Elitaş’ın konuşmasından satır başları şöyle:
ERDOĞAN İLE ÖZEL GÖRÜŞEBİLİR
Cumhurbaşkanı ile Özel’in KKTC’de duruşu çok önemliydi. Siyasette normalleşme sürüyor. 29 Ekim’de resepsiyon olur Külliye’de. Sayın Cumhurbaşkanımız olağanüstü bir durum olmadığında TBMM’deki resepsiyona katılıyor. Bugüne kadar Kılıçdaroğlu, Küliiye’ye gitmemişti. Ama Sayın Özel Külliye’ye giderek resepsiyona katılır. Özel ve Erdoğan görüşme fırsatı bulabilir.
Özel, ekonomiden sorumlu başkan yardımcısı Şimşek’e gidecek ve ders verecek diye ifade edildi. Bu da yanlış bir yaklaşımdı. Ama anormal bir süreç işlettiler. Halbuki süreç içerisinde verginin tabana yayılması ile ilgili konuda fikirlerini verebilselerdi daha iyi olurdu. Vergi paketi konusunda görüşlerini verselerdi daha iyi olurdu, tabana yayılabilirdi. Ders vermek yerine katkı sağlamak daha önemli bir işti. Bu tavır ilişkileri biraz daha protokol haline döndürdü.
Oraya gidip de biz şunu istiyoruz, olmaz olmaz tavrı doğru değildir. Bilgi almadılar, asgari ücret şöyle olsun diye konuştular. Karatepe’nin Şimşek tarafından kabul edilmesinin nedeni iki ekonomist tarafından fikir birliğinin yapılmasıydı.
SİYASETTE ERKEN SEÇİM TARTIŞMASI
Erken seçim konusunda Özgür Özel’e baskı yapıyorlar. CHP’de parti içi dinamikler sıkıntıda. 2028 yılına kadar bizim gündemimizde seçim yok. Ekonomi artık toparlanıyor, altyapı yatırımları arttı. Eğer yeniden seçim diye bir ortam ortaya çıktığı takdirde yaptığınız bütün programlar ortada kalır. Bir tarafta ekonominin gerçekleri var. Hedefimiz 2026’da tek hane, bunun için çalışıyoruz. Enflasyonu hızla düşüreceğiz.
EMEKLİLİK SİSTEMİ
Emeklilikte farklı sigorta kurullarına tabii olanlar var. Tarım BAĞKUR’lusu 15 gün prim ödedi 30 gün sayılıyor. Özel’e yanlış bilgi veriyorlar. Diyor ki Özel “Eskiden en düşük emekli maaşı asgari ücretten daha fazlaydı” 3600 gün prim ödeyen emekliyle 7200 gün prim ödeyen aynı maaşı almaya başladı. Bir taraftan vatandaş diyor ki 7200 gün primim var 13 bin küsür alıyorum, diğeri diyor ki 3600 gün primim var 12 bin 500 TL alıyorum. Burada bir adaletsizlik var. Buradaki prim ödeyenler arasındaki dengesizlik arttığı için insanlar ne kadar prim ödüyorsa karşılığını almak istiyor. Emeklilik primlerini bir anda yaptığınız takdirde herkesin maaşında önlenemez bir fiyat artışı ve hayat pahalılığıyla karşılaşıyorsunuz.

EYT ile ilgili kısım, EYT’nin 5 yıllık maliyeti 300 milyar dolar. 6 Şubat depreminin Türkiye’ye imalat maliyeti 60 milyar dolar. Toplumda bir konses oluştu. Kimse itiraz etmedi. 2023 yılında 2,5 milyon kişi emekli olabilecekti. 2028 yılında da 4.8 milyon kişiye çıkacaktı. Muhtemelen şu an 3 milyona yakın kişi EYT’den emekli oldu. Erken emeklilik için kimse itiraz etmedi.
