Diyanet İşleri Başkanlığı, Olimpiyat Oyunları’nın açılışındaki görüntüleri ile ilgili, “Kasıtlı olarak öne çıkarılan pedofili ve LGBT unsurları, küresel fesat merkezlerinin çirkin yüzünü açıkça ortaya koymuştur. Bu zihniyet, insanın edep ve haysiyetine, toplumların inanç ve değerlerine karşı adeta savaş ilan etmiştir” değerlendirmesinde bulundu.
Diyanet’in Olimpiyat Oyunları’nın açılış törenindeki söz konusu görüntülere ilişkin açıklaması şöyle:
“BU SÜREÇLERİN EN VAHİM YÖNÜ…”
“Dünyanın bir noktasında ortaya çıkan herhangi bir anlayışın, zaman ve mekan sınırı olmaksızın tüm dünyayı etkisi altına alabildiği iletişim çağında, insanlığın inanç, değer, algı ve kültür bakımından hızlı ve kapsamlı bir dejenerasyona maruz bırakıldığı süreçlerden geçmekteyiz. Bu süreçlerin en vahim yönü; inanca, ahlaka ve değerlere yönelik suikastlar karşısında milletlerin, toplumların ve özellikle genç nesillerin savunmasız kalmasıdır.

“HER TÜRLÜ YOZLAŞMAYA ZEMİN TEŞKİL EDEN ‘CİNSİYETSİZLEŞTİRME’ POLİTİKALARI GELMEKTEDİR”
Tarih boyunca insanlığın cahiliyeye hapsolduğu dönemlerde fıtratı tahrip eden sapkın anlayış ve uygulamalar olagelmiştir. Ancak iletişim ve etkileşim imkanlarının baş döndürücü boyutlara ulaştığı günümüzde bu tür yaklaşımların yıkıcı etkisi her zamankinden fazla olmakta ve bir bölgeyi değil, tüm insanlığı tehdit etmektedir. İnsanın maddi ve manevi gerçekliğini, varoluşsal değerini ve saygınlığını hiçe sayan, onu özüne yabancılaştıran söz konusu yaklaşımların başında cinsel yönelim özgürlüğü adı altında, her türlü yozlaşmaya zemin teşkil eden “cinsiyetsizleştirme” politikaları gelmektedir.

“LGBT SÖYLEMLERİ ÖZGÜRLÜK ÇAĞRISI DEĞİL, İDEOLOJİK PAYANDADIR”
İnsana doğuştan yüklenen bir kod olmakla Allah’ın kararına işaret eden cinsiyet, bireyin kendi karar verebileceği ya da arzu ettiğinde değiştirebileceği bir vasıf değildir. İnsanın kadın ya da erkek olarak yaratılması ilahi bir nimet ve hikmet olup, cinsiyetsizleştirme çalışmalarının odağında bu ilahi iradeye başkaldırı vardır. LGBT söylemleri bir özgürlük çağrısı değil, aksine insanı Allah, âlem, gaye, hikmet ve sorumluluk bağlamından koparmayı, anlamsız ve amaçsız bir hayatın girdabında tüketim nesnesi haline dönüştürmeyi hedefleyen karanlık emperyalist ideolojilerin payandasıdır. İnsanı insan yapan her türlü değeri, erdemi, üstün ve onurlu vasfı yok sayarak onu sınırsız özgürlük adı altında hüsrana sürükleyen bu renkli söylemler, aslında evsiz ve köksüz kalmış zavallı bir insan üreterek onu kendi menfaat çarklarında öğütmeyi amaçlayan din ve ahlak karşıtı ideolojik akımlardır.

