“Anadolu’nun kilidi, doğu ile batının kavşak noktası” olarak nitelendirdiği kente değer katmak için çalıştıklarını ifade eden Göktaş, “Ecdadımızın emaneti olan bu güzel şehri, her alanda güçlü kılarak geleceğe taşımak hepimizin sorumluluğudur. Bu anlayışla, 2002’den bugüne kadar yapılan 138 milyar liranın üzerinde yatırımla Afyonkarahisar’a büyük hizmetler yapıldı.” diye konuştu.
İlk günkü heyecanla, el, gönül birliğiyle güzel bir şehir miras bırakmak için çalıştıklarını bildiren Göktaş, şunları söyledi:
“Sosyal hizmet merkezlerimizle bu şehrin kadınlarına, çocuklarına, yaşlılarına, engellilerine hizmet ediyoruz. Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarımızla 7’den 77’ye vatandaşlarımızın yanında olmaya gayret ediyoruz. Bu noktada Afyonkarahisar’da ve Antalya’da ‘Bireysel Sosyal Hizmet Danışmanlığı Modeli’nin pilot uygulamasını başlattık.
Bu kapsamda bugün Afyonkarahisar’da 350 otizmli birey ve ailesi için sosyal hizmet danışmanlarımız görevlendirdik. Bu modelle, otizmli bireylerin kendilerine ve ailelerine destek vermeye başladık. Danışmanlarımız her aileyi, ihtiyaçları doğrultusunda belirli aralıklarla takibini yapıyor. Böylece otizmli bireylerin en uygun hizmetlere ulaşması için aileyle çalışarak karar alma süreçlerine yardımcı oluyoruz. Bunun yanı sıra ailelerimize psikososyal destek hizmeti veriyoruz.”
Göktaş, proje kapsamında edindikleri tecrübeyi Afyonkarahisar ve Antalya’nın ardından tüm illere aktaracaklarını belirtti.
‘KENDİNİ BİLMEZ BİR BAKAN…’
AK Parti’nin 23 yıl boyunca yurdun geneline dev eserler kazandırdığını, büyük hizmetler götürdüğünü ifade eden Göktaş, “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, her daim bölgesinde ve dünyada sorunlara çözüm üreten, barış odaklı bir vizyon doğrultusunda hareket etti, adım attı.” dedi.
Erdoğan’ın uluslararası tüm platformlarda Türkiye’nin hak ve hukukunu, devletin çıkarlarını, milletin onurunu kararlılıkla savunduğunu vurgulayan Göktaş, şöyle devam etti:
“Dünya beşten büyüktür çıkışıyla her zaman adalet ve eşitlik için sesini yükselterek, adil ve dengeli bir sistemin kurulması gerekliliğini dile getirdi. Filistin’den Yemen’e, Libya’dan Ukrayna’ya kadar derin krizlerin yaşandığı her bölgede her daim mazlumun ve mağdurun sesi oldu. Kudüs’ü savunmanın insanlığı savunmak, barışı savunmak, farklı inançlara saygıyı savunmak olduğu inancıyla Filistin mücadelesini her daim sürdüreceğini dile getirdi.
Filistin davası bizim öz meselemiz, Filistinliler can kardeşimizdir. Asırlardır barışın ve huzurun temsilcisi olan Filistin toprakları, bugün ne yazık ki hala bir ateş çemberi altında tutuluyor. 75 yıldır işgal altında olan Filistin, bütün dünyanın gözü önünde yağmalanıyor. Çatışmalar nedeniyle Gazze’de hayatını kaybeden 40 bine yakın Filistinlinin çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşuyor. Bugün Filistinli kardeşlerimiz soykırıma uğruyor. Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in Gazze, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da işgalci olduğunu tespit etmesine rağmen İsrail işgallerine devam ediyor.”
İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan paylaşımına tepki gösteren Göktaş, şunları kaydetti:
“İsrailli kendini bilmez bir Bakan, Sayın Cumhurbaşkanımızın adını ağzına almaya cüret ederek, pervasızca demokrasi dersi verme hadsizliğinde bulunabiliyor. Bugün soykırım suçluları, bu mücadelenin yılmaz savunucusu İsmail Heniyye’yi hain bir suikast sonucu şehit etti. Heniyye, inandığı gibi yaşadı, yaşadığı gibi öldü. Bütün ömrünü Filistin davasına adadı. Verdiği mücadeleyle kendinden sonra gelen tüm nesillere örnek oldu. Gazze’nin şehitler kervanına katılan Heniyye’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Özgür Filistin davası uğruna şehit olan tüm Filistinli kahramanları rahmetle yad ediyorum. Tüm Filistin halkına ve Filistin davasına gönül vermiş insanlara sabır ve başsağlığı diliyorum. Nehirden denize, özgür Filistin için dualarımız onlarla.
İsrail, Gazze’de işlediği soykırımın üstünü kapatamayacak ve er ya da geç bu insanlık dışı vahşetin hesabını adalet önünde verecek. Bütün dünyanın sessiz kaldığı bu büyük insanlık dramına, Filistinli kardeşlerimizin uğradığı soykırıma sessiz kalmayacağız. Her daim Filistin’in haklı mücadelesini savunmaya devam edeceğiz.”
]]>Gülen, sigorta sektörünün Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (SEDDK) son dönemde uyguladığı güçlü sermaye politikasına paralel olarak her geçen gün daha da dirençli bir yapıya kavuştuğunu belirtti.
Gülen, “Düzenleme ve denetlemeleriyle sektörümüze yön veren SEDDK’nın attığı adımlar bize destek oluyor. Sektörümüzün öz kaynakları yüzde 130’a yakın artarken sermaye yapımızda her geçen gün daha da güçleniyor. Bu yolda aktif büyüklüğümüz yılın ilk yarısında 1,7 trilyon lirayı aşma başarısını gösterdi.” açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin sigortacılığında dünya devi sigorta gruplarının yatırımları bulunduğunun altını çizen Gülen, “Bu dev şirketlerin ülkemiz ekonomisine ve geleceğine olan güvenleri yatırım yaptıkları ilk günkü gibi aynı heyecanla devam ederken, sektörümüze olan yatırım ilgisi yerli ve yabancı yatırımcılar tarafından hala yüksek düzeyde olmaya devam ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Sektörde yılın ilk yarısında toplamda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 80,7 oranında nominal büyümeyle 380,4 milyar lira prim üretimi olduğunu belirten Gülen, şu değerlendirmede bulundu:
“Sigorta sektörünün özellikle sağlık sigortaları ile yangın ve doğal afet branşlarındaki olumlu görünümle yılın ilk yarısında hayat dışı branşlarda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 81,3 oranında, reelde de yüzde 5,7’lik büyümeyle 337 milyar lira prim üretimi gerçekleşti. Hayat sigortalarında özellikle tasarrufa yönelik ürünlerin ilgi görmeye başlamasının verdiği olumlu etkiyle yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 75,9 oranında büyümeyle 43,3 milyar lira üretim gerçekleşti. Bu alanda uzun bir aradan sonra reelde yüzde 2,5 gibi bir oranda büyüme yaşanması bizleri mutlu etti.”
