Çözüm – Fox Haber https://www.foxtvhaber.com.tr Sun, 21 Jul 2024 22:12:04 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından ‘Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. Yılı’ kitabı https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskanligindan-kibris-baris-harekatinin-50-yili-kitabi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskanligindan-kibris-baris-harekatinin-50-yili-kitabi/#respond Sun, 21 Jul 2024 22:12:04 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=16113 Takdim yazısını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kaleme aldığı kitap, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna Kadar Tarihsel Arka Plan”, “Ada’da Rum Zulmü”, “Türk Basınında Kıbrıs Barış Harekatı”, “1974 Barış Harekatı’ndan Günümüze Müzakereler”, “İki Devletli Çözüm Modeli” başlıklı 5 bölümden oluşuyor.

Türkçe ve İngilizce hazırlanan kitapta, Kıbrıslı Türklerin haklarının tanınması ve korunması için adil ve eşitlikçi çözüm yolları değerlendiriliyor.

Kıbrıs Türk toplumunun maruz kaldığı derin acıların unutulmamasını amaçlayan kitapta Türkiye ile KKTC’nin Kıbrıs meselesine yönelik yeni vizyon ve çözüm önerilerine yer veriliyor.

Kıbrıs meselesinin ortaya çıkışı, Yunanistan’ın Enosis planı, Zürih ve Londra Antlaşmaları ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunun anlatıldığı kitapta ayrıca Ada’da Rum zulmü, Rum toplumunun Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması yönündeki istemi, Akritas Planı, 1963 Kanlı Noel Olayları, 1964 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı, Kıbrıs Türklerine yönelik süregelen saldırılar ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı da ele alınıyor.

Birleşmiş Milletler müzakere süreci, zirve anlaşmaları, çalışma notları, Butros Ghali’nin “Fikirler Dizisi”, 1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983’te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 1997 müzakere süreci, Annan Planı, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliği ve 2004–2024 müzakere sürecinin derlendiği kitapta, iki devletli çözüm modeli de tartışılıyor.

– “20 TEMMUZ 1974, KIBRIS TÜRKÜ’NÜN YALNIZ OLMADIĞINI TÜM DÜNYAYA GÖSTERMIŞTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kitabın takdim yazısında, 1963 Kanlı Noel’inden 1974 Barış Harekatı’na kadar yaklaşık 11 yıllık sürenin, Kıbrıs Türkleri için baskı ve eziyet ile geçen çok zor bir dönem olduğunu ifade etti.

Ada için Enosis hayali kuranların, barış ve huzuru yok ederek Kıbrıs Türklerine zulmettiklerini anımsatan Erdoğan, kendi imzaladıkları uluslararası antlaşmalara bile uymayan Enosis hayalperestlerinin her türlü zulmüne rağmen Kıbrıs Türkü’nün direniş azmi gösterdiğini ve Türkiye’nin Garanti Antlaşması’ndan doğan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde Kıbrıs Türklerinin yanında yer aldığını belirtti.

Erdoğan, şunları kaydetti:

“Türk ordusu, 50 yıl önce mücahit kardeşlerimizle beraber başlattığı harekatla Ada’ya barış, istikrar, demokrasi ve huzur getirmiştir. 20 Temmuz 1974, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını tüm dünyaya göstermiştir. Bu tarih aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının eşit siyasi statüsünün ve egemenlik haklarının da sembolüdür. Tamamen yok edilmek istenen Kıbrıs Türkleri, günümüzde kendi bayrakları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çatısı altında, huzur ve güven içinde yaşamaktadır.”

– “KIBRIS MESELESI ADA’DAKİ GERÇEKLER TEMELINDE ADİL VE KALICI BİR ÇÖZÜME KAVUŞTURULMALI”

Kıbrıs meselesinin çözümü için Kıbrıs Türk tarafının, yarım asrı aşkın süre boyunca her türlü çabayı gösterdiğine fakat müzakerelerden sonuç alınamadığına dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:

“Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türkleri, zulmü bildikleri halde hiçbir zaman intikam amacında olmamış, uzlaşıdan ve müzakereden kaçmamışlardır. Kıbrıs Adası’nda huzurun temini ve korunması için her uluslararası platformda, açık görüşlülükle taraflarla bir araya gelmiş, müzakerelerde barış yanlısı tutumlarını sürdürmüşlerdir. Gayemiz, 1974’te getirilen barışın kalıcılığını temin etmek ve barış içerisinde yaşamanın yollarını aramak olmuştur.

KKTC’nin varlığı ve Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarları göz ardı edilerek bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Fakat maalesef Ada’nın güneyinde kendini Kıbrıs’ın tek sahibi ve hakimi olarak gören zihniyet, varlığını halen sürdürmektedir. Ana vatan Türkiye, Kıbrıs Türklerinin varlığının, refahının ve güvenliğinin daima garantörü olacaktır. Kıbrıs Türklerine yönelik gayriinsani ve hukuk dışı ambargonun kaldırılması; Ada’da Kıbrıs Türkleri için eşit uluslararası statünün ve eşit egemenliğin teyit edilmesi için gayretimizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılında yayımlanan bu kitap aracılığıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden tüm dünyaya yaptığım tarihi çağrıyı tekrarlamak istiyorum: ‘Gelin Ada’daki gerçeklere daha fazla sırtınızı dönmeyin ve KKTC’yi bir an evvel tanıyın.’

Uluslararası toplumu, bunu kabullenerek KKTC’nin bağımsızlığını tanımaya, bu ülkeyle diplomatik, siyasi ve ekonomik bağlar kurmaya davet ediyoruz. Kıbrıs meselesinin Ada’daki gerçekler temelinde adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması, oldukça mühimdir.”

Erdoğan, böylesine anlamlı bir yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan kitaba emeği geçenleri tebrik ederek, Kıbrıs Barış Harekatı’nda şehit olan Mehmetçikleri ve mücahitleri rahmetle, gazileri de şükranla andığını kaydetti.

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskanligindan-kibris-baris-harekatinin-50-yili-kitabi/feed/ 0
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından ‘ıbrıs Barış Harekatı’nın 50. Yılı’ kitabı https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskanligindan-ibris-baris-harekatinin-50-yili-kitabi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskanligindan-ibris-baris-harekatinin-50-yili-kitabi/#respond Sun, 21 Jul 2024 01:00:04 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=16053 Takdim yazısını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kaleme aldığı kitap, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna Kadar Tarihsel Arka Plan”, “Ada’da Rum Zulmü”, “Türk Basınında Kıbrıs Barış Harekatı”, “1974 Barış Harekatı’ndan Günümüze Müzakereler”, “İki Devletli Çözüm Modeli” başlıklı 5 bölümden oluşuyor.

Türkçe ve İngilizce hazırlanan kitapta, Kıbrıslı Türklerin haklarının tanınması ve korunması için adil ve eşitlikçi çözüm yolları değerlendiriliyor.

Kıbrıs Türk toplumunun maruz kaldığı derin acıların unutulmamasını amaçlayan kitapta Türkiye ile KKTC’nin Kıbrıs meselesine yönelik yeni vizyon ve çözüm önerilerine yer veriliyor.

Kıbrıs meselesinin ortaya çıkışı, Yunanistan’ın Enosis planı, Zürih ve Londra Antlaşmaları ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunun anlatıldığı kitapta ayrıca Ada’da Rum zulmü, Rum toplumunun Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması yönündeki istemi, Akritas Planı, 1963 Kanlı Noel Olayları, 1964 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı, Kıbrıs Türklerine yönelik süregelen saldırılar ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı da ele alınıyor.

Birleşmiş Milletler müzakere süreci, zirve anlaşmaları, çalışma notları, Butros Ghali’nin “Fikirler Dizisi”, 1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983’te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 1997 müzakere süreci, Annan Planı, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliği ve 2004–2024 müzakere sürecinin derlendiği kitapta, iki devletli çözüm modeli de tartışılıyor.

– “20 TEMMUZ 1974, KIBRIS TÜRKÜ’NÜN YALNIZ OLMADIĞINI TÜM DÜNYAYA GÖSTERMIŞTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kitabın takdim yazısında, 1963 Kanlı Noel’inden 1974 Barış Harekatı’na kadar yaklaşık 11 yıllık sürenin, Kıbrıs Türkleri için baskı ve eziyet ile geçen çok zor bir dönem olduğunu ifade etti.

Ada için Enosis hayali kuranların, barış ve huzuru yok ederek Kıbrıs Türklerine zulmettiklerini anımsatan Erdoğan, kendi imzaladıkları uluslararası antlaşmalara bile uymayan Enosis hayalperestlerinin her türlü zulmüne rağmen Kıbrıs Türkü’nün direniş azmi gösterdiğini ve Türkiye’nin Garanti Antlaşması’ndan doğan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde Kıbrıs Türklerinin yanında yer aldığını belirtti.

Erdoğan, şunları kaydetti:

“Türk ordusu, 50 yıl önce mücahit kardeşlerimizle beraber başlattığı harekatla Ada’ya barış, istikrar, demokrasi ve huzur getirmiştir. 20 Temmuz 1974, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını tüm dünyaya göstermiştir. Bu tarih aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının eşit siyasi statüsünün ve egemenlik haklarının da sembolüdür. Tamamen yok edilmek istenen Kıbrıs Türkleri, günümüzde kendi bayrakları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çatısı altında, huzur ve güven içinde yaşamaktadır.”

– “KIBRIS MESELESI ADA’DAKİ GERÇEKLER TEMELINDE ADİL VE KALICI BİR ÇÖZÜME KAVUŞTURULMALI”

Kıbrıs meselesinin çözümü için Kıbrıs Türk tarafının, yarım asrı aşkın süre boyunca her türlü çabayı gösterdiğine fakat müzakerelerden sonuç alınamadığına dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:

“Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türkleri, zulmü bildikleri halde hiçbir zaman intikam amacında olmamış, uzlaşıdan ve müzakereden kaçmamışlardır. Kıbrıs Adası’nda huzurun temini ve korunması için her uluslararası platformda, açık görüşlülükle taraflarla bir araya gelmiş, müzakerelerde barış yanlısı tutumlarını sürdürmüşlerdir. Gayemiz, 1974’te getirilen barışın kalıcılığını temin etmek ve barış içerisinde yaşamanın yollarını aramak olmuştur.

KKTC’nin varlığı ve Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarları göz ardı edilerek bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Fakat maalesef Ada’nın güneyinde kendini Kıbrıs’ın tek sahibi ve hakimi olarak gören zihniyet, varlığını halen sürdürmektedir. Ana vatan Türkiye, Kıbrıs Türklerinin varlığının, refahının ve güvenliğinin daima garantörü olacaktır. Kıbrıs Türklerine yönelik gayriinsani ve hukuk dışı ambargonun kaldırılması; Ada’da Kıbrıs Türkleri için eşit uluslararası statünün ve eşit egemenliğin teyit edilmesi için gayretimizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılında yayımlanan bu kitap aracılığıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden tüm dünyaya yaptığım tarihi çağrıyı tekrarlamak istiyorum: ‘Gelin Ada’daki gerçeklere daha fazla sırtınızı dönmeyin ve KKTC’yi bir an evvel tanıyın.’

Uluslararası toplumu, bunu kabullenerek KKTC’nin bağımsızlığını tanımaya, bu ülkeyle diplomatik, siyasi ve ekonomik bağlar kurmaya davet ediyoruz. Kıbrıs meselesinin Ada’daki gerçekler temelinde adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması, oldukça mühimdir.”

Erdoğan, böylesine anlamlı bir yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan kitaba emeği geçenleri tebrik ederek, Kıbrıs Barış Harekatı’nda şehit olan Mehmetçikleri ve mücahitleri rahmetle, gazileri de şükranla andığını kaydetti.

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskanligindan-ibris-baris-harekatinin-50-yili-kitabi/feed/ 0
Bakan Güler ‘Asker ve savaş gemilerinin gönderildiğini biliyoruz’ dedi, net konuştu https://www.foxtvhaber.com.tr/bakan-guler-asker-ve-savas-gemilerinin-gonderildigini-biliyoruz-dedi-net-konustu/ https://www.foxtvhaber.com.tr/bakan-guler-asker-ve-savas-gemilerinin-gonderildigini-biliyoruz-dedi-net-konustu/#respond Sun, 14 Jul 2024 22:00:05 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=15438 Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) düzenlediği “Kıbrıs Barış Harekatı”nın 50. yılına yaklaşılırken yaptığı açıklamada, “Kıbrıs Türkü kardeşlerimizle omuz omuza gerçekleştirdiğimiz ve birlikte şehitler verdiğimiz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı, şanlı tarihimizde ayrı ve önemli bir yer tutmaktadır.” ifadesini kullandı.

Harekatla soydaşların yıllarca uğradıkları haksızlık ve zulümlerin sona erdirilerek, haklı taleplerinin karşılık bulmasının sağlandığını, hem Türkler hem de Rumlar için adaya barış, huzur ve güvenlik getirildiğini belirten Güler, harekatın, TSK’nın müşterek unsurlarının, Cumhuriyet tarihindeki en kapsamlı harekatı olması ve büyük bir başarıyla icra edilmesi bakımından müstesna bir yere sahip olduğunu vurguladı.

Bakan Güler, şunları kaydetti:

“RUM TARAFININ PROVOKATİF ADIMLARI ÇÖZÜMSÜZLÜĞE HİZMET ETMEKTEDİR”

“Garantör ülke sıfatıyla uluslararası hukuktan doğan haklarımız çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz ve iki aşamada icra edilen bu harekatta Türk askerinin yetenekleri, emsalsiz kahramanlığı ve fedakarlığı, bir kez daha tarihe altın harflerle yazılmıştır. 1974’ten bu yana adada konuşlu bulunan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı, her iki taraf için de barış ve güvenliğin teminatıdır. Türkiye’nin adadaki askeri varlığını farklı bir şekilde tanımlamak, bu konuda provokatif söylemler dile getirmek, Rum tarafına hiçbir fayda sağlamayacaktır. Yarım asırdır adada kan ve gözyaşı yoksa bu, Türk Barış Kuvvetlerinin oradaki varlığı sayesindedir. Uzun yıllardır süregelen ve miadı dolmuş söylemlerin çözüm çabalarına katkı sağlamadığı ve sağlamayacağı artık anlaşılmalıdır. Rum tarafının provokatif adımları ve üçüncü ülkelerden aldığı askeri yardımlar da sadece ve sadece çözümsüzlüğe hizmet etmektedir.”

Güler, artık adada tek ve kesin çözümün, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesi olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Sayın Cumhurbaşkanımız da her platformda uluslararası topluma bir an önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması yönünde çağrı yapmaktadır. Bu çağrının özünde, Kıbrıs meselesindeki düğümün, kalıcı ve adil bir şekilde çözülmesi düşüncesi yer almaktadır. İki devletli çözüm dışında bir çözüm yoktur ve bu konuda artık herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Gerçek şudur ki adada bugün iki ayrı halk ve iki ayrı devlet bulunmaktadır. Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik müzakerelerin ve ulaşılmak istenen hedefin de bu gerçek üzerine inşa edilmesi gerekmektedir. Bu anlayışla Türkiye, iki devletli çözümün müzakere edilmesinin, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesinin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasının zamanının geldiği görüşündedir.”

Harekatın 50. yılına özel hazırlık

Bakan Güler, tüm adaya barış ve huzur getiren Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci yıl dönümüne yaraşır çeşitli faaliyetlerin planlandığını belirtti.

Bu kapsamda ilk olarak 4 Haziran’da Milli Savunma Üniversitesi ev sahipliğinde “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci Yıl Dönümü Paneli” düzenlendiğini hatırlatan Güler, şunları aktardı:

“KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’ının da iştirak ettiği bu panelde, harekatın icrası ile Kıbrıs konusundaki tezlerimize yönelik önemli bilimsel sunumlar gerçekleştirildi. Aynı şekilde KKTC makamları ile koordine içerisinde, Kıbrıs gazilerimiz ile yakınlarının da katılacağı günün anlam ve önemine yakışır resmi törenler, anma yürüyüşleri ve şehitlik ziyaretleri, TCG Anadolu’nun KKTC liman ziyareti ve 50 gemi ile denizde geçit töreni, Türk Yıldızları Akrobasi Timi gösterisi ve muharip uçak geçişi, 50’nci Yıl Sergisi, 50 pare top atışı, Şafak Nöbeti etkinlikleri kapsamında, bando ve mehteran birliği ile ünlü sanatçıların katılımı ile konserler, Mutlu Barış Harekatı Semineri, konferansı, sempozyumu, makale yarışması, spor müsabakaları, ağaç dikimi, belgesel ve film gösterimleri ve kardeş ülke etkinlikleri başta olmak üzere birçok anlamlı ve özel faaliyetin icra edilmesi planlanmaktadır. ​Ayrıca, 50’nci yıla özel anı pulu ve madeni para basımı yapılacaktır.”

KIBRIS’IN STRATEJİK KONUMU

Kıbrıs meselesinin bir sorun değil, milli bir dava olduğuna vurgu yapan Güler, “Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum, sadece adanın değil, hassas bir süreçten geçen Akdeniz’deki genel güvenlik ve istikrarın devamı bakımından da kritik önemdedir.” ifadelerini kullandı.

Kıbrıs’ın, Doğu Akdeniz’de ticareti ve son dönemlerde de artan iletişim ve enerji yollarını kontrol altında tutan bir konuma sahip olduğuna dikkati çeken Güler, şöyle devam etti:

“Kıbrıs meselesinin, Kıbrıs Türk halkının meşru çıkarlarını ve güvenliğini teminat altına alacak şekilde bir an önce çözüme kavuşturulması, ülkemizin en önemli önceliklerindendir. Muhataplarımızdan da Kıbrıs Türkü’nün ve Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarına saygılı olarak hareket etmelerini bekliyoruz. Bu kapsamda, uluslararası camiayı, sadece bir tarafın iddialarını desteklemeyi bırakıp konuya makul, mantıklı, tarafsız ve çözüm odaklı yaklaşmaya davet ediyoruz. Ancak, her zaman dile getirdiğimiz gibi barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken milli menfaatlerimizden asla taviz vermeyeceğimiz de iyi bilinmelidir.”

Güler, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) adanın tek temsilcisi gibi hareket ettiğini ve KKTC’nin izni olmadan yabancı askeri kuvvetleri adaya konuşlandırdığına dikkati çekerek, bunun 1960 Anlaşmalarına aykırılık teşkil ettiğini belirtti.

Bakan Güler, şunları söyledi:

“ASKERİ UNSURLARIN KONUŞLANDIĞINI VE SAVAŞ GEMİLERİNİN GÖNDERİLDİĞİNİ BİLİYORUZ”

“İsrail-Hamas çatışmasının başladığı ekim ayından bu yana sivillerin çatışma bölgesinden tahliyesi ve insani yardım adı altında bazı Avrupa devletlerinin (Almanya, Fransa, Hollanda vb.) askeri unsurlarının GKRY’ye konuşlandığını ve ABD başta olmak üzere diğer ülkelerin savaş gemilerinin (İngiltere, Yunanistan, İtalya vb.) GKRY’ye ait limanları kullandığını biliyoruz. GKRY’nin adadaki dengeyi bozan ve KKTC’nin güvenliğine yönelik tehdit oluşturan faaliyetlerine karşı gerekli tüm tedbirleri almaya devam edeceğiz. Hem Kıbrıslı kardeşlerimizin güven, huzur ve refah içinde yaşadığı bir geleceği inşa etmek hem de Türkiye ve KKTC’nin Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini korumak için kararlılığımız tamdır. Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Garanti ve İttifak Antlaşmaları çerçevesinde, ‘tek millet, iki devlet ve tek yürek’ anlayışıyla Kıbrıslı kardeşlerinin yanlarında olmaya devam edecek, Kıbrıs Türk halkının geleceğe güvenle bakmasına ve refah düzeyinin yükseltilmesine yönelik çalışmalarını daha da geliştirerek sürdürecektir.”

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/bakan-guler-asker-ve-savas-gemilerinin-gonderildigini-biliyoruz-dedi-net-konustu/feed/ 0
Başıboş köpek sorununa 3 farklı çözüm yolu! HÜDA Par’dan destek geldi https://www.foxtvhaber.com.tr/basibos-kopek-sorununa-3-farkli-cozum-yolu-huda-pardan-destek-geldi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/basibos-kopek-sorununa-3-farkli-cozum-yolu-huda-pardan-destek-geldi/#respond Fri, 31 May 2024 06:24:34 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=11516
  • Haber7 – ÖZEL

  • Başıboş sokak köpekleri ile ilgili düzenleme için Meclis’te harekete geçildi.

    AK Parti’nin meclis gündemine taşımaya hazırlandığı başıboş köpek sorunuyla ilgili düzenlemeye farklı  siyasi partiler de destek veriyor. HABER7’ye konuşan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, konuya ilişkin kendilerinin de kanun teklifi verdiğini hatırlatarak başıboş köpek sorununun çözümüne ilişkin önerilerini paylaştı.

    Çözümün zor olmadığını vurgulayan Yapıcıoğlu, 3 farklı adımın atılabileceğini belirtti.

    “MİLLETİN HAYRINA OLAN HER DÜZENLEMEYE VARIZ”

    Günden güne artarak devam eden başıboş sokak köpeklerine ilişkin çözümün zor olmadığını söyleyerek 3 farklı alternatif yolu olduğunu belirten HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu; sahipsiz ve güçten düşmüş sokak hayvanlarının toplatılarak rehabilite edilmesini, aşılanıp kısırlaştırılarak bakımevlerinde tutulmasının alternatif bir çözüm olduğunu söyledi.

    Yapıcıoğlu, bulaşıcı hastalık taşıyan ve saldırgan olan sokak köpeklerinin tedavisi mümkün olmadığı takdirde itlaf edilmesi gerektiğini belirtti.

    Avrupa seyahatlerinde sokakta başıboş sokak köpeği görmediğini söyleyen Zekeriya Yapıcıoğlu, bu konuda daha önce adım atmış ülkelerin uygulamalarının incelenebilir ve uygun olanların tatbik edilebilirliğinden bahsetti. Ancak her uygulamanın doğru sayılarak benimsenmesinin yanlış olduğunu savunan Yapıcıoğlu, Her ülkenin ayrı yol ve yöntemleri olabilir. Mesela İngiltere gibi bazı ülkelerde sahipsiz bir köpek barınağa alınır ve sahiplendirilmeyi çalışılır. Kısa süre içerisinde sahiplenilmezse itlaf edilir. Bu uygulama doğru değil dedi.

    “5199 SAYILI KANUN ÇÖZÜMDEN ZİYADE SORUNUN KENDİSİ”

    Zekeriya Yapıcıoğlu, sorunun yıllardır var olduğunu ve günden güne büyüyerek dayanılmaz bir hal aldığını belirtti. Yapıcıoğlu, köpeklerin sokaklarda çeteleşerek gezmesi, insanlara saldırması dışında sağlık boyutuna da değindi. Türlü hastalıkların hayvanlar üzerinden insanlara geçtiğini ifade eden Zekeriya Yapıcıoğlu salgın hastalık boyutuna dikkat çekti.

    5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun mevcut hali ile sorunu çözmekten ziyade sorunun kaynağı olduğunu vurgulayan Genel Başkan Yapıcıoğlu, parti olarak kendilerinin de bir kanun teklifi verdiklerini açıkladı. AK Parti’nin kanun teklifine de olumlu yaklaştıklarını belirten Yapıcıoğlu, “Milletin menfaatine olacak her düzenlemeye destek veririz. Doğru yönde atılan her adıma arka çıkarız” dedi.

    TEHLİKE VARSA İTLAF

    5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na ilişkin konuşan Genel Başkan Yapıcıoğlu, bu kanuna göre sahipsiz hayvanların yerel yönetimler tarafından bakımevlerine götürülerek kısırlaştırılması ve aşılanarak rehabilite edilmesi gerektiğini söyledi. Bu süreçte iki önemli sorunun olduğunu belirten Yapıcıoğlu, hayvanların rehabilite edilmediği gibi kısırlaştırılmadığını ve bu sebeple hızla ürediklerini kaydetti. Yapıcıoğlu bir diğer sorunun da bakımları yapılan hayvanların tekrar alındıkları sokağa bırakılmasından kaynaklı olduğunu belirtti.

    Sokak köpeklerinin sayısının çok fazla olması ile hemen öldürmenin doğru bir seçenek olmadığını ancak çözümünde çok zor olmadığını söyleyen Zekeriya Yapıcıoğlu, “Sahipsiz olanlar kısırlaştırılırsa sayıları zamanla düşecektir. Hayvanlar barınaklarda tutulursa insanlar için tehlike oluşturmayacaklar. İnsanlar veya diğer hayvanlar için hastalık veya saldırganlık nedeniyle tehlike oluşturanlar da ya tecrit edilecekler ya da itlaf edilecekler” diyerek aranan çözümlere seçenek sundu.

    “ZARARSIZ HAYVANLARI ÖLDÜRMEK DOĞRU DEĞİL”

    Soruna ilişkin çalışmaları yakından takip ettiklerini ifade eden HÜDA Par lideri Zekeriya Yapıcıoğlu, zararsız hayvanların öldürülmesinin doğru olmadığını ancak insan sağlığı için tehlike oluşturan hayvanların toplanılması gerektiğini belirtti. Her konuda kutuplaşma yaşandığını dile getiren Başkan Yapıcıoğlu, uç noktalarda yaşayan insanların birbirini anlama çabası göstermeyerek çözümleri zorlaştırdığını söyledi.

    Katıldığı bir TV programında sözlerinin kesilerek gündem olduğunu belirten Zekeriya Yapıcıoğlu, “Ben orada, herhangi bir hayvan insan hayatı için tehlike oluşturmaya başlarsa bertaraf edilmelidir. O hayvanı zararsız hale getirmek zorundasınız. Getiremiyorsanız insanlardan tecrit etmek zorundasınız. İtlaf gerekiyorsa o da yapılır dedim. Önünü arkasını keserek hayvan düşmanı olduğumuzu hükmedenler olmuştu. Bazıları saldırgan hayvanların da sokaklarda serbestçe dolaşabilmesini savunuyor. Hatta hayvanların saldırmasının sorumlusunu da saldırıya uğrayanlar olduğunu söyleyecek kadar ileri gidenler var” şeklinde konuştu. 

    KAYNAK: HABER7
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/basibos-kopek-sorununa-3-farkli-cozum-yolu-huda-pardan-destek-geldi/feed/ 0
    Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Yunanistan’a mesaj: Türkiye olmadan başarılı olmak güç! https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogandan-yunanistana-mesaj-turkiye-olmadan-basarili-olmak-guc/ https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogandan-yunanistana-mesaj-turkiye-olmadan-basarili-olmak-guc/#respond Sun, 12 May 2024 21:12:40 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=10498 Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis yarın Ankara’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilecek. Son olarak 7 Aralık’ta Atina’da görüşen iki lider, önümüzdeki dönemde izlenecek ‘yol haritası’nı belirleyecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Miçotakis ziyareti öncesi Yunan Kathimerini gazetesine konuştu.

     SORU – CEVAP

    Sayın Cumhurbaşkanı, Kyriakos Miçotakis’in Ankara ziyaretine ilişkin açıklamanızda kendisi ile iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl geliştirilebileceği konusunda görüşeceğinizi belirtmiştiniz. İlişkilerin seviyesinden memnun musunuz? Hedef nedir ve ona nasıl ulaşılabilir?

    Hedef basit; sorunları çözerek dostluğumuzu pekiştirmek, ikili ilişiklerimizin seviyesini tarihte görülmemiş düzeye çıkartmaktır. Bunun için Türkiye olarak son dönemde samimi ve etkin adımlar attık ve buna da devam etmek niyetindeyiz. Bizler, Türkiye ve Yunanistan olarak sadece aynı coğrafyayı değil, birçoğu tarihsel boyut taşıyan ortak unsurları da paylaşıyoruz. Tabii ki aynı düşünmediğimiz konular bulunuyor, fakat uzlaşabileceğimiz başlıkların da sayısı az değil. Açık yüreklilikle tüm konuları bir arada konuşup çözüm yolunda adımlar atabiliriz. Ertelemek sorunları çözmüyor, bunların üzerlerine cesaretle gidip, çözüm iradesini ortaya koymak gerekir. Biz dünyanın takdirle izlediği şekilde hem bölgemizde hem dünyanın değişik coğrafyalarında nasıl barışın kök salması için çabalıyorsak, Ege Denizi’nin iki yakasında da barışın ve huzurun ebediyen hakim olması için elimizden geleni yaparız. Bozmak kolay olandır. Zor olan inşa etmek ve sorunları ustalıkla çözmektir. Dolayısıyla iki ülkenin iki duvar arasına sıkıştırılmaya çalışılan ilişkilerini rahatlatmak ve o önyargılarla bezeli duvarları yıkmak elimizde. Tek ihtiyacımız olan çözüme odaklanmış ve samimi tarihi adımlardır.

    “İKLİM, SOMUT MEYVELER VERMEYE BAŞLADI”

    Sayın Miçotakis’le Atina’da iletişiminiz nasıldı? Onunla iletişiminiz arzu ettiğiniz düzeyde mi?

    Sayın Miçotakis ile son dönemde bir uyum iklimi yakaladığımızı düşünüyorum. Atina’da bizleri memnun eden bir misafirperverlik ortaya koydular. Tabii ki Sayın Miçotakis’i Ankara’da ağırladığımızda, Türk misafirperverliğinin en nadide örneklerinden birini daha sergileyeceğiz. Sözünü ettiğim iklim, somut meyveler vermeye başladı. Atina Bildirgesi, imzaladığımız anlaşmalar, protokoller onlardan sadece birkaçı. Bunlara yenilerini eklememizin önünde engel yok. Sadece bizler değil, bakanlar ve bürokratlar düzeyinde de gayet iyi ilişkilerin tesis edildiğini söyleyebilirim. Yani neticede birçok kademede iletişimimiz memnuniyet verici ve bunun olumlu manada ileriye taşınması da gayet mümkün.

     “TÜRKİYE’NİN FİİLİ DURUMLARI KABUL ETMEYECEĞİNİ HERKES BİLİR”

    Geçtiğimiz günlerde Ankara, Yunanistan’ın Ege’de deniz parkları konusunda atmak istediği adımlara tepki gösterdi. Atina, bu adımların “çevre” konusu ile alakalı olduğunu söylerken, Türkiye Dışişleri Bakanlığı da “adaların egemenliği” konusunu gündeme getirdi. Sayın Miçotakis, Yunanistan’ın deniz parklarını ilan edeceğini belirtti. Sadece denizdeki kullanım hakları değil, kara üzerindeki egemenlik konuları da gündemeE geldiği zaman, diyalog ilerleyebilir mi?

    Egemenlik konularının gündeme gelmesi diyalog zeminine zarar veren ve ilerlemesini engelleyen bir durum değil. Bizler bu zemini her koşulda koruyabilir ve ilerlemeyi sağlayabiliriz. Bu konular da zaten ele almamız gerekenler listesinde müstesna bir yere sahip. Oldubittilerden uzak bir perspektifle ve çözüme inanmış bir yaklaşımı benimseyerek bu meseleleri konuşabiliriz. Ancak, bu zemine “ben yaptım oldu” anlayışı en büyük zararı verir. Türkiye olarak çevre konusunda ne kadar hassas olduğumuz herkesin malumudur. Fakat bunun kullanışlı bir paravan olarak görülmesi ve başka tartışmalı durumların onun arkasında bir şekilde gizlenmeye çalışılması doğru olmaz. Her konuyu kendi mecrasında ele almak gerekir. Nasıl sağlam olmayan zemine inşa edeceğiniz bir bina kısa zamanda yıkılırsa, tarihi, hukuki ve fikri zemini çürük tezler de yerle bir olmaya mahkumdur. Mesela elinizde geçerli bir tapu olmadan gelişigüzel bir yere bir baraka dahi inşa edemezsiniz. Bu bir fiili durumdur, hukuki karşılığı ve yaptırımları vardır. Türkiye’nin bu coğrafyada fiili durumları kabul etmeyeceğini herkes bilir.

     Yunanistan, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin Türkiye ile Libya, Türkiye ise, Yunanistan ile Mısır arasında yapılan anlaşmaları geçersiz saymaktadır. Benzer şekilde Kıbrıs ile İsrail arasında yapılan birtakım anlaşmalar da Türkiye açısından geçersiz sayılmaktadır. Böyle bir ortamda Yunanistan ile Türkiye arasında hidrokarbon konusunda herhangi bir iş birliğinden söz edebilir miyiz?

    Bir düzeltme yaparak başlayalım. Sorunuzda Kıbrıs ile İsrail arasında bir anlaşmadan söz ettiniz. Orada Kıbrıs adasının tamamının İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma anlaşması yaptığı gibi bir varsayım söz konusu. Bizim tanımadığımız anlaşma Güney Kıbrıs’taki Rum Yönetimi ile İsrail arasında yapılmış ve adanın asli unsuru olan Kıbrıs Türklerinin yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatleri yok sayılmıştır.

    Diğer taraftan bize göre enerji bir çatışma alanı değil, bir iş birliği alanıdır. Bunun için pozitif bakış açısı ile meseleye yaklaşmak yeter de artar bile. Türkiye hidrokarbon kaynakların hakça, adil ve kapsayıcı paylaşımını savunmuş ve sürekli bunun çağrısını yapagelmiştir. Her konuda olduğu gibi burada da egemenlik haklarımıza ve yetkilerimize saygı duyulmasını istiyor, kıyıdaş ülkelerin hak ve yetkilerine de saygı duyuyoruz. Ancak Türkiye’yi yok sayma girişimleri karşısında da gerekli tepkiyi her zaman verdik. Bunun yanında açık bir çağrı yaparak kapsayıcı bir enerji iş birliği için zemin oluşturulması gerektiğini bunun için atılacak adımlara destek vereceğimizi ilan ettik. Herkes bilmelidir ki, Doğu Akdeniz başta olmak üzere bölgede Türkiye’nin içinde bulunmadığı bir enerji platformunun başarılı olması güçtür. Yıllardır dillendirdiğimiz Doğu Akdeniz konferansını toplayarak “kazan-kazan” anlayışı ile bir çözüm zemini oluşturmak mümkündür. Bu konuda yaptığımız çağrılar ne yazık ki bugüne kadar cevapsız kaldı. Bölgede sağlıklı bir diyaloğun temini için önemli bir potansiyeli bulunan bu önerimizin diğer aktörlerce de benimsenmesi gerektiğini her vesileyle vurguladım. Böyle bir adımın iş birliğini kolaylaştıracağını, kaynak çeşitliliği ve güvenliğine katkıda bulunacağını düşünüyorum. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını yok sayan adımlar, maalesef bugüne kadar bu mesele ile ilgili atmosferi zehirledi. Bundan vazgeçip arzu ettiğimiz diyalog zemininin oluşması halinde biz kalıcı çözüm için elimizi taşın altına koymaya hazırız. Gerginlik ile bir yere varılamaz. Kışkırtmalara kapılmanın kimseye faydasının olmadığı anlaşılmalı ve makulde buluşmanın yolları aranmalıdır.

     “İHTİLAFLI NOKTALARI GÖZ ARDI ETMEMELİYİZ”

    İki ülkenin Ege kıta sahanlığı konusundaki pozisyonları biliniyor. İki ülkenin tutumunda bir değişiklik beklenmiyor. Kronikleşen anlaşmazlığın çözümü için Lahey’deki uluslararası mahkeme gibi bir kurumun arabuluculuğunu kabul eder misiniz?

    Burada çözümün yolu bellidir, uluslararası hukuka uymak ve bunu sürdürülebilir kılmak. Bundan kaçmadığımız sürece birlikte aşamayacağımız hiçbir engel olmamalı. Biliyorsunuz biz sorunların paket halinde çözülmesi gerektiğini savunuyoruz. Tek bir ihtilafa odaklanarak diğer ihtilaflı noktaları göz ardı etmemeliyiz. Kapsamlı çözüme ulaştığımızı söylediğimizde, gelecek kuşaklara pürüzler devretmemeliyiz. Önceliğimiz bellidir. Uluslararası hukuka uygun barışçıl yöntemlerle çözüm bulma yaklaşımımız sorunları ortadan kaldırmanın anahtarıdır. Bizler BM Şartı’na kayıtlı çözümleri gerek duyulması halinde dışlamıyoruz. Bunu da açık bir şekilde her vesileyle dile getiriyoruz. Somut ve yapıcı fikirlere odaklanmanın bizi çözüm rotasına sokacağına olan inancımız tamdır. Yeter ki “şu sorunu çözelim diğerleri çözümsüz kalsa da olur” demeyelim ve sorunların üzerine beraberce gidelim.

     “NETANYAHU’NUN YÖNTEMLERİ HİTLER’İ KISKANDIRACAK SEVİYEDE”

    Sayın Cumhurbaşkanı, Gazze’deki gelişmeleri de size sormak istiyoruz. Gazze’de yaptıklarından dolayı İsrail’i suçluyorsunuz ve Sayın Netanyahu’yu “zamanın Hitler’ine” benzetiyorsunuz ve İsrail ve Batı ülkelerinin terörist olarak değerlendirdiği Hamas’ı ise bir “kurtuluş hareketi” olarak destekliyorsunuz. Türkiye’nin bakış açısını anlatabilir misiniz?

    İsrail’in aylardır Gazze halkına yaşattıklarına bakıp, İsrail’in hastane bombalamasını, çocuk öldürmesini, sivil halka zulmetmesini, çeşitli bahanelerle masumları açlığa, susuzluğa, ilaçsızlığa mahkum etmesini meşru görmek mümkün müdür? Hitler geçmişte ne yaptı? Toplama kamplarında insanlara zulmetti, öldürdü. Sadece 7 Ekim sonrası değil, öncesinde de yıllarca Gazze açık hava hapishanesine çevrilmedi mi? Adeta bir toplama kampı gibi oradaki insanlar yıllarca kıt kaynaklara mahkum edilmedi mi? 7 Ekim sonrası Gazze’de en vahşi şekilde sistematik toplu ölümlerde kimin imzası var? İnsanlara “şu bölgeye gidin” deyip oraya bombalar yağdıran İsrail’e ne denir? Netanyahu ortaya koyduğu soykırım yöntemleri ile Hitler’i de kıskandıracak seviyeye gelmiştir. Ambulansları hedef alan, yemek dağıtım noktalarını vuran, yardım konvoylarına ateş açan İsrail’den söz ediyoruz. Gazze’de insanların yaşama hakkı başta olmak üzere onlarca hak ve özgürlüğü çiğneniyor. Biz onların haklarını savunuyoruz. Barışı savunuyoruz. İsrail ise Birleşmiş Milletler kararlarını, uluslararası hukuku, insan haklarını pervasızca çiğnemeye devam ediyor.

     Düşünün sizin evinize biri gelip “burası artık benim git buradan” derse tavrınız ne olur? “Gel benim evime yerleş elimden al” mı dersiniz yoksa evinizi savunur musunuz? Haliyle evinizi savunmanız ve haksızlığa karşı koymanız beklenir. İsrail sadece Gazze’de değil, bütün Filistin topraklarında bunu yaptı. Adına yerleşimci dedikleri teröristler için Filistinlilerin evlerini ve topraklarını ellerinden aldı. Onları Filistinlilerin evlerine yerleştirdi. Haliyle bu uzun yıllara yayılmış sistematik zulme karşı, Filistinliler de bir noktada örgütlendi ve direnmeye başladılar. Batının terörist damgası vurmaya çalıştığı Hamas ve Filistin’deki diğer direniş grupları, esas itibariyle bu zulme verilen tepkiden doğmuştur. Hamas, Filistin’de İsrail tarafından işgal edilmiş evlerine, iş yerlerine ve topraklarına sahip çıkan insanlardan başka bir şey değildir. Hamas ne istiyor? İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarını geri almak, devletlerini yeniden ayağa kaldırmak. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, egemen, bağımsız, coğrafi bütünlüğe sahip Filistin Devleti tanınırsa direnişe gerek kalır mı? Kaldı ki Hamas bunun gerçekleşmesi durumunda silahlı kanadını lağvedeceğini ve yollarına siyasi parti olarak devam edeceklerini de ilan etmiştir. İki devlet temelinde çözüm, kalıcı ve sürdürülebilir barışı sağlayacak etkin bir yoldur.

     Görüyorsunuz son açıklamasıyla Hamas ateşkese razı oldu ancak İsrail, Gazze’nin tamamını işgal hevesi nedeniyle bahaneler üretip ateşkes istemiyor. Zulüm ve katliam devam ediyor. Biz ise, çözüm için çabalamayı sürdürüyoruz. İsrail’e destek verenlerin tüm bu yaşananları yeniden düşünmesi ve tarihsel sorumluluk anlayışı ile barış ve huzuru savunan tarafta yer alması gerekiyor.

     “TARİH BELİRLENMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Sayın Biden ile programlanan görüşmeniz neden aniden ertelendi, ve ABD᾽nin, Türk-Yunan ilişkilerinde arabulucu rolü oynaması gerektiğine inanıyor musunuz?

    ABD ziyaretimiz karşılıklı programların uyuşmaması nedeniyle ertelenmiştir. Biliyorsunuz Amerika Birleşik Devletleri bir seçim arifesinde ve Sayın Biden’ın programları daha da yoğunlaştı. Bizim de programlarımız hem yurt içinde hem yurt dışında yoğun bir şekilde seyrediyor. Bu tip ziyaretler her iki tarafa da uygun zamanlarda gerçekleşir. Arkadaşlarımız muhatapları ile görüşmeler yapıyor ve uygun tarih belirleme çalışmaları devam ediyor.

    Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerde Amerika Birleşik Devletleri’nin denge politikasını muhafaza etmesinden yanayız. Biz Yunanistan ve ABD, NATO’nun üyeleriyiz. Müttefiklik hukukuna uygun mesafede sürdürülecek ve yapıcı diyalog zeminini teşvik edici yaklaşımların yararlı olacağı kanaatindeyiz. Kaldı ki bizim Yunanistan ile aracısız doğrudan temas zeminimiz vardır. Bunu korumak ve geliştirmek ilişkilerimize daha fazla olumlu katkı sağlar.

     “KOMŞUMUZDAN AYNI YAPICI YAKLAŞIMI BEKLİYORUZ”

    Türkiye’nin, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasına ilişkin, din özgürlükleri konusunda olumlu bir adım atacağı yönünde görüşler dile getiriliyor. Okul onlarca yıldır kapalı, siz 22 yıldır iktidardasınız. Bu konuda sizin, olumlu bir adım atma planınız var mı?

    Bu konuda bizim duruşumuz nettir. Bizler azınlık haklarına son derece saygılıyız ve bu konuda hassasiyetimiz çok yüksek. Rum Ortodoks azınlık da ülkemizde hem eşit vatandaşlık haklarından yararlanmakta hem de azınlık haklarından istifade etmektedir. Heybeliada Ruhban Okulu meselesi de 1971 yılında Anayasa Mahkemesi kararı ile tüm özel yüksekokulların devletleştirilmesi ile ortaya çıkmıştır. Ruhban Okulu’nun devredilebileceği bir yükseköğretim kuruluşunun olmaması nedeniyle de hukuki zemin ortadan kalkmıştır. Bu okulun YÖK mevzuatına tabi bir şekilde bir devlet üniversitesi bünyesinde faaliyetine başlaması önerisine Fener Rum Patrikhanesi karşı çıkmıştır. Biz yine de Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için çalışmalar yapıyoruz. Yunanistan’daki Türk azınlığın eğitim alanında karşılaştığı sorunlarla ilgili de komşumuzdan aynı yapıcı yaklaşımı bekliyoruz.

     “GERGİNLİKTEN YANA DEĞİLİZ”

    Ege’nin deniz sahasında ve hava sahasında gerilimsiz bir yılı aşkın süre geçti. İkili anlaşmazlıklarda herhangi bir ilerleme olmasından bağımsız olarak, askeri hareketlerden kaçınmanın sürdürülebileceğine ve sürdürülmesi gerektiğine katılıyor musunuz?

    Her zaman söylediğimiz gibi diyalog ve iş birliği zemininin korunması önemlidir. Biz gerginlikten yana değiliz. Kimsenin haklarında gözümüz olmadığı gibi kimsenin haklarımıza karşı saygısız davranmasını da istemeyiz. Hassasiyetlere saygılı tutumların devam etmesi gerilimsiz bu havayı sağlar, bunu birlikte tecrübe ettik. Bu sakinlik ilişkilerin hakkaniyet temelinde geliştirilmesinin ne kadar gerekli olduğunun işaretidir. Biz dostluk elimizi karşılık bulduğumuz müddetçe uzatmaktan çekinmeyiz. Dostluğa ve iyi komşuluk ilişkilerine önem veririz. Buna zarar verecek adımlar atılmadığı müddetçe de bu yaklaşımımız sürer.

     Yasa dışı göçmenlerin kontrolünde Yunanistan ile iş birliğinin düzeyi hakkında görüşünüz nedir?

    Bu alanda kurumlarımız arasındaki temaslar ve bilgi alışverişi oldukça somut sonuçlar verdi ve bu devam ediyor. Öte yandan, her zaman vurguladığımız üzere, düzensiz göçle mücadele konusunda uluslararası alanda iş birliği, eşit yük ve sorumluluk paylaşımı gereklidir. Kalıcı çözümler için çalışmaya çok taraflı bir biçimde devam etmenin gerektiği de ortada. Konuyla ilgili tüm tarafların iş birliği yapması meseleyi hızlı ve etkin biçimde sağlıklı bir zeminde ilerletmenin yolunu açacaktır.

     “AVRUPA’NIN TÜRKİYE’YE VİZE SERBESTİSİNİ TANIMASI GEREKİYOR”

    Turist vizesinin uygulanması şimdiden muhteşem sonuçlar veriyor. Karşılıklı fayda sağlayabilecek başka ekonomik iş birliği alanlarının olduğunu düşünüyor musunuz?

    Bizim diplomaside temel yaklaşımımız “kazan-kazan” esasıdır. Türkiye de Yunanistan da iki önemli turizm ülkesi. Yunan adalarına kapıda vize uygulaması ile vatandaşlarımız kolay seyahat imkanına kavuştu. Aslında tüm bunlara lüzum kalmaması ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye vize serbestisini tanıması gerekir. Biz bu konuda ilerleme sağlamak istiyoruz.

    Yunanistan ile kapıda vize benzeri karşılıklı fayda sağlayacağımız alanların varlığına inanıyoruz. Pozitif gündemle ele aldığımızda  ticari ilişkilerimiz başta olmak üzere birçok başlıkta ilerlemeler sağlayıp ülkelerimize kazandırabiliriz. Örneğin karayolu nakil vasıtalarına uygulanan kotaların kaldırılması ve geçiş rejiminin serbestleştirilmesi ticaret hacmimizi çok hızlı artırarak hedeflerimize daha kolay ulaşmamızı sağlayabilir.

    “Kazan- kazan” esasını laf olsun diye dillendirmiyoruz, biz bu konuda samimiyiz ve onlarca defa bu konuda samimiyet testinden başarıyla geçtik. Karşımızda da samimi yaklaşım gördüğümüzde yeni karşılıklı kazanç fırsatları oluşturmak çok kolay olacaktır.

    YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE EN İYİ VE EN KÖTÜ AN

    İktidarda olduğunuz 20 aşkın yılda, Türkiye ile Yunanistan ilişkilerinin hangisini en iyi, hangisini en kötü anı olarak seçersiniz?

    Burada pozitif meselelerle ilerlemek ve onları dillendirmek isterim ancak sorunuzu yanıtlamak gerekirse ülkemizde 15 Temmuz 2016’da yaşanan hain FETÖ kalkışması ve darbe girişimi sonrası teröristlerin komşumuz Yunanistan’a kaçması ve aramızda hem komşuluk hem müttefiklik bağı olmasına rağmen, Yunanistan’ın darbeci sözde askerleri koruyup kollaması, ilişkilerin en dip noktalarından biri olarak görülebilir. Bu sadece şahsımı değil darbeye çıplak elleriyle direnen ve bir demokrasi destanı yazarak darbecileri püskürten halkımızı da incitmiştir. Kendisi de yaşadığı tarihsel süreç içerisinde edindiği tecrübelerle, darbelerin ne olduğunu bilen Yunanistan’ın böylesi bir tutum takınması derin bir hayal kırıklığı oluşturmuştur.

    İlişkilerimizdeki en iyi seviyenin de geçtiğimiz Aralık ayında imzaladığımız Atina Bildirgesi olabilir. Bu bildirge ilişkilerimizde yeni bir aşamanın başlangıcı olmuştur. Tabii bunu yeterli görmüyor daha iyi seviyelere ulaşmak için çalışıyoruz. Bu bildirge yeni Türk-Yunan ilişkilerinin zeminini teşkil edeceğine inanıyorum ve yeni rekor düzeylere ulaşmayı temenni ediyorum.

    KAYNAK: AA
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogandan-yunanistana-mesaj-turkiye-olmadan-basarili-olmak-guc/feed/ 0
    Cumhurbaşkanı Erdoğan: Netanyahu, Hitler’i kıskandıracak seviyeye geldi! https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-netanyahu-hitleri-kiskandiracak-seviyeye-geldi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-netanyahu-hitleri-kiskandiracak-seviyeye-geldi/#respond Sun, 12 May 2024 08:48:34 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=10493 Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis yarın Ankara’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilecek. Son olarak 7 Aralık’ta Atina’da görüşen iki lider, önümüzdeki dönemde izlenecek ‘yol haritası’nı belirleyecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Miçotakis ziyareti öncesi Yunan Kathimerini gazetesine konuştu.

     SORU – CEVAP

    Sayın Cumhurbaşkanı, Kyriakos Miçotakis’in Ankara ziyaretine ilişkin açıklamanızda kendisi ile iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl geliştirilebileceği konusunda görüşeceğinizi belirtmiştiniz. İlişkilerin seviyesinden memnun musunuz? Hedef nedir ve ona nasıl ulaşılabilir?

    Hedef basit; sorunları çözerek dostluğumuzu pekiştirmek, ikili ilişiklerimizin seviyesini tarihte görülmemiş düzeye çıkartmaktır. Bunun için Türkiye olarak son dönemde samimi ve etkin adımlar attık ve buna da devam etmek niyetindeyiz. Bizler, Türkiye ve Yunanistan olarak sadece aynı coğrafyayı değil, birçoğu tarihsel boyut taşıyan ortak unsurları da paylaşıyoruz. Tabii ki aynı düşünmediğimiz konular bulunuyor, fakat uzlaşabileceğimiz başlıkların da sayısı az değil. Açık yüreklilikle tüm konuları bir arada konuşup çözüm yolunda adımlar atabiliriz. Ertelemek sorunları çözmüyor, bunların üzerlerine cesaretle gidip, çözüm iradesini ortaya koymak gerekir. Biz dünyanın takdirle izlediği şekilde hem bölgemizde hem dünyanın değişik coğrafyalarında nasıl barışın kök salması için çabalıyorsak, Ege Denizi’nin iki yakasında da barışın ve huzurun ebediyen hakim olması için elimizden geleni yaparız. Bozmak kolay olandır. Zor olan inşa etmek ve sorunları ustalıkla çözmektir. Dolayısıyla iki ülkenin iki duvar arasına sıkıştırılmaya çalışılan ilişkilerini rahatlatmak ve o önyargılarla bezeli duvarları yıkmak elimizde. Tek ihtiyacımız olan çözüme odaklanmış ve samimi tarihi adımlardır.

    “İKLİM, SOMUT MEYVELER VERMEYE BAŞLADI”

    Sayın Miçotakis’le Atina’da iletişiminiz nasıldı? Onunla iletişiminiz arzu ettiğiniz düzeyde mi?

    Sayın Miçotakis ile son dönemde bir uyum iklimi yakaladığımızı düşünüyorum. Atina’da bizleri memnun eden bir misafirperverlik ortaya koydular. Tabii ki Sayın Miçotakis’i Ankara’da ağırladığımızda, Türk misafirperverliğinin en nadide örneklerinden birini daha sergileyeceğiz. Sözünü ettiğim iklim, somut meyveler vermeye başladı. Atina Bildirgesi, imzaladığımız anlaşmalar, protokoller onlardan sadece birkaçı. Bunlara yenilerini eklememizin önünde engel yok. Sadece bizler değil, bakanlar ve bürokratlar düzeyinde de gayet iyi ilişkilerin tesis edildiğini söyleyebilirim. Yani neticede birçok kademede iletişimimiz memnuniyet verici ve bunun olumlu manada ileriye taşınması da gayet mümkün.

     “TÜRKİYE’NİN FİİLİ DURUMLARI KABUL ETMEYECEĞİNİ HERKES BİLİR”

    Geçtiğimiz günlerde Ankara, Yunanistan’ın Ege’de deniz parkları konusunda atmak istediği adımlara tepki gösterdi. Atina, bu adımların “çevre” konusu ile alakalı olduğunu söylerken, Türkiye Dışişleri Bakanlığı da “adaların egemenliği” konusunu gündeme getirdi. Sayın Miçotakis, Yunanistan’ın deniz parklarını ilan edeceğini belirtti. Sadece denizdeki kullanım hakları değil, kara üzerindeki egemenlik konuları da gündeme geldiği zaman, diyalog ilerleyebilir mi?

    Egemenlik konularının gündeme gelmesi diyalog zeminine zarar veren ve ilerlemesini engelleyen bir durum değil. Bizler bu zemini her koşulda koruyabilir ve ilerlemeyi sağlayabiliriz. Bu konular da zaten ele almamız gerekenler listesinde müstesna bir yere sahip. Oldubittilerden uzak bir perspektifle ve çözüme inanmış bir yaklaşımı benimseyerek bu meseleleri konuşabiliriz. Ancak, bu zemine “ben yaptım oldu” anlayışı en büyük zararı verir. Türkiye olarak çevre konusunda ne kadar hassas olduğumuz herkesin malumudur. Fakat bunun kullanışlı bir paravan olarak görülmesi ve başka tartışmalı durumların onun arkasında bir şekilde gizlenmeye çalışılması doğru olmaz. Her konuyu kendi mecrasında ele almak gerekir. Nasıl sağlam olmayan zemine inşa edeceğiniz bir bina kısa zamanda yıkılırsa, tarihi, hukuki ve fikri zemini çürük tezler de yerle bir olmaya mahkumdur. Mesela elinizde geçerli bir tapu olmadan gelişigüzel bir yere bir baraka dahi inşa edemezsiniz. Bu bir fiili durumdur, hukuki karşılığı ve yaptırımları vardır. Türkiye’nin bu coğrafyada fiili durumları kabul etmeyeceğini herkes bilir.

     Yunanistan, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin Türkiye ile Libya, Türkiye ise, Yunanistan ile Mısır arasında yapılan anlaşmaları geçersiz saymaktadır. Benzer şekilde Kıbrıs ile İsrail arasında yapılan birtakım anlaşmalar da Türkiye açısından geçersiz sayılmaktadır. Böyle bir ortamda Yunanistan ile Türkiye arasında hidrokarbon konusunda herhangi bir iş birliğinden söz edebilir miyiz?

    Bir düzeltme yaparak başlayalım. Sorunuzda Kıbrıs ile İsrail arasında bir anlaşmadan söz ettiniz. Orada Kıbrıs adasının tamamının İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma anlaşması yaptığı gibi bir varsayım söz konusu. Bizim tanımadığımız anlaşma Güney Kıbrıs’taki Rum Yönetimi ile İsrail arasında yapılmış ve adanın asli unsuru olan Kıbrıs Türklerinin yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatleri yok sayılmıştır.

    Diğer taraftan bize göre enerji bir çatışma alanı değil, bir iş birliği alanıdır. Bunun için pozitif bakış açısı ile meseleye yaklaşmak yeter de artar bile. Türkiye hidrokarbon kaynakların hakça, adil ve kapsayıcı paylaşımını savunmuş ve sürekli bunun çağrısını yapagelmiştir. Her konuda olduğu gibi burada da egemenlik haklarımıza ve yetkilerimize saygı duyulmasını istiyor, kıyıdaş ülkelerin hak ve yetkilerine de saygı duyuyoruz. Ancak Türkiye’yi yok sayma girişimleri karşısında da gerekli tepkiyi her zaman verdik. Bunun yanında açık bir çağrı yaparak kapsayıcı bir enerji iş birliği için zemin oluşturulması gerektiğini bunun için atılacak adımlara destek vereceğimizi ilan ettik. Herkes bilmelidir ki, Doğu Akdeniz başta olmak üzere bölgede Türkiye’nin içinde bulunmadığı bir enerji platformunun başarılı olması güçtür. Yıllardır dillendirdiğimiz Doğu Akdeniz konferansını toplayarak “kazan-kazan” anlayışı ile bir çözüm zemini oluşturmak mümkündür. Bu konuda yaptığımız çağrılar ne yazık ki bugüne kadar cevapsız kaldı. Bölgede sağlıklı bir diyaloğun temini için önemli bir potansiyeli bulunan bu önerimizin diğer aktörlerce de benimsenmesi gerektiğini her vesileyle vurguladım. Böyle bir adımın iş birliğini kolaylaştıracağını, kaynak çeşitliliği ve güvenliğine katkıda bulunacağını düşünüyorum. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını yok sayan adımlar, maalesef bugüne kadar bu mesele ile ilgili atmosferi zehirledi. Bundan vazgeçip arzu ettiğimiz diyalog zemininin oluşması halinde biz kalıcı çözüm için elimizi taşın altına koymaya hazırız. Gerginlik ile bir yere varılamaz. Kışkırtmalara kapılmanın kimseye faydasının olmadığı anlaşılmalı ve makulde buluşmanın yolları aranmalıdır.

     “İHTİLAFLI NOKTALARI GÖZ ARDI ETMEMELİYİZ”

    İki ülkenin Ege kıta sahanlığı konusundaki pozisyonları biliniyor. İki ülkenin tutumunda bir değişiklik beklenmiyor. Kronikleşen anlaşmazlığın çözümü için Lahey’deki uluslararası mahkeme gibi bir kurumun arabuluculuğunu kabul eder misiniz?

    Burada çözümün yolu bellidir, uluslararası hukuka uymak ve bunu sürdürülebilir kılmak. Bundan kaçmadığımız sürece birlikte aşamayacağımız hiçbir engel olmamalı. Biliyorsunuz biz sorunların paket halinde çözülmesi gerektiğini savunuyoruz. Tek bir ihtilafa odaklanarak diğer ihtilaflı noktaları göz ardı etmemeliyiz. Kapsamlı çözüme ulaştığımızı söylediğimizde, gelecek kuşaklara pürüzler devretmemeliyiz. Önceliğimiz bellidir. Uluslararası hukuka uygun barışçıl yöntemlerle çözüm bulma yaklaşımımız sorunları ortadan kaldırmanın anahtarıdır. Bizler BM Şartı’na kayıtlı çözümleri gerek duyulması halinde dışlamıyoruz. Bunu da açık bir şekilde her vesileyle dile getiriyoruz. Somut ve yapıcı fikirlere odaklanmanın bizi çözüm rotasına sokacağına olan inancımız tamdır. Yeter ki “şu sorunu çözelim diğerleri çözümsüz kalsa da olur” demeyelim ve sorunların üzerine beraberce gidelim.

     “NETANYAHU’NUN YÖNTEMLERİ HİTLER’İ KISKANDIRACAK SEVİYEDE”

    Sayın Cumhurbaşkanı, Gazze’deki gelişmeleri de size sormak istiyoruz. Gazze’de yaptıklarından dolayı İsrail’i suçluyorsunuz ve Sayın Netanyahu’yu “zamanın Hitler’ine” benzetiyorsunuz ve İsrail ve Batı ülkelerinin terörist olarak değerlendirdiği Hamas’ı ise bir “kurtuluş hareketi” olarak destekliyorsunuz. Türkiye’nin bakış açısını anlatabilir misiniz?

    İsrail’in aylardır Gazze halkına yaşattıklarına bakıp, İsrail’in hastane bombalamasını, çocuk öldürmesini, sivil halka zulmetmesini, çeşitli bahanelerle masumları açlığa, susuzluğa, ilaçsızlığa mahkum etmesini meşru görmek mümkün müdür? Hitler geçmişte ne yaptı? Toplama kamplarında insanlara zulmetti, öldürdü. Sadece 7 Ekim sonrası değil, öncesinde de yıllarca Gazze açık hava hapishanesine çevrilmedi mi? Adeta bir toplama kampı gibi oradaki insanlar yıllarca kıt kaynaklara mahkum edilmedi mi? 7 Ekim sonrası Gazze’de en vahşi şekilde sistematik toplu ölümlerde kimin imzası var? İnsanlara “şu bölgeye gidin” deyip oraya bombalar yağdıran İsrail’e ne denir? Netanyahu ortaya koyduğu soykırım yöntemleri ile Hitler’i de kıskandıracak seviyeye gelmiştir. Ambulansları hedef alan, yemek dağıtım noktalarını vuran, yardım konvoylarına ateş açan İsrail’den söz ediyoruz. Gazze’de insanların yaşama hakkı başta olmak üzere onlarca hak ve özgürlüğü çiğneniyor. Biz onların haklarını savunuyoruz. Barışı savunuyoruz. İsrail ise Birleşmiş Milletler kararlarını, uluslararası hukuku, insan haklarını pervasızca çiğnemeye devam ediyor.

     Düşünün sizin evinize biri gelip “burası artık benim git buradan” derse tavrınız ne olur? “Gel benim evime yerleş elimden al” mı dersiniz yoksa evinizi savunur musunuz? Haliyle evinizi savunmanız ve haksızlığa karşı koymanız beklenir. İsrail sadece Gazze’de değil, bütün Filistin topraklarında bunu yaptı. Adına yerleşimci dedikleri teröristler için Filistinlilerin evlerini ve topraklarını ellerinden aldı. Onları Filistinlilerin evlerine yerleştirdi. Haliyle bu uzun yıllara yayılmış sistematik zulme karşı, Filistinliler de bir noktada örgütlendi ve direnmeye başladılar. Batının terörist damgası vurmaya çalıştığı Hamas ve Filistin’deki diğer direniş grupları, esas itibariyle bu zulme verilen tepkiden doğmuştur. Hamas, Filistin’de İsrail tarafından işgal edilmiş evlerine, iş yerlerine ve topraklarına sahip çıkan insanlardan başka bir şey değildir. Hamas ne istiyor? İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarını geri almak, devletlerini yeniden ayağa kaldırmak. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, egemen, bağımsız, coğrafi bütünlüğe sahip Filistin Devleti tanınırsa direnişe gerek kalır mı? Kaldı ki Hamas bunun gerçekleşmesi durumunda silahlı kanadını lağvedeceğini ve yollarına siyasi parti olarak devam edeceklerini de ilan etmiştir. İki devlet temelinde çözüm, kalıcı ve sürdürülebilir barışı sağlayacak etkin bir yoldur.

     Görüyorsunuz son açıklamasıyla Hamas ateşkese razı oldu ancak İsrail, Gazze’nin tamamını işgal hevesi nedeniyle bahaneler üretip ateşkes istemiyor. Zulüm ve katliam devam ediyor. Biz ise, çözüm için çabalamayı sürdürüyoruz. İsrail’e destek verenlerin tüm bu yaşananları yeniden düşünmesi ve tarihsel sorumluluk anlayışı ile barış ve huzuru savunan tarafta yer alması gerekiyor.

     “TARİH BELİRLENMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Sayın Biden ile programlanan görüşmeniz neden aniden ertelendi, ve ABD᾽nin, Türk-Yunan ilişkilerinde arabulucu rolü oynaması gerektiğine inanıyor musunuz?

    ABD ziyaretimiz karşılıklı programların uyuşmaması nedeniyle ertelenmiştir. Biliyorsunuz Amerika Birleşik Devletleri bir seçim arifesinde ve Sayın Biden’ın programları daha da yoğunlaştı. Bizim de programlarımız hem yurt içinde hem yurt dışında yoğun bir şekilde seyrediyor. Bu tip ziyaretler her iki tarafa da uygun zamanlarda gerçekleşir. Arkadaşlarımız muhatapları ile görüşmeler yapıyor ve uygun tarih belirleme çalışmaları devam ediyor.

    Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerde Amerika Birleşik Devletleri’nin denge politikasını muhafaza etmesinden yanayız. Biz Yunanistan ve ABD, NATO’nun üyeleriyiz. Müttefiklik hukukuna uygun mesafede sürdürülecek ve yapıcı diyalog zeminini teşvik edici yaklaşımların yararlı olacağı kanaatindeyiz. Kaldı ki bizim Yunanistan ile aracısız doğrudan temas zeminimiz vardır. Bunu korumak ve geliştirmek ilişkilerimize daha fazla olumlu katkı sağlar.

     “KOMŞUMUZDAN AYNI YAPICI YAKLAŞIMI BEKLİYORUZ”

    Türkiye’nin, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasına ilişkin, din özgürlükleri konusunda olumlu bir adım atacağı yönünde görüşler dile getiriliyor. Okul onlarca yıldır kapalı, siz 22 yıldır iktidardasınız. Bu konuda sizin, olumlu bir adım atma planınız var mı?

    Bu konuda bizim duruşumuz nettir. Bizler azınlık haklarına son derece saygılıyız ve bu konuda hassasiyetimiz çok yüksek. Rum Ortodoks azınlık da ülkemizde hem eşit vatandaşlık haklarından yararlanmakta hem de azınlık haklarından istifade etmektedir. Heybeliada Ruhban Okulu meselesi de 1971 yılında Anayasa Mahkemesi kararı ile tüm özel yüksekokulların devletleştirilmesi ile ortaya çıkmıştır. Ruhban Okulu’nun devredilebileceği bir yükseköğretim kuruluşunun olmaması nedeniyle de hukuki zemin ortadan kalkmıştır. Bu okulun YÖK mevzuatına tabi bir şekilde bir devlet üniversitesi bünyesinde faaliyetine başlaması önerisine Fener Rum Patrikhanesi karşı çıkmıştır. Biz yine de Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için çalışmalar yapıyoruz. Yunanistan’daki Türk azınlığın eğitim alanında karşılaştığı sorunlarla ilgili de komşumuzdan aynı yapıcı yaklaşımı bekliyoruz.

     “GERGİNLİKTEN YANA DEĞİLİZ”

    Ege’nin deniz sahasında ve hava sahasında gerilimsiz bir yılı aşkın süre geçti. İkili anlaşmazlıklarda herhangi bir ilerleme olmasından bağımsız olarak, askeri hareketlerden kaçınmanın sürdürülebileceğine ve sürdürülmesi gerektiğine katılıyor musunuz?

    Her zaman söylediğimiz gibi diyalog ve iş birliği zemininin korunması önemlidir. Biz gerginlikten yana değiliz. Kimsenin haklarında gözümüz olmadığı gibi kimsenin haklarımıza karşı saygısız davranmasını da istemeyiz. Hassasiyetlere saygılı tutumların devam etmesi gerilimsiz bu havayı sağlar, bunu birlikte tecrübe ettik. Bu sakinlik ilişkilerin hakkaniyet temelinde geliştirilmesinin ne kadar gerekli olduğunun işaretidir. Biz dostluk elimizi karşılık bulduğumuz müddetçe uzatmaktan çekinmeyiz. Dostluğa ve iyi komşuluk ilişkilerine önem veririz. Buna zarar verecek adımlar atılmadığı müddetçe de bu yaklaşımımız sürer.

     Yasa dışı göçmenlerin kontrolünde Yunanistan ile iş birliğinin düzeyi hakkında görüşünüz nedir?

    Bu alanda kurumlarımız arasındaki temaslar ve bilgi alışverişi oldukça somut sonuçlar verdi ve bu devam ediyor. Öte yandan, her zaman vurguladığımız üzere, düzensiz göçle mücadele konusunda uluslararası alanda iş birliği, eşit yük ve sorumluluk paylaşımı gereklidir. Kalıcı çözümler için çalışmaya çok taraflı bir biçimde devam etmenin gerektiği de ortada. Konuyla ilgili tüm tarafların iş birliği yapması meseleyi hızlı ve etkin biçimde sağlıklı bir zeminde ilerletmenin yolunu açacaktır.

     “AVRUPA’NIN TÜRKİYE’YE VİZE SERBESTİSİNİ TANIMASI GEREKİYOR”

    Turist vizesinin uygulanması şimdiden muhteşem sonuçlar veriyor. Karşılıklı fayda sağlayabilecek başka ekonomik iş birliği alanlarının olduğunu düşünüyor musunuz?

    Bizim diplomaside temel yaklaşımımız “kazan-kazan” esasıdır. Türkiye de Yunanistan da iki önemli turizm ülkesi. Yunan adalarına kapıda vize uygulaması ile vatandaşlarımız kolay seyahat imkanına kavuştu. Aslında tüm bunlara lüzum kalmaması ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye vize serbestisini tanıması gerekir. Biz bu konuda ilerleme sağlamak istiyoruz.

    Yunanistan ile kapıda vize benzeri karşılıklı fayda sağlayacağımız alanların varlığına inanıyoruz. Pozitif gündemle ele aldığımızda  ticari ilişkilerimiz başta olmak üzere birçok başlıkta ilerlemeler sağlayıp ülkelerimize kazandırabiliriz. Örneğin karayolu nakil vasıtalarına uygulanan kotaların kaldırılması ve geçiş rejiminin serbestleştirilmesi ticaret hacmimizi çok hızlı artırarak hedeflerimize daha kolay ulaşmamızı sağlayabilir.

    “Kazan- kazan” esasını laf olsun diye dillendirmiyoruz, biz bu konuda samimiyiz ve onlarca defa bu konuda samimiyet testinden başarıyla geçtik. Karşımızda da samimi yaklaşım gördüğümüzde yeni karşılıklı kazanç fırsatları oluşturmak çok kolay olacaktır.

    YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE EN İYİ VE EN KÖTÜ AN

    İktidarda olduğunuz 20 aşkın yılda, Türkiye ile Yunanistan ilişkilerinin hangisini en iyi, hangisini en kötü anı olarak seçersiniz?

    Burada pozitif meselelerle ilerlemek ve onları dillendirmek isterim ancak sorunuzu yanıtlamak gerekirse ülkemizde 15 Temmuz 2016’da yaşanan hain FETÖ kalkışması ve darbe girişimi sonrası teröristlerin komşumuz Yunanistan’a kaçması ve aramızda hem komşuluk hem müttefiklik bağı olmasına rağmen, Yunanistan’ın darbeci sözde askerleri koruyup kollaması, ilişkilerin en dip noktalarından biri olarak görülebilir. Bu sadece şahsımı değil darbeye çıplak elleriyle direnen ve bir demokrasi destanı yazarak darbecileri püskürten halkımızı da incitmiştir. Kendisi de yaşadığı tarihsel süreç içerisinde edindiği tecrübelerle, darbelerin ne olduğunu bilen Yunanistan’ın böylesi bir tutum takınması derin bir hayal kırıklığı oluşturmuştur.

    İlişkilerimizdeki en iyi seviyenin de geçtiğimiz Aralık ayında imzaladığımız Atina Bildirgesi olabilir. Bu bildirge ilişkilerimizde yeni bir aşamanın başlangıcı olmuştur. Tabii bunu yeterli görmüyor daha iyi seviyelere ulaşmak için çalışıyoruz. Bu bildirge yeni Türk-Yunan ilişkilerinin zeminini teşkil edeceğine inanıyorum ve yeni rekor düzeylere ulaşmayı temenni ediyorum.

    KAYNAK: AA
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-netanyahu-hitleri-kiskandiracak-seviyeye-geldi/feed/ 0
    Çin teknoloji devinden Türkiye kararı: Daha fazlası için çok umut verici https://www.foxtvhaber.com.tr/cin-teknoloji-devinden-turkiye-karari-daha-fazlasi-icin-cok-umut-verici/ https://www.foxtvhaber.com.tr/cin-teknoloji-devinden-turkiye-karari-daha-fazlasi-icin-cok-umut-verici/#respond Thu, 09 May 2024 22:12:34 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=10354 Yapay zekaya özel veri depolama çözümlerini açıklayan Huawei, Türkiye’yi daha fazla yatırım için umut verici görüyor. Çin merkezli Huawei’nin Veri Depolama Ürün Grubu Başkanı Peter Zhou, “Türkiye’de çalışanlarımız sadece Huawei için teknoloji icat etmiyorlar, yerel ortaklara ve şirketlere hizmet veriyorlar.” dedi.

    “TÜRKİYE, DAHA FAZLA YATIRIM İÇİN ÇOK UMUT VERİCİ”

    Peter Zhou, Berlin’de düzenlenen yıllık Yenilikçi Veri Altyapısı Forumu’nda AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyanın önde gelen bilgi ve iletişim teknolojileri çözüm sağlayıcısı Huawei’nin Türkiye’deki faaliyetlerini 5 lokasyonda sürdürdüğünü söyledi.

    Türkiye’de Huawei’nin AR-GE Merkezi olduğunu hatırlatan Zhou, burada çoğunluğu Türk mühendislerince olmak üzere yazılım ve teknoloji üzerine çalışmalar yapıldığını belirtti.

    Zhou, “Türkiye’de çalışanlarımız sadece Huawei için teknoloji icat etmiyorlar, yerel ortaklara ve şirketlere hizmet veriyorlar. Türkiye’de sadece iş ortağı olmak için değil aynı zamanda ülkedeki akademi dünyasıyla, araştırma enstitüleriyle işbirliği yapmak için de yatırım geldiğini görüyorum. Türkiye, Huawei’den daha fazla yatırım için çok umut verici.” dedi.

    VERİ DEPOLAMA YAPAY ZEKAYLA DEĞİŞİYOR

    Huawei, forum kapsamında, şirketlerin teyp tabanlı depolamadan uzaklaşmalarını sağlayabilecek bir depolama çözümü geliştirdiğini bildirdi.

    Huawei, OceanStor veri depolama çözümleri ailesinin bir parçasını oluşturan yapay zekaya özel depolama ürünü OceanStor A800’ün yanı sıra yeni bir yüksek kapasiteli katı hal sürücüsü (SSD) ve şirketin veri yönetim motorunda (DME) yapay zekaya özel bir güncellemeyi tanıttı.

    Peter Zhou, teyp depolamanın verimsiz olduğu için “korkunç bir teknoloji” olduğunu ve sıcaklık ve nem kontrollü alanlarda depolanması gerektiği için bir dizi zorluk çıkardığını söyledi.

    Son birkaç yılda hızla yayılan yapay zekanın geleneksel depolama çözümlerini bozduğunu ve performans, güvenilirlik ve ölçeklenebilirlikle ilgili sorunlara neden olduğunu anlatan Zhou, bu zorlukların üstesinden gelmek için Huawei’nin sürdürülebilirlik ve veri yapısı gibi alanlarda yenilikler yaparak “veri depolamayı yeniden tanımlamaya” çalıştığını ifade etti.

    Zhou, “teybin unutulabilmesi” için inovasyonun gerçekleşmesi gerektiğini ve Huawei’nin önümüzdeki yılın başında beklenen yeni bir ürünle bu soruya yanıt vereceğini umduğunu sözlerine ekledi.

    “EN ENERJİ VERİMLİ DEPOLAMA ÇÖZÜMÜ”

    Zhou, A800’ün aynı zamanda Huawei’nin bugüne kadarki en enerji verimli depolama çözümü olduğunu, U (raf birimi) başına 1PB depolama yoğunluğu ve TB başına 0,7 watt enerji verimliliği sunduğunu bildirdi.

    Peter Zhou, “A800’ün amacı esas olarak yüksek performanslı NAS (ağa bağlı depolama) içindir çünkü bir veri paradigması olarak NAS, üretken yapay zeka için yaygın olarak kullanılmaktadır.” bilgisini verdi.

    A800’ün, kart tutucu düzlemi, kontrol düzlemi ve veri düzlemi mimarisini birleştirdiğini belirten Zhou, çözümün enerji ve verimlilikteki israf ve kayıplara son vereceğini savundu.

    Huawei’e göre, A800 ayrıca yapay zeka küme kullanımını yüzde 30 artırıyor ve adı açıklanmayan bir “satıcının” eşdeğer depolama çözümünden 4 kat daha fazla Gbps ve 8 kat daha fazla IOPS sağlıyor.

    İlk kez 1951 yılında bilgisayar verilerini depolamak için kullanılan teyp depolama, uzun erişim süreleri ve yavaş veri aktarım hızlarından muzdarip olunsa da genellikle bilgi depolamanın uygun maliyetli bir yolu olarak kabul ediliyor.

    Huawei, A800’e ek olarak disk başına 128 TB kapasite sağlayabildiğini söylediği yeni bir yüksek kapasiteli SSD çözümünü de duyurdu. Bu çözümün, adı açıklanmayan başka bir emsal tedarikçinin SSD çözümüne kıyasla veri PB başına yüzde 88 daha az depolama alanı ve yüzde 92 daha az enerji tükettiği belirtildi.

    KAYNAK: AA
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/cin-teknoloji-devinden-turkiye-karari-daha-fazlasi-icin-cok-umut-verici/feed/ 0
    Bu sokakta Ankaralıların can güvenliği yok! Vatandaş canından bezdi https://www.foxtvhaber.com.tr/bu-sokakta-ankaralilarin-can-guvenligi-yok-vatandas-canindan-bezdi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/bu-sokakta-ankaralilarin-can-guvenligi-yok-vatandas-canindan-bezdi/#respond Sun, 28 Apr 2024 00:36:37 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=9628 Mahalle sakinleri, çocuklara ve yaşlılara saldıran köpeklerin artan bir tehdit olduğunu belirtiyorlar. Bölgeye yakın olan boş arazilerde herhangi bir köpek barınağı bulunmaması da endişeleri arttırıyor. Vatandaşlar, durumu yetkililere ilettiği halde herhangi bir çözüm bulunmadığını ifade ediyorlar. Bazı mahalle sakinleri, köpeklere çiğ et verilmesi gibi durumların yaşandığını ve köpeklerin daha da cesaretlendiğini düşünüyorlar. Mahalle sakinleri, köpeklerin çocuklara ve yaşlılara zarar verdiği ve bu durumun acil önlem alınmasını gerektirdiği konusunda ısrar ediyorlar. Vatandaşların Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden ve Yenimahalle Belediyesi’nden beklentileri, köpeklerin kısırlaştırılması ve kontrol altına alınması yönünde…

    4 YAŞINDAKİ ÇOCUĞUM SALDIRIYA UĞRADI

    4 yaşındaki çocuğu Sinem Naz Özdoğan’ın saldırıya uğradığı anne Tuğba Nur Özdoğan, hem Büyükşehir hem de ilçe belediye yetkililerine tepki gösterdi ve ek olarak kanun yapıcılara seslendi, “Parkta oturuyorduk, hamile kız kardeşim de yanımızdaydı, tam parktan çıkacakken, 4 tane köpek üstlerine doğru saldırdı. Kardeşim çocuğumun önüne geçti, köpekleri kovmaya çalıştı ve o sırada binanın görevlisi köpekleri korkutup kaçırdı. Çocuğuma büyük bir travma oldu. Allah’tan ne kızıma ne de kardeşimin karnındaki kızıma bir şey olmadı ama çok korktuk. Özellikle kanun yapıcılara sesleniyorum ve bu konuda doğru kanunları çıkarsınlar. Sadece topla, aşı yap ve köpekleri geri bırak şeklinde bir uygulama doğru değil. Hiçbir yere gidemiyoruz.” dedi.

    KÖPEK KOVUCU CİHAZLA DOLAŞIYORUZ.

    Köpek kovucu cihazla dolaşan site sakinlerinden İhsan Şahbudak ise, “3 yıldır bu durum var zannediyorum dışarından da köpek getiriyorlar. 3 bin küsür lira ile satın aldığım köpek kovucu cihazla evimin karşısına geçiyorum. Yürüyüşe gidemiyoruz. Aracımızı park edemiyoruz. Ancak cihazla dolaşıyoruz. Yenimahalle Belediye’ne yazdım, maalesef bir netice alamıyoruz. Seçimlerden önce belediye başkanımız, bir personel gönderdi bize, seçimlerden önce dedik ki; köpek sorunu var ama ondan sonra da bir çözüme kavuşmadı. Seçim de bitti hiçbir şey yok. Başkent’te böyle bir sorun yaşanır mı ne kadar ayıp bir şey bu. Bu konuda çözüm üretmelerini bekliyoruz. Müracaat ettiğimiz makam mevki kalmadı.” diye konuştu.

    “YENİMAHALLE BELEDİYESİNE 100’DEN FAZLA BAŞVURU YAPTIM”

    Site sakinlerinden Ertan Yücel ise, “Ben Yenimahalle Belediyesi’ne en az 100 başvurum oldu. Ama ‘Geldik bulamadık, 1 tane yakaladık’ gibi cevaplar oldu. Onları da zaten daha sonra yerine bıraktık dediler. Azaltmaya yönelik bir çalışma yok. Bazen de belediyeden ‘küpesiz köpek görülmedi’ diye cevaplar geliyor. Biz bu tehlikeyi ve korkuyu yaşamak zorunda değiliz. Elimizde köyde yaşar gibi değneklerle dolaşıyoruz. Ben defalarca ABB’ye, İlçe Belediye’ye çok defa dilekçe verdim hiç biri sorumluluğunu yerine getirmedi.” sözlerini kullandı.

    “GÜN GEÇMİYOR Kİ BİR ÇOCUĞA SALDIRMASINLAR”

    Oğuz Pamir isimli vatandaş ise, “Bu bölgede oturuyorum. Köpekler özellikle son günlerde biraz daha saldırgan görünüyorlar. Her gün hemen hemen bir vaka var ki bu bölgede bir çocuğa saldırmasınlar… Bizim komşunun kızı ve torununa saldırdı geçenlerde. Hepimiz bu işten bedbahtız, hem Büyükşehir’e hem de Yenimahalle belediye söyledik. Yetkililer de maalesef köpekleri olduğu yerde rehabilite etmekten bahsedip, kısırlaştırıp salacaklarını ifade etmişler. Biz sonuç alamadık mümkün değil gibi görünüyor. Bazı hayvan severlerin de çiğ etle besledikleri için onları doğal olarak içgüdüsel olarak etkileniyor olabilir. Hayvanlar çocuklara saldırabiliyorlar, ısırabiliyorlar iş hayvan sevgisi mi insan mı noktasına geldi. Dolayısıyla buna çözüm bulunması gerekiyor. Büyükşehir’den talebimiz var bu köpekleri kısırlaştırılmış olması gözden geçirmeliler. Habire yavruluyor burada bir kısırlaştırma sorunu var demektir. 25- 30 sayısına ulaştı. Çok vakamız var yani bir an önce önlem alınmasını Büyükşehirden bekliyoruz” şeklinde konuştu.

    “BÜYÜKŞEHİR BURAYA GELİP GEREKENİ YAPMALIDIR

    Asım Yağcı ise, “Biz de bir hayvan severiz, onlar da hayatın parçasıdır. Son zamanlarda gördüğüm kadarıyla çocuklara ve yaşlılara çeşitli insanlara zarar verdiklerini biliyoruz. Buradaki çok sayıda köpek var ve bir an önce Büyükşehir buraya gelip gerekeni yapmalıdır. Biz girişim yaptık ama ne yazık ki sonuç sağlayamadık. Bulunduğum sitenin içinde de var rahatsız edici boyutta. Büyükşehir bu konuda çalışma yapmalıdır. Biz çalışma yapıldığını da düşünmüyoruz görüyorsunuz sonuç ortada.” cümlelerini kullandı.

    ÇOCUKLAR OKULLARINA GİDEMİYORLAR

    Mahallede bulunan bir özel okulda öğretmenlik yapan İbrahim Özlük, “Parkın yanındaki tarlada atıl alan bir çok köpek ve köpek yavrusu bulunuyor. Bu köpeklere yaklaşıldığı zaman saldırıyorlar geçenlerde bir kadın vatandaşa saldırdılar. Yürüyüş yapıyordu kadın zor ellerinden aldık.  Bu başıboş hayvanların kontrol altına alınması lazım. Her tarafta köpek var öğrenciler de rahatsız oluyorlar. Okullarına güvenle gidemiyorlar. Bazı vatandaşlar bir takım dilekçeler götürmüş ve başvuruda bulunmuş ama bir sonuç alamamışlar. Aynı kısır döngü devam ediyor. Bu başıboş sokak hayvanların toplatılması hem onların hem de bizim için güvenli olacak.” şeklinde şikayetlerini dile getirdi.

    BU ZAMANA KADAR ÇÖZÜM BULUNAMADI

    İnşaat Mühendisi Melike Atalar ise, “Oğlum burada bir okula devam ediyor. Dönem başında köpeklerden şikayetçi olduğumuzu dile getirdim. Hiç bir şey yapılmıyor maalesef biz de hayvan seviyoruz ama hayvan sevgisi farklı bir şey ama bu da farklı bir şey. Bir gün de arabanın camı açıktı bana da saldırdılar arabanın kapısı çizildi. Bir çok ülke gezdim ne ben bu şekilde bir hayvan görmedim ne sokak köpeği var ne de kedi var sadece sahipli hayvanlar var. Bizim ülkemizde kedi köpek her yerde başı boş şekilde geziyor. Çözüm bulunsun isteriz bu zamana kadar bir çözüm bulunmadı. Bir şey olduğunda kendimden çok çocuğumu nasıl korurum diye endişe ediyorum” ifadelerine yer verdi.

    KARATAŞ GEÇİCİ HAYVAN BAKIMEVİ VE REHABİLİTASYON MERKEZİ 5 YILDIR YAPILMADI

    Ankara’da sahipsiz sokak hayvanı sayısı her geçen gün artarken, Ankara’da yılan hikayesine dönen ve sokak hayvanlarının rehabilitesi ve bakımı için adeta bir zorunluluk haline gelen hayvan barınağının yapımında Ankara Büyükşehir Belediyesi 5 yıldır bir ilerleme sağlayamadı. Çankaya’daki Karataş Geçici Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nin ihalesi yapılmıştı. Normal şartlarda inşaatına başlanılması gereken bakımevi için miktarı 26 milyon lira ilk ihale iptal edilerek, revize proje ile 45 milyon lira olarak yeniden ihalesini yapıldı.

    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/bu-sokakta-ankaralilarin-can-guvenligi-yok-vatandas-canindan-bezdi/feed/ 0
    TBMM Başkanı Kurtulmuş, büyükelçilerle iftar programında bir araya geldi https://www.foxtvhaber.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-buyukelcilerle-iftar-programinda-bir-araya-geldi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-buyukelcilerle-iftar-programinda-bir-araya-geldi/#respond Wed, 20 Mar 2024 02:36:38 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=6984 Kurtulmuş, TBMM Tören Salonu’nda düzenlenen büyükelçilerle iftar programında yaptığı konuşmada, Türk milletinin milli iradesinin tecelligahı TBMM’de büyükelçileri ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu dile getirdi.

    Ramazan sofralarında yapılan duaların bütün insanlığın esenliğine, refahına ve huzuruna vesile olmasını temenni eden Kurtulmuş, “Bizler bu ortamda rahat bir şekilde iftarlarımızı yaparken dünyanın dört bir tarafında yokluk, kıtlık, açlık, baskı, zulüm altında ramazanlarını idame ettirmeye, oruçlarını tutmaya gayret gösteren, gerçekten büyük bir güvenlik endişesi içerisinde yaşayan milyonlarca Müslüman kardeşimize de Cenabıallah’tan esenlik ve barış diliyoruz. İnşallah bu ramazan, başta Gazzeli Müslümanlar olmak üzere, bütün Müslümanların içinde yaşadıkları zorlukları aştıkları sabırla, selamete eriştikleri son ramazan olur diye temenni ve dua ediyorum.” İfadelerini kullandı.

    İnsanlık tarihinin en zor, en büyük, en önemli kriz ve kaoslarının yaşandığı, büyük belirsizliklerin iç içe geçtiği bir dönemin yaşandığını belirten Kurtulmuş, modern çağlarda bu kadar çok sorunun üst üste ve iç içe yaşandığı dönemlerin çok nadir olduğunu söyledi.

    Küresel iklim krizinden çevre krizlerine, düzensiz göç meselesinden işgallere, iç çatışmalara ve ülkeler arasındaki huzursuzluklara, Gazze’de son örneği görülen uluslararası kuralları yok sayan insanlık dışı davranışlara kadar birçok alanda büyük felaketler yaşandığını anlatan Kurtulmuş, şöyle konuştu:

    “İnsanlığın tecrübesi bize açık bir şekilde göstermiştir ki bugün yaşadığımız bu sorunların hiçbirisini tek başına bir tek ülkenin aşması mümkün değildir. Uluslararası alanda yaşadığımız krizleri ve kaosları, bu büyük problemleri hep beraber uluslararası camia olarak dayanışma içerisinde aşmayı başaracağız. Aksi takdirde terörden iklim değişikliklerine kadar, ülkelerin iç çatışmalarından, düzensiz göç meselesine, İslamofobiye kadar bugün karşılaştığımız bütün bu sorunlar bizleri yutacak, içine alacak ve bu sorunların çözümsüzlüğü içerisinde insanlık maalesef başka bir yere savrulacaktır.

    Onun için uluslararası sofra niteliğinde olan bu soframızda bir kere daha açıkça ifade ediyor ve ilan ediyoruz ki gelin, uluslararası camia olarak insanlığın sorunlarını hep beraber müzakere ederek, anlayış içerisinde, karşılıklı rıza içerisinde çözebilelim. Eğer sorunlarımızı tartışıp bunlar için çözüm noktasına odaklanabilirsek inanın ki bugün karşımızda devasa sorunlar gibi duran bu işlerin, bu gelişmelerin her birisi bizler için yeni bir fırsata dönebilir. Bu fırsatları yaratabilmek, oluşturabilmek uluslara camianın elindedir.”



    “Diplomasi masasının gücünü Türkiye olarak hiçbir zaman ihmal etmedik”

    TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye’nin dış politikada son derece aktif ve yoğun bir dönemin içerisinden geçtiğini bildirdi.

    Dış politikada çok farklı alanlarda sürdürdükleri çabalara işaret eden Kurtulmuş, “sorunlara karşı barışçıl çözümleri ortaya koyabilme iradesi”nin Türk dış politikasındaki önemli dayanaklardan olduğunu belirtti.

    “Sorunlar ne kadar büyük olursa olsun diplomasi masasının gücünü Türkiye olarak hiçbir zaman ihmal etmedik, diplomasiyi ötelemedik.” diyen Kurtulmuş, sorunların çözümü için karşılıklı rızaya dayalı müzakereleri açık tuttuklarını ve diplomasinin bütün kanallarından istifade ettiklerini kaydetti.

    Bölgesel ve küresel sorunların çözülebilmesi için “küresel ölçekte adaletin temin edilmesi”nin Türk dış politikasının ana ekseni olduğunu ifade eden Kurtulmuş, “Bu iki temel prensip çerçevesinde Türkiye olarak karşılaştığımız her bir sorunu bir diğerinden ayırt etmeksizin, tek tek muhataplarıyla çözmek için gayret sarf ediyoruz.” şeklinde konuştu.

    Rusya-Ukrayna savaşı

    Türkiye’nin dış politika anlayışının ana ayaklarından birisinin “barış ve istikrarın sağlanması” olduğunu dile getiren Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Barış ve istikrarı sağlama perspektifine sahip olmayan hiçbir uluslararası çabanın çözüm üretmesinin mümkün olmadığını biliyoruz. Hele ki bizim gibi bütün çevresi sorun alanlarıyla dolu olan bir ülkede birinci hedefinizin barışı ve istikrarı sağlamak olması aşikardır. Bu çerçevede sadece iki alandaki çabalarımızı hatırlatmak isterim. Bunlardan birisi, hemen yanı başımızda Rusya ve Ukrayna arasında devam eden çatışmada Türkiye olarak başından itibaren barışçıl, hakkaniyetli bir çözümden yana olduk. Her ikisi de komşumuz olan, her ikisiyle de ilişkilerimiz olan Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın bir an evvel bitirilmesinin sadece iki ülkenin lehine değil bölgenin, Avrupa’nın ve bütün dünyanın menfaatine olduğunu biliyoruz. Bunun için Sayın Cumhurbaşkanımız her iki ülke lideriyle yakın temasla, neredeyse meseleyi çözüm noktasına getirmişken maalesef bazı ülkelerin tavırları yüzünden çözüm noktasından uzaklaşıldı.”

    Türkiye’nin, Rusya-Ukrayna arasında kalıcı ve adil bir barışı savunurken aynı zamanda bu savaşın yayılma potansiyelini de gören bir ülke olarak bunu açık bir şekilde ifade ettiğini aktaran Kurtulmuş, “Çünkü hepimiz biliyoruz ki Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş, sadece Rusya-Ukrayna arasında değil, Rusya ile bütün Batı dünyası arasında bir savaş olma potansiyeline sahiptir. Hatta daha ileriye gidelim. Allah korusun, Rusya-Ukrayna savaşı barışçıl bir şekilde sonlandırılamazsa üçüncü dünya savaşının ayak seslerini duymamız bile mümkündür.” ifadelerini kullandı.

    Rusya ve Ukrayna ile eş zamanlı görüşebilen dünyadaki tek ülkenin Türkiye olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, bunu sürdürmeye gayret ettiklerini söyledi.

    Kurtulmuş, iki ülke arasındaki savaşın adil, hakkaniyetli bir şekilde sona ermesi temennisinde bulundu.

    İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları

    Kurtulmuş, İsrail’in 7 Ekim 2023’te başlattığı Gazze’ye yönelik saldırılarına değinerek, şunları kaydetti:

    “Türkiye olarak biz, başından itibaren iki devletli çözümün tek çıkar yol olduğunu söylüyoruz. Maalesef özellikle 7 Ekim’den sonra modern zamanların gördüğü en büyük insani katliamlardan birisini yapan, hatta Holokost’a dair İsrail’in bütün propagandalarını yerle bir eden, Yahudilere karşı Avrupa’da yapılan Holokost’tan daha acısını, daha sancılısını, daha vahşisini Filistinlilere karşı gerçekleştiren bir holkostla karşı karşıyayız. Türkiye olarak ilk günden itibaren Müslüman Gazze halkına karşı yapılan soykırıma varan bu katliamın durdurulması, acil ateşkes ve insani yardımın gerçekleştirilmesi için barışçıl bütün mekanizmaları harekete geçirmeye çalıştık. Ama ne yazık ki İsrail, bazı çevrelerden aldığı desteklerle bu pervasız saldırganlığını sürdürdü.

    Şunu çok açık ifade ermek gerekir ki aslında Gazze’ye karşı yapılan bu saldırı, doğrudan doğruya insanlığa yapılmış bir saldırıdır. Gazze saldırısı karşısında aslında bütün devletler, bütün ülkeler ve sekiz milyara yakın insanlığın tamamı bir sınavla karşı karşıyadır. Bu katliamı görmezden gelenler, bu katliama destek olanlar, bu katliamı sessiz bir şekilde izleyenler en az bu soykırıma varan katliamı gerçekleştirenler kadar suçludur. Onun için biz başından itibaren bütün dünyada bu konuda bir uyanışın gerçekleşmesi için ülke olarak üzerimize düşen bütün sorumlulukları yerine getirmeye gayret ettik.”



    “İsrail’in saldırıları yeryüzünün her yerinde insanlık cephesinin kurulmasını sağladı”

    Gazze’de 35 binden fazla insanın öldürüldüğünü, binlerce insanın yıkıntıların altında olduğunu belirten Kurtulmuş, Gazze’deki insanların bir bardak su, yarım lokma ekmek bulamayacak kadar yokluk içerisinde olduklarını kaydetti.

    Gazze’de bütün bunlar olurken bir taraftan da dünyanın birçok başkentinde milyonların sokağa çıkarak “Yeter artık bu vahşeti durdurun.” diyerek hükümetlerine rağmen insanlıklarını ortaya koyduğunu ifade eden Kurtulmuş, İsrail hükümetinin Gazze’ye yaptığı insanlık dışı saldırılarla yeryüzünün her yerinde insanlık cephesinin kurulmasını, dirilmesini ve canlanmasını sağladığını söyledi.

    Kurtulmuş, Türkiye olarak bu bölgesel sorunun çözülebilmesi ve bölgede güven ve istikrarın temin edilebilmesi için acilen ateşkesin sağlanması, İsrail’in ölüm mekanizmasının durdurulması gerektiğini vurguladı.

    “Türkiye, terör örgütlerinin tamamına karşı mücadele vermektedir”

    TBMM Başkanı Kurtulmuş, adına ticaret ya da vekalet savaşları denilen yeni tür savaşların terör örgütlerini cesaretlendirdiğini, halklar arasında fitne ve fesat yayılmasına neden olduğunu, Orta Doğu’da, Afrika’da, Asya’da binlerce masum insanın öldürülmesine neden olduğunu ifade etti.

    “Bazı ülkeler ‘vekalet savaşları’ adı altında terör örgütlerini, kendi araçları olarak görüp dış politikalarının bir kartı olarak kullanırken Türkiye, terör örgütlerinin tamamına karşı hiçbir ayrım gözetmeksizin mücadele vermektedir.” ifadesini kullanan Kurtulmuş, bu anlamda güven ve istikrarın sağlanmasının Türk dış politikasının bir numaralı önceliklerinden olduğunun altını çizdi.

    “Ekonomik alanlarda işbirliği ancak karşılıklı menfaat ilişkisine göre sürdürülebilir”

    Kurtulmuş, ekonomik büyüme ve her alandaki işbirliğinin karşılıklı kazan-kazan prensibi çerçevesinde, muhatap ülkelerin müşterek menfaatleri oluşacak şekilde geliştirilmesinin dış politikadaki bir başka önemli konu olduğuna işaret etti.

    Türkiye’nin Afrika, Asya, ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın dört bir tarafında ikili ilişkilerini geliştirdiği ülkelerin tamamıyla kazan-kazan perspektifiyle ticari, kültürel ve diğer alandaki ilişkilerini yürüttüğünü söyleyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:

    “Ekonomik alanlarda işbirliği ancak karşılıklı menfaat ilişkisine göre sürdürülebilir, hiçbir ülkenin bir diğerini ekonomik olarak baskı altına alabileceği bir şekilde devam ettirilemez. Türkiye olarak, bütün bu alandaki çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu karşılıklı fayda esasında özellikle Afrika ve Asya’da kültürel diplomasi gücümüzü de kullanarak bu bölgenin halklarıyla dayanışmamızı artırıyoruz.”

    “İslam karşıtlığına karşı mücadele etmek uluslararası camianın topyekun boynunun borcudur”

    Kurtulmuş, “küresel sorunlara çözüm bulma” başlığının Türk dış politikasının bir diğer konusu olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

    “Karşılaştığımız küresel sorunların hepsine hep beraber çözüm üretmek, çözümleri geliştirmek ve müşterek bir şekilde mücadele etmek zorundayız. İslamofobiyle mücadele, bir ülkenin tek başına yapabileceği bir iş değildir. İslamofobiyle mücadele, sadece Müslüman ülkelerin de yapacağı bir mücadele değildir. İslamofobi, aslında ırkçılığın, faşizmin, ötekileştirmenin, insanlar arasında bir hiyerarşi kurmanın en açık suçlarından birisidir. Özellikle Batı ülkelerinde yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığının arkasına gizlenen bu İslam karşıtlığına karşı mücadele etmek uluslararası camianın topyekun boynunun borcudur. Özellikle Avrupalı dostlarımız için şunu söylemek isterim; Bugün Avrupa’da artan ve hepimizin endişeyle izlediği ırkçılık ve yükselen faşizm dalgası, aşırı sağ akımlar, İslamofobi ve yabancı düşmanlığı aslında Avrupa’nın mutedil, makul, ana akım siyasetinin damarlarını köreltmektedir. Bu çerçevede, hep birlikte bütün bu küresel sorunlara karşı, çözüm bulma iradesini ortaya koyacağız.”

    İklim krizlerine ya da teröre karşı da bir ülkenin tek başına mücadele etmesinin mümkün olmadığını belirten Kurtulmuş, “Bu sorunların hiçbirisini bir diğerinden ayırt etmeksizin, ‘Bizim işimize geliyor-işimize yaramıyor’ diye tasnif etmeksizin bütün insanlık olarak el birliğiyle bu sorunları ortadan kaldırmak için mücadele etmeliyiz.” dedi.

    “Uluslararası camia, sorunları bir sonuç olarak ele alıyor”

    Bugün uluslararası camiayı meşgul eden sorunların birçok sebebi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, Afganistan’ın işgalinin Afgan göçmen sorununu doğurduğunu, Irak’ın işgalinin yüzbinlerce Iraklıyı yerlerinden, yurtlarında ettiğini anlattı.

    Kurtulmuş, “Eğer vekalet savaşları üzerinden Suriye bugün paramparça hale getirilmeseydi Suriye’nin insanları başka yerlere göç etme ihtiyacı hissetmeyeceklerdi. Eğer dünya bir araya gelip açlık sorununu çözebilecek adımları atsaydı, Afrika’nın aç insanları sadece yarım lokma ekmek için Avrupa’ya göç etmek için baskı kurmayacaktı. Sadece sonuçlara odaklanmak değil, onları ortaya çıkaran nedenleri tek tek ortadan kaldırmak uluslararası toplumun başlıca vazifesidir.” değerlendirmesinde bulundu.

    “Yeryüzünde yeni, adil, hakkaniyetli bir küresel sisteme ihtiyaç vardır”

    TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye’nin dış politikasının en önemli ana direklerinden birisinin de küresel ölçekte adalete, hakkaniyete dayalı yeni bir dünya sisteminin kurulması olduğunu aktardı.

    Kurtulmuş, “Tek başımıza kaldığımızda herhalde hiçbirimiz bugünkü dünya sisteminin işlediğini söyleyemez. Hatta bugünkü dünya sisteminin sahibi olarak kendisini görenler dahi bugünkü dünya sisteminin çalıştığını iddia edemez. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere dünyanın bütün kurum ve kuruluşları iflas etmiştir.” ifadesini kullandı.

    Birleşmiş Milletlerin (BM) iflasının en hazin görüntüsünün, BM Genel Sekreteri Antonia Guterres’in Refah Sınır Kapısından içeri girmek için bekletilmesi olduğunu belirten Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Barışı sağlayacak Birleşmiş Milletlerin Genel Sekreteri bile barışı sağlayabilmek için o zulmün yapıldığı topraklara giremiyor. Yeryüzünde yeni, adil, hakkaniyetli bir küresel sisteme ihtiyaç vardır. Şu anda anlı şallı dünyanın hemen hemen bütün kurumlarının tamamı iflas etmiş, tamamı fonksiyonsuz hale gelmiştir. Bunun birçok nedeni var. Nedenler üzerinde durmadan şunu söylemek istiyorum. İki temel meseleyi alıp önümüze koymadan yeni bir dünya sistemi kuramayız. Bunlardan birisi, yeryüzünde yaşayan insanların tamamının yaratılışta eşitliğidir. Hiçbir insan rengi, dili, dini ne olursa olsun bir diğerinden üstün değildir. Beyaz adamın kara tenli adama, erkeğin kadına, zenginin fakire üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Üstün ırk, insanlığın ürettiği en şeytani düşüncedir. Bu anlamda yeni bir sistem kuracaksak önce sekiz milyar insanın her birinin yaratılışta birbirinin eş olduğu bir anlayışı inşa etmemiz lazım.”

    Kurtulmuş, yeryüzündeki devletlerin hepsinin de egemenlikte eşitliğinin kabul edilmesi gerektiğini belirtti.

    Gazze olayları karşısında insanlık cephesi dirilmiştir

    TBMM Başkanı Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır BM kürsüsünden dile getirdiği “Dünya 5’ten büyüktür” sözünün, “insanlık vicdanının gönül sızısı” olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

    “Dünya beş tane ülkenin insafına terk edilemez. Terk edilemeyeceğini dün Ruanda’da gördük, bugün Gazze’de görüyoruz. Dünyada 140 ülke bu yapılan zulme, ‘Bu zulümdür, adil ateşkes sağlansın.’ diyor, bir tane ülke veto ediyor ve karar alınamıyor. Böyle bir sistem olmaz. Bu sistem çağ dışıdır. Bu sistem, insanlığı taşıyamamaktadır. BM Güvenlik Konseyinde Afrikalı dostlarımız temsil ediliyor mu? Hiç edilmiyor. BM Güvenlik Konseyinde nüfusu iki milyara yaklaşan İslam alemi temsil ediliyor mu? Edilmiyor. Dünyanın birçok yerinde insanların büyük bir çoğunluğu temsil edilmiyor. Artık BM başta olmak üzere Dünya Sağlık Örgütünden tutun Dünya Bankasına kadar birçok kurum ve kuruluşun hatta üzülerek ifade ediyorum ki Avrupa Birliğinin bile birçok açıdan artık fonksiyonlarının yerine getirilememekte olduğunu görüyoruz. Hep birlikte bir uyanışa, bir silkinişe ihtiyacımız var. Bu sadece bir tek ülkenin yapabileceği bir şey değil.”

    Gazze olayları karşısında insanlık cephesinin dirildiğini, milliyeti, rengi, dili ne olursa olsun, haktan yana, adaletten yana olanların dünyanın her yerinde seslerini yükselttiğini dile getiren Kurtulmuş, şöyle devam etti:

    “Ümit ediyoruz, öyle olmasını temenni ediyoruz ki inşallah yer yüzünde yeni bir dünyanın kurulması, hakkaniyetin, adaletin tesis edilmesi mümkün olur. Bunun için uluslararası camianın mensupları olarak hep birlikte hareket etmek ve ortak kararlar almak mecburiyetindeyiz. Türkiye’deki dostlarımız olarak, burada faaliyet gösteren büyükelçileri, siz değerli dostlarımızı, uluslararası kuruluşların temsilcilerini, Türkiye’nin dış politika vizyonunda tabii ortaklarımız, tabii fikir alışverişinde bulunacağımız dostlarımız olarak telakki ediyoruz. Burada gelişecek, Türkiye’nin de içinde bulunduğu yeni bir dünya arayışının kendi ülkeleriniz ve hükümetleriniz nezdinde de dile getirilmesi için sizlerden insanlık adına, insanlık cephesine destek olmanızı bekliyoruz.”

     

    KAYNAK: AA
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-buyukelcilerle-iftar-programinda-bir-araya-geldi/feed/ 0
    Bakan Fidan: Gazze artık yerle bir edilmiş durumda https://www.foxtvhaber.com.tr/bakan-fidan-gazze-artik-yerle-bir-edilmis-durumda/ https://www.foxtvhaber.com.tr/bakan-fidan-gazze-artik-yerle-bir-edilmis-durumda/#respond Sat, 16 Mar 2024 04:12:34 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=6634 Bakan Fidan, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları 9. Toplantısı’na katılmak için geldiği Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de, “Parçalanmış Dünyayı Onarmak (Fixing the Fractured World)” temasıyla düzenlenen 11. Global Bakü Forumu’nda katılımcılara hitap etti.

    Bu foruma katılmaktan duyduğu memnuniyetini dile getiren Fidan, forumun Güney Kafkasya’dan küresel meselelere bölgesel perspektifler sunarak Bakü’nün diplomasinin merkezi haline gelmesine katkı sunduğunu söyledi.

    Fidan, küresel sistemin büyük değişimin eşiğinde olduğu, krizlerin ve savaşların eşi görülmemiş seviyelere çıktığı bu dönemde, kurala dayalı uluslararası düzenin adil ve etkili çözümler üretmesinin beklenmesine karşın sistemin ve büyük güçlerin sorunlara çözüm sunmayıp kendi gündemlerini takip ettiğine işaret etti.

    Mevcut jeostratejik zorlukları kimsenin bağımsız olarak ele alamayacağını ve bölgesel sahiplenmeye dayalı çözümlerin ileriye dönük en uygun yol olarak öne çıktığını vurgulayan Fidan, “Azerbaycan, Minsk Grubu’nun Karabağ’daki Ermeni işgalini sona erdirmesi için onlarca yıl beklemek zorunda kaldı. Minsk Grubu, işgali sona erdirmek yerine uzatma stratejisini seçti. İkinci Karabağ Savaşı ve terörle mücadele operasyonunun ardından Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin aldığı birçok karara rağmen adalet nihayet yerini buldu.” değerlendirmesinde bulundu.

    Bakan Fidan, 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in gerçek barış ve istikrarın yolunu yabancıların değil, bölgedeki ülkelerin açabileceği önermesi üzerine Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Rusya, İran ve Gürcistan’ın oluşturduğu 3+3 formatındaki “Güney Kafkasya’da Kalıcı Barış ve İstikrarın Tesisine Yönelik Bölgesel İşbirliği Platformu’nun” inşa edildiğine dikkati çekerek üçüncü zirveyi bu yıl Türkiye’de yapacaklarını dile getirdi.

    Söz konusu platformun bölgesel aktörleri aynı masaya getirmiş olması bakımından dikkati çekici olduğunu, Türkiye’nin de bölgesel işbirliği açısından son derece verimli olan bu süreçlere öncülük etmekten gurur duyduğunu aktaran Fidan, “Biz barış için çabalarken hala eski alışkanlıklarına bağlı kalanlar var. Öncelikle iç siyasi hesaplar için tek taraflı adımlar atan bazı Batılı ülkelerden bahsediyorum. Ayrıca Avrupa Konseyinde Azerbaycan’a karşı alınan kararlar gibi önyargılı adımlar var. Güney Kafkasya’da barış için tarihi bir fırsat penceresi var. Tüm ülkelere çağrımız, barışçıl bir çözüm için müzakerelerin bozulmamasını teşvik etmeleridir.” diye konuştu.

    “TÜRKİYE, SAVAŞIN BAŞINDAN BU YANA PRENSİPLİ DURUŞ SERGİLEDİ”

    Ukrayna’daki savaşta müzakere edilerek çözüme ulaşılmasının gerekli olduğuna işaret eden Fidan, “Türkiye, savaşın başından bu yana prensipli duruş sergiledi. Kırım dahil, siyasi ve pratik anlamda Ukrayna’nın egemenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü destekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Hakan Fidan, bunun yanı sıra diplomasiye şans verdiklerini ve savaşın etkilerini hafifletmek için çaba sarf ettiklerini belirterek bölgesel grupların bu hedef doğrultusunda rehberlik ettiğini söyledi.

    Karadeniz Tahıl Girişimi’nin küreselleşen bölgesel çıkmazlara bölgesel çözümler geliştirme konusunda önemli bir örnek teşkil ettiğini aktaran Fidan, Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nun da yakın zamandaki diğer bölgesel girişim olduğunu ifade etti.

    Fidan, Türkiye, Bulgaristan ve Romanya’nın NATO müttefikleri olarak Karadeniz’deki deniz ve enerji güvenliğine katkı sağlayacağını belirterek “Karadeniz’de ticari seyrüseferin güvenliğini sağlamak için yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu da açık.” dedi.

    Böyle bir mekanizmanın sahadaki yeni gerçekliklere dayalı olması gerektiğine dikkati çeken Fidan, Ukrayna ve Rusya’nın da desteğinin olması gerektiğini söyledi.

    Fidan, Rusya ve Ukrayna’nın yeni bir güvenlik çerçevesinin olasılığını değerlendirdiğini aktararak “bir anlaşmaya varılabileceğini söyleyebileceğini” ifade etti.

    Bakan Fidan, bu yeni mekanizmanın Karadeniz’deki gerilimin yanı sıra küresel gıda güvenliğine de katkı sağlayacağını vurguladı.

    RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI

    Ukrayna’daki savaşın 3. yılına girdiğini ancak bunun yakın zamanda biteceğini düşünmediklerini kaydeden Fidan, çatışmanın her iki tarafta da yol açtığı büyük can kaybı ve fiziksel hasarın çıkmaza neden olduğunu söyledi.

    Fidan, savaşın artan yıpratıcı etkisi göz önüne alındığında, “ne iki tarafın ne de dünyanın, sonsuza kadar sürecek bir savaşı göze almasının mümkün olduğunu” dile getirdi.

    Diplomasi için alan yaratmaya açık bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan Fidan, müzakere çağrısının Ukrayna’dan boyun eğmesini ya da teslim olmasını istemek anlamına gelmediğini kaydetti.

    Fidan, bunun yalnızca “kaçınılmaz olanı hızlandırmak için yapılan çağrı”, “masa etrafında çözüm bulmak” olduğunu belirterek “Savaşın uzaması bölgemizde ve ötesinde istikrarı daha da yıpratacaktır.” dedi.

    Bakan Fidan, “Ukrayna’nın meşru çıkarlarının korunmasına dayalı müzakere yoluyla bir çözüme varılması öncelik teşkil ediyor. Ancak bu, işgalin tanınması anlamına gelmiyor. 21. yüzyılda Avrupa kıtasında yaşanan bu savaşı durdurmak için egemenlik konusunu ateşkesten ayırmanın zamanı gelmiştir.” değerlendirmesini yaptı.

    “GAZZE, YERLE BİR EDİLMİŞ DURUMDA VE BÜYÜK ORANDA YAŞAMAYA ELVERİŞSİZ DURUMDA”

    Ekim ayında İslam İşbirliği Teşkilatındaki (İİT) meslektaşlarına, başkalarının kendi sorunlarını çözmesini beklemek yerine, üye devletlerin bu kez konuyu kendilerinin ele almalarını gerektiğini söylediğini kaydeden Fidan, “Aksi takdirde İsrail, bu zulmü unutturmak için daha da vahşi zulüm gerçekleştirerek bize bu zulmü unutturacaktır.” diye konuştu.

    Fidan, İİT ve Arap Birliği’nin olağanüstü zirvesiyle kurulan Temas Grubunun, bölgesel sahiplenme tavrı sergilediğini belirterek 7 ülke olarak Müslüman dünyası adına hareket etmek ve Filistin’de devam eden trajediye müdahale etmekle görevlendirildiklerini hatırlattı.

    Grubun gücü sayesinde, uluslararası toplumun ezici çoğunluğunun artık “derhal ateşkes, engelsiz insani yardım ve iki devletli çözümden” yana olduğunu aktaran Fidan, yoğun diplomatik çabaların İsrail’in Gazze’deki savaş suçlarını durdurmadığını, bugün itibarıyla Gazze’de “çoğu kadın, çocuk ve yaşlı olmak üzere 31 binden fazla şehidin” olduğunu ifade etti.

    Bakan Fidan, “Gazze artık yerle bir edilmiş durumda ve büyük oranda yaşamaya elverişsiz durumda.” dedi.

    Refah sınır kapısındaki insani yardımların abluka altına alınmasının İsrail’in ve destekçilerinin çıkarlarına hizmet ettiğini vurgulayan Fidan, Filistinlilerin katlanmak zorunda kaldığı fedakarlıkları ve anlatılamaz acıları onurlandırmanın kendileri için görev olduğunu dile getirdi.

    Fidan, 1967 öncesi sınırlara dayanan ve tam teşekküllü Filistin devletiyle iki devletli çözümü hayata geçirene kadar bu sorunun çözülemeyeceğini belirterek geçmişte İsrail’in iki devletli vizyona bağlı kalmaması nedeniyle nihai çözüme ulaşmanın mümkün olmadığını, bu nedenle bu kez garantörlük mekanizması teklifini gündeme getirdiklerini hatırlattı.

    BÖLGESEL SAHİPLENME VE LİBYA

    Bölgesel sahiplenmeyi temel alan böyle mekanizmayla, nihai anlaşmanın parçası olarak bölgedeki büyük ülkelerin ve uluslararası aktörlerin, tarafların yükümlülüklerini izleme, doğrulama ve gerektiğinde uygulama sorumluluğunu üstlenmesinin önemine işaret eden Fidan, bu doğrultudaki önerilerinin bölgesel ve uluslararası muhatapları tarafından olumlu karşılandığını, Türkiye’nin bu konuda bu sorumluluğu almaya hazır olacağını söyledi.

    Hakan Fidan, Türkiye’nin bölgesel sahiplenmeye bakış açısının bu 3 büyük uluslararası çatışmayla sınırlı olmadığını ifade ederek Türkiye’nin Suriye krizinde sahadaki sükunetin sağlanmasını ve Astana platformunun garantör ülkeleri arasında yer aldığını hatırlattı.

    Bakan Fidan, “Türkiye, Libya’da istikrar, toprak bütünlüğü ve birliğe dayalı sürdürülebilir bir siyasi çözüme ulaşmak için en üst düzeyde temaslar yoluyla bölgesel sahiplenmeyi geliştirmeyi hedefliyor. Özgür, adil ve güvenilir seçimlere yönelik sürecin rızaya dayalı temelde ilerletilmesi bu anlamda stratejik bir zorunluluktur.” dedi.

    Balkanlar’ın küresel gelişmelerin daha da şiddetlendirdiği değişken bölgesel dinamiklerin yaşandığı bir dönemden geçtiğini kaydeden Fidan, Türkiye’nin Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci gibi bölgesel girişimlere öncülük ettiğini ve üçlü mekanizmaların daha da önem kazandığını dile getirdi.

    “TÜRKİYE’Yİ VE BÖLGEMİZİ DIŞLAYAN HER TÜRLÜ BAĞLANTI PLANI BAŞARISIZLIĞA MAHKUM”

    Hakan Fidan, Asya’nın yeniden jeopolitik merkez olma yolunda ilerlerken “tarihi anavatanla bağları kurumsallaştırdıklarını” belirterek Türk Devletleri Teşkilatının bugün tam teşekküllü uluslararası bir kuruluş olarak ayakta olduğunu, çeşitli alanlarda entegrasyon ve işbirliğini sürekli olarak genişlettiğini söyledi.

    Türkiye’nin bölgesel mülkiyet politikalarının enerji ve bağlantı projelerini de kapsadığını kaydeden Fidan; TANAP, TAP, Trans Hazar, Doğu Batı Orta Koridoru ve Irak Kalkınma Yolu Projesi gibi girişimleri desteklediklerini anımsattı.

    Bakan Fidan, “Son uluslararası gelişmeler, Türkiye’yi ve bölgemizi dışlayan her türlü bağlantı planının başarısızlığa mahkum olduğunu bir kez daha tescilledi.” dedi.

    Fidan, küresel hegemonik güçlerin dayattığı önceliklerden ziyade bölgenin stratejik önceliklerini takip ettiklerini vurguladı.

    Bakanın konuşmasının ardından soru cevap bölümüne geçildi.

     

    KAYNAK: AA
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/bakan-fidan-gazze-artik-yerle-bir-edilmis-durumda/feed/ 0
    Türk mühendisler geliştirdi! Görenlerin ilgisini çekiyor… https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-muhendisler-gelistirdi-gorenlerin-ilgisini-cekiyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-muhendisler-gelistirdi-gorenlerin-ilgisini-cekiyor/#respond Tue, 05 Mar 2024 21:00:09 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=5634 Türk mühendislerinin geliştirdiği geniş alan ağ altyapılarını daha güvenli, kolay yönetilebilir ve düşük maliyetli hale getiren milli ağ çözümü, yapay zekayla kazanacağı yeteneklere global pazardaki iddiasını büyütecek.

    ULAK Haberleşme AŞ, İspanya’nın Barselona kentindeki Mobil Dünya Kongresi’nde (Mobile World Congress-MWC 2024) son dönemde geliştirdiği milli teknoloji çözümlerini tanıttı.

    Bu çözümlerden geniş alan ağ altyapılarını daha güvenli, kolay yönetilebilir ve düşük maliyetli hale getirmek için yazılım tanımlı yaklaşımla geliştirilen Türkiye’nin ilk ve tek milli ağ çözümü uMAYA SD-WAN fuarda ilgi gören ürünler arasında yer aldı.

    uMAYA SD-WAN; merkezi yönetim, ağ soyutlama, ağ otomasyonu, artırılmış siber güvenlik gibi son kullanıcıyı doğrudan etkileyen fonksiyonları barındıran yenilikçi bir çözüm olarak ilk ticari satışının yapıldığı 2019’dan bu yana birçok kurum ve kuruluşun kullanımına sunuldu.

    ULAK Haberleşme AŞ Sistem Mühendisliği Müdürü Ali Akçay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, fuar kapsamında yerli ve yabancı pek çok kullanıcıya, müşteriye ürünü tanıtma fırsatı bulduklarını söyledi.

    Ürünün Türkiye’de pek çok kurum tarafından geniş alan ağ altyapılarında kullanılan bir yönetim ve siber güvenlik çözümü sunduğunu vurgulayan Akçay, bu ürün sayesinde kurumların geniş ağ altyapılarındaki lokasyonlarla, merkezde ya da bulut üzerindeki servislerle güvenli ve kesintisiz şekilde iletişimlerini sağlayabildiklerini belirtti.

    uMAYA SD-WAN’ın yaklaşık 5 yıldır Türkiye’de ve dünyanın farklı noktalarında bir ağ çözüm olarak sunduklarına işaret eden Akçay, MWC 2024’te de hem ürünü tanıttıklarını hem de rakiplerin, global üreticilerin bu alanda yaptığı çalışmaları incelediklerini ifade etti. Akçay, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Geldiğimiz noktada ürünümüzün gerçekten global rakiplerle yakın düzeyde olduğunu, hatta belli noktalarda teknik olarak daha avantajlı özellikler sağladığını görebiliyoruz. Özellikle bu yıl fuarda yapay zekanın ve bulut tabanlı çözümlerin çok ön plana çıktığını gördük.

    Biz de kendi ürünlerimizle bu teknolojileri uzun zamandır geliştirmeye ve yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Bu alanda yaptığımız çalışmalar fuarda gördüğümüz kadarıyla gerçekten doğru zamanda, doğru hedefe doğru atılmış adımlar. Özellikle yapay zekanın siber güvenlik ve ağ üretimi fonksiyonlarında çok aktif bir rol aldığını bu fuarda da görmüş olduk.

    Biz de SD-WAN ürünümüzle bu özellikleri yakın zamanda kullanıcılarımıza anons ediyor olacağız. Amacımız ülkemizde dünya çapında bir teknoloji ürünü çıkarmak. ULAK Haberleşme olarak çıkardığımız ürünün siber güvenlik ve ağ yönetimi anlamında çok daha üst seviye özellikler sağlayabilmesini, bu ürünün farklı klasmanlarda global rakiplerde rekabet etmesini istiyoruz amaçlıyoruz.

    Bu alanda ürün geliştirmek, ürün yaygınlaştırmak çok kolay değil. O yüzden öncelikle ülkemizdeki kurumların bu ürünleri kullanması, gelişme destek vermesi ve daha sonra da yurt dışındaki müşterilere bu ürünü sunmamız bizim için ilk etapta önemli motivasyonlardan bir tanesi.”

    YAPAY ZEKA İLE YENİ YETENEKLER GELİYOR

    Ali Akçay, siber güvenliğin her geçen gün farklılaşan, farklı boyutlar kazanan bir konu olduğunu söyledi.

    Her geçen gün farklı siber güvenlik tehditleri, atak yöntemleri, güvenlik açıkları, zafiyetler ortaya çıktığını ve çok hızlı şekilde bu güvelik açıklarına cevap verilmesi gerektiğini vurgulayan Akçay, yapay zeka tabanlı yöntemlerin bunlar karşısında hayat kurtarıcı olduğunu ifade etti. Akçay, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Özellikle davranış temelli algılama yani gelen trafikte kullanıcının davranışlarından bunun bir saldırı mı yoksa normal bir tepki olduğunu algılamak için özellikle yapay zeka tabanlı siber güvenlik komisyonları çok fazla üzerinde durulan bir konu.

    Biz de açıkçası ULAK Haberleşme olarak SD-WAN ürünümüzde yapay zekayı özellikle siber güvenlik katmanında yoğun olarak kullanmayı hedefliyoruz.

    Burada amaç otonom yani dışa bağımlı olmayan bir siber güvenlik katmanı sağlayarak güvenlik risklerini, buradaki insan hatasını, konfigürasyon ve izleme kaynaklı hataları ortadan kaldırmak olacak.”

    UÇTAN UCA GÜVENLİ HABERLEŞME

    SD-WAN’ın geniş alan ağ altyapısında şubeler, bölgeler ve merkezlerde olmak üzere farklı noktalarda kullanıcıların olduğu ya da sistemlerin bulunduğu lokasyonlar arasındaki trafiği yönetmek için kullanıldığını söyleyen Akçay, özellikle geniş alan ağ üzerinden erişilen veri merkezi ya da servislerin, bulut servislerinin erişim güvenliğinin sağlanmasında SD-WAN’ın uç noktadan merkeze kadar olan tüm trafiği güvenli hale getirdiğini belirtti.

    Ürünün kriptolama, diğer güvenlik fonksiyonlarıyla trafiği izleme ya da anomalileri reddetme gibi özellikleri sayesinde uçtan uca bir siber güvenlik sağladığına işaret eden Akçay, aynı zamanda farklı şebekeleri bir arada kullanarak kesintisiz hizmet erişimi sağladığını dile getirdi.

    Akçay, “Burada farklı taşıyıcı şebekeleri aynı anda kullanabiliyoruz. Radyo şebekeleri, fiber altyapılar ya da geniş bant internet altyapıları bu ürün sayesinde güvenli şekilde erişim altyapısı olarak kullanılabiliyor. Buradaki tüm yönetim merkezi bir kontrol katmanı tarafından gerçekleştiriliyor. Uyguladığınız trafik yönetim ve siber güvenlik politikaları bu katman üzerinden çok kolay şekilde tek noktadan yönetilebilmesine imkan sağlıyor.” dedi.

    KAYNAK: AA
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-muhendisler-gelistirdi-gorenlerin-ilgisini-cekiyor/feed/ 0
    LG 2023’ün dördüncü çeyreği için ön kazançlarını açıkladı! https://www.foxtvhaber.com.tr/lg-2023un-dorduncu-ceyregi-icin-on-kazanclarini-acikladi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/lg-2023un-dorduncu-ceyregi-icin-on-kazanclarini-acikladi/#respond Tue, 09 Jan 2024 22:48:26 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=2180 LG, üst üste üçüncü kez en yüksek yıllık gelire ulaşan 84 trilyon KRW yıllık konsolide gelir ve 3,5 trilyon KRW yıllık işletme karı bildirdi. Bu rakamlar, ekonomik yavaşlamadan kaynaklanan gecikmeli talep toparlanmasının yanı sıra artan piyasa rekabetinin yarattığı zorluklara rağmen, talebin bastırıldığı önceki dönemde gözlemlenen sonuçlara yaklaşan, dirençli bir iş performansını ortaya koyuyor.

    Yıllık gelirdeki tarihi yüksek seviye, LG’nin temel faaliyet alanlarının sağlam temellerine ve B2B sektörlerinde yaşanan büyümeye bağlanıyor. LG’nin son üç yıldaki gelirinin bileşik yıllık büyüme oranının (CAGR) yüzde 13’ün üzerinde olması dikkat çekici olarak işaret ediliyor. Ayrıca yıllık faaliyet kârı da güçlü bir performans sergileyerek bir önceki yılla kıyaslanabilir seviyelere ulaşmış durumda.

    LG’nin zorlu dış ortam karşısında gösterdiği etkili yönetim performansı özellikle dikkat çekiyor ve sektörde fark yaratıyor. B2B sektörlerinde yüksek büyümeyi teşvik etmek için pazar dönüm noktalarının erken belirlenmesi de dahil olmak üzere iş portföyünü geliştirmeye yönelik stratejik çabalar çok önemli bir rol oynuyor. Donanım odaklı işlerden platform tabanlı hizmet işine geçiş gibi iş modeli inovasyonları da istikrarlı kârlılığın korunmasına katkıda bulunuyor.

    Beyaz Eşya ve İklimlendirme Çözümleri işinde LG’nin yıllık 30 trilyon KRW gelir seviyesine ulaşması bekleniyor. Talep kutuplaşmasına çözüm bulmak için birinci sınıf liderliği korurken satış hacmi bölgelerini genişletmek gibi stratejik pazar yaklaşımları bu başarıda önemli bir rol oynuyor. HVAC, bileşenler ve ankastre cihazlar gibi alanlarda B2B genişlemesi genel büyümeye daha da katkıda bulunuyor. LG ileriye dönük olarak, geleceğe hazırlanmak için doğrudan tüketiciye (D2C) ve abonelikler de dahil olmak üzere iş modellerindeki değişiklikleri hızlandırırken, ürün ve üretim rekabetçiliğindeki temel yetkinlikleri güçlendirme çabalarına odaklanacak. Şirket ayrıca, işletim sistemlerine gömülü beyaz eşya serisini genişleterek “Sıfır İşgücü Ev” değerini yansıtan akıllı ev çözümlerini geliştirme çabalarını da hızlandıracak.

    Araç bileşeni çözümleri işinin, kuruluşundan sonraki on yıl içinde yıllık gelirinin 10 trilyon KRW’yi aşarak LG’nin ana faaliyet alanlarından biri haline gelmesi bekleniyor. Üretim tesislerinin ortalama işletim oranı geçen yıldan bu yana yüzde 100’ü aşarak büyümeyi destekliyor. Bu yıldan itibaren LG, hacimsel büyümeyi hedeflerken, yazılım tanımlı araçların gelişen trendinde yetenekleri güvence altına alma çabalarını yoğunlaştıracak. Beyaz Eşya ve BT alanlarında biriken farklılaşma teknolojilerinden yararlanan şirket, araç içi deneyimleri geliştirirken EV bileşenleri ve farlar da dahil olmak üzere tüm işletmenin verimliliğini ve sinerjisini hızlandırmayı planlıyor.

    Avrupa gibi önemli pazarlardaki zorluklara rağmen ev eğlencesi sektörü, webOS içeriği ve hizmetlerinde anlamlı bir büyüme yaşadı. Bu yıl, webOS ekosisteminin genişlemesi TV’lerin ötesine geçerek akıllı monitörleri, araç içi bilgi-eğlence sistemini ve diğer alanları kapsayacak ve iş kapsamını daha da genişletecek. Ürün açısından bakıldığında LG, premium pazara liderlik etmek için çift kanallı bir strateji izleyerek hem üst düzey OLED serisini hem de QNED serisini önemli ölçüde güçlendirecek.

    İş çözümleri şirketi, EV şarjı ve robot teknolojisi gibi önemli alanların erken ticarileştirilmesine odaklanıyor. LG’nin B2B işinde lider olan bu segment, tek ürün tedarikinden entegre çözümler sağlamaya ve bitişik çözümler sağlamaya geçişi hızlandırmayı hedefliyor. Organizasyon içerisinde önemli oranda yeni işlerin yer alması nedeniyle, kısa vadeli yönetim performansından ziyade geleceğe yönelik hazırlıklara yönelik yatırımlara öncelik veriliyor.

    Bu rakamlar Kore Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına dayalı geçici konsolide kazançları temsil etmektedir ve LG Electronics nihai kazanç sonuçlarını açıklamadan önce yatırımcılara bir hizmet olarak sunulmaktadır. 2023 yılı net kârı ve her bir Şirketin yönetim performansı da dahil olmak üzere teyit edilen sonuçların resmi duyurusu bu ayın sonlarında planlanıyor.

    KAYNAK: HABER7
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/lg-2023un-dorduncu-ceyregi-icin-on-kazanclarini-acikladi/feed/ 0