Akyüz, AA Spor Sohbetleri’nde federasyonun sportif gelişmelerini ve seçim atmosferini değerlendirdi.
Geçen yıl başarılı bir sezon geçirdiklerini belirten Akyüz, Türkiye’deki federasyonlar içinde uluslararası alanda en çok madalya kazanan ikinci federasyon olduklarını ifade etti.
Takım halinde Avrupa ve dünya şampiyonu olduklarını vurgulayan Akyüz, hedeflerinin bu başarıyı devam ettirmek olduğunu dile getirdi.

Akyüz, bu yılki en büyük faaliyetlerinin Türkiye Şampiyonası olduğunu ve 4 bin sporcunun katıldığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Geçen yıl ABD’de yapılan Dünya Şampiyonası’na birçok ülke vize gerekçesiyle katılamadı. Uluslararası Wushu Federasyonu bu organizasyonu telafi edecek. Çin’de Dünya Şampiyonası ayarında bir organizasyon yapılacak. 24-26 Nisan’da yapılacak organizasyona 24 ülke katılacak. Bu organizasyona hazırlanacağız. 3-6 Mayıs tarihlerinde İsveç’te Avrupa Şampiyonası’na katılacağız. Ardından ekim ayında Dünya Gençler Şampiyonası var. Yoğun bir sezon geçireceğiz. 81 ilde il temsilcimiz var. Kulüplerimiz ve antrenörlerimiz var. Birçok ilde aktif şekilde çalışıyoruz. İlgi de çok fazla. 170 binlerde bir sporcu sayımız var. Hedefimiz bu sayıyı bir milyona çıkarmak. Şu anda wushuda Avrupa’nın en güçlü ülkesiyiz. Dünya sıralamasında da en güçlü ülkeler arasındayız. Diğer ülke federasyonlarından daha güçlüyüz.”
MİLLİ DURUŞTAN YANAYIZ
Kendisinin milli duruştan yana olduğunu vurgulayan Abdurrahman Akyüz, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Şimdiye kadar Türkiye’nin faydasına kim çalıştı? Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan… Bu tartışılmaz bir gerçek. Geçen mahalli seçimlerde de biz İstanbul’da Binali Yıldırım’a destek vereceğimizi söyledik. Ancak Binali Yıldırım kazanamadı. İstanbul 5 sene bir kayba uğradı. Belediyecilik önemli bir konu. Spor açısından da önemli. Spor bu belediyeler aracılığıyla çok daha iyi gelişebiliyor, yayılabiliyor. Ben yine tarafım. Yeniden Refah Partisi Merkez Karar Yürütme Kurulu Üyesi olarak da benim şahsi bir görüşüm var. Geçen seneki seçimlerde biz Cumhur İttifakı içerisinde yer aldık. Hala bunu savunuyorum. Özellikle büyükşehirlerde ittifak olmalıydı. Ne yazık ki bu ittifak olmadı. Şu anki görüşüm belki buradan dönülebilir. Bu ittifakın devam etmesi, ettirilmesi, yeniden gözden geçirilmesi lazım. Özellikle İstanbul seçimleri için bunun çok gerekli olduğunu düşünüyorum. İstanbul, Türkiye’nin en büyük şehri. Hemen hemen Türkiye nüfusunun üçte birine yakın bir nüfusa sahip. Önemli bir şehir. Türkiye’nin lokomotifi, Türkiye’nin başını çekiyor ve Türkiye’nin kaderi İstanbul’da şekilleniyor. Onun için buraya milli görüş modeli bir belediye başkanının başkan olması gerekiyor.”
MİLLİ GÖRÜŞ BELEDİYECİLİĞİ İSTANBUL’DA UNUTULDU
Milli Görüş belediyeciliğinin mimarının, milli görüşün mimarı Necmettin Erbakan olduğunu anlatan Akyüz, şu anda Milli Görüş belediyeciliğinin en büyük aktörünün Cumhur İttifakı’nın başındaki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu belirtti.
Cumhur İttifakı’nın İstanbul’da da en iyi hizmeti yapacağına dikkati çeken Akyüz, şöyle devam etti:
“Bundan dolayı bir siyasetçi olarak İstanbul’da Cumhur İttifakı adayının kazanmasından yanayım ve onun desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Tabii Yeniden Refah Partimiz olarak böyle bir karar alınmadı. Biz ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun, hiçbir karşılık beklemeden İstanbul’da bu desteği verelim düşüncesindeyim. Yani bundan biz bir şey kaybetmeyiz. Aksine iyi bir hizmete vesile olmuş oluruz. Öte tarafta tabii bir söylemek gerekir. Bir CHP belediyeciliği var. Son beş yılda İstanbul’da herhangi bir hizmet göremedik. Milli Görüş belediyeciliği artık İstanbul’da unutuldu. Bunun yeniden canlanması açısından kazanacak aday olarak Murat Kurum’un kazanmasının hayırlı olacağını, şartsız olarak bizim de destek vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Partimiz tarafından da böyle bir karar alınması durumunda bunun yararlı olacağını düşünüyorum.”
ERBAKAN HOCA CUMHUR İTTİFAKI’NIN ADAYININ KAZANMASI İÇİN YOL İZLERDİ
Abdurrahman Akyüz, Necmettin Erbakan’ın yaşaması durumunda Cumhur İttifakı’nı destekleyeceğini ileri sürerek, şunları kaydetti:
“Necmettin Erbakan hocam bugün yaşasaydı şüphesiz ki benim de söylediğim gibi Cumhur İttifakı’nın devam ettirilmesini isterdi. Hatta yani Cumhur İttifakı’nın içerisinde aktif rol alıp ekonomiyi de bugünkü zorluklardan kurtarmanın bir yoluna bakardı. İstanbul’da tabii ki Cumhur İttifakı’nın adayının kazanması için bir yol izlerdi. Kesinlikle ittifak içinde yer almamayı tercih etmezdi. Erbakan hocam olsaydı Murat Kurum’u belediye başkanı yapmamızı beklerdi. Murat Kurum ‘Biz de Erbakan hocanın talebeleriyiz.’ diyor. Bende Erbakan hassasiyeti var. Genel Başkanımız Sayın Fatih Erbakan son dakikada böyle bir karar açıklarsa şaşırmam. İnşallah da öyle yapar. Bizim burada bir tavır takınmamız lazım. Bizim adayımızın geri çekilmesi de olabilir. Cumhur İttifakı adayı Murat Kurum’u bir şekilde desteklemek gerekiyor. Bunu yaparsak tabanın gözünde de iyi bir izlenim olur. Kaybettiren tarafta olursak bu durumu çok hoş karşılamayacaklardır.”
]]>YRP’nin böylece hem oyunu yükselttiğini hem de Meclis’e girme imkanına kavuştuğunu belirten Selvi, YRP’nin görevinin AK Parti’ye seçim kazandırmak olmadığını ancak yanlış yerde konumlanmaması gerektiğini yazdı. Saadet Partisi örneğini veren Selvi, “Bakın yanlış yerde duranlar siyaset sahnesinden bir bir siliniyor.” ifadelerini kullandı.
YRP’Yİ BEKLEYEN TEHLİKE
Yeniden Refah Partisi’nin FETÖ’cülerin Erdoğan’la hesaplaşma partisine dönüştürüldüğünü ve YRP’yi bir tehlikenin beklediğini savunan Abdülkadir Selvi, şu sözleri sarf etti;
Çünkü YRP, yerel seçimlerde kendisini yanlış yere konumlandırdı. AK Parti’nin yeniden aday göstermediği eski belediye başkanları ya da FETÖ’cü eski siyasilerin etkisiyle intikam partisine dönüşüyor. Yeniden Refah Partisi’nin siyasetteki tek misyonu AK Parti’ye kaybettirmeye dönüştü.
Yerel seçim sürecinde YRP’de iki eğilim baskın çıktı.
1- AK Parti’nin aday göstermediği eski AK Partililer.
2- Erdoğan’dan intikam almak isteyen eski FETÖ’cüler.
SUAT PAMUKÇU’NUN UYARILARINA DİKKAT
Yeniden Refah Partisi Genel Sekreteri ve İstanbul Milletvekili Suat Pamukçu‘nun partiden ayrılırken dikkat çektiği ‘FETÖ’ tehlikesini hatırlatan Selvi, “Genel başkanın yanında varlar. Öncelikle şunu söyleyeyim; ısrarla ittifaka karşı olanlar kesin FETÖ’cüdür. Bu FETÖ’cülerin de şu anda tek hedefleri Reisicumhur’dur. İntikam almak duygusuyla yanıp tutuşuyorlar” ifadelerinin altını çizdi.