OTO SİGORTALARINDA TOPLAMDA 131,4 MİLYAR LİRA PRİM ÜRETİMİ
Gülen, oto sigortalarının toplamda 131,4 milyar lira prim üretimiyle sektörün toplam prim üretiminin yüzde 39’unu gerçekleştirerek bu anlamda sektörün lokomotifi olmaya devam ettiklerine vurgu yaparak, “Bu alanın daha sağlıklı bir yapıya kavuşması için ve zorunlu trafik sigortasında yaşanan tartışmaların gündemden çıkarılması için regülatör kurumumuz SEDDK ile yoğun bir şekilde çalışarak hem sektör hem de kamuoyunu mutlu edecek bir sonuca ulaşacağımıza inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Sağlık sigortalarının istikrarlı büyümesini sürdürdüğünü aktaran Gülen, bu branşta 6 ayda 63 milyar lirayı aşan prim üretildiği, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 100,4 oranında reelde de yüzde 16,8 büyüme yaşandığı Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nda ise 6 ayda 19,4 milyar lira prim üretimi olurken, bu alanda reel büyüme 42,3 olduğu bilgisini paylaştı.
Türkiye’de büyük acılar yaşatan 6 Şubat 2023 tarihindeki Kahramanmaraş depremleri ile birlikte Yangın ve Doğal Afetler branşında farkındalığın artmaya başladığını aktaran Gülen bu branşta da 6 ay sonunda prim üretiminin geçen yılın aynı dönemine göre nominalde yüzde 124,3, reelde ise yüzde 30,7 oranında artarak 57.8 milyar liraya ulaştığının altını çizdi.
Gülen, “Bu branş içinde yer alan Zorunlu Deprem Sigortasında 6 ayda yüzde 44,8’lik reel büyüme ile 5,9 milyar lira, İhtiyari Deprem Sigortasında da reelde yüzde 49,5 oranında büyüme ile 11,4 milyar lira tutarında prim üretimi oldu. Sel teminatında da geçen yılın aynı dönemine göre reelde yüzde 40’lık artışla 1,3 milyar liralık üretim gerçekleşti.” açıklamasında bulundu.
İlk 6 ay itibarıyla gelinen noktada sektörün prim üretiminin beklenen seviyelerde gerçekleştiğinin görüldüğüne vurgu yapan Gülen, sigorta sektörünün 2024’te enflasyonun üzerinde büyüme başarısı göstereceğini ve yüzde 80 büyüme beklentisi altında yıl sonunda 900 milyar lira seviyelerine ulaşan prim üretimi öngördüklerini aktardı.
“BES İSTİKRARLI ŞEKİLDE BÜYÜMESİNİ SÜRDÜRÜYOR”
Kurulduğu 2003’ten itibaren 20 yılı aşkın süredir istikrarlı büyümesini sürdüren BES’in 2013’ten bu yana devlet desteğiyle ülke tasarruflarının merkezinde konumlanmaya başladığına işaret eden Gülen, şunları kaydetti:
“BES istikrarlı şekilde büyümesini sürdürüyor. Yılın ilk yarısında katılımcı sayısında 16,5 milyon aşılırken, Devlet katkısı dahil toplam fon büyüklüğünde ise 1 trilyon liralık kritik eşiğinin hızlıca üstüne gelindi. Öte yandan bu yıl başına göre gönüllü BES tarafında katılımcı sayısı artışı yüzde 6 seviyesinde gerçekleşirken fon büyüklüğü tarafında ise yüzde 41’lik dikkate değer bir büyüme yaşandı. Fonlardaki bu büyüme hem katılımcıların katkı payı artışından hem de fonların son birkaç yılda gösterdiği yüksek performansı istikrarlı biçimde sürdürmesinden kaynaklanırken, hem katılımcı sayısında hem de fonlardaki büyümenin bu yılın ikinci yarısında da aynı ivmeyle sürmesini bekliyoruz.”

SUUDİ ARABİSTAN’DAN TÜRKİYE’YE DEV TEKLİF
Majid Al-Hogail, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın karşılıklı yatırımlarda önemli avantajları bulunduğunu belirterek, “Birlikte çalışmaya devam etmemiz gerektiğine düşünüyor ve diyaloğun devamı için şirketlerimizi cesaretlendiriyorum.” ifadelerini kullandı.
Türkiye-Suudi Arabistan İnşaat Forumu, Türkiye Müteahhitler Birliği (TBM) organizasyonunda, Suudi Arabistan Belediye, Kırsal İşler ve Konut Bakanı Majid Al-Hogail ve Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu’nun katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi.
Forumun kapanış oturumunda konuşan Al-Hogail, iki ülke liderlerinin iradesi ve yetkililerin çalışması sayesinde Türkiye ile Suudi Arabistan arasında ekonomik ilişkilerin gelişmeye devam ettiğini söyledi.

Al-Hogail, iki ülke arasındaki ticareti olması gerektiği seviyeye getirmek için karşılıklı ziyaretler yaptıklarını ve bu çabaların devam edeceğini belirterek, “Bu ziyaretimizde ticari ilişkilerimizi büyütmek için bize eşlik eden Suudi şirketlerimiz de oldu. Onların yüzünün güldüğünü görüyorum. Onların bu ziyarete katılmalarından ötürü gurur duyuyorum. Her iki ülkenin de karşılıklı yatırımlarda avantajları bulunuyor. Birlikte çalışmaya devam etmemiz gerektiğine düşünüyor ve diyaloğun devamı için şirketlerimizi cesaretlendiriyorum.” diye konuştu.
Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 projeksiyonu kapsamında çok fazla konut ve altyapı projesini hayata geçireceklerini aktaran Al-Hogail, bu konuda Türkiye’den ve Türk müteahhitlik sektöründen faydalanmak istediklerini belirtti.
Al-Hogail, Türk iş dünyası için Suudi Arabistan’da büyük bir iş potansiyeli söz konusu olduğunu ifade ederek, Türk yatırımcıları Suudi Arabistan’da görmekten ve iş insanlarını desteklemekten mutluluk duyacaklarını sözlerine ekledi.

“İNŞAAT SEKTÖRÜNÜ DİĞER SEKTÖRLERLE DESTEKLEYECEĞİZ”
Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu da Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ikili ticari ve ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesine büyük önem verdiklerini belirterek, son 1,5 yıldır ikili ticaret hacminin artış eğiliminde olduğunu söyledi.
Sadece inşaat alanında değil birçok sektörde ticaretin arttığına dikkati çeken Tuzcu, ülke liderlerince ortaya konulan hedeflere ulaşmak için emin adımlarda ilerlediklerini ifade etti.
Tuzcu, birkaç yıl öncesinde imkansız gibi görünen 10 milyar dolar ticaret hacminin artık ulaşılabilir olduğunu belirterek, “Bu süreçte şirketlerimiz açığı kapatmak için önemli bir çaba gösterdi, ilişkilerimiz iyileşti. Şu an çok iyi bir yoldayız. Suudi Arabistan çok önemli projeleri hayata geçirmeye hazırlanıyor. Oradaki projeler ilgi çekici ve cezbedici, ayrıca son zamanlarda bu projelerin daha fazla ilgi çektiğini de görüyoruz. Bu noktaya liderlerimizin vizyonu sayesinde ulaştık.” diye konuştu.
Son birkaç yılda Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye 1 milyona yakın turist geldiğini aktaran Tuzcu, nüfusa oranlandığında bu sayının oldukça iyi ve memnuniyet verici olduğunu dile getirdi.
Tuzcu, Türkiye’nin inşaat alanındaki bilgi ve başarısının tüm dünya tarafından bilindiğini ifade ederek, Türkiye’nin Suudi Arabistan’daki müteahhitlik hizmetlerinde ise 2023 yılında 16 proje ile yaklaşık 3 milyar dolara ulaştığı bilgisini paylaştı.
Türkiye ve Suudi Arabistan’ın işbirliği çerçevesinde gideceği uzun bir yol olduğunu dile getiren Tuzcu, inşaat sektörünü diğer sektörlerle destekleyerek ticari ilişkileri geliştirmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.

“MÜTEAHHİTLERİMİZ SUUDİ ARABİSTAN’DA AKTİF ROL ALMAYI HEYECANLA BEKLİYOR”
TMB Başkanı Erdal Eren ise Türk müteahhitlerin yüksek kalite ve maliyet etkin çözümleri ile tanındığını belirterek, müteahhitlerin zorlu projeleri zamanında tamamlama yetenekleri ile öne çıktığını söyledi.
Türk müteahhitlerin farklı finansman modellerinde önemli bir deneyime sahip olduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Türk müteahhitler, inşaat projelerinin ötesine geçerek enerji, turizm, sağlık ve ulaştırma alanlarında önemli yatırımlar yapmaktadır. Müteahhitlerimiz bugüne kadar beş kıtada 136 ülkede toplam 12 bin projeyi, 509 milyar dolarlık bir hacimle üstlenmiştir. Özellikle, Suudi Arabistan, Türk müteahhitlik şirketlerinin toplamda 27,8 milyar dolar değerinde 402 proje üstlendiği altıncı en büyük pazar olarak öne çıkmaktadır. Firmalarımız Suudi Arabistan’da yol, köprü, tünel, demir yolu, havaalanı, liman, kentsel altyapı, boru hattı, konut, iş merkezi, sağlık ve turizm tesisleri, baraj, enerji ve petrokimya tesis projelerini başarıyla gerçekleştirmiştir. Müteahhitlerimizin Suudi Arabistan’daki gelecek projelerde aktif rol almayı heyecanla beklediklerini vurgulamak isterim.”

Öte yandan, forum kapsamında, yol ve geri dönüşüm projelerinde uzmanlaşan 35 Türk müteahhitlik firmasının temsilcileri ile bu konularda işbirliği için gelen 23 Suudi firmanın temsilcileri ikili iş görüşmeleri gerçekleştirdi.
Bilim insanları, bu canlıların soylarının tükenmesinden son iki Buzul Çağı boyunca yaşanan şiddetli iklim değişikliği olaylarının sorumlu olduğunu düşünüyordu. Fakat yeni bir çalışma farklı bir “suçlu” üzerinde duruyor: insanlar.
Mail Online’ın haberine göre, paleoklimatoloji verileri, korunmuş DNA örnekleri, arkeolojik kanıtlar ve daha fazlasını bir araya getiren kapsamlı bir incelemeyle ilk avcı-toplayıcılardan gelen “insan avcılığının” şu anda mevcut tüm kanıtlar tarafından en çok desteklenen neden olduğunu belirledi.
Yeni çalışmada, “Davranışsal olarak modern insanların doğrudan ve dolaylı baskıları için güçlü ve kümülatif bir destek var” sonucuna varıldı.
ARAŞTIRMA SONUÇLARI İNSANLARI İŞARET EDİYOR
Bilim insanları uzun zamandır mamutların, dev tembel hayvanların ve 44 devasa, bitki yiyen ‘megaherbivor’un daha yaklaşık 50.000 yıl önce neden soylarının tükendiğini tartışıyor. Araştırma sonuçları, bu türlerin neslinin tükenmesinin ardındaki “temel etkenin” insanlar olduğunu gösteriyor.
‘Megafauna’ olarak adlandırılan 45 kilogram üzerindeki büyük hayvanların, modern çağlardaki ortalamanın üzerindeki yok olma oranları olduğu görülüyor. Fosil kayıtları, bu büyük türlerin soylarının çok farklı zamanlarda ve çok farklı hızlarda tükendiğini, bazılarının sayılarının oldukça hızlı, bazılarının ise daha yavaş azaldığını (bazı durumlarda 10 bin yıl veya daha uzun bir süre boyunca ) ortaya koyuyor.
Bu yok oluşların çok azı, “Geç Kuvaterner” dönemi olarak bilinen ve Pleistosen çağının sonunu, son iki Buzul Çağı’nı ve 11.700 yıl önce Holosen çağının başlangıcını içeren bu zaman dilimindeki iklim kayıtlarıyla iyi bir şekilde eşleşmektedir. Fakat bu yok oluşların çoğunun modern insanların yerel olarak gelişiyle bağlantılı olduğu ileri sürülmektedir.
HAYVAN POPÜLASYONU NASIL AZALDI?
Aarhus Üniversitesi’nde paleo-ekoloji ve biyoçeşitlilik araştırmaları yapan çalışmanın başyazarı Jens-Christian Svenning, “Erken modern insanlar en büyük hayvan türlerinin bile etkili avcılarıydı ve büyük hayvanların popülasyonlarını azaltma yeteneğine sahiplerdi” dedi.
Svenning, “Bu büyük hayvanlar, uzun gebelik dönemleri olduğu, bir seferde çok az sayıda yavru ürettikleri ve cinsel olgunluğa ulaşmaları uzun yıllar aldığı için aşırı sömürüye karşı özellikle savunmasızdı ve savunmasızdırlar” diyerek sözlerine devam etti.
