Ukrayna üyelik konusunu 3-4 Aralık’ta Brüksel’de yapılan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde ve sırasında bir kez daha gündeme taşıdı.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, NATO dışişleri bakanlarına gönderdiği mektupta, toplantı sırasında Ukrayna’ya üyelik daveti yapılmasını istedi.
Konu, Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamında, çalışma yemeği formatında toplanan NATO-Ukrayna Konseyi’nin de gündemindeydi.
Ukrayna bu yönde bir davetin üyeliğin geri çevrilemez olduğunu göstereceği ve Rusya’ya karşı doğru cevap olacağı görüşünde.
NATO’nun tüm üyelerinin aynı görüşte olduğunu söylemek ise oldukça zor.
NATO liderleri, Ukrayna’nın bir gün İttifak’a katılacağının kararını, herhangi bir tarih belirtmeksizin, 2008’deki Bükreş Zirvesi’nde aldılar.
Savaşın başlamasının üzerinden geçen bin günde NATO’nun üyelik konusundaki söyleminde geldiği en ileri nokta ise bu yıl 9-11 Temmuz’da yapılan Washington Zirvesi’nin sonuç bildirisindeki ifadeler: “Müttefiklerin mutabık kalması ve şartların karşılanması halinde Ukrayna’yı İttifak’a katılmaya davet edecek konumda olacağımızı bir kez daha teyit ediyoruz.”
Üyelik daveti için olmazsa olmaz şart NATO üyelerinin oybirliği. İttifak üyeleri henüz bu aşamaya gelemedi.
Hangi ülkeler karşı çıkıyor?
Ukrayna’nın üyeliğine sıcak bakmadığı bilinen ülkeler arasında ilk akla gelen Macaristan.
Toplantı sonrasında açıklama yapan Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, “Bu ülke savaşta ve savaştaki bir ülke İttifak’ın güvenliğine katkı sağlayamaz” dedi.
Macaristan, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği konusunda son ana kadar itirazını kaldırmamıştı.
NATO’nun en güçlü üyesi ABD ise olası bir üyelik daveti için zamanlamanın doğru olmadığı görüşünde. Aslında çoğu ülkenin bu görüşte olduğunu söylemek mümkün.
Kağıt üstündeki şartlar bir yana NATO’nun şu an Ukrayna’ya üyelik davetinde bulunması pratikte pek mümkün gözükmüyor.
Bunun nedeni Ukrayna’nın savaşta olması.
Ukrayna’ya üyelik daveti yapılması savaşı daha da tırmandırma riski içeriyor.
Savaş bitmeden olası bir üyelik ise tüm İttifak’ın doğrudan savaşa taraf olması anlamına gelir ki şu aşamada çoğunluk bundan yana değil.
Ukrayna’nın savaşta olduğu ülkenin, NATO’nun, müttefiklerin güvenliğine yönelik en önemli ve doğrudan tehdit olarak gördüğü Rusya olması olası bir davet konusunda aceleci ve duygusal hareket edilmesini engelliyor.
Bu risklere karşın Letonya, Çekya gibi üyelik daveti yapılmasında pek sakınca görmeyen ülkeler de var.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, önceliğin üyelik davetinden ziyade, Ukrayna barış görüşmelerine girmeye karar verdiğinde bunu güçlü bir pozisyonda yapmasının nasıl sağlanacağına yoğunlaşmak olduğu mesajını verdi.
Türkiye’den bekle gör yaklaşımı
Türkiye, Ukrayna’nın NATO üyeliğine ilke olarak karşı değil.
Bununla birlikte öne çıkan bir pozisyon almamayı tercih eden Türkiye, kararını diğer ülkelerin adımlarını da dikkate alarak atmaktan yana.
NATO üyesi ülkeler arasında uzlaşı bulunmaması Türkiye’nin net pozisyon almasını frenleyen etkenlerden biri.
Rusya’yla ilişkileri ve Ukrayna’daki savaşın devam ediyor olması Ankara’nın pozisyonunu şekillendiren diğer unsurlar.
Türkiye, Ukrayna konusunda savaşa müdahil olmaksızın elinden gelenin en fazlasını yapma çabası içinde ve diplomasiye şans verilmesini istiyor.
Ukrayna’nın olası üyeliği konusunda şartların henüz oluşmadığı ve bu adım için doğru zaman olmadığı görüşü şu aşamada daha ağır basıyor.
Toplantı için Brüksel’de bulunun Hakan Fidan’ın bugün Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha ile bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.
Trump’ın tavrı merak konusu
ABD Başkanı Joe Biden’dan görevi 20 Ocak’ta devralacak olan Donald Trump’ın Ukrayna konusundaki tavrı NATO’daki dengeleri de etkileme potansiyeli içeriyor.
Bazı ülkelerin pozisyon belirlemek için yeni Amerikan yönetimini beklediği biliniyor.
Letonya Dışişleri Bakanı Baiba Braze toplantı öncesinde, “Herkes yeni ABD yönetiminin çalışmaya başlamasını bekliyor. Bu söylenen ya da söylenmeyen bir husus ama bir gerçek” dedi.
Trump, henüz bunu nasıl yapacağına ilişkin detaylar net olmasa da göreve geldiğinde savaşı bir günde bitireceği iddiasında.
NATO’daki genel görüş, barış masasına ne zaman ve hangi şartlarla oturacağına karar verecek olanın Ukrayna olduğu yönünde.
Trump, ilk görev dönemindeki çıkış ve hamleleriyle zaman zaman NATO’nun geleneksel işleyişini zorlamıştı. Şimdi de “Ukrayna’yı zorda bırakacak bir adım atar mı?” sorusu soruluyor.
Trump’ın Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi olarak atadığı Keith Kellog, geçtiğimiz aylarda ortak imzayla kaleme aldığı bir makalede, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin uzun bir süre ertelenmesi karşılığında güvenlik garantileri içeren bir barış anlaşması yapılması çağrısında bulunmuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÇİNLİ BAKAN GÖRÜŞME TALEBİNİ REDDETTİ
Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) üyesi 10 ülkenin savunma bakanlarının yanı sıra ABD, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Çin’den temsilciler, ASEAN Plus Savunma Bakanları Toplantısı için Laos’un başkenti Viyentiyan’da bir araya geldi. Çin Savunma Bakanı Don Jun, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in toplantı çerçevesinde görüşme talebini reddetti.
“TALİHSİZ BİR DURUM VE BÖLGEYİ ETKİLİYOR”
Austin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu talihsiz bir durum ve bölgeyi etkiliyor. Çünkü bildiğiniz üzere bölge, iki önemli aktörün, bölgedeki iki büyük gücün birbiriyle görüşüyor olmasını gerçekten görmek istiyor” dedi. Austin, “Bunun geleceğe yönelik herhangi bir yansıması olacağını düşünmüyorum. Bunun sadece şu an için yapmayı tercih ettikleri bir şey olduğunu ve niçin böylesine iyi bir fırsatı değerlendirmemeyi seçtiklerini ancak onların açıklayabileceklerini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
İKİ BAKAN EN SON MAYIS AYINDA BİR ARAYA GELMİŞTİ
Austin, Çinli mevkidaşı Dong ile geçtiğimiz mayıs ayında uluslararası savunma forumu Shangri-La Diyalogu marjında bir araya gelmişti. İki bakan, ABD ve Çin’in Tayvan konusunda anlaşmazlıkları olduğunu yinelemiş fakat askeri iletişim kanallarının açık tutulmasının önemine vurgu yapmıştı.
Tayvan’ın bağımsızlığını tanımayan ve kendi toprakların bir parçası olarak kabul eden Çin, üç hafta önce Tayvan’a 2 milyar dolarlık silah satışına onay veren ABD’yi sert bir şekilde eleştirmiş ve “egemenliğini savunmak için kararlı karşı tedbirler alacağını” açıklamıştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Roma şehir merkezinde bulunan Vatikan’a ait tarihi saraydaki resepsiyona ev sahipliği yapan Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Ufuk Ulutaş, konuklarını tek tek kapıda karşıladı.
Resepsiyona Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri Monsenyör Gallagher, Vatikan Devletler ve Uluslararası Kuruluşlarla İlişkiler Sekreteri (Dışişleri Bakanlığı) İkili İlişkilerden Sorumlu Müsteşar Monsenyör Miroslaw Stanislaw Wachowski, Azerbaycan’ın Vatikan Büyükelçisi Ilgar Muhtarov, Avustralya’nın Vatikan Büyükelçisi Chiara Porro ve KKTC Roma Temsilcisi Mustafa Kemal Beyazbayram’ın aralarında bulunduğu çok sayıda davetli katıldı.
İki ülke milli marşlarının çalınmasıyla başlayan resepsiyonda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bayram mesajı okundu.
Büyükelçi Ulutaş, ikinci kez Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna ev sahipliği yapmaktan onur duyduğunu belirterek, “Geçen hafta Ankara’da gerçekleşen alçak terör saldırısında trajik bir şekilde hayatlarını kaybedenleri anmak istiyorum. Allah’ın rahmeti şehitlerimize olsun ve yaralılara acil şifalar diliyorum.” dedi.
Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü ve kuruluşa katkıda bulunanları andığını ifade eden Ulutaş, “Yüzyıllar boyunca topraklarımız ve milletimiz, Avrupa, Orta Doğu, Batı Asya, Afrika ve Akdeniz jeopolitiğinde ve ötesinde hayati bir rol oynamıştır. Batı olarak adlandırılan yerde Vatikan da dahil olmak üzere Avrupa devletleriyle etkileşimimiz, Avrupa tarihini şekillendirdi.” diye konuştu.
Ulutaş, ayrıca Filistin’de ve Gazze’de yaşananların insanlığa karşı işlenen bir suç olduğunu söyledi.
Vatikan’ın 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli deprem felaketinde Türkiye’ye gösterdiği desteği hatırlatan Ulutaş, bugünkü davetlerine icabet eden Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri (Dışişleri Bakanı) Monsenyör Paul Richard Gallagher’a teşekkürlerini iletti.
Gallagher: “Çok önemli bir etkinlik hazırlıyoruz”
Vatikan Devletlerle İlişkiler Sekreteri Monsenyör Gallagher da “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101. yıl dönümünü kutlamak üzere büyükelçi, büyükelçilik personeli ve Roma’da yaşayan Türk toplumu ile bir araya gelmiş bulunmaktayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu bugüne dair samimi sevincinizi paylaşıyorum.” ifadelerini kullandı.
Monsenyör Gallagher, Vatikan ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 1960 yılında tesis edildiğini belirterek, “Bu yıl dönümü bana Vatikan’ın Türkiye ile samimiyet ve saygı çerçevesinde sürdürdüğü olumlu ikili ilişkiler için dostluk ve takdir duygularını bir kez daha ifade etme fırsatı sunuyor. Bu ilişkiler, hem karşılıklı yüksek düzeyli ziyaretler hem de farklı ortak ilgi alanlarındaki işbirliği yoluyla güzel bir şekilde ifade edilmiştir.” diye konuştu.
Daha önce Papa 6. Paulus, Papa 2. Ioannes Paulus, Papa 16. Benediktus ve son olarak 2014’te Papa Franciscus’un Türkiye’yi ziyaret ettiğini hatırlatan Monsenyör Gallagher, kendisinin de bu yılın başında 3. Antalya Diplomasi Forumu’na katıldığını söyledi.
Gallagher, Türkiye’nin tarihi ve coğrafi konumu, bölgesel nüfuzu itibarıyla büyük bir sorumluluğunun bulunduğunu belirtti.
Monsenyör Gallagher, Hristiyanlık tarihinde geçen bazı kutsal yer ve etkinliklerin Türkiye’de bulunduğunu ifade ederek, “İlk 8 konsilin yeriydi. Bu bağlamda, gelecek yıl jübile kutlamaları sırasında gerçekleşecek çok önemli bir etkinlik hazırlıyoruz. Gelecek yıl, 325 yılında antik kent Nicea, bugünkü İznik kentinde gerçekleşen ilk konsilin 1700. yıl dönümüne işaret ediyor.” ifadelerini kullandı.
Bu arada, Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus da 28 Haziran’da yaptığı açıklamada, 2025 yılının Birinci İznik Konsili’nin 1700. yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, gelecek yıl Türkiye’ye gitmek istediğini söylemişti.
“Meşkin Üç Ahengi” grubundan geleneksel Türk müziği konseri
Resepsiyonda 2022 yılında sanatçılar Murat Salim Tokaç, Ali Yılmaz ve Deniz Şahin tarafından kurulan “Meşkin Üç Ahengi” grubu, geleneksel Türk müziği konseri verdi.
İlgiyle izlenen konser, büyük beğeni topladı.
Konserin ardından resepsiyonda konuklara Türk ve İtalyan mutfağının öne çıkan lezzetleri ikram edildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Görüşmede, Türkiye ve Türkmenistan arasındaki ikili ve parlamentolar arası ilişkiler ele alındı. Ayrıca Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarındaki insanlık dışı saldırılar ve işgal girişimleriyle Lübnan’a yönelik İsrail saldırıları, güncel küresel konular hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.
Kurtulmuş, görüşmede, Türkmen halkının milli değeri, bilgeliği ve eserleriyle tüm Türk dünyasının ışığı olan Mahtumkulu Firaki’nin 300. doğum günü vesilesiyle düzenlenecek forum dolayısıyla ata yurdu olan Türkmenistan’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Türkiye ve Türkmenistan’n tarihi ve kültürel bağlara sahip iki kardeş ülke olduğunu belirten Kurtulmuş, kadim kardeşlik bağlarının karşılıklı saygı, anlayış ve ortak çıkarlar temelinde gelişmeye devam etmesi arzusunda olduklarını söyledi.
Öte yandan, TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkmenistan Milli Lideri ve Halk Maslahatı Başkanı Berdimuhammedov’un Arkadağ Akıllı Şehri’nde foruma katılan heyet başkanları onuruna verdiği davete katıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fransa’nın Strasbourg kentinde toplanan AP Genel Kurulunda Macaristan’ın 1 Temmuz’dan bu yana yürüttüğü Dönem Başkanlığı faaliyetlerinin ele alındığı oturum düzenlendi. Macaristan Başbakanı Viktor Orban yaptığı konuşmada, AB’nin durumunun, Macaristan’ın ilk AB Dönem Başkanlığı’nı üstlendiği 2011’den bu yana çok daha ciddi olduğunu ifade etti. Ukrayna’daki savaş, Orta Doğu ve Afrika’da artan çatışmalar, göç, Schengen bölgesindeki riskler ve Avrupa’nın küresel rekabet gücünü kaybetmesi gibi konulara değinen Orban, “AB’nin değişmesi gerekiyor” dedi. Orban, Macaristan’ın AB Konseyi’nin dönüşümlü başkanlığını yürütürken, tamamlanması gereken 52 yasa tasarısı da dahil olmak üzere dürüst ve yapıcı bir arabulucu olacağını ve Parlamento ile kurumlararası müzakerelere başlamaya hazır olduğunu söyledi.
“AB’nin son 20 yıldaki ekonomik büyümesi Çin ve ABD’nin gerisinde kaldı”
Rekabetin önemli bir konu olduğunu vurgulayan Orban, AB’nin son 20 yıldaki ekonomik büyümesinin Çin ve ABD’den önemli ölçüde geri kaldığını ve AB’nin küresel ticaretteki payının da azaldığını belirtti. Enerji fiyatlarının başlıca engel olduğunu belirten Orban, “AB, Rus enerji kaynaklarından uzaklaşmanın bir sonucu olarak önemli gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) büyümesini kaybetti” dedi. Orban, “Yeşil dönüşümün kendi başına soruna bir çözüm sunduğu yanılgısına düşmemeliyiz” diyerek karbondan arınmanın üretkenliğin yavaşlamasına ve iş kaybına yol açtığına dikkat çekti. Göç sorununa da değinen Orban, “Avrupa yıllardır, özellikle dış sınırlarında göç baskısı altında. AB bu sınırları savunmalı. Macaristan bu konuda 2015’ten beri siyasi mücadeleler verdi, sayısız girişim ve öneri gördük. Hepsi de tek bir temel unsurdan yoksun oldukları için başarısız oldu; dış sıcak noktalar. Bunlar olmadan Avrupalıları yasa dışı göçten koruyamayız” dedi. Orban, “AB iltica sistemi çalışmıyor. Yasa dışı göç, antisemitizme ve kadınlara yönelik şiddetin artmasına yol açtı. Bunlar gerçekler, beğenelim ya da beğenmeyelim” diye konuştu. Düzenli olarak “Schengen zirveleri” düzenlenmesini öneren Başbakan Orban, Bulgaristan ve Romanya’nın yıl sonuna kadar serbest dolaşım alanının tam üyesi olması gerektiğini ifade etti. Orban Batı Balkan ülkelerinin AB’ye katılımının hızlandırılması çağrısında bulunarak, “Sırbistan katılmadan Balkanlar’ı istikrara kavuşturamayız” dedi. AB savunma sanayinin, çiftçi dostu, rekabetçi tarım sektörünün ve AB uyum politikasının önemini vurgulayan Orban, “Uyum Fonu bir hayır kurumu ya da bağış değildir, AB’deki en büyük yatırım politikası biçimlerinden biridir ve tek pazarın dengelenmesi için bir ön şarttır” şeklinde konuştu. Orban, “Biz Macarlar, Avrupa Birliği’nin bir parçasıyız. Avrupa’nın olabileceği şey olmasına yardımcı olmak için en ufak bir şans gördüğümüz sürece bunun için savaşmaya devam edeceğiz. Başkanlığımızın başarısı, AB’nin başarısı olacak. Avrupa’yı tekrar harika yapalım” diyerek konuşmasını bitirdi.
Orban’a “Ciao Bella” ile tepki
Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın konuşmasının ardından genel kuruldaki sol eğilimli bazı milletvekilleri ayağa kalktı. Orban’ı protesto eden milletvekilleri, “Ciao Bella” şarkısını söyledi. AP Başkanı Roberta Metsola ise, “Burası Eurovision değil” diyerek milletvekillerine müdahale etti.
Leyen, Orban’ı hedef aldı
Orban’dan sonra söz alan Avrupa Komisyonu Başbakanı Von der Leyen, Macar lidere sert tepki gösterdi. Leyen, “Bugün Konsey Başkanlığı sırasında karşı karşıya olduğumuz en acil sorunlardan bazılarına odaklanmak istiyorum. Birincisi Ukrayna, ikincisi rekabet, üçüncüsü göç. Ukraynalı dostlarımız savaşta üçüncü kışa giriyor. Rusya bunu şimdiye kadarki en zor kış yapmaya çalışıyor. Geçtiğimiz ay Rusya, Ukrayna şehirlerine bin 300’den fazla insansız hava aracı gönderdi. Yaz boyunca Ukrayna’nın enerji altyapısına yüzlerce füze yağdı. Sayısız Ukraynalı öldürüldü veya yaralandı. Aileler ayrıldı. Şehirler yok edildi. Dünya, Rusya’nın savaşının vahşetine tanık oldu. Yine de bu savaşı işgalciye değil, işgal edilene yükleyenler var. Putin’in iktidar arzusuna değil, özgürlüğe susayan Ukraynalılara bağlayanlar var. Bu yüzden onlara şunu sormak istiyorum: 1956’daki Sovyet işgalinden Macarları sorumlu tutarlar mıydı? 1968’deki Sovyet baskısından Çekleri ve Slovakları sorumlu tutarlar mıydı? Biz Avrupalılar farklı tarihlere ve farklı dillere sahip olabiliriz, ancak barışın teslimiyetle eş anlamlı olduğu hiçbir Avrupa dili yoktur. Egemenliğin de işgalle eş anlamlı olduğu bir dil yoktur. Ukrayna halkı, tıpkı Orta ve Doğu Avrupa’yı Sovyet egemenliğinden kurtaran kahramanlar gibi özgürlük savaşçılarıdır. Ukrayna ve Avrupa için adil bir barışa ulaşmanın tek bir yolu var. Ukrayna’nın direnişini siyasi, mali ve askeri destekle güçlendirmeye devam etmeliyiz” ifadelerini kullandı.
“Bir hükümet, Avrupa şirketlerine diğerlerinden daha fazla vergi koyarak ayrımcılık yapıyorsa nasıl daha fazla Avrupa yatırımı çekebilir?”
Rekabet konusuna değinen von der Leyen, “Yenilikçi şirketlerimizin çoğu, genişlemelerini finanse etmek için ABD’ye veya Asya’ya bakmak zorunda kalırken, her yıl 300 milyar Euro’luk Avrupa hanehalkı tasarrufu yabancı pazarlara yatırılıyor, Ortak Pazarımız da hala çok fazla engel var ve şirketlerimizin sınırlar ötesinde ölçeklenmesini engelliyor. Bu yüzden bir Tasarruf ve Yatırım Birliği önerdik. Şirketlerin sınırlar ötesinde büyümeleri için engelleri azaltmamız gerekiyor. Ortak pazarımızı tamamlamak, finans ve dijital gibi sektörlerde raporlama yükünü azaltmak için yeni bir hamle önereceğiz. Rekabet gücümüzü güçlendirmek için gidilecek yön budur. Ancak aynı zamanda AB’deki bir hükümetin tam tersi yönde Ortak Pazar’dan uzaklaştığını da görüyoruz. Bugün çok dikkatli dinledim. Bir hükümet, aynı zamanda Avrupa şirketlerine diğerlerinden daha fazla vergi koyarak ayrımcılık yapıyorsa nasıl daha fazla Avrupa yatırımı çekebilir? Aynı zamanda bir gecede ihracat kısıtlamaları uygularsa daha fazla şirketi nasıl çekebilir? Keyfi denetimlerle onları hedef alırsa, izinlerini engellerse, kamu sözleşmeleri çoğunlukla küçük bir gruba giderse, bir hükümete Avrupa şirketleri nasıl güvenebilir? Bu durum belirsizliğe yol açıyor ve yatırımcıların güvenini zedeliyor. Tüm bunlar, Macaristan’ın kişi başına düşen GSYİH’sinin Orta Avrupa komşuları tarafından geride bırakıldığı bir zamanda gerçekleşiyor. Macaristan Avrupa’nın kalbindedir ve aynı zamanda ekonomimizin de kalbinde olmalıdır. Macar halkı ortak pazarımızın tüm avantajlarından yararlanmalıdır” şeklinde konuştu.
“Bir AB üyesi ülke, Rusya’dan fosil yakıt satın almanın alternatif yollarını aradı”
Leyen, “Hala kirli Rus fosil yakıtlarına bağlı kalmamız gerektiğini düşünenlere seslenmek istiyorum. Rus tanklarının Ukrayna’ya girmesinden sadece birkaç gün sonra Avrupa liderleri Versay’da toplandı, 27’si de mümkün olan en kısa sürede Rus fosil yakıtlarından uzaklaşmayı kabul etti. Peki, bin gün sonra bu taahhütte neredeyiz? Avrupa gerçekten de çeşitlendi. Güvenilir ortaklarla altyapılar ve yeni bağlar kurduk. Avrupa’da üretilen ucuz ve temiz enerjiye yatırım yaptık ve bunu başarıyla yaptık. Yılın ilk yarısında tüm elektrik üretimimizin yüzde 50’si, Avrupa’da iyi işler kuran ve Rusya’da olmayan kendi enerjimizden, yerli yenilenebilir kaynaklardan geldi. Ancak herkes Versay taahhütlerine göre hareket etmedi. Alternatif kaynaklar aramak yerine özellikle bir AB üyesi ülke, Rusya’dan fosil yakıt satın almanın alternatif yollarını aradı. Rusya, güvenilir bir tedarikçi olmadığını defalarca kanıtladı. Artık bahane yok. Avrupa enerji güvenliğini kim istiyorsa öncelikle buna katkıda bulunmalıdır. Uymamız gereken kural budur” dedi.
Göç konusuna da değinen Leyen, “Herkes göçün Avrupa’nın bir sınaması olduğunu ve Avrupa’nın bir cevap gerektirdiğini anlıyor. İşte bu yüzden Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi, Göç ve Sığınma Konusunda Yeni Paktı kabul etti. Şimdi bunu uygulamalıyız. Birliğimizin dış sınırlarındakiler de dahil olmak üzere üye ülkelere ortak sınırlarımızı yönetmelerine yardımcı olmak için bakıyoruz” dedi.
“Macaristan hükümeti ek güvenlik kontrolleri olmadan Rus vatandaşlarını AB’ye nasıl davet edebilir?”
Doğrudan Macaristan Lideri Orban’a seslenen Leyen, “Macaristan’ın sınırlarını koruduğunu ve suçluların Macaristan’da hapsedildiğini söylediniz. Sadece bu ifadenin, yetkililerinizin geçtiğimiz yıl hapis cezasına çarptırılmış kaçakçıları ve insan tacirlerini cezalarını çekmeden serbest bırakması gerçeğiyle nasıl uyuştuğunu merak ediyorum. Bu, Avrupa’da yasa dışı göçle mücadele etmek değil. Bu, AB’yi korumak değil. Bu sadece sorunları komşunuzun çitinin üzerinden atmaktır” ifadelerini kullandı. Macaristan’ın Rus vatandaşlarına vize kolaylığı sağlaması konusunu dile getiren Leyen, “Hepimiz dış sınırlarımızı daha iyi korumak istiyoruz. Ancak yalnızca organize suçlara karşı birlikte çalışırsak ve kendi aramızda dayanışma gösterirsek başarılı olabiliriz. Kimi içeri alacağımızdan bahsedeceksek, Macaristan hükümeti ek güvenlik kontrolleri olmadan Rus vatandaşlarını Birliğimize nasıl davet edebilir? Bu durum, yeni Macaristan vize düzenlemesini yalnızca Macaristan için değil, tüm AB üyeleri için bir güvenlik riski haline getiriyor. Macaristan hükümeti, Çin polisinin kendi topraklarında faaliyet göstermesine nasıl izin verebilir? Bu, Avrupa’nın egemenliğini savunmak değildir. Bu, yabancı müdahale için bir arka kapıdır” şeklinde konuştu. Leyen, “Evet, Frontex’i güçlendirmeliyiz. Evet, kaçakçılıkla mücadele mevzuatını kesinleştirmeli, Europol’ü güçlendirmeli ve Paktı tam olarak uygulamalıyız. Ancak bu, daha az değil, daha fazla iş birliğiyle başarılabilir ve tabii ki hukukun üstünlüğüne ve temel değerlerimize tam saygıyla” ifadelerini kullandı.
