FÜZE VEYA BOMBA
Nitekim İsrail basınındaki haberlere göre füze, İran dışından değil içinden ateşlendi. Bu haberlerde, saldırının büyük ihtimalle 25 kilometre menzilli ve omuzdan atılan Spike füzesi ile yapılmış olabileceği söyleniyor.
Askeri uzmanların üzerinde durduğu bir diğer iddia ise, saldırının, İran hava sahasına fark edilmeden giren F-35’lerce yapıldığı. Buna göre, F-35’in üstün radara yakalanmama özellikleri kullanılarak Tahran’a yaklaşıldı ve füze atışı yapıldı. Nokta atışının ancak bu şekilde mümkün olduğunu belirten uzmanlar, F-35’in İran’in çok katmanlı hava savunma sistemlerine yakalanmayacak kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Bir başka iddia da, saldırıda “uzaktan kumandalı bomba” kullanıldığı yönünde. “New York Times” gazetesi, Haniye’nin füzeyle değil Tahran’da kaldığı misafirhaneye gizlice sokulan uzaktan kumandalı bombayla öldürüldüğünü öne sürdü. Aralarında iki İranlı ve bir ABD’li yetkilinin de bulunduğu yetkililere dayandırılan habere göre, patlayıcı cihaz, yaklaşık 2 ay önce Tahran’daki Devrim Muhafızları binasına gizlice sokuldu. Gazeteye konuşan yetkililer, binada çok az hasar olduğuna dikkat çekiyor.
BİNANIN ARKASI DAĞ
Öte yandan Haniye’nin Tahran’da suikasta uğradığı binanın fotoğrafları da doğrulandı. İran basınında yer alan fotoğrafta binanın bir kısmının hasar aldığı görülüyor. Uydu şirketi Maxar Technologies tarafından, sadece 6 gün önce, 25 Temmuz’da çekilen aynı binanın başka bir görüntüsünde hasar ve yeşil branda görünmüyor. Bu da hasarın yeni olduğunu doğruluyor. Açık erişimli uydu görüntülerinde, Haniye’nin bulunduğu binanın, Sadabat Sarayı Parkı yakınında, Devrim Muhafızları’nın koruduğu yerleşke içinde, kısmen kent tarafına ama büyük ölçüde dağlara bakan geniş bir cepheye sahip olduğu fark ediliyor. Bina, yerleşkenin uzağından ya da dağlık araziden rahatlıkla görülebiliyor. Bölgede yaşayanlar, suikastın gerçekleştiği anlarda küçük bir patlama sesi duyduklarını ifade ediyor. Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Başkan Yardımcısı Halil el-Hayya, görgü tanıklarının Haniye’nin bulunduğu odaya füze isabet ettiğini doğruladığını söylerken, odanın tahrip olduğunu ve binadaki bazı cam, pencere, kapı ve duvarlarında hasar oluştuğunu aktardı.
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye, İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın yemin töreni için bulunduğu Tahran’da uğradığı suikast sonucu öldürüldüğü bina dikkat çekti. Görüntülerde, konutta yalnızca Haniye’nin bulunduğu katın vurulduğu ve diğer kısımların zarar görmediği ortaya çıktı.
O görüntüleri Milliyet’e yorumlayan Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Başkanı Abdullah Ağar, “Olasılıklardan biri bomba. Neden bomba? Bir bina gösteriliyor o binadaki o tahribatı ne yapar? Bu görüntülere baktığımızda, binanın içerisine yerleştirilmiş bir bomba olasılığının olduğunu söyleyebiliriz. Hatta bir patlama görüntüsü var, o görüntülerde patlama içten dışa doğru gerçekleşiyor. Eğer bu görüntüler gerçekten buraya aitse, bomba olasılığı daha da artıyor. Ancak şu an için net bir şey olmadığından tüm bunları olasılık olarak değerlendiriyoruz” dedi.
Aynı zamanda Kacır, ’’KAAN’da yer alan ve onu 5. nesil bir uçak hâline getiren bilgisayarın bütünleşik işlemci ünitesini geliştirerek bu kabiliyete sahip birkaç ülkeden birisi olduk.’’ açıklamasında bulundu.
Kacır’ın envantere girdiğini açıkladığı GÖKTUĞ projesi kapsamında yürütülen ve ana yükleniciliğini TÜBİTAK SAGE’nin yaptığı GÖKDOĞAN ve BOZDOĞAN füzeleri, Türk Hava Kuvvetleri’nin ihtiyacına yönelik olarak üretiliyor.
Türk Hava Kuvvetleri’nin kullandığı ABD üretimi AIM-9 Sidewinder ve AIM-120 AMRAAM füzelerinin yerini alacak GÖKDOĞAN ve BOZDOĞAN, havadan havaya füze alanındaki dışa bağımlılığın sonlandırılması açısından da kritik öneme sahip.

2024 Ocak ayında SSB Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, füzelerin tasarım doğrulama testlerinin tamamlandığını ve artık kabul testlerine başlanacağını açıklamıştı.
Temelde F-16 savaş uçakları için geliştirilen GÖKDOĞAN ve BOZDOĞAN ile bu proje üzerinden geliştirilecek yeni füzeler, ilerleyen süreçte Milli Muharip Uçak KAAN’da da kullanılacak.
GÖKTUĞ PROJESİ
AIM-9 ve AIM-120 Füzelerinin Amerika Birleşik Devletleri’nden tedarikinde çeşitli sıkıntıların yaşanması ve birim maliyetlerinin çok yüksek olması; yüksek irtifa hava savunmasını bu füzeler aracılığıyla F-16 savaş uçakları tarafından gerçekleştiren Türkiye’yi, milli havadan havaya füzelerini geliştirmek zorunda bırakmıştır.
Bu kapsamda 2013 yılında GÖKTUĞ Projesini başlatan TÜBİTAK-SAGE, Türkiye’nin bu alandaki dışa bağımlılığını sonlandırmak için önemli bir adım atmıştır. GÖKTUĞ Projesi, BOZDOĞAN Görüş İçi Hava Hava Füzesi (WVRAAM) ve GÖKDOĞAN Görüş Ötesi Hava Hava Füzesi (BVRAAM) olmak üzere iki ayrılmaktadır.

BOZDOĞAN GÖRÜŞ İÇI HAVA HAVA FÜZESİ (WVRAAM)
BOZDOĞAN, ABD üretimi AIM-9X’in muadili olan Görüş İçi Hava Hava Füzesi’dir. Mükemmel Nişan Hattı Sapma (off-boresight ) açısı sağlayan yüksek çözünürlüklü Görüntüleyici Kızılötesi (IIR) Arayıcı Başlığa sahip olan BOZDOĞAN, elektronik harbe karşı dayanıklı yapıdadır.
Yaklaşık 25 kilometre menzile sahip olan füze, ses hızının 3 katı hıza (Mach 3) ulaşabilmektedir ve vektör kontrolü sayesinde yüksek manevra yeteneğine sahiptir. IIR başlığı sayesinde, seyir füzelerine dahi etki edebilecek şekilde geliştirilmiştir.
TÜBİTAK-SAGE ve 401’inci Test Filo Komutanlığı iş birliği ile Nisan 2019’da çırpıntı (flutter) testleri başlatılan BOZDOĞAN’ın; Kasım 2019’da yerdeki F-16 kanadından test atışı gerçekleştirilmiş ve 4 kilometre yükseklikteki yüksek hızlı insansız hava aracını başarıyla imha etmiştir. BOZDOĞAN’ın, Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde yer alan AIM-9 Sidewinder Füzelerinin yerini alması planlanmaktadır.

GÖKDOĞAN GÖRÜŞ ÖTESİ HAVA HAVA FÜZESİ (BVRAAM)
GÖKDOĞAN, ABD üretimi AIM-120 AMRAAM’ın muadili olan Görüş Ötesi Hava Hava Füzesi’dir. Katı hal tasarımlı Aktif Radar (AR) Arayıcı Başlığı bulunan GÖKDOĞAN; at-unut, birden fazla hedefe kilitlene bilme, atış sonrası kilitlenebilme ve her açıdan atış yeteneklerine sahiptir. Elektronik harbe karşı dayanıklı olan füze, karıştırma kaynağına güdümlenebilmektedir. Yaklaşık 65 kilometre menzile sahip olan füze, veri bağı sayesinde hedef güncellemesi yapabilmektedir.
Uluslararası savunma yayın organları ayrıca Malezya’nın da orta ve ufak ölçekli deniz savaş araçlarını Türkiye’nin anti-gemi füzesi ‘Kuzgun’ ile donatmak istediği bilgisine yer verdiler. Öte yandan yayın organına konuşan ABD’li yetkililer ise KAAN’ın bir hava üstünlük uçağından giderek çok görevli kompleks bir savaş uçağa dönüştüğünü vurgularken, “2028-2029 yılları arasında KAAN’ın ilk yerli motora sahip olması için çalışmalarına devam ediliyor” açıklamasında bulundular.
SÜPERSONİK HIZA ULAŞACAK
ABD merkezli savunma yayın organı Military Leaks’de yayınlanan analiz yazısında Türkiye’nin milli savaş uçağı KAAN’ın ikinci uçuş testini başarıyla tamamladığı bilgisine yer verildi. Yazıda 10 bin feet yükseklikte (3 bin metre) 14 dakika havada kalan ve 426 km hıza ulaşan KAAN’ın performansı için “sıra dışı bir ilerleme ve başarı ortaya koydu” yorumunda bulunuldu.

SÜPER GÜDÜMLÜ FÜZELER
2023 Şubat ayından bu yana testlerine devam edilen KAAN’ın 55 bin feet yükseklikte (yerden 16.7 km yükseklikte) saatte 2 bin 222 km hıza ulaşması bekleniyor. Analiz yazısında düşük görünürlük hava üstünlük savaş uçağı sınıfında bulunan KAAN’ın düşük radar seviyesinde manevra kabiliyetine sahip olması ve süper güdümlü füzelerle donatılmasının da beklendiği vurgulandı.
ETKİLEYİCİ ÖZELLİK
Analiz yazısında çift motora sahip KAAN’ın tüm hava koşullarında faaliyet gösterebileceği ve Türk Hava Kuvvetleri’nin envanterinde bulunan F-16 savaş uçaklarının yerine geçeceği vurgulandı. Uluslararası savunma piyasasına sunulması da beklenen milli muharip uçak KAAN için “Havadaki olağanüstü hızına karşın 26 bin 215 kilo mühimmat taşıyabilmesi KAAN’ı farklı kılıyor. Türkiye’nin savaş uçağındaki gelişmiş AESA radar sistemi, elektronik savaş sistemi, yapay zeka ile çalışabilen savaş gücü ve yeni jenerasyon silahlarla isabetli hava çatışmalarına girebilmesi etkileyici özellikleri arasında” ifadelerine yer verildi.
ÇİFT MOTOR VURGUSU
ABD merkezli Breaking Defense yayın organında da 2028 yılında 20 adet KAAN savaş uçağının envantere girmiş olacağı ifade edilerek “Türk yetkililer milli jetlerinin F-35 savaş uçağının performansını geçeceğini düşünüyorlar” yorumuna yer verildi. Analiz yazısında “yetkililer F-35’in tek motorlu itiş gücüne karşın KAAN’ın çift motorlu itiş gücüne sahip olduğuna vurgu yapıyorlar” yorumunda bulunuldu.

MALEZYA’NIN GÖZÜ ‘KUZGUN’DA
Küresel denizcilik yayın organı Naval News’deki haberde ise hem SİHA’lardan hem de silahlı insansız deniz araçlarından (SİDA) fırlatılabilen ve TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen ‘Kuzgun’ anti-gemi füzesine yer verildi. Küresel savunma piyasalarında füzeye ilişkin talebin arttığı ve son olarak Malezya’nın satın almak istediği detayına yer verilen analiz yazısında “Malezya Kraliyet Donanması’ndaki ufak ölçekli deniz araçlarının Kuzgun füzesiyle donatılması planlanıyor” bilgisine yer verildi.
Kuzgun’un Malezya donanması envanterinde bulunan ‘Laksamana’ sınıfı korvetler ve ‘Perdana’ sınıfı füze botlarına entegre edilebilir olmasının bu seçimde belirleyici olduğu vurgusu yapılan analiz yazısında “TÜBİTAK SAGE yetkilileri Malezya deniz komutanlarını önümüzdeki aylarda Türkiye’ye Kuzgun’un canlı atış gösterisini izlemeye davet ettiler” bilgisine de yer verildi.
TRT Haber’den Sertaç Aksan’ın, Savunma ve Denizcilik Uzmanı Kozan Selçuk Erkan’a hava savunma füzeli SİDA’ların uluslararası rolünü sordu. İşte yayınlanan o yazı:
Ukrayna’ya ait insansız deniz aracında kısa menzilli hava-hava füzesi takılıydı ve bu ezber bozan yaklaşım belki de yeni bir dönemin ilk işaret fişeğiydi. Çünkü genelde Ukrayna SİDA’ları bir şekilde hedefin üzerine varmaya çalışıyor ve kamikaze görevi üstlenip Rus platforma çarparak sonuca gitmek istiyordu.
Ancak işin içine hava-hava füzelerinin girmesi denklemi doğrudan etkileyebilecek bir değişim. Savunma ve Denizcilik Uzmanı Kozan Selçuk Erkan ile insansız deniz aracına eklenmiş hava-hava füzesinin ne anlama geldiğini, sahaya nasıl yansıyacağını ve Türkiye’nin tüm bu süreçte nasıl konumlandığını konuştuk…

UKRAYNA SİDA’SI BOYUTLARIYLA DA DIĞERLERINDEN FARKLI
Füze kısmı ön plana çıksa da önce Ukrayna’nın insansız deniz aracıyla ilgili görüşünü paylaşıyor Erkan. Savaşın başından beri S/İDA konusunda Ukrayna’nın gözle görülür bir şekilde gelişim sağladığından bahsediyor. Son dönemlerdeki SİDA saldırılarında verilen hasarın giderek artmasının arka planında bu gelişimin yattığına işaret ediyor.
Hava-hava füzesi eklenmiş SİDA için de bir parantez açıp, boyutlarının ortalama Kamikaze İDA’lara oranla daha büyük ve farklı yapıda olduğu bilgisini paylaşıyor.
İLK ÖRNEK ZAYIF OLSA DA ZAMAN IÇINDE GELIŞMESI MUHTEMEL
Bugüne kadar Ukrayna İDA’larının en basit haliyle ‘gemiye çarpınca patla ve hedefi imha et’ mantığında ilerlediğini anımsatıyor Erkan ve “Ancak bu son gördüğümüz İDA’da amaç bu değil. Ukrayna bir şekilde hava unsurlarına karşı da etki üretebilmeyi istiyor” diyor.
Platform üstündeki füzenin eski nesil bir sistem olduğunu söylüyor Erkan ve devam ediyor:
“Çok basit bir füze eklenmiş deniz aracına. Doğrudan ısı kaynağına kilitleniyor. Menzili kısa. Ancak uçaktan değil de denizden atılacak olması bu menzili daha da kısaltacak. Çünkü havada süzülme imkanı olmayacak. Kuvvetle muhtemel ellerindeki eski uçaklardan çıkan füze atıcılarını monte etmişlerdir. Frankenstein gibi toplama bir sistem olmuş.
Burada sorun füzeyi ısı kaynağına güdümlemek. Füzenin hava hedefine doğru aynı yönde gitmesi gerek. Bu nedenle de doğru açıdan atılması şart. Eğer bunları başaramazsanız füzenin ısıyı takip edip hedefe kilitlenmesi mümkün değil. Bu nedenle kendi içinde ciddi zorluklar barındıran bir kullanım.”
RUS HAVA UNSURLARI İÇİN TEHLİKELI OLABİLİR
Bahsettiğimiz Ukrayna İDA’sı Rus helikopteri tarafından etkisiz hale getirildi. Kozan Selçuk Erkan, bunun bizi yanıltabileceği görüşünde. “Ukrayna’nın ilk dönemlerdeki SİDA saldırıları da düşük profille başlamış ama sonra Rus Donanması’nın en değerli gemilerinden bazılarını etkisiz hale getirmeyi başarmışlardı” diyor.
Hava-hava füzesi eklenen ilk Ukrayna İDA’sı için de benzer bir sürecin çok muhtemel olduğunu, yakın gelecekte kendini bir hayli geliştirmiş sistemler görebileceğimizi vurguluyor.
Bu durumun Rusya için yeni bir çıkmaza işaret edebileceği üzerinde durup, “Eskiden sadece yüzer platformlarını korumaya çalışıyorlardı. Şimdi kimi hava unsurları için de aynı zorunluluk doğabilir ve nihayetinde Rus kurmayları yeni bir savunma planına geçmek zorunda kalabilir” görüşünü paylaşıyor.

“TÜRKİYE İÇİN HEM TEHDİT HEM FIRSAT”
Her ne kadar Ukrayna’ya ait bir platformdan bahsetsek de Batılı ülkelerin desteğini göz ardı etmek mümkün değil. Bu tür yeniliklerin kısa zamanda başka ülkeler tarafından da kullanılabileceğine işaret ediyor Erkan. “Yakında uzaktan kumandalı benzer araçlarla uçak vururlarsa şaşırmam” cümlesini kullanıyor.
İnsansız deniz araçları konusunda Türkiye’nin etkinliği malum. Çok yeni ve son derece gelişmiş sistemler üretiyor, bunları diğer platformlarla entegre edebiliyor ve testlerden müthiş sonuçlar elde edebiliyoruz.
Ukrayna’nın hava-hava füzesi ekli İDA’sının Türkiye için ne anlama geldiğini de soruyoruz Kozan Selçuk Erkan’a:
“Bu tip araçlar ülkemiz için hem tehdit hem de fırsat… Türkiye benzer platformları rahatlıkla üretebilir ve çok ciddi satış rakamlarına ulaşabilir. Daha gelişmiş, başarı oranı çok yüksek ürünlerle piyasada en sık kapısı çalınan ülke olabilir.
Ayrıca, dünyada deniz kuvvetlerine S/İDA ekleyen ilk ülkelerden biriyiz. Basit de olsa hava savunma kabiliyetine sahip bir İDA’yı kendi envanterimize eklememiz ciddi güç çarpanı olur.
Tabii her fırsat kimi tehditleri de beraberinde getiriyor. Bu tür platformların ülkemize karşı kullanılması ihtimalini de kesinlikle göz ardı etmemek gerek. Libya ve Suriye’de asimetrik grupların eline geçen sofistike sistemler aklımızın bir köşesinde daima bulunmalı.
Hava-hava füzesi ekli deniz platformları da benzer şekilde terörist grupların eline geçebilir ve onlar da asker-sivil fark etmeksizin eylem yapabilir. Tüm dünya için aslında yeni bir tehdit unsurundan bahsediyoruz. Bu nedenle karşı önlem için de çalışmalara bir an önce başlamak şart.”
Bu gelişimin en net görüldüğü platformlardan biri TCG İstanbul fırkateyni. Yerlilik/millilik oranıyla öne çıkan geminin muharip gücü de oldukça yüksek. Bugüne kadar Türk savaş gemileri 8 adet gemisavar füzesi taşıyabiliyorken TCG İstanbul ile bu sayı tam iki katına çıkıyor.
Peki, TCG İstanbul’un atışa hazır 16 gemisavar füzesi taşıması neden önemli ve gelecek için ne anlam ifade ediyor?
Muharebe sahasının şartları değişiyor
Halihazırda gerek Rusya-Ukrayna savaşı gerek Kızıldeniz başta olmak üzere bölgede yaşanan gelişmeler gerekse de İsrail-İran arasındaki gerilim harp sahası açısından da ciddi dersler barındırıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de gelişmeleri yakından takip edip önemli çıkarımlar yapmış olması sürpriz sayılmaz.
TCG İstanbul ile gemisavar füze kabiliyetinin iki katına çıkarılması işte bu değişimin bir yansıması olarak yorumlanıyor. Modern bir savaş gemisine karşı yapılacak füze atışlarında düşmanın hava savunma sistemlerini geçmek pek kolay olmayabiliyor. Haliyle aynı hedefe birden fazla kez atış yapmanız gerekiyor. Batırılan Rus savaş gemilerinde görüldüğü üzere kimi zaman 4-5 gemisavar füze aynı hedefe gönderiliyor.
Bu durum, geminizde bulunan 8 adet gemisavar füzenin hızla tükenmesi sonucunu da beraberinde getiriyor. Böyle bir durumda füzesi biten gemi için lojistik süreç başlıyor. Çünkü gemisavar füzeleri anlık olarak değişebileceğiniz ve yola devam edebileceğiniz ürünler değil.
Boşalan lançerler için ya dev vinçlerle ayrı bir süreç yürütmeniz gerekiyor ya da en yakın limana yanaşmanız. Haliyle geminizin füze atabilme kapasitesi ne kadar az ise sıcak sahadan da bir o kadar uzak kalmanız anlamına geliyor.
Donanmanın harekat planları değişebilir
TCG İstanbul’da gemisavar füze sayısının 16’ya yükselmesi bir başlangıç. Belli ki ilgili kuvvet gelecek dönemlerde de benzer bir yol haritası izleyecek ve diğer gemiler için de 16 sayısı geçerli olacak.
Bu durum Türk donanmasının harekat planlarını da doğrudan etkileyebilecek önemli bir kilometretaşı olarak da kabul edilebilir. Deniz harbinde ‘kuvvet çarpanı’ terimi var ve bu yetkinlik sahip olunan silah sistemleri, sensörler, lojistik açıdan yetkinlik ile benzer parametrelerle ölçülüyor. Tüm bunları alt alta koyduğunuzda da bir kuvvet modeli çıkıyor ortaya.
İşte tam da bu noktada sayının 16’ya yükselmesini Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki kurmay yapının bir isteği olarak düşünmek yanlış olmaz. Gemisavar füzesi sayısının katlanması her geminin sürekli 16 Atmaca ile gezeceği anlamına gelmiyor. Türk Ordusu’ndaki yüzer unsurların da diğer ülkelerde olduğu gibi barış zamanı ve harp zamanı olarak iki farklı yük tipiyle göreve çıktığı biliniyor.
Atmaca füzesi için çalışmalar devam ediyor
Bilindiği üzere Türk savaş gemileri gemisavar füzesi olarak ABD yapımı Harpoon kullanıyor. Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen Atmaca füzesi seri üretimde ve halihazırda TCG Kınalıada korvetinde yüklü.
Diğer yandan daha gelişmiş yeni versiyonlar için de çalışmalar devam ediyor. Atış testleri devam eden füze için en kritik virajlardan biri üzerindeki motorun da yerlileştirilmesi. İlk etapta Fransa’dan motor tedarik edildiği ancak sonrasında ambargoya maruz kalındığı biliniyor.
Buna karşı Ankara’nın da yerli motor yoluna ağırlık verdiği ve KTJ-3200 ile başarılı sonuçlar elde edildiği konuşuluyor. Atmaca’nın menzili Harpoon’a oranla neredeyse iki kat daha fazla. Ancak sadece menzilin daha çok olması tek başına yeterli bir parametre değil. Atmaca’nın da çok farklı testlerle ve ileride gerçek bir harp sahasında rüştünü ispat ettikten sonra Türkiye’nin elini oldukça kolaylaştıracağını söylemek mümkün.
Her ne kadar ilk adım TCG İstanbul ile atılsa da gemisavar füzesi sayısının 16’ya çıkarılması konusu sadece istif sınıfı gemilerde değil modernizasyonu devam eden envanterdeki diğer platformlarda da gerçekleşecek. Bu süreç tamamlandığında Türk donanması sadece Mavi Vatan’da değil bayrak gösterdiği her bölgede ciddi bir caydırıcılık gücüne kavuşacak.
The Jerusalem Post’un kaynaklara dayandırdığı haberine göre İsrail ordusu Tahran’a karşı saldırının türü konusunda hazırlıklarını tamamladı.
İsrail’de siyaset ve askeri bürokrasi, İran’ın direkt saldırılarına muhtemel yanıtın nasıl ve ne zaman olacağına ilişkin tartışmaya devam ediyor.
Habere konu kaynaklara göre, İsrail ordusu, İran ve bölgedeki vekillerine “nasıl karşı saldırı yapacağına karar verdi” ancak misillemenin zamanlaması henüz netlik kazanmadı.
Ayrıca, zamanlamanın değişkenlik arz edebileceği nedeniyle misillemenin türüne ilişkin alınan mevcut kararın da değişebileceğine yer veriliyor.
30 NİSAN SONRASINA İŞARET
İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin yaptığı açıklamada, 22 ila 30 Nisan arasında kutlanan Hamursuz Bayramı boyunca “vatandaşların normal yaşam sürmesini sağlayacağız” ifadelerini kullanması, misillemenin zamanlamasının çok yakın olmadığı şeklinde değerlendiriliyor.
Bu arada, haberde misillemenin türüne dair detay yer almadı. Ancak İsrail ordusu, 15 Nisan’da misilleme konusunda Savaş Kabinesi’ne birden fazla seçenek sunmuştu.
Bunlar arasında “ölçülü saldırı” olarak isimlendirilen “İran’a fiziki bir füze ya da hava saldırısındansa siber saldırı düzenlenmesi” seçeneği öne çıkmıştı. “Orta şiddette saldırı” olarak, siber saldırının yanı sıra bir askeri üs ya da tesise saldırılması opsiyonu değerlendirilmişti. “Kapsamlı saldırı” olarak ise siber saldırının yanı sıra İran genelinde askeri üs ve tesislerin de yer aldığı birden fazla stratejik noktaya saldırılar düzenlenmesi seçeneği masaya yatırılmıştı.
Öte yandan, son dönemde Lübnan sınırındaki saldırılarını ve faaliyetlerini artırdığı dikkati çeken İsrail’in misillemesinin İran’ın yanında Hizbullah’a karşı yapılması değerlendiriliyor.
İsrail ordusu dün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye vilayetine bağlı Bint el-Cubeyl’de Hizbullah’ın askeri kanadı Rıdvan Gücü’nün kıyı kesimindeki füze saldırılarından sorumlu biriminin sorumlusu Muhammed Hüseyin Mustafa Şahhuri’nin insansız hava aracı ile düzenlenen saldırıda öldürdüğünü öne sürmüştü.
Açıklamada, Şahhuri’nin, Lübnan’dan İsrail’e yönelik çok sayıda füze saldırısının planlayıcısı ve uygulayıcısı olduğu ifade edilmişti.
Ayrıca, Hizbullah’ın füze saldırılarından görev aldığı iddia edilen Mahmud İbrahim Fadlallah’ın da öldürüldüğü aktarılmıştı.
Hizbullah’tan yapılan açıklamada da Şahhuri ile Fadlallah’ın Lübnan’ın güneyinde öldüğü doğrulanmıştı.
İRAN İSRAİL GERİLİMİ
İsrail, İran’ın Şam’daki konsolosluk binasına 1 Nisan’da hava saldırısı düzenlemişti. Saldırıda, İran Devrim Muhafızları Ordusundan 2’si general 7 İranlı yetkili ölmüştü.
İran, İsrail’in konsolosluk saldırısının ülkesinin topraklarına saldırı anlamına geldiğini ve misillemede bulunacaklarını duyurmuştu. İsrail ise İran’ın saldırısına karşılık vereceğini bildirmişti.
Tahran yönetimi, 13 Nisan’da İsrail’e yüzlerce kamikaze insansız hava aracı, balistik ve seyir füzesiyle saldırı başlatmıştı.
İran bazı hedeflerin vurulduğunu, İsrail ise saldırıların çoğunun hava savunma sistemlerince önlendiğini ancak güneydeki bir askeri üsse füze isabet ettiğini açıklamıştı.
İsrail basını, Tel Aviv yönetiminin İran’ın hava saldırısına karşı “açık ve etkili” şekilde karşılık verme kararı aldığını iddia etmişti.

ÇOK ULUSLU SAVUNMA
ABD, İngiltere, Fransa ve Ürdün’ün de katıldığı müşterek savunma operasyonunda, Pentagon sözcüsü Patrick Ryder’ın açıklamasına göre, 81 İHA ve en az 6 balistik füze ABD tarafından düşürüldü. İngiltere de Kıbrıs’taki üssünden havalanan RAF jet uçaklarıyla İran saldırısına müdahale ederken, Ürdün’ün kendi hava sahasına giren dron ve füzeleri imha ettiği belirtiliyor. Fransa’nın ise füze ve dronların tespit ve takibinde operasyona katkı sağladığı aktarılıyor. İsrail, çok uluslu savunma operasyonunda müttefiklerinden ciddi bir katkı almış olmasına rağmen yine de balistik füzeler ve seyir füzelerinin çok büyük bir kısmını oldukça maliyetli olan kendi savunma sistemleri ile karşıladı.

SAVUNMA İÇİN MİLYAR DOLARLAR HARCADILAR
İsrail’in savunmasını önleme için havalanan savaş uçaklarının yanı sıra uzun menzilli balistik füzelere karşı koruma görevini üstlenen Arrow (Ok) 2 ve Arrow 3 sistemleri ile orta menzilli füzelere karşı koruma sağlayan Davud Sapanı hava savunma sistemi oluşturdu. İsrail medyasına değerlendirmelerde bulunan eski İsrail Genelkurmay Müsteşarı Tuğgeneral Ram Aminah, savunma operasyonunun İsrail’e 1-1.35 milyar dolara mal olduğunu söyledi. Bu sistemlerde kullanılan bir Arrow füzesinin 3.5 milyon dolara ve bir Magic Wand (Sihirli Değnek) füzesinin ise 1 milyon dolara mal olduğunu söyleyen Aminah, söz konusu maliyet hesabına savaş uçaklarının havalanma masraflarını dahil etmediğini belirtti.
İRAN ÇOK DAHA AZ HARCADI
İran’ın 300’den fazla silahla gerçekleştirdiği saldırısı görece daha az maliyetli. Tahran yetkilileri ürettikleri silahların maliyetlerini resmen açıklamasa da uluslararası kuruluşlar ve İran’ın silah ihraç ettiği ülkelerin açıklamaları, İran cephaneliğinin ortalama maliyetlerini ortaya koyuyor. İran’ın kullandığı belirtilen, alçak irtifada seyreden ve 50 kg patlayıcı taşıyabilen kamikaze dron klasmanındaki Şahid 136’ların piyasa fiyatı 20 bin dolar. İran’ın gönderdiği 120 balistik füzenin Heybar Şekan ve Emad füzelerinden oluştuğu belirtiliyor. Bu füzelerin de piyasa maliyeti 300 bin dolar. İran’ın saldırıda kullandığı en pahalı silahı ise 30 adet fırlatılan Paveh 351 seyir füzeleri. Rus ordusunun da kullandığı bu füzelerin tanesi 6 milyon dolar.

KAPTAN AMERİKA ‘BIDEN’
İran’ın başkenti Tahran’da propaganda amaçlı füze afişleri dikkat çekerken İsrail başkenti Tel Aviv’de ise bir duvara ABD Başkanı Joe Biden’ı İsrail bayrağı şeklindeki kalkanıyla koruma yapan çizgi kahraman Kaptan Amerika şeklinde tasvir eden bir grafiti yapıldı.
SADECE YÜZDE 33’LÜK BAŞARI
İRAN’ın 300’den fazla dron ve füzeyle gerçekleştirdiği saldırıdan yalnızca 9 balistik füzenin İsrail hava sahasına girerek infilak ettiği belirtiliyor. Bu füzelerden 5’i Beerşeba kentinin 15 km dışındaki Nevatim hava üssüne, 4’ü ise Necef Çölü’ndeki Negev hava üssüne isabet etti.

ŞARAPNELLER UYKUDAYKEN VURDU
Füzelerin üslerde ciddi bir hasara neden olmadığı belirtilirken, ailesiyle Necef çölünde yaşayan 7 yaşındaki Bedevi kız çocuğu Amina al-Hasoni saldırıdan zarar gören tek kişi oldu. İsrail devletinin resmen tanımadığı ve bu yüzden temel hizmetlerden mahrum kalan Bedevi nüfusu, çöldeki derme çatma evlerde yaşıyor. Bedevilerin, bomba sığınakları bulunmazken, küçük kızın İsrail’in önleyici füzelerinden birinin şarapnelleriyle yaralandığı belirtiliyor. Uykudayken başından yaralanan küçük kızın durumunun kritik olduğu belirtiliyor.

BALİSTİK FÜZE NEDİR?
Balistik füzeler, çeşitli başlıkları taşıyabilen ve uzun menzilli hedeflere ulaşabilen gelişmiş silah sistemleridir. Bu füzeler, motorlu uçuş sırasında yönlendirilmiş seyir füzelerinden farklı olarak balistik bir yol izlerler. İlk kıtalararası balistik füze olan R-7, bu teknolojiye öncülük etmiştir.
Dünya genelinde toplam 30 ülke, operasyonel balistik füzeler konuşlandırmıştır. Bu füzelerin geliştirilmesi, ABD, Çin Halk Cumhuriyeti, İran ve Rusya Federasyonu gibi ülkelerde gerçekleştirilen yaklaşık 100 balistik füze uçuş testi ile devam etmektedir. 2010 yılında, ABD ve Rusya hükümetleri, kıtalararası balistik füze (ICBM’ler) envanterlerini 2017’ye kadar her biri 1,550 birime düşürmek için bir anlaşma imzalamıştır.
İRAN ORDUSUNUN BALİSTİK FÜZE ÖZELLİKLERİ
| Füze Adı | Menzil (km) | Ağırlık (ton) | Faydalı Yük (kg) | Güçlendiriciler | Güdü Sistemi | İlk Uçuş | Giriş Tarihi | Durum |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Fajr-3 | 300 | 2.8 | 250 | Katı | INS/GPS | 1987 | 1991 | Hizmette |
| Fajr-5 | 500 | 3.3 | 500 | Katı | INS/GPS | 1994 | 1999 | Hizmette |
| Qiam-1 | 700 | 4.2 | 750 | Katı | INS/GPS | 2001 | 2002 | Hizmette |
| Sejjil | 2.000 | 8.0 | 1.000 | Katı | INS/GPS | 2008 | 2011 | Hizmette |
| Ghadr | 1.200 | 7.5 | 1.000 | Katı | INS/GPS | 2009 | 2010 | Hizmete Giriş Aşamasında |
| Shahab-3 | 1.350 | 6.2 | 500 | Sıvı | INS/GPS | 1999 | 2003 | Hizmette |
| Shahab-1 | 350 | 1.3 | 150 | Sıvı | INS/GPS | 1988 | 1991 | Emekli |
| Khalij-Fars | 1.000 | 3.0 | 250 | Katı | INS/GPS | 2010 | 2011 | Hizmette |
| Dezful | 900 | 3.5 | 250 | Katı | INS/GPS | 2015 | 2016 | Hizmette |
| Khorramshahr | 2.000 | 8.0 | 1.000 | Katı | INS/GPS | 2017 | 2018 | Hizmete Giriş Aşamasında |
| Fattah | 700 | 3.5 | 500 | Katı | INS/GPS | 2016 | 2017 | Hizmette |
KAMİKAZE İHA NEDİR?
Kamikaze İHA’lar, kendilerine verilen hedeflere doğrudan yönlendirilerek saldırı gerçekleştiren ve görevini tamamladıktan sonra yok olan özel bir teknolojiye sahiptir.
Shahed 136 İHA Teknik Özellikleri
| Özellik | Değer |
|---|---|
| Kanat Açıklığı | 2.5 metre |
| Uzunluk | 3.5 metre |
| Maksimum Hız | 185 km/saat (115 mph) |
| Menzil | 2.500 km’ye kadar (1.550 mile) |
| Ağırlık | 200 kg |
| Motor | Pervaneli motor |
| Harp Başlığı | Patlayıcı |
| Faydalı Yük | 20-40 kg |
| Gövde Malzemesi | Hafif karbon fiber |

BALİSTİK FÜZE ÖZELLİKLERİ NELERDİR?
Hız ve Yükseklik: Balistik füzeler, atmosferin dışına çıkarak yüksek hızlara ulaşabilir. Bir balistik füze, Mach 20’ye kadar hızlara ulaşabilir ve yörüngesine bağlı olarak birkaç yüz kilometre yükseklikte seyahat edebilir.
Fırlatma Platformları: Balistik füzeler çeşitli platformlardan fırlatılabilir. Kara tabanlı fırlatıcılar, denizaltı tabanlı fırlatıcılar (SLBM’ler), hava araçlarından fırlatmalar gibi çeşitli seçenekler mevcuttur.
Yörünge: Balistik füzeler, uçuşlarının büyük bir kısmını balistik yörüngede tamamlar. Fırlatmadan sonra, füze atmosferin dışına çıkar, ardından yerçekimi etkisiyle hedefe doğru düşmeye başlar.
Hassasiyet: Modern balistik füzeler, gelişmiş rehberlik sistemleri ve teknolojiler sayesinde oldukça hassas bir şekilde hedeflerini vurabilir. GPS, radar, atalet sistemleri ve optik sistemler bu rehberlikte kullanılır.
Çeşitli Başlıklar: Balistik füzeler genellikle nükleer başlıklar ile ilişkilendirilse de, konvansiyonel başlıklar da taşırlar. Biyolojik ve kimyasal başlıklar da kullanılabilir ancak bu tür başlıkların kullanımı uluslararası hukuka tabidir.
Çoklu Hedef Vuruş: Bazı balistik füzeler, birden fazla bağımsız olarak hedeflenebilen yeniden giriş aracına (MIRV) sahip olabilir. Bu, füzenin birden fazla hedefe aynı anda saldırmasını sağlar.
Gelişen Tehdit: Balistik füzelerin yayılması, dünya genelinde askeri güç dengesini ve güvenliği etkileyebilir. Bu nedenle, birçok ülke balistik füze savunma sistemlerine yatırım yapmaktadır.
Balistik füzeler, Soğuk Savaş dönemi boyunca stratejik caydırıcılık ve güç gösterisi açısından önemli bir rol oynadı. Günümüzde ise, bu füzeler küresel güvenlik politikalarında etkili olmaya devam ediyor.
]]>

BAYKAR’IN ENVANTERİ GENİŞLİYOR
Çakır füzesiyle ilk uçuşunu da geçtiğimiz haftalarda gerçekleştiren Akıncı hedefini başarıyla vurdu. Jane’s Report, Akıncı’nın yine milli üretim olan mini güdümlü akıllı füze ‘MAM-L’ ve ‘MAM-T’ füzelerini de envanterinde bulundurduğuna dikkat çekti. Füzelerin lazer yönlendirme sistemine sahip olduğunu da ifade eden Jane’s ”Akıncı aynı anda MAM-L, MAM-T ve daha ufak olan MAM-C füzelerini taşıyabiliyor. Baykar, Çakır’ı da SİHA’ya entegre ederek mühimmat envanterini genişletiyor” ifadelerine yer verdi.

DERİNGÖZ DENİZCİLİK BASININDA
Dünyanın saygın denizcilik yayın organlarından Naval Today de Aselsan tarafından üretilen ve savunma dünyası tarafından performansı merakla beklenen Türkiye’nin ilk insansız otonom sualtı aracı (İSA) ‘Deringöz’ün dalış testlerinin tamamlandığını küresel savunma sektörüne duyurdu.
İSA’nın hem askeri hem de sivil görevlerde kullanılabildiğinin altını çizen yayın organı ”yüksek manevra kabiliyeti, isabetli navigasyon kapasitesi, görev mühimmatının çeşitliliği, optik ve sonar görsel teknolojileri ve kablosuz iletişim özellikleriyle dikkat çekiyor” ifadeleriyle Deringöz’ün tanıtımını yaptı.

MİDLAS TANITILDI
600 metre derinlikte görev yapabilen ve “üstün kabiliyetli” olarak tanımlanan Deringöz için Naval Today sitesinde İSA’nın görev yelpazesi de “sualtı araştırma, gözlem, istihbarat, mayın yer belirleme, boru hattı yeri belirleme, liman ve üs koruma” ifadeleriyle tanıtıldı. Naval Today ayrıca Türkiye’nin ilk ulusal firkateyni olan TCG Istanbul’dan (F-515) ilk milli dikey füze fırlatma sistemi olan MİDLAS’ın başarıyla HİSAR-D RF füzesini fırlattığını da okuyucularına duyurdu. Yayın organında “böylece Türkiye’de ilk kez ulusal bir hava savunma platformu, ulusal bir deniz savaş aracından milli bir fırlatma sistemi kullanılarak test edildi” yorumunda bulunuldu.
“TÜRK GÜCÜ DURMAYACAK”
Naval Today’de ayrıca “Türkiye’nin deniz mühendislik gücü donanmasını gelişmiş teknolojilere sahip savaş platformlarıyla donatmaya devam edecek gibi görünüyor” yorumunda bulunuldu. Yayın organı TCG Istanbul’un geçtiğimiz Ocak ayında Türk Deniz Kuvvetleri’ne katıldığının da altını çizdi.
900 BİN KM’İ TB2 KORUYACAK
Bir başka savunma yayın organı ABD merkezli The Defense Post ise Hint Okyanusu’nda yer alan Maldivler’in ulusal güvenlik ve gözlem/keşif görevlerini gerçekleştirebilmek amacıyla ilk TB2 Bayraktar SİHA’larını aldığının altını çizdi. TB2’lerin bir hafta içinde operasyon görevlerine çıkmaya başlayacaklarının altını çizen yayın organı ülkenin bu sayede 900 bin kilometre karelik münhasır ekonomik bölgesini korumayı planladığını da iddia etti.
HİNDİSTAN GERİLİMİ TB2’Yİ GETİRDİ
Yayın organında 37 milyon dolarlık anlaşma ile temin edilen TB2’lerin Türkiye’den ithal edilmesinin arka planında ise ada ülkesinin Hindistan ile yaşadığı gerilimler olduğu ileri sürüldü. Yayın organındaki bilgilere göre Hindistan’ın bölgede hamilik ve hak iddia etmesi Maldivler’i TB2’lerin acil temini noktasında harekete geçirdi.
Fuarın ikinci gününde Aziz Yıldırım’ın sahibi olduğu Dearsan Tersanesi, Katar Deniz Kuvvetleri ile hücumbot inşasına yönelik sözleşme imzaladı.
Sözleşme, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün’ün huzurunda Katar Deniz Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Abdullah bin Hassan Al SULAİTİ ve Dearsan Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Yıldırım tarafından imzalandı.

İmzalanan sözleşme kapsamında Dearsan, Katar Donanması için 50 metre uzunluğunda 2 adet hücumbotun tasarım ve inşa faaliyetlerini gerçekleştirecek.
İnşa edilecek hücumbotlar; su üstü harbi, hava savunma harbi ve asimetrik harbe yönelik silah ve sensör sistemleriyle donatılacak.
SavunmaSanayiST.com tarafından fuar esnasında edinilen bilgilere göre hücumbotlar ASELSAN sistemleriyle donatılacak, her biri ASELSAN üretimi olan 30mm SMASH Stabilize Top Sistemi, MAR-D Hava Arama Radarı, Dost Düşman Tanımlama (IFF) ve muhabere sistemleri ile muhtelif radar ve elektro-optik sistemi kullanılacak

TÜRK LOYDU TARAFINDAN KLASLANACAK HÜCUMBOTLARIN ÖZELLIKLERI ŞÖYLE :
Görev
Asimetrik Savaş
Devriye Görevleri
Bölgesel Suların Korunması
Deniz Korsanlığı ile Mücadele
Kaçakçılık ve Uyuşturucu ile Mücadele
İnsan Kaçakçılığı ile Mücadele
Keşif ve Gözetleme
Arama ve Koruma
Afet Yardım Operasyonları
Sınır Kontrolü
Üs ve Liman Güvenliği

Teknik özellikler
Tam Boy : 46.75 m
Genişlik : 9.20 m
Draft : 1.90 m
Maksimum Hız : 40+ kts
Tam Yük Deplasman : 320 t
Seyir Siası : 1000 deniz mili
Tekne Malzemesi : Çelik
Üst Yapı Malzemesi : Sealium
Personel Sayısı : 24
Klas : Türk Loydu
Silah sistemleri
1 x 40 mm Leonardo Baş Top Sistemi
2 x 12.7 mm Uzaktan Komutalı Stabilize Makineli Tüfek Sistemi
2 x 12.7 mm Manuel Makineli Tüfek Sistemi
2 x 2 SSM MARTE ER Orta Menzilli Füze Sistemi
1 x 2 SAM SIMBAD-RC Hava Savunma Sistemi
Sevk ve elektrik sistemi
Ana Makineler : 3 x Dizel Ana Makine
Sevk : 3 x Su Jeti
Jeneratörler : 2 x Dizel Jeneratör
GEMİDE İKİ ADET ROKETSAN FÜZESİ BULUNUYOR
Öte yandan geminin kıç tarafında, her biri ikişer adet füze kapasitesine sahip 2 adet Roketsan ÇAKIR Seyir Füzesi lançerinin yer alması bekleniyor.
ÇAKIR SEYİR FÜZESİ
Roketsan tarafından geliştirilen ÇAKIR Füze Ailesi’nin lansmanı, 31 Mart 2022 tarihinde gerçekleştirildi. Toplamda 3 ayrı grupta 8 farklı füzeyi içeren 150+ kilometre menzilli ÇAKIR Füze Ailesi ile birçok güvenlik biriminin ihtiyacı, eşzamanlı olarak karşılanabilecek.
Modüler bir mimaride geliştirilen ÇAKIR Füze Ailesi; Gemisavar Füze (IIR, RF, Hibrit), Elektronik Harp Füzesi, Seyir Füzesi (IIR, RF, Hibrit) ve Sürü Sensörlü Seyir Füzesi olmak üzere dört ana grupta geliştiriliyor. Böylelikle Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı gibi kurumların ihtiyaçlarının giderilmesi amaçlanıyor.
150+ kilometre menzile sahip ÇAKIR Füzesi, 275 kilogramlık ağırlığıyla öne çıkıyor. Menziline göre oldukça hafif sayılabilecek ağırlığı sayesinde ÇAKIR Füzesi, faydalı yük kapasitesi oldukça kısıtlı olan hava platformlarında dahi çoklu bir şekilde taşınabiliyor.
Yaklaşık 70 kilogram ağırlığında bir ‘Yüksek Patlayıcılı Yarı Delici Parçacık Etkili Termobarik’ harp başlığına sahip olan ÇAKIR Füzesi, zırhlı veya zırhsız bütün hedeflere karşı etili olabiliyor.
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı, Yabancı Askeri Satışlar (FMS) kanalı ile Türkiye’ye 23 milyar dolar tahmini maliyet ile 40 yeni F-16V ve 79 modernizasyon kiti satışını onaylamıştı. Savunma Güvenliği İşbirliği Ajansı (DSCA), bu olası satışı Kongre’ye bildiren gerekli sertifikayı 26 Ocak 2024 tarihinde vermişti.
Tahmini maliyeti 23 milyar dolar olan sözleşmede (DSCA tarafından bildirilen tahmini maliyetler maksimumu belirtir, sözleşme bedelleri genelde daha düşük olur); şunlar yer almakta:
Bunlara ek olarak pakette AMRAAM CATM’leri, AIM-9X Sidewinder eğitim füzeleri ve Aktif Optik Hedef Dedektörleri (AOTD), HARM kontrol bölümleri, roket motorları ve savaş başlığı yedek parçalar; FMU-139 Ortak Programlanabilir Tapalar; GBU-54 için DSU-38 Lazer Güdüm Setleri, füze konteynerleri, AN/ARC-238 radyoları, AN/APX-127 veya eşdeğeri Gelişmiş Dost veya Düşman Tanımlama (AIFF) Mod 5 ile Birleşik Sorgulayıcı Transponderleri (CIT), Ortak Kaska Monte Cueing Sistemleri (JHMCS) II veya Scorpion Hibrit Optik Tabanlı Atalet Takip Cihazı (HObIT) kaska monteli ekranlar, Kızılötesi Arama ve İzleme (IRST) bölmeleri; AN/ALE-47 Karşı Tedbir Dağıtım Sistemleri (CMDS), KY-58 ve KIV-78 şifreleme cihazları, Basit Anahtar Yükleyiciler (SKL’ler), ek güvenli iletişim, hassas navigasyon ve kriptografik donanım, Uçuş Görev Planlama Sistemleri (FMPS), Uzaktan Kumandalı Video Gelişmiş Alıcılar (ROVER) 6i/6Sis; Taktik Ağ ROVER kitleri ve STINGER Çok Yönlü (MBI) antenler, SNIPER podu direkleri, işaret fişekleri ve mühimmat; bomba bileşenleri ve Mühimmat Yerleşik Test Yeniden Programlama Ekipmanı (CMBRE), Üçlü Füze Fırlatıcı Lançeri (TMLA), uçak, aviyonik ve silah entegrasyonu, test desteği ve ekipmanı, F-16 Block 40 ve Block 50+ uçakları için modernizasyon yükseltme kitleri ve Hizmet Ömrü Uzatma Programı (SLEP) modifikasyonları, uçak ve motor onarımı ve bakım sonrası yenileme; motor ve uçak yedek ve onarım parçaları, sarf malzemeleri ve aksesuarları ile onarım ve iade desteği, uçak, motor, yer, ve pilot destek ekipmanı; Sınıflandırılmış/Sınıflandırılmamış Bilgisayar Programı Kimlik Numarası (CPIN) sistemleri; elektronik harp veritabanı desteği; direkler, fırlatıcı adaptörleri, silah arayüzleri, bomba ve fırlatma rafları, uyumlu yakıt tankları ve seyahat bölmeleri, hassas ölçüm ekipmanı laboratuvarı ve kalibrasyon desteği, yayınlar, kılavuzlar ve teknik belgeler, haritalar ve haritalama verileri, tesisler ve inşaat desteği, simülatörler ve eğitim cihazları; personel eğitimi ve eğitim ekipmanı yer almakta.
Uydu gibi yükleri uzaya taşıyabilecek platformları inşa etmek için çalıştıklarını belirten İkinci, Ar-Ge çalışmalarını ve ilk denemeleri yaptıklarını söyledi.
Türkiyenin uzay yarışında rekabet edecek aşamaya gelmesi için teknoloji geliştirdiklerini aktaran İkinci, “Amacımız mikro uydu fırlatma sistemi ile 100 kilogramlık kendi yaptığımız bir uyduyu yörüngeye yerleştirmek. Ülkemizin uzay yarışında var olduğunu göstermesi, uzaydaki ekonomik potansiyeli değere çevirecek teknolojilerin geliştirilmesi bizim için çok kritik” dedi.
İkinci, ROKETSAN olarak sadece Türkiyenin ihtiyacı için değil, dost ve kardeş ülkeler başta olmak üzere bir çok ülkeye silah sistemlerini ihraç etmek için çaba gösterdiklerini söyledi.
Son dönemde büyük bir ihracat hamlesi başlattıklarını ifade eden İkinci, Orta Doğu ve Uzak Doğu ülkelerinin yanı sıra Avrupa ve Amerika kıtası dahil çok geniş bir ihracat ağına sahip olduklarını kaydetti.
Türk savunma sanayisindeki başarılarla kendi ürünlerinin de çok ciddi ilgi görmeye başladığına dikkati çeken İkinci, dünyadaki çatışma ortamlarının, silahlanmanın artmasıyla beraber mühimmat, roket ve füze ürünlerine ilginin de arttığını vurguladı.
ROKETSAN olarak bu pazardan pay almaya çalıştıklarını belirten İkinci, “Çok da başarılı sonuçlar alıyoruz. Avrupalı ve Amerikalı rakiplerimizle girdiğimiz ihalelerden başarılı sonuçlar elde ederek ülkemizin ihracat potansiyelini hızla artıracak hamleler içerisindeyiz. 2023 yılında 30dan fazla ülkeye 300 milyon doların üzerinde ihracat gerçekleştirdik.
Bu rakamı 500 milyon doların üzerine taşımayı düşünüyoruz. ROKETSANın ihracattan elde ettiği cironun yarısını Ar-Ge ve üretim faaliyetlerine aktarıyoruz. Ülkenin en büyük Ar-Ge kuruluşlarından bir tanesiyiz” dedi.
TAYFUN FÜZESİNİN SERİ ÜRETİMİ DEVAM EDİYOR
Gelirlerinin büyük bir kısmını araştırma ve geliştirmeye ayırdıkları için çıkardıkları yeni ürünlerin TSK ve uluslararası pazarda kendisine yer bulduğunu anlatan İkinci, “TAYFUN füzesi kendimizin geliştirdiği uzun menzilli füzemiz. Yakın zamanda Savunma Sanayi Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı ile seri üretim sözleşmesini imzaladık. Seri üretimleri devam ediyor.” dedi.
İkinci, NATOya üye ülkelerin taleplerinin Türkiyenin savunma sanayisi tarafından karşılanması için çaba gösterdiklerini vurguladı.
“KARAOK İHRAÇ EDİLDİ, SÖZLEŞMESİ İMZALANDI”
Savaş alanındaki etkinliği görüldükten sonra portatif hava savunma sistemleri ve tank savar sistemlerinin büyük potansiyel içerdiğinin fark edildiğini anlatan İkinci, şunları kaydetti:
“Bu konuda herkes talepte bulunuyor. Bu alandaki ürünler de bu talebi karşılayacak seviyede değil. Ülkemizin bu alana yatırım yapmış olması portatif hava savunma füze sistemi SUNGURu hem de kısa menzilli tanksavar füze sistemi KARAOKu üretmiş, seri üretime geçirmiş olması bizim ülkemiz açısından büyük şans.
TSKnın ihtiyacını karşılamakla kalmıyor ihracat potansiyelini de değerlendiriyoruz. Bu ürünleri üretmemiş olsaydık dünyada zor bulunan bu teknoloji açısından ülkemiz sıkıntıda olacaktı. KARAOK ihraç edildi, sözleşmesi imzalandı. SUNGUR için de ihracat sözleşmeleri konusunda görüşmeler devam ediyoruz. Bunlar en hızlı satacağımız ürünlerin başında yer alacak.”
Milli Dikey Atım Lançer Sisteminin (MİDLAS) İstanbul Fırkateynine entegrasyonunun tamamlandığı bilgisini veren İkinci, “MİDLAStan hava savunma sistemi füzemizin atışını gerçekleştirmek istiyoruz. MİDLASın diğer fırkateynlere de yaygınlaştırılmasını istiyoruz. MİDLAS da kötü komşu mal sahibi yapar örneklerinden bir tanesi.
Türkiyenin alamadığı bu sistemi ROKETSAN olarak geliştirdik. Büyük bir ihracat potansiyeli var. Uzak Doğudaki ülkelerle gemi modernizasyonu ve gemi inşası konusunda MİDLASın ürün olarak yerleştirilmesi noktasında ciddi çalışmalarımız var. Bunu da en kısa sürede sözleşmeye çevirmeyi düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
Uydu gibi yükleri uzaya taşıyabilecek platformları inşa etmek için çalıştıklarını belirten İkinci, Ar-Ge çalışmalarını ve ilk denemeleri yaptıklarını söyledi.

Türkiye’nin uzay yarışında rekabet edecek aşamaya gelmesi için teknoloji geliştirdiklerini aktaran İkinci, “Amacımız mikro uydu fırlatma sistemi ile 100 kilogramlık kendi yaptığımız bir uyduyu yörüngeye yerleştirmek. Ülkemizin uzay yarışında var olduğunu göstermesi, uzaydaki ekonomik potansiyeli değere çevirecek teknolojilerin geliştirilmesi bizim için çok kritik.” dedi.
İkinci, ROKETSAN olarak sadece Türkiye’nin ihtiyacı için değil, dost ve kardeş ülkeler başta olmak üzere bir çok ülkeye silah sistemlerini ihraç etmek için çaba gösterdiklerini söyledi.
Son dönemde büyük bir ihracat hamlesi başlattıklarını ifade eden İkinci, Orta Doğu ve Uzak Doğu ülkelerinin yanı sıra Avrupa ve Amerika kıtası dahil çok geniş bir ihracat ağına sahip olduklarını kaydetti.
Türk savunma sanayisindeki başarılarla kendi ürünlerinin de çok ciddi ilgi görmeye başladığına dikkati çeken İkinci, dünyadaki çatışma ortamlarının, silahlanmanın artmasıyla beraber mühimmat, roket ve füze ürünlerine ilginin de arttığını vurguladı.
ROKETSAN olarak bu pazardan pay almaya çalıştıklarını belirten İkinci, “Çok da başarılı sonuçlar alıyoruz. Avrupalı ve Amerikalı rakiplerimizle girdiğimiz ihalelerden başarılı sonuçlar elde ederek ülkemizin ihracat potansiyelini hızla artıracak hamleler içerisindeyiz. 2023 yılında 30’dan fazla ülkeye 300 milyon doların üzerinde ihracat gerçekleştirdik. Bu rakamı 500 milyon doların üzerine taşımayı düşünüyoruz. ROKETSAN’ın ihracattan elde ettiği cironun yarısını Ar-Ge ve üretim faaliyetlerine aktarıyoruz. Ülkenin en büyük Ar-Ge kuruluşlarından bir tanesiyiz.” dedi.
TAYFUN FÜZESİNİN SERİ ÜRETİMİ DEVAM EDİYOR
Gelirlerinin büyük bir kısmını araştırma ve geliştirmeye ayırdıkları için çıkardıkları yeni ürünlerin TSK ve uluslararası pazarda kendisine yer bulduğunu anlatan İkinci, “TAYFUN füzesi kendimizin geliştirdiği uzun menzilli füzemiz. Yakın zamanda Savunma Sanayi Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı ile seri üretim sözleşmesini imzaladık. Seri üretimleri devam ediyor.” dedi.
İkinci, NATO’ya üye ülkelerin taleplerinin Türkiye’nin savunma sanayisi tarafından karşılanması için çaba gösterdiklerini vurguladı.
“KARAOK İHRAÇ EDİLDİ, SÖZLEŞMESİ İMZALANDI”
Savaş alanındaki etkinliği görüldükten sonra portatif hava savunma sistemleri ve tank savar sistemlerinin büyük potansiyel içerdiğinin fark edildiğini anlatan İkinci, şunları kaydetti:
“Bu konuda herkes talepte bulunuyor. Bu alandaki ürünler de bu talebi karşılayacak seviyede değil. Ülkemizin bu alana yatırım yapmış olması portatif hava savunma füze sistemi SUNGUR’u hem de kısa menzilli tanksavar füze sistemi KARAOK’u üretmiş, seri üretime geçirmiş olması bizim ülkemiz açısından büyük şans. TSK’nın ihtiyacını karşılamakla kalmıyor ihracat potansiyelini de değerlendiriyoruz. Bu ürünleri üretmemiş olsaydık dünyada zor bulunan bu teknoloji açısından ülkemiz sıkıntıda olacaktı. KARAOK ihraç edildi, sözleşmesi imzalandı. SUNGUR için de ihracat sözleşmeleri konusunda görüşmeler devam ediyoruz. Bunlar en hızlı satacağımız ürünlerin başında yer alacak.”
Milli Dikey Atım Lançer Sistemi’nin (MİDLAS) İstanbul Fırkateyni’ne entegrasyonunun tamamlandığı bilgisini veren İkinci, “MİDLAS’tan hava savunma sistemi füzemizin atışını gerçekleştirmek istiyoruz. MİDLAS’ın diğer fırkateynlere de yaygınlaştırılmasını istiyoruz. MİDLAS da ‘kötü komşu mal sahibi yapar’ örneklerinden bir tanesi. Türkiye’nin alamadığı bu sistemi ROKETSAN olarak geliştirdik. Büyük bir ihracat potansiyeli var. Uzak Doğu’daki ülkelerle gemi modernizasyonu ve gemi inşası konusunda MİDLAS’ın ürün olarak yerleştirilmesi noktasında ciddi çalışmalarımız var. Bunu da en kısa sürede sözleşmeye çevirmeyi düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Toplantı sırasında Özsert, Pakistan ve Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı savaş uçaklarının karşılıklı değişim programları aracılığıyla temel seviyeden taktik ve operasyonel seviyelere kadar eğitimine yönelik kapsamlı destek sağlama konusundaki kararlılığın güvencesini verdi.
HAVADAN-HAVAYA FÜZE PROJESİ
Pakistan Hava Kuvvetleri’nden yapılan açıklamaya göre; görüşmede, her iki Hava Kuvvetleri için azami fayda sağlamak üzere Havadan Havaya Füze Teknolojisi değişim programının sürdürülmesi de ele alındı. Mevcut iş birliği düzeyini daha da pekiştirmek amacıyla her iki taraf da devletten devlete, şirketten şirkete, askerli makamlar arasında ve Hava Kuvvetlerinden Hava Kuvvetlerine iş birliğini güçlendirme konusunda mutabık kaldı.
Türkiye ve Pakistan, savunma sanayii alanındaki iş birliğini her geçen gün arttırıyor. ASFAT A.Ş. ana yükleniciliğinde halihazırda Pakistan Donanması için 4 adet MİLGEM Korveti’nin inşa faaliyetleri devam ediyor. İlk gemi PNS BABUR, kısa süre önce teslim edildi. Öte yandan BAYKAR ise Pakistan’a hem AKINCI TİHA hem de Bayraktar TB2 SİHA ihraç etmiş durumda.
Hava-hava füzesi alanında Türkiye’nin şu projeleri öne çıkıyor:
GÖKTUĞ PROJESİ
GÖKTUĞ Projesi Sözleşmesi, Hv.K.K.lığının hava-hava füzesi ihtiyaçları doğrultusunda, MSB ARGE ile TÜBİTAK SAGE arasında 14 Aralık 2012 tarihinde imzalanmış, Kasım 2016 tarihinde ise SSB’ye devredilmişti.
Mevcut GÖKTUĞ Projesi Sözleşmesi çerçevesinde Görüş İçi (BOZDOĞAN-GİF) ve Görüş Ötesi (GÖKDOĞAN-GÖF) olmak üzere F-16 PO-I uçakları için iki farklı konfigürasyonda füzenin tasarım ve geliştirmesinin gerçekleştirilmesi, kalifikasyonun tamamlanması ve prototiplerinin teslimatı planlanıyor.

BOZDOĞAN GÖRÜŞ İÇİ HAVA HAVA FÜZESİ (WVRAAM)
BOZDOĞAN, ABD üretimi AIM-9X’in muadili olan Görüş İçi Hava Hava Füzesi’dir. Mükemmel Nişan Hattı Sapma (off-boresight ) açısı sağlayan yüksek çözünürlüklü Görüntüleyici Kızılötesi (IIR) Arayıcı Başlığa sahip olan BOZDOĞAN, elektronik harbe karşı dayanıklı yapıdadır. Yaklaşık 25 kilometre menzile sahip olan füze, ses hızının 3 katı hıza (Mach 3) ulaşabilmektedir ve vektör kontrolü sayesinde yüksek manevra yeteneğine sahiptir. IIR başlığı sayesinde, seyir füzelerine dahi etki edebilecek şekilde geliştirildi.
TÜBİTAK-SAGE ve 401’inci Test Filo Komutanlığı iş birliği ile Nisan 2019’da çırpıntı (flutter) testleri başlatılan BOZDOĞAN’ın; Kasım 2019’da yerdeki F-16 kanadından test atışı gerçekleştirilmiş ve 4 kilometre yükseklikteki yüksek hızlı insansız hava aracını başarıyla imha etmiştir. BOZDOĞAN’ın, Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde yer alan AIM-9 Sidewinder Füzelerinin yerini alması planlanıyor.

GÖKDOĞAN GÖRÜŞ ÖTESİ HAVA HAVA FÜZESİ (BVRAAM)
GÖKDOĞAN, ABD üretimi AIM-120 AMRAAM’ın muadili olan Görüş Ötesi Hava Hava Füzesi’dir. Katı hal tasarımlı Aktif Radar (AR) Arayıcı Başlığı bulunan GÖKDOĞAN; at-unut, birden fazla hedefe kilitlene bilme, atış sonrası kilitlenebilme ve her açıdan atış yeteneklerine sahiptir. Elektronik harbe karşı dayanıklı olan füze, karıştırma kaynağına güdümlenebilmektedir. Yaklaşık 65 kilometre menzile sahip olan füze, veri bağı sayesinde hedef güncellemesi yapabilmektedir.
Dünyada çok az sayıda muadili bulunan KARAOK’un ‘üstten vuruş’ yapabildiğine değinen uzmanlara göre, Ankara NATO’da bu kabiliyete sahip çok az sayıdaki merkezden biri olacak.
Yerli ve milli savunma sanayiinde 2024 yılı da oldukça hızlı başladı… Milli Savunma Bakanlığı’nın ihtiyaçları doğrultusunda ilgili kurumlarca koordine edilen çalışmaların bazılarında seri üretim kararları alınıyor.
Bu kapsamda geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Kara Füze Sistemleri İmza Töreni’nde Tayfun, Sungur, TRG-230 ve KARAOK füzelerinin seri üretimi için imzalar atıldı. Törende gösterilen tanıtım videolarında, KARAOK’un hedef tankı ‘top attack’ olarak bilinen üstten vuruşla etkisiz hale getirmesi değerli bir detaydı.
TRT Haber, Savunma Sanayii Araştırmacısı Anıl Şahin ile hem bu kabiliyeti hem de KARAOK’un gerek Türk Silahlı Kuvvetleri gerek NATO için ne anlama geldiğini konuştu.
TANKLARI TEPEDEN VURABİLMEK NEDEN ÖNEMLİ?
Öncelikle ‘top attack’ ya da ‘üstten vuruş’ kavramını anlatmaya başlıyor Şahin…
Tankların yan ve ön kısımlarının en kalın zırha sahip yerler olduğunu söylüyor. “Zırhın en zayıf olduğu yer ise kulenin üst tarafı. Ancak kritik bir detay daha var. Buradaki zırhın delinmesi durumunda tankın içindeki mühimmatın da infilak etme riski çok yüksek. Bu sebeple ‘top-attack’ denilen üsten vuruş modu son derece değerli bir kabiliyet” bilgisini paylaşıyor.
“KARAOK İLE İLK KEZ BU İMKANA KAVUŞUYORUZ”
‘Üstten vuruş’ meselesini Türkiye’nin daha önce tripod üzerinden atılan OMTAS füzesiyle denediğini ve bunu başardığını hatırlatıyor Şahin. “Peki, KARAOK’u özel kılan ne?” diye soruyoruz…
“KARAOK ile ilk kez bizim de omuzdan atılan ve üstten vuruş yapabilen bir tanksavar füzemiz olacak” diyor ve devam ediyor:
“Gerek piyadelerimiz gerek özel kuvvet unsurlarımız şok saldırıları gerçekleştirip hasım unsurların zırhlı birliklerine ağır kayıplar verdirebilecek. Çok ciddi bir kabiliyetten söz ediyoruz.
KARAOK öncesinde elimizde bir muadili yoktu. Özel Kuvvetler Komutanlığı için ABD yapımı Javelin talebi olduğu medyaya yansımıştı. Ancak tedarik gerçekleşti mi bilmiyoruz. Şimdi biz Javelin’e de ciddi bir rakip çıkartıyoruz.
Omuzdan atıldığı için KARAOK haliyle küçük bir füze. Harp başlığı da buna göre tasarlandı. Ancak özellikle üsten vurduğu bir tank, kolay kolay bir daha muharebe sahasına dönemez. İlaveten belki de ilerleyen aşamalarda düşman piyadesine karşı kullanılacak versiyonunu da görebiliriz.”
“NATO İÇİN DE DEĞERLİ BİR KAZANIM”
Anıl Şahin, omuzdan tek er tarafından atılan ve ‘top attack’ kabiliyetine sahip olan füzeler arasında KARAOK’un ABD’li Javelin dışında kayda değer bir rakibi olmadığı görüşünde.
Burada ilginç bir detay daha veriyor ve Türk mühendislerce geliştirilen KARAOK’un NATO için de çok değerli bir kazanım olduğuna işaret ediyor.
“KARAOK, NATO’da bu özelliklere sahip omuzdan atılabilen ikinci füze olacak” bilgisini paylaştıktan sonra ilgili füzenin testlerinin yeni tamamlandığını, muhtemelen bu yıldan itibaren az sayıda teslimatın gerçekleşeceğini söylüyor.
KARAOK FÜZESİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
ROKETSAN imzalı KARAOK omuzdan atılan tanksavar füzesi ülkemizin en kısa menzilli füzelerinden biri. Proje başlarken ilk etapta 1,5 kilometre menzil hedeflense de gelinen noktada daha uzun menzillere ulaşıldığı biliniyor.
Savunma sanayii çevrelerince KARAOK ve benzer projeler, omuzdan atıldığı için geliştirilmesi en zor tanksavar füzeleri olarak kabul ediliyor.
Tek er tarafından omuzdan kolayca ateşlenebilecek füzenin envantere girmesi için çalışmalar yoğun bir şekilde ilerliyor.
]]>
‘GÜÇLÜ BİR SİLAHLI KUVVETLERE SAHİP OLMAMIZ HAYATİ ÖNEME HAİZDİR’
Bakan Güler, başta Türkiye’nin yakın coğrafyası olmak üzere tüm dünyada çatışmaların arttığı ve savaşa dönüştüğü bir sürece şahit olduklarını dile getirerek, “Bu kaotik ortam, risk ve tehlikeler, her zamankinden daha öngörülemez hale gelmiştir. Dolayısıyla bu hassas dönemde ülkemizin hakkını ve hukukunu korumak için güçlü bir silahlı kuvvetlere sahip olmamız hayati öneme haizdir. Binlerce yıllık şanlı mazisi ile dünyadaki emsalleri arasında seçkin ve saygın bir konuma sahip olan Kara Kuvvetlerimizi daha modern, daha etkin ve daha güçlü kılmak için çalışmalarımızı yoğun bir şekilde gayretle sürdürüyoruz” diye konuştu.
‘KARA KUVVETLERİMİZE ÇOK DEĞERLİ KATKILAR SAĞLAYACAKTIR’
Sürdürülen bu çalışmalar kapsamında, 4 önemli füze sisteminin seri üretim sözleşmesinin imzalandığını ifade eden Güler, “Bu ürünler yurt içi ve sınır ötesinde, başta terörle mücadele olmak üzere yoğun ve kapsamlı faaliyetler icra eden Kara Kuvvetlerimize çok değerli katkılar sağlayacaktır. Her geçen gün ordumuzun envanterine kazandırdığımız tüm bu sistemlerin ne kadar kritik ve gerekli olduğu, savunma ve güvenlik konularının her geçen gün daha fazla emniyet arz ettiği, bu süreçte çok daha iyi anlaşılmaktadır” ifadelerini kullandı.

‘ULAŞTIĞIMIZ SEVİYENİN YUKARILARA TAŞINMASI HAYATİ ÖNEME HAİZDİR’
Yerli savunma sanayisini, ülke bekasının ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini belirten Güler, “Bu kapsamda, savunma sanayisi ürünlerimizin değişim ve yeniliklere uyum sağlaması, modern teknolojiye entegre bir şekilde geliştirilmesi; üretim, imkan ve kapasitelerinin en üst seviyeye çıkartılması, ayrıca savunma sanayisi alanında istihdam edilecek donanımla ve yeterli sayıda personele sahip olunması, kalıcı ve sürdürülebilir bir kurumsallaşma ile ulaştığımız seviyenin daha da yukarılara taşınması hayati öneme haizdir” dedi.

‘YAPACAK DAHA ÇOK İŞİMİZ VAR’
Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ise Türk savunma sanayisinin gelişimine değinerek, bu gelişimin uluslararası anlamda dikkat çektiğini kaydetti. Görgün, TSK’nın Türk savunma sanayisi ürünlerini kullanmaktan gurur duyduğunu ve bu durumun da kendileri için en büyük motivasyon kaynağı olduğunu ifade etti. Savunma sanayisinde yüzde 80’lere ulaşan yerlilik oranının, oluşturulan büyük bir ahenk sonucu olduğunu söyleyen Görgün, “Allah’a şükür biz bunu yakalamış durumdayız. Dünya, bunu gıptayla izler durumda; ama yapacak daha çok işimiz var. Bunun da farkındayız. Biz bir oldukça, birlikte çalıştıkça, bu ahengimizi devam ettirdikçe zaman da bereketlenir, ortaya koyduğumuz kaynaklar da bereketlenir. Yeter ki hepimizin gayreti ve samimiyeti bu ortak hedeflere ulaşmak noktasında olsun” diye konuştu.
‘EN İYİSİNİ YAPACAĞIMIZDAN HİÇ ENDİŞEMİZ YOK’
Kritik teknolojilerde aşılması gereken bariyerlerin olduğunu ve bunun için de daha çok çalışmak gerektiğini belirten Görgün, “Birtakım alışılagelmiş yöntemlerin, üretimlerin ve teknolojilerin ötesinde, kutunun dışından bakarak çözüm oluşturmamız gereken çok önemli, ciddi teknik problemler var. Bunları çözmek için de bizim motivasyonumuz, gayretimiz ve bizi sonuna kadar destekleyen Cumhurbaşkanımız var. En iyisini yapacağımızdan hiç endişemiz yok” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Bakan Güler’e Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün tarafından, törende sözleşmesi imzalanan ürünlerden Tayfun füzesinin maketi hediye edildi. Ardından, ürünler için imzalar atıldı. İmzalanan sözleşme ile birlikte, Tayfun füzesinin Blok-1 versiyonu, TRLG-230 füzesi, Sungur hava savunma füze sistemi ve Karaok kısa menzilli tanksavar silahının program çerçevesinde TSK’ya teslimatları gerçekleştirilecek.