Danimarka Ulusal Araştırma Vakfı’nın Aarhus Üniversitesi’ndeki Yeni Biyosferde Ekolojik Dinamikler Merkezi’ni (ECONOVO) yöneten Svenning, yeni çalışmanın derlenmesine yardımcı olan diğer yedi araştırmacıdan oluşan bir ekibin başında bulundu.
Büyük hayvan neslinin tükenmesine ilişkin yaptıkları araştırma, en büyük 48 hayvandan 40’ının, yani 2.200 pound’un (1.000 kg) üzerinde olanların neslinin tükendiğini ortaya koydu.
Araştırmacı Jens-Christian Svenning, “Son 50.000 yıldaki büyük ve çok seçici megafauna kaybı, son 66 milyon yılda benzersizdir” ifadelerini kullandı.
Svenning yaptığı açıklamada, “Önceki iklim değişikliği dönemleri büyük, seçici yok oluşlara yol açmadı” dedi ve “bu da megafauna yok oluşlarında iklimin önemli bir rolü olmadığını savunuyor” dedi.
MIZRAK UÇLARINDA PROTEİN KALINTILARI VAR
Araştırma sonuçlarına göre tarih öncesi insanlar tarafından çok büyük hayvanları yakalamak için tasarlanan antik tuzakların yanı sıra insan kemiklerinin analizleri ve bulunan mızrak uçlarındaki protein kalıntıları, atalarımızın çevredeki en büyük memelilerden bazılarının avlanıp yendiğini göstermektedir.
Svenning, “İklimin rolüne karşı çıkan bir başka önemli örüntü de, son megafauna yok oluşlarının iklimsel olarak istikrarlı bölgelerde de istikrarsız bölgelerde olduğu kadar sert olmasıdır” dedi. Araştırma sonuçlarına göre Svenning’in ekibi, bir bölgenin iklim değişikliğine karşı savunmasızlığının bu yok oluşlarda rol oynamadığını fakat insan avcıların göçünün rol oynadığını tespit etti.
Ağırlık sınıfına göre yok olma yüzdelerinde azalma eğilimi gösteren megafauna ve özellikle uysal bitki yiyenlerin büyük bir hedef olduğu belirlendi. Geçtiğimiz beş bin yıldan günümüze kadar geçen daha yakın bin yılda, geri kalan megafauna, kaçak avcılar ve habitat kaybı da dahil olmak üzere, insan faaliyetlerinden dolayı yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalan türler arasında kaldı.
Araştırmacılar özellikle; Bubalus Mephistophelesadlı manda türünün, Equus Ovodovi adlı bir at ya da Equid türünün ve Junzi Imperialis adlı Gibon primat türünün dünya çapında yok oluşunu örnek gösterdi.
AKTİF KORUMA VE RESTORASYON GEREKİYOR
Svenning’e göre megafaunanın yok olması tüm ekosistemleri baltalayabilir çünkü bu büyük canlılar tohumların dağılmasında, beslenme alışkanlıklarıyla bitki örtüsünün şekillenmesinde ve atıklarıyla besin döngüsüne katkıda bulunmada rol oynuyor. Araştırmacı Svenning, ‘Sonuçlarımız aktif koruma ve restorasyon çabalarına duyulan ihtiyacı vurguluyor’ dedi.
Svenning, “Büyük memelileri yeniden dünyaya getirerek ekolojik dengelerin yeniden kurulmasına yardımcı olabilir ve megafauna bakımından zengin ekosistemlerde evrimleşen biyolojik çeşitliliği destekleyebiliriz.” diyerek sözlerini noktaladı.
Kamışlı merkezli, MOSSAD güdümlü bir ofis açan İsrail, 4 bin hektarlık arazi satın aldı. Çiftlik evleri, fabrika ve konutlar ile çok sayıda tarla PKK’lı aracılar tarafından İsrailli şahıslara devredildi. Siyonistlere bulgur fabrikası sahibi Halid Bako, Amar Abdo gibi sözde iş adamları ve örgütün mali kanadında etkin isimlerden Alişar ve Şıh Dilo kod adlı militanların aracılık ettiği öğrenildi.
HEYETLER BÖLGEDE
İsrailli yetkililerin yayılmacı hevesleri açık ettiği korsan arzımevut haritasında yer verilen Suriye’nin doğu ve kuzey bölgesine Tel Aviv’den sivil heyetler gelerek alan taraması yapıyor. Gazetemizin elde ettiği bilgiye göre, İsrailli şahıslar Fırat boyu ve Süleyman Şah Türbesi’nin yer aldığı Set Tişrin, Çelebiye, Ayn İsa bölgeleri ile Karakozak çevresi ile de özel olarak ilgileniyor. İsrailli eksperler arasında Irak’tan göçen Yahudiler de bulunuyor. Yahudilerin istediği arazilere satmak istemeyenler tehdit edilerek ev, arazi ve fabrikaları zorla ellerinden alınıyor. Satışların Şam kayıtlarına geçmesi için de özel özen gösteriliyor.
“FİLİSTİN’DEN BETER OLACAK”
Sahada konuştuğumuz Kürt vatandaşlar, İsrail’in Filistin işgal döneminde uyguladığı yöntemleri birebir Suriye’de de tatbik ettiğini söyledi. Bölgenin önemli araştırmacılarından Mirza Rakan “İsrail için Kürtler, Filistinlilerden daha kıymetli bir millet değil. Hatta Araplar ve İsrailliler Hazreti İsmail ve İshak’tan amca çocukları hukukları var. Bu kan dökme üzerine kurulmuş işgal rejiminin açık emellerini görmeyen Kürtler var. Hem Irak hem de Suriye’de bu kanlı projeye payandalık eden kişiler ve yapılar Kürtlere tarihin en trajik sonunu hazırlıyor. Siyonistler hedeflerine ulaştığında Irak ve Suriye’de Müslüman tek bir Türk kalmayacak. Sonumuz Filistin’den daha beter olur” dedi.
SİYONİST REJİM, TÜRKİYE’NİN BAŞINI AĞRITACAK HER YARAYI KAŞIYOR
Siyonist yayılmacılık ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarihî uyarısı ile bölgede yaşanan son gelişmeleri gazetemize değerlendiren uzmanlardan ciddi bir uyarı geldi. Öncelikle Batı ittifakının gözle görülür kuşatma çabasına dikkati çeken uluslararası ilişkiler uzmanı Tuğrul Çamaş “Adalar Denizi’nde Yunanistan, yine Yunanistan-Dedeağaç ve Romanya hattında doğrudan, Suriye’nin Doğu ve Kuzey ile birlikte Irak Kuzey aksında PKK-YPG, DEAŞ gibi taşeron güçlerle verilen mesajlar çok net. Batılı koalisyon daha stratejik kullanabilmek adına Irak ve Suriye’de devletimsi bir yapıya ihtiyaç duyuyor. Bir başka deyişle Türkiye kuşatmasında savaştıracak vesayet aparatları ihdas ettiler” dedi.