Medya bile EYT ne zaman çıkacak dedi. 85 milyon dedi ki 4,5 milyon insanın erken emekli olmasından dolayı maliyeti hep birlikte ödeyeceğiz dediler. 85 milyon erken emekliliğin bedelini birlikte ödeyeceğiz dediler, onu hayata geçirmeye çalışacağız dediler.
SOKAK HAYVANLARI DÜZENLEMESİ
Çok tartışıldı muhakkak ki hayvanları koruyabilmek en önemli unsurlarından birisi. Ama başıboş köpekler insan hayatında tehlike oluşturuluyorsa bunun kontrol altına alınması gerekir. Ötenazi başlığına tepki gösteriyorlar. Kanunda diyor ki toplanan sokak köpekleri sahiplendirilene kadar bir alanda toplanın kısırlaştırılır.

Sahiplenilmeyen bütün köpekler uyutulacak diye bir şey yok. Başıboş köpeklerinin halk sağlığını tehdit eder noktaya geldiği zaman ötenazi uygulanacak. Böyle bir şeyi karar veren kurul ve kuruluşlar var.
Artık bunun gereksiz tartışmadan ziyade komisyondan geçtikten sonra Genel Kurul’da kanunlaşması tarafındayım. Komisyonda evladı ölen, 10 yıl çocuğunu tedavi ettirecek babanın feryadı görmektense o milletvekilleri vicdanı sorumluluk hissederler.
SURİYELİLERİN GERİ DÖNÜŞÜ
Önce DEAŞ’la başlayıp ardından PKK/YPG’nin teröristan kurmak istemesiyle ilgili bir süreçti. Cumhurbaşkanımız her zaman söylüyor, “Bütün ülkelerin toprak bütünlüğüne saygılıdır” diye.
Terörle ilişkili olan ve ya çeşitli suça karışmış Suriyeli vatandaşların 100 veya 200 kişinin Suriye’ye gönderilmek üzere toplanma merkezlerine gönderildiğini duyduk. Suriye’de iç huzur hakim olursa bu insanlar kendi ülkelerine dönerler. Suriye ve Türkiye Cumhurbaşkanı arasında medya üzerinde görüşülme konuşulurken birkaç gün sonra Kayseri’de provokasyona sebep oldular. Teröristan hayalleri suya düştü. Türkiye-Suriye normalleşmesi rahatsız ediyor.
]]>“TAZE İNCİR, BUHARKENT EKONOMİSİNE EN BÜYÜK KATKIYI SAĞLAYAN ÜRÜN”
2024 sezonunun taze incir hasadının başladığını ve bir yıl boyunca bu hasadın beklendiğini ifade eden Buharkent Belediye Başkanı Mehmet Erol, “Taze incir, Buharkent ekonomisine en büyük katkıyı sağlayan üründür. Geçmişten gelen bir alışkanlık ve gelenekle Buharkent olarak biz Aydın’da taze incir hasadına yoğunlaştık. Diğer yerlere göre 15 gün önce hasadına başlıyoruz ancak bu sene aşırı sıcaklar hasadın daha da erken yapılmasına, bu da üründe artışa neden oldu. Bu durum da fiyatların düşürdü. Fiyatların düzelmesini bekliyoruz. Kuru incirde de taze incirde de Buharkent erken hasadı ve toptan ticaretinin yapıldığı tek nokta Buharkent. Aynı zamanda ilçemiz Türkiye’de marka konumunda. Buharkent olarak biz taze incir üretiminde binden fazla üretici ve 25 bin tondan fazla taze incir üretimi ile farklı bir ilçeyiz. Havaların düzelmesi ile kalitemiz daha da artacaktır. Üreticimizin bol ve bereketli bir sezon geçireceğini düşünüyoruz. 2024 yılı taze incir sezonumuzun üreticimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
“İÇ VE DIŞ PİYASAYA GÖNDERİMLERİMİZ SÜRÜYOR”
Buharkent Toptancı halinin en eski esnaflarından olan İbrahim Sancak, 2024 sezonunun hayırlı olmasını dileyerek: “Bu sene 25 bin ton ürün beklentisi ile yine sezonumuza başladık. 10 günlük süreç içerisinde fiyatlar 100 TL’lerden 25 TL’lere kadar geriledi. Aşırı derecede sıcakların olması incirin normal olgunlaşma sürecini erkene almasından kaynaklandı. Şu anda hem iç piyasaya hem de yurt dışına gönderimlerimiz devam ediyor. İnşallah bir-iki gün içerisinde fiyatlar normal değerlerine dönecektir. Hem üreticimiz hem tüccarımız hem de tüketicimiz memnun kalacaktır. Türkiye’de taze incirinin üretiminin ve ticaretinin yapıldığı Buharkent’ten tüm taze incir tüketicilerine afiyet ve şifa olsun diyoruz” dedi.
