Bilim ekibi 1 ay süren seferde, küresel iklim değişikliğinin nedenlerini ve etkilerini araştırmak için denizsel alanda yaptıkları örneklemelerin yanı sıra hava, atmosfer, fiziki bilimler, canlı bilimleri için çalışmalar da yürüttü.
4. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi Koordinatörü Prof. Dr. Burcu Özsoy, havaalanında yaptığı açıklamada, bugüne kadar 8 Antarktika ve 4 Arktik seferiyle beraber kutup bölgelerine 12 seferi başarıyla tamamladıklarını söyledi.
İklim değişikliği sürecinde kutuplarda yapılan bilimsel çalışmaların çok kıymetli olduğuna işaret eden Özsoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle Türk bilim insanlarının seferler esnasında hem güneyde Antarktika’da hem de kuzey Arktik’te yaptığı bilimsel çalışmalar, döndükten sonra analiz süreçleri ve getirdikleri örnekler üzerindeki çalışmalar, sonra da bilimsel yayınlarıyla bu çalışmaları taçlandırmaları bizler için çok kıymetli. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada bilimsel çalışmalarımız çok kıymet görmekte. Aslında bu seferleri 8 senedir icra ettiğimiz düşünüldüğünde 200’ün üzerindeki bilimsel yayınla çok ciddi sonuçlar elde edildi.”
Özsoy, geniş bir çerçevede gerçekleşen çalışmalarda iklim değişikliği çatısı altında yer alan farklı kategorilerin olduğuna değindi.
Bu kategorileri detaylandıran Özsoy, şu bilgileri paylaştı:
“Yaşam bilimleri, canlı bilimleri, fiziki bilimler, yer bilimleri ve bunun için benim sosyal bilimleri de dahil etmem lazım ki hem Antarktika bölgesi hem de hiçbir dünya ülkesine ait olmayan Arktik yani bir okyanus alanından bahsediyoruz, tabii ki sosyal açıdan da değerlendirilmesi gerek.”
“KUZEY, GÜNEYE GÖRE DAHA FAZLA SICAKLIK ARTIŞINA MARUZ KALIYOR”
İklim değişikliğinin ekonomik etkilerine de vurgu yapan Özsoy, deniz buzlarıyla kaplı iki bölgede, buzların çekilmesiyle kuzeyde yeni deniz rotalarının açılması, güneyde ise ulaşılamayan noktalara ulaşabilme kabiliyeti elde ettiklerini anlattı.
Özsoy, saha tecrübelerinden edinilen ilk izlenimlere ilişkin şunlara dikkati çekti:
“Bütün çalışmaların saha tecrübelerinden sonra aslında bizim ilişkilendirdiğimiz, özellikle kuzeyle ilgili olarak, güneye göre daha fazla sıcaklık artışına maruz kaldığıdır. Sefer ekibimizin kuzey deniz buzlarına ulaştığı nokta her sene farklılık gösterdi. Bunlar ilk izlenimlerimiz ve ilk ulaştığımız değerler. Tabii ki bunun devam etmesi çok önemli. Çünkü diğer dünya ülkelerine baktığımızda 100 yıldır Antarktika ve Arktik bölgede bilimsel çalışmalar yapan ülkelerle çok ciddi oranda da eş değer bilimsel değerlere ulaştık.”
4. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi Lideri Prof. Dr. Ersan Başar da zorlu Arktik Kuzey Seferi’nin Tromso’dan başladığını aktardı.
Rota ile ilgili bilgi veren Başar, “Seferimizde 5 ayrı üniversite, onun haricinde Devlet Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığından birer görevli de bulunuyordu. Yine Şili’den ve Bulgaristan’dan birer araştırmacıyla birlikte toplam 11 kişi sefere katıldı. Seferimiz boyunca Tromso’dan hareket ettikten sonra direkt olarak kuzeye doğru yöneldik. Kuzeyde de 81 derecelere ulaştık ki bu deniz buzuyla karşılaştığımız noktaydı. Daha sonrasında batı yöne dönüp ardından seferimizi güney yöne çevirip tamamlamış olduk. Seferimiz Svalbard’ın merkezi sayılabilecek Longyearbyen de tamamlandı.” diye konuştu.
“51 İSTASYONDAN DENİZ ÖRNEKLEMESİ YAPTIK”
Başar, örnekleme alanlarının fazla olduğunu ve ekibin yoğun şekilde çalıştığını anlattı.
Yapılan çalışmalarla ilgili bilgi veren Başar, şöyle devam etti:
“51 istasyondan deniz örneklemesi yaptık. Bizim Arktik seferimiz genellikle deniz bilimleri ağırlıkta oluyor. Deniz kirliliği, deniz kimyası, deniz oşinografi şeklinde devam ediyor. Çünkü okyanusta olduğumuz için karadan örnekleme yapmıyoruz. 51 istasyon gerçekten bu anlamda çok önemli. Ayrıca çok önemli örnekler topladık. Bu örnekler ülkemizin 5 ayrı üniversitesine dağılarak buralarda yoğun bir şekilde laboratuvarlarda incelenecek ve çok değerli sonuçlar çıkacak. Bu sonuçlar da dünya bilimine ülkemizden bir katkı olarak karşımıza çıkacak. Bunun haricinde biz ikili işbirlikleri kapsamında, İtalyan bilim insanlarının daha önce bize hazırlamış oldukları örnek kaplarına onlar için de örnekleme yaparak Svalbard’da bulunan İtalyan Araştırma Üssü’ne tüm örnekleri teslim etmiş olduk. Böylelikle seferimiz boyunca ikili işbirlikleri kapsamında da birçok ülkeyle ortak çalışmalar yürüttük.”
“ÖNEMLİ BİR ERİME VAR”
Prof. Dr. Başar, buzullardaki erimenin, Arktik bölgesinde Antarktika’ya göre çok daha fazla gözlemlendiğini vurguladı.
Arktik’e 4. seferleri olması nedeniyle aynı istasyonlara 4 yıldır gittiklerini anlatan Başar, “Burada özellikle deniz buzundaki yapıyı gözlemleme şansımız oluyor. Bununla ilgili yapılan bilimsel çalışmalar da var. Özellikle son dönemlerdeki bilimsel çalışmalar buzulların erimesinin hızlı olduğunu gösteriyor. Biz de aynı istasyonlara her yıl gittiğimiz için bunları çok net olarak görebiliyoruz. Önemli bir erime var doğal olarak. Bu erimenin getirmiş olduğu başka etkiler de var. Özellikle Atlantik Okyanusu’yla Arktik Okyanusu arasındaki etkileşim alanları değişiyor. Bu da iklim değişiminde en başta olmak üzere canlıların hareketini, zor coğrafik göçlerini etkiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Başar, bir aylık süreçte örnekleme safhasını gerçekleştirdiklerini belirterek, laboratuvar aşamalarında kirlilikten biyolojik çalışmalara kadar kapsamlı değerlendirmeler yapılacağını sözlerine ekledi.
Şehir merkezindeki bir restoranda sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bir araya gelen Kurum, daha sonra TOKİ tarafından yapımı tamamlanarak hizmete açılan Rize Belediye Bloklarında incelemelerde bulundu, vatandaşlarla sohbet etti.

Kurum, gazetecilere, bu alanda deniz dolgusu üzerine yapılan binaların yıkılarak 200 dükkan ve 400 yeni ofisin Rize’ye kazandırıldığını belirtti.
Deprem bölgesinde çalışmalar yürütülürken bir taraftan da 81 ilde yapılması gereken alt ve üstyapı çalışmalarına devam ettiklerini vurgulayan Kurum, “Yarın, inşallah Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleri ile yaklaşık değeri 2 milyar 700 milyon lirayı bulan çok önemli projelerin açılışlarını gerçekleştireceğiz. Yarın saat 14.00’de milletimizle, Rizeli kardeşlerimizle kucaklaşacak ve bu muhteşem eserleri toplu açılışla birlikte milletimizin hizmetine sunmaya devam edeceğiz.” dedi.

AYDER’DE YAPILAN ÇALIŞMALAR
Bakan Kurum, kentsel dönüşüm ve doğa koruma projeleri yaptıklarına dikkati çekerek, “En önemlisi doğa ve koruma projesi olarak değerlendirdiğimiz Ayder’imiz, Ayder’imizde yaptığımız yenileme çalışmalarımız. Bu kapsamda başlattığımız çalışmaların son safhasına gelmiş durumdayız. Ayder’in doğal güzelliğine zarar vermeyecek şekilde tamamen yerin altında, Ayder’e gelen turistlere hizmet verecek 1800 araçlık otoparkı yarın inşallah açıyor olacağız.” diye konuştu.
Ayder’in güzelliğine zarar verdiğini düşündükleri, görüntü kirliliğine sebebiyet veren salıncakların kaldırıldığını anımsatan Kurum, bu kapsamda yenileme çalışmalarının devam ettiğini anlattı.

Bakan Murat Kurum, apart, termal tesis ve otellerin yeni binalara taşınacağını belirterek, “Oradaki görüntü kirliliği, binaların gözümüzün nuru yaylamıza zarar vermemesi için çalışmalarımızı özenle yürütüyoruz.” dedi.
Rize’nin sellerin yaşandığı il olduğunu, vatandaşlara bazı sözler verildiğini ifade eden Kurum, şu değerlendirmede bulundu:
“Elazığ, Malatya, Antalya yangınlarda olduğu gibi sözlerimizi tutmuş, evlerini hızlı şekilde teslim etmiştik. AFAD ve Bakanlığımız ile yaptığımız çalışmalarda selde yaşanan hasarlar nedeniyle vatandaşlarımıza verdiğimiz sözlerimizi yarın inşallah tutuyor olacağız. Yarın, o konutların anahtar teslimlerini yapıyor olacağız. Sahilde Millet Bahçesi ile nefes alacağı, Karadeniz rüzgarının hakim olacağı bir projeyi gerçekleştiriyoruz. 250 dönüm alanda gerçekleşiyor.”
Biyolojik arıtma tesisi inşaatının da başladığını dile getiren Kurum, “Rize, sadece Rize’den ibaret değil. Bugün İstanbul’da, Ankara’da, 81 ilimizde de Rizeli kardeşlerimiz var. Biz de onları mutlu etmek, onların dualarını almak için gece gündüz tüm ekibimizle, arkadaşlarımızla birlikte çalışıyoruz. Eserlerimiz, Rize’mize, memleketimize, ülkemize hayırlı olsun.” diye konuştu.

“YIKILAN OTELLERİN YERİNE HİÇBİR YAPI YAPILMAYACAK”
Kurum, kentsel dönüşüm çalışmalarının vatandaşlarla uyumlu şekilde yürütüldüğüne dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Rize meydan diye bildiğimiz bölümde vatandaşlarımızla görüşmelerimizi yapıyoruz. İkinci etap diye belirlediğimiz alanda vatandaşlarımızın talepleri doğrultusunda projeye dahil edip, dönüşümü gerçekleştireceğiz. Deniz Sitesi ve Müftülük Sitesi’nin dönüşümünü gerçekleştirdik. Salarha ve Yağlıtaş’ta rezerv konut gerçekleştirdik. Bu konutlarla birlikte de şehrin içinde tıkanmış, sıkıntı, problem yaşadığımız tüm alanların dönüşümünü inşallah gerçekleştireceğiz. Rize, bu işler bittiğinde Ayder’in turizmi, doğa koruma projesi tamamlanmış bir cazibe merkezi, yine Pokut Yaylası’na gittiğinizde her türlü biyolojik çeşitliliği gördüğünüz, doğanın korunduğu, oradaki yapıların korunduğu, sahile geldiğinizde yürüyüş yollarıyla, bisiklet yollarıyla milletimizin huzur içerisinde gezdiği ve üreten, istihdam oluşturan şehir olacaktır, olmaya devam edecektir.”

Ayder’in planlı bir şekilde taşındığına işaret eden Kurum, şunları kaydetti:
“Termal oteli, 7-8 otel ile görüşüp onun yerine taşıyacağız. Yıkılan otellerin yerine hiçbir yapı yapılmayacak. Termal otelin altında arazi almıştık. Apartları buraya yapıp planlı şekilde taşıyor olacağız. Aslında yapmış olduğumuz çalışmalar da imar planı çerçevesinde yapılan çalışmalar. Bu manada Çamlıhemşin’de belediye başkanımızla, milletvekilimizle, valimizle hep birlikte bu istişareleri yürütüyoruz. İnşallah vatandaşlarımızla nasıl horonla başladıysak, nasıl orada büyük bir coşkuyla başladıysak, yine aynı coşkuyla projemizi milletimize verdiğimiz sözler doğrultusunda tamamlayacağız.”
Daha sonra Vali İhsan Selim Baydaş’ı ziyaret eden Kurum’a, AK Parti Rize Milletvekili Muhammed Avcı ve Belediye Başkanı Rahmi Metin eşlik etti.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, demiryollarında yürütülen elektrifikasyon çalışmalarına dair açıklamalarda bulundu. Mevcut hatların elektrikli hale getirilmesi çalışmalarının, Türkiye için ekonomik ve stratejik olarak büyük önem arz ettiğinin altını çizen Bakan Uraloğlu, Türkiye genelinde artan yolcu ve yük taşımacılığı arzının karşılanabilmesi, işletmeciliğin daha ekonomik ve çağın koşullarına uygun hale getirilebilmesi için projelerin duraksamadan hazırlandığını ve yapım aşamasının devam ettiğini söyledi.

“1 ADET ELEKTRİKLİ LOKOMOTİFİN ÇEKERİ 2 ADET DİZEL LOKOMOTİFİN ÇEKERİNE EŞİT”
Maliyet olarak elektrikli lokomotif giderlerinin, dizel lokomotif giderinin yüzde 33’üne tekabül ettiğini vurgulayan Uraloğlu, “Genel olarak 1 adet elektrikli lokomotifin çekeri 2 adet dizel lokomotifin çekerine eşit. Böylece az lokomotif ile çok daha fazla yük daha kısa sürede taşınacağından hat kabiliyetinin ve kapasitesinin artması da sağlanıyor.” diye konuştu.

“ELEKTRİKLİ LOKOMOTİFLERİN BAKIM MALİYETİ, DİZEL LOKOMOTİFLERE KIYASLA DAHA UCUZ”
Elektrikli lokomotiflerin işletme ve bakım kolaylığı sağladığını da belirten Bakan Uraloğlu, elektrikli lokomotiflerin bakım maliyetinin, dizel lokomotiflere kıyasla daha ucuz olduğunun altını çizdi. Uraloğlu, “Sadece bakım maliyeti ve ucuzluk olarak bakmıyoruz. Doğal yaşama ve çevreye olan hassasiyetimizle Türkiye’nin ulaşım ağını güçlendirmeye devam ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 22 yılda kendi demiryolu ekosistemimizi oluşturma yolunda çok önemli mesafe kat ettik. Yüksek hızlı ve hızlı demiryolu inşaatında çok önemli işlere imza attık. Artık Milli Elektrikli Lokomotiflerimiz, Milli Hızlı Trenimiz, Milli Elektrikli Setlerimiz, Milli Vagonlarımızın tasarımından üretimine kadar ileri teknoloji kullanılarak milli ve yerli imkanlarla üretim yapıyoruz.” şeklinde konuştu.

Öz kaynaklar ile yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretilmesi yönünde yaptıkları çalışmalarla, daha çevreci ve daha ekonomik bir ulaşım imkanı sağladıklarının da altını çizen Bakan Uraloğlu, “Elektrifikasyon sistemlerini yaygınlaştırarak elektrik enerjisi yönünden dışa bağımlılığı azaltarak daha az dışa bağımlılığı olan kendi enerji kaynaklarımızdan azami derecede istifade ederek, ithal edilen petrole ödenen dövizden tasarruf sağlamayı hedefliyoruz” dedi.

“MEVCUT KONVANSİYONEL HATLARIMIZIN 993 KİLOMETRELİK KESİMİNDE YAPIM ÇALIŞMALARIMIZ DEVAM EDİYOR.”
Son 21 yılda mevcut hatların elektrikli hale getirilmesi kapsamında yapılan çalışmalar ile 2002 yılında 2 bin 122 kilometre olan elektrikli hat uzunluğunun yüzde 237 oranında bir artışla 2024 yılı Mayıs ayı itibariyle toplam 7 bin 142 kilometreye ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, “Mevcut konvansiyonel hatlarımızın 993 kilometrelik kesiminde yapım çalışmalarımız devam ediyor. Bu hatlar; Malatya – Elazığ, Karaman – Ulukışla, Alayunt – Afyon – Konya, Köseköy – Gebze. Tobalı – Ödemiş hattımızda ise çalışmalarımızı tamamladık. 2 bin 926 kilometrelik kesim için ise proje ve ihale hazırlık çalışmaları devam ediyor. Mevcut ve yapımı devam eden projelerimiz ile orta vadede elektrikli hat oranımızı yüzde 90’a yükseltmeyi hedefliyoruz.” açıklamasında bulundu.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, demiryollarında yürütülen elektrifikasyon çalışmalarına dair açıklamalarda bulundu. Mevcut hatların elektrikli hale getirilmesi çalışmalarının, Türkiye için ekonomik ve stratejik olarak büyük önem arz ettiğinin altını çizen Bakan Uraloğlu, Türkiye genelinde artan yolcu ve yük taşımacılığı arzının karşılanabilmesi, işletmeciliğin daha ekonomik ve çağın koşullarına uygun hale getirilebilmesi için projelerin duraksamadan hazırlandığını ve yapım aşamasının devam ettiğini söyledi.

“1 ADET ELEKTRİKLİ LOKOMOTİFİN ÇEKERİ 2 ADET DİZEL LOKOMOTİFİN ÇEKERİNE EŞİT”
Maliyet olarak elektrikli lokomotif giderlerinin, dizel lokomotif giderinin yüzde 33’üne tekabül ettiğini vurgulayan Uraloğlu, “Genel olarak 1 adet elektrikli lokomotifin çekeri 2 adet dizel lokomotifin çekerine eşit. Böylece az lokomotif ile çok daha fazla yük daha kısa sürede taşınacağından hat kabiliyetinin ve kapasitesinin artması da sağlanıyor.” diye konuştu.

“ELEKTRİKLİ LOKOMOTİFLERİN BAKIM MALİYETİ, DİZEL LOKOMOTİFLERE KIYASLA DAHA UCUZ”
Elektrikli lokomotiflerin işletme ve bakım kolaylığı sağladığını da belirten Bakan Uraloğlu, elektrikli lokomotiflerin bakım maliyetinin, dizel lokomotiflere kıyasla daha ucuz olduğunun altını çizdi. Uraloğlu, “Sadece bakım maliyeti ve ucuzluk olarak bakmıyoruz. Doğal yaşama ve çevreye olan hassasiyetimizle Türkiye’nin ulaşım ağını güçlendirmeye devam ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 22 yılda kendi demiryolu ekosistemimizi oluşturma yolunda çok önemli mesafe kat ettik. Yüksek hızlı ve hızlı demiryolu inşaatında çok önemli işlere imza attık. Artık Milli Elektrikli Lokomotiflerimiz, Milli Hızlı Trenimiz, Milli Elektrikli Setlerimiz, Milli Vagonlarımızın tasarımından üretimine kadar ileri teknoloji kullanılarak milli ve yerli imkanlarla üretim yapıyoruz.” şeklinde konuştu.

Öz kaynaklar ile yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretilmesi yönünde yaptıkları çalışmalarla, daha çevreci ve daha ekonomik bir ulaşım imkanı sağladıklarının da altını çizen Bakan Uraloğlu, “Elektrifikasyon sistemlerini yaygınlaştırarak elektrik enerjisi yönünden dışa bağımlılığı azaltarak daha az dışa bağımlılığı olan kendi enerji kaynaklarımızdan azami derecede istifade ederek, ithal edilen petrole ödenen dövizden tasarruf sağlamayı hedefliyoruz” dedi.

“MEVCUT KONVANSİYONEL HATLARIMIZIN 993 KİLOMETRELİK KESİMİNDE YAPIM ÇALIŞMALARIMIZ DEVAM EDİYOR.”
Son 21 yılda mevcut hatların elektrikli hale getirilmesi kapsamında yapılan çalışmalar ile 2002 yılında 2 bin 122 kilometre olan elektrikli hat uzunluğunun yüzde 237 oranında bir artışla 2024 yılı Mayıs ayı itibariyle toplam 7 bin 142 kilometreye ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, “Mevcut konvansiyonel hatlarımızın 993 kilometrelik kesiminde yapım çalışmalarımız devam ediyor. Bu hatlar; Malatya – Elazığ, Karaman – Ulukışla, Alayunt – Afyon – Konya, Köseköy – Gebze. Tobalı – Ödemiş hattımızda ise çalışmalarımızı tamamladık. 2 bin 926 kilometrelik kesim için ise proje ve ihale hazırlık çalışmaları devam ediyor. Mevcut ve yapımı devam eden projelerimiz ile orta vadede elektrikli hat oranımızı yüzde 90’a yükseltmeyi hedefliyoruz.” açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin yanı sıra Finlandiya, Fransa, Portekiz ve İsveç dahil toplam 5 farklı ülkeden 17 paydaşın katılımıyla yürütülen AI4Green Projesi’nin Türkiye konsorsiyumu Turkcell, P.I. Works ve Turkgen’den oluşurken, konsorsiyumunun koordinatörlüğünü de Turkcell üstlendi.
Projenin uluslararası koordinatörlüğü İsveç’ten KTH Royal Institute of Technology tarafından yürütüldü. Yeni şebeke mimarilerinin ortaya çıkmasını ve akıllı şebekelerin gelişimini de dikkate alarak kapsamlı yapay zeka tabanlı algoritmalar ve çözümler geliştirmeyi hedefleyen AI4Green projesi, üç yıllık çalışmanın ardından 2023 itibarıyla faaliyetlerini tamamladı. Söz konusu proje, enerji verimliliği ve risk farkındalığı alanında elde ettiği sonuçlar ile “Eureka Küresel İnovasyon Zirvesi 2024” etkinliğinde Eureka Yılın İnovasyon Ödülü’ne layık görüldü.
“AR-GE VE YENİLİK FAALİYETLERİMİZLE YATIRIMLARIMIZI DESTEKLEYEREK ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Turkcell Şebeke Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Vehbi Çağrı Güngör, daha sürdürülebilir ve verimli bir şebeke altyapısına sahip olmak adına yürütülen çalışmalara değinerek, Turkcell olarak, kullandıkları enerjinin yenilenebilir kaynaklardan elde edilmesi için yoğun yatırım planları olduğunu belirtti.
Güngör, “2026 itibarıyla toplam elektrik ihtiyacımızın yüzde 65’ini kendi sahip olduğumuz rüzgar ve güneş enerjisi yatırımları ile ‘Yeşil Enerji’ kaynaklarından karşılamayı hedefliyoruz. Bunun yanında, kullanımlarımızın verimli olması da en az kaynağı kadar bizim için önemli. Yürüttüğümüz AR-GE ve yenilik faaliyetlerimizle bu alandaki doğrudan yatırımlarımızı destekleyecek şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Eureka Yılın İnovasyon Ödülü’nü kazandıkları proje hakkında da bilgiler veren Güngör, projedeki araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yanı sıra Türkiye konsorsiyum liderliğini ve Türkiye kullanım senaryosu liderliğini de üstlendikleri projede, paydaşlarıyla ortak çalışmalar gerçekleştirdiklerini vurguladı.
Güngör, “Bu kapsamda P.I. Works ile birlikte yürüttüğümüz çalışmaların sonucunda kapsama kaybına neden olmayacak şekilde baz istasyonlarının kullanım dışı dönemlerde otomatik bir şekilde kapatılmasını sağladık ve sahanın aktif kullanım anlarını otomatize ederek önemli enerji tasarrufu kazanımları elde ettik. Diğer paydaşımız Turkgen ile yürütülen çalışmalarda ise sosyal medya verilerinin işlenmesi ile anlık olaylar ve yoğunluklar tespit edilerek, planlama dışı ihtiyaçların anında belirlenmesi ve aksiyon alınması sağlandı.” açıklamalarında bulundu.
Turkcell’in 30 yıldır teknoloji ve inovasyon konusunda Türkiye’ye öncülük ettiğine dikkati çeken Güngör, şunları kaydetti:
“AR-GE çalışmalarımız ile ülkemiz için her açıdan fayda üretmeye devam ediyoruz. Yerli ekosistemimle ürettiğimiz çözümlere ek olarak yabancı proje paydaşlarımızla da uluslararası arenada rekabetçi ve yenilikçi çıktılar üretiyoruz. Bu noktada TÜBİTAK’ın desteklediği ulusal projelerimiz ile özellikle Avrupa Birliği’nin desteklediği uluslararası projelerimiz bizim için büyük önem taşıyor. Tıpkı AI4Green projesinde olduğu gibi, bu projeler sayesinde hem Turkcell hem de ülkemiz için çok başarılı sonuçlar elde ederken, ortak bilgi birikiminin büyümesine katkı sağlıyoruz. Yeni nesil teknolojiler odaklı AR-GE çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.”
11 kişiden oluşan bilim heyeti, Tromso’da bulunan 62 metrelik Norveç bayraklı Polar Xplorer isimli gemi ile yola çıkarak, yaklaşık 1 ay boyunca Arktik Okyanusu’nda 24 ayrı noktada 16 proje için bilimsel örnekleme ve çalışmalar gerçekleştirecek.

KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN NEDENLERİ VE ETKİLERİ ARAŞTIRILACAK
Bilim insanları bu yıl özellikle denizsel alanda yapacakları değerlendirmeler ve örneklemelerle kutup bölgelerinde hızlı sonuçların gözlemlendiği alanlarda küresel iklim değişikliğinin nedenlerini ve etkilerini araştıracak.
Öte yandan bilim insanları Güney Kutbu’nda bu yıl 8’incisi gerçekleştirilen Ulusal Antarktika Bilim Seferi’nde yaptıkları deniz örneklemelerini Arktik Okyanusu’nda da gerçekleştirerek iki kutup bölgesi arasındaki benzer yahut farklılıkları da gözlemleyebilecek.
Sefer süresince deniz bilimleri ağırlıklı yapılan çalışmaların yanı sıra hava ve atmosfer, fiziki bilimler, canlı bilimleri için çalışmalar gerçekleştirilecek.

“IPCC 1,5 DERECE ISINMA SENARYOSUNU YAŞAMAYA BAŞLADIK”
4. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi Koordinatörü Prof. Burcu Özsoy, bu yıl dördüncüsü gerçekleşecek olan sefer öncesi AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Her yıl yeni projelerle bölgede bilimsel çalışmalarımızı artırıyoruz. Dünyayı daha iyi tanıyan, elde ettiği bilgiler ışığında iklim değişikliği projeksiyonlarını oluşturan, insan kaynaklı etkilerin kutup bölgelerine etkisini araştıran bir Türkiye olarak, dünya bilim literatürüne katkılarınızı artırıyoruz. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 1,5 derece ısınma senaryosunu yaşamaya başladık. Yapacağımız çalışmalarla bu etkilerin Arktik’te neler olduğunu daha iyi anlayacağız.“ ifadelerini kullandı.
“BU SENEKİ PROJELERİMİZDE 16 TANE DENİZ BİLİMLERİ PROJESİ BULUNUYOR”
4. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi Lideri Prof. Ersan Başar da bu yıl dördüncüsü düzenlenecek olan Arktik Bilimsel Araştırma Seferi için Tromso’ya geldiklerini ifade ederek, “11 bilim insanıyla Tromso’da gemiye katıldık. Bu seneki projelerimizde 16 tane deniz bilimleri projesi bulunuyor. Aynı zamanda seferimizde bir Bulgar ve bir Şilili bilim insanı var.” bilgilerini verdi.
Prof. Başar, seferin yaklaşık olarak 1 ay süreceği belirterek, “Tromso’dan gemi ile ayrıldıktan sonra seferimizi Svalbard takım adalarında Longyearbyen de tamamlayacağız ve uçakla ülkemize dönüş yapacağız. Seferimiz boyunca deniz bilimleri alanında yapılan birçok konuda projeler yürütülmekte. Bu projeler ile ilgili veriler ve örnekler toplandıktan sonra laboratuvarlara götürerek bunların incelemelerini yapacağız.” diye konuştu.
Türkiye’nin her yıl, hem güney kutbu Antarktika’da hem de kuzeyde Arktik’te bilimsel sefer düzenlemekte olduğunun altını çizen Başar, “Bu projeler ikili çalışmalarla yürütülmekte. Bilim insanları bazı projelerini hem de Arktik hem Antarktika’da aynı anda yapmakta. Bu da kutup bölgesindeki değişimleri daha rahat görmemizi sağlıyor. Uzay çalışmalarında yapılan araştırmalarımızın bazıları da Antarktika’da eş değer olarak yapılmakta. Uzayda, güneyde ve kuzeyde kutup bölgelerinde bilimsel projelerimizi yürütmekteyiz.” ifadelerini kullandı.

HEYETE SEYİR ÖNCESİ GEMİ İÇİ EĞİTİMLERİ VERİLDİ
Bu arada seyir öncesi, yaklaşık bir ay boyunca çalışma ve yaşam alanı olacak araştırma gemisinde bilim heyetine gemi içi eğitimleri verildi.
4. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi Lider Yardımcısı Doğaç Baybars Işıler, gemide verilen eğitimlerin önemine değinerek, şunları kaydetti:
“Gemide, denizde hayatta kalma eğitimlerini veriyoruz. Gemi seyrine başlamadan önce tüm sefer katılımcılarının gemi, deniz koşullarına hazırlıklı olmasını ve emniyet kurallarına hakim olmasını bekliyoruz. Bu kapsamda halihazırda dalma giysisi (immersion suit) eğitimi verildi. Burada ana amaç bütün sefer katılımcılarının bütün emniyet kurallarına hakim olması ve olası bir durumda bunları uygulayabilecek kapasitede olmasını sağlamak.” dedi.
ADIYAMAN
Samsat ilçesinde Taşkuyu köyünde serinlemek için sulama kanalına giren Mustafa Dağ (14), bir süre sonra gözden kayboldu.
Yakınlarının ihbarıyla bölgeye kurtarma ve sağlık ekipleri yönlendirildi. Vatandaşlar tarafından sudan çıkarılan çocuk, sağlık ekiplerine teslim edildi.
Ambulansla Samsat Devlet Hastanesine kaldırılan Mustafa Dağ, müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Cenaze, otopsi yapılmak üzere Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna kaldırıldı.
ÇORUM
Çorum’un Boğazkale ilçesinde Evci köyü yakınlarındaki gölete arkadaşıyla gezmek için giden Veyis Sarıerikli (20), serinlemek için suya girdi.
Bir süre sonra Sarıerikli’nin boğulma tehlikesi geçirdiğini fark eden arkadaşları, 112’den yardım istedi.
İhbar üzerine olay yerine jandarma, AFAD ve sağlık ekipleri sevk edildi.
AFAD İl Müdürlüğü arama kurtarma ve dalgıç ekibi, sudan gencin cansız bedenini çıkardı. Sarıerikli’nin cenazesi, otopsi için Ankara Adli Tıp Kurumuna gönderildi.
Evci Köyü Muhtarı Salim Küçüksakal, olay sırasında Sarıerikli’nin sudayken arkadaşına, “Boğuluyorum yardım et” diye seslendiğini, arkadaşının yüzme bilmemesi nedeniyle yardım çağırmak için uzaklaştığını, döndüğünde arkadaşını bulamadığını söyledi.
BURSA
İznik’te ailesiyle birlikte piknik yapmak için Yenişehir’den İznik ilçesine gelen 13 yaşındaki Halil el Hüseyin, yüzmek için DSİ’nin su aldığı gölete girdi. Derinliği yaklaşık 6 metre olan gölette yüzen Hüseyin, bir anda ortadan kayboldu.
Hüseyin’in ailesi çocuklarını göremeyince telaşlandı. Ailenin ihbarı üzerine olay yerine polis ve jandarma ekipleri sevk edildi.
İznik polisi ve jandarma ekipleri arama çalışmalarına başladı. Mudanya deniz polisine ait dalgıç timinin çalışmaları sonucunda, Halil el Hüseyin’in cansız bedeni sudan çıkarıldı. Talihsiz çocuğun cansız bedeni, İznik Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Olay yerinde bulunan Halil el Hüseyin’in ailesi sinir krizi geçirdi. Sağlık ekipleri aileye müdahale etti. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
KOCAELİ
Kandıra ilçesinde Seyrek Mahallesi mevkisinde önceki gün arkadaşıyla denize girdikten sonra gözden kaybolan Muharrem Elitaş’ın (24) bulunması için Kocaeli Su Kazaları Engelleme Merkezi (KOSKEM) cankurtaranları, jandarma, deniz polisi ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bot ve helikopterinin katılımıyla arama çalışması yürütüldü.
Sahil Güvenlik ekipleri Elitaş’ın cansız bedenine ulaştı. Cenaze sudan çıkarılarak Kandıra Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.
İSTANBUL
Şile Sofular Plajı’nda denize giren 16 yaşındaki Kerem İmre ve 17 yaşındaki Yusuf Jamalov boğularak hayatını kaybetti. Boğulmaktan son anda kurtarılan Kerem İmre’nin 12 yaşındaki kardeşinin tedavisinin ise yoğun bakımda devam ettiği öğrenildi.
Hayatını kaybeden Jamalov’un babası Aras Jamalov, “Orası bir kumsal, kumu bile bataklık. Girenlerden günde 3-4 kişi vefat ediyor. Eşimi kurtardım oğlumu kurtaramadım. Gücüm yetmedi. Çünkü Karadeniz orası, dalgalı” dedi.
DÜZCE
Düzce’nin Akçakoca ilçesinde denizde kaybolan 16 yaşındaki İbrahim K’nin cansız bedenine ulaşıldı.
Kurban Bayramı tatili için geldiği ilçedeki Çayağzı Plajı’nda girdiği denizde kaybolan İbrahim K’yi arama çalışmaları suda, havadan ve karadan yürütüldü.
Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı tekne, bot, helikopter ve dron ekiplerinin yanı sıra AFAD, UMKE ile Sakarya, Ankara, Zonguldak’tan Jandarma Sualtı Arama ve Kurtarma Timi (SAK) ile Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) ekipleri, su altı ve kıyı şeridinde görev yaptı.
Sahil bölgesinden ayrılmayan gencin ailesi ise çocuklarının bulunması için yürütülen çalışmaları takip etti.
Sahil şeridinde 30 saatten fazla süren çalışmalar sonucu İbrahim K’nin cansız bedeni, kaybolduğu yerden yaklaşık 100 metre uzaklıkta dalgıçlar tarafından bulundu.
Kıyıya çıkarılan cenaze, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim, Araştırma ve Uygulama Hastanesi morguna kaldırıldı.
Güney Pasifik ülkesi Papua Yeni Gine’nin kuzeybatısındaki Enga eyaletine bağlı Yambali köyünde 24 Mayıs’ta toprak kayması meydana geldi.
Sosyal medyada yer alan videolarda, dağın tepesinden kopan kaya kütlesinin yamaçtaki toprağı sürükleyerek köydeki hanelerin üzerine yığdığı görüldü.
BM’ye bağlı IOM Papua Yeni Gine Misyon Şef Aktoprak, heyelana ve arama kurtarma sürecine ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

– HEYELANDA TEKTONİK HAREKETLER İLE AŞIRI YAĞIŞIN PAYI BÜYÜK
Aktoprak, olayın meydana geldiği alanı çevreleyen dağlar itibarıyla zeminin sağlam yapıya sahip olduğunu, bölgede daha önce heyelan görülmediğini ifade etti.
Papua Yeni Gine’nin dünyadaki depremlerin ve volkanik faaliyetlerin çoğunun meydana geldiği “Pasifik Ateş Çemberi” üzerinde yer aldığına dikkati çeken Aktoprak, tektonik hareketlerin ülke genelinde yoğun şekilde meydana geldiğini vurguladı.
Aktoprak, tektonik hareketlenmeye ek olarak La Nino hava olayı kaynaklı yağışların da arttığına işaret ederek, “Bunların hepsi üst üste geldiğinde felaket senaryosunu hazırlamış oluyor.” dedi.

– “ÖLÜ SAYISININ BİR ANDA ARTMASI BİZİ DE ŞAŞIRTTI”
Heyelan sonucu ölenlerin sayısına ilişkin yapılan ilk tahminlerin 60 evin toprak altında kaldığı ve yaklaşık 100 kişinin ölmüş olabileceği yönünde olduğunu aktaran Aktoprak, “Bu sayı, 2 gün sonra 670’e çıktı. Ölü sayısının bir anda artması bizi de şaşırttı.” diye konuştu.
Serhan Aktoprak, Ulusal Afet Merkezinin bölgede yürüttüğü incelemelerin ardından hazırladığı mektuba atıfta bulunarak, “Mektupta, uluslararası yardım ricasında bulundular ve 2 binden fazla kişinin toprak altında kaldığını söylediler. Tabii bu herkeste çok daha büyük bir şok etkisi yarattı.” şeklinde konuştu.
– ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARINDA KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR
Aktoprak, 3 ila 4 futbol sahasına denk gelen afet bölgesinin, büyük kaya parçaları ve toprak yığınıyla dolu olduğunu anlattı.
Yardım faaliyetlerinde bulunmaları amacıyla bölgeye çok sayıda IOM personelinin gönderildiğini vurgulayan Aktoprak, toprak kayması devam ettiği için arama kurtarma çalışmalarının zorlu şartlar altında sürdüğünü belirtti.
Aktoprak, “Çalışmalar esnasında onlarla (IOM personeli) telefonda konuşurken, bana ‘Biz kaçmak zorundayız çünkü kayalar düşüyor’ dediler. Kayalar hala düşmeye devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
Papua Yeni Gine adetlerinde ölünün bedenine saygıyla yaklaşılması anlayışının yer aldığının altını çizen Aktoprak, bölge sakinlerinin, yakınlarının ölü bedenlerine zarar vereceğini düşündükleri için arama kurtarma çalışmalarında iş makinelerinin kullanılmasına izin vermediğine işaret etti.
Aktoprak, çalışmalara katılan gönüllülerin toprağı buldozer tarzı makineler yerine kazma kürek yardımıyla kazdığını ve bunun arama kurtarma faaliyetlerini yavaşlattığını söyledi.
Afet bölgesine çıkan yolların bir kısmının heyelan nedeniyle zarar gördüğünü aktaran Aktoprak, hasar alan yolların günlerdir trafiğe kapalı olduğuna ve insani yardım konvoylarının bölgeye ulaşmakta zorlandığına dikkati çekti.
– 1600’E YAKIN KİŞİ YERİNDEN OLDU
Aktoprak, heyelanın ardından yaklaşık 1600 kişinin evsiz kaldığını kaydetti.
Yerinden edilen bu nüfusun beraberinde bazı sıkıntılar getirebileceğini savunan Aktoprak, “Düzensiz göç problemi olabilir. Bunun, beraberinde getirdiği başka sosyolojik ve ekonomik problemler de var. Hem göç eden şahısların hayatı zorlaşabilir hem de kentsel sistemlerde sorun çıkabilir.” dedi.

– İLERİYE DÖNÜK VE UZUN VADELİ “TOPLUM BAZLI KALKINMA PLANLARI”
Aktoprak, evsiz kalan afetzedelerin gıda, su, sağlık ve barınma gibi ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini, bunu sağlamak için uzun vadeli çalışmalar yürüttüklerini söyledi.
Uluslararası Göç Örgütünün diğer BM kurumlarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve hükümetle beraber çalışacağını belirten Aktoprak, yürütülecek ortak çalışmalarla afetzedelere gereken yardımı sağlayacaklarını ifade etti.
Serhan Aktoprak, ayrıca, Uluslararası Göç Örgütünün “toplum bazlı kalkınma planları” yardımıyla heyelandan etkilenen nüfusun sosyoekonomik kalkınmasına yardımcı olmayı amaçladığını aktardı.
Ülkedeki kurumların, valiliklerin, yerel kuruluşların ve komşu köylerin de afetzedelere yardım sağladığını anlatan Aktoprak, uluslararası camiadan gelecek yardımın da önemine vurgu yaptı.
– “İNSANLAR ARASINDA KÖPRÜ KURMAK ÇOK ÖNEMLİ”
Konumunun uzaklığı neticesinde Papua Yeni Gine’de yaşananlara kayıtsız kalınmaması gerektiğini dile getiren Aktoprak, “Papua Yeni Gine’nin yaşadığı sorunlar, sırf Papua Yeni Gine’ye ait değil. Burada öyle tecrübeler var ki bunlar esasında başka ülkeler için model olabilir.” diye konuştu.
Aktoprak, Papua Yeni Gine’nin tecrübelerinden faydalanmanın ve bu ülkeyi küresel çalışmalara daha fazla katmanın önemine değinerek, “İnsanlar arasında köprü kurmak çok önemli. Papua Yeni Gine’nin çok büyük potansiyeli var.” ifadesini kullandı.
Ülkenin ekosisteminin ve kültürünün zenginliğine işaret eden Aktoprak, “Dünyanın en büyük üçüncü yağmur ormanları burada. Flora, fauna, endemik elementler de çok fazla. Burada, 850’den fazla dil konuşuluyor. Herkes en az 2-3 yerli dil biliyor.” değerlendirmesini yaptı.

– GÜNEY PASİFİK ÜLKESİ PAPUA YENİ GİNE
Yaklaşık 10 milyon kişiye ev sahipliği yapan Pasifik ada ülkesi Papua Yeni Gine, ana karadan ve çok sayıda küçük adadan oluşuyor. İlk yerleşimcilerin ana karaya 50 ila 60 bin yıl önce geldiği tahmin ediliyor.
Dağlar, ormanlık alanlar ve çok sayıda nehir vadisinden oluşan coğrafyasıyla zengin bir ekosisteme sahip olan Papua Yeni Gine, çok sayıda canlı ve bitki türünü barındırıyor.
Etnik ve dil çeşitliliğinin gözlemlendiği ülkede, aralarında en çok kullanılan resmi yerel dil Tok Pisin, Hiri Motu ve İngilizce’nin bulunduğu yaklaşık 850 dil konuşuluyor.

‘LAZER TARAMAYLA KILCAL ÇATLAKLARA KADAR TESPİTLERİ YAPILDI’
Restorasyon çalışmalarının aralıksız devam ettiği camide incelemelerde bulunan Gaziantep Vakıflar Bölge Müdürü Adem Bozkurt, depremin hemen ardından vakit kaybetmeden 11 ildeki tarihi yapılarda hasar tespitini yaptıklarını belirtti. Türkiye’deki önemli üniversitelerden gelen akademisyenlerden bilim heyetleri oluşturduklarını ve heyetin hasarların neden kaynaklandığını araştırmak için çalışmalar yaptığını söyleyen Bozkurt, tarihi Ulu Cami’nin de restore edildiğini vurgulayarak, “Ulu Cami 15’inci yüzyılda Dulkadiroğlu Beyliği döneminde yapılmış bir eserimiz. Buranın hızlı bir şekilde ihalesi yapıldı. İvedilikle çok hızlı bir şekilde tehlike arz eden minarelerimizin korunabileceklerini koruyup korunamayacaklarına titizlikle tek tek taşlarını sökmekle imalatlarımıza başladık. Daha sonrasında lazer tarama dediğimiz aslında bu yapılardaki oluşan her türlü hasarın en ince kılcal çatlaklara kadar tespitleri yapıldı. Zemin sondajları yapıldı; hem yüzeyde, hem tavanda, hem tabanda jeoradar dediğimiz ve beden duvarlarındaki boşlukların tespiti yapıldı. Daha sonra bunlarla ilgili çok ciddi bir statik projelendirme çalışması gerçekleştirildi” diye konuştu.

Yapılan çalışmalarda tarihi yapıların restorasyon dışında güçlendirilmesi gerektiğinin de ortaya çıktığını ifade eden Adem Bozkurt, “Bununla ilgili bütün her türlü hesaplamalar yapıldıktan sonra şu anda bu camimizi rölövesi, restitüsyon projesi, statik güçlendirme projesi koruma kurullarından geçirilerek artık restorasyon çalışması aşamasına geçilmeye başlandı. Bir de biz bu aşamalarda acilen yapılarımızın tekrardan artçılardan oluşacak hasarlarını engellemek amacıyla, yapılarımızı ivedilikle, askılama metotlarıyla askıladık ve yapının ayakta durmasını sağladık. Bu süreçten sonraki kısımda da Allah nasip ederse hem 300-400 belki 500 kalemlik bir imalatla bu caminin onarımlarını yapacağız, restorasyonlarını yapacağız. Çünkü restorasyon çok farklı bir uygulama hem taş işçiliği hem ahşap işçiliği hem konservasyon dediğimiz çok özgün eserlerimizin korunması bu tür imalatların titizlikle tek tek yapılması gerekiyor. Dolayısıyla da bu çalışmalar özenle yürütülüyor” dedi.
2025’İN SONUNA YETİŞTİRİLECEK
Restorasyon çalışmasının çok teknik bir süreç olduğunu ve bu tekniklerden birinin de enjeksiyon tekniği olduğunu söyleyen Gaziantep Vakıflar Bölge Müdürü Adem Bozkurt, “Enjeksiyon dediğimiz imalat yapının karakteristik özelliğine herhangi bir zarar getirmeksizin hidrolik kireçten yani aslında yapıların orijinal yapım tarzında kullanılan malzemelerle yapılan özel bir enjeksiyon. Boşlukların doldurulması, mevcut dolgu malzemelerinin de birbirine kilitlenmesini sağlıyor. Bunun için de çok titiz bir çalışma gerçekleştiriyoruz. Allah nasip ederse camimizi 2025 yılı sonunda çalışmaları tamamlayarak yeniden ibadete açmayı planlıyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Kentin mega projelerinden biri olan ve toplam 43,8 kilometre uzunluğu ile özellikle Karadeniz Sahil Yolu’ndaki transit trafiğini düzenlemek amacıyla projelendirilen Güney Çevre Yolu üç kısım halinde hayata geçirilecek. Çevre Yolu’nun Karadeniz Sahil Yolu’ndan ayrıldığı proje başında T-1 tünelinin ilk 4 kilometresinde kazı ve tünel çalışmaları süren projenin 16,5 kilometre uzunluğundaki birinci kısmında 31 metre genişliğindeki 3 gidiş 3 geliş şeritli yolda 7 tünel ve 7 viyadük yer alacak. 35,8 kilometresinin 15 adet tünel ile 2,1 kilometresinin ise 14 adet viyadük ile geçilmesi hedeflenen proje Arsin ilçesinde tamamlanacak.

Ahmet Metin Genç: “Ciddi bir kamu yatırımı”
Güney Çevre Yolu’nda devam eden çalışmalar ile ilgili bilgiler veren Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, projenin ilk 4 kilometresinde kazı ve tünel çalışmalarının sürdüğünü söyledi.
Başkan Genç, “Güney Çevre Yolumuz epeydir şehrimizde konuşulan bir proje. Hem bir taraftan sahil yoluna alternatif bir transit geçiş güzergahı ama diğer yandan da bizi daha çok yönüyle ilgilendirdiği şekliyle arz etmek isterim şehircilik açısından da Trabzon’umuzun biliyorsunuz şehir sahil bandına sıkışmış bir şekilde şehrimizin güneye taşınabilmesi, güneye doğru açılabilmesi, şehirleşmesi, yeni yaşam alanlarının, kamu alanlarını, sosyal yaşam alanlarını, diğer ünitelerimizin oluşabileceği bir alan olması hasebiyle de çok önemli. Cumhurbaşkanımızın iradesi, kararı, kararlılığı bu bölgeye olan hassasiyeti bütün bunlardan dolayı kendilerine müteşekkiriz. Bölgemizin çok önemli kazanımları oldu. Ama bu yolun startını vermiş olması başlı başına bizim için önemli bir hadise. Şu an itibariyle ilk 4 kilometresinde kazı ve tünel çalışmaları başladı. Biz de süratle takip ediyoruz. Birinci etabımız yani giriş Akçakale’yle Akyazı arasında düşünülen etap Ortahisar’ımızın Karşıyakası ile birleşti. Dolayısıyla 16 kilometrelik ilk etabın birinci dilimini şu anda çalışıyoruz. Bizde yakın takip ediyoruz. Tabii bu ciddi bir kamu yatırımı. Ama hükümetimizin hal ve şart ne olursa olsun bunu Trabzon’umuza kazandırma konusundaki desteklerine tekrar Cumhurbaşkanımız nezdinde bütün bakanlarımıza, milletvekillerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Şehir bağlantıları noktasındaki çalışmalarda biz de elimizden geldiği kadar katkılarımızı yapıp imar konusundaki düzenlemelerimizi yapıp bu büyük yatırımı şehrimize bir an önce kazandırmanın gayreti içerisinde olacağız” ifadelerini kullandı.

Kamulaştırma sürüyor
1 Mayıs 2023 tarihinde temeli atılan Güney Çevre Yolu’nun Akçaabat Geçişi projesi kapsamında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırma çalışmaları da sürüyor. Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı ise geçtiğimiz aylarda Resmi Gazete’de yayımlandı. Karar ile Trabzon Güney Çevre Yolu Akçaabat girişi (Darıca-Yıldızlı) arası yolu projesi kapsamında, Özmersin, Akçakale, Salacık, Yeniköy, Darıca, Kavaklı, Çolaklı, Nefsipulathane, Ortamahalle, Yenimahalle, Demirci, Dürbinar, Kaleönü, Sarıtaş, Kayalar, Yaylacık, Osmanbaba, Söğütlü ve Yıldızlı mahalleleri sınırları içerisinde bulunan bazı taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırılması yapıldı.


Ankara Hacettepe Üniversitesi Tunçalp Özgen Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen 4. Uluslararası Akıllı Ulaşım Sistemleri Zirvesi’ne; Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Dünya Belediyeler Birliği ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Haberleşme Genel Müdür Yardımcısı ve AUS Türkiye Başkanı Esma Dilek, Yeşil Kalkınma ve Kapsayıcı Büyüme Bölüm Başkanı Birinci Müsteşarı Virve Vimpari, Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetim Politikalar Kurulu Başkanvekili Prof. Dr. Şükrü Karatepe ile belediye başkanları katıldı.

BAŞKAN ALTAY ÖDÜLÜ BAKAN URALOĞLU’NDAN ALDI
Konya Büyükşehir Belediyesi, zirve kapsamında “Ulaşımda Aklın Yolu Ödülleri” başlığında “Erişilebilir Konya” çalışmalarıyla “Belediyecilik Ödülü”ne layık görüldü. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, ödülü Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun elinden aldı.
Başkan Altay, Konya Büyükşehir Belediyesi olarak her alanda öncü ve önder olmaya çalıştıklarını belirterek, verilen ödül dolayısıyla büyük mutluluk duyduklarını ifade etti.

“EN ÖNEMLİ ÖNCELİKLERİMİZDEN BİRİ KONYA’NIN AKILLI ŞEHİR UYGULAMALARINDA ÖNE ÇIKMASI”
Özellikle akıllı şehir uygulamalarında bugüne kadar çok önemli işler yaptıklarına dikkati çeken Başkan Altay, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bundan sonra da özellikle 2030 yılına kadar çok önemli çalışmalar yapacağız. Geçtiğimiz Mart ayında Akıllı Şehir Stratejimizi açıklamıştık. 2030 yılına kadar 142 projeyle Konya’yı Türkiye’nin en akıllı şehirlerinden birisi haline getireceğiz. Bugün de AUS Zirvesi’nde sayın bakanımızın elinden akıllı şehirlerle ilgili bir ödül aldık. Hem Konya Büyükşehir Belediyesi’nin toplu ulaşım uygulamalarının erişilebilirliğinin artırılmasıyla ilgili çalışmalarımız hem de bakanlıkla birlikte yürüttüğümüz çalışmalarımız tüm Türkiye’de takdir topluyor. Bir taraftan kendi geliştirdiğimiz teknolojileri vatandaşımızın lehine ve yaşamını kolaylaştırıcı bir şekilde kullanırken bir taraftan da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızla birlikte akıllı şehirler uygulamalarında pilot şehir olarak öne çıkıyoruz. Bundan sonra da en önemli önceliklerimizden biri Konya’nın akıllı şehir uygulamalarında öne çıkması. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Sayın Bakanımıza Konya’ya verdiği değerden dolayı şükranlarımı sunuyorum.”

Konya Büyükşehir Belediyesi, Akıllı Ulaşım Sistemleri (AUS) alanında yenilikçi çözümler içeren fikirlerin desteklenerek bilgi birikimi, yetişmiş insan gücü ve farkındalığa katkı sunmak amacıyla düzenlenen yarışmaya Erişilebilir Konya başlığında gerçekleştirdiği şu çalışmalarla başvurdu: “ATUS, Hat Anons Sistemi, Akıllı Durak Ekranı, Engelsiz Konya Mobil Uygulaması, Engelsiz Kiosk, KONYAKART Kiosk, Durak QR Kod Uygulaması, engelli şarj istasyonları, bisiklet yolları ve paylaşım sistemi, Skuterlar, Refakatçi KONYAKART, Burası Konya gibi uygulamalar, Engelsiz Kent Konya Erişilebilirlik Master Planı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bünyesinde geliştirilen TRKart ve TROTA uygulamalarında pilot il olmamız sebebiyle ulaşımın erişilebilir kılınması adına yapılan tüm çalışmaların yer aldığı vizyon çalışmalar.”
]]>Proje kapsamında üretilen yaklaşık 5 bin deniz patlıcanının doğal stokların zenginleştirilmesi için denizlere bırakılması ya da ihraç edilmesi hedefleniyor. Çalışmalarına 2013 yılında başladıklarını belirten EÜ Su Ürünleri Fakültesi Yetiştiricilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Tolga Tolon, “Çalışmalar ticari pilot üretim boyutu aşamasına geldi. Urla’daki çalışmalarımıza da 2020 yılında başladık. 2020 yılından itibaren doğadan topladığımız deniz patlıcanı anaçlarının, yumurtadan ticari boya kadar üretim safhasındaki Ar-Ge çalışmalarına üniversite-sanayi iş birliğiyle devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘STOKLARIN AZALMASI DENİZ EKOSİSTEMİNE SAĞLANAN YARARLARI DA YOK ETMEYE BAŞLADI’
Türkiye’de deniz patlıcanı stoklarının özellikle 2020 yılına kadar avcılık baskısı altında tükenme sorunuyla karşı karşıya kaldığını ifade eden Doç. Dr. Tolon, “Stoklardaki azalma deniz patlıcanının deniz ekosistemine sağladığı tartışılmaz yararları da beraberinde yok etmeye başladı. Bu deniz tabanında kirlenmeden tutun da organik kirliliğin artışıyla birlikte yine deniz tabanının canlanmasına katkı sağlayan bu hayvanların özel doğada eksilmesi ülkemizin denizlerinde büyük bir sorun olarak karşımıza çıkan bir hususu oldu” diye konuştu.
‘DENİZLERDEKİ DENİZ PATLICANI BASKISININ AZALMASINI HEDEFLİYORUZ’
“Yetiştiricilik yoluyla Türkiye su ürünleri yetiştiricilik sektörüne yeni bir ürün kazandırma mottosuyla yola çıktık” diyen Doç. Dr. Tolon, şöyle devam etti:
‘EN YÜKSEK MİKTARDA YAVRUYA ULAŞMAYA ÇALIŞIYORUZ’
Deniz patlıcanlarının çok yumurta veren ancak yavruların ergin boyutta yaşama oranının az olan bir tür olduğunu belirten Doç. Dr. Tolon, bir deniz patlıcanının yaklaşık 10 milyon yumurta verdiğini kaydetti. Doç. Dr. Tolon, “Elde ettiğimiz başarı oranlarımızla yetiştiricilikte çok önemli bir üretimi yakalayabileceğimizi gördük. Deneme tanklarımızda geçen yılda elde ettiğimiz yavrularımızdan büyüttüğümüz yaklaşık 5 bin Akdeniz türü deniz patlıcanı var. Bu deniz patlıcanları haziran ve eylül ayları arasında yılda bir kere ürüyorlar. Dolayısıyla yılda bir kez şansımız var. Bu şansı değerlendirip alabildiğimiz kadar çok yumurta alıp, üretimin sonuç aşamasında en yüksek miktarda yavruya ulaşmaya çalışıyoruz. Bulunduğumuz alanın Türkiye’deki ilk deniz patlıcanı kuluçkası olduğunu da söyleyebiliriz. Dolayısıyla burada elde edilen yavruların, ticarileşme aşamasına gelindiğinde yine üniversite ve devlet kaynaklarından ve özel sektör aracılığıyla üretmek isteyen, denizde büyütmek isteyen işletmelere de satışı gerçekleştirilebilir. Dahası denizlerimizde yok olan stokları zenginleştirilmesi amacıyla yine kamusal bir üretim de yapabilmemiz mümkün. Projemizin sonucunda elbette bu yolda ilerliyoruz ama hedefimiz tabii ki dünyada ilk kez bu türün ticari boyuta kadar üretilebildiğini burada göstermekti. Bunu da yaptık” dedi.
‘KULUÇKA MERKEZLERİNİN ARTIRILMASI ÇOK ÖNEMLİ’
Deniz patlıcanı popülasyonunun sadece Türkiye’de değil, diğer ülkelerde de azaldığını ifade eden Doç. Dr. Tolon, “Dünyada birçok bölgede deniz patlıcanı stoklarının tüketildiği konusunda çok ciddi çalışmalar ve raporlar mevcut. Diğer ülkelerde yapılan çalışmalarda o bölgedeki türlerin yetiştiricilik ile üretilmesine çalışılıyor. Bu atılması gereken ilk adım olarak önümüze çıkıyor. Bizde yıllarca yapılamadı çünkü doğal stoklarımız çok zengindi. Tür çeşitlenmesi için ve doğal stoklarımızın zenginleştirilmesi bu şekilde mümkün olabilecek gibi gözüküyor. Çünkü avcılıkla her ne kadar kota da uygulansa veya kanunlar da getirilse kimi zaman sıkıntılar yaşadığımızı görebiliyoruz. Dolayısıyla kuluçka merkezlerinin artırılması çok önemli. Bunun yapılabilir olduğunu göstermiş olmamız burada zaten en önemli adım. Elverişli şartlara sahip olan her yerde, uygun imkanları olan tesislerde bu tür üretilebilir” diye konuştu.

Bu yılki faaliyet sloganını “Ramazan Kardeşliğe Çağrı” olarak belirleyen vakıf, çalışmaları ile yurt içi ve yurt dışında toplamda 4 milyon 290 bin kişiye yardım ulaştırdı.
Vakıf, faaliyetleri kapsamında 20 bin 912 aileye bağışçılarının fitre, fidye ve zekâtlarını ulaştırdı. Ayrıca, Türkiye’de ve yurt dışında toplamda 50 bin 310 çocuğa bayramlık elbise hediye edildi.

GAZZE’YE RAMAZAN’DA 70 TIR’LIK İNSANI YARDIM MALZEMESİ
İHH, 7 Ekim’den bu yana işgalci İsrail’in yoğun saldırıları altındaki Gazze’ye yönelik yardım çalışmalarına Ramazan’da da devam etti. Gazze’de vakıf tarafından 2 milyon 22 bin 6 adet iftariyelik sıcak yemek dağıtımı yapıldı. Ayrıca Ramazan ayı boyunca Gazze’ye, içerisinde çeşitli insani yardım malzemeleri bulunan 70 TIR gönderildi. Vakıf, Gazze’nin kuzeyinde bin 200, güneyinde ise bin çocuğa bayramlık elbise hediye etti.

DEPREM BÖLGELERİNDE FAALİYETLERDE BULUNULDU
İHH, Türkiye’deki Ramazan çalışmalarında, toplamda 84 bin 411 adet gıda kartı ve kumanya kolisi dağıtımında bulundu. Dağıtımlardan 420 binden fazla kişi istifade etti. Depremden etkilenen 11 ilde de çalışmalar yürüten vakıf, konteyner kentlerde ve ihtiyaç sahiplerinin evlerine teslim edilmek suretiyle toplamda 27 bin adet iftariyelik sıcak yemek ikram etti. İnsani yardım çalışmalarının yanı sıra deprem bölgelerindeki konteyner kentlerdeki çocuklara yönelik oyun ve etkinlikler düzenlendi.
Ayrıca Ramazan ayına bir ay kala, İHH tarafından namaz kılınacak camii kalmayan Elbistan ilçe merkezinde hafif çelik malzeme ile 500 kişi kapasiteli bir camii inşa edildi.

27 ÜLKEDE İFTAR VE SAHUR YEMEĞİ İKRAM EDİLDİ
152 bin 33 adeti Suriye’de olmak üzere, 27 ülkede toplamda 945 bin 677 adet iftar ve sahur yemeği ikram edildi. Suriye’de ayrıca, 5 milyon 153 bin 482 adet ekmek, bin 584 adet hijyen paketi ve 614 bin 500 litre su dağıtımı yapıldı.
Öte yandan, 7 farklı ülkede İHH’ya bağlı bulunan 33 yetimhanede 2 bin 334 çocuğa Ramazan ayı boyunca iftar ve sahur programı düzenlendi.

4 KITA VE 62 ÜLKEDE YARDIMLAR ULAŞTIRILDI
İHH tarafından Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da çalışma yürütülen ülkeler şu şekilde: “Türkiye, Suriye, Filistin, Yemen, İran, Fas, Mısır, Ürdün, Libya, Lübnan, Irak, Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Karadağ, K. Makedonya, Sırbistan, Romanya, Polonya, Venezuela, Ekvador, Peru, Küba, Azerbaycan, Afganistan, Gürcistan, Kırgızistan, Ukrayna, Tacikistan, Kazakistan, Moğolistan, Burkina Faso, Çad, Fildişi Sahili, Gana, Gine, Mali, Moritanya, Nijer, Sierra Leone, Togo, Sudan, Somali, Kenya, Etiyopya, Burundi, Tanzanya, Uganda, Güney Afrika, Eswatini, Zimbabve, Malavi, Cibuti, Bangladeş, Pakistan, Endonezya, Myanmar, Bangsamoro, Sri Lanka, Tayland, Nepal ve Vietnam.”







Kuşların tanınmasını, gerektiğinde morfometrik ve diğer ölçümlerin yapılmasını sağlamak amacıyla yakalanıp tür, yaş ve cinsiyet gibi bilgileri kaydedildikten sonra halkanın, kuşun bacaklarına takılması işlemine “halkalama” adı veriliyor. Halkalama çalışmaları, kuş bilimi araştırmalarında önemli yer tutuyor.
DÜZENLİ HALKALAMA ÇALIŞMASI 2002’DE BAŞLATILDI
Türkiye’de 2002’ye kadar düzenli ve kapsamlı halkalama çalışmaları yapılmazken bu tarihte DKMP Genel Müdürlüğü, ODTÜ Biyoloji Bölümü ve Kuş Araştırmaları Derneği arasında imzalanan işbirliği protokolüyle “Ulusal Halkalama Programı (UHP)” başlatıldı.
Program kapsamında, ODTÜ kampüsündeki çalışmaların ardından Samsun Kızılırmak Deltası’nda halkalama faaliyetleri başladı ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi bünyesinde yürütülerek bugüne geldi. Yeni istasyonlar ve tür bazlı çalışmalarla programın kapsamı genişletildi. Uluslararası geri bildirimler, 2005 yılından itibaren Avrupa Kuş Halkalama Birliğine (EURING) rapor edildi.
Ülkede halihazırda Cernek ve Eymir kuş halkalama istasyonları ile Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi, Boğazkent Uygulamalı Çevre Eğitimi ve Kuş Halkalama İstasyonu’nda ilkbahar ve sonbahar göç dönemlerinde düzenli halkalama çalışmaları yürütülüyor.
İstasyonlar DKMP Genel Müdürlüğü ve üniversitelerle yapılan protokoller çerçevesinde faaliyet gösterirken bu noktalar dışında da halkalama faaliyetleri gerçekleştiriliyor.
KELAYNAKLAR ÖZEL LİSANSA SAHİP VETERİNERLERCE HALKALANIYOR
Yürütülen çalışmalar sonucu, ülkedeki kelaynakların soyunun tükenmesinin önüne geçildi. Göç dönemi öncesinde istasyona alınan kelaynaklar, sadece üreme dönemlerinde serbest bırakıldı.
Kelaynakların halkalanması işlemleri “özel halkacı” lisansına sahip kurum görevlisi veterinerler tarafından yapılıyor. Kelaynaklar üreme mevsimi sonrası kafeslere alınıyor, erişkin kelaynak kuşları taramadan geçiriliyor.
Bu kapsamda, 2023 yılı üreme sezonunda yeni doğan toplam 57 yavru halkalandı. Bu yavruların biyometrik ölçüleri alınarak kaydedildi, cinsiyet ve genetik çalışmalar için örnekler de toplandı.
Öte yandan, İzmir Gediz Deltası’nda, DKMP Genel Müdürlüğü, Ankara ve Ege üniversiteleri ile Uluslararası Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) işbirliğiyle geçen yıl, flamingo halkalama çalışmaları gerçekleştirildi. Bu kapsamda Ağustos 2023’te yapılan çalışmalarla 262 yavru flamingoya hem metal hem de PVC halka takıldı, tüy ve parazit örnekleri alındı.
TURNALARIN HALKALAMA ÇALIŞMASI SÜRDÜRÜLÜYOR
Genel Müdürlükçe ülkede nesli tehlike altında olan türler için eylem planı hazırlanarak uygulamaya konuldu. Bu kapsamda, 2013 yılında hazırlanan “Ulusal Turna Eylem Planı”nın birinci dönemi (2014-2019) uygulama planı tamamlandı. 2020-2024 yıllarını kapsayan ikinci uygulama dönemi ise devam ediyor. Buna göre, turnaların üreme, beslenme ve kışlama alanlarının tespit edilmesi amacıyla halkalama ve uydu vericiler ile takip çalışması yürütülüyor.
Elde edilen bilimsel veriler ışığında turnalar için önemli olan üreme, yazlama, kışlama ve göç sırasında konaklama alanları belirlenmeye başlandı. Bu çalışmalar kapsamında 27’si 2023 yılında olmak üzere toplam 152 turna halkalandı. Ayrıca geri bildirimi yapılan turnalar kayıt altına alınmaya başlandı.
Türkiye’de geçen yıl DKMP Genel Müdürlüğünce koordine edilen tüm halkalama çalışmaları sonucu, 190 türden 23 bin 794 kuş halkalandı. Söz konusu halkalama çalışmalarının 22 bin 756’sı ise halkalama istasyonlarında gerçekleştirildi.
İstasyonlarda en fazla halkalanan 10 kuş türü karabaşlı ötleğen, kızılgerdan, çıvgın, söğüt bülbülü, küçük akgerdanlı ötleğen, boz ötleğen, saz kamışçını, kızılkuyruk, akgerdanlı ötleğen ve mavigerdan olarak sıralandı.
“YABAN HAYATINI KORUMA ÇALIŞMALARI EN ÖNEMLİ FAALİYET ALANLARIMIZDAN”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, kuşların önemli göç yolları üzerinde bulunan Türkiye’nin, zengin bir yaban hayatına sahip olduğunu belirterek, “Yaban hayatını koruma ve geliştirme çalışmalarımız, en önemli faaliyet alanlarımızdan birisi.” ifadesini kullandı.
Yumaklı, bu zenginliği korumak için Bakanlığa bağlı DKMP Genel Müdürlüğünün gerekli çalışmaları aralıksız yürüttüğünün altını çizerek, şunları kaydetti:
“Halkalama istasyonlarında izleme faaliyetleri kapsamında yapılan halkalama çalışmalarının yanı sıra doğada hastalık ya da yaralanma gibi nedenlerle bulunan kuşlar da tedavi ve rehabilitasyon süreçleri tamamlandıktan sonra tabiata döndürülürken halkalanıyor.
Halkalama çalışmaları sayesinde yaban hayatının önemli bir parçası olan kuş türleri korunurken elde edilen veriler bilimsel araştırmalara ışık tutuyor.”
“TARİHİ HANLAR BÖLGESİ”
Tarihi kentsel tasarım projelerinin ‘Heykel-Setbaşı-Yeşil-Emirsultan’ tarihi aksı üzerinde yürütüleceğini belirten Başkan Aktaş, özellikle Hanlar Bölgesi’nde yapılan çalışmaların Bursa’ya çok yakıştığını ifade etti. Dirençli şehir Bursa’nın en önemli bileşenlerinden birisinin de yüzyılların yorgunluğunu ve derin izlerini taşıyan tarihi alanlar olduğunu dile getiren Başkan Aktaş, “Uzun yıllardır konuşulan Bursa’nın kalbi konumundaki Hanlar Bölgesi’ndeki ‘Çarşıbaşı meydanı’ projemizle tarihe imza attık. Tam bir açık hava müzesi olan tarihi bölgede 14 tane han, 1 bedesten, 13 açık çarşı, 7 üstü örtülü çarşı, 11 kapalı çarşı, 4 pazar alanı, 21 camii, 177 sivil mimarlık örneği yapı, 1 okul ve 3 türbe bulunuyor. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı destekleriyle hayata geçirdiğimiz ‘Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi Çarşıbaşı Kentsel Dönüşüm Projesi’ kapsamında tarihi bölgeyi kuşatan 38 binayı yıktık. Etrafı dükkânlarla sarılı 342 yıllık Esiri Mehmet Dede Türbesi ile geçmişi 1549’a kadar uzanan Sağrıcı Sungur Mescidi’ni gün yüzüne çıkarttık. Bakırcılar Meydanı, İpekhan Meydanı, Sağrıcı Sungur Mescidi ve peyzaj düzenlemelerini halkın hizmetine açıldı. Otoparkın da üstü tamamen kapatılarak meydan bir bütün haline geldi. Ancak çalışmalarımız henüz bitmedi. Bu daha başlangıçtı. Tarih boyunca ticaretin kalbinin attığı, UNESCO dünya mirası listesinde yer alan Hanlar Bölgesi’ni ilmek ilmek işleyeceğiz. Hanlar Bölgesi ile birlikte Payitaht şehir Bursa’da tarihi gün yüzüne çıkarmaya devam edeceğiz” dedi.
HİSAR BÖLGESİ
Hanlar Bölgesi’nin yanında Hisar Bölgesi’nde de çalışmaların sürdürüleceğini anlatan Başkan Aktaş, “Hisar Bölgesi de şehir tarihinin en eski izlerini barındıran, surlarıyla, Bitinya galerileriyle, bağrında barındırdığı iki padişah ile manevi iklimi ve sayısız kültür mirasıyla, yüzyıllardır yaşanan mahalle kültürüyle Bursa’mızın nadide değerlerinin başında geliyor. Bu bölgede geçtiğimiz dönemde birçok eseri gün yüzüne çıkardık. Yaptığımız çalışmalarla bölgede önemli bir seviyeye geldik. Keza Osmangazi Belediyesi’nin de Hisar Bölgesi’nde yürüttüğü projeleri var. Önümüzdeki dönemde Hanlar Bölgesi’nde olduğu gibi bu nadide bölgenin de hak ettiği değere kavuşmasını sağlayacağız” diye konuştu.
SETBAŞI-YEŞİL-EMİRSULTAN BÖLGESİ
Şehrin tarihi aksı üzerindeki Setbaşı-Yeşil-Emirsultan bölgesi için de yeni dönemde önemli çalışmalar yürüteceklerini söyleyen Başkan Aktaş, “Üzerinde çalışmalar yürüttüğümüz tarihi aksımızın Setbaşı-Yeşil-Emirsultan kısmında bölge sakinleri ve esnafımızla sahada yaptığımız çalışmalar doğrultusunda bu bölgede de dönüşümü gerçekleştiriyoruz. Alanın turizm potansiyelini harekete geçirecek, yaya ulaşımı, sosyal donatı ve otopark ihtiyaçlarını karşılayacak projemizle Bursa’nın önemli bir değerini daha gün yüzüne çıkarıyoruz” dedi.
KAYHAN MEYDANI VE OTOPARKI
Şehrin önemli tarihi bölgelerinden olan Kayhan Bölgesi’nin gastronomi yönünü öne çıkartacaklarını belirten Başkan Aktaş, “Kayhan bölgesinde gerçekleştireceğimiz en önemli çalışmalardan biri de meydan ve otopark projemiz. Eskiden tekel binasının olduğu, dolmuş duraklarının yer aldığı 3 bin metrekarelik alanda yapacağımız meydan projemiz yaklaşık 300 araçlık kapalı otoparkıyla özellikle çarşı bölgemizdeki önemli bir eksiğin giderilmesini sağlayacak” diye konuştu.

CUMALIKIZIK-GÖLYAZI-UMURBEY-KÜLTÜRPARK
Tarihi alanların ve ticaret bölgelerin yanında tarihi mahalle ve köyleri de koruyarak yaşatacaklarını ifade eden Başkan Aktaş, “Unesco Dünya Miras Listesi’ndeki Cumalıkızık’ta yaptığımız düzenlemelerle tarihi dokuyu ön plana çıkartıyoruz. Düzensizliklerin giderildiği, otopark sıkıntısının ortadan kaldırıldığı ziyaretçilerinin imrenerek gezeceği bir Cumalıkızık ortaya çıkaracağız. Uluabat Gölü’nün suları içinde bir inci gibi parlayan Gölyazı’yı eşsiz bir turizm destinasyonu haline getireceğiz. Gemlik’in yamaçlarında tarih içinde yaşamın devam ettiği Umurbey Mahallesi’nin tarihi dokusunu ön plana çıkaracak hamleleri yapacağız. Gürsu’ya 8 bin metrekarelik modern kent meydanı kazandıracağız. 69 senedir Bursalılara hizmet eden Kültürpark’ı kentsel tasarım projesiyle günümüz şartlarına uygun ve kullanılabilir hale getireceğiz. Kültürpark içerisinde yer alan Arkeoloji Müzesi’ni de yeniliyoruz” dedi.
]]>İZNİK ROMA TİYATROSU
Makedonya Kralı Büyük İskender’in kumandanlarından Antigonius Monophthalmos tarafından M.Ö. 316’da kurulan, Bithynia, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetinin izlerini bugün bile hala belirgin olarak taşıyan Bursa’nın İznik ilçesinin her köşesinden tarih fışkırıyor. 2015 yılından bu yana Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin sponsorluğunda kazı çalışmalarının sürdüğü İznik tiyatrosu da Roma dönemine ait Anadolu’nun ayakta kalan en görkemli eserlerinden biri konumunda. Düz bir alana inşa edilerek tonozlarla yükseltilmesi sebebiyle mimari açıdan Türkiye’deki tek örnek olan tiyatro, MS. 2’nci yüzyılda Roma İmparatoru Trajan tarafından Bithynia Valisi olan tarihçi ve yazar Plinius’a yaptırıldı.

Bir dönem gladyatör dövüşlerine ev sahipliği yapan tiyatro, Hristiyanlığın ardından tiyatronun yasaklanmasıyla birlikte dini alan olarak kullanıldı. 358, 362 ve 368 yıllarındaki büyük depremlerde zarar görüp onarılan tiyatro, İznik’in savunulması için feda edilirken, tiyatrodan sökülen parçalar surların güçlendirilmesinde kullanıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle ilk olarak 1980 yılında kazı çalışmalarının başladığı Roma Tiyatrosu’ndaki kazılar, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin devreye girmesiyle 2015 yılından itibaren Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün başkanlığındaki bir ekip tarafından sürdürülüyor.
İSTANBUL KAPI VE YENİŞEHİR KAPI
Öte yandan İznik’te yapımına Bitinya döneminde M.Ö. 4’üncü yüzyılda başlanan ve antik yazarlardan Strabon’un verdiği bilgiye göre 2,5 kilometre uzunluğunda olan İznik Surları, Kuzey Avrupa’da yaşayan barbar kavimlerden Gotların 258 yılındaki saldırıları sonrasında güçlendirilip, uzatılarak bugünkü hali olan 4 ana ve 12 tali kapı ile 4970 metre uzunluğa ulaşmış. Tarih boyunca yaşanan kuşatmalar ve büyük depremlere rağmen günümüze kadar ulaşmayı başaran tarihi surlar ile İstanbul Kapı ve Yenişehir Kapı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni ile İznik Müzesi Başkanlığında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından restore ediliyor.

Tarihi bölgedeki restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından İznik Roma Tiyatrosu, İstanbul Kapı ve Yenişehir Kapı, düzenlenen törenle tekrar ziyarete açıldı. Tören öncesinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, Bursa Milletvekilleri Mustafa Varank ve Refik Özen, Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, İl Kültür Turizm Müdürü Kamil Özer, İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta tarihi Roma Tiyatrosu’nu gezdi. İznik Müze Müdürlüğü başkanlığında yapılan kazılara başkanlık eden Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aygün Ekin Meriç tarafından çalışmalar hakkında bilgilendirilen protokol üyeleri, tarihi yapıyı yakından inceledi.
“GÜZEL ORGANİZASYONLARA EV SAHİBİ YAPACAĞIZ”
Törende konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, tarihimize ışık tutan önemli eserlerin restorasyon çalışmalarının tamamlanmasıyla tekrar ziyarete açıldığını söyledi. İznik’in tarihî dokusu, doğal güzelliklerinin yanında Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemini yansıtan eserleriyle göz kamaştıran bir zenginliğe sahip olduğunu belirten Başkan Aktaş, geçmişe açılan camiler, göz kamaştırıcı mozaiklerle süslü kiliseler, muhteşem tarihî eserler ve sur duvarlarıyla çevrili antik şehrin her bir taşının altında binlerce senenin hikâyesinin yattığını ifade etti. Sokakları dolaşırken atılan adımların tarihin izleriyle birleştiğini dile getiren Başkan Aktaş, “Selçuklu başkenti İznik ilçemiz sadece Bursa için değil, ülkemiz hatta dünya için de önemli yerlerden biridir. Maalesef özellikleri çok fazla ortaya çıkaramıyordu. İlçemiz, Kültür ve Turizm Bakanlığı’mızın çalışmalarıyla 2014 yılında Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yerini aldı. 80’lerden beri bölgede çalışmalar yapılıyordu ama işin yüzde 5’ini tutmayacak çalışmalardı. 2017’ten itibaren Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak çalışmaları daha ciddi noktalara getirdik. Bugün de İznik’in Unesco Dünya Mirası Listesi’ne girmesi için yaptığımız önemli çalışmaları görüyoruz ve bunun gururunu yaşıyoruz. Bahar aylarından itibaren buralarda çok güzel organizasyonlara ev sahipliği yapacağız. Yabancı sanatçıları getirerek farklı programlar düzenleyerek burayı tanıtmak istiyoruz. Bu da İznik’in her bir köşesine yansıyan unsur haline dönüşecek. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı da güzel bir Çevre yolu yapıyor. Hızlı tren çalışmaları da yakın zamanda bitecek. Ulaşım, bu işin önemli kısmıdır. Başka kazı ekibine ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Tarihi yapıların açılışları hayırlı olsun” dedi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, Türkiye’yi tarif ederken en değerli arazi yapısı olarak Bursa’yı gösterdiğini belirtti. İpek Yolu’ndan modern ulaşım yollarına kadar tüm ulaşım koridorlarının geçtiği merkez olarak tanımlayan Bakan Uraloğlu, “Bu tarihi yapılar da bu kıymetin yapı taşlarıdır. Tarihi tiyatroyu yakından görme fırsatı bulduğum için çok mutlu oldum. Tarihi bölgelerde emek harcayan başta kazı ekibi olmak üzere herkesi tebrik ediyorum. İnşaat mühendisi olarak bu tür yapıları fırsat buldukça geziyorum. Buradaki iç içe giren kemerlerin nasıl kesiştiğini ve düz bir arazide nasıl tonozlarla bir yapının yükseltildiğini gördüm. Çok mutlu oldum. Bu eser bir gayretin neticesinde ortaya çıkarıldı. Biz ülkemizin tarihine sahip çıkıyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, 2017’den bu yana sadece insana dokunmamış, tarihe de dokunmuş. Bu eserin gün yüzüne çıkmasına büyük katkı sunduğu için Başkanımız Alinur Aktaş’a da teşekkür ediyorum. Bunlar insanlık tarihinin eseridir. Korumak da bize yakışır. Cumhurbaşkanımız da bu tür çalışmalara önem veriyor. Bizler de bu şiarla çalışıyoruz. Hayırlı uğurlu olsun” diye konuştu.
İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta, 1980 yılında Bedri Yalman başkanlığında çalışmaların başladığı, 1984’te kendisinin de yaz tatilinde çalıştığı mekanın çocukluğunun oyun yeri olduğunu hatırlattı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin güçlü destekleriyle harika eserlerin ortaya çıkarıldığını anlatan Usta, “Bizler ecdada sahip çıkıyoruz. Kim olursa olsun Roma’ya da sahip çıkan biziz. Bunu herkes bilsin. Yapanların ve destek olanların eline, emeğine sağlık. Hayırlı olsun” dedi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu ve Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ile protokol üyeleri, açılış töreni öncesinde de İznik Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen iftar programın katılarak yüzlerce İznikli ile birlikte Ramazan ayının manevi iklimini yaşadı.

Eski Bakan Prof. Dr. Veysel Eroğlu yayımladığı mesajda şu ifadeleri kullandı;
“Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde başlatmış olduğu Milli Ağaçlandırma Seferberliği neticesinde, ormancılık alanında muhteşem çalışmalara imza atmıştır. Yapılan başarılı çalışmalarla birlikte, toplumumuzda ormana ve ağaca olan ilgi ve alaka daha da artmıştır. Ülkemizde orman alanları dışında, okul bahçeleri, hastane ve sağlık ocağı avluları, ibadethane ve mezarlıklar ile yol kenarları da ağaçlandırmıştır.

Çevreye ve yeşile olan hassasiyetim sebebiyle Bakanlığım döneminde ağaçlandırma alanında büyük düşündük ve bu alanda muazzam çalışmalar gerçekleştirdik. Yaptığımız gayretli çalışmalar neticesinde Türkiye orman alanını arttıran nadir ülkelerden biri olmuştur. Son 21 yılda takriben 5,5 milyon hektar alanda ağaçlandırma ve ormancılık faaliyeti yürüterek 7 milyar fidanı toprakla buluşturduk. 2002 yılında ülkemizin orman alanı 20,8 milyon hektar iken, günümüzde 23,3 milyon hektara yükselerek 2,5 milyon hektar orman alanı genişlemiştir. Türkiye’nin orman alanları artarken, orman serveti de %44 artmıştır. 2002 yılında 1,2 milyar m3 olan orman servetini takribi olarak 530 milyon m3 daha arttırarak 1,73 milyar m3’e yükselmiştir.

Türkiye’nin yapmış olduğu muazzam ağaçlandırma ve ormancılık çalışmaları bütün Dünya’nın dikkatini çekmiştir. Dünya Ormancılık Zirvesi düzenli olarak New York’ta gerçekleştirilirken, 2013 yılında ilk defa Sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakanlığı döneminde İstanbul’da gerçekleştirilmiştir. Ülkemiz, ağaçlandırma çalışmalarında Avrupa’da birinci, Dünyada dördüncü sıradadır. Bu gurur verici bir tablodur.
Çölleşme ve erozyonla mücadele konusunda Türkiye lider olmuştur. 1970’li yıllarda erozyon yüzünden taşınan toprak miktarı yıllık ortalama 500 milyon ton iken yapılan başarılı erozyon kontrol çalışmaları ile 154 milyon tona düşmüştür. Türkiye bu alanda başta Afrika ülkeleri olmak üzere komşu ülkelere de destek olmuştur. Ülkemizin takdire şayan çalışmaları Birleşmiş Milletlerin dikkatini çekmiş ve 2015 yılında BM Çölleşme ile Mücadele 12. Taraflar Toplantısı Ankara’da başarıyla gerçekleştirilmiştir. Ben de COP12’nin 2 yıl dönem başkanlığını yaptım.

“Bal Ormanı, Şehir Ormanı ve Mesire Yerleri Tesis Ettik…”
Arıcılığı geliştirmek ve bal üretimini desteklemek maksadıyla Bakanlığım döneminde ilk defa Bal Ormanları Projesini hayata geçirdik. Son 21 yılda 758 adet bal ormanı tesis ederek bal üretiminde Dünya’da ikinci sıraya yükseldik. Vatandaşlarımızın rahat nefes alacakları ve şehrin stresinden uzaklaşmaları için 136 adet şehir ormanı ve 1.456 adet mesire yeri tesis ettik.

“5000 Köye 5000 Orman Projesini Hayata Geçirdik…”
Orman köylülerimizin yerinde kalkınmasını sağlamak maksadıyla Bakanlığım döneminde “5000 Köye 5000 Orman Projesini” hayata geçirdik. Bu başarılı proje çerçevesinde ceviz, badem, fıstık çamı, zeytin, iğde, trüf mantarı gibi 38 ayrı eylem planı hazırlayarak uygulamaya koyduk. Toplam 5.752 köyde 19,2 milyon adet gelir getirici fidan dikerek vatandaşlarımıza ilave gelir sağladık.

Tıbbi ve Aromatik bitkilerin ülke ekonomisine sağladığı katkıyı artırmak ve yeni istihdam alanları oluşturmak maksadıyla Afyonkarahisar’da Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Merkezi Müdürlüğü’nü kurduk. Kekik, defne, adaçayı gibi odun dışı orman ürünlerinin üretimini arttırdık. 2002 yılında 31.000 ton olan odun dışı orman ürünü üretimini 1.060.000 tona yükselttik.
“Korunan Alanlara Gözümüz Gibi Baktık…”
Ülkemizin zengin biyoçeşitliliği Avrupa Kıtasının tamamına eşittir. Zengin biyolojik çeşitliliğimizin korumak için Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Veri Tabanını kurdu. Veri tabanına ilk veriyi memleketim Afyonkarahisar’ın endemik türü olan Eber Sarısını ben işledim ve veri girişini başlattık. Şu anda veri tabanında 1.746.000 adet endemik türün girişi yapılmıştır.