LÜBNAN’A GİRME HAZIRLIĞI
Çamaş şöyle devam etti:
Uzun vadede ne gerçekten bir devlet olacak ne de bölgede kalıcı niteliğe sahip bir teşkilat elde edemeyecek olsalar da esas gaye ABD önderliğindeki batı kuşatmasına militan ve savaşçı kazandırmak. Bu korsan oluşumla Türkiye ve sınırlarının istikrarsızlaştırmak istendiği çok açık.
Türkiye bu meselelerle meşgul olurken önümüzdeki aylarda İsrail’in Lübnan’a girme hazırlıkları yaptığı biliniyor. İsrail’le dur diyebilecek tek ülke olan Türkiye’yi sözde devletleştirilmiş terör yapıları ile meşgul ederek Lübnan işgal sürecinde çaresiz bırakmaya çalışıyorlar.
“TÜRKİYE DIŞLANACAK”
Türkiye’yi oyalamak isteyenlerin salt askerî planlar yapmadığını kaydeden Dr. Çamaş, Türkiye’nin ana aktör konumda olduğu enerji-ticaret eksenli üç büyük projeye dikkati çekti: İsrail ve müttefik unsurların tarihî niteliğe sahip 100 milyarlarca dolarlık dev projeleri akamete uğratmak için var gücü ile mücadele ediyor. Oldukça stratejik hamlelerle Türkiye merkezli yolları tıkamak istiyorlar. Bu projelerden birisi Türkiye’yi dışlayan Sea-2Sea Projesi… Diğerleri Türkiye merkezli Kalkınma Yolu ve Kuzey-Güney Koridoru… Bütün bu plan ve programlar Zengezur Koridoru ile yakından ilgili çalışmalar.
Şayet başarılı olurlar ise Anadolu ve Trakya Yarımadası’nın tarihten gelen geleneksel ulaşım koridoru olması fonksiyonu da ortadan kaldırılmış olacak. Bizim bu Doğu-Batı savaşında denge siyaseti adına yaptığımız hamleler artık askerî tedbirleri de kapsamak zorunda.
4 YILDIR TOPRAK SATIN ALIYORLAR
Kamışlı kökenli Salih Faleh, sözde işgal yönetiminde yakın akrabalarının olduğunu ve 3-4 yıldır İsraillilere gizlice toprak satışı yapıldığını söyledi. Faled “Bölgeden 800 bini aşkın Kürt onların kalıplarına uymadığı için sürüldü. Buna on binlerce Arap, Türkmen ve Çerkez de eklendi. Burada kalanlar ise uyuşturucu, fuhuş ya da sözde Kürdistan yalanına kurban edilerek cephede öldürtülüyor. Çiftlik evleri ve kıraç topraklara büyük servetler ödeniyor. İsraillilere devrediliyor. Büyük bir felakete sürükleniyoruz. Kürt ve Arap aşiretlerinin liderleri sus payı alıp göz yumuyor” diye konuştu.
TÜRKİYE GOLAN’A YÜRÜMEK ZORUNDA
Suriyeli araştırmacı Dr. Nevvaf Etbibeg, şu an gelinen noktada İsrail işgal güçlerinin önünde durabilecek herhangi bir ordu ya da grup olmadığını ifade etti.
“Kamışlı, Haseke, Halep, Şam, Kerkük, Humus, Erbil ile birlikte Anadolu tehdit altında” diyen Etbibeg, şunları söyledi:
Bölgenin geleceğini Türkiye belirleyecek. Türkiye sınırına ekilen PKK gerçek bir İsrail mayınıdır. İşgal bölgeleri Mossad ajanları ile doldu. Türkiye ve Suriyeli binlerce devrimci asker, bir yolunu bulup mutlaka Golan’a yürümek zorunda. Aksi hâlde İsrail tankları ve uçakları Türkiye sınırında ve Suriye topraklarında olacak.
Kamışlı merkezli, MOSSAD güdümlü bir ofis açan İsrail, 4 bin hektarlık arazi satın aldı. Çiftlik evleri, fabrika ve konutlar ile çok sayıda tarla PKK’lı aracılar tarafından İsrailli şahıslara devredildi. Siyonistlere bulgur fabrikası sahibi Halid Bako, Amar Abdo gibi sözde iş adamları ve örgütün mali kanadında etkin isimlerden Alişar ve Şıh Dilo kod adlı militanların aracılık ettiği öğrenildi.
HEYETLER BÖLGEDE
İsrailli yetkililerin yayılmacı hevesleri açık ettiği korsan arzımevut haritasında yer verilen Suriye’nin doğu ve kuzey bölgesine Tel Aviv’den sivil heyetler gelerek alan taraması yapıyor. Gazetemizin elde ettiği bilgiye göre, İsrailli şahıslar Fırat boyu ve Süleyman Şah Türbesi’nin yer aldığı Set Tişrin, Çelebiye, Ayn İsa bölgeleri ile Karakozak çevresi ile de özel olarak ilgileniyor. İsrailli eksperler arasında Irak’tan göçen Yahudiler de bulunuyor. Yahudilerin istediği arazilere satmak istemeyenler tehdit edilerek ev, arazi ve fabrikaları zorla ellerinden alınıyor. Satışların Şam kayıtlarına geçmesi için de özel özen gösteriliyor.
“FİLİSTİN’DEN BETER OLACAK”
Sahada konuştuğumuz Kürt vatandaşlar, İsrail’in Filistin işgal döneminde uyguladığı yöntemleri birebir Suriye’de de tatbik ettiğini söyledi. Bölgenin önemli araştırmacılarından Mirza Rakan “İsrail için Kürtler, Filistinlilerden daha kıymetli bir millet değil. Hatta Araplar ve İsrailliler Hazreti İsmail ve İshak’tan amca çocukları hukukları var. Bu kan dökme üzerine kurulmuş işgal rejiminin açık emellerini görmeyen Kürtler var. Hem Irak hem de Suriye’de bu kanlı projeye payandalık eden kişiler ve yapılar Kürtlere tarihin en trajik sonunu hazırlıyor. Siyonistler hedeflerine ulaştığında Irak ve Suriye’de Müslüman tek bir Türk kalmayacak. Sonumuz Filistin’den daha beter olur” dedi.