“KASITLI OLARAK ÖNE ÇIKARILAN PEDOFİLİ VE LGBT UNSURLARI…”
Bu bağlamda Fransa’da gerçekleştirilen 2024 olimpiyatları açılış töreninde kasıtlı olarak öne çıkarılan pedofili ve LGBT unsurları, küresel fesat merkezlerinin çirkin yüzünü açıkça ortaya koymuştur. Her platformu propaganda aracına dönüştüren bu zihniyet, insanın edep ve haysiyetine, toplumların inanç ve değerlerine karşı adeta savaş ilan etmiştir. Tüm dünyada canlı yayınlanan bir program, özellikle gençlerin duygu ve düşüncelerini cinsiyet ekseninde suiistimal etmeyi hedefleyen sapkın bir zihniyetin boy gösterisine dönüşmüştür. Başta ev sahibi Fransa olmak üzere, bazı Batı ülkelerinin insanlığı utandıran bu rezalete göz yumması, sanatı ve sporu böylesine çirkin bir propagandaya alet etmesi ise tam bir akıl tutulmasıdır. Geçmişten beri ötekileştirdiği inanç, kültür ve medeniyetlere karşı tahammülsüzlüğü ile bilinen Batı, gelinen noktada kendi toplumunun dini sembollerini ve değerlerini bile tahkir eden bir savrulmayı alkışlamakla aslında iflas ettiğini göstermektedir.

“AHLAKSIZLIĞI TEŞVİK EDEN HİÇBİR FAALİYET, ÖZGÜRLÜK SÖYLEMLERİNİN ARKASINA SIĞINILARAK MEŞRU HALE GETİRİLEMEZ”
Bilinmelidir ki, yeryüzünün en seçkin ve değerli varlığı olan insanın tertemiz fıtratını bozmayı amaçlayan hiçbir anlayış, dini ve insani değerleri aşağılayan hiçbir yaklaşım, ahlaksızlığı teşvik eden hiçbir faaliyet, özgürlük söylemlerinin arkasına sığınılarak meşru hale getirilemez. Kulu Rabbinden uzaklaştıran, ilahi vahye ve bütün peygamberlerin uyarılarına açıkça karşı çıkan, aileyi ve sağlıklı bir toplum yapısını yok etmeyi hedefleyen cinsiyetsizleştirme politikaları, sağduyu sahibi herkes tarafından lanetlenmeye müstahaktır. İnsanlık ailesi olarak bu sapkın anlayışlara karşı insanlığın geleceğini korumak adına kolektif bir duruş sergilemek zorunluluk haline gelmiştir. Bilhassa Batı toplumlarının yöneticilerine, entelektüellerine, dini liderlerine, sivil toplum önderlerine, aklıselim sahibi her ferdine bu konuda büyük bir sorumluluk düşmektedir.
“SPORCULARIMIZA BAŞARILAR DİLİYORUZ”
Diyanet İşleri Başkanlığı, inancı, ahlakı ve insanın nezih varlığını tehdit eden her türlü söylem ve eylem karşısında kararlılıkla durmaya devam edecektir. Başta cinsiyetsizlik olmak üzere, gençlerimizin inanç dünyalarını, benlik algılarını ve kimlik bilinçlerini yaralayan akımlar karşısında onları iyiye ve doğruya yönlendirmeyi sürdürecektir. Sanatı ve sporu insana değer katan vasfıyla destekleyerek teşvik ediyor, bu vesileyle ülkemizi temsil eden sporcularımıza başarılar diliyoruz.”
]]>Haber7
Kadın ve Demokrasi Vakfı’nın (KADEM) akademik süreli yayını KADEM Kadın Araştırmaları Dergisi’nde İslam alimi Ömer Nasuhi Bilmen’i konu alan bir makale yayımlandı.
TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ BAKIŞ AÇISIYLA ELE ALINDI
Esra Aslan Turan tarafından yazılan makalede, Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali, ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ bakış açısıyla ele alındı. Geçtiğimiz Aralık ayında yayımlanan “Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali’nde Toplumsal Cinsiyet” başlıklı makalede, sosyal medyada tartışma konusu oldu.
Sözkonusu çalışmaya, “İlmihaller iman, namaz, oruç, hac, zekât ve ahlak gibi konularda, İslam’ın temel kurallarını öğretmek için yazılmış, Türkiye’de dindarlığı şekillendiren kurucu eserlerdendir.” ifadeleriyle giriş yapılırken makalede ilginç iddialarda bulunuldu.
İşte makalede dikkat çeken o ilginç iddialardan bazıları…
“GELENEKSEL DEĞER YARGILARI, DİNÎ HÜKÜMLERİ ŞEKİLLENDİRDİ”
‘Öz’ başlıklı bölümde şu cümleler yer aldı:
“Türkiye halk dindarlığının kurucu unsurlarından biri olarak görebileceğimiz Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali’nde ortaya konulan fetvalarda, kadın ve erkek olmanın ele alınma şekli, metnin tamamı gözden geçirilerek irdelenmiştir. Çalışma sonucunda kadını erkeğe karşı ikincil gören; gücü, iradesi, yönetme ve ifade etme kabiliyeti eksik biri olarak kodlayan geleneksel değer yargılarının Büyük İslam İlmihali’ndeki dinî hükümleri de şekillendirdiği görülmüştür.”