Ülkemizin korunan alanlarına gözümüz gibi koruduk. Son 21 yılda ülkemizde korunan alanların sayısı 175’ten 643’e yükseltilmiştir. Alan olarak ise 9,3 milyon dekardan 34 milyon dekara çıkartılmıştır. Ülkemizde milli park sayısı 33’den 48’e, tabiat parkı sayısı 16’dan 261’e yükseltilmiştir. Özellikle her ilimiz için Tabiat Turizmi Master Planları hazırladık. 2022 yılında korunan alanlarımızda ziyaretçi rekoru kırıldı. Takriben 61 milyon kişi 2022 yılında korunan alanlarımızı ziyaret etti. Bu rakam 2021 yılına göre 9,3 milyon kişi arttı.

Türkiye, Hükümetlerimiz döneminde orman alanında muazzam çalışmalar gerçekleştirdi. Yaptığımız ağaçlandırma çalışmaları 85 milyon vatandaşımızın takdirini kazanmıştır. İlk defa Ağaçlandırma seferberliğini ilan eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca bu muazzam çalışmaları gerçekleştiren Orman Genel Müdürlüğü, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü yani kısaca bütün orman teşkilatına teşekkür ediyor, bu vesileyle bütün vatandaşlarımızın baharın müjdecisi Nevruz ve 21 Mart Dünya Ormancılık Gününü gönülden kutluyorum.”

“KONYA’MIZI TÜRKİYE YÜZYILI’NDA ÜLKEMİZİN TEKNOLOJİ ÜSSÜ HALİNE GETİRENE KADAR ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Akıllı şehircilik uygulamalarının hem Türkiye’ye hem de dünyaya örnek teşkil ettiğini kaydeden Başkan Altay, “Şehrimizde teknolojiyi kullanırken; önce insanı, doğayı ve doğadaki tüm canlıları odağımıza alarak stratejilerimizi buna göre geliştirdik. Özellikle dezavantajlı durumda olan vatandaşlarımızın ve yaşlı insanlarımızın; tüm hizmetlerden en iyi ve en kolay şekilde faydalanabilmesi önceliğimiz oldu. Yalnızca bugünü değil, yarını da düşünerek; şehrimizin uzun yıllar boyunca ihtiyaçlarını giderecek eylem planları oluşturduk. Hamdolsun bu konuda hayata geçirdiğimiz ve uzun vadede planladığımız çalışmalarla; akıllı, yenilikçi, öncü ve sürdürülebilir bir şehir olma yolunda önemli başarılara imza attık. Elbette tüm bu başarıları şehrimiz için yeterli görmüyoruz ve daha çok çalışıyoruz. Konya’mızı, Türkiye Yüzyılı’nda ülkemizin teknoloji üssü haline getirene kadar da durmaksızın çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Başkan Altay konuşmasında Büyükşehir Belediyesi’nin bugüne kadar; 360 Konya, Akıllı Durak Ekranları, Akıllı Kavşaklar, Akıllı Turizm Rehberi Uygulaması, Akıllı Toplu Ulaşım Sistemi, Bisiklet Tramvayı, Akıllı Bisiklet Sistemi, E-Hemşehrim, Engelsiz Konya Mobil Uygulaması, Genç Kültür Kart, E-PATİ Gönüllü Hayvan Dostları Projesi Uygulaması, Hava Kalitesi İzleme Sistemi, Kent Bilgi Sistemi, KOBİM Koordinasyon Bilgi Merkezi, Konya Açık Veri Portalı, Konya Mobil Uygulaması, Konyakart, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Metaverse Toplantı Uygulaması, Merkezi Trafik İşletim Sistemi, Ücretsiz Wi-Fi Hizmeti, Saha Takip Platformu ve Konya Sıfır Atık Bilgi Sistemi gibi Akıllı Şehir çalışmalarını hayata geçirdiklerini hatırlattı.

“KONYA AKILLI ŞEHİR STRATEJİSİ VE YOL HARİTASI” 142 EYLEM PLANINDAN OLUŞUYOR
Akıllı Şehir konusunda Konya’nın 2030 vizyonunu anlatan Başkan Altay şöyle devam etti: “Akıllı Şehir Uygulamaları konusunda yaptığımız kapsamlı değerlendirmeler ve paydaş iş birlikleri neticesinde; bugüne kadar 200’e yakın vizyon projeyi Konya’nın hizmetine sunduk. Akıllı Şehir çalışmalarımızı birlikte yürüteceğimiz tüm paydaşlarımızın çalışmalara dahil olacağı alanları belirleyerek 20’ye yakın başlıkta Konya Akıllı Şehir Paydaş Haritamızı belirledik. 11 etap halinde yaklaşık 1 yıl boyunca yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda; Akıllı Şehir Vizyonumuzu, 4 stratejik amacımızı ve bu amaçlara bağlı 23 stratejik hedefimizi ortaya koyduk. 2023-2030 yılları arasını kapsayacak şekilde; Çevre alanında 17, Ulaşımda 23, Bilişimde 15, Yönetişimde 20, Yaşanabilirlikte 22 ve diğer birçok alanda olmak üzere toplamda 142 eylemi barındıran “Konya Akıllı Şehir Stratejisi ve Yol Haritamızı” oluşturmuş olduk. Bu projelerle; şehrimizin teknolojik altyapısını güçlendirecek, yaşam standartlarını ileri seviyeye taşıyacak, Akıllı Şehir kültürünü yaygınlaştıracak ve bu alandaki kapasitemizi sürekli geliştirerek sürdürülebilir olmasını sağlayacağız. Böylelikle bizden sonraki nesillere; her alanda kendini ispat etmiş, çok daha güzel ve güçlü bir Konya’yı miras bırakmış olacağız.”
“KONYA AKILLI ŞEHİR STRATEJİSİ VE YOL HARİTAMIZLA 2030 AKILLI ŞEHİR KONYA’SINI İNŞA ETMİŞ OLACAĞIZ”
2030 Konya Akıllı Şehir vizyonunu; “İnsan ve çevre odaklı, gücünü yerel ve evrensel değerlerden alan, akıllı teknolojilerden yararlanan, yenilikçi, öncü, sürdürülebilir ve iklim dostu Konya” olarak hep birlikte belirlediklerini vurgulayan Başkan Altay, “Çalışmalarımızın tümünde çeşitli üniversitelerden öğretim üyelerinin bulunduğu bir danışma kurulu görev aldı. Bu danışma kurulunun yönlendirmesi doğrultusunda ASELSAN ve Konya Büyükşehir Belediyesi uzman ve mühendislerinden oluşan çalışma ekibi tüm süreçleri yürüttü. Konya Akıllı Şehir Stratejisi ve Yol Haritası çalışmalarında yerli, milli ve multi disipliner bir yaklaşım sergileyerek, bu alanda yetişmiş insan kaynağı oluşturulmasına katkı sağlamış olduk. Konya Akıllı Şehir Stratejisi ve Yol Haritamızla, inşallah 2030 yılına kadar hep birlikte 142 projemizi hizmete sunacak ve “2030 Akıllı Şehir Konya”sını inşa etmiş olacağız. Bu projelerle; şehrimizin teknolojik altyapısını güçlendirecek, yaşam standartlarını ileri seviyeye taşıyacak, Akıllı Şehir kültürünü yaygınlaştıracak ve bu alandaki kapasitemizi sürekli geliştirerek sürdürülebilir olmasını sağlayacağız. Böylelikle bizden sonraki nesillere; her alanda kendini ispat etmiş, çok daha güzel ve güçlü bir Konya’yı miras bırakmış olacağız. Söz konusu projeler; yapay zeka, blokzincir, metaverse, web3, veri analitiği, görüntü işleme ve diğer yeni teknoloji ve teknikleri içeriyor” dedi.
BAŞKAN ALTAY 2030 YILINA KADAR HAYATA GEÇİRMEYİ PLANLADIKLARI PROJELERDEN ÖRNEKLER VERDİ
Başkan Altay, 2030 yılına kadar hayata geçirmeyi planladıkları Akıllı Şehir Uygulamalarından bazıları başlıklar halinde şu şekilde açıkladı:
“Akıllı Şehir Veri Envanteri Platformu”, “Çevre Takip Sistemi”, “Konya Maas Platformu”, “Otonom Toplu Taşıma”, “Akıllı Şehir Takip Platformu”, “Konya Dijital İkizi”, “Konya Siber Güvenlik Merkezi”, “Konya Hizmet Platformu, “Kent İHA Filosu”, “Yol Bozuklukları Tespit Sistemi”, “Su Güvenliği Yönetim Sistemi”, “Akıllı Sera”, “Akıllı Çiftlik Yeni Nesil Hayvancılık”, “Akıllı Tarlalar”, “Akıllı Destinasyon Konya”, “Üniversite Öğrenci Portalı”, “Şehir Engelli Erişilebilirlik Haritası”, “Metaverse konusunda da çalışma başlatan Türkiye’deki ilk yerel yönetim olarak Metaverse uygulamalarını şehrimizde yaygınlaştırmak.”

“AKILLI ŞEHİRCİLİK KONUSUNDA 4 YILDIR ZİRVEDEYİZ”
Şimdiye kadar yapmış oldukları çalışmalar sayesinde; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın tüm şehirlerin Akıllı Şehir olgunluk seviyesini ölçtüğü anket çalışmalarında; 4 yıldır zirvede yer aldıklarını belirten Başkan Altay, “Bu başarıyı şimdiye kadar hep birlikte elde ettik. İnşallah bundan sonra da Konya’mızı Akıllı Şehircilik alanında hep zirvede tutacağız. Bu konuda ayrıca güzel bir husustan daha bahsetmek istiyorum. Güney Kore Seul’de; Dünya Akıllı Sürdürülebilir Şehirler Organizasyonu ve Seul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen bir programla; Akıllı Şehirler alanında lider projelere ödül verilmektedir. Şehrimize kazandırmış olduğumuz Akıllı Şehir uygulamaları, 2030 yol haritamız ve Akıllı Şehir uygulamalarını Hatay’da verimli bir şekilde kullanmamız sebebiyle; bu yıl bu ödül Büyükşehir Belediyemiz adına şahsıma tevdi edildi. Dünyada büyük bir prestije sahip Akıllı Şehir Liderlik Ödülü’nü almak, bizleri ayrıca mutlu eden bir gelişme oldu. Konya’mıza Güney Kore’deki ödülün ardından, geçtiğimiz günlerde bir ödül de İspanya’dan geldi. Barselona’da düzenlenen, Akıllı Şehircilik alanında dünyanın en büyük ve en etkili teknoloji etkinliği olan Smart City Expo Dünya Kongresi’nde, Bisiklet Tramvayımız ‘Hareketlilik’ kategorisinde ödül aldı” ifadelerini kullandı.

“KONYA YEREL AKILLI ŞEHİR KURULU OLUŞTURUYORUZ”
Bu başarıların daha sürdürülebilir bir şekilde devam edebilmesi için bundan sonraki çalışmaları çok daha koordineli bir şekilde yapmayı hedeflediklerini kaydeden Başkan Altay, şunları söyledi:
“Bu hedefe ulaşmak için Konya Yerel Akıllı Şehir Kurulu oluşturulması çalışmalarımızı da ilk defa burada sizlerle paylaşıyorum. Konya’daki kamu kurumlarımız, üniversitelerimiz, STK’larımız ve özel sektör temsilcilerimizden oluşacak olan Akıllı Şehir Kurulumuz sayesinde; şehrimizin mevcut durumu ve ihtiyaçları, belirli bir strateji kapsamında izlenerek, ihtiyaçların çözümüne yönelik gerekli girişimlerin ilgili paydaşlarla birlikte alınmasını sağlayacağız. Akıllı Şehir Kurulumuzun oldukça önemli çalışmalar yapacağına ve Akıllı Şehir vizyonumuza büyük katkı sunacağına yürekten inanıyorum.”
“EN TEMEL GAYEMİZ KONYA’MIZI TEKNOLOJİ ÜRETEN BİR ŞEHİR HALİNE GETİRMEK”
Bu projeleri yaparken en temel gayelerinin Konya’yı teknoloji üreten bir şehir haline getirmek olduğunun altını çizen Başkan Altay, “Yazılımların ve donanımların üretilmesi ile ilgili Konya’da ve Türkiye’de bir ekosistem oluşturmayı arzu ediyoruz. Bu ekosistemde ortaya çıkacak ürünleri Konya’da geliştirerek; Türk Dünyası Belediyeler Birliği aracılığıyla Türk dünyasına, Dünya Belediyeler Birliği aracılığıyla dünya şehirlerine pazarlayarak ülkemize ekonomik anlamda katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Akıllı Şehir teknolojileri de tıpkı savunma sanayi gibi ülkemizin bundan sonra en önemli sektörlerinden birisi haline gelecek. Bizler de bu sektöre Konya olarak önemli bir katkı sunmayı ve Akıllı Şehir teknolojileri üreten bir şehir olmayı murad ediyoruz. İnşallah, paydaşlarımızla birlikte iş birliği halinde gece gündüz demeden çalışarak, Konya’mızı Akıllı Şehir konusunda bir marka haline getireceğiz. Çalışmalarımızı nihayete erdirdiğimizde Konya’mız, belediyecilikte olduğu gibi Akıllı Şehircilik konusunda da dünyaya rol model bir şehir olacak” ifadelerini kullandı.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR ETTİ
Konya’nın her şeyin en iyisini ve en güzelini hak ettiğini vurgulayan Başkan Altay, “Bizler de bu kadim şehre, en iyi şekilde hizmet etmek için durmaksızın ve yorulmaksızın gayret etmeyi sürdüreceğiz inşallah. Yapacağımız tüm çalışmalarla; Konya olarak Türkiye Yüzyılı’nda ülkemizin yükselişine en büyük katkılardan birini sunacağız. Konya’mıza olan sevgisini her fırsatta ifade eden ve bizlerden desteğini hiçbir zaman esirgemeyen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyorum. Konya için emek harcayan, alın teri döken tüm bakanlarımıza, milletvekillerimize, belediye başkanlarımıza, Cumhur İttifakı il başkanlarımıza, ilçe başkanlarımıza, teşkilat mensuplarımıza, il müdürlerimize, mesai arkadaşlarıma ve tüm hemşehrilerime can-ı gönülden teşekkür ediyorum. Akıllı Şehir uygulamalarımız konusunda iş birliği yaptığımız ASELSAN’a, Sabancı Üniversitemize ve tüm paydaşlarımıza ayrıca teşekkür etmek istiyorum” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

“KONYA’NIN 2030 YILINA KADAR AKILLI ŞEHİR’DE ZİRVEYİ BIRAKMAYACAĞINA EMİNİM”
ASELSAN Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Çelik de şu ifadeleri kullandı: “Bir hedefe ulaşabilmek için zaman, mekan, insan denir. Bu mekan konusunda değerli Büyükşehir Belediye Başkanımızın ASELSAN Konya’nın kurulma niyetine geldiğimizde hocam iste mekan bizden deyip en kıymetli 1.7 milyon metrekare yeri hiç gözünü kırpmadan bize verdi. Konya’nın çok kıymetli olan bir yerinde siz yeter ki Konya’ya getirin dedi. ASELSAN Konya’nın kuruluşunda, Konya Endüstri Bölgesi’nin kuruluşunda çok büyük katkıları oldu. Bu anlamda Büyükşehir Belediye Başkanımıza özellikle teşekkür etmek istiyorum. 2030 yılına kadar Akıllı Şehir’de zirveyi bırakmayacağına eminim.”

“BU GELECEK VİZYONU BENİ ÇOK MUTLU ETTİ”
AK Parti Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ise “Ülkemizin gelecek vizyonuyla, Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu Yeşil Kalkınma Vizyonuyla bire bir örtüşen ve aslında Türkiye’mizde öncü belediyecilik anlayışını ortaya koyan, çok rahatlıkla ‘Benim Şehrim Konya’ diyebileceğiniz projelerle göğsümüzü kabartan Konya Büyükşehir Belediyemiz ve savunma sanayimizin dünyadaki en büyük sanayi kuruluşları arasında uzun yıllardan beri yerini koruyan, daha yukarılara çıkan ASELSAN’ımızla birlikte ülkemizin gelecek vizyonunu ortaya koyan bu sunum, bu yönetim anlayışı, bu gelecek vizyonu beni çok mutlu etti. Akıllı Şehirler Eylem Planı’nı ortaya koyan Büyükşehir Belediye Başkanımıza, ASELSAN’A ve tüm paydaşlara yürekten teşekkür ediyorum. Akıllı Şehirler Stratejimiz Konya’mıza, ülkemize hayırlı olsun” açıklamasını yaptı.
Programa; AK Parti Konya Milletvekili Meryem Göka, Türk Standartları Enstitüsü (TSE) Başkanı Mahmut Sami Şahin, belediye başkanları, kamu kurum ve kuruluşlarından yöneticiler, basın mensupları ve davetliler de katıldı.
]]>
Ramazan’da vatandaşların daha hijyenik ve ferah bir ortamda ibadet edebilmesi için hazırlanan Taksim Camii ve Külliyesi’nde ay boyunca gerçekleştirilecek dini, kültürel ve sosyal etkinlikler de planlandı.
AKPINAR: TÜM CAMİLERİMİZDE GÜL SUYU VE GÜL ESANSI YIKAMA VE TEMİZLİK ÇALIŞMALARIMIZ OLACAK
Beyoğlu sınırları içerisinde 100’e yakın cami ve mescitte 12 ay boyunca temizlik ve hijyen çalışmalarının aralıksız devam ettiklerini söyleyen Beyoğlu Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Mehmet Akpınar, “Ramazan ayı itibariyle bu çalışmalarımızı biraz daha sıkılaştırıp, devam ettireceğiz. Genel anlamda yapmış olduğumuz çalışmalarda cami içerisinde detaylı çalışmalarımız var. Dokunulan, dokunulmayan her noktada ekip arkadaşlarımızın hijyen çalışması var. Ramazan ayı dolayısıyla kullanmış olduğumuz malzemelerde biraz değişiklik yaptık. Tüm camilerimizde gül suyu ve gül esansı yıkama ve temizlik çalışmalarımız olacak. Yoğun olan camilerimizden bir tanesi Taksim camimiz. Konumu itibarıyla çok fazla ziyaretçisi olan bir cami. Ama Beyoğlu içerisinde yine böyle yoğun camilerimiz var. Doğal olarak teravihlerde yoğun geçecek. Yoğun olan camilerimizde teravihten hemen önce gül suyuyla yıkama çalışmalarımız ramazan boyunca devam edecek” şeklinde konuştu.

Akpınar, “Yapmış olduğumuz bu detaylı çalışmaların daha fazla sürebilmesi için camilerimizi ziyaret eden ziyaretçilerimiz için önemli bir nokta var. Cemaatimiz abdest aldıktan sonra ayaklarını kurulama konusunu atlamamalarını rica ediyoruz. Halılara ıslak ayakla basmazlarsa hem hijyen açısından hem de yapmış olduğumuz temizlik açısından çok daha verim alacağımızı düşünüyoruz” dedi.
GÜMÜŞ: CAMİMİZDE GÜL SUYU KOKULANDIRMA VE YIKAMA ÇALIŞMALARINI BUGÜN İTİBARİYLE YAPTIK
Taksim Camii’nin İstanbul’a kazandırdığı mimari silüetin dışında sosyal ve kültürel faaliyetlerle beraber İstanbul’un önemli simgelerinden biri haline geldiğini aktaran Taksim Camii İslam Eğitim Kültür ve Sanat Vakfı Genel Müdürü Muhammet Furkan Gümüş, “28 Mayıs 2021 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla hizmete giren Taksim Camii ve Külliyesi açıldığı günden itibaren yerli ve yabancı binlerce ziyaretçiyi ağırlamaya devam etmekte. Bu anlamda 51-52 personelle beraber Taksim Camii ve Külliyesi’nde caminin dini, kültürel, sosyal, temizlik, güvenlik tüm hizmetlerini vakıf olarak yürütmekteyiz. Ramazan ayında ziyaretçilerimiz ve ibadet maksadıyla gelen misafirlerimizin nezih ve ferah bir ortamda ziyaretlerini gerçekleştirmesi için Beyoğlu Belediyesi’nin de katkılarıyla beraber camimizde gül suyu kokulandırma ve yıkama çalışmalarını bugün itibariyle yaptık” ifadelerini kullandı.

DİJİTAL MAHYA ASILDI
Önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da Taksim Camii’nde dijital mahya uygulaması gerçekleştirdiklerini ifade eden Furkan Gümüş, “Yine bugün Taksim Camii mahyasının takımı gerçekleştirildi. Bugün ilk mahya mesajı inşallah iki minare arasında yer alacak. Bugünkü ilk mahya mesajımız ‘La İlâhe İllallah’ Kelime-i Tevhid olacak. Taksim mahyası dijital bir mahya olup Ramazan ayı boyunca biz bu mahya mesajlarımızı 2-3 günde farklı mesajlar verecek şeklinde değiştireceğiz” diye konuştu.
GÜNDE İKİ KEZ MUKABELE PROGRAMLARI OLACAK
Gümüş, “Aynı zamanda Ramazan ayı boyunca Taksim Camii’nde teravih namazları dışında sohbet programları ve Türkiye ile dünyada uluslararası hafızlık yarışmasında dereceye girmiş genç hafızların okuyacağı öğle ve ikindi vakitlerinde mukabele programları olacak. Taksim Camii Vakfı Aşevi olarak yıl içerisinde devam ettirmiş olduğumuz cami girişindeki ikram çalışmalarımızı Ramazan ayında iftar vaktinde çorba, hurma, su, meyve suyu şeklinde dağıtım gerçekleştirmeye devam edecek” dedi.

“BU RAMAZAN DA ÇOCUKLARIMIZI UNUTMADIK”
Caminin altında 4 kat otopark, Taksim Kitapevi, Taksim Kahve, Taksim aşevi, Taksim Camii Kültür Sanat Merkezi, sanat atölye odaları, kurs odaları, divan salonu, toplantı odası olmak üzere 16 bin 400 metrekareden oluşan bir külliye olduğunu söyleyen Gümüş, “Ayrıca açılışını 8 Mart Cuma günü namazdan sonra yapacağımız Albaraka Türk Uluslararası 6. Hat Yarışması’nın ödüllü eserlerin yer alacağı ‘Güzel Ahlak” isimli sergi kadir gecesine kadar ziyaret edilebilecek. Bu serginin dışında yine Taksim Camii Kültür Sanat Merkezimizde söyleşiler ve atölye çalışmalarımızda yer alacak. Ayrıca bu Ramazan’da çocuklarımızı da unutmadık. Bölgemizde 600 -700 kadar yetim çocuğumuzu Beyoğlu Kaymakamlığımız, Beyoğlu Müftülüğümüz ve Beyoğlu Belediyemizin iş birliği ile beraber 10 Mart Pazar Arefe günü Taksim Camii Kültür Sanat Merkezi’nde misafir edeceğiz. Başta elbise olmak üzere çeşitli ikramlarda ve hediyelerde bulunarak onları Ramazana mutlu bir şekilde girmelerini arzu etmekteyiz. Bu anlamda Taksim Camii ve Külliyesi İstanbul’da ve Türkiye’den gelecek yerli ve yabancı bütün misafirlerimizi ağırlamaya hazır. Misafirlerimizi Taksim Camii ve Külliyesinde hem ziyaret hem ibadet maksadıyla ağırlamaktan memnun oluruz” ifadelerini kullandı.

“BURSA’NIN DÖRT BİR YANINDA PROJELERİMİZİ BAŞLATTIK”
Geçtiğimiz günlerde şehri daha ileriye taşıyacak yeni dönemdeki vizyonunu ve gerçekleştireceği projelerini açıklayan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, önümüzdeki süreçte en önemli konu başlığını kentsel dönüşüm olacağını belirtti. Sağlam yapıları ve kentsel dönüşümüyle dirençli bir Bursa hayal ettiklerini ifade eden Başkan Alinur Aktaş, özellikle Bursa gibi aktif fay hatları üzerine kurulu şehir için depremin tartışılmaz bir gerçek olduğunu dile getirdi. 6 Şubat depremleri öncesinde TÜBİTAK ve Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı JICA ile yürüttükleri projeler başta olmak üzere kentsel dönüşüme öncelik vermenin doğru bir karar olduğunu bir kez daha gördüklerini söyleyen Başkan Aktaş, “Bilimsel bir altyapı ve bütüncül bir bakış açısıyla doğru planlama ve ortak akılla dirençli şehir Bursa için dönüşümü başlatacağız. Geçtiğimiz dönemde Bursa’da yer alan yaklaşık 530 bin yapı ve 1 milyon bağımsız bölüm konuttan dönüşüm önceliği bulunan alanlarda çalışmalarımızı başlattık. Birileri hayatında hiç kentsel dönüşüm yapmazken bugünlerde kentsel dönüşümden bahsediyorlar. Allaha şükürler olsun bizim yaptığımız işler var. İstanbul Caddesi’nden Karapınar’a, Akpınar-1050 Konutlardan Arabayatağı’na, Sıcaksu-Gaziakdemir’den Yiğitler’e ve tarihi şehir merkezine kadar Bursa’nın dört bir yanında projelerimizi başlattık. Bir bir tamamlıyoruz. 14 farklı dönüşüm projemizle 2025 yılı sonuna kadar 11 bin konutu hak sahiplerine teslim etmiş olacağız. Kentsel dönüşüm çalışmalarımızı tarihi alanlarda, imalat ve sanayi alanlarında, kamusal alan ve yapılar özelinde de sürdürüyoruz. Yürüttüğümüz çalışmalarımızın ana eksenini ‘2050 Çevre Düzeni Planı’mız oluşturacak. Yeni dönemimizde akademik katkılar, ortak akıl ve mutabakatla, kent anayasası olarak yürürlüğe alacağız. JICA, alanında uzman akademisyenlerden oluşan bilim kurulumuz ve akademik odalarımızla birlikte çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” diye konuştu.

“DAHA YEŞİL DİRENÇLİ ŞEHİR BURSA”
Mudanya ile Gemlik ilçeleri de başta olmak üzere Bursa bütünündeki öncelikli alanlarda kentsel dönüşüm çalışmalarına hız kesmeden devam edeceklerini anlatan Başkan Aktaş, “Yeni dönemde daha ulaşılabilir ve daha yeşil dirençli şehir Bursa’yı inşa etmek için 100 bin konutluk kentsel dönüşüm projemizi hayata geçiriyoruz. Sadece yapıları sağlamlaştırıp vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini teminat altına almakla kalmayıp, şehir içindeki arterleri birbiriyle buluşturacak, yeni yollar açacak, yeşil alan ve donatı alanlarıyla kent kalitesini üst düzeye taşıyacağız. Bu kentsel dönüşüm çalışmalarını Bursa Büyükşehir Belediyesi, iştiraki Burkent, TOKİ ve özel sektörümüzün gücüyle gerçekleştireceğiz. Önümüzdeki dönem kentimizde 16 bin yeni sosyal konut da inşa ediyoruz. Bu projeyle başta yeni evlenen çiftlerimiz, emeklilerimiz ve işçilerimiz olmak üzere uygun fiyat ve ödeme koşullarıyla evi olmayan vatandaşlarımızı ev sahibi yapıyoruz. sürekli hayalini kurduğumuz, yaşlısının, gencinin, kadınının, erkeğinin, çocuğunun güven duyduğu, huzur bulduğu, daha mutlu, daha müreffeh ve daha yaşanabilir bir Bursa için şimdi dönüşüm zamanı” dedi.
HANLAR VE HİSAR BÖLGELERİ
Hanlar Bölgesi’ndeki değişim ve dönüşüme de değinen Başkan Aktaş, uzun yıllardır konuşulan Hanlar Bölgesi Projesinin ilk etabı olan Çarşıbaşı Meydanı ile tarihe imza attıklarını dile getirdi. Bu çalışmaların henüz başlangıç olduğunu anlatan Başkan Aktaş, “UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan Hanlar Bölgemizi ilmek ilmek işleyeceğiz. Payitaht şehir Bursa’mızda tarihi gün yüzüne çıkarmaya devam edeceğiz. Hisar bölgesinde de geçtiğimiz dönemde birçok eseri gün yüzüne çıkardık ve yaptığımız çalışmalarla bölgede önemli bir seviyeye geldik. Önümüzdeki dönemde Hanlar Bölgesi’nde olduğu gibi Hisar Bölgesi’ni de hak ettiği değere kavuşturacağız. Üzerinde çalışmalar yürüttüğümüz tarihi aksımızın Setbaşı-Yeşil-Emirsultan kısmında da dönüşümü gerçekleştiriyoruz. Projemizle Bursa’nın önemli bir değerini daha gün yüzüne çıkarıyoruz” diye konuştu.