YRP FETÖ’CÜLERİN TRUVA ATINA DÖNÜŞTÜ
Fatih Erbakan’ın partisinin sadece eski AK Partililerin değil, aynı zamanda Erdoğan’la hesaplarını görmek isteyen FETÖ’cülerin de ‘Truva atı’na dönüştüğünü ifade eden Selvi, Fatih Erbakan‘a şu sözlerle seslendi;
Fatih Bey, bu FETÖ değil miydi 28 Şubat’ta televizyonlara çıkıp, merhum Erbakan’a Başbakanlıktan çekilmesi için çağrı yapan? Bu FETÖ değil miydi 28 Şubat’ta Erbakan Hoca’yı devirmek isteyenlerle işbirliği yapan? Televizyonlara çıkıp Erbakan’a, “Beceremediniz artık bırakın, çekilin” diyen?
Merhum Erbakan hayata olsaydı FETÖ’yle işbirliği mi yapardı, yoksa onlarla mücadele mi ederdi? Fetullah Gülen hayatı boyunca Erbakan’la mücadele etti. Bunun uğruna 28 Şubatçılarla bile işbirliği yaptı. Erbakan da bugün hayatta olsa FETÖ’yle mücadele ederdi. Peki Fatih Erbakan, FETÖ’cülerle işbirliği yaparsa bu doğru olur mu? Siz FETÖ’cülerin Erdoğan’la hesaplaşmasına niye alet oluyorsunuz? Fatih Bey unutmayın bunlar güçlendiğinde ilk olarak sizi devirirler.
Siyaset merhum Erbakan’ın deyimiyle bir “milli şuur” meselesidir. Önce şahıslar değil, dava gelir. Koltuk uğruna değil, dava uğruna siyaset yapılır.
ERDOĞAN, ERBAKAN’IN HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRDİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın merhum Necmettin Erbakan’ın hayali olan, uğruna mücadele ettiği ne varsa gerçekleştirdiğini söyleyen Selvi, Ayasofya’nın açıldığını, başörtüsü yasağının kaldırıldığını, 28 Şubat’ın hesabını sorduğunu, Erbakan’ın 85 yaşında hapse girmesine izin vermediğini ve kayıp trilyon davasından kaynaklı hacizli işlemleri çözdürüp mirasın kardeşler arasındaki paylaşımını sağladığını belirtti.
MUHALİF MEDYA GEÇEN SEÇİMDE KARŞIYDI
Selvi, 14-28 Mayıs cumhurbaşkanlığı seçimleriyle 31 Mart yerel seçimleri arasındaki bir değişikliğe de dikkat çekti. Muhalif medya organlarının cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı desteklediği için YRP’ye karşı olduğunu belirten Selvi, şu ifadelere yer verdi;
Bu seçimlerde AK Parti’ye kaybettirme partisine dönüştüğü için YRP’yi yağa yatırıp, bala batırıyorlar. Bunlar CHP ile ittifak yaptığı dönemde de Meral Akşener’i yere göğe sığdıramazlardı. Ne zaman ki İYİ Parti ittifaktan ayrıldı, Meral Akşener’e yapmadıkları hakaret kalmadı. Şimdi benzer hakaretleri Kılıçdaroğlu’na yapıyorlar. Bunlarda vefa yok. Şimdi benzer methiyeleri YRP için diziyorlar. Fatih bey, bunlar sizi çok sevdikleri için değil, Erdoğan’a zarar vereceğiniz için destekliyorlar. Bunlar Erdoğan’ın şahsına değil, onun taşıdığı değerlere düşmanlar. Merhum Erbakan’a da onun için düşmanlardı. Siz bunu görmüyor musunuz?
DEM PARTİ KADAR YOK MUSUNUZ
Fatih Erbakan’a DEM Parti örneğini veren Selvi yazısının sonunda şöyle dedi;
PKK’nın siyasi kolu olan HDP; Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kılıçdaroğlu’nu destekledi. Kılıçdaroğlu ise Ümit Özdağ ile gizli ittifak yaptı. Bundan dolayı ağır bedel ödediler. Partilerini ve eşgenel başkanlarını değiştirdiler. Buna rağmen Erdoğan kaybetsin diye yerel seçimlerde de “kent uzlaşısı” adı altında CHP ile ittifak yapıyorlar. Fatih Bey sizin ve Yeniden Refah Partililerin, DEM Partililerden daha şuurlu olduğuna inanıyorum.
]]>
28 Şubat ‘Postmodern darbe’sinin üzerinden 26 yıl geçti



















