Gazeteci Halil İbrahim İzgi, burada yaptığı konuşmada, müzede haksızlık ve zulüm mekanizmasının uluslararası, ekonomik ve medya ayaklarının temel bir anlatıyla işlendiğini söyledi.

Bu müze ve benzeri yerlerin sadece bir anma değil aynı zamanda ilham alınacak üretim mekanları olarak da görülmesi gerektiğini dile getiren İzgi, “Buralarda daha sık bir araya gelmemiz lazım. Çünkü burası bir müze değil. Bu anlamda da kıymetli. Burası bir hafıza mekanı.” dedi.
İzgi, “Hikayenin bir parçası da biziz, birçoğumuz bizzat yaşadı. Kenarından yaşayanlar da o kadar büyük bir anlatının içinde muhakkak suretle bir şeyler buluyorlar. Burası bir üretim mekanı, hafızamızı taze tutma, dersler çıkarma mekanı. Yayıncılığın da aynı şekilde, dersler çıkararak muhakkak surette bu anlatıyı oluşturabileceğini düşünüyorum. Gençlerimiz 15 Temmuz’da ne kadar şuurlu olduklarını, ne kadar vatansever olduklarını gösterdiler. Buranın neye hayır dediğimizi göstermek kadar, nelere evet diyeceğimize ve neler yapmamız gerektiğine karar vermemiz gereken bir yer olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

– “TÜRK TOPLUMUNUN BÖYLE BİR SAĞDUYUSU VAR”
Yayıncı ve yazar Melike Günyüz, 15 Temmuz’un Türkiye gibi bir toplumda dinin kullanışlı bir alan olduğunu gösterdiğini belirterek, “Herhangi bir dini inanç bağlamında zihnimizin akıl etme ve sorgulama melekelerini çok çabuk saf dışı bırakabileceğimizi de gösterdi. Bunu çok kötü yaşayarak gördük. Yani bundan sonrası için, ülkenin selameti için bunu çok önemli bir nokta olarak görüyorum.” diye konuştu.
Çocuklara sahip çıkmanın önemini vurgulayan Günyüz, “Genel olarak muhafazakar Türk ailelerinde şöyle bir durum var. ‘Ben çalışıyorum, çocuklarımız aman dinden uzak olmasınlar, güvenilir bir yerlerde dinini öğrensinler.’ Dinini kaybetmesinler kaygısı ne yazık ki bizi bu günlere getirdi. Olayı çok daha büyük düşünmek zorundayız. Ben yıllar geçtikçe yaşım ilerledikçe aslında devletin açtığı yaz Kuran kurslarının ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladım.” ifadelerini kullandı.
Olayın bir bütün olarak ele alınması gerektiğine işaret eden Günyüz, “15 Temmuz gecesi bence millet olmanın çok önemli bir göstergesiydi.” diye konuştu.
Günyüz, 15 Temmuz gecesinde toplumun her kesiminden insanın sokağa çıktığını vurgulayarak, “Türk toplumunun böyle bir sağduyusu var. Yani o sağduyu, millet olma sağduyusu, aslında size o anda neyin yanlış olduğunu gösteriyor. Sistemin adaletli işlemesinin de çok önemli olduğunu görüyoruz.” görüşünü paylaştı.
Devletin kendi içindeki denetim mekanizmalarının da önemli olduğunun altını çizen Günyüz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oluşturduğu güven ortamını ve bir bayrak altında toplanma duygusunu çok kıymetli bulduğunu kaydetti.
– “BU ÜLKENİN GELECEK NESİLLERİNE BORCUMUZ VAR”
Hafıza 15 Temmuz Müzesi Müdürü Tuba Danış Ketancı ise 15 Temmuz gecesine ait güvenlik kamerası görüntüleri, cep telefonuyla çekilmiş görüntüler ve kameramanların şahitlikleriyle çekilmiş o geceyi anlatan görüntüler bulunduğunu belirterek, “Saat olarak baktığınızda bir ülkenin tarihinde çok kısa görünse de hiç bitmeyecekmiş gibi bir gece yaşadık.” dedi.
Müzede 15 Temmuz’da yaşananların yanı sıra Amerika’nın keşfi sonrasında başlayan sömürgecilik tarihinin ve güç elde etmek isteyen insanoğlunun yaptığı kötülüklerin de işlendiğini dile getiren Ketancı, “FETÖ ilk değildir, son da olmayacak muhtemelen ama biz akıllı olursak, uyanık olursak, çocuklarımızı bilinçli yetiştirirsek en azından bizim ülkemiz için son olmasını diliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Her ülkede güç devşirmek için farklı adlar altında yapılanmaların milletin aleyhine çalışmalar yapabildiğini belirten Ketancı, “Şehitlerimize borcumuz kadar aslında çocuklarımıza ve torunlarımıza da borcumuz var. Bu ülkenin gelecek nesillerine borcumuz var. Bu vatan kolay kazanılmadı.” değerlendirmesini yaptı.
Ketancı, “Silahlı darbe girişimine sivil halk olarak, silahsız olarak, ilk engel olan Türk milletiyiz. Biz bununla ne kadar gurur duysak az ama bu gururla belli çalışmalar yapmaya devam etmemiz gerekiyor. Bu açıdan kitap çok kalıcı bir eser. Filmler, görseller hepsi çok kalıcı eserler. Kendi dilimizi oluşturmanız gerekiyor.” diye konuştu.
15 Temmuz hain darbe girişiminde şehit olanların yakınlarının da katıldığı etkinlik, konuşmaların ardından sona erdi.

15 Temmuz şehitlerinin ve gazilerin anısına hazırlanan ve Türk halkının kalbine dokunacak filmin yapımcılığını Uğur Uzunok üstlendi. Filmin yönetmenliğini ise Berat Özdoğan yaptı.
“İNSANIN KÖTÜ ANILARINI HATIRLAMASI GEREKİR”
TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, resmi sosyal medya hesabından destansı filmin fragmanını paylaşarak, “İnsanın kötü anılarını hatırlaması gerekir. Kirli zihinlerin ülkemiz üzerine yaptıkları karanlık planları yerle yeksan ettiğimiz #15Temmuz gecesini anlatan yeni filmimiz “Ben ve Babam – Vatan”, bu akşam 20.00’de @trt1’de. Hatırlamak ve hatırlatmak için…” dedi.

SIRADAN İNSANLAR O GECE BİRER KAHRAMANA DÖNÜŞTÜ
Filmin yapımcısı ve senaristi Uğur Uzunok, Ben ve Babam-Vatan filminin 15 Temmuz 2016’da Ankara’da yaşanan olayları el aldığını belirterek, bugüne kadar yapılan filmlerin daha çok politik taraflarıyla anlatıldığının altın çizdi. Uzunok, “15 Temmuz’u tüm memleket beraber yaşadık. Herkesin bir hikayesi var. Biz bu hikayelerden sadece birine odaklandık ama bütün hikayeleri de içinde saklıyor. Bu yüzden herkes Ben ve Babam-Vatan filminde kendinden bir şeyler bulacak” dedi ve sözlerine filmdeki karakterleri anlatarak devam eden Uzunok, “Mühendis bir baba, çok bilmiş bir çocuk, mobese merkezinde çalışan bir anne. Sevdiğinin darbeci olduğundan habersiz bir genç kadın, babası 28 Şubat mağduru bir çalışan. 15 Temmuz gecesi TÜRKSAT’ta darbecilere direnip şehit olan Ahmet Abi. Nefsiyle baş başa kalanlar ve cesaretle sokağa çıkanlar. Her karakter o geceki ruhun bir simgesi. Türkiye’yi sevenler, 15 Temmuz gecesi gözünü kırpmadı. Hepimiz sınırda nöbet bekleyen askerlere dönüştük. Sıradan insanların o gece nasıl birer kahramana dönüştüklerini gördük. 15 Temmuz, Türk milletinin her ferdini kader ipiyle birbirine bağlayan bir düğümdür. O bağa bağlı olanlarla, o bağdan ayrı olanlar; Çanakkale harbinde, Kurtuluş Savaşı’nda karşı tarafa çalışan gayri-namuslarla, varını yoğunu ortaya döküp milleti için savaşanların ayrıştığı gibi ayrışır. 15 Temmuz’da gaflet uykusundan uyandık, bizi bir daha da uyutamayacaklarını gösterdik. Bu filmi maziye ve istikbale hatırlatmak için çektik. Sıkıntılarla karşılaşınca ara ara kendime dur, diyorum. 15 Temmuz’u düşün. Yorganını o gecenin ümidiyle doldur ve örtün. Bir sarkaçta gidip gelen memleketi bu millet 15 Temmuz gecesi bir kez daha kazandı” açıklamasında bulundu.

“TANK SAHNESİ EN KRİTİK OLANIYDI”
İki ayda filmi tamamladıklarını belirten Uğur Uzunok, çekimlerin ise İstanbul ve Ankara’da olduğunu söyledi. Uzunok, “Özellikle Ankara’yı yansıtan mekanlar seçtik. Gençlik Parkı bu mekanlardan biri. İletişim merkezlerini bulmak ve kurmak da bizim için önemliydi. Belki de izleyicinin ilk defa göreceği görkemde iletişim merkezleri kurduk. Askeri hazırlıklarımızı yaptık. Silah konusunda uzman ekiplerle çalıştık. Belki de bizim için en kritik sahnemiz tank sahnesiydi. Sincan’da bir sokağa tank getirdik. Çok özel kurumlarda çekimler yaptık. İzin süreçleri bile kritikti bizim için” dedi.

BEN VE BABAM – VATAN FİLMİ KONUSU NEDİR?
Ben ve Babam-Vatan filmi hayatta hep çekingen ve ürkek olan bir babanın ailesini ve vatanını korumak için kimseden beklenmeyen bir cesaret serüvenini ele alıyor. Ayrılma eşiğinde olan eşiyle arasını düzeltip ailesini kurtarmak için her yolu denerken, kendisini 15 Temmuz gecesi oğluyla darbenin merkezinde. TÜRKSAT’ta mühendis olarak çalışan Cihangir, büyük bir cesaretle darbecilerin yayınları keserek halkın direnişini kırma girişimlerini engellemeye çalışır. Eğer darbeciler yayınları kesmeyi başarırlarsa halk gerekli çağrıları duyamayacak, sokaklara çıkamayacak ve direniş başlayamayacaktır. Vatanını hain darbecilere karşı savunmaya çalışan Cihangir bir yandan da oğlunu koruma ve ailesini geri kazanmaya çalışmaktadır. Sonunda galip gelen Cihangir, oğlu Can’ın doğum gününde darbecilere gösterdiği mücadeleyle gerçek bir kahramana dönüşür.
BEN VE BABAM – VATAN FİLMİ OYUNCU KADROSU
Ben ve Babam – Vatan filminin oyuncu kadrosu şu şekildedir;
Ümit Kantarcılar
Sevcan Yaşar
Hazım Körmükçü
Burak Sarımola
Erkan Meriç
Cansu Fırıncı
Toprak Kıvılcım
Burcu Kirman
İlayda Yıldırım
Merve Üçer
Yusun Aytekin
Necip Karakaya
Hakan Boyav
Erdal Özyağcılar
Güzin Özyağcılar
Bakan Yerlikaya, ilk olarak darbe girişimi gecesi yerleşke içerisinde ilk bombanın düştüğü Havacılık Daire Başkanlığındaki alanı ziyaret etti.

Darbe girişimi esnasında Özel Harekat Başkanlığında şehit olanların fotoğraflarının yer aldığı bölümlere karanfil bırakan Yerlikaya, programa katılan şehit aileleri ve gazilerle sohbet etti.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, Kur’an-ı Kerim ve dua okundu.
Yerlikaya, burada yaptığı konuşmada, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla vatan uğruna büyük bedeller ödeyen Gölbaşı Özel Harekat Başkanlığında bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

“HAİNLERİ HEDEF GÖZETTİKLERİ YERLER DE VARDI”
Çok özel bir mekanda, çok özel anları birlikte yaşadıklarını ve dillerinde duaların, yüreklerinde öfkenin olduğunu söyleyen Yerlikaya, şöyle konuştu:
“Bundan 8 yıl önce, tam da bu dakikalarda, hainlerce, bedeli şehit kanlarıyla ödenmiş kutsal vatan toprağımızda, alçak bir ihanet girişimi yaşandı. O karanlık gecede; gökten bombalar yağdı. Tanklar insanlarımızı ezdi. Masum insanların üzerlerine hedef gözetmeksizin ateş açıldı. Hainlerin hedef gözettikleri yerler de vardı. Korktukları, yok etmek istedikleri, ölüm kusmak istedikleri, o yerlerin başında da, bileği bükülmeyen kahramanların yurdu, Gölbaşı Özel Harekat Başkanlığı ile Havacılık Dairesi Başkanlığı geliyordu.”
O gece Türk milletini sınadıklarını vurgulayan Yerlikaya, “Vatan sevgimizle sınadılar. Al bayrağımıza duyduğumuz aşkla, canlarımızla, koklamaya doyamadığımız evlatlarımızla sınadılar.” dedi.

Yerlikaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Son sözü top, tüfek değil iman belirleyecekti.” sözlerini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Canı pahasına sokaklara dökülen o koca yürekler, darbeci alçaklara asla geçit vermediler. O koca yürekler ki, o karanlık gecede kimi bayrağımızın hilali, kimi yıldızı, kimi de asil kanlarıyla boyadıkları alı olmuştu! İstiklal şairimiz Mehmet Akif’in dizelerinde haykırdığı gibi ‘Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!’
15 Temmuz’un istiklaline, istikbaline ve iradesine canı pahasına sahip çıkan “milletimizin zaferidir” diyen Yerlikaya, “Bu destan tarihe altın harflerle nakşedilecek, nesiller boyu anlatılacak büyük bir destandır. Milli mücadelede olduğu gibi o karanlık gecede Türk milleti ayağa kalkmış, varlığımıza, birliğimize kasteden FETÖ ihanetini bozguna uğratmıştır. Elinde bayrağıyla, kucağında yavrusuyla, yanında evladıyla meydanlara çıkan milletimiz o gece tüm dünyaya haykırmıştır ki ‘bu ülkenin yegane sahibi biziz ve hiç kimse ama hiç kimse hür irademize zincir vuramaz!’” diye konuştu.

“BAYRAĞIMIZI YERE DÜŞÜRMEDİLER”
15 Temmuz gecesi ülkenin dört bir yanında 252 kahramanın şehadete erdiğini ve 2 bin 740 kahramanın da gazilikle onurlandığını hatırlatan Yerlikaya, şunları kaydetti:
“Gölbaşı Özel Harekat Başkanlığımızda 44 kahramanımız, Havacılık Dairesi Başkanlığımızda 7 kahramanımız, Ankara Emniyet Müdürlüğümüzde 13 kahramanımız, İstanbul ve Muğla’da 7 kahramanımız şehit oldu. Bu ihanet kalkışmasına karşı milletimize siper oldular, anadan yardan serden geçerek fedayı can eylediler. İşte o yiğitler, tarihe isimlerini altın harflerle yazdıran o kahramanlar, bayrağımızı yere düşürmediler. Onlar gerçek birer kahraman oldular.”
Şehitlerin adlarının yüreklere nakşolduğunu ve aziz hatıralarının hiçbir zaman unutulmayacağını söyleyen Yerlikaya, şehitlerin isimlerini de tek tek okudu.
İçişleri Bakanlığınca hazırlanan “Ahmet’im, Mehmet’im, Şehitlerim” 15 Temmuz belgeselinin de izlendiği programın sonunda, yerleşke içerisinde bulunan emniyet mensupları “özel harekat yemini” etti.
]]>Haber7 – ÖZEL
Batı destekli Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbeye kalkıştığı 15 Temmuz gecesi kahramanca direnenlerin destansı hikayeleri hem yürek kabartıyor hem göz yaşartıyor. Darbe kalkışmasında Boğaziçi Köprüsü’nü trafiğe kapatan hainlere karşı canını siper eden kahramanlardan Onur Ayanoğlu şehit olmuş, kardeşi Oğuz Emin Ayanoğlu yaralanmıştı. Nişanlısına “Seni seviyorum ama vatanımı daha çok seviyorum” diyerek darbecilerin üzerine atılan şehit Onur Ayanoğlu, vatan için yardan ve candan geçen ecdadın yolundan gitti. Kardeşi Oğuz Emin Ayanoğlu ise aynı noktada vurulduktan sonra hastanede hayata tutundu ve gazilik şerefine ulaştı.
Boğaziçi Köprüsü’nde darbecilerin ateşlediği kurşunun, damarını bir milimlik açıyla sıyırdığını ifade eden gazi Oğuz Emin Ayanoğlu, “şehadeti bir milimle kaçırdığını” söylüyor.
Bir evladını şehit veren, diğer oğlu gazilik mertebesine yükselen baba İhsan Ayanoğlu ise 15 Temmuz gecesi kendisinin de can havliyle köprüye koştuğunu anlatıyor.
15 Temmuz’ın kahramanları, o gece yaşananları Haber7 okurları için paylaştı…
Gazi Oğuz Emin Ayanoğlu, hain darbe girişimi sırasında ağabeyi Onur Ayanoğlu ile birlikte işten çıkarak eve gittiklerini fakat darbe bilgisini alınca önce Başkan Erdoğan’ın Üsküdar’daki konutuna ardından Boğaziçi Köprüsü’ne yöneldiklerini belirtti. Ayanoğlu, “O gece rahmetli biraderimle işten eve doğru geliyorduk. Yolda gelirken bir takım olayların olduğunu gördük. Metrobüsler falan kapalıydı. Yolumuzu düzelttik. Üsküdar’dan doğru evimize doğru gelmeye çalıştık. Askerin köprüyü kapattığı söyleniyordu. Biz de mahallede arkadaşlarımızla istişare ediyorduk. Sokağa çıkmaya karar verdik. Cumhurbaşkanımızın evinin önüne gitmeye karar verdik. Sonuçta hiçbirimiz darbeyi kabul etmiyoruz. Özellikle Cumhurbaşkanımızın halkı sokağa davet etmesinden sonra Kısıklı Meydanı dolup taştı.” dedi.
NİŞANLISINA ‘SENİ SEVİYORUM AMA VATANIMI DAHA ÇOK SEVİYORUM’ DEDİ, ŞEHADETE YÜRÜDÜ
Şehit ağabeyinin nişanlısı ile yaşadığı diyalogu aktaran Ayanoğlu, “Boğaziçi Köprüsü’nün sıkıntılı olduğunu duyunca oraya gitmeye karar verdik. Onur’un nişanlısı biraz panik bir kızdı. Ona telefonda demiş ki ‘Beni seviyorsan eve git’. O da demiş ki, ‘Seni seviyorum ama vatanımı daha çok seviyorum.’ Şu an metrobüs durağının olduğu yerde buluştuk. Onur’un üstü başı kan içinde. Her yeri kan revan içinde. ‘Yaralılar var, onları taşıdık, şerefsizler bir sürü kişiyi vurdu.’ dedi.” sözlerini sarf etti.

SAVAŞTA BİLE YARALILARI ALMAYA İZİN VERİRLER AMA BUNLAR BİZİ O ESNADA TARADI
Oğuz Emin Ayanoğlu, ağabeyi Onur Ayanoğlu’nun şehadate yürümesini şu şekilde anlattı:
ŞEHADETİ BİR MİLİMLE KAÇIRDIM
Oğuz Emin Ayanoğlu, 15 Temmuz darbe girişiminde kalçasından vurulmuş ve uzun süre hastanede yatmıştı. O anı şu sözlerle ifade etti:

Oğuz Emin Ayanoğlu o ateşte ağabeyi Onur Ayanoğlu’nun vurulduğunu hastanede öğrendiğini ve sonrasında yaşadıkları zorlu süreci şöyle anlatıyor:
AL BAYRAĞIMIZDA BİZİM DE KANIMIZ VAR
KÖTÜ BAŞLAYAN, GÜZEL BİTEN FİLM GİBİYDİ
Kahraman kardeşlerin babası İhsan Ayanoğlu, 15 Temmuz’da ailede yaşananları ilişkin şunları söyledi:
ÇAPRAZ ATEŞTE KALDIĞIMIZDA MEĞERSE OĞLUM DA VURULMUŞ
Evlatlarının vurulma haberini alınca şuurunu kaybettiğini belirten Ayanoğlu, gecenin devamında yaşadıklarını şöyle anlattı:

SAVAŞIN BİLE KURALI VAR AMA HAİNLERİN YOKTU
Oğlu Onur Ayanoğlu’nun hastaneye kaldırıldığını öğrendikten sonra doğru oraya koştuğunu söyleyen İhsan Ayanoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
OĞLUM MORGDA BANA GÜLÜMSÜYORDU
Belki de bir babanın en zor sınavıydı oğlunun acı haberini almak… İşte İhsan Ayanoğlu, oğullarıyla beraber gittiği köprüde bir oğlunu şehit vermişti, diğer oğluysa gazi olmuştu. Baba Ayanoğlu, haberi aldığını anı şöyle anlattı:
KIZINI ALIP EVİNE GÖTÜRDÜ
DHA’da yer alan habere göre genç kadının eşiyle yaşadığı anlaşmazlıkları ailesine anlatması üzerine babası Turgut Doğanyiğit (63), çalıştığı fabrikanın gece vardiyasından çıkan kızını alarak evine götürdü.

CANİ DAMAT, EŞİNİ VE KAYINPEDERİNİ ÖLDÜRDÜ
Serkan Zengin de eşi ve onun ailesi ile konuşmak için gece saatlerinde kayınpederinin evine gitti. Zengin, burada boşanmak istediğini söyleyen eşiyle tartıştı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine Serkan Zengin, Meltem Zengin ile kayınpederi Turgut Doğanyiğit’i bıçaklayarak öldürdü, kayınvalidesi Emine Doğanyiğit’i de kolundan bıçakladı.
İLK KEZ HAKİM KARŞISINA ÇIKTI
Bolu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘Eşi kasten öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘Kasten öldürme’ suçundan müebbet ve ‘Kadına karşı silahla yaralama’ suçundan 3 yıla kadar hapis istemiyle hakkında dava açılan Serkan Zengin, ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşmada tutuklu sanık ve Emine Doğanyiğit ile yakınları ve taraf avukatları hazır bulundu.

“BIÇAK KAYINPEDERİMİN SIRTINA SAPLANDI”
Kütahya T Tipi Cezaevi’nden SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılan Serkan Zengin, olay gecesi yaşananları anlatırken ağladı. Eşinin kendisini aldattığını iddia eden Zengin, “Olayın olduğu gece kayınpederim ile kayınvalidem eşimi çalıştığı fabrikadan almaya gittiler. Sonrasında konuşmak için kayınpederimin evine gittik. O sırada eşim bana tokat attı. Ben de kendisine ‘Yapma, iyi değilim’ dedim. Bana tekme attı. Sonrasında bıçağı buldum ve salladım. Kayınpederimin de sırtına saplandı.
“ÖLDÜRME AMACIYLA YAPMADIM”
Kayınvalidemi görmedim o an. Kendimden geçtim, isteyerek öldürme amacıyla yapmadım. Eğer planlayarak yapmış olsaydım silahım vardı, onun beni aldattığına dair mesajları şubat ayında yakaladım, o zaman yapardım. Sonrasında onu affettim ve mesajların ekran fotoğraflarını da sildim. Ben kızlarının yaptıklarını söylemek için kayınpederimin evine gitmiştim. Çok pişmanım, çocuklarım mahvoldu” dedi.

HAYATTA KALAN KAYINVALİDE KONUŞTU
Gözü önünde eşi ve kızı damadı tarafından öldürülen Emine Doğanyiğit ise o gece yaşadığı korku dolu anlatarak şöyle konuştu:
“KOLUNDAN BIÇAĞI ÇIKARIP SAPLADI”
“Evde konuşurken kızım Meltem, eşine ‘Artık boşanalım dayanacak gücüm kalmadı’ dedi. Sonrasında kolundan bıçağı çıkartarak direk Meltem’e saldırdı. Kızım ‘Anne beni kurtar’ diyerek kaçmaya çalıştı, sonrasında yere yığıldı. Eşim de kızını korumak için üzerine kapandı. Sonrasında onu da sırtından bıçaklayarak öldürdü.
“KOMŞULAR YETİŞMESE BENİ DE ÖLDÜRECEKTİ”
Bana bıçakla saldırdı, kolumdan yaralandım. Kızım her zaman eve gözü mor geliyordu. Aldatmayla ilgili bir bilgim yok. Eğer varsa gidip boşansaydı. Benim bağırmamla komşular geldi. Eğer komşular yetişmeseydi beni de öldürecekti” ifadelerini kullandı.
DURUŞMA İLERİ TARİHE ERTELENDİ
Duruşmada, olay anında sesleri duyarak alt kattaki Doğanyiğit ailesinin kapısına giden komşuları da tanık olarak dinlendi. Mahkeme, Zengin’in tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.
15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişimi sırasında Genelkurmay 2’nci Başkanlığı görevinde bulunan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, FETÖ gerçeği ve 15 Temmuz gecesinin kader anlarını ilk kez anlattı.
“FETÖ ile mücadele devam ediyorsa kesinlikle Cumhurbaşkanımızın dik duruşu sayesindedir” diyen Bakan Güler’in ağzından o gecenin unutulmaz öyküsü:
SAATİ ÖNE ALINCA NE YAPACAKLARINI BİLEMEDİLER
FETÖ, gerçek radikal bir terör örgütü. Örgüt hiyerarşisinde verilen talimatların dışına çıkamayan robotlaşmış bir teşkilat yapısındalar. Bunlar, küçük yaştan itibaren önüne nasıl bir sorun gelirse gelsin “Abim, ablam beni arayacak ve ne yapacağımı bana söyleyecek, endişe etmeme gerek yok” diye alıştırılmış kişiler.
İşte; abilerinin, ablalarının ne yapacaklarını tam söyleyemedikleri gün de 15 Temmuz oldu! Saati öne aldıklarında ne yapacaklarını bilemediler. Çaresiz kaldılar. O gece Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı’nı Genelkurmay karargahına davet ettiğimiz anda ABD’deki elebaşı, haini arıyorlar. Darbenin tespit edildiğini, ne yapacaklarını soruyorlar. Terör elebaşından “Darbeyi derhal başlatın” diye talimat geliyor.
KRİPTO GİBİ ÇALIŞMIŞLAR
FETÖ’nün hain planlarından biri de TSK tarafından yapılan askeri okul sınavlarının ÖSYM’ye geçmesiydi. Bu karar, “ÖSYM sınavı yapsın, başarılı olan vatan evladı askeri okula girsin” düşüncesiyle alındı. Örgüt üyelerinin kendi mensuplarına şifreli aday numarası vb. belirlediklerini ve bize gelen listedeki öğrencilerin baştan itibaren hain örgüt tarafından seçildiğini sonradan anlıyoruz.
Kripto gibi çalışmışlar. Gelenlerin neredeyse tamamı yıllarca FETÖ okullarında, evlerinde yetişmişler. FETÖ’den dolayı askeri okuldan atılanların aileleri, “Benim çocuğum FETÖ’cü değildi, askeri okula girdi ve FETÖ’cü olarak mezun oldu” diyemez. Zaten bize geldiklerinde FETÖ’cü idiler!
MİT MÜŞTEŞARINI ALACAKLARINI SÖYLEMİŞLER
O akşam Güneydoğu’da başlatılacak yeni bir operasyon için toplantı halindeydik. Emir astsubayım, MİT Müsteşarı‘nın görüşmek istediğini söyledi. Hakan Bey (Fidan) Kara Havacılık Komutanlığı’nda görevli bir pilot binbaşının MİT’e gelerek bu akşam helikopterlerle uçuş yapacaklarını, sonrasında MİT Müsteşarı’nı alacaklarını söylediğini iletti.
Genelkurmay Başkanı’na durumu anlattım. “Ne yapalım?” dedi. “MİT Müsteşarı’nı Genelkurmay’a çağıralım” dedim. “Aklımıza 17-25 Aralık ve 7 Şubat MİT krizi geldi. O zaman yapamadıklarını şimdi mi yapmaya çalışıyorlar?” diye düşündük. Genelkurmay Başkanı’nın emriyle Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi’ni aradım. Şimdi tutuklu olan subaya “Şu andan itibaren Türk hava sahasındaki bütün uçuşlar yasaklandı.
Havada olanlar derhal yere inecek” diye emir verdim. Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’a “Kara Havacılık Komutanlığı’na git, olumsuz bir durum görürsen derhal gerekeni yap”, o zamanki 4’üncü Kolordu Komutanı Metin Gürak Paşa’ya da “Zırhlı Birlikler Okulu’na git, oradan dışarı tek bir tank çıkmayacak” emri verildi.
TASFİYE EDİLECEKLERDİ
Hain darbe girişimi öncesinde Yüksek Askeri Şüra hazırlıkları devam ediyordu. Tespit ettiğimiz 123 FETÖ’cü general/amirali Cumhuriyet tarihinde görülmemiş şekilde emekli etmek için liste hazırladık.
Listeden, içimizdeki hainler vasıtasıyla haberdar oldular. FETÖ’cü alçaklar o akşam, “Bizim plan anlaşıldı, çok ivedi harekete geçmemiz lazım, gece üçe kadar bekleyemeyiz” diye düşündüler. Yaşar Güler’in FETÖ’cüler tarafından kelepçelenerek götürüldüğü anlar.
Ergenekon kumpasında çok kıymetli, özel yetişmiş personelimizi kaybettik ve bunun acısını daha sonra çok çektik. Onları kaybettiğimiz için FETÖ’cü alçak ve hainler yönetimde kendilerine alan açarak şans bulmaya başladılar. Hepsi, yüzde yüz FETÖ operasyonuydu.
ÜSTÜME ÇULLANDILAR
Saat 21.25 civarında makam odama büyük bir bağırış ve çağırışla yüzleri maskeli, kıyafetlerinden özel kuvvetler mensubu olduğunu anladığım 10-12 kadar darbeci girdi. “Yat” emrine uymayıp bir tanesini yere fırlatınca hepsi üzerime çullandı ve boğuşma yaşandı.
Türk askerinin, düşman askerine dahi yapmayacağı muamele ile karşılaştım. İstanbul’da kursta olması gereken emir subayım ise sivil kıyafetle içeri girdi. Alaycı bir şekilde “Meraklanmayın komutanım, tatbikat yapıyoruz” dedi. O haini orada gördüğüm an bu işin ne olduğunu anladım.
ÜSTEĞMEN EVLADIMIZ, HAİN EMİR SUBAYINI VURDU
Gözlerimi ve ellerimi bağlayarak beni zorla bir araca bindirdiler. Kısa süre sonra, aracın önünde oturan kişinin “Kapıyı aç, ateş ederim!” diye bağırması üzerine sesinden emir subayım olduğunu ve nizamiyeye geldiğimizi anladım. Karşılıklı bağrışmalar sonrası birkaç el ateş sesi geldi. Hain emir subayım öldü. Odamdan beni sürükleyerek çıkardıkları zaman personelden biri nizamiyeyi arayarak, “Yaşar Paşa’yı kaçırıyorlar, sakın çıkarmayın” demiş.
Genelkurmay Muhafız Tabur Komutanı Yarbayımız; aracın kaputuna yatarak çıkmasına müsaade etmeyeceğini söyledi. Hain emir subayı, kahraman yarbayımızı ateş ederek ağır yaraladı. Bunu gören Muhafız Taburu’ndan üsteğmen evladımız hain emir subayını vurarak öldürdü. O gece beni infaz etmekle görevlendirilen emir subayının öldürülmesi kırılma noktalarından birisiydi.
Bir müddet bekledikten sonra helikopterle bilmediğim bir yere götürüldüm. Odaya hapsedildim. F-16’ların seslerini duydum. Darbecilerin merkezi Akıncı Üssü’nde olduğumuzu anladım. Darbenin silahlı, fiili ayağını başlatmak için benim alınmamı beklemişler.
GECE BOYUNCA GÖZLERİM BAĞLI KALDIM
Gece boyu bir odada ellerim ve gözlerim bağlı kaldım. Bütün ömür boyu yaşadıklarımı gün gün, saat saat hepsini yaşayarak sabahı getirdim. İnsani hiçbir muamele yoktu. Sabaha karşı bomba seslerini duydum. Hainler uçakları bir daha kaldıramasınlar diye bizimkilerin Akıncı Üssü’nün pistini bombaladıklarını düşündüm.
16 Temmuz sabah saatlerinde hapsedildiğim odanın kapısı açıldı ve “Vay, Yaşar’ım” diye bir ses duydum. Havacı Akın Öztürk’tü. Daha sonra görüntüleri izlediğimizde, kelepçeli olduğum bir ortamda serbestçe geziyor, emirler veriyor, bulunduğum odanın koridorunda sabaha kadar tur atıyor.
Kelepçelerimi ve gözümdeki bandı açtırdı, ailemle konuşturmayı teklif etti. Öztürk’ün karşı taraftan olduğunu anladım. Bulunduğumuz olay ve ortamdaki özgürlüğü ilginçti. Bizim taraftan olsaydı, benimle aynı durumda olması gerekirdi. Ailemle telefon görüşmesi teklifine karşı yerimden kalkmadım.
Telefona doğru gitsem, bir senaryonun parçası olarak “Kaçıyordu, vurduk” der geçerlerdi. Onlar için problem bendim. Bunların asıl yüzünü, her şeyi bilen tek bir adam var. O da benim.
Odanın öteki ucundaki sabit telefonla evimi aradılar. Oturduğum yerden seslenerek eşime iyi olduğumu söyledim. Beni kaçırdıkları gece eşime, “Yaşar Paşa’yı vurdular, öldü!” demişler. Sabaha kadar eşim benden haber alamadı!
FETÖ İLE MÜCADELE CUMHURBAŞKANIMIZ SAYESİNDE SÜRÜYOR
Bakan Güler, “FETÖ ile mücadele Sayın Cumhurbaşkanımızın dik ve dirayetli duruşu sayesinde kesintisiz devam ediyor. TSK olarak bu konuda ne bir kişi – ye acıdık ne de kimsenin gözünün yaşına baktık. Bundan sonra da Milli Savunma Bakanlığı olarak tespit edilen bilgi ve belgeler ışığında FETÖ ile mücadelemiz, büyük bir hassasiyetle ve tavizsiz şekilde yürütülecektir” diye konuştu.
SINIRLARIMIZI TERÖR ÖRGÜTLERİNE AÇACAKLARDI
Güler, “FETÖ’cü hainlerin, şayet başarılı olsalardı Güneydoğu’daki sınırları terör örgütü PKK’ya, Suriye’deki sınırımızı da PKK/YPG’ye açacaklarından en ufak bir şüphem yok. FETÖ elebaşını ülkemize getireceklerdi. O gece tarihi değiştiren halkımız her ne olursa olsun bu hainlerin başarılı olmasına geçit vermeyecekti” dedi.