Bafra Devlet Hastanesi bahçesinin inşaat çalışmaları sonrası güzel bir görünüme kavuşması için düzenleme ve ağaçlandırma çalışması gerçekleştirildi.
Bafra ve Alaçam Orman İşletme müdürlüklerinin katkılarıyla temin edilen fidanlar, Bafra Devlet Hastanesi bahçesinde toprakla buluşturuldu.
Bafra Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Alaiddin Domaç, diktikleri fidanlarla gelecek nesillere daha yeşil bir çevre bırakmayı amaçladıklarını kaydetti.
Etkinliğe Bafra Orman İşletme Müdürü Mustafa Bayraktar, Alaçam Orman İşletme Müdürü Ali Hakan Çelik ile hastane personeli katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“HASTANE VE FAKÜLTELERDE YAŞANAN USULSÜZLÜK İDDİALARI BİR BİR ARAŞTIRILMALI!”
“Yenidoğan Çetesi” olarak adlandırılan çetenin ardından gündeme gelen sağlık kurumlarındaki usulsüzlüklere dair konuşan Dinç, kendilerine iletilen bazı iddiaları kamuoyuyla paylaşarak yetkililere seslendi: “Bu çetenin kendi menfaat ve çıkarları için akla-hayale gelmeyecek şekilde masum bebekleri katlettiklerini hepimiz gördük. Sağlık kuruluşlarında yaşanan ahlaksızlık ve usulsüzlüğe millet olarak hepimiz şahit olduk. Bu olayın açığa çıkması sonrasında bazı fakültelerde yaşanan sıkıntılarla ilgili iddia ve talepler tarafımıza iletildi. Fakülte ve bağlı bulunduğu üniversitenin ismini vermiyorum ama bize iletilen iddiaları dile getirmek istiyorum.
Fakültelerde doktorların, öğretim görevlilerinin malzeme parası adı altında yasa dışı bir şekilde astronomik rakamlarla hastalardan ücret talep edildiğine dair iddialar var. Bu ücretler hastanelerdeki aracılar üzerinden veya hastane dışındaki danışmanlık merkezi olarak gösterilen yasa dışı muayenehanelerden bu ücretlerin tahsil edildiği iddiaları bize iletildi. Ayrıca hastanenin imkânlarını, alet ve edevatını kendi özel muayenehanelerinde kullandıklarına dair de iddialar var. Sağlık personeli tarafından hastalarla ilgilenmek yerine estetik işlemler yapıldığı, yasa dışı olarak heyet raporları verildiği, ameliyathanelerdeki randevuların bile satıldığı ve ücretini ödemeyen hastaların ücreti ödeyene kadar ameliyatlarının ertelendiği gibi ciddi iddialar var. Ayrıca öğretim görevlilerinin derslere girmediği, asistanların eğitimsiz bırakıldığı konusunda da ciddi iddialar var. Yetkililerin tüm bunlara rağmen herhangi bir yaptırımda bulunmadığına dair de iddialar var. Bu iddialar tek tek araştırılmalı, İçişleri ve Sağlık Bakanlığı bu iddiaların üzerine gitmeli ve görevini suiistimal eden her kim varsa hesabını vermelidir. Tabii bunları söylerken tüm sağlık çalışanlarını ve öğretim görevlerini töhmet altında bırakmak istemiyorum.”
“GAZZE’NİN KUZEYİNDE CİDDİ KATLİAMLAR YAŞANIYOR”
Filistin’de yaşanan soykırımın halen devam ettiğini belirterek sözlerine devam eden Dinç, “Bir yılı aşkın bir süredir Filistin’de kadın, çocuk ve siviller katlediliyor. Bununla birlikte 2 aydır Lübnan’da işgal güçlerinin saldırıları sonucu katliamlar yaşanıyor. İşgal güçleri, 2 aydır gerçekleştirdikleri saldırılara rağmen Lübnan’da bir köy dahi elde edemediler, o bölgede bir tampon bölge oluşturamadılar ve bundan dolayı ateşkes yapmak zorunda kaldılar. Bu kazanım, siyonist terör şebekesine karşı diz çökmeyen Lübnan halkınındır. Siyonist rejim, Lübnan’da bir ateşkes yaptı ama Gazze’de halen soykırımlarına devam ediyor. Özellikle Gazze’nin kuzeyinde ciddi katliamlar yaşanıyor. Gazze’nin kuzeyinde açlık krizi ile birlikte sağlık krizi de başlamış durumda. 7 Ekim Aksa Tufanı’ndan günümüze Gazze’de bin 50 sağlık çalışanı şehit edildi, 310 tanesi de işgal güçlerinin zindanlarında esirdir. Tüm bu saldırılara rağmen sağlık çalışanları hiçbir şekilde pes etmiyorlar. İnsanlığın onuru ve haysiyeti için mücadelelerine devam ediyorlar.” diye belirtti.
“ACİL BİR ŞEKİLDE GAZZE’DE İNSANİ YARDIM KORİDORU OLUŞTURULMALI”
Kuzey Gazze’de yaşanan ilaç sıkıntısını bir kez daha dile getiren Dinç, kronik hastaların tedavi edilemediğini, halkın kirli suyu tüketmek zorunda kaldığını ve oluşan çöp yığınlarından dolayı salgın hastalıkların baş gösterdiğini söyleyerek şunları kaydetti:
“Siyonist terör şebekesinin sağlık hizmetlerini hedef alması, Gazze’deki tüm insanları yok etmek istediği anlamına gelmektedir. Bu yüzden acil bir şekilde Gazze’de insani yardım koridoru oluşturulmalıdır. O bölgeye tıbbi malzemeler gönderilmelidir. Sağlık çalışanları o bölgeye ivedilikle gitmelidir. Gazze’de kronik hastalığı bulunanların o bölgeden tahliye edilip acilen tedavi altına alınması gerekmektedir. Ayrıca ateşkesin sağlanabilmesi için İslam ülkeleri tüm gücünü kullanmalı, sağlanabilecek ateşkes ile hiçbir şart ve koşula bağlanılmadan siyonist terör şebekesi o bölgeden çıkmalıdır.”
“AZAMİ SÜRE MAĞDURLARI İÇİN KAPSAMLI BİR AF ÇIKARILMALI VE BU ÖĞRENCİLER ÜNİVERSİTELERİNE DÖNÜP MEZUN OLMALI”
İç gündeme dair bazı sorun ve sıkıntıları da gündeme getiren Dinç, ilk olarak azami süre mağdurlarının sorun ve taleplerini dile getirerek, “2014 yılında çıkan bir yasaya göre; 2 yıllık üniversite okuyanlar 4 yıl içerisinde, 4 yıllık üniversite okuyanlar 6 içerisinde, 6 yıllık üniversite okuyanlar ise 9 içerisinde mezun olması gerekiyor. Ancak ülkemizde önce pandemi sonra büyük bir deprem yaşandı. Ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşandı. Tüm bunlara bağlı olarak öğrencilerimiz bu süreçlerde okullarından mezun olamadılar. 2022 yılında bir af çıktı ancak bu af kapsamlı olmadığı için genel olarak tüm öğrenciler bu aftan yararlanamadı. Bu öğrencilerimizin mağdur olmaması için, kapsamlı bir af çıkarılmalı ve üniversiteden mezun olması gereken öğrencilerimiz tekrardan üniversite kayıtlarını yaparak öğrenimlerine devam etmesi sağlanmalı.” dedi.
“MERSİN, ADANA VE ANTALYA GİBİ İLLERDE HER YAĞMUR YAĞDIĞINDA SEL FELAKETİ YAŞANIYOR”
Son olarak bazı illerde yaşanan bir takım sorunları da gündeme getiren Dinç, bazı illerde yaşanan sel felaketlerinin önüne geçilmesi için, “Mersin, Adana ve Antalya gibi illerde her yağmur yağdığında sel felaketi yaşanıyor. Her yağmur yağdığında sel felaketinin yaşanmaması için altyapı ile ilgili ciddi çalışma yapılmalı. Vatandaşların mağduriyet yaşamaması için yağan yağmur sularının tahliye edilmesine yönelik ciddi çalışmaların yapılması gerekiyor. Yağmur yağmadan önce erken uyarı sistemi geliştirilmeli ve önlemlerin önceden alınması gerekiyor. Mazgal ve kanalizasyon giderlerinin temizlenmesi gerekiyor. Önceden yaşanan sel felaketleri göz önünde bulundurularak bir daha bu tür felaketlerin yaşanmaması için tedbirlerin alınması gerekmektedir.” ifadelerini kullandı.
“SUYUN DAR GELİRLİ VATANDAŞLARA BİR MİKTAR BELİRLENEREK ÜCRETSİZ OLARAK VERİLMESİNİ BEKLERKEN MAALESEF SU FİYATLARI HER YIL ASTRONOMİK BİR ŞEKİLDE YÜKSELMEKTE”
“Adana ve Mersin’deki su fiyatlarının diğer çevre illerdeki su fiyatları arasında astronomik farklar var.” diyerek sözlerine devam eden Dinç, “Mersin’de şu an su birim fiyatı 27,15 TL’dir. Bir ay sonra bu rakam 36,20 TL olacak. Adana’da da şu an su birim fiyatı, 17,85 TL’dir. Hatay’da ise bu rakam 7,63 TL’dir. Birbirine yakın farklı illerin arasında tüketilen suyun fiyatının bu kadar astronomik derecede farklı olması herhangi bir mantık sığmaz. Bu fiyatlar arasında neden bu kadar fark olduğunu soruyoruz ve cevabının şeffaf bir şekilde açıklanması gerektiğini belirtiyoruz. Ayrıca temel bir ihtiyaç olan suyun dar gelirli vatandaşlara bir miktar belirlenerek ücretsiz olarak verilmesi gerekmektedir. Fakat biz bunu beklerken maalesef su fiyatları her yıl astronomik bir şekilde yükselmektedir. Buna yönelik tedbirlerin alınıp düzenlemelerin yapılması lazım. Bu konuda seçim döneminde belediye başkanlarının vaatlerini uygulamaya koymaları gerekmektedir.” şeklinde konuştu.
“DİYARBAKIR-SİLVAN KARAYOLU’NDA ASFALTIN YAPISINDAN KAYNAKLI KAZALAR YAŞANIYOR, ARAÇLAR ZARAR GÖRÜYOR”
Dinç sözlerini “Diyarbakır-Silvan Karayolu’ndaki asfaltın yapısı ve kullanılan mıcır dolayısıyla bu yolu kullanan araçlar kaza yapıyor, can kayıpları yaşanıyor. En basiti olarak araçlarının camı kırılıyor. Bu konu ile ilgili Karayolları Müdürlüğü denetlemelerini yapmalı, sorunlar her neyse tek tek tespit edilip vatandaşların mağduriyeti giderilmelidir.” dedi.

Sağlık Bakanlığıİnsan HaklarıDoğal AfetlerMilletvekiliFaruk DinçPolitikaHastaneEğitimSağlıkMersinDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA – Memorial Hastanesi tarafından üçüncüsü düzenlenen ‘Cardiac Memorial 24’ isimli etkinliğe dünyaca ünlü kalp cerrahları katıldı.
Ankara’da bir otelde düzenlenen ‘Cardiac Memorial 24’ isimli etkinlik kapsamında 250 doktor bir araya geldi. Etkinlik, Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Serkan Durdu, Prof. Dr. Cengiz Bolcal ve Doç. Dr. Fatih Gümüş’ün liderliğinde gerçekleşti. Minimal İnvaziv cerrahinin dünyadaki öncüleri arasında bulunan Oleksandr Babliak, Patrick Perier, Marco Solinas, Theo Kofidis ve Antonios Pitsis tecrübelerini aktardı.
“Robotik cerrahiyle ilgili eğitimler veriyoruz”
Toplantı kapsamında doktorları konuk ettiklerini dile getiren Prof. Dr. Serkan Durdu, “Toplantı kapsamında ve eğitim amaçlı yurtdışından birçok meslektaşımızı merkezimizde konuk ediyoruz ve robotik cerrahiyle ilgili eğitimler veriyoruz. Moskova’dan 5 kişilik bir cerrah topluluğu aramızda. Suudi Arabistan’dan önemli bir cerrah arkadaşımız yine bizimle eğitim amaçlı burada. Bugünkü toplantıda paradigmanın değiştiği ve modern kalp cerrahisinin artık robotik, hastaya daha az zarar veren, sonuçları itibariyle başarılı işlemlerin uygulandığı bir sempozyumun konu başlıklarını tartışmak amacıyla buradayız” diye konuştu.
“Türkiye kalp damar cerrahisinde belli dönemlerde gerçekten liderliğe oynayan ülkelerden”
Türkiye’nin kalp cerrahisi alanında iyi bir noktada olduğunu aktaran Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, “Cerrahi olarak Türkiye çok iyi bir noktaya sahip. Bugün de bir sunumda paylaşıldı. Türkiye kalp damar cerrahisinde belli dönemlerde gerçekten liderliğe oynayan ülkelerden bir tanesi. Bugün baktığımızda teknoloji yatırımları ve destekleriyle bunu daha da ileriye taşımaya çalışıyoruz. Kendi kurumumuzda 3 robotumuz var. Bu robotlar sayesinde hastalar için çok daha konforlu ve kaliteli girişimler yapılabiliyor. Bunun en büyük faydası ameliyat sonrasında hastaların iyileşme sürecinin çok daha rahat ve hızlı geçmesini sağlayan teknolojiler olması. Ortalama 8-9 gün olan bir yatış sürecini 3-5 güne indiren bir teknoloji söz konusu” açıklamasında bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Darende ilçesinde rahatsızlanan 69 yaşındaki A.Y., ilçedeki Darende Hulusi Efendi Devlet Hastanesine başvurdu. Burada tetkikleri yapılan hastanın kalp krizi geçirdiği belirlenince acilen anjiyoya alınması için tam donanımlı hastaneye sevki istendi. 112 acil servisine talep iletilince il merkezinden ambulans helikopter havalanarak Darende ilçe stadına indi. Buraya ambulansla getirilen hasta burada ambulans helikopter ile Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’ne getirilerek tedavi altına alındı. – MALATYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YÜZDE 69,9 ORANINDA ENGELLİ TEŞHİSİ ALDI
Omuriliğinde oluşan enfeksiyon sonrası hayati riski ortaya çıkan Tahsin Aydın, geçen yılın kasım ayında Ankara’da bir ameliyat daha oldu. Belindeki platinlerin çıkarılması için girdiği operasyonda, Aydın’ın belinde 3 farklı gazlı bez olduğu tespit edildi. Kütahya Evliya Çelebi Devlet Hastanesi’nde kontrolden geçen Aydın’a yüzde 69,9 oranında engelli teşhisi koyuldu.
Unutulan gazlı bezlerin 4 yıldır hayatını zorlaştırdığını, yürüme güçlüğünün yanı sıra çok büyük sancılar ve ağrılar çektiğini ifade eden Tahsin Aydın, avukatları aracılığıyla Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı’na özel hastane ve operasyonu yapan doktor hakkında suç duyurusunda bulundu. Ayrıca 20 milyon liralık tazminat davası açtı.

‘BİR ŞEYİN YOK, HEP YÜRÜ’
Gazlı bezler telli olmadığı için çekilen MR’larda görünmediğini ve bu nedenle 4 yıldır acılar çektiğini dile getiren Aydın, “2019 senesinde Kütahya’da özel bir hastanede bel fıtığı ameliyatı oldum. Bu ameliyat başarısız bir ameliyat olmuş. Vücudumda enfeksiyonlar devam etti ve devamlı ben aynı hastaneye geldim, gittim. Doktor bey her geldiğimde, ‘Bir şeyin yok, hep yürü’ dedi.” sözlerini kullandı.
Yaşadığı sorunları dile getiren Aydın, “Daha sonra bu iltihap nedeniyle apse, enfeksiyon oluşmuş. Beyin ve omuriliği komple sarmış ve beyin sapından 35 santim ensem kesildi, oradan ameliyat oldum. 1 ay sonra şant takıldı ve rahatsızlığım devam etti, bir türlü iyileşemedim. Bursa’da yine özel bir hastanenin doktorunun enfeksiyon tedavisi 13 ay boyunca devam etti. Her gün eve hemşire geldi, damar yolundan bize ilaç enjekte etti. Bu süreçte rahatsızlığımızın ne olduğunu da belirlenemedi. Ankara’da gittiğim bir doktor, belimdeki platinlerin çıkartılması gerektiğini ancak ameliyatın çok riskli olduğunu, felç kalabileceğimi söyledi. Ben riske rağmen ameliyatı olmaya karar verdim.” açıklamasında bulundu.
Gazlı bezlerden kurtulan Tahsin Aydın, hala yürümekte güçlük çektiğini dile getirerek şu sözleri kullandı:
“Doktor bizim ameliyatı yaparken belimde 3 tane de gazlı bez tespit etmiş, ameliyat videolarında da net olarak görünüyor. Bezleri de çıkarttı. Çok şükür şu an enfeksiyon kurudu ama vücudumdaki rahatsızlıklar devam ediyor. Tabii bu rahatsızlıklar benim bağırsakları ve diğer yerleri bozmuş. Şu an hala yürümekte de güçlü çekiyorum. Uzun süre ayakta kalamıyorum. Bu gazlı bezin bazılarının içinde bir tel oluyormuş. O tel, MR’da gözüküyormuş. Bana o da kullanılmamış. O bezle kullanılmayınca MR’da gözükmüyor. Yani gözükseydi belki bu kadar ameliyat ve rahatsızlık geçirmezdim. Sonra doktorlar ameliyata giderken o bezleri sayarmış. Ameliyattan sonra bezler de sayılırmış. Demek ki o da yapılmamış, o bezleri de saymamışlar. İçimde bezler 4 yıl boyunca kalmış ve enfeksiyon yapmış.”

HASTANE DURUMA İLGİSİZ KALDI
Avukat Kerem Sülün, Tahsin Aydın’ın yaklaşık 4 yıllık süreçte yaşadığı tüm sıkıntıların belinde unutulan gazlı bezlerden kaynaklı olduğunun tespit edildiğini söyledi. Savcılığa suç duyurusunun yanı sıra tazminat davası da açtıklarını ifade eden Avukat Sülün, “Hukuki işlemlere başlamadan önce karşı tarafla görüşmek istedik ama gerek hastane gerekse hekim ve ekibi çok ilgisiz kaldılar. Müvekkilin yaralarını sarmak için hiçbir girişimde bulunmadılar. Tabii biz de avukat olarak gerek Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduk, gerekse tazminat boyutunda hukuki sürecimizi başlattık. Yaşanan bu hadise, müvekkil nezdinde çok büyük yaralar açmıştır” diye konuştu.
HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILDI
Avukat Emirhan Bilgen de unutulan gazlı bezlerin yol açtığı problemlere ilişkin Kütahya Evliya Çelebi Devlet Hastanesi’nden de heyet raporu alındığını belirterek, “Yüzde 69,9 oranında engelli teşhisi konuluyor. Sonrasında biz avukatlar olarak hukuki süreci başlattık. Buna ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığı’na soruşturma için dilekçelerimizi, delillerimizi ve eklerimizi sunduk. Müvekkilimizin acılarını bir nebze de olsa dindirmek amacıyla da hem maddi hem manevi tazminat davalarımızın da sürecini başlattık” dedi.
Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı, suç duyurusu üzerine soruşturma başlatırken, hastane yönetimi konunun yargıda olduğunu belirtilerek açıklