
Kliniğe gelerek mama alan ismi öğrenilemeyen bir kişi, kasada bozuk para olmaması sebebiyle ücretin 45 TL’lik kısmını İBAN üzerinden ödemek istedi.

Veteriner Hekim Ali Özen’in fiş kesebilmek için dekont görmek istemesi üzerine müşteri ile arasında tartışma çıktı.

Dükkandan bağırarak ayrılan müşteri, yaklaşık 1 saat sonra yanında 2 kişiyle geri döndü.

Özen’e dükkanın dışına çıkması için bağıran şüpheliler, çıkmayınca veterinere saldırdı.

Darbedilen Veteriner Hekim Ali Özen, daha sonra şüpheliler tarafından sürüklenerek dükkanın dışına çıkarıldı.

Olay sonrasında burnu kırılan Özen, doktor raporunun ardından polise suç duyurusunda bulundu.

Polis ekipleri, şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı.

‘PARANI GERİ AL İSTEMİYORUM’
Müşteri ile arasındaki tartışmayı anlatan Veteriner Hekim Ali Özen, “Şahıs, ‘Dekontu beklemek zorunda mıyım?’ dedi. Ben de nakit fişi keseceğimi tekrar açıklayarak, ‘Evet’ dedim. Daha sonra vazgeçip kendi kendine, ‘İyi o zaman 200 TL daha vereyim 400 TL’nin üzerini siz bana borçlu kalın’ dedi. Ben de kabul edip, parayı aldım. Daha sonra tam giderken geri dönüp, ‘Siz neyi ima ediyorsunuz? Dekont göster ne demek? Ben kaç yıllık müşterisiyim buranın? Bu nasıl bir şey? Ne ima ediyorsun?’ gibi şeyler söyledi. Ben de şahsın kendisine bunun herkese yapılan rutin bir protokol olduğunu anlatmaya çalıştım. Bu tekrardan anlattığım şeyleri anlamayıp gene aynı şekilde laflar etmeye devam etti. Ben de bütün parasını geri uzatıp, ‘Paranı geri al, istemiyorum’ dedim. Parayı uzattığım halde almadı. Bu esnada birbirimizle sözlü olarak sürtüştük. Yaklaşık 1 saat sonra şahsın yanında tanımadığım, görmediğim, hayatımda bilmediğim 2 kişiyle daha gelip, kliniğe girip beni zorla çıkarmaya çalıştılar. Çıkmayınca darbetmeye başladılar. Yumruklar atmaya başladılar. Daha sonra tekme yüzüme geldi, kendimi korumaya çalışırken. Orada burnumun kırıldığını hissettim zaten. Orada burnun gidince biraz dengem de kaydı ve beni düşürdüler. Daha sonra sürükleyerek kliniğin dışarısına çıkardılar” diye konuştu.

‘BU DURUMUN ARTIK SON BULMASI GEREKİYOR’
Burnundan nefes alamadığını ve şiddetli baş ağrısı yaşadığını söyleyen Veteriner Hekim Özen, “Olay sırasında zaten panik butonuna basmıştık. Olay bittikten sonra polis geldi. Polislerle birlikte hastaneye gittik. Acil durum darp raporu çıkarıldı. Tomografi çekildi. Daha sonrasında karakola gidip ifademi verdim. Avukatımızla da görüştük. Kocaeli Veteriner Hekimler Odası bu konuda bana yardımcı oldu. Bu durumun arkasını bırakmayacağım. Ne ben, ne meslektaşlarım, ne bu sektördeki herhangi bir kişinin bu şekilde sürekli psikolojik şiddet görmesi, fiziksel şiddet görmesi artık dur durak bilmiyor. Şiddet günümüzün maalesef modası oldu. Bu durumun artık son bulması gerekiyor. Son bulması için elimden ne geliyorsa yapacağım. Kafamın bu ön tarafını komple neredeyse hissetmiyorum. Nefes alırken zorluk çekiyorum. Sürekli ağzımdan nefes alıyorum. Burnum komple, tamamen tıkalı durumda. Burnumdan nefes alamıyorum. Kafa kısmında ciddi, ödemden ötürü, şiddetli ağrı var. Geceleri uyuyamıyorum ağrıdan ötürü. Sadece ön tarafında değil, arka tarafında da darbeler aldım. Onun da ağrısından ötürü ciddi sıkıntı çekiyorum ve uyku problemleri yaşıyorum. Bu durumu da doktorla görüşüp 10-15 gün rapor alacağım” diye konuştu.
‘VETERİNER HEKİMLER MAALESEF SAĞLIK ÇALIŞANI SAYILMAMAKTADIRLAR’
Olayın takipçisi olacaklarını belirten Kocaeli Veteriner Hekimler Odası Başkanı Mehmet Bostancı, “Son zamanlarda giderek artan veteriner hekime şiddetin günden güne farklı boyutlara taşındığını görmekteyiz. Aslında toplumda giderek artan bir şiddet söz konusu. Bizler, veteriner hekimler, maalesef sağlık çalışanı sayılmamaktadırlar. Buna bağlı olarak da Sağlıkta Şiddet Yasası’ndan yararlanamadıkları için herhangi bir aşamada işlem yapılamamaktadır. Veteriner hekimlerin ivedi bir şekilde Sağlıkta Şiddet Yasası kapsamına alınması gerekmektedir” dedi.
BMGK’da, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un başkanlığında Filistin’deki durum hakkında oturum düzenlendi.
Lavrov, konuşmasına başlamadan önce, BMGK’ye giren ve kimliği bilinmeyen iki kadın ellerinde resimlerle “Esirleri serbest bırakın.” diye bağırdı. Lavrov, gösteri düzenleyenlere “Derdiniz ne? Biriniz gelin, açık bir şekilde anlatın.” dedi. Söz konusu kişilerden cevap gelmeyince göstericiler güvenlik tarafından dışarıya çıkarıldı.
Bunun ardından Lavrov, konuşmasına geçti.
“Orta Doğu daha önce benzeri görülmemiş güvenlik riskleriyle karşı karşıya.” uyarısında bulunan Lavrov, akan kanı durdurmak ve sivillerin acısını dindirmek için dürüst diyaloğa ihtiyaç olduğunu söyledi.
Lavrov, Rusya’nın tarihsel olarak bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler yürüttüğünü belirterek, ülkesinin Filistin’in BM üyeliğini de desteklediğini, halihazırda BM üyesi 150 ülkenin Filistin’i tanıdığını kaydetti.
BMGK’nin son 10 ayda bakanlar düzeyinde Filistin’deki durumu görüşmek için 4. kez bir araya geldiğini, 4 BMGK kararının kabul edildiğini ifade eden Lavrov, “Ancak işgal altındaki Filistin topraklarında akan kan, bu kararların sadece kağıtta mürekkep olduğunu gösteriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Lavrov, “Dostu ABD’nin desteğiyle İsrail’in kapsamlı askeri operasyonu son 10 ayda çok korkunç bir yıkıma yol açtı.” dedi.
Gazze’de 10 ayda 40 bine yakın sivilin öldürüldüğünü ifade eden Lavrov, bunun Ukrayna’nın güneydoğusunda “10 yıldır süren ihtilafta” ölenlerin iki katı olduğunu söyledi.
Lavrov, (BM Genel Sekreteri Antonio) Guterres’in 2009’da söylediği gibi “Gazze’deki ihtilaf, dünyada insanların kaçmasına bile izin vermeyen tek ihtilaf” olduğunu belirterek, durumun daha da kötüleştiğine işaret etti.
Rusya Dışişleri Bakanı, Orta Doğu’da kötüleşen durumdan ABD politikalarını sorumlu tuttu.
Filistin’in BM Daimi Temsilcisi Mansur: Gazze en çok belgelenen soykırım olarak tarihe geçecek
Filistin’in BM Daimi Temsilcisi Riyad Mansur ise “Gazze en çok belgelenen soykırım olarak tarihe geçecek.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in aylardır kıtlık, susuzluk ve hastalığı silah olarak kullanarak bir insani facia yarattığını aktaran Mansur, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Filistin halkı ve esirleri umursamadığını dile getirdi.
Mansur, Netanyahu’nun uluslararası hukuk ve insan onurunu da umursamadığını, sadece siyasi yaşamını düşündüğünü belirtti.
“Size soruyorum BM Güvenlik Konseyi, bu akıl hastasının Filistin halkına yönelik soykırımını kim durduracak? Kim onun karar vermesini engelleyecek?” sorularını yönelten Mansur, artık değişim zamanı olduğunu vurguladı.
İsrail’in Gazze’de yaptığı toplu cezalandırmadır”
“Uluslararası toplumun Gazze’deki duruma tepki vermekte başarısız” olduğuna işaret eden Lavrov, konuya ilişkin alınan hiçbir BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmadığının altını çizdi.
7 Ekim saldırılarının kabul edilemez olduğunu belirten Lavrov, “İsrail’in Gazze’de yaptığı toplu cezalandırmadır.” ifadesini kullandı.
Toplu cezalandırmanın uluslararası insancıl hukukun ihlali olduğunu dile getiren Lavrov, “Bir ihlalle başka ihlaller yaparak savaşamazsınız.” dedi.
BM Genel Sekreteri’nin ofisini de “çifte standart” uygulamakla suçlayan Lavrov, Gazze’ye yönelik saldırılardan bahsederken saldırının kim tarafından yapıldığını açık şekilde söylemediklerini ancak söz konusu Ukrayna olunca hemen Rusya’yı suçladıklarını kaydetti.
Lavrov, BM çalışanlarının tüm üyelere karşı tarafsız olması zorunluluğunun altını çizdi.
“İsrail, gerginliği artırmak istiyor”
Orta Doğu’da gerginlik ve İran’ın dahil olma ihtimaline ilişkin soruya Lavrov, “İran gerginliği artırmak istemiyor. İsrail istiyor.” dedi.
Lavrov, Hizbullah’ın da itidalli davrandığını ancak ABD ve İsrail’in çatışmayı körüklemeye, “kapsamlı savaş” başlatmaya çalıştığını söyledi.
Rusya Dışişleri Bakanı, Batı’nın gerginliği azaltmak için ihtiyaç olan tüm çabayı sarf etmesi gerektiğini ifade etti.
“İstanbul’da barış sağlanmak üzereydi”
Ukrayna’daki durum hakkında da konuşan Lavrov, “Minsk Anlaşması uygulansaydı Ukrayna, Kırım hariç 1991 sınırlarını muhafaza ederdi.” diye konuştu.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin “barış önerisinin” tek taraflı ve kabul edilemez olduğunu vurgulayan Lavrov, İstanbul’da 2022’de yürütülen müzakerelerde barışın sağlanmak üzere olduğunu anımsatarak, “Dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Ukrayna’ya imzalamayın talimatını verdi ve masadan kalktılar.” ifadesini kullandı.
Lavrov, “Ukrayna’ya silah pompalamayı bırakırsanız savaş sona erer.” dedi.
“Avrasya güvenlik modelini savunuyoruz”
NATO’nun adil olmayan ve agresif bir politikası bulunduğunu kaydeden Lavrov, kendilerinin Avrasya güvenlik modelini savunduklarını söyledi.
Lavrov, bu modelin eşitlik temelli olacağını ve herkesin çıkarlarını gözeteceğini belirtti.
“ABD halkının seçeceği her liderle çalışmaya hazırız”
Eski ABD Başkanı Donald Trump ve Ukrayna’ya desteğin kesilmesini savunan yeni başkan yardımcısı adayı J.D Vance’in seçilmesi durumunda ilişkilerin nasıl olacağının sorulması üzerine Lavrov, “ABD halkının seçeceği her liderle çalışmaya hazırız.” dedi.
Lavrov, Trump’ın başkan olduğu dönemde Rusya’ya yoğun ekonomik ve diplomatik yaptırım uygulandığını ancak buna rağmen “diyalog kanallarının en üst seviyede açık” olduğunu bildirdi.
Mevcut ABD yönetimiyle diyaloğun bulunmadığını ifade eden Lavrov, ilişkilerin saygılı ve eşit zeminde yürümek zorunda olduğunun altını çizdi.
Duygu durum bozukluğu olan majör depresyon hakkında açıklamalarda bulunan Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Doktorlarından Hilal Dost, majör depresyonun yalnızca olumlu düşünmekle tersine çevrilemeyeceğini, genellikle ilaç ve terapi kombinasyonuna yanıt verdiğini belirtti.

YAŞAM KALİTESİNİ ETKİLİYOR
Majör depresyon durumunun kişinin hayatını olumsuz yönde etkilediğini aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Hilal Dost, “Majör depresif bozukluk olarak da bilinen majör depresyon, sürekli üzüntü ve umutsuzluk hissi ile karakterize bir duygu durumu bozukluğudur. Bireyin düşünme ve davranış şeklini, yaşam kalitesini ve günlük işleyişini etkileyen ciddi bir tıbbi durumdur.” sözlerine yer verdi.
Uzm. Dr. Hilal Dost, majör depresyonun etkilerine değinerek, “Kişiler, günlük rutinlerini yapamayabilir ve kendilerine zevk veren aktivitelere olan ilgilerini kaybedebilir. Kronik bir durum olan majör depresyon, yalnızca bazı zamanlarda belirtilere neden olabilir. Uygun tedavi yöntemleri ile belirtiler daha az şiddetli ve daha seyrek hale gelebilir. Bazı durumlarda ise kişiler hayatları boyunca yalnızca bir kez depresyon dönemi yaşayabilir. Bu dönemler; ailede bir ölüm, bir iş ya da ilişkinin kaybı gibi travmatik olaylarla tetiklenebilir” dedi.

GENETİK OLABİLİYOR
Depresyona neden olan durumlardan bahseden Uzm. Dr. Hilal Dost, “Majör depresyonun genellikle tek bir nedeni yoktur ve çeşitli tetikleyicilerle ortaya çıkar. Başlıca nedenleri arasında genetik faktörler yer alır. Birinci derece akrabalarında majör depresyon görülen kişilerde depresyon riski daha yüksektir. Serotonin, dopamin ve diğer beyin kimyasallarındaki dengesizlikler de semptomlara yol açabilir. Fizyolojik ve sosyoekonomik faktörler de depresyonun nedenleri arasındadır.” ifadelerini kullandı.
Uzm. Dr. Dost, majör depresyonun sosyal ve mesleki hayata olumsuz etkilerine dikkat çekerek “Çocukluk döneminde yaşanan ihmal, istismar ve şiddet gibi olumsuz deneyimler majör depresyonun gelişiminde etkili olabilir. Kişilik özellikleri de rol oynar; kötümserlik eğilimine sahip ve özgüveni düşük kişiler depresyona daha yatkındır. Majör depresyon belirtileri, sosyal ve mesleki alanlarda sorunlara neden olabilir. Kişiler, önceden keyif aldıkları faaliyetlerden zevk almakta zorluk çekebilir. Gelecek hakkında kötümser düşünceler geliştirebilir ve en az iki hafta süren depresif bir dönemde ortaya çıkan belirtiler neredeyse her gün devam eder” dedi.
SEMPTOMLARA GÖRE TEDAVİ YÖNTEMİ FARKLILIK GÖSTERİYOR
Tedavi edilmesi gereken majör depresyonun sosyal ve mesleki alanda kişileri olumsuz etkilediğini vurgulayan Uzm. Dr. Dost, şu sözlere yer verdi:
“Majör depresyon tedavisi, semptomların ciddiyetine göre kişiye özel planlanır. Genellikle ilaç tedavisi ve konuşma terapilerinin bir kombinasyonunu içerir. Hafif semptomlarda belirtilerin izlenmesi yeterli olabilirken, orta ve şiddetli semptomlar için bilişsel davranışçı terapi (BDT) gibi psikoterapi yöntemleri uygulanır. Tedavi, depresyon tetikleyicilerini belirlemeyi ve yönetmeyi de içerir. Aile ve arkadaşların desteği, hastaların depresif dönemi tanımasına yardımcı olabilir. Majör depresyon, intihar düşünceleri olduğunda acil bir durum haline gelebilir. İntihar düşünceleri, pasif ya da aktif şekilde kendini gösterebilir. Umutsuzluk, ajitasyon ve yaşamak için neden eksikliği intihara işaret edebilir. İntihar riskini artıran faktörler arasında depresyon, yalnızlık, madde bağımlılığı, önceki intihar girişimleri ve ailede intihar öyküsü bulunur. Yüksek risk altındaki hastalar için yatarak tedavi gerekebilir.”

