“Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Ali Koç’a ve yönetim kuruluna ziyaretleri için teşekkürler. Şehrimizin güzide kulüpleriyle yakın ilişki kurmaya, spor şehri vizyonuyla ortak çalışmaya devam edeceğiz.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Ali Koç ve yönetim kurulu üyelerini Saraçhane’deki makam odasında ağırladı. İmamoğlu ve Koç görüşme sonrası kameralar karşısına geçerek görüşmenin içeriğine dair kısa birer açıklama yaptı.
İMAMOĞLU: “DOĞAL OLARAK OLİMPİYATLARI KONUŞTUK”
Fenerbahçe’nin İstanbul’un önemli bir markası olduğunu belirten İmamoğlu, “Fenerbahçe ile İstanbulluların evinde buluşmak benim için büyük bir mutluluk. Olimpiyatlar yapılırken göbeğinde buluştuğumuz bu esnada hem olimpiyatlara en fazla sporcu gönderen Fenerbahçe Spor Kulübü hem yine Fenerbahçe’yle birlikte en fazla sporcu gönderen ikinci kulüp İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü, doğal olarak olimpiyatları konuştuk” ifadelerini kullandı.

“ŞEHİR ADINA BENİM EN BÜYÜK HAYALİM…”
İki kurum arasındaki iş birliklerini ele aldıklarını kaydeden İmamoğlu, “Fenerbahçe Spor Kulübü’nün daha güçlü bir geleceğe kavuşması için de kulübe dair büyükşehir belediyesi ne yapabilir, iş birliği nasıl güçlendirilebilir konularına girdik ve çok verimli sohbet oldu” diye konuştu. “Şehrimizin güçlü markalarının çok daha güçlü olması, şehrin de güçlü olması anlamına gelir” diyen İmamoğlu, “Sportif olarak elbette Fenerbahçe Spor Kulübü’ne her branşta üstün başarılar diliyoruz ama özellikle olimpiyat yolculuğunda iş birliği içerisinde büyük bir başarıyı, 2036’da İstanbul’a olimpiyatları getirdiğimizde muhtemeldir ki taçlandıracağız. Bu şehrin o güçlü markalarıyla muazzam bir olimpiyat ev sahipliğini yapacağız diye de umut ediyorum. Bu elbette şehir adına benim en büyük hayalim spor üzerinden” diye konuştu.

“ŞAMPİYONLAR LİGİ’NDE GURURUMU ARTTIRMAK İSTERİM”
Lugano galibiyeti sonrası gerçekleşen görüşmenin uğur getirmesini dileyen İmamoğlu, “Şampiyonlar Ligi mücadelesine de katılmasını, en yakın zamanda tur maçları var, sonra bir adım daha var. Umarım o maçların da hakkını verecek, kazanacaktır diye umut ediyoruz. Çünkü bu sene sık Şampiyonlar Ligi maçlarına gitmek istiyorum. Özellikle yurt dışında çünkü çok dostlarımız var artık belediye başkanları… Onlarla buluşma anında biraz keyfimi arttırmak, gururumu arttırmak isterim Fenerbahçe ve Galatasaray’ın bu sene Şampiyonlar Ligi mücadelesinin en üst seviyede olmasını istiyorum. Güçlü bir yönetim, güçlü bir kadro, güçlü bir başkan, yolları açık olsun” ifadelerini kullandı.

ALİ KOÇ: “2036 PLANLARI SAYIN BAŞKANIMIZIN ÖNDERLİĞİNDE TUTAR”
Yeni yönetim kurulunu kabul ettiği için İmamoğlu’na teşekkür eden Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Ali Koç, “Zaten sık sık temastayız. Başkanımızın spora zaten özel bir ilgisi var. Her zaman da şunu söyler; İstanbul’un en büyük markası, üç büyük kulüpler. O hassasiyeti olan birini zaten kulüpte tahmin edebilirsiniz. Biz, hem bugüne kadar bizlere uzattığı destek, dostluk, yeri geldi mi yardım eli için hem de bundan sonrakilere teşekkür etmek isterim. 2036 planlarını konuştuk. Temaslar, ilişkiler, neler hedeflendiği, aldığınız takdirde bu güzel şehrimizce neler yapılabileceğini istişare ettik. Fazlasıyla ümitlendik biz de. O olimpiyat er ya da geç gelecek İstanbul’a inşallah. Er ya da geç geç olmaz, 2036 planları sayın başkanımızın önderliğinde tutar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi olimpiyatlara, kafilemize büyük katkısı oldu. Başkanımın dediği gibi bir ve iki numara kulüpler bizleriz. İnşallah ileride de güç birliği yaparak bayrağı en yüksekte dalgalandıracak sporcuları hep beraber yetiştiririz. Ben bir kez daha teşekkür ediyorum. Maçlarımızda sizi ağırlamayı dört gözle bekliyoruz” dedi.
]]>Bakan Kacır, güçlü, rekabetçi ve sürdürülebilir sanayi ve üretim altyapısına sahip, AR-GE ve inovasyon ekosistemiyle özgün, yenilikçi ve rekabetçi üretim yapan ülkelerin kalkınma yarışında bir adım önde yer alacağını söyledi.
Bakanlık olarak gerçekleştirdikleri program ve projelerle araştırma ve inovasyon ekosistemi, planlı sanayi alanları, girişimcilik kültürü ve nitelikli insan kaynağıyla güçlü ve müreffeh bir Türkiye inşasına katkı sunduklarını vurgulayan Kacır, “260,1 milyar dolarla 100 yıllık Cumhuriyet tarihimizin en yüksek ihracat rakamına ulaştık. İstihdamımız 32,6 milyonu aşarken işsizlik oranımız yüzde 8,5 ile son 10 yılın en düşük seviyesine geriledi. Son 15 çeyrektir kesintisiz ve istikrarlı ekonomik büyüme sergileyen Türkiye, jeostratejik konumu, genç ve nitelikli insan kaynağı, güçlü lojistik altyapısıyla küresel ekonominin kuvvetli ve güvenilir bir aktörü olmayı sürdürüyor.” diye konuştu.
Kacır, Türkiye için değer üreten sanayicileri, ihracatçıları, emekçileri yatırım, üretim, istihdam, icat ve ihracat odaklı kalkınma yolculuklarına katkılarından dolayı tebrik ederek, üreticileri her daim yüreklendirmeye, onları büyük ve güçlü Türkiye hedefine giden yolda var güçleriyle desteklemeye devam edeceklerini bildirdi.
Bu anlayışla, yatırımcılara çevre dostu, maliyet etkin ve planlı sanayi alanları sunduklarını dile getiren Kacır, Türk sanayisinin verimli, sürdürülebilir ve rekabetçi büyümesinde öncü rol üstlenen OSB’leri 22 yılda ülke sathına yaydıklarını anlattı.
“OSB projelerini 77 milyar lira kaynakla destekledik”
Kacır, OSB’leri yüksek teknolojiye dayalı, yenilikçi üretim yöntemlerinin benimsendiği, katma değeri yüksek ürünlerin üretildiği merkezler haline getirdiklerine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Son 22 yılda, OSB’lerimizin sayısını 191’den 361’e, toplam alanını 51 bin hektardan 118 bin hektara çıkardık. Üretimde olan sanayi alanı sayısını 11 binden 58 bine, istihdam edilen emekçilerimizin sayısını da 415 binden 2,6 milyona yükselttik. Tamamlanan veya devam eden OSB projelerini 77 milyar lira kaynakla destekledik. Sanayimizin nitelikli eleman ihtiyacını karşılamak ve gençlerimizi imalat sanayimizin ihtiyaç duyduğu becerilerle donatmak için Milli Eğitim Bakanlığı ile ‘Mesleki ve Teknik Eğitim İşbirliği’ni hayata geçirdik. OSB’lerimizde yer alan 86 meslek lisesi ve 23 meslek yüksek okulu, nitelikli iş gücü ihtiyacını karşılamakta önemli rol üstleniyor. OSB’lerimizin tamamı en az bir mesleki ve teknik anadolu lisesi ya da mesleki eğitim merkeziyle eşleşmiş durumda. Söz konusu mesleki eğitim merkezlerinde kayıtlı öğrenci sayısı 190 bine ulaştı.”
OSB’leri yeşil ve sürdürülebilir üretim alanlarına dönüştürmek üzere “Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi”ni devreye aldıklarını hatırlatan Kacır, bu bölgelerin temel ve yeşil altyapı yatırımlarını desteklemek için Dünya Bankası ile 300 milyon dolar bütçeli “Türkiye Organize Sanayi Bölgeleri Projesi”ni başlattıklarını dile getirdi.
Kacır, bugüne kadar 38 OSB’ye toplam 48 yeşil yatırım projesi için 3 yılı geri ödemesiz, 13 yıl vadeli finansman sağladıkları bilgisini vererek, bölgelerden ve sanayicilerden gelen talepler doğrultusunda OSB mevzuatını ihtiyaçlara göre revize ettiklerini ve günün koşullarına uygun hale getirdiklerini ifade etti.
“Şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerini daha güçlü uygulayacağız”
Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda yapılan değişikliklerle uyumlu olarak OSB Uygulama Yönetmeliği’nde değişikliğe gideceklerini vurgulayan Kacır, bu mevzuat düzenlemesiyle OSB sayısını artırmak ve genişletmek adına sanayi alanlarının OSB alanı olarak kesinleştirilmesini hızlandırdıklarını vurguladı.
OSB’lerin finansal olarak daha güçlü ve kapsayıcı olmasını sağlamak amacıyla ilgili dernek, birlik ve kooperatiflerin karma OSB’lerin de kuruluşuna katılabilmesinin önünü açtıklarını belirten Kacır, şunları kaydetti:
“Parsel tahsisleri için konulan fiyat üst limitini kaldırarak fiyatların ve tahsis koşullarının belirlenmesine ilişkin usullerin şeffaflık ilkeleri doğrultusunda müteşebbis heyetin yetkisiyle tespit edilebilmesini sağlıyoruz. OSB’lerde ön tahsis yapılması uygulamasını getirerek, buralara kamulaştırma ve altyapı giderleri için tahsis öncesi kaynak geliştirme imkanı sağlıyoruz. Şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerini daha güçlü uygulayacağız. Yeşil OSB tanımını mevzuatımıza kazandırarak OSB’lerimizin yeşil ekonomiye entegre olmasını teşvik etmeye devam edeceğiz. Türk sanayisinin rekabet gücünü yükseltmek ve üretimde verimliliği artırmak, yeşil ve dijital dönüşümü hızlandırmak, planlı sanayi alanlarını genişletmek adına birlikte çalışacağız. Hayata geçireceğimiz bu yeni güncellemelerle tüm imkanlarımızla sanayicilerimizin, üreticilerimizin yanında olmaya, sizleri her daim desteklemeye devam edeceğiz.”
“Sanayimizin mükemmeliyet standardını artıracağız”
Cumhuriyet’in ikinci asrında, “Türkiye Yüzyılı”nda büyük ve güçlü Türkiye hedefi doğrultusunda ortak paydada buluştuklarını vurgulayan Kacır, “OSBÜK inanıyorum ki ‘Milli Teknoloji, Güçlü Sanayi’ vizyonumuzla uyumlu olarak Türk sanayisinin rekabet gücünü daha ileriye yükseltmede bayrak taşıyıcı olmayı sürdürecek.” dedi.
Türkiye’de sanayi alanlarının büyüklüğünün Türkiye’nin yüz ölçümünün yaklaşık yüzde 0,4’üne karşılık geldiğini aktaran Bakan Kacır, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Önümüzdeki 5 yılda bu rakamı 2 katına, 10 yılda ise toplam yüz ölçümümüzün yüzde 1’ine çıkarmayı hedefliyoruz. Finansman, yer seçimi, kamulaştırma ve altyapı çalışmalarında yenilikçi yaklaşımları da devreye alarak ülkemizin son 22 yılda gerçekleştirdiği tüm kara yolu, liman, raylı sistem yatırımlarını dikkate alan ve sektörel kümelenme odaklı sanayi alanlarını hayata geçireceğiz. Bu çalışmayı Ulusal Sanayi Alanları Master Planları ile ete kemiğe büründüreceğiz. Bu vizyonla, sanayimizin her alanda mükemmeliyet standardını artıracağız. Türk sanayisini dünyada daha güçlü, daha etkin bir konuma birlikte taşıyacağız.”
“İSRAİL SADECE MASUMLARI ÖLDÜRMÜYOR; İNSAN HAKLARINI, VİCDANI, MERHAMETİ ÖLDÜRÜYOR”
Her uluslararası platformda olduğu gibi burada da İsrail’in Filistin’e yönelik gerçekleştirdiği zulme dikkat çeken Başkan Altay, “Aylardır katil İsrail yönetiminin, mazlum Filistin halkına uygulamış olduğu vahşet ve katliamlar; yüreğinde insanlık taşıyan herkesi derin bir üzüntüye sürüklemiştir. İsrail sadece yavruları, kadınları, masum insanları öldürmüyor. İnsan haklarını, ifade özgürlüğünü, vicdanı, merhameti de öldürüyor. Mevlana Celaleddin Rûmî Hazretleri; ‘Adâlet ağaçları sulamaksa, zulüm dikene su vermektir’ buyurur. Bize düşen bu zulmü önlemek ve adaleti sağlamak için birlik olmak ve en güçlü şekilde bu katliamı durdurmak için gayret göstermektir. Ben bir kez daha; barış, özgürlük ve adaletin yanında olan herkesi, Filistin’de barışın tesisi edilmesi için dayanışmaya davet ediyorum. Başta Gazze olmak üzere İsrail’in yıktığı bütün şehirlerin imar edilmesi ve yerlerinden edilen Filistinli kardeşlerimizin yaşam alanlarına döndürülmesi konusunda İsrail’e baskı yapmaya çağırıyorum” diye konuştu.
“BİRLİKTE ÇALIŞARAK, ŞEHİRLERİMİZİN DAHA PARLAK BİR GELECEĞE SAHİP OLMASINI SAĞLAYABİLİRİZ”
Dünyada küresel zorluklarla başa çıkmak ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için uluslararası iş birliğinin önemine vurgu yapan Başkan Altay, şöyle devam etti:
“BRICS+ Şehirler ve Belediyeler Birliği, bu iş birliğini en üst düzeye çıkarmak, şehirlerimiz ve belediyelerimiz aracılığıyla somut projelere dönüştürmek için eşsiz bir fırsattır. İklim değişikliği ile mücadele, savaşların sona erdirilmesi, barışın inşası, mülteci sorunu ve eşitsizliklerin önlenmesi başta olmak üzere sürdürdüğümüz tüm eylemlere katkı sağlayacak BRICS+ Şehirler ve Belediyeler Birliği’nin kurulması gerçekten çok önemli bir girişimdir. Bugün burada, şehirlerimizi ve belediyelerimizi daha güçlü, dirençli ve sürdürülebilir kılmak için iş birliği yapma kararlılığımızı yeniden teyit ediyoruz. Bu yeni birlik, bilgi ve deneyim paylaşımını artıracak, ortak projeler ve girişimler için bir platform sağlayacak ve iyi uygulamaları yaygınlaştıracaktır. Bu birliktelik, sadece bugünümüzü değil, gelecek nesillerin de yaşam kalitesini artıracak önemli bir adım olacaktır. Birlikte çalışarak, şehirlerimizin ve vatandaşlarımızın daha parlak bir geleceğe sahip olmasını sağlayabiliriz” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Toplantıda BRİCS + Yerel Yönetimler Birliği Kurma Deklarasyonu da yayınlandı.
“HER PLATFORMDA YEREL YÖNETİMLERİN DAHA GÜÇLÜ TEMSİLİ KONUSUNDA DESTEK OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Başkan Altay toplantının ardından değerlendirmelerde bulundu. Dünya üzerindeki ülkelerin bir araya gelerek uluslararası platformda kendilerini daha iyi ifade edebilecekleri birlikler oluşturduklarını kaydeden Başkan Altay, “BRICS+ da bu birliklerin son zamanlardaki en güçlülerinden birisi. Bugünkü toplantıda da bu uluslararası birliklerin yerel yönetimde seslerinin daha güçlü çıkabilmesi için yeni birlik oluşturulmasıyla ilgili kararlar alındı. UCLG Başkanı olarak bu toplantıda, UCLG açısından önemli olan şeyin uluslararası birliklerde yerel yönetimlerin sesinin güçlü şekilde çıkması gerektiğini ifade ettim. Ayrıca her toplantıda olduğu gibi bu toplantıda da İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırımı kınayan ve barışın bir an önce sağlanması gerektiğiyle ilgili ifadelerde bulunduk. Dünya Belediyeler Birliği Başkanı olarak her platformda yerel yönetimlerin daha güçlü temsili konusunda destek olmaya bundan sonra da devam edeceğiz. Ev sahipliğinden dolayı Tataristan Cumhurbaşkanı’na ve Kazan Belediye Başkanı’na teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Bütçeden tarım sektörü için ayrılan paya değinen Şimşek, “2024 bütçesine bakarsanız, bütçede tarımsal destek programlarına, tarım sektörü yatırımlarına, kredi sübvansiyonu olarak, tarımsal KİT finansmanı olarak, ihracat destekleri olarak ve yine yem ve gübrede verdiğimiz vergi desteklerine bakarsak 520 milyar lira kaynak sağlamış olacağız. 520 milyar lira, 2024 GSYH’sinin yaklaşık yüzde 1,3’ü. Bu gerçekten güçlü bir destek.” diye konuştu.
“TARIM SEKTÖRÜ GELECEK AÇISINDAN ÇOK DEĞERLİ”
Bakan Şimşek, “Gıda arzını artırarak enflasyonla mücadele en büyük önceliğimiz.” ifadesini kullandı.
Çiftçilere, Ziraat Bankası, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Katılım Bankası üzerinden Hazine olarak finansman desteği sağladıklarını dile getiren Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sağlanan bütün bu kredilerin gerektirdiği faizin, yani 100 liralık faizin yaklaşık yüzde 70’ini Hazine olarak biz karşılıyoruz. Dolayısıyla gerçekten çok güçlü bir finansman desteği veriyoruz. Son 20 yıla da bakarsak bu finansman desteğinden yararlanan çiftçi sayımız yaklaşık 6,5 kat arttı ama verilen kredi miktarı da 38 kattan fazla artmıştır. Hiçbir sektöre bu boyutlarda finansman desteği, kredi desteği sağlanmıyor. Tekrar altını çizmek istiyorum; tarım sektörüne verdiğimiz önemi gösteriyor bu. Çünkü tarım sektörü ülkemizin geleceği açısından çok değerli.”
“YENİ TEKNOLOJİLERİ DESTEKLİYORUZ”
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Türkiye’nin tarımda çok büyük bir potansiyele sahip olduğunun altını çizerek, bu potansiyeli gerçekleştirmek için giderek daha fazla kaynağa, tarımsal sulamaya, seracılığa, stratejik tarım ürünlerine ve üretimine destek olmaya devam edeceklerini söyledi.
Şimşek, son bir hafta içerisinde uygulamaya konulan tasarruf tedbirlerinde de çok net bir şekilde tarımı önceliklendirdiklerini kaydederek, şu ifadeleri kullandı:
“Çünkü bu sayede enflasyonu arz yönlü tedbirlerle de aşağı çekmek istiyoruz. Az önce değerli Tarım ve Orman Bakanımız da vurguladı. İklim değişikliği artık gezegenimiz için bir realitedir. Bunu dikkate almamız lazım ve tarımda şoklara dayanıklılığı arttırmayı önemsiyoruz. Bunun için de sürdürülebilir tarım uygulamalarının ve yeni teknolojilerin yaygınlaştırılmasını da güçlü bir şekilde destekliyoruz.”
“PROGRAMIMIZI KARARLILIKLA UYGULAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Bakan Şimşek, geçen eylül ayında açıklanan ekonomi programının başarıyla devam ettiğini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Saygıdeğer Cumhurbaşkanım; geçen eylül ayında açıkladığımız ekonomik istikrar ve reform programını başarıyla yürütüyoruz. Güçlü sonuçlar almaya başladık. Bankalarımızın finansmanına erişimi ve çok uygun koşullarla şirketlerimizin finansmana erişimi arttı. Merkez Bankamızın son 1,5 ayda siyasi belirsizlik azalınca rezervleri 40 milyar doların üzerinde iyileşme gösterdi. Dolayısıyla ciddi sonuçlar almaya başladık. Ama en büyük önceliğimiz vatandaşımızın en çok muzdarip olduğu enflasyonu tekrar tek haneye düşürmektir. Bunun için de gereken tedbirleri aldık ve kararlı bir şekilde uyguluyoruz.”
Şimşek, mayısta baz etkisi nedeniyle enflasyonun zirve yapacağını, ancak sonraki aylarda çok hızlı bir şekilde ineceğini öngördüklerini kaydederek, “Fiyat istikrarı sürdürülebilir yüksek büyümenin ön koşuludur ve bu gerçekten hareketle sizin güçlü desteğinizle programımızı kararlılıkla ve sabırla uygulamaya devam edeceğiz. Allah’ın izniyle de iyi sonuçlar alacağız.” ifadelerini kullandı.
]]>TBMM Başkanı Kurtulmuş, 19 Mayıs Atatürk’ü anma gençlik ve Spor bayramı vesilesiyle tarihimizin en anlamlı sayfalarından birisini bir kere daha hatırlamak için bir araya geldiklerini belirterek, “19 Mayıs Türkiye’nin milli mücadelesinin kilit noktalarından dönüm noktalarından birisidir. Türkiye bildiğiniz gibi Osmanlı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra maalesef mağlup olduktan sonra, 30 Ekim 1918’de Mondros mütarekesi imzalanması ile birlikte galip devletler Anadolumuzu işgal etmeye başladılar. Bunlardan en önemlilerinden birisi de İzmir’in işgalidir. İzmir’in işgalinin ertesi günü Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki 18 subayla birlikte Türkiye’nin o zamanki 19. Kolordu müfettişi sıfatıyla Mustafa Kemal Paşa ve 18 subay arkadaşı Samsun’a gitmek için yola çıktılar. Samsun’a gitmek bir milli mücadeleyi başlatmak Anadolu’daki direniş ruhunu ateşlemek ve böylece emperyalizmin Anadolu’yu işgal eden öncü ordularına fırsat vermemek için ortaya konulmuş tarihi bir kararlılıktır. Hemen Samsun’un ardından bildiğiniz gibi Havza, Amasya ve Erzurum kongreleri gerçekleşti, bu kongrelerle birlikte yerel mücadele unsurları bir şekilde harekete geçirildi ve onlar arasında ortak bir kararlılık vurgulandı” ifadelerini kullandı.
19 Mayıs kendileri için milli tarihin sıradan sayfalarından birisi olmadığını kaydeden Kurtulmuş, “Fevkalade önemli bir dönüm noktasının başlangıcıdır. Bir kararlılığın, istikametin ve inancın müşahhas bir halidir. İnanç, azim, kararlılık ve direnç bütün bunların hepsini bir araya getiren bir ruh anlayışı ile böylesine büyük bir maneviyatla böylesine büyük bir kurtuluş ve diriliş ruhuyla büyüklerimiz ayağa kalktılar ve Türkiye’nin bağımsızlığını bizlere sizlere gelecek nesillere armağan ettiler. Ülkemizin bazı önemli liseleri kurtuluş Savaşı ondan önceki Birinci Dünya Savaşı sırasında yıllar boyunca mezun veremedin Kastamonu Lisesi’nin İstanbul Erkek Lisesi’nin, Kabataş Lisesi, Kayseri Lisesi’nin ve Anadolu’da Erzurum Lisesi’nin mezunları, öğrencileri hepsi cepheye koştular ve hepsi cephelerde şehit oldular. İstanbul Tıp Fakültesi’nin bir döneminden bir tek kişi bile mezun olamaz. Hepsi bu milletin yeniden kurtuluş mücadelesinde azimle, kararlılıkla, kahramanlık destanının bir parçası olabilmek için cepheye koştular ve bir metre sonra iki metre sonra öleceklerini bilmelerine rağmen ya Allah diyerek şehadete yürüdüler” şeklinde konuştu.
Kurtulmuş şöyle konuştu:
“Türkiye’nin özellikle bu bölgede, coğrafyada güçlü bir şekilde ayakta durmaktan başka bir şansı yoktur. Nasıl dün Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde sağdan soldan esen kuvvetli rüzgârlar bizi yerle bir etmek için bütün gücünü kullandıysa hiç şüphesiz bugünde aynı rüzgârlar çok daha kuvvetli bir şekilde esmektedir. Buna karşı suyun üstündeki saman copu gibi oradan oraya savrulup durmayacağız. İstikametimizi hedefimizi belirleyeceğiz ve özellikle ülkemizin en büyük kazanımı olan en büyük serveti olan gençliğimizi en güzel şekilde ileriye doğru hazırlayacağız. Bunun için iki araba başlık altında gelecekle ilgili söyleyeceklerimizi toparlamak isterim. Bunlardan birincisi iddia, irade ve azim iddia irade ve ahlak sahibi olmaktır. Türkiye’nin gençleri Türk gençleri tekraren söylüyorum iddialı iradeli ve ahlaklı olmak zorundadır. İddia sadece kendi şahsımızın kişisel hedeflerimizin kişisel kariyerimizin peşinde koşan bir iddia olamaz. Bu ülkeye bu coğrafyaya ve hatta mazlum ve masum insanların tamamına tüm insanlık ailesine karşı bir büyük iddiaya sahip olmak zorundayız. O da önce Türkiye’de, Türkiye’nin gerçekten güçlü bir Türkiye olması sözünün muteber gücünün de tesirli olmasını sağlayacak bir azim ve iddianın içerisinde olmamızdır. Ayrıca iddia sahibi tek başına etmez olmak yetmez bu iddiayı birlikten bir iradeyle desteklemek zorundayız Güçlü irade ancak güçlü bir iradeyle, güçlü iddia, güçlü iradelerle desteklenir ve sadece iddia ve irade sahibi olmak değil, aynı zamanda bunu iddia ve irade sahibi olarak ortaya koyduğumuz hedefleri kendimize, ülkemize ve insanlığa ait hedeflerimizi gerçekleştirmek için yüksek ahlakla hareket eden bir tavrı ortaya koymak mecburiyetindeyiz.”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, milletvekili seçme ve seçilme yaşının 18 yaşına indirildiğini kaydederek, sporda da önemli bir ülke olduklarını ifade etti.
Hacı Bayram Veli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 3. Sınıf öğrencisi Harun Reşit Şeker, 19 Mayıs 1919’da Türk milletinin dünyaya ders verdiğini söyleyerek, 19 Mayıs kurtuluş müjdesi olduğunu ifade etti.
Uluslararası Adalet Divanının (UAD) Güney Afrika’nın açtığı davada Gazze’de “soykırım” riskini makul bulması ve bu doğrultuda ihtiyati tedbir kararlarına hükmetmesinin, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinde “soykırım niyeti”nin kanıtı olduğunu ifade eden Shahabuddin, ayrıca İsrailli lider ve komutanların çeşitli açıklamalarının da bu niyeti gözler önüne serdiğini dile getirdi.
Shahabuddin, İsrail’in, Filistin’in kendi kaderini tayin hakkı da dahil olmak üzere birçok uluslararası hukukun temel normlarını yıllardır ihlal ettiğine dikkati çekerek, “İsrail, sanırım dünyadaki diğer pek çok ülkeyle kıyaslandığında Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin bağlayıcı nitelikteki kararlarını tek başına en fazla ihlal eden ülke oldu.” değerlendirmesinde bulundu.
Buna rağmen herhangi bir yaptırıma tabi tutulmaması nedeniyle İsrail’in uluslararası hukuk ihlallerini sürdürdüğüne işaret eden Shahabuddin, “Bunun nedeni, İsrail’in çeşitli güçlü aktörlerden ve uluslararası toplumdan aldığı büyük destek. Bence bir şekilde İsrail’i, uluslararası hukuk ihlallerinin çoğunun yanına kar kalabileceğine ikna ettiler.” eleştirisinde bulundu.
Uluslararası hukukun seçici şekilde uygulandığı yorumunu yapan Shahabuddin, “Bu da bizi, güçlü devletlerin himayesi söz konusu olduğunda uluslararası hukukun doğasının ne kadar güçlü olduğu konusunda daha yakından düşünmeye zorluyor.” dedi.
“ULUSLARARASI HUKUK GÜÇLÜDEN YANA”
Shahabuddin, uluslararası hukukun insanları “korkunç insan hakları ihlallerine” karşı korumak konusunda işe yaramazken söz konusu güçlü devletlerin ticari anlaşmaları olduğunda oldukça kullanışlı hale geldiğine dikkati çekerek, “Güçlü ülkeler, uluslararası hukuku uygulamak istediklerinde de bu tür şeyler olur. Bunu güç kullanarak yaparlar. Bu da İsrail gibi ülkelerin neden çoğu zaman istedikleri gibi hareket ettiklerini açıklıyor.” ifadelerini kullandı.
İdeal bir dünyada yaşanmadığı için tüm sorunların uluslararası hukukla çözülmesini beklemenin gerçekçi olmadığını kaydeden Shahabuddin, “Çünkü uluslararası hukukun kendisi bir baskı aracıdır. Uluslararası hukuk, sömürgecilik için bir araçtı. Bugün ise emperyalizm için bir araçtır. Uluslararası hukukun dünyanın tüm sorunlarını çözeceğini ummak biraz aptallık olur.” değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası hukukun ihlaller ve adaletsizlikler konusunda siyasi baskı oluşturmak için araç olarak kullanılmasının önemini dile getiren Shahabuddin, “Bence bu siyasi baskı, dünya genelinde gördüğümüz kitlesel seferberliktir. Bir değişim yaratacak olan da budur. Bu baskı siyasi elitlerin ve aktörlerin somut tedbirler almasına yol açacaktır.” dedi.
BM GÜVENLİK KONSEYİ, SİYASİ PAZARLIK YERİ HALİNE GELDİ
ABD yönetiminin BM Güvenlik Konseyi kararlarının bağlayıcı olup olmadığına yönelik başlattığı tartışmalara ilişkin, bu bağlayıcılığın yoruma açık olmadığını vurgulayan Shahabuddin, bu hususun BM’yi kuran hukuki belgede açıkça yer aldığını ve bağlayıcı oldukları için de ABD’nin sürekli veto hakkını kullandığını söyledi.
Shahabuddin, BM kararlarının uygulanması için siyasi iradenin elzem olduğunu belirterek, “Bir karar var, ateşkes talep ediyor ama bunu gerçekten uygulamak için bir adım ileri gittiklerini görmüyorum.” dedi.
“BM Güvenlik Konseyi, tam bir drama ve siyasi pazarlık yeri haline geldi.” yorumunda bulunan Shahabuddin, sürecin uluslararası hukuk temelinden ziyade siyasi saikler etkisiyle işlediğini ifade etti.
“İSRAİL’İ DURDURMAK İÇİN BASKI GEREK”
Shahabuddin, İsrail’in saldırılarını sonlandırmasının veya Filistinlilere yönelik eylemlerini radikal şekilde değiştirmesinin tek yolunun güçlü müttefiklerden gelecek baskı olacağını söyleyerek, UAD tarafından İsrail aleyhine alınacak kararların da müttefiklerin tutumlarını değiştirebileceğini belirtti.
Nikaragua tarafından Almanya aleyhine UAD’de açılan “soykırımı kolaylaştırma” davasını anımsatan Shahabuddin, “(Almanya’daki kamu personeli) Artık açıkça İsrail’e silah ihracatına dahil olma konusunda tedirgin olduklarını söylüyorlar çünkü UAD kararının ardından olası bir soykırım durumunda şahsen tazminat ödeme durumunda kalmaktan korkuyorlar.” yorumunu yaptı.
İlerleyen günlerde UAD’nin “güçlü kararlar” alacağı yönündeki beklentisini paylaşan Shahabuddin, “Bu kararlar çıkarsa bu, en azından Batı’daki ülkeleri İsrail’e yönelik pozisyonlarını yeniden düşünmeye zorlayacaktır. Aslında birçok siyasi çevrede tonda bazı değişiklikler görüyoruz. Tüm bunlar aslında hem hukukun hem de siyasi baskının birleşimi.” şeklinde konuştu.
“BÖLGE ÜLKELERİ TÜRKİYE’Yİ ÖRNEK ALMALI”
Türkiye’nin 9 Nisan’da İsrail’e ticari kısıtlamalar getirme kararının oldukça önemli bir adım olduğunu vurgulayan Shahabuddin, bunun bölgedeki ülkelerin de aynı adımı atması için örnek olmasını umduğunu dile getirdi.
Shahabuddin, “Çünkü kelimeler tek başına karşı tarafın eylemleriyle mücadele edemez. Eğer harekete geçmek istiyorsanız bunu sözle değil eylemle yapmalısınız.” diyerek, bölgede önemli bir güç olan NATO üyesi Türkiye’nin, eylemlerini sona erdirmesi için İsrail’e baskı uygulanmasında önemli rol oynayabileceğini dile getirdi.
“UCM, HAREKETE GEÇMELİYDİ”
Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) İsrailli yetkililere karşı henüz somut olarak harekete geçmemesini değerlendiren Shahabuddin, UCM’nin uzunca bir süredir itibar kaybetmeye devam ettiğini söyledi.
Shahabuddin, “Ukrayna Savaşı, onlara güçlerini sergilemek ve önemlerini göstermek için bir tür fırsat verdi. Başlangıçta bu fırsatı yakalamakta oldukça başarılı oldular. Zamanlama gerçekten çok iyiydi ve bu dava Batı’daki güçlü aktörlerin tam desteğine sahipti. UCM’nin sadece Ukrayna’da değil tüm dünyada yapması gereken şeyi yapması için çıkarların mükemmel bir şekilde birleşmesi gerekiyor.” dedi.
UCM’nin Gazze hakkında süren soruşturmada benzer kararlar alması için elinde yeterli delil olduğunun altını çizen Shahabuddin, “(UAD’de) Gazze’de İsrail’in soykırım işlenmekte olduğuna dair ikna edici deliller bulunduğuyla ilgili bir karar var ve daha da önemlisi, mahkeme soykırım niyetini ararken bireyleri tespit etmiştir. Bu kararın hemen ardından UCM’nin yapması gereken, en azından adı geçen şahıslara karşı harekete geçmek olmalıydı ama hiçbir şey yapmadı. İşte sorun da bu. Bu, tam bir siyasi irade ve ilgi eksikliğidir.” ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye ve tüm dünya kadınlarının Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ediyor, 8 Mart’ın barışa, dostluğa, kardeşliğe, dayanışmaya vesile olmasını diliyorum.
Kendi merhum anneciğim başta olmak üzere vefat eden tüm annelerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Eşimin ve sevgili kızlarımın da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü yürekten tebrik ediyorum.
Tabii burada bir hususu vurgulamayı özellikle görev addediyorum. Sadece 8 Mart değil yılın kalan 364 günü de esasen kadınların günüdür, öyle olmalıdır. Kadınların şahsi hayatımızın yanı sıra devletimiz, milletimiz ve insanlığa yaptığı katkılar, yılda sadece bir güne hapsedilemeyecek kadar büyüktür, önemlidir, kıymetlidir. Bizim nazarımızda 8 Mart’ı diğer günlerden ayıran yegane husus, hayatı paylaştığımız kadınlara olan minnettarlığımız, şu an olduğu gibi çeşitli programlarla ifade etmemize vesile olmasıdır. Yine 8 Mart’ı aracı kılarak devletimizin kadınlara yönelik politikalarını gözden geçiriyor, nerede bir eksik, nerede bir sorun tespit edersek onu gidermeye çalışıyoruz.
KADIN ADAYLARIN İLGİ GÖSTERDİĞİNİ GÖRÜYORUZ
22 gün sonra sandıklara giderek yerel yöneticilerimizi belirleyeceğiz. Belediye başkanlarından muhtarlara kadar her kademede kadın adayların ilgi gösterdiğini görüyoruz.
Siyasete kadın elinin değmesini daima desteklemiş bir kardeşinizim. Buradan tüm kadın adaylarımızı selamlıyorum ve başarılar diliyorum. 8 Mart’ı aracı kılarak devletimizin kadınlara yönelik politikalarını gözden geçiriyor, eksikliği gideriyoruz. Türkiye Yüzyılı’nın hazırlıklarını güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye ekseninde yürütüyoruz. Güçlü aile, sadece millet ve devlet olarak bekamızın değil, aynı zamanda geleceğimizin de garantisidir.
DUVARLAR ÖREN HER TÜRLÜ YAKLAŞIMI REDDEDİYORUZ
Aile bireyleri ayakta tutmuş, toplumu yozlaşmalara karşı korumuş, iyi, güzel ve doğru olanın yaşayarak öğretilmesini temin etmiştir. Şurası tartışmasız bir gerçek ki, aile ne kadar güçlüyse, bireyler de o derece güçlü, muhkem ve diri olmuştur. Aynı şekilde ailenin zayıfladığı, aile kurumunun yara aldığı dönemlerde kadın, erkek, çocuk fark etmeksizin tüm bireyler de kötüye gitmiş, toplum kan kaybetmiş, zafiyet yaşamıştır. Bu bakımdan güçlü aile sadece millet ve devlet olarak bekamızın değil, aynı zamanda geleceğimizin de garantisidir.
İNSANLIĞIN İSTİKBALİ ADINA TEHLİKELİ BULUYORUZ
Güçlü ailenin ilk ve en önemli şartı ise güçlü kadındır. Hal böyleyken aileyle kadını ayıran, kadını ailenin karşısına yerleştiren, kadınla aile arasında duvarlar ören her türlü yaklaşımı reddediyoruz, farklı ambalajlar içinde toplumumuza sunulan bu tür bakış açılarını sadece milletimizin değil, tüm insanlığın istikbali adına tehlikeli buluyoruz.
KADIN HAKLARI DİYE ORTALIĞI AYAĞA KALDIRANLAR…
Filistin’deki katliamları görmezden gelenlerin tutarlı, etkili ve tarafsız olabilmesi mümkün değil. Soruyorum size, kadın hakları diye ortalığı ayağa kaldıranlar, Gazze’de hayatını kaybedenler için seslerini çıkardılar mı? Filistin’de diplomatik girişimlerimiz ve yardımlarımızla kendi duruşumuzu sergiliyoruz. İnsanlığın geri kalanına süreli hak, hukuk dersi verenlerin İsrail’in soykırım politikaları karşısında harekete geçtiğini gördünüz mü?
28 ŞUBAT’IN KARANLIĞINDAN ÇIKMAK ÇİLESİZ OLMADI
Kendi mahallelerindeki kadına yönelik tacizleri, şiddeti, ayrımcılığı, haksız uygulamaları asla gündeme getirmezler. Başörtüsüne özgürlük başta olmak üzere kadınlar lehine pozitif ayrımcılık yapılmasını anayasa kuralı haline getirdik. Her kim kadın hakları konusunda eski Türkiye’den övgüyle bahsediyorsa sizlerin mücadelesine kara çalıyordur. 28 Şubat’ın karanlığından çıkmak çilesiz olmadı.
Şirketten yapılan açıklamaya göre “Uluslararası Oyun Planı 2027” kapsamında OYAK ve Renault 400 milyon euronun üzerinde yatırım yaparak, Oyak Renault Fabrikaları’nda Duster’ın yanı sıra üç yeni Renault SUV modelini de 2027 yılına kadar üretime alacak ve fabrikayı küresel bir ihracat üssü haline getirecek.
Duster, 2010 yılından bu yana Avrupa dışındaki 50’ye yakın pazarda satılan 1,7 milyonun üzerinde satışla güçlü bir uluslararası itibara sahip.
Renault Duster’da 140 hp güç üreten ultra verimli Renault E-Tech full hybrid teknolojisi de dahil olmak üzere farklı motor ve şanzıman kombinasyonları arasından seçim yapılabilecek. Renault Duster, Renault’nun 2027 yılına kadar Türkiye satışlarının üçte birini elektrikli ve elektrik destekli modellerle oluşturma hedefine aktif bir katkı sağlayacak.
Bursa Oyak Renault Otomobil Fabrikaları’nda en ileri teknolojiyle üretilecek olan Renault Duster, kalitesi ve yüksek işçilik seviyesiyle geniş bir kitleye hitap edecek. Model, kendinden renkli plastik ve çizilmeye dayanıklı malzemelerden üretilen dış gövde koruma özellikleriyle dayanıklılık gerektiren kullanım koşulları için tasarlandı.
Renault Duster, sert, güçlü ve estetik görünümüyle dikkati çekiyor. Donanımlarıyla bir SUV araçtan beklenen özelliklere sahip. Sert ve güçlü tasarımını vurgulayan Renault yazılı yeni ön ızgarasıyla da rakiplerinden farklılaşan özgün bir otomobil olarak öne çıkıyor.
Otomobilin iç tasarımındaki yüksek orta konsol, çağdaş tasarımı ile üst sınıf bir modele yakışır şekilde güvenlik ve saklama alanını birleştiriyor.
Yerden yüksek yapısı ve farklı sürüş koşullarında en iyi performans ve güvenliği sağlayacak yeni beş özel arazi sürüş moduyla her yere gitmeye hazır olan Yeni Renault Duster, tüm bu nitelikleriyle gerçek bir 4×4’ün özelliklerini taşıyor.
Yeni Renault Duster ikinci çeyrekte Türkiye’de tanıtılacak.
“TÜRKİYE PAZARININ İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAN GÜÇLÜ VE ETKİLEYİCİ BİR MODEL”
Açıklamada görüşlerine yer verilen MAİS AŞ Genel Müdürü Dr. Berk Çağdaş, “Türkiye’de üretilecek olan Renault Duster, aslında içimizden biri. Türkiye’de kullanıcıların yıllardır büyük bir beğeniyle kullandığı ve alıştığı Duster deneyimini yeni bir boyuta taşıyor. Yerel bir model olacak Yeni Renault Duster, çağımızın ve Türkiye pazarının ihtiyaçlarını karşılayan çok güçlü ve etkileyici bir model. İddialı SUV özellikleri, sert ve güçlü yapısı, gelişmiş 4×4 becerileri ve en güncel hibrit güç-aktarma sistemlerinin yanı sıra iddialı görünümüyle de tüm Türkiye’nin ilgisini çekecek. Yeni Renault Duster ile pekiştirdiğimiz SUV modellere odaklanma hedefimiz, Renault markasının başarısına ivme katacak. OYAK ve Renault ortaklığının ülkemize katkı sağlayacak stratejisi, Türkiye pazarındaki konumumuzu güçlendirmenin yanı sıra küresel pazarlarda da rolümüzü güçlendirecek” değerlendirmesinde bulundu.
Renault Group Türkiye Üst Yöneticisi (CEO) Jan Ptacek ise, “Renault, güçlü ortağı OYAK ile 54 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Renault Duster modelimizi Bursa Oyak Renault Otomobil Fabrikaları’nda üretmek, Türkiye’de pazar lideri olma hedefimizin ilk adımı. Renault Duster sayesinde markayı güçlendirebilecek, SUV segmentindeki varlığımızı geliştirebilecek ve elektrifikasyona geçiş stratejimizi hayata geçirebileceğiz. Bursa fabrikamızı sadece Avrupa değil, tüm dünyanın ihracat merkezi haline getireceğiz. OYAK ile birlikte Türkiye otomotiv sektörünün gelişimine çok önemli katkılarda bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>