
Hac Umre Seyahat Acentaları Derneği (HURSAD) Başkanı Diyaeddin Şahin’in yazısı şöyle:
2024 YILINDA HAC: NELER YAŞANDI?
2024 yılı hac organizasyonu, Türkiye kamuoyunda geçmiş yıllardan oldukça farklı bir şekilde yankı buldu. Önceki yıllarda haber kanalları genellikle hacıların yaş ortalamaları ve vefat sayıları gibi istatistiklere odaklanırken, bu yıl özellikle sosyal medyada hac ile ilgili bambaşka konular gündeme geldi. Turist vizesiyle hacca giden vatandaşların karşılaştıkları zorluklar üzerine yoğunlaşan tartışmalar daha çok ilgi gördü.

Seyahat acentalarını temsilen Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulunda yer aldığım için, 2024 yılı hac organizasyonuyla ilgili tüm görüşmeleri gerçekleştiren heyetin bir üyesi olarak, yaşananları ve bu sürecin arka planını kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
TÜRKİYE’DE HAC ORGANİZASYONU: YÖNTEM VE KURALLAR
Türkiye’de hac organizasyonu düzenlenmesiyle ilgili düzenleyici bir kurul olan Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulu, Diyanet İşleri Başkanı başkanlığında 7 bakan yardımcısı ve Seyahat Acentalarının temsilcisinden oluşan 9 kişilik bir heyettir. Hac kayıtları, kalınacak süre, konaklanacak otellerle ilgili standartlar ve hac için vatandaşların ödeyeceği tutar gibi tüm konular kurulda görüşülüp karara bağlanır.
Suudi Arabistan, Müslüman ülkelere nüfuslarının binde biri oranında hac kotası tahsis ediyor. Bu yıl nüfusumuz göz önüne alındığında 85,430 kişilik hac kotası aldık. Kanun ve bu kanuna dayanarak çıkarılan Cumhurbaşkanı kararı ve yönetmeliklerle hac kotasının yüzde 40’ı seyahat acentalarına, yüzde 60’ı ise Diyanet İşleri Başkanlığına verilmektedir. Hacca gitmek isteyen vatandaşlarımızın sayısı 2,4 milyon seviyesindedir. Yani ülkemize tanınan hac kotasının otuz katı bir talep var. Hal böyle olunca hacca gideceklerin tespitinde kura yöntemi uygulanmaktadır.
ELEKTRONİK VİZE DÖNEMİ: KOLAYLIKLAR VE SINIRLAR
Suudi Arabistan, 2023 yılı Ekim ayından itibaren Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşıyanlara yönelik vize kolaylığı getirdi. Online olarak turistik vize veya kapıda turistik vize alma imkanı sağlandı. 1 yıl geçerliliği olan ve 3 ay ülkede kalış süresi tanıyan çok girişli bir vizeden bahsediyoruz. Bu vizelerle Suudi Arabistan’a seyahatleri teşvik etmek istiyorlar. Hem umre için ülkeye gitmek isteyenlere kolaylık sağlamak, hem de ülkenin tarihi ve turistik yerlerine ilgiyi artırmak için bu tür erişimi kolay vize uygulaması başlattılar. Üstelik 100 dolara yakın, çok ucuz bir maliyetle.
Ancak bu vizelerle hac yapmanın mümkün olmadığını özellikle belirttiler. Hac için uygulanan vize, farklı prosedürlere tabi olan ve özel ayrıcalıklar tanıyan bir vize türüdür.
HAC VİZESİ: PROSEDÜRLER VE AVANTAJLAR
Hac vizesi alınmadan önce, her hacı için ciddi miktarlarda bir ödeme yapılmaktadır. Hem Kurul kararıyla hem de Hac ve Umre Bakanlığınca belirlenen nitelikte otellerin kiralanmış olması, yemek ve transfer anlaşmalarının yapılmış olması ve buna ilişkin ödemelerin yapılmış olması gerekir. Tüm bu sözleşmeler elektronik ortamda ve Hac Bakanlığı’nın onayıyla ve garantisiyle yapılır. Çok önemli bir gider olan Arafat, Müzdelife ve Mina çadır, yemek ve transfer sözleşmeleri de yine elektronik ortamda yapılır ve buna göre ödemeler vize sürecinden önce tamamlanır.

Hac vizesi alındığında, hacının kalacağı otel, yiyeceği yemek, hac günlerinde gideceği tüm kutsal mekanlardaki klimalı çadır gibi tüm ihtiyaçları temin edilmiş olmaktadır. Özellikle hac günlerinde Arafat, Müzdelife ve Mina için yapılan ödemeler oldukça yüksektir. Bu kutsal bölgelere her taşıt giremez. Gerekli izinleri alınmış ve sözleşme süreci tamamlanmış otobüsler girebilmekte, hacıları onlar taşımaktadır.
TURİSTİK VİZELERİN EKSİKLİKLERİ
Turistik vizelerle hacca gidenler için durum oldukça farklı. Otel şartı ve standardı olmadığı için insanlar düşük kalitede otellerde konaklatılıyor. Yemek kalitesi de oldukça düşük. Arafat, Mina ve Müzdelife’de çadırları yok. Transfer için akredite otobüsleri bulunmuyor. Sağlık sigortaları olmadığı için herhangi bir sağlık hizmetinden yararlanamıyorlar. Kayıtları olmadığı için Diyanet hastanesinden bile faydalanamıyorlar. Tüm bu eksikliklere rağmen ödedikleri bedel de maalesef oldukça yüksek. Hac kurasında ismi çıkmayan vatandaşlarımızın başka arayışlara girmesini anlıyorum ancak maalesef güvenli bir başka yol da bulunmuyor.
2024 HAC HAZIRLIKLARI VE ÖNEMLİ GÖRÜŞMELER
2024 Yılı Haccı ile ilgili iş ve işlemler çok erken bir tarihte başlatıldı. Ekim ayında ülkemizi ziyaret eden Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı ve heyetiyle yapılan tüm görüşmelerde bulundum. Ardından Ocak ayında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde gerçekleşen Hac protokol görüşmelerinde ve imza töreninde de oradaydım. Tüm bu toplantılarda, Suudi Arabistan tarafı özellikle bir hususu vurguluyorlardı. Hac vizesi dışında, diğer vizelerle hac yapılmasına müsaade edilmeyeceği idi. Bu hususa riayet etmeyen tüm organizatörlere yaptırım uygulanacağı ta ilk andan itibaren söylendi. Mekke ve Medine’nin 15 Zilkade-15 Zilhicce (22 Mayıs-21 Haziran) tarihleri arasında diğer vize türlerini kullanarak ülkeye girecek olanlara kapatılacaktı.

Bu hususun kendileri için kırmızı çizgi olduğunu defalarca söylediler. Biz de Kasım ayının hemen başında kamuoyunu uyarmak gayesiyle açıklamalarda bulunduk. Kurasız hac ilanlarına karşı dikkatli olunmasını, hac vizesi dışında vizeyle hac yapmanın kural olarak mümkün olmadığını ifade ettik. Yine Diyanet İşleri Başkanlığı çeşitli tarihlerde bu hususu kamuoyuyla paylaştı. Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı tabiri caizse bangır bangır bağırarak hac vizesi dışında bir vizeyle hac yapılmasına izin verilmeyeceğini ilan etti.
HAC DÖNEMİNDE ALINAN TEDBİRLER
Suudi makamları, gayri nizami (kaçak) hacıların önüne geçmek için yoğun bir çaba gösterdiler. Hatta nizami hacıların hayatını zorlaştıracak tedbirler de aldılar. Sürekli hac izin belgesi (NUSUK kartı) sordular, otobüslere binişlerde bu kartların sistemde kontrol edilmesi gibi hacıların oldukça fazla vaktini alan uygulamalar yaptılar. Yukarıda belirttiğim tarihler arasında Mekke’de adeta olağanüstü hal ilan edildi. Hac vizesi dışında gelenlerin otelleri basılıp, hacılar Mekke dışına çıkarıldılar. Bir kısmının parmak izi alınarak yurda girişleri yasaklandı. Arafat’a çıkma günü yaklaştıkça bu baskı giderek arttı. Artık kaçak hacıların Arafat’a gitmesinin neredeyse imkansız görünmeye başladığı günlerde, durup dururken sosyal medyada ve bazı siyasilerin söylemlerinde “Diyanet, Türk vatandaşlarını Suudililere şikayet ediyor” yaygarası kopartılmaya başlandı.

BU TARTIŞMALAR NEDEN BAŞLADI?
Kaçak yollarla Mekke’ye hacı getirenler, hem hacıların tepkilerini dindirmek hem de kendilerine ait sorumluluktan kurtulmak maksadıyla bu sözleri yaydılar. Özellikle sosyal medyada, Diyanet İşleri Başkanımıza karşı ideolojik tutum sergileyen kullanıcılar bunu köpürtmeye başladılar. Bazı siyasetçiler de süreci bilmeden, bu tartışmalara dahil oldular. Oysa ne Diyanet kimseyi şikayet etmişti, ne de hac organizasyonuna ev sahipliği yapan Suudi Arabistan’ın Türklere karşı özel bir tutumu vardı. Tüm kaçak hacılara karşı harekete geçilmişti. Hac Dairesi Başkanının 2023 yılı haccında yaşananlardan bahseden videosu sanki yeniymiş gibi manipüle edilerek servis edildi. Elbette Diyanet’in benim savunmama ihtiyacı yok. Zaten kendileri defaatle bu konuyu açıkladılar. Tüm süreçlere şahitlik yapmış biri olarak vicdanımı susturmamı kimse beklemesin.
KAÇAK YOLLARLA İNSANLARI HACCA GÖTÜRENLER KİMLER?
Eser miktarda kendi imkanlarıyla ve kişisel planlamalarıyla bu yolla hacca giden vatandaşlarımız elbette var. Ancak büyük bir çoğunluk birileri tarafından organize edildi. Kimdi bunlar? Çok ama çok büyük çoğunluğu seyahat acentası dahi olamayan kişiler vasıtasıyla hacca götürüldüler. Yani kaçak acentacılık faaliyetiyle götürüldüler. Bir kısmı da hac organizasyonu dahi düzenleme yetkisine haiz olmayan acentalarca götürüldü. Yani yetkisiz acentacılık faaliyeti. Ne kadarı yetkili acentalarca götürüldü bilmiyoruz. Aslında kaç vatandaşımız bu yolla hacca gitti bilmiyoruz. Zira elimizde bir kayıt yok. Türkiye’deki herhangi bir kuruma kayıt ettirmedikleri ya da bildirilmedikleri için maalesef bunu bilme şansımız yok. Kimin hangi organizasyonla geldiğini de bilmiyoruz. Bunu maalesef hiçbir kurum bilmiyor. El yordamıyla ulaşıyoruz tüm bu bilgilere. Özellikle Arafat dönüşü yaşanan sıkıntıların çözümü için yaptığımız yoğun çalışmalar sonucu bazı bilgilere ulaştık ancak bunların birçoğu hala teyide muhtaç.

HAC GÜNLERİNDE YAŞANANLAR
Hac, belirli zamanlarda ve belirli günlerde yapılan bir ibadet. Rütüeller ve sembollerden oluşur. 8-13 Zilhicce (14-19 Haziran) tarihleri arasında, Arafat meydanı, Müzdelife vadisi, Mina, Cemarat ve Kabe’de yapılan bir dizi ibadetler zinciridir. Hac vizesiyle hacca gidenler (nizami hacılar) otellerinden kendileri için tahsis edilmiş otobüslerle Arafat’a çıkarlar. Burada klimalı çadırlarda konaklar, 4 öğün yemek ve kumanya hizmeti alırlar. Yaklaşık 24 saat süren Arafat kısmı tamamlandıktan sonra Müzdelife’ye yine otobüslerle geçilir. Müzdelife sonrası ise yürüyerek yani fiziki eforla eda edilir. Yürüyemeyecek durumda olanlar ise, hac bakanlığınca ücreti mukabili tahsis edilen otobüslerle götürülürler. Hem Arafat hem de diğer kutsal mekanlarda hastanelerden yararlanma hakları vardır. Suudi makamlar bu hizmetleri verir ve koordine eder. Yani hac vizeliler; sıcak ve izdiham başta olmak üzere tüm diğer olumsuzluklardan asgari seviyede etkilenirler. Bunu gayri nizami yollarla hacca gidenlerin durumu daha net anlaşılsın diye uzunca izah ettim.
KAÇAK HACILAR VE KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR
Kaçak hacılar ise çok daha farklı şeyler yaşadılar. Bir kısmı yürüyerek, bir kısmı da gayri resmi ve çoğunluğu dinen hoş görülmeyecek yollarla Arafat’a çıkarıldılar. Bir grup Mısırlı kaçak hacının Arafat’a yürüyerek çıkmaya çalışması, polisin sert tepkisiyle bastırıldı. Ancak sosyal medyada vicdan kanatan görüntülerin yayılması ile polis müdahaleden vazgeçti ve Arafat’a gidiş yolundaki tedbirleri uygulamaktan vazgeçtiler. Sonuç olarak, Arafat’ta çadırları yoktu. Yemek ve içecekleri de yoktu. Dışarda güneşin altında, veya resmi hacıların kaldığı çadırların gölgesinde günü geçirdiler. Bazı hacılar da nizami hacıların çadırlarını işgal ettiler. Gün boyu güneşin altında bitap düşen hacılar, güneşin batışından itibaren yürütülerek Müzdelife vadisine götürüldüler. Pek azı otobüs imkanı bulabildi. Ayrıca yürüyemeyecek durumda olanlar için dahi otobüs bulmaları güçtü. Bu şekilde meşakkatli bir yolculuğun ardından haccı eda ettiler. Zor şartlarda yorgun bitap ve hasta olarak otellerine gelebildiler.
Ancak herkes bu kadar şanslı olmadı. Bayramın ikinci gününden itibaren, telefonlarımız ve sosyal medya hesaplarımız, yakınlarına ulaşamayan hacı yakınlarının mesajlarıyla doldu. Nizami hacılardan tek bir tanesi için böyle bir durum oluşmadı. Hiçbir kaydı olmayan, hangi tarihte hangi otele girdikleri bilinmeyen vatandaşlarımıza ulaşmak, milyonlarca insanın olduğu Mekke’de çok zordu. Kaybolan, hastalanan hatta vefat eden vatandaşlarımız oldu. Diyanet, HURSAD ve konsolosluk yetkililerinden oluşan bir kriz masası kurarak vatandaşlarımızın akıbetini araştırdık. Bir kısmını Mekke sokaklarında, bir kısmını hastanelerde bir kısmını da morglarda bulduk. Hala ulaşamadığımız 7-8 vatandaşımız var.
HACCA SADECE HAZ VİZESİ İLE GİDİN
Bu yaşananlar, önümüzdeki yıllar için vatandaşlarımıza örnek olmalıdır. Hac konusunda bizim, Diyanet’in ve HURSAD’ın uyarı ve tavsiyelerinin dikkate alınması gerekir. Hac vizesi dışındaki yollarla hac ibadetini yerine getirmeye çalışmak, maddi ve manevi büyük zorluklara yol açabilir. İnsanlar bazı şeyleri yaşamadan tam olarak idrak edemiyor. Hac ibadeti, manevi bir yolculuk olmasının yanında, fiziksel ve lojistik açıdan da titizlikle planlanması gereken bir süreçtir. Hac vizesiyle yapılan düzenlemeler, hacıların güvenli, rahat ve huzurlu bir ibadet geçirmelerini sağlamayı hedeflemektedir. Bu yüzden, hac organizasyonları sırasında ortaya çıkan tüm kurallara ve prosedürlere uyulması büyük önem taşımaktadır. Vatandaşlarımızın, Diyanet’in ve HURSAD’ın uyarı ve tavsiyelerini dikkate alarak, güvenli ve düzenli bir hac yolculuğu yapmalarını temenni ediyorum. Bunca yaşanan sıkıntıların ders olmasını diliyorum ve gelecek yıllarda bu tür sorunlarla karşılaşmamayı umuyorum. Hac, hayat boyu hatırlanacak bir ibadet olmalı, zorluklar ve sıkıntılarla değil, huzur ve maneviyatla anılmalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Mühtedi Çalışmaları ve Yurtdışı Sosyal İçerikli Din Hizmetleri Daire Başkanı Sevde Düzgüner, Fetva ve İrşat Ekip Başkanlığı olarak 2024 Hac Organizasyonu kapsamında fetva, irşat ve manevi destek konularında hizmet verdiklerini belirtti.

KUTSAL TOPRAKLARDA İLK
Düzgüner, fetva hizmetlerinde haccın yapılması, irşatta haccın bireyler üzerindeki etkisini ele alırken manevi destek hizmetini ise bu sene ilk defa uygulamaya koyduklarını vurguladı.
Bu hizmetlerin Diyanet İşleri Başkanlığının yurt genelindeki hizmetlerinin hacca taşınmasıyla ortaya çıktığını belirten Düzgüner, başkanlık bünyesinde özel eğitimlerle yetiştirilen manevi danışmanların hastane, yurtlar veya cezaevleri gibi pek çok farklı kurumda görev yaptığını söyledi.
Düzgüner, “Zor ve sıkıntılı zamanlardan geçerken inancından, maneviyatından güç alan insanların yanlarında olup onlara profesyonel destek hizmeti sağlıyorlar.” dedi.

“HER AN ONLARIN YANINDA OLDUKLARINI HİSSETTİLER”
Manevi destek hizmetlerinin, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından da bölgede verildiğini hatırlatan Düzgüner, hacda da Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı hastanelerde manevi destek hizmeti verdiklerini belirtti.
Bununla birlikte deprem bölgesinden gelen kafilelere yönelik de söz konusu hizmeti kutsal topraklarda sürdürdüklerini dile getiren Düzgüner, şunları söyledi:
“Kahramanmaraş ve Hatay gibi depremin yıkıcı etkilerinin olduğu şehirlerden gelen kafilelere özel manevi danışman atandı. Bu yılki uygulamada 12 kafilenin kendileriyle özel ilgilenen manevi danışmanı oldu. Danışmanlar daha önce bu alanda çalışmış, 8-10 yıllık tecrübeye sahip kişilerden özel olarak seçildi. Bu manevi danışmanlar kafilelerini kutsal topraklarda güllerle karşıladı, onların kaldıkları otellerde kaldı, onlarla yemek yedi, tavafa gitti. Her an onların yanında olduklarını hissettirdiler.”

HİZMETE BAŞVURANLAR
Düzgüner, bunların dışında kısa süre önce veya hac ibadeti sırasında yakınlarını kaybeden kişilere de manevi destek danışmanı görevlendirdiklerini belirterek, şunları söyledi:
“Ayrıca Kabe’ye gidip-gelirken kaybolma korkusu yaşayan, kalabalık nedeniyle korkan hacılarımız oldu. Bu tür olumsuz tecrübelerle mücadele konusunda da manevi destek hizmetine başvurdu.”

BİNE YAKIN GÖRÜŞME YAPILDI
Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı hastaneden cerrahi mücadele gerekliliği nedeniyle Suudi Arabistan’a ait hastanelere sevk edilen hastalara yönelik de söz konusu hizmeti verdiklerine işaret eden Düzgüner, şöyle konuştu:
“Bu yıl ilk defa hayata geçirilen uygulamadan hacı adaylarımız çok memnun kaldı. Artık hac kafileleri yurda dönmeye başladı. Bu destekten yararlanan vatandaşlarımız memnuniyetlerini, manevi destek danışmanlarımıza ‘Seni bana Allah gönderdi’ ifadesini kullanarak belirtiyor. Bunu sıklıkla duyuyoruz. İnsan yoğun duygular yaşayıp içinden çıkamadığı zamanlarda dışarıdan sadece kendisi için gelmiş, onu sakinleştiren, dua eden birisiyle karşılaştığında buranın maneviyatının da etkisiyle onun üzerinden daha kolay geliyor. Bu çalışma bu sene başladı, bundan sonra da gelişerek devam edeceğini umuyoruz.”
Düzgüner, manevi destek hizmetinin birebir, grup ve toplu görüşmeler şeklinde yapıldığını belirterek, “Şu ana kadar ekiplerimiz bine yakın görüşme yaptı.” dedi.
Diyanet İşleri Başkanlığı Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü Remzi Bircan, hac kuraları aleyhindeki söylemleri “karalama” olarak nitelendirerek, “Hiç kimseye yönelik bir ayrımcılık asla söz konusu değildir, bu bizim kırmızı çizgimizdir.” dedi.
Bircan, AA muhabirinin hac kuraları, hac organizasyonu ve bu konuda gündeme gelen çeşitli iddialara ilişkin sorularını yanıtladı.
2024 yılı hac organizasyonunun, hacı adaylarının şeytan taşlamaları ve veda ziyaretlerinin ardından tamamlanacağını dile getiren Bircan, “Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt dışında yaptığı en büyük organizasyonlardan birisi. Bir gecede 85 bin vatandaşımızın otellerinden önce Arafat’a ardından Müzdelife’ye birkaç saat içinde intikal ettirilmesi, bunun da 3 milyona yakın insanın bulunduğu ortamda sorunsuz şekilde yapılması çok önemli bir başarıdır.” diye konuştu.

Diyanet İşleri Başkanlığının hac ve umre organizasyonlarında kanunun verdiği yetki kapsamında işlemler yaptığını aktaran Bircan, bununla birlikte hac ve umrenin karar merci denilebilecek “Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulu”nun bulunduğunu belirtti.
Diyanet İşleri Başkanı başkanlığındaki kurulda 7 bakanlıktan bakan yardımcısının görev aldığını anlatan Bircan, “Bu kurulda fiyatlamadan eğitime, gidiş ve geliş tarihlerinden dağıtılacak malzemeye kadar hacca dair bütün unsurlar belirlenmektedir.” ifadesini kullandı.
Hac kontenjanlarının nasıl belirlendiğine yönelik soru üzerine Bircan, şunları kaydetti:
“Kontenjanları biz belirlemiyoruz. Bizim kontenjan talebimiz tabii ki çok daha fazla ancak 1989’da Ürdün’ün başkenti Amman’da Müslüman ülkelerin dışişleri bakanlarının aldığı karar gereği, ülkedeki Müslüman nüfuslarının binde 1’i oranında her ülkeye kontenjan veriliyor. Bizim nüfusumuz 74 milyon iken kotamız 74 bindi, nüfusumuz 80 milyon oldu kotamız 80 bine çıktı, 2024 güncellemesinde ise 85 milyon nüfusumuz için kota aldık. Bu kota uygulaması sadece bize özgü değil tüm ülkeler için böyledir. Mesela Endonezya’nın Müslüman nüfusu 230 milyon olduğu için onların kotası 230 bindir.”

KONTENJAN 84 BİN, YILLIK BAŞVURU 200 BİN
Hac için yıllık ortalama başvuru sayısının sorulması üzerine Bircan, “Hacca gitmek isteyen kardeşlerimizin taleplerini almak ve onları kuraya dahil etmek için her sene ön kayıt alıyoruz. Bunun da ortalaması yıllık yaklaşık 200 bin kişi civarındadır.” dedi.
Başvurulara ilişkin istatistiksel verileri de paylaşan Bircan, “2013’ten bekleyenlerin sayısı 204 bin 335 kişi. 2014 ve 2015’te ön kayıt almadık bu nedenle 2016’daki ön kayıt sayımız 581 bin oldu. 2023’te 220 bin kişi, 2024’te 135 bin kişi başvurdu.” açıklamasını yaptı.
Bircan, hacı adaylarının kurada çıkması bakımından uzun süredir bekleyenlerle, yeni başvuranların arasındaki adaletin nasıl sağlandığına yönelik soru üzerine, ülkelerde hacı adaylarının belirlenmesine yönelik farklı uygulamaların olduğunu söyledi.

Bu uygulamalardan birinin “salt kura sistemi” olduğunu belirten Bircan, “Bu sistem başvuranların bekleme oranlarına dikkat edilmeden, herkesin aynı şartlarda kuraya dahil edilmesi ve çıkması durumunda kutsal topraklara götürülmesini kapsıyor.” diye konuştu.
“SIRA 130 YIL SONRA GELECEK”
Remzi Bircan, bir diğer sistemin ise “sıra sistemi” olduğunu belirterek, “Bu sistemde başvuranlar, başvuru yıllarına göre sıraya konuluyor, sırası geldiğinde kutsal topraklara gidiyor. Bunun en bariz örneği Malezya’da yaşanıyor.” dedi.
Bircan, Malezya’da bugün itibarıyla hacca başvurulduğunda sıra gelme süresinin “130 yılı” bulduğunu ifade edildi.

TÜRKİYE’DE HACI ADAYLARININ BELİRLENMESİNE YÖNELİK UYGULAMA
Türkiye’deki uygulamaya yönelik soru üzerine ise Bircan, şöyle konuştu:
“Bizim kendimize has katsayı-kura sistemimiz var. Bu sistemle başvuru süresi arttıkça kurada çıkma ihtimaliniz de artıyor. Örneğin, bir vatandaşımız 10 yıl beklediyse kendisine bekleme süresi kadar yani 10 katsayı veriliyor, 100 oluyor. 5 yıl beklediyse katsayısı 5 çarpı 5 yani 25’tir. Bir yıl beklediyse kendi katsayısıyla çarpınca bir olur. Bu ne demektir? Bir vatandaşımızın 100 katsayısı varsa isminin 100 defa kura listesinde yer alması anlamına gelir. Dolayısıyla kat sayısı fazla olanların kurada çıkma oranı daha da artmaktadır. Bu yılki hac organizasyonunda kurada çıkanların isimlerinin büyük bölümünü 2009, 2010 ve 2011 yıllarından bekleyenler oluşturdu. Bu sene hac kurasında çıkanların yüzde 81,1’ini söz konusu yıllardan beri bekleyen isimler oluşturdu. 2023 ve 2024’te başvuranların çıkma oranı ise yüzde 0,01’dir. Bu şekilde bir adaletli sistemimiz var.”
MALEZYA VE ENDONEZYA, TÜRKİYE SİSTEMİNİ ÖRNEK ALACAK
Diyanet İşleri Başkanlığının “katsayı-kura sistemi”nin diğer Müslüman ülkelerden de takdir gördüğünü aktaran Bircan, “Malezya ve Endonezya kendi sistemlerini bizimki gibi yapmak istiyor. Bununla ilgili hac dönemi sonrasında heyetler gelip bizimle görüşecekler.” bilgisini paylaştı.
“BU BİZİM KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”
Kura-katsayı sistemine yönelik “ayrı torbalardan hacı adayları belirleniyor”, “hile yapılıyor” iddialarının sorulması üzerine Bircan, “Asla böyle bir durum söz konusu değil. Bizim her türlü işlemimiz Başkanlığımız müfettişleri ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu üyeleri tarafından inceleniyor. Biz her sene yapılan hac kuralarını noter huzurunda yapıyoruz.” dedi.
“Vip hacılar kurada daha kolay çıkıyor” iddiasının sorulması üzerine Bircan, şunları kaydetti:
“Kura konusunda vatandaşlarımız arasında hiçbir fark yoktur, herkes eşittir. Hiç kimseye yönelik bir ayrımcılık asla söz konusu değildir, bu bizim kırmızı çizgimizdir. Devletimizin denetim mekanizmaları her sene bunu denetliyor. Bu konuda çok şeffafız, veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yoktur. Bize tanınan kotadaki her bir kardeşimizin hakkını koruduk, korumaya devam edeceğiz.”
“ÇİRKİN BİR KARALAMA”
Ortaya atılan iddialara ilişin değerlendirmesi sorulan Bircan, “Diyanet İşleri Başkanlığı olarak ülkemizin onuruna yakışır bir şekilde hac organizasyonu yapıyoruz. Bu başarıyı gölgede bırakmak isteyen birtakım kişiler bunları gölgede bırakmak, vatandaşlarımızın kafasındaki hac organizasyonunun güzelliğini silmek istiyorlar. Hepsini çirkin bir karalama olarak nitelendiriyorum.” ifadesini kullandı.
Bircan, hac sırası bekleyenlerin sayısının 2,5 milyona yakın olduğunu belirterek, “Kanun gereği hac kontenjanının yüzde 60’ı Diyanet İşleri Başkanlığı organizasyonunda, yüzde 40’ı ise belli şartları taşıyan acenteler tarafından karşılanıyor.” diye konuştu.
Acentelerin, Diyanet İşleri Başkanlığı müfettişleri tarafından çok sıkı denetlendiğini belirten Bircan, olumsuz durumlarda gerekli yaptırımların uygulandığını sözlerine ekledi.
Gazze’den çıkamayan Filistinliler, Kabe’yi tavaf eden hacıları televizyondan seyrederek duydukları özlemi gidermeye çalıştı.
Bunlardan biri de bu sene hacca gitme hakkı kazandığı halde Refah Sınır Kapısı’nın kapalı olması nedeniyle hac farizasını ede etme hakkından mahrum edilen el-Mısri ailesi.
– “HACILARI GÖRÜNCE AĞLIYORUM”
Televizyonda kutsal topraklara giden hacıları seyreden ve içi hasretle yanıp tutuşan Merve Subhi Hasan el-Mısri, 2012’de hacca yazıldıklarını ve geçen sene isimleri çıkmayınca çok ağladığını söyledi.
“Bu sene gidebileceğimizi söylediklerinde çok sevindim. Kabeyi nasıl ziyaret edeceğimizi düşünmeye, gün saymaya ve hazırlık yapmaya başladım. Savaş başladı ve hayallerimiz suya düştü. Sınır kapısının açılmasını ve hac ibadetini eda etmeyi bekliyordum ama açılmadı.” dedi.
Bu sene de hac ibadetini yapamadıklarını kaydeden Mısri, “Vallahi hacıları görünce ağlıyorum, ben de onların yanında olmak ve hac ibadetini yerine getirmek istiyorum.” diyerek duyduğu özlemi dile getirdi.

– TEK DİLEKLERI HACCA GİDEBİLMEK
Eşiyle birlikte sabırsızlıkla isimlerinin çıkacağı günü beklediklerini anlatan Fehmi Fayiz Raid el-Mısri (70) ise “Bu sene ismimiz çıktı ve gideceğimizi sandık ama nasibimiz yokmuş, savaş çıktı. Savaş devam ederken bile sınır kapısı açık olsa çıkmayı düşünüyorduk. Zilhicce’nin ilk on günü bile olsa kafi gelir diye düşünüyorduk.” diye konuştu.
“Televizyonda hacıları görüyoruz, Kabe’yi tavaf ediyorlar, dua ediyorlar, kalbimiz onlarla atıyor, ben de eşimle birlikte orada olmak istiyorum. Ama elden ne gelir, durumumuz bu.” diyen Mısri, Arap ülkeleri liderlerinden onlara yardım etmelerini ve her ne şekilde olursa olsun hac ibadetini eda etmeyi istediklerini dile getirdi.
Mısri, “Bu sene olmasa bile seneye bunu telafi edebilmeyi istiyoruz. Biz çok çektik, evimizi, paramızı her şeyimizi kaybettik. Şehitlerimiz var, kalbimiz artık dayanmıyor. Başka bir şey istemiyoruz sadece bize bu konuda yardım edin.” diyerek çağrıda bulundu.
– KUTSAL TOPRAKLARIN ÖZLEMIYLE YANIYORLAR
İsmail Hamdan el-Mısri de hacca yazılan ve bu sene gitmeye hazırlanırken bu haktan mahrum kalan Filistinlilerden oldu.
Eşi Meryem Hamdan el-Mısri ile son ana kadar beklediklerini ve umutlarını kaybetmediklerini söyleyen Mısri, “Hac başladı ve Zilhicce’nin 10 günü de bitmek üzere ama biz Gazze’den çıkamadık. Gidip kutsal toprakları göreceğimiz günün hasretiyle yanıyoruz. Daha önce umreye gitmiştik ama hacca da gitmek istiyorduk, nasip olmadı. İnşallah savaş biter de gelecek sene gitme şansımız olur.” dedi.
Gazze’de yaşanan acılara da dikkat çeken Mısri, “Gazze’deki 2 milyon kişinin, çocukların bile anlatacak bir hikayesi var. Dinleseniz ağlarsınız. Biz böyle bir şeyi ne tarihte gördük ne de yaşadık.” ifadesini kullandı.
Diyanet İşleri Başkanlığı her kafile için sorumlu din görevlisi tayin ederken, hac vizesi dışındaki vizelerle “kural dışı” hac ibadetini önlemek için Suudi Arabistan’ın hayata geçirdiği “Nusuk” uygulaması kapsamında hacı adayları için çıkartılan kartlar Suudi Arabistan yetkilileri tarafından tek tek kontrol edildi.
Bu yıl ilk defa hayata geçirilen uygulama kapsamında yapılan kontrollerin ardından kafile bilgilerinin yer aldığı barkodlar otobüslerin kapılarına yapıştırıldı.

Hacı adaylarının otobüslerdeki yerlerinin almalarının ardından Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığının 2024 Hac Organizasyonu kapsamında Mekke’de bulunan “Aziziye 1, 2, 3, Şişe ve Merkeziye” bölgelerindeki servis ekip başkanlarına çevrim içi bağlanarak hareket talimatı verdi.
Erbaş, “Peygamber Efendimizin ifade buyurduğu gibi: ‘Hac Arafat’tır.’ Arafat hac organizasyonumuzun dönüm noktasıdır. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığının hac organizasyonunun Arafat’ta en güzel şekilde tamamlanması ve bütün hacılarımızın eksiksiz, problemsiz bir şekilde Arafat’a çıkarılması hem biz hem organizasyonumuz ve hem de hacılarımız açısından çok önem arz etmektedir. Bütün hocalarımıza kolaylıklar diliyorum.” dedi.
Erbaş’ın talimatının ardından hacı adaylarının Arafat’a taşınması başladı.
Bu akşam Arafat’a çıkıp geceyi burada dua ve ibadet ederek geçirecek hacı adayları, sabah namazını Arafat’ta cemaatle kılıp ardından Fetva ve İrşat Ekibinin Arafat için özel hazırladığı irşat programını takip edecek.

Arife günü öğle ve ikindi namazlarının birleştirilerek (Cem-i takdim) kılınmasının ardından Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Vakfe duası yapacak. Hacı adayları Arafat’ta vakitlerini Kur’an-ı Kerim okuyarak, namaz kılarak ve dua ederek geçirecek.
Akşam saatlerinde Arafat’tan ayrılacak hacı adayları, daha sonra Müzdelife’ye geçecek. Burada akşam ve yatsı namazlarını yatsı vaktinde birleştirerek “Cem-i tehir” yapacak hacı adayları, Müzdelife vakfesini yapacak.
Müzdelife’de şeytana atılacak taşları toplayacak hacı adayları, daha sonra Mina’daki “Cemerat” bölgesine hareket edecek. Kurban Bayramı’nın birinci günü hacı adayları, “Büyük şeytana” yedi taş atacak.
Hacı adayları şeytan taşlama, kurban kesimi ve tıraş olmalarının ardından ihramdan çıkacak. İlk fırsatta, farz olan ziyaret tavafı ve haccın sa’yını ifa edecek. Böylece hac farizası tamamlanmış olacak.
Hacılar, bayramın ikinci ve üçüncü günü yine aynı bölgede sırasıyla “küçük, orta ve büyük” şeytana 7’şer taş atacak.
Hacılardan, daha önce gitmeyenler Medine’ye giderek ibadet ve ziyaretlerini burada sürdürecek. Mekke’den ayrılacak olan hacılar ise yapacakları veda tavafı ile Kabe’ye ve şehre veda edecek.
HACI ADAYLARI HEYECANLARINI PAYLAŞTI
Hacı adayı Ali Ceylan, Arafat’a çıkacağı için çok heyecanlı olduğunu söyledi.
Haccın birinci basamağı olan Arafat’a tırmanacaklarını belirten Ceylan, “Otobüslerimiz de geldi. Arafat’a çıkacağız, hac ibadetimize orada başlamış olacağız.” dedi.
Mustafa Yaman ise 12 sene bekledikten sonra bu yıl kurada çıkarak hac vazifesini yapmaya geldiğini ifade etti. Yaman, “Allah nasip etti, biz de buraya geldik. Şükürler ediyoruz.” diye konuştu.
Ayfer Çiftçi de “Arafat yolculuğumuza hazırlandık. Çok heyecanlıyım.” ifadesini kullandı. Çiftçi, dualarının Filistinlilerle olduğunu kaydetti.
Hazreti İbrahim ve Hazreti İsmail’in tevhit ve teslimiyet destanının bu topraklarda yaşandığını, son peygamber Hazreti Muhammed’in bu şehirde doğduğunu belirten Erbaş, “Hayat rehberimiz son vahiy Kur’an burada nazil oldu. İslam’ın tebliği bu şehirde başladı. Tarihin akışı burada istikamet buldu. İnsanlığın talihi burada değişti.” diye konuştu.
Haccı öze dönüş fırsatı, imanın ve güzel ahlakın tahkim edildiği bir yolculuk, ümmet bilincini pekiştiren evrensel bir kardeşlik buluşması ve bir eğitim süreci olarak nitelendiren Erbaş, “Hac, bir diriliştir. Vahyin rehberliğinde iman ile sünnetin rehberliğinde güzel ahlak ile diriliştir.” değerlendirmesini yaptı.
“GÖZÜ DÖNMÜŞ KATİLLER SÜRÜSÜ SOYKIRIM YAPMAYA DEVAM EDİYOR”
Dünyanın zor ve sıkıntılı süreçten geçtiğini, savaşların, çevre sorunlarının ve toplumsal krizlerin kıskacında bunalan insanlığın çıkış yolu aradığını belirten Erbaş, şunları söyledi:
“Müslümanların birlik ve beraberlik içinde güç birliği yapması gerekmektedir. Hac bunun en büyük örneklerinden biridir. Müslümanlar olarak vahdet şuurunu güçlendirmeye ihtiyacımız var. Yani Müslümanlar birlik, beraberlik içinde feraset ve dirayetle hareket etmek, imkanlarını birleştirmek ve küresel düzeyde güçlü inisiyatifler almak zorunda. Dünyanın her yerindeki mazlumların yüzünün gülmesi için buna mecburuz. İslam’ın adalet ve merhamet ilkeleriyle insanlığı buluşturmak ve bunalımlar çağından umuda, sevince ve aydınlık yarınlara güçlü bir yol açmak için buna mecburuz.”
İsrail’in, Gazze’ye yönelik saldırılarına da değinen Erbaş, “Filistin’in, Gazze’nin kurtuluşu için buna mecburuz. İşte görüyorsunuz, gözü dönmüş katiller sürüsü, en vahşi hayvanları bile utandıracak kadar barbarca ve aşağılık politikalarla soykırım yapmaya devam ediyor. Şayet Müslümanlar haccı tam manasıyla idrak edebilir ve haccın öğrettiği değerleri hayata taşıyabilirse tüm yeryüzü felaha kavuşacaktır.” ifadelerini kullandı.
“4 BİN 128 KİŞİLİK EKİPLE HACILARIMIZA HİZMET EDİYORUZ”
Haccı zorlukları olan meşakkatli bir ibadet olarak tanımlayan Erbaş, “Diyanet İşleri Başkanlığı olarak vatandaşlarımızın her yönüyle en güzel şekilde hac ibadetini yerine getirmeleri ve evlerine dönmeleri için azami gayret gösteriyoruz.” dedi.
Hac ibadetini irşat, eğitim sürecine dönüştürmek istediklerini vurgulayan Erbaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“En yetkin hocalarımızdan 76 kişilik özel bir irşat ekibimiz var. 430 kadın irşat görevlimiz var. Yine 378 kafile başkanı ve 1736 din görevlisi hocamızla irşat faaliyeti yürütüyoruz. Toplam 4 bin 128 kişilik ekiple Mekke ve Medine’de hacılarımıza hizmet ediyoruz. Söz konusu ekibimiz içerisinde sağlık alanında hizmet veren 503 kişilik bir sağlık ekibi de bulunmaktadır. Bu sene 84 bin 942 vatandaşımız hac ibadeti için kutsal topraklara geliyor. Bu sayının yüzde 53’ü kadın, yüzde 47’si erkeklerden oluşuyor. Bugün itibarıyla hacı adaylarımızın büyük çoğunluğu Mekke ve Medine’ye intikal etti. Birkaç gün içerisinde tüm hacı adaylarımız kutsal topraklara gelmiş olacak inşallah.”
“7 VATANDAŞIMIZ VEFAT ETTİ”
Bu sene hacca gelenlerin yaş ortalamasının 60 olduğunu açıklayan Erbaş, “Şu ana kadar hac için kutsal topraklarda bulunan 7 vatandaşımız vefat etmiştir. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarına Rabb’imizden sabrıcemil niyaz ediyorum.” ifadesini kullandı.
Hac ibadetini en güzel şekilde yerine getirmesi noktasında Suudi Arabistan hac bakanlığıyla iyi bir işbirliklerinin olduğunu aktaran Erbaş, “Tarik-i Mekke projesiyle vatandaşlarımızın havaalanında hiç bekletilmeden intikalleri sağlanıyor. Buradan, hacılara yönelik hizmetleri için dost ve kardeş ülke Suudi Arabistan’ın yetkililerine de çok teşekkür ediyorum.” dedi.
Erbaş, bir gazetecinin Kurban Bayramı’nın, hilalin görülmesindeki farklılık sebebiyle tüm İslam aleminde aynı güne denk gelip gelmeyeceğine yönelik sorusu üzerine Erbaş, Türkiye olarak yıllardan beri Ramazan ve Kurban Bayramlarını önceden belirlenmiş bir şekilde hesapladıklarını ve ilan ettiklerini belirtti.
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, bu sene büyük bir birliktelik içinde İslam ülkelerinin aynı gün Kurban Bayramı’nı idrak edeceklerine yönelik inancını dile getirdi.
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığının yayınladığı genelgeyle seyahat ve ticari vizelerle hac ibadetinin yapılamayacağını duyurduğunu hatırlatan Bircan, “Ancak buna rağmen bazı kişiler, vatandaşlarımızın saf ve iyi niyetlerini istismar ederek onları hacca götüreceklerini Arafat’a çıkaracaklarını vadetmektedir. Bilinmelidir ki hac mevsimi dışında Mekke’ye seyahat veya işçi vizesiyle de gidilebilir. Ancak hac ibadeti için bu tür vizelerin kullanılamayacağına dikkat edilmelidir.” diye konuştu.
“Hac vizesi dışında gelenler yapılan planları sekteye uğratmaktadırlar”
Hac ibadetinin yapıldığı Arafat, Mina, Müzdelife ile tavaf alanlarının sınırlı ve kısıtlı sayıda kişiyi aldığını vurgulayan Bircan, “Suudi makamlarınca Arafat, Müzdelife ve Mina hattı boyunca kayıtlı hacılar için aylar öncesinden izdihama sebebiyet verilmemesi için ciddi planlamalar ve kapasiteye yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Hac vizesi dışında gelenler bu bölgelerde öngörülemeyen tehlikelere ve ölümle sonuçlanan izdihamlara sebebiyet vermekte, yapılan plan ve programları sekteye uğratmaktadırlar. Dolayısıyla bu uygulama hacıların kutsal topraklarda mağdur olmamaları ve izdihamın olmaması için alınan yerinde ve gerekli bir tedbirdir.” ifadelerini kullandı.

‘KUL HAKKINA GİRMEKTEDİRLER’
Hacıların kutsal topraklarda daha huzurlu bir ibadet yapmak için ciddi ücretler ödediklerini dile getiren Bircan, “Kaçak yollarla kutsal topraklara gelenler, hacılarımızın verdikleri ücrete mukabil onlara Arafat’ta sunulan konaklama, servis ve sağlık hizmetleri gibi birçok hizmetlerden hakları olmadığı halde faydalanmakta ve kul hakkına girmektedirler. Hac gibi insanı bütün günahlarından arındırması beklenen bir ibadette kul hakkının da hac ibadetine zarar verebileceği unutulmamalıdır.” dedi.
HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALACAĞIZ
Diyanet İşleri Başkanlığının hac organizasyonundaki görevlerinden birinin hacıların güvenliğiyle ilgili tedbirler almak olduğunun altını çizen Bircan, şöyle devam etti:
“Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı, bu sene hac zamanında hac vizesi dışındaki vizelerle kutsal topraklara girenlerin ülkeden derhal çıkaracaklarını ve cezalandırılacaklarını belirtti. Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı da hac vizesi dışında turist, işçi, umre, ticari gibi değişik vizelerle kural dışı hac ibadeti yapmak isteyenlere 10 bin riyal para cezası uygulanacağını bildirdi. Bu çerçevede Türkiye olarak, Suudi makamlarıyla işbirliği içinde olacak ve yasa dışı yollarla hac yapmaya çalışanlarla ilgili her türlü tedbiri alacağız. Bu sebeple istenmeyen manzaraların olmaması, kendimizin ve devletimizin itibarını zedelememek için yanlış yollara tevessül edilmemelidir.”
Hacı adaylarının Diyanet İşleri Başkanlığı ve resmi sözleşmelerle hizmet veren şirketlere güvenmesi gerektiğini söyleyen Bircan, “e-Devlet hesaplarındaki bilgilere dikkat edilmeli ve hacca gitme izni olmadan hareket edilmemelidir. Suudi Arabistan makamlarının da ciddiyetle takip ettiği bu hususta vatandaşlarımızın mağdur olmamaları ve kutsal topraklarda istenmeyen durumlarla karşılaşılmaması için uyarımızı yapıyoruz.” diye konuştu.
]]>Proje kapsamında hacı adaylarının Suudi Arabistan’a gitmeden önce Esenboğa Havalimanı’nda kendilerine ayrılan özel alanda bütün işlemlerini halledebilmesi sağlanıyor. Esenboğa Havalimanı’nda kurulan sistem sayesinde hacı adayları, Suudi Arabistan’da havalimanlarında herhangi bir işleme tabi tutulmadan otellerine gidebilecek.
Ankara Valisi Şahin, Suudi Arabistan’ın Türk hacı adaylarına sundukları için teşekkür ederek, Hac zamanı Suudi Arabistan’daki havalimanlarında tüm dünyadan Müslümanların gelmesi nedeniyle ciddi bir yoğunluk olduğuna işaret etti.

VALİ VASİP ŞAHİN: HAVAALANINDAKİ YOĞUNLUK AZALMIŞ OLACAK
Şahin, insanların havalimanlarında uzun süre beklediklerini belirterek “Hem orada bekleyenler hem de orada çalışan görevliler için zorluk ve stres konusuydu. Burada bu hizmetin veriliyor olması, hem bizim hacılarımız rahat edecek hem de sizin için havaalanındaki yoğunluk azalmış olacak.” dedi.
Vali Şahin, proje kapsamında çalışan görevliler ile Büyükelçi Abu Al-Nasr’a çalışmaları ve koordinasyonu için teşekkür etti.
Alotaibi de Mekke Yolu sayesinde bir hac kafilesinin tüm işlemlerinin 25 dakikada tamamlanabileceğini kaydederek proje kapsamında çalışanların hac döneminin sonuna kadar Ankara’da kalacağını ifade etti.
Gerekli tüm işlemlerinin Esenboğa Havalimanı’nda tamamlanacağı aktaran Alotaibi, Türkiye’ye gelerek hacı adaylarına bu hizmeti vermekten onur duyduklarını ve işbirliklerinden dolayı tüm Türk yetkililerine teşekkür ettiklerini söyledi.
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Karslı da proje dolayısıyla Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı yetkililerine teşekkür ederek, bunun hacılar için önemli bir kolaylık olduğunu ifade etti.
Karslı, artık Suudi Arabistan’daki havaalanlarında hacıların işlemler dolayısıyla beklemeyeceklerini, bagajların da Esenboğa Havalimanı’ndan teslim alınarak doğrudan Suudi Arabistan’da konaklanan otele götürüleceğini anlattı.

“HACI ADAYLARININ YAŞ ORTALAMASI İÇİN KOLAYLIK OLMUŞTUR”
Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, Hac Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yetkililerine ve Büyükelçi Abu Al-Nasr’a müteşekkir olduklarını aktaran Karslı, “Hacılarımızın yaş ortalaması da bir dezavantaj oluşturuyor. Bu bakımdan büyük bir kolaylık olmuştur. Artık hacca gidenler buradan girişi yapacaklar direkt konaklayacakları otele yerleştirileceklerdir.” ifadelerini kullandı.
Büyükelçi Abu Al-Nasr da bu projenin hacılara yönelik büyük bir hizmet olduğunu belirterek, geçen yıl İstanbul’da başlatılan uygulamanın Ankara’nın dahil edilmesiyle genişletildiğini söyledi.
Abu Al-Nasr, bütün gümrük, çanta ve pasaport işlemlerinin hepsinin Esenboğa Havalimanı’nda yapılacağını ve bu sayede hacılara kolaylık sağlanacağını dile getirdi.
Bu girişimin Türkiye’deki ikinci yılı olduğuna işaret eden Abu Al-Nasr, “Bu girişim, yaşam sistemini dönüştüren ve hacıların konforu için çalışan vizyon girişimlerinden biridir. Bu girişim sayesinde hacı, kalkış havalimanından pasaport damgalama, gümrük işlemleri, tıbbi prosedürler gibi tüm seyahat prosedürlerini tamamlayarak Suudi Arabistan’a bir iç hat uçuşu gibi varabiliyor. Hatta otele vardığında bagajını teslim alabiliyor. Bu, hacıların konforu açısından büyük bir sıçramadır.” diye konuştu.

MEKKE YOLU PROJESİ
Suudi Arabistan’ın 2018’de hacı adaylarının kutsal topraklara yolculuğunu kolaylaştırmak amacıyla Malezya ve Endonezya’dan başlattığı “Mekke Yolu” projesi, sonraki yıllarda Pakistan, Fas ve Bangladeş’te uygulanmaya başlanmıştı.
Proje, 30 Mayıs 2023’te Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın katıldığı bir törenle İstanbul Havalimanı’nda da hayata geçirilmişti.
]]>Suudi Arabistan’ın Müslüman ülkelerin binde 1’i oranında her ülkeye kota tahsis ettiğini aktaran Bircan, Türkiye’nin de 85 bin civarında kotası bulunduğuna dikkati çekti.
Bircan, bu kotanın yüzde 60’ının Diyanet İşleri Başkanlığı organizasyonu tarafından kullanıldığını, yüzde 40’ının ise başkanlıkla sözleşme imzalayan şirketler vasıtasıyla kullanıldığını söyledi.

“YAKLAŞIK 2,5 MİLYON VATANDAŞIMIZ HACCA GİTMEK İÇİN KAYITLARINI YAPTIRDI”
Türkiye’den hacca gitmek için çok fazla başvuru bulunduğunu anlatan Bircan, şöyle devam etti:
“Yaklaşık 2,5 milyon vatandaşımız hacca gitmek için kayıtlarını yaptırdı, isimlerinin kurada çıkmasını bekliyor. Geçen sene ve bu sene Suudi Arabistan’ın 2030 vizyonu çerçevesinde ülkeye turistin daha fazla gelmesi ve ülkedeki ticaret hacminin genişlemesi için seyahat vizesi, ticari vize, işçi vizesi ve buna benzer bir takım vizeler adı altında dünyanın değişik yerlerinden Riyad’a, Mekke-i Mükerreme’ye, Medine-i Münevvere’ye insanlar gelmektedir. Fakat bu vizelerle son yıllarda hac yapma talepleri artmaktadır.”
Mekke’ye hac mevsimi dışında seyahat ve işçi vizeleriyle gidebileceğine işaret eden Bircan, fakat hac mevsiminde bu vizelerin insanlara hac ibadeti yapmalarına asla izin vermediğini bildirdi.
Bircan, haccın yapıldığı yerlerin ve alacağı kapasitenin de belli bir oranda olduğunu belirterek, Arafat vakfesinin yapıldığı yerin sınırlı olduğunu, Müzdelife vakfesinin yapıldığı yerin belli bir alanı kapsadığını, Mina, şeytan taşlama ve tavafın yapıldığı alanların da çok kısıtlı olduğunu anlattı.
“İŞÇİ VİZESİ VE TİCARİ VİZEYLE HAC İBADETİNİN ASLA YAPILMAYACAĞINI İFADE ETTİLER”
Bircan, şöyle konuştu:
“Vatandaşlarımızdan bazen bilerek veya bilmeyerek ticari vizelerle, turist vizeleriyle oraya gittikten sonra hac yapma iradeleri ortaya çıkmaktadır. Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı son hafta yayınladığı ve bütün dünyaya gönderdiği genelgeyle, seyahat vizeleri, işçi vizesi ve ticari vizeyle hac ibadetinin asla yapılmayacağını ifade etmiştir. Bunun sonucu şöyle oluyor. Bazı kimseler, dolandırıcılar, o hac özlemini istismar edenler, seyahat, işçi ve ticari vizelerle Arafat’a çıkarılacağı, hac yaptırılacağı vaadiyle vatandaşlarımızı götürüyorlar. Vatandaşlarımız oraya gittiği takdirde az önce belirttiğim gibi Arafat’ın alanı sınırlı olduğu için oraya çıkamıyor. Oraya götüren otobüsler belli olduğu için binemiyorlar ve mağduriyet yaşıyorlar.”

HAC VİZESİ HARİCİ YAKALANANLAR ÜLKEDEN DEPORT EDİLECEK
Bircan, geçen yıl kutsal topraklara gittikten sonra hac yapmadan Türkiye’ye dönen vatandaşlar olduğunu belirtti.
“Kurada ismi çıkmayan vatandaşlarımızın değişik yollarla, seyahat ve ticaret vizeleriyle hacca götürme vaadinde bulunanlara asla itibar etmemelerini istiyoruz.” diyen Bircan, şu uyarılarda bulundu:
“Ya Diyanet İşleri Başkanlığı veya da bizimle sözleşme imzalayan şirketlerin taahhütlerine inansınlar. Hatta kendi e-Devlet hesaplarına ‘hacca gidebilirsiniz’ bilgisi düşmediği takdirde bu tür şeylere asla itibar etmemelerini istiyoruz. Bunun da ötesinde Hac ve Umre Bakanlığı bu sene hac vizesi haricindeki seyahat vizesi, işçi vizesi ve ticari vizeyle girenlerin yakalanmaları halinde ülkeden anında deport edileceğini ve böyle bir cezai işlem göreceğini bizzat sayın başkanımıza ilettiler. Biz de Türkiye Cumhuriyeti olarak kuralsız bir şekilde hacca gitmek isteyen ve götürmek isteyenleri adli makamlara ileteceğiz. Vatandaşlarımızın mağdur olmaması için gerekli mercilere şikayetlerimizi bulunacağız. Vatandaşlarımızın bu konuda biraz daha hassas olmalarını özellikle rica ediyorum.”