SİYONİST REJİM, TÜRKİYE’NİN BAŞINI AĞRITACAK HER YARAYI KAŞIYOR
Siyonist yayılmacılık ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarihî uyarısı ile bölgede yaşanan son gelişmeleri gazetemize değerlendiren uzmanlardan ciddi bir uyarı geldi. Öncelikle Batı ittifakının gözle görülür kuşatma çabasına dikkati çeken uluslararası ilişkiler uzmanı Tuğrul Çamaş “Adalar Denizi’nde Yunanistan, yine Yunanistan-Dedeağaç ve Romanya hattında doğrudan, Suriye’nin Doğu ve Kuzey ile birlikte Irak Kuzey aksında PKK-YPG, DEAŞ gibi taşeron güçlerle verilen mesajlar çok net. Batılı koalisyon daha stratejik kullanabilmek adına Irak ve Suriye’de devletimsi bir yapıya ihtiyaç duyuyor. Bir başka deyişle Türkiye kuşatmasında savaştıracak vesayet aparatları ihdas ettiler” dedi.
LÜBNAN’A GİRME HAZIRLIĞI
Çamaş şöyle devam etti:
Uzun vadede ne gerçekten bir devlet olacak ne de bölgede kalıcı niteliğe sahip bir teşkilat elde edemeyecek olsalar da esas gaye ABD önderliğindeki batı kuşatmasına militan ve savaşçı kazandırmak. Bu korsan oluşumla Türkiye ve sınırlarının istikrarsızlaştırmak istendiği çok açık.
Türkiye bu meselelerle meşgul olurken önümüzdeki aylarda İsrail’in Lübnan’a girme hazırlıkları yaptığı biliniyor. İsrail’le dur diyebilecek tek ülke olan Türkiye’yi sözde devletleştirilmiş terör yapıları ile meşgul ederek Lübnan işgal sürecinde çaresiz bırakmaya çalışıyorlar.
“TÜRKİYE DIŞLANACAK”
Türkiye’yi oyalamak isteyenlerin salt askerî planlar yapmadığını kaydeden Dr. Çamaş, Türkiye’nin ana aktör konumda olduğu enerji-ticaret eksenli üç büyük projeye dikkati çekti: İsrail ve müttefik unsurların tarihî niteliğe sahip 100 milyarlarca dolarlık dev projeleri akamete uğratmak için var gücü ile mücadele ediyor. Oldukça stratejik hamlelerle Türkiye merkezli yolları tıkamak istiyorlar. Bu projelerden birisi Türkiye’yi dışlayan Sea-2Sea Projesi… Diğerleri Türkiye merkezli Kalkınma Yolu ve Kuzey-Güney Koridoru… Bütün bu plan ve programlar Zengezur Koridoru ile yakından ilgili çalışmalar.
Şayet başarılı olurlar ise Anadolu ve Trakya Yarımadası’nın tarihten gelen geleneksel ulaşım koridoru olması fonksiyonu da ortadan kaldırılmış olacak. Bizim bu Doğu-Batı savaşında denge siyaseti adına yaptığımız hamleler artık askerî tedbirleri de kapsamak zorunda.
4 YILDIR TOPRAK SATIN ALIYORLAR
Kamışlı kökenli Salih Faleh, sözde işgal yönetiminde yakın akrabalarının olduğunu ve 3-4 yıldır İsraillilere gizlice toprak satışı yapıldığını söyledi. Faled “Bölgeden 800 bini aşkın Kürt onların kalıplarına uymadığı için sürüldü. Buna on binlerce Arap, Türkmen ve Çerkez de eklendi. Burada kalanlar ise uyuşturucu, fuhuş ya da sözde Kürdistan yalanına kurban edilerek cephede öldürtülüyor. Çiftlik evleri ve kıraç topraklara büyük servetler ödeniyor. İsraillilere devrediliyor. Büyük bir felakete sürükleniyoruz. Kürt ve Arap aşiretlerinin liderleri sus payı alıp göz yumuyor” diye konuştu.
TÜRKİYE GOLAN’A YÜRÜMEK ZORUNDA
Suriyeli araştırmacı Dr. Nevvaf Etbibeg, şu an gelinen noktada İsrail işgal güçlerinin önünde durabilecek herhangi bir ordu ya da grup olmadığını ifade etti.
“Kamışlı, Haseke, Halep, Şam, Kerkük, Humus, Erbil ile birlikte Anadolu tehdit altında” diyen Etbibeg, şunları söyledi:
Bölgenin geleceğini Türkiye belirleyecek. Türkiye sınırına ekilen PKK gerçek bir İsrail mayınıdır. İşgal bölgeleri Mossad ajanları ile doldu. Türkiye ve Suriyeli binlerce devrimci asker, bir yolunu bulup mutlaka Golan’a yürümek zorunda. Aksi hâlde İsrail tankları ve uçakları Türkiye sınırında ve Suriye topraklarında olacak.
Kamışlı merkezli, MOSSAD güdümlü bir ofis açan İsrail, 4 bin hektarlık arazi satın aldı. Çiftlik evleri, fabrika ve konutlar ile çok sayıda tarla PKK’lı aracılar tarafından İsrailli şahıslara devredildi. Siyonistlere bulgur fabrikası sahibi Halid Bako, Amar Abdo gibi sözde iş adamları ve örgütün mali kanadında etkin isimlerden Alişar ve Şıh Dilo kod adlı militanların aracılık ettiği öğrenildi.
HEYETLER BÖLGEDE
İsrailli yetkililerin yayılmacı hevesleri açık ettiği korsan arzımevut haritasında yer verilen Suriye’nin doğu ve kuzey bölgesine Tel Aviv’den sivil heyetler gelerek alan taraması yapıyor. Gazetemizin elde ettiği bilgiye göre, İsrailli şahıslar Fırat boyu ve Süleyman Şah Türbesi’nin yer aldığı Set Tişrin, Çelebiye, Ayn İsa bölgeleri ile Karakozak çevresi ile de özel olarak ilgileniyor. İsrailli eksperler arasında Irak’tan göçen Yahudiler de bulunuyor. Yahudilerin istediği arazilere satmak istemeyenler tehdit edilerek ev, arazi ve fabrikaları zorla ellerinden alınıyor. Satışların Şam kayıtlarına geçmesi için de özel özen gösteriliyor.