“PAZAR HARİÇ HER GÜN GELİYORUM”
Bursa’dan taze incir almaya gelen tüccarlardan Salih Çakır, “Buharkent’e Pazar hariç haftanın 6 günü gelerek ortalama 3-4 ton taze incir götürüyorum. Buharkent’in taze inciri turfanda geldiği, aroması ve lezzeti güzel olduğu için tercih ediyoruz” dedi.
Aydın’ın en küçük ve en uzak ilçeleri arasında yer alan Buharkent’te sabahın erken saatlerinde yediden yetmişe herkes taze incir hasadı için seferber oluyor. Taze incirler tek tek elle toplanarak öğle sıcağına kalmadan toptancı haline getiriliyor. Halde yaşanan yoğun hareketliliğin ise yaklaşık 40 gün süren taze incir hasadı ile son bulması bekleniyor.
Güler, ASELSAN tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri için yerli ve milli olarak geliştirilen, ülkenin en uzun menzilli radarı olan erken ihbar radar sistemlerinin ilk teslimatı dolayısıyla ASELSAN Gölbaşı tesislerinde düzenlenen, “Taşınabilir Erken İhbar Radar Sistemleri Teslimat Töreni”ne katıldı.

Bakan Güler, burada yaptığı konuşmasında, helikopter kazasında hayatını kaybeden İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile beraberindekilere Allah’tan rahmet, İran halkına da başsağlığı dileğinde bulundu.
“Kahraman ordumuzun gücüne güç katacak kritik projelerden biri olan taşınabilir erken ikaz radar sisteminin ilk teslimatına, büyük bir mutlulukla şahitlik ediyoruz. Bu ileri teknoloji ürünümüzün, ülkemize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum” diyen Güler, uluslararası ilişkilerde belirsizliklerin hakim olduğu, risk ve tehditlerin her geçen gün daha da arttığı bir sürecin yaşandığını belirtti.
Güler, yaşanan bu hassas gelişmelerin, ülkelerin güvenlik ihtiyacını öncelikli hale getirdiğine işaret ederek, “Bu nedenle stratejik bir coğrafyada yer alan ülkemizin, kendi güvenliğini sağlayabilmesi için, savunma sistemlerini kendi imkan ve kabiliyetleri ile üretmesi hayati önemi haizdir. Geçmişte yaşadığımız acı tecrübeler yerli ve milli savunma sanayimizi her ne pahasına olursa olsun geliştirmemiz gerektiğini bizlere göstermiştir.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu stratejik vizyon ve yüksek irade sayesinde savunma sanayisi alanında büyük projelerin başlatıldığını dile getiren Güler, şöyle devam etti:

“Bunun neticesinde, birbirinden değerli firmalarımızın, hemen her platformda tasarlayıp ürettiği, sürekli olarak yenilerini geliştirdiği yerli ve milli savunma sanayii ürünleri, ordumuzun gücüne güç katmaktadır. Yerli ve milli üretime dayanan, böylelikle Türkiye’nin bağımsızlığına katkı sunan savunma sanayimiz, teknoloji üretme ve transfer kapasitesinin yanında, ihracat performansıyla da ülke ekonomisine de güç katmaktadır. Savunma sanayimiz artık güçlü altyapısı, sürdürebilir ekosistemi, geniş istihdam olanakları ve ürettiği birbirinden kritik projeler ile bölgesinde ve dünyada rol model durumundadır. İthal sistemlere olan ihtiyacımızın azalması ve ileri savunma teknolojilerine dayalı bir savunma sanayine sahip olmamız, politik ve ekonomik bağımsızlığımızı sağlarken askeri ve stratejik seviyede uluslararası etkinliğimizi de artırmıştır.”
