Uçakta gazetecilerin F-35 ve F-16 ile ilgili sorularını da cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceliğin F-16 talebinin karşılanması olduğunu vurgulayarak F-35’in ödemelerinin zaten yapıldığını anımsattı.
5 tane F-35’in hangara da alındığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra farklı olayların geliştiğini ve ABD’nin Türkiye’nin F-16’larını da vermeme noktasına dahi geldiğini aktardı.
Son görüşmede ABD Başkanı Joe Biden’ın, “3-4 hafta içerisinde F-16 sorununu çözeceğim” dediğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye için F-16 konusunun daha önemli olduğunu vurgulayarak, “Bu uçakların ve parçalarının bize gelmesi halinde zaten bizim şu anda teknik kadrolarımız yeterlidir. Bu alanda bütün atölyelerimiz F-16 modernizasyonu konusunda çok çok başarılı. Bu süreci gerek biz, gerek ilgili bakanlarımız ve kurumlarımız yakından takip ediyor ve kısa sürede netice alabilmek için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ayrıca ABD’ye tepki göstererek, “FETÖ, PKK gibi kuklalara desteğin, onları öyle ya da böyle kullanmanın bir bahanesi olamaz.” dedi.
“FETÖ, PKK GİBİ KUKLALARA DESTEĞİN BAHANESİ OLMAZ”
Bir gazetecinin “Amerika Birleşik Devletleri’yle bir türlü istenilen düzeyde ilişki yürütemiyoruz. Özellikle PKK, PYD ve FETÖ’ye olan yaklaşımlarından dolayı güvenilmez bir müttefiklik ilişkisi yürütmeye çalışıyoruz. Malum ABD’de yaklaşan bir seçim var Kasım ayında. Washington PKK, PYD’ye verdiği desteğin kılıfı olarak DEAŞ’la mücadeleyi ortaya koyuyor. Diğer yandan FETÖ’ye de kol kanat geriyorlar. Buna bir bahane bile uydurmuyorlar. Bu noktada ABD, Türkiye’yi kaybetmek pahasına sizce neyin hesabını yapıyor olabilir?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan şu cevabı verdi;
“TERÖRE KARŞI DAYANIŞMA BEKLEDİĞİMİZİ VURGULADIM”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
“SAVUNMA SANAYİ TİCARETİNİN ÖNÜNDEKİ KISITLAMALARIN KALDIRILMASINI İFADE ETTİM”
“TERÖRLE MÜCADELEDE NATO’NUN DURUMA MÜDAHALE ETME NOKTASINDA HENÜZ NETİCE ALAMADIK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO ile kurulan münasebetin ne kadar adil ve dengeli olduğuna, fayda-maliyet analizi yapıldığında Türkiye’nin NATO’ya verdikleri ve aldıkları konusunda mukayese edildiğinde alınan karşılıkla ilgili sorulan soruya ise, “Bir fayda-maliyet analizinde Türkiye olarak biz mütekabiliyet ilkesine aykırı bir konuma düşmedik. Sadece terörle mücadelede NATO’yu duruma müdahale etme noktasında henüz netice alabilmiş değiliz. Bundan rahatsız olduğumuzu da Sayın Stoltenberg’e de defalarca ifade ettim. Bir NATO ülkesi olarak Batı’ya bu rahatsızlığımızı hep anlattık. Birinci derecede Almanya, Fransa, İngiltere, malum terörün belli ölçüde destek alanı buldukları yerler. Özellikle Almanya’ya bunları etraflıca anlattık. Mesela terörle mücadelede ülkemizin, dolayısıyla NATO’nun sınırlarının korunması ve tehditlerin bertaraf edilmesi noktasında çoğu zaman yalnız bırakıldık. Bununla da kalınmadı, NATO’nun sınırlarını tehdit eden teröristlere bu tehditlerini güçlendirici yardımlar yapıldı, destekler verildi. Bunlar çok olumlu bir tablo olarak karşımıza çıkmıyor. Diğer taraftan Almanya’yla bizim şu anda Akkuyu Nükleer Santrali için gelmesi gereken türbinlerin Alman gümrüğünde bekliyor olması gibi bir sıkıntımız var. Bu, bizi ciddi manada rahatsız etmiştir. Bunu Almanya Başbakanı Olaf Scholz’a ikili görüşmemde tekrar hatırlattım. Gerek Eurofighter Typhoon uçak alım talebimizin karşılanmaması, gerek türbin konusu, gerekse bizim firkateynlerimizde kullanılan bazı makinelerin alınması hususunda ortaya çıkan sıkıntıları aşmamız gerekiyor. Gelişmeleri takip edeceğiz.” cevabını verdi.
NATO’YA GENEL SEKRETER YARDIMCILIĞI KONUSUNDA BÜYÜK KATKI SAĞLARIZ”
NATO Genel Sekreter Yardımcılığı konusunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “NATO Zirvesi sonrası düzenlediğim basın toplantısında da açık bir şekilde ifade ettim. Bunun kararına ne ben veriyorum ne Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan veriyor. Bu konudaki talebimizi kendilerine ilettik. Sayın Rutte devir teslimden önce Türkiye’ye geleceğini söylemişti. Bu ziyaret gerçekleşirse orada tekrar bu konuları kendisiyle görüşeceğiz. Biz NATO’nun en önemli ülkelerinden biriyiz. İttifakın bir arada olması ve etkinliğini muhafaza etmesi için çok değerli katkılar sunuyoruz. Genel Sekreterlik yapılanmasında Türkiye’nin de böylesi bir makamda temsil edilmesi olağandır. Nitekim Sayın Rutte de böylesi bir makamın Türkiye’ye yakışacağını ifade etmişti. Biz ülkemizden bir ismin Genel Sekreter Yardımcısı olarak görevlendirilmesini sadece ülkemizin o makamda temsil edilmesi için değil, bu nazik dönemlerde NATO’ya büyük katkı sağlayacağını düşündüğümüz için de istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
“BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN F-16 KONUSUDUR”
F-35 ve F-16 konusunda da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim burada önceliğimiz F-16 talebimizin karşılanması. Alt kümelerde farklı durumlar olabiliyor ama biz oradaki parasal ilişkileri pek gündeme almak istemiyoruz. Çünkü biz F-35 üzerinden zaten ödememizi yaptık. Hatta 5 tane F-35 hangara da alınmıştı ama ne yazık ki olay farklı gelişti ve daha sonra ABD, bizim F16’larımızı da vermeme noktasına dahi gelmişti. Son görüşmede ABD Başkanı Biden “3-4 hafta içerisinde F-16 sorununu çözeceğim” dedi. Bizim için bu noktada önemli olan F-16 konusudur. Bu uçakların ve parçalarının bize gelmesi halinde zaten bizim şu anda teknik kadrolarımız yeterlidir. Bu alanda bütün atölyelerimiz F-16 modernizasyonu konusunda çok çok başarılı. Bu süreci gerek biz, gerek ilgili bakanlarımız ve kurumlarımız yakından takip ediyor ve kısa sürede netice alabilmek için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” açıklamasında bulundu.

“IRAK YÖNETİMİNİN İLK DEFA PKK İLE MÜCADELE KONUSUNDA ÇOK SOMUT ADIMLAR ATTIĞINI GÖRDÜK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Irak’ta PKK terör örgütüne yönelik operasyonlarda terör örgütü üyelerinin köyleri, kasabaları, bazı yerleşim yerlerini ateşe vererek güneye çekildiklerine dair haberler geliyor. Kundaklama eylemleri yaptıkları ortaya çıktı. Bu saldırılarda da Bafel Talabani’ye yakın isimlerin de olduğu, onlara ait peşmergelerden isimlerin de olduğu haberleri çıktı. Bu konuda Erbil yönetimi tarafından açıklamalar da yapıldı. Milli Savunma Bakanlığımızın da son günlerde “kilit kapanıyor” paylaşımları oldu. Sahadaki son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz. Bizimle paylaşacağınız notlar var mıdır?” sorusuna şu cevabı verdi;
ABD SEÇİMİ
“Siz ABD Başkanı Biden’ın kendisine yönelik “çekil” baskısına karşı direneceğini düşünüyor musunuz? Direnir mi? Direnmeli mi? Bugün basın toplantısında cevap verdiniz ama Donald Trump’ı mı, Joe Biden’ı mı istersiniz?” sorusunu da cevaplayan Erdoğan, sözlerini şöyle noktaladı;
Türkiye ve ABD arasındaki F-16 sözleşmesinin imzalanmasıyla Eurofighter tedarikinin gerçekleşmesi konusunda önemli bir eşiğin aşıldığı ifade edildi.
Geçtiğimiz hafta Amerila Birleşik Devletleri (ABD) Büyükelçisi Jeffrey Lane Flake, yaptığı bir sosyal medya paylaşımıyla Türkiye’nin F-16 tedarikinde “sona yaklaşıldığını” duyurdu. Milli Savunma Bakanlığı tarafından sürece yönelik detaylı bir açıklama yapılmadı, ancak F-16 satışlarında esnek ve teknik bir sürecin devam ettiğine dair haberler basına servis edildi. O halde ABD’nin teklifine yönelik uzlaşının sağlandığı, ancak F-16 Blok 70’ler ve modernizasyon kitleri ile muhtelif motor, yedek parça ve mühimmat tedarikinde önemli bir dönemecin geçildiği görülüyor. Ancak teknik ayrıntılar bir müddet daha gündemi meşgul edecek gibi.
TÜRKİYE’NİN EUROFİGHTER VE F-16 TEDARİKİ
Türkiye’nin savaş uçağı tedarikinde F-35 programı odaklı tartışmalar geride bırakılırken iki farklı boyut ön plana çıkıyor. Bunlarda ilki Türkiye’nin milli imkanlarla KAAN’ı ile HÜRJET’i üretip Hava Kuvvetleri’nin envanterine katmasıdır. İkinci husus ise hazır alım veya montaj yoluyla dış kaynaktan yapılan tedariktir. Bu noktada da F-16’lar ön plana çıkıyor. Ancak Türkiye’nin savaş uçağı tedarikinde tüm süreci sadece bu iki boyuta indirgemek hata olur. Nitekim çok farklı parametrelerin bu kararları şekillendirdiği biliniyor.
Milli projelerle üretilen savaş uçakları şüphesiz Türk havacılık sektörü için önemli mihenk taşları. Elde edilen tecrübe ve üretilen teknoloji Türk savunma sanayinin gelişmesine büyük katkı sağlıyor. Ancak milli projelerin gerçekleştirilmesinde en kritik referans “zaman”. Türkiye’nin yaşlanan ve yenilenmesi gereken envanterine “acil muharebe ihtiyacı” kapsamında uygun nitelikte savaş uçakları tedarik etmesi ve bunlarla birlikte milli sistemleri dahil etmesi gerekiyor. Son dönemdeki çatışmalar dikkate alındığında zaman kaybına tahammül yok.
Tabii, havacılığın zaten pahalı olan bakım ve lojistik gereklilikleri nedeniyle iç üretim ve dış tedarik arasında maliyet-etkin bir uyum sağlanması zorunlu. Ayrıca her uçağın farklı görevleri ifa etmek için tasarlanabildiğini unutmamak gerekiyor. Bu nedenle Türkiye’nin savaş uçağı tedarik ve üretim programında mevcut envanteri, emsal devletleri, üstlenilebilecek görevleri, muhatap olunacak mukabil savaş uçaklarını ve bir çok farklı parametreyi masaya yatırmak mümkün.
Bu noktada F-16 Blok 70’lerin tedariki Türkiye açısından mantıklı bir çözüm. Nitekim bakım, lojistik ve harekat bağlamında Türkiye’nin 1990’lı yıllardan itibaren TUSAŞ uhdesinde kazandığı bilgi birikiminin milli sistemlerle entegre edilmesi mümkün oldu. Kaldı ki Türk savunma sanayi F-16’larla sınırlı kalmayan ama F-16’ların da dahil edildiği havacılık yazılım ve donanımlarını zaten geliştiriyordu. Bu nedenle F-16 tedariki mevcut kapasitenin etkin kullanımında alım sonrası zahmeti azaltacaktır. Ama bu noktada eksikliği hissedilebilecek bir ayrıntı var.
YUNANİSTAN FAKTÖRÜ
Türkiye’nin birinci kuşak ilgi alanında Türkiye’yi tehdit olarak algılayan bir ülke var: Yunanistan. Fransa’dan 34 adet Rafale tipi savaş uçağı alan Yunanistan, aynı zamanda ABD’den 40 adet F-35 tedariki yapacak. Şüphesiz bu kadar yüksek maliyete katlanmak Yunan vatandaşları tarafından bir kambur olarak hissedilecek. F-35’lerin mühimmat, bakım ve işletim maliyetlerini vurgulamaya gerek yok. Ancak Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye ile hava kuvvetleri dengesi bağlamında Yunan Silahlı Kuvvetlerinin nitelik üstünlüğü kazanmakta olduğunu görmek gerekir. Rafale irtifa ve manevra bağlamında F-16 Blok 70’lere göre daha üstün niteliklere sahip. F-35’ler ise düşük radar silüeti, istihbarat kabiliyeti, ağ odaklı operasyon ve uzaktan mühimmat bırakma niteliğiyle kendi klasmanında etkin bir savaş uçağı.
Yunanistan’ın Rafale alımı önemli bir ayrıntı barındırıyor. Bu uçakların yüksek irtifada keskin manevralar yapabilmesi F-16’lar ile karşılaştırıldığında önemli bir avantaj. İşin aslı, Yunanistan da bu nedenle, yani Türk F-16’larına karşı manevra ve ateş üstünlüğü sağlamak için Rafale alıyor. Rafale aslında EUROFIGHTER’ın kızkardeşi. Fransa kendi istediği niteliklerde ısrar edince anlaşmazlık ortaya çıktı ve DASSAULT firması eliyle EUROFIGHTER programını Rafale’ye dönüştürdü.
EUROFİGHTER TEDARİKİ AVRUPA’NIN GÜVENLİĞİ İÇİN NEDEN ÖNEMLİ?
Türkiye’nin bahse konu hassasiyetini gidermek için yöneldiği istikamet ise Rafale’nin ağabeyi Eurofighterlar. Çünkü bu uçaklar Rafale’den daha keskin manevra kabiliyetine, sırasıyla 42 bin ve 60 bin feet olmak üzere yüksek irtifa uçuşuna ve sırasıyla 1,8 ve 2 Mach süratine haiz. Eurofighter’ın mühimmat ve aviyonik sistemleri Türk Hava Kuvvetleri için daha tanıdık.
KAAN veya F-35’ler bu iki uçakla aynı kategoride değil, farklı konseptleri var. KAAN’ın 2028 yılında envantere girmesiyle beşinci hatta ANKA III ile kuvvetle muhtemel altıncı nesil savaş uçağıyla F-35’lere karşılık denge sağlayabileceği düşünülebilir. Ancak beşinci nesil uçakların görev etkinliği sadece muadili olan uçakla değil, aynı zamanda yeni teknolojiye sahip radarlarla kısıtlanabilir. Bu alanda Türkiye’nin geliştirdiği ERALP radarı bir denge unsuru olarak umut veriyor.
Türkiye’nin milli imkanlarla ürettiği HÜRJETlerin aslında bir eğitim uçağı olduğu, mevcut haliyle ancak A-10 Thunderbolt gibi hava-yer görevlerinde kullanılabileceği dikkate alınırsa Türkiye’nin Eurofighter konusunu biraz süratlendirmesi gerekiyor. F-16 satışının bu noktada önemli bir girdisi var. Almanya’nın Eurofighter itirazında ABD artık bir emsal olmaktan çıktı. Birleşik Krallık ve İtalya’nın da devreye girmesiyle Türkiye’nin savaş tehdidi altındaki Avrupa’ya ve NATO’ya katkı sunabilmesi adına Eurofighter tedarikini gerçekleştirmesi önemli bir eşik.
Gerek Türkiye’nin Yunanistan ile hava kuvvetleri dengesinin kurulması, gerekse de Eurofighter tedarikinde referans alınması gereken gelişme Yunanistan’ın Rafale ve F-35’leri satın alması değil. Rusların Su-35 ve Su-57’lerine karşı denge arayışı özellikle Avrupa ve Transatlantik güvenliğinin sağlanmasında daha öncelikli bir konu başlığı. Rusların Ukrayna cephesine sevk etmeye başladığı bu iki uçak Avrupa’daki Hava Kuvvetleri dengesini Ege’deki Türk-Yunan rekabetinin ötesine taşıyor. Türkiye’nin aynı anda Balkan, Karadeniz, Kafkas ve Orta Doğu’da Avrupa’nın güvenliğini sağladığı ve F-16 satışı sonrasında ABD ile normalleştiği dikkate alınırsa Almanya’nın Eurofighter şerhini artık kaldırması gerekiyor.
Burada irdelenmesi gereken konu aslında Türk-Yunan hava üstünlüğü meselesi değil. Asıl konu Avrupa ve Transatlantik güvenliği. Rusların ortaya koyduğu tehdit düzeyi Türk hava kuvvetleri programının da ivmelenmesini gerektiriyor. Bu nedenle odak noktası Yunanistan değil, Avrupa ve NATO olmalı.
[Doç. Dr. Murat Aslan, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısıdır.]
ABD’nin en büyük savunma sanayi, havacılık ve uzay firmalarından Lockheed Martin firmasınca üretilen F-16’lar, bugün 50. uçuş yılını kutluyor.
5’inci nesil savaş uçaklarının konuşulduğu bir dünyada Lockheed Martin Güney Carolina’daki fabrikasında 4 bin 600’üncü uçağını üretiyor. ABD Hava Kuvvetleri, artık yeni F-16 satın almasa da dünyada hala 3 bin 100 tanesi uçuyor ve son dönemde Türkiye gibi birçok ülkenin hava kuvvetleri, F-16’nın en yeni teknolojilerle güncellenmiş “Block 70” serisi için yeni taleplerde bulunmaya devam ediyor.
Washington DC bölgesindeki merkez binalarında, Lockheed Martin’in projeden sorumlu Genel Müdürü Sanchez, F-16’larla ilgili merak edilenleri AA muhabirine anlattı.
Sanchez, Türkiye’de F-16 Block 30, 40, 50 ve 50+ serisi uçakların olduğunu belirterek Block 70’lerin bugüne kadar üretilmiş en ileri seviyedeki 4’üncü nesil savaş uçağı olarak NATO üyesi diğer ülkelerle aynı teknolojik altyapıyı paylaştığını söyledi.
Lockheed Martin’de F-16 projesinin en yetkili ismi olan Sanchez, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu, uçağın ortaya çıkış stratejisinden kaynaklanıyor. Yeni tehditlerle başa çıkacak şekilde, çok yönlü ve sürekli geliştirilmeye elverişli bir platform olarak tasarlandı onu kullanan ulusların ihtiyaçlarına uygun olarak. Bu, ekonomik, ortak ve müttefiklerimize uyum sağlayabilme özelliğine de sahip. Özellikle bugün, NATO bağlamında tasarımda bir entegrasyondan bahsedebiliyoruz. F-16 başından beri bu temeller üzerine inşa edilmişti ve dolayısıyla da onu kullanan her ulus, konseptin daha da iyiye gitmesini sağladı.”
Sanchez, uçağın özellikle de NATO müttefikleri arasında “ortak bir payda” haline geldiğine işaret etti.
NATO VE AVRUPA ORDULARINDA ARTAN F-16 TALEBI
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla F-16’ların, Ukrayna ordusuna verilmesi de gündeme geldi. Ukraynalı pilotların ABD tarafından eğitilmeye başlandığı haberlere konu olmuştu.
Birçok NATO ve Avrupa ülkesi elindeki F-16’ları, Ukrayna’ya verip Blok 70 serisi yenilerini almayı planlıyor. F-16’ları düşük uçuş ve bakım maliyetleri, hala birçok NATO ve Avrupa ülkesinin en gözde hava muharebe aracı haline getiriyor.
Eski bir F-16 pilotu olan Sanchez, kariyerine “NATO Avrupa Uçuş Eğitimi” programıyla başladığını ve ilk uçuş eğitmenlerinden birinin de Türk F-16 pilotu olduğunu dile getirdi.
Sanchez, NATO müttefikleri arasındaki bu ortak bilgi ve beceri paylaşımına dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:
“F-16 Block 70 ile sadece donanımlı bir silaha sahip olmuyorsunuz. Bunun yanında geniş bir ağın parçası oluyorsunuz. Bugün Avrupa’da 700 F-16 var. Avrupa’da ortaya çıkan tehditlere veya Orta Doğu’ya bakarsak; sözünü ettiğim bu ağ çok önemli bir güç haline geliyor. Dolayısıyla da bir F-16 aldığınızda veya onları kullanan başka ülkeden bu sistemleri transfer ettiğinizde veya mevcut uçaklarınızı modernize ettiğinizde bu ağın sağladığı sinerjinden de yararlanıyorsunuz.
Ayrıca bir NATO ortamında faaliyet göstermiş oluyorsunuz. Dolayısıyla da NATO çatısı altında gerçekleşen görevlerde, size hareket ve muharebe esnekliği katıyor. Bu bağlamda Avrupa’da böyle güçlü bir talep olduğunu görüyoruz.”
“NORMALDE 8 BİN SAAT UÇUŞ ÖMRÜ OLAN F-16’LAR, BLOCK 70 ILE BUNU 12 BİN SAATE ÇIKARIYOR”
F-16’lar, Block 10 serisi savaş uçaklarıyla yola çıkmıştı. Türkiye’de bu uçakların Block 30, 40, 50 ve 50+ serileri bulunuyor. Block 70, bu yapının en son ürünü ve en gelişmiş olanı. Bugüne kadar üretilmiş en ileri seviyedeki 4’üncü nesil uçak.
Sanchez, F-16’nın son teknolojik güncellemelerle geleceğin hava kuvvetlerinde yerini almaya devam edecek Block 70 modelinin Northrop Grumman SABR APG-83 radarına sahip olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bu radar, F-35’te bulunan radarımıza çok benzer. Elektronik olarak yüzde 95 ve yazılım olarak da yüzde 75’lik bir benzerlikten bahsediyoruz. Bu modelimizde, pilot kabini gelişmiş elektronik donanımlar ve dijital göstergeler sayesinde pilota kullanım kolaylığı sunuyor. Daha uzun menzil için gövde üstü (CFT) yakıt tankları taşıma yeteneğine de sahip.
Bu da ek yakıt tankı konduğunda, uçağın mevcut tüm silah sistemlerini kullanmasına imkan tanıyor. Normalde 8 bin saat uçuş ömrü olan F-16’lar, Block 70 ile bunu 12 bin saate çıkartarak teknik olarak bu uçakların 2060’a kadar operasyonel olmasına imkan sağlıyor.”
“TÜRKİYE’YE BU UÇAKLARIN NASIL ULAŞTIRILACAĞI KONUSUNU KONUŞACAĞIZ”
Önceleri ABD’nin Texas eyaletinde üretilen F-16’ların üretim bandı tamamen Güney Carolina, Greenville’e taşındı. Uçağın montaj, test ve teslimat işlemlerinin tamamı buradaki askeri komplekste gerçekleştiriliyor.
Bahreyn ve Slovakya için üretilen 8 uçak bu tesislerde üretildi. Dünyanın 8 ayrı ülkesinde üretilen parçaların bir araya getirildiği Greenville fabrikasının ayda 4 uçak üretme kapasitesine ulaşması planlanıyor.
Kongre sürecini tamamlayan Türkiye’nin son F-16 Block 70 talebinin, kendilerini çok heyecanlandırdığını vurgulayan Sanchez, Türk Havacılık ve Uzay Sanayi AŞ’nin (TUSAŞ) F-16 programının eski üreticilerinden olduğunu hatırlattı.
Türkiye’ye F-16 satışıyla ilgili ABD Kongre sürecinin başarıyla tamamlanmasının ardından 50 yıldır birçok muharebede kendini kanıtlayan F-16’ların en son teknolojilerle donatılmış “Block 70” serisi için Türkiye ile yeniden çalışma fırsatının oluşmasını “heyecan verici” olarak tanımladı.
Sanchez, şunları kaydetti:
“Bu gibi talepler geldikçe ilgili ülke ile üretim kapasitemizin yeterliliğini gözden geçiriyoruz. Talepler geldikçe bunu karşılayacak şekilde üretimimizi ayarlama esnekliğimiz var. Türkiye ile arkadaşlarımız şimdi Yurtdışı Askeri Satış (FMS) anlaşması için son faza geldiğimiz süreçleri yürütüyor. Bunun en kısa sürede sonuçlanmasını umuyoruz ve sonrasında da Türkiye’ye bu uçakların nasıl ulaştırılacağı konusunu konuşacağız.”
Lockheed Martin F-16 programı Genel Müdürü Sanchez, uçakların en kısa zamanda teslimi için üretim kapasitesinin gözden geçirilebileceğinin altını çizdi.
TÜRKIYE’YE F-16 SATIŞ SÜRECI
ABD Dışişleri Bakanlığı, 26 Ocak’ta Türkiye’ye 40 F-16 Block 70 savaş uçağının satışı ve mevcut 79 adet F-16’nın modernizasyonu konusunda Kongreye resmi bildirimde bulunmuştu.
Dışişleri Bakanlığının, Kongreye gönderdiği resmi bildirimin ardından başlayan 15 günlük inceleme ve itiraz sürecinde sadece Kentucky Senatörü Rand Paul’ün Senatoya sunduğu itiraz gündeme gelmiş, yapılan oylamada itiraz talebi reddedilmişti. Böylece söz konusu tasarı, Senato Dış İlişkiler Komitesinden de geçerek Kongre sürecini tamamlamıştı.
ABD yönetimi, son olarak Türkiye’ye F-16 satışıyla ilgili kabul ve teklif mektuplarını Ankara’ya iletmişti.

ORTAKLIĞIN FAYDALARI
Türk savunma şirketi Baykar tarafından üretilen Bayraktar TB2 İHA’ların, Rusya’nın Ukrayna’ya tam ölçekli işgalinin başlangıcında, gönderilmesi Kiev’in hava saldırısı yeteneklerini güçlendirdi. Ukrayna’da gazete manşetlerine çıkan haberler sayesinde ikili ortaklığın faydaları net bir şekilde gözler önüne serildi.
Rusya’nın savaşı başlatmasından sadece haftalar önce, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kiev ziyareti sırasında Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskyy ile görüştü. Ukrayna fabrikalarının Türk insansız hava araçları üretmesine izin vermek için bir anlaşma yapıldı. Anlaşma meyvelerini vermeye başladı. Baykar Şubat ayında Kiev yakınlarındaki bir drone fabrikasının temelini attı. İnşası on iki ay sürecek fabrikanın beş yüz iş imkanı sağlaması ve yılda 120 adet drone üretmesi bekleniyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg; NATO müttefiklerinin Ukrayna’yı “doğrudan silah ve mühimmat teslimatlarıyla değil, aynı zamanda kendi silahlarını üretme kapasitelerine yatırım yaparak ve artırarak” desteklediklerinin bir örneği olarak nitelendirdi.
‘ORTAKLIK GENİŞLİYOR’
Türkiye ve Ukrayna’nın stratejik ortaklığı daha da genişliyor. İlk olarak 2021’de tanıtılan Baykar’ın Akıncı savaş uçağında ve bu yıl tanıtılması beklenen Kızılelma da Ukrayna yapımı Ivchenko-Progress motorları kullanılıyor. Kızılelma’ya “Ukrayna kalpli Türk kuşu” deniyor.

DENİZDE DE BERABERLER
Kiev ve Ankara, denizcilik alanında da işbirliği yapıyor. Türkiye 2021’den beri Ukrayna’ya deniz kuvvetleri için bu yıl tamamlanıp teslim edilmesi beklenen iki adet Ada sınıfı denizaltı karşıtı korvet inşa ediyor.
COBRA II
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, Türk şirketi Otokar tarafından geliştirilen Cobra II taktik araçlarını teslim aldı ve geçen yıl bunları konuşlandırırken görüldü. Ayrıca 2023’te: Ukrayna, şirketin T929 ATAK-II taarruz helikopteri için Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’ne (TUSAŞ) iki motor gönderdi; Ukrayna, 2025 yılına kadar on iki tane daha göndermeyi taahhüt etti.
Türk savunma teçhizatının rüzgarının Ukrayna’ya akışı güçlü olsa da, ters rüzgarlar da esti. Örneğin;

‘GELİŞİME ALAN VAR’
Bununla birlikte, Ukrayna-Türkiye ikili savunma ortaklığının genişlemesi için alan var. TUSAŞ, 21 Şubat’ta KAAN savaş uçağının ilk uçuşunu gerçekleştirdiğini duyurdu. Jet, başlangıçta Türk Hava Kuvvetleri’nin eskiyen F-16 filosunun yerini almak ve Türkiye’nin kendi kendine yeterliliğini desteklemek için geliştirildi. KAAN jet prototipi şu anda General Electric F-110 motorlarından (F-16’lara güç veren motor) güç alırken, Türkiye 2028 yılına kadar TUSAŞ Motor Sanayii tarafından üretilen yerli üretim motorları kullanmaya başlamayı hedefliyor.
‘PROJEDE ORTAK OLMAK İSTİYORUZ’
Ukrayna’nın Türkiye Büyükelçisi Vasyl Bodnar’ın geçtiğimiz günlerde Ukrayna’nın sadece KAAN jetini satın almak ve kullanmak istemediğini, aynı zamanda “Ukraynalı ekiplerin motor üzerinde çalışmaya devam ettiğini” ve projede ortak olmak için “rekabet ettiklerini” belirtti.
KAZAN-KAZAN İLİŞKİSİ
KAAN jeti için ortak motor üretimi konusunda Ukrayna-Türkiye ortaklığı, Ukrayna ekonomisine katkıda bulunacak ve aynı zamanda Türkiye’ye meşru müdafaasını güçlendirmede güvenilir ve istikrarlı bir ortak sağlayacaktır.
Ankara ile Batı arasındaki siyasi bölünmeler, 2019’da Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki operasyonunun ardından başladı. Bazı Avrupa Birliği hükümetlerinin silah ihracatını sınırlaması ve 2020’de ABD ile olduğu gibi ihracat lisansı yasakları gibi önlemler Ankara’nın Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almasıyla başladı. Ardından Amerika Türkiye’ye yaptırım uyguladı.

NATO ÜLKELERİ DE KABUL ETTİ
NATO ülkeleri, savaş uçaklarının bölgenin güvenliğinde oynadığı önemli rolü kabul ettiler. Ukrayna’ya Hollanda, Danimarka ve Norveç tarafından altmış adet ikinci el F-16 savaş uçağı teklif edildi. Geçen yıl Danimarka, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık Ukraynalı pilotları eğitmeye başladı. Geçen yıl Kasım ayında Romanya, Norveç’ten satın aldığı otuz iki F-16’dan üçünü teslim aldı. 2025 yılına kadar Romanya’nın kırk dokuz F-16’ya sahip olması bekleniyor. Bulgaristan ayrıca ABD’den satın aldığı on altı adet F-16 Block 70 savaş uçağını teslim almaya hazırlanıyor. İlk sekizinin 2025 yılına kadar gelmesi bekleniyor.
TÜRKİYE’NİN GELİŞMESİ DEMEK DÜNYANIN GELİŞMESİ DEMEK
Türkiye, ülkelere Rusya ve Çin tarafından üretilen ve satılan savaş uçaklarına alternatif sunabilecek KAAN jetlerini ihraç etmeyi planlıyor. Türkiye, daha fazla KAAN jetine sahip olduğunda ve F-16 daha fazla geliştirildiğinde, Ukrayna’yı ikinci el F-16’larla destekleyebilir veya Ukrayna ve diğer Karadeniz ülkelerinin sahip olduğu F-16’lar için bir onarım ve yükseltme merkezi olarak hizmet edebilir.