremzede kardeşlerimize teslim edeceğiz. Ev çıkmadığında hüzünlenen, üzülen kardeşlerimize orada diyorum ki ‘Bakın hiç merak etmeyin. Öbür ay çıkar, olmazsa diğer ay çıkar. Biz gece gündüz buradayız. Sizler, Recep Tayyip Erdoğan’dan Allah razı olsun deyinceye kadar, sizden Allah razı olsun deyinceye kadar buradayız ve gitmeyeceğiz.’ diye de onlara söz veriyoruz.” ifadesini kullandı.
“Bir taraftan da yeşili artırmaya çalışıyoruz”
Özhaseki, iklim değişikliği konusuna değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu anlamda Türkiye de büyük bir mücadele veriyor. Bir taraftan Paris İklim Anlaşması’na taraf olduk. Bir taraftan 2040 yılına kadar kirletme oranımızı yüzde 41 geriye çekeceğimizle ilgili söz verdik. İklim Kanunu hazırlıyoruz. Uluslararası anlaşmalara tarafız. Bir taraftan da yeşili artırmaya çalışıyoruz. Yeşille ilgili de bir taraftan bizim evet hoşumuza giden bir güzellik gibi gözükse de tabiatı temizleyen bir yapı olduğunu, karbonu emen yapı olduğunu bir taraftan da Allah korusun depremlerde orayı bir sığınma alanı olarak kullanacağımızı hiç kimsenin unutmaması lazım. Kur’an-ı Kerim’de ağaçla ilgili 26 yerde, bağ, bahçe gibi yeşilliği tarif eden 100’den fazla ayet var. Cenabıhak bile cenneti tarif ederken, yeşilliklerden, bağlardan, bahçelerden, altından ırmaklar akan güzel yerlerden bahsediyor. Demek ki dünyayı güzelleştirmenin de bir yolu bu.”
Ülke genelinde 500’den fazla millet bahçesi projelerinin olduğunu dile getiren Özhaseki, “Cumhurbaşkanı’mız hedef koydu, bize ‘100 milyon metrekare yeşil alan yapacaksınız’ dedi. Şu anda 80 milyon metrekareye yaklaştık. 234’ünü açtık. 250’den fazlasının inşaatları da devam ediyor. Bursa’da da bizim Bakanlık olarak yapmaya çalıştığımız 2,5 milyon metrekare civarında. 5’ini açtık, 2’si bitti, 3’ünün de inşaatları devam ediyor ya da proje aşamasında.” bilgisini paylaştı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde Türkiye’nin “Sıfır Atık Projesi”nde de önemli mesafe katettiğini vurgulayan Özhaseki, “Sıfır atık olur mu? Evet oluyor. Aynen böyle. Bunu dünya kabul etti. Zaten Danışma Kurulu Başkanlığına Emine Erdoğan Hanımefendi seçildi, Birleşmiş Milletler düzeyinde. 31 Mart, Dünya Sıfır Atık Günü ilan edildi. Bizim Türkiye’nin dünyaya kazandırmış olduğu bir marka oldu. Bunu yaparak biz 2023 senesi sonunda Türkiye’deki tüm atıkların, çöplerin yüzde 35’ini geri kazandık. Bundan elde ettiğimiz gelir 96 milyar lira.” açıklamasında bulundu.
“Bizim tek bir bildiğimiz iş var, o da çalışmak”
TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank da Bursa’ya konforu artıracak önemli bir eser kazandırıldığını belirtti.
Yeşilin Bursa için önemine işaret eden Varank, şunları kaydetti:
“Bu şehre sağladığımız her bir ilave yeşil alan bizim için de değerli hemşehrilerimiz için de kıymetli ve önemli. Bunun gibi nice parkları şimdiye kadar gerçekleştirdik. Açılışlarını yapıyoruz, yetişebildiklerimize bizzat gidiyoruz ama belediye başkanlarımız önümüzdeki dönemde yapacakları projeleri de bir bir kamuoyuna ilan ediyorlar. Bizim tek bir bildiğimiz iş var, o da çalışmak. Biz taş üstüne taş nasıl koyabiliriz, bunun derdinde olan bir siyasi hareketiz. Bizim için en büyük rütbe vatandaşlarımızın bize söyleyeceği ‘Allah razı olsun’ cümlesi. Biz bunu da Sayın Cumhurbaşkanı’mızdan öğrendik. Aynı anlayışla inşallah yolumuza devam etmek istiyoruz.
Alinur Başkan’a rakip olabilecek kimse yok ama Cumhuriyet Halk Partisinin bir belediye başkan adayı var. Bu belediye başkan adayının geçtiğimiz günlerde kendi yaptığı okul inşaatına yine Cumhuriyet Halk Partili Nilüfer Belediye Başkanı 2 kat kaçak yaptığı için ceza kesti. Kendisi kaçak bina yapan bir büyükşehir belediye başkanı, bu şehri yönetebilir mi? Bu şehre katkı sağlayabilir mi? Onun için biz kamuoyunun bunları çok güzel değerlendireceğine inanıyoruz.”
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ve Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar’ın da katılımcılara hitap etmesinin ardından kurdele kesilerek, Soğanlı Millet Bahçesi’nin açılışı gerçekleştirildi.

Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle;
Boztepe’den Ordu’ya bakılmakla doyulmaz. Ordu’nun güzelliği söylemekle sayılmaz. Denizde dalgası var üstünde takası var Allah şahit Ordu’nun millete sevdası var. Bakılmakla doyulmayın, güzelliği sayılmayan, milletine, vatanına, devletine, sevdasına gökte uçan kuşların bile gıpta ettiği medarı iftiharımız Ordu. Senin her ilçenin, her mahallenin, sesimize sesiyle, sevdamıza sevdasıyla mukabele eden kadirşinas her bir insanını hasretle selamlıyorum. Ordu’ya mayıs 2023 seçimlerinde cumhurbaşkanlığında sahsıma verdiği yüzde 62’yi aşan Meclis’te Cumhur İttifakı’na verdiği yüzde 61’in üzerindeki desteği için şükranlarımı sunuyorum. Bu rekor sonuçlarla Ordu Türkiye Yüzyılı’nın öncü şehirleri arasında yer alma kararını ortaya koymuştur. Ülkeye eser kazandırma ve millete hizmet etme yolunda girdiğimiz her mücadelede kayıtsız şartsız yanımızda yer alan Ordu safını bir kez daha şüpheye yer vermeyecek şekilde göstermiştir.

Biz de bugüne kadar olduğu gibi önümüzdeki dönemde de Ordu’nun bu sevgisine layık olmak için var gücümüzle çalışacağız. Dün Ordu ile aramıza kimseyi sokmadık, bugün de aramıza kimseyi sokmayacağız. İstismar politikası yapanlar, aramıza girmeye çalışanlar sakın bunlara yer vermeyin. Biz aramıza tefrika sokmaya çalışanlarla bugüne kadar yürümedik. Tam aksine biz bizimle bir olan, beraber olan, iri olan, diri olan, kardeş olanlarla beraber yürüdük, bundan sonra da onlarla yürüyeceğiz. Her kim aksini iddia ediyorsa yalancıdır, müfteridir, hilebazdır, kifayetsiz bir muhterisdir. Ordu’nun siyasi hokkabazlıklara değil sadece esere ihtiyacı var, hizmete ihtiyacı var. Türkiye Yüzyılı’na hazırlanmaya ihtiyacı var. Elbette bu ülkenin her bireyi istediği partide siyaset yapma hakkına sahiptir.

Nereye giderse gitsin, hangi partide siyaset yaparsa yapsın. Bizim onlarla işimiz yok.
ERDOĞAN İKİ İSME KAPYI KAPATTI
Erdoğan seçimi kazanırsa AK Parti’ye geçeceğini söyleyen bağımsız Kandıra Belediye Başkan Adayı Cengiz Kan ve AK Parti’ye geçip geçmeyeceği sorulan ancak tüzük gereği ihracı başlatılınca partiden istifa eden bağımsız Başiskele Belediye Başkan Adayı Hüseyin Ayaz’a kapıları kapattı. Eroğan şu ifadeleri kullandıİ
Bizim sadece şu anda Cumhur İttifakı’mız var, AK Parti’miz var. Siyasetin namusu var. Evvela üyesi olduğun, adayı olduğun partiye sadakat göstermen gerekir. Hani eskilerin deyimiyle, eli işte gözü oynaşta olanlardan ne partilerine ne de şehirlerine hayır gelir. Biz sadece kendi partimizle, kendi ittifakımızla yol yürüyenlerden mesulüz. Ne diyor? Ben seçimi kazanacağım sonra AK Parti’ye geçeceğim. Bizim onlarla işimiz yok. Biz yola çıktıklarımızla aynen yolumuza devam ederiz. AK Parti ve Cumhur İttifakı, Ordu’yu Türkiye Yüzyılı belediyeciliğinin örnek şehri yapmak için vizyonuyla, programıyla, projesiyle 31 Mart’a hazırdır. 31 Mart akşamı Ordu Hilmi Güler’i ile ve tüm ilçe belediyeleriyle gümbür gümbür geleceğe yürüyor mu? Mesele bu siyasi hayatımızın her safhasında olduğu gibi bugün de yardımı sadece Rabbimizden desteği sadece milletimizden istiyoruz. Şayet iki elin parmaklarının kenetlendiği gibi birbirimizle bütünleşirsek Allah’ın izniyle Ordu’nun yapacağı tarihi sıçramayı hiçbir engel durduramaz.

BİZİM SİYASETİMİZ ESER VE HİZMET SİYASETİDİR
Her fırsatta altını çizerek tekrar ettiğim gibi bizim siyasetimiz eser ve hizmet siyasetidir. Bizim ne dünün CHP’si gibi arkamızda tek parti faşizminin utancı var, ne de bugünün CHP’si gibi kendi iç kavgasından başını kaldıramayan yalan üzerine kurulu bir siyasetimiz var. Biz tüm samimiyetimizle ve gücümüzle ülkemizin önünde yeni ufuklar açmanın, şehirlerimizi de bu vizyona ayak uyduracak yönetimlere kavuşturmanın gayreti içindeyiz. Bu anlayışla hasret gidermek ve vatandaşımızın sandıkta desteğini istemek için gittiğimiz hemen her şehirde rakiplerimize meydan okuyoruz. Dün Samsun’daydık. Bugün Ordu’dayız, buradan da Giresun’a. Yarın Trabzon oradan da Rize.

BİZİMLE VİZYONDA, PROGRAMDA, PROJEDE YARIŞACAK BİR RAKİP TANIMIYORUZ
Eser ve hizmet müktesebatı konusunda ne belediyelerde ne iktidarda bizimle yarışacak bir parti zaten mevcut değil. Öyle ya, herhalde milletimiz 17 seçimdir kara kaşımıza, kara gözümüze hayranlığından her seçimde bizi sandıktan birinci çıkarmıyor. Türkiye’nin 21 yılda nereden nereye geldiğini akıl ve vicdan sahibi herkes görüyor, kabul ediyor. Sadece bu kadar da değil bizimle vizyonda, programda, projede yarışacak bir rakip de tanımıyoruz. Seçimlerde karşımıza çıkan partilerin bir kısmının bırakın ülkeye ve şehirlerimize katkıda bulunmayı kendilerine bile hayırları yok.
Şehir hastanemiz şu anda yüzde 93 bitmiş vaziyette. Yol sıkıntısı vardı bugün Ulaştırma Bakanıma da talimatı verdim. Dedim ki yolu da süratle yapacaksın bunu belediyeden bekleme. Ulaştırma Bakanı olarak yolu da bitir böylece şehir hastanesi ile birlikte yolumuzu da bitirmiş olalım.

Mesela, herkesin saç saça, baş başa kavga halinde olduğu CHP’ye bakıp da başka bir hissiyata kapılmak mümkün mü? Şu anda biz merkezi yönetimde miyiz? Bu kardeşiniz bu ülkenin Cumhurbaşkanı mı dolayısıyla burada Mehmet Hilmi Güler ve ilçe belediyelerimiz seçimi kazandığı anda şunu bileceksiniz; Burada Cumhurbaşkanı şu anda AK Parti’de Erdoğan. Hükümet onda dolayısıyla yerel yönetimde de aynı şekilde burada AK Partili bir büyükşehir ve ilçe belediyeleri olduğu zaman artık Ordu’nun kılına zarar gelmez. Bunu yapacağız. Samsun’dan Hopa’ya bu sahil yolunu kim yaptı? Biz yaptık. Şimdi de yine aynı şekilde yola devam.

Yine ülkeye ve millete faydası olmayan partilerin bazıları da tüm stratejilerini kazanmak üzere değil kaybettirmek üzere kurmuş durumdalar. Senin bu ülkede tuğla üzerine tuğla koyma seviyesinde bir izin bile yoksa, milletin dertlerinden birine bile derman olacak projen veya teklifin yoksa, herhangi bir konuda geleceğe ışık tutacak fikir üretememişsen, birilerine kaybettirmekle eline ne geçecek? Bu kafanın sonu kendini siyasetin mezat pazarında açık artırmaya çıkarmaktır. Nitekim öyle de oluyor.

ORDU’YA SON 21 YILDA GÜNÜMÜZ RAKAMLARIYLA 139 MİLYAR LİRA TUTARINDA KAMU YATIRIMI YAPTIK
Bugüne kadar hüsnüniyetle çıktığımız hiçbir yolda biz yaya kalmadık. Buna karşı kafalarında ve karınlarında dolaştırdıkları 40 tilkiyle bizim önümüzü kesmek için yola çıkanların hiç birinin de sonu hayırlı bir durakta bitmedi. Varsın onlar tilkilerin kuyruklarını birbirlerine bağlamakla uğraşsınlar, biz ülkemiz ve şehirlerimiz için yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlatmayı sürdüreceğiz. Ordu’ya son 21 yılda günümüz rakamlarıyla 139 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık. Laf ola beri gele 139 milyar lira.

Ordu’muzu her alanda geliştirmeye, büyütmeye, güzelleştirmeye devam edeceğiz.
Ülkemizin her gündemi bizim gündemimizdir. Milletimizin her sıkıntısının çözümü bizim sorumluluğumuzdur. Depremden teröre hiçbir başlıkta en küçük bir zaafiyete izin vermiyoruz, vermeyeceğiz. Bunlarla birlikte kalkınma programlarımızı, yatırımlarımızı, insanımızın ve şehirlerimizin her bir meselesini yakından takip ediyoruz. Tabi bunları söylerken önümüzdeki zorlukları da görmezden gelmiyoruz. Küresel ve bölgesel gelişmelerin etkisiyle ülke olarak içinden geçtiğimiz meşakkatli dönemin bir süredir milletimizi nasıl yorduğunu en iyi biz biliyoruz. Pazartesi Dubai’deydik, oradan Mısır’a geçtim, oradan döndüm ülkeme geldim. Durmak yola devam. Bir de buna 6 Şubat depremlerinin ekonomimize çıkardığı 104 milyar dolarlık ilave maliyeti eklememiz gerekiyor. Bu kritik dönemde de önceliği yatırıma, istihdama, üretime ve cari fazla yoluyla hamdolsun güçlenmeye verdik. Böylece vatandaşlarımızın çalışacak iş bulabilmesine, evine ekmek götürecek rızık kapısını açık tutabilmesine imkan sağladık.
EMEKLİ İKRAMİYESİNİ 3 BİN LİRAYA ÇIKARACAĞIZ
Emekliye ikramiye artışı planlıyoruz. Emekliye bayram ikramiyesini 3 bin liraya çıkaracağız. Emekliye nefes aldıracak bütçeyi oluşturuyoruz.
]]>
Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle;
Boztepe’den Ordu’ya bakılmakla doyulmaz. Ordu’nun güzelliği söylemekle sayılmaz. Denizde dalgası var üstünde takası var Allah şahit Ordu’nun millete sevdası var. Bakılmakla doyulmayın, güzelliği sayılmayan, milletine, vatanına, devletine, sevdasına gökte uçan kuşların bile gıpta ettiği medarı iftiharımız Ordu. Senin her ilçenin, her mahallenin, sesimize sesiyle, sevdamıza sevdasıyla mukabele eden kadirşinas her bir insanını hasretle selamlıyorum. Ordu’ya mayıs 2023 seçimlerinde cumhurbaşkanlığında sahsıma verdiği yüzde 62’yi aşan Meclis’te Cumhur İttifakı’na verdiği yüzde 61’in üzerindeki desteği için şükranlarımı sunuyorum. Bu rekor sonuçlarla Ordu Türkiye Yüzyılı’nın öncü şehirleri arasında yer alma kararını ortaya koymuştur. Ülkeye eser kazandırma ve millete hizmet etme yolunda girdiğimiz her mücadelede kayıtsız şartsız yanımızda yer alan Ordu safını bir kez daha şüpheye yer vermeyecek şekilde göstermiştir.

Biz de bugüne kadar olduğu gibi önümüzdeki dönemde de Ordu’nun bu sevgisine layık olmak için var gücümüzle çalışacağız. Dün Ordu ile aramıza kimseyi sokmadık, bugün de aramıza kimseyi sokmayacağız. İstismar politikası yapanlar, aramıza girmeye çalışanlar sakın bunlara yer vermeyin. Biz aramıza tefrika sokmaya çalışanlarla bugüne kadar yürümedik. Tam aksine biz bizimle bir olan, beraber olan, iri olan, diri olan, kardeş olanlarla beraber yürüdük, bundan sonra da onlarla yürüyeceğiz. Her kim aksini iddia ediyorsa yalancıdır, müfteridir, hilebazdır, kifayetsiz bir muhterisdir. Ordu’nun siyasi hokkabazlıklara değil sadece esere ihtiyacı var, hizmete ihtiyacı var. Türkiye Yüzyılı’na hazırlanmaya ihtiyacı var. Elbette bu ülkenin her bireyi istediği partide siyaset yapma hakkına sahiptir.

Nereye giderse gitsin, hangi partide siyaset yaparsa yapsın. Bizim onlarla işimiz yok.

ORDU’NUN YAPACAĞI TARİHİ SIÇRAMAYI HİÇBİR ENGEL DURDURAMAZ
Bizim sadece şu anda Cumhur İttifakı’mız var, AK Parti’miz var. Siyasetin namusu var. Evvela üyesi olduğun, adayı olduğun partiye sadakat göstermen gerekir. Hani eskilerin deyimiyle, eli işte gözü oynaşta olanlardan ne partilerine ne de şehirlerine hayır gelir. Biz sadece kendi partimizle, kendi ittifakımızla yol yürüyenlerden mesulüz. Ne diyor? Ben seçimi kazanacağım sonra AK Parti’ye geçeceğim. Bizim onlarla işimiz yok. Biz yola çıktıklarımızla aynen yolumuza devam ederiz. AK Parti ve Cumhur İttifakı, Ordu’yu Türkiye Yüzyılı belediyeciliğinin örnek şehri yapmak için vizyonuyla, programıyla, projesiyle 31 Mart’a hazırdır. 31 Mart akşamı Ordu Hilmi Güler’i ile ve tüm ilçe belediyeleriyle gümbür gümbür geleceğe yürüyor mu? Mesele bu siyasi hayatımızın her safhasında olduğu gibi bugün de yardımı sadece Rabbimizden desteği sadece milletimizden istiyoruz. Şayet iki elin parmaklarının kenetlendiği gibi birbirimizle bütünleşirsek Allah’ın izniyle Ordu’nun yapacağı tarihi sıçramayı hiçbir engel durduramaz.

BİZİM SİYASETİMİZ ESER VE HİZMET SİYASETİDİR
Her fırsatta altını çizerek tekrar ettiğim gibi bizim siyasetimiz eser ve hizmet siyasetidir. Bizim ne dünün CHP’si gibi arkamızda tek parti faşizminin utancı var, ne de bugünün CHP’si gibi kendi iç kavgasından başını kaldıramayan yalan üzerine kurulu bir siyasetimiz var. Biz tüm samimiyetimizle ve gücümüzle ülkemizin önünde yeni ufuklar açmanın, şehirlerimizi de bu vizyona ayak uyduracak yönetimlere kavuşturmanın gayreti içindeyiz. Bu anlayışla hasret gidermek ve vatandaşımızın sandıkta desteğini istemek için gittiğimiz hemen her şehirde rakiplerimize meydan okuyoruz. Dün Samsun’daydık. Bugün Ordu’dayız, buradan da Giresun’a. Yarın Trabzon oradan da Rize.

BİZİMLE VİZYONDA, PROGRAMDA, PROJEDE YARIŞACAK BİR RAKİP TANIMIYORUZ
Eser ve hizmet müktesebatı konusunda ne belediyelerde ne iktidarda bizimle yarışacak bir parti zaten mevcut değil. Öyle ya, herhalde milletimiz 17 seçimdir kara kaşımıza, kara gözümüze hayranlığından her seçimde bizi sandıktan birinci çıkarmıyor. Türkiye’nin 21 yılda nereden nereye geldiğini akıl ve vicdan sahibi herkes görüyor, kabul ediyor. Sadece bu kadar da değil bizimle vizyonda, programda, projede yarışacak bir rakip de tanımıyoruz. Seçimlerde karşımıza çıkan partilerin bir kısmının bırakın ülkeye ve şehirlerimize katkıda bulunmayı kendilerine bile hayırları yok. Şehir hastanemiz şu anda yüzde 93 bitmiş vaziyette. Yol sıkıntısı vardı bugün Ulaştırma Bakanıma da talimatı verdim. Dedim ki yolu da süratle yapacaksın bunu belediyeden bekleme. Ulaştırma Bakanı olarak yolu da bitir böylece şehir hastanesi ile birlikte yolumuzu da bitirmiş olalım.

Mesela, herkesin saç saça, baş başa kavga halinde olduğu CHP’ye bakıp da başka bir hissiyata kapılmak mümkün mü? Şu anda biz merkezi yönetimde miyiz? Bu kardeşiniz bu ülkenin Cumhurbaşkanı mı dolayısıyla burada Mehmet Hilmi Güler ve ilçe belediyelerimiz seçimi kazandığı anda şunu bileceksiniz; Burada Cumhurbaşkanı şu anda AK Parti’de Erdoğan. Hükümet onda dolayısıyla yerel yönetimde de aynı şekilde burada AK Partili bir büyükşehir ve ilçe belediyeleri olduğu zaman artık Ordu’nun kılına zarar gelmez. Bunu yapacağız. Samsun’dan Hopa’ya bu sahil yolunu kim yaptı? Biz yaptık. Şimdi de yine aynı şekilde yola devam.

Yine ülkeye ve millete faydası olmayan partilerin bazıları da tüm stratejilerini kazanmak üzere değil kaybettirmek üzere kurmuş durumdalar. Senin bu ülkede tuğla üzerine tuğla koyma seviyesinde bir izin bile yoksa, milletin dertlerinden birine bile derman olacak projen veya teklifin yoksa, herhangi bir konuda geleceğe ışık tutacak fikir üretememişsen, birilerine kaybettirmekle eline ne geçecek? Bu kafanın sonu kendini siyasetin mezat pazarında açık artırmaya çıkarmaktır. Nitekim öyle de oluyor.

ORDU’YA SON 21 YILDA GÜNÜMÜZ RAKAMLARIYLA 139 MİLYAR LİRA TUTARINDA KAMU YATIRIMI YAPTIK
Bugüne kadar hüsnüniyetle çıktığımız hiçbir yolda biz yaya kalmadık. Buna karşı kafalarında ve karınlarında dolaştırdıkları 40 tilkiyle bizim önümüzü kesmek için yola çıkanların hiç birinin de sonu hayırlı bir durakta bitmedi. Varsın onlar tilkilerin kuyruklarını birbirlerine bağlamakla uğraşsınlar, biz ülkemiz ve şehirlerimiz için yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlatmayı sürdüreceğiz. Ordu’ya son 21 yılda günümüz rakamlarıyla 139 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık. Laf ola beri gele 139 milyar lira.

Ordu’muzu her alanda geliştirmeye, büyütmeye, güzelleştirmeye devam edeceğiz.
Ülkemizin her gündemi bizim gündemimizdir. Milletimizin her sıkıntısının çözümü bizim sorumluluğumuzdur. Depremden teröre hiçbir başlıkta en küçük bir zaafiyete izin vermiyoruz, vermeyeceğiz. Bunlarla birlikte kalkınma programlarımızı, yatırımlarımızı, insanımızın ve şehirlerimizin her bir meselesini yakından takip ediyoruz. Tabi bunları söylerken önümüzdeki zorlukları da görmezden gelmiyoruz. Küresel ve bölgesel gelişmelerin etkisiyle ülke olarak içinden geçtiğimiz meşakkatli dönemin bir süredir milletimizi nasıl yorduğunu en iyi biz biliyoruz. Pazartesi Dubai’deydik, oradan Mısır’a geçtim, oradan döndüm ülkeme geldim. Durmak yola devam. Bir de buna 6 Şubat depremlerinin ekonomimize çıkardığı 104 milyar dolarlık ilave maliyeti eklememiz gerekiyor. Bu kritik dönemde de önceliği yatırıma, istihdama, üretime ve cari fazla yoluyla hamdolsun güçlenmeye verdik. Böylece vatandaşlarımızın çalışacak iş bulabilmesine, evine ekmek götürecek rızık kapısını açık tutabilmesine imkan sağladık.
EMEKLİ İKRAMİYESİNİ 3 BİN LİRAYA ÇIKARACAĞIZ
Emekliye ikramiye artışı planlıyoruz. Emekliye bayram ikramiyesini 3 bin liraya çıkaracağız. Emekliye nefes aldıracak bütçeyi oluşturuyoruz.
]]>
Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle;
Boztepe’den Ordu’ya bakılmakla doyulmaz. Ordu’nun güzelliği söylemekle sayılmaz. Denizde dalgası var üstünde takası var Allah şahit Ordu’nun millete sevdası var. Bakılmakla doyulmayın, güzelliği sayılmayan, milletine, vatanına, devletine, sevdasına gökte uçan kuşların bile gıpta ettiği medarı iftiharımız Ordu. Senin her ilçenin, her mahallenin, sesimize sesiyle, sevdamıza sevdasıyla mukabele eden kadirşinas her bir insanını hasretle selamlıyorum. Ordu’ya mayıs 2023 seçimlerinde cumhurbaşkanlığında sahsıma verdiği yüzde 62’yi aşan Meclis’te Cumhur İttifakı’na verdiği yüzde 61’in üzerindeki desteği için şükranlarımı sunuyorum. Bu rekor sonuçlarla Ordu Türkiye Yüzyılı’nın öncü şehirleri arasında yer alma kararını ortaya koymuştur. Ülkeye eser kazandırma ve millete hizmet etme yolunda girdiğimiz her mücadelede kayıtsız şartsız yanımızda yer alan Ordu safını bir kez daha şüpheye yer vermeyecek şekilde göstermiştir.

Biz de bugüne kadar olduğu gibi önümüzdeki dönemde de Ordu’nun bu sevgisine layık olmak için var gücümüzle çalışacağız. Dün Ordu ile aramıza kimseyi sokmadık, bugün de aramıza kimseyi sokmayacağız. İstismar politikası yapanlar, aramıza girmeye çalışanlar sakın bunlara yer vermeyin. Biz aramıza tefrika sokmaya çalışanlarla bugüne kadar yürümedik. Tam aksine biz bizimle bir olan, beraber olan, iri olan, diri olan, kardeş olanlarla beraber yürüdük, bundan sonra da onlarla yürüyeceğiz. Her kim aksini iddia ediyorsa yalancıdır, müfteridir, hilebazdır, kifayetsiz bir muhterisdir. Ordu’nun siyasi hokkabazlıklara değil sadece esere ihtiyacı var, hizmete ihtiyacı var. Türkiye Yüzyılı’na hazırlanmaya ihtiyacı var. Elbette bu ülkenin her bireyi istediği partide siyaset yapma hakkına sahiptir.

Nereye giderse gitsin, hangi partide siyaset yaparsa yapsın. Bizim onlarla işimiz yok.

ORDU’NUN YAPACAĞI TARİHİ SIÇRAMAYI HİÇBİR ENGEL DURDURAMAZ
Bizim sadece şu anda Cumhur İttifakı’mız var, AK Parti’miz var. Siyasetin namusu var. Evvela üyesi olduğun, adayı olduğun partiye sadakat göstermen gerekir. Hani eskilerin deyimiyle, eli işte gözü oynaşta olanlardan ne partilerine ne de şehirlerine hayır gelir. Biz sadece kendi partimizle, kendi ittifakımızla yol yürüyenlerden mesulüz. Ne diyor? Ben seçimi kazanacağım sonra AK Parti’ye geçeceğim. Bizim onlarla işimiz yok. Biz yola çıktıklarımızla aynen yolumuza devam ederiz. AK Parti ve Cumhur İttifakı, Ordu’yu Türkiye Yüzyılı belediyeciliğinin örnek şehri yapmak için vizyonuyla, programıyla, projesiyle 31 Mart’a hazırdır. 31 Mart akşamı Ordu Hilmi Güler’i ile ve tüm ilçe belediyeleriyle gümbür gümbür geleceğe yürüyor mu? Mesele bu siyasi hayatımızın her safhasında olduğu gibi bugün de yardımı sadece Rabbimizden desteği sadece milletimizden istiyoruz. Şayet iki elin parmaklarının kenetlendiği gibi birbirimizle bütünleşirsek Allah’ın izniyle Ordu’nun yapacağı tarihi sıçramayı hiçbir engel durduramaz.

BİZİM SİYASETİMİZ ESER VE HİZMET SİYASETİDİR
Her fırsatta altını çizerek tekrar ettiğim gibi bizim siyasetimiz eser ve hizmet siyasetidir. Bizim ne dünün CHP’si gibi arkamızda tek parti faşizminin utancı var, ne de bugünün CHP’si gibi kendi iç kavgasından başını kaldıramayan yalan üzerine kurulu bir siyasetimiz var. Biz tüm samimiyetimizle ve gücümüzle ülkemizin önünde yeni ufuklar açmanın, şehirlerimizi de bu vizyona ayak uyduracak yönetimlere kavuşturmanın gayreti içindeyiz. Bu anlayışla hasret gidermek ve vatandaşımızın sandıkta desteğini istemek için gittiğimiz hemen her şehirde rakiplerimize meydan okuyoruz. Dün Samsun’daydık. Bugün Ordu’dayız, buradan da Giresun’a. Yarın Trabzon oradan da Rize.

BİZİMLE VİZYONDA, PROGRAMDA, PROJEDE YARIŞACAK BİR RAKİP TANIMIYORUZ
Eser ve hizmet müktesebatı konusunda ne belediyelerde ne iktidarda bizimle yarışacak bir parti zaten mevcut değil. Öyle ya, herhalde milletimiz 17 seçimdir kara kaşımıza, kara gözümüze hayranlığından her seçimde bizi sandıktan birinci çıkarmıyor. Türkiye’nin 21 yılda nereden nereye geldiğini akıl ve vicdan sahibi herkes görüyor, kabul ediyor. Sadece bu kadar da değil bizimle vizyonda, programda, projede yarışacak bir rakip de tanımıyoruz. Seçimlerde karşımıza çıkan partilerin bir kısmının bırakın ülkeye ve şehirlerimize katkıda bulunmayı kendilerine bile hayırları yok. Şehir hastanemiz şu anda yüzde 93 bitmiş vaziyette. Yol sıkıntısı vardı bugün Ulaştırma Bakanıma da talimatı verdim. Dedim ki yolu da süratle yapacaksın bunu belediyeden bekleme. Ulaştırma Bakanı olarak yolu da bitir böylece şehir hastanesi ile birlikte yolumuzu da bitirmiş olalım.

Mesela, herkesin saç saça, baş başa kavga halinde olduğu CHP’ye bakıp da başka bir hissiyata kapılmak mümkün mü? Şu anda biz merkezi yönetimde miyiz? Bu kardeşiniz bu ülkenin Cumhurbaşkanı mı dolayısıyla burada Mehmet Hilmi Güler ve ilçe belediyelerimiz seçimi kazandığı anda şunu bileceksiniz; Burada Cumhurbaşkanı şu anda AK Parti’de Erdoğan. Hükümet onda dolayısıyla yerel yönetimde de aynı şekilde burada AK Partili bir büyükşehir ve ilçe belediyeleri olduğu zaman artık Ordu’nun kılına zarar gelmez. Bunu yapacağız. Samsun’dan Hopa’ya bu sahil yolunu kim yaptı? Biz yaptık. Şimdi de yine aynı şekilde yola devam.

Yine ülkeye ve millete faydası olmayan partilerin bazıları da tüm stratejilerini kazanmak üzere değil kaybettirmek üzere kurmuş durumdalar. Senin bu ülkede tuğla üzerine tuğla koyma seviyesinde bir izin bile yoksa, milletin dertlerinden birine bile derman olacak projen veya teklifin yoksa, herhangi bir konuda geleceğe ışık tutacak fikir üretememişsen, birilerine kaybettirmekle eline ne geçecek? Bu kafanın sonu kendini siyasetin mezat pazarında açık artırmaya çıkarmaktır. Nitekim öyle de oluyor.

ORDU’YA SON 21 YILDA GÜNÜMÜZ RAKAMLARIYLA 139 MİLYAR LİRA TUTARINDA KAMU YATIRIMI YAPTIK
Bugüne kadar hüsnüniyetle çıktığımız hiçbir yolda biz yaya kalmadık. Buna karşı kafalarında ve karınlarında dolaştırdıkları 40 tilkiyle bizim önümüzü kesmek için yola çıkanların hiç birinin de sonu hayırlı bir durakta bitmedi. Varsın onlar tilkilerin kuyruklarını birbirlerine bağlamakla uğraşsınlar, biz ülkemiz ve şehirlerimiz için yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlatmayı sürdüreceğiz. Ordu’ya son 21 yılda günümüz rakamlarıyla 139 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık. Laf ola beri gele 139 milyar lira.