“İLK UÇUŞLARINI GURURLA İZLEDİK”
Bakan Güler, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) olmak üzere tüm paydaşlarla uyum içerisinde işbirliğine dayalı çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.
Bunun neticesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterine her geçen gün yeni ürünleri dahil ettiklerini, ordunun imkan ve kabiliyetlerini mütemadiyen geliştirdiklerini ifade eden Güler, şunları kaydetti:
“Nitekim sadece son aylarda insansız savaş uçağımız ANKA 3 ile yerli ve milli uçağımız KAAN’ın başarıyla gerçekleştirilen ilk uçuşlarını gururla izledik. Aynı şekilde insanlı hava platformlarımız HÜRKUŞ, HÜRJET, GÖKBEY ve KAAN’ın seri üretimine yönelik çalışmalarımızı hızlandırdık. Yerli ve milli imkanlarla üretilen gemilerimizi ve insansız deniz aracımızı donanmamızın hizmetine alırken yine Deniz Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarını karşılayacak torpido ve füzelerin seri üretimine yönelik anlaşmaları imzaladık. Bunlara ilaveten, Kara Kuvvetlerimizin operasyon etkinliğine değerli katkılar sağlayacak farklı çap ve özelliklerdeki 4 yerli ve milli füzemizin tedarik sözleşmelerini imzalarken, modernize edilen ilk tankımızı teslim aldık. Bugün de yine ülkemizin savunmasına yönelik son derece kritik bir proje olan taşınabilir erken ikaz radar sistemini, envanterimize katıyoruz.”

Güler, gelişen harp teknolojisi ile asimetrik risk ve tehditlerin, savunma ve güvenlik doktrininin sürekli değiştiğine dikkati çekerek, artık geleneksel askeri tedbirlerin yanı sıra en modern teknolojiye dayalı modern savunma sistemlerine ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
“RADARIMIZ ORDUMUZA ÖNEMLİ BİR ÜSTÜNLÜK SAĞLAYACAK”
Tehditleri erkenden tespit edip algılayan ve karşı reaksiyon üreterek etkisiz hale getirebilen radar sistemlerinin varlığının, hayati öneme sahip olduğunu anlatan Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle erken ikaz radar sistemleri uçaklar ve diğer hava hedeflerinden balistik füzelere kadar, geniş tehdit yelpazesini tespit edebilmekte ve menzilleri nispetinde etkisiz hale getirebilmekte, bu yönüyle de ülkeler için muazzam bir savunma imkanı sunmaktadırlar. Bunun bilinciyle, Türkiye olarak gerekli çalışmaları başlattık ve neticede Savunma Sanayii Başkanlığımız ve ASELSAN, yıllardır büyük bir gayretle üzerinde çalışarak erken ikaz radar sistemini üretmeyi başardı. Bu yeni nesil radar sistemimiz, Türkiye’nin en uzun menziline sahip olması, erken ihbar yeteneği, hızlı kurulum ve toparlanma gibi etkin hareket kabiliyeti ile kendi klasmanında en donanımlı özellikleri bünyesinde barındırıyor. Yüksek operasyon becerisine sahip bu radarımız sayesinde çok yönlü tehditlerin önceden tespit ve takibini hızlı bir şekilde yapacak, böylece tehditlere karşı uzun menzilde etkin bir şekilde mukabele ederek ülkemizin savunma yeteneklerini büyük ölçüde artıracağız. Ayrıca personelimizin etraflıca bilgi sahibi olması, hızlı karar alarak icraata yönelmesi bakımından da radarımız, ordumuza önemli bir üstünlük sağlayacaktır. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini en güçlü şekilde sağlamak için gerekli tüm tedbirleri almaya günümüzün ve geleceğin gerektirdiği en modern sistemlerle kahraman ordumuzu donatmaya devam edeceğiz.”