“FİLİSTİN’DEN BETER OLACAK”
Bölgedeki Kürt vatandaşlar, İsrail’in Filistin işgal döneminde uyguladığı yöntemleri birebir Suriye’de de tatbik ettiğini söyledi. Bölgenin önemli araştırmacılarından Mirza Rakan “İsrail için Kürtler, Filistinlilerden daha kıymetli bir millet değil. Hatta Araplar ve İsrailliler Hazreti İsmail ve İshak’tan amca çocukları hukukları var. Bu kan dökme üzerine kurulmuş işgal rejiminin açık emellerini görmeyen Kürtler var. Hem Irak hem de Suriye’de bu kanlı projeye payandalık eden kişiler ve yapılar Kürtlere tarihin en trajik sonunu hazırlıyor. Siyonistler hedeflerine ulaştığında Irak ve Suriye’de Müslüman tek bir Türk kalmayacak. Sonumuz Filistin’den daha beter olur” dedi.
SİYONİST REJİM, TÜRKİYE’NİN BAŞINI AĞRITACAK HER YARAYI KAŞIYOR
Siyonist yayılmacılık ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarihî uyarısı ile bölgede yaşanan son gelişmeleri gazetemize değerlendiren uzmanlardan ciddi bir uyarı geldi. Öncelikle Batı ittifakının gözle görülür kuşatma çabasına dikkati çeken uluslararası ilişkiler uzmanı Tuğrul Çamaş “Adalar Denizi’nde Yunanistan, yine Yunanistan-Dedeağaç ve Romanya hattında doğrudan, Suriye’nin Doğu ve Kuzey ile birlikte Irak Kuzey aksında PKK-YPG, DEAŞ gibi taşeron güçlerle verilen mesajlar çok net. Batılı koalisyon daha stratejik kullanabilmek adına Irak ve Suriye’de devletimsi bir yapıya ihtiyaç duyuyor. Bir başka deyişle Türkiye kuşatmasında savaştıracak vesayet aparatları ihdas ettiler” dedi.
LÜBNAN’A GİRME HAZIRLIĞI
Çamaş şöyle devam etti: Uzun vadede ne gerçekten bir devlet olacak ne de bölgede kalıcı niteliğe sahip bir teşkilat elde edemeyecek olsalar da esas gaye ABD önderliğindeki batı kuşatmasına militan ve savaşçı kazandırmak. Bu korsan oluşumla Türkiye ve sınırlarının istikrarsızlaştırmak istendiği çok açık.
Türkiye bu meselelerle meşgul olurken önümüzdeki aylarda İsrail’in Lübnan’a girme hazırlıkları yaptığı biliniyor. İsrail’le dur diyebilecek tek ülke olan Türkiye’yi sözde devletleştirilmiş terör yapıları ile meşgul ederek Lübnan işgal sürecinde çaresiz bırakmaya çalışıyorlar. 
“TÜRKİYE DIŞLANACAK”
Türkiye’yi oyalamak isteyenlerin salt askerî planlar yapmadığını kaydeden Dr. Çamaş, Türkiye’nin ana aktör konumda olduğu enerji-ticaret eksenli üç büyük projeye dikkati çekti: İsrail ve müttefik unsurların tarihî niteliğe sahip 100 milyarlarca dolarlık dev projeleri akamete uğratmak için var gücü ile mücadele ediyor. Oldukça stratejik hamlelerle Türkiye merkezli yolları tıkamak istiyorlar. Bu projelerden birisi Türkiye’yi dışlayan Sea-2Sea Projesi… Diğerleri Türkiye merkezli Kalkınma Yolu ve Kuzey-Güney Koridoru… Bütün bu plan ve programlar Zengezur Koridoru ile yakından ilgili çalışmalar.
Şayet başarılı olurlar ise Anadolu ve Trakya Yarımadası’nın tarihten gelen geleneksel ulaşım koridoru olması fonksiyonu da ortadan kaldırılmış olacak. Bizim bu Doğu-Batı savaşında denge siyaseti adına yaptığımız hamleler artık askerî tedbirleri de kapsamak zorunda.
Bakan Fidan, Türkiye’nin son derece büyük bir gündeme sahip olduğunu belirtti.
Bakan Fidan, “Önemli olan, hedefimiz, bölgemizde barışın ve güvenliğin sağlanması.” ifadelerini kullandı.
Bakan Fidan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“HEDEFİMİZ, BÖLGEMİZDE BARIŞIN VE GÜVENLİĞİN SAĞLANMASI”
“Türkiye son derece büyük bir gündeme sahip. Dış politika hedeflerimizi hem yöntem olarak, hem de hedef olarak bir tasvipe tabi tuttuk. Önemli olan, hedefimiz, bölgemizde barışın ve güvenliğin sağlanması.
Türkiye bölgesinde ekonomik ve siyasi olarak dev olan bir ülke. Barış konusunu güvenliğin en önemli aşaması olarak görüyoruz.
Yeni yapılandırmada belli coğrafyaları mikroya aldık. Latin Amerika’yı ayrı bir genel müdürlük yaptık. Afrika’daki genel müdürlük sayımızı 3’e çıkarıyoruz. Türk devletleri ile ilgili genel müdürlük kuruyoruz. Bunlar coğrafya ile ilgili konular. Denkleme yeni disiplinler getirmek gerekiyor.
Konsolosluk ve Türk vatandaşları ile ilgili konular, onlar için de ayrı bir genel müdürlük yaptık. Amacımız, bizim için önemli konuları daha odaklı bir şekilde yönetmek.”
TÜRKİYE VE ABD, GAZZE KONUSUNDA NEREDE UZLAŞIYOR VE AYRIŞIYOR?
“Nerde ayrışıyoruz, onlar kayıtsız şartsız İsrail’i destekliyor. Biz de Filistin’i destekliyoruz. Bu bir ayrım noktası. Büyük devletlerin bir özelliği vardır, şuna bakmanız lazım. Konular arasında ayrım yapabiliyor mu? Kavga konularında kavga edip, iş birliği konusunda iş birlikleri devam ediyor mu? Bizim de ABD ile böyle anlaşamadığımız, konuşarak çözmeye çalıştığımız, iş birliği yaptığımız alanlar da var.”
ABD’NİN DESTEĞİ OLMADAN İSRAİL’İN BU DENLİ CÜRET İÇERİSİNDE SOYKIRIM YAPMASI MÜMKÜN DEĞİL
“Gazze meselesinde şu anda ABD’nin askeri desteği olmadan İsrail’in bu denli cüret içerisinde soykırım yapması mümkün değil. ABD Başkanı kendisi de söyledi. Nerede uzlaşıyoruz? Geldiğimiz noktada ateşkes konusunda uzlaşımız var. O konuda bir çalışma var. Bugün de ABD’li mevkidaşımla bu konuyu konuştum. İki devletli çözümün olmadığı durumda bu sorunun sürekli kendini tekrarlayacak bir patoloji olduğu konusunda hem fikiriz.”