Haber7 – ÖZEL
Yeniden Refah Partisi (YRP) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Mehmet Altınöz, programı sırasında bir CHP standını ziyaret etti. Ziyarette dikkat çeken diyaloglar yaşandı.
CHP’li görevliler, Yeniden Refah Partisi adayından ‘dik durun’ isteğinde bulundu.
“ERBAKAN GİBİ DİK DURUN”
CHP’liler şu ifadeleri kullandı:
“Sizden bir ricam var. Lütfen duruşunuzu bozmayın, lütfen. Ne demek istediğimi anladınız herhalde. Saygı duyuyoruz. İlerliyorsunuz. Allah yolunuzu açık etsin ama lütfen dik durun. Kazanamasanız da Erbakan’ın çizgisine yakınlaşmaya başladınız. Tayyip’in çizgisine yaklaşınca eriyorsunuz, haberiniz olsun. Erbakan’ın çizgisinden hiç ayrılmayın.”
Altınöz ise “İnşallah 85 milyon kazanacak. Bu seçimlerde birlik ve beraberlik olacak.” cevabını verdi.
PEKİ ERBAKAN, KİMLERİN ZULMÜNE KARŞI DİK DURDU?
CHP’liler ‘Erbakan gibi dik durun’ dediği Milli Görüş’ün merhum lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 28 Şubat döneminde CHP zihniyetinin zulmüne uğradı.
Erbakan Hoca’nın başbakanlığı döneminde CHP zihniyeti tarafından 28 Şubat Post Modern Darbesi ile hükümet düşürüldü, Erbakan hakkında sözde ‘kayıp trilyon’ davası başlatıldı, siyasi yasak getirildi, Refah Partisi kapatıldı, RP’li belediye başkanları görevlerinden uzaklaştırdı ve muhafazakar/dindar vatandaşlar ağır baskı alındı.