“CİNSİYET AYRIMCI ANLAYIŞ…”
“Giriş” başlıklı bölümde şu ifadelerde bulunuldu:
“Müslüman toplum üzerinde yaygın oranda etkileri olan ilmihallerde çizilen dindarlık modeli, toplumun kadın ve erkek olmaya yüklediği anlamlar açısından oldukça fikir vericidir. Bu eserlerin çoğunda kadınların özsaygısı ve temel yaşamsal hakları elinde olan özgür bir insan olarak değil de geleneksel ataerkil toplumu devam ettiren ev kadını ve annelik görevleri üzerinden ele alındığı ve kadınların fetvalar verilirken daha ikincil bir konumdan meseleye dâhil edildikleri açıkça görülür. İlmihallerde ortaya konulan bakış açısı, kadınların akli becerilere gerektiği ölçüde sahip olmadıkları, bu nedenle de Allah’ın esas muhatabı olan erkekler üzerinden muhatap alındıkları şeklindeki erkek merkezli yaklaşımla şekillenir. Kültürel kabuller ve dinsel söylemler arasındaki güçlü bağı ortaya koyan bu durum, kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcı anlayışların ve buna bağlı hak ihlalleri ile kadına yönelik şiddetin sürekliliğinde yaygın dinî telkinlerin büyük katkısının olduğunu göstermektedir.”

“BİRÇOK ALAN CİNSİYETLİ HALE GETİRİLDİ”
“Toplumsal Cinsiyet Üzerine Tartışmalar” başlıklı bölümde şu ifadeler yer aldı:
“Cinsiyet terimi kadın ya da erkek olmanın biyolojik yönünü ifade ederken, toplumsal cinsiyet bu bedenlere giydirilen toplumsal anlamlardır. Aileden başlayarak okulda, sokakta, medyada öğretilen cinsiyet rolleri kişileri bu rollere uygun beklentiler ve kurallarca şekillendirmekte; yine aileden başlayarak orduyu, devleti, dini, siyaseti, hukuku, bilimi, sanatı ve ekonomiyi de cinsiyetli hale getirmektedir. Bu durumda ortaya çıkan temel sorun, cinsiyetleri ayrıştırmanın cinsiyet ayrımcılığına, baskı ve şiddete yol açacak şekilde kadınlar aleyhine beklentiler yaratıyor olmasıdır. Çünkü bu ayrım kadınlığı narin, kırılgan, eksik akıllı, dışarı çıkması sakıncalı gibi özellikler üzerinden korunmaya muhtaç bir cinsiyet olarak kodlarken, erkekliğe akıllı, güçlü, bilgili, lider gibi özellikler atfedilmesi iki cinsiyet arasında kadınlar aleyhine bir hiyerarşi yaratmaktadır.”

“ERKEK EGEMENLİĞİNİN SORUNSUZ OLARAK DEVAMINA HİZMET EDER”
“İdeal kadın zekâsı, ahlakı ve gayreti sayesinde evde her işe yetişir; tatlı dili, şefkati ve inceliği sayesinde erkek egemenliğinin sorunsuz olarak devamına hizmet eder. Çalışkan, sevgi dolu, fedakâr ve şikâyetsiz bir varlık olarak ailesinin mutluluğu ve toplumun devamı için yılmadan temizler, pişirir, doğurur. Kadınların ev alanını var eden, sürekli hale getiren emeği ekonomi-dışı, ölçülemez, karşılıksız bir fedakârlık olarak kadının doğasının bir parçası görülür. Bu da kadınların emeğinin sosyal hak ve ayrıcalıkların konusu olması, daha da önemlisi bütünlüklü bir insan olarak dikkate değer görülmeleri ve ciddiye alınmalarını engelleyerek, kendilerini istismara, baskı ve şiddete açık hale getirir.”

