ESA’dan önce Türkiye’de de uzay faaliyetlerinde görev aldığını dile getiren Dede, şunları kaydetti:
“İMECE Uydu Projesi’nde yürütme kurulu üyesi ve 11. Ulaştırma Denizcilik Haberleşme Şurası’nda Uzay Teknolojileri Komisyonu üyesi olarak görev yaptım. Ayrıca Türkiye Uzay Ajansının (TUA) kuruluş yasa tasarısı çalışmalarına bizzat katıldım.
Türkiye’de uzay sektörü kamu, özel sektör ve akademik anlamda rüştünü ispatlamış durumda ve hızla ivme kazanmaya devam ediyor. Ülkeme yüksek katma değer kazandıracak, uzay sektöründe ülkemi bir adım daha öne taşıyacak ve önemli katkılar sunabileceğim alanlarda Türkiye’ye dönerek çalışmak isterim.”
“MİLLİ UZAY PROGRAMI BAŞARILI BİR ÇALIŞMA”
Dede, uzay sektörünün, doğası gereği teknolojik riskleri yoğun, uzun proje süreleri olan ve ekonomik yatırım oranı yüksek bir alan olduğuna işaret etti.
Her ülkenin uzay alanından beklentisinin farklı olduğuna dikkati çeken Dede, Türkiye’nin ise TUA’yı kurup hedef planı oluşturarak başarıya giden yolu yarıladığını belirtti.
Türkiye’nin en büyük zenginliğinin, ülkede direkt ve dolaylı olarak uzay alanında faaliyet gösteren çok sayıda kurum, kuruluş ve organizasyon bulunması olduğunu dile getiren Dede, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Uzman ve proaktif bir liderlikle gençlerin, özel sektörün, araştırma enstitüleri ve akademinin potansiyelini harekete geçirmek, 2030’a kadar Türkiye’yi uzay alanında önde gelen ülkeler ligine dahil edecektir.
Ben, Türkiye’nin Milli Uzay Programı’nı doktora tezinde bizzat araştırmış biri olarak, programın ülkemizin önceliklerini ve potansiyelini yerinde değerlendiren, başarılı bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Yetkin bir ekip, aktif özel sektör ve finans kaynaklarıyla planları hayata geçirmek ve akademik alanda gelişmeleri destekleyerek gençlerimizi yetiştirmek Milli Uzay Programı’nın başarıya ulaşmasında önemli adımlardır.”
“UZAYDA GERÇEKLEŞTİRİLEN DENEYLER ÇOK DEĞERLİ”
Dede, mikro yerçekimi ortamında yapılan bilimsel deneylerin önemine işaret ederek, bu anlamda Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’nda gerçekleştirdiği 13 bilimsel deneyi çok kıymetli bulduğunu söyledi.
Tuva Cihangir Atasever’in de haziran ayında çıkacağı uzay görevinde 7 bilimsel deneye imza atacağını aktaran Dede, “Uzayda yani mikro yerçekimi ortamında yapılan bu deneyler, hem temel bilimsel bilgilerimizi genişletmek hem de pratik uygulamalar ve teknolojik inovasyonlar bakımından çok değerli. Türkiye’nin de bu alanda aktif olması gurur verici. Ama bundan da önemlisi, ülkemizde STEM eğitimine ilgiyi artırmakta bir katalizör etkisi sağlaması. Dünyanın tıptan çevreye, malzeme biliminden endüstriye kadar pek çok alanda yenilikçi çözümlere ihtiyacı olduğu bir dönemde gençlerimize yol gösterici olmak çok önemli.” ifadesini kullandı.
“UZAYDA İŞBİRLİĞİ MODELI GELİŞTİRİLMELİ”
Dede, uluslararası işbirliklerinin önemine işaret ederek, bu sayede teknik yetkinliğin artırıldığını, kaynakların daha verimli kullanıldığını, bilim ve teknoloji paylaşımının sağlandığını anlattı.
Uzayda da bu şekilde bir işbirliği modeli geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Dede, şunları kaydetti:
“Uzay hukukunun henüz gelişmekte olan bir alan olduğunu da göz önüne alırsak, uzay çöplerinden yörünge haklarına kadar pek çok alanda uluslararası koordinasyon sağlanması şart. Uzay teknolojilerindeki yenilikleri paylaşmak, uydu verilerini kıymetlendirmek, çevre projelerine iştirak etmek, gençlerimize yurt dışında pratik eğitim sağlamak, uzay tabanlı inovasyonları diğer sektörlere uygulamak gibi çoğu konuda ulusal değil global dinamiklerle hareket etmek Türkiye’nin uzaydaki başarısının önünü açacaktır.”
Çocukların dedesi ve anneannesi Cengiz ve Güner Durmuş çifti için her şey 2015 yılında başladı. Aslen Trakyalı olan çiftin kızları 3 yıllık zorlu geçen bir evlilikten sonra boşandı. Boşandığı dönemde hamile olan genç kadın ikinci çocuğunu yalnız doğurdu.
DEVLET ÇOCUKLARI DEDE VE ANNEANNESİNE VERMEDİ
İçinde bulunduğu duygusal şokun üstesinden gelemeyen genç anne, çocuklarını tek başına idare etmekte zorlandı. Bu nedenle, Cengiz ve Güner, kendi çocuklarına yönelik deneyimlerine dayanarak devreye girer ve kızlarına yardım eder. Bu şekilde, dede Cengiz torunlarını okula götürür anneanne ise onlara yemek hazırlar. Çocuklar iyi bir şekilde büyür ve normal gelişirler.
Ancak sosyal hizmetlere yapılan bir ihbar sonrasında her şey değişir. 2018’de bir prosedür başlatılır ve çocukların velayeti anneden alınır. İlk başlarda çocuklar farklı şehir ve yurtlara yerleştirilir daha sonra 2019’da da korucu aileye verilir. Bunun üzerine Cengiz ve eşi, 2019’un sonunda, çift olarak torunlarına koruyucu aile olabilmek için sosyal hizmetlere başvururlar ancak talepleri “anne ile irtibatlı olacakları gerekçesi ile” reddedilir.

ÇOCUKLAR ÇOK MUTSUZ VE EVE DÖNMEK İSTİYORLAR
Bunun üzerine çok yavaş işleyen bir hukuk sisteminden dolayı ve her geçen gün çocukların daha da mutsuz olduğunu görerek Adalet bakanlığına başvursalar da yine olumsuz cevap alırlar. Çocukların çok mutsuz olduğunu ve eve dönmek istediklerini anlatsalar da yine tüm kapılar kapanır.
Aynı zamanda Cumhurbaşkanı Macron’a da ulaşmaya çalışan dede, aldığı cevap karşısında şoke olur. Macron’un kabinesi ona “adalet sistemine güvenmesi gerektiğini” anlatır. Her gün çocuklarının hasretiyle yanan dede ve anneanne, çocukların hasretine dayanamaz duruma gelmiştir. Ziyaretler bile çok kısa sürmektedir. Çoğu zaman görüşmeler, “anne ile görüşmesinler” diye sosyal hizmetler eşliğinde yapılır.
Bu kararları bir türlü anlayan Cengiz Durmuş, kendisinin iyi bir baba olduğunu ve diğer çocuklarını iyi yetiştirdiğini ifade ederken, kızının zorlu bir evlilikten sonra depresyona girdiğini ama asla torunlarına şiddet uygulamadığını söyler. Zaten mahkeme sürecinde de anne şiddetten çok “çocuklara bakmamama”la suçlanır.
Torunlarının artık ailelerini görememesi ve eve dönmek istemelerinin yarattığı travmaya dikkat çekerek, “Niye aileye yakın olanlara değil de yabancılara teslim edilsin?” diye sorarlar.
“Torunlarım çok zayıflar. Adeta hiç yemek yemiyorlarmış gibi görünüyorlar.” diyen dede ve anneanne, aynı zamanda torunlarının “kendi dilini, kültürünü, dinini” unuttuklarından endişe duyduklarını ifade eder.
Bu nedenle artık seslerinin duyulmasını ve kendilerine yardım edilmesini istiyorlar.

YANLIŞ YERLEŞTİRME SKANDALLARI VE RİSKLERİ
Fransa’da ise koruyucu aile ve yurtlara yerleştirilen çocuklarla ilgili skandallar bitmiyor. Ekim 2022’de M6 kanalı tarafından “Zone Interdite” programında yayınlanan “Koruyucu Aile ve Yurtlar: Tehlike altındaki çocuklarla ilgili skandallar” belgeseli, yaklaşık 170 bin çocuğun güvenli bir şekilde büyümesi için Sosyal Hizmetler tarafından ya yurda ya da koruyucu aileye verildiğini ortaya çıkarmıştı.
Ancak birçok uzman, bu durumu “yanlış yerleştirmeler” olarak nitelendirerek karşı çıkıyor. Bu aktörler arasında, deneyimlerini ve travmalarını anlatan eski yerleştirilmiş çocuklar da bulunuyor.
Ayrıca, birçok dernek de bu yanlış yerleştirmelere karşı mücadele ediyor. Bu dernekler, çocukların ailelerinden uzaklaştırılmasının asla ideal olmadığını ve sadece aşırı bir zorunluluk durumunda gerçekleşmesi gerektiğini savunuyor.
Bu dernekler, çocukların yerleştirilmesinin ayda ve çocuk başına ortalama 7 bin euro getirdiği için, bu işin ticarileşmesini eleştiriyor. Yanlış yerleştirilen çocukların savunmasız kaldığını ve birçoğunun istismara uğrayabileceğine dikkati çekiyor ve çocukların çoğunlukla mutsuz olduğunu iddia ediyor. Ayrıca, bu dernekler, yerleştirilen çocukların üçte birinin 18 yaşına gelince evsiz kalma ihtimalinin olduğunu belirtiyor.

DURMUŞ AİLESİ ÇOK ENDİŞELİ VE YARDIM BEKLİYOR
Bu nedenlerden dolayı Durmuş ailesi çok endişeli. Özellikle ortaya çıkan istismar vakaları onları çok tedirgin ediyor. Olay o kadar vahim durumda ki Fransa’da, yerleştirilen çocuklar üzerine onlarca belgesel ve çeşitli istismar türlerini anlatan kitap bulunuyor. Buna rağmen hükümet bu konuda hiçbir adım atmıyor. Daha yeni yeni ensest olaylarını gündeme alan hükümet, yerleştirilen çocuklar ile ilgili hiçbir açıklamada bulunmuyor.
Yakında istinafa yaptıkları itiraz değerlendirilecek olan Durmuş ailesi, gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) kadar gitmeyi düşünüyor ve torunlarını kurtarmak için destek bekliyor.