SOKAK KÖPEKLERİ UYUTULACAK MI?
AK Parti Grup Başkanı Abdulllah Güler, 17 maddelik kanun teklifinin detaylarını aktardı. Güler, sahipsiz saldırgan sokak köpeklerine ötenazi uygulanacağını söyledi.
ÖTENAZİ NE DEMEK?
Sokak hayvanları yasası sonrası ötenazi gündeme geldi. Ötenazi, tıbbi olarak hastanın yaşamına son verme amacı ile yapılan bir uygulama olarak biliniyor. Bu uygulama genel olarak hastanın dayanılmaz acılar içerisinde olduğu ve tedavisi olmayan ve tedavisi olmayanbir hastalık olduğu durumlarda gündeme gelir.
SOKAK HAYVANLARI YASASI SON DURUM
AK Parti, sokak hayvanlarından ötürü vefat eden vatandaşlara değinerek, “Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni TBMM Başkanlığı’na sundu. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, bugüne kadar sahipsiz sokak köpekleriyle ilgili yapılan çalışmaların yetersiz kaldığını belirterek, saldırgan olan, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olan hayvanlara yerel yönetimlerce ‘ötanazi’ yapılacağını söyledi.AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, ‘Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin TBMM’de bulunan AK Parti Grup Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi. Güler, “2.5 milyona yakın sahipsiz sokak köpeğinin kısırlaştırıldığı, 550 bine yakın sokak köpeğinin sahiplendirildiğine dair raporumuz var.” dedi ve sözlerine kuduz riskinin arttığını belirterek devam etti, ” Mevcut tedbirlere rağmen mahalli idarelerimizin yetersiz kaldığını görüyoruz. Bu durum nelere sebebiyet verdi. Kuduz riskli vakalar artmış durumda. Hayvandan hayvana, hayvandan insana geçen çok farklı parazitler var. Belli ilçelerimizde karantina uygulanan, kuduz köpek nedeniyle karantina uygulaması yapılmak zorunda kaldı. Mevcut durum böyleyken bakanlık raporuna göre birçok kazanın meydana geldiği, bu kazalarda vefat eden vatandaşımızın sayısının 50- 55 olduğu ortaya çıktı. Belli alanlarda, insanlarımızın yürüyüş yaptığı alanlarda çok sayıda köpeğin dışkısı toplumu tehdit edecek hale geliyor. Bu hastalıklar nedeniyle ameliyatlar yapılacak seviyede tahribatlara yol açıyor” açıklamasında bulundu.
Meclis’e sunulan 17 maddelik düzenleme için her kesimin önerisini aldıklarını belirten Güler, “Sokağın belli alanlarında, özellikle çocuklarımızın oyun oynadığı alanlarda köpeklerin sürüler halinde bulunması, toplumumuzu tehdit edecek hale geldiğini görüyoruz. Sokak köpeklerinin bulunduğu yerlerden alınması, barınaklarda kaliteli yaşam alanı oluşturulması, sahiplendirilmenin teşviki, barınaklarda ameliyathane kurulması olacak. Sahiplendirme noktasında bakanlığımızın destek vereceği bir programı hayata geçireceğiz. Kuduz riski taşıyan, saldırganlaşmış, rehabilite imkanı olmayan sahipsiz köpeklerin uyutulması yani ötenazi kavramını da bu düzenlemede getiriyoruz. Sahipsiz saldırgan köpeklere ötenazi uygulanacak” ifadelerini kullandı.
]]>UZMAN İSİM AÇIKLADI: OKUMADAN İMZALAMAYIN
Kiralarda uygulanan yüzde 25 zam sınırının kalkmasıyla birlikte gözler yeniden ev sahibi ile kiracılara çevrildi. Son 2 yılda artan anlaşmazlıklar ve dava süreçleri nedeniyle birçok olumsuz durum yaşanırken, iki taraf arasında hazırlanan kira sözleşmeleri de bu tip durumlar için büyük önem arz ediyor. Peki kira sözleşmelerinde nelere dikkat etmek gerekir? Hem kiracı hem de ev sahibi açısından kira sözleşmeleri nasıl hazırlanmalı? Konuya dair A Haber canlı yayınına bağlanan Avukat Zafer İşeri önemli bilgiler anlattı.
Son yıllarda Türkiye’de ev sahibi ve kiracı arasındaki anlaşmazlıklar giderek artıyor. Artan kira ücretleri ve uygulanan zam limitleri, bu ilişkilerde önemli gerilimlere neden oluyor. İşte bu durumu en aza indirebilmek adına hazırlanacak doğru bir kira sözleşmesinin önemi büyük. Peki, etkili bir kira sözleşmesi için nelere dikkat etmek gerekir?
YAZILI SÖZLEŞMENİN GÜCÜ
Kira sözleşmeleri sözlü olarak da yapılabilir, ancak hukuki anlaşmazlıklarda ispat güçlüğü çekilmemesi için yazılı yapılması önerilir. Ayrıca, yazılı sözleşme olmadan bazı temel hizmetlerin sağlanması güçleşebilir.
KİRA DÖNEMİ VE ÖDEME DETAYLARI
Sözleşmede kira dönemi, ödeme başlangıç tarihi ve kira bedelinin açıkça belirtilmesi gerekiyor. Ödeme detayları, sözleşme tarafları arasında herhangi bir anlaşmazlık çıktığında önemli bir referans noktası oluşturur.
İMZA KİMLER TARAFINDAN ATILMALI?
Kiralanacak ev eğer aile konutu ise eşlerden birinin imzası yeterli. Ancak öğrenci evleri gibi paylaşımlı konutlarda, tüm kiracıların imzası, sözleşmenin tüm bireyler için bağlayıcılığını sağlar.
TAŞINMAZIN DURUMU VE DEMİRBAŞLAR
Sözleşme, taşınmazın ve demirbaşların mevcut durumunu açıkça belirtmelidir. Bu, ileride çıkabilecek ihtilafların önüne geçilmesinde kritik bir role sahiptir.
ZAM ORANININ BELİRLENMESİ
Zam oranı, TÜFE’nin 12 aylık ortalamasını geçmeyecek şekilde belirlenmeli. Bu oran, kira sözleşmesinin yenileme dönemlerinde de göz önünde bulundurulmalıdır.
DEPOZİTO BEDELİ SÖZLEŞMEDE OLMALI
Kira sözleşmelerinde ödenen depozito ücretleri de sözleşmede yer almalı. Depozito bedeli kira sözleşmesi bittiğinde, taraflar eğer tahliye konusunda anlaşmışsa tahliye tarihindeki güncel kira bedeline oranlanması gerekir. Ancak kira sözleşmesinde “depozito bedeli güncel değere göre ödenmeyecek ve aynen ödenecektir” şeklinde bir madde varsa güncel bedel ödenmez.
TAHLİYE TAAHHÜDÜ NASIL DÜZENLENMELİ?
Son dönemde birçok ev sahibi kira sözleşmesinin yanında tahliye taahhütnamesi de imzalatmak istiyor. Ancak tahliye taahhüdü ile kira sözleşmesinin aynı gün imzalanması durumunda bu taahhütnamenin geçerliliği bulunmuyor. Tahliye taahhütnamesinini boş olarak hazırlanması da mümkün. Eğer kiracı bunu boş olarak imzalasa da geçerliliği bulunuyor.
GEÇ ÖDEMEYE CEZA YOK
Kiracı kira bedelini geç öderse, yasal faiz uygulanabilir fakat fazladan ceza şartı konulamaz. Ayrıca, kiracılar emlak vergisi gibi giderleri ödemek zorunda değildir.
SÖZLEŞMEDE KEFİL VE GARANTİ ŞARTLARI
Kira sözleşmelerinde kefil koşulu aranabilir. Müteselsil kefalet durumunda, kefil, borçtan doğrudan sorumlu tutulabilir.
KİRA ELDEN ÖDENMEMELİ
Elden yapılan ödemelerde, ödemenin yapıldığına dair yazılı bir belge alınmalıdır. Aksi halde, kiracı ödediği kira bedelini ispatlayamaz ve bu durum kötü niyetli ev sahipleri tarafından sorun yaratabilir.
Konuya dair A Haber canlı yayınına bağlanan avukat Zafer İşeri önemli bilgiler anlattı:
EV SAHİBİ YOKLUĞU VE İMZA ATMA KONUSU
İl dışında bulunma ya da emlak danışmanı gibi aracıların olması sebebiyle doğrudan ev sahibinin imzasını almak söz konusu olmayabiliyor. Böyle durumda imza atacak kişiler kiraya verecek kimsenin yetkisi olup olmadığını denetlemeli. Yani mutlaka yetkili kişilerle imza süreci yürütülmeli.
ZAM ORANLARI NASIL OLMALI VE HESAPLANMALI?
Kira sözleşmesi hazırlanırken kira artış oranı kira artış oranı belirtilmişse bu her evrede geçerlidir. Sadece yüzde 25 sınırını uyguladığımız son 2 yılda bir istisna söz konusu oldu. Kira sözleşmesinde tarafların kararlaştırdığı zam oranına göre periyodik artışlar yapılacak. Mevzuat bunun TÜFE’yi geçemeyeceğini söylüyor. 12 aylık ortalamaya bakılıyor. Bu yolda izlenirse uzun yıllar problemsiz şekilde ilerlenebilir. TÜFE’yi aşmayacak şekilde zamlar yapılabilir.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ NASIL OLUR?
Eğer kiracı bir yazılı belge ile belli sürede taşınmazı tahliye edeceğini taahhüt etmişse mahkeme sürecine gerek olmadan doğrudan belge İcra Müdürlüğüne verilip tahliye prosedürü başlatılıp hızlıca tamamlanır. Bu kiracılar için el bombası niteliğindedir ve bunun bilinçsizce yapılması durumunda istediği zaman gerekçe göstermeden tahliye edebilir.
Son zamanlarda kira artışlarıyla beraber mal sahipleri bu taahhütnameyi almadan sözleşmeyi imzalamamaya taşınmazlarını kiracılara vermemeye başladı. Eğer ki kira sözleşmesi ile aynı tarihte taahhütname imzalanmışsa yargı bunu geçersiz kılıyor. Çünkü eve girebilmek için mecburen iradesi sakatlanarak bunu imzalamıştır kabul ediliyor ve taahhütnameyi kabul ediyor.
Tahliye taahhütnamesinin düzenleme tarihinin ileriye atmak ya da buradaki tarihleri boş bırakmak gibi gerçeğe aykırı durumlar ortaya çıkıyor. Yüksek Mahkeme ne yazık ki boş bırakma ya da sonradan doldurma olgularını kiracının aleyhine kabul ediyor. Kiracı sorumlu davranmalı deniyor.
]]>GAZZE YARDIMLARI TÜRK UYDULARININ DESTEĞİYLE ULAŞTI
Türkiye, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılar sırasında Filistinlilere en çok insani yardımda bulunan ülke oldu. Yardımların kesintisiz ulaşması için ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte Türksat da rol oynadı.
Türk Kızılayı öncülüğünde hazırlanan insani yardım malzemeleri gemilerle bölgeye ulaştırıldı. Bu gemilerin dünyayla iletişimi Türk uyduları üzerinden verilen genişbant internet hizmetiyle sağlandı.
Bağışçılar ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan işbirliği kapsamında temin edilen ambulans, su arıtma sistemi, gıda, hijyen kolisi, içme suyu, çadır ve ilaç gibi malzemeleri taşıyan yardım gemileriyle iletişim uydu üzerinden yapıldı.
Gemilere Türksat’ın özel uydu anteni HidrON SOTM takılarak Türksat 5B uydusu üzerinden 100 megabitlik genişbant internet hizmeti verildi. Böylece gemilerin sorunsuz iletişim kurarak, bölgeye ulaşmalarına katkı sağlandı.
DEPREM SONRASI İLETİŞİM SIKINTISI UYDULARLA AŞILDI
Türk uydularının afetlerde üstlendiği kritik rollere ilişkin son örneklerden biri Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası yaşananlar oldu. 6 Şubat 2023’teki depremlerde iletişim altyapısı çökerken neredeyse tüm elektrik altyapısı zarar görmüştü. Hızla Türksat’ın uydu antenleri bölgeye konuşlandırılarak, bölgenin iletişimi uydular üzerinden sağlandı.
Özellikle arama-kurtarma faaliyetlerinin yaşanan erişim sorunlarından etkilenmemesi amacıyla gerekli ekipmanlar bölgeye ulaştırıldı. Arama kurtarma faaliyetlerinde iletişimin kesilmeden sürdürülmesini teminen uydu bağlantılı 1 canlı yayın aracı Adıyaman’a, 4 mobil küçük çaplı uydu terminali (VSAT) anteni Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adıyaman’a gönderildi.
AFAD koordinasyonunda iletilen 167 lokasyona VSAT kurulumları yapıldı. Hatay, Adıyaman, Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Malatya ve Kilis’e internet ihtiyacı için toplam 203 VSAT terminali kuruldu.
Afetten etkilenen tüm şehirlerde “evrensel hizmet” kapsamında Türksat tarafından kurulan GSM altyapısının da hizmet sunabilmesi amacıyla 36 noktaya baz istasyonları sevk edildi. Deprem sonrası kurulan çadır kentlerin birçoğunda iletişim altyapısını Türksat kurdu.
TÜRKSAT’IN KURDUĞU UYDU ANTENİ SAYISI 3 BİNİ GEÇTİ
Ayrıca, yurt içinde ayrıca afet durumlarında acil durum müdahale ekiplerinin ve arama kurtarma faaliyetlerinin koordinasyonunda kullanılan iletişim altyapıları, doğrudan uydu bağlantısı yoluyla güvence altına alındı.
Afet durumlarında kritik öneme sahip AFAD başta olmak üzere Türk Kızılayı, Orman Genel Müdürlüğü ve kolluk kuvvetlerinin iletişimi doğrudan Türksat uyduları yoluyla gerçekleştirildi.
Selden yangınlara, depremden arama kurtarmaya kadar acil durumlarda iletişimde kesinti yaşanmasını önlemek için Sahil Güvenlik Komutanlığı, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, TRT gibi kurumlara da VSAT anteni kuruldu. Türksat tarafından Türkiye çapında söz konusu kuruluşlara kurulan VSAT anteni sayısı 3 bin 272’ye ulaştı.
İlgili kurumlarla Türksat arasında yapılan mutabakatla acil durum müdahale ekipleri, araçları ve kurumları VSAT antenleriyle donatıldı. Türksat 5B başta olmak üzere, tüm Türksat uydularına bağlanan terminallerle afet durumlarında iletişimin kesilmesinin önüne geçildi.
Bu iki durumu ayırt etmek ve belirtilerini tanımak, sizin ve sevdiklerinizin güvenliğini sağlamak için hayati önem taşır.
ISI BİTKİNLİĞİ VE SICAK ÇARPMASI NEDİR?