HEM PARTİSİNİ KAPATTILAR HEM DE SİYASİ YASAK KOYDULAR
Ahmet Necdet Sezer başkanlığındaki Anayasa Mahkemesi (AYM), 8 ay süren kapatma davasının ardından 16 Ocak 1998’de Refah Partisi’nin kapısına kilit vurdu. Sezer ve diğer üyelerin oyuyla Necmettin Erbakan ve 6 dava arkadaşına siyasi yasak getirildi.
AYM Başkanı Ahmet Necdet Sezer, dönemin CHP zihniyeti tarafından cumhurbaşkanı yapıldı.

Refah Partisi’ne kapatma davası açan dönemin Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş ise 2013’te gönül verdiği CHP’ye katıldı. Rozetini ise dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu taktı. CHP’nin saflarına katılan Vural Savaş, hayatının en onurlu gününü yaşadığını söyledi.

ERBAKAN’A İFTİRANIN SİYASİ AYAĞINI CHP ÜSTLENDİ
Erbakan’ın 4 partisini kapatıp, 5 kez siyasi yasak uygulatan zihniyetin siyasi uzantısı olarak öne çıkan Cumhuriyet Halk Partisi ve Kemal Kılıçdaroğlu, Erbakan’a 2 yıl 4 ay hapis cezası verilen “Kayıp Trilyon” davasında aktif rol üstlendi.
Erbakan hocaya “yolsuzluk” gibi ağır ithamla suç yüklenen Kayıp Trilyon davası ile ilgili 2006 yılında AK Parti iktidarı, Erbakan’ın cezaevine girmesinin önüne geçilerek, evindeyken ceza süresini tamamlamasını öngören kanun hazırladı. Ancak Erbakan Hoca’nın cezaevine girmesinin önüne geçilecek kanuna CHP karşı çıktı.

“Kişiye özel kanun olmaz” argümanıyla itiraz edilen kanunun ismini “Erbakan Yasası” diye isimlendiren CHP, bütün itirazlarına rağmen başarılı olamadı. 23 Şubat 2006’da kanun Meclis’te kabul edildi.
CHP’nin itirazları sonrası kanun dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edildi. Kanun değişikliğini Sezer, 10 Mart 2006’da tekrar veto etti.

Kanun yeniden TBMM Genel Kurulu’na geldi. Meclis çoğunluğuna sahip AK Parti iktidarı geri adım atmadı. Genel Kurul’da kanun aynen kabul edildi.
Bu defa Anayasa gereği Cumhurbaşkanı Sezer, kanunu mecburen onayladı.
KILIÇDAROĞLU’NDAN “ERBAKAN’A ZİNDAN” İMZASI
İşte Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si bu aşamada devreye girdi.
Kılıçdaroğlu’nun da aralarında olduğu CHP’li 110 milletvekili, kanunun iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu
Necmettin Erbakan’ın cezaevine atılması için kanunun iptalini isteyen CHP’li 110 milletvekili arasında Kemal Kılıçdaroğlu da yer aldı. Kemal Kılıçdaroğlu, “Erbakan Yasası” dedikleri kanunun iptali için AYM’ye başvurdu.
Erbakan Hoca’nın kurduğu Saadet Partisi’nin günümüzde cumhurbaşkanı adayı olması için özel merasim tertiplediği CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erbakan’ın cezaevine atılabilmesi için verdiği imzanın belgesi şöyle:

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun “Erdoğan, 2006 yılında Erbakan’ı hapsettirmek istedi” iddialarına eski TBMM Başkanı Bülent Arınç ve Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’dan gelen yalanlamanın ardından bir açıklama daha geldi. Merhum Necmettin Erbakan‘ın 1988 yılından hayatını kaybetmesine kadar avukatlığını yapan Yaşar Gürkan konuyla ilgili Haber7‘ye konuştu.
Erbakan’ın 28 Şubat ve ‘Kayıp trilyon’ davası da olmak üzere tüm hukuki süreçlerinde yanında olan avukat Yaşar Gürkan, mahkeme sürecini ve ceza sonrası Erbakan’ın kendisine verdiği ‘Tayyip Erdoğan talimatı‘nı yıllar sonra ilk kez açıkladı.
EVİN ETRAFINI SARAN POLİSLER SAYGILI DAVRANDI
Erbakan’ın haksız yere tamamen siyasi sebeplerle cezaya mahkum edildiğini söyleyen avukat Yaşar Gürkan, polislerin Erbakan’ın evinin etrafını sardığı gün yaşananları şöyle anlattı;
Sağlık nedenleri dolayısıyla cezanın ertelenmesi kararını çıkarttım. Erbakan’ın evine geldiğimde polisler evin etrafını çevirmişti. Ancak hiçbir şekilde zor kullanma gibi bir durum söz konusu olmadı. Eve gelen polisler saygılı bir şekilde davrandı. Kapıyı tekmelemek, yumruklamak gibi davranışlarda bulunmadılar. Ben geldiğimde rahmetli Erbakan ibadet ediyordu. Ben geldim dedim ‘Hocam erteleme kararını getirdim’ diye. Hiç unutmam o günü derin bir nefes alarak oh çekmişti.
ERBAKAN’DAN TALİMAT: TAYYİP’E YARDIMCI OLUN
Avukat Gürkan, mahkeme ve hapis süreci sonrası da Erbakan Hoca’nın AK Parti’deki isimlere bakışının değişmediğini belirtti. Gürkan, Erbakan Hoca’nın Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Mehmet Ali Şahin ve Bülent Arınç gibi isimleri kendi çocukları gibi gördüğünü söyleyerek “Kandillerde ve özel günlerde onlardan mesaj geldiğinde gururla ve sevinçle bize anlatırdı.” şeklinde konuştu.

Erbakan Hoca’nın özellikle Tayyip Erdoğan‘a çok düşkün olduğunu ve kendi evladından ayırmadığını söyleyen avukat Gürkan, Erbakan’ın kendisine verdiği Tayyip Erdoğan talimatını yıllar sonra ilk kez açıkladı. Gürkan “Erbakan Hoca bana talimat verdi. Tayyip’e yardımcı olun, onlara hukuki konuda yardımcı olun diye. Ben de onlara Tayyip Bey’in avukatı aracılığıyla hukuki yardımlarda bulundum” dedi.
“BEN TAYYİP BEY’İN BASKISININ OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM”
Gürkan, “Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Erbakan’ın ceza alması yönünde baskısının olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna ise “Ben Tayyip Bey’in böyle bir tavır içerisinde olduğunu düşünmüyorum. O günkü müesses nizamın baskısı vardı. Ben öyle bir hava sezmedim. Temel Karamollaoğlu Bey, bu söylemi nereden çıkardı bilmiyorum kendisine sormak lazım. Bildiği bir şey varsa açıklasın” ifadelerini kullandı.
BİRÇOK ŞEY CHP’Lİ MALİYE BAKANI’NIN KURGUSUYLA GERÇEKLEŞTİ
CHP’nin o dönemki tutumundan da bahseden Gürkan, yaşanan birçok şeyin CHP’li Maliye Bakanı’nın kurgusuyla gerçekleştiğini söyledi. Gürkan, “Kayıp trilyon, diye bilinen davada çok dümenler döndü.” şeklinde konuştu. Gürkan, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş‘ın da çok tahrikte bulunduğunu belirterek “Ceza hukuku alanında haksız ve hukuka aykırı itham ve isnatları baz alarak ‘yarasalar, kan emiciler’ diye beyanatlar verdi.” dedi.