Güler, ASELSAN tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri için yerli ve milli olarak geliştirilen, ülkenin en uzun menzilli radarı olan erken ihbar radar sistemlerinin ilk teslimatı dolayısıyla ASELSAN Gölbaşı tesislerinde düzenlenen, “Taşınabilir Erken İhbar Radar Sistemleri Teslimat Töreni”ne katıldı.

Bakan Güler, burada yaptığı konuşmasında, helikopter kazasında hayatını kaybeden İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile beraberindekilere Allah’tan rahmet, İran halkına da başsağlığı dileğinde bulundu.
“Kahraman ordumuzun gücüne güç katacak kritik projelerden biri olan taşınabilir erken ikaz radar sisteminin ilk teslimatına, büyük bir mutlulukla şahitlik ediyoruz. Bu ileri teknoloji ürünümüzün, ülkemize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum” diyen Güler, uluslararası ilişkilerde belirsizliklerin hakim olduğu, risk ve tehditlerin her geçen gün daha da arttığı bir sürecin yaşandığını belirtti.
Güler, yaşanan bu hassas gelişmelerin, ülkelerin güvenlik ihtiyacını öncelikli hale getirdiğine işaret ederek, “Bu nedenle stratejik bir coğrafyada yer alan ülkemizin, kendi güvenliğini sağlayabilmesi için, savunma sistemlerini kendi imkan ve kabiliyetleri ile üretmesi hayati önemi haizdir. Geçmişte yaşadığımız acı tecrübeler yerli ve milli savunma sanayimizi her ne pahasına olursa olsun geliştirmemiz gerektiğini bizlere göstermiştir.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu stratejik vizyon ve yüksek irade sayesinde savunma sanayisi alanında büyük projelerin başlatıldığını dile getiren Güler, şöyle devam etti:

“Bunun neticesinde, birbirinden değerli firmalarımızın, hemen her platformda tasarlayıp ürettiği, sürekli olarak yenilerini geliştirdiği yerli ve milli savunma sanayii ürünleri, ordumuzun gücüne güç katmaktadır. Yerli ve milli üretime dayanan, böylelikle Türkiye’nin bağımsızlığına katkı sunan savunma sanayimiz, teknoloji üretme ve transfer kapasitesinin yanında, ihracat performansıyla da ülke ekonomisine de güç katmaktadır. Savunma sanayimiz artık güçlü altyapısı, sürdürebilir ekosistemi, geniş istihdam olanakları ve ürettiği birbirinden kritik projeler ile bölgesinde ve dünyada rol model durumundadır. İthal sistemlere olan ihtiyacımızın azalması ve ileri savunma teknolojilerine dayalı bir savunma sanayine sahip olmamız, politik ve ekonomik bağımsızlığımızı sağlarken askeri ve stratejik seviyede uluslararası etkinliğimizi de artırmıştır.”
“İLK UÇUŞLARINI GURURLA İZLEDİK”
Bakan Güler, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) olmak üzere tüm paydaşlarla uyum içerisinde işbirliğine dayalı çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.
Bunun neticesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterine her geçen gün yeni ürünleri dahil ettiklerini, ordunun imkan ve kabiliyetlerini mütemadiyen geliştirdiklerini ifade eden Güler, şunları kaydetti:
“Nitekim sadece son aylarda insansız savaş uçağımız ANKA 3 ile yerli ve milli uçağımız KAAN’ın başarıyla gerçekleştirilen ilk uçuşlarını gururla izledik. Aynı şekilde insanlı hava platformlarımız HÜRKUŞ, HÜRJET, GÖKBEY ve KAAN’ın seri üretimine yönelik çalışmalarımızı hızlandırdık. Yerli ve milli imkanlarla üretilen gemilerimizi ve insansız deniz aracımızı donanmamızın hizmetine alırken yine Deniz Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarını karşılayacak torpido ve füzelerin seri üretimine yönelik anlaşmaları imzaladık. Bunlara ilaveten, Kara Kuvvetlerimizin operasyon etkinliğine değerli katkılar sağlayacak farklı çap ve özelliklerdeki 4 yerli ve milli füzemizin tedarik sözleşmelerini imzalarken, modernize edilen ilk tankımızı teslim aldık. Bugün de yine ülkemizin savunmasına yönelik son derece kritik bir proje olan taşınabilir erken ikaz radar sistemini, envanterimize katıyoruz.”