Leyen, “Macaristan, Konsey Başkanlığını ikinci kez üstleniyor. İlki 2011’deydi. O vesileyle Başbakan Orban şöyle demişti: ‘Biz 1956 devrimcilerinin ayak izlerini takip edeceğiz. Biz Avrupa Birliği davasına hizmet etmeyi amaçlıyoruz. Avrupa, kendi yerini korumak için birlik olmalı.’ Sanırım hepimiz aynı fikirdeyiz. Avrupa birlik olmalı. Bu o zamanlar doğruydu. Bugün de doğru. O yüzden Macar halkına hitap ederek bitirmeme izin verin. Biz tek bir aileyiz. Sizin hikayeniz bizim hikayemizdir. Sizin geleceğiniz bizim geleceğimizdir. 10 milyon Macar, geleceğimizi birlikte şekillendirmeye devam etmemiz için 10 milyon iyi nedendir. Yaşasın Avrupa” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Orban’a tepkiler devam etti
Muhafazakar Avrupa Halk Partisi Lideri Manfred Weber da yaptığı konuşmada, Orban’ın Ukrayna’nın içinde bulunduğu kötü duruma “tek bir cümle” bile değinmemesinden şoke olduğunu belirterek AB bayrağı altında yürüttüğü diplomasiyi eleştirdi. Weber, “(Rusya ve Çin) Seyahatiniz asla bir barış misyonu değildi. Otokratlar için büyük bir propaganda gösterisiydi” dedi. Yeşiller Partisi Eş Başkanı Terry Reintke ise “Burada hoş karşılanmıyorsunuz, burası Avrupa demokrasisinin evi” ifadeleriyle Orban’a tepki gösterdi.
Orban, Temmuz ayında “barış misyonu” olarak tanımladığı ziyaret kapsamında Rusya ve Çin’e gitmişti. – STRASBOURG
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA – Yunus Emre Enstitüsü tarafından organize edilen “Tarih Boyunca Türkçe’nin Farklı Kıtalardaki Serüveni” başlıklı söyleşi Ankara’da düzenlendi.
Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında Yunus Emre Enstitüsü tarafından organize edilen “Tarih Boyunca Türkçe’nin Farklı Kıtalardaki Serüveni” adlı söyleşi, Cumhuriyet Müzesi binasında gerçekleştirildi.
İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan söyleşide, Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda ilerleyen Türkiye’nin, Türkçe ve Türk kültürünün öğretimi noktasında üstün çabalar gösterdiğine dikkat çekildi.
Burada konuşan Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Aliy, Hun İmparatorluğu ve Göktürk Devleti’nden beri yazılı metinlerle izlenebilen Türkçe’nin farklı kıtalarda ve kültürlerde öğretimine 21. Yüzyılın başına kadar gerekli ihtimamın gösterilmediğini dile getirerek, “Bugün, büyük krizlerin ve belirsizliklerin bölgesinde köklü geçmişinden almış olduğu güçle Türkiye Yüzyılı hedeflerine emin adımlarla ilerleyen Türkiye, Türkçe ve Türk kültürünün öğretimi noktasında da üstün çabalar göstermektedir. Bu bağlamda ülkemizi ve hedeflerini dünyaya tanıtmak, kültürümüzü daha değişik coğrafyalara yaymak için Yunus Emre Enstitüsü bütün imkanlarıyla seferberlik halindedir” dedi.
YEE’nin, Türkçeyi Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Amerika’ya ve dünyanın tüm coğrafyalarında yaygınlaştırma girişimlerinin kararlılıkla devam ettiğini Aliy, kültürel diplomasi girişimleri kapsamında 67 ülkede yer alan 91 merkezle Türkçe öğretme faaliyetlerinin devam ettiğini kaydetti.
Prof. Dr. İlber Ortaylı ise Türkçe’nin netice itibarıyla Türklerin soyu olduğunu ifade ederek, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu durumu Oğuz Türkçesi içerisinde ele aldığını ve hiçbir zaman Türklüğün reddedilmediğini söyledi.
Ortaylı, Türkçe’nin kullanımı, fiillerin ve kelimelerin çekimi gibi birçok durumdan dolayı özelliklerinin farklı olduğunu ve Türkçe’nin eski bir dil grubuna ait olduğunu ifade etti.
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı da Ortaylı’nın bilgeliğiyle, Türk kültürüne ve diline olan katkısıyla gençlerin Türkçe ve Türk olmakla ile ilgili fikirlerini temellendirmek anlamında çok özel bir tecrübe yaşadıklarını vurguladı.
Söyleşiye, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı’nın yanı sıra YEE Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Aliy ile Prof. Dr. İlber Ortaylı ve çok sayıda yabancı misyon temsilcisi katıldı.
Söyleşinin ardından ise günün önemine istinaden hatıra fotoğrafı çektirildi.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>