Haber7-ÖZEL
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, KRT TV‘de konuk olduğu programda merhum Necmettin Erbakan‘la ilgili dikkat çeken iddialarda bulundu.
Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Milli Görüş’ün lideri merhum Erbakan’ı 2006 yılında hapse attırmak için yoğun çaba sarf ettiğini ancak, Hasan Kalyoncu’nun sözleri sonrası bu hamlesinden vazgeçerek cezasının ev hapsine çevrilmesini sağladığını öne sürdü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suçlamalar yönelten Karamolloğlu programda şu ifadeleri kullandı;
Erbakan Hoca, 2006 yılında hapse mahkum olduğunda Tayyip Erdoğan polisle evini kuşattırdı. Hapse attırmak için büyük bir gayretin içine girdi. Çünkü mahkum olmuştu. Evinden alacak… Hocamızı ilzam etmek için, kötü göstermek için hapse attıracaktı. Evi kuşatıldı. O zaman Allah rahmet eylesin Hasan Kalyoncu, bizim Gaziantep eski il başkanımız. AK Parti’nin kuruluşunda da yer almıştı. Tayyip Erdoğan’a gitti. ‘Eğer Erbakan’ı tutuklarsan burayı senin başına yıkarım. Ben siyaseten seni yaşatmam’ dedi. Onun üzerine Tayyip Bey ev hapsine çevrilmesini sağladı. Ve arkasından da Abdullah Gül Bey Cumhurbaşkanı olduktan sonra Erbakan Hocamızın affını kendisi gerçekleştirdi. Yani Erbakan Hoca siyasi hayata Abdullah Gül’ün bu affıyla dönebildi. Arkasından 2010 yılındaki seçimlerde Saadet Partisi’nin Genel Başkanı oldu.
ERBAKAN’I HAPSE ATTIRMAYA ÇALIŞANLAR KARAMOLLAOĞLU’NUN ORTAKLARI
Ancak merhum Erbakan’ın “hapis cezası” süreci incelendiğinde, Karamollaoğlu‘nun sözlerinin doğru olmadığı belirlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AK Parti‘nin Erbakan’ı cezadan kurtarmak için elinden geleni yaptığı, Karamollaoğlu’nun bir dönem altılı masada ortaklık yaptığı CHP‘lilerin Erbakan‘ı hapse attırmak için yoğun çaba sarf ettiği ortaya çıktı.
İşte Erbakan’ın hapis cezasındaki kronolojik gerçek:
Milli Görüş Lideri merhum Necmettin Erbakan Hoca hakkında 28 Şubat yargısının başlattığı “Kayıp Trilyon” davası, iktidardan düşürüldükten sonra kapatılan Refah Partisi’ne yapılan hazine yardımının devlete iade edilmediği iddiası üzerine başlatıldı.
Hazine’den RP’ye yapılan 896 milyar TL’lik yardım bedelinin, devlete iade edilmesi talebinin ardından, paranın sahte belgelerle harcanmış gibi gösterildiği iddiasıyla dava başlatıldı. “Kayıp Trilyon” adı verilen dava, 6 Mayıs 2002’de karara bağlandı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan hakkında 2 yıl 4 ay hapis cezasına hükmetti. Erbakan Hoca’nın dava arkadaşı olan RP’nin 68 yöneticisine 1 yıl ile 1 yıl 2 ay arası hapis cezası verildi.

DÖNEMİN MEDYASI BASKI YAPTI
Kayıp olduğu öne sürülen 896 milyar liranın harcandığı yerler belgelenmesine rağmen bu belgelerin ne bilirkişi ne de mahkeme tarafından dikkate alınmadan verilen ceza nedeniyle Erbakan hocaya “yolsuzluk” gibi ağır ithamla suç yüklendi. Dönemin “kartel” gazeteleri, gelişmeyi “Erbakan’a ‘sahtekarlık’tan ceza” gibi manşetlerle haberleştirerek Hoca’ya itibar suikasti yaptı.

Erbakan, 2 yıl 4 aylık hapis cezası Yargıtay tarafından onandıktan sonra bazı sağlık sorunlarını gösteren raporlar alarak cezanın infazını dört defa erteletti. Son erteleme kararı, 14 Temmuz 2005 tarihinde 6 aylığına verildi. Bu süre 14 Ocak 2006 tarihinde doldu.
28 Şubat yargısının verdiği ceza ile Erbakan Hoca’nın cezaevine girmemesi için AK Parti iktidarı harekete geçti.
YOĞUN ÇABA SARF EDİLDİ
KARAMOLLAOĞLU’NUN ORTAKLARI VE SEZER ENGELİ
Erbakan Hoca’nın cezaevine girmesinin önüne geçilerek, evindeyken ceza süresini tamamlamasını öngören kanuna CHP karşı çıktı. “Kişiye özel kanun olmaz” diye itiraz edilen kanunun ismini “Erbakan Yasası” diye isimlendiren CHP, bütün itirazlarına rağmen başarılı olamadı. 23 Şubat 2006’da kanun Meclis’te kabul edildi.

Ancak devreye dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer girdi. Erbakan’ın doktor raporu almaksızın cezasını evinde çekebilmesini sağlayan kanun değişikliğini Cumhurbaşkanı Sezer, 10 Mart 2006 tarihinde veto etti.
Kanun tekrar TBMM Genel Kurulu’na geldi. Meclis çoğunluğuna sahip AK Parti iktidarı geri adım atmadı.
Genel Kurul’da kanun aynen kabul edildi. Bu defa Anayasa gereği Cumhurbaşkanı Sezer, kanunu mecburen onayladı.
5485 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 6 Nisan 2006 tarihinde resmen yürürlüğe girmiş oldu.
AYM DEVREYE SOKULDU
Ancak Erbakan’ın cezaevine girmesi için çabalayan CHP bir kez daha devreye gidi.
CHP’li 110 milletvekili, Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak kanunun iptal edilmesini istedi.


ERBAKAN HAPSE GİRSİN DİYE ALTILI MASANIN LİDERİ KILIÇDAROĞLU DA İMZA ATTI
Necmettin Erbakan’ın cezaevine atılması için kanunun iptalini isteyen CHP’li 110 milletvekili arasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun imzası da yer alıyordu.

Kemal Kılıçdaroğlu, “Erbakan Yasası” dedikleri kanunun iptali için AYM’ye başvuran 110 milletvekili arasında yer almıştı.
Erbakan Hoca’nın kurduğu Saadet Partisi’nin günümüzde Cumhurbaşkanı adayı olması için çabaladığı CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erbakan’ın cezaevine atılabilmesi için verdiği imzanın belgesi şöyle:

AYM’DEN DÖNDÜ
Anayasa Mahkemesi, 6 Kasım 2009’daki kararında 5485 sayılı kanunun ilgili maddelerini Anayasa’ya aykırı bulmadı ve CHP’nin hükmün iptal istemini reddetti.
Böylelikle 82 yaşındaki Erbakan, 2 yıl 4 aylık hapis cezasının infazı olan 11 ay 2 günlük cezayı, 25 Mayıs 2008 tarihinden itibaren Balıkesir’in Edremit Körfezi’nde yer alan Altınoluk’taki yazlığında geçirmeye başladı.
DEVREYE GİRİLDİ, EV HAPSİ 2 AY SÜRDÜ
Ancak Erbakan Hoca’nın ev hapsi de uzun sürmedi. Ceza infazı 23 Eylül 2010’a kadar sürecek olan Erbakan’ın ev hapsi, Ağustos 2008’de sonlandırıldı.
Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Erbakan’ın ev hapsi cezasını sürekli hastalığı nedeniyle kaldırdı. Böylelikle Erbakan, sadece 2 ay ev hapsinde kalmış oldu.
Anayasa Mahkemesi’nin 16 Ocak 1998’de Refah Partisi’ni kapatmasının ardından, Erbakan’a 5 yıl siyaset yasağı verilmişti. O yasak da 2003 yılında bitti. Erbakan Hoca vefat ettiği 27 Şubat 2011 tarihinde Saadet Partisi Genel Başkanı’ydı.
Ömrü boyunca kurduğu 4 parti vesayet odaklarınca kapatılan, 5 kez siyasi yasak uygulanan Erbakan‘ın, vefat ettiği AK Parti iktidarı döneminde yasağı da, cezası da bulunmuyordu.