Isı Bitkinliği: Isı bitkinliği, vücut sıcaklığının yükselmesine rağmen genellikle beynin etkilenmediği daha hafif bir durumdur. Genellikle şu belirtilerle kendini gösterir:
Sıcak Çarpması: Sıcak çarpması ise çok daha ciddi bir durumdur ve vücut sıcaklığının çok yüksek seviyelere çıktığı durumlarda ortaya çıkar. Belirtileri ise şunlar olabilir:
ISI BİTKİNLİĞİ VE SICAK ÇARPMASI İLE NASIL BAŞA ÇIKILIR?

Isı Bitkinliği Durumunda:
Sıcak Çarpması Durumunda:
Isı bitkinliği genellikle ciddi bir durum olmasa da, ihmal edilirse veya tedavi edilmezse sıcak çarpmasına dönüşebilir. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve sağlık sorunları olan kişiler risk altındadır.
ISI BİTKİNLİĞİ VE SICAK ÇARPMASINDAN KORUNMAK İÇİN ALMANIZ GEREKEN ÖNLEMLER VE BAŞA ÇIKMA YOLLARI

Isı bitkinliği ve sıcak çarpmasından korunmak için şu önlemler alınabilir:
Isı bitkinliği ve sıcak çarpması, yaz aylarında dikkat edilmesi gereken potansiyel sağlık risklerinden biridir. Bu durumların belirtilerini bilmek ve doğru müdahalede bulunmak, ciddi sağlık sorunlarını önlemek için hayati önem taşır. Herhangi bir şüphe durumunda hemen tıbbi yardım alınmalı ve çevrenizdekileri de bu konuda bilgilendirmelisiniz
İlginizi çekebilir;
]]>
SAHİLDE ADIM ATACAK YER KALMADI
Bodrum’un tüm koyları vatandaşların akınına uğradı. Arefe günü Bodrum’a gelen vatandaşlar soluğu denizde aldı. Denize girip serinleyen, sahilde güneşlenen vatandaşlar deniz, kum ve güneşin tadını doyasıya çıkarmaya başladı. Muğla’nın diğer ilçelerinde de aynı şekilde sahillerde adım atacak yer kalmadığı öğrenildi.

4 MİLYON VATANDAŞIMIZI AĞIRLAYACAĞIZ
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, “Turistik tesislerimiz bayramı iple çekiyorlar. İki gün önce Bodrum’daydım, o gün bile trafik yoğunluğu fazlaydı. Bodrum’a yaklaşık bir milyon civarında turist gelir, Muğla geneline geçen yıl 3 milyon turist gelmişti bu bayram 4 milyon civarında olması bekleniyor. Biz de büyükşehir belediyesi olarak yoğunluğa göre önlemlerimizi aldık, tüm ekiplerimiz teyakkuzda. Turistik yerlerde daha yoğun olmakla birlikte tüm bölgelerimizde MUSKİ ve diğer tüm birimlerimiz hazır” dedi.
Yaz sezonunda artan ve özellikle bayramda yüksek oranda artacak olan popülasyon sonrasında yerel halkın su durumu konusunda tedirgin olduğunun farkında olduklarını belirten Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, “Su konusunda önlemlerimizi aldık. Bodrum için Güvercinlik arıtma tesisinin kapasitesini yüzde 20 arttırarak Bodrum’un şartlarını biraz daha iyileştirdik. Normal nüfusa göre şuan yeterli durumda fakat yoğun artışta yer yer yetersizlik oluşabilir. Bu durum karşısında da önlemlerimizi aldık, herhangi bir durumda anında müdahale için tüm ekiplerimizin izinlerini iptal ettik. Turistik bölgelere takviye yaparak bu dönemi sorunsuz şekilde geçirmek için çalışıyoruz. Çağrı merkezlerimiz 24 saat açık, vatandaşlar su veya başka bir konuda da bize her an ulaşabilir. Bizler her türlü hazırlığımızı yaptık. Vatandaşlarımızdan da önemli konularda ekiplerimize destek olmalarını talep ediyoruz. Umarım hep birlikte sorunsuz bir bayram dönemi geçiririz. Tüm vatandaşlarımıza hayırlı bayramlar diliyor, kazasız belasız bir bayram geçirmeyi temenni ediyorum” dedi.

“EVLERİN DEPOLARINA ÜCRETSİZ SU TEMİNİNDE BULUNACAĞIZ”
Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci ise yaklaşık 1 milyon turisttin Bodrum’a geleceğini ifade ederek “Kurban Bayramı tatilin, özellikle okullarından kapatılmasıyla birlikte ilçeye giren araç sayısı günlük 50 bin üzerine çıktı. Buda Bodrum’un nüfusunun 900 bin üzerine çıktığıdır. Kurban bayramı boyunca ve sonrasında 1 milyonu aşan bir nüfusu hizmet vereceğiz. Bodrum Belediyesi olarak destek hizmetleri, Zabıta ekiplerimiz ve temizlik işleri müdürlüğümüzle birlikte 24 saat esas alarak çalışmalarımızı aktif bir şekilde yürütüyoruz. Bölgemizde azalan yağışlarla beraber artan bir su krizi meydana geldi. Şu anki kaynaklarımız 320 bin kişiye yetecek durumdayken şu anda milyonu aşan nüfusla suyumuz yetersiz bir duruma gelmiştir. Muğla Büyükşehir Başkanımız Ahmet Aras ile birlikte su sorununun çözülmesi için gereken bütün adımları atıyoruz. Bayram süreci boyunca Bodrum Belediyesi olarak evlerin depolarına ücretsiz su temininde bulunacağız. Bodrum’da yaşayan, tatile gelen ve 2’inci konut sahiplerinin bayramlarını en içten dileklerimle kutluyorum” ifadelerini kullandı.

‘MAVİ GÖKYÜZÜNÜN SİYAHA DÖNMESİ TECRÜBESİ GERÇEKTEN UNUTULMAZDI’
Uçuşun oldukça başarılı geçtiğini, bilimsel deneyler perspektifinden bakıldığında bütün objektiflerini yerine getirdiklerini belirten Atasever, şöyle devam etti:
“Mikro yer çekiminden hemen önceki faz olan roket motorunun çalıştığı dönemdeki tecrübeyi ise gerçekten tarif etmesi güç. Çok yüksek bir takat ile 1 dakikalık bir süre içinde ses hızının 3 katı bir hıza erişmek ve etrafınızda bu hıza erişirken mavi gökyüzünün siyaha dönmesi tecrübesi gerçekten unutulmazdı. Onun hemen akabinde başlayan mikro yer çekimi koşuluysa son derece eğlenceliydi. Orada kendinizi oriyente etmeniz oldukça kolay, yumuşak hareketlerle yol alabiliyorsunuz. Bu tecrübeyi yaşamak da son derece keyifliydi. Tabii ki en özeli de dünyaya bakıp, o atmosferin farklı katmanlarını görmek, çıplak gözle bunu yaşayabilmekti.”

‘BİR KEFİYE BENİMLE BİRLİKTE, GÖĞSÜMÜN ÜZERİNDE UZAYA ÇIKTI’
Atasever, uzay yolculuğunda beraberindeki eşyaya ilişkin ise şunları söyledi:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mız ile 19 Mayıs’ta gençlik buluşmamız kapsamında bir araya geldiğimizde kendisi bana bir saat hediye etmişti. Uzay yolculuğunda, operasyonlarda kullandığım saate ek olarak sağ kolumda da kendisinin bana takdim ettiği hediye vardı. Benim vatanımın bayrağı, 29 Nisan 2023’te İstanbul TEKNOFEST’te hem Türkiye’ye hem de bütün dünyaya ilan edildiğimiz seramoni esnasında Cumhurbaşkanı’mızın hem Alper Gezeravcı’ya hem de bana ayrı ayrı teslim ettiği bayrak benimle beraberdi.
Ana yurdum olan Azerbaycan’ın bayrağı benimle beraberdi. Bunlar yan yana, sırt sırtalardı. Onları da sarmalayan bir kefiye benimle birlikte, göğsümün üzerinde uzaya çıktı. Uzaya çıktığım zaman oradan yeryüzüne baktığımda, atmosferimizin kırılganlığı, ne kadar ince bir tabaka olduğunu gördüğümde, aslında bu yaşadığımız uzay gemisinin ne kadar kırılgan, kapalı, kendi içinde birbirine bağlı bir ekosistem olduğunu görme şansını birinci elden deneyimledim. Bu ekosistemi korumalı, bu ekosistem içinde yaşayan diğer mürettebat üyeleriyle de aslında barış içinde geçirmeliyiz.
‘FİLİSTİN HALKININ MARUZ KALDIKLARI BU KORKUNÇ DURUM DÜNYAMIZIN GÜZELLİĞİNİN HAK ETMEDİĞİ BİR DURUM’
Şu anda içinde bulunduğumuz durumda ne yazık ki Filistin halkının yaşadığı eziyet, maruz kaldıkları bu korkunç durum, dünyamızın güzelliğinin hak etmediği bir durum. Bu uzay gemisinin içinde yaşayan mürettebat üyelerinin aslında milletlerin ve sınırların olmadığını görüp anlaması, belki bu tarz faciaların, acıların sona ermesini sağlayabilir. Bende böyle duygular yarattı. Özellikle onların bu zor dönemini ve acısını paylaştığımızı sembolize etmek adına kefiyeyi yanımda uzaya taşıdım.”

‘TÜRKİYE İLE AZERBAYCAN BAYRAKLARI YAN YANAYDI’
Atasever, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine hediye ettiği Türk bayrağı ile annesinin memleketi olan Azerbaycan bayrağını da yanında götürdüğüne değinerek “Onlar şu anda çok acı verici bir durumdaki Filistin halkı için önemli olan kefiye ile yan yana duruyorlardı.” dedi.
Türkiye ile Azerbaycan için “İki devlet, bir millet” ifadesinin kullanıldığına işaret eden Atasever, bunu yansıtmak için iki ülkenin bayrağının da yan yana durduğunu anlattı.
Atasever, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine hediye ettiği saat ile ailesi arkadaşlarından birçok kişisel eşyayı da götürdüğünü aktardı.

Bu görevi gelecek nesiller için de yerine getirdiğini anlatan Atasever, şunları kaydetti:
“Elbette, bu görevin ayrılmaz parçalarından biri araştırmalardı ancak asıl amaç bir sonraki nesli daha büyük, daha cesur hayaller kurmaya teşvik etmek. Bu yüzden onlara söyleyeceğim şey, kendiniz için gerçekten cesur hayaller seçmeye karar verin ve sonra bunları ulaşılabilir hedeflere dönüştürmek için gayretle ve stratejik olarak çalışın. Onların hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı olmak için elimden gelenin en iyisini yapmaktan fazlasıyla mutlu olurum.”
‘NEREDE VE NASIL OLURSA OLSUN HAYKIRACAĞIZ’
AK Parti İzmir Milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Eyyüp Kadir İnan da resmi X hesabından paylaşımda, Atasever’in verdiği Filistin mesajlarına destek oldu.
İnan, “Nerede ve nasıl olursa olsun haykıracağız. “Özgür Filistin” diye. Uzay misyonumuzu gerçekleştirirken bile.” ifadelerini kullandı.

İran halkı Reisi’yi uğurluyor: 3 gün sürecek cenaze töreni başladı



















Helikopter kazasında hayatını kaybeden İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Özel Kalemi Gholam Hossein Esmaili, İran İslam Cumhuriyeti Haber Ağı’na (IRINN) açıklamalarda bulundu.
“KONVOYDA 3 HELİKOPTER VARDI, REİSİ’NİN HELİKOPTERİ ORTADAYDI”
Reisi’yle birlikte Azerbaycan sınırındaki baraj açılışından dönen 3’lü helikopter konvoyunda yer alan isimlerden biri olduğunu söyleyen Esmaili, yolculuk sırasında helikopterlerin arka arkaya ilerlediğini, Reisi’nin helikopterinin diğer iki helikopterin arasında olduğunu, kendisinin ise arkadaki 3. helikopterde yer aldığını söyledi.
“HAVA OLUMSUZ DEĞİLDİ, SİS YERDE VARDI”
“Tebriz yönüne doğru yola çıktık. Hava açıktı ve endişe edilecek bir hava durumu yoktu. Yarım saat havada kaldıktan sonra Sungun bakır madenine ulaşmadan önce küçük bir bulut kümesi oluştu.” diyen Esmaili’ye, sunucu “Sis yok muydu?” diye sordu.
Esmaili, “Yerde sis vardı ama helikopterlerle ilerlediğimiz havada sis yoktu. Ancak küçük ve sıkışık bir alanda, bir uçurumun üzerinde küçük bir bulut parçası vardı. Yükseklik açısından bu bulut bizim uçuşumuzun yüksekliğiyle aynı yükseklikteydi.” diye yanıt verdi.
“BİZE ‘YÜKSEL’ EMRİ GELDİ VE YÜKSELDİK; SONRA REİSİ’NİN HELİKOPTERİ GÖZDEN KAYBOLDU”
Yaşananları anlatmaya devam eden Esmaili, “Aynı zamanda filonun da komutanı olan Reisi’yi taşıyan helikopterin pilotu, diğer pilotlara bulutların üzerine çıkmalarını söyledi. Bulutların üstüne çıktık, yaklaşık 30 saniye ilerledik. Pilotumuz bir anda Başkan’ı (Reisi) taşıyan ana helikopterin kayıp olduğunu fark etti.
Biz ‘yüksel’ emrinin ardından, bulutların üzerine çıktıktan sonra ana helikopteri göremedik. Bizim yükselişimiz zor olmadı. Zaman zaman helikopterde/uçakta türbülans hissedersiniz ama bu uçuşta helikopterin içinde ve yükselirken hiçbir şey hissetmedik. Ve biz yükseldikten sonra etrafta başka bulut yoktu. Yani hava durumunu güvensiz hale getirecek herhangi bir durum yoktu. İlerledik ve bakır madenine yaklaştık.
Ancak pilotumuzun aniden U dönüşü yaptığını fark ettik ve ona nedenini sordum. Helikopterlerimizden birinin kayıp olduğunu söyledi. ‘Acil iniş yaptıklarını tahmin ediyoruz çünkü telsiz bağlantımız koptu’ dedi. Ben de ona en son ne zaman temas kurulduğunu sordum. Pilot, ‘Bir dakika, 30 saniye önce, pilot bize bulutların üzerine çıkmamızı söylediğinde’ dedi.
Pilotumuz bölgenin etrafında birkaç kez tur attı ama aşağısı sisli olduğu için bir şey görünmüyordu ve o bölgeye girmek bizim için de çok riskliydi. Telsiz bağlantısı kurmakta başarısız olunca Sungun bakır madenine iniş yapmak zorunda kaldık.
“DÜŞEN HELİKOPTERDE BİR KİŞİ TELEFONUMUZU AÇTI VE ONUNLA KONUŞTUK”
Helikopterdekilerle sürekli iletişim kurmaya çalıştık. Birkaç denemeden sonra bir kişinin telefonuna ulaştık. Telefonu, Tebriz Cuma İmamı Ayetullah Ali Haşim açtı. Bize kendini iyi hissetmediğini söyledi. Ona tam olarak ne olduğunu ve nerede olduklarını sordum. Nerede ve neler olduğunu bilmediğini söyledi. Sadece görebildiklerini anlattı bize; etrafın ağaçlarla çevrili olduğunu söyledi. Ona diğerlerinin durumunu sordum. Ayetullah Haşim, yalnız olduğunu ve kimseyi göremediğini söyledi.
Bakır madeni, ambulans ve gerekli araçları temin için iyi imkanlara sahipti. Merkeze (Tahran’a) durumu anlatıp acil yardım talebinde bulunduk ve onları aramaya koyulduk.” ifadeleriyle kriz anında yaşanları tek tek anlattı.
Doç. Dr. Münevver Mertoğlu, disiplin cezalarının zararında değinerek “Bu çocukların akademik başarılarının daha kötüye gittiğini görüyoruz. Bu cezalar çocuklara fayda yerine zarar veriyor. Bu durum aslında Türk Ceza Hukuku’ndaki 12 yaş altındaki çocuklara ceza verilmemesi durumuyla çelişiyor. Bizim amacımız cezadan çok, çocukları eğitim sisteminden uzaklaştırmadan onlara destek olmak. Bu konuda okulun rehberlik servisleri çok önemli bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.
DİSİPLİN CEZASI ÇÖZÜM DEĞİL
Düzenlenen uluslararası sempozyumda konuşmacı olan Doç. Dr. Münevver Mertoğlu, “Ergenlerin, çocukların hatta yetişkinlerin şiddet davranışlarının, daha çok psikolojik ev sosyal boyutu tartışıldı. Tıp, nöroloji ve teknoloji alanındaki gelişmeler neredeyse tüm davranışlarımızdan beynimizin sorumlu olduğunu ortaya koymuş.” sözlerine yer verdi.
Türk Ceza Hukuku’nda 12 yaşın altındaki çocukların ceza sorumluluğu bulunmadığına değinen Doç. Dr. Mertoğlu, disiplin ve ceza hukukunu karşılaştırdığımızda bu durumun çeliştiğine değinerek “12 yaşından küçük olan çocuklar adli yönden adam öldürseler dahi ceza sorumluluğu olmadığı için haklarında danışmanlık ve güvenlik tedbirleri uygulanıyor. Fakat diyelim bir ortaokul öğrencisi bu fiillerden birini işlediği zaman okuldan uzaklaştırılıyor. Okuldan uzaklaştırılma cezası aslında öğrencilere çok şey katmıyor. Disiplin cezası yüzünden okuldan uzaklaştırılan öğrenci kendisini psikolojik olarak kötü hissediyor.” cümlelerini kullandı.
Okul değiştirilmesi durumunda çocuğun evinden daha uzak olabildiğini dile getiren Mertoğlu, “Dolayısıyla maddi ve ekonomik yönden zorluk çekebiliyor, etiketleniyor. Arkadaşlarıyla ilişkilerinde zorlanıyor. Bu çocukların akademik başarılarının daha kötüye gittiğini görüyoruz. Bu cezalar çocuklara fayda yerine zarar veriyor. Bu durum aslında Türk Ceza Hukuku’ndaki 12 yaş altındaki çocuklara ceza verilmemesi durumuyla çelişiyor. Umarım bu konuya ilgili bir değişiklik yapılabilir. Çünkü çocukların topluma kazandırılması ve çocuğun yüksek yararı esas olan” ifadelerini kullandı.

RİSKLİ DAVRANIŞLAR SONRADAN DA ÖĞRENİLEBİLİYOR
Çocukların riskli davranışlarda bulunabildiğini ifade eden Doç. Dr. Mertoğlu, “Yapılan çalışmalarda çocukların nörolojik gelişimleriyle düşük korku düzeyi arasında bir ilişki görülmüş. Bu da riskli davranışları arttırıyor. Ayrıca bu riskli davranışlar, diğer öğrencilerden tarafından da görülüp, öğrenilebiliyor.” açıklamasını yaptı.
Çocukları sisteme kazandıracak, onların eğitimlerini sürdürebilecek önlemlerin alınması gerektiğini aktaran Mertoğlu, yetişkinlerdeki ceza sorumluluğunun da konuşulacağını belirterek “Şiddet ve suç içeren davranışların nörobiyolojik ve genetik nedenlerine bağlı durumlarda ceza sorumluluğu nasıl değerlendirilecek? Benim çalışmam çocuk ve ergenlerle ilgili. Dileğimiz çocukların ve ergenlerin, ergenliği bitimine kadar ve beyindeki gelişim sürecinin tamamlanmasına kadar onlara destek olabilmek ve topluma kazandırmak. Okuldaki riskli davranışlara karşı önlemler almak.” sözlerini kullandı.
Konuşmasında kuralların öğrencilerle paylaşılması gerekliliğine değinen Mertoğlu, sadece öğrencilerle değil velilerle de kuralların paylaşılmasının önemini belirtti. Broşürler ile bilgilendirme yapılabileceğine işaret eden Mertoğlu, çocukların yaptıkları suçun ceza gerektirdiğini bilmeme durumunun olduğunu aktardı. 2007- 2012 yılları arasında liselerle ilgili işlenen disiplin suçlarıyla ilgili yaptığı araştırmaya atıfta bulunan Doç. Dr. Mertoğlu, “O dönemde okuldan uzaklaştırma, okul değiştirme, kınama cezaları oldukça fazlaydı. Bizim amacımız cezadan çok, çocukları eğitim sisteminden uzaklaştırmadan onlara destek olmak. Bu konuda okulun rehberlik servisleri çok önemli bir rol oynuyor. O dönemki araştırma sonuçları ile bugün durum nedir bir karşılaştırma yapılabilir” dedi.

ŞİDDET NÖROBİYOLOJİK SORUN İLE İLİŞKİLİ
Konuşmacılar arasında yer alan Psikiyatrist ve Almanya Bremen Eyaleti Bilirkişisi Dr. Ute Franz, çocuklarla ilgili araştırmalarda nörobiyolojik sorun olması durumuna dikkat çekerek “Çocuklarla ilgili araştırmalarda şiddet uygulayan ve uygulamayanlar ayrı olarak araştırılmalı. Çocuğun nörobiyolojik sorunu olması demek, otomatik olarak şiddete meyilli anlamına gelmiyor.” ifadelerini kullandı.
Ailelere tavsiyede bulun Franz, gençlerde şiddete yönelik bir belirti varsa sosyal danışma merkezlerine, doktorlara ve psikiyatristlere başvurulması gerektiğini belirterek “Veliler her zaman çocuklarındaki durumları fark etmeyebiliyor. Bazı durumlarda öğretmenleri fark ediyor; bu nedenle velilerin ve öğretmenlerin birlikte çalışmaları ve teşhisin erken konulması çok önemli” şeklinde konuştu.
İKÜ Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bahri Öztürk ise Milli Eğitim Bakanlığı’yla birlikte okulda şiddetin önlenmesine yönelik bilimsel çalışmaları başlatalı 10 yıl olduğunu belirterek “Şimdi de uluslararası akademinin kurulması ile konuya uluslararası bir boyut kazandırdık. Ben eminim ki şiddetin nedenlerinin kalıtsal mı olduğunu, sonradan mı öğrenildiği yoksa her ikisi birden mi olduğunun bilimsel izahını yapıyor olacağız.” sözlerini kullandı.
Yer ve popülasyon değiştikçe araştırma sonuçlarının değiştiğine dikkat çeken Öztürk, “Onun için biz yapacağımız araştırmalarda belli pilot bölgeler seçiyoruz. İnşallah bu konuyu ciddi bir noktaya getireceğiz, kararlıyız” açıklamasını yaptı.
KARINDA DAMAR ATMASI NORMAL Mİ?
Özellikle kilosu boyuna nazaran az ve zayıf insanlarda, Aort damarının karın bölgesindeki atışı daha belirgin şekilde gözlemlenebilir. Bazen bu gibi durumlarda damar atış sesleri de duyulabilir. Ancak, bu gözlemlenen durum normaldir ve herhangi bir şüpheye yol açmaz. Aort damarının atması ve sırt üstü yatıldığında atışın görülmesi doğal bir durumdur.

Özellikle spor yapmayan kişilerde daha net bir şekilde fark edilebilir. Karın atmasıyla birlikte bazı belirtiler de görülüyorsa, doktora başvurmak son derece önemlidir. Bu belirtiler arasında mide bulantısı ve karın ağrısı öne çıkar. Bu sorunlarla birlikte atışın görülmesi, araştırılması gereken bir konudur.
AORT ANEVRİZMASI NEDİR?
Aort Anevrizması, diğer adıyla Aort balonlaşması, vücudumuzdaki kan dolaşımı için büyük önem taşıyan Aort damarının zayıflaması sonucu oluşan bir durumdur. Anevrizma, Aort damarının çeşitli bölgelerinde küçük boyutlarda oluşabilir. Ancak, Aort damarında kan sızıntıları meydana geldiğinde ciddi sonuçlara yol açabilir. Anevrizmalar zamanla genişleyebilir ve büyüdükçe damarın patlama riski de artar. Bu tür bir durumla karşılaşıldığında acil tedavi gereklidir.

AORT ANEVRİZMASI BELİRTİLERİ
Anevrizma, Aort damarının herhangi bir bölgesinde oluşabilen bir durumdur, ancak en sık karın bölgesinde görülür. Göğüs içinde de meydana gelebilen türleri vardır ve genellikle küçük boyutlarda başlar, yavaşça büyürler. Anevrizma genellikle belirti vermez ve insanların farkında olmadığı için tespiti zor olabilir. Ancak zamanla büyüyerek yayıldığından, bazı belirtiler ortaya çıkabilir. Karın bölgesinde şişkinlik, karın atmasında artış, karın bölgesinde hassasiyet ve ağrı en önemli belirtiler arasındadır.
Anevrizmadan korunmanın en önemli faktörleri arasında yüksek tansiyondan korunmak gelir. Eğer yüksek tansiyona sahipseniz, tedavisi için gerekli önlemleri almanız son derece önemlidir. Sigara kullanmak ve yüksek kolesterole sahip olmak da anevrizma oluşumuna katkıda bulunabilir. Spor yapmak, yağlanmadan kaçınmak için önemli bir adımdır ve hastalıktan korunmaya yardımcı olabilir.

AORT ANEVRİZMASI TEDAVİSİ
Anevrizmanın tedavisinde genellikle takip yöntemi tercih edilir. Eğer anevrizma çok ciddi boyutlarda değilse, düzenli aralıklarla yapılan tetkiklerle hastalığın durumu izlenir. İlerlemesini önlemek için az yağlı beslenme, kolesterol seviyesinin kontrol altında tutulması, sigara ve alkol kullanımının engellenmesi gibi önlemler alınır. Gerektiğinde cerrahi operasyonlar da uygulanabilir.
Son yıllarda, endovasküler cerrahi adı verilen gelişmiş bir tedavi yöntemi de kullanılmaktadır. Bu yöntemde, anevrizma tedavi edilirken cerrahi operasyonlar yerine damar içinden yapılan girişimlerle anevrizmanın kontrol altına alınması hedeflenir. Ancak bu yöntem, hastalığın seviyesi ve hastanın durumu göz önünde bulundurularak karar verilen bir tedavi seçeneğidir.
Yine de, her hasta ve anevrizma durumu farklıdır. Tedavi yaklaşımı ve yöntemi, bir sağlık uzmanının değerlendirmesi ve önerileri doğrultusunda belirlenmelidir.
]]>Uygulama ile katılımcılar, sistemden çıkmadan ve hak kaybına uğramadan evlilik, konut alımı ve doğal afet durumlarında hesaplarında biriken tutarın yüzde 50’ye kadar olan kısmını alabilecek. Bu uygulamadan yararlanmak isteyen katılımcılar, sözleşmesi bulunan emeklilik şirketine SEDDK’nın belirlediği durum kapsamında başvuru yapabilecek. Emeklilik şirketleri katılımcıların başvurularının Emeklilik Gözetim Merkezi’nin sağladığı altyapı ile kontrolünü sağlayacak.
Katılımcıların başvuru yapmaları için belirlenen hallerde daha önce kısmen ödeme almamış olmaları gerekiyor. Birden fazla bireysel emeklilik sözleşmesi bulunan kişilere sadece bir başvuru hakkı tanınırken, doğal afet hali hariç daha önce kısmen ödeme alanların, önceki kısmen ödeme tarihinden yeni başvuru tarihine kadar en az 5 yıl geçmiş olması şartı aranacak. İlk defa kısmen ödeme başvurusunda bulunan katılımcılarda ise en az 5 yıl sistemde olma durumuna bakılacak.
SEDDK, süre şartının yanı sıra katkı payı ödemeleri için de bazı kriterler belirledi. Doğal afet hali hariç daha önce kısmen ödeme alanların, önceki kısmen ödeme tarihinden veya ilk kez bu hakkı kullanacak katılımcıların sözleşme yürürlük tarihinden son başvuru tarihine kadar aylık asgari ücretin en az beş katı kadar katkı payı ödemiş olması gerekecek.
Bireysel emeklilik sözleşmesinde rehin, haciz veya alacağın devri sözleşmesine konu olmadığı tespit edilecek. Kısmen ödeme başvurusunun kabul veya ret sonucu, talep formunun şirkete ulaştığı tarihten itibaren üç iş günü içinde elektronik iletişim araçlarıyla katılımcıya bildirilecek.
Katılımcılar, istenilen belgelerle eş zamanlı şekilde başvuru yapabildiği gibi, başvuru tarihinden 2 ay öncesine kadar evlendiğini veya konut aldığını gösterir belgeler ile de yapabilecek. Başvurusu onaylanıp ödeme alan katılımcılar ise ödeme aldıktan 2 ay sonrasına kadar ilgili belgeleri şirkete ileterek başvuru işlemlerini tamamlamakla yükümlü olacak.
Belge olarak konut alımı için Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından sağlanan web tapu ile üretilen doğrulama kodunun bulunduğu tapu belgesi nüshası sunulacak. Evlilik hali için e-Devlet sistemi ile üretilen ve üzerinde doğrulama kodu bulunan nüfus kayıt örneği, doğal afet hali için doğal afetin gerçekleşmesine müteakip SEDDK tarafından duyurulan belge ibraz edilecek.
KISMEN ÖDEME TUTARI YÜZDE 50’YE KADAR BELİRLENEBİLECEK
Kısmen ödemeye ilişkin işlem ve hesaplamalar, başvuru tarihinde katılımcının hesabında bulunan fon pay adedi üzerinden yapılacak. Başvuru tarihinde bekleyen fon alım talimatları, henüz katılımcının hesabına intikal etmemiş katkı payı ve devlet katkısı tutarları dikkate alınmayacak.
Hesabında birden fazla çeşit fon payı bulunan katılımcının, her fon çeşidinden, kısmen ödeme tutarının toplam birikimine oranı kadar oranda fon payı satım talimatı verilecek. Fon satım talimatı verilecek hesapta, işlemi devam eden fon dağılım değişikliği veya kesintilere ilişkin süreçler varsa önce bu işlemlerin tamamlanması beklenecek. Katılımcılar, belge ibrazını başvuru sonrasında yapması durumunda azami iki ay olmak üzere kısmen ödeme süreci sonlanana kadar fon dağılım değişikliği yapamayacak.
Kısmen ödeme tutarları, en geç tüm fon paylarının nakde dönüştüğü günü takip eden ilk iş gününde katılımcı hesabına ödenecek. Belgelerin başvurudan sonra ibraz edilmesi durumunda, devlet katkısı en geç fon paylarının nakde dönüştüğü günü takip eden ilk iş günü ödemesi tamamlanacak.
Nakde dönüştürülmüş tutarın herhangi bir sebeple 10 iş günü içinde ödenememesi ve kısmen ödeme işleminin gerçekleştirilememesi durumunda başvuru yapılmamış sayılacak. Tutar ise iki iş günü içinde katılımcının mevcut fon dağılım tercihine uygun olarak yatırıma yönlendirilecek.
Katılımcılar başvuru formunda kısmen ödeme tutarını yüzde 50 olarak belirleyebildiği gibi daha az miktarda da talep edebilecek. Konut alımı ve evlilik durumlarında yapılan başvurularda, kısmen ödeme hallerinin oluşmaması veya 2 ay içinde gerekli belgelerin sunulmaması halinde kısmen ödeme hakkı kullanılmış sayılacak ve ödenen tutarın yüzde 30’u devlet katkısı hesabından indirilecek.
Katılımcılar başvuru sırasında bireysel emeklilik sözleşmesinden 3 yıl ayrılmayacağına dair taahhütname imzalayacak. Bu taahhütnamenin başlangıç tarihi kısmen ödeme tarihi olacak ve bu tarihe 3 yıl eklenerek bitiş tarihi hesaplanacak. Katılımcı sözleşmesini, 3 yıllık taahhüt süresi içerisinde emeklilik, vefat veya maluliyet dışında sonlandırması durumunda, kısmen ödeme kapsamında aldığı devlet katkısı tutarı faiziyle tahsil edilecek.
Genelgede konut alımı veya evlilik hallerinde belge ibraz sürelerine ve belge ibraz edilmemesi durumlarda verilmiş örneklere de yer verildi.
]]>“ŞU ANDA EKSTÜBE DURUMDA, BİLİNCİ AÇIK”
Dün geceden itibaren iyi gelişmeler olduğunu söyleyen Sağlam “Bu sabah MR kontrolü yapıldı. MR’da sonuçlar iyi görününce uyandırılmaya karar verildi. Anestezideki arkadaşlarımız hastayı ekstübe etti. Şu anda ekstübe durumda, bilinci açık. Kendisine ulaştırılan selamlara karşı gülümsedi. Motor hareketleri iyi, takip ediyoruz. Ciddi bir travma geçirmiş. Daha önceki bir beyin ameliyatı, akciğer ameliyatı var. Öğrendiğimiz kadarıyla yaklaşık 3 ay önce geçirilmiş bir akciğer enfeksiyonu var. Kronik bir sigara içicisi. İnşallah bu sigarayı da bırakmış olur bu vesileyle bundan sonraki hayatında. Fizik tedavi yapılıyor. Süreç daha iyiye gidiyor. MR’daki görüntüler de, radyolojik görüntüler de bunu destekliyor. Acile ilk başvurduğu zamanki tabloda sağ tarafında tam bir felç tablosu vardı. Şu anda sağ tarafında hareketleri iyi. Ama daha da iyi olmasını bekliyoruz.” diye konuştu.

“İLETİŞİM KURABİLİYOR, CEVAP VERİYOR”
Sağlam, “Akciğerleriyle ilgili bir sıkıntılarımız var. Onunla ilgili gerekli tedbirleri alıyoruz. Çünkü multidisipliner bir ekip takip ediyor her an. Enfeksiyon hastalıklarındaki arkadaşlarla konsültasyonlar yapıldı ve antibiyotik tedavisine başlandı. Ciddi bir durum değil ancak tedbir amaçlı bunu yapıyoruz. Tabii daha erken uyanmasını umuyorduk biz de. 24’üncü saatin sonunda bir uyandırma süreci başlamıştı. Biz de daha erken ekstübe etmeyi umuyorduk. Ancak arada bazı tansiyon yükselmeleri oluyordu. O yüzden süreci biraz temkinli ve yavaş yürüttü arkadaşlarımız. Sonunda bugün güzel bir şekilde ekstübe oldu. Entübe değil, iletişim kurabiliyor. Eşini yanına aldık. Kendisine bazı selamlar ulaştırıldı. Tepki veriyor. Tedavisine devam edeceğiz. Birkaç gün yoğun bakımdaki tedavisiyle devam edecek.” dedi.
“KONUŞMAYLA İLGİLİ BİR SIKINTI OLMAYACAK AMA ŞU AN KONUŞMAK İÇİN YORGUN”
Süreçte tedbirli olunması söyleyen Sağlam “Konuşma sürecini daha sonra bekliyoruz. Konuşması için yorgun diyelim Kadir Bey, biraz yorgun. Onu zamanla şu andaki belirtiler konuşmayla ilgili bir sıkıntı olmayacağını bize gösteriyor. Dolayısıyla her şeyin düzelebileceğini umuyoruz.” şeklinde konuştu.

“KADİR BEYİN ŞANSI O AN YANINDA EŞİNİN OLMASI”
‘Kadir beyin şansı o an yanında eşinin olması’ diyen Sağlam, “İlk andan itibaren olayı iyi yönetmesi. Ve 112’ye haber vermesi. Kadir beyin evden hastaneye ulaşma süresi zannedersem 20 dakikalık bir süre. Oldukça kısa bir süre ,ambulansın ulaşıp hastaneye ulaştırması. Sonrasında tetkikler hızlı bir şekilde yapılıyor tomografi, MR ve pıhtı tespiti yapıldıktan sonra da hızlı bir şekilde işleme alınıyor. Pıhtı temizlendikten sonra kontrol amaçlı MR’lar da temiz gözüktükten sonraki süreç zaten klinik iyileşme takibi. Yoğun bakımda süreci takip ettiriyoruz ki bir komplikasyon gelişmesin. Gelişirse anında müdahale edebilirim diye. Şu anda her şey yolunda gidiyor. Hastaneden özellikle taburcu olduktan sonraki aşama daha yoğun olacak. Hastanede şu anda yoğun bakım sürecinde 3-4 güne kadar belki servise alacak duruma geleceğiz.” dedi.
“ŞU ANDA EKSTÜBE DURUMDA, BİLİNCİ AÇIK”
Dün geceden itibaren iyi gelişmeler olduğunu söyleyen Sağlam “Bu sabah MR kontrolü yapıldı. MR’da sonuçlar iyi görününce uyandırılmaya karar verildi. Anestezideki arkadaşlarımız hastayı ekstübe etti. Şu anda ekstübe durumda, bilinci açık. Kendisine ulaştırılan selamlara karşı gülümsedi. Motor hareketleri iyi, takip ediyoruz. Ciddi bir travma geçirmiş. Daha önceki bir beyin ameliyatı, akciğer ameliyatı var. Öğrendiğimiz kadarıyla yaklaşık 3 ay önce geçirilmiş bir akciğer enfeksiyonu var. Kronik bir sigara içicisi. İnşallah bu sigarayı da bırakmış olur bu vesileyle bundan sonraki hayatında. Fizik tedavi yapılıyor. Süreç daha iyiye gidiyor. MR’daki görüntüler de, radyolojik görüntüler de bunu destekliyor. Acile ilk başvurduğu zamanki tabloda sağ tarafında tam bir felç tablosu vardı. Şu anda sağ tarafında hareketleri iyi. Ama daha da iyi olmasını bekliyoruz.” diye konuştu.

“İLETİŞİM KURABİLİYOR, CEVAP VERİYOR”
Sağlam, “Akciğerleriyle ilgili bir sıkıntılarımız var. Onunla ilgili gerekli tedbirleri alıyoruz. Çünkü multidisipliner bir ekip takip ediyor her an. Enfeksiyon hastalıklarındaki arkadaşlarla konsültasyonlar yapıldı ve antibiyotik tedavisine başlandı. Ciddi bir durum değil ancak tedbir amaçlı bunu yapıyoruz. Tabii daha erken uyanmasını umuyorduk biz de. 24’üncü saatin sonunda bir uyandırma süreci başlamıştı. Biz de daha erken ekstübe etmeyi umuyorduk. Ancak arada bazı tansiyon yükselmeleri oluyordu. O yüzden süreci biraz temkinli ve yavaş yürüttü arkadaşlarımız. Sonunda bugün güzel bir şekilde ekstübe oldu. Entübe değil, iletişim kurabiliyor. Eşini yanına aldık. Kendisine bazı selamlar ulaştırıldı. Tepki veriyor. Tedavisine devam edeceğiz. Birkaç gün yoğun bakımdaki tedavisiyle devam edecek.” dedi.
“KONUŞMAYLA İLGİLİ BİR SIKINTI OLMAYACAK AMA ŞU AN KONUŞMAK İÇİN YORGUN”
Süreçte tedbirli olunması söyleyen Sağlam “Konuşma sürecini daha sonra bekliyoruz. Konuşması için yorgun diyelim Kadir Bey, biraz yorgun. Onu zamanla şu andaki belirtiler konuşmayla ilgili bir sıkıntı olmayacağını bize gösteriyor. Dolayısıyla her şeyin düzelebileceğini umuyoruz.” şeklinde konuştu.

“KADİR BEYİN ŞANSI O AN YANINDA EŞİNİN OLMASI”
‘Kadir beyin şansı o an yanında eşinin olması’ diyen Sağlam, “İlk andan itibaren olayı iyi yönetmesi. Ve 112’ye haber vermesi. Kadir beyin evden hastaneye ulaşma süresi zannedersem 20 dakikalık bir süre. Oldukça kısa bir süre ,ambulansın ulaşıp hastaneye ulaştırması. Sonrasında tetkikler hızlı bir şekilde yapılıyor tomografi, MR ve pıhtı tespiti yapıldıktan sonra da hızlı bir şekilde işleme alınıyor. Pıhtı temizlendikten sonra kontrol amaçlı MR’lar da temiz gözüktükten sonraki süreç zaten klinik iyileşme takibi. Yoğun bakımda süreci takip ettiriyoruz ki bir komplikasyon gelişmesin. Gelişirse anında müdahale edebilirim diye. Şu anda her şey yolunda gidiyor. Hastaneden özellikle taburcu olduktan sonraki aşama daha yoğun olacak. Hastanede şu anda yoğun bakım sürecinde 3-4 güne kadar belki servise alacak duruma geleceğiz.” dedi.
KARINDA DAMAR ATMASI NORMAL Mİ?
Özellikle kilosu boyuna nazaran az ve zayıf insanlarda, Aort damarının karın bölgesindeki atışı daha belirgin şekilde gözlemlenebilir. Bazen bu gibi durumlarda damar atış sesleri de duyulabilir. Ancak, bu gözlemlenen durum normaldir ve herhangi bir şüpheye yol açmaz. Aort damarının atması ve sırt üstü yatıldığında atışın görülmesi doğal bir durumdur.

Özellikle spor yapmayan kişilerde daha net bir şekilde fark edilebilir. Karın atmasıyla birlikte bazı belirtiler de görülüyorsa, doktora başvurmak son derece önemlidir. Bu belirtiler arasında mide bulantısı ve karın ağrısı öne çıkar. Bu sorunlarla birlikte atışın görülmesi, araştırılması gereken bir konudur.
AORT ANEVRİZMASI NEDİR?
Aort Anevrizması, diğer adıyla Aort balonlaşması, vücudumuzdaki kan dolaşımı için büyük önem taşıyan Aort damarının zayıflaması sonucu oluşan bir durumdur. Anevrizma, Aort damarının çeşitli bölgelerinde küçük boyutlarda oluşabilir. Ancak, Aort damarında kan sızıntıları meydana geldiğinde ciddi sonuçlara yol açabilir. Anevrizmalar zamanla genişleyebilir ve büyüdükçe damarın patlama riski de artar. Bu tür bir durumla karşılaşıldığında acil tedavi gereklidir.

AORT ANEVRİZMASI BELİRTİLERİ
Anevrizma, Aort damarının herhangi bir bölgesinde oluşabilen bir durumdur, ancak en sık karın bölgesinde görülür. Göğüs içinde de meydana gelebilen türleri vardır ve genellikle küçük boyutlarda başlar, yavaşça büyürler. Anevrizma genellikle belirti vermez ve insanların farkında olmadığı için tespiti zor olabilir. Ancak zamanla büyüyerek yayıldığından, bazı belirtiler ortaya çıkabilir. Karın bölgesinde şişkinlik, karın atmasında artış, karın bölgesinde hassasiyet ve ağrı en önemli belirtiler arasındadır.
Anevrizmadan korunmanın en önemli faktörleri arasında yüksek tansiyondan korunmak gelir. Eğer yüksek tansiyona sahipseniz, tedavisi için gerekli önlemleri almanız son derece önemlidir. Sigara kullanmak ve yüksek kolesterole sahip olmak da anevrizma oluşumuna katkıda bulunabilir. Spor yapmak, yağlanmadan kaçınmak için önemli bir adımdır ve hastalıktan korunmaya yardımcı olabilir.

AORT ANEVRİZMASI TEDAVİSİ
Anevrizmanın tedavisinde genellikle takip yöntemi tercih edilir. Eğer anevrizma çok ciddi boyutlarda değilse, düzenli aralıklarla yapılan tetkiklerle hastalığın durumu izlenir. İlerlemesini önlemek için az yağlı beslenme, kolesterol seviyesinin kontrol altında tutulması, sigara ve alkol kullanımının engellenmesi gibi önlemler alınır. Gerektiğinde cerrahi operasyonlar da uygulanabilir.
Son yıllarda, endovasküler cerrahi adı verilen gelişmiş bir tedavi yöntemi de kullanılmaktadır. Bu yöntemde, anevrizma tedavi edilirken cerrahi operasyonlar yerine damar içinden yapılan girişimlerle anevrizmanın kontrol altına alınması hedeflenir. Ancak bu yöntem, hastalığın seviyesi ve hastanın durumu göz önünde bulundurularak karar verilen bir tedavi seçeneğidir.
Yine de, her hasta ve anevrizma durumu farklıdır. Tedavi yaklaşımı ve yöntemi, bir sağlık uzmanının değerlendirmesi ve önerileri doğrultusunda belirlenmelidir.
]]>Kişilik testleri de ruhun derinlerine inerek sizin bile farkında olmadığınız birçok huyunuzu, ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmak gibi hayal ettiğinizden fazlasını ortaya çıkarabilir. Bu tarz kişilik testleri perspektif oyunlardır.
Tüm bireylerin farkında olduğu kadar olmadığı korkuları da vardır. Bu korkular ruhun derinliklerinde yatar ve bazı tetikleyici sebeplerden ötürü gün yüzüne çıkar. Peki, sizin ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınız neler, öğrenmek ister misiniz?
ŞAŞIRTICI KİŞİLİK TESTİ İLE RUHUNUZUN DERİNLİKLERİNDE YATAN EN BÜYÜK KORKULARINIZI GÜN YÜZÜNE ÇIKARIN

Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmak için hazırlanan bu resim tabanlı kişilik testi ile kendinizi tanımaya hazır mısınız? Görsele dikkatlice bakın ve ilk dikkatinizi çeken şeyin bir kemirgen mi yoksa insan yüzü mü olduğuna karar verin.
İlk gördüğünüz şeyin ne olduğuna karar verdiyseniz hadi şimdi ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkaralım!
İlk Bakışta Kemirgen Görenler

Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmak için hazırlanan bu resim tabanlı kişilik testinde ilk bakışta bir kemirgen gördüyseniz, bu derin aşağılanma korkusu yaşadığınız anlamına gelir.
Her durumda önce kendinize güvendiğiniz ve bağımsız olmaya alıştığınız için birinden yardım istemek sizin için imkânsız. Birinin size acıma fikri bile sizi rahatsız etmeye yetiyor. Her şeyden önce hayatınızın kontrolü her zaman sizin eliniz de olmalı.
Birine bağlı yaşamakta ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızdan biri, hayatınızda en ufak kontrolü kaybettiğiniz bir nokta olsun istemiyorsunuz. Etrafınızdaki insanların kendi fikirlerini size dayatmalarına katlanamıyor ve hemen uzaklaşıyorsunuz.
Hiçbir zaman geride kalmamak adına kendinizi sürekli olarak geliştiriyor ve öğrenmeye açık bir şekilde yola devam ediyorsunuz. İş yerinizde de bu durum bu şekilde ve her zaman en zorlayıcı durumlarda elinizi taşın altına koyuyor ve büyük sorumluluklar almaktan çekinmiyorsunuz.
İlk Bakışta İnsan Yüzü Görenler

Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmak için hazırlanan kişilik testinde ilk bakışta insan yüzü gördüyseniz sizin en büyük korkunuz izole edilmektir. Büyük bir yalnızlık korkusuna sahipsiniz.
Hayatınızı kendi başınıza idare ettirebilseniz bile çevrenizde birilerinin olması sizin için bir ihtiyaçtır. Sizin için asıl olan her daim kafanızı yaslayıp güvenebileceğiniz bir omzun olduğunu bilmektir. Bu durum duygusal sağlığınızı da oldukça etkilemektedir.
Bu dünyada yalnız olmadığınızı kalben hissetmek size yetmiyor. Bunun için de bir kanıt istiyorsunuz. Güvendiğiniz insanların her zaman size yanınızda olduğunu hissettirmesi hoşunuza gidiyor. Ve bu duygu size bulunduğunuz ortamda huzurlu olabilmeniz için yetiyor.
Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızın bir diğeri ise güvendir. İlişkilerinizde güven temeli yoksa o kişiyle arkadaş dahi olmayı tercih etmezsiniz. Kendi başınıza da bu hayatı idare edebilirsiniz ama güvendiğiniz insanların etrafınızda olması sizi de güvenli hissettiriyor.
İkisini Bir Arada Görenler

Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmak için hazırlanan bu kişilik testinde hem insan yüzünü hem de kemirgeni aynı anda gördüyseniz sizin en büyük korkunuz uyumsuzluk.
Ruhunuzun derinlerinde yatan güvensizlik duygusu ve tüm çabalarınıza rağmen beklentileri karşılayamayacak olma düşüncesi sizi hep rahatsız ediyor. Sadece etrafınızdaki insanların değil kendi beklentilerinizi karşılayamamak da sizi büyük hayal kırıklığına uğratıyor.
Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmanız için hazırlanan kişilik testinde sona geldik. Bu kendinizi tanımanız için hazırlanan test hoşunuza gittiyse çevrenizdeki insanlarla da paylaşarak onların da kendi korkularıyla yüzleşmesini sağlayabilirsiniz.
Daha fazla kişilik testi ile kendinizi tanımak istiyorsanız neden uyku pozisyonunuzun ya da saç tipinizin kişiliğiniz hakkında neler söylediğini öğrenmeniz için hazırladığımız kişilik testlerine göz gezdirmiyorsunuz?
]]>“İlk yarının 23 dakika oynanması utanç verici”
Devre arasında takım arasında yaptıkları konuşmadan bahseden Edin Dzeko, “Bu tarz şeylere enerji harcamamız gerektiğini konuştuk. Bu tarz olayların olmasını değiştiremiyoruz. Her maç bu tarz şeyler olmaya devam ediyor. Hatta bu tarz şeylerin olmasına her maç daha fazla izin veriliyor. Dolasıyla bizim de buna düşmemiz gerektiğini kendi aramızda konuştuk. Çünkü futbol böyle oynanmaz. Bu şekilde oyunun durmaması gerekiyor. Türk futbolu açısından dışarıdan bakıldığında güzel bir imaj olduğunu düşünmüyorum. İlk yarının 23 dakika oynanması utanç verici” şeklinde konuştu.
“Bizim en az normal şartlarda 6-7 farkla önde olmamız gerekiyor”
Şampiyonluk yarışını değerlendiren 37 yaşındaki futbolcu, “Bizim en az normal şartlarda 6-7 farkla önde olmamız gerekiyor ama değiliz. Bizim her maçımız çok zor geçiyor. Şu anda 3 sarı kartı olan 10 oyuncumuz var. Bu da garip bir durum. Sanki hakemler diğer maçlarda sarı kartını unutuyorlar. Eğer şampiyonluk yarışı yüzde 50, yüzde 50 diyeceksek hakemlerinde adil şekilde davranmaları gerekiyor. Eğer maçlar saha içinde kazanılacaksa belirtmiş olduğum gibi hakemlerin de yüzde 50, yüzde 50 eşit bir şekilde davranması gerekiyor. Farklı olmaması gerekiyor. Biraz daha Avrupa maçlarını izlemeleri gerektiğini düşünüyorum. Maçları nasıl yönettiklerini izlemeleri gerekiyor. Orada aldığımız 3-0’lık galibiyet ve hakemin performansına bakarsak bu durumun çok garip olmadığını düşünüyorum. Avrupa’daki hakemler takıma göre karar vermiyorlar, ne görüyorlarsa onu çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.
“Enerjimizi topla alakası olmayan şeylerle kaybetmek istemiyoruz”
Bugün kendini daha fazla yaşlanmış hissettiğini söyleyen Dzeko, “Çünkü enerjimi gereksiz birçok konuya odaklamam gerekti. Gerçekten utanç verici bir durum bizler futbol oynamak istiyoruz. Bu tarz şeylerle vakit kaybetmek istemiyoruz. Enerjimizi topla alakası olmayan şeylerle kaybetmek istemiyoruz. Kazandığımız zaman ben mutluyum. Kaç gol attığımın benim için bir önemi yok. Benim için önemli olan takımıma yardım etmek. Kariyerimde de her zaman bu şekilde oldu. Bazen gol atmadığım zaman oluyor, takım gol attıysa ben mutluyum. En önemli şey benim için budur” dedi.
“Bizim tek istediğimiz hakemlerin iki takıma da eşit şekilde davranmaları”
Süper Lig’in 30. haftasında deplasmanda oynayacakları Trabzonspor mücadelesini değerlendiren Dzeko, “Ben de o maçın hakem kararları merak ediyorum. Bizlerin yardıma ihtiyacı yok. Bizim tek istediğimiz hakemlerin iki takıma da eşit şekilde davranmaları. Kararlarını aynı şekilde vermeleri. Ondan sonra maçı kazanabiliriz, kaybedebiliriz. Bu tarz şeyler olabiliyor futbolda ama önemli olan her takıma aynı şekilde davranmaları” diye konuştu.
“Evimizde oynadığımız her seferde tüylerim diken diken oluyor”
İç sahada oynadıkları maçlarda çok puan kaybettiklerini aktaran Dzeko, “Aslında tam tersi olması gerekiyor. Evimizde kendi taraftarlarımızın önünde oynadığımız maçların bizler için daha kolay olması gerekiyor. Bunun neden gerçekleştiği hakkında bir fikrim yok. Belirtmiş olduğunuz gibi çok fazla puan kaybettik. Belki de şöyle bir durum oluyor, evimizde oynadığımız maçların kolay olabileceğini düşünüyoruz. Ama kolay maç diye bir şey yok. Belki deplasmanda oynadığımız zaman maçın zor olacağını düşünerek daha çok konsantre oluyoruz. Bu durumun sebebi bu olabilir. Kendi adıma ben bir baskı hissetmiyorum. Oyuncudan oyuncuya değişebiliriz. Belki bazı oyuncular baskı hissediyor olabilir. Bunun da normal olduğunu düşünüyorum. Özellikle genç oyuncular için bu durumun normal olduğunu düşünüyorum. Ama bizlerin yapması gereken kendi taraftarımızın önünde oynadığımız zamana bundan keyif almak. Bu güzel atmosferin keyfini çıkarmak. Futbolda baskı olacaktır. Baskı futbolun bir parçası, zaman zaman bu baskıyı iyi yönde kullanabilirsiniz. Biz oyuncuların gerilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Tek düşünmemiz gereken taraftarımızın oluşturduğu harika atmosferdir. Evimizde oynadığımız her seferde tüylerim diken diken oluyor” diye sözlerini sonlandırdı.
]]>KARINDA DAMAR ATMASI NORMAL Mİ?
Özellikle kilosu boyuna nazaran az ve zayıf insanlarda, Aort damarının karın bölgesindeki atışı daha belirgin şekilde gözlemlenebilir. Bazen bu gibi durumlarda damar atış sesleri de duyulabilir. Ancak, bu gözlemlenen durum normaldir ve herhangi bir şüpheye yol açmaz. Aort damarının atması ve sırt üstü yatıldığında atışın görülmesi doğal bir durumdur.

Özellikle spor yapmayan kişilerde daha net bir şekilde fark edilebilir. Karın atmasıyla birlikte bazı belirtiler de görülüyorsa, doktora başvurmak son derece önemlidir. Bu belirtiler arasında mide bulantısı ve karın ağrısı öne çıkar. Bu sorunlarla birlikte atışın görülmesi, araştırılması gereken bir konudur.
AORT ANEVRİZMASI NEDİR?
Aort Anevrizması, diğer adıyla Aort balonlaşması, vücudumuzdaki kan dolaşımı için büyük önem taşıyan Aort damarının zayıflaması sonucu oluşan bir durumdur. Anevrizma, Aort damarının çeşitli bölgelerinde küçük boyutlarda oluşabilir. Ancak, Aort damarında kan sızıntıları meydana geldiğinde ciddi sonuçlara yol açabilir. Anevrizmalar zamanla genişleyebilir ve büyüdükçe damarın patlama riski de artar. Bu tür bir durumla karşılaşıldığında acil tedavi gereklidir.

AORT ANEVRİZMASI BELİRTİLERİ
Anevrizma, Aort damarının herhangi bir bölgesinde oluşabilen bir durumdur, ancak en sık karın bölgesinde görülür. Göğüs içinde de meydana gelebilen türleri vardır ve genellikle küçük boyutlarda başlar, yavaşça büyürler. Anevrizma genellikle belirti vermez ve insanların farkında olmadığı için tespiti zor olabilir. Ancak zamanla büyüyerek yayıldığından, bazı belirtiler ortaya çıkabilir. Karın bölgesinde şişkinlik, karın atmasında artış, karın bölgesinde hassasiyet ve ağrı en önemli belirtiler arasındadır.
Anevrizmadan korunmanın en önemli faktörleri arasında yüksek tansiyondan korunmak gelir. Eğer yüksek tansiyona sahipseniz, tedavisi için gerekli önlemleri almanız son derece önemlidir. Sigara kullanmak ve yüksek kolesterole sahip olmak da anevrizma oluşumuna katkıda bulunabilir. Spor yapmak, yağlanmadan kaçınmak için önemli bir adımdır ve hastalıktan korunmaya yardımcı olabilir.

AORT ANEVRİZMASI TEDAVİSİ
Anevrizmanın tedavisinde genellikle takip yöntemi tercih edilir. Eğer anevrizma çok ciddi boyutlarda değilse, düzenli aralıklarla yapılan tetkiklerle hastalığın durumu izlenir. İlerlemesini önlemek için az yağlı beslenme, kolesterol seviyesinin kontrol altında tutulması, sigara ve alkol kullanımının engellenmesi gibi önlemler alınır. Gerektiğinde cerrahi operasyonlar da uygulanabilir.
Son yıllarda, endovasküler cerrahi adı verilen gelişmiş bir tedavi yöntemi de kullanılmaktadır. Bu yöntemde, anevrizma tedavi edilirken cerrahi operasyonlar yerine damar içinden yapılan girişimlerle anevrizmanın kontrol altına alınması hedeflenir. Ancak bu yöntem, hastalığın seviyesi ve hastanın durumu göz önünde bulundurularak karar verilen bir tedavi seçeneğidir.
Yine de, her hasta ve anevrizma durumu farklıdır. Tedavi yaklaşımı ve yöntemi, bir sağlık uzmanının değerlendirmesi ve önerileri doğrultusunda belirlenmelidir.
]]>Şubat 2022’de başlayan Ukrayna savaşının ardından Batılı ülkeler Rusya’ya karşı modern tarihin en kapsamlı yaptırımlarını uygulamaya başlarken, Rusya buna karşılık vermek için tüm kurumlarını harekete geçirdi.
Savaşın ilk günlerinde Rus rublesi dolar karşısında yaklaşık yüzde 30 değer kaybederken, Rusya Merkez Bankası politika faiz oranını yüzde 9,5’ten yüzde 20’ye çıkardı.
Rusya Merkez Bankasına ait yaklaşık 650 milyar dolarlık rezervin, Batılı ülkelerde bulunan 300 milyar dolarlık kısmı donduruldu, Rusya’nın en büyük bankaları da uluslararası ödeme sistemi SWIFT’ten çıkarıldı, dolar ve avroyla işlem yapmaları yasaklandı.
Ülkede faaliyet gösteren McDonalds, IKEA, Coca-Cola, Mercedes ve Apple gibi yüzlerce Batılı şirket faaliyetlerini sonlandırırken, Batılı ülkelerden Rusya’ya başta teknoloji ve havacılık olmak üzere çok sayıda sektörden ihracat ve sevkiyat durduruldu.
Batılı ülkeler, Rusya’dan başta petrol ve doğal gaz olmak üzere enerji ithalatını da durdurmak veya azaltmak için adımlar attı. Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatları sabotaja uğradı ve G7 ülkeleri, Rus petrolüne yönelik varil başına 60 dolar seviyesinde tavan fiyat uygulamaya başladı.
TİCARET YOLLARI DEĞİŞİYOR
Kovid-19 salgını etkilerini de atlatamayan Rus ekonomisi için yaptırımlar başlangıçta şok dalgası etkisi yarattı. Bu durum Rusya Merkez Bankası ve hükümetin başta sübvansiyon olmak üzere aldığı önlemler sayesinde önemli oranda kontrol altına alındı.
Uluslararası analizlerde 2022’de yaklaşık yüzde 10 küçülmesi beklenen Rus ekonomisi yüzde 1,2 küçülürken, geçen yıl ekonominin yüzde 3,5 büyüdüğü tahmin ediliyor.
Rusya ihracatta önemli oranda kaybettiği Batılı pazarlar yerine yüzünü Asya ve Orta Doğu pazarlarına çevirdi. Dünyanın en kalabalık 2 ülkesi Hindistan ve Çin, başta enerji olmak üzere ülkenin en önemli müşterileri konumuna yükseldi.
Öte yandan, ucuz Rus kaynaklarını bırakan Avrupa’nın, özellikle sanayi ve tarım sektörlerindeki durgunluk nedeniyle tedarik zincirlerinin yeniden şekillendirilmesine yönelik atılan adımlar hız kazandı.
Avrupa, son dönemde çiftçi protestoları nedeniyle yeni zorluklarla baş etmeye çalışırken, savaş ekonomisi sayesinde sanayisinde üretimi önemli miktarda artıran Rus ekonomisinin uzun vade görünümüne ilişkin belirsizlikler ise soru işaretleri yaratıyor.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan uluslararası uzmanlar, yaşanan dönemin Rus ve dünya ekonomisine etkilerini ve gelecek dönemde neler yaşanabileceğini değerlendirdi.
ÇİN, HİNDİSTAN VE TÜRKİYE AVANTAJLI
Merkezi Moskova’da bulunan Yeni Ekonomi Okulundan Prof. Dr. Oleg Şibanov, Rus ekonomisinin beklentilerin üzerinde beklenmedik performans sergilediğini belirtti.
Şibanov, 2022’nin ilkbahar aylarında Rus ekonomisinin yüzde 10 küçülmesinin, enflasyonun da yüzde 20’ye çıkmasının beklendiğine işaret ederek, “Sonuç bundan çok daha başarılıydı, enflasyon yüzde 11,9, küçülme ise yüzde 1,2 seviyesinde gerçekleşti.” dedi.
Bunun değişen uluslararası ticaret ve muhafazakar iç makro politika gibi iki önemli unsurdan kaynaklandığını anlatan Şibanov, “Rusya’nın ihracatının çoğunu satın alan yeni ortaklar Çin, Hindistan ve Türkiye’dir. İthalat ise birçok kaynaktan ve çoğunlukla Çin’den gelmektedir. Makro politika, Rusya Merkez Bankasının düzenlemeleri ve enflasyon hedeflemesini geçici olarak gevşetmesini ve ek hükümet harcamalarını içeriyordu. Dolayısıyla hem uluslararası ticaret hem de iç makro politika değişen koşullara uyum sağladı.” ifadelerini kullandı.
Şibanov, Rus hükümeti ve Rusya Merkez Bankasının süreci son derece doğru adımlarla yürüttüğünü belirterek, “Hem hükümetin hem de Rusya Merkez Bankasının uyguladığı politikaların mükemmele yakın olduğunu düşünüyorum. Rusya Merkez Bankası, rublenin değer kaybetmesine hızlı tepki vererek faiz artırdı. Bu, paniği azaltmaya ve para birimini istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu.” dedi.
Bankalara uygulanan düzenleyici tedbirlerin finansal istikrarı artırdığını dile getiren Şibanov, “Hükümet, 2022 ve 2023’te harcamaları artırdı, dolayısıyla talep de arttı. Uluslararası ödemelere yapılan bazı yardımlar da ihracatı iyileştirdi. Genel olarak ekonomi makro politikalardan olumlu etkilendi.” diye konuştu.
Şibanov, Rusya’nın Avrupa ile ticarete açık olduğuna işaret ederek, “Ancak Avrupa Birliği (AB), Rusya ile ilişkileri ciddi bir muhatap olarak değerlendirmiyor. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, 2023 sonunda ‘Rusya Devlet Başkanı, gaz vanalarını kapattı’ dedi. Benzer görüşler Davos’ta da dile getirildi. Öyle görünüyor ki AB politikacılarının çoğu Rusya ile ilişkileri umursamıyor ve yeni gerçeklik uzun süre bizimle kalacak.” ifadelerini kullandı.
RUS YETKİLİLERİN ATTIĞI ADIMLAR BAŞARILI BULUNUYOR
Rusya merkezli kredi derecelendirme kuruluşu Expert RA Başekonomisti Anton Tabakh, son 2 yılda Rus ekonomisi için en büyük zorlukların finans tarafından geldiğini söyledi.
Ülkenin finans sisteminden kısmen çıkarıldığını belirten Tabakh, “Hem ihracat hem de ithalatta işlem maliyetlerinde büyük artış yaşandı. Rusya duruma oldukça iyi uyum sağladı ancak işletmeler ve insanlar için maliyetler çok büyüdü.” dedi.
Rus yetkililerin zorluklara başarılı müdahalelerde bulunduğuna işaret eden Tabakh, “Tedbirlerin çoğu yardımcı oldu. Hükümet ve Rusya Merkez Bankası, hızlı hareket etme ve uyum sağlama yeteneğini gösterdi. Ancak yaşanan şok, sorunsuz şekilde yaşamak için çok büyüktü. Piyasalar çalışmaya devam etti ancak birkaç yıl önce imkansız olan pek çok kural, kalıcı olarak uygulanmaya başlandı.” diye konuştu.
Tabakh, Rusya’nın ticarette Asya ve Orta Doğu’ya yönelmesinin şu an için “yeni gerçeklik” olduğunu anlatarak, “Durum sakinleştiğinde bazı yaptırımlar ve karşılıklı adımlar kaldırılacaktır. Uçak seyahatleri, hızla onarmanın olası olduğu belli alanlar arasında yer alıyor. Ancak bazı büyük pazarlar, her iki yönde de uzun süre boyunca artık kayıp. Küresel ekonomi açısından maliyetler ve bölünme artıracaktır. Türkiye gibi bariz örnek olan ülkeler büyük faydalar elde edecek.” değerlendirmesinde bulundu.
TİCARETTE ESKİ İLİŞKİLERE DÖNÜLME İHTİMALİ DÜŞÜK GÖRÜLÜYOR
Viyana Uluslararası Ekonomi Çalışmaları Enstitüsü (wiiw) Kıdemli Ekonomisti Vasily Astrov ise Rusya’nın, Batılı ülkelerin başta mali olmak üzere bazı yaptırımlarına iyi hazırlandığını söyledi.
Rus hükümetinin bütçe fazlası verdiğini, bunun da kamu ve dış borcu oldukça düşük seviyelere indirdiğini kaydeden Astrov, bu durumun da Rusya’yı Batı’nın mali baskılarına daha korunaklı hale getirdiğini ifade etti.
Rusya’nın, Çin, Japonya ve İsviçre’nin ardından dünyanın en büyük 4. uluslararası rezervine sahip olmasının da bu amaca hizmet ettiğini belirten Astrov, “Ancak Rusya, Batılı ülkelerde tutulan rezervlerinin yarısını zamanında geri çekmeme hatası yapmış olsa da ve sonuç olarak bunlar dondurulsa da geriye kalan yarısı hala oldukça fazla bir miktar, yaklaşık 300 milyar dolar civarında.” diye konuştu.
Astrov, Rusya’nın SWIFT’e alternatif bir ödeme sistemini de yıllarca geliştirdiğini ve bunun da savaş başladıktan sonra bankaların yaşadığı şoku hafiflettiğini söyledi.
Çok sayıda ülkenin de Rusya karşıtı yaptırımlara katılmadığına işaret eden Astrov, “Bu bakımdan Batı, açıkçası nüfuzunu olduğundan fazla abarttı ve Küresel Güney’deki pek çok ülke, Türkiye dahil, mevcut durumdan önemli ekonomik ve diplomatik faydalar elde ediyor.” ifadesini kullandı.
Astrov, ülkelerin yaptırım altındaki Batılı ürünlerin Rusya’ya tekrar ihraç edilmesine izin verdiklerini ve Rusya’nın ihracatında da müşteri haline geldiklerini belirterek, “Bu unsur Rusya için çok önemli ama bunun da bir bedeli var, Rusya bu ülkelerden bazılarına oldukça bağımlı hale geliyor. Tabii ki başta Çin’e ama aynı zamanda Türkiye’ye.” dedi.
Rusya ile Batı arasındaki jeopolitik çatışma sona ermedikçe, Rusya ve Asya ilişkilerinin gelişmeye devam edeceğini vurgulayan Astrov, “Bu Rusya için ideal bir durum değil, ikinci en iyi seçenek, ancak bir izolasyondan da daha iyi bir durum. Savaş ve Batı ile çatışma sürdükçe de eski ‘olağan ticarete’ dönmek o kadar zorlaşacaktır.” diye konuştu.
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın tekrar seçilmesi halinde dahi bu durumun önemli oranda değişmeyeceğini belirten Astrov, şunları kaydetti:
“Trump geçen sefer seçimleri kazandığında, Rusya ile ‘barış yapmaktan’ çok söz etmişti ancak gerçekte ABD-Rusya ilişkileri Trump yönetimi altında oldukça hızlı bir şekilde kötüleşmeye devam etti. Elbette teorik olarak, ABD’nin Çin ile çekişmesinin, ABD’nin Rusya’ya uzanarak ittifak arayışına girebileceği bir senaryo mümkün. Ancak bugünün perspektifinden bakıldığında bu o kadar gerçekçi görünmüyor ki, bu konuda bahse girmemeyi tercih ederim. 1940’ların başlarında muhtemelen hiç kimse 10 yıldan kısa bir süre içinde ABD ile Almanya’nın yakın müttefik olacağını da tahmin edemiyordu.”
DEPRESYON NEDİR?
Depresyon aynı zamanda majör depresif bozukluk veya klinik depresyon olarak da adlandırılır. Bu hastalıktan muzdarip bireylerin hissettikleri, düşünceleri ve davranışları etkilenir ve bunlardan dolayı çeşitli duygusal veya fiziksel problemler ortaya çıkar. Normal günlük aktiviteler yaparken sorun yaşanabilir ve bazen hayat yaşamaya değmez gibi gelebilir.

Depresyon sadece bir keyifsizlik veya anlık bir zayıflık değildir. Depresyon aynı zamanda bir anda çözülebilecek kadar basit bir sorun değildir. Depresyon tedavi edilebilir ve tedavi gerektiren tıbbi bir durumdur. Bu tedavi süreci bazı vakalarda uzun sürebilir.
Depresyonu olan bireylerin çoğu ilaç, psikoterapi veya ikisinin birleşimi ile devam eden bir tedavinin sonucunda iyileşebilirler.
DEPRESYON BELİRTİLERİ
Üzüntü ve sıkıntı verici olay örgülerinde üzgün hissetmek gayet normaldir. Depresyonda üzgün hissetmekten daha başka boyutta hisler var. Bu yüzden depresyon ve üzüntüyü karıştırmamak gerek. Başlıca depresyon belirtileri şunlardır:
Devamlı üzgün hissetmek
Günlük aktivitelere karşı ilgi ve zevk kaybı
İştah değişiklikleri: Aşırı yeme veya iştah kesilmesi
Konuşmada ve hareketlerde aksaklık
Değersiz ve suçlu hissetmek
Uykuya dalmada zorluk çekme, sık uyanma veya aşırı uyku hali
Sürekli yorgun hissetme durumu
Konsantrasyon güçlüğü, karar vermede sıkıntı
İntihar eğilimi
DEPRESYON NEDEN OLUR?
Depresyona neyin tam olarak sebep olduğu bilinmiyor. Birçok zihinsel bozuklukta olduğu gibi, çeşitli faktörler söz konusu.
Depresyon daha çok kalıtsal faktörlerden etkileniyor diyebiliriz. Kan akrabaları da bu duruma sahip kişilerde depresyon daha yaygın. Depresyona neden olabilecek gen diziliminin belirlenmesi için çalışmalar devam etmektedir.

Depresyonu olan kişilerin beyinlerinde fiziksel değişiklikler olduğu görülmektedir. Bu değişikliklerin ne kadar önemli olduğu hala belirsizdir, ancak araştırmacılar depresyonun nedenlerinin saptanmasına yardımcı olacağına inanmaktadır.
Hormon dengesindeki değişiklikler depresyona zemin hazırlayabilir. Hormon değişiklikleri hamilelik doğumdan sonraki haftalar veya aylarda, tiroid problemlerinde, menopoz döneminde veya bir dizi başka durumda ortaya çıkabilir.
Nörotransmitterler doğal olarak oluşan ve muhtemelen depresyonda rol oynayan beyin kimyasallarıdır. Son araştırmalar, bu nörotransmitterlerin işlevlerindeki değişikliklerin ve duygu-durum stabilitesinin korunmasında rol oynayan nöro-devrelerle nasıl etkileştiklerinin depresyonu anlamakta ve tedavi edilmesinde önemli rol oynayabileceğini göstermektedir.

DEPRESYON NASIL GEÇER?
Depresyonu olan çoğu insan için ilaçlar ve psikoterapi etkilidir. İlk aşamada doktor veya psikiyatrist semptomları azaltmak için çeşitli ilaçları reçete edebilir. Bununla birlikte, depresyonu olan birçok insan bir psikiyatrist, psikolog veya diğer akıl sağlığı uzmanı ile gerçekleştirilecek psikoterapilerden de faydalanabilir.
Şiddetli depresyon halinde hastanede yatmak veya belirtiler normale gelene kadar ayaktan tedavi programına katılmak gerekebilir.
]]>ALMANYA AĞIR DARBE ALDI
Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da bazı sektörlerde küçülme yaşanacağı uyarısında bulunuldu. Ekonomisi 2023’te yüzde 0.3 küçülen ülkede bazı şirketler üretimi azaltmaya ya da alternatif tedarik rotaları aramaya başladı. Almanya’daki diğer şirketlerin açıklamalarına göre satın alma departmanları çoğu zaman istenilen ürünleri bulmakta zorlanıyor. Asya’dan Akdeniz’e giden gemilerin nakliye maliyetleri ise şimdiden 4 kat arttı. Krizin tırmanması daha geniş ekonomik sonuçlara ilişkin korkuları körüklüyor.
PANAMA DA AKSIYOR
ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, geçen hafta Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırıların tedarik zincirini etkilemesi nedeniyle Berlin’deki fabrikasında üretimi iki hafta süreyle durdurma kararı aldığını bildirmişti. Edinilen bilgiye göre sadece Almanya’da 2 binden fazla fabrikada üretim 1 ile 5 gün arasında aksadı. Krizin Avrupa genelinde etkilediği fabrika sayısı ise 10 binlerle ifade ediliyor.
Küresel ticaretin kilit noktalarından biri olan Panama Kanalı da kuraklıkla mücadele ediyor. Krizin devam etmesi durumunda dünya ticaretinin kangren olmasından endişe ediliyor. Yağmur sularına muhtaç olan Panama Kanalı, şu an yüzde 20 kapasite ile çalışıyor.
TÜRKİYE LOJİSTİK AVANTAJA SAHİP
Sabah’ın haberine göre, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “Yaşanan durum hem navlun maliyetlerini artırıyor hem de ulaşım sürelerini yaklaşık 1 ay uzatıyor. Orta Asya, Orta Doğu ve tüm Avrupa’nın Asya Pasifik ve Uzak Doğu ülkelerinden tedarik ettiği ürünlerin tekrar bize kayması söz konusu olabilir. Türkiye, önemli bir lojistik altyapısına sahip ve Avrupa’ya da en kısa rota Türkiye’den olduğu için rakip ülkelere göre daha avantajlı durumdayız” dedi.
SİPARİŞLER YÜZDE 10 ARTTI
Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, Kızıldeniz’de Husiler kaynaklı yaşanan problem nedeniyle geçiş rotalarının değiştiğini söyledi. Eroğlu, “Özellikle Avrupa gibi Türkiye’ye karayoluyla da ulaşabilen ülkeler yakın vadeli siparişlerini Türkiye’ye verdiler. Avrupa’dan gelen siparişlerde yüzde 10 civarında artış var. İlk çeyreği kapsayan siparişler için Türkiye’yi tercih ediyorlar” değerlendirmesini yaptı.
POZİTİF AYRIŞIYORUZ
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz “Avrupa ve Asya bölgesinden gelen ürünlerin termin sürelerinin uzaması ve maliyetlerin artmasıyla tedarikte ülkemiz tercih ediliyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu bizi rakiplerimizden pozitif ayrıştırıyor. Sektörümüzde de bu etkileri görmeye şimdiden başladık. Sipariş ve fiyat taleplerinde artış gözlemliyoruz” dedi.
B PLANI TÜRKİYE
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, yaşanan durumun küresel ticarette ciddi sıkıntılar yaratmaya başladığını kaydetti. Tecdelioğlu, “Tabii burada Türkiye’ye kısmi de olsa fırsatlar geliyor. Yani Türkiye tedarik zinciri olarak bir kez daha lojistik yakınlığından dolayı ön plana çıkmış oldu. Yani Türkiye alternatif bir ülke olarak birinci derecede Avrupa’nın ve çevre ülkelerimizin B planı olarak ön plana çıktı” ifadelerini kullandı.
KALICI ÇÖZÜM LAZIM
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, “Bu gelişmelerden ders çıkarılıp, iç pazar ve yerli üretimi destekleme sürecine geçiş olursa kazanç sağlarız. Yaşanan durumun tahmin edemeyeceğimiz veya bugünden göremeyeceğimiz başka etkileri de ortaya çıkacaktır. İlgili bakanlıkların hızla önlem alması gerekiyor” diye konuştu.
150 yıl önce olduğu gibi (Süveyş Kanalı öncesi) Afrika’yı dolaşarak gelen gemilerin hem zaman hem de maliyetleri katladı. Küresel ticareti sıkıntıya sokan bu durum Türkiye açısından ise hem iç pazarda hem de ihracatta pozitif bir tablo yarattı. Avrupa ve Asya’dan temin edemediği ara malı ürünler için her krizde olduğu gibi Türkiye’ye yöneldi. Özellikle kimya, otomotiv, sağlık gereçleri, beyaz eşya, valfler gibi ürün gruplarında hem iç hem dış pazarda talep patlaması yaşanıyor.
ALMANYA AĞIR DARBE ALDI
Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da bazı sektörlerde küçülme yaşanacağı uyarısında bulunuldu. Ekonomisi 2023’te yüzde 0.3 küçülen ülkede bazı şirketler üretimi azaltmaya ya da alternatif tedarik rotaları aramaya başladı.
Almanya’daki diğer şirketlerin açıklamalarına göre satın alma departmanları çoğu zaman istenilen ürünleri bulmakta zorlanıyor. Asya’dan Akdeniz’e giden gemilerin nakliye maliyetleri ise şimdiden 4 kat arttı. Krizin tırmanması daha geniş ekonomik sonuçlara ilişkin korkuları körüklüyor.
PANAMA DA AKSIYOR
ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, geçen hafta Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırıların tedarik zincirini etkilemesi nedeniyle Berlin’deki fabrikasında üretimi iki hafta süreyle durdurma kararı aldığını bildirmişti. Edinilen bilgiye göre sadece Almanya’da 2 binden fazla fabrikada üretim 1 ile 5 gün arasında aksadı. Krizin Avrupa genelinde etkilediği fabrika sayısı ise 10 binlerle ifade ediliyor.
Küresel ticaretin kilit noktalarından biri olan Panama Kanalı da kuraklıkla mücadele ediyor. Krizin devam etmesi durumunda dünya ticaretinin kangren olmasından endişe ediliyor. Yağmur sularına muhtaç olan Panama Kanalı, şu an yüzde 20 kapasite ile çalışıyor.
TÜRKİYE LOJİSTİK AVANTAJA SAHİP
Sabah’ın haberine göre, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “Yaşanan durum hem navlun maliyetlerini artırıyor hem de ulaşım sürelerini yaklaşık 1 ay uzatıyor. Orta Asya, Orta Doğu ve tüm Avrupa’nın Asya Pasifik ve Uzak Doğu ülkelerinden tedarik ettiği ürünlerin tekrar bize kayması söz konusu olabilir. Türkiye, önemli bir lojistik altyapısına sahip ve Avrupa’ya da en kısa rota Türkiye’den olduğu için rakip ülkelere göre daha avantajlı durumdayız” dedi.
SİPARİŞLER YÜZDE 10 ARTTI
Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, Kızıldeniz’de Husiler kaynaklı yaşanan problem nedeniyle geçiş rotalarının değiştiğini söyledi. Eroğlu, “Özellikle Avrupa gibi Türkiye’ye karayoluyla da ulaşabilen ülkeler yakın vadeli siparişlerini Türkiye’ye verdiler. Avrupa’dan gelen siparişlerde yüzde 10 civarında artış var. İlk çeyreği kapsayan siparişler için Türkiye’yi tercih ediyorlar” değerlendirmesini yaptı.
POZİTİF AYRIŞIYORUZ
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz “Avrupa ve Asya bölgesinden gelen ürünlerin termin sürelerinin uzaması ve maliyetlerin artmasıyla tedarikte ülkemiz tercih ediliyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu bizi rakiplerimizden pozitif ayrıştırıyor. Sektörümüzde de bu etkileri görmeye şimdiden başladık. Sipariş ve fiyat taleplerinde artış gözlemliyoruz” dedi.
B PLANI TÜRKİYE
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, yaşanan durumun küresel ticarette ciddi sıkıntılar yaratmaya başladığını kaydetti. Tecdelioğlu, “Tabii burada Türkiye’ye kısmi de olsa fırsatlar geliyor. Yani Türkiye tedarik zinciri olarak bir kez daha lojistik yakınlığından dolayı ön plana çıkmış oldu. Yani Türkiye alternatif bir ülke olarak birinci derecede Avrupa’nın ve çevre ülkelerimizin B planı olarak ön plana çıktı” ifadelerini kullandı.
KALICI ÇÖZÜM LAZIM
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, “Bu gelişmelerden ders çıkarılıp, iç pazar ve yerli üretimi destekleme sürecine geçiş olursa kazanç sağlarız. Yaşanan durumun tahmin edemeyeceğimiz veya bugünden göremeyeceğimiz başka etkileri de ortaya çıkacaktır. İlgili bakanlıkların hızla önlem alması gerekiyor” diye konuştu.
ALMANYA AĞIR DARBE ALDI
Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da bazı sektörlerde küçülme yaşanacağı uyarısında bulunuldu. Ekonomisi 2023’te yüzde 0.3 küçülen ülkede bazı şirketler üretimi azaltmaya ya da alternatif tedarik rotaları aramaya başladı. Almanya’daki diğer şirketlerin açıklamalarına göre satın alma departmanları çoğu zaman istenilen ürünleri bulmakta zorlanıyor. Asya’dan Akdeniz’e giden gemilerin nakliye maliyetleri ise şimdiden 4 kat arttı. Krizin tırmanması daha geniş ekonomik sonuçlara ilişkin korkuları körüklüyor.
PANAMA DA AKSIYOR
ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, geçen hafta Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırıların tedarik zincirini etkilemesi nedeniyle Berlin’deki fabrikasında üretimi iki hafta süreyle durdurma kararı aldığını bildirmişti. Edinilen bilgiye göre sadece Almanya’da 2 binden fazla fabrikada üretim 1 ile 5 gün arasında aksadı. Krizin Avrupa genelinde etkilediği fabrika sayısı ise 10 binlerle ifade ediliyor.
Küresel ticaretin kilit noktalarından biri olan Panama Kanalı da kuraklıkla mücadele ediyor. Krizin devam etmesi durumunda dünya ticaretinin kangren olmasından endişe ediliyor. Yağmur sularına muhtaç olan Panama Kanalı, şu an yüzde 20 kapasite ile çalışıyor.
TÜRKİYE LOJİSTİK AVANTAJA SAHİP
Sabah’ın haberine göre, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “Yaşanan durum hem navlun maliyetlerini artırıyor hem de ulaşım sürelerini yaklaşık 1 ay uzatıyor. Orta Asya, Orta Doğu ve tüm Avrupa’nın Asya Pasifik ve Uzak Doğu ülkelerinden tedarik ettiği ürünlerin tekrar bize kayması söz konusu olabilir. Türkiye, önemli bir lojistik altyapısına sahip ve Avrupa’ya da en kısa rota Türkiye’den olduğu için rakip ülkelere göre daha avantajlı durumdayız” dedi.
SİPARİŞLER YÜZDE 10 ARTTI
Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, Kızıldeniz’de Husiler kaynaklı yaşanan problem nedeniyle geçiş rotalarının değiştiğini söyledi. Eroğlu, “Özellikle Avrupa gibi Türkiye’ye karayoluyla da ulaşabilen ülkeler yakın vadeli siparişlerini Türkiye’ye verdiler. Avrupa’dan gelen siparişlerde yüzde 10 civarında artış var. İlk çeyreği kapsayan siparişler için Türkiye’yi tercih ediyorlar” değerlendirmesini yaptı.
POZİTİF AYRIŞIYORUZ
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz “Avrupa ve Asya bölgesinden gelen ürünlerin termin sürelerinin uzaması ve maliyetlerin artmasıyla tedarikte ülkemiz tercih ediliyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu bizi rakiplerimizden pozitif ayrıştırıyor. Sektörümüzde de bu etkileri görmeye şimdiden başladık. Sipariş ve fiyat taleplerinde artış gözlemliyoruz” dedi.
B PLANI TÜRKİYE
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, yaşanan durumun küresel ticarette ciddi sıkıntılar yaratmaya başladığını kaydetti. Tecdelioğlu, “Tabii burada Türkiye’ye kısmi de olsa fırsatlar geliyor. Yani Türkiye tedarik zinciri olarak bir kez daha lojistik yakınlığından dolayı ön plana çıkmış oldu. Yani Türkiye alternatif bir ülke olarak birinci derecede Avrupa’nın ve çevre ülkelerimizin B planı olarak ön plana çıktı” ifadelerini kullandı.
KALICI ÇÖZÜM LAZIM
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, “Bu gelişmelerden ders çıkarılıp, iç pazar ve yerli üretimi destekleme sürecine geçiş olursa kazanç sağlarız. Yaşanan durumun tahmin edemeyeceğimiz veya bugünden göremeyeceğimiz başka etkileri de ortaya çıkacaktır. İlgili bakanlıkların hızla önlem alması gerekiyor” diye konuştu.
Avrupa’da yükselişe geçen aşırı sağın Avrupa Birliği’nin en etkili ülkelerinden olan Almanya’nın temsilcisi AfD yeni bir açıklamaya imza attı.
İktidar olmaları halinde DE-EXIT sürecinin başlatılacağını duyurdu.
Anketlerde yüzde 23’e ulaşan ve ülkedeki ikinci büyük parti konumuna yükselen Almanya için Alternatif Partisi kıta Avrupa’sı için yeni bir döneme işaret ediyor.
Hareketin eşbaşkanı Alice Weidel’in İngiltere merkezli Financial Times gazetesine verdiği ropörtaj oldukça dikkat çekti.
Weidel, Avrupa Birliği üyeliğinden çıkılması için Brexit tarzı bir referandum talep edeceklerini ifade etti.
Oyları hızla yükselen partinin, olası bir iktidar olma durumunda gerçekleştireceği hamleyle, önce AB’nin “demokratik noksanlıklarını” gidermeyi amaçladığı vurgulandı.
Wiedel, Avrupa Komisyonu da dahil olmak üzere AB’nin seçim olmaksızın görev yürüten kurumlarının yetkilerini kısıtlamak için çaba göstereceklerini belirtti.
Bu durumun sağlanamaması halinde ise “Dexit” referandumu gerçekleştirileceğini aktarıldı.
AfD’nin eş başkanı Wiedel, Birleşik Krallık’ın AB’den çıkmasını kesinlikle doğru bulduğunu ifade etti.
Londra’nın 2016’da gerçekleştirdiği referandumun Almanya için bir rol model olduğunu belirtti.
GÖÇMENLERİN GÖNDERİLMESİ İÇİN GİZLİ TOPLANTI DÜZENLEMİŞLERDİ
Almanya “kitlesel sınır dışı planının” ele alındığı gizli bir toplantının basına sızdırılmasıyla siyasi anlamda karışıklığa sahne oldu.
Kasım ayında Berlin yakınlarındaki Potsdam’da bulunan bir otelde AfD yetkilileri başta olmak üzere aşırı sağcı görüşe sahip kişiler toplantı yapmış;
Alman vatandaşı olmayanların toplu sürgünü planının nasıl gerçekleştirileceği ele alınmıştı.
Bunun üzerine ülke çapında gösteriler gerçekleştirildi.
Nazizmin yeniden dirildiğine dair eleştiriler yapıldı.
Eylemlerde, Hitler’in de iktidara yürürken küçük toplantılarla yola çıktığı ve dört sene içinde tüm ülkenin kontrolünü ele geçirdiği hatırlatıldı.
Bilhassa haftasonları organize edilen gösterilerde “Faşizme geçit yok” pankartları açılıyor.
AfD karşıtı sloganlar atılarak partinin kapatılması gerektiği ifade ediliyor.
Almanya genelinde ikinci parti konumuna yükselen AfD ise suçlamaları reddediyor.
Partilerine karşı kara propaganda çalışmalarının yürütüldüğünü vurguluyor.
AfD milletvekili Bernd Baumann bu hafta iktidar koalisyonu partilerine yönelik bir konuşma yaptı.
“Panik yayılıyor. Korkunuzun kokusunu alabiliyoruz” mesajını verdi.
AFD KENDİSİNE MÜTTEFİK ARIYOR
AfD’nin kapatılmaması durumunda olası bir iktidara yürüyüşü için tek engel koalisyon hükümetleri.
Nitekim aşırı sağcı parti, anketlere göre, henüz tek başına iktidar olacak oy oranına sahip değil.
Dolayısıyla amaçlarına ulaşmak için siyasi ittifaklar elde etmek istiyor.
Buna en uygun siyasi hareketin Eski Şansölye Angela Merkel’in partisi olan merkez sağdaki Hristiyan Demokratlar (CDU) olduğu belirtiliyor.
Nitekim Potsdam’daki toplantıya CDU’nun en az iki üyesinin bulunduğu iddia edildi.
CDU iddiaları doğrudan yalanlamayı tercih etmedi.
Gelişmelerin parti yetkilileri tarafından incelendiğini açıklaması yapıldı ve AfD’ye bu noktada bir eleştiride bulunulmadı.
CDU milletvekili Thorsten Frei’nin bu konudaki açıklamalarıysa dikkat çekici…
Frei geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği konuşmada, AfD’nin oyunun yükselmesinin bir nedeni olduğunu söyledi.
Seçmene hakaret etmenin anlamının olmayacağını belirtti.
Tüm bu durum, gelecek yıllarda AfD ve CDU arasında bir anlaşmanın sağlanabileceği yorumlarını da beraberinde getiriyor.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz ise AfD karşıtı gösterilere teşekkürlerini sundu.
Analistlere göre bu durum ülkedeki siyasi iklimi daha da gerginleştirebilir.
Scholz, herhangi bir sınır dışı planının demokrasiye yönelik bir saldırı anlamına geldiğini savundu.
Bu durumun, modern Almanya’nın değerleriyle örtüşmediğine vurgu yaptı.
AŞIRI SAĞA YÖNELİK YAPTIRIMLAR SÜRÜYOR
Almanya’da Anayasa Mahkemesi aşırı sağcı “Die Heimat” partisine yönelik önemli bir karara imza attı.
Die Heimat’ın demokratik düzeni hiçe saydığı vurgulandı.
Hazine yardımının 6 yıl süreyle kesilmesine karar verdi.
Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, Anayasa Mahkemesinin kararından memnuniyet duyduğunu açıkladı.
“Demokratik ülkemiz, anayasa düşmanlarını finanse etmiyor.” ifadesini kullanarak yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Faeser aşırı sağcı partilerin hazine yardımının kesilmesinin, demokrasinin korunması için bir araç olduğunu aktardı.
Bu ideolojinin demokrasi adına ve halk için en büyük tehlike olduğunu yineledi.
Bazı siyasetçiler ve uzmanlar AfD’nin de demokrasi için bir tehdit olduğu gerekçesiyle hazine yardımının kesilebileceğini savunuyor.
Bir başka görüş ise AfD’nin hazine yardımının kesilmesinin ayrı bir şekilde incelenmesi gerektiğini belirtiyor.
]]>