“MÜSLÜMAN DİNÎ KÜLTÜR, TANRI’DAN ERKEĞE ORADAN DA KADINA UZANAN GELENEKSEL BİR HİYERARŞİ…”
“Din ve Toplumsal Cinsiyet İlişkisi” başlıklı kısımda şunların yazıldığı görüldü:
“…erkekliğin ve kadınlığın ne demek olduğunu öğreten kanallardan biri dinî mesajlardır. Bunlar, toplumsal cinsiyet rollerini ve farklılıklarını meşrulaştırarak benimsetmenin güvenli yollarıdır. Dinî inanç ve bağlılıklar toplumsal cinsiyet değerlerine bağlılık kurmada da etkin işlevler icra eder. Bu açıdan bakıldığında Müslüman dinî kültür, Tanrı’dan erkeğe oradan da kadına uzanan geleneksel bir hiyerarşi ortaya koyar. Erkekler lider, kadınlarsa annedir. Erkek güçlü bir koruyucu, kadınsa zayıf ve korunmaya muhtaçtır. Din kanalıyla bahsi geçen bu farklılıklar ve bağlı olduğu anlamlar meşrulaştırılmış, normalleştirilmiş olur.”

“BU ANLAYIŞ İNSAN HAKLARI İHLALLERİNE YOL AÇIYOR”
“İslami gelenekte bedensel etkinliklerin nerede ne şekilde ortaya konulması gerektiği ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Buna göre Müslüman toplumların çoğunda kadınların bedenlerini ve cinselliklerini kendilerine değil aile, cemaat ya da devlete ait gören egemen bir anlayış hâkimdir. Bu anlayış geleneklere ve toplumsal davranışlara olduğu kadar yasalara ve devlet politikalarına da sızdığı için çok sık rastladığımız insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Bu ihlaller yazılı yasalardan daha yaygın bir şekilde çeşitli mekanizmalar yoluyla kadınların giyim ve hareket özgürlüklerini kısıtlamak gibi davranışlardan kadın sünneti ve namus cinayetlerine kadar çeşitlenmektedir. Tam da bu noktada din kadınlara yönelik kısıtlayıcı uygulamaların ve hak ihlallerinin güçlü meşrulaştırıcısı olarak kötüye kullanılmaktadır. Çünkü İslam da birçok din gibi varlığını devam ettirmek için çeşitli coğrafyalarda birçok gelenek ve İslam öncesi uygulamayla uyumlu hale gelmiştir.“

“KUTSAL KİTAPLARIN ÇOĞU…”
“Kutsal kitapların çoğu erkek egemen tarihsel ve toplumsal bağlamlarda ortaya çıktığı için, dinî kültürün cinsiyete dair yaklaşımı da bu bağlama uygun bir şekilde –kadınların beden ve cinselliklerinin denetlenmesi– gelişmiştir.Dinî metinler toplumsallıkları ölçüsünde belirli toplumsal cinsiyet rollerini kurgulamanın, meşrulaştırmanın ve pekiştirmenin en etkili ve kapsayıcı araçları olmuşlardır.”

“DİNLER, DEĞİŞTİRİLEREK VARLIKLARINI SÜRDÜRDÜ”
“Dinler, içinde yer aldıkları farklı toplumların kendine özgü niteliklerine uyum sağlayarak ve karşılığında onların bazılarını değiştirerek varlıklarını sürdürürler. Yani hiçbir din başlangıçtaki saf halinde kalmaz, her zaman toplumların maddi koşullarından kaynaklanan birtakım unsurlarca değişime uğratılır. Bu nedenle de belli bir topluluktaki kadınların dinsel konumlarını incelerken sadece dinsel dogmaları değil, o toplumun ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal bütün koşullarını göz önünde bulundurmak gerekir.”