Güler, gelişen harp teknolojisi ile asimetrik risk ve tehditlerin, savunma ve güvenlik doktrininin sürekli değiştiğine dikkati çekerek, artık geleneksel askeri tedbirlerin yanı sıra en modern teknolojiye dayalı modern savunma sistemlerine ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
“RADARIMIZ ORDUMUZA ÖNEMLİ BİR ÜSTÜNLÜK SAĞLAYACAK”
Tehditleri erkenden tespit edip algılayan ve karşı reaksiyon üreterek etkisiz hale getirebilen radar sistemlerinin varlığının, hayati öneme sahip olduğunu anlatan Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle erken ikaz radar sistemleri uçaklar ve diğer hava hedeflerinden balistik füzelere kadar, geniş tehdit yelpazesini tespit edebilmekte ve menzilleri nispetinde etkisiz hale getirebilmekte, bu yönüyle de ülkeler için muazzam bir savunma imkanı sunmaktadırlar. Bunun bilinciyle, Türkiye olarak gerekli çalışmaları başlattık ve neticede Savunma Sanayii Başkanlığımız ve ASELSAN, yıllardır büyük bir gayretle üzerinde çalışarak erken ikaz radar sistemini üretmeyi başardı. Bu yeni nesil radar sistemimiz, Türkiye’nin en uzun menziline sahip olması, erken ihbar yeteneği, hızlı kurulum ve toparlanma gibi etkin hareket kabiliyeti ile kendi klasmanında en donanımlı özellikleri bünyesinde barındırıyor. Yüksek operasyon becerisine sahip bu radarımız sayesinde çok yönlü tehditlerin önceden tespit ve takibini hızlı bir şekilde yapacak, böylece tehditlere karşı uzun menzilde etkin bir şekilde mukabele ederek ülkemizin savunma yeteneklerini büyük ölçüde artıracağız. Ayrıca personelimizin etraflıca bilgi sahibi olması, hızlı karar alarak icraata yönelmesi bakımından da radarımız, ordumuza önemli bir üstünlük sağlayacaktır. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini en güçlü şekilde sağlamak için gerekli tüm tedbirleri almaya günümüzün ve geleceğin gerektirdiği en modern sistemlerle kahraman ordumuzu donatmaya devam edeceğiz.”

ARAŞTIRMALAR 10 YILDIR SÜRÜYOR
NÖROM Yönetim Kurulu Üyesi ve ODTÜ Enformatik Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yeşim Aydın Son, projeye ilişkin açıklamalarda bulundu.
Aslen tıp doktoru olan ve ABD’de biyoenformatik alanında doktora eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Aydın Son, ODTÜ’de açılan bu alandaki ilk lisansüstü programının eğitime başlamasına katkı vermesinin üzerinden 14 yıl geçtiğini ve son 10 yıldır tıp ve yapay zekayı birleştiren araştırmalar yaptığını anlattı.
ODTÜ Enformatik Enstitüsünün bu alanda çalışan diğer üniversitelerden farklılığına işaret eden Son, bu kapsamda, laboratuvar ortamında veri üretimi, analizi ile yapay zeka modellerinin moleküler testler ile doğrulamasını yapabildiklerini söyledi.
Sağlık bilişimi alanında MR, PET gibi radyolojik görüntülerin bilgisayar ortamında modellemesine dayalı tanı sistemleri geliştirmeye dönük çalışmaların ilerlediğini ifade eden Son, “Böylece klinikte, doktorların hastalığın ayırıcı tanısına destek olabilecek ön araştırmalar yapılıyor” diye konuştu
Biyoinformatik bölümünde ise son 10 yıldır Alzheimer hastalığı üzerine yoğunlaştığını dile getiren Son, bu hastalığa karşı klinikte “erken tanı” için özelleşmiş testlerin bulunmadığını vurguladı.

ERKEN EVREDE RİSKLİ GENETİK PROFİLLER TESPİT EDİLİYOR
Genom araştırmalarının son yıllarda pek çok hastalığın teşhisindeki önemine işaret eden Son, çalışmalarında genom araştırmaları ile makine öğrenmesini birleştirdiklerini belirterek, şu bilgileri verdi:
“Uluslararası çalışma grupları tarafında oluşturulmuş 3 büyük veri seti alt yapısını yapay zeka kullanarak analizi ile erken evrede risk göstergesi olabilecek genetik profilleri tespit ediyoruz.
Bu genetik profilleri doğrulamak için geliştirdiğimiz teknikte, katılımcıların yanak içinden tükürük örneklerini alıyoruz ve DNA’larını izole ediyoruz. Hastalık riskini 1,5-2 kat artıran genetik değişiklikler tespit ettik, ayrıca koruyucu olabilecek çeşitlilikler gözledik.
TÜBİTAK projemiz kapsamında, tüm bunları yapabilen bir moleküler tanı kiti prototipi geliştirdik. Bu analizler ile hastalığın en erken aşamasında, sadece yanak içinden alınan bu örneğin yapay zeka modeline dayanarak kişilerin riskli olup olmadığını veya Alzheimer’a karşı koruyucu bir genetik yapı taşıyıp taşamadığını doktorlarımıza bilgi olarak sunmayı hedefliyoruz.”
“HEDEF TEST KİTİ GELİŞTİRMEK”
Yöntemin doğrulamasını Hacettepe Üniversitesi Geriatri Bölümü’nün ortaklığıyla 100 kişilik Alzheimer hasta grubu üzerinde yaptıklarını aktaran Aydın Son, “Projemiz, prototip aşamasına geldi. Projenin ikinci fazını da büyük ihtimalle bir TÜBİTAK projesiyle, klinik araştırma projesiyle desteklemek istiyoruz. Tüm bu çalışmalarda temel hedefimiz bir tanı kiti veya bir test geliştirmek. Bu testlerin temelini oluşturmuş durumdayız” dedi.
NÖROM’DA KLİNİK ARAŞTIRMALAR BAŞLATILACAK
Elde ettikleri sonuçların optimize edilmesi için geniş çaplı bir klinik çalışmayı NÖROM merkezinde gerçekleştireceklerini ifade eden Son, şunları kaydetti:
“Doktorların tanılarına destek olmayı hedefliyoruz. Klinik araştırmalarımız başladığında, örneğin 65 yaş üstünde ‘hatırlayamama’ gibi semptomlar gösteren kişiler bize yönlendirilecek.
Biz de bu genetik analizlerini yaparak hastanızda ‘risk arttıran ya da koruyuculuk sağlayan faktörlere dayalı değerlendirmesi buradadır, klinikte gördüğünüz tablo ile bunu birleştirerek karar verebilirsiniz’ diyeceğiz.
Aynı zamanda klinikten hasta gönderen doktorlara tanıda yardımcı olurken bu hastaları uzun süreli yani 2-3 sene sonra takip edeceğiz. Böylece geriye dönük testimizin güvenirliği de daha iyi test edebileceğiz.”
“HASTALIKTA ERKEN TANI ÇOK ÖNEMLİ”
Yeşim Aydın Son, Alzheimer’da ayırıcı tanının yanında erken tanının da önemine işaret ederek, “Beyinde oluşan dejeneratif olguları engelleyemesek bile yavaşlatmak için bazı yöntemler literatüre girmiş durumda. Bu noktada erken tanıda bizim araştırmamız büyük önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.