Buradan AK Parti’nin ülkeye hizmet mücadelesi omuz veren tüm partililere vatandaşlarıma selamlarımı iletiyorum. Grup toplantımıza heyecan katan kardeşlerimize hoşgeldiniz diyorum.
Doktor Sadık Ahmet, inandığı değerleri savunmaktan ismiyle müsamma bir dava adıydı. Batı Trakya Türk azınlığın bugünkü kazanımlarda merhüm Sadık Ahmet’in büyük payı vardır. Kendisini bir kez daha anıyor, ailesine sabır diliyorum.

“3 ÇEYREK ASIRDIR HAKSIZLIĞA, AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYORLAR”
Yunan makamlarıyla görüşmelerimizde Batı Trakya’daki soydaşlarımızın sorunları gündemimizin ilk sırasında alıyor, Din, ibadet, ve eğitim konusundaki meseleler sürekli takibimizdedir. Bundan sonra da Batı Trakya Türk azınlığa kol kanat germeye devam edeceğiz. Aynı durum Kıbrıs Türk halkının hakları için de geçerlidir. 1960’lardan beri neredeyse 3 çeyrek asırdır, haksızlığa, ayrımcılığa maruz kalıyor.
Yakılan köyleri, öldürülen çocukları, Kıbrıslı kardeşlerimizin dramlarını asla unutamayız. Tüm bu zulümler işlenirken Batılı kuruluşlar hiçbir şey yapmadılar. 20 Temmuz 1974 Barış harekatıyla Türkiye, Kıbrıs Türk halklarının bağımsızlığına uzanan elleri kırmıştır. Kıbrıs Türkünün bağımsızlık iradesini kırmaya çalışan politikalar o günden bugüne kadar artarak devam etmektedir.
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıldönümü
Son olarak 2004 yılında Annan Planı’na evet diyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cezalandırılırken plana hayır diyen Rum kesimi Avrupa Birliği’ne tam üye yapılarak ödüllendirildi. Daha sonra oturulan müzakere masalarından ne yazık ki hiçbir sonuç çıkmadı. Eski yöntemlerle bir yere varılamayacağını artık görmüş durumdayız. Federalizme dayalı tekliflere bizim de Kıbrıs Türkü’nün de karnı tok. Anavatan ve garantör ülke olarak duruşumuzu Barış Harekatı’nın 50’inci yıl dönümünde çok net biçimde tekrar ortaya koyduk. 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı ülkemizden geniş bir heyetin de katılımıyla Kıbrıs Türkü kardeşlerimizle beraber büyük bir coşkuyla kutladık. Kıbrıs davasına ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına verdiğimiz önemi böylece bir kez daha tüm dünyaya ilan etmiş olduk.

Hedefimiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınırlığını artırmaktır. İslam İşbirliği Teşkilatı ve Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde attığımız adımların devamını getirmekte kararlıyız. Aynı şekilde Kıbrıs Türk Halkının kendi ayakları üzerinde durması için de desteklerimizi, yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Bu vesileyle Barış Harekatı’nda şehit olan Mehmetçik ve Mücahitleri tekrar rahmetle, kahraman gazilerimizi şükranla yad ediyorum. 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramına iştirak etmek suretiyle Kıbrıs Türk halkına varlıklarıyla destek olan; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş’a, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, Cumhur İttifakı’nda beraber yol yürüdüğümüz ortaklarımıza, siyasi partilerin genel başkanlarına ve milletvekillerine hassaten teşekkür ediyorum.
“15 TEMMUZ İHANETİNİN FAİLLERİNİ AKLAMA GÖREVİNİ DE CHP ÜSTLENDİ”
Özellikle muhalefetin, Türkiye’yi yabancılara şikayet eden eski siyasetini terk etmeye başlamasını önemsiyoruz. Hatırlanacağı üzere “Sâbık Genel Başkan” döneminde Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış politikada yaşadığı savrulmalar, siyasi rekabet kavramıyla açıklanamayacak boyutlara ulaşmıştı. Kimi CHP milletvekilleri, Avrupa’da ülke ülke dolaşıp, PKK’nın Suriye’deki uzantılarının gönüllü avukatlığını yapıyorlardı.
Geçen hafta 8’inci yıldönümünü geride bıraktığımız 15 Temmuz ihanetinin faillerini aklama görevini de yine CHP yönetimi üstlenmişti. Milletin, bir gecede 252 evladını şehit vererek yazdığı milli irade destanına, “kontrollü darbe” yaftası vuranlar da, bu kifayetsizlerden başkası değildi. Türkiye’ye ve Türk siyasetine yakışmayan bu tavrın değişim işaretleri göstermesini, açık söyleyeyim, “muhalefetin normalleşmesi” adına kaydadeğer buluyoruz. Lefkoşe’de sergilenen birlikteliğin, başta terörle mücadele olmak üzere milli meselelerde istikrarlı bir şekilde sürdürülmesini temenni ediyorum. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın şahsında Kıbrıs Türk halkına samimi ev sahiplikleri için buradan ayrıca şükranlarımı sunuyorum.

Burada şunu da ifade etmek isterim. Biz, komşularımızla ilişkilerimizde gerilim peşinde asla değiliz. Yakın çevremizden başlayarak tüm ülkelerle dostluğumuzu ilerletmeye, bölgemizde ve dünyada dostlarımızın sayısını artırmaya bakıyoruz. Bu politikamızda da son derece samimiyiz, kararlıyız, iyi niyetliyiz. Tokalaşmak amacıyla uzatılan hiçbir eli havada bırakmayız. Ortak çıkarlar ve karşılıklı saygı çerçevesinde hareket edildiği takdirde aşılamayacak hiçbir engel görmüyoruz. Nitekim son bir yılda bu yönde önemli adımlar attık. Komşularımızın yanı sıra, pek çok uluslararası kuruluşla işbirliğimizi ilerlettik. Artan güvenlik tehditleri karşısında Türkiye’nin manevra alanını genişletmek için gayretlerimizi inşallah daha da yoğunlaştıracağız.
ENFLASYON MESAJI: EN KÖTÜ TABLO GERİDE KALDI
Ekonomide de sıkıntılarımızın üstesinden geliyoruz. Enflasyon bundan sonra daha hissedilir şekilde düşecektir. Enflasyonda da en kötü tabloyu geride bıraktığımızı düşünüyorum. 11 yıl sonra gelen not artırımı, Türkiye için çok geç kalmış bir adım. Türkiye’nin ekonomik kapasitesi bu oranların çok üzerinde. Sene sonunda enflasyonu hedeflediğimiz seviyelere mutlaka indireceğiz. Milletimiz gönlünü ferah tutsun, Türkiye doğru yoldadır ve hedeflerine emin adımlarla ilerlemektedir.
CHP’Lİ BELEDİYELERE TEPKİ
Bunlar aynı riyakarlığa seçim döneminde de başvurdular. Suyu ucuzlatmaktan bahsediyorlardı, şimdi yüzde 500 zam yapıyorlar. Liyakattan bahsediyorlardır, şimdi belediyeleri akrabadan geçinmiyor. Otoparkından toplu taşımaya belediye bünyesinde hangi hizmetler sunuluyorsa hiç sektirmeden hepsinde fahiş artışa geçtiler. Daha 4 ay öncesinde meydanlarda bol keseden para dağıtıyorlardı şimdi emeklileri kapısına dahi yaklaştırmıyorlar.

Buradan sayın Genel Başkan Özgür Özel’e seslenmek istiyorum; dürüst siyaset verilen sözlerin arkasında durmayı gerektirir. Tutmadığınız sözlerin mahcubiyetini daha büyük vaatlerde bulunarak veremezsiniz. Gücünüz yetiyorsa belediye başkanlarınıza söyleyin; bedavaya verecekleri hizmetlere yaptıkları zamları düşürsünler.
“BAKANLIĞIMIZ BORÇLARIN TAHSİLİNE BAŞLAYACAK”
Emeklilere faydanız dokunsun istiyorsanız talimat verin belediyeleriniz Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan birikmiş borçlarını ödesinler.
Şu anda belediyelerin borçlarıyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığımız kaynağında bu borçların tahsiline başlayacaktır.
Öyle 25 kuruşa simit yok. Milletin varlığını değişik yerlerde harcamaya müsaade yok. Dolayısıyla Bakanlığımız bu tahsili yerinde yapacaktır. Biz siyasette hiçbir zaman böyle ucuz yollara meyletmedik, Sırf seçim kazanacağız diye böyle sözler vermedik. Gerçekten yapmak isteyip de irademizi aşan sebeplerden dolayı yapamadığımız hususlar elbette olmuştur. Ama gayretimize, samimiyetimize halkımız şahittir.
Son 21 yılda emeklilerimizin hayat kalitesine büyük katkıda bulunduk. Bizden önce emekli maaşları insani standartların altındaydı. Emeklilerimiz için önceki yıllarda da olduğu gibi bu yıl da maaş artışı yaptık.
Sıkıntıların, serzenişlerin de farkındayım. Bizim popülizmle işimiz yok, biz meydanlarda söz verip sonra cayanlardan değil sözümüzün dimdik arkasında duranlardan olduk. Bu ülke yakın geçmişte kendi çıkarı için, seçim kazanmak için vatandaşın umutlarıyla oynayanlardan çok çekti. Bizim hedefimiz el ele verip vatandaşımızın refahını artırmaktır.
SOKAK HAYVANLARI DÜZENLEMESİ
Maalesef bu sayı her yıl asimetrik şekilde artıyor. Üstelik çocukalara, yetişkinlere, yaşlılara başka hayvanlara saldırıyorlar. Trafik kazalarına neden oluyorlar. Müdahale edilmedikçe sorun daha da büyüyor. Halkımız sokakların güvenli hale gelmesini istiyor. Çocuklarımız gönül rahatlığıyla okula gitmek parkta oynamak istiyor. Bizim bu arzulara sessiz kalmamız düşünülemez. Hayvanlar konusunda kimse bize merhamet dersi vermeye kalkışmasın. Dağdaki eli kanlı teröristlere methiyeler düzenler bize vicdan ve merhamet nutku çekemez. Timsahın gözyaşı merhametten değildir.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
Haber7 – ÖZEL
Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yıl dönümü coşkuyla kutlanırken dönemin şahitlerinden Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı’nın 83 yaşındaki babası Çumra Kaymakamı Yaşar Yaycı, Haber7‘ye konuştu.
Harekatın toplanma ve dağıtım yeri olarak seçilen Konya’nın Çumra ilçesinde yaşadıklarını anlatan eski Kaymakam Yaşar Yaycı, perde arkasındaki gizli kahramanları ve yaşanan mucizevi olayları anlattı.

YAŞAR YAYCI: BİZE EMİR GELDİ
Genelkurmay Başkanlığı’ndan emir geldiğini ve Çumra’nın dağıtım ve toplanma alanı olarak seçildiğini kaydeden Yaşar Yaycı, kaymakam olarak birlikleri karşıladığını kaydetti. Yaşar Yaycı, “Gelen birlikler Çumra’da bir meydanlıkta toplanacak ve bir gece kalacaktı. ‘Siz karşılayın uğurlayın’ şeklinde bize emirler geldi. Yunanistan’ın saldırma ihtimaline karşı Trakya sınırına sevk edileceği söylendi.” dedi.

HALK COŞKUYLA KARŞILADI
Tabur komutanını karşılamaya müftü ve jandarma komutanıyla gittiğini ifade eden Yaycı, halkın da birlikleri sevinçle karşıladığını vurguladı. Harp kıyafeti giyen askerlerin rütbelerinin olmadığını söyleyen Yaşar Yaycı, “Halk askerin konaklayacağını öğrenince davullar ve zurnalar çalmaya başladı. Akşam geç vakit Bolu Komando Taburu Sabri Paşa başkanlığında gelen askerler konaklama yerine konakladı. Gelen paşaya, ‘Hoşgeldiniz paşam’ dedim ve kendimi tanıttım.” dedi.
TEHDİT MEKTUBUNU HATIRLATTI, “ARTIK GERİ DÖNÜŞÜ YOK” CEVABINI ALDI
Komutana Amerika’nın tehdit mektubunu hatırlattığını ifade eden Yaycı, “O zaman Kıbrıs’a harekat gündeme gelince Johnson’ın yazdığı mektup aklıma geldi. Paşa ‘Yarın inşallah Kıbrıs’ta olacağız.’ dedi. Ben de dedim ki, ‘Paşam bunun geri dönüşü olur mu? Johnson mektup yazmıştı.’ Dedi ki, ‘Bunun artık geri dönüşü yok. Yarın Kıbrıs’tayız. Eğer sağ çıkarsam, dönüşte kahveni içerim.’ dedi. Böylece sabahleyin yola çıktılar.” dedi.
O KADAR ÇOK GÖNDERDİLER Kİ ÇOBAN TUTMAK ZORUNDA KALDIM
Harekat sırasında halkın akın akın yardım getirdiğini belirten Yaycı, “Devletin talimatıyla orduya yardım toplanıyordu. Halk akın akın yardıma geldi. Binlerce keçi, koyun getirdi. O kadar fazlaydı ki çobanlar tuttum. Harekat bittikten sonra 2 bin küsür elimizde kaldı. Bunları Et ve Balık Kurumu’na sattık. O kadar çoktu. Kavunlar, karpuzlar, meyveler, sebzeler… Dolduruyor halk.” diye konuştu.
OTOBÜSÇÜ İKİ TORBA ANAHTARLA GELDİ, CADDELER OTOBÜSLERLE DOLDU
Yunan sınırına sevk edilecek askerler için otobüs lazım olduğunu ve o dönem Çumra Seyahat’in sahibinin otobüsleri seferber ettiğini kaydeden Yaycı, “Asker sevki için otobüs gerekiyordu. Çumra Seyahat’in başkanını çağırdım ve Yunan sınırına asker sevk edeceğimizi söyledim. Başkan, ‘Baş üstüne efendim!’ dedi. Bir süre sonra yönetim kuruluyla elinde iki torba geldi. Torbaların içinde tüm otobüslerin anahtarları vardı. ‘Otobüslerin şoförleri de başında, anahtarlar da burada, emirlerimizi bekliyorlar. İstediğiniz yere gönderebilirsiniz.’ dedi. Ücretlerini harekattan sonra ödeyeceğimizi söyledim. ‘Ücretin ne önemi var. Biz hiçbir ücret talep etmiyoruz. Benzini de her şeyi de bizden. Yeter ki, vatan sağolsun!’ dedi. Bütün caddeler otobüslerle doldu. Tabii, gözlerimizin yaşarmaması mümkün değil.” ifadelerinde bulundu.
GÖNÜLLÜ OLMAK İÇİN GELEN YAŞLILARI BÖYLE TESKİN ETTİM
Halkın gönüllü askerlik için akın akın geldiğini kaydeden Yaycı, yaşlıları ise bir deftere isimlerini yazdırarak teskin ettiğini söyledi.
Yaycı, yaşadıklarını söyle anlattı:
“Köylere asker sevk edeceğimizi ve belirli doğumluların sabah sekizde hazır olmalarını söyledik. Gece uyumak mümkün değil. Gece 01.00-02.00 sıralarında bir yaşlı amca yanında bir gençle geldi. ‘Buyur amca’ dedim. Dedi ki, ‘Devlet asker istiyor. Benim yaşım müsait değil. Bak oğlumu getirdim. Oğlum sana emanet, vatana helal olsun.’ Daha sonra yaşlılar gönüllü olarak akın akın gelmeye başladı, ‘Biz de askere gideceğiz.’ Yaşlıları teskin etmek için askerlik şubesine talimat verdim, ‘Bir defter açın. Herkesin adını kaydedin. ‘Askerlik şubesine kaydınızı yaptırıyoruz, deyin’ dedim.’ ‘Biz de gideceğiz’ diyorlar çünkü. Çumra halkını görüyor musunuz? Allah onlardan razı olsun.”
DÜŞEN HELİKOPTER SERÇE SAYESİNE KURTULDU
Müftüyü de yanına alarak yardımları kamyonlara yükletip birliklerin bulunduğu Mersin’in Ovacık’a götürdüğünü belirten Yaycı, komutanların kendisine harekat ile ilgili bilgi verdiğini anlattı.

Ovacık’a vardığında kendisini tanıyan askerlerle görüştüğünü söyleyen Yaycı, “Şimdi size olmuş bir olayı anlatıyorum” diyerek şöyle konuştu:
“Ovacık’a gittiğimde birinci harekat bitmişti. Asker oraya toplanmıştı. O gece ağırladığım komutanlarla çadıra girdik ve onlar bana brifing verdi. Harita üzerinden göstererek bana dediler ki; ‘Biz 70 helikopter havalanacağız. Askerleri isim isim 10’ar kişi helikopterlere yerleştireceğiz. ‘Helikopter havalanmaya hazırdır’ diyerek birlik komutanı geldi. Ben de denetlemeye çıktım. Baktım ki birinci helikopter 10 kişi olması lazımken 20 kişi var. Ötekilerine geçtim; 15 kişi var, 30 kişi var, 20 kişi var… 20. helikopterden sonrakiler az, daha sondakiler ise boş. ‘Eyvah dedim, Türk milleti askerden kaçıyor’ diye beynimden vurulmuşa döndüm. İlk helikopterdeki askerlere döndüm, ‘Oğlum sen hangi helikopterdesin?’ dedim, ’26. veya 27. helikopterdeyim’ dedi. ‘Burada ne geziyorsunuz?’ diye sordum. ‘Komutanım, emir gelirse ilk helikopterler gider, durun emri gelirse biz gidemeyiz. Bir an evvel savaşa gidelim’ diye bindik.’ dedi. Dedim ki, ‘Oğlum bundan sonra artık geri dönüşü yok. Herkes helikopterine binsin.’ Gözlerimiz doldu o sırada. Böylece 70 helikoptere bindik.’ Komutan anlatmaya devam etti; ‘Beşparmak Dağları’na geldik. Alev fışkırıyor, alev. Rumlar mevzilenmiş, taret ve top mermileriyle ateş ediyorlar. Bu ateşin içerisine inme emri verdim. 70 helikopter bu ateşin içerisine askeri indirdik. Atılan top ve taret mermileri helikopterlerimizin 5 metre gerisine düşüyor. Hiçbir helikopterimiz isabet almadı. Allah ile bizimle beraberdi. İlk şehitleri de mevzilerde verdik. Askeri indirdik, son harekatı yaptık, Ovacak’a dönüyoruz. Bir helikopterimizden anons geldi, ‘Komutanım, benzin kaybediyorum, vuruldum’ dedi. Bir taret mermisi isabet etmiş, denizin ortasındayız. Pilot, ‘Komutanım, yapacak bir şey yok, hakkınızı helal edin, biz düşüyoruz.’ dedi. Biz diğer helikopterlerle döndük. Baktık ki, vurulan helikopterimiz de geldi. Hayretler içerisinde kaldık.’ dedi.”

BANA O HELİKOPTERİ GÖSTERDİLER
Komutanların kendisine vurulan helikopteri gösterdiğini belirteen Yaycı, devamında şunları söyledi:
“Bana gösterdiklerinde 70 helikopter ve pilotlar da oradaydı. Devamını pilot anlattı; ‘Denizin ortasında benzin kaybetmeye başladık. Düşeceğimizi anladık. Bir süre sonra düşme kesildi. Hayret ettik.’ ‘Ne oldu?’ diye sordum. Bana gösterdiler o kurşun deliğini. Bir serçe gelmiş, o taret mermisinin açtığı deliğe girmiş ve orada ezilmiş. Dolayısıyla helikopterin benzin kaybını önlemiş. Ben gözümle gördüm bunu. Bu, bizlere Allah’ın büyük yardımı.”

ALLAH BU MİLLETE YARDIM EDİYOR
Ovacık’taki askeri birliklere de yardım yağdığını ve harekat sırasında belirten Yaycı, “Allah, Çumra halkından, Konya halkından ve bütün milletimizden razı olsun. O dönem olağanüstü şeyler yaşadık. Bunlar tevatür değil. Kıbrıs çok şükür bizimdir, bundan sonra da hiçbir güç elimizden alamaz. Allah bu millete yardım ediyor, koruyor.” diye konuştu.

EKONOMİ İLK SIRADA
Seçimlerde alınan sonucun ilk maddesi olarak ekonomiyi işaret eden Hakan, “Ne yapıp ne edip ekonomiyi düzlüğe çıkarmaları gerekiyor. Emekliler sorunu, pahalılık sorunu… Hepsinin halledilmesi gerekiyor. AK Parti’nin seçimde aldığı sonucun birincil nedeni bu. Bu sorunun halledilmesi gerekiyor. Başka türlü olmayacak. Bu kesin.” dedi.
Ahmet Hakan, bir diğer neden olarak da ‘samimiyet’i söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir samimiyeti olduğunu ve bunun halka yansıdığını belirten Hakan, “Bu nedenle Erdoğan’la hiçbir sorunu olmayan kesimlerin, Erdoğan’ın oylanmadığı bir seçimde tutumu farklı olabiliyor. AK Parti’de samimiyet, sadece Erdoğan’a özgü bir özellik olarak kalmış durumda. Buna da neşter atılması şart.” ifadelerine yer verdi.
DEĞİŞİM YAŞANMALI
Hakan AK Parti’de büyük bir değişim yaşanması gerektiğini savundu. AK Parti’de Yukarıdan bakan, halktan uzaklaşmış, antipati yayan, üslup sorunu yaşayan isimler olduğunu söyleyen Hakan, “AK Parti’nin hızla bu tür kişilerden kurtulması şart. Sadece partideki üslupsuzlarla değil, parti hinterlandındaki bu tür kişilerle de araya mesafe konması şart.” sözlerini sarf etti.
Bir diğer neden olarak ise aktörsüzlüğü öne süren Hakan, 28 Mayıs seçimlerini hatırlatarak Erdoğan’ın galip çıktığını ancak, Erdoğan’ın yarışmadığı 10 ay sonra yapılan seçimlerde AK Parti’nin büyük bir irtifa kaybettiğini, bunun nedeni olarak da Erdoğan’ın halkla kurduğu ilişkinin diğer aktörler tarafından kurulamaması olduğunu söyledi.
TÜRKİYE’DE ARTIK KUTUPLAŞMA SİYASETİ TUTMUYOR
Kutuplaşma siyasetinin artık Türkiye’de tutmadığını ifade eden Hakan, bir neden olarak da öne sürdüğü dil ve üslupta “Rakipler 25 yıllık mağlubiyetler serisinin ardından siyaseti öğrendi.” şeklinde yazdı.
Hakan, AK Parti’nin bugüne kadar en bütünlüklü, en basit, en can damarından kampanyalar düzenlediğini ancak ilk kez böyle bir kampanya yapılamadığını belirterek “Dağınık, bütünlüklü olmayan, karmaşık mesajlı bir kampanya yaptılar. Yeniden eski kampanyalara dönmeleri şart.” dedi.
ERDOĞAN’IN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ ANKETLER KONUSU
Ahmet Hakan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en başından beri anketlerle halkın nabzını ölçtüğüne ve en önemli özelliğinin bu olduğuna dikkat çekerek “Ancak son seçimde AK Parti çevreleri, bu geleneksel yöntemi bırakıp anketlerle kavga etmeyi tercih etti.” ifadelerini kullandı.
AK Parti’yi AK Parti yapanın halk gücüne yaslanmak olduğunu belirten Hakan, “Devletin gücünü rakiplerine karşı kullanmadan yeni bir yaklaşım şart. AK Parti’nin yeniden devletin gücüne değil de sadece kendi gücüne güvenerek harekete geçmesi şart.” notunu düştü.
Hakan son madde olarak seçtiği ‘adaylar’ kısmında ise şu satırları yazdı;
AK Parti’de aday yapılmayan bir isim, gidip başka bir partiden aday oluyor. Ve bu kişi, aday yapılan ismi ezip geçebiliyor. Buradan çıkarılacak tek bir sonuç var: Aday seçiminde hatalar yapılmış. Bunun üzerinde durulmalı.
]]>
DHKP-C’nin Yunanistan’daki üst düzey firarileri, geçen yıl 30 Ekim’de Edirne üzerinden yurda bombalı eylem yapmak amacıyla girmeye çalıştığı istihbaratına ulaşıldı. Meriç sınırından yasadışı yollardan girmeye çalışan alan DHKP-C’li Özkan Güzel, Harika Kızılkaya, Burak Ağarmış ve Erdoğan Çakır güvenlik birimleri ile çıkan çatışmada etkisiz hale getirildi. DHKP-C’lilerin üzerinden, 12 kilo patlayıcı maddenin yer aldığı canlı bomba yeleği ile Çağlayan Adliyesi’nin krokisi çıktı.
HEDEF DOĞRULADI
DHKP-C silahlı terör örgütü yaptıkları basın açıklamasında yargı mensuplarını hedef tahtasına oturttu. Edirne’de etkisiz hale getirilen DHKP-C’lilerin hedeflerini doğrulayan örgüt; “Meriç şehitlerinin üzerinde meclisin krokisi bulunmuş, Çağlayan’ın krokisi bulunmuş. Evet buldunuz. Hiç saklamadık ki hedeflerimizi. Krokiyi buldunuz. Bizi engellemeye gücünüz yetmez. Öğreneceksiniz. Yine geleceğiz. Evinizi de, meclisinizi de, saraylarınızı da başınıza yıkacağız” şeklinde açıklamada bulundu.
ÇAĞLAYAN ADLİYESİ SALDIRISI
DHKP/C’li Emrah Yayla ve Pınar Birkoç’un İstanbul Çağlayan’daki Adalet Sarayı önünde polis kontrol noktasına yönelik silahlı saldırı gerçekleştirdi. DHKP/C üyesi 2 terörist, polisle çıkan çatışmada ölü ele geçirilirken bir vatandaş hayatını kaybetti, 3’ü polis 6 kişi ise yaralandı. Örgüt yayınladığı bildiri de silahlı saldırısı sonucu hayatını kaybeden sivil vatandaş Dilfiraz Karataş’ın ailesine utanmadan başsağlığı mesajı paylaştıkları belirlendi.
HALKIN CAN GÜVENLİĞİ İÇİN KENDİLERİNİ SİPER ETTİLER YALANI
Çağlayan Adliyesi’ndeki düzenledikleri silahlı saldırıda halkın can güvenliği için DHKP-C’li 2 teröristin kendilerini siper ettiği yalanının arkasına sığınarak, “Emrah Yayla ve Pınar Birkoç’un Çağlayan Adliyesi’ne dönük eylemi sırasında yaşamını yitiren Dilfiraz Karataş’ın ailesine başsağlığı diliyoruz. Cephe savaşçıları Çağlayan Adliyesinde iki farklı noktada silahlı eylem yaptı birinci eylem D girişi kapısı Emrah Yayla ilk eylem yerinde, görüntülerde de görüldüğü gibi, önünde iki polis durduğu halde onlara sıkmıyor. Çünkü polis ile Emrah Yayla’nın arasında halktan bir kadın var. Emrah Yayla, kendi canından önce halkın güvenliğini aldı. Cepheli savaşçının ilk temel kuralı: ‘Önce Halkın Güvenliği’. Eylemin devamında iki cepheli savaşçı C kapısına yönelerek üst geçit üzerinden koşmaya başlıyorlar. Koşarken, önlerinde halk var diye, iki cepheli savaşçının elinde silah yok. Videolarda kesin olarak görünen şudur: Emrah Yayla ve Pınar Birkoç’un elinde, o sırada silah yoktur. Cepheli savaşçının ikinci temel kuralı: ‘Gerekirse Canını Siper Edeceksin Halkın Önünde'” şeklinde açıklamada bulundu.
YARGI MENSUPLARINA “KEFEN GİYECEKSİNİZ”
DHKP/C silahlı terör örgütü, savcı ve hâkimleri ölümle tehdit ederek, “Adalet yoksa güvenlik de yok. İki kapı, üç kilit, on polis sizi koruyamaz. Hâkimler, savcıları adaletsizlik ve zulüm sürdükçe, güvende olmayacaksınız. Biz zaten her eylemimizde feda ile yola çıkıyoruz. Biz “Ya Adalet Ya Ölüm” diyoruz. Siz karar vereceksiniz; ya kefen giyeceksiniz ya güvende olacaksınız. Ya kefen ya güven karar sizin. Gölgenizden bile korkacaksınız. Bir gözünüz diğerinden şüphe edecek. Bir eliniz diğerini tetik sanacak. Nefesimizi hep ensenizde hissedeceksiniz” şeklinde bildiri yayınladılar.
DHKP-C’NİN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ KANLI EYLEMLER
DHKP/C silahlı terör örgütü tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları arasında, 1 Temmuz 2005’te Adalet Bakanlığı’na yönelik saldırı girişiminde örgüt üyesi Eyüp Beyaz’ın üzerindeki fünye patlasa da bomba patlamadı. Bunun üzerine kaçmaya çalışan örgüt üyesi öldürüldü.
10 Ağustos 2015’te ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğuna saldırı, 31 Mart 2015’te İstanbul Adliyesinde Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın şehit edilmesi, 1 Şubat 2013’te bir Türk güvenlik görevlisinin yaşamını yitirdiği üç kişinin yaralandığı ABD Büyükelçiliğine bombalı saldırısı 20 Ocak 2017’de İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’na yönelik LAW silahlı saldırı bulunuyor. DHKP-C, Avrupa ülkelerinde çeşitli dernek, kültür merkezi ve basın-yayın organları vasıtasıyla propaganda yapma, eleman temin etme ve finansal gelir sağlama gibi faaliyetlerini sürdürüyor.
Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bazı bölgelerini işgal etmelerine rağmen başkent Grozni’ye girmeyen Nazi birlikleri, Stalingrad yenilgisinden sonra Kuzey Kafkasya’dan güçlerini çekmeye başladı.
Bu süreçten sonra SSCB’nin yerel halka tutumu değişti. Sovyet lider Stalin, Almanların Sovyet topraklarındaki ilerleyişinden başta Çeçen ve İnguşlar olmak üzere bölgedeki Kalmıklar, Balkarlar, Karaçaylar, Mesket Türkleri, Kırım Tatarları ve Volga Almanlarını sorumlu tuttu. Stalin yönetimi tüm Çeçen ve İnguşların sürgün edilmesi kararı aldı ve Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (ÖSSC) feshedilerek yerine Grozni Oblastı’nın kurulduğunu açıkladı.
“Çeçen ve İnguşların, Almanların talimatı üzerine Sovyet yönetimine ve güçlerine karşı savaştığını, komşu bölgelerdeki kolektif çiftliklere karşı haydutça saldırılar düzenlediğini” ileri süren Stalin yönetimi, 23 Şubat 1944’te sürgün kararını uygulamaya başladı.
Sovyet silahlı kuvvetleri, Kızıl Ordu Günü kutlamalarının arefesinde toplanan halkın çevresini sardı. Çeçen ve İnguşların 20-25 dakika içinde Orta Asya’ya, Sibirya’ya götürüleceği duyuruldu. Karara karşı gelenler, kaçmaya çalışanlar ağır silahlarla vuruldu.
Stalin güçleri katliamlar gerçekleştirdi
Bu sürgün sırasında çok sayıda katliam gerçekleştirildi. NKVD (Stalin’e bağlı İçişleri Bakanlığı Halk Komiserliği) polisleri Haybah köyü halkını kadın, erkek, ihtiyar, çocuk ayrımı yapmaksızın ahırlara doldurarak diri diri yaktı. Bu katliamda 700 kişi hayatını kaybetti. Sotni köyündeyse, erkekleri bir tarafta toplayan Kızıl Ordu askerleri ve NKVD polisleri, yine çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan çok sayıda Çeçen’i, yüzeyi buz tutmuş Galanşoh gölünün üzerinde yürüttü. Buzun taşımaması nedeniyle binlerce Çeçen, Galanşoh gölünün soğuk sularında can verdi.

Sürgünde de zulümler sürdü
Stalin’in verdiği emir gereğince yaklaşık 500 bin Çeçen-İnguş, yük trenlerine bindirilerek başta Sibirya ve Kazakistan olmak üzere Orta Asya’ya sürüldü. Yalnızca 2 bin kişi dağlara kaçabildi.
Her aileye 20 kilogram bagaj alma izni verildi. Rusya Sosyalist Federatif Sovyetler Cumhuriyeti (RSFSC) halkın geride bıraktığı evlere, topraklara ve büyükbaş hayvanlara el koydu.
Birkaç gün su ve yiyecek verilmeden hayvan vagonlarında yapılan yolculuk sırasında insanların yaklaşık yüzde 20’si hayatını kaybetti. Sürgünün ilk yıllarında iklim koşulları, ağır çalışma ve salgınlar sonucunda ölenlerin sayısı arttı. Her 10 eve bir askeri gözlemci verildi. Bulundukları yerden sadece üç kilometre uzaklaşabilme hakkı verilen Çeçen ve İnguşlar, her ay güvenlik güçlerine kayıt yaptırmak zorundaydı.
Sovyet yönetimi 26 Kasım 1948’de yayınladığı bir bildiriyle, sürgünlerin yurtlarına geri dönme haklarından mahrum olduğu, süresiz sürgünde kalacaklarını duyurdu.
“Sürgünün gerekçesini aklı başında birisi anlayamaz”
Cephede Kızıl Ordu saflarında savaşan Çeçen ve İnguşların henüz evlerine bile dönmediği bir sırada gerçekleştirilen sürgünün meşru olmadığını Stalin’den sonra Sovyetler Birliği’nin başına geçen Nikita Kruşcev 25 Şubat 1956’da yaptığı konuşmasıyla ortaya koydu: Kruşçev, “Aklı başında bir insanın; kadın, çocuk, yaşlı, komünist ve komsomol (Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin gençlik yapılanması) ayrımı yapmadan tüm milleti, bireylerin veya bir grup insanın yaptığı hareketlerden sorumlu tutmak suretiyle toplu halde sürgün ederek cezalandırmasını anlaması zordur.”
Tarihçiler, Stalin’in asıl amacının geçmişteki isyanlarından dolayı Kuzey Kafkasya halklarını cezalandırmak ve onların Türkiye topraklarına planlı göçünü engellemek olduğunu yazdı.
23 Şubat 1944’te başlayan ve üç günde binlerce can kaybının yaşandığı sürgün, Çeçen-İnguş halkının tarihindeki en büyük felaketlerden biri olarak kayıtlara geçti.
“İNSANLARDAN DEVAM ETMELİYİZ SİNYALİNİ ALDIK”
Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç şunları söyledi:
Şimdi ilk basın toplantısından sonra seninle röportaj yaptığımızda “endişelerim var” başlığıyla birtakım endişelerden söz etmiştim. Bunların en önemlisi de seçimi kaybetme riski. Ve de Sarıyer’de on beş yılın birikintisi var. Emekler var. Bunun böyle bir süreç sonrasında durup dururken, çünkü seçimleri alma olasılığı çok fazlayken, yeni bir adayla yola çıkmanın getirdiği risk, seçimi kaybetme riski. Böyle bir süreci niye yapıyorlar? Bunun sebebi nedir? Yeniden gözden geçirilmesi ve umudum var deyip sizle beraber o sohbeti yapmıştık. Şimdi o süreç ne oldu?
Biz mahallelerde her yerde herkesle sokaktaki insanla, sivil toplum kuruluşlarıyla, mahalle insanlarıyla, akademisyenlerle, öğrencilerle, çocuklarla toplantılar ve görüşmeler yaptım. . Şu süreci çok net sordum ben onlara. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Ben partime tekrar bu kararın gözden geçirilmesi doğru bir atama veya doğru bir görevlendirme olmadığını özellikle anlattım. Ve o konuda da hiçbir şekilde en ufak bir kırıcı, işte hırs, kızgınlık yapmadan bu süreci çok doğru yönetmemiz gerektiğini de söyledim. Ve de onların görüşlerini aldım. Çünkü herkes Sarıyerli bizim her bir süreçte neyi nasıl değerlendirdiğimize bakıyor. Veya neyi nasıl yaptığımıza bakıyorlar. Ve onlara böyle bir şeyi sormam çok normal. Ve sonrasında insanlardan şu tepkiyi aldık biz. Hep devam etmeliyiz. Ve bu yukarıya bir mesajdı aslında. Yani kamuoyunun böyle bir beklentisi var. Devam etmeliyiz. Yani onun biraz daha ilerisi başkanım bizi bırakma.
“ÖZGÜR ÖZEL ‘DANIŞMANLIK YAPIN’ DEDİ”
Şimdi sonrasında biz bu durumu tekrar bir ayın 18’inin gecesine kadar biz değerlendirme istemiştik ve ayın 19’u akşamüstü saat 16:00’da tekrar bir basın toplantısıyla halkımıza bu durumu açıklayacağız. İşte genelde alandan gelen talepler bunlardır. Bunları göz önünde bulundurarak ben size tekrar şunu sormak istiyorum. Bu konuda şu ana kadar bir değerlendirme gelmedi. Herhangi bir durum söz konusu olmadı. Bu durumda ne yapalım diye soracağım. Ve saat tam dörde çok kısa bir süre kala Sayın Genel Başkanım aradı ve dedi ki, “başkanım biz sizi partide farklı şekilde değerlendirelim. İşte Yılmaz Büyükerşen aynı şekilde görevlendirdik. Bize danışmanlık yapın, abilik yapın, her yerde işte.” Dedim, ‘vallahi benim derdim burada herhangi bir koltuk almak değil . Ben burada görevi bitirdiğimde özellikle de bir paye alarak herhangi bir şekilde bir koltuk verilerek devam ettirmek gibi değil. Zaten onu alanda doğrudan bir partili olarak bir üye olarak da devam ettiririm. Burada benim telaşım, endişem ya bir seçimi kaybedin ısrarla.’ Dedi ki, “Bu kadar net mi? Bu kadar net” dedim. Biz seçimi kaybediyoruz. Ve orada şöyle de bir şey gündeme geldi. Yani siz olmamanız halinde değerlendirelim. Orada bir başka arkadaşın adaylığı söz konusu olabilir mi orada? Vallahi bu mevcut arkadaşla bu işin olmayacağı çok net ama aynı şekilde biriyle olmasının mümkün olamayacağını söyledim. Ve ondan sonra dediler ki biz o zaman bir durum değerlendirmesi yapalım. Çalışalım bu akşam. Yarın öğlene kadar size haber verelim.
“GENEL BAŞKAN ‘AŞAMADIK’ DEDİ NEYİ AŞAMADI MERAK EDİYORUM”
Salı günü grup toplantısı vardı. O saate kadar aranmadım ve ben tekrar aradığımda “grup toplantısından sonra aramayı düşünüyordum başkanım” dedi. Ve ben “tamam” dedim. Yani o arada ben kendisiyle görüştükten sonra Ekrem Başkanı aradım. Ekrem Başkan, bana mesaj atmış öncesinde ve ben döndüm, konuştuk ve aynı şeyi onu anlattım. Böyle bir değerlendirme yapılacağını ve bu konunun çok hassasiyetinin çok önemli olduğunu ve lütfen bu işi toparlayalım. Çünkü alanda bir risk var. Bu risk seçimin Sarıyer’de kaybedilmesi halinde büyükşehiri de bir risk teşkil edecektir düşüncesiyle bunları söyledim. “Tamam biz birlikte görüşürüz zaten” dedi. Ertesi gün işte o saate kadar gelmeyince ben saat 13.00 itibariyle çıktım. Son kararı açıkladım. Ve ben tekrar sordum. Durum budur. Ne yapalım? “Devam” şeklinde ve özellikle de yani orada halk adayını belirlemiş oldu.
Kısacası burada serzenişimi kırgınlığımı söyleyeyim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kriterlerinin aday belirleme kriterlerinin ne olduğu bilinerek yapılamayan aday veya yanlış yapılan aday halkımıza bana göre doğru bir kanala getirildi. Ben ister miyim bu kadar yıl partime emek vermişim ve Cumhuriyet Halk Partisi belediye başkanı olarak bu kadar Sarıyer’de çok önemli işler yapılmış. Her türlü sosyal belediyecilik anlamında da ve sadece Sarıyer’de de değil Türkiye’nin her yerinde özellikle depremler, yangınlar, sel felaketleri ve özellikle de pandemi döneminde hemen hemen Türkiye’nin her yerinden nereden talep geldiyse hepsine yardımcı olduk.
Tüm bunları göz önünde bulundurduğumda geriye bir soru kalıyor. Sayın Genel Başkanımın sorduğu yani söylediği o maalesef süreci aşamadık. Sözüne ben de ısrarla herkesin önünde ben dedim merak ediyorum. Sayın genel başkanımızın kendi birlikte çalışma grubunun aşamadığı nedir? Hayır. Ben hala bekliyorum. Ben şimdi izliyorum. Takip ediyorum. “Biz Şükrü Başkan’ı ikna edemedik”. Söz cevap değil. Aşılamayan nedir? Çok merak ediyorum ve bunu sokaktaki insan da merak ediyorum. Başarı yüzdesi bu kadar yüksek ve de yatırım alanlarıyla beraber çok ciddi bir sürece gelmiş.
“ANKETLER NEREDE?”
Sarıyer’in bu kadar gerçekten her bir şey biz okullarda olsun, kreşlerde 800 çocuğumuz var. Altmışa yakın marka yapmış Sarıyer Belediyesi. Her bir alanda cevaplanamayan soru yok. Çok önemli işte içinde bulunduğumuz belediye binası çok önemli. Uluslararası özellikleri taşıyor normlarda. Peki bu nedir bunun sebebi? Anlaşılamayan daha doğru aşılamayan nedir? Bu binadan mı bir problem vardı, aşılamadı? Kültür merkezleri hep mi azdı? Sokaklarda yapılamayanlar mı vardı? Çünkü en başında söylenen çok net bir şey vardır. Biz halihazırda belediye başkanı olan arkadaşlarıma, halkımıza soracağız. Anketler yapacağız ve bu anketlerin karşılığında halkın memnuniyetini gördüğümüz arkadaşlarla devam ettireceğiz. Hemen. Hiç beklemeden. E nerede? E ben biliyorum ki anketler çok yüksek. Ve hatta tereddütlerim oldu. Ben biliyorum çünkü alandan biliyorum. Diğer partilerin yaptırdığı bizle ilgili, alanla ilgili yaptırdığı alan çalışmaları, anketlerin cevap karşılığını biliyorum. Bunlar defalarca, televizyonlarda tartışma konusu oldu. Tüm bunlara rağmen böyle bir görev verilememesinin veya aday yapılamamasının sebebinin ne oldu? Yapılamamasını diyorum, dikkat ederseniz o zaman yapılamadık. Yapmak istediler. Ekrem Başkan, Özgür Başkan yapmak istediler. Ama yapamadılar.
“SARIYER KAYBEDİLİRSE İSTANBUL KAYBEDİLİR DÜŞÜNCESİYLE HAREKET ETTİM”
Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel gerçekten isteseydi sizi yeniden aday yapamazlar mıydı sorusuna ise,
Onu ben bilemem. O varsayım. Ben varsayım üstünde durmak yerine özellikle çünkü baştan belirtildi. İstanbul’da Ekrem Başkan’ın bu konudaki çalışmaları göz önünde bulundurulacak diye. Ve Ankara’da da işte hem MYK olsun, hem parti meclisi olsun son kararlar da oradan çıkıyor. Ama bana son güne kadar, son ana kadar hep ismim telaffuz edilmişken, çünkü çok değerli dostlarımız, Sarıyer’i çok iyi bilen, Sarıyer’de yaşayan insanlarımızın da uyarılarıyla. Aman yanlış şey yapılmasın, yapılması halinde Sarıyer’de seçim kaybedilir. Beraberinde de İstanbul’da riske girer, denilmesine rağmen böyle bir şeyi ben bilemiyorum. Yani o taraf net bilemediğim için bir şey söyleyemiyorum ama hep onun merakında olacağım, hep onun ve araştırmasında olacağım. Aşılamayan neydi?
KILIÇDAROĞLU’NU DESTEKLEDİĞİ İÇİN Mİ ADAY GÖSTERİLMEDİ?
“Kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediğim için bir soğukluk hissettim” beyanınız vardı. Ondan dolayı mı aday gösterilmediniz?
Ya şimdi bu burası bir siyasi parti. Siyasi partilerde organlar var. Ve bu organlar görevlendirilen seçilen insanlar var. Gelirler giderler. Yani ben rahmetli Deniz Baykal döneminde başladım. Deniz Baykal ve Önder Sav o dönemdeki diğer parti yöneticileriyle beraber önce MYK’da alınıp sonra parti meclisinde oylanarak geldim buraya Şimdi ama herkes değişiyor, değişecek. E şimdi böyle bir durumda o zaman buradan beklenen neydi? Kurultaydan beklenen neydi? Gelen nereye geldi? Yani şimdi bu doğru bir davranış mı? Doğru bir davranış değil. Ama bu bana çok net bir şekilde siz “Kemal Bey’le beraber oldunuz. Bize göre yanlıştır doğru bir yol değildi. Bizle beraber yürüdüğümüz arkadaşlarla bu işi oluşturuyoruz” denilmesi gerekirdi o zaman.
Anket yapılmasına da gerek yok. Hiç gerek yoktu. O zaman kamuoyuna ne söyleyeceksin? Halkımıza ne söyleyeceksin? Cumhuriyet Halk Partililere ne söyleyeceksiniz? Bu çok önemli. Cumhuriyet Halk Partililer şunu bekliyorlar. Parti benim için çok değerlidir. Altı tane oku vardır. Bu okun her birinin önemi çok büyüktür. Ve de bu parti özellikle hak, hukuk ve de adalet için çok büyük sınavlar vermiştir. Tüm bu sınavlar karşısında bize bu hakkımızı, hukukumuz beklentisi içindeyiz demez mi? Der. O zaman böyle bir şey, her şeye rağmen yapıldıysa anket sonuçlarına halkın memnuniyetine göre değerlendirme özellikle de öne konulmuşsa şart olarak bu yapılmamışsa kendi arkadaşını veya ne olursa görevlendirme yapmışsanız, böyle şey olur mu?