“İSRAİL’İN HER GEÇEN GÜN ABD’YE VE BATI’YA MALİYETİ ARTIYOR”
“ABD’deki siyasal anlayışın İsrail’in bu katliamların önüne geçmesini düşünmüyorum. Niyet olabilir. ABD’de üniversitelerde protestolar var. Bu da siyasilere belli mesajları gönderiyor. İsrail’in her geçen gün ABD’ye ve Batı’ya maliyeti artıyor.
Birçok ülke İsrail konusunda adım atmaktan çekiniyor. Çünkü ABD ve Batı’nın ürettiği algıdan ve kendi kendilerine uyguladıkları sınırlamalardan dolayı. Bir yerde öncülüğe ihtiyaçları oluyor.”
GAZZE İÇİN KAHİRE’DEKİ ATEŞKES GÖRÜŞMELERİ
“Tarafların başta uzlaşmama alanları genişti. Katarlı ve Mısırlı arkadaşlar yoğun çalıştılar. Biz de Türkiye olarak gerekli çabaları gösterdik. Hamas’la iletişim halindeydik. Konunun tıkandığı yer İsrail’in kalıcı bir ateşkes istememesi. Hamas’ın da, “Ben rehineleri vermeyi kabul edeceğim, karşısında da ateşkes bekliyorum” talebi var. İsrail bunu kabul etmiyor. İsrail bu müzakereleri devam ettiriyordu, çünkü Hamas’ın reddedeceğini bekliyordu. Açığa çıktı, İsrail ateşkesi istemiyor.
ABD’li, Katarlı mevkidaşlarımla, Hamas lideriyle de konuştum. Ateşkeste nerede duruyoruz bunu görmemiz gerekiyordu. Geçen hafta neredeysek oradayız, tıkanmışlık durumundayız. ABD, İsrail’i zorlamak durumunda. ABD seçimlere giderken Biden’a kendi kamuoyunun belli bir kısmından büyük tepki geliyor.”
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
Asılan afişte Cide Belediyesi’nin hesaplanan borcunun 99 milyon 337 bin 147 TL olduğu belirtildi. Konu ile ilgili açıklama yapan Başkan Demir, “Faturası henüz kesilmeyen ve mahkeme süreci devam eden borçların faizleri bu rakama henüz dahil değildir. Bu rakam önümüzdeki süreçte revize edilecektir” dedi.

2019’da belediyenin borcunun olmadığını belirten Başkan Demir, “2019 yılında geçmiş dönem yönetimine belediyeyi devrettiğimiz gün belediyemizin banka hesaplarında 70 bin 183 TL vardı. Bugün bu rakam 12 bin 600 dolar ve 35 asgari ücrete tekabül ediyordu. Ayrıca emekçi kardeşlerimize ne maaş ne ikramiye ne de kıdem tazminatı borcumuz vardı. Bugün belediyeyi devraldığımızda banka mevcudumuz sadece 13 bin 830 TL olup, bir asgari ücrete tekabül etmiyor. 1 milyon 971 162 TL, Mart ayında 35 işçi ve memurlarımıza ödenmeyen maaşlar, 3-4 yıldır düzenli ödenmeyen ikramiye alacakları hem de 1 milyon 770 bin 265 TL emekli olmuş kardeşlerimize alnının teri olan kıdem tazminatı alacaklarının olduğu tablo ile karşı karşıya kaldık. 2019 Mahalli İdareler Seçimi öncesinde ‘Bartın Belediyesi’nde bu kadar personel yok’ siyaseti yaptınız. 123 personel ile devrettiğimiz belediyeye 166 personel daha alarak belediyemizin nakit akış ve mali dengesini bozdunuz. Biz personel alımına karşı değiliz, ancak iş sahası ve gerekli kaynak oluşturulmadan rasgele sırf oy için alınan personele karşıyız. Çünkü bu iş bilmezlik 2019’da bıraktığımız mali gücü 15 yıl geri gitmesine sebep olmuştur. Son üç aylık gelire bakıldığında belediyemizin aylık geliri ortalama 6 milyon TL’yken sadece aylık maaşlarımız 6 milyon 400 bin TL, Sosyal Sigortalar Kurumu 3 milyon TL, vergiler ortalama 500 bin TL civarındadır” diye konuştu.

“GELİR MAAŞLARI KARŞILAYAMIYOR”
“2019 yılında biz kurumumuzu 27 milyon 349 bin 122 TL ile devrettik” ifadelerine yer veren Demir, “Belediyemizin henüz tahsili bekleyen 3 milyon 915 bin 547 TL alacağı vardı. Vadesi geçmiş borçtan alacaklarımız düşüldüğünde sadece 1 milyon 541 bin 834 TL’yken, 21 milyon 891 bin 742 TL’si İller Bankasından kullanılan arıtma tesisi, asfalt plenti, kanalizasyon ve alt yapı projelerinin olduğu hizmetlerdi. 144 aylık vade ile yapılan ve günümüze geldiğinde aylık taksitinin çok düşük olduğu ve gecikme faizi işleyen hiç borcu olmamasına rağmen siz bu borcu halkımızın gözünde büyüttünüz. Bizim devrettiğimiz borcun vadesi geçmiş olanı sadece bütçenin 20’de 1’i bile değilken bugün faiz sarmalına belediyemizi soktunuz. Vadesi geçmiş borcundan dolayı ipotek ettirilen ırmak alanındaki yaşam alanı ve sosyal tesisimizi, Memiş Mahallesi’nde yaşlı insanlarımız için yaptığımız huzurevi binasının taahhüt edilen borçları ödenmediği için elimizden alınmak üzere. Bu tesisler elimizden gitse halkın yüzüne nasıl bakacaksınız? İşçi hakkı ve emeği savunan, kesimin oylarını alırken 2 yıldır ödenmeyen emekçi kardeşlerimizin hakkı olan kıdem tazminatlarını ödemeyip bir de üzerine makam araçlarımızı haciz ettirilmesi kanınıza dokunmadı mı? Bizim 2018 yılı resmi rakamlarına baktığımızda aylık gelirimiz ortalama 1 milyon 255 bin 617 TL’yken maaş ödememiz 435 bin 230 TL, SGK ve vergi ödemelerimiz 142 bin 350 TL’ydi. Bugün aylık gelir maaş ödemesini karşılamadığını anlattık. Bunlar, açığı kapatmak için her sıkıştığında kredi kullanarak günü kurtaran yönetimin en küçük mali ayıplarıdır” şeklinde konuştu.

“RAKI VE ŞARAPLARIN FATURALARINI MEŞRUBAT OLARAK KESTİRDİĞİNİZİ TESPİT EDEMEYECEĞİMİZİ Mİ SANDINIZ”
Satın alınan alkollerin meşrubat olarak faturalandırıldığını iddia eden Demir, şunları söyledi;