Buna göre Özel, “CHP adaylarını sözleşmeyi imzalamaya teşvik edeceğini ifade ederek gençlik politikalarına dair 57 üye örgütüyle birlikte GoFor ile çalışma sözü verdi”. Aydınlık, bilgiyi CHP kaynaklarından doğrulattı. Özgür Özel’in birlikte çalışma sözü verdiği 57 üye içinde Türkiye’nin ilk gey lezbiyen örgütü olmakla övünen Kaos Gey Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği (KaosGL) ve Genç Lezbiyen Gey Biseksüel Trans İnterseks Gençlik Çalışmaları ve Dayanışma Derneği de yer alıyor. GoFor, ABD Büyükelçiliği ile Avrupa merkezli kurum kuruluşlar tarafından fonlanıyor.
ÖZEL, CHP’Lİ ADAYLARA DA İMZALATACAK
GoFor, hazırladığı protokolü yerel seçimler öncesinde Özgür Özel’e de imzalattı. Özel’i TBMM’deki makamında ziyaret eden GoFor temsilcileri protokolü siyasi partilerin genel başkanları, belediye başkan adayları ve belediye meclis üyesi adaylarının imzasına açtıklarını bildirdiler. GoFor’un sosyal medya hesaplarından da paylaştığı haberde şu ifadeler yer aldı:
“Özgür Özel, gençlik hakları, yerel yönetimlerde gençlik katılımı ve gençlik örgütlerinin dahiliyetine dair beyanlar içeren Gençlik Hakları Sözleşmesi’ni imzaladı. Gençlerin haklarını ve katılımını önceleyen bir yerel yönetim modelinin öneminden bahseden Özel, gençlik odaklı çalışmalar yürüttüklerini belirtti. CHP adaylarını sözleşmeyi imzalamaya teşvik edeceğini ifade ederek gençlik politikalarına dair 57 üye örgütüyle birlikte GoFor ile çalışma sözü verdi.”
GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI SÖZÜ
Bu 57 örgüt arasında KaosGL, Genç Lezbiyen Gey Biseksüel Trans İnterseks Gençlik Çalışmaları ve Dayanışma Derneği dikkat çekiyor. Özel’in imza attığı sözleşmede gençlik tanımının farklı dil, din ırk, etnisite, millet, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve sosyoekonomik sınıf gibi sosyal grupları içinde barındırdığına dikkat çekiliyor. Sözleşmede, bu kimliklere uygun “yerel gençlik gündemlerini takip ederek makro ve mikro politikalar geliştirilmesini sağlama” ve bu alanda uzman danışmanlarla çalışma sözü veriliyor.
TOPLUMUN AYRIŞTIRILMASI
GoFor, yerel seçimler öncesinde belediyelerde gençlerin temsiliyeti için “Kaç Genç Var/ Seçim 2024” çalışması başlattı. Çalışmanın tanıtım yazısında, gençlerin temsilinin önüne engeller konulduğu ifade edildi, Türk milleti kimliklere ayrıldı. Yazıda “Var olma mücadelesi veren gençler olarak karşılaştığımız hak ihlalleri ve ayrımcılık, kadın, LGBTİ+, mülteci, Kürt, Roman, Alevi, engelli, işsiz ve sahip olduğumuz diğer birçok kimlikle birlikte daha da derinleşiyor.(…) Bizler bugün ırk, etnik köken, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, inanç, hastalık, engellilik, eğitim seviyesi ve politik görüş gibi nedenlerle ayrıştırılmaya çalışılan, hakları gasp edilen, görmezden gelinenler olarak temel hak ve özgürlüklerimize sahip çıkmak için buradayız.” denildi.
CHP’DEKİ ÇALIŞMALAR GEÇMİŞE DAYANIYOR
CHP içinde “Toplumsal cinsiyet eşitliği” adı altında yürütülen çalışmalar geçmişe dayanıyor. Daha önce de CHP’nin Kadına Şiddet Sorunu için Çözüm Raporu’nda belediyelerde toplumsal cinsiyet eşitliği kurullarının oluşturulması istendi. Doç. Dr. Emel Memiş, 14 Ekim 2022’de yayımlanan raporu hazırlayan Kadına Şiddet Çözüm Masası üyeleri arasında yer alıyor. Memiş ayın zamanda Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD)’nin yönetim kurulu üyesi. CEİD’in eşitlik birimleri ile ilgili raporunda ise siyasi partilerin politika olarak bu kurulları benimsemesi gerektiği ifade edildi. 29 belediyedeki Eşitlik Birimleri’nin yürüttüğü LGBT propagandasını Aydınlık açığa çıkarmıştı. CEİD’in Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin İzlenmesi Projesi AB tarafından finanse ediliyor. Projenin bütçesi 1 milyon 628 bin avro. Hedef grubunda cinsiyet odaklı sivil toplum örgütleri, hak temelli izleme yapan örgütler, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kamu kurumları, valilikler ve belediyeler var.