CUMALIKIZIK-ULUABAT-UMURBEY
Kayhan bölgesinde gerçekleştirilecek en önemli çalışmalardan birinin de meydan ve otopark projesi olduğunu belirten Başkan Aktaş, 3 bin metrekarelik alanda yapılacak meydan projesinin yaklaşık 300 araçlık kapalı otoparkıyla çarşı bölgesindeki önemli bir eksiği gideceğini ifade etti. Bu çalışmaların yanında tarihi mahalle ve köyleri de koruyarak yaşatacaklarını dile getiren Aktaş, “Cumalıkızık’ta gerçekleştireceğimiz düzenlemelerle tarihi dokunun ön plana çıktığı, düzensizliklerin giderildiği, otopark sorununun ortadan kaldırıldığı ziyaretçilerinin imrenerek gezeceği bir Cumalıkızık ortaya çıkaracağız. Uluabat Gölü’nün suları içinde bir inci gibi parlayan Gölyazı’yı eşsiz bir turizm destinasyonu haline getireceğiz. Gemlik’in yamaçlarında tarih içinde yaşamın devam ettiği Umurbey mahallemizin tarihi dokusunu ön plana çıkaracak hamleleri yapacağız. Tüm bu çalışmalarımızı gerçekleştirirken şehrin adeta kurumsal kimliğinin oluşturulduğu kentsel tasarım rehberi bize ışık tutacak” dedi.
Her yıl olduğu gibi bu sene de MWC’24’te çok sayıda işbirliğine imza atıp yenilikçi ürün ve çözümlerle fuarda yer aldıklarını dile getiren Önal, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yenilikçi teknolojileri, ürün ve çözümlerimize entegre ederek, bu yenilikleri MWC’24’te duyurduğumuz işbirlikleri ile taçlandırdık. Yarını yakalayan teknolojileri sadece üreten değil, aynı zamanda ihraç eden bir şirket olmanın getirdiği motivasyona sahibiz. Nitekim, AR-GE şirketlerimizle gerçekleştirdiğimiz küresel işbirliklerimizle inovasyonun kalbinin attığı Silikon Vadisi üzerinden dünyaya teknoloji ihraç ediyoruz. Bugün Grup şirketimiz Argela ve onun ABD’deki iştiraki Netsia’nın, 5G ve fiber alanları dahil 68 adet uluslararası patenti bulunuyor. Türk mühendislerimizin dünya çapındaki başarılarıyla şirketimiz yerli ürünleri dünyaya tanıtmaya devam ediyor. Open RAN çözümlerimiz, RIC ve SEBA gibi ürünlerimiz dünyanın dört bir yanında kullanılıyor.”
Önal, teknolojik çözümlerinden bahsederek, şu açıklamalarda bulundu:
“Özellikle telekomünikasyon, enerji, finans ve savunma sanayileri için çok kritik olan 5G zaman ve frekans senkronizasyonu için bulduğumuz çözümü, İsveç merkezli Net Insight ile birlikte ürünleştirdik ve satışlarına başladık. Yerli ürünler konusundaki çalışmalarımıza bir yenisini ekledik ve yerli teknoloji firması i2i, PİLOT girişimlerimizden NaraXR ve IQVizyon iş birliği ile Ankara’nın sanayi bölgesi OSTİM’de hayata geçirilen milli endüstriyel 5G mobil şebekesi projesini tanıttık. Yerli ekosistem odağımız kapsamında gerçekleştirdiğimiz iş birlikleri ile küresel sınırları ortadan kaldırıp dünyaya teknoloji ihraç etmeye devam edeceğiz.”
“5G’DEKİ İLKLERİMİZ SÜRERKEN, 6G EKOSİSTEMINI VE UYGULAMA ALANLARINI GELIŞTİRMEYİ HEDEFLIYORUZ”
Ümit Önal, Mobil Dünya Kongresi’nin odak konularından birinin 5G olduğunu işaret ederek, 5G’de olabildiğince yerli unsurlara geçerek Türkiye’nin bu teknolojiyi sadece kullanan değil etrafına da kullandıran bir güç olmasını sağlamayı hedeflediklerini aktardı.
5G konusundaki çalışmaları ve gerçekleştirdikleri ilklerle dünyada ve Türkiye’de 5G’nin yol haritasının çizilmesinde aktif rol üstlendiklerini dile getiren Önal, şu değerlendirmelerde bulundu:
“5G’de gerekli olan teknolojide dışa bağımlılığı azaltmayı önemli sorumluluk alanlarımız arasında görüyoruz. Bir yandan 5G teknolojileri üzerine ilklere imza atarken, bir yandan da 6G alanındaki çalışmalarımıza ulusal ve uluslararası projelerde yer alarak 6G ekosistemini ve uygulama alanlarını geliştirmeyi ve şebekemizi 6G’ye uyumlu hale getirmeyi hedefliyoruz. 5G ve 6G alanında yeni ve öncü projelere imza atmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu alandaki çalışmalarımızla ülkemizi teknoloji yarışında geleceğe taşımayı sürdüreceğiz.”
“YERLI İŞ ORTAKLARIMIZ İLE YERLİ ÜRÜN VE ÇÖZÜMLER ÜRETİYORUZ. BU BİZİM MİLLİ SORUMLULUĞUMUZ”
Türk Telekom CEO’su Önal, “yarını yakalayan teknolojileri sadece üreten değil, aynı zamanda ihraç eden bir şirket olmanın getirdiği motivasyona” sahip olduklarının altını çizerek, “Bu motivasyonla küresel sınırları ortadan kaldırıp dünyaya teknoloji ihraç etmeye devam edeceğiz. Türkiye teknoloji ihracatında söz sahibi olmak için emin adımlarla ilerlerken, bu hedefe biz liderlik ediyoruz.” diye konuştu.
Dünyadaki öncü çalışmalarının ve işbirliklerinin Türk Telekom’u bir telekom operatörü olmanın ötesine taşıdığını vurgulayan Önal, şunları anlattı:
“Ülkemizin teknoloji taşıyıcısı olarak; dijital dönüşüme liderlik etme misyonumuzu sürdürecek, ‘Türkiye Yüzyılı’nı dijitalin de yüzyılı yapma’ sorumluluğuyla çalışmalarımıza ve yatırımlarımıza hız kesmeden devam edeceğiz. Küresel işbirlikleri ile dünyaya teknoloji ihraç eden bir şirket olmanın yanında, Türkiye’nin ürettiği teknolojileri etrafına kullandıran bir güç olmasını sağlamayı hedefliyoruz. Bu durum bize sadece şirketimiz özelinde değil, ülkemiz için de önemli bir sorumluluk getiriyor. Yerli ürün ve çözüm üretme sorumluluğumuz bilinciyle, bu teknolojileri yine yerli iş ortaklarımızla birlikte geliştirerek, teknoloji ihracatında ülkemizi geleceğe taşımak için çalışıyoruz. Bu kapsamda; işbirliklerimize devam ederken, ülkemizin ekonomik kalkınmasına da katma değer yaratmayı sürdürüyoruz.”
“GSMA’DE BİR SONRAKİ YIL BU ÜRÜN VE SERVİSLERİMİZİ DAHA FAZLA GÖRECEKSİNİZ”
Ümit Önal, bundan yıllar önce GSMA Mobil Dünya Kongresi’nde daha az Türk şirketle karşılaşıldığını hatırlatarak, gelinen noktada büyük bir alanı kaplayacak kadar Türk işletmeyi fuarda görmenin gurur verici olduğunu söyledi.
Gelecek yıl Türk Telekom’un daha fazla ürün ve servisi ile GSMA Mobil Dünya Kongresi’nde yerini alacağını dile getiren Önal, sözlerini şöyle tamamladı:
“GSMA’de bir sonraki yıl bu ürün ve servislerimizi daha fazla göreceksiniz. Bu kapsamda, dünyanın her yerindeki, teknolojinin dokunduğu her alandaki temsiliyetimizle ülkemizin teknoloji taşıyıcısı olmaya devam edecek, dijital dönüşüme liderlik etme misyonumuzu sürdüreceğiz. Bu yıl GSMA Mobil Dünya Kongresi’nin her noktasında karşımıza yapay zeka çıktı. Bunun yanında; bulut teknolojileri ile 5G ve 6G teknolojilerinin de ön planda olduğunu gördük. Biz de bu alanlardaki çalışmalarımız, yerli ekosistemi destekleyen anlayışımız ve yenilikçi teknolojilere öncü rolümüzle gerçekleştirdiğimiz işbirliklerini duyurmaktan mutluluk duyuyoruz.”
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Dağlıoğlu, İngiltere, İsviçre, Yeni Zelanda başta olmak üzere dünya çapında 100’den fazla ülkeden üst düzey katılımcıların yer aldığı etkinlikte, Türkiye’deki yatırım potansiyelinin yanı sıra yatırım diplomasisi kapsamında yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Türkiye ekonomisinin istikrarlı büyümesine ve dayanıklı yapısına vurgu yaparak sunumuna başlayan Dağlıoğlu, Türkiye’nin son 20 yılda bölgesinde en yüksek yoğunlukta uluslararası yatırım çeken ülke olduğunun altını çizdi.
Dağlıoğlu, sağlıklı ve güçlü ekonomik sistem için uluslararası doğrudan yatırımların taşıdığı öneme işaret ederek, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisinin tarihi, kuruluş aşamaları ve uluslararası yatırımcıların Türkiye’de çalışmasını kolaylaştıran yapısal reformların 20 yıllık geçmişi hakkında detaylar paylaştı.
Yürütülen marka ve kampanya çalışmaları hakkında da bilgi veren Dağlıoğlu, bir uluslararası yatırımın ön araştırma aşamasından proje sonlandırma aşamasına kadarki tüm süreçlerle ilgili yürütülen operasyonlar hakkında detaylı bilgiler sundu.
Dağlıoğlu, son dönemde ivme kazanan iletişim çalışmalarına da değinerek, uluslararası medya, sosyal medya, konvansiyonel ve dijital mecralarda gerçekleştirilen yenilikçi çalışmalara vurgu yaptı.
İmza attıkları süreli-süresiz yayınlar, uzman ekipler tarafından hazırlanan sektörel raporlar ve ödül alan çalışmalarla ilgili örnekler de paylaşan Dağlıoğlu, geleceğe yönelik projeksiyonlarını aktararak sunumunu tamamladı.
“YATIRIM DÜNYASINDA TÜRKİYE MARKASINI EN DOĞRU ŞEKİLDE KONUMLAMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Dağlıoğlu, yaptığı açıklamada, Brand Finance tarafından düzenlenen zirveye Türkiye’nin doğrudan uluslararası yatırımcılara yönelik yürüttüğü kampanyaları anlatmak ve tecrübe paylaşımı için davet edildiklerini dile getirdi.
“Türkiye’nin anlatılması gereken çok büyük bir başarı hikayesi var” diyen Dağlıoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 2003’ten bu yana çok büyük atılımlar ve başarılar gerçekleştirildiğini anlattı.
Dağlıoğlu, ilerleyen döneme dair de “Türkiye Yüzyılı” kapsamında önemli vizyona sahip olduklarının altını çizerek, şunları kaydetti:
“Türkiye markasının, o hak ettiği konumda, yüksek konumda kalması için ülke olarak faaliyet gösteriyoruz. Biz de yatırımcılara ulaşan mesajlar perspektifiyle yatırım dünyasında Türkiye markasını en doğru şekilde konumlamaya çalışıyoruz. Bugün burada o geçmiş kampanyamızı anlattıktan sonra bu geleceğe yönelik vizyonumuzu paylaşacağız.
2028 yılına kadarki dönem için hazırladığımız ve inşallah önümüzdeki dönemde tanıtmayı planladığımız doğrudan yatırımlar stratejimiz var. Bu stratejimizin nasıl kampanyaya dönüşeceğiyle ilgili bir çalışmamız da var. Bu bağlamda buradaki uluslararası iletişimciler camiasıyla da bir araya gelerek bu çalışmalarımızı istişare edeceğiz, fikirlerimizi olgunlaştıracağız ve bunu nasıl hayata geçireceğimizi konuşacağız.”
“ORTADA ÖLÇÜMLENEBİLİR BİR BAŞARI VAR”
Dağlıoğlu, ayrıca, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde son 20 yılda bölgesinde en çok yatırım çeken ülkeler arasında en üst ligde yer aldığını belirterek, halihazırda teknopark ve AR-GE merkezlerinde 700’den fazla uluslararası şirketin faaliyet gösterdiğini, 80 binden fazla uluslararası şirketin çeşitli sektörlerde hizmet verdiğini bildirdi.
Sadece son 20 yılda Türkiye’ye gelen toplam uluslararası yatırımların tutarının 260 milyar doların üzerine çıktığını vurgulayan Dağlıoğlu, “Ortada ölçümlenebilir bir başarı var. Bu başarıya bizi ulaştıran iletişim çalışmalarının detayları ile ilgili örnekler verdik” ifadelerini kullandı.
Dağlıoğlu, 2020’de gerçekleştirilen yeniden yapılanma süreci sonrasında 2021-2023 dönemlerini kapsayan ilk strateji belgesini yayınladıklarını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Çok yakında açıklamayı planladığımız ‘Uluslararası Doğrudan Yatırımlar Stratejisi: 2024-2028’ dokümanının çizeceği ana rotada da ivmemizi artırarak kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Stratejimiz içinde iletişim ve tanıtma da müstakil bir politika alanı olarak yer alıyor. Şu anda Türkiye’nin küresel uluslararası doğrudan yatırımlar pazarında aldığı pay yüzde 1 civarında. Çağın gerektirdiği tüm iletişim mecraları ve araçlarından istifade ederek mümkün olan en kısa sürede bu oranı yüzde 1,5’e taşımak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”
DAĞLIOĞLU, MÜSİAD UK’IN DÜZENLEDİĞİ PANELE KATILDI
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Dağlıoğlu, “Küresel Yumuşak Güç Zirvesi 2024″te yaptığı sunumun ardından Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği İngiltere Şubesi (MÜSİAD UK) tarafından düzenlenen “Ticari Başarı Yolculuğu” başlıklı panele katıldı.
İngiltere ve Türkiye ticari ilişkilerinin geliştirilmesi amacıyla Londra Yunus Emre Enstitüsü’nde (YEE) düzenlenen panelde, MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı, MÜSİAD 2. Dönem Genel Başkanı Ali Bayramoğlu, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, eski TRT Genel Müdürü İbrahim Eren de yer aldı.
Panelde, MÜSİAD’ın kuruluş amacı, uluslararası yatırımlar ve Türkiye-İngiltere ticari ilişkileri ele alındı.
GSMA çerçevesinde yer alan Türk şirketlerin yaptıkları çalışmaların önemine dikkati çeken Önal, teknoloji ve telekomünikasyon alanında faaliyet gösteren firmaların ve girişimcilerin, öncü çalışmalara imza attıklarını ve bunların uluslararası arenada dikkati çektiğini söyledi.

Önal, gerek yerli firmalarla gerekse alanında öncü uluslararası şirketlerle teknoloji alanındaki tüm ekosistemi sahiplenen anlayışla, bir telekomünikasyon şirketi olmanın ötesinde çalışmalar gerçekleştirdiklerini dile getirerek, şunları kaydetti:
“GSMA Mobil Dünya Kongresi’nde, önemli proje ve işbirliklerimizle her yıl yerimizi alıyoruz. Bu yıl da güncel teknoloji alanındaki yenilikleri yerinde deneyimlemek, global teknoloji şirketleriyle işbirliklerimize imza atmak, yerli teknolojilerimizi dünyaya tanıtarak küresel arenada kullanımını sağlamak amacıyla, değerli işbirliklerine imza atmak üzere buradayız. Türk Telekom olarak, liderlik ettiğimiz sektörde sahiplendiğimiz ve önemli çalışmalara imza attığımız başlıklarımız var. Birincisi yerli ve global işbirlikleri ile bulunduğumuz bölgenin teknoloji sağlayıcısı olmak, ikincisi, teknolojimizle Türk mühendislerimizin çalışmalarını, yenilikçi fikirleri ve girişimleri destekleyerek, küresel sınırları kaldırıp dünyaya açılmak, üçüncüsü, yerli ekosistemi her zaman odağımızda tutmak, teknoloji üretmek ve ihraç etmek. Az önce saydıklarımda bir başarı varsa, Türkiye’de bu başlıklarda öncü bir çalışma varsa, tüm bunlara liderlik eden marka Türk Telekom’dur.”
“2024 İÇİN DE YATIRIM İŞTAHIMIZ AYNI, TÜRKİYE’NİN DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜNE ÖNCÜLÜK ETMEYE DEVAM EDİYORUZ”
Ümit Önal, Cumhuriyetin 100. yılının kutlandığı 2023’te, Türkiye için de yeni bir yüzyılın kapılarının aralandığına işaret ederek, ülke için yeni fırsatları beraberinde getiren Türkiye Yüzyılı’nda da Türk Telekom olarak Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük etmeye devam edeceklerini dile getirdi.

Türkiye’de en yüksek yatırımları gerçekleştiren teknoloji şirketlerinden biri olarak, yerli teknolojileriyle dışa bağımsız bir Türkiye için durmaksızın çalıştıklarına dikkati çeken Önal, şu bilgileri verdi:
“Tarih bize bir yatırım misyonu yüklüyor. Bu misyonla ülkemizin dijitalleşmesi için 2005’ten bu yana 20 milyar dolarlık yatırım yaptık. Türkiye’yi geleceğe taşımak için 2023’te de yatırımlarımıza ara vermeden devam ettik. 2023 yılının ilk 9 ayını öngörülerimiz paralelinde tamamladık. 2022’den 2023’e yatırımlarımız yüzde 79 arttı. Geçtiğimiz yılın ilk 9 ayında 12,6 milyar TL’lik yatırım yaptık. Yatırım trendimiz 2024 yılında da devam edecek. 2024 için de yatırım iştahımız aynı. Ülkemizin gelişimi için kilit nokta olan fibere yatırımlarımızı hız kesmeden sürdürüyoruz. 2023 yılının sonunda 32,2 milyon haneyi kapsayan fiber altyapımızın uzunluğunu 437 bin kilometreye, kapsama oranını ise yüzde 94’lerin üzerine çıkardık. Bir yandan da savunmadan sanayiye, finanstan enerjiye, eğitimden sağlığa, ulaşımdan tarıma farklı sektörlerde dijitalleşmeyi sağlayan kilometre taşlarını oluşturmaya devam ediyoruz. Ülkemizi teknoloji ve iletişim alanında söz sahibi yapmak adına, bu yılda güçlü yönlerimiz, bilgi birikimimiz ve etkili insan kaynağımızla karşımıza çıkan fırsatlara odaklanmaya devam edeceğiz. Türkiye Yüzyılı, kalkınmanın, teknolojinin ve dijitalleşmenin daha da yoğun yaşanacağı bir yüzyıl olacak.”

“ŞU AN BAZ İSTASYONLARIMIZIN YÜZDE 55’İ FİBERE BAĞLI”
Türk Telekom CEO’su Önal, fiber altyapı konusunda yapılan çalışmalar ve gelinen noktada Türk Telekom’un sahip olduğu rakamlara ilişkin bilgi verdi. 5G ve dijitalleşme için fiber altyapının önemine dikkati çeken Önal, “Dijitalleşmenin ön koşullarından biri altyapı. Bizim de en önemli görev kalemlerimiz arasında. Herkes için erişilebilir ve yüksek hızda iletişim sunmak amacıyla fiber ağ çalışmalarımızı gece gündüz demeden sürdürüyoruz.” dedi.
Önal, Fiberde alınması gereken yolun çok büyük kısmını kat ettiklerini dile getirerek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Türkiye’nin BTK Raporu 3. çeyrek verilerine göre 549 bin kilometrelik toplam fiber ağ uzunluğunun 427 bin kilometresini Türk Telekom tek başına tesis etmiş durumda. 2023 yılı sonu itibarıyla fiber ağ uzunluğumuzu 437 bin kilometreye çıkardık. 2023 Nisan ayında yayımlanan FTTH Council raporu da fiber konusunda geldiğimiz noktayı açıkça gösteriyor. Raporda Türkiye olarak, 15,7 milyon FTTH/B hane erişimi ile Fransa ve İspanya’nın ardından Avrupa’da 3. sırada yer alıyoruz. Uluslararası raporlardan da görüldüğü üzere, Türkiye’de 5G ve yeni nesil teknolojilerin verimli çalışmasına olanak sağlayacak fiber altyapı sürecini başarılı bir strateji ile emin adımlarla yürütüyoruz. Bir kez daha önemini belirtmek isterim ki; fiber altyapı, 5G ve yarının teknolojileri için vazgeçilmez derecede önemli. 5G demek, fiber demek. Biz de tüm çalışmalarımızı, yatırımlarımızı bu bilinçle ve Türkiye için yapıyoruz. Şu an baz istasyonlarımızın yüzde 55’i fibere bağlı.”
“5G İÇİN GEREKLİ OLAN TEKNOLOJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTACAK HER TÜR ÇALIŞMAYI MİLLİ GÖREV OLARAK GÖRÜYORUZ”
GSMA’de en önemli başlıklardan birinin de, Türkiye’nin de odak noktasındaki 5G konusu olduğunu anımsatan Önal, 5G konusundaki çalışmalar ve gerçekleştirdikleri ilklerle dünyada ve Türkiye’de 5G’nin yol haritasının çizilmesinde aktif rol üstlendiklerini anlattı
Önal, “Spor, sağlık, tarım gibi birçok farklı sektörde uyguladığımız 5G denemelerimiz ile ülkemizi geleceğe taşıyan pek çok proje ve çalışmanın öncüsüyüz. Bizim 5G konusundaki fikrimiz çok net; hedefimiz 5G’ye olabildiğince yerli unsurlara geçerek ülkemizin bu teknolojiyi sadece kullanan değil etrafına da kullandıran bir güç olmasını sağlamak. Bu konuda birçok yerli firma ile iş birliklerimiz var. 5G için gerekli olan teknolojide dışa bağımlılığı azaltacak her tür çalışmayı milli görev olarak görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Ümit Önal konuşmasında mobil alanda yaşanan gelişmeler, küresel iş birlikleri konusunda aldıkları yolu ve bundan sonra hayata geçirecekleri çalışmaları da anlattı.
2022’de hayata geçirdikleri Türk Telekom Ventures Girişim Sermayesi Yatırım Fonu ile, bugün hem girişimler hem de yatırımcılar için uzun vadeli değer yaratma imkanına sahip olduklarına dikkati çeken Önal, “PİLOT ile bugüne kadar 111 girişime toplamda yaklaşık 32 milyon TL nakit desteği sağladık. Bunlardan 52’si yurt içi ve yurt dışından toplam tutarı 35 milyon doları aşan yatırım alarak proje ve fikirlerini geliştirme fırsatı yakaladı. Türk Telekom Ventures ile halihazırda yatırım yaptığımız 16 girişimin 11’i PİLOT mezunlarımızdan oluşuyor.” bilgisini verdi.
“VERİMLİ BİR GSMA SÜRECİ GEÇİRİYORUZ”
Verimli bir GSMA süreci geçirdiklerini dile getiren Önal, burada pek çok iş birliğine imza attıklarını, bu görüşmelerin ve yeni iş ortaklıklarının devam edeceğini söyledi.
Önal, “Bizim, ülkemizi teknoloji üreten ve ihraç eden bir konuma getirme hedefimiz var. Bu hedefle Türkiye’nin dışa bağımlılığını her geçen gün azaltan ve dünya için teknoloji üreten bir ülke olması için var gücümüzle çalışacağız. Potansiyeli yüksek yeni girişimler keşfetmeye, ekosistemimizi genişletmeye ve bu topraklar için değer yaratmaya devam edeceğiz. Bugün ve yarın sizlerle birlikte GSMA’de programlarımız devam edecek. Yine 5G ve ötesi alanlarda bizleri gururlandıran küresel iş birliklerimizi ve SEBA gibi dünyaya açılan ürünlerimizi deneyimleme fırsatımız olacak.” diye konuştu.
“5G YERLİLİĞİMİZİN ÖN PLANA ÇIKTIĞI BİR SÜREÇ OLMALI, YERLİLİK ORANI YÜKSEK BİR 5G’YE GEÇMEK DAHA ANLAMLI”
Toplantı sonunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Önal, 5G’nin yol haritasına ilişkin sorulan soru karşısında, düzenleyici kuruluşun tüm operatörlerden, 5G’ye dair perspektifi, projeleri, yorumları içeren bir doküman istediğini, kendilerinin de bu paylaşımı gerçekleştirdiklerini söyledi.
Önal, “2024 yılı için bir ihale takvimi henüz açıklanmadı fakat zaman zaman 2024 yılında 5G ile ilgili çalışmalar yapılacağına dair birtakım söylemler içerisinde oldu Bakanlık. Bizim buradaki beklentimiz hem ihale modeline ilişkin. Birçok model var dünyada, Türkiye’de hangi modelin daha iyi olduğuna dair biz görüşlerimizi paylaştık düzenleyici kuruluşla. Teknolojide dışa bağımlılık konusunda bağımlılığımızı biraz daha hafiflettiğimiz, yerliliğimizin ön plana çıktığı bir süreç olmalı. Bireysel değil, daha endüstriyel bir 5G kullanımının daha çok işte göze çarptığı bir dünyada yerlilik oranının daha yüksek olduğu bir zamana doğru bunu kaydırmanın Türkiye açısından daha iyi olacağını düşünüyoruz. Yerlilik oranı yüksek bir 5G’ye geçmek daha anlamlı.” değerlendirmesinde bulundu.
Önal, “Toplam 406 megawatt’lık kapasiteye sahip olacak, Türkiye’de 3 farklı noktada güneş enerjisi santrali kurmak için en kısa zamanda ihaleleri gerçekleştireceğiz.” dedi.
]]>“Halk sağlığına zarar vermeyecek şekilde ölçümler sürüyor.” diyen Bayraktar’ın açıklamaları şöyle:
“Heyelan riski nedeniyle çalışmalar durmuştu. O alanlar tespit edildi ve 9 çalışanın aranmasıyla ilgili faaliyetler devam ederken aileleri sürekli bilgilendirdik. Onların yanında olacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Olayın oluş şekliyle alakalı çalışmalarımız adli ve idari yönden sürüyor. Adli süreç konusunda 9 kişi hakkında cezai ve adli işlemler devam ediyor, bu sayı artabilir. Bu süreç titizlikle devam ediyor. 14 Şubat itibarıyla maden faaliyetleri durdu.”

“3 BİNE YAKIN PERSONEL SAHADA”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya,“3 bine yakın personel ve 800’ün üzerinde araç sahada” açıklamasında bulundu.
Bakan Yerlikaya, “Öncelikle arama işini yapan arkadaşlarımızın güvenliğini önceliyoruz. Onun için arama çalışmalarına ara veriyoruz. ‘Aşağıda güvenle çalışabilirsiniz’ denene kadar AFAD çalışmalarına devam edecek.” dedi.
“HER GÜN NUMUNE ALINIYOR”
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki de, “Arkadaşlarımız her gün 9 noktadan numune alıyor. Yetkin laboratuvarlarda inceleniyor. Çok şükür zehirli bir atığa rastlanmadı. Her gün topraktan numune almaya devam edeceğiz.” açıklamasında bulundu.
“MADEN SAHASINA KÜÇÜK BİR BARAJ İNŞA EDİLECEK”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Birikme ihtimali olan suya yönelik bir pompa sistemi kuruldu. Maden sahasına adeta küçük bir baraj inşa edilecek. Sahanın bir üst tarafında alana girmemesi için bir bypass sistemi planlanıyor. Herhangi bir tehlike arz edecek durum yok.” dedi.
“İHMALİ OLAN ADALET ÖNÜNDE HESAP VERECEK”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, “Çalışanlarımızın sağlığı ve güvenliği konusunda araştırmalarımız devam ediyor. Kök nedenlerin bulunması noktasında müfettişlerimizin çalışmaları sürüyor. İhmal ve kusuru olan kim varsa adalet önünde hesap vereceğini belirtmek isterim. ” ifadelerini kullandı.
“BUGÜNE KADAR 135 DENETİM YAPILDI”
Sorular üzerine Bakan Özhaseki tekrar açıklamalarda bulundu:
“Olayın olduğu gün buraya gelememe nedenim sağlık sebepleri. Ancak olayın olduğu ilk andan itibaren çalışmaları sıkıca takip ettim.
2008’de ilk ÇED raporu alınmış. Aradan geçen zaman süre içinde aralıklarla genişletme gibi bir takım ÇED raporundaki yenilenmeler söz konusu olmuş. ÇED raporu için başvurulduğunda uzunca bir süre var. ÇED raporu için bazen 20’den fazla kamu kuruluşuna tek tek soruluyor. İstenilen ne kadar şart varsa getirildiğine emin olunduğunda izin veriliyor. Arkadaşlarımız şu ana kadar bu bölgede 135 denetim yapmışlar. En son 2022 ortalarında kapatma kararı vermişler en ağır para cezası vermişler ve savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlar. O günden sonra neredeyse hemen her gün uğrayarak çevreye zarar veriliyor mu diye ölçümler yapmaya devam etmişler. Adli ve idari boyutta inceleniyor.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
“Halk sağlığına zarar vermeyecek şekilde ölçümler sürüyor.” diyen Bayraktar’ın açıklamaları şöyle:
“Heyelan riski nedeniyle çalışmalar durmuştu. O alanlar tespit edildi ve 9 çalışanın aranmasıyla ilgili faaliyetler devam ederken aileleri sürekli bilgilendirdik. Onların yanında olacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Olayın oluş şekliyle alakalı çalışmalarımız adli ve idari yönden sürüyor. Adli süreç konusunda 9 kişi hakkında cezai ve adli işlemler devam ediyor, bu sayı artabilir. Bu süreç titizlikle devam ediyor. 14 Şubat itibarıyla maden faaliyetleri durdu.”

“3 BİNE YAKIN PERSONEL SAHADA”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya,“3 bine yakın personel ve 800’ün üzerinde araç sahada” açıklamasında bulundu.
Bakan Yerlikaya, “Öncelikle arama işini yapan arkadaşlarımızın güvenliğini önceliyoruz. Onun için arama çalışmalarına ara veriyoruz. ‘Aşağıda güvenle çalışabilirsiniz’ denene kadar AFAD çalışmalarına devam edecek.” dedi.
“HER GÜN NUMUNE ALINIYOR”
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki de, “Arkadaşlarımız her gün 9 noktadan numune alıyor. Yetkin laboratuvarlarda inceleniyor. Çok şükür zehirli bir atığa rastlanmadı. Her gün topraktan numune almaya devam edeceğiz.” açıklamasında bulundu.
“MADEN SAHASINA KÜÇÜK BİR BARAJ İNŞA EDİLECEK”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Birikme ihtimali olan suya yönelik bir pompa sistemi kuruldu. Maden sahasına adeta küçük bir baraj inşa edilecek. Sahanın bir üst tarafında alana girmemesi için bir bypass sistemi planlanıyor. Herhangi bir tehlike arz edecek durum yok.” dedi.
“İHMALİ OLAN ADALET ÖNÜNDE HESAP VERECEK”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, “Çalışanlarımızın sağlığı ve güvenliği konusunda araştırmalarımız devam ediyor. Kök nedenlerin bulunması noktasında müfettişlerimizin çalışmaları sürüyor. İhmal ve kusuru olan kim varsa adalet önünde hesap vereceğini belirtmek isterim. ” ifadelerini kullandı.
“BUGÜNE KADAR 135 DENETİM YAPILDI”
Sorular üzerine Bakan Özhaseki tekrar açıklamalarda bulundu:
“Olayın olduğu gün buraya gelememe nedenim sağlık sebepleri. Ancak olayın olduğu ilk andan itibaren çalışmaları sıkıca takip ettim.
2008’de ilk ÇED raporu alınmış. Aradan geçen zaman süre içinde aralıklarla genişletme gibi bir takım ÇED raporundaki yenilenmeler söz konusu olmuş. ÇED raporu için başvurulduğunda uzunca bir süre var. ÇED raporu için bazen 20’den fazla kamu kuruluşuna tek tek soruluyor. İstenilen ne kadar şart varsa getirildiğine emin olunduğunda izin veriliyor. Arkadaşlarımız şu ana kadar bu bölgede 135 denetim yapmışlar. En son 2022 ortalarında kapatma kararı vermişler en ağır para cezası vermişler ve savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlar. O günden sonra neredeyse hemen her gün uğrayarak çevreye zarar veriliyor mu diye ölçümler yapmaya devam etmişler. Adli ve idari boyutta inceleniyor.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et

İmralı Adasının güney batısında 6 mürettebatın bulunduğu Batuhan A isimli kuruyük gemisini arama kurtarma faaliyetlerine yönelik çalışmalar denizden ve havadan sürdürülüyor.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şu sözlere yer verildi:
“Saat 06:32’de Bakanlığımız Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezine uydu yardımlı arama kurtarma sisteminden (COSPAT-SARSAT) Batuhan A gemisine ait acil durum sinyali alınmıştır. İvedilikle Tüm deniz ve hava arama kurtarma unsurlarına bildirim yapılarak deniz olayo bildirilmiş, Türk Radyo vasıtası ile Bölgedeki gemilere duyurular yapılmaya başlanmıştır.
Gemiye yapılan telsiz çağrılarına cevap alınmaması üzerine, Liman Yönetim Bilgi Sitemi üzerinden, geminin acentasının yapmış olduğu gemiye ait personel listesi beyanındaki tüm denizcilerimizin, Gemi İnsanları Bilgi Sitemindeki mobil cep telefonları ile temas kurulmaya çalışılmış malasef herhangi bir yanıt alınamamıştır.

Tekraren tüm arama kurtarma unsurlarına, geminin EPİRB cihazından alınan COSPAT-SARSAT acil durum sinyalinin, geminin batmış olması nedeniyle otomatik olarak uydu sinyali göndermiş olabileceğinin kuvvetle muhtemel olduğu bilgisi verilerek, uydudan alınan gemi pozisyonuna ilaveten Ulusal Otomatik Tanımlama Sistemimizden alınan geminin son pozisyonuda paylaşılmıştır.
Yapılan çalışmalar neticesinde, sonar görüntüsü ile deniz yüzeyinin elli bir metre altında tespit edilen geminin, gece Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğümüzce ROV cihazı ile yapılan sörveyinde Batuhan A gemisi olduğu kesinleşmiştir.
Bugün sabah saatlerinden itibaren anılan batığa dalış faaliyeti gerçekleştirilecek olup, denizde ve sahilde arama kurtarma faaliyetlerine de aralıksız devam edilecektir.”
“ENKAZA ULAŞILDI”
Marmara Denizi’nde, İmralı Adası’nın güneybatısında Bursa’nın Karacabey ilçesi açıklarında su alarak batan ve 6 kişilik mürettebatı bulunan “Batuhan A” adlı kargo gemisinin enkazına görüntüleme cihazlarıyla ulaşılmasının ardından dalış için hazırlık yapılıyor.
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, bölgede arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü söyledi.
Su altı robotuyla geminin batığına ulaşıldığını, 3 boyutlu modellemesinin de çıkarıldığını belirten Demirtaş, “Batık deniz tabanına normal bir şekilde oturmuş. Bu da bizim çalışmalarımızı kolaylaştıracak. Ekipler hava şartlarının durumuna göre batığa gün içinde dalış gerçekleştirecek. Şu anda 456 arama kurtarma personeliyle çalışmalar sürüyor.” dedi.
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat Çarşamba günü saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere hareket eden “Batuhan A” adlı kargo gemisi, ağır hava ve deniz şartları nedeniyle dün saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında batmıştı. Gemideki 6 kişilik mürettebat için çok sayıda kurum ve kuruluş tarafından yürütülen arama kurtarma çalışmalarında geminin battığı bölgede boş can salı bulunmuştu.
İmralı Adasının güney batısında 6 mürettebatın bulunduğu Batuhan A isimli kuruyük gemisini arama kurtarma faaliyetlerine yönelik çalışmalar denizden ve havadan sürdürülüyor.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şu sözlere yer verildi:
“Saat 06:32’de Bakanlığımız Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezine uydu yardımlı arama kurtarma sisteminden (COSPAT-SARSAT) Batuhan A gemisine ait acil durum sinyali alınmıştır. İvedilikle Tüm deniz ve hava arama kurtarma unsurlarına bildirim yapılarak deniz olayo bildirilmiş, Türk Radyo vasıtası ile Bölgedeki gemilere duyurular yapılmaya başlanmıştır.
Gemiye yapılan telsiz çağrılarına cevap alınmaması üzerine, Liman Yönetim Bilgi Sitemi üzerinden, geminin acentasının yapmış olduğu gemiye ait personel listesi beyanındaki tüm denizcilerimizin, Gemi İnsanları Bilgi Sitemindeki mobil cep telefonları ile temas kurulmaya çalışılmış malasef herhangi bir yanıt alınamamıştır.
Tekraren tüm arama kurtarma unsurlarına, geminin EPİRB cihazından alınan COSPAT-SARSAT acil durum sinyalinin, geminin batmış olması nedeniyle otomatik olarak uydu sinyali göndermiş olabileceğinin kuvvetle muhtemel olduğu bilgisi verilerek, uydudan alınan gemi pozisyonuna ilaveten Ulusal Otomatik Tanımlama Sistemimizden alınan geminin son pozisyonuda paylaşılmıştır.
Yapılan çalışmalar neticesinde, sonar görüntüsü ile deniz yüzeyinin elli bir metre altında tespit edilen geminin, gece Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğümüzce ROV cihazı ile yapılan sörveyinde Batuhan A gemisi olduğu kesinleşmiştir.
Bugün sabah saatlerinden itibaren anılan batığa dalış faaliyeti gerçekleştirilecek olup, denizde ve sahilde arama kurtarma faaliyetlerine de aralıksız devam edilecektir.”
“ENKAZA ULAŞILDI”
Marmara Denizi’nde, İmralı Adası’nın güneybatısında Bursa’nın Karacabey ilçesi açıklarında su alarak batan ve 6 kişilik mürettebatı bulunan “Batuhan A” adlı kargo gemisinin enkazına görüntüleme cihazlarıyla ulaşılmasının ardından dalış için hazırlık yapılıyor.
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, bölgede arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü söyledi.
Su altı robotuyla geminin batığına ulaşıldığını, 3 boyutlu modellemesinin de çıkarıldığını belirten Demirtaş, “Batık deniz tabanına normal bir şekilde oturmuş. Bu da bizim çalışmalarımızı kolaylaştıracak. Ekipler hava şartlarının durumuna göre batığa gün içinde dalış gerçekleştirecek. Şu anda 456 arama kurtarma personeliyle çalışmalar sürüyor.” dedi.
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat Çarşamba günü saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere hareket eden “Batuhan A” adlı kargo gemisi, ağır hava ve deniz şartları nedeniyle dün saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında batmıştı. Gemideki 6 kişilik mürettebat için çok sayıda kurum ve kuruluş tarafından yürütülen arama kurtarma çalışmalarında geminin battığı bölgede boş can salı bulunmuştu.
Ziyaretlerinde Mısırlı Mevkidaşı Sisi ve BAE Devlet Başkanı Zayed Al ile görüşen Erdoğan, yurda dönüşü sırasında uçakta aralarında Ülke TV Genel Yayın Yönetmeni ve Haber7 Yazarı Hasan Öztürk’ün de olduğu gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Erdoğan, “Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu kararları hazmedemiyorum. Danıştay zaman zaman yapıyor, bu tür kararlarla bizi rahatsız ediyor ama Anayasa Mahkemesi’nin sık sık bu tür kararları alması bizi ciddi manada rahatsız ediyor” açıklamasında bulundu.

DANIŞTAY VE AYM’YE SERT TEPKİ!
Erdoğan, yüksek yargıya ilişkin açıklamasında “Sessiz kalmamız mümkün değil, hazmedemiyorum!” dedi.
Soru: FETÖ’yle irtibatlı olduğu gerekçesiyle 450 hakim ve savcı ihraç edilmişti. Danıştay 5. Dairesi bu 450 hakim ve savcıyı göreve iade etti. Bu skandala HSK’nın bir itirazı vardı. Danıştay bu itirazı değerlendirmeye almadı. Bu skandal kamuoyunda da çok ciddi tepki gördü. Bu konuda düşüncelerinizi ve tavrınızı merak ediyoruz.
“FETÖ denen bu şer şebekesinin, terör yapılanmasının belini kırdık.” diyen Erdoğan, “FETÖ bataklığını kuruttuk ancak sinekleri temizleme işimiz daha devam ediyor. Biz FETÖ’nün iç yüzünü anlatmaya, onlarla her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz. Mücadelemiz bitmiş değil. Son kukla da Türkiye’ye zarar veremez hale getirilene kadar devam edeceğiz. Yüzlerindeki değişik maskeleri yırtıp atıyoruz ve bunlar böylece meydana çıkıyor. Her kılığa giren bu iradesiz şarlatanların ensesinde olacağız. Fakat Danıştay’ın aldığı bu karara da sessiz kalmamız mümkün değil.” açıklamasında bulundu.
“HAZMEDEMİYORUM!”
Erdoğan, “Nasıl ki Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bazı garip kararlarda Cumhur İttifakı olarak tepkisiz kalmıyorsak, bunda da sessiz kalamayız. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu kararları hazmedemiyorum.Danıştay zaman zaman yapıyor, bu tür kararlarla bizi rahatsız ediyor ama Anayasa Mahkemesi’nin sık sık bu tür kararları alması bizi ciddi manada rahatsız ediyor. Mesela Anayasa Mahkemesi bir de BTK’yla ilgili bir karar almış. Hani bunun neresinden gireceksin? Nasıl böyle bir karar alınır? Biz de bu işin üzerine üzerine giriyoruz, gideceğiz. Danıştay’da da bu işin yine aynı şekilde takipçisi olacağız.” ifadelerini kullandı.
DEPREM BÖLGESİNDEKİ ÇALIŞMALAR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Deprem bölgesinde yaptığımız ziyaretlerde vatandaşlarımız bize iktidarımızın onları dışarıda bırakmadığını, sözünde durduğunu ifade ettiler. Biz bölgede yapımı devam eden konutları tamamlamaya çalışıyoruz. İnşaatlar bitip konutlar tamamlandıkça da sahiplerine teslim ediyoruz. Sözümüzü tutarak benzeri görülmemiş bir inşaat seferberliğini başlattığımızı ortaya koyduk. Bunu aslında muhalefet de çok iyi biliyor. Hatay’da geçen gün muhalefetin belediye başkanlarını, genel başkanlarını halk orada yuhaladı. Meydana bile sokmadı. “Biz size inanmıyoruz. Siz bizi aldattınız. Şimdi utanmadan yine karşımıza çıkıyorsunuz.” dediler. Bölgede konutları, köy evlerini, ahırları peyderpey yapmaya devam ediyoruz. İnşallah bitirdikçe de bunları vatandaşlarımıza teslim ediyoruz. Konutlar altyapısıyla, üst yapısıyla güven veriyor.” dedi.
“Depremzede kardeşlerimizi en kısa sürede güvenli, huzurlu ve dayanıklı yuvalarına kavuşturmak için gece-gündüz koşturuyoruz.” diyen Erdoğan şunları söyledi:
“Sadece ziyaret ettiğimiz beş ilimizde kuralarını çekerek hak sahiplerine teslim ettiğimiz konuk ve köy evi sayısı 31 binin üzerindedir. İnşallah iki ay içinde deprem bölgesi genelinde 75 bin konutun teslimini gerçekleştireceğiz. Takip eden dönemde de her ay 15-20 bin civarında konut ve köy evini hak sahipleriyle buluşturacağız. Böylece temel atmanın üzerinden bir sene geçmeden inşaatları bitirme sözümüzü önemli ölçüde yerine getirmiş olacağız. Yılsonuna kadar hedefimiz, 200 bin evi vatandaşlarımıza teslim etmektir. Ardından bu sayıyı süratle 390 bine ulaştıracağız. Yola devam ediyoruz. Hedefimiz, halkımıza hizmetlerimizi daha etkin bir biçimde ulaştırabilmek için yerel yönetimlerde halkımızın desteğiyle çok ciddi bir başarı kazanmak. Buralarda da çalışmalarımızı en güzel şekilde sürdürüyoruz.”
ERZİNCAN’DA FACİA: ADLİ SORUŞTURMA DEVAM EDİYOR
“Burada da maalesef böylesine büyük boyutta bir heyelan yaşandı. 600 civarında madencinin çalıştığı bu yerde 9 vatandaşımız maalesef şu anda toprak altında. Arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.” diyen Erdoğan, “İlk andan itibaren valimiz bölgedeydi. İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya bizzat AFAD’la birlikte olaya müdahil oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar bizimle beraberdi. Yurda dönmesinin olay yerine geçmesinin faydalı olacağını düşündük ve onu da hızlıca bölgeye gönderdik. Bugün itibarıyla İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız olayları yakından takip ediyorlar, çalışmaların koordinesini üstlenmiş durumdalar. Bu heyelanın teknik incelemeleri, soruşturmaları başladı. Soruşturmaların neticesine göre adımlar mutlaka atılacaktır. Bu aşamada önceliğimiz madencilerimize ulaşabilmek.” açıklamasında bulundu.
“CUMHUR İTTİFAKI OLARAK ÇALIŞMALARIMIZI YAPIYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunlar her dönem, her seçim öncesi maalesef yaşadığımız olaylar. Öyle veya böyle ne yaparlarsa yapsınlar, her şey olacağına varacak. Şurada seçimlere iki ay bile yok. Artık geri sayım başladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında çok açık, net bazı hususları ortaya koydu. Aynı kanaatleri ben de paylaşıyorum. Muhalefet özellikle mülteci meselesini gündeme getiriyor. Bunların hiçbirinden onlara ekmek çıkmaz, boşuna uğraşıyorlar. 31 Mart kesinlikle bazılarının siyaset sahnesinden tamamen silindiğini göreceğimiz gün olacaktır. Nasıl ki 28 Mayıs’ta bazıları silindiyse, bazıları şu anda yarım yamalak ayakta durmaya çalışıyorsa bunların neticesi de benzer olacak. Bu bakımdan biz teşkilatlarımızla yoğun bir şekilde gerek büyükşehirlerde gerek illerde, ilçelerde Cumhur İttifakı olarak çalışmalarımızı yapıyoruz. Şimdi de meclis üyeleriyle ilgili çalışmaları arkadaşlarımız Ankara’da genel başkan vekillerimiz ile birlikte yürütüyorlar. İnşallah biz de kendilerine katılacağız. Malum benim Samsun mitingim var. Samsun bizim için çok çok önemli. Ondan sonra Giresun, Ordu mitinglerimizi yapacağız. Böylece Karadeniz’i şöyle bir toparlayalım istiyoruz.” dedi.

“HATAYLI VATANDAŞLARIMIZLA GÖNÜL BAĞIMIZ OLUŞTU”
Türkiye’yi yasa boğan asrın felaketinin ardından Konya Büyükşehir Belediyesi ilk dakikalarda Başkan Uğur İbrahim Altay’ın talimatıyla seferberlik ilan etti. Başkan Altay, geçtiğimiz yıl Şubat ayında ülkemiz adına yüzyılın en büyük felaketinden birinin yaşandığını belirterek, 11 şehirde büyük bir yıkıma neden olan ve tüm ülkeyi derin bir yasa boğan depremlerin, hafızalardan hiçbir zaman silinmeyecek izler bıraktığını ifade etti.

Deprem sonrası Konya olarak ilk anda harekete geçtiklerini ve sonuna kadar tüm imkanlarıyla Hatay halkının yanında olduklarını belirten Başkan Altay,
“6 Şubat depremleri hepimizin hafızalarında hala taptaze duruyor. Konya, belediyeler olarak Hatay’da yaptıklarıyla tüm Türkiye’nin takdirini kazandı. Buradaki en büyük başarı bir bütün olarak hareket etmekti. Bütün belediyelerimiz, odalarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, vatandaşlarımız Hatay’da birlikte bir gayret gösterdi. Deprem çok büyük acılara neden oldu ama Hataylı vatandaşlarımızla aramızda sağlam bir gönül bağı oluştu” dedi.

Depremin bir yandan da şehirlerin önceliğinin kentsel dönüşüm, depreme hazırlanmak ve dirençli şehirler oluşturmak olduğunu bir kez daha hatırlattığını kaydeden Başkan Altay, hep birlikte bu konuda çalışmayı sürdüreceklerini ifade etti. Başkan Altay, “Depremde kaybettiğimiz vatandaşlarımızın aziz hatıralarını, daima kalbimizin başköşesinde taşıyacağız. Mekânları cennet, makamları âli olsun. Allah, ülkemizi ve milletimizi bir daha hiçbir zaman böyle bir felaketle sınamasın” diye konuştu.

KONYA İLK ANDA TEYAKKUZA GEÇTİ
Konya Büyükşehir Belediyesi ekipleri 6 Şubat sabahı saat 06:30’da Hatay’a hareket ederek, en hızlı şekilde çalışmalara başladı. Sabaha karşı yola çıkan arama kurtarma ekiplerinin hemen ardından Mobil Mutfak tırları, su tırı, telsiz istasyonları, mobil şarj istasyonları, ekskavatörler, loderler, aydınlatma kulesi, jeneratörler, seyyar tuvaletler ve hizmet araçları başta olmak üzere ilçe belediyeleri ile birlikte çok sayıda araç ilk etapta AFAD koordinasyonunda deprem bölgesine sevk edildi.

BAŞKAN ALTAY HATAY’DAN HİÇ AYRILMADI
Konya Valisi Vahdettin Özkan ile birlikte ilk gün bölgeye ulaşan ve uzun süre hiç ayrılmadan Hatay’da kalan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Hatay’da kurtarma ve koordinasyon çalışmalarına katıldı. Konya’da bir araya getirilen ve 622 tırdan oluşan yüzbinlerce yardım kolisi, Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin koordinasyonunda bölgeye ulaştırıldı.

KONYA’DAN DEPREM BÖLGESİNE GİDEN EKİP 168 KİŞİYİ ENKAZDAN KURTARDI
Depremin hemen ardından Hatay’dan tahliye işlemi başlatan Konya Büyükşehir Belediyesi, 8 bine yakın depremzedeyi şehirden çıkardı. Konyalılar depremde evini kaybeden vatandaşlara evlerinin kapılarını açtı.
Konya Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri ile birlikte toplamda 3 bin 369 personeliyle bölgede çalışmalar yürüttü. Büyükşehir Arama-Kurtarma Ekipleri, 168 vatandaşımızı enkazdan sağ olarak çıkarmayı başardı.

MOBİL MUTFAK VE MOBİL EKMEK FIRINI KESİNTİSİZ HİZMET VERDİ
Konya Büyükşehir Belediyesi Mobil Mutfak TIRI ve ekmek fırınında depremzedelere ve ekiplere sıcak yemek ve ekmek dağıtımı yapıldı. Mobil Mutfaklar ile toplamda 735 bin öğün sıcak yemek imkânı sağlandı. Konya Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Beysu tesislerinin, 48 tırdan oluşan tüm paket su üretimi bölgeye yönlendirildi.

Gıda ihtiyacını gidermek adına Hatay’a 50 tır, Kahramanmaraş’a 300 ton un ulaştırıldı. Vatandaşlar, Konya Büyükşehir Belediyesi koordinasyonunda Konya’da oluşturulan yardım merkezlerinde bölgeye gönderilecek yardımlara katkıda bulundu.

DEPREM BÖLGESİNE TEMİZ SU KOSKİ’DEN
Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü ekipleri Hatay’da sağlıklı içme ve kullanma suyu ihtiyacına da çözüm üretti. Ekipler, ilk olarak HATSU pompa istasyonundaki kuyuları çalıştırarak bu kuyulardan tankerlere su doldurmak suretiyle depremden etkilenen insanlara su dağıtımı yaptı.

İlerleyen saatlerde de enkaz bölgelerine portatif jeneratör ve projektörle aydınlatma yapan KOSKİ ekipleri, kuyuların arıza kontrollerini de sürekli olarak yaptı.

KOSKİ, Hatay’ın temiz suya erişimini sağlamak ve altyapı sorunlarını gidermek amacıyla; 10.267 metre içme suyu hattı ve 8.500 metre kanalizasyon hattı döşedi.

KOSKİ ekipleri toplamda 1.540 noktada arıza bakım ve onarım işlemi gerçekleştirdi. Ayrıca 867 kabin ile tuvalet, 330 kabin ile duş hizmeti sağladı. İhtiyaç olan mahallelere tankerlerle 6000’den fazla sefer yaparak temiz su ulaştırdı ve 56 adet sokak çeşmesi montajı yaptı.

HATAY’IN TÜM SU ALTYAPISININ RÖNTGENİ ÇEKİLDİ
KOSKİ tarafından geliştirilen yerli ve milli KOSKİ CBS uygulaması sayesinde; Hatay’ın tahrip olan su ve kanalizasyon altyapısına en hızlı şekilde müdahale edildi.

Hatay’a ait tüm altyapı verileri CBS sistemine entegre edilerek, müdahale ve onarım işlemlerinin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlandı.

DEPREM BÖLGESİNE, KONYA’DAN 1.000 KENTEYNERLİK KENT
Konya Büyükşehir Belediyesi, Meram, Karatay, Selçuklu belediyeleri, Konya Ticaret Odası, Konya Sanayi Odası ve Konya Ticaret Borsası Hatay’da 3 etaptan oluşan konteyner kentler kurdu.

AFAD’a teslim edilen, 1000’e yakın konteynerden oluşan konteyner kentlerde 4 binden fazla vatandaşa geçici barınma imkânı sağlandı.
Konteyner kentlerde açılan Konya Büyükşehir Belediyesi Meslek Edindirme Kursları (KOMEK) da kadınlara yönelik kurslarla hizmetlerini sürdürüyor.

152 DÜKKANLIK BEDESTEN KURULDU
Yine Konya Büyükşehir Belediyesi, MÜSİAD Konya Şubesi ve Konya Sanayi Odası ile birlikte; Narlıca’da 152 dükkândan oluşan Konya Bedesten’i inşa edilerek esnaflara teslim edildi.

MOBİL SAĞLIK ARAÇLARI İLE HİZMET VERİLDİ
Konya Büyükşehir Belediyesi, Diş Hekimleri Odası ile birlikte hazırladığı Ağız ve Diş Sağlığı Teşhis ve Tedavi Aracı ile Hatay’da 5 bin 150 vatandaşı tedavi etti. Optisyen ve Gözlükçüler Odası ile birlikte hazırlanan Mobil Gözlük Aracı ise 3 binden fazla depremzedeye gözlük verdi.

DEPREM BÖLGESİNDEKİ HAYVAN SAHİPLERİ DE UNUTULMADI
Konya Büyükşehir Belediyesi, deprem bölgesine gönderdiği insani yardımların yanı sıra hayvancılık faaliyetlerinin sekteye uğramaması için Hataylı çiftçiler için 10 TIR besi ve süt yemi besi ve süt yemi ulaştırdı. Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki hayvan acil yardım aracı CANBULAN ve uzman veterinerlerle, köylerde hayvan sağlığı taramaları yapıldı. Sokak hayvanları için de 10 ton mama yardımında bulunuldu.

ÇOCUKLARA MORAL İÇİN ETKİNLİKLER YAPILDI
Depremden etkilenen çocuklar için çadır kentlere oyun parkları yerleştiren Konya Büyükşehir Belediyesi, ayrıca Çocuk Tiyatrosu ekibi ve Bilim Tırını bölgeye yönlendirerek çocuklara moral depoladı.

TARİHİ MİRAS OLAN CAMİİNİN YENİDEN İNŞAASI YAPILDI
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Hatay-Konya kardeşliğini taçlandırmak adına, Konya Büyükşehir Belediyesi olarak depremde yıkılan Habib-i Neccar Cami’sinin restorasyonunu da üstlendiklerini ifade etti.

Deprem bölgesinde yapılan çalışmalarla tüm Türkiye’nin takdirini kazanan Konya’nın, Hatay’ın simge yapısını tekrar ayağa kaldırma konusunda da sorumluluk üstlendiğini kaydeden Başkan Altay, “Ülkemizin önemli tarihi miraslarından birisi olan Anadolu’nun ilk camisi olarak bilinen Habib-i Neccar Camisi maalesef yaşanan depremden sonra yıkılmıştı. Konya Büyükşehir olarak Hatay’ın tüm sorunlarında olduğu gibi Habib-i Neccar Camisi’ni de eski günlerine döndürmek için kolları sıvadık. Kültür ve Turizm Bakanlığımızla yürüttüğümüz sürecin sonunda Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kontrolünde bu simge yapının yeniden ayağa kaldırılması için çalışmalara başladık” ifadelerini kullandı.

RAMAZAN AYINDA DA YALNIZ KALMADILAR
Büyükşehir Belediyesi, Konya’nın üç merkez ilçe belediyesiyle birlikte Hatay’daki depremzedeleri Ramazan ayında da yalnız bırakmadı.
Konya Büyükşehir Belediyesi, Meram, Karatay ve Selçuklu belediyeleriyle birlikte mübarek Ramazan ayında Hatay’daki depremzede ailelere verilmek üzere 23 bin koliden oluşan 14 TIR yardım kolisi ulaştırdı. Konya Büyükşehir Belediyesi, Hatay Payas’ta kurduğu Ramazan çadırıyla da binlerce depremzedeye iftar ve sahur hizmeti verdi. Ayrıca, bölgede Ramazan etkinlikleri düzenleyerek depremzede çocuklara moral verdi.
KONYA’NIN AKILLI UYGULAMALARI HATAY’DA KRİTİK ROL ÜSTLENDİ
Kahramanmaraş merkezli deprem felaketlerinin ilk gününden itibaren altyapı, lojistik, su çalışmaları, barınma, mobil mutfak, haberleşme ve enerji gibi insani ihtiyaçlar konusunda çalışmalar yapan Konya Büyükşehir Belediyesi, Akıllı Şehircilik uygulamaları ile birçok alanda kritik rol üstlendi.
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Hatay’da yaşamı normale döndürmek için yaptıkları tüm çalışmalarda Akıllı Şehir uygulamalarından faydalandıklarını belirterek şunları söyledi:
Konya Büyükşehir’in deprem bölgesinde kullandığı Akıllı Şehir uygulamalarından bazıları şöyle:
“Şehrin tüm altyapısının çöktüğü, veriye erişimin mümkün olmadığı, haberleşmenin sağlanamadığı ve GSM şebekelerinin kullanılamadığı ilk anlarda Uydu İnterneti ve Sayısal Telsiz Haberleşme Sistemi’yle iletişim sağlandı. Solar Mobil Şarj İstasyonu kuruldu. KOSKİ CBS uygulaması ile tahrip olan su ve kanalizasyon altyapısına hızlı şekilde müdahale edildi. Kapsül Teknoloji Platformu bünyesindeki öğrenciler 3 bin 700 adet powerbank ve 2 jeneratörle baz istasyonu kurdu. Depremzede vatandaşlara kesintisiz temiz su sağlamak için güneş enerjisinden elektrik üreterek, su depolarında klorlama işlemleri gerçekleştirildi. Konya Mobil Uygulaması ile depremzedelere yardımcı olmak isteyen gönüllüler en doğru lokasyonlara yönlendirilerek, olası bir kaos durumuna karşı etkili koordinasyon sağlandı. Su kayıplarının önüne geçmek için kullanılan Akustik Dinleme Cihazları, arama-kurtarma çalışmalarında, enkaz altındaki depremzedelerin tespitinde büyük fayda sağladı. Araç Takip ve İş Takip Sistemleri kullanıldı.”
Konya Büyükşehir Belediyesi, Hatay dışında Kahramanmaraş’a 300 ton un gönderirken depremin etkilediği diğer şehirlerde de altyapı çalışmalarına katkı sağladı.
Ömrünü Kur’an yoluna adamış bir alim Mahmud Esad Coşan. Görünmez üniversite olan İskenderpaşa’da bir profesördü o. Bugün, Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hocaefendi’nin vefatının 23’ncü yıl dönümü. İşte Mahmud Esad Coşan Hoca’nın öyküsü…
ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’NİN HAYATI
1938 yılında Çanakkale’de doğdu. Babası Halil Necati Efendi, annesi Şâdiye Hanım’dır. 1950’de İstanbul Vezneciler İlkokulu’nu, 1956’da Vefa Lisesi’ni bitirerek aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi bölümüne girdi. Arap Dili ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ile Türk-İslam sertifikalarını alarak, 1960 yılında Edebiyat Fakültesinden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde açılan asistanlık imtihanını kazanarak, Klasik-Dînî Türkçe Metinler Kürsüsü’ne asistan olarak girdi. Fakülte yayın komisyonunda iki yıl sekreterlikte bulundu.

1965 yılında XV. Yüzyıl şairlerinden olan “Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri” konusunda doktora tezi vererek “İlahiyat Doktoru” ünvanını aldı. 1967-1968 yılları arasında Ankara Yükseliş Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu’nda “Türkçe ve Hümaniter Bilgiler” dersini tedris etti. 1973 yılında ise, “Hacı Bektaş-ı Veli, Makâlât” adlı doçentlik tezi ile doçentlik unvanını aldı ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk-İslam Edebiyatı Kürsüsü’ne öğretim üyesi olarak tayin edildi. 1977- 1980 yıllarında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi.
1982 yılında profesörlüğe yükseldi. Sosyal ve kültürel faaliyetlere daha fazla zaman ayırabilmek düşüncesiyle, 1987 yılında emekliliğini isteyerek üniversiteden ayrıldı.
İlk dini eğitimini ailesinde gördü. Genç yaşta vefat eden annesi, zikir ehli bir hanımdı. Babası Necati Efendi; Serezli Hasib Efendi, Kazanlı Abdülaziz efendi, Mehmed Zahid Kotku Efendi gibi alim ve fazıl şeyh efendilerin sohbetinde ve hizmetinde bulunmuş, hal ehli bir kimsedir. Mehmed Zahid Kotku Efendi’nin yakın dostlarındandı. Bu münasebetle, küçük yaşta hoca efendilerin meclislerine devam etti, onların maddi ve manevi ilgilerine mazhar oldu.

İSKENDERPAŞA CAMİİ’NDE HADİS DERSLERİ VERMEYE BAŞLADI
Mehmed Zahid Kotku Efendi’nin bizzat elinden tutarak kürsüye oturtması ile İskenderpaşa Camii’nde, dergahın eğitim kitabı olan Gümüşhanevî’nin “Ramûz el- Ehâdis” adlı hadis kitabından hadis dersleri vermeye başladı (1977). Yine onun arzusu üzerine, 13 kasım 1980 günü vefatından sonra, cemaatin eğitimiyle ve her türlü meselesiyle ilgilenme, tebliğ ve irşad görevini üstlendi.
Onun döneminde hadis derslerine ilgi daha da arttı. Cemaat yer bulamadığı için camiye ilaveler yapıldı; ders dinlenilecek yerler beş-altı kat genişletildi . Ayrıca Ankara, İzmir, Bursa, Sapanca, İzmit ve Eskişehir’de mûtad hadis dersleri başlatıldı.
Yurt içi ve dışında basın-yayın, eğitim, kültür-sanat, sağlık, sesli ve görüntülü yayıncılık gibi, hayatın her sahasını kavrayan çok yönlü vakıf, dernek ve şirketin kuruculuğunu yaparak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Medine-i Münevvere’de yaptıklarını bu çağda yapmak için gereken her türlü müessesenin kurulmasına önderlik etti ve hizmet sahasını genişletti.
Mehmed Zahid Kotku Efendi’nin emri üzerine kurduğu “Hakyol Vakfı”nın çalışmalarıyla bizzat ilgilendi, muhtelif yerlerde şubeler açtırdı. Eğitim ve yardımlaşma faaliyetini yaygınlaştırmak için çalışmalar yaptı.

ÇEŞİTLİ VAKIF VE DERNEKLERİN ÖNCÜSÜ OLDU
Sanat ve kültürle ilgili çalışmalar yapmak üzere “İlim Kültür ve Sanat Vakfı”nı, sağlık hizmetleri için “Sağlık Vakfı”nı kurdurdu. Hanımların eğitimi ile ilgili olarak “Hanım Dernekleri”nin; çevre ile ilgili çalışmalar yapmak üzere “İlim, Ahlak, Kültür ve Çevre Dernekleri”nin kurulmasını ve yaygınlaştırılmasını teşvik etti. Bu çalışmalarla, toplumun güzel amaçlar için bir araya gelmesini, organize olmasını sağlamaya çalıştı.
Vakıflara ait harabe haline gelmiş bir takım ecdad yadigarı eserlerin tamir ve tecdidiyle ilgilendi; onların gayesine uygun olarak tekrar faaliyete geçmesini temin etti: Ahmed Kamil Tekkesi, Selami Mustafa Efendi Tekkesi, Şeyh Murad Efendi Dergahı, Kanuni zamanında yapılan ve şimdi Şadiye Hatun Teşhis Kliniğinin hizmet verdiği külliye…. gibi.
Eğitimin yaygınlaştırılması için basın ve yayın çalışmalarıyla ilgilendi. 1983 eylülünde “İslam” dergisini, 1985 nisanında “Kadın ve Aile” ve “İlim ve Sanat” dergisi yayınlanmaya başladı. Daha sonra “Gülçocuk” dergisi çıkartıldı. Sağlık va bilimle ilgili konularda ise “Panzehir” dergisi yayınlandı
Kitap yayıncılığı için “Seha Neşriyatı” kurdurdu; çeşitli dini, edebi, tarihi, kültürel eserler neşredildi. Yayıncılığın geliştirilmesi, haftalık ve günlük yayınlara geçilebilmesi için çalışmalar başlattı. Onun gayretleriyle bir matbaa tesis edildi (Ahsen), dizgi tesisleri kuruldu (Deha).
Sesli ve görüntülü yayıncılık alanında hizmet etmek, milli ve manevi değerlerimize uygun yayınlar yapmak üzere “Ak-Radyo (AKRA)” adı altında bir müessesenin kurulmasına öncülük etti (1992). Halen İstanbul, Ankara, İzmir, Konya, Adapazarı, Denizli başta olmak üzere yüzden fazla merkezden radyo yayınları yapılmaktadır. Ayrıca uydudan yayın yapan radyo dünyanın birçok yerinden de dinlenilebilmektedir.

AVUSTRALYA’DA VEFAT ETTİ
Kaliteli bir eğitimi temin etmek amacıyla, özel eğitim kurumlarının kurulmasını teşvik etti. Çeşitli illerde ilkokul öncesi, ilkokul ve orta öğrenime yönelik eğitim tesisleri kurdurdu.
Yurtdışındaki Müslümanlarla diyaloğu sağlamak amacıyla “İskenderpaşa Turizm (İSPA)” adı altında bir seyahat acentası kurulmasına öncülük etti.
İlmi seviyesi yüksek hocalar yetiştirmek amacıyla İstanbul’da, Ankara’da, Konya’da ve Bursa’da hadis ve fıkıh enstitüleri açtırdı. Buralarda İlahiyat fakültelerinde okuyan veya mezun olan kimselere, özel hocalardan Arapça, hadis, tefsir ve fıkıh dersleri verdirilmesini temin etti.
Sohbetlerine yurt içinde yurt dışında büyük ilgi gösterilmesi ve çeşitli yerlere davet edilmesi, onun çok seyahat etmesine neden oldu. Avrupa’da, Kuzey Amerika’da, Afrika’da, Orta Asya ve Avustralya’da pek çok ziyaretler, vaazlar, sohbetler yaptı; eğitim programlarına katıldı. Her yıl hac ve umre dolayısıyla değişik ülkelerden gelen Müslümanlarla görüştü, diyalog kurdu.
Hakkı ve hayrı, iyiyi ve güzeli tebliğ etme yönünde şumüllü ve verimli çalışma yapmaktan bir an bile geri kalmadı. Çevresini de daima bu tür çalışmalara teşvik etti.
Doğu dillerinden Arapça ve Farsçayı, batı dillerinden Almanca ve İngilizceyi bilmekteydi.
4 Şubat 2001 tarihinde, damadı Prof.Dr. Ali Yücel Uyarel ile bir cami açılışı yapmak için Grifit şehrine giderken, Avustralya yerel saatiyle 12’de, Sydney civarında, Dubbo kasabası yakınlarında geçirdiği trafik kazası sonucu vefat etti.

EYÜPSULTAN MEZARLIĞI’NA DEFNEDİLDİ
Avustralya’da, bir cami açılışı için yaptığı bir seyahat esnasında elim bir trafik kazası neticesinde Hakk’a yürüyen Mahmut Esad Coşan hocanın naaşı Türkiye’ye getirildi. 9 Şubat 2001 tarihinde Eyüpsultan Mezarlığı’na defnedildi.
]]>İlk olarak kadınlarla bir araya gelen Kurum, açıkladıkları İstanbul vizyonuyla annelerin hizmetkarı, yol arkadaşı, dert ortağı olacaklarını söyledi.
Göreve geldiklerinde herkesin ürettiği, hane ekonomisinin güçlendiği bir İstanbul’da en önemli rolün kadınlarda olacağını belirten Kurum, “Sizler hangi sektörde iş yapmak isterseniz, biz tam o karar noktasında hemen yanınızda olacağız. İlk işini kuran 100 bin girişimci kadınımıza ‘Size İBB’den 100 bin lira, işini geliştir diyeceğiz. Gözün arkada kalmasın Büyükşehir burada’ diyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Kurum, başta kadın emekliler olmak üzere ihtiyaç sahibi emeklilerin İstanbul kartlarına her ay 2.500 lira destek ödemesi yapacaklarını söyledi.

“TRAFİK ÇİLESİ HER BİRİNİZİN ÖMRÜNDEN TAM 3,5 YIL ÇALIYOR”
Kentte yaşanan trafik sorununa değinen Kurum, şöyle devam etti:
“Bugün İstanbul’da çalışan her bir kadınımız, sizce yılda kaç saatini trafikte kaybediyor? Ben cevap vereyim. Tam 288 saati trafikte hiç oluyor. Trafik çilesi her birinizin ömründen tam 3,5 yıl çalıyor. Eşiniz, çocuğunuz işten, okuldan çıkıyor ama ne zaman eve dönecek belli değil. İstiyoruz ki kadınlarımızın bu zahmeti bitsin. İstiyoruz ki hiçbir annemizin gözü yollarda kalmasın. Bu anlayışla trafik çilesini, yeni metrolarla, tünellerle, otopark sistemleriyle ve daha birçok ulaşım atılımıyla süratle çözeceğiz. Sizlere rahat bir nefes aldıracağız. Bundan sonra tüm sevdiklerinizle daha çok vakit geçireceksiniz. İstanbul’un keyfini doya doya çıkaracaksınız.”
Kurum, ilçede sürdürdüğü çalışmalar sırasında kendisine Sultangazi tramvayının bir durak uzatılması talebinin iletildiğini anlatarak, 31 Mart akşamı göreve gelir gelmez hattın uzatılması çalışmalarına başlayacaklarını ve ilçenin her iki yakasını tramvayı yerin altına alarak birleştireceklerini kaydetti.
Kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında 5 yıl içinde 39 ilçede komşuluk ilişkilerini odaklarına aldıkları 650 bin yeni konut yapacaklarını vurgulayan Kurum, “Sizler ‘Biz bu evleri yapacak parayı nereden bulacağız?’ diye kara kara düşünmeyeceksiniz. Korkularınızı hızlıca gidermek için, ‘Yarısı Büyükşehirden’ diyeceğiz, sizlere 700 bin lira hibe destek,100 bin lira taşınma yardımı vereceğiz.” diye konuştu.

“ANNELERİMİZİN, ÇOCUKLARIMIZIN KORKULARINI GİDERECEĞİZ”
İstanbulluların isteklerine ve annelerin endişelerine odaklandıklarını anlatan Kurum, şöyle konuştu:
“Bu endişelerden biri de başıboş gezen yüzbinlerce sokak hayvanıdır. Annelerimiz korku içindedir, çocuklarımız her an, her dakika tehdit altındadır. Biz göreve gelir gelmez; 39 ilçemize hizmet verecek tesislerimizi kuracağız. Bakıma, tedaviye ihtiyaç duyan hayvanlarımızın ön bakımlarını buralarda yapacağız. Anadolu ve Avrupa yakasına kuracağımız iki büyük hayvan yaşam alanında, hayvanlarımıza bakacağız. Buralarda kimliklendirme, kısırlaştırma, aşılama gibi uygulamaları yapacağız ve bu hayvan yaşam alanlarının giderlerini de belediye olarak biz karşılayacağız. Hep birlikte, İstanbul’umuzun sokaklarını güvenli hale getireceğiz. Annelerimizin, çocuklarımızın korkularını gidereceğiz.”
Okullardaki temizlik ve güvenlik görevlileriyle ilgili tüm talepleri karşılayacaklarını belirten Kurum, şöyle devam etti:
“İlkokul çağındaki çocuklarımız için tüm okullarımıza beslenme desteği vereceğiz. Ama bizim vereceğimiz beslenme desteği öyle çay bardağının yarısı süt olmayacak. Biz çocuklarımız için en güzeli en iyisi neyse annelerimizle konuşacağız. İstanbul’un tüm çocukları bizim evladımızdır anlayışıyla her okulumuzda bu hizmeti götüreceğiz. Buna ilaveten ilköğretim öğrencilerimize ulaşımı tamamen ücretsiz yapacağız. Aile Kart’la 0-4 yaş arası çocuğu olan annelere verilen ücretsiz ulaşım hakkını değiştireceğiz. Hem yaşı 0-6’ya çıkarıyoruz, hem de eşlerinize de çocuklarınızla ücretsiz seyahat hakkı veriyoruz.”

MUHTARLAR VE STK BULUŞMASI
Kurum, buradaki konuşmalarının ardından AK Parti Sultangazi İlçe Teşkilatı tarafından düzenlenen muhtarlar ve STK buluşmasına katıldı.
Kurum, muhtarların ve sivil toplum kuruluşlarının bir anahtar görevi gördüklerini kaydederek, göreve geldiklerinde bunların mesai arkadaşları olacağını söyledi.
Türkiye Yüzyılı İstanbul Vizyonu programlarını açıkladıktan sonra 5 ilçe gezdiklerini anlatan Kurum, sokaklarda herkesin projelerini ve yatırımlarını konuştuğunu gördüğünü anlattı.
Projelerini sadece vatandaşların konuşmadığını kaydeden Kurum, şöyle devam etti:
“Bugünkü CHP’li mevcut yönetim. Onlar bile ‘Biz de bu projelerden faydalanabilir miyiz?’ diyorlar. Biz de onlara diyoruz ki, 1 Nisan sabahı biz kazandığımızda zaten tüm İstanbul bu projelerden faydalanacak. Dolayısıyla sizin de faydalanmanızda bir mani yok diyoruz. Öyle heyecanlanmışlar ki, bizi gördükleri yerde hemen detayları soruyorlar, en ince ayrıntısını bile öğrenmek istiyorlar.”

“İSTANBULLULAR ARTIK, CHP’Lİ MEVCUT YÖNETİMİN SORUMSUZLUĞUNDAN İLLALLAH ETMİŞTİR”
Kurum, sahada yürüttüğü çalışmalarda iki tespitinin olduğunu, bunlardan birincisinin bıkkınlık, ikincisinin ise mutluluk olduğunu kaydederek, şöyle devam etti:
“İstanbullular artık, CHP’li mevcut yönetimin sorumsuzluğundan illallah etmiştir. Ama aynı insanımız, gençlerimiz, kadınlarımız ‘Yeniden Başlamanın Umuduyla’ da dopdoludur, heyecanlıdır, coşkuludur. Ne demişler: ‘Mutluluk paylaştıkça çoğalır.’ Evet kardeşlerim, İstanbul’da mutluluk çoğalıyor. Bizim sözlerimiz “öyle kollarını boşa sıvayanların” verdiği sözlere benzemez. Biz de kollar bir kere sıvandı mı bir daha geri sarılmaz. O kollar artık bizim değil bu milletin koludur. O kollar gider afetzede kardeşlerimize sarılır. Elazığ’da, Malatya’da, İzmir’de, Antalya’da, Kastamonu’da Giresun’da ve daha birçok yerde; 365 bin yeni yuvaya dönüşür. Asrın felaketini yaşamış 11 ilimize derman olmak için, 3 ayda dünyada eşi görülmemiş bir başarıya imza atar, 180 bin yeni yuvanın inşasını başlatır. Milletin acısına ortak olur, milletin geleceğini kurar. Şimdi o kollar; 25 yıllık bir tecrübeyle; bir daha kapanmamak üzere yeniden sıvanmıştır. Ve İstanbul yeniden dirilişe geçene kadar, İstanbul yeniden yükselişe geçene kadar da kapanmayacaktır.”
Yüreklerini adaletsiz belediyeciliğin hışmına uğrayarak bir sabah belediyeye gittiğinde kartı çalışmayanlar için buluşturacaklarını anlatan Kurum, şunları kaydetti:
“Yarı zamanlı belediyecilik yapmayacağız; ‘Arada bir İstanbul’ demeyeceğiz! 7/24 belediyecilik yapacağız, ‘Sadece İstanbul’ diyeceğiz. Ortalama yolculuk süresini 64 dakikadan yapacağımız çalışmalarla birlikte 39 dakikaya düşüreceğiz. Yeni metrobüs ve otobüs hatlarıyla İstanbul’un her yerine kesintisiz ulaşımı başaracağız. İstanbul’da eğitim görmenin ayrıcalık olduğu hissini gençlerimize vereceğiz. İhtiyaç sahibi üniversiteli kardeşlerimize her yıl 10 bin TL eğitim desteği vereceğiz. Evlenecek kardeşlerimize 50 bin TL beyaz eşya yardımı yapacağız. Bunun gibi yüzlerce eseri, hizmeti sizlerle birlikte, muhtarlarımızla, derneklerimizle, yol arkadaşlarımızla birlikte başaracağız.”
Bunun yanında elektrikli ev aletleri sektörüyle anlaşmalar yaptıklarını ifade eden Özdemir, bu noktada çalışmalarının devam ettiğini belirtti.
Yeni pil hücreleriyle yeni tasarımlarda yer almak için farklı firmalarla işbirlikleri geliştirdiklerine işaret eden Özdemir, bunların meyvelerini ilerleyen zamanda toplayacaklarına inandıklarını vurguladı.
Taşınabilir enerji depolama sistemlerinin de askeri ve sivil kullanımda önemli bir alan olduğuna değinen Özdemir, bu çerçevede geliştirdikleri ürünleri kullanıma sunmanın gelecek dönemde planları arasında yer aldığını kaydetti.
Sivil havacılığa yönelik yürüttükleri çalışmalar hakkında da bilgiler veren Özdemir, şöyle konuştu:
“Sivil havacılık, regülasyonlarıyla en zor olan alanlardan bir tanesi. Uçan bir platforma enerji kaynağı sağlamak zorlu bir süreç. Bu platformun içerisine insan girdiği zaman bu süreç daha da zor hale geliyor. Bu alanda önemli mesafeler kaydettik ve havacılık akülerimiz için EASA (Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı) sertifikasyonunu tamamladığımız ürünleri gamımıza koyduk. Bu anlamda Türk Hava Yolları bize büyük destek veriyor. Onların da destekleriyle önemli aşamalar katettik. Ülkemizde sivil havacılıkta kullanılan ürünlerin yerleştirilmesi süreci de devam ediyor. Kullanılan kaplamalar, koltuklar gibi yerlileştirilen ürünlerin yanında enerji gibi çok kritik ve sivil havacılıkta da uçakların en önemli, en kritik bileşenlerinden biri olan akülerin yerlileştirilmesi sürecinde önemli bir mesafeyi EASA sertifikasyonunu almakla tamamlamış olduk. Burada THY Teknik ve THY’nin önemli desteklerini gördük. Sivil havacılıkta ürünlerin yerlileştirilmesi sürecinde bizi bekleyen önemli bir pazar var. Hazırlıklarımız devam ediyor, önemli bir mesafe katetmiş durumdayız.”
– HİDROJENE HAZIRLIK
Ahmet Turan Özdemir, bu çabalar yanında 5 yıldır doktoralı araştırmacılarla Teknopark İstanbul’da hidrojen ve yakıt hücresi konusundaki AR-GE çalışmaları yürüttüklerini söyledi.
Hidrojenin önemli bir enerji kaynağı olduğuna işaret eden Özdemir, bunun yanında hidrojenin ekonomik olarak üretilmesi, depolanması ve lojistiğinin sağlanması gibi sorunların ise aşılmayı beklediğini belirtti.
Bu koşulların iyileştirilmesiyle daha etkin hizmet sunulabileceğini, regülasyonların da hidrojen kullanımını gerektirebileceğini anlatan Özdemir, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Dünyada hiçbir kaynak sınırsız değil. Kullandığımız lityum pillerle ilgili de belli bir süre sonra zorlanmalar yaşanacak. İlerleyen dönemde alternatif enerji kaynaklarına ihtiyaç duyacağımız aşikar. Hidrojen de önemli bir alan. Bu alanda da bazı Avrupalı yatırımcıların, özellikle Afrika bölgesinde büyük yatırımlar yaptıklarını izliyoruz, biliyoruz. Biz de o gün için hazır olmak üzere AR-GE faaliyetleri sürdürüyoruz. Bu alanda Avrupa Birliği fonlarını da değerlendiriyoruz. Ekiplerimizin sürdürmüş olduğu hidrojenle ilgili Avrupa Birliği projelerimiz var. Ülkemizde de TENMAK, TÜBİTAK bu konuda önemli çalışmaları destekliyor. Bu kurum-kuruluşlarımızla birlikte hidrojen ve yakıt hücresi üzerine olan çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”
– ELEKTRİKLİ ARAÇ BATARYALARI
Kayseri’de organize sanayi bölgesindeki fabrikalarında da elektrottan montaj şeklinde nikel kadmiyum pil üretimi yaptıkları bilgisini veren Özdemir, bu ürünlerin, sahip olduğu elektriksel karakteristik ve güvenlik sebebiyle hava, deniz ve raylı taşımacılıkta çok kullanıldığını dile getirdi. Özdemir, tüm bu araç gruplarına yönelik çözümler sunduklarını aktardı.
Elektrikli araçlar konusunda da Ankara’da faaliyet gösteren bir AR-GE ekipleri bulunduğuna işaret eden Özdemir, şunları kaydetti:
“Burada hafif elektrikli araçlardan minibüse kadar farklı güçlerde paketler üretiyoruz. Bu alanda önemli çalışmalar yaptık. Bunların içerisinde batarya üretim devreleri ve hücreleri, sızdırmazlığı, termal yönetimi olan ürünler yapıyoruz. Bu anlamda da önemli çalışmalar sağladık. Bu ürünleri de müşterilerimizin ihtiyaçlarına göre yaptık, tasarladık, verdik. Sahada çalışan ürünlerimiz var. Halen üretmekte, tasarlama olduğumuz ürünler var. Bu alan da Avrupa Birliği tarafından çok önemseniyor. Hem araç bataryalarının ikincil kullanımları hem bunların ömür sağlık kestirimlerinin, hem ekspertizlerinin yapılması hem de geri dönüştürülmesi ve geri kazandırılması hususunda dünyada önemli farkındalık var. Faaliyet alanımıza giren, bizimle irtibatlı konularda öncü AR-GE çalışmaları yaparak hem de ürüne dönüşen çalışmaları mühendislerimizle sürdürüyoruz.”
]]>Bunun yanında elektrikli ev aletleri sektörüyle anlaşmalar yaptıklarını ifade eden Özdemir, bu noktada çalışmalarının devam ettiğini belirtti.
Yeni pil hücreleriyle yeni tasarımlarda yer almak için farklı firmalarla işbirlikleri geliştirdiklerine işaret eden Özdemir, bunların meyvelerini ilerleyen zamanda toplayacaklarına inandıklarını vurguladı.
Taşınabilir enerji depolama sistemlerinin de askeri ve sivil kullanımda önemli bir alan olduğuna değinen Özdemir, bu çerçevede geliştirdikleri ürünleri kullanıma sunmanın gelecek dönemde planları arasında yer aldığını kaydetti.
Sivil havacılığa yönelik yürüttükleri çalışmalar hakkında da bilgiler veren Özdemir, şöyle konuştu:
“Sivil havacılık, regülasyonlarıyla en zor olan alanlardan bir tanesi. Uçan bir platforma enerji kaynağı sağlamak zorlu bir süreç. Bu platformun içerisine insan girdiği zaman bu süreç daha da zor hale geliyor. Bu alanda önemli mesafeler kaydettik ve havacılık akülerimiz için EASA (Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı) sertifikasyonunu tamamladığımız ürünleri gamımıza koyduk. Bu anlamda Türk Hava Yolları bize büyük destek veriyor.
Onların da destekleriyle önemli aşamalar katettik. Ülkemizde sivil havacılıkta kullanılan ürünlerin yerleştirilmesi süreci de devam ediyor. Kullanılan kaplamalar, koltuklar gibi yerlileştirilen ürünlerin yanında enerji gibi çok kritik ve sivil havacılıkta da uçakların en önemli, en kritik bileşenlerinden biri olan akülerin yerlileştirilmesi sürecinde önemli bir mesafeyi EASA sertifikasyonunu almakla tamamlamış olduk.
Burada THY Teknik ve THY’nin önemli desteklerini gördük. Sivil havacılıkta ürünlerin yerlileştirilmesi sürecinde bizi bekleyen önemli bir pazar var. Hazırlıklarımız devam ediyor, önemli bir mesafe katetmiş durumdayız.”

HİDROJENE HAZIRLIK
Ahmet Turan Özdemir, bu çabalar yanında 5 yıldır doktoralı araştırmacılarla Teknopark İstanbul’da hidrojen ve yakıt hücresi konusundaki AR-GE çalışmaları yürüttüklerini söyledi.
Hidrojenin önemli bir enerji kaynağı olduğuna işaret eden Özdemir, bunun yanında hidrojenin ekonomik olarak üretilmesi, depolanması ve lojistiğinin sağlanması gibi sorunların ise aşılmayı beklediğini belirtti.
Bu koşulların iyileştirilmesiyle daha etkin hizmet sunulabileceğini, regülasyonların da hidrojen kullanımını gerektirebileceğini anlatan Özdemir, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Dünyada hiçbir kaynak sınırsız değil. Kullandığımız lityum pillerle ilgili de belli bir süre sonra zorlanmalar yaşanacak. İlerleyen dönemde alternatif enerji kaynaklarına ihtiyaç duyacağımız aşikar. Hidrojen de önemli bir alan. Bu alanda da bazı Avrupalı yatırımcıların, özellikle Afrika bölgesinde büyük yatırımlar yaptıklarını izliyoruz, biliyoruz.
Biz de o gün için hazır olmak üzere AR-GE faaliyetleri sürdürüyoruz. Bu alanda Avrupa Birliği fonlarını da değerlendiriyoruz. Ekiplerimizin sürdürmüş olduğu hidrojenle ilgili Avrupa Birliği projelerimiz var. Ülkemizde de TENMAK, TÜBİTAK bu konuda önemli çalışmaları destekliyor. Bu kurum-kuruluşlarımızla birlikte hidrojen ve yakıt hücresi üzerine olan çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”
ELEKTRİKLİ ARAÇ BATARYALARI
Kayseri’de organize sanayi bölgesindeki fabrikalarında da elektrottan montaj şeklinde nikel kadmiyum pil üretimi yaptıkları bilgisini veren Özdemir, bu ürünlerin, sahip olduğu elektriksel karakteristik ve güvenlik sebebiyle hava, deniz ve raylı taşımacılıkta çok kullanıldığını dile getirdi. Özdemir, tüm bu araç gruplarına yönelik çözümler sunduklarını aktardı.
Elektrikli araçlar konusunda da Ankara’da faaliyet gösteren bir AR-GE ekipleri bulunduğuna işaret eden Özdemir, şunları kaydetti:
“Burada hafif elektrikli araçlardan minibüse kadar farklı güçlerde paketler üretiyoruz. Bu alanda önemli çalışmalar yaptık. Bunların içerisinde batarya üretim devreleri ve hücreleri, sızdırmazlığı, termal yönetimi olan ürünler yapıyoruz. Bu anlamda da önemli çalışmalar sağladık. Bu ürünleri de müşterilerimizin ihtiyaçlarına göre yaptık, tasarladık, verdik. Sahada çalışan ürünlerimiz var. Halen üretmekte, tasarlama olduğumuz ürünler var.
Bu alan da Avrupa Birliği tarafından çok önemseniyor. Hem araç bataryalarının ikincil kullanımları hem bunların ömür sağlık kestirimlerinin, hem ekspertizlerinin yapılması hem de geri dönüştürülmesi ve geri kazandırılması hususunda dünyada önemli farkındalık var. Faaliyet alanımıza giren, bizimle irtibatlı konularda öncü AR-GE çalışmaları yaparak hem de ürüne dönüşen çalışmaları mühendislerimizle sürdürüyoruz.”
ASELSAN Teknoloji Transfer Müdürlüğü, ASELSAN’ın teknoloji transfer çalışmalarında royalti (kullanım hakkı) oranlarının ve ticarileşme modelinin belirlenmesi konularında ASELSAN sektör başkanlıklarına görüş verilmesi ve taraflar arasındaki koordinasyonun yürütülmesi görevlerini yerine getiriyor.
Dış paydaşlara yapılan teknoloji transferleri arasında şirketin yüksek üretim adetlerine ulaşan “uzaktan komutalı silah sistemleri” (UKSS) yer alıyor.
UKSS için ASELSAN Konya Silah Sistemleri AŞ’ye teknoloji transferi gerçekleştiriliyor.
ASELSAN Konya, UKSS üretiminin yanında yurt içinde üretilemeyen silahların tasarım ve üretiminde ülke açısından stratejik rol almak üzere kuruldu. ASELSAN’ın 30/35 milimetre silahlar konusunda sahip olduğu birikimin ASELSAN Konya’ya aktarılması ve bu alanda ürüne dönüştürülmesi amacıyla teknoloji transferine yönelik çalışmalar yürütüldü. ASELSAN Konya ile imzalanan Teknoloji Transfer Sözleşmesi kapsamında UKSS üretimine yönelik üretim hatlarının kurulumu ve kalifikasyonu çalışmaları planlandı ve devam ediyor.
ASELSAN BİRİKİMİYLE KARAYOLLARI TRAFİK RADARI
ASELSAN Radar ve Elektronik Harp Sistemleri Sektör Başkanlığının (REHİS) radar teknolojileri alanında geliştirdiği teknik bilgi birikiminin sivil alanda ticarileştirilmesi amacıyla Mikro Elektronik Sistemler (MELSİS) firmasına teknoloji transferi yapılacak.
REHİS’in geliştirdiği radar teknolojilerindeki birikiminin MELSİS firmasına lisanslanarak sivil sektörde kara yolları trafik radarı geliştirilmesi ve ticarileştirilerek ASELSAN’a royalti ödemesi yapılması sağlanacak. Bu kapsamda MELSİS ile teknoloji transferi sözleşmesi imzalandı.
Firmanın trafik radarı ürünü için gerekli geliştirmeleri ve modifikasyonları tamamlaması üzerine satışa çıkan ürünlerden royalti geliri elde edilecek.
YOLCUNUN YANINDAKİ TEHLİKELİ VE YASAK MADDEYE GEÇİŞ YOK
ASELSAN, şirketten yapılan teknoloji transferi yanında bu yolla dış paydaşlardan da yeni yetenekler kazanıyor.
Terahertz Gerçek Zamanlı Yolcu Görüntüleme Ürün Ailesi Projesi kapsamında TÜBİTAK MAM’dan teknoloji transferine yönelik çalışmalar yapıldı.
Terahertz Gerçek Zamanlı Yolcu Görüntüleme Sistemi, insan vücuduna gizlenmiş patlayıcı düzenekleri, tabanca, tüfek, bıçak gibi silahların yanı sıra uyuşturucu, tütün, sigara, et, alkol ve benzeri maddeleri vücudun yaydığı doğal THz ışımalarını kullanarak tespit eden görüntüleme cihazı olarak tasarlandı.
TÜBİTAK MAM tarafından geliştirilecek ve teknoloji transferi yapılan tümleşik alıcı dizisi, ilgili ASELSAN sistemine entegre edilerek kullanılacak.
40 MİLYAR DOLARLIK PAZAR İÇİN RÜZGAR TÜRBİNİ TEKNOLOJİ TRANSFERİ
ASELSAN Ulaşım, Güvenlik, Enerji, Otomasyon ve Sağlık Sistemleri Sektör Başkanlığı ile Teknoloji Transfer Müdürlüğü, Almanya merkezli Aerovide firmasının rüzgar türbini alanındaki patent, tasarım, know-how ve teknoloji birikiminin şirkete kazandırılmasına yönelik teknoloji transfer faaliyetleri yürüttü.
Bu kapsamda ASELSAN’a gerekli performans kriterlerindeki türbin ve ilgili teknolojiler için Aerovide firmasından temsilcilerle toplantılar düzenlendi, teknik, mali ve diğer konularda değerlendirmeler yapıldı ve anlaşma sağlanarak sözleşme imzalandı.
ASELSAN’ın teknoloji transferine ek olarak kendi adına yapacağı geliştirmeler ve entegrasyonlar sonrasında müşterilerine teklif verilecek.
Gelecek yıllarda rüzgar enerjisi için Türkiye pazarının 40 milyar doların üzerinde olduğu ve ASELSAN’ın bu pazarda önemli bir oyuncu olacağı öngörülüyor.
]]>Bakan Uraloğlu yaptığı açıklamada, Japonya’da iki uçağın çarpışması sonucu yaşanan büyük kaza ve sonrasında meydana gelen yangına vurgu yaparken, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) tarafından işletilen havalimanlarında görev yapan Havalimanı Kurtarma ve Yangınla Mücadele (ARFF) birimlerinin, 2023 yılında tüm havalimanlarında birçok tatbikat gerçekleştirdiğini ve bu tatbikatlarda ve aldıkları eğitimlerle gece gündüz göreve hazır olduklarını söyledi.

YAŞANABİLECEK OLUMSUZLUKLARA KARŞI TATBİKATLAR YAPILDI
2023 yılında tüm havalimanlarında bu kapsamda birçok tatbikat gerçekleştirildiğine vurgu yapan Bakan Uraloğlu, “Ekiplerimizce yapılan ateşli yangın tatbikatları, acil durum tatbikatları ve diğer özel tatbikatlar başarıyla tamamlandı. Ateşli yangın tatbikatlarında, havalimanlarında meydana gelebilecek uçak kazaları veya yangınları gibi acil durumlarda ARFF birimlerinin müdahale kabiliyeti test edildi. Tatbikatlarda, yangının söndürülmesi, kazazedelere müdahale edilmesi ve tahliye işlemleri gibi unsurlar başarıyla gerçekleştirildi. Bu tatbikatların ne kadar önemli olduğu Japonya’da yaşanan uçak kazası ile bir kez daha ortaya çıktı” ifadelerine yer verdi.
ACİL DURUMLARDA ARFF EKİPLERİ MÜDAHALEYE HAZIR
Acil durum tatbikatlarında ise, havalimanlarında meydana gelebilecek terör saldırıları, doğal afetler veya diğer acil durumlara müdahale senaryolarının uygulandığını kaydeden Bakan Uraloğlu, “Tatbikatlarda, ARFF birimlerinin yanı sıra diğer ilgili kurum ve kuruluşların da koordineli bir şekilde çalışması sağlandı. Gerçeğe yakın senaryolar doğrultusunda gerçekleştirilen tatbikatlarla, ARFF birimlerinin ve havalimanlarının reaksiyonları ölçülerek edinilen deneyim ve tecrübeler ışığında acil durumlara karşı 7/24 hazırlıklı olunması amaçlanmaktadır. Bütün havalimanlarımızda gerçekleştirilen tatbikatlarda ARFF birimlerimiz ve havalimanlarımız acil durumlara karşı hazırlıklı olduklarını gösterdiler” açıklamasında bulundu.

ARFF EKİPLERİMİZ UZMAN PERSONELİYLE AVRUPA’NIN VE DÜNYA’NIN EN İYİLERİ ARASINDA
Son 21 yılda, diğer faaliyet alanlarında olduğu gibi, ARFF hizmetlerinde de küresel ölçekte iddialı bir kuruluş haline gelen Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin ileri teknoloji kurtarma, yangın söndürme sistemlerine sahip filosunu güçlendirmeye devam ettiğini de ifade eden Uraloğlu, şu ifadelere yer verdi:
“Yolcu güvenliği ve uçuş emniyetini ön planda tutan bir anlayışla yapılan çalışmalarla; 2002 yılında DHMİ ARFF filosunda 280 adet yangınla mücadele aracı bulunurken, 2024’de söz konusu araç sayısı 521’e yükseldi. 2012’de havalimanlarında 750 ARFF memuru görev yaparken 2024 yılında bu sayı 1.800’ü aşmış durumda. ARFF ekiplerimiz Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı (ICAO)’nın standart ve önerileri doğrultusunda sürekli eğitimden geçirilmektedir. Şunu iddialı bir şekilde söyleyebiliriz ki; ARFF ekiplerimiz, uluslararası standartların üzerinde aldıkları eğitim ve sahip oldukları ileri teknoloji ürünü araç filolarıyla Avrupa’nın ve dünyanın en iyi ARFF ekipleri arasında yer almaktadır.”
Bakan Uraloğlu ayrıca, 2023 yılında DHMİ’nin, Hava Trafik Hizmetleri elektronik altyapısını oluşturan Haberleşme, Seyrüsefer, Radar ve Hava Trafik Yönetimi sistemlerinin temin, tesis ve bakım-onarım çalışmalarına büyük hassasiyetle devam ettiğini; yapılan çalışmalar ile Türk hava sahasının daha önce olmadığı kadar emniyetli ve modern hale geldiğini bildirdi.
HAVALİMANLARINDA ELEKTRONİK ALTYAPISINI GÜÇLENDİRMEYE DEVAM EDİYORUZ
Bu kapsamda 8 Aletli İniş Sistemi (ILS), 11 adet uçaklara yön ve mesafe bilgisi veren, VHF frekansında çalışan çok yönlü radyo seyrüsefer istikamet cihazı/mesafe ölçüm cihazı (DVOR/DME) sistemi, 1070 hava/yer ve yer/yer telsiz sistemi, 3 adet ikincil gözetim radarı (SSR) ve 2 adet birincil gözetim radarı (PSR) sistemi için temin etütleri ve çalışmalarına ek olarak kuruluşta kullanılan test ve ölçü aletlerinin kalibrasyon hizmetlerinin gerçekleştirildiğini ifade eden Uraloğlu, “Kuruluş bünyesinde, uçakların radara bağımlı olmadan konum tespitinin yapılmasına olanak sağlayan otomatik bağımlı gözetim (ADS-B) alıcı cihazının yerli üretiminin test çalışmaları yürütülürken, MGR (Millî Gözetim Radarı), millî ATC (Hava Trafik Kontrol sistemi) ve millî multilaterasyon (MLAT) AR-GE çalışmalarına destek verildi.” açıklamasında bulundu.
Kuruluş tarafından yerli ve millî imkânlarla yeni versiyonu geliştirilen Sesli-Otomatik Terminal Bilgi Hizmeti (V-ATIS)’nin KKTC Ercan Havalimanı dâhil 20 havalimanına, Dijital-Otomatik Terminal Bilgi Hizmeti (D-ATIS)’nin ise 6 havalimanına kurulumlarının gerçekleştirildiğini belirten Uraloğlu, “Yurt çapındaki 31 adet RADAR, 74 adet Aletli İniş Sistemi (ILS), 76 adet VHF Frekansında Çalışan Çok Yönlü Radyo Seyrüsefer İstikamet Cihazı (VOR/DVOR), 153 adet Mesafe Ölçüm Cihazı (DME), 68 adet Yönlendirilmemiş Radyo Bikını (NDB), 42 adet Ses Haberleşme Sistemi (VCS), 35 adet Otomatik Terminal Bilgi Hizmeti (ATIS) sisteminin bakım-onarım çalışmaları da yerine getirildi.” dedi.
YENİLEME ÇALIŞMALARI İLE HAVA TRAFİK EMNİYETİ ARTIYOR
Haberleşme, seyrüsefer, radar ve hava trafik yönetimi sistemlerinin, temin, tesis ve bakım-onarım çalışmalarının, hava seyrüsefer emniyetinin sağlanmasında son derece önemli bir rol oynadığını kaydeden Uraloğlu, “Pilotlar ve hava trafik kontrolörleri tarafından birincil öncelikle kullanılan bu sistemler, hava araçlarının emniyetli bir şekilde seyrüsefer yapabilmesine olanak sağlıyor. DHMİ tarafından gerçekleştirilen modernizasyon çalışmaları ile bu sistemlerin teknolojik altyapısı güçlendiriliyor. Modernize edilen elektronik altyapısıyla daha verimli, daha hızlı ve daha emniyetli hava seyrüsefer imkânlarının hayata geçirilmesi ve dünya sivil havacılığının kullanımına sunulması amaçlanıyor.” şeklinde konuştu.

SİVİL HAVACILIKTA YENİLİKÇİ YAKLAŞIM
Uraloğlu, DHMİ’nin sivil havacılık sektöründe yenilikçi bir yaklaşım sergilediğine dikkati çekerek, “Bu kapsamda, elektronik altyapının yanı sıra, kuruluş bünyesinde görev yapan lisanslı havacılık personelinin eğitiminden, havalimanlarının güvenliğine kadar çeşitli alanlarda yenilik çalışmaları yürütülüyor. DHMİ bünyesinde yer alan hava seyrüsefer ar-ge birimi ve TÜBİTAK iş birliği ile yürütülen bu çalışmalar, hava trafik yönetimi ve havalimanı işletmeciliğinde ülkemizi dünya havacılığının zirvesine taşıyor.” diye konuştu.
SON 21 YILDA ELEKTRONİK ALTYAPIDA TARİHİ DÖNÜŞÜM
Havacılığın altın dönemi olarak tarihe geçen son 21 yılda, diğer alanlarda olduğu gibi DHMİ’nin elektronik altyapısında devrim niteliğinde bir dönüşüm yaşandığını belirten Uraloğlu, şu ifadelere yer verdi:
“Bu çerçevede; son 21 yıl içerisinde cihaz sayılarında önemli artış sağlandı.
2003 yılında 17 olan birinci ve ikincil gözetim radarı (PSR/SSR) sayısı 2023 yılında 31 adede,
2003 yılında sıfır olan yer radar sistemi (A-SMGCS) sayısı 2023 yılında 4 adede,
2003 yılında 25 olan aletli iniş sistemi (ILS) sayısı 2023 yılında 74 adede,
2003 yılında 48 olan VHF frekansında çalışan çok yönlü radyo seyrüsefer istikamet cihazı (VOR/DVOR) sayısı 2023 yılında 76 adede,
2003 yılında 63 olan mesafe ölçüm cihazı (DME) sayısı 2023 yılında 153 adede,
2003 yılında 62 olan yönlendirilmemiş radyo bikını (NDB) sayısı 2023 yılında 68 adede,
2003 yılında 6 olan ses haberleşme sistemi (VCS) sayısı 2023 yılında 42 adede,
2003 yılında 6 olan otomatik terminal bilgi hizmeti (ATIS) sayısı 2023 yılında 35 adede yükseldi.”
]]>Uraloğlu, yerli ve milli projeler ile ulaşım hatlarına yönelik çalışmalara ilişkin bilgi verdi.
Hava, kara, demir ve deniz yolları ile iletişimde önceliklerinin yerli ve milli teknolojiyi kullanmak olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Demir yolu araçlarının yerli ve milli olması yönündeki çalışmalara ağırlık veriyoruz. Milli Metro Projesi, lokomotif üretimi ve milli elektrikli tren seti gibi projeler ülkeye değer kattı. Akıllı ulaşım yollarında da kullanılan teknolojiler de Türkiye’de üretiliyor.” diye konuştu.
Uraloğlu, 2002’de 26 olan havalimanı sayısını 57’ye yükselttiklerine dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:
“Havalimanı sayımız aşağı yukarı Türkiye’deki ihtiyacı karşılama noktasına geldi. Yozgat, Bayburt-Gümüşhane ve Çukurova bölgesel havalimanlarının inşaatları devam ediyor. Çukurova Bölgesel Havalimanı bitmek üzere. Bu ay içinde açmak için 7/24 çalışıyoruz. Sabiha Gökçen Havalimanı’nın üçüncü pistinin inşaatına ve Antalya Havalimanı’nda da yeni bir terminal binasına başladık. Depremde hasar gören Hatay Havalimanı’na ilişkin çalışmalar yaptık. Hatay ve çevre illerde yer araştırmaları yaptıktan sonra Hatay Havalimanı’nı kendi yerinde yapma kararı aldık ve inşaatına da başladık. Hizmete açacağız. Muhtemelen önümüzdeki sene içinde bitirmiş olacağız.”
“TÜRKİYE’DE KULLANILAN CEP TELEFONLARIN YÜZDE 11’İ 5G’YE UYUMLU”
Uraloğlu, 5G’ye geçişe ilişkin çalışmaların da yerli imkanlarla devam ettiğini belirterek, “Şu anda Türkiye’de kullanılan cep telefonlarının sadece yüzde 11’i 5G’ye uyumlu. Yani bu süreci doğru yönetmemiz gerekir. Türkiye’nin ihtiyacı olduğu noktada biz bunu ülkemize getirmiş olacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Türksat 6A uydusunun fırlatılmasına yönelik hazırlıklara ilişkin de bilgi veren Uraloğlu, martta yer teslimi yapılacağını dile getirdi. Uraloğlu, haziranda da uydunun yörüngesine gönderileceğini söyledi.
Türksat 6A uydusunun Afrika ve Orta Doğu’da ilave alanları da kapsayacağını aktaran Uraloğlu, “Kapsadığı ülkelerdeki operatörlere ve yayıncılara bu ürünü satıyoruz. Oradan bir maddi beklenti var. Bir de bunlar stratejik ürünler. Yani siz böyle bir ürünü bir ülkeye sattığınız zaman siyasi olarak da ilişkilerinizi geliştiriyorsunuz. Ayrıca, Türk kanallarının izlenmesini teşvik edebiliyorsunuz.” dedi.
TÜRKİYE KART 10 İLDE DAHA KULLANILABİLECEK
Yapılan projelerde “sıfır emisyon” hassasiyetini göz önünde bulundurduklarını vurgulayan Uraloğlu, kara yolu taşımacılığını demir yoluna aktarmak için çalıştıklarını anlattı. Uraloğlu, bu kapsamda elektrikli araç ve şarj istasyonlarının yapılmasını teşvik ettiklerini bildirdi.
PTT aracılığıyla uygulamaya alınan Türkiye Kart Projesi’nin ilk etapta Konya’da hayat geçirildiğini anımsatan Uraloğlu, kartın bu yıl en az 10 ilde daha kullanılabileceğini ifade etti.
İSTANBUL-ANKARA HATTINDA YENİ OTOYOLU PROJELENDİRİLİYOR
İstanbul ile Ankara arasında taşıt trafiğinin artma eğiliminde olduğuna dikkati çeken Uraloğlu, bu hatta yürütülen çalışmalara ilişkin şu bilgiyi verdi:
“İstanbul ile Ankara arasında gelecek yıllar için bize mutlaka yeni bir otoyol lazım. Daha kısa gidecek bir tren hattı da lazım. Ankara’dan başlayıp Ayaş, Beypazarı, Nallıhan üzerinden Akyazı’ya kadar giden 276 kilometrelik bir otoyolu projelendirmeye başladık. Bunu bitirdiğimiz zaman hem daha kısa bir güzergahtan seyahat edeceğiz hem de kapasitemiz artmış olacak. Biz demir yolunu biraz daha önceliyoruz. Onun için bir projemiz daha var. Bunun proje çalışmalarına başladık. Hem otoyol hem de demir yolu için 2028 projeksiyonunda inşaatına başlarız diye düşünüyorum. Proje olarak başladık ama yapım olarak biraz daha vaktimiz var.”
]]>ANKARA VE GORDİON ANTİK KENT UNESCO DÜNYA MİRAS LİSTESİ’NDE
Anadolu topraklarının medeniyet mirasını korumanın sorumlulukları olduğunu ifade eden Ersoy, “Bu hususta yürüttüğümüz çalışmalarla ülkemize yine ilkleri yaşattık. Hem Ankara hem de Gordion Antik Kenti ilk kez UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmiş oldu, hem de camiler bağlamında dünyanın ilk seri varlığı olarak ‘Anadolu’nun Ortaçağ Dönemi Ahşap Hipostil Camileri’ Dünya Miras Listesi’ndeki yerini aldı. Yine yürüttüğümüz etkin çalışmalar neticesinde ülkemiz üçüncü kez Dünya Miras Komitesi üyeliğine seçilme başarısını göstermiştir. Böylece Türkiye, Dünya Miras Listesi adaylıkları ile ilgili karar alma sürecinde Komite’nin diğer üyeleri ile birlikte 4 yıl boyunca söz sahibi olacaktır” diye konuştu.
Bakan Ersoy, kazı çalışmalarını, ayırdıkları büyük bütçelerle desteklediklerini belirterek, “Bu benzersiz başarı böyle yakalandı. Ve neticede hem ‘Kazıların Yıl Boyuna Yayılması Projesi’nde hem de bütçe ve lojistikte geldiğimiz nokta, ‘Geleceğe Miras’ projesini gerçekleştirmek için hazır olduğumuzu bizlere gösterdi. Bu projeyle, son 60 yılda Türkiye’de arkeolojiyle ilgili yapılanlara eş değer işi önümüzdeki 4 yılda tamamlamayı hedefliyoruz. Bu, yürütülen çalışmalarda yılbaşına 15 katlık artış demektir” açıklamasında bulundu.
“KAZI ÇALIŞMALARI TARİHİMİZDE İLK KEZ TÜRK BİLİM İNSANLARININ BAŞKANLIĞINDA YÜRÜTÜLECEK”
Efes ve Hierapolis’in yanı sıra Bergama, Afrodisias, Sardes, Sagalassos, Hattuşa gibi çalışmaların yabancı bilim heyetleri tarafından yürütüldüğü 18 kazı alanında ‘Geleceğe Miras’ projesi çalışması başlatacaklarını dile getiren Bakan Ersoy, “Söz konusu proje kapsamında yakaladığımız bir büyük başarıyı da bu kürsüden tarihe not düşmek isterim. ‘Geleceğe Miras’ın ikinci aşamasında, yabancı heyetler tarafından yürütülen kazı çalışmalarımızı da projeye dahil ettik. Şimdi bu kazılarda koordinasyonu sağlamak üzere Türk bilim insanlarından birer ‘koordinatör kazı başkanı’ atayarak çalışmalarımızın ivmesini artıracağız. Yaklaşık 160 yıl önce yabancı heyetlerin liderliğinde başlayan kazı çalışmalarının tamamı, tarihimizde ilk kez Türk bilim insanlarının başkanlığı ve koordinatörlüğü altında yürütülecektir. Bu, Türk arkeoloji tarihinin dönüm noktasıdır. İnşallah bundan sonra da bu toprakların medeniyet mirasına onun varisi olan bizler sahip çıkacağız” dedi.
‘2028 HEDEFİMİZ OLAN 100 MİLYAR DOLARA EMİN ADIMLARLA İLERLEMEKTEYİZ’
Bakan Ersoy, “2022’de bir önceki yıla göre yüzde 71 artış sağlayarak, toplamda 51,4 milyon ziyaretçi ağırlamıştık. 2023 yılı ocak- kasım döneminde ise toplam 52,7 milyon ziyaretçi seviyesine ulaştık. Turizm gelirlerimizi de artırmayı sürdürüyoruz. İlk 9 ayda yakaladığımız 42 milyar dolarlık turizm gelirlerimiz de Orta Vadeli Plan hedefimiz olan 55,6 milyar dolar ile uyumlu şekilde gitmektedir. 2028 hedefimiz olan 100 milyar dolara, devlet ve sektör omuz omuza vererek, emin adımlarla ilerlemekteyiz” diye konuştu.
Müzecilikte ‘Müze Ulusal Envanter Sistemi’ dönemi başladığını söyleyen Bakan Ersoy, “Geliştirdiğimiz ve UNESCO tarafından da diğer ülkelere örnek gösterilen bu proje ile artık eserlerin belgelenmesi ve takibi dijital ortamda yürütülebilmektedir. Halihazırda 735 bin eser sisteme dahil edilmiş olup, 4 yıl içinde eserlerimizin tamamını dijital ortama aktarmış olacağız. Bir diğer teknolojik devrimi de ‘Tarihi Eserlerin Güvenliği İçin Kimliklendirme Projesi’ ile gerçekleştirdik. Müzelerimizin teşhirinde bulunan eserlerin yüzde 82’si için kimliklendirme yapılmıştır. 5 yıl içerisinde bütün eserlerimiz için bu süreç tamamlanmış olacak” ifadelerini kullandı.
“YURT DIŞINDAN GETİRİLEN TOPLAM ESER SAYISINI DA 12 BİN 119”
Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanlığı’ kurulduğunu hatırlatan Bakan Ersoy, 12 ülke ile kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadele alanında ikili anlaşma imzaladıklarını belirtip, bu çalışmalar neticesinde 2023 yılında toplam 3 bin 59 eserin yurt dışından ait Türkiye’ye getirildiğini sözlerine ekledi. Bakan Ersoy, 2002- 2023 yılları arasında yurt dışından getirilen toplam eser sayısının da 12 bin 119 olduğunu açıkladı.
]]>