Kendilerine yeni bir hayat kuran Kök ailesinden Mustafa Kök de 1962’de dünyaya geldi. Bu süreçte çalıştığı için okuyamayan Kök, 2’si kız 4 çocuğunu okuttu.
Karayolları 6. Bölge Müdürlüğü Niğde Şubesi Ulukışla Bakımevi’nde işçi olarak çalışan Kök, Kovid-19 salgını döneminde iş yerindeki arkadaşının liseyi açıktan bitirmesinden etkilenerek okumaya karar verdi.

Ortaokul ve liseyi açıktan bitiren Kök, 2 sene önce Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümünü kazandı.
Haftanın 3 gününü okulda, diğer günlerini iş yerinde çalışarak geçiren Kök, AA muhabirine, köydeki ihtiyaçlar nedeniyle zamanında okuyamadığını söyledi.

Kök, iş arkadaşından etkilenip açıktan okumaya karar verdiğini belirterek, “Pandemi zamanında iş yerimizde çalışan bir arkadaşımızın liseyi dışarıdan tamamlamak için yanında bulundurduğu bir kitap vardı. O kitaplara birkaç sefer göz gezdirdikten sonra bunu yapabileceğime inandım ve cesaret geldi. Önce ortaokulu sonra liseyi dışarıdan bitirdim. Üniversite sınavlarına katıldım ve iyi bir puanla buraya geldim.” ifadelerini kullandı.
– “RUHEN GENÇLEŞTİĞİMİ FARK EDİYORUM”
Sınıf arkadaşlarının, çocuklarından küçük olduğunu, okulda ruhen gençleştiğini hissettiğini dile getiren Kök, “Arkadaşlarla beraber ders çalışıp, kafa kafaya veriyorsun, fikir alışverişi yapıyorsun. Bunun etkisiyle ben ruhen gençleştiğimi fark ediyorum. Çocuklara ‘şunu yap’ diye söylediğim işleri artık çocuklara söylemiyorum, kendim gidip yapıyorum. Bu işleri kendim yapabilirim öz güveni geldi.” ifadelerini kullandı.

– “GÜZ GÜLLERI GİBİ TEKRAR AÇTIM”
Kazakçaya vakıf olmasının kendisine avantajlar sağladığını vurgulayan Kök, şunları kaydetti:
“Özbekçe, Türkmence, Kırgızca hepsinin altyapısı var ama bazı şeyleri yeni öğreniyorum. Bazı derslerde kelime tahlilleri, cümle bilgilerini yapamıyorum. Onlarda bocalıyoruz ama onun haricinde bütün dersler çok uyumlu, Osmanlıca en çok sevdiğim ders. Severek işliyorum. Derslerimin hiçbirinde devamsızlığım yok, hepsine katılıyorum. Her şey vaktiyle güzel diyorlar ya her şey vaktinde güzel ama bunun da güzelliği var. Ben de güz gülleri gibi tekrar açtım.”
Kök, köyde muhtarlık yaptığı dönemde Kazakistan’a 3 defa gittiğini belirterek, gelecek yıl üniversitenin Orhun Değişim Programı ile yeniden gideceğini söyledi.

Türkiye’de doğduğunu, düşünce yapısının Türk olduğunu ancak Kazakistan’a gittiğinde çok duygulandığını anlatan Kök, “Ata topraklarım, bir yere gittiğiniz zaman toprağını öperseniz ya o duyguyu hissettim. Kazak kültürünü Türkiye’de yaşatmaya çalışıyoruz.” dedi.
Kök, hem Kazakistan hem de Türkiye’nin kendi vatanı olduğunu ama duygusal olarak kendini Türkiye’ye ait hissettiğini söyledi.

– “HEPİMİZİN MUSTAFA AĞABEYI”
Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Adem Yeloğlu ise Mustafa Kök’ün sadece sınıf arkadaşlarının değil, kendisinin de ağabeyi olduğunu söyledi.
Kök’ün ilk günden bu yana derslerine ilgili olduğunu vurgulayan Yeloğlu, “Derslerine çok ilgili biri, devamlı öne oturur, bütün kaynakları, defteri, kitabı tamdır. Tüm sorumluluklarını yerine getirir.” dedi.
Sınıf arkadaşı Durmuş Erdiç ise Kök’ün her konuda kendilerine destek olduğunu anlattı.
“Teknolojiyi iyilik ve faydaya dönüştürecek çalışmalar gerçekleştiriyoruz”
Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Türkiye’ye Değer anlayışımız kapsamında, teknolojiyi iyilik ve faydaya dönüştürecek çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Günışığı projemiz için mühendislerimizin geliştirdiği TahtApp uygulamasını kullanan Eyüp Kaan’ın karne heyecanına ortak olmaktan mutluluk duyuyoruz. Türk Telekom olarak, geleceği iyileştiren teknoloji yaklaşımımızla Türkiye’ye değer katmaya devam edeceğiz” dedi.

Türk Telekom, teknolojinin ve dijitalleşmenin sunduğu imkânları eğitime entegre ederek fırsat eşitliğini kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile yaygınlaştırıyor. Türk Telekom’un Engelsiz Yaşama Derneği (EyDer) ile hayata geçirdiği Günışığı Projesi, az gören çocukların erken müdahale ile görme yetilerini artırmalarını ve engelsiz akranları ile birlikte aynı sınıflarda eğitim almasını sağlıyor. Günışığı Projesi kapsamında Türk Telekom Ar-Ge ekibi tarafından geliştirilen TahtApp uygulaması ile az gören çocuklar sınıf tahtasında yer alan içerikleri bir kamera ile algılayarak, tabletlerinde gerçek zamanlı görebiliyor.
14 ilde 50 okulda kaynaştırma sınıflarına kurulan TahtApp uygulaması ile öğrenciler, dersi dinleyip eş zamanlı tahtayı tabletten takip edebiliyor.
“Türkiye’ye değer katıyoruz”
Bir buçuk aylıkken az gören tanısı konan, Pendik Orhangazi Ortaokulu öğrencilerinden Günışığı çocuğu Eyüp Kaan Ekinci’nin, 2024 yılı Ocak ayında tanıştığı TahtApp uygulaması ile derslere katılımı artarken, geçen yıllara göre yükselen başarısı dikkat çekiyor. Takdir alarak başarısını belgeleyen Ekinci’ye karnesini veren Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Türk Telekom olarak, geleceği yeni nesil teknolojilerle şekillendirirken, temas ettiğimiz herkesi ‘değerli hissettirme’ vizyonu ile ilerliyoruz. Türk Telekom Ar-Ge ekibi tarafından geliştirilen TahtApp uygulaması ile, az gören çocukların, sınıfın fiziksel ortamından ve aydınlatmadan bağımsız şekilde tahtada yazılanları tablete aktararak sınıf arkadaşları ile bir arada eğitim alabilmesine olanak sağlıyoruz. Türk Telekom olarak, geleceği iyileştiren teknoloji yaklaşımımızla ‘Türkiye’ye Değer’ çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.
TahtApp uygulaması takdir getirdi
Karnesini Türk Telekom CEO’su Ümit Önal’dan alan Eyüp Kaan Ekici duygularını şöyle ifade etti, “Bu proje benim okul hayatımda büyük bir fark yarattı. Arkadaşlarımla eş zamanlı dersleri takip etme olanağım oluyor. Bu proje ile başarım da katlandı. Bize bu imkânı sağlayan Günışığı Projesi ve TahtApp uygulamasını geliştiren Türk Telekom’a çok teşekkür ediyorum.”
1.000’in üzerinde çocuğa ulaşıldı
Günışığı Projesi, total kör tanısı konan ve görme engelliler okullarında Braille alfabesiyle eğitim alan yüzde 1 ile 10 arasında ışık algısı olan çocukların; erken müdahale eğitimi alarak eğitimlerine engelsiz akranları ile aynı şekilde, aynı okul ve sınıflarda, kaynaştırma modeli ile devam etmelerini hedefliyor. Günışığı Projesi kapsamında 14 ilde ve 50 okuldaki kaynaştırma sınıflarına kurulan TahtApp ile, okuma ve ışık algılamada farklılıkları olan Günışığı çocuklarının sınıfta ders takibini kolaylaştırarak derslerden eşit şekilde faydalanmaları sağlanıyor. 2014 yılında başlayan Günışığı Projesi ile Türk Telekom, az gören çocukların ‘erken müdahale eğitimi’ almalarına destek oluyor, toplumsal hayata eşit koşullarda katılmalarını kolaylaştırıyor. Günışığı Projesi sayesinde bugüne kadar 81 ilden az gören 1000’in üzerinde çocuk engelsiz arkadaşlarıyla aynı okullarda eğitim görme şansı elde etti. Projenin 2018 senesinde hayata geçirilen ‘’Okulumda Günışığı’’ ayağı ile de Günışığı çocuklarının eğitim gördüğü okullardaki eğitimcilerin az gören eğitimi hakkında bilgilendirilmesi sağlandı ve 2018 yılından itibaren 6000 eğitimciye farkındalık semineri verildi.
]]>1 milyonun üzerinde öğretmenimiz, 75 binin üzerinde okulumuz var. Yapılan iyi şeyler hiç gündeme gelmiyor. Öğretmenlerin emeklerinin, fedakârlıkların takdiri kimse tarafından yapılmıyor. Bu kadar büyük aile içinde cımbızla çekilerek bir iki küçük haber gündeme getiriliyor. İyi niyetli olan kişilerin doğrudan, anında paylaşılsa bizimle gerekli tedbirleri zaten alırız. Bu tür bilgi eline geçen kimselere il müdürümüz, ilçe müdürümüz, bakanlığımızın basın müşavirliğine ulaştığında problemi çözecek durumdayız. Bu hale gelince yanlış sonuçlara vesile oluyor. Geçen hafta bir öğretmenimiz linç edildi. Olayın detaylarını paylaşmadık. Öğretmenimiz dönem boyunca, bahse konu olan öğrencimizle ilgili anne şefkatiyle yaklaşmış. Öğrencisiyle mezun töreninde. Velilerle görüştük. Bir anda kamuoyunda bir şekilde gündeme getirildi ve öğretmenimiz linç edildi. Yazık değil mi bu öğretmene. Bizi eleştirin tamam da öğretmen arkadaşlarımızın ne günahı var. 180 iş günü boyunca bu insanlar fedakâr bir biçimde sizin, bizim veliler olarak evde ilgilenemediğimiz çocuklarla ilgileniyorlar. Basit bir olay yüzünden… Bütün öğretmen arkadaşlarımızın hukukunu korumak adına biraz daha hassas davranalım. Biz çözmediysek bizi eleştirsinler ama o arkadaşlarımızın emeklerinin heba oldu. Şimdi okul müdürümüz gayet mantıklı başlangıç yapmış. Velilere ‘mezuniyet programı yapıyoruz, öğrencilerle beraber kimler katılacak?’ diye sormuş. Katılım listesi almış. Listede olmayan kişilere ‘yer kalırsa sizi alırız’ diye başlayan tartışma başka boyuta evriliyor. Ekranlara, sosyal medyaya düşen olumsuz görüntüler çıkıyor. Öğretmen arkadaşlarım adına üzüldüm. Zaten olay da kısa zamanda çözülmüştür.
“ÖĞRETMENLERİ ZAN ALTINDA BIRAKMAYIN”
Öğretmenimizin süreç içinde çalışmalar gündem olmuyor. 76 bin okulun içinden bir tanesinde olan olay bütün kitleyi zan altında bırakacak hale getiriliyor. Ben kamuoyunda olumlu şeylerin paylaşılmasını, olumsuz şeyleri bizimle paylaşmalarını istiyorum. Orada ilçe ve il müdürümüz anında müdahale etmiş, problem çözülmüş zaten. Okul müdürümüz başlangıçta kontrolü kaybediyor. Biz de zaten gerekli incelemeleri yaptırıyoruz. İhmal varsa gereken kişiler cezalandırılır. İhmal yoksa bir sürü insan zan altında kalıyor.
EĞİTİMDE ‘MÜFREDAT’ TARTIŞMALARI
Türkiye öyle bir hale geldi ki artık her alanda kendine ait bir sistematik, çağın kriterlerine uygun parametrelere sahip ülke haline dönüştü. Biz yola çıkarken, kendimize ait, tıpkı diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi çağdaş gelişmeleri, uluslararası verileri ele alarak, kendimizin değerlerini de ele alarak uluslararası bir model üretiriz. Yaptığımız şey zaten bizim Türkiye’deki eğitim öğretimle ilgili olarak uluslararası raporlarda bize eleştirileri kaldırarak inşa süreciydi. OECD gibi raporlarda bize yönelik eleştirilerin odağında; eğitim öğretimin beceriye odaklı olmadığı için eleştiriliyorduk. Müfredatımızı revize etmemiz gerekir. Bizim sistemimizle bizim yarışabileceğimiz ülkelerin kazanım sayıları üzerinden yapılan değerlendirmelerde bizimkinin çok ağır olduğu eleştirisi vardı. Kesinlikle fazla yüklüyorduk. Bilgiyi edinmeyle ilgili kolay bir dünyada yaşıyoruz. 1980’li yıllarda lise öğrencisi iken öğretmenlerimizin ödevini yapmak için il halk kütüphanesinde beklerdik. İçeri girip ansiklopedilerden ilgili cildi bulacaktık. Başka öğrencide ise bekliyorduk. Ona ulaşıp, fotokopi alıyorduk. Bizim belki birkaç günde yaptığımız şeyi çocuklarımız 5 dakika içerisinde bilgisayrdan, cep telefonlarından bilgiye erişiyor.
“BAZI DERSLERDE ÇOĞALTTIK, BAZI DERSLERDE AZALTTIK”
1980-90’lı yıllarda yükseköğretime erişimde problem vardı. Şimdi yükseköğretime erişim de çok kolaylaştı. 8 milyonun üzerinde yükseköğretim alan öğrenci var. Açıköğretimlerle beraber. Bilgiyle ilgili kısmı azaltıp, ilerideki süreçlere bırakmak. Biz çocuklarımızın öğrenme düzeylerini uluslararası karşılaştırmalara baktığımızda ilerleyen dönemlerde daha doğru olduğu için bir kısmını çıkardık. Bilgi yükümüzü azaltmış olduk. Yaklaşık yüzde 35 oranında azalttık. Bazı derslerde yüksek oranda bazılarında daha az azaltma var. Bize ait olan değerlerin, Cumhuriyet’in, toplumu millet yapan değerlerin çocuklarımıza kazandırılması da bizden beklenen işti. Ulusal bilincini artırmamız lazım. Dolayısıyla biz uluslararası göstergeler ışığında kendi değerlerimizi içine katarak model üretmemiz lazım. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adında böyle bir modeli ortaya çıkardık. İlerleyen günlerde bilgi ve iletişim teknoloji konusunda öngördüğümüz gelişmeler olacak. Yapay zeka uygulamaların yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan gelişmeler. Şu anda 12+1 programlarımızı bu takvim içerisinde yerleşmeye çalıştırdık.
“İNKILAP DERSLERİ AZALTILIYOR MU?”
Atatürk İlkeleri İnkılap Tarihi’nin azaltıldığı iddiası. Orada hiçbir değişiklik yapmadık. Haftalık ders saatlerinde herhangi değişiklik yapmadık. ‘Saatini azalttılar’ ifadesi tabiri caizse okumadan, ezbere yapılmış eleştiri. Osmanlı, Türk tarihi kısmı zaten programlarımızın içinde var. Tekrarlanan, aynı ünite farklı sınıf gruplarında tekrarlanıyor ise. Biz kronolojide takdim tehire gittik. Şunu yapmaya çalıştık; Cumhuriyet ile Osmanlı arasında bir devamlılığın var olduğunu, bu köprüyü oluşturmaya çalıştık. Bunu da çocuklarımız tarihine, değerlerine, atalarına sahip çıksın, saygı duysun. Laiklikle ilgili eleştiriyi yapanlarla aramızdaki uzlaşmalık şurada. Laiklik tanımı konusunda o kişilerin laiklik tanımı ile benim yaptığım laiklik arasında bir farklılık var anladığım kadarıyla. Laiklik ve demokrasi ile uzun yıllar dersler anlattım üniversitelerde. Ben evrensel laiklik ilkelerine uygun davranmak istiyorum. Bahsettiğim kişiler 28 Şubat’taki laiklik tanımı yapıyordu. O kişilerle benim aynı çerçevede buluşmam mümkün değil. Uluslararası metinler, sözleşmeler nasıl laiklik yapıyorsa, bizim de tanımımız aynı şekilde. Müfredatta şu bilgi uluslararası sözleşmelerde, insan haklarını koruma mekanizmaları bağlamında şu konuyla çelişiliyor deniyorsa onu düzeltmeye hazırız.
Matematik dersinde sosyal bilimler mi anlattık? Biyolojiye sosyal bilimleri mi koyduk? Mümkün değil. Sosyal bilimlere nasıl ağırlık vermiş olabiliriz? İçeriğini farklılaştırdılar, zenginleştirdiler gibi eleştiri varsa tartışılabilir. Ama sosyal bilimler dersinin sayısını artırdılar eleştirilere katılmam mümkün değil. Haftalık çizelgelerle ilgili bir şey yapmadık. Herhangi bir dersin haftalık ders saatini artırmak ya da azaltmak, Bakanlığın insan kaynağı ihtiyacını etkiler. Bu eleştiri de kusura bakmasınlar çok tutarlı değil.
]]>İlk ve ortaöğretim kurumlarındaki 20 milyonu aşkın öğrenci ile 1,2 milyona yakın öğretmen için 2023-2024 eğitim öğretim yılının ilk ders zili 74 bin okulda 11 Eylül 2023’te çaldı.
Birinci dönem ara tatili 13-17 Kasım 2023’te, ikinci dönem ara tatili ise 8-12 Nisan’da yapıldı.
KARNELER SAAT KAÇTA VERİLECEK?
Karnelerin ise 14 Haziran Cuma günü sabah saatlerinde okullarda verilmesi bekleniyor.
Karneler, okul yönetiminin belirlediği saatler çerçevesinde 8.30 itibariyle verilmeye başlanıyor. Her okulun karne dağıtma saati birkaç saat farklılık gösterebilir.
YAZ TATİLİ BAŞLIYOR
Öğrenciler, eğitim-öğretimin yorgunluğunu yarınki son ders zilinin ardından atacak.
Ayrıca bu yıl, ortaokul öğrencilerine, ders notlarının yanında sosyal etkinliklere katılım durumlarının da işleneceği yeni tasarımlı karneler dağıtılacak.
Milli Eğitim Bakanlığı yeni tasarımlı karnelere, öğrenciye özel detaylı değerlendirmelerin titizlikle yansıtılmasını istedi.
Okul içi ve okul dışında gerçekleştirilen sosyal etkinliklerde bilimsel, kültürel, sanatsal, sportif etkinlikler ve toplum hizmeti olmak üzere 5 ana başlıkta değerlendirmeye alınan öğrenciler karnelerinde sosyal etkinlik durumlarını da görebilecek.
Öğrencilerin sosyal etkinlikleri, karnelerinde katılım, ürün ortaya koyma, performans gösterme ve derece alma şeklinde 4 ana düzeyde işlenecek.
Böylece öğrencilerin sosyal etkinliklere katılım durumları, derecelendirilmiş bir sistemle karnelere yansıtılmış olacak.
SINIFTA KALMA GERİ GELDİ
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in talimatıyla bakanlık, bu yıl eğitim-öğretim sürecinde hem öğretmen hem de öğrenciler için bir dizi değişikliğe gitti.
Mevzuat düzenlemeleriyle liselerde devamsızlık koşulları yeniden düzenlendi, sınıf tekrarı yeniden uygulamaya konuldu ve açık öğretime geçişler zorlaştırıldı. Ayrıca, öğrencilerin 50 ortalama ile sınıf geçebilmesine yönelik uygulamaya kademeli uygulanmak üzere son verildi.
Bu yıl ilk defa yeni ders ortalaması 50 olan öğrencilerden en fazla 3 dersten başarısız olanlar, sorumlu olarak bir üst sınıfa geçebilecek. Yönetmeliğe göre, 9’uncu sınıflarda 4 ders ve üzeri zayıfı olan öğrenciler, artık sınıf tekrarı yapacak.
Ayrıca sınıf geçmede Türkçe baraj puanı 70’e çıkarıldı.
Velilerin okul müdürü ve öğretmen görüşmelerini dijital ortama taşıyan veli randevu sistemi hayata geçirildi.
Milli Eğitim Bakanlığınca, yeni eğitim öğretim döneminde ortaokul ve liselerde Türk sosyal hayatında aile, liselerde adabımuaşeret, ortaokullarda görgü kuralları ve nezaket gibi farklı seçmeli dersler ilk kez yer aldı.
ÖĞRENCİLER ORTAK YAZILI SINAVLARLA TANIŞTI
Bakanlık tarafından ilk kez yayımlanan çatı yönetmelik ile okullarda yapılan sınavlara ilişkin yeni düzenlemeler bu eğitim öğretim yılında hayata geçirildi. MEB Ölçme ve Değerlendirme Yönetmeliği ile okullarda birden fazla öğretmen tarafından okutulan derslerin tüm sınavlarının ortak yazılı olarak yapılması hükmü yer aldı.
Okullarda sınav haftası uygulamasına geçilen eğitim öğretim yılında Türkçe, Türk dili ve edebiyatı ile yabancı dil dersleri sınavlarının 4 dil becerisini ölçecek şekilde yapılması hayata geçirildi.
Ayrıca okullarda öğrencilerin okul içinde ve sınıflarda derslerini aksatacak şekilde cep telefonu kullanmaları ve bu türden cihazlarla sınıflara girilmemesi konusunda önlemler alındı.
Şehit, gazi yakını ve koruma altına alınan çocukların kanuni hakları gereği özel okullara ücretsiz erişimini kolaylaştırmak amacıyla, merkezi yerleştirme yapılması kararı alındı.
Gelecek eğitim öğretim yılından itibaren tüm özel okulların derslerde Bakanlık onaylı ücretsiz ders kitaplarını okutması zorunlu olacak.
SON HAFTA YIL SONU FAALİYET HAFTASI İLAN EDİLDİ
İlk kez eğitim öğretim dönemlerinin son haftası, öğrencilerin keyifli ve öğretici bir hafta geçirmeleri, sanatsal, kültürel, sportif ve bilimsel faaliyetlere katılmasının teşvik edilmesi için yıl sonu faaliyet haftası düzenlenmesi kararı alındı.
Öğrenciler, Bakanlığın önerdiği faaliyetler kapsamında yeni müfredatta da bulunan beceri temelli uygulamaları eğlenerek deneyimliyor.
YENİ EĞİTİM ÖĞRETİM YILI YENİ MÜFREDATLA BAŞLAYACAK
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında hazırlanan yeni müfredat 2024-2025 eğitim öğretim yılının başlamasından itibaren okul öncesi, ilkokul 1. sınıf, ortaokul 5. sınıf ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanacak.
Yeni programların hazırlanması aşamasında görev alan akademisyenler ve alan uzmanlarınca öğretmenlere yönelik başlatılan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli eğitici eğitimi kursları”nın başlatılmasının ardından eylül ayında öğretmenlerin mesleki çalışma döneminde, 720 bin öğretmenin müfredat eğitimi alması sağlanacak.
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in talimatıyla Bakanlık, bu yıl eğitim öğretim süreçlerinde bir dizi değişikliğe gitti.
Mevzuat düzenlemeleriyle liselerde devamsızlık koşulları yeniden düzenlendi, sınıf tekrarı yeniden uygulamaya konuldu ve açık öğretime geçişler zorlaştırıldı. Ayrıca, öğrencilerin 50 ortalama ile sınıf geçebilmesine yönelik uygulamaya kademeli uygulanmak üzere son verildi.
TÜRKÇE BARAJ PUANI 70’E ÇIKARILDI
Bu yıl ilk defa yeni ders ortalaması 50 olan öğrencilerden en fazla 3 dersten başarısız olanlar, sorumlu olarak bir üst sınıfa geçebilecek. Yönetmeliğe göre, 9’uncu sınıflarda 4 ders ve üzeri zayıfı olan öğrenciler, artık sınıf tekrarı yapacak. Ayrıca sınıf geçmede Türkçe baraj puanın 70’e çıkarıldı.
Bu kapsamda bu yıl liseye başlayan 9’uncu sınıf öğrencilerine yeni yönetmelik hükümleri uygulandı, diğer sınıflar için eski uygulama sürecek. Özürsüz yapılan her bir devamsızlık günü için öğrencilerin, 1 saat fazla sosyal sorumluluk çalışması yapmasına dönük uygulama hayata geçirildi.
Öte yandan, liselerdeki sınavlar, ilk kez bu eğitim öğretim döneminden itibaren artık sadece yazılı yoklama şeklinde yapılmaya başlandı. 6698 sayılı kanunda yer verilen, kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesini mümkün kılan durumlar dışında öğrencilere ait kişisel veriler veli, vasi veya ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenememesine ilişkin hüküm de yürürlüğe girdi.
GELENEKSEL OYUNLAR, OKUL BAHÇELERİNDE YENİDEN HAYAT BULUYOR
Okul bahçelerinin yeniden geleneksel oyunların oynandığı, öğrencilerin birbirleriyle sosyalleştiği mekanlar haline getirilmesine dönük uygulamalar hayata geçirildi. 100 geleneksel çocuk oyununun nasıl oynandığını içeren “Yüz Yüze 100 Çocuk Oyunu” adlı kılavuz kitap ve bu oyunlara ilişkin videolar hazırlandı.
İl/ilçe millî eğitim müdürlüklerince “28 Mayıs Dünya Oyun Oynama Günü” kapsamında Mayıs ayının son haftasında “Geleneksel Çocuk Oyunları Şenlikleri”nin düzenlenmesi, öğrencilerin şenliklere katılımlarının teşvik edilmesi amacıyla Valiliklere resmi yazıyla bilgilendirme yapıldı.
Okul bahçeleri yeniden düzenlenerek geleneksel çocuk oyunlarının oynanabileceği alanlara dönüştürüldü. Böylece öğrencilerin sosyalleşmesi, ekran bağımlılığının azalması ve obezite ile mücadele edilmesi hedeflendi.
Ayrıca öğrencilerin sağlığı için ilkokullarda öğrencilere kültürfizik hareketleri yaptırılmasına yönelik düzenlemeler yapıldı. Bu kapsamda temel eğitim kurumlarında öğrenciler önce kültürfizik hareketleri yapıyor daha sonra derse başlıyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışını 104. yıl dönümünde 81 ilden gelen 115 çocukla, 1. TBMM binasında “23 Nisan Özel Oturumu” gerçekleştirildi. İki oturumdan oluşan bu etkinliğin birinci oturumu 23 Nisan 1920’yi canlandırırken ikinci oturumu ise Malazgirt Meydan Muharebesi ile Anadolu’nun Türk Yurdu oluşunun bininci yılı Türkiye’sini çocukların gözünden yansıtmaya çalışıldı.
Temel eğitim sistemini sınav değil, süreç odaklı bir öğrenme dönemi haline getirmek için pek çok adım atan Milli Eğitim Bakanlığı, sınıf tekrarı ve devamsızlık affı, açık liselere geçişi sınırlandırmak amacıyla yaptığı düzenlemelerle çocukların yerinin okul olduğunu altını çizen birçok uygulamaya imza attı.
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in talimatıyla, sosyal ve kültürel etkinlikler yoluyla öğrencilerin dilin zenginliklerini tanımasını ve kültür taşıyıcısı olan sözcüklerle buluşmalarını sağlamak amacıyla okul öncesinden liseye tüm sınıf kademelerinde uygulanmak üzere “Dilimizin Zenginlikleri Projesi” başlatıldı.
OKULLARDA SINAV HAFTASI UYGULAMASI İLK KEZ YAPILDI
Bakanlık tarafından ilk kez yayımlanan çatı bir yönetmelik ile okullarda yapılan sınavlara ilişkin yeni düzenlemeler bu yıl hayata geçirildi. MEB Ölçme ve Değerlendirme Yönetmeliği ile okullarda birden fazla öğretmen tarafından okutulan derslerin tüm sınavlarının “ortak yazılı” olarak yapılması hükmü yer aldı.
Okullarda öğretmenler tarafından yapılacak yazılı sınavlarda açık uçlu ve kısa cevaplı soruların kullanılması, ortak yazılı sınavların yapılması, sınav haftası uygulamasına geçilmesi, Türkçe, Türk dili ve edebiyatı ile yabancı dil derslerinin sınavlarının 4 dil becerisini ölçecek şekilde yapılması gibi pek çok yenilik yeni dönemle birlikte hayata geçirildi.
ORTAK SINAVLARDA AÇIK UÇLU SORU DÖNEMİ
Millî Eğitim Bakanlığınca öğrencilerin gelişimini takip etmek, müfredatın işlenmesinde okullar arasında bütünlük sağlamak ve uygulama birliği oluşturmak amacıyla ülke geneli ortak sınavlarda ilk kez öğrencilerin cevapları kendi cümleleriyle yazacakları açık uçlu ve kısa cevaplı sorular kullanıldı.
DERSLERDE CEP TELEFONLARINA SINIRLANDIRMA
Ayrıca okullarda öğrencilerin okul içinde ve sınıflarda derslerini aksatacak şekilde cep telefonu kullanmaları ve bu türden cihazlarla sınıflara girilmemesi konusunda önlemler alındı. Böylece öğrencilerin telefonla derse girmelerini ve fotoğraf, görüntü, seslerin izinsiz olarak sosyal medyada paylaşılmasını sınırlayan karar hayata geçirildi.
Millî Eğitim Bakanlığınca uygulanan Türkçe Dört Beceri Sınavı, Avrupa Dil Testi Uygulayıcıları Birliği (ALTE) tarafından tescillendi ve uluslararası geçerlik belgesi aldı.
Şehit, gazi yakını ve koruma altına alınan çocukların kanuni hakları gereği özel okullara ücretsiz erişimini kolaylaştırmak amacıyla, merkezi yerleştirme yapılması kararı alındı. Gelecek eğitim öğretim yılından itibaren tüm özel okulların derslerde Bakanlık onaylı ücretsiz ders kitaplarının okutması zorunlu olması kararı alındı.
MEB, lise öğrencilerine derslerinin yanında “beceri kazandıracak kurs” dönemini başlattı. Öğrencilere, becerilerini geliştirmeleri için halk eğitim merkezlerinde çok sayıda kurs, BTK’nin açtığı kurslar ile meslek liselerinde uygulama eğitimlerinin verileceği kurslar olmak üzere üç alternatif sunuldu. Lise öğrenimi boyunca yüz yüze ya da uzaktan eğitim yöntemleriyle kursları tamamlayan öğrencilerin sertifikaları ile 40 saatlik sosyal sorumluluk programlarında yaptıkları uygulamalar, e-Portfolyalarına işlenecek.
MERDİVEN ALTI KURSLARA CEZA
Bakanlık tarafından “merdiven altı” faaliyet gösterdiği belirlenen ruhsatsız kurslar kapatıldı, bu yerlere kesilen ceza tutarı 80 milyon lirayı buldu.
ÖSYM VE MEB YKS İÇİN ORTAK ÇALIŞMAYA BAŞLADI
Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) için hazırlanacak sorularda, ÖSYM ve Bakanlıkta görevli alan uzmanlarının birlikte çalışma programı hayata geçirildi. Sınavlara hazırlıkta öğrencilerin ders kitaplarını ana kaynak olarak kullanması tavsiye edildi.
EV ÖDEVİ YERİNE SANATSAL, KÜLTÜREL, SPORTİF VE BİLİMSEL FAALİYETLERE TEŞVİK
Millî Eğitim Bakanlığınca yarıyıl tatilinde test çözme, özet çıkarma gibi öğrenciyi tek bir alana yönlendiren ev ödevlerinin verilmemesi kararlaştırıldı. Ev ödevi yerine öğrencilerin, sanatsal, kültürel, sportif ve bilimsel faaliyetlere katılmalarının teşvik edilmesini isteyen Bakanlık, ayrıca öğrencilerin yaşlarına uygun şekilde aileleriyle yapabilecekleri etkinliklerle kaliteli zaman geçirmelerine yönelik etkileşimli dijital rehber kitaplar hazırladı.
20 BİN SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMEN ALIMI İÇİN SÜREÇ BAŞLADI
20 bin sözleşmeli öğretmen ataması yapılacak. Bakanlık öğretmen atamalarında “KPSS yüzde 50, sözlü sınav yüzde 50” ağırlıklı sisteme geçiş için yeni düzenleme yaptı. Bu kapsamda objektif kriterlerle sözlü sınavların yapılması için yazılı sınavlardaki uygulamaya benzer sıkı önlemler hayata geçirilecek. Yeni düzenleme ile yapılacak sözlü sınavlar, 1 Temmuz’dan itibaren gerçekleştirilecek.
VELİ RANDEVU SİSTEMİ HAYATA GEÇİRİLDİ
Velilerin okul müdürü ve öğretmen görüşmelerini dijital ortama taşıyan “veli randevu sistemi” hayata geçirildi.
Okul ve eğitim kurumlarının kullanacağı yerli ve millî e-posta sistemi geliştirildi. Böylece, TÜBİTAK işbirliğinde hayata geçirilen kullanıcı dostu yeni sistem ile veri güvenliği ve kamu tasarrufu sağlandı.
Bakanlıkça, görevleri sırasında veya görevleri nedeniyle şiddete maruz kalan başta öğretmenler olmak üzere bütün eğitim çalışanlarına il hukuk hizmetleri birimlerince hukuki yardımda bulunulacak.
SOSYAL ETKİNLİK İÇERİKLİ YENİ KARNELER DAĞITILACAK
Ortaokul öğrencilerine, ders notlarının yanında sosyal etkinliklere katılım durumlarının da işleneceği yeni tasarımlı karneler dağıtılması kararı alındı.
Sosyal etkinlikler, karnelerde “katılım”, “ürün ortaya koyma”, “performans gösterme” ve “derece alma” olmak üzere 4 ana düzeyde işlenecek.
EĞİTİMDE EN ÖNEMLİ GÜNDEM MADDESİ MÜFREDAT
Bakan Tekin’in göreve gelmesiyle birlikte talimatını verdiği yeni müfredat, eğitim dünyasında en çok gündem oluşturan konu oldu.
Ana hedefi eylemlerden değerlere, değerlerden erdemli insana, erdemli insandan ise nihai hedef olan “Huzurlu Aile ve Toplum” ile “Yaşanabilir Çevrede Huzurlu İnsan”a ulaşma olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının onay sürecinden sonra Bakan Yusuf Tekin tarafından onaylandı.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında hazırlanan yeni müfredat, 2024-2025 eğitim öğretim yılının başlayacağı 9 Eylül 2024’ten itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanacak. Yeni programların hazırlanması aşamasında görev alan akademisyenler ve alan uzmanlarınca öğretmenlere yönelik “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli eğitici eğitimi kursları” başlatıldı. Bu kapsamda yürütülen çalışmalarla müfredat değişikliklerine yönelik yaklaşık 720 bin öğretmene eğitim verilecek.
Millî Eğitim Bakanlığınca, yeni eğitim öğretim döneminde Türk sosyal hayatında aile, adabımuaşeret, nezaket kuralları gibi seçmeli dersler de ilk kez yer aldı.
MESLEKİ EĞİTİME YÖNELİK YENİLİKLER
Mesleki eğitimdeki işletmelerin “iş sağlığı ve güvenliği” açısından yeniden değerlendirilmesini, şartları uygun olmayanlarla sözleşmelerin feshedilerek öğrenci gönderilmemesi istendi.
MEB, meslek liseliler için “istihdam odaklı” yeni programını açıkladı. Türkiye’nin her bölgesinde eğitim alan meslek liselilerin istihdamının kolaylaştırılması için “bölge”, “ihtisas”, “sektör içi” ve “sektöre entegre” olmak üzere 4 yeni okul programının hayata geçirilmesini kararlaştırıldı.
Ortaokul 7. sınıftan itibaren öğrencilerin temel meslek becerilerini keşfetmeleri amacıyla bu yaz tatilinde 10 ilde ve 196 okulda pilot olarak “zanaat atölyeleri” kursları açılması kararlaştırıldı. Uygulama ile meslek liselerinin kapıları, ilk kez ortaokul kademesindeki öğrenciler için de açık tutulmuş olacak.
Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi hazırlandı. Bakan Tekin, belge ile “Herkesin bir mesleği olmalı.” anlayışını düstur edinerek, sektör işbirlikleriyle mesleki eğitime erişimi ve kaliteyi artırmayı, öğrencileri hayata ve istihdama hazırlayarak ülkenin kalkınmasına ve refahına katkı sunmayı hedeflediklerini bildirdi.
SON HAFTA FAALİYET HAFTASI İLAN EDİLDİ
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in talimatıyla bu yıl ilk kez eğitim öğretim dönemlerinin son haftasının öğrencilerin keyifli ve öğretici bir hafta geçirmeleri, sanatsal, kültürel, sportif ve bilimsel faaliyetlere katılmasının teşvik edilmesi için “dönem sonu faaliyet haftası” düzenlenmesi kararı alındı.
ÖĞRETMENLER ODASI BULUŞMALARI
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, öğretmenlere verdiği değerin bir yansıması olarak her ayın ilk cumartesi günü farklı şehirlerde öğretmenlerle bir araya gelerek Öğretmenler Odası Buluşmaları adı altında istişareler gerçekleştiriyor. Bakan Tekin, göreve geldiğinden bugüne dek 15 bini aşkın öğretmenle bir araya geldi. Ayrıca Bakan Yusuf Tekin’in başkanlığında 35 ilde il eğitim değerlendirme toplantısı yapılarak eğitim öğretim süreçlerine ilişkin bilgi alışverişinde bulunuldu.
TÜRKİYE’NİN İLK GÜZEL SANATLAR MÜZİK İLKOKULU VE ORTAOKULU AÇILDI
Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesinde açılan Türkiye’nin ilk güzel sanatlar müzik ilkokulu ve ortaokuluna müzik yeteneğine göre öğrenci kabulü başladı. Söz konusu okullarda uygulanan program ile birlikte güzel sanatlar içerisinde yer alan Türk Müziği alanında da eğitim verilerek Türk müziğinde nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi amaçlanıyor.
ORTAOKUL ÖĞRENCİLERİ İÇİN İLK KEZ ZANAAT OKULU AÇILACAK
Millî Eğitim Bakanlığı, temel meslek becerilerini keşfetmek isteyen ortaokul öğrencileri için bu yaz tatilinde “zanaat atölyeleri” olarak adlandırılan kurslar açacak. Uygulama ile meslek liselerinin kapıları, ilk kez ortaokul kademesindeki öğrenciler için de açık tutulmuş olacak.
]]>Öğrencilerin vakit kaybı yaşamamaları için başvurudan önce sınava giriş belgesini ibraz ederek ebeveyni ile müracaat etmesi gerekiyor.
1 MİLYON 38 BİN ADAY YARIŞACAK
Millî Eğitim Bakanlığınca 2 Haziran’daki Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında yapılacak merkezi sınava bu yıl 1 milyon 38 bin 192 öğrenci başvuruda bulundu. Sınav, 973 yurt içi sınav merkezinde 3 bin 891 okulda 62 bin 663 salonda, yurt dışında ise 11 sınav merkezi ve 11 okuldaki 35 salonda yapılacak.
SINAVIN KAPSAMINDA DEĞİŞİKLİK YOK
Sınavda içerik, sınav süreleri ve soruların dağılımında değişiklik olmayacak, aynı içerikle sınav yapılacak. Geçen yıl deprem nedeniyle sadece birinci dönem konularından soru sorulmuştu.
Bu yıl 8. sınıf sınav tarihine göre işlenen tüm konular sınav kapsamında olacak. Merkezî sınavın birinci oturumu 09.30 ve ikinci oturum 11.30’da başlayacak. İki oturum hâlinde uygulanacak sınavda çoktan seçmeli 90 soru sorulacak ve oturumlar aynı gün tamamlanacak.
Sınavın birinci oturumu, 50 soruluk sözel alandan oluşup süresi 75 dakika olacak. 40 soruluk sayısal alandan oluşan ikinci oturum ise 80 dakika sürecek. Birinci oturumda, 8’inci sınıf Türkçe, T.C. inkılap tarihi ve Atatürkçülük, din kültürü ve ahlak bilgisi ile yabancı dil; ikinci oturumda ise matematik ve fen bilimleri derslerinden sorular sorulacak.
SINAVDA 8. SINIF ÖĞRETİM PROGRAMLARI ESAS ALINDI
Sınavda, 8. sınıf öğretim programları esas alınırken sınav soruları, ilgili dersin öğretim programları doğrultusunda hazırlanan ders kitaplarında yer alan konu, kazanım, etkinlik ve sorular doğrultusunda hazırlandı. Öğrencinin okula devamı, derse aktif katılımı ve ders kitaplarında yer alan soru ve etkinlikleri anlayarak yapmış olmaları, sınavda istedikleri sonucu almalarını kolaylaştıracak.
Geçen senelerde olduğu gibi bu sene de sınava hazırlık yapan öğrencilerin sınava daha iyi hazırlanmalarını desteklemek için örnek sorular yayımlandı. Hazırlanan örnek soru paketlerinde her dersten sorular ve bu soruların örnek çözüm videoları yer aldı. Örnek sorulara Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğünün internet sayfası “odsgm.meb.gov.tr” üzerinden ulaşılabiliyor.
Öğrenciler, fotoğraflı giriş belgeleri ve geçerli kimlik belgeleri ile alınacak
LGS merkezî sınavına katılacak öğrencilerin fotoğraflı sınav giriş belgeleri, 24 Mayıs’tan itibaren elektronik ortamda okul müdürlüklerince onaylanarak öğrencilere teslim edilmeye başlandı.
Sınav giriş belgesinde öğrencinin kimlik bilgileri ile sınava gireceği sınav merkezi, bina, salon ve sıra bilgileri yer alırken öğrenciler sınava fotoğraflı giriş belgeleri ve geçerli kimlik belgeleri ile kabul edilecek.
Sonuçlar, 28 Haziran’da açıklanacak
Sınav sonuçları 28 Haziran’da açıklanacak ve aynı gün Ortaöğretime Geçiş Tercih ve Yerleştirme Kılavuzu yayımlanacak.
]]>Haber7
Maarif Platformu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat taslağını değerlendirdi. Bir öneri paketi sunan Maarif Platformu Başkanı Prof. Dr. Osman Çakmak, raporun eğitimci akademisyenler ve hocaların katkısıyla hazırlandığını belirtti.
PEK ÇOK KONUDA ÖNEMLİ KAZANIMLARA SAHİP GÖRÜNÜYOR
Müfredat programlarında pek çok konuda önemli kazanımlar elde edileceğini vurgulayan Osman Çakmak, “Bir senedir yapılan güncellemelerle beraber müfredat programlarının geldiği nokta; bizim değerlerimizi vurgulama, yetkin ve erdemli insan yetiştirme, materyalist felsefenin azaltılması gibi daha pek çok konuda önemli kazanımlara sahip görünüyor. ‘Yetkin ve Erdemli Birey’ sloganıyla kaleme alınan öğretim programları perspektifinde, evrensel bilim kadar milli ve yerli içeriğe de yer verilmeye çalışılmaktadır.” dedi.
EKSİKLER GİDERİLDİĞİNDE DAHA İYİ SEVİYEDE OLACAK
Müfredat taslağının önceki dönemlere göre daha iyi seviyede olduğunu, görüş ve önerilerin dikkate alınmasıyla daha iyi bir duruma geleceğini kaydeden Çakmak, “Programlar bu şekilde geçse bile bütün önceki programların hepsinden daha iyi bir seviyede olacağı söylenebilir. Askı sonrası gelen tekliflerle bir kısım eksikliklerin giderilme fırsatı var. Zaten askıya alınmasının da amacı eksiklikleri görmek ve gidermek. Bu sebeple platformu olarak gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ancak verilen askı süresinin yetersiz olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu.
DERS KİTAPLARI MENFAATÇİ VE MATERYALİST ANLAYIŞTAN KURTARILMALI
Ders kitaplarında öğrenciye materyalist bakış açısı yerine ideal ve kültür anlayışının kazandırılması gerektiğini belirten Çakmak, şu ifadelerde bulundu:
“Bu iman ve aşkı sağlamak için müfredatlarda yapılması gereken şudur: Öncelikle ders kitaplarının dünyevilik/menfaat ve materyalist anlayışın baskısından/işgalinden kurtaracak çabaların içine girilmesidir; kitaplara öğrenciye ideal/kültür aşılayacak şekilde muhteva kazandırılmasıdır.”
KAİNAT KİTABININ DOĞRU OKUNMASI ÇEVRECİLİK ŞUURUNU GELİŞTİRECEKTİR
Bilim ile dinin ayrı düşünülemeyeceğini, kainat kitabının doğru okunmasıyla çevrecilik ve canlılara değer verme şuurunun gelişeceğini belirten Çakmak, “Kainat kitabının doğru okunması, ekolojik dengenin korunması-çevrecilik, canlılara değer verme ve onları koruma şuurunun gelişmesini de teşvik edecektir.” ifadelerini kullandı.
“MUHTEŞEM DÜZEN ÖĞRENCİLERİN MERAKINI DAHA DA ARTIRIR”
Tabiattaki muhteşem düzeni keşfeden öğrencilerin öğrenmeye açlığı ve merakının artacağını kaydeden Çakmak, şu ifadelerde bulundu:
“İnsanın doğru ahlâki ve insani değerleri bulmasının en kestirme bir yolu tabiat kitabının okuru haline gelmesidir. İnsan çevresinde cereyan eden olayları; muhteşem düzeni ve harika tasarımlar, ilahi nimetleri ve ahlâki güzellikleri ve değerleri derinliğine fark ettikçe hayret duyguları içinde kalacak; öğrenmeye karşı açlığı ve merakı daha da artacaktır. Tabiattaki ahlâki gerçekler ruh aynasında kendisini göstermeye başlayacaktır. Doğadaki hassas mekanizmaları ve düzeni ileri düzeyde fark eden insanda takdir, tefekkür, hürmet, şefkat/merhamet ve şükür duyguları gelişecektir. Asıl değer ve ahlak merkezli müfredat yapmanın en kestirme ve kolay yolu budur.“
MÜFREDATIN ÖNÜNDEKİ ENGEL: ÖSYM SINAV YAPISI
Çakmak, müfredatların hayata geçmesinin ve öğretmenin işin icra etmenin önünde en büyük bir engelin adına ‘paralel müfredat’ olduğunu söyledi. Parelal Müfredatın ne olduğunu ve nasıl engellediğini ise şu şekilde açıkladı:
“ÖSYM’nin oluşturduğu merkezi sınav yapısı, eğitimi, merkezi sınavların altında bırakmaktadır. becerileri ve meziyetleri, analitik düşünceyi, yorumlama gücünü ve üretkenliği değerlendiren bitirme sınavlarını geri getirmedikçe, sınıf geçmeyi zorlaştırmadıkça ve özellikle zorunlu lise eğitimini kaldırmadıkça yeni müfredatın hayata geçmesi güçleşecektir.”
LİSELER MİSYONSUZLUKTAN KURTARILMALI, ZORUNLU OLMAKTAN ÇIKARILMALI
Liselerin zorunlu olmaktan çıkarılması gerektiğini belirten Çakmak, şöyle konuştu:
“Bunun için de ilk iş olarak, geniş katılımlı istişarelerle lise mezununda olması gereken bilgi ve beceriler ortaya konulmalıdır. Yani lise eğitimi, misyonsuzluktan/amaçsızlıktan kurtarılmalıdır.
Meslekleri itibarlı hale getirdiğimizde, mezunlara iş garantisi verdiğimizde zaten üniversite önünde yığılma kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Tabi ki bu arada üniversitelerimiz itibarlı ve kaliteli eğitimi ile her geçenin mezun olduğu yapı ve anlayıştan kurtarılmalıdır. Görüldüğü gibi Bakanlığın Yükseköğretim ve diğer birimlerden kopuk bir şekilde sadece müfredat çalışmaları ile mevcut sorunlara çözüm bulunması zordur. Lise ve mesleki eğitimi yapılandırırken bürokratlar yanında iş dünyasının da temsilcileri bir araya gelmeli. İlkokuldan üniversiteye eğitim bir bütün olarak ele alınmalıdır. Kontenjanlar ülkenin ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir.”
MÜFREDAT YETMEZ, İYİ ÖĞRETMENLER DE YETİŞTİRİLMELİ
Platform başkanı Çakmak, MEB’in müfredat düzenlemesinin kamuoyunda bunca ilgi görmesini ise şu şekilde yorumladı:
“Halk ülkenin asli sorunun eğitim olduğunu kavramış bulunuyor. Ahlaka ve erdeme dayalı bir müfredat hayata geçirilmedikçe mesleki eğitimi diriltmedikçe piyasadaki karmaşayı, ahlaki çürümüşlüğü bertaraf etmek mümkün değil. Hazırladığımız rapor, sadece müfredat taslağının eksikliklerini göstermekle kalmıyor; aynı zamanda onun hayata geçmesinin önündeki ciddi engelleri de gösteriyor. Öncelikle öğretmen yetiştirme meselesine dikkat çekilmektedir. Çünkü iyi aletler ustaların elinde işe yaramaktadır.”
“AĞIR SANAYİ, AĞIR KÜLTÜR İSTER”
“Müfredatın yoğun olarak tartışıldığı şu günlerde asıl gündeme getirmemiz gereken konu nedir?” sorusuna ise Osman Çakmak şöyle cevap verdi:
“Sezai Karakoç’un ‘Ağır sanayi, ağır kültür ister’ sözü ile Nurettin Topçu’nun ‘Öğrenmek zekânın, yapmak ahlakın işidir.’ sözünü hatırladığımızda asıl olan eğitimden beklenenin hedefin ahlaka dayalı bir müfredat yapılanması olduğunu söyleyebiliriz.”
MÜFREDAT TEKELİ NEDENİYLE EV OKULU UYGULAMASI BİLE UYGULANAMIYOR
Çakmak, hazırladıkları raporun bir başka yönünü ise şu şekilde açıkladı:
“Çakmak Müfredat yenilemesinin gündemde olduğu şu günlerde asıl tartışılması gereken konunun gündeme gelmediğini belirtti. “Asıl çözüm yolunu müfredat tekelinin kaldırılmasında görüyorum. Çeşitli müfredatlara izin verilmelidir. Müfredat tekeli yüzünden ev okulu gibi uygulamalar bile yapılamıyor. Halbuki mesela ABD de ilkokula gitmeyip milyonlarca aile çocuklarını ev okulunu tercih ediyor. Ama Türkiye’de bu imkan yok. Hiçbir demokratik ülkede tek tip müfredat uygulaması yoktur. Beklentimiz, müfredatta kendi programını kendi belirleyen tercih hakkını ve kimliğini kendisi belirleyen okulların açılmasına izin verilmesidir. Bu yapıldığı takdirde ülkede gerçek anlamda eğitim halka mal olmaya başlayacaktır.”
EĞİTİMCİLERDEN MÜFREDAT ÖNERİLERİ
Maarif Platformu’nca hazırlanan öneri paketinde özetle dikkat çeken şu tavsiyeler yer aldı:
Geliştirilen yeni müfredatta, tekelci yaklaşımın tortuları temizlenmeli.
İyi bir devlet denetimine tabi; amacı, kapsamı ve uygulaması farklı olan okul türlerine izin vermeli.
Tüm okulları merkezi sınavlar bazında bazı bilgileri ele alıp değerlendiren, başarıyı buna göre ölçen yaklaşımla birlikte tamamlayıcı farklı ölçme-değerlendirme yöntemlerine yer verilmeli.
MEB, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de farklı model ve müfredata yol vermeli.
Geliştirilen yeni müfredatta yer verilen çeşitli okuryazarlık becerileri isabetli ancak sorgulayıcı eleştirel bakış ve medya okuryazarlığında yerli zihinsel süzgeçlere yer verilmeli.
MEB’in ders kitabı temin etme yaklaşımı gözden geçirilmeli, gerekirse yeniden düzenlenmeli.
İyi bir devlet denetimi dâhilinde bölgesel ihtiyaç, talep ve farklılıklara göre yer verilmemeli.
Geliştirilen yeni müfredata, mevcut derslere ek olarak, kültür ve medeniyetimize dair Osmnalıca gibi yeni dersler yer almalı.
Ehil ve liyakatli öğretmenlerin istihtamı için KPSS gibi bir sistem yerine çok boyutlu değerlendirme sistemleri hayata geçirilmeli. Bu konuda ehil ve liyakatli öğretmenlere daha fazla inisiyatif tanımalı.
Müfredat, okullardaki eğitim ve öğretimin pusulası olsa da, katı ve temel belirleyici olmamalı. Zeka ve öğrenme hızlarına bağlı olarak sağlıklı ölçme ve komisyon değerlendirmesi sonucuna, bir müfredatın öğrenme çıktılarına sahip öğrenci, üst sınıfa geçebilmeli.
MEB, ders kitabı gibi müfredat tekelini kırıp, okul, öğretmen, öğrenci ve velilere kitap ve müfredat seçebileceği alternatifli, esnek bir yapıyı tartışmalı.
Görsellere, çizimlere ve karakterlere özen gösterilmeli. Yerli ve milli isimlere yer verilmeli. Yaratıcı’yı görmezden gelen söylemlere yer verilmemeli.
Gelenek ve kültürümüzün dışındaki yaşam tarzları özendirilmemeli. Nesli yabancılaştıran kelimelere yer verilmemeli.
Müfredattaki öğrenme çıktıları, içerik ve eğitim durumları; öğrencilerin niyet, amaç, merak, sebatını esas alan, ezberden ziyade, “Ne?” sorusunun cevabından ziyade, “Neden?, Niçin ve Nasıl?” sorularının cevabına ulaştıracak şekilde tasarlanmalı.
Medeniyetimizde yer alan düşünür ve filozoflara yer verilmeli.
Batı kaynaklı felsefenin yanından medeniyetimize ait felsefelere de temas edilmeli. Müfredat Batı ürünü felsefe kalıplarına sıkıştırılmamalıdır.
Ders kitapları gibi müfredatta da, bilgi ve beceriler, ahlaki bir kapta sunularak yetkin ve erdemli bireyler yetişrilmeli. Kendi kimliğimiz ve kültürümüz ile kalkınma ve ilerleme odaklı bir zihniyet yapısı oluşturulmalı.
Yeni müfredatta, bireyin bütünsel gelişimi (zihin, beden, kalp ve ruh), finansal okuryazarlık isabetli. Bununla birlikte sıfır israf ve iktisatlı hayat prensipleri, sanat, estetik, ahlak, maneviyat gibi boyutlara da yer verilmeli.
Zengin kelime hazinesi gerektiren bir dil kullanılmalı.
Medeniyetimiz ve kültürel tarihimizle barışık olması, dahası oradan beslenmesi çok önemli. Öğrencilerde tarihi ve kültürel hafıza oluşturulması sağlanmalı. Tarihi gerçekler, kültür ve medeniyetimiz, inanç ve değerlerimizin öğretimi ile ‘aşağılık kompleksi’nin önüne geçilmeli.
Müfredatın temel savı olan ‘Yetkin ve erdemli birey’ için manevi hedef ve amaçlar ortaya konmalı. “İ‘lâ-yi Kelimetullah”, “Nizam-ı Âlem”, “Fütüvvet Ahlakı”, ve “İnsan-ı Kamil” hedefleri yeniden hatırlatılmalı.
Grafik Tasarım Yazılımlarına (İllüstratör) ve Üç Boyut (3D) programlarına, yerli ve milli içerikle donatılmış dijital eğitim oyunlarının tasarımlar.
KATKI SUNANLAR
Abdullah Eker (Dr. Öğretim Üyesi, Balıkesir Üniversitesi, Eğitim Fakültesi),
Adem Tatlı (Prof. Dr., emekli akademisyen, yazar),
Ahmet Barut (Eğitim uzmanı, öğretmen), Ali Çankırılı (pedagog, yazar),
Behçet Erol (Prof. Dr., Dicle Üniversitesi, Eğitim Fakültesi),
Burhan Akpınar (Prof. Dr., Fırat Üniversitesi, Eğitim Fakültesi),
Gürkan Ergen (Doç. Dr., 18 Mart Çanakkale Üniversitesi, Eğitim Fakültesi),
Fatih Mehmet Coşkun (Doç. Dr., Medeniyet Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Fakültesi),
İsmail Aydoğan (Prof. Dr., Kırıkkale Ünivesitesi, Eğitim Fakültesi),
Mahmut Kaplan (Prof. Dr., Edebiyatçı yazar, Beykent Üniversitesi),
Osman Çakmak (Prof. Dr., İstanbul Rumeli Üniversitesi),
Özkan Sapsağlam (Doç. Dr. Yıldız Teknik Üniversitesi, Eğitim Fakültesi),
Said Ceyhan (Doç. Dr., Bartın Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi),
Tahsin Gülhan (Eğitim Yönetim Danışmanı)
Haber7
Maarif Platformu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat taslağını değerlendirdi. Bir öneri paketi sunan Maarif Platformu Başkanı Prof. Dr. Osman Çakmak, raporun eğitimci akademisyenler ve hocaların katkısıyla hazırlandığını belirtti.
PEK ÇOK KONUDA ÖNEMLİ KAZANIMLARA SAHİP GÖRÜNÜYOR
Müfredat programlarında pek çok konuda önemli kazanımlar elde edileceğini vurgulayan Osman Çakmak, “Bir senedir yapılan güncellemelerle beraber müfredat programlarının geldiği nokta; bizim değerlerimizi vurgulama, yetkin ve erdemli insan yetiştirme, materyalist felsefenin azaltılması gibi daha pek çok konuda önemli kazanımlara sahip görünüyor. ‘Yetkin ve Erdemli Birey’ sloganıyla kaleme alınan öğretim programları perspektifinde, evrensel bilim kadar milli ve yerli içeriğe de yer verilmeye çalışılmaktadır.” dedi.
EKSİKLER GİDERİLDİĞİNDE DAHA İYİ SEVİYEDE OLACAK
Müfredat taslağının önceki dönemlere göre daha iyi seviyede olduğunu, görüş ve önerilerin dikkate alınmasıyla daha iyi bir duruma geleceğini kaydeden Çakmak, “Programlar bu şekilde geçse bile bütün önceki programların hepsinden daha iyi bir seviyede olacağı söylenebilir. Askı sonrası gelen tekliflerle bir kısım eksikliklerin giderilme fırsatı var. Zaten askıya alınmasının da amacı eksiklikleri görmek ve gidermek. Bu sebeple platformu olarak gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ancak verilen askı süresinin yetersiz olduğunu düşünüyoruz.
DERS KİTAPLARI MENFAATÇİ VE MATERYALİST ANLAYIŞTAN KURTARILMALI
Ders kitaplarında öğrenciye materyalist bakış açısı yerine ideal ve kültür anlayışının kazandırılması gerektiğini belirten Çakmak, şu ifadelerde bulundu:
“Bu iman ve aşkı sağlamak için müfredatlarda yapılması gereken şudur: Öncelikle ders kitaplarının dünyevilik/menfaat ve materyalist anlayışın baskısından/işgalinden kurtaracak çabaların içine girilmesidir; kitaplara öğrenciye ideal/kültür aşılayacak şekilde muhteva kazandırılmasıdır.”
KAİNAT KİTABININ DOĞRU OKUNMASI ÇEVRECİLİK ŞUURUNU GELİŞTİRECEKTİR
Bilim ile dinin ayrı düşünülemeyeceğini, kainat kitabının doğru okunmasıyla çevrecilik ve canlılara değer verme şuurunun gelişeceğini belirten Çakmak, “Kainat kitabının doğru okunması, ekolojik dengenin korunması-çevrecilik, canlılara değer verme ve onları koruma şuurunun gelişmesini de teşvik edecektir.” ifadelerini kullandı.
“MUHTEŞEM DÜZEN ÖĞRENCİLERİN MERAKINI DAHA DA ARTIRIR”
Tabiattaki muhteşem düzeni keşfeden öğrencilerin öğrenmeye açlığı ve merakının artacağını kaydeden Çakmak, şu ifadelerde bulundu:
“İnsanın doğru ahlâki ve insani değerleri bulmasının en kestirme bir yolu tabiat kitabının okuru haline gelmesidir. İnsan çevresinde cereyan eden olayları; muhteşem düzeni ve harika tasarımlar, ilahi nimetleri ve ahlâki güzellikleri ve değerleri derinliğine fark ettikçe hayret duyguları içinde kalacak; öğrenmeye karşı açlığı ve merakı daha da artacaktır. Tabiattaki ahlâki gerçekler ruh aynasında kendisini göstermeye başlayacaktır. Doğadaki hassas mekanizmaları ve düzeni ileri düzeyde fark eden insanda takdir, tefekkür, hürmet, şefkat/merhamet ve şükür duyguları gelişecektir. Asıl değer ve ahlak merkezli müfredat yapmanın en kestirme ve kolay yolu budur.“
MÜFREDATIN ÖNÜNDEKİ ENGEL: ÖSYM SINAV YAPISI
Çakmak, müfredatların hayata geçmesinin ve öğretmenin işin icra etmenin önünde en büyük bir engelin adına ‘paralel müfredat’ olduğunu söyledi. Parelal Müfredatın ne olduğunu ve nasıl engellediğini ise şu şekilde açıkladı:
“ÖSYM’nin oluşturduğu merkezi sınav yapısı, eğitimi, merkezi sınavların altında bırakmaktadır. becerileri ve meziyetleri, analitik düşünceyi, yorumlama gücünü ve üretkenliği değerlendiren bitirme sınavlarını geri getirmedikçe, sınıf geçmeyi zorlaştırmadıkça ve özellikle zorunlu lise eğitimini kaldırmadıkça yeni müfredatın hayata geçmesi güçleşecektir.”
LİSELER MİSYONSUZLUKTAN KURTARILMALI, ZORUNLU OLMAKTAN ÇIKARILMALI
Liselerin zorunlu olmaktan çıkarılması gerektiğini belirten Çakmak, şöyle konuştu:
“Bunun için de ilk iş olarak, geniş katılımlı istişarelerle lise mezununda olması gereken bilgi ve beceriler ortaya konulmalıdır. Yani lise eğitimi, misyonsuzluktan/amaçsızlıktan kurtarılmalıdır.
Meslekleri itibarlı hale getirdiğimizde, mezunlara iş garantisi verdiğimizde zaten üniversite önünde yığılma kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Tabi ki bu arada üniversitelerimiz itibarlı ve kaliteli eğitimi ile her geçenin mezun olduğu yapı ve anlayıştan kurtarılmalıdır. Görüldüğü gibi Bakanlığın Yükseköğretim ve diğer birimlerden kopuk bir şekilde sadece müfredat çalışmaları ile mevcut sorunlara çözüm bulunması zordur. Lise ve mesleki eğitimi yapılandırırken bürokratlar yanında iş dünyasının da temsilcileri bir araya gelmeli. İlkokuldan üniversiteye eğitim bir bütün olarak ele alınmalıdır. Kontenjanlar ülkenin ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir.”
MÜFREDAT YETMEZ, İYİ ÖĞRETMENLER DE YETİŞTİRİLMELİ
Platform başkanı Çakmak, MEB’in müfredat düzenlemesinin kamuoyunda bunca ilgi görmesini ise şu şekilde yorumladı:
“Halk ülkenin asli sorunun eğitim olduğunu kavramış bulunuyor. Ahlaka ve erdeme dayalı bir müfredat hayata geçirilmedikçe mesleki eğitimi diriltmedikçe piyasadaki karmaşayı, ahlaki çürümüşlüğü bertaraf etmek mümkün değil. Hazırladığımız rapor, sadece müfredat taslağının eksikliklerini göstermekle kalmıyor; aynı zamanda onun hayata geçmesinin önündeki ciddi engelleri de gösteriyor. Öncelikle öğretmen yetiştirme meselesine dikkat çekilmektedir. Çünkü iyi aletler ustaların elinde işe yaramaktadır.”
“AĞIR SANAYİ, AĞIR KÜLTÜR İSTER”
“Müfredatın yoğun olarak tartışıldığı şu günlerde asıl gündeme getirmemiz gereken konu nedir?” sorusuna ise Osman Çakmak şöyle cevap verdi:
“Sezai Karakoç’un ‘Ağır sanayi, ağır kültür ister’ sözü ile Nurettin Topçu’nun ‘Öğrenmek zekânın, yapmak ahlakın işidir.’ sözünü hatırladığımızda asıl olan eğitimden beklenenin hedefin ahlaka dayalı bir müfredat yapılanması olduğunu söyleyebiliriz.”
MÜFREDAT TEKELİ NEDENİYLE EV OKULU UYGULAMASI BİLE UYGULANAMIYOR
Çakmak, hazırladıkları raporun bir başka yönünü ise şu şekilde açıkladı:
“Çakmak Müfredat yenilemesinin gündemde olduğu şu günlerde asıl tartışılması gereken konunun gündeme gelmediğini belirtti. “Asıl çözüm yolunu müfredat tekelinin kaldırılmasında görüyorum. Çeşitli müfredatlara izin verilmelidir. Müfredat tekeli yüzünden ev okulu gibi uygulamalar bile yapılamıyor. Halbuki mesela ABD de ilkokula gitmeyip milyonlarca aile çocuklarını ev okulunu tercih ediyor. Ama Türkiye’de bu imkan yok. Hiçbir demokratik ülkede tek tip müfredat uygulaması yoktur. Beklentimiz, müfredatta kendi programını kendi belirleyen tercih hakkını ve kimliğini kendisi belirleyen okulların açılmasına izin verilmesidir. Bu yapıldığı takdirde ülkede gerçek anlamda eğitim halka mal olmaya başlayacaktır.”
EĞİTİMCİLERDEN MÜFREDAT ÖNERİLERİ
Maarif Platformu’nca hazırlanan öneri paketinde özetle dikkat çeken şu tavsiyeler yer aldı:
Geliştirilen yeni müfredatta, tekelci yaklaşımın tortuları temizlenmeli.
İyi bir devlet denetimine tabi; amacı, kapsamı ve uygulaması farklı olan okul türlerine izin vermeli.
Tüm okulları merkezi sınavlar bazında bazı bilgileri ele alıp değerlendiren, başarıyı buna göre ölçen yaklaşımla birlikte tamamlayıcı farklı ölçme-değerlendirme yöntemlerine yer verilmeli.
MEB, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de farklı model ve müfredata yol vermeli.
Geliştirilen yeni müfredatta yer verilen çeşitli okuryazarlık becerileri isabetli ancak sorgulayıcı eleştirel bakış ve medya okuryazarlığında yerli zihinsel süzgeçlere yer verilmeli.
MEB’in ders kitabı temin etme yaklaşımı gözden geçirilmeli, gerekirse yeniden düzenlenmeli.
İyi bir devlet denetimi dâhilinde bölgesel ihtiyaç, talep ve farklılıklara göre yer verilmemeli.
Geliştirilen yeni müfredata, mevcut derslere ek olarak, kültür ve medeniyetimize dair Osmnalıca gibi yeni dersler yer almalı.
Ehil ve liyakatli öğretmenlerin istihtamı için KPSS gibi bir sistem yerine çok boyutlu değerlendirme sistemleri hayata geçirilmeli. Bu konuda ehil ve liyakatli öğretmenlere daha fazla inisiyatif tanımalı.
Müfredat, okullardaki eğitim ve öğretimin pusulası olsa da, katı ve temel belirleyici olmamalı. Zeka ve öğrenme hızlarına bağlı olarak sağlıklı ölçme ve komisyon değerlendirmesi sonucuna, bir müfredatın öğrenme çıktılarına sahip öğrenci, üst sınıfa geçebilmeli.
MEB, ders kitabı gibi müfredat tekelini kırıp, okul, öğretmen, öğrenci ve velilere kitap ve müfredat seçebileceği alternatifli, esnek bir yapıyı tartışmalı.
Görsellere, çizimlere ve karakterlere özen gösterilmeli. Yerli ve milli isimlere yer verilmeli. Yaratıcı’yı görmezden gelen söylemlere yer verilmemeli.
Gelenek ve kültürümüzün dışındaki yaşam tarzları özendirilmemeli. Nesli yabancılaştıran kelimelere yer verilmemeli.
Müfredattaki öğrenme çıktıları, içerik ve eğitim durumları; öğrencilerin niyet, amaç, merak, sebatını esas alan, ezberden ziyade, “Ne?” sorusunun cevabından ziyade, “Neden?, Niçin ve Nasıl?” sorularının cevabına ulaştıracak şekilde tasarlanmalı.
Medeniyetimizde yer alan düşünür ve filozoflara yer verilmeli.
Batı kaynaklı felsefenin yanından medeniyetimize ait felsefelere de temas edilmeli. Müfredat Batı ürünü felsefe kalıplarına sıkıştırılmamalıdır.
Ders kitapları gibi müfredatta da, bilgi ve beceriler, ahlaki bir kapta sunularak yetkin ve erdemli bireyler yetişrilmeli. Kendi kimliğimiz ve kültürümüz ile kalkınma ve ilerleme odaklı bir zihniyet yapısı oluşturulmalı.
Yeni müfredatta, bireyin bütünsel gelişimi (zihin, beden, kalp ve ruh), finansal okuryazarlık isabetli. Bununla birlikte sıfır israf ve iktisatlı hayat prensipleri, sanat, estetik, ahlak, maneviyat gibi boyutlara da yer verilmeli.
Zengin kelime hazinesi gerektiren bir dil kullanılmalı.
Medeniyetimiz ve kültürel tarihimizle barışık olması, dahası oradan beslenmesi çok önemli. Öğrencilerde tarihi ve kültürel hafıza oluşturulması sağlanmalı. Tarihi gerçekler, kültür ve medeniyetimiz, inanç ve değerlerimizin öğretimi ile ‘aşağılık kompleksi’nin önüne geçilmeli.
Müfredatın temel savı olan ‘Yetkin ve erdemli birey’ için manevi hedef ve amaçlar ortaya konmalı. “İ‘lâ-yi Kelimetullah”, “Nizam-ı Âlem”, “Fütüvvet Ahlakı”, ve “İnsan-ı Kamil” hedefleri yeniden hatırlatılmalı.
Grafik Tasarım Yazılımlarına (İllüstratör) ve Üç Boyut (3D) programlarına, yerli ve milli içerikle donatılmış dijital eğitim oyunlarının tasarımlar.
KATKI SUNANLAR
Abdullah Eker (Dr. Öğretim Üyesi, Balıkesir Üniversitesi, Eğitim Fakültesi),
Adem Tatlı (Prof. Dr., emekli akademisyen, yazar),
Ahmet Barut (Eğitim uzmanı, öğretmen), Ali Çankırılı (pedagog, yazar),
Behçet Erol (Prof. Dr., Dicle Üniversitesi, Eğitim Fakültesi),
Burhan Akpınar (Prof. Dr., Fırat Üniversitesi, Eğitim Fakültesi),
Gürkan Ergen (Doç. Dr., 18 Mart Çanakkale Üniversitesi, Eğitim Fakültesi),
Fatih Mehmet Coşkun (Doç. Dr., Medeniyet Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Fakültesi),
İsmail Aydoğan (Prof. Dr., Kırıkkale Ünivesitesi, Eğitim Fakültesi),
Mahmut Kaplan (Prof. Dr., Edebiyatçı yazar, Beykent Üniversitesi),
Osman Çakmak (Prof. Dr., İstanbul Rumeli Üniversitesi),
Özkan Sapsağlam (Doç. Dr. Yıldız Teknik Üniversitesi, Eğitim Fakültesi),
Said Ceyhan (Doç. Dr., Bartın Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi),
Tahsin Gülhan (Eğitim Yönetim Danışmanı)
Uzun süre işsiz kalan Yolcu, bu süreçten sonra Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak Kur’an kursunda 7 yıl eğitmen olarak çalıştı. Yarım kalan öğretmenlik hayali için 2013 yılında Milli Eğitim Bakanlığına başvuran Yolcu, Erzurum Şükrüpaşa İlkokulunda göreve yeniden başladı.

O tarihten bu yana mesleğini heyecanla sürdüren Yolcu, 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını unutamıyor.
Dilek Yolcu, AA muhabirine, başörtüsü gerekçe gösterilerek görevini 5 ay yaptıktan sonra meslekten atıldığını söyledi.
“HAYATIMDA İLK DEFA SAÇ KIRAN OLMUŞTUM”
Başörtüsü nedeniyle üzerinde baskı kurulduğunu anlatan Yolcu, şöyle konuştu:
“O dönem çok çelişkili bir durumdu. İlahiyatçısınız, Allah’ın emri örtünmek ama kimseye bunu ifade edemiyordunuz. O dönemde çalıştığım müdür bey bunu kaçmak olarak görüyordu. ‘Niye benden kaçıyorsun’ diyordu. Bunun Allah’ın emri olduğu aklına gelmiyordu. Üzerimde çok fazla baskı oluşturuyordu. ‘Sen nasıl yaşayacaksın, paran olmazsa kimse sana bakmaz, paran olursa şöyle olur böyle olur, ortada kalırsın, başını açmak zorundasın’ diyordu. Her gün psikolojik baskısını hissettim. Hayatımda ilk defa saç kıran olmuştum. O kadar acı ki saçım döküldü, bu durumda gidip de ‘başörtülü çalışabilir’ raporu almayı bile düşündüm. Tabii böyle bir şey mümkün değildi. En acı olaylarımdan biri buydu.”

“10 YILDIR ELHAMDÜLİLLAH ÖĞRETMENLİK YAPIYORUM”
Yolcu, “İkna çalışmaları oldu. Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak dersim az olması gerekirken, haftanın beş günü bana ders koymuşlardı. Olur da müfettiş gelirse ıskalanmasın diye. Özellikle cuma günleri İstiklal Marşı’nın olduğu zamana ders koyuyordu. Her İstiklal Marşı okunduğunda hüngür hüngür ağlıyordum. En sevdiğim şair, içinde en güzel İslamiyet’i anlatan İstiklal Marşı ve sen onda kendini çok suçlu ve nereye saklanabilir hissediyorsun.” diye konuştu.
Yaşadığı işsizlik döneminin arından Diyanet İşleri Başkanlığında çalışmaya başladığını anlatan Yolcu, “Başörtüsünden atılanlara af gelmişti. 2006’da öğretmenliğe dönülebilir şansı verilmişti ama o kadar korkmuştum ki tekrar başörtü yasağı gelecek korkusuyla dönmek istemedim. Benim isteğim öğretmenlikti, 2013’te ne olursa olsun dedim ve başladım. 10 yıldır elhamdülillah öğretmenlik yapıyorum.” dedi.

“OKULA GİDERKEN ARKADAŞLARIM ‘BU KADAR HEYECAN MUTLULUK FAZLA DEĞİL Mİ’ DİYORLAR”
Yolcu, yaşadığı travmaların hiçbir zaman geçmediğini belirterek, öğretmenlik mesleğini, geçmişte yaşadığı sorunlar nedeniyle çok daha heyecanla yaptığını dile getirdi.
Derslerde yaşadıklarını anlatan Yolcu, “O zaman derse her girdiğimde, ‘Dilek bu senin son dersin olabilir ona göre anlat’ diyordum. Şimdi derse girdiğimde çok heyecanlanıyorum. Çok mutlu oluyorum. Okula giderken arkadaşlarım ‘bu kadar heyecan, mutluluk fazla değil mi’ diyorlar. Diyorum ki ‘siz benim yaşadıklarımı yaşasaydınız şu anki heyecanımı anlardınız.’ Başörtüyle derse girebilmenin nasıl bir nimet olduğunu biliyorum. Allah’ı rahatlıkla anlatabilmek müthiş bir keyif. Gücüm yettiği kadar öğretmenlik yapmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Umut Yıldız, ODTÜ’deki ilk dersinin ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’ye döndükten sonra ODTÜ Fizik Bölümünden teklif aldığını, bunun üzerine Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) üniversiteler dışında çalışan doktora derecesine sahip araştırmacılara ilişkin ek-46 adı verilen düzenlemesi kapsamında ders vermeye başladığını söyledi.
ODTÜ’de öğrencilerle buluşmaktan duyduğu heyecanı dile getiren Yıldız, şöyle devam etti:
“Dersimin içeriği uzay teknolojileri ve enstrümanlar. Derslerimde uzaya gönderilen ve gönderilecek tüm araçların nasıl planlandığını öğrencilerle beraber tartışacağız. Belki birlikte yeni bir uzay görevi de oluşturabiliriz. İnanıyorum ki ODTÜ’deki öğrencilerle çok güzel projeler geliştireceğiz. NASA’da ve diğer kuruluşlarda uzay alanında edindiğim tecrübeleri öğrencilere aktarmayı çok istiyordum. Buradaki öğrencilerin uzay konusunda çok heyecanlı olması ve gelecekte bu alanda kariyer yapmak istemeleri beni çok mutlu etti. Umuyorum daha fazla öğrenciye ulaşırız ve uzayla alakalı çok daha güzel bir geleceği hep beraber kurarız.”
Yıldız, üniversite öğrencilerinin sadece derse girip çıkmalarının yanında kulüplerde farklı projeleri hayata geçirmelerini yıllardır önerdiğini ifade etti.
Öğrencilerin kendi inisiyatifleri ile projelerde çalışıp bir şeyler yaptığında bir fark ortaya koyacaklarını vurgulayan Yıldız, “ODTÜ’de pek çok öğrenci kulübü var, bu kulüplere zaman içerisinde elimden gelen destekler olursa bunu da vermeyi çok isterim.” dedi.

“ÇOK DAHA FARKLI PROJELER ÇIKAR”
Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın uzayda yaptığı deneylerle ilgili değerlendirmesi sorulan Yıldız, şöyle konuştu:
“13 deneyi öneren üniversite hocalarımız, deney sonuçlarına göre makalelerini yazacaklar ve bilime katkıda bulunacaklar. Gelecekteki insanlı uzay misyonları için de umarım ODTÜ’den ve Türkiye’nin diğer üniversitelerinden çok daha farklı bilim projeleri ortaya çıkar ve bundan sonra uzaya daha fazla insan götürmemiz için bir motivasyon olur.”

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN YORUMLARI
Yıldız, dersin ardından öğrencilerle sohbet etti.
Bazı öğrenciler, daha önce yayınlarından tanıdıkları Umut Yıldız’la ilgili “İyi ki geldiniz hocam”, “Videolarınızı izliyordum, şimdi dersinize girdim çok mutlu oldum”, “Sizin sayenizde ODTÜ Fizik Bölümündeyim”, “Bana NASA logolu arma yollamıştınız, o hala duruyor”, “TEDx konuşmanızda size sürekli soru soranlardan biri bendim” şeklindeki yorumlarını dile getirdi.
ODTÜ bünyesindeki Uzay Takımı öğrencileri ise NASA’nın desteklediği model uydu yarışması CanSat’a hazırlanan öğrencilerin daveti üzerine Yıldız, “Yarışmayı biliyorum, takıma da gelirim, artık beraberiz. Kulüplerdeki öğrencilerimin projeleri için elimden geleni yapmaya çalışırım.” değerlendirmesinde bulundu.

“BU FIRSATI İNSAN KAÇ DEFA YAKALAYABİLİR”
İnşaat mühendisliği bölümü ikinci sınıf öğrencisi Gökser Pirik, AA muhabirine, “Umut hocadan ders alma fırsatını bir insan kaç defa yakalayabilir. Derse erkenden geldim, heyecanla bekliyorum. Zaten kendisini sürekli takip ediyordum.” dedi.
Fizik bölümü birinci sınıf öğrencisi Ömer Faruk Altan ise Umut Yıldız’ı fizik ve bilimle ilgilenen her öğrenci gibi kendisinin de lise yıllarından itibaren internet üzerinden yakından takip ettiğini belirterek, şöyle konuştu:
“İnternet sayesinde bilim iletişimi çok gelişti. Hatta fizik okumamda Umut hocanın etkisi olmuştur. Umut hocamızın prestijli üniversitemiz ODTÜ’de ders vermesinden çok mutluyuz. Derse kayıt oldum, hatta bir-iki saat önceden derse geldim ve bekledim. Onunla tanışmak bile yeterli, ondan bir şeyler öğrenmeyi, birlikte bir projede çalışmayı çok isterim.”
Bilgisayar mühendisliği bölümü dördüncü sınıf öğrencisi Mustafa Berentürk de derse kayıt olmadığını, sadece dinlemeye geldiğini belirterek, “Umut hocanın ODTÜ’ye geldiğini herkes biliyor artık. Daha önce fizik yazmayı düşünüyordum, konferanslarına gittiğim Umut hocanın ODTÜ’ye gelmesinden çok mutluyum. Umarım sayesinde yeni Umut hocalar çıkar.” diye konuştu.
Elektrik elektronik mühendisliği bölümü ikinci sınıf öğrencisi Yusuf Berkin Güler ise kontenjan bularak dersi seçebilmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi.
Siyaset bilimi ve kamu yönetimi ikinci sınıf öğrencisi Zeynep Kara da “Umut hocanın NASA’dan geldiğini biliyorum ve kendisini yakından takip ediyordum. Böyle değerli bir hocanın bizim üniversitemizde ders veriyor olması nedeniyle çok şanslı hissediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu arada, ders seçim süreci devam eden ODTÜ’de açılan Dr. Umut Yıldız’ın verdiği “uzay teknolojileri” dersi için daha önce 20 olan öğrenci kontenjanı, önce 100’e ardından 400’e çıkarıldı