Harekât – Fox Haber https://www.foxtvhaber.com.tr Mon, 22 Jul 2024 00:36:05 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Kıbrıs Harekatı’ndaki olayın şahidi anlattı! Serçe, düşen helikopteri nasıl kurtardı? https://www.foxtvhaber.com.tr/kibris-harekatindaki-olayin-sahidi-anlatti-serce-dusen-helikopteri-nasil-kurtardi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/kibris-harekatindaki-olayin-sahidi-anlatti-serce-dusen-helikopteri-nasil-kurtardi/#respond Mon, 22 Jul 2024 00:36:05 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=16149
  • Haber7 – ÖZEL

  • Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yıl dönümü coşkuyla kutlanırken dönemin şahitlerinden Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı’nın 83 yaşındaki babası Çumra Kaymakamı Yaşar Yaycı, Haber7‘ye konuştu.

    Harekatın toplanma ve dağıtım yeri olarak seçilen Konya’nın Çumra ilçesinde yaşadıklarını anlatan eski Kaymakam Yaşar Yaycı, perde arkasındaki gizli kahramanları ve yaşanan mucizevi olayları anlattı. 

    YAŞAR YAYCI: BİZE EMİR GELDİ

    Genelkurmay Başkanlığı’ndan emir geldiğini ve Çumra’nın dağıtım ve toplanma alanı olarak seçildiğini kaydeden Yaşar Yaycı, kaymakam olarak birlikleri karşıladığını kaydetti. Yaşar Yaycı, “Gelen birlikler Çumra’da bir meydanlıkta toplanacak ve bir gece kalacaktı. ‘Siz karşılayın uğurlayın’ şeklinde bize emirler geldi. Yunanistan’ın saldırma ihtimaline karşı Trakya sınırına sevk edileceği söylendi.” dedi.

    HALK COŞKUYLA KARŞILADI

    Tabur komutanını karşılamaya müftü ve jandarma komutanıyla gittiğini ifade eden Yaycı, halkın da birlikleri sevinçle karşıladığını vurguladı.  Harp kıyafeti giyen askerlerin rütbelerinin olmadığını söyleyen Yaşar Yaycı, “Halk askerin konaklayacağını öğrenince davullar ve zurnalar çalmaya başladı.  Akşam geç vakit Bolu Komando Taburu Sabri Paşa başkanlığında gelen askerler konaklama yerine konakladı. Gelen paşaya, ‘Hoşgeldiniz paşam’ dedim ve kendimi tanıttım.” dedi.

    TEHDİT MEKTUBUNU HATIRLATTI, “ARTIK GERİ DÖNÜŞÜ YOK” CEVABINI ALDI

    Komutana Amerika’nın tehdit mektubunu hatırlattığını ifade eden Yaycı, “O zaman Kıbrıs’a harekat gündeme gelince Johnson’ın yazdığı mektup aklıma geldi. Paşa ‘Yarın inşallah Kıbrıs’ta olacağız.’ dedi. Ben de dedim ki, ‘Paşam bunun geri dönüşü olur mu? Johnson mektup yazmıştı.’ Dedi ki, ‘Bunun artık geri dönüşü yok. Yarın Kıbrıs’tayız. Eğer sağ çıkarsam, dönüşte kahveni içerim.’ dedi. Böylece sabahleyin yola çıktılar.” dedi.

    O KADAR ÇOK GÖNDERDİLER Kİ ÇOBAN TUTMAK ZORUNDA KALDIM

    Harekat sırasında halkın akın akın yardım getirdiğini belirten Yaycı, “Devletin talimatıyla orduya yardım toplanıyordu. Halk akın akın yardıma geldi. Binlerce keçi, koyun getirdi. O kadar fazlaydı ki çobanlar tuttum. Harekat bittikten sonra 2 bin küsür elimizde kaldı. Bunları Et ve Balık Kurumu’na sattık. O kadar çoktu. Kavunlar, karpuzlar, meyveler, sebzeler… Dolduruyor halk.” diye konuştu.

    OTOBÜSÇÜ İKİ TORBA ANAHTARLA GELDİ, CADDELER OTOBÜSLERLE DOLDU

    Yunan sınırına sevk edilecek askerler için otobüs lazım olduğunu ve o dönem Çumra Seyahat’in sahibinin otobüsleri seferber ettiğini kaydeden Yaycı, “Asker sevki için otobüs gerekiyordu. Çumra Seyahat’in başkanını çağırdım ve Yunan sınırına asker sevk edeceğimizi söyledim. Başkan, ‘Baş üstüne efendim!’ dedi. Bir süre sonra yönetim kuruluyla elinde iki torba geldi. Torbaların içinde tüm otobüslerin anahtarları vardı. ‘Otobüslerin şoförleri de başında, anahtarlar da burada, emirlerimizi bekliyorlar. İstediğiniz yere gönderebilirsiniz.’ dedi. Ücretlerini harekattan sonra ödeyeceğimizi söyledim. ‘Ücretin ne önemi var. Biz hiçbir ücret talep etmiyoruz. Benzini de her şeyi de bizden. Yeter ki, vatan sağolsun!’ dedi. Bütün caddeler otobüslerle doldu. Tabii, gözlerimizin yaşarmaması mümkün değil.” ifadelerinde bulundu.

    GÖNÜLLÜ OLMAK İÇİN GELEN YAŞLILARI BÖYLE TESKİN ETTİM

    Halkın gönüllü askerlik için akın akın geldiğini kaydeden Yaycı, yaşlıları ise bir deftere isimlerini yazdırarak teskin ettiğini söyledi. 

    Yaycı, yaşadıklarını söyle anlattı:

    “Köylere asker sevk edeceğimizi ve belirli doğumluların sabah sekizde hazır olmalarını söyledik. Gece uyumak mümkün değil. Gece 01.00-02.00 sıralarında bir yaşlı amca yanında bir gençle geldi. ‘Buyur amca’ dedim. Dedi ki, ‘Devlet asker istiyor. Benim yaşım müsait değil. Bak oğlumu getirdim. Oğlum sana emanet, vatana helal olsun.’ Daha sonra yaşlılar gönüllü olarak akın akın gelmeye başladı, ‘Biz de askere gideceğiz.’ Yaşlıları teskin etmek için askerlik şubesine talimat verdim, ‘Bir defter açın. Herkesin adını kaydedin. ‘Askerlik şubesine kaydınızı yaptırıyoruz, deyin’ dedim.’ ‘Biz de gideceğiz’ diyorlar çünkü. Çumra halkını görüyor musunuz? Allah onlardan razı olsun.”

    DÜŞEN HELİKOPTER SERÇE SAYESİNE KURTULDU

    Müftüyü de yanına alarak yardımları kamyonlara yükletip birliklerin bulunduğu Mersin’in Ovacık’a götürdüğünü belirten Yaycı, komutanların kendisine harekat ile ilgili bilgi verdiğini anlattı. 

    Ovacık’a vardığında kendisini tanıyan askerlerle görüştüğünü söyleyen Yaycı, “Şimdi size olmuş bir olayı anlatıyorum” diyerek şöyle konuştu:

    “Ovacık’a gittiğimde birinci harekat bitmişti. Asker oraya toplanmıştı. O gece ağırladığım komutanlarla çadıra girdik ve onlar bana brifing verdi. Harita üzerinden göstererek bana dediler ki; ‘Biz 70 helikopter havalanacağız. Askerleri isim isim 10’ar kişi helikopterlere yerleştireceğiz. ‘Helikopter havalanmaya hazırdır’ diyerek birlik komutanı geldi. Ben de denetlemeye çıktım. Baktım ki birinci helikopter 10  kişi olması lazımken 20 kişi var. Ötekilerine geçtim; 15 kişi var, 30 kişi var, 20 kişi var… 20. helikopterden sonrakiler az, daha sondakiler ise boş. ‘Eyvah dedim, Türk milleti askerden kaçıyor’ diye beynimden vurulmuşa döndüm. İlk helikopterdeki askerlere döndüm, ‘Oğlum sen hangi helikopterdesin?’ dedim, ’26. veya 27. helikopterdeyim’ dedi. ‘Burada ne geziyorsunuz?’ diye sordum. ‘Komutanım, emir gelirse ilk helikopterler gider, durun emri gelirse biz gidemeyiz. Bir an evvel savaşa gidelim’ diye bindik.’ dedi. Dedim ki, ‘Oğlum bundan sonra artık geri dönüşü yok. Herkes helikopterine binsin.’ Gözlerimiz doldu o sırada. Böylece 70 helikoptere bindik.’ Komutan anlatmaya devam etti; ‘Beşparmak Dağları’na geldik. Alev fışkırıyor, alev. Rumlar mevzilenmiş, taret ve top mermileriyle ateş ediyorlar. Bu ateşin içerisine inme emri verdim. 70 helikopter bu ateşin içerisine askeri indirdik. Atılan top ve taret mermileri helikopterlerimizin 5 metre gerisine düşüyor. Hiçbir helikopterimiz isabet almadı. Allah ile bizimle beraberdi. İlk şehitleri de mevzilerde verdik. Askeri indirdik, son harekatı yaptık, Ovacak’a dönüyoruz. Bir helikopterimizden anons geldi, ‘Komutanım, benzin kaybediyorum, vuruldum’ dedi. Bir taret mermisi isabet etmiş, denizin ortasındayız. Pilot, ‘Komutanım, yapacak bir şey yok, hakkınızı helal edin, biz düşüyoruz.’ dedi. Biz diğer helikopterlerle döndük. Baktık ki, vurulan helikopterimiz de geldi. Hayretler içerisinde kaldık.’ dedi.” 

    BANA O HELİKOPTERİ GÖSTERDİLER

    Komutanların kendisine vurulan helikopteri gösterdiğini belirteen Yaycı, devamında şunları söyledi:

    “Bana gösterdiklerinde 70 helikopter ve pilotlar da oradaydı. Devamını pilot anlattı; ‘Denizin ortasında benzin kaybetmeye başladık. Düşeceğimizi anladık. Bir süre sonra düşme kesildi. Hayret ettik.’ ‘Ne oldu?’ diye sordum. Bana gösterdiler o kurşun deliğini. Bir serçe gelmiş, o taret mermisinin açtığı deliğe girmiş ve orada ezilmiş. Dolayısıyla helikopterin benzin kaybını önlemiş. Ben gözümle gördüm bunu. Bu, bizlere Allah’ın büyük yardımı.”

    ALLAH BU MİLLETE YARDIM EDİYOR

    Ovacık’taki askeri birliklere de yardım yağdığını ve harekat sırasında belirten Yaycı, “Allah, Çumra halkından, Konya halkından ve bütün milletimizden razı olsun. O dönem olağanüstü şeyler yaşadık. Bunlar tevatür değil. Kıbrıs çok şükür bizimdir, bundan sonra da hiçbir güç elimizden alamaz. Allah bu millete yardım ediyor, koruyor.”  diye konuştu.

    KAYNAK: HABER7
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/kibris-harekatindaki-olayin-sahidi-anlatti-serce-dusen-helikopteri-nasil-kurtardi/feed/ 0
    ‘Ayşe tatile çıksın’ parolasına ilham veren Ayşe Güneş Ayata bilinmeyenleri anlattı https://www.foxtvhaber.com.tr/ayse-tatile-ciksin-parolasina-ilham-veren-ayse-gunes-ayata-bilinmeyenleri-anlatti/ https://www.foxtvhaber.com.tr/ayse-tatile-ciksin-parolasina-ilham-veren-ayse-gunes-ayata-bilinmeyenleri-anlatti/#respond Wed, 17 Jul 2024 21:48:17 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=15708 Kıbrıs Barış Harekatı’nda “Ayşe tatile çıksın” parolasına ilham veren dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Prof. Dr. Ayşe Güneş Ayata, harekatın 50. yılı dolayısıyla Anadolu Ajansına (AA) konuştu. Prof. Dr. Ayata, “Babam Turan Güneş ve Bülent Ecevit, ‘başka ülkeler bizi dinliyorlardır’ düşüncesiyle İkinci Harekat’ın başlaması için bir parola belirlemeye karar veriyorlar. ‘Ayşe tatile çıksın’ parolası babamdan Ecevit’e bir işaret oluyor.” dedi.

    Türkiye, garantörlük hakkını kullanarak ve Ada’daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile İngiltere ve Yunanistan’a “barışın yeniden tesisini sağlamak üzere müzakerelere başlama” çağrısında bulunan Türkiye, 22 Temmuz’da harekatı durdurdu.

    Garantör ülkeler Kıbrıs meselesinin çözümü için görüşmelere başladı. 25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz’da Cenevre Deklarasyonu ile son buldu. Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunanistan, Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri reddetti ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü. 2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı ve 16 Ağustos’ta ateşkes ilan edildi.

    Parolada ismi geçen Prof. Dr. Ayata, 19 yaşında ODTÜ Sosyal Bilimler Bölümü’nde öğrenciydi.

    Dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Ayşe’nin, tatil için tek başına değil, güvenilir bir aileyle seyahat etmesi için dönemin Turizm Bakanı Orhan Birgit ile yaptığı sohbet, bir anda Cenevre-Ankara hattında Kıbrıs Barış Harekatı’nın parolası oldu.

    ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığından emekli olmasının ardından misafir öğretim üyesi olarak aynı üniversitede görevini sürdüren ve “Ayşe tatile çıksın parolası bir sembol, Kıbrıs Barış Harekatı’nın asıl kahramanı ben değilim.” düşüncesiyle 50 yıl basına konuşmayan Prof. Dr. Ayata, harekatın 50. yılının önemine atfen AA’ya konuştu.



     

    1974’te Kıbrıs Barış Harekatı olduğunda babası Turan Güneş’in Dışişleri Bakanı olduğunu hatırlatan Ayşe Güneş Ayata, harekat öncesinde babasının Çin’e resmi ziyarette bulunduğunu, annesinin babasına eşlik ettiğini, kendisininse babaannesi ve erkek kardeşiyle Ankara’da kaldığını anlattı.

    ‘TÜRKİYE’DE HİÇ KİMSE FARKINDA DEĞİL’

    Bu sürede ODTÜ’de dönem sonu sınavlarının sona erdiğini aktaran Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz tabii harekatı bilmiyoruz, bu nedenle ben de kendime göre tatil planları yapıyorum ve anneannemin İstanbul’daki mütevazı yazlığına giderim diye düşünüyorum. Çin gezisi bir hafta 10 gün sürecek ve annem, babam dönünce ben de tatile gitme planı yapıyorum. Tabii Sampson Darbesi olduğu zaman Çin’de babama haber veriyorlar. Babam acil olarak Türkiye’ye dönüyor. Ben daha meselenin vahametinin farkında değilim. Belki de Türkiye’deki hiç kimse bunun farkında değil. Hatta babamın döneceği gece, ben artık kendimi tatile çıkabilir hissettiğim için İstanbul’a anneannemin yanına gittim. Babam ertesi sabah telefon etti ve ‘Hemen dönüyorsun.’ dedi. Bir arkadaşının arabası geliyormuş Ankara’ya, yani gece İstanbul’a gittim ertesi sabah tekrar Ankara’ya döndüm. Böylelikle tatilim yarıda kesildi, ben de biraz bozuldum, öyle söyleyeyim.”



     

    20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nın ilk aşamasının ardından babasının geniş bir heyetle Cenevre Konferansı’na katıldığını belirten Ayşe Güneş Ayata, o dönemki koalisyon hükümetinin başbakanı Bülent Ecevit ile CHP’li bakanların, desteklerini göstermek üzere heyeti uğurlamaya geldiğini söyledi.

    ‘BABAMDAN ECEVİT’E BİR İŞARET OLUYOR’

    Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının burada nasıl oluşturulduğunu şöyle anlattı:

    “Babam, o sırada Turizm Bakanı Orhan Birgit’e ‘Tatile giden tanıdık birileri varsa Ayşe’yi de onlarla birlikte gönder. Bu işler çok uzun sürecek.’ diyor. Birinci Harekattan sonra Kıbrıs’ta Türklerin bulunduğu yer son derece küçük, Girne, birazcık Girne’nin etrafındaki sıkışık bir alan… Yani o alanın içine sıkışmış olan bir Türk nüfusun orda yaşaması herhalde çok zor görünüyor. Yani tabii ki istenen, bir anlaşma sağlanmasıdır muhtemelen. Ama o anlaşma sağlanmadığı zaman da bir şekilde o askeri harekatın biraz daha genişletici bir şekilde yapılması mümkün olabilir diye düşünülüyor ve onun için de ‘bir parola belirleyelim’ diyorlar. Ben istihbaratçı olmadığım için tam olarak bilmiyorum ama muhtemelen şöyle düşünüyorlar; Babam Turan Güneş ve Bülent Ecevit, ‘başka ülkeler bizi dinliyorlardır’ düşüncesiyle İkinci Harekat’ın başlaması için bir parola belirlenmesine karar veriyorlar. ‘Ayşe tatile çıksın’ parolası babamdan Ecevit’e bir işaret oluyor. Babamın aklına biraz önce de benim tatilimi konuştuğu için ‘Ayşe tatile çıksın’ diyeyim diyor ve sen de o zaman anla ki bu müzakereler de çok fazla bir yere gidemeyecek gibi görünüyor ve bir şekilde harekat hazırlığı yapılmaya başlansın.”

    Cenevre Konferansı’nda Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantör ülke, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ise taraflar olarak yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Ayata, “O günlerde Orhan Birgit’in kız kardeşi ve annesi de tatile gideceklermiş. Orhan amca da ‘Ayşe de bir yere gitmek istiyormuş. Ayşe’yi de götürün.’ diyor. Ve babama müzakeredeyken ‘Eğer izin verirsen Ayşe de onlarla tatile çıksın.’ diye mesaj gönderiyor. Babam fena halde telaşlanıyor. Müzakere devam ederken ‘Ayşe tatile çıksın’ lafı nereden çıktı diye. Orhan Birgit’ten bu haberi Profesör Haluk Ülvan getiriyor babama. ‘Haluk nereden çıkarıyor? Ayşe’nin tatili sırası mı şimdi?’ diyor. Fakat böylelikle heyetin içinde bir Ayşe’nin tatiliyle bu parolanın bağlantısı arasında bir bağ oluyor.” diye konuştu.

    Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Son gece, yani ikinci harekatın başlamasından önceki gece artık meydana çıkıyor ki yani müzakerelerin yürüyecek bir tarafı kalmıyor. Fakat şöyle bir şey var, taktik olarak da Türkiye’nin önceden bunu planlamış olmasını istemiyorlar, çünkü o da diplomatik açıdan ciddi bir sorun. Yani müzakereler devam ederken ‘Türkiye harekata başladı’ densin de istemiyorlar. Babam bu sefer Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla kriptolu olarak ‘Ayşe tatile çıksın’ diye bir mesajı, Bülent Ecevit’e gerçekten gönderiyor.”

    GECE 2 GİBİ MESAJ SİLAHLI KUVVETLER’E GİDİYOR

    Ayşe Güneş Ayata, olayların bundan sonraki bölümünü başkalarından duyduğu şekliyle anlatacağını belirterek, şöyle konuştu:

    “Dışişleri Bakanlığında o zaman teleks masasının başında bir meslek memuru olarak Ertuğrul Apakan oturuyor. Apakan, daha sonra Kıbrıs konusuyla yakından ilgilenmiş ve Dışişleri Müsteşarlığı yapmış olan bir büyükelçi. Apakan şifreyi çözüyor. Şifre: ‘Ayşe tatile çıksın’. Savaşlar, müzakereler dönüyor, ondan sonra bakanın kızı tatile çıkacak… Ertuğrul Apakan bu duruma biraz mütereddit kalıyor. Fakat mesajı alıyor ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı’na götürüyor. Müsteşar da ‘aman ne diyorsun’ diyor ve mesajı kaptığı gibi Bülent Ecevit’e gidiyor. Böylelikle harekat hazırlığı başlıyor. Gece yarısı saat 02.00 gibi mesaj bakanlığa ve oradan da Silahlı Kuvvetler’e gidiyor, harekatın başlayacağının sinyali oluyor. Bir taraftan da müzakereleri kesip de o saatte başlamak da istemiyorlar. Müzakereleri kesecekler ama erken saatte kesmek istemiyorlar, çünkü müzakereler öyle bir noktada kesilmesi lazım ki kesildiği an harekat başlasın.

    Babamın daha sonra Londra’da Kıbrıslı Türklere anlattığına göre o gece Rauf Denktaş’a ‘Şimdi siz çıkın, Lala Mustafa Paşa’dan beri Kıbrıslı Türklerin gördüğü mezalimi iki saat kadar anlatın.’ diyor. Müzakereler sırasında söz kesmek yok, herkes istediği kadar konuşuyor. Denktaş da 2 saat konuşuyor ama laf bitince bu sefer babam başlıyor, aynı konuşmalara. Biraz daha meseleyi uzatarak. Bir noktadan sonra diğer ülke temsilcileri ‘Türkler bu işi uzatıyor’ diyorlar. Ondan sonra da müzakereler kesiliyor. Müzakereler kesildikten hemen sonra da Kıbrıs’a ikinci harekat başlıyor.”

    ‘AYŞE DE BURADA’

    Ayşe Güneş Ayata, bu olayın ertesi sabahında annesinin kendisine telefon açtığını ve “Biz burada hep senden bahsediyoruz.” dediğini aktarırken, o zaman neden kendisinden bahsedildiğini anlamadığını söyledi.

    Konferans sonrasında Esenboğa Havalimanı’na, Bülent Ecevit ve bütün hükümet yetkilileri ile birlikte heyeti karşılamaya gittiklerini dile getiren Prof. Dr. Ayata, “Orhan Birgit, gazetecilikten gelmeydi ve gazetecilere bu parola olayını söylemiş. Birdenbire etrafımda bir hareketlilik yaşandı. Sonra da Bülent Ecevit, gazetecilere, ‘Dışişleri Bakanımız Turan Güneş ile aramızda bir parola kararlaştırdık. Parola olarak kararlaştırdığımız Turan Güneş’in kızı Ayşe de burada’ dedi. Beni gösterdi ve ben de o zaman adımın parola olduğunu öğrendim.”

    ‘İSMİM BİR SEMBOL AMA OLAYIN KAHRAMANI DEĞİLİM’

    Ayşe Güneş Ayata, Esenboğa Havalimanı’nda gazetecilere Bülent Ecevit’in, “Ayşe tatile çıksın” parolasındaki Ayşe’nin kendisi olduğunu işaret etmesinin ardından hayatında nelerin değiştiğinin sorulması üzerine şöyle konuştu:

    “Çok gurur duyduğum, çok mutlu olduğum bir konu hiç şüphe yok ki. Üstünden 50 yıl geçti. 50 yıl sonra bile hatırlanan bir sembol olması ve zaman zaman tekrarlanması, gazetelere çıkması, insanların gelip bana ‘Tatile çıkan Ayşe siz misiniz?’ diye sorması, bunların hepsi çok güzel, çok mutluluk ve gurur verici. Benim ismim bir sembol ama ben bu olayın kahramanı değilim. Bu olayın kahramanları, o zamanın başbakanı Bülent Ecevit, babam Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Türk Silahlı Kuvvetleri ama ben değilim. Şehitler verdiğimiz önemli bir olay tabii ki ve benim onları sahiplenmem pek mümkün değil. O şerefin sahibi ben olamazdım, onun sahipleri belli.”

    ‘BİR ŞEKİLDE YAŞATILMASI ÖNEMLİ’

    Harekatın ardından 50 yıl boyunca özellikle temmuz aylarında gazetecilerin kendisini arayıp bir açıklama yapmasını istediğini aktaran Prof. Dr. Ayata, kendisinin ise bu konu hakkında iki karar aldığını belirterek, bunları şöyle açıkladı:

    “Birincisi siyaset bilimci kimliğim ile benim ismimle olan bir semboller dizisini birbirinden ayrı tutmak istedim. İkinci kararım ise harekatın 50. yıl dönümüne dek konuşmamak, eğer ölmez de sağ kalırsam 50. yılında konuşmaktı. 50. yılın çok önemli bir sembol olduğunu düşünüyorum. O ortamı yaşamış olan çok az insan kaldı. Zaten o hükümetten sağ olan iki bakan varmış, ismiyle birlikte bilinen bir de ben varım. Ondan sonra da başka hiç kimse yok. O sembolün bir şeklide yaşatılabilmesi önemli. O zaman yapılanların ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini, ne kadar kararlı olunması, milli hislere ve çıkarlara sahip olarak hareket edilmesi gerektiğini gösteren bir sembol olduğunu düşünüyorum. Onun için konuşmaya karar verdim.”

    Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının, harekata yüklediği anlamına ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:

    “Babam derdi ki eğer ismin Ayşe olmasaydı ismini sembol yapamazdık. Evet Ayşe benim, o tatile çıkan Ayşe de benim ama öbür taraftan Ayşe, Türkiye’de en çok bilinen kadın isimlerinden biri. Sokakta Ayşe diye bağırdığınız zaman size 5-6 kişi bakar. İsmim bu kadar yaygın bir isim olmasaydı ve bu kadar çok halkın çeşitli kesimleri tarafından kullanılan bir isim olmasaydı belki de bu kadar uzun bilinir olmayabilirdi. Yani bu sembolün yaşamasının önemli nedenlerinden birinin aynı zamanda adımın Ayşe olması ile ilgili olduğuna da hiçbir şüphe yok.”

    İLK KIBRIS ZİYARETİM ÇOK ETKİLEYİCİYDİ

    Harekattan sonra KKTC’ye gittiği yıllarla ilgili anılarını paylaşan Ayşe Güneş Ayata, şöyle konuştu:

    “İlk olarak 1974 yılını 1975’e bağlayan yılbaşında gittim. Zaten hükümet düşmüştü artık ama babam, Bülent Ecevit ve heyetle birlikte gittik. Havaalanı askeri olduğundan feribotla gittik. Bülent Ecevit’in de ilk gidişi. O yüzden akıl almaz bir kalabalık miting. Herhalde Kıbrıslı Türklerin hepsi orada, kalabalık o kadar büyük. Yani Magosa Limanı, lebalep dolu. Bülent Ecevit ardından babam feribottan merdivenle indiler. Sonra bütün Kıbrıs halkı, ‘Ayşe’ diye bağırmaya başladı ve ben o kadar utandım ki kendimi merdivenlerin ortasından aşağıya attım. Annemler ‘eyvah, bir yerini kırdı mı’ diye çok korkmuşlar. Hayır kırmadım. Kıbrıs’a ilk gidişim o. O zaman bütün şehitlikleri, harp alanlarını gezdim. Çok etkileyici, çok duygulandırıcıydı. Bizimle birlikte şehit aileleri de geldi. Hepsi kendi içinde duygusal yoğunluktaydı. İkinci gidişimde duygu yoğunluğu farklıydı. Ben eşimle evlendikten sonra Sayın Denktaş bizi balayına Kıbrıs’a çağırdı ve balayına gittik. Bizi mütevazı evinde ağırladı. Ondan sonra da birkaç defa Kıbrıs’a gittim. ODTÜ’nün Kıbrıs’ta bir kampüsü var, oraya da öğretim üyesi sıfatıyla gittim.”

    ‘KKTC’DE RESMİ TÖRENE KATILACAĞIZ’

    Ayşe Güneş Ayata, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılı dolayısıyla CHP heyeti ile birlikte KKTC’ye giderek resmi törenlere katılacağını ifade etti. Prof. Dr. Ayata, “CHP Genel Başkanı, harekat sırasında görevde olan ve sağ kalan iki bakanı ve beni davet ettiler. Ayın 18’inde KKTC’ye gideceğim. Ayın 20’sinde resmi törene katıldıktan sonra döneceğim. Benim için çok heyecanlı ve çok önemli bir süreç.” diye konuştu.

    – Turan Güneş, parolanın ardından saatine bakarak ayarlama yapıyor

    Prof. Dr. Ayata, Cenevre Konferansı öncesi ve sonrasındaki sürece ait aile arşivinden çıkardığı fotoğrafları da AA ile paylaştı.

    Cenevre Konferansı’nın ardından Esenboğa Havalimanı’nda babasını, hükümetin diğer bakanları ile birlikte karşılamaya gittiğinde Başbakan Ecevit’in “Ayşe tatile çıksın” parolasını basına açıklarken çekilen tarihi fotoğrafa ilişkin Ayşe Güneş Ayata, “Sevgili Ayşe Güneş’e en iyi dileklerimle – Bülent Ecevit 1974′ notunu düştüğü ve imzaladığı fotoğraf bu.” dedi.

    “Ayşe tatile çıksın” parolasının Türkiye’ye ulaştırılmasının ardından babası Turan Güneş’in, Cenevre Konferansı sırasında saatine baktığı anı yansıtan fotoğrafı da gösteren Prof. Dr. Ayata, “Babam bu karede, parolayı Türkiye’ye gönderiyor ve ondan sonra görüşmeleri yapmak üzere toplantıya tekrar girerken o esnada saatine bakıyor. Çünkü saati ayarlamak zorunda. Türkiye’de harekat başlayacak fakat Türkiye’deki harekatın başlama saatiyle görüşmelerin kesilme saatinin senkronize edilmesi lazım. Onun için saatine bakarken bu fotoğrafı çok anlamlı.” ifadelerini kullandı.

    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/ayse-tatile-ciksin-parolasina-ilham-veren-ayse-gunes-ayata-bilinmeyenleri-anlatti/feed/ 0
    ‘Ayşe tatile çıksın’ parolasına ilham veren Ayşe Güneş Ayata konuştu https://www.foxtvhaber.com.tr/ayse-tatile-ciksin-parolasina-ilham-veren-ayse-gunes-ayata-konustu/ https://www.foxtvhaber.com.tr/ayse-tatile-ciksin-parolasina-ilham-veren-ayse-gunes-ayata-konustu/#respond Wed, 17 Jul 2024 21:24:37 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=15702 Kıbrıs Barış Harekatı’nda “Ayşe tatile çıksın” parolasına ilham veren dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Prof. Dr. Ayşe Güneş Ayata, harekatın 50. yılı dolayısıyla Anadolu Ajansına (AA) konuştu. Prof. Dr. Ayata, “Babam Turan Güneş ve Bülent Ecevit, ‘başka ülkeler bizi dinliyorlardır’ düşüncesiyle İkinci Harekat’ın başlaması için bir parola belirlemeye karar veriyorlar. ‘Ayşe tatile çıksın’ parolası babamdan Ecevit’e bir işaret oluyor.” dedi.

    Türkiye, garantörlük hakkını kullanarak ve Ada’daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile İngiltere ve Yunanistan’a “barışın yeniden tesisini sağlamak üzere müzakerelere başlama” çağrısında bulunan Türkiye, 22 Temmuz’da harekatı durdurdu.

    Garantör ülkeler Kıbrıs meselesinin çözümü için görüşmelere başladı. 25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz’da Cenevre Deklarasyonu ile son buldu. Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunanistan, Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri reddetti ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü. 2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı ve 16 Ağustos’ta ateşkes ilan edildi.

    Parolada ismi geçen Prof. Dr. Ayata, 19 yaşında ODTÜ Sosyal Bilimler Bölümü’nde öğrenciydi.

    Dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Ayşe’nin, tatil için tek başına değil, güvenilir bir aileyle seyahat etmesi için dönemin Turizm Bakanı Orhan Birgit ile yaptığı sohbet, bir anda Cenevre-Ankara hattında Kıbrıs Barış Harekatı’nın parolası oldu.

    ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığından emekli olmasının ardından misafir öğretim üyesi olarak aynı üniversitede görevini sürdüren ve “Ayşe tatile çıksın parolası bir sembol, Kıbrıs Barış Harekatı’nın asıl kahramanı ben değilim.” düşüncesiyle 50 yıl basına konuşmayan Prof. Dr. Ayata, harekatın 50. yılının önemine atfen AA’ya konuştu.


     

    1974’te Kıbrıs Barış Harekatı olduğunda babası Turan Güneş’in Dışişleri Bakanı olduğunu hatırlatan Ayşe Güneş Ayata, harekat öncesinde babasının Çin’e resmi ziyarette bulunduğunu, annesinin babasına eşlik ettiğini, kendisininse babaannesi ve erkek kardeşiyle Ankara’da kaldığını anlattı.

    ‘TÜRKİYE’DE HİÇ KİMSE FARKINDA DEĞİL’

    Bu sürede ODTÜ’de dönem sonu sınavlarının sona erdiğini aktaran Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz tabii harekatı bilmiyoruz, bu nedenle ben de kendime göre tatil planları yapıyorum ve anneannemin İstanbul’daki mütevazı yazlığına giderim diye düşünüyorum. Çin gezisi bir hafta 10 gün sürecek ve annem, babam dönünce ben de tatile gitme planı yapıyorum. Tabii Sampson Darbesi olduğu zaman Çin’de babama haber veriyorlar. Babam acil olarak Türkiye’ye dönüyor. Ben daha meselenin vahametinin farkında değilim. Belki de Türkiye’deki hiç kimse bunun farkında değil. Hatta babamın döneceği gece, ben artık kendimi tatile çıkabilir hissettiğim için İstanbul’a anneannemin yanına gittim. Babam ertesi sabah telefon etti ve ‘Hemen dönüyorsun.’ dedi. Bir arkadaşının arabası geliyormuş Ankara’ya, yani gece İstanbul’a gittim ertesi sabah tekrar Ankara’ya döndüm. Böylelikle tatilim yarıda kesildi, ben de biraz bozuldum, öyle söyleyeyim.”


     

    20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nın ilk aşamasının ardından babasının geniş bir heyetle Cenevre Konferansı’na katıldığını belirten Ayşe Güneş Ayata, o dönemki koalisyon hükümetinin başbakanı Bülent Ecevit ile CHP’li bakanların, desteklerini göstermek üzere heyeti uğurlamaya geldiğini söyledi.

    ‘BABAMDAN ECEVİT’E BİR İŞARET OLUYOR’

    Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının burada nasıl oluşturulduğunu şöyle anlattı:

    “Babam, o sırada Turizm Bakanı Orhan Birgit’e ‘Tatile giden tanıdık birileri varsa Ayşe’yi de onlarla birlikte gönder. Bu işler çok uzun sürecek.’ diyor. Birinci Harekattan sonra Kıbrıs’ta Türklerin bulunduğu yer son derece küçük, Girne, birazcık Girne’nin etrafındaki sıkışık bir alan… Yani o alanın içine sıkışmış olan bir Türk nüfusun orda yaşaması herhalde çok zor görünüyor. Yani tabii ki istenen, bir anlaşma sağlanmasıdır muhtemelen. Ama o anlaşma sağlanmadığı zaman da bir şekilde o askeri harekatın biraz daha genişletici bir şekilde yapılması mümkün olabilir diye düşünülüyor ve onun için de ‘bir parola belirleyelim’ diyorlar. Ben istihbaratçı olmadığım için tam olarak bilmiyorum ama muhtemelen şöyle düşünüyorlar; Babam Turan Güneş ve Bülent Ecevit, ‘başka ülkeler bizi dinliyorlardır’ düşüncesiyle İkinci Harekat’ın başlaması için bir parola belirlenmesine karar veriyorlar. ‘Ayşe tatile çıksın’ parolası babamdan Ecevit’e bir işaret oluyor. Babamın aklına biraz önce de benim tatilimi konuştuğu için ‘Ayşe tatile çıksın’ diyeyim diyor ve sen de o zaman anla ki bu müzakereler de çok fazla bir yere gidemeyecek gibi görünüyor ve bir şekilde harekat hazırlığı yapılmaya başlansın.”

    Cenevre Konferansı’nda Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantör ülke, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ise taraflar olarak yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Ayata, “O günlerde Orhan Birgit’in kız kardeşi ve annesi de tatile gideceklermiş. Orhan amca da ‘Ayşe de bir yere gitmek istiyormuş. Ayşe’yi de götürün.’ diyor. Ve babama müzakeredeyken ‘Eğer izin verirsen Ayşe de onlarla tatile çıksın.’ diye mesaj gönderiyor. Babam fena halde telaşlanıyor. Müzakere devam ederken ‘Ayşe tatile çıksın’ lafı nereden çıktı diye. Orhan Birgit’ten bu haberi Profesör Haluk Ülvan getiriyor babama. ‘Haluk nereden çıkarıyor? Ayşe’nin tatili sırası mı şimdi?’ diyor. Fakat böylelikle heyetin içinde bir Ayşe’nin tatiliyle bu parolanın bağlantısı arasında bir bağ oluyor.” diye konuştu.

    Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Son gece, yani ikinci harekatın başlamasından önceki gece artık meydana çıkıyor ki yani müzakerelerin yürüyecek bir tarafı kalmıyor. Fakat şöyle bir şey var, taktik olarak da Türkiye’nin önceden bunu planlamış olmasını istemiyorlar, çünkü o da diplomatik açıdan ciddi bir sorun. Yani müzakereler devam ederken ‘Türkiye harekata başladı’ densin de istemiyorlar. Babam bu sefer Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla kriptolu olarak ‘Ayşe tatile çıksın’ diye bir mesajı, Bülent Ecevit’e gerçekten gönderiyor.”

    GECE 2 GİBİ MESAJ SİLAHLI KUVVETLER’E GİDİYOR

    Ayşe Güneş Ayata, olayların bundan sonraki bölümünü başkalarından duyduğu şekliyle anlatacağını belirterek, şöyle konuştu:

    “Dışişleri Bakanlığında o zaman teleks masasının başında bir meslek memuru olarak Ertuğrul Apakan oturuyor. Apakan, daha sonra Kıbrıs konusuyla yakından ilgilenmiş ve Dışişleri Müsteşarlığı yapmış olan bir büyükelçi. Apakan şifreyi çözüyor. Şifre: ‘Ayşe tatile çıksın’. Savaşlar, müzakereler dönüyor, ondan sonra bakanın kızı tatile çıkacak… Ertuğrul Apakan bu duruma biraz mütereddit kalıyor. Fakat mesajı alıyor ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı’na götürüyor. Müsteşar da ‘aman ne diyorsun’ diyor ve mesajı kaptığı gibi Bülent Ecevit’e gidiyor. Böylelikle harekat hazırlığı başlıyor. Gece yarısı saat 02.00 gibi mesaj bakanlığa ve oradan da Silahlı Kuvvetler’e gidiyor, harekatın başlayacağının sinyali oluyor. Bir taraftan da müzakereleri kesip de o saatte başlamak da istemiyorlar. Müzakereleri kesecekler ama erken saatte kesmek istemiyorlar, çünkü müzakereler öyle bir noktada kesilmesi lazım ki kesildiği an harekat başlasın.

    Babamın daha sonra Londra’da Kıbrıslı Türklere anlattığına göre o gece Rauf Denktaş’a ‘Şimdi siz çıkın, Lala Mustafa Paşa’dan beri Kıbrıslı Türklerin gördüğü mezalimi iki saat kadar anlatın.’ diyor. Müzakereler sırasında söz kesmek yok, herkes istediği kadar konuşuyor. Denktaş da 2 saat konuşuyor ama laf bitince bu sefer babam başlıyor, aynı konuşmalara. Biraz daha meseleyi uzatarak. Bir noktadan sonra diğer ülke temsilcileri ‘Türkler bu işi uzatıyor’ diyorlar. Ondan sonra da müzakereler kesiliyor. Müzakereler kesildikten hemen sonra da Kıbrıs’a ikinci harekat başlıyor.”

    ‘AYŞE DE BURADA’

    Ayşe Güneş Ayata, bu olayın ertesi sabahında annesinin kendisine telefon açtığını ve “Biz burada hep senden bahsediyoruz.” dediğini aktarırken, o zaman neden kendisinden bahsedildiğini anlamadığını söyledi.

    Konferans sonrasında Esenboğa Havalimanı’na, Bülent Ecevit ve bütün hükümet yetkilileri ile birlikte heyeti karşılamaya gittiklerini dile getiren Prof. Dr. Ayata, “Orhan Birgit, gazetecilikten gelmeydi ve gazetecilere bu parola olayını söylemiş. Birdenbire etrafımda bir hareketlilik yaşandı. Sonra da Bülent Ecevit, gazetecilere, ‘Dışişleri Bakanımız Turan Güneş ile aramızda bir parola kararlaştırdık. Parola olarak kararlaştırdığımız Turan Güneş’in kızı Ayşe de burada’ dedi. Beni gösterdi ve ben de o zaman adımın parola olduğunu öğrendim.”

    ‘İSMİM BİR SEMBOL AMA OLAYIN KAHRAMANI DEĞİLİM’

    Ayşe Güneş Ayata, Esenboğa Havalimanı’nda gazetecilere Bülent Ecevit’in, “Ayşe tatile çıksın” parolasındaki Ayşe’nin kendisi olduğunu işaret etmesinin ardından hayatında nelerin değiştiğinin sorulması üzerine şöyle konuştu:

    “Çok gurur duyduğum, çok mutlu olduğum bir konu hiç şüphe yok ki. Üstünden 50 yıl geçti. 50 yıl sonra bile hatırlanan bir sembol olması ve zaman zaman tekrarlanması, gazetelere çıkması, insanların gelip bana ‘Tatile çıkan Ayşe siz misiniz?’ diye sorması, bunların hepsi çok güzel, çok mutluluk ve gurur verici. Benim ismim bir sembol ama ben bu olayın kahramanı değilim. Bu olayın kahramanları, o zamanın başbakanı Bülent Ecevit, babam Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Türk Silahlı Kuvvetleri ama ben değilim. Şehitler verdiğimiz önemli bir olay tabii ki ve benim onları sahiplenmem pek mümkün değil. O şerefin sahibi ben olamazdım, onun sahipleri belli.”

    ‘BİR ŞEKİLDE YAŞATILMASI ÖNEMLİ’

    Harekatın ardından 50 yıl boyunca özellikle temmuz aylarında gazetecilerin kendisini arayıp bir açıklama yapmasını istediğini aktaran Prof. Dr. Ayata, kendisinin ise bu konu hakkında iki karar aldığını belirterek, bunları şöyle açıkladı:

    “Birincisi siyaset bilimci kimliğim ile benim ismimle olan bir semboller dizisini birbirinden ayrı tutmak istedim. İkinci kararım ise harekatın 50. yıl dönümüne dek konuşmamak, eğer ölmez de sağ kalırsam 50. yılında konuşmaktı. 50. yılın çok önemli bir sembol olduğunu düşünüyorum. O ortamı yaşamış olan çok az insan kaldı. Zaten o hükümetten sağ olan iki bakan varmış, ismiyle birlikte bilinen bir de ben varım. Ondan sonra da başka hiç kimse yok. O sembolün bir şeklide yaşatılabilmesi önemli. O zaman yapılanların ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini, ne kadar kararlı olunması, milli hislere ve çıkarlara sahip olarak hareket edilmesi gerektiğini gösteren bir sembol olduğunu düşünüyorum. Onun için konuşmaya karar verdim.”

    Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının, harekata yüklediği anlamına ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:

    “Babam derdi ki eğer ismin Ayşe olmasaydı ismini sembol yapamazdık. Evet Ayşe benim, o tatile çıkan Ayşe de benim ama öbür taraftan Ayşe, Türkiye’de en çok bilinen kadın isimlerinden biri. Sokakta Ayşe diye bağırdığınız zaman size 5-6 kişi bakar. İsmim bu kadar yaygın bir isim olmasaydı ve bu kadar çok halkın çeşitli kesimleri tarafından kullanılan bir isim olmasaydı belki de bu kadar uzun bilinir olmayabilirdi. Yani bu sembolün yaşamasının önemli nedenlerinden birinin aynı zamanda adımın Ayşe olması ile ilgili olduğuna da hiçbir şüphe yok.”

    İLK KIBRIS ZİYARETİM ÇOK ETKİLEYİCİYDİ

    Harekattan sonra KKTC’ye gittiği yıllarla ilgili anılarını paylaşan Ayşe Güneş Ayata, şöyle konuştu:

    “İlk olarak 1974 yılını 1975’e bağlayan yılbaşında gittim. Zaten hükümet düşmüştü artık ama babam, Bülent Ecevit ve heyetle birlikte gittik. Havaalanı askeri olduğundan feribotla gittik. Bülent Ecevit’in de ilk gidişi. O yüzden akıl almaz bir kalabalık miting. Herhalde Kıbrıslı Türklerin hepsi orada, kalabalık o kadar büyük. Yani Magosa Limanı, lebalep dolu. Bülent Ecevit ardından babam feribottan merdivenle indiler. Sonra bütün Kıbrıs halkı, ‘Ayşe’ diye bağırmaya başladı ve ben o kadar utandım ki kendimi merdivenlerin ortasından aşağıya attım. Annemler ‘eyvah, bir yerini kırdı mı’ diye çok korkmuşlar. Hayır kırmadım. Kıbrıs’a ilk gidişim o. O zaman bütün şehitlikleri, harp alanlarını gezdim. Çok etkileyici, çok duygulandırıcıydı. Bizimle birlikte şehit aileleri de geldi. Hepsi kendi içinde duygusal yoğunluktaydı. İkinci gidişimde duygu yoğunluğu farklıydı. Ben eşimle evlendikten sonra Sayın Denktaş bizi balayına Kıbrıs’a çağırdı ve balayına gittik. Bizi mütevazı evinde ağırladı. Ondan sonra da birkaç defa Kıbrıs’a gittim. ODTÜ’nün Kıbrıs’ta bir kampüsü var, oraya da öğretim üyesi sıfatıyla gittim.”

    ‘KKTC’DE RESMİ TÖRENE KATILACAĞIZ’

    Ayşe Güneş Ayata, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılı dolayısıyla CHP heyeti ile birlikte KKTC’ye giderek resmi törenlere katılacağını ifade etti. Prof. Dr. Ayata, “CHP Genel Başkanı, harekat sırasında görevde olan ve sağ kalan iki bakanı ve beni davet ettiler. Ayın 18’inde KKTC’ye gideceğim. Ayın 20’sinde resmi törene katıldıktan sonra döneceğim. Benim için çok heyecanlı ve çok önemli bir süreç.” diye konuştu.

    – Turan Güneş, parolanın ardından saatine bakarak ayarlama yapıyor

    Prof. Dr. Ayata, Cenevre Konferansı öncesi ve sonrasındaki sürece ait aile arşivinden çıkardığı fotoğrafları da AA ile paylaştı.

    Cenevre Konferansı’nın ardından Esenboğa Havalimanı’nda babasını, hükümetin diğer bakanları ile birlikte karşılamaya gittiğinde Başbakan Ecevit’in “Ayşe tatile çıksın” parolasını basına açıklarken çekilen tarihi fotoğrafa ilişkin Ayşe Güneş Ayata, “Sevgili Ayşe Güneş’e en iyi dileklerimle – Bülent Ecevit 1974′ notunu düştüğü ve imzaladığı fotoğraf bu.” dedi.

    “Ayşe tatile çıksın” parolasının Türkiye’ye ulaştırılmasının ardından babası Turan Güneş’in, Cenevre Konferansı sırasında saatine baktığı anı yansıtan fotoğrafı da gösteren Prof. Dr. Ayata, “Babam bu karede, parolayı Türkiye’ye gönderiyor ve ondan sonra görüşmeleri yapmak üzere toplantıya tekrar girerken o esnada saatine bakıyor. Çünkü saati ayarlamak zorunda. Türkiye’de harekat başlayacak fakat Türkiye’deki harekatın başlama saatiyle görüşmelerin kesilme saatinin senkronize edilmesi lazım. Onun için saatine bakarken bu fotoğrafı çok anlamlı.” ifadelerini kullandı.

    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/ayse-tatile-ciksin-parolasina-ilham-veren-ayse-gunes-ayata-konustu/feed/ 0
    DENİZKURDU-2 Tatbikatı yarın başlıyor! Dosta güven düşmana korku verecek https://www.foxtvhaber.com.tr/denizkurdu-2-tatbikati-yarin-basliyor-dosta-guven-dusmana-korku-verecek/ https://www.foxtvhaber.com.tr/denizkurdu-2-tatbikati-yarin-basliyor-dosta-guven-dusmana-korku-verecek/#respond Mon, 06 May 2024 23:36:34 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=10174 Gölcük’teki Deniz Harp Merkezi Komutanlığında düzenlenen basın bilgilendirme toplantısına, Donanma Komutanı Koramiral Kadir Yıldız, Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanı Tümamiral Erhan Aydın, Donanma Kurmay Başkanı Tümamiral Nihat Baran, Kuzey Görev Grup Komutanı Tuğamiral Erdinç Altıner, Deniz Hava Komutanı Tuğamiral Mehmet Savaş Eser, Denizaltı Filosu Komutanı Tuğamiral Timur Yılmaz, Gölcük Deniz Ana Üs Komutanı Tuğamiral Ali Tuna Baysal, Gölcük Tersanesi Komutanı Tuğamiral Mustafa Saygılı katıldı.

    Donanma Harekat Başkanı Tuğamiral Kaan Türkkan, DENİZKURDU-II/2024 Tatbikatı’nın, Türk Silahlı Kuvvetleri Tatbikatlar Programı’na istinaden Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca icra edilen fiili bir tatbikat olduğunu söyledi.

    Tatbikatın amacının, Deniz Kuvvetleri bağlısı komutanlıkların harekatı sevk ve idare etkinliğinin değerlendirilmesi, tatbikata katılacak unsurların harekata hazırlık seviyelerinin yükseltilmesi, karargah personeli ve tatbikata katılan unsurların çok tehditli ortamda; muhakeme, öngörü ve karar verme yeteneklerinin geliştirilmesi, diğer kuvvet komutanlıkları ile tatbikata katılan unsurlar arasında müşterek çalışabilirlik usullerinin denenmesi olduğunu belirten Türkkan, “Tatbikata 100 suüstü gemisi, 8 denizaltı, 39 uçak, 16 helikopter, 28 insansız hava aracı, 7 insansız deniz aracı, 2 SAT timi (8 kişilik) ve 3 SAS timi(5 kişilik) iştirak edecektir. Tatbikatta toplam 15 bin personel görev alacaktır.” diye konuştu.

    Türkkan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterine yeni giren “Marlin İda” ile 6 kamikaze “Albatros İda”nın ilk defa tatbikat faaliyetlerine iştirak edeceğini bildirerek, “Tatbikata Hava Kuvvetleri Komutanlığından taarruz uçakları, havadan ihbar ve kontrol uçakları, hedef çekme uçakları, A-400 M nakliye uçağı ile Sahil Güvenlik Komutanlığından 6 sahil güvenlik botu iştirak edecektir.” şeklinde konuştu.

    Tatbikatın genel faaliyet planına ilişkin bilgi veren Türkkan, şunları kaydetti:

    “Fiili safha, gemilerin 7 Mayıs tarihinden itibaren intikalleriyle başlayacak, 7-8 Mayıs tarihleri arasında harekata hazırlık ve fiili silah eğitimleri, 9-10 Mayıs lojistik bütünleme faaliyetleri, 11 Mayıs Aksaz/Marmaris’e istinaden seçkin gözlemci günü faaliyetleri icra edilecektir. 12-13 Mayıs tarihleri arasında fiili silah eğitimleri, 14-16 Mayıs’ta çok tehditli ortamda harekat faaliyetleri, 17-18 Mayıs tarihlerinde liman ziyaretleriyle ana üs/limanlara intikal faaliyetleri icra edilecektir.”

    104 PERSONELDEN OLUŞAN TATBİKAT KONTROL MERKEZİ KURULDU

    Türkkan, tatbikat kapsamında 104 personelden oluşan Tatbikat Kontrol Merkezi’nin Deniz Harp Merkezi Komutanlığında teşkil edildiğini aktararak, “Tatbikat kontrol merkezinin görevi, tatbikatı yönlendirmek, kontrol etmek ve değerlendirmek, tatbikat harekat planının eğitim hedeflerini gerçekleştirecek şekilde senaryo ve ara durumlara göre oynanmasını sağlamaktadır.” ifadesini kullandı.

    Tatbikat süresince aktif bir basın politikası uygulanacağını, tatbikatın basın faaliyetlerinin, gerçek basın faaliyetleri ve tatbikat medya benzetimi faaliyetleri olarak iki farklı şekilde icra edileceğini anlatan Türkkan, “Gerçek basın faaliyetleri Deniz Kuvvetleri Genel Sekreterliğince, tatbikat medya benzetimi faaliyetleri ise Tatbikat Kontrol Merkezi tarafından televizyon, dijital basın ve sosyal medyanın simüle edilmesi şeklinde TSK yerel ağı üzerinden icra edilecektir.” dedi.

    Türkkan, tatbikat süresince temel deniz harekat nevilerine yönelik harekata hazırlık eğitimleri, suüstü, hava ve kara hedeflerine fiili silah atışları, Aksaz/ Marmaris’e istinaden seçkin gözlemci günü faaliyetleri ile çok tehditli ortamda harekat eğitimleri icra edileceğini kaydetti.

    27 LİMAN 43 GEMİYLE ZİYARET EDİLECEK

    Çok tehditli ortamda harekat faaliyetlerinin tamamlanmasını müteakip 17-18 Mayıs 2024 tarihlerinde Karadeniz, Marmara, Ege ve Doğu Akdeniz’de toplam 27 limanın 43 gemiyle ziyaret edileceğini belirten Türkkan, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında 19 Mayıs’ta liman ziyaretlerine devam edileceğini söyledi.

    Türkkan, tatbikat kapsamında Radar Akiseli suüstü hedefi kullanılarak suüstü atışları, Manş uçağının çektiği hava hedefi kullanılarak hava savunma atışları, kara bombardımanı atışları, deniz hava vasıtalarından Cirit, MAM-L, MAM-T, TEMREN, HELLFIRE, G/M atışları ve flare, top roket atışlarının yapılacağını, ayrıca Finike bölgesinde konuşlandırılacak Pelikan E/H simülatör ile elektronik harp eğitimleri ile ÇAF atışlarının icra edileceğini anlattı.

    Gücünü ve kararlılığını büyük Türk milletinden ve ay yıldızlı bayrağından alan Türk Deniz Kuvvetlerinin, tüm yüzer, dalar ve uçar unsurlarıyla başta “Mavi Vatan” olmak üzere memleketin her köşesinde, sınırlarının ötesinde ve dünya denizlerinde sarsılmaz azim, irade ve heyecanla, gerektiğinde vatan savunması için canını vermeye hazır, milletinin ve görevinin başında olduğunu vurgulayan Türkkan, “Bu vesileyle, bizlere Cumhuriyeti armağan eden başta Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Milli Mücadele kahramanlarımız olmak üzere tüm şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla yad ediyor, hayatta olan gazilerimize ve şehitlerimizin değerli ailelerine sağlık ve esenlikler diliyoruz.” ifadelerini kullandı.

    KAYNAK: AA
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/denizkurdu-2-tatbikati-yarin-basliyor-dosta-guven-dusmana-korku-verecek/feed/ 0
    Irak’la uzlaşma sağlandı, PKK’ya en büyük darbe geliyor! 40 km. derinliğe inilerek… https://www.foxtvhaber.com.tr/irakla-uzlasma-saglandi-pkkya-en-buyuk-darbe-geliyor-40-km-derinlige-inilerek/ https://www.foxtvhaber.com.tr/irakla-uzlasma-saglandi-pkkya-en-buyuk-darbe-geliyor-40-km-derinlige-inilerek/#respond Tue, 19 Mar 2024 02:00:34 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=6883 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Milli Savunma Bakanı ve MİT Başkanı ile Irak’a yaptığı ziyaret ve Başkan Erdoğan’ın 12 yıl aradan sonra yapacağı Bağdat ziyareti gözleri PKK’ya muhtemel büyük operasyona çevirdi.  

    “30-40 KİLOMETRE DERİNLİĞE İNİLEREK “GÜVENLİ HAT” OLUŞTURULACAK”

    gazeteci Selvi muhtemel operasyona ilişkin “Türkiye, 90’lı yıllardan bu yana Irak’ta PKK’ya yönelik harekâtlar düzenliyor. Ama bu kez farklı bir konsept söz konusu. O da sadece bir kara harekâtı yapılmayacak. Irak merkezi yönetimiyle varılan uzlaşma sonucunda 378 kilometrelik Irak sınırımızdan 30-40 kilometre derinliğe inilerek ‘güvenli hat’ oluşturulacak.” ifadelerini kullandı.

    Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi’nin bölgede yaşanan kritik gelişmeler, konjonktür ve muhtemel operasyonu yazdığı ‘Adım adım PKK’ya harekât geliyor’ başlıklı yazısı;

    SİYASETTE önemli gelişmeler var.

    Ama bu benim Irak’a yapılacak olan harekât konusuna eğilmeme engel olamadı. Çünkü çok kritik bir sürecin içinden geçiyoruz. Türkiye ile Irak ilişkilerinde çok iyi bir ivme yakalandı. Sadece güvenlik değil, ekonomik ilişkilerin de konuşulduğu bir iklime girildi. 

    İRAN TOPUK DİKENİ

    Ama söz konusu Irak olunca bir gözünüzün de İran’ın üzerinde olması gerekiyor. Maalesef ki İran birçok başlıkta karşımıza engel çıkarıyor. İran hem Irak hem Suriye konusunda ‘topuk dikeni” gibi.

    İran faktörünün altını çizdikten sonra önemli başlıklara maddeler halinde değinmek istiyorum.

    1- ORTAK HEYET TOPLANTISI

    14 Mart’ta Bağdat’ta, Türk ve Irak heyetleri arasında verimli bir toplantı yapılmıştı.

    Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın temsil ettiği toplantıya Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Irak Savunma Bakanı, Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı, Haşdi Şabi Komisyonu Başkanı, İstihbarat Teşkilat Başkanı Vekili ve IKBY İçişleri Bakanı katılmıştı.

    Irak’la ortak toplantı sürecini başlatan ilk adım 19 Aralık’ta Ankara’da atılmıştı. Bağdat’taki toplantının ardından ise Türkiye-Irak heyetinin üçüncü kez, 1 hafta 10 gün içinde Türkiye’de bir araya gelmesi bekleniyor.

    2- PKK’NIN TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK İLAN EDİLMESİ

    Irak’la ilişkilerimizde, PKK ile mücadele en önemli başlıklardan birini oluşturuyor. PKK, Türkiye’ye karşı faaliyetlerini Irak’ta yürütüyor ama Irak tarafından terör örgütü olarak kabul edilmiyor.

    PKK’nın terör örgütü olarak kabul edilmesi konusunda önemli bir ilerleme sağlandı.

    3- SIRA MECLİS’TE

    Irak’taki toplantıdan sonra yayınlanan bildiride, PKK iki ülke için ortak tehdit olarak tanımlandı. Türkiye’yi memnun eden bu karar, 1 ay önce Irak’ın MGK’sı olarak işlev gören Irak Güvenlik Konseyi tarafından alınmıştı.

    Şimdi sırada PKK’nın terör örgütü ilan edilmesi var. Bunun için Meclis’te karar alınması gerekiyor. İran’ın bunu engellemeye çalıştığı söyleniyor ama olumlu hava böyle devam ederse Irak Meclisi’nden PKK’nın terör örgütü olarak ilan edilmesi kararının çıkması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak ziyaretinde bu konuda bir anlaşmaya varılması beklentiler arasında yer alıyor.

    ERDOĞAN’IN IRAK ZİYARETİ

    Şimdi gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak’a yapacağı ziyarete çevrilmiş durumda. 14 Mart’ta, Bağdat’taki toplantıda bu ziyaretin detaylarının konuşulduğu söyleniyor. Ortak bildiride Erdoğan’ın ziyaretine ilişkin bölümün Irak heyeti tarafından önerildiği dikkate alınırsa Bağdat’ın bu ziyarete ilişkin beklentisinin büyük olduğu anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nisan ayının son haftasında Bağdat’ı ziyaret etmesi bekleniyor.

    Erdoğan’ın 12 yıl aradan sonra yapacağı Irak ziyareti, iki ülke ilişkilerinin “taçlandırılması” açısından kritik öneme sahip olacak. Erdoğan’ın ziyaretiyle birlikte iki ülke ilişkilerinde bir “sıçrama” sağlanması umut ediliyor.

    4- ORTAK KOMİTELER

    Irak’taki toplantıda ticaret, tarım, enerji, su, sağlık ve ulaştırma alanlarında münhasıran çalışacak ortak komitelerin oluşturulması kararlaştırılmıştı. Bu konuda çalışmalar başladı. Komitelere bakanlar başkanlık edecek.

    5- STRATEJİK ORTAKLIK

    Türkiye ayrıca Irak’la ilişkileri stratejik ortaklık seviyesine yükseltmeyi amaçlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti o anlamda önemli olacak. Mevcut olan Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey tekrar işlevsel hale getirilecek.

    6- HAŞDİ ŞABİ TOPLANTIDA

    Bağdat’taki toplantı sonrasında yayınlanan bildiride Haşdi Şabi’nin de yer alması sürpriz sayıldı. Ama Haşdi Şabi Başkanı Felah Feyyad, 19 Aralık’ta Ankara’da yapılan toplantıda da yer almıştı.

    Bunun bir de öncesi var. Haşdi Şabi Başkanı Felah Feyyad daha önce Türkiye’ye davet edilmişti. Hem Dışişleri Bakanı Hakan Fidan hem MİT Başkanı İbrahim Kalın’la görüştü.

    7- BAFEL TALABANİ İLE GÖRÜŞÜLÜR MÜ 

    Irak’ta merkezi yönetim ile Barzani ailesinin kontrolündeki Erbil yönetimiyle ilişkilerimiz iyi. Ancak İran faktörü ve onun kontrolündeki Bafel Talabani’nin Süleymaniye’de PKK’ya alan açması Türkiye’yi rahatsız ediyor.  Zaten bu rahatsızlık Cumhurbaşkanı Erdoğan düzeyinde ifade edilmişti.

    MİT, son 2 ay içerisinde Süleymaniye’de 3 PKK yöneticisini etkisiz hale getirerek Bafel Talabani’ye gereken mesajı verdi. Ayrıca Arbat Havaalanı’ndaki PKK’nın dron üretim üssünün havaya uçurulması da bir uyarıydı.

    ABD ve İran’ın desteğiyle PKK ile ilişkilerini sürdüren Bafel Talabani’nin bir yandan da Türkiye ile ilişkiler kurmak için çaba içinde olduğu öğrenildi.

    Bafel Talabani’nin çeşitli aracılar vasıtasıyla ilettiği görüşme talebi “PKK’ya desteği kesmediği sürece görüşmeyiz” denilerek geri çevrilirken, kardeşi Kubat Talabani ile görüşülüyor.

    FOTOĞRAF DAHİ ÇEKTİRMEYİZ

    Bafel Talabani, Ankara’nın şimşeklerini üzerine çekmiş durumda. Öyle ki, “Bafel Talabani ile fotoğraf dahi çektirmeyiz. Çünkü bu onu meşrulaştırır. PKK’ya desteğini çekmediği sürece Bafel Talabani’yi meşrulaştıracak bir görüşme yapmayız” ifadesi kullanılıyor.

    8- ORTAK HAREKÂT MERKEZİ

    PKK ile mücadele anlık takibi gerektiriyor. O nedenle Irak’la birlikte “Ortak Harekât Merkezi” kurmak istiyoruz. Çünkü PKK sadece bizim için değil, Irak için de tehdit oluşturuyor.

    9- PKK’YA OPERASYON

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Irak sınırlarımızı güven altına alacak çemberi tamamlamak üzereyiz. Bu yazın Irak sınırımızla ilgili meseleyi kalıcı olarak çözüme kavuşturmuş olacağız” diyerek Irak harekâtının sinyalini vermişti.

    Türkiye, 90’lı yıllardan bu yana Irak’ta PKK’ya yönelik harekâtlar düzenliyor. Ama bu kez farklı bir konsept söz konusu. O da sadece bir kara harekâtı yapılmayacak. Irak merkezi yönetimiyle varılan uzlaşma sonucunda 378 kilometrelik Irak sınırımızdan 30-40 kilometre derinliğe inilerek “güvenlik hat” oluşturulacak.

    ORTAK HAREKÂT KONSEPTİ

    Planlanan harekâtı farklı kılan unsurlardan birini ise “ortak harekât” konsepti oluşturacak. Harekâtla dağlık alandan Gara bölgesinin altındaki düz ovaya inilecek. Önceden sınırlarımızın ötesinde kurulan üs bölgelerinden Irak’ın içine doğru PKK faaliyetleri takip ediliyordu. Bu kez Gara’yı da içine alacak 30-40 kilometre derinlikteki güvenlik hatından sınırımıza doğru emniyetli bir kuşak oluşturulmuş olacak. Bunu yaparken de Erbil yönetimi ile Irak merkezi hükümeti ve Haşdi Şabi’nin de desteği sağlanacak.

    O nedenle diyorum ki, bu kez PKK’ya yönelik operasyonların anası geliyor.

    KAYNAK: HÜRRİYET – ABDULKADİR SELVİ
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/irakla-uzlasma-saglandi-pkkya-en-buyuk-darbe-geliyor-40-km-derinlige-inilerek/feed/ 0
    Türk Deniz Kuvvetleri’nden ‘Milli Nükleer Denizaltı’ sinyali! https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-deniz-kuvvetlerinden-milli-nukleer-denizalti-sinyali/ https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-deniz-kuvvetlerinden-milli-nukleer-denizalti-sinyali/#respond Thu, 11 Jan 2024 06:36:33 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=2234 Deniz Yarbay Deniz Aytan tarafından kaleme alınan yazıda, nükleer tahrikli denizaltılar ile ilgili olarak önemli derlemelere yer verildi. Yazıda, özellikle Fransız Donanması’nın Barrucuda Sınıfı Nükleer Tahrikli Denizaltıları kapsamlı olarak incelendi. Yazıda, orta vadede inşa edilmesi planlanan ‘Milli Nükleer Tahrikli Denizaltı’ hakkında da önemli göndermelere yer verildi.

    Öte yandan ATMACA Gemisavar Füzesi ile GEZGİN Seyir Füzesi’nin, denizaltı platformları tarafından da kullanılacağının altı çizildi.

    Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin büyük emekleriyle hazırlanan ‘Deniz Kuvvetleri Dergisi’nde paylaşılan yazının bir kısmını sizlere aktarıyoruz. Dergide yayınlanan yazının, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın resmi görüşünü yansıtmadığını da özellikle vurguluyoruz.

    NÜKLEER TAHRIKLI DENIZALTILAR

    “Nükleer tahrikli denizaltılar, II. Dünya Savaşı sonrası başlayan soğuk savaş süresince askerî gücün simgesi haline gelmiştir. Nükleer enerjinin sağladığı sonsuz itki gücü ve uzun menzilli seyir füzeleri, denizaltıları son yetmiş yılın en etkili stratejik silahı haline getirmiş, güvenlik politikalarının tespit edilmesinde dikkate alınması gereken önemli bir oyuncu yapmıştır.

    Günümüzde nükleer tahrikli denizaltıya sahip altı ülke (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Hindistan ve Fransa) bulunmaktadır. Bunlardan Akdeniz coğrafyasında bulunan Fransa’nın, dördü LE TRIOMPHANT Sınıfı balistik füze (nükleer savaş başlıklı) taşıyabilen SSBN, biri RUBIS Sınıfı SSN, ikisi AMETHYSTE Sınıfı SSN ve biri yeni nesil BARRACUDA Sınıfı SSN olmak üzere toplam sekiz adet nükleer tahrikli denizaltısı hâlihazırda hizmettedir.

    MİLLİ NÜKLEER TAHRİKLİ DENİZALTI VE DENİZALTIDAN ATILAN ATMACA İLE GEZGİN FÜZELERİ

    Türkiye, Akkuyu Nükleer Santralinin yakın zamanda hizmete girmesi ile birlikte nükleer enerji kullanan ülkeler arasındaki yerini alacaktır. Devamında sivil ve askerî tüm sektörlerde nükleer enerjiye yönelik bilgi ve tecrübenin kısa zaman içerisinde artacağı ve bahse konu enerjinin yeni kapasite geliştirme alanlarına entegre edileceği öngörülmektedir. Ayrıca nükleer teknolojinin ülkemizde kullanılmaya başlanması, orta vadede planlı millî nükleer tahrikli denizaltı programı açısından da bir dönüm noktası anlamı taşımaktadır.

    Nükleer tahrikli denizaltıya geçişin, Türk Deniz Kuvvetleri için de kritik gelişmelere neden olması kaçınılmazdır. Özellikle millî ağır torpido AKYA ve sualtından atılan ATMACA G/M’sinin denizaltılarımızın gücüne güç katması yanında, nükleer denizaltılarımızın uzun menzilli GEZGİN seyir füzesi yeteneği kazanması ile birlikte denizaltılarımız dünya üzerindeki en etkili silahlardan biri olacaktır.

    Nükleer enerjiye geçiş sürecinde, alandaki bilgi ve tecrübemizin sınırlı olduğundan hareketle, Deniz Kuvvetlerimiz açısından göz önünde bulundurulması gereken çeşitli konular olduğu değerlendirilmektedir. Son derece teknik bir konu olan nükleer reaktörün çalıştırılması ve idamesi haricinde; öncelikle denizaltıyı kullanma konseptimize uygun projelerin ortaya konulması ve denizaltıcı personelin yetiştirilmesine yönelik ön hazırlıklara şimdiden başlanması önem taşımaktadır. Böylece daha projelendirme aşamasından itibaren yapılacak öngörülü planlar, sorunların ortaya çıkmadan çözülmesinde rehberlik edecektir.

    Bu çalışmada; Fransız donanmasına yeni katılan BARRACUDA Sınıfı nükleer tahrikli denizaltıları (SSN), millî nükleer tahrikli denizaltı programına giden süreçte örneklendirme yapmak ve dünya donanmalarındaki teknolojik gelişmeleri takip etmek maksadıyla açık kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında incelenmiştir.

    PROJENIN DURUMU VE MEVCUT HAREKÂT FAALIYETLERI

    BARRACUDA Sınıfı nükleer tahrikli denizaltı inşa programı, hâlihazırda hizmette bulunan RUBIS Sınıfı denizaltıların değişimi maksadıyla 1998 yılında başlatılmıştır. Fransa’nın Naval Group firması tarafından 2007 yılında sınıfının ilk denizaltısı olan Suffren kızağa konmuş, Ağustos 2019 ayında denize indirilmeyi müteakip Haziran 2022 itibarıyla Fransız donanmasına katılmıştır.

    Sınıfının ikinci denizaltısı olan Duguay-Troin, Mart 2023 ayında seyir tecrübelerine başlamış, üçüncü denizaltı Tourville ise 20 Temmuz 2023 itibarıyla kızaktan indirilmiştir. Tourville denizaltısının 2024 yılı başında seyir tecrübelerine başlamasının planlandığı açık kaynaklarda belirtilmektedir. BARRACUDA Sınıfı 6 adet denizaltının inşasını içeren projenin, son denizaltı olan Casabianca’nın 2029 yılına kadar hizmete girmesiyle birlikte tamamlanması planlanmaktadır. Dört ve beşinci denizaltılara, sırasıyla De Grasse ve Rubis isimlerinin verileceği açıklanmıştır.

    TEK BIR DENIZALTI 1.7 MILYAR AVRO

    Bir denizaltının yaklaşık maliyeti 1,7 milyar avro olmak üzere projenin toplam maliyetinin 10,4 milyar avro olması beklenmektedir. Denizaltıların 2060 yılına kadar hizmette kalması öngörülmektedir. BARRACUDA Sınıfı denizaltıların envantere girmeye başlamasıyla birlikte RUBIS Sınıfı FS Saphir (2019), FS Rubis (2022) ve FS Casabianca (2023) denizaltıları hizmet dışına çıkarılmıştır.

    BARRACUDA Sınıfı denizaltılar son teknoloji silah ve sistemlerle donatılmıştır. Yüksek teknoloji ürünü silah, sistem ve donanımların envantere girmesi ile birlikte Fransız donanması yeni yetenekler kazanmıştır. Bunlar içerisinde; sualtından EXOCET SM39 G/M’si, MdCN seyir füzesi ve F21 ağır torpidosu atma yeteneği, sualtından F29 mayını döküş yeteneği, mayın sonarı, yeni nesil haydrafon teknolojisini havi yüksek alış kabiliyetli sonar sistemi, modüler yapılı tasarım sayesinde özel kuvvet harekâtı (PSM3G) (SDV) maksatlı konteyner ve insansız sualtı aracı (UUV) kullanma yeteneği, X tipi dümen, pump jet itki sistemi ve özel tekne dizaynı sayesinde yüksek dayanıklılık öne çıkmaktadır.

    Ayrıca TRIUMPHANT Sınıfı nükleer balistik denizaltılarda (SSBN) kullanılan basınçlı su reaktörünün (pressured water reactor (150 MW)) geliştirilmesi ve 2 tahrik türbini ve turbo jeneratörle yedeklenen hibrit tahrik (hybrid propulsion) sistemi sayesinde denizaltı sessizliği 10 kata kadar artırılmış ve sonar duyuş performansı geliştirilmiştir.

    TAMAMEN OPTRONIK DİREK

    Denizaltıda mevcut sürülebilir direklerin tamamı optronik direk olduğundan mukavim tekne içerisine sürülebilir direk girmemektedir. Böylece denizaltıdaki dairelerin yerleşim planlarında optimizasyona gidilerek iç hacim verimliliği artırılmıştır. Bu kapsamda; Savaş Harekât Merkezinin bulunduğu santral yelken gerisinde kalacak şekilde dizayn edilmiş ve personel sosyal alanlarında konfor ve yaşam kolaylığı sağlanmıştır. Yaşam yerlerinde sağlanan iyileştirme neticesinde ilk defa olmak üzere BARRACUDA Sınıfı denizaltılarda kadın personel görevlendirmesi yapılmaya başlanmıştır.

    Silah sistemlerinin tecrübesi maksadıyla; MdCN seyir füzesi testleri 20 Ekim 2020 tarihinde Fransa’nın Atlantik kıyısında yapılmıştır. Böylece Fransa FREMM Sınıfı firkateynlerden sonra denizaltıdan da karadaki yüksek korunaklı stratejik altyapıların imhasına yönelik uzun menzilli seyir füzesi yeteneği kazanmıştır. Bununla birlikte EXOCET SM39 G/M testleri Doğu Akdeniz’de Levant Havzası’nda icra edilmiştir. Bu testlerin yapıldığı deniz alanları dikkate alındığında Suffren’in, ilk görevinde tüm Akdeniz ve Fransa’nın Atlantik kıyılarında harekât yaptığı anlaşılmaktadır.

    FS Suffren Denizaltısı, 3 Haziran 2022 tarihinden itibaren başladığı aktif görevini; 190 günü dalışta olmak üzere 240 günlük harekât faaliyetleri hitamında ana üssü Tulon’a dönerek tamamlamıştır. Bu görev süresince denizaltı personeli, KIRMIZI ve MAVİ Grup olmak üzere 3 periyot halinde (40 günlük periyotlarla) görev icra etmiştir. Suffren’in, 2,5 aylık bakım ve onarım faaliyetleri hitamında tekrar göreve dönmesi planlanmaktadır.

    SONUÇ

    Fransız donanması, BARRACUDA Sınıfı nükleer tahrikli denizaltıların envantere girmesi ile birlikte, özellikle uzun menzilli seyir füzesi (MdCN ile stratejik kara hedeflerine angajman), yeni tip nükleer reaktör, optronik sürülebilir direkler, yeni teknoloji ürünü sonar sensör ve sistemleri ile özel kuvvet harekâtı imkânı olmak üzere yeni yetenekler kazanmıştır.

    Yeni nesil teknoloji ürünü D-19 tipi insansız sualtı araçlarının, yakın zamanda denizaltılara entegre edilerek denizaltının diğer harekât nevilerine yönelik etkinliğinin artırılması planlanmaktadır.

    Denizaltılar envantere girmeden hayata geçirilen personel yetiştirme politikasının, denizaltıların etkin kullanımı açısından kritik bir hareket olduğu görülmektedir. Yeni denizaltılarda görev yapacak personel, simülatör eğitimlerine 6-7 yıl gibi bir süre önceden başlatılmış ve yetişmiş personel ihtiyacı önceden giderilmiştir. Böylece bilgi ve tecrübe yönünden yetişen personelin, kazanılan yeni yeteneklere istinaden yeni taktik geliştirilmesinde etkin görev aldığı ve denizaltıların harekât etkinliğinin artırılmasına doğrudan katkı sağlayabildiği kıymetlendirilmiştir.

    FS Suffren, 240 günlük harekât görevi süresince 190 gün dalışta kalmış; uzun bir zamanı kapsayan görev periyodu MAVİ ve KIRMIZI denizaltıcı ekipler tarafından münavebeli olarak icra edilmiştir. Böylece denizaltıcı personelin görev yorgunluğu nedeniyle kapasite zafiyeti yaşamaması sağlanmış, personel motivasyonu yüksek tutulmuştur.

    Yeni nesil optronik direk kullanımı, teknolojik ve taktik açıdan kullanıcıya kolaylıklar sağlarken, sürülebilir direklerin mukavim tekne içine girmemesi sayesinde gemi dizaynının denizaltının harekât etkinliğini ve personel verimini artıracak şekilde geliştirilmesine katkı sağlanmıştır.

    “EN BÜYÜK SİLAHI, GİZİILİK”

    X dümen ve pump jet itki sistemi kullanılarak denizaltı çok daha sessiz ve enerji verimliliği azami olacak şekilde dizayn edilmiştir. Böylece en büyük silahı gizlilik olan denizaltının, daha başlangıçta harekât alanında taktik üstünlüğe sahip olması sağlanmıştır. Ayrıca X dümen yapısı umk kontrolünü hassaslaştırırken aynı zamanda denizaltının tek bir operatör tarafından idare edilmesine olanak vermesi açısından personel verimliliğini de artırmaktadır.

    Fransız donanması, BARRACUDA Sınıfı nükleer denizaltılarla birlikte vuruş etkinliğini ve caydırıcılık gücünü ciddi oranda artırmıştır. Denizaltı inşa programı 1998’de başlamasına rağmen ilk denizaltı olan FS Suffren 2022’de hizmete girebilmiştir. Aradan geçen zaman içerisinde karşılaşılan sorunlara yönelik geliştirilen çözüm alternatifleri benzer projeye yeni başlayacak ülkeler açısından büyük önem taşımaktadır. Bahse konu çözüm alternatifleri sorunun daha ortaya çıkmadan proaktif bir yaklaşımla ortadan kaldırılmasında önemli bir araç olarak kullanılabilecektir.

    YERLİ NÜKLEER TAHRİKLİ DENİZALTI GELİŞTİRİLİRKEN BU PROJEDEKİ TECRÜBELERDEN FAYDALANILACAK!

    Türk Deniz Kuvvetleri tarafından yakın gelecekte hayata geçirilmesi planlanan millî nükleer tahrikli denizaltı projesinden faydalanmak üzere; Fransa’nın denizaltı inşa projesinden kazandığı tecrübelerin elde edilerek çıkarımlar yapılmasının, kaynakların verimli kullanılmasına fayda sağlayacağı ve projeye yönelik öngörülemeyen risklerin daha ortaya çıkmadan çözülmesinde yararlı olabileceği anlaşılmaktadır.

    KAYNAK: SAVUNMASANAYİST | DENIZ KUVVETLERI DERGISI
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-deniz-kuvvetlerinden-milli-nukleer-denizalti-sinyali/feed/ 0