
‘İNSANLIK TARİHİNİN EN ÇETREFİLLİ MEYDAN OKUMALARIYLA YÜZLEŞİYOR’
Geçen yıl programa birçok öğrencinin katıldığını ve sertifikalarını aldığını anlatan Altun, bugün açılışını yaptıkları programın da yine aynı şekilde iletişim alanında uzmanlaşmak isteyen, tecessüs sahibi öğrencilerin teveccühüne mazhar olacağına inandığını ifade etti.
Charles Dickens’ın başyapıtı olan “İki Şehrin Hikayesi” romanına “Hem çağların en iyisi hem de en kötüsüydü. Hem akıl çağı hem de aptallık çağıydı. Bir taraftan aydınlık bir taraftan karanlık çağıydı. Umudun baharıydı ama aynı zamanda umutsuzluk kışıydı.” sözleriyle başladığını aktaran Altun, “Dickens’ın bu tasviri zannediyorum hepimize içinde yaşadığımız bu çağı hatırlatıyor. Bir taraftan insanlık çağının zirvelerinde gezinirken diğer taraftan türlü kötülüklere düçar oluyor. Bir yandan bilişim, yapay zeka, uzay teknolojilerindeki gelişmeler aydınlık bir gelecek vadederken öte yandan da insanlık, tarihinin en çetrefilli meydan okumalarıyla sorunlarıyla yüzleşiyor.” diye konuştu.
Altun, hem bugüne hem de geleceğe ilişkin iyimser ve kötümser senaryoların pek çoğunun merkezinde hep iletişim ve medya alanındaki gelişmelerin yer aldığına dikkati çekti.
Modern dönemde en temel insani etkileşimlerden demokratik çoğulculuğa kadar iletişim ve medya endüstrisinin türlü nimetlerini insanlığın tecrübe ettiğini dile getiren Altun, bu yüzden yaşanılan çağın “iletişim çağı” ile “enformasyon toplumu” gibi farklı terkiplerle nitelendiğini söyledi.
‘KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ ZİHNİYETLERİ TEK TİPLEŞTİRDİĞİNİ GÖREBİLİYORUZ’
Altun, 1990’lardan itibaren internetin, 2010’lardan sonra ise sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla insani etkileşim imkanlarının artmasına, iletişimin demokratikleşmesine daha çok referans verilmeye başlandığına işaret ederek, şöyle devam etti:
“Ne var ki çok zaman geçmeden yaşanan gelişmeler, yeni küresel iletişim ekosistemi içinde fırsatlar yanında tehditlerin de varolduğunu konuşmamız gerektiğini bizlere gösterdi. Oysa ki kitle iletişim süreçleri içinde fırsatlar kadar tehditlerin de yer aldığını daha erken dönemlerden itibaren biliyorduk. Daha 1960’lı yıllarda, örneğin Marshall McLuhan, enformasyonun küresel alandaki yayılımıyla birlikte insanlık ailesinin tek bir bilinç tarafından tek tipleştirildiğini, manipüle edildiğini, yönlendirildiğini söylemişti. Bir başka deyişle internet ve sosyal medya öncesinde de kitle iletişim araçlarının küreselleşmesiyle birlikte farklı renklere, dillere, inançlara ve kültürlere sahip milletlerin tek tipleşmesinden, tek bir zihniyetin diğer zihniyetleri tahakküm altına almasından dem vurulduğuna sıklıkla şahitlik ettik. Ne var ki bu türden eleştiri ve değerlendirmeler yeni medya düzeniyle dijital medya ekosisteminin inşasıyla birlikte çok daha yoğunlaştı. Gelinen noktada, uluslararası alanda iletişim ve medyanın etkilerinden bahsederken çok daha net şekilde kitle iletişim araçlarının insana ait çeşitlilikleri, değerleri, kültürel ögeleri aşındırarak karikatürize ettiğini, farklı yaşam şekillerini ve zihniyetleri aynileştirdiğini, tek tipleştirdiğini görebiliyoruz.”
‘DEZENFORMASYON, MODERN TOPLUMLARIN BUGÜN GERÇEK ANLAMDA DEMOKRASİ KRİZİ YAŞAMASININ MÜSEBBİBİDİR’
İletişim Başkanı Altun, bunlara ek olarak dijital medya düzeni içinde yeni yeni tehditler ve meydan okumalarla karşılaştıklarını belirterek, “Kuşkusuz bu meydan okumaların en büyüğü hakikatin sıradanlaşması, önemsizleşmesi, yalanın hakikatin yerini almasıdır. Bir anlamda hakikat krizidir. Bu krizi, bu meydan okumayı besleyen başlıca unsur ise ‘çağımızın vebası’ olarak ifade edebileceğimiz dezenformasyondur.” dedi.

Bu nedenle bu seneki “Bab-ı Ali Okulu” programının ana temasını “21. Yüzyılda Dezenformasyon Tehdidi ve İletişim Stratejileri” olarak belirlediklerinin altını çizen Altun, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Program boyunca dezenformasyonun iletişim stratejilerindeki yerini, diplomatik ilişkilerdeki rolünü, siyasal ve sosyal süreçlerdeki olumsuz etkilerini etraflıca ele alacağız. Ve elbette dezenformasyonla mücadele stratejileri de alanında uzman kişilerce ortaya konacak. Biz, bu türden programlarla hatırı sayılır bir süredir dezenformasyon tehdidine dikkat çekerken bir yandan da yabancı hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların bu tehlikeyi ve onunla mücadeleyi gündemlerine almaya başladıklarını da görüyoruz. Örneğin, Dünya Ekonomik Forumu dezenformasyonun gelecekte savaş, olağanüstü hava koşulları ve enflasyon gibi tehlikelerden daha büyük bir küresel tehdit olduğunu vurgulamıştır. Bu tehdidin daha da büyüyeceği öngörüsünde bulunmuştur. Diğer yandan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi, dezenformasyonun insan haklarına zarar veren başlıca etmenlerden birine dönüştüğünü vurgulamıştır.”
‘DEZENFORMASYON İÇERİKLİ SİTELERİN SAYISI 49’DAN 802’YE YÜKSELMİŞ DURUMDA’
Altun, yaşanılan çağın iletişim ve bilişim çağı olmasının yanı sıra aynı zamanda bir dezenformasyon çağı olduğuna dikkati çekerek, şunları anlattı:
“İletişim ve medya alanındaki yeni teknolojik gelişmeler dezenformasyonun yayılmasını yine maalesef hiç olmadığı kadar artırmıştır, kolaylaştırmıştır. Örneğin, bugün tek başına yapay zeka uygulamaları dezenformasyonun yayılımını devasa ölçülerde hızlandırmış durumda. Araştırmalara göre, sadece Mayıs 2023’ten bu yana yapay zeka tarafından üretilmiş dezenformasyon içerikli sitelerin sayısı 49’dan 802’ye yükselmiş durumda. Dezenformasyon faaliyetlerinin bu denli artmasının, siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve insani açıdan maliyetler doğurması kaçınılmazdır. Dezenformasyon, esasında hem insanların duygularına hitap eden provokatif içeriklerle hem de sosyo-politik süreçleri yönlendirmeyi hedefleyen radikal müdahalelerle tarihin akışına etki etme çabasıdır. Dezenformasyon, sebebiyet verdiği hakikat kriziyle modern toplumların bugün gerçek anlamda bir demokrasi krizi yaşamasının da müsebbibidir.”
‘İRAN CUMHURBAŞKANI REİSİ’NİN VEFATI SONRASI MİLLİ YAS DEZENFORMASYONU
Demokrasiyi, “özgür bireylerin siyasal alana serbestçe katılmaları ve doğru bilgilerle siyasal karar alma süreçlerine yön vermeleriyle teşekkül eden, işleyen bir sistem” olarak tanımlayan Altun, “Eğer ki bireylerin bilgi kaynakları manipüle edilir ve yalan içeriklerle bireyler etki altına alırsa bu takdirde siyasal özneden değil, manipüle edilmiş medya tüketicisinden söz edebiliriz. Bu da her şeyden önce toplumların kendi kaderine hükmetme, kendi geleceklerini tayin etme noktasında sağlıklı bir ortak irade geliştirmelerine engel olur. Ve bütün bunlar demokratik sistemler yerine otokratik yapıların kendilerine alan açmaları sonucunu beraberinde getirir.” değerlendirmesini yaptı.
İletişim Başkanı Altun, ulusal ve uluslararası medya ile iletişim süreçlerine bakıldığında dezenformasyon ürünü haberlere ve uydurulmuş haber içeriklerine rastlandığını anlattı.
Bunu en son İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin vefatı sonrası yapılan dezenformasyonlarda gördüklerini dile getiren Altun, şu ifadeleri kullandı:
“İran Cumhurbaşkanı’nın vefatı üzerine, daha önce görevde olan başka ülke liderlerinin vefatında yapıldığı gibi bir günlük yas ilan edildi. Bunun akabinde, bazı medya organları İran Cumhurbaşkanı’nın vefatı için ‘Milli Yas’ ilan edilirken, 6 Şubat depreminde ‘Milli Yas’ ilan edilmediğine ilişkin yalan haberleri dolaşıma sokmaya başladı. Mesela geçmişte, 6 Şubat için ‘Cumhurbaşkanı Milli Yas ilan etti.’ diye haber yapan bir medya organı çekinmeden ‘Depremde ilan edilmeyen yas niye şimdi?’ diye manşet atabildi. Bir televizyondaki ana haber spikeri ise izleyicilerinin gözünün içine baka baka ne yazık ki bu yalanı tekrarladı. Neyse ki tam yayın esnasında programın editörü, Dezenformasyonla Mücadele Merkezimizin iddianın dezenformasyon olduğunu, 6 Şubat depremleri sürecinde yine Cumhurbaşkanı’mızın ‘7 gün Milli Yas ilan edildiği’ yönündeki bilgilendirmesini ana haber spikeriyle paylaştı ve o da yalan haberini düzeltti. Elbette bu yalan haberin düzeltilmesi olumlu bir durumdu ama düzeltmek zorunda kaldı fakat özür dilemedi, geçiştirdi. Halbuki hakikat geçiştirilmez.”

‘İSRAİL, DEZENFORMASYON BOMBARDIMANIYLA HAKİKATİ DE KATLETMEYE ÇALIŞTI’
Altun, tüm bu dezenformasyon yağmuruna rağmen “ulusal ve uluslararası alanda hakikatin sesi kısılmasın” diye mücadele verdiklerini ve umutlarını kaybetmediklerini, büyüttüklerini vurgulayarak, Batı üniversitelerindeki İsrail zulmüne direnen öğrencilerin, Filistin’i tanıdığını ilan eden ülkelerin bu umudun diri olduğunun somut nişanesi olduğunu söyledi.
İsrail’in, Gazze’de 230 gündür işlediği suçları örtmek için dezenformasyonu bir silah olarak kullandığının altını çizen Altun, “45 bin çocuk, kadın, yaşlıyı katleden İsrail, dezenformasyon bombardımanıyla hakikati de katletmeye çalıştı. Lakin biz İsrail’in dezenformasyon politikasına, stratejisine karşı çok güçlü bir şekilde mücadele verdik, vermeye devam ediyoruz. Ve gün sonunda gür sedası galip geliyor ve gelecek. Bütün baskılara rağmen üniversitelerde İsrail’in soykırımına yönelik tepkiler devam ediyor. Diğer taraftan istilacı ve işgalci kimliğinin yanına soykırım gibi büyük bir utancı da ekleyen İsrail’e, İsrail’i destekleyen uluslararası Batılı sisteme, devletlere rağmen İspanya, Norveç ve İrlanda, Filistin devletini tanıdığını ilan ediyor. Bu gelişmeler tüm baskı ve yıldırma girişimlerine rağmen dezenformasyonla mücadeleyi sonuna kadar kararlılıkla sürdürmemiz gerektiğini bize apaçık göstermektedir.” diye konuştu.
Altun, “Dezenformasyon, demokratik sistemlerin korunması için de mücadele edilmesi gereken, küresel bir sorundur. Eğer dezenformasyonun hakim olduğu bir medya ve siyaset düzeni varsa orada ayrımcılık, nefret söylemi vardır. Orada sivil toplumun parçalandığını, siyasal rekabetin yerini ideolojik düşmanlıkların aldığını, linç kültürünün yaygınlaştığını ve bireylerarası, toplumlararası ilişkilerde güven erozyonu yaşandığını görürsünüz. Bütün bu nedenlerle dezenformasyonun ne olduğunu bilmeli, tanımalı ve onunla mücadele etmeliyiz.” ifadelerini kullandı.
‘TÜRKİYE İLETİŞİM MODELİMİZ DEZENFORMASYONLA MÜCADELE ETMEMİZİ MÜMKÜN KILAN STRATEJİLERİ BARINDIRMAKTADIR’
Dezenformasyonla mücadelede atılması gereken adımların “kurumsal düzlemde alınması gereken tedbirler” ve “kişilerin dezenformasyona karşı yapması gerekenler” olarak iki noktada toplanabileceğini belirten Altun, kurumsal düzlemde medya okuryazarlığı duyarlılığının geliştirilmesi, yeni medya mesleklerinin standartlarının belirlenmesi ve hukuki altyapının güncel medya-iletişim ekosisteminin ihtiyaçlarına göre güncellenmesi gibi tedbirlerin bu noktada önem arz ettiğini vurguladı.
İletişim Başkanı Altun, diğer yandan dezenformasyonla mücadelede bireysel düzeyde dikkat edilmesi gereken hususların da göz ardı edilmemesi gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:
“Bu bağlamda, herhangi bir haberin doğruluğundan emin olmak için söz konusu haberin kaynağına bakmak ve kaynağının güvenilir olup olmadığını kontrol etmek hayati önemdedir. Yine haberin kaynağına kim veya neresi olduğuna mutlaka bakmak durumundayız. Haberlere eleştirel bakmak, şüpheyi, merakı elden bırakmamak zorundayız. Eski haberlerin yeni gibi yayınlanma ihtimaline karşı haberlerin tarihlerini kontrol etmeliyiz. Paylaşım yaparken içeriğin doğruluğundan mutlaka emin olmalıyız. Sosyal medya paylaşımlarında hukuki ve ahlaki sorumluluğun kullanıcıda olduğunu bilmek, dezenformasyon içerikli bir haberi üretmek kadar onu yaymanın da bir suç olduğunu bilmek, dezenformasyon sarmalına kapılmamak için alınması gereken tedbirlerden biri olarak zikredilebilir.”
‘DMM MERKEZİMİZDE 7 GÜN 24 SAAT HAKİKAT NÖBETİ TUTMAYA DEVAM EDİYORUZ’
Hakikatin sıradanlaştırılmaya çalışıldığı ve adına “post truth” yani “hakikat sonrası çağı” adı verilen bu çağda bu küresel soruna karşı bireysel ve kurumsal düzlemde mücadele etmenin İletişim Başkanlığı olarak en önemli faaliyetlerinde biri olduğuna dikkati çeken Altun, “Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hayata geçirdiğimiz Türkiye İletişim Modeli’miz, bu noktada birçok farklı enstrümanla dezenformasyonla mücadele etmemizi mümkün kılan stratejileri bünyesinde barındırmaktadır. Ulusal ve uluslararası nitelikte, hakikati merkeze alan yayınlarımızla sempozyum, panel ve çalıştay gibi çok boyutlu faaliyetlerimizle Başkanlığımız bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezimizle 7 gün 24 saat hakikat nöbetini tutmaya devam ediyoruz. Bab-ı Ali Okulu programı da bu çerçevede değerlendirilmeli, hakikat mücadelemizin bir unsuru olarak telakki edilmelidir.” ifadelerini kullandı.
Fahrettin Altun, Bab-ı Ali Okulu programının hakikatperver ve nitelikli medya mensuplarının yetişmesine katkı sunacağına yürekten inandığını ifade ederek, programda emeği geçenleri tebrik etti, programın verimli geçmesini diledi.
]]>YAPAY ZEKA DENKLEME GİRDİ
Günlük hayatımızda bu denli “bağımlısı” olduğumuz sosyal medya platformları geçen 20 yılda önemli bir “haber alma” kaynağına da dönüştü. Trilyonlarca veriyi toplayan ve algoritmalarla bu verileri işleyip yönlendiren söz konusu şirketler, Post-Truth (Hakikat Ötesi) kavramının uyrettin Altun editörlüğünde neşredilen “Enformasyon Savaşından Dezenformasyon Savaşına (Toplumlar Arası İletişimde Yeni Dönem)” adlı eser, alanında uzman birçok akademisyenin kaleme aldığı makalelerle yukarıda kabaca özetlemeye çalıştığım olguyu ele alıyor, çarpıcı örneklerle zenginleştiriyor ve mücadele yollarını, Türkiye eksenli bir bakış açısıyla gösteriyor. Bu anlamıyla, Türkçe literatüre tam da zamanında önemli bir katkı sağlıyor.
ASİMETRİK SAVAŞIN UNSURLARI
2024 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlası seçimlere gidiyor. 40 kadar ülkede insanlar kendilerini yönetecek liderleri seçmek için sandığa gidecek. Bu da söz konusu ülkeleri, özellikle sosyal medya platformları üzerinden yönetilen dezenformasyon faaliyetlerine karşı açık hedef haline getiriyor.
Uygulama alanı için de münbid bir arazi haline geldi. Özellikle son dönemde Yapay Zeka teknolojisinde yaşanan gelişim ve günlük hayatta kullanıma sunulan Chatbotların yapabileceklerine ilişkin ortaya konan örnekler, Batılı ülkelerde dahi alarma sebep olmuş durumda. Küresel köyden, agoralara ve oradan da yankı odalarına dönüşümün yaşandığı süreçte yalan haber, dezenformasyon, malenformasyon, mezenformasyon ve manipülasyon toplumların ruhsal sağlığını ve devletlerin politikalarını derinden etkileyecek bir güce erişti. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun giriş bölümünde bu tehdide şu sözlerle dikkati çekiyor, “Küresel bir iletişim sorunu olarak dezenformasyon ve manipülasyon asimetrik savaş, dijital psikolojik harp, ikna endüstrisi, rıza mühendisliği, kitle iletişimi gibi alan ve konularla yakında ilişkilidir.” Bugün internet üzerinden herhangi bir bilginin binlerce kişiye ulaşması, enter tuşuna bastıktan sonra, saniyelerle ölçülüyor. Bu da yeni medya olgusu altında toplanan araçların, toplumları yönlendirme, istikrarsızlaştırma konusunda etkinliğini daha önce insanlık tarafından tecrübe edilmemiş boyutlara ulaştırıyor. Fahrettin Altun’un da belirttiği gibi “Sosyal medya platformlarının, uluslararası ilişkilerin asimetrik ve dijital psikolojik harp kapsamında, örgütlü yapılar, algoritmalar ve dezenformasyonla, insanların özgür iradesini, siyasi eğilimlerini ve demokratik tercihlerini açık şekilde etkileyebilecek “öteki” yüzü olduğu görülmektedir.”
TÜRKIYE HEDEFTE
Özellikle Brexit süreci ve 2016 ABD Başkanlık Seçimleri, sosyal medya platformları üzerinden üretilen dezenformasyonun ve hakikat ötesi söyleminin etkisinden hiçbir ülkenin uzak kalamayacağını göstermesi açısından önemli örnekler olarak karşımıza çıkıyor. Küresel alanda yükselen etkisiyle Türkiye de söz konusu dezenformasyon faaliyetlerinin ilk hedeflerinden biri durumunda. Hem konvansiyonel medya hem de sosyal medya platformları üzerinden Türkiye’nin toplumsal bütünlüğü ve devletin itibarının hedef alındığı da kitapta birçok örnekle ele alınıyor. Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin’in kaleme aldığı “ABD ve Avrupa Sinema Filmleri ile Televizyon Dizilerindeki Türk Karşıtı Manipülasyon” Türkiye’yi hedef alan algı operasyonlarının ne kadar ince ve çok merkezli yürütüldüğünü örnekleriyle gösteriyor. Bilgin birçok örneklerle zenginleştirdiği makalesinde, “Benzeri ölçekteki ülke veya milletlerle kıyaslandığında Türkiye ve Türklere yönelik bir görmezden gelme ve yok sayma halinin yaygınlığından bahsedilebilir. Görmezden gelme, yok sayma hali de bir manipülasyon biçimidir” sözleriyle özetliyor.
Kitaptan bir alıntı:
“Kitlesel gözetim, dijital teknolojileri kullanan her bir bireyin yüz, ses tanıma sistemleri, parmak izi okuyucuları, konum servisleri gibi yazılımlar aracılığıyla gözetimin bir parçası haline gelmesiyle gerçekleşmektedir. Bu noktada teknolojik gelişmeler ile birlikte gözetim alanının her geçen gün genişlemekte olduğu ve şirketlerin kullanıcı verileri üzerinden güçlerini artırdığını söylemek mümkündür.”
-Büyük Veri, Yapay Zeka ve Dijital Diktatörlük Çağında Demokrasinin Geleceği-
Başkanlıktan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi;
29 Aralık 2023 tarihinde Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da oynanması beklenen ancak ileri bir tarihe ertelenen Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşması ile ilgili gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında yoğun bilgi kirliliği ile karşı karşıya kalınmıştır.

YIPRATICI SİSTEMATİK DEZENFORMASYON
Söz konusu bilgi kirliliği; hem bazı kesimlerin milletimizin ortak değer ve hassasiyetleri üzerinden yıpratıcı sistematik dezenformasyon faaliyetleri kapsamında hem de kimi kesimlerin bilgi eksikliği sonucu ortaya çıktığı belirlenmiştir.
Dolayısıyla toplumun huzur ve güvenliğini tehdit eden dezenformasyon faaliyetlerine karşı, yaşanan gelişmelerin ele alınması ve kamuoyunun bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.
İŞTE YAŞANANLAR
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Süper Kupa finali için Fenerbahçe ve Galatasaray kulüplerine ek gelir sağlama önerisinde bulunmuş ve bir teklif hazırlamıştır. İki kulüp başkanı, Ağustos 2023 tarihinde Süper Kupa finali için TFF’ye vekalet vermiştir.

RİYAD’DA OYNANMASI İÇİN KULÜPLER VE TFF ORTAK KARAR ALDI
2023 Turkcell Süper Kupa müsabakasının en iyi teklifi veren Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da oynanması, tamamen kulüpler ve TFF tarafından ortak bir kararla belirlenmiş ve organize edilmiştir.
Ortak kararın ardından maçın 29 Aralık 2023 TSİ 20.45’te oynanması planlanmıştır.
20 EKİM’DE PROTOKOL İMZALANDI
Maç organizasyonun öncesinde TFF ile Suudi Arabistanlı yetkililer arasında sahada ve tribünlerde uyulacak kurallara ve esaslara ilişkin 20 Ekim 2023’te bir protokol üzerinde mutabakata varılmıştır.
Sözleşmede FIFA, AFC, UEFA ve diğer uluslararası futbol düzenleyici ve yönetici kuruluşların kurallarının geçerli olacağı belirtilmiştir.
TFF ve Suudi Arabistan yetkilileri, söz konusu müsabakanın bir milli maç olmamasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı olması dolayısıyla İstiklal Marşı okunması ve Türk bayraklarının kullanılmasına yönelik uzlaşıya varmışlardır.
Kulüpler, maçın hemen öncesinde takımların sahaya ısınmak için Mustafa Kemal Atatürk tişörtleriyle çıkma ve üzerlerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerinin yazılı olduğu pankartlarla çıkma taleplerinin TFF ile Suudi yetkililer arasında daha önceden yapılan protokole eklenmesini talep etmişlerdir.
TFF İLE YAPILAN ANLAŞMALAR VE ULUSLARARASI DÜZENLEMELER GEREKÇE GÖSTERİLEREK KABUL EDİLMEDİ
Suudi Arabistanlı yetkililer, daha önce TFF ile yaptıkları anlaşmayla uluslararası yönetmelikler ve düzenlemeleri gerekçe göstererek maçın hemen öncesinde bu talepleri mevcut protokole eklemeyi kabul etmemiştir.
Bu gelişmeler neticesinde Türkiye kamuoyunda konu sosyal medyada gündeme gelmiş ve konuyla ilgili dezenformasyon üretildiği tespit edilmiştir.
Devletimizin kurumlarına ve milletimizin değerlerine yönelik tasvip edilmesi mümkün olmayan hakaretamiz ifadelerin kullanıldığı görülmüştür.
“Maç başlarken İstiklal Marşı okunmayacağı ve Türk bayraklarının sahaya alınmadığı” iddiaları, taraflardan elde edilen bilgiler doğrultusunda Dezenformasyonla Mücadele Merkezimizce yalanlanmıştır.