Yılmaz burada yaptığı açıklamada, “Özellikle pandemi sonrası hala toparlanamamış bir dünya var. Gerek büyüme hızı açısından gerek ticaret bakımından tarihsel ortalamalarının altında seyreden bir dünya var. Son 20 yıla baktığınızda dünya ekonomisi yüzde 3.6 büyümüş. 2020 – 2022 dönemine bakarsanız büyüme hızı düşmüş. Pandemi ve pandemi sonrası şokların etkisiyle. Geçen yıl bir miktar toparlanma oldu yüzde 3’lere geldi. Bu yıl da 3’ü biraz geçmesi bekleniyor. Yani o 3.6’nın oldukça altında bir dünya büyümesi söz konusu bir taraftan da dünyada artık bu rekabet artmış durumda, bloklaşmalar artıyor, ticari rekabet kızışmış durumda korumacılık eğilimlerinin güçlendiğini görüyoruz. İşi kadar böyle ticaretin rahat bir şekilde geliştiği bir ortam olmadığını da ifade etmek isterim. Türkiye bu şartlar altında büyüme açısından baktığımızda oldukça iyi bir performans gösterdi. 2020 – 2022 döneminde gerçekten önemli bir büyüme performansı sergiledi. 2023’te de yüzde 4.5 gibi bir büyümemiz oldu. Dünya yüzde 3 büyürken, biz yüzde 4.5 büyümüş olduk. Bu yıla geldiğimiz zaman bu yıl da inşallah yüzde 4 civarında bir büyüme bekliyoruz. Orta vadeli programımızda, yine dünyanın üstünde performansı bekliyoruz. İlk çeyrekte 5.7 gibi bir büyümemiz oldu. Bundan sonraki dönemde de bir seviyede büyüyerek inşallah bu büyümeye ulaşacağız. Dünyanın önemli bir ekonomisiyiz. Nominal dolar bazında dünyanın 17. büyük ekonomisiyiz. Satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında ise dünyanın 11. büyük ekonomisi konumundayız. Milli gelirimiz ilk defa geçen yıl 1.1 trilyon doları aştı. Tam olarak söylersek geçen yılki rakam 1 trilyon 119 milyar dolar. Kişi başına gelirimiz 13 bin 110 dolara yükseldi, bu hızı inşallah geleceğe taşımak istiyoruz. Değerli arkadaşlar geçen yıldan bugüne büyümemiz de şöyle bir farklı yaklaşım sergiledi tüketimle değil üretimle daha çok büyüyelim istiyoruz yatırımla ihracatla daha çok büyüyelim diyoruz. Bir taraftan enflasyonu düşürürken, bir taraftan da büyümeyi istihdamı korumak istiyoruz. Bu da kolay bir iş değil bunun sağlanabilmesi için büyümenin kompozisyonunu, bileşenlerini özellikle çok önemli görüyoruz. Daha çok üretimden ihracattan kaynaklanan büyüme gayreti içindeyiz” dedi.
“MÜCADELEYİ SÜRDÜRMEMİZ GEREKİYOR”
Enflasyon rakamlarına da değinen Yılmaz, “Daha çok sıkıntımız enflasyon konusunda. Dolayısıyla geçen yıl hazırladığımız orta vadeli programda enflasyonu temel öncelik olarak önümüze koyduk ve enflasyonu 3 döneme ayırdık. Birinci yıl geçiş süreci olacak dedik. 2’nci yıl dezenflasyon süreci, 3’üncü yıl ise kalıcı fiyat istikrarı dönemi. Geçiş sürecini geçtiğimiz mayıs ayında tamamlamış olduk ve dezenflasyon sürecine geçmiş olduk. Haziran ayında biliyorsunuz aylık enflasyon 1.64 geldi. Yıllık enflasyon ise 3.8 puan azalarak 71,6 oldu. Temmuz ve Ağustos ayları geldiğinde göreceksiniz çok daha hızlı yıllık enflasyon gerileyecek. Temmuzda 60’lar civarına Ağustos’ta ise 50’ler civarına gerileyen bir enflasyon göreceksiniz. Tek haneli rakamlara ulaşıncaya kadar bu mücadeleyi sürdürmemiz gerekiyor. Gelecek sene yüzde 20’li rakamlar, 2026’da ise tek haneli rakamlara indirmek için gayret edeceğiz. Merkez Bankası rezervlerinde çok olumlu bir gidişat var. Geçen yıl Mayıs’ta 98,5 milyar dolara kadar düşmüştü rezervlerimiz. 28 Haziran itibarıyla yaklaşık 143 milyar dolar seviyesine yükselmiş durumda. SVAP hariç net rezerv dediğimiz rakam da yine oldukça iyi bir yere gelmiş durumda. Rezervlerin güçlenmesi niçin önemli; işte bu riskleri düşürüp ülkemizi daha avantajlı daha emin bir konuma taşımak açısından çok önemli. Geçtiğimiz yıl afet yaşadık. Birçok ülkeden hem nüfus hem de coğrafya bakımından büyük bir bölgede 14 milyon insanımızı etkileyen bir afet yaşadık. Acil müdahaleler bitti ama asıl işimiz şimdi kalıcı bir şekilde rehabilite etmeye çalışıyoruz bu bölgelerimizi üç başlık altında bunu yapıyoruz. Kalıcı konutları inşa ediyoruz. Tahrip olan altyapıları, ulaşımdan enerjisine altyapıları yapıyoruz. Bir taraftan de o bölgelerimizin sosyoekonomik kalkınmasını gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Organize sanayi bölgelerinden tutun, başka konulara verinceye kadar. Burada 104 milyar dolar gibi toplam bir maliyetle karşı karşıyayız. Sadece bu sene merkezi yönetim bütçemizde deprem bölge çalışmaları için ayırdığımız kaynak 1 trilyon 30 milyar civarında bir kaynak ayırıyoruz” diyerek açıklamasını noktaladı.
Basına kapalı geçen toplantının ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Kırkpınar Final Müsabakasını izlemek için er meydanına geçecek.
AA muhabirinin Avrupa Komisyonunun yayınladığı 2023 son çeyreğine ilişkin rapordan derlediği verilere göre, AB’nin gaz tüketimindeki düşüşte Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Moskova’ya karşı sergilenen kolektif karşıtlık ve mevsim sıcaklıklarının normalin üstünde seyretmesi etkili oldu.
Buna göre, 2021’de 413 milyar metreküp, 2022’de 356 milyar metreküp gaz tüketen AB, geçen yıl 330 milyar metreküp doğal gaz kullandı.
İki sene öncesine kıyasla üye devletlerde gaz tüketiminde yüzde 7 ile yüzde 37 arasında düşüş yaşandı.
AB’nin doğal gaz üretimi de süregelen bakım çalışmaları nedeniyle 2021’de 51 milyar metreküp, 2022’de 47 milyar metreküpken geçen yıl 38 milyar metreküp olarak gerçekleşti. Bu üretim iç tüketimin yüzde 11’ini karşıladı.
Bir numaralı AB üyesi üretici ülke 12 milyar metreküple Hollanda olurken, bu ülkeyi 9,3 milyar metreküple Romanya izledi.
Geçen yıl ortalama doğal gaz depolama doluluk oranı da yüzde 79 olarak kayıtlara geçti. Bu 2022’de yüzde 61 ve 2021’deki yüzde 49’a kıyasla kaydadeğer bir yükseliş olarak dikkati çekti.
AB’nin gaz ithalatı ise 2021’de 336 milyar, 2022’de 335 milyar ve geçen yıl ise 290 milyar metreküp oldu.
AB’nin geçen yılki gaz ithalatının yüzde 30’unu Norveç, yüzde 19’unu ABD, yüzde 15’ini Rusya, yüzde 14’ünü Kuzey Afrika, yüzde 6’sını İngiltere, yüzde 5’ini Katar, yüzde 4’ünü Azerbaycan, yüzde 3’ünü Nijerya, yüzde 1’ini Trinidad ve Tobago ve yüzde 3’ünü diğer LNG tedarikçileri sağladı.
Norveç’ten alınan gaz miktarı 87,8 milyar metreküp, ABD’den 56,3 milyar metreküp, Rusya’dan 42,9 milyar metreküp, Kuzey Afrika’dan alınan gaz ise 41 milyar metreküp oldu. Rusya’dan alınan doğal gaz miktarı geçen yıl 78,8 milyar metreküp ve 2021’de yüzde 45 payla 150,2 milyar metreküp olmuştu.
AZERBAYCAN’IN SEPETTEKİ PAYI YÜKSELİYOR
AB ülkelerinin Rusya’ya alternatif kaynak arama çalışmaları kapsamında LNG ile birlikte ön plana çıkan Azerbaycan’dan doğal gaz ithalatında da yükseliş sürdü.
AB ülkeleri 2021’de Azerbaycan’dan 8 milyar metreküp doğal gaz alırken bu miktar geçen yıl 11 milyar metreküpe yükseldi. Böylece, Azerbaycan’ın AB doğal gaz ithalat sepetindeki payı da yüzde 3’ten yüzde 7’ye yükselmiş oldu.
Raporda, İngiltere’nin geçen yıl AB’ye 17 milyar metreküp doğal gaz göndererek ithalatın yüzde 10’unu karşıladığı vurgulanarak, “İngiltere, Rus gazından uzaklaşmanın en kritik döneminde AB’ye büyük miktarlarda ihracat yapan dengeleyici bir tedarikçi olmaya devam etmiştir.” ifadesi kullanıldı.
AB’nin LNG ithalatında da 2021’de 68 milyar metreküp olan miktar geçen yıl 121 milyar metreküpe ulaştı.
En büyük LNG ithalatçısı 2023’te yüzde 22 pay ve 27 milyar metreküp gazla Fransa oldu. Bunu yüzde 18 pay ve 23 milyar metreküple İspanya ve yüzde 17 pay ve 21 milyar metreküplük ithalatla Hollanda izledi.
Arz tarafında ise AB’ye en büyük LNG ihracatçısı yüzde 46’lık (56 milyar metreküp) payla ABD olurken, ikinci ve üçüncü sırada sırasıyla Rusya (yüzde 15, 18 milyar metreküp) ve Katar (yüzde 13, 16 milyar metreküp) yer aldı.
AB ülkeleri enerji arz güvenliğini sağlayabilmek ve Rusya’dan doğrudan doğal gaz almamak için çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Almanya ve birçok üye ülke LNG ithalatına odaklanırken, Türkiye üzerinden alınan Azerbaycan gazı ve Türkiye’nin “doğal gazda merkez” ülke olma hedefi ön plana çıkıyor.
AA muhabirinin söz konusu verilerden yaptığı derlemeye göre, Türkiye denizlerinde son 10 yılda sırasıyla en çok hamsi, çaça, sardalya, palamut, istavrit ve lüfer avlandı.
Türkiye denizlerinde son 10 yılda, 1 milyon 632 bin 361 ton hamsi, 372 bin 723 ton çaça, 185 bin 436 ton sardalya, 180 bin 453 ton palamut, 162 bin 962 ton istavrit ve 48 bin 170 ton lüfer avcılığı yapıldı.
Avlanan balık miktarı, yıllara göre dalgalı seyir izledi. Buna göre, hamsi miktarı, 2004’te 96 bin 440 ton iken, geçen yıl 273 bin 914 tona yükseldi. Son 10 yılda en fazla geçen yıl hamsi avcılığı yapıldı.
Hamsiden sonra en çok avlanan balık çaça olurken, avlanan çaça miktarı 2014’te 41 bin 648 ton ve geçen yıl 45 bin 764 ton olarak kayıtlara geçti. Çaça avcılığı en çok 76 bin 996 tonla 2015 yılında gerçekleşti.
Avlanan sardalya miktarı 10 yıl önce 18 bin 77 ton olarak kayıtlara geçerken, geçen sene ise 17 bin 311 tona geriledi. Bu dönemde 23 bin 426 ton ile en fazla sardalya 2017’de avlandı.
Türkiye’de 2014’te avlanan palamut miktarı 19 bin 32 ton olurken, geçen sene 2 bin 83 tonda kaldı. Bu sürede en fazla palamut avcılığı 49 bin 891 tonla 2022 yılında yapıldı.
İstavritte ise avlanan balık miktarı 2014’te 16 bin 324 ton ve geçen yıl 14 bin 374 ton olarak kayıtlara geçti. En fazla istavrit 24 bin 5 tonla 2021’de sofralara geldi.
Lüferde ise 2014’te 8 bin 386 ton, geçen yıl ise 2 bin 137 ton balık avlandı. Lüferde en fazla avcılık yapılan yıl 9 bin 574 tonla 2016’da kaydedildi.
“HAMSİDE KOTA UYGULAMASI SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ADINA OLUMLU OLACAKTIR”
Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Özkaya da ülkede avlanan balık miktarının 2012’de 433 bin ton iken geçen yıl 338 bin tona gerildiğini belirterek, yetiştiricilikte ise bu miktarın 2012’de 212 bin ton iken geçen yıl 600 bin tona yükseldiğini söyledi.
Türkiye’de avlanan balığın yaklaşık yüzde 60’ının hamsi olduğu bildiren Özkaya, hamsinin özellikle Karadeniz’de bol bulunan bir balık türü olduğunu aktardı.
Özkaya, aşırı avlanma ve balıkçı teknelerinin büyümesinin, balık miktarlarında azalmaya neden olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Balık boylarında kısalma var, verimi de azaldı. Hamsi stoklarında, hem aşırı avcılığa hem de iklim değişikliğine uyum sağlaması nedeniyle sıkıntı yok ancak ülkede aşırı avcılığın engellenmesi lazım. Bölgelere göre avcılık yapılmalı ve balıkçılarımız da bu konularda bilinçlendirilmeli. Balıkçılarımızın sorumlu avcılık yapması önem taşıyor. Bu denizler hepimizin. Gelecek nesillere de balık kalmalı. Bunlara dikkat edilirse zengin denizlerimizde balık stokları tekrar artacak. Balık miktarlarının artması hem gelecek nesiller hem de ülke ekonomisi için katkı sağlayacaktır. Bu yıl hamside kota uygulaması başlatılacak, bu da sürdürülebilirlik adına olumlu olacaktır.”
Londra merkezli enerji düşünce kuruluşu Ember’in, küresel elektrik talebinin yüzde 92’sini oluşturan 80 ülkenin elektrik üretim verilerini kapsayan Küresel Elektrik Görünümü Raporu yayımlandı.
Buna göre, dünyanın elektrik talebi geçen yıl 29,5 teravatsaatle rekor seviyeye ulaştı. Özellikle gelişmiş ülkelerdeki tüketim düşüşünden dolayı küresel elektrik talebi geçen yıl yüzde 2,2 ile yavaş bir büyüme eğilimi gösterdi.
Elektrik talebini karşılamak için üretimde en hızlı büyüyen kaynaklar ise güneş ve rüzgar enerjisi oldu.
Geçen yıl, küresel elektrik üretiminin yüzde 5,5’i güneş enerjisi ve yüzde 7,8’i rüzgar enerjisinden sağlandı.
Güneş enerjisi yüzde 23,2 ile elektrik üretiminde yıllık bazda en büyük artışın görüldüğü kaynak oldu. Güneş, aralıksız 19 yıldır dünyanın en hızlı büyüyen elektrik kaynağı konumunu korudu.
Rüzgar enerjisinden elektrik üretimi 2023’te önceki yıla göre yüzde 9,8 yükseldi.
Küresel elektrik üretiminde geçen yıl hidroelektrik kaynakların payı yüzde 14,3 ile önceki yıla göre yüzde 2 geriledi.
ELEKTRİK SEKTÖRÜ KARBONDİOKSİT YOĞUNLUĞUNDA REKOR DÜŞÜŞ
Biyoenerji kaynakları dünya elektrik üretiminde geçen yıl yüzde 2,4 pay alırken, diğer yenilenebilir enerji kaynaklarıyla küresel elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin toplam payı ilk kez yüzde 30’u aştı.
Böylece, küresel elektrik üretiminde karbondioksit yoğunluğu geçen yıl rekor şekilde düşerek 2007’deki zirve değerine göre yüzde 12 daha düşük bir noktaya geriledi.
Kömür ve doğal gazın küresel elektrik üretimindeki payı geçen yıl sırasıyla yüzde 35,4 ve yüzde 22,5 oldu. Kömürden elektrik üretimi 2023’te yüzde 1,4 ve gazdan üretim ise yüzde 0,8 artış gösterdi.
Nükleer enerjiden elektrik üretimi 2023’te yıllık bazda yüzde 1,8 yükselerek toplam üretimde yüzde 9,1 pay aldı.
Rapora göre beklenen temiz elektrik üretimi artışı, 2024’te küresel düzeyde fosil yakıtlardan elektrik üretiminde öngörülen yüzde 2’lik düşüşle, elektrik sektörü emisyonlarında azalmanın başladığı yeni bir döneme işaret ediyor.
Geçen yıl Dubai’de düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Konferansı COP28’de dünya liderleri 2030’a kadar küresel yenilenebilir enerji kapasitesini üç katına çıkararak bu kaynakların elektrik üretimindeki payını yüzde 60’a yükseltme hedefinde uzlaşmaya varmıştı.
TÜRKİYE’DE ELEKTRİĞİN YÜZDE 16’SI GÜNEŞ VE RÜZGARDAN
Türkiye’de de güneş ve rüzgar enerjisinden elektrik üretiminde dünyadakine benzer bir büyüme görüldü. Türkiye, elektriğinin yüzde 42’sini yenilenebilir kaynaklardan üreterek küresel ortalamanın üzerine çıktı
Türkiye’nin elektrik üretiminin yüzde 6’sı güneş ve yüzde 10’u rüzgar enerjisinden karşılanırken, hidroelektrik yüzde 20 ile en büyük yenilenebilir elektrik kaynağı olmayı sürdürdü. Geçen yıl, Türkiye’de elektriğin yüzde 58’i ise fosil yakıtlardan üretildi.
Ember’e göre Türkiye’nin yenilenebilir enerjiden elektrik üretim potansiyeli oldukça yüksek seviyedeyken, ülkenin 2030’da elektriğinin yüzde 47’sini yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılama hedefi bulunuyor.
“ELEKTRİK SEKTÖRÜ EMİSYONLARINDA DÜŞÜŞ KAÇINILMAZ”
Ember Küresel Program Direktörü Dave Jones, rapora ilişkin değerlendirmesinde, özellikle güneş enerjisinin herkesin mümkün olduğunu düşündüğünden daha hızlı bir şekilde ivme kazandığını belirterek, “Elektrik sektörü emisyonlarındaki düşüş artık kaçınılmaz. 2023 muhtemelen, enerji tarihindeki büyük bir dönüm noktası, yani elektrik sektöründe emisyonların tepe noktasını gördüğü bir yıldı. Ama emisyonların düşüş hızı, yenilenebilir enerji devriminin ne kadar hızlı sürdüğüne bağlı. Ülkelerin güneş ve rüzgarın tüm potansiyelinden faydalanmalarına yardımcı olacak kilit kolaylaştırıcıların neler olduğunu zaten biliyoruz. Temiz enerjinin geleceğinde ön saflarda olmayı tercih eden ülkeler için benzeri görülmemiş bir fırsat var.” ifadelerini kullandı.
Ember Türkiye Lideri Ufuk Alparslan ise Türkiye’nin muazzam hidroelektrik kaynakları sayesinde yenilenebilir enerji devrimine diğer pek çok ülkeye göre avantajlı başladığını dile getirerek, “Ancak hidroelektrik kuraklığa karşı hassas. Özellikle çatı ve yüzer güneş enerjisi santrali olmak üzere diğer potansiyellerimizi de kullanmak, hidroelektrik üretimindeki değişkenliğe karşı ülkemizin korunmasını sağlayarak enerji güvenliğimizi artıracaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Londra merkezli enerji düşünce kuruluşu Ember’in, küresel elektrik talebinin yüzde 92’sini oluşturan 80 ülkenin elektrik üretim verilerini kapsayan Küresel Elektrik Görünümü Raporu yayımlandı.
Buna göre, dünyanın elektrik talebi geçen yıl 29,5 teravatsaatle rekor seviyeye ulaştı. Özellikle gelişmiş ülkelerdeki tüketim düşüşünden dolayı küresel elektrik talebi geçen yıl yüzde 2,2 ile yavaş bir büyüme eğilimi gösterdi.
Elektrik talebini karşılamak için üretimde en hızlı büyüyen kaynaklar ise güneş ve rüzgar enerjisi oldu.
Geçen yıl, küresel elektrik üretiminin yüzde 5,5’i güneş enerjisi ve yüzde 7,8’i rüzgar enerjisinden sağlandı.
Güneş enerjisi yüzde 23,2 ile elektrik üretiminde yıllık bazda en büyük artışın görüldüğü kaynak oldu. Güneş, aralıksız 19 yıldır dünyanın en hızlı büyüyen elektrik kaynağı konumunu korudu.
Rüzgar enerjisinden elektrik üretimi 2023’te önceki yıla göre yüzde 9,8 yükseldi.
Küresel elektrik üretiminde geçen yıl hidroelektrik kaynakların payı yüzde 14,3 ile önceki yıla göre yüzde 2 geriledi.
ELEKTRİK SEKTÖRÜ KARBONDİOKSİT YOĞUNLUĞUNDA REKOR DÜŞÜŞ
Biyoenerji kaynakları dünya elektrik üretiminde geçen yıl yüzde 2,4 pay alırken, diğer yenilenebilir enerji kaynaklarıyla küresel elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin toplam payı ilk kez yüzde 30’u aştı.
Böylece, küresel elektrik üretiminde karbondioksit yoğunluğu geçen yıl rekor şekilde düşerek 2007’deki zirve değerine göre yüzde 12 daha düşük bir noktaya geriledi.
Kömür ve doğal gazın küresel elektrik üretimindeki payı geçen yıl sırasıyla yüzde 35,4 ve yüzde 22,5 oldu. Kömürden elektrik üretimi 2023’te yüzde 1,4 ve gazdan üretim ise yüzde 0,8 artış gösterdi.
Nükleer enerjiden elektrik üretimi 2023’te yıllık bazda yüzde 1,8 yükselerek toplam üretimde yüzde 9,1 pay aldı.
Rapora göre beklenen temiz elektrik üretimi artışı, 2024’te küresel düzeyde fosil yakıtlardan elektrik üretiminde öngörülen yüzde 2’lik düşüşle, elektrik sektörü emisyonlarında azalmanın başladığı yeni bir döneme işaret ediyor.
Geçen yıl Dubai’de düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Konferansı COP28’de dünya liderleri 2030’a kadar küresel yenilenebilir enerji kapasitesini üç katına çıkararak bu kaynakların elektrik üretimindeki payını yüzde 60’a yükseltme hedefinde uzlaşmaya varmıştı.
TÜRKİYE’DE ELEKTRİĞİN YÜZDE 16’SI GÜNEŞ VE RÜZGARDAN
Türkiye’de de güneş ve rüzgar enerjisinden elektrik üretiminde dünyadakine benzer bir büyüme görüldü. Türkiye, elektriğinin yüzde 42’sini yenilenebilir kaynaklardan üreterek küresel ortalamanın üzerine çıktı
Türkiye’nin elektrik üretiminin yüzde 6’sı güneş ve yüzde 10’u rüzgar enerjisinden karşılanırken, hidroelektrik yüzde 20 ile en büyük yenilenebilir elektrik kaynağı olmayı sürdürdü. Geçen yıl, Türkiye’de elektriğin yüzde 58’i ise fosil yakıtlardan üretildi.
Ember’e göre Türkiye’nin yenilenebilir enerjiden elektrik üretim potansiyeli oldukça yüksek seviyedeyken, ülkenin 2030’da elektriğinin yüzde 47’sini yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılama hedefi bulunuyor.
“ELEKTRİK SEKTÖRÜ EMİSYONLARINDA DÜŞÜŞ KAÇINILMAZ”
Ember Küresel Program Direktörü Dave Jones, rapora ilişkin değerlendirmesinde, özellikle güneş enerjisinin herkesin mümkün olduğunu düşündüğünden daha hızlı bir şekilde ivme kazandığını belirterek, “Elektrik sektörü emisyonlarındaki düşüş artık kaçınılmaz. 2023 muhtemelen, enerji tarihindeki büyük bir dönüm noktası, yani elektrik sektöründe emisyonların tepe noktasını gördüğü bir yıldı. Ama emisyonların düşüş hızı, yenilenebilir enerji devriminin ne kadar hızlı sürdüğüne bağlı. Ülkelerin güneş ve rüzgarın tüm potansiyelinden faydalanmalarına yardımcı olacak kilit kolaylaştırıcıların neler olduğunu zaten biliyoruz. Temiz enerjinin geleceğinde ön saflarda olmayı tercih eden ülkeler için benzeri görülmemiş bir fırsat var.” ifadelerini kullandı.
Ember Türkiye Lideri Ufuk Alparslan ise Türkiye’nin muazzam hidroelektrik kaynakları sayesinde yenilenebilir enerji devrimine diğer pek çok ülkeye göre avantajlı başladığını dile getirerek, “Ancak hidroelektrik kuraklığa karşı hassas. Özellikle çatı ve yüzer güneş enerjisi santrali olmak üzere diğer potansiyellerimizi de kullanmak, hidroelektrik üretimindeki değişkenliğe karşı ülkemizin korunmasını sağlayarak enerji güvenliğimizi artıracaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin Avrupa, Orta Doğu, Kafkaslar ve Kuzey Afrika pazarları için bir havacılık merkezi olması da sektördeki gelişmenin önemli unsurları arasında yer aldı.
AA muhabirinin Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) verilerinden yaptığı derlemeye göre, geçen yıl küresel dış hat yolcu kapasitesi, Kovid-19 salgınının başladığı yıl olan 2019’un yüzde 12 gerisinde kaldı. THY ise aynı dönemler itibarıyla söz konusu veride yüzde 27 artışla sektörün önde gelen hava yollarından biri olmaya devam etti.
İSTANBUL HAVALİMANI AVRUPA’NIN LİDERİ
Türkiye’nin havacılık altyapısına yönelik yatırımlarının bir neticesi olarak İstanbul Havalimanı, Avrupa’nın en çok uçuş sunan havalimanı oldu.
Avrupa Hava Seyrüsefer Güvenliği Teşkilatı (Eurocontrol) verilerine göre, İstanbul Havalimanı, 2022’de olduğu gibi geçen yıl da Avrupa’nın en yoğun havalimanları arasında ilk sırada yer aldı.
İstanbul Havalimanı, Avrupa’nın en işlek yolcu havalimanı haline gelirken, hub bağlantılarında da küresel olarak ilk sıralarda bulundu.
İstanbul Havalimanı’nda 2023’te günlük ortalama sefer sayısı bir önceki yıla kıyasla yüzde 19 artarak 1375’e ulaştı. İstanbul Havalimanı, 22 Haziran 2023’te 1684 uçuşla da havalimanı ağ rekorunu kırdı.
İstanbul Havalimanı’nı günlük ortalama 1255 uçuşla Amsterdam Schiphol, 1251 uçuşla Londra Heathrow, 1247 uçuşla Paris Charles de Gaulle ve 1179 uçuşla Frankfurt havalimanları izledi.
Geçen yıl ülke genelinde günlük ortalama uçuş sayısı ise 3 bin 26’yı buldu. Türkiye, yüzde 16 artışla 2023’te Avrupa’da ortalama günlük uçuş sayısında en fazla artışı sağlayan ülke oldu. Türkiye’de geçen yıl ortalama günlük uçuş sayısı, 2019’un yüzde 8 üzerinde gerçekleşti.
İstanbul Havalimanı, bu yılın ilk 3 ayında 17 milyon 671 bin 971 yolcuyu misafir etti. Havalimanında, ocak-mart döneminde 3 milyon 558 bin 813 yolcu iç hatları, 14 milyon 113 bin 158 yolcu da dış hatları kullandı.
İstanbul Havalimanı geçen yılın aynı döneminde 16 milyon 237 bin 909 yolcuya ev sahipliği yapmıştı. Böylece söz konusu havalimanının yolcu sayısı yaklaşık yüzde 9 artış gösterdi.
TÜRKİYE’NİN BAYRAK TAŞIYICILARI MİLYONLARI UÇURDU
Türk Hava Yolları (THY) ile Pegasus Hava Yolları, geçen yıl 2019’a göre yüzde 10 artışla 115 milyon yolcu taşıdı.
THY, küresel jeopolitik gerilimler ve makroekonomik belirsizliklere rağmen geniş uçuş ağı ve Kovid-19 döneminde koruduğu yüksek nitelikli iş gücü sayesinde geçen yıl tüm zamanların rekoru olan 83,4 milyon yolcu sayısına ulaştı.
THY’nin iç hatlar yolcu kapasitesi geçen yıl 2022’ye kıyasla yüzde 23,5 artarken, yolcu sayısı da yüzde 19 yükselişle 30 milyonun üzerine çıktı.
Dış hatlarda ise kapasite artışı yüzde 16’ya yaklaşırken, yolcu sayısı yüzde 14 yükselişle 53 milyona ulaştı. Yurt dışında özellikle Türk vatandaşlarının yoğun yaşadığı Avrupa ülkelerindeki yolcu sayısı artışı yüzde 20’yi aştı.
DÜNYANIN EN BÜYÜK 4. HAVA KARGO TAŞIYICISI
24 kargo, 416 yolcu uçağıyla 133 ülkedeki 364 noktada hava kargo hizmeti sunan THY, geçen yıl taşıdığı ücretli kargo miktarını da 2019’a kıyasla yüzde 16 artırdı.
Son 10 yılda kargo taşımacılığındaki pazar payını 3 kattan fazla büyüten Turkish Cargo, IATA verilerine göre, 2023’te dünyanın en büyük 4. hava kargo taşıyıcısı olarak başarısını sürdürdü.
“100. Yıl Stratejisi” çerçevesinde 2033’te 800 uçağı aşan bir filoya sahip olmayı hedefleyen THY, küresel havacılık sektöründe yaşanan tedarik problemlerine ve üretimdeki darboğaza rağmen geçen yıl filosuna 46 uçak ekledi ve yüzde 12’lik artışla uçak sayısını 440’a yükseltti.
3 AYLIK DÖNEMDE 18,5 MİLYON YOLCU
THY’nin geçen yılın ilk çeyreğinde 17 milyon olan yolcu sayısı ise bu yılın aynı döneminde 18,5 milyona yükseldi.
Dıştan dışa transfer yolcu sayısı Ocak-Mart 2023 döneminde 6,9 milyonken, bu yılın aynı döneminde 7,6 milyona ulaştı.
Pegasus da son dönemdeki performansıyla dikkati çekti.
Pegasus’un yolcu sayısı geçen yıl 2022’ye göre yüzde 19 artışla 31,93 milyona ulaştı. Şirketin doluluk oranı da 2023’te bir önceki yıla kıyasla 1,1 puan artarak yüzde 84,8 oldu.
Şirketin iç hat yolcu sayısı yüzde 10 artışla 11,98 milyona , dış hat yolcu sayısı yüzde 24 artışla 19,95 milyona çıktı.
]]>Merkez bankalarının zararları 2008 küresel finansal krizinden ve Kovid-19 salgınından sonra ekonomilerini canlandırmak ve deflasyonu önlemek için mücadele eden merkez bankalarının bilançolarındaki genişlemeden kaynaklandı.
Zararlar, keskin bir şekilde yükselen faiz oranları ve merkez bankalarının büyük ölçüde genişleyen bilançosunun bir araya gelmesiyle ortaya çıktı.
Merkez bankaları, ekonomistlerin uyarılarına rağmen neredeyse 10 yıl boyunca trilyonlarca dolar para basarken, son 8 yıldır trilyonlarca dolar harcayarak çoğu sıfır, hatta negatif, getirili tahvil satın aldı. Daha sonra enflasyonun artmasıyla rezervlerin neredeyse tamamı için yüzde 3 üzerinde faiz ödemeye başladı.
Enflasyonla mücadele için uygulanan yüksek faiz oranları ise merkez bankalarını ticari bankaların tuttukları mevduatlara milyarlarca dolar ödemek zorunda bırakıyor.
KAYIPLAR HÜKÜMET BÜTÇELERİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR
Merkez bankalarının söz konusu zararları hükümetler için istikrarlı bir gelir kaynağı olan kamu bütçelerine temettü ödeme kabiliyetini sınırlıyor.
Para politikasının sıkılaştırıldığı her durumda, merkez bankalarının mali kaynakları fiyat istikrarını yeniden sağlama görevlerini yerine getirirken geçen yılki kayıplar daha önce görülenden çok daha büyük ölçekte bulunuyor.
Merkez bankaları enflasyonu düşürmek için faiz oranlarını artırdıklarında, yükümlülüklerinin büyük bir kısmı politika faizlerine bağlı olduğu için net faiz gelirleri düşerken, varlık değerlemeleri de artan tahvil getirileriyle geriliyor. Bunlar, karların hesaplanmasında piyasa değerlerindeki değişiklikleri dikkate alan bir muhasebe uygulaması kullanan merkez bankaları için karlılık üzerinde daha fazla baskı oluşturuyor.
Özellikle gelişmiş ülkelerde hükümetler on yıllardır merkez bankalarından temettü ödemesi alırken, son zararlar aynı zamanda bütçeler için gelir kaybı anlamına geliyor.
Öte yandan, Morgan Stanley, ulusal merkez bankalarındaki zararların bu yıl daha da artacağını tahmin ediyor.
FED’İN FAALİYET ZARARI GEÇEN YIL 114,3 MİLYAR DOLARI BULDU
Geçen yıl en büyük faaliyet zararını 114,3 milyar dolar ile ABD Merkez Bankası (Fed) açıkladı.
Banka, kısa vadeli faiz oranı hedefinin yönetilmesiyle ilgili harcamalara bağlı olarak bu zamana kadarki en büyük faaliyet zararını kaydetti. Mevduat kurumlarının rezerv bakiyelerine yönelik faiz gideri geçen yıl 176,8 milyar dolara çıkarken, repo operasyonlarına ilişkin faiz gideri 104,3 milyar dolar oldu.
Bankanın varlık portföyünden elde ettiği faiz geliri ise 2023’te, bir önceki yıla kıyasla 6,2 milyar dolar azalışla 163,8 milyar dolara geriledi.
Banka, geçen son yıllarda çok düşük faiz oranları ve yüksek seviyelerde tahvil tutulması nedeniyle önemli karlar elde etmişti. Bankanın, 2022’de 58,8 milyar dolarlık net geliri kayıtlara geçmişti.
AVRUPA MERKEZ BANKASI 2004’TEN BERİ İLK KEZ ZARAR ETTİ
Avrupa Merkez Bankası (ECB) geçen yıl için, enflasyona karşı faiz artışları nedeniyle 2004’ten beri ilk kez zarar açıkladı.
Banka geçen yılki faiz artışları nedeniyle 1,3 milyar avroluk zarar etti.
Finansal riskler için 6,6 milyar avro ayıran ECB’de bu rakam öngörülenin üzerinde 7,9 milyar avro olarak gerçekleşirken ECB Konseyi, kalan 1,3 milyar avroluk kısmın, bilançoda “geçmiş zarar” olarak gelecekteki karlardan mahsup edilmesine karar verdi.
ECB yaklaşık 20 yıl kar elde ettikten sonra 2022’de kar açıklamamıştı.
Avrupa Merkez Bankası’nın açıklamasında, “önümüzdeki birkaç yıl içinde zarar etmenin muhtemel olduğu ancak daha sonra sürekli kar elde etmeye dönmenin öngörüldüğü” ifadesi yer aldı.
Bankanın bilançosunun toplam büyüklüğü geçen yıl bir önceki yıla göre 24 milyar avro azalarak 674 milyar avroya geriledi.
ECB’nin görevi, fiyatları istikrarlı tutmak iken herhangi bir kar ya da zarar, yan ürün olarak görünüyor. Fakat bazı analistler, söz konusu zararın ECB üzerindeki siyasi baskıyı artırabileceğini ve bağımsızlığını tehdit edebileceği yönünde fikir birliği içinde.
ECB, en son 2004 yılında avronun hızla değer kazanması nedeniyle kur zararına bağlı olarak 1,63 milyar avro zarar açıklamıştı.
BUNDESBANK YÜKSEK FAİZ NEDENİYLE 1979’DAN BERİ İLK KEZ ZARAR AÇIKLANDI
Almanya Merkez Bankası (Bundesbank), artan faiz oranlarının tahvil varlıklarının değerini düşürmesiyle geçen yıl 1979’dan beri ilk defa zarar etti.
Geçen yılki 172 milyon avroluk zarar risk karşılıklarından telafi edilirken, Bundesbank raporunda, faiz oranlarının artmaya devam etmesi ve alışılmışın dışında yüksek enflasyonun bilançodaki tahvillerin değerini düşürmesi nedeniyle zararın gelecek yıllarda daha da artacağı öngörüldü.
Bundesbank, 2010 ile 2019 arasında karından yaklaşık 25 milyar avro federal bütçeye aktarmıştı. Geçen yılki söz konusu kayıpla Almanya’nın federal bütçesinde bir gelir kaybı görülecek.
GEÇEN YIL İÇİN 3,2 MİLYAR İSVİÇRE FRANGI ZARAR AÇIKLADI
İsviçre Merkez Bankası ise (SNB), 2023 için pozitif faiz oranlarına geçişin etkisiyle 3,2 milyar İsviçre frangı (3,62 milyar dolar) zarar açıkladı.
Bankanın 2022’de de döviz pozisyonunun etkisiyle 132,5 milyon İsviçre frangı zararı olmuştu.
Hollanda Merkez Bankası’nın (DNB), geçen yıl zararı ECB’nin enflasyona karşı faiz artışlarına devam etmesi nedeniyle yaklaşık 8 kat artarak 3,5 milyar avroya yükseldi.
Bankanın 2022’de zararı 460 milyon avro düzeyinde bulunuyordu.
Bankanın açıklamasında, “Faiz oranları yükselip faiz giderimiz artarken faiz gelirimiz neredeyse hiç artmadı.” yorumuna yer verilmişti.
DNB, ECB’nin parasal sıkılaştırmanın bilançosunu etkilemesi nedeniyle 2028 yılına kadar olası yıllık kayıplar konusunda uyarıda bulunarak “Ancak 2029’dan itibaren karlılığa dönmeyi bekliyoruz. Hollanda hazinesine temettü dağıtmadan önce ilk birkaç yıl içinde tamponlarımızı eski haline getirmeye çalışacağız. Bununla birlikte, tamponlarımızı eski haline getirme konusundaki beklentilerimiz önemli ölçüde belirsizliğe tabi olmaktadır.” değerlendirmesi yapılmıştı.
]]>2021 VE 2022’DE YÜZDE 5’İN ÜZERİNDE DEĞER KAZANMIŞTI
Dolar endeksi, 2020’de yüzde 6,09’luk düşüş kaydetmesinin ardından 2021’de yüzde 6,3 ve 2022’de yüzde 8,07 değer kazanmıştı. ABD dolarında geçen yıl yaşanan düşüşün büyük bir kısmı, enflasyondaki yavaşlama karşısında ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl para politikasını gevşetmeye başlayacağına dair artan beklentiler sonucu geçen yılın dördüncü çeyreğinde gerçekleşti.
‘GÜVERCİN TON’ İLE DÜŞÜŞ HIZLANDI
Doların düşüşü, Fed’in geçen yıl aralık ayındaki son Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısında benimsediği “güvercin” ton ve 2024 için toplamda 75 baz puanlık faiz indirimi öngörmesinin ardından hızlandı.
Fed’in faiz indirimlerinin zamanlamasına ilişkin belirsizlikle dolar endeksi bu yılın başında yükseliş kaydetse de bankanın son toplantısına ait tutanakların faiz oranlarının beklenenden daha uzun süre yüksek kalabileceğinin sinyalini vermesi sonrası düşüş kaydetti.
JEOPOLİTİK RİSKLER İLE SORGULANMAYA BAŞLANDI
Öte yandan, doların ticaret ve finansta hegemonyası, devam eden Rusya-Ukrayna krizi de dahil olmak üzere jeopolitik ve jeostratejik değişimler nedeniyle sorgulanması da dikkati çekiyor.
Özellikle ABD’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar bazı ülkeleri dolara aşırı bağımlı olma konusunda temkinli hale getirirken, faiz oranlarının yükseldiği bir ortamda, güçlü bir dolar gelişmekte olan ülkeler için daha pahalı hale geldi ve bazılarını diğer para birimleriyle ticaret yapmaya yönlendirdi.
OLASI FAİZ İNDİRİMLERİ VE BAŞKANLIK SEÇİMLERİ ETKİLEYEBİLİR
Analistler, ABD’de makroekonomik verilerin zayıflamasıyla dolardaki zayıflığın 2024’te de devam etmesinin muhtemel olduğunu belirtti.
Fed’in faiz indirimlerinin zamanlamasına ilişkin belirsizliğin sürdüğüne işaret eden analistler, ilk faiz indiriminin enflasyon düşerken aşırı sıkılaşmayı önlemek için mi, yoksa ülkenin ekonomik büyümesinin yavaşlaması nedeniyle mi yapılacağının soru işaretlerinden olduğunu aktardı.
Kasım ayında yapılacak ABD başkanlık seçimlerinin de dolar üzerinde etkisinin olabileceğine işaret eden analistler, özellikle Donald Trump’ın adaylığının siyasi kargaşaya neden olabileceğini ve ülkenin para biriminde dalgalanmaya yol açabileceğini aktardı.
EURO VE STERLİN DOLAR KARŞISINDA DEĞER KAZANDI
Diğer para birimlerinin geçen yıl dolar karşısındaki performanslarına bakıldığında sterlin 2023’te dolar karşısında yüzde 5,2 değer kazanarak 2017’den bu yana en büyük kazancını kaydetti. Euro da 2 yıl art arda değer kaybı yaşadıktan sonra geçen yıl toparlandı ve dolar karşısında yüzde 3,1’lik kazanç elde etti.
Analistler, ABD’de faiz oranlarında daha erken bir indirim beklendiğini, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ile İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) yakın zamanda herhangi bir faiz indirim sinyali vermediğini ve bu nedenle doların zayıf kaldığını belirtti. Dolar, geçen yıl Japon yeni karşısında ülkenin para biriminin Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) aşırı gevşek para politikası duruşunun baskısı altında kalması nedeniyle yüzde 7,5 değer kazandı.
DÜNYA MERKEZ BANKALARI DÖVİZ REZERVLERİNDEKİ HAKİM KONUMUNU KORUDU
Dünyanın en fazla kullanılan rezerv para birimi konumunda bulunan ABD doları, geçen yıl da bu konumunu korudu. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, ABD dolarının geçen yılın üçüncü çeyreği itibarıyla küresel döviz rezervlerinin yüzde 59’unu oluşturduğu öngörüldü.
DOLARDAKİ ZAYIFLAMANIN BU YIL DA DEVAM ETMESİ BEKLENİYOR
Oxford Economics Baş Analisti John Canavan, geçen yılı yüzde 2’nin üzerinde düşüşle tamamlayan dolar endeksinin 2023’te tutarlı bir yön olmadan işlem gördüğüne işaret etti. Diğer küresel merkez bankaları şahin bir görünüm sürdürürken Fed’in faiz oranlarında zirveye yaklaştığı yönünde beklentiler oluştuğunu anımsatan Canavan, bunun da 2021 ve 2022’deki büyük yükselişi sonrasında dolar endeksinin geçen yıl daha sabit kalmasına neden olduğunu kaydetti.
Canavan, bu yıl beklenen faiz indirimlerine işaret ederek, “Fed’in faiz indirimine başlamasıyla doların kademeli zayıflamasının bu yıl da devam etmesini bekliyoruz. ECB de dahil olmak üzere diğer bazı merkez bankaları muhtemelen Fed’in ilk faiz indirimlerinin hızını takip ederken BoJ’nin aşırı gevşek politika duruşunu kademeli olarak tersine çevirme yolunda ilerlemesi, bu yıl doların bir miktar daha yumuşak olmasına katkıda bulunacak.” ifadesini kullandı.
“DOLAR ORTA VADEDE MEVCUT SEVİYESİ CİVARINDA SEYREDER”
American Enterprise Institute (AEI) Kıdemli Uzmanı Steven Kamin de doların geçen yılki hareketinin Fed ile diğer merkez bankalarının para politikası beklentilerinden etkilendiğini belirterek, dolar endeksindeki düşüşün finansal piyasaları Fed’in sıkılaştırmayı yavaşlatacağına ve sonunda para politikasını gevşetmeye başlayacağına ikna eden ABD enflasyonundaki düşüşten kaynaklandığını dile getirdi.
Kısmen piyasaların Fed’in uzun süre daha sıkı kalacağını öngörmesi, kısmen de daha fazla hazine tahvili ihracına ilişkin beklentiler nedeniyle yılın ortasından itibaren tahvil faizi oranlarının yükselmeye başladığını anımsatan Kamin, bunun sonucunda dolar endeksinin yeniden değer kazandığını anlattı.
Kamin, yıl sonunda ise ABD’de enflasyon düşmeye devam etmesi ve Fed’in 2024’te muhtemelen gevşemeye başlayacağına dair işaretlerle dolar endeksinin 2023’ü yıl başına göre daha düşük seviyede tamamladığını söyledi.
Doların gelecekte de para politikasının gidişatından etkilenmeye devam edeceğini vurgulayan Kamin, “Piyasaların, Fed’in şu anda öngördüğü kadar hızlı gevşemeyeceğini keşfedeceğini, ECB ve BoE’nin ise ekonomileri daha zayıf olduğundan gevşeme beklentilerini daha iyi karşılayacağını umuyorum. Bu nedenle doların kazançları için biraz daha fazla fırsat görüyorum, ancak orta vadede doların mevcut seviyesi civarında seyredeceğini tahmin ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.