“15 Temmuz’un” büyük bir ihanet olduğunu vurgulayan Bozdağ, FETÖ’ye birçok ülkenin destek verdiğini dile getirdi.
Bozdağ, bugüne kadar yaşanan darbe girişimi ve muhtıraların dış destekli olduğunu, FETÖ’nün, ihaneti “uşaklık ettiği” ülkelerin ve çevrelerin emri doğrultusunda yaptığını belirtti.
“FETÖ, HAİN OĞLU HAİNDİR”
“FETÖ, hain oğlu haindir. Türkiye’ye ihanet etmiştir” diyen Bozdağ, darbe girişiminin karşısında Türk milletinin yekvücut olduğunun altını çizdi.
Demokrasiye, hukuka, Anayasa’ya, Türkiye’nin birliğine ve beraberliğine sahip çıkan Türk milletinin ihanete karşı kahramanca direndiğini ifade eden Bozdağ, “O gün, halkın gücünün tankların gücünü nasıl yendiğini hep beraber gördük.” dedi.
TBMM Başkanvekili Bozdağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vatandaşları meydanlara çağırdığını, halkın gücünün üstünde güç tanımadığını ilan ettiğini anlattı.
“CUMHURBAŞKANIMIZIN ADETA ÖLÜME UÇMASI ÇOK BÜYÜK KAHRAMANLIKTIR”
Hava kontrolünün darbecilerin elinde bulunduğu, darbe girişiminin başarılı ya da başarısız olduğunun belli olmadığı anlarda Erdoğan’ın uçakla İstanbul’a hareket ettiğini hatırlatan Bozdağ, şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanı’mızın adeta ölüme uçması çok büyük cesaret, dirayet ve kahramanlıktır. Liderlerinin meydan okuyan, ölüme uçan, demokrasiye, milli iradeye ölümüne sahip çıkan tutumu karşısında halk sokakları doldurdu, çıplak elleriyle tankları durdurdu, göğsüyle kurşunların önünde kalkan oldu. Kurtuluş Mücadelesi yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk, memleketin dört bir yanının işgal edildiği dönemde, Samsun’a çıktı. O zaman da bu millet Atatürk’ün arkasında yekvücut olmuştu. Aradan geçen 100 yıl sonra Türk milleti, bu sefer Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında birlik, dirlik, demokrasi ve ülkesi için, mücadele için yeniden yekvücut oldu. Bu son derece önemli. Bu büyük mücadelenin lideri Cumhurbaşkanı’mız ama aktörleri aziz Türk milleti.”
Halkın çıplak elleriyle tankları durdurduğu ikinci bir örneğin olmadığına işaret eden Bozdağ, şu ifadeleri kullandı:
“Bu büyük mücadeleyi eğer Türk milleti değil de İngiliz, Fransız, Amerikan milleti yapsaydı, bu mücadelenin lideri Erdoğan değil de Biden, Macron ya da başka bir Batılı lider olsaydı, böylesi büyük bir demokrasi, hukuk, hak, hürriyet mücadelesini verip başarı elde etseydi emin olun Nobel Barış Ödülü başta olmak üzere verilmedik uluslararası nişan, devlet nişanı, madalya kalmazdı. Ama büyük demokrasi mücadelesini veren Recep Tayyip Erdoğan ve onun liderliğinde Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti devleti olunca ne ABD’si ne AB’si ne başka ülkeleri bunu görmediler bile. Gönülden tebrik bile edemediler.”
Dünya tarihinde Türk milletinin verdiği demokrasi mücadelesinin örneğinin bulunmadığının altını çizen Bozdağ, “Ne yaptılar, büyük demokrasi mücadelesini veren, ‘insan hak ve hürriyetleri’ diye yeri göğü inleten, kendisi ve ailesinin ölümünü göze alan Cumhurbaşkanı’mıza ‘diktatör’ demeye, ‘otoriter’ demeye ve onu birtakım iftiralarla itibarsızlaştırmaya devam ettiler. Demokrasi ve siyaset tarihi de yazacak, Tayyip Bey’in nasıl büyük bir demokrat, nasıl büyük bir hukuk devleti savunucusu olduğunu zaman geçtikçe herkes daha iyi görecektir. Örneği yok. Nerede var, Amerika’da mı var, Avrupa’da mı var? İsrail’in Gazze’deki soykırımını destekleyen ABD mi insan hak ve hürriyetlerini savunacak, AB’nin kimi ülkeleri mi bunu yapacak? Baktığınızda hiç kimse bunu yapmıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Daha önceki darbe ve muhtıralara “Dur” diyen olmadığını vurgulayan Bozdağ, 15 Temmuz’da darbecilere kimsenin geçit vermediğine dikkati çekti.
“DÜN MUHTIRAYI DİNLEYEN BİR PARLAMENTO, BUGÜN DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKAN BİR PARLAMNETO VAR”
Bekir Bozdağ, 12 Mart 1971’deki muhtıranın hem senatoda hem de Meclis’te okunduğunu aktararak, “Bu dönemin parlamentosuna bakın, çok farklı. Parlamentonun üzerinde uçaklar uçtu, iki bomba parlamento hedef alınarak atıldı, bütün bunlara rağmen parlamentoyu terk etmedi milletvekilleri. Dün muhtırayı dinleyen bir parlamento, bugün demokrasisine, anayasasına, ülkesinin her şeyine sahip çıkan bir parlamento var.” ifadelerini kullandı.
Gelecekte darbeye kalkışmak isteyenlerin “darbe yapma döneminin kapandığını” bilmesi gerektiğini ifade eden Bozdağ, halkın tankları yendiği dönemin başladığını kaydetti.
Türkiye’de darbe ve muhtırayı doğuran zemini ortadan kaldırmak için tarihi ve demokratik reformlara imza atıldığını aktaran Bozdağ, büyük değişimlerin kazandırıldığını, askeri alanlarda da reformlar yapıldığını belirtti.
“DÜŞMANLARIN YAPMADIĞINI İÇİMİZDEKİ HAİNLER YAPMAYA KALKIŞTILAR”
Meclis bombalandığı sırada yaptığı konuşmayı anlatan Bozdağ, darbe girişimi sırasında TBMM’nin çalıştığını, bunun darbecileri rahatsız ettiğini söyledi.
FETÖ mensuplarının Meclisi susturmak istediğini dile getiren Bozdağ, Cumhuriyet tarihinde ilk defa TBMM’nin hedef alındığına, Kurtuluş Savaşı yıllarında bile parlamentonun bombalanmadığına işaret ederek, “Düşmanların yapmadığını içimizdeki hainler yapmaya kalkıştı. Parlamentoya iki bomba attılar.” diye konuştu.
Dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Genel Kurulu yönettiğini aktaran Bozdağ, kendisinin kürsüde konuşma yaptığı sırada büyük bir patlama olduğunu, buna rağmen konuşmasını kesmediğini söyledi.
Bunun üzerine Meclis’in açık kalması gerektiğini düşünerek Meclis Başkanı Kahraman’ın yanına gittiğini anlatan Bozdağ, “Parlamentoyu kapatmayalım, kapatırsak halk bunlardan korktu der, meydana gelmez, meydana gelen de meydanda kalmaz. Bize düşen burada ölmektir” dediğini ifade etti. Bekir Bozdağ, yeniden konuşmasına devam ettiği sırada ikinci bombanın atıldığını belirtti.
Milletvekillerinin Genel Kurulu terk etmediğini söyleyen Bozdağ, “Herkes adeta o gün şehit olmayı göze almıştı. Benim içimde herhangi bir korku yoktu. Ben de o gün şehit olmayı göze almış diğer arkadaşlar gibi birisiydim. Şunu net söyledik, bizim cesetlerimizi çiğnemeden kimse parlamentoya giremez.” şeklinde konuştu.
“BEN O GECE ŞEHİR OLMAYI PEŞİN PEŞİN KABUL EDENLERDENİM”
Bekir Bozdağ, “O gece, hayatım film gibi gözlerimin önünden geldi geçti. Kalbimden şunlar geçti, ‘Rabb’im bize bu aziz millete ve devlete nice hayırlı işleri yapma imkanı ve fırsatı verdi. Bugün şehitliği nasip ederse Allah’ın huzuruna da büyük şerefle gitmeyi nasip edecek.’ Ben o gece şehit olmayı peşin peşin kabul edenlerdenim, diğer şehitlerimiz gibi. Bana yaklaşmış olsalardı çatışma kesinlikle olurdu. Beni sağ salim teslim almaları mümkün olmazdı. Onu göze almıştım. Cumhurbaşkanı’mız da onu göze almıştı. Her yerde insanların ölümü nasıl göze aldığını, şehadete nasıl koştuğunu görürsünüz.” dedi.
Darbe girişiminde yargının da önemli bir sınav verdiğini söyleyen Bozdağ, daha önceki dönemlerde yargının darbecilerin “yedek kuvveti” olduğuna işaret etti.
Türk yargısının, hukuk devletine, demokrasiye, milli iradeye sahip çıktığının altını çizen Bozdağ, 15 Temmuz’da “Hukuk işleyecek, darbeye karışanlar tutuklanacak, yargı süreçleri derhal başlatılacak” talimatını verdiğini bildirdi.
Bozdağ, Hakimler ve Savcılar Kurulunun harekete geçtiğini, başsavcılıkların darbecilere karşı soruşturmalar başlattığını anlattı.
Darbe girişimi yaşandığı sırada, Bursa’da sözde sıkıyönetim görevlendirilmesinin ele geçirildiğini ifade eden Bozdağ, listenin bütün başsavcılıklara gönderildiğini ve gerekli işlemlerin başlatıldığını söyledi.
“ADALETİN KILICI FETÖ’CÜ HAİNLERİ BİÇMİŞ OLDU”
Bozdağ, “Türk yargısı, demokrasisine aziz milletimiz gibi ölümüne sahip çıktı. Her ilin başsavcısına, savcılarına ve o zaman görev yapan hakimlerimize şükranlarımı sunuyorum, demokrasiye ve hukuk devletine ölümüne sahip çıktıkları için. Daha darbe teşebbüsünün başarılı olup olmayacağı hakkında kimsenin en ufacık fikre sahip olmadığı bir dönemde yargı bunu yaptı. Darbeye karşı her şeyi göze alıp ölüm dahil, mücadele etti, hukuku işletti ve adaletin kılıcı FETÖ’cü hainleri biçmiş oldu. Yargıyı ayrı bir yere koymak ve takdir etmek son derece önemli.” ifadesini kullandı.
Terör örgütleriyle mücadelenin uzun soluklu olduğunu vurgulayan Bozdağ, “Bunlar bitti” demenin yanılgıya düşmek anlamına geleceğini belirtti.
FETÖ’nün, PKK’nın, DEAŞ’ın, DHKP-C’nin, Türkiye düşmanlarının Türkiye’ye karşı kullandığı kılıç, uşak ve piyon olduğunu ifade eden Bozdağ, “Türkiye’nin terör örgütlerine karşı 365 gün, 7/24 ama her yıl sürekli, daima müteyakkız olmasında fayda vardır. Bu mücadele, son FETÖ’cü hain, son PKK’lı hain, son DHKP-C’li hain etkisiz hale getirilene kadar devam etmelidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Kamu görevlilerinin devletine sadakatle bağlı olmak zorunda olduğunun altını çizen Bozdağ, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de “devletin sadakatinden şüphe ettiği kişilerle çalışmama hakkı olduğunu” kabul ettiğini belirtti.
Bozdağ, şöyle konuştu:
“Türkiye, yaşadığı ihanet karşısında devletin içine sızmış FETÖ ile irtibat, iltisak ya da üyelik ilişkisi içinde olanlardan tespit edebildikleriyle ilgili elbette, ülkesini korumak için sadakatinden şüphe ettikleriyle ilgili adımları attı. Yargıda da orduda da poliste de oldu. Maalesef, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi burada Türkiye’nin aleyhine kararlar verdi. Burada bir çifte standardı görüyoruz. Almanya sadakatinden şüphe ettiğinin iş akdini feshederken ‘hak ihlali yok’ diyerek Almanya’yı haklı gören karar verirken, Türkiye’nin, çok sayıda vatandaşın şehit ve gazi olduğu, kamunun zarar gördüğü, milletin yaşadığı ihanet karşısında aldığı tedbirleri haksız görmesi, hak ihlali sayması kabul edilemez gerçekliktir.”
FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in ABD’den iade süreciyle ilgili de açıklamalarda bulunan Bozdağ, FETÖ’nün en büyük destekçisinin ABD olduğunu ifade etti.
ABD ile Türkiye arasındaki adli anlaşmalar çerçevesinde Gülen başta olmak üzere çok sayıda FETÖ üyesinin iadesinin istendiğini dile getiren Bozdağ, gönderilen dosyaların anlaşmalara uygun olduğunu vurguladı.
Bekir Bozdağ, “Delil durumu bakımından dosyalar, bu tür iadesi istenen konularda en güçlü delile sahip dosya.” dedi.
ABD’den gelen heyetin gerekli görüşmeleri yaptığını ve iade dosyalarıyla ilgili bilgiler verildiğini anlatan Bozdağ, iade dosyalarındaki delillerin, teröristlerin iadesini zorunlu kılacak nitelikte olduğunun altını çizdi.
Adalet Bakanı olduğu dönemde ABD’li mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmeleri aktararak, iade dosyalarının yargıya gönderilmesini istediğini, ancak bu konuda adım atılmadığını belirten Bozdağ, şunları kaydetti:
“Eğer yargıya göndermiş olsalardı dosyanın içindeki delilleri inceleyecek yargı, Türkiye’ye iade kararını verirdi. ABD yönetimi bu kararı engelleyememe endişesi nedeniyle dosyayı yargıya göndermedi. Bizim değerlendirmemiz o. FETÖ’nün bu darbeyi gerçekleştirmek için bütün imkanları kullandığını, Türkiye, ABD, dünya biliyor. Deliller de bunu ispat ediyor. ABD, Türkiye ile ilişkilerini de hiçe sayarak FETÖ kurucusunu, yöneticisini ve oradaki teröristleri himaye etmeyi tercih etti.”
“15 Temmuz’un” büyük bir ihanet olduğunu vurgulayan Bozdağ, FETÖ’ye birçok ülkenin destek verdiğini dile getirdi.
Bozdağ, bugüne kadar yaşanan darbe girişimi ve muhtıraların dış destekli olduğunu, FETÖ’nün, ihaneti “uşaklık ettiği” ülkelerin ve çevrelerin emri doğrultusunda yaptığını belirtti.
“FETÖ, HAİN OĞLU HAİNDİR”
“FETÖ, hain oğlu haindir. Türkiye’ye ihanet etmiştir” diyen Bozdağ, darbe girişiminin karşısında Türk milletinin yekvücut olduğunun altını çizdi.
Demokrasiye, hukuka, Anayasa’ya, Türkiye’nin birliğine ve beraberliğine sahip çıkan Türk milletinin ihanete karşı kahramanca direndiğini ifade eden Bozdağ, “O gün, halkın gücünün tankların gücünü nasıl yendiğini hep beraber gördük.” dedi.
TBMM Başkanvekili Bozdağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vatandaşları meydanlara çağırdığını, halkın gücünün üstünde güç tanımadığını ilan ettiğini anlattı.
“CUMHURBAŞKANIMIZIN ADETA ÖLÜME UÇMASI ÇOK BÜYÜK KAHRAMANLIKTIR”
Hava kontrolünün darbecilerin elinde bulunduğu, darbe girişiminin başarılı ya da başarısız olduğunun belli olmadığı anlarda Erdoğan’ın uçakla İstanbul’a hareket ettiğini hatırlatan Bozdağ, şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanı’mızın adeta ölüme uçması çok büyük cesaret, dirayet ve kahramanlıktır. Liderlerinin meydan okuyan, ölüme uçan, demokrasiye, milli iradeye ölümüne sahip çıkan tutumu karşısında halk sokakları doldurdu, çıplak elleriyle tankları durdurdu, göğsüyle kurşunların önünde kalkan oldu. Kurtuluş Mücadelesi yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk, memleketin dört bir yanının işgal edildiği dönemde, Samsun’a çıktı. O zaman da bu millet Atatürk’ün arkasında yekvücut olmuştu. Aradan geçen 100 yıl sonra Türk milleti, bu sefer Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında birlik, dirlik, demokrasi ve ülkesi için, mücadele için yeniden yekvücut oldu. Bu son derece önemli. Bu büyük mücadelenin lideri Cumhurbaşkanı’mız ama aktörleri aziz Türk milleti.”
Halkın çıplak elleriyle tankları durdurduğu ikinci bir örneğin olmadığına işaret eden Bozdağ, şu ifadeleri kullandı:
“Bu büyük mücadeleyi eğer Türk milleti değil de İngiliz, Fransız, Amerikan milleti yapsaydı, bu mücadelenin lideri Erdoğan değil de Biden, Macron ya da başka bir Batılı lider olsaydı, böylesi büyük bir demokrasi, hukuk, hak, hürriyet mücadelesini verip başarı elde etseydi emin olun Nobel Barış Ödülü başta olmak üzere verilmedik uluslararası nişan, devlet nişanı, madalya kalmazdı. Ama büyük demokrasi mücadelesini veren Recep Tayyip Erdoğan ve onun liderliğinde Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti devleti olunca ne ABD’si ne AB’si ne başka ülkeleri bunu görmediler bile. Gönülden tebrik bile edemediler.”
Dünya tarihinde Türk milletinin verdiği demokrasi mücadelesinin örneğinin bulunmadığının altını çizen Bozdağ, “Ne yaptılar, büyük demokrasi mücadelesini veren, ‘insan hak ve hürriyetleri’ diye yeri göğü inleten, kendisi ve ailesinin ölümünü göze alan Cumhurbaşkanı’mıza ‘diktatör’ demeye, ‘otoriter’ demeye ve onu birtakım iftiralarla itibarsızlaştırmaya devam ettiler. Demokrasi ve siyaset tarihi de yazacak, Tayyip Bey’in nasıl büyük bir demokrat, nasıl büyük bir hukuk devleti savunucusu olduğunu zaman geçtikçe herkes daha iyi görecektir. Örneği yok. Nerede var, Amerika’da mı var, Avrupa’da mı var? İsrail’in Gazze’deki soykırımını destekleyen ABD mi insan hak ve hürriyetlerini savunacak, AB’nin kimi ülkeleri mi bunu yapacak? Baktığınızda hiç kimse bunu yapmıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Daha önceki darbe ve muhtıralara “Dur” diyen olmadığını vurgulayan Bozdağ, 15 Temmuz’da darbecilere kimsenin geçit vermediğine dikkati çekti.
“DÜN MUHTIRAYI DİNLEYEN BİR PARLAMENTO, BUGÜN DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKAN BİR PARLAMNETO VAR”
Bekir Bozdağ, 12 Mart 1971’deki muhtıranın hem senatoda hem de Meclis’te okunduğunu aktararak, “Bu dönemin parlamentosuna bakın, çok farklı. Parlamentonun üzerinde uçaklar uçtu, iki bomba parlamento hedef alınarak atıldı, bütün bunlara rağmen parlamentoyu terk etmedi milletvekilleri. Dün muhtırayı dinleyen bir parlamento, bugün demokrasisine, anayasasına, ülkesinin her şeyine sahip çıkan bir parlamento var.” ifadelerini kullandı.
Gelecekte darbeye kalkışmak isteyenlerin “darbe yapma döneminin kapandığını” bilmesi gerektiğini ifade eden Bozdağ, halkın tankları yendiği dönemin başladığını kaydetti.
Türkiye’de darbe ve muhtırayı doğuran zemini ortadan kaldırmak için tarihi ve demokratik reformlara imza atıldığını aktaran Bozdağ, büyük değişimlerin kazandırıldığını, askeri alanlarda da reformlar yapıldığını belirtti.
“DÜŞMANLARIN YAPMADIĞINI İÇİMİZDEKİ HAİNLER YAPMAYA KALKIŞTILAR”
Meclis bombalandığı sırada yaptığı konuşmayı anlatan Bozdağ, darbe girişimi sırasında TBMM’nin çalıştığını, bunun darbecileri rahatsız ettiğini söyledi.
FETÖ mensuplarının Meclisi susturmak istediğini dile getiren Bozdağ, Cumhuriyet tarihinde ilk defa TBMM’nin hedef alındığına, Kurtuluş Savaşı yıllarında bile parlamentonun bombalanmadığına işaret ederek, “Düşmanların yapmadığını içimizdeki hainler yapmaya kalkıştı. Parlamentoya iki bomba attılar.” diye konuştu.
Dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Genel Kurulu yönettiğini aktaran Bozdağ, kendisinin kürsüde konuşma yaptığı sırada büyük bir patlama olduğunu, buna rağmen konuşmasını kesmediğini söyledi.
Bunun üzerine Meclis’in açık kalması gerektiğini düşünerek Meclis Başkanı Kahraman’ın yanına gittiğini anlatan Bozdağ, “Parlamentoyu kapatmayalım, kapatırsak halk bunlardan korktu der, meydana gelmez, meydana gelen de meydanda kalmaz. Bize düşen burada ölmektir” dediğini ifade etti. Bekir Bozdağ, yeniden konuşmasına devam ettiği sırada ikinci bombanın atıldığını belirtti.
Milletvekillerinin Genel Kurulu terk etmediğini söyleyen Bozdağ, “Herkes adeta o gün şehit olmayı göze almıştı. Benim içimde herhangi bir korku yoktu. Ben de o gün şehit olmayı göze almış diğer arkadaşlar gibi birisiydim. Şunu net söyledik, bizim cesetlerimizi çiğnemeden kimse parlamentoya giremez.” şeklinde konuştu.
“BEN O GECE ŞEHİR OLMAYI PEŞİN PEŞİN KABUL EDENLERDENİM”
Bekir Bozdağ, “O gece, hayatım film gibi gözlerimin önünden geldi geçti. Kalbimden şunlar geçti, ‘Rabb’im bize bu aziz millete ve devlete nice hayırlı işleri yapma imkanı ve fırsatı verdi. Bugün şehitliği nasip ederse Allah’ın huzuruna da büyük şerefle gitmeyi nasip edecek.’ Ben o gece şehit olmayı peşin peşin kabul edenlerdenim, diğer şehitlerimiz gibi. Bana yaklaşmış olsalardı çatışma kesinlikle olurdu. Beni sağ salim teslim almaları mümkün olmazdı. Onu göze almıştım. Cumhurbaşkanı’mız da onu göze almıştı. Her yerde insanların ölümü nasıl göze aldığını, şehadete nasıl koştuğunu görürsünüz.” dedi.
Darbe girişiminde yargının da önemli bir sınav verdiğini söyleyen Bozdağ, daha önceki dönemlerde yargının darbecilerin “yedek kuvveti” olduğuna işaret etti.
Türk yargısının, hukuk devletine, demokrasiye, milli iradeye sahip çıktığının altını çizen Bozdağ, 15 Temmuz’da “Hukuk işleyecek, darbeye karışanlar tutuklanacak, yargı süreçleri derhal başlatılacak” talimatını verdiğini bildirdi.
Bozdağ, Hakimler ve Savcılar Kurulunun harekete geçtiğini, başsavcılıkların darbecilere karşı soruşturmalar başlattığını anlattı.
Darbe girişimi yaşandığı sırada, Bursa’da sözde sıkıyönetim görevlendirilmesinin ele geçirildiğini ifade eden Bozdağ, listenin bütün başsavcılıklara gönderildiğini ve gerekli işlemlerin başlatıldığını söyledi.
“ADALETİN KILICI FETÖ’CÜ HAİNLERİ BİÇMİŞ OLDU”
Bozdağ, “Türk yargısı, demokrasisine aziz milletimiz gibi ölümüne sahip çıktı. Her ilin başsavcısına, savcılarına ve o zaman görev yapan hakimlerimize şükranlarımı sunuyorum, demokrasiye ve hukuk devletine ölümüne sahip çıktıkları için. Daha darbe teşebbüsünün başarılı olup olmayacağı hakkında kimsenin en ufacık fikre sahip olmadığı bir dönemde yargı bunu yaptı. Darbeye karşı her şeyi göze alıp ölüm dahil, mücadele etti, hukuku işletti ve adaletin kılıcı FETÖ’cü hainleri biçmiş oldu. Yargıyı ayrı bir yere koymak ve takdir etmek son derece önemli.” ifadesini kullandı.
Terör örgütleriyle mücadelenin uzun soluklu olduğunu vurgulayan Bozdağ, “Bunlar bitti” demenin yanılgıya düşmek anlamına geleceğini belirtti.
FETÖ’nün, PKK’nın, DEAŞ’ın, DHKP-C’nin, Türkiye düşmanlarının Türkiye’ye karşı kullandığı kılıç, uşak ve piyon olduğunu ifade eden Bozdağ, “Türkiye’nin terör örgütlerine karşı 365 gün, 7/24 ama her yıl sürekli, daima müteyakkız olmasında fayda vardır. Bu mücadele, son FETÖ’cü hain, son PKK’lı hain, son DHKP-C’li hain etkisiz hale getirilene kadar devam etmelidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Kamu görevlilerinin devletine sadakatle bağlı olmak zorunda olduğunun altını çizen Bozdağ, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de “devletin sadakatinden şüphe ettiği kişilerle çalışmama hakkı olduğunu” kabul ettiğini belirtti.
Bozdağ, şöyle konuştu:
“Türkiye, yaşadığı ihanet karşısında devletin içine sızmış FETÖ ile irtibat, iltisak ya da üyelik ilişkisi içinde olanlardan tespit edebildikleriyle ilgili elbette, ülkesini korumak için sadakatinden şüphe ettikleriyle ilgili adımları attı. Yargıda da orduda da poliste de oldu. Maalesef, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi burada Türkiye’nin aleyhine kararlar verdi. Burada bir çifte standardı görüyoruz. Almanya sadakatinden şüphe ettiğinin iş akdini feshederken ‘hak ihlali yok’ diyerek Almanya’yı haklı gören karar verirken, Türkiye’nin, çok sayıda vatandaşın şehit ve gazi olduğu, kamunun zarar gördüğü, milletin yaşadığı ihanet karşısında aldığı tedbirleri haksız görmesi, hak ihlali sayması kabul edilemez gerçekliktir.”
FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in ABD’den iade süreciyle ilgili de açıklamalarda bulunan Bozdağ, FETÖ’nün en büyük destekçisinin ABD olduğunu ifade etti.
ABD ile Türkiye arasındaki adli anlaşmalar çerçevesinde Gülen başta olmak üzere çok sayıda FETÖ üyesinin iadesinin istendiğini dile getiren Bozdağ, gönderilen dosyaların anlaşmalara uygun olduğunu vurguladı.
Bekir Bozdağ, “Delil durumu bakımından dosyalar, bu tür iadesi istenen konularda en güçlü delile sahip dosya.” dedi.
ABD’den gelen heyetin gerekli görüşmeleri yaptığını ve iade dosyalarıyla ilgili bilgiler verildiğini anlatan Bozdağ, iade dosyalarındaki delillerin, teröristlerin iadesini zorunlu kılacak nitelikte olduğunun altını çizdi.
Adalet Bakanı olduğu dönemde ABD’li mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmeleri aktararak, iade dosyalarının yargıya gönderilmesini istediğini, ancak bu konuda adım atılmadığını belirten Bozdağ, şunları kaydetti:
“Eğer yargıya göndermiş olsalardı dosyanın içindeki delilleri inceleyecek yargı, Türkiye’ye iade kararını verirdi. ABD yönetimi bu kararı engelleyememe endişesi nedeniyle dosyayı yargıya göndermedi. Bizim değerlendirmemiz o. FETÖ’nün bu darbeyi gerçekleştirmek için bütün imkanları kullandığını, Türkiye, ABD, dünya biliyor. Deliller de bunu ispat ediyor. ABD, Türkiye ile ilişkilerini de hiçe sayarak FETÖ kurucusunu, yöneticisini ve oradaki teröristleri himaye etmeyi tercih etti.”
“TÜRK DİZİSİ GİRDİĞİ ÜLKEYİ MUTLAKA FETHEDİYOR”
Türk dizilerinde daha çok “olayların insanlar üzerinde etkilerinin” ve “duyguların” öne çıktığını dile getiren Aksoy, “Türk dizilerinin tabii içerdiği farklı etkenler de var. Aile ortamında seyredilebilir olması Türk dizilerinin bütün dünyada çok başarılı olmasına yol açtı. Türk dizisi girdiği ülkeyi mutlaka fethediyor.” dedi.
Aksoy, Türk dizilerinin halihazırda Latin ülkeleri, Orta Doğu, Doğu Avrupa, Türk Cumhuriyetleri, Asya, Rusya, Afrika, İspanya, Portekiz gibi bölgelerde ve ülkelerde yoğun talep gördüğünü belirterek, Kuzey Amerika’da da İspanyolca yayın yapan televizyon kanallarından ilgi gördüğünü anlattı. Aksoy, Türk dizilerinin sıradaki hedefinin Çin pazarına girmek olduğunu, bu sayede orada da başarılar elde edileceğini anlattı.
Türkiye’de 6 televizyon kanalının “prime time” boyunca dizi yayınladığına dikkati çeken Aksoy, “Bunların her biri aşağı yukarı bir yılda 10-12 dizi ısmarlıyorlar. Demek ki yılda 60-70 dizi çekiliyor. Zaten bunların da 10-12 tanesi başarılı oluyor. O başarılı olanların içerisinde erkek hikayesi olan diziler pek satılamıyor. Yani daha çok kadın hikayeleri olanlar satılıyor.” diye konuştu.
“100 BİN DOLARA İHRAÇ EDİLEN DE, 300 BİN DOLARA DA”
Fatih Aksoy, Türklerin dizi algısıyla, dünyadaki Türk dizisi algısının farklı olduğunu belirterek, yurt dışındakilerin Türk dizilerinin en başarılı olanlarını izlediğini söyledi.
Aksoy, “En başarılı olanları izledikleri için de Türk dizisi algıları çok yüksek. ‘Türkler çok iyi dizi yapıyor’ diye düşünüyorlar. Halbuki Türkiye’de insanlar dizilerin hem iyisini hem de tutmayanlarını görüyor. Dolayısıyla Türkiye’deki algı biraz daha farklı. Ama yabancılar yalnızca dizilerin en iyilerini gördükleri için çok yüksek algıları var. 170 ülkeye her yıl 8-10 dizi satılıyor.” ifadelerini kullandı.
Dizilerde bölüm başı maliyetin yaklaşık 300 bin dolar seviyesinde olduğu bilgisini veren Aksoy, yapımcıların yurt dışı satışlarıyla birlikte para kazandıklarını bildirdi.
Reklam gelirlerinin televizyon kanallarından dijitale doğru kaymasıyla kanalların para kazanmakta zorluk çekmeye başladığını ifade eden Aksoy, bu yönde televizyon kanallarının desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Aksoy, “Bahar” ve “Yargı” dizilerinin şu an çok fazla talep gördüğünü belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir Türk dizisinin, dünyada 800 milyon izleyiciye ulaşabilecek potansiyeli bulunuyor. Şunu söylemem gerekir; dizilerde sezon satılır. İhracat rakamı da ülkeye ve projeye göre değişiyor. 100 bin dolara ihraç edilen de vardır, 300 bin dolara da… Hem bölüm sayısının çok olması hem de çok fazla ülkeye satılmış olması sebebiyle ‘Muhteşem Yüzyıl’ ve ‘Yasak Elma’ dizilerinin muhtemelen en fazla gelir elde edilen işler olduğunu düşünüyorum. Bölüm sayısı çok fazla olunca ve hepsi de satılınca ciddi bir gelir elde edildiğini düşünüyorum.”
“TÜRKİYE KENDİ DİZİLERİNİ BÜTÜN DÜNYAYA İZLETEN BİR ÜLKE HALİNE GELDİ”
HİB Eğlence ve Kültür Hizmetleri Komitesi Başkanı Aksoy, Türk dizilerinin Türkiye turizmine de olumlu katkılar sağladığını belirterek, “İstanbul’un dünyada en fazla turist çeken şehir” olmasında Türk dizilerinin önemli bir katkısı olduğunu vurguladı.
Dizilerin popüler olmasıyla İstanbul’u ziyaret etme isteği arasında bağlantı olduğunu anlatan Aksoy, “Bizde mesela Japon ve Çinli turist Roma, Paris gibi şehirlere göre daha azdır, o turistlerin henüz gelmemesine rağmen birinci sıradayız. Onun dışında Türk üniversitelerinin, Türk hastanelerinin yanı sıra Türk mallarının kullanımıyla ilgili olarak, siz bir ülkenin dizisini seyreder ve onu severseniz o ülkeyle ilgili iyi bir duyguya sahip olursunuz. Böylece o ülkenin malı da size daha güvenilir gelir.” diye konuştu.
“DİZİLERDE ABD’NİN YERİNİ BÜYÜK ÖLÇÜDE TÜRKİYE ALDI”
Fatih Aksoy, Türk dizilerinin Türkiye’nin algısını olumlu etkilediğini kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“ABD de filmler üzerinden gitti ve filmleri öne çıkararak dünya imparatorluğu haline dönüştü. Amerikan film sektörü gayet başarılı, dizi sektörü o kadar değil artık. Onun yerini büyük ölçüde Türkiye aldı. Türk dizilerinin dünyadaki yaygınlığı Amerikan dizilerini geçti. Amerikan sinema ve dizi endüstrisi daha büyük ihracat yapıyor. Ama dizinin yaygınlığına bakarsak Türk dizileri şu anda dünyanın en yaygın biçimde izlenen dizileri. Bunun da Türkiye ile ilgili batı basınında zaman zaman çıkan tezviratı, çok boşa çıkartan bir yönü var. Siz ne kadar Türkiye ile ilgili olumsuz bir şey söylerseniz söyleyin, insanlar akşam oturup bir Türk dizisi seyrediyor, ‘Bugün bir şey okudum ne alakası var Türkler gayet güzel eğleniyor.’ diye düşünüyor. Bu anlamda, Türkiye kendi dizilerini bütün dünyaya izleten bir ülke haline geldi.”
“FİLM PLATOSUNDA 50 BİNİ AŞKIN TURİST AĞIRLADIK”
Yapımcı ve senarist Mehmet Bozdağ da dünyada dizi ihtiyacının büyük bir kısmını Türkiye’nin karşıladığını belirterek, “Örneğin, salgında bütün dünya durmuşken, biz büyük bir başarıyla hem izole olup hem de kaliteli içerikler üretmeye devam ettik. Bu olay bizi dünyada bir adım daha ileriye taşıdı.” dedi.
Bozdağ Film olarak ürettikleri içerikleri 105’i aşkın ülkeye ihraç ettiklerini dile getiren Bozdağ, ABD’den Tayland’a, Güney Afrika’dan Rusya’ya kadar birçok coğrafyada geniş kitlelere hitap ettiklerini söyledi.
Bozdağ, “Bizim kadim hikayelerimiz, çekim kalitemiz ve hızlı içerik üretiyor oluşumuz dünya pazarını, tabiri caizse, yoğun bir şekilde besliyor. Ülkemiz, kültürümüz, töremiz dünyanın dört bir yanında büyük ilgi görüyor. Yaptığımız içerikler sayesinde hem kültürümüzü yabancılara aktarıyor hem de ülkemizin tanıtımına katkı sağlıyoruz.” şeklinde konuştu.
Bozdağ Film Platolarını yakın zamanda ziyarete açtıklarını anımsatan Mehmet Bozdağ, şu ana kadar platoda 50 bini aşkın turist ağırladıklarını bildirdi.
Mehmet Bozdağ, platoya ziyarete gelen turistlerin kimi zaman Türkçe konuştuğunu, kimi zaman da Türk tarihiyle ilgili hikayeler anlattığını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sektörün gelişmesi adına devletimizin öncülüğünde bir birliğin sağlanmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu kapsamda yapılan her çalışmaya katılıp ülkemizi ve kültürümüzü anlatmak adına yoğun mesai harcıyoruz. Hedefimiz platolarımızda yıllık 1 milyon ziyaretçiyi ağırlamak. Yaptığımız bu çalışmalar ve içerikler yiyecek-içecek sektöründen turizme kadar birçok sektörün gelişmesinde önemli rol oynuyor.”
“FETÖ İLE MÜCADELE EDEN ADAMIM”
Bozdağ, şunları kaydetti:”Her sıkışıldığında, Bekir Bozdağ konusu geldiğinde söylediğim sözler açılıyor. Ben onları çöplüğe, lağıma attım. Oradan elinizi soktukça eliniz de kirlenir ağzınız da kirlenir. Lütfen bunu yapmayın. Ben FETÖ ile mücadele eden adamım. Bu terör örgütünün devletten ayıklanması, temizlenmesi için gövdemizi ortaya koyduk ve bu mücadeleye Türkiye de herkes de şahittir. Sürekli bizim lağıma attığımız, defalarca reddettiğimiz o sözlerden dolayı söylediklerimiz ortada. Her defasında gündeme getirilmesi saygısızlık. 2011’de söylenmiş bir lafı, dün söylenmiş gibi defalarca temcit pilavı gibi buraya getirmenin ne alemi var? O zaman söylediğim lafı çöplüğe, lağım çukuruna attım. FETÖ terör örgütüdür, Fetullah Gülen de terörist başıdır. Benim söylediğim budur.”
PARTİLEDEN TANAL’A TEPKİ
Yaşanan tartışmaların ardından Bozdağ, birleşime ara verdi.Meclis Genel Kurulu’nda aranın ardından partilerin Grup Başkanvekilleri söz alarak CHP’li Tanal’ın oturumu yöneten TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ’a yönelik iddialarına karşılık Bozdağ’a destek verdi.
MHP Grup başkanvekili Erkan Akçay “15 Temmuz darbe gecesi 2016 tarihinde, 100 civarında, 100’ü aşkın, 110 milletvekili partilerden ki, Cumhuriyet Halk Partisinden Sayın Özgür Özel, yine, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili olarak ben ve bazı milletvekili arkadaşlarımı AK PARTİ Grubundan çok sayıda arkadaşlarımız burada hep birlikte bu FETÖ alçak darbesi karşısında direnirken, bu dirence karşı daha bombalar tepemize yağarken siz kürsüdeydiniz Sayın Başkan. Ve o darbeye karşı direncinizi kararlı bir şekilde nasıl gösterdiğinizin en yakın tanıklarından birisi de benim, işte Sayın Özgür Özel’dir, Sayın Mehmet Muş’tur, Sayın Levent Gök’tür ve arkadaşlarınız; kararlı, kahramanca bir tutum sergiledik ve ayrıca yine, siz Adalet Bakanı sıfatıyla konuştunuz ve bu darbe öncesi devletin kurumlarına sinsice sızmış bu alçak teröristlerin tespiti konusunda sizin Adalet Bakanı olarak Adalet Bakanlığı ve adalet kurumunun, adliye müesseselerinin içerisindeki FETÖ’cülerle nasıl mücadele ettiğinizi de millet olarak da biliyoruz.”dedi.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal’a tepki göstererek, “ “Meclis Başkan Vekilini tartışmanın içine siyasi olarak katmanın herhangi bir anlamı yoktur ve doğru da değildir. Şüphesiz, bugün açılışta olduğu gibi, tutumunuzu uygun bulmadığımız zaman usul tartışması açarız, söyleyeceğimiz sözleri dibine kadar söyleriz ama bunu uygun bir üslupla söyleriz; Meclis Başkan Vekillerini siyasi tartışmanın içine almayacak bir etkinliği hep beraber sağlarız.”dedi.
AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu ise “Kaldı ki sizin şahsınızda zamanında söylenmiş ama sizin daha sonra bunun üzerine çok laf söylediğiniz bir konuda hadiseyi tekrar tekrar gündeme getirmek amacından saptırmaktadır mevzuyu çünkü siz -bu Gazi Meclis demokrasi hiçe sayılan o askerî ihtilal, kalkışma neticesinde- Türk demokrasisini savunmak için burada, şu kürsüde cansiperane bar bar bağıran bir bakanımızsınız ve bir saygın milletvekilimizsiniz. Dolayısıyla sizin bu konudaki hassasiyetinizi ve duruşunuzu bütün Türkiye Cumhuriyeti biliyor ve malumumuzdur ama zaman zaman sürekli olarak bu tip hususları sizin şahsınızda ya da diğer Meclis Başkan Vekillerimiz ve Meclis Başkanımız hakkında dile getirmek ki siz bağımsız bir noktada oturuyorsunuz, asla kabul edilebilir bir davranış değildir, amacından sapmaktadır. Bütün partilerin bu konuda bütün Meclis Başkan Vekillerine karşı aynı hassasiyeti gösterme mecburiyetleri vardır.”diyerek Bozdağ’a destek verdi.
Bozdağ burada yaptığı açıklamada, Beyazgül’ün yaptıkları hizmetlerin dörtte biri kadar yapanları ayakta alkışladığını belirterek “İstanbul Büyükşehir Belediyesi bunun yanında yaya kalır. Ankara da öyle yaya kalır. Ankara’dan, İstanbul’dan daha büyük şehirlerden daha güzel, daha verimli, Şanlıurfalı hemşehrilerimizin hayrına ve yararına gece gündüz çalışarak eserler kazandırdı ve Şanlıurfaamıza. Şehircilik anlamında ileri götürdü. Ben şimdi buradan bütün hemşerilerime söylüyorum. Şu anda devam eden yol projeleri ve açılan yollar yapılan kavşaklar vesaireler acaba açılmamış olsaydı Allah için Şanlıurfa’nın trafiği nasıl olurdu? Çok büyük zorluklar içerisinde olurdu. Zeynel başkan bir yandan ulaşım altyapısını daha da güçlendirmek, Şanlıurfamızın kapanmak üzere olan ya da kapalı damarlarını yeniden açmak, trafiğe nefes aldırmak isterken, öte yandan da yaktıklarıyla Şanlıurfalı kardeşlerimize diyor ki, yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır” dedi.
“BOŞA HARCAYACAK VAKTİMİZ YOK”
Bozdağ “Ülkemiz için gece gündüz büyük bir gayretle çalışmaya devam edeceğiz. Şanlıurfa’nın kaybedecek vakti yok bir. Dakika bir saniye boşa harcayacak vakti de yok. Hem Zeynel başkanımızın hem diğer belediye başkan adaylarımızın, belediye meclis üyelerimizin Şanlıurfa için daha yapacak çok ama çok işi var, hayata geçirecek çok projelerimiz var. Bizim sizin duanıza sizin desteğinize ihtiyacımız var. Bizi dualarınızla desteklerinizle yeniden bu şehrin yönetiminde. Söz sahibi yaptığınızda Şanlıurfa cumhurbaşkanımızla, hükümetimizle el ele geleceğe daha güçlü bir şekilde yürüyecektir.” diye konuştu.
HIZLI TREN YOLA ÇIKTI
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun Şanlıurfa’da incelemelerde bulunduğunu belirten Bozdağ “Şehir hastanemizin yanındaki 2 kavşak gittik gördük, proje başladı. Hastane açılışına yetişecek. Zeynel başkanımız projeleri içerisinde sizlerle paylaştığı Urfaray için bakanlık, Büyükşehir Belediye başkanlığımız beraber çalışıyorlar. İnşallah projesi tamamlanır tamamlanmaz Çevre, Ulaştırma ve Altyapı bakanlığımız da Büyükşehir Belediye başkanlığımız işbirliği içerisinde Urfarayı da yeni dönemde Zeynel başkanın liderliğinde Şanlıurfa’ya kazandırıyoruz.” dedi.
Bozdağ hızlı tren ile ilgili müjdeyi paylaşırken şöyle konuştu:

“Şanlıurfa Hızlı treni istiyor. Dün Bakanımız dedi ki; hızlı tren Mersin’den yola çıktı, geliyor. İnşallah projesi bitti. Eğer ek yatırım programına aldırabilirsek bu yılın sonu yeni yılın başında eğer olmazsa 2025 yılında hızlı trenin inşa ihalesini yapacağız. Bir yandan raylı sistemle, öte yandan da hızlı trenle yeni dönemde Şanlıurfa’yı Zeynel başkanın ve ekibiyle beraber AK kadrolar Şanlıurfamıza kazandıracaktır.”
ŞANLIURFA’YA YENİ OTOYOL
Bozdağ “Bir başka önemli bir proje. Dün belki şanlıurfalı hemşerilerimizi ilk duydu. Bakanımız dedi ki, ipekyolu kapsamında yol ve kuşak projeleri içerisinde yer alan orta koridorun bir ayağı da şanlıurfa’dan geçecek. Irakın Basra körfezi’ndeki fa limanından bir güzergah geliyor. Şanlıurfaya doğru şanlıurfa’dan da tabii avrupa’ya kadar bu güzergah gidecek 1.200 kilometresi. Irakın içerisinde 320 kilometresi türkiye’mizin sınırları içinde ve bu sınırların içerisinde de şanlıurfa’mızda var. Yani ova köy üzerinden gelecek şanlıurfamıza uğrayacak ve buradan ülkemizin diğer yerlerine proje kapsamında ulaşacak. Bu ne demek bu şu demek bu yol otoban olacak. Yani urfa yeni bir otobanla buluşacak bir. 2 aynı zamanda bu yolda hızlı tren olacak 3 enerji nakir hatları olacak. Dördüncüsü de bu yol sadece ulaşım yolu değil, aynı zamanda yatırımı istihdamı aşı arttıracak. Refahı yükseltecek urfa’nın dünya pazarlarına daha kolay ulaşmasına sağlayacak bir ticaret yoludur. Aynı zamanda işte onun da projeleri başladı. Yeni dönemde hep beraber. Bunu hayata geçireceğiz. Hükümet olarak biz cumhur ittifakı hükümeti olarak öyle söyleyeyim.” diye konuştu.
İZMİR UÇUŞLARI BAŞLIYOR
Bozdağ Şanlıurfa İzmir uçak seferleri konusunda da müjdeyi paylaşmak “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ulaştırma ve altyapı bakanımızın direktörlüğünde bu meseleyi yakından takip edeceğiz. Şimdiden bu yol otoban enerji nakil hatlarında hayırlı olmasını diliyorum. Tabii zaman alacak ama biz niyetimizi ama biz hedefimizi urfa için gerçekleştireceğimiz hayallerimizden birini daha urfalı kardeşlerimizin vicdan terazilerinin üzerine koyuyoruz tabii iz. Şanlıurfa havayolu ulaşımı bir ara kesildi. Dün bakanımız müjdeyi verdi. Izmir Şanlıurfa havayolu ulaşımına yeniden Mart’ın ilk yarısında açılıyor. Şimdiden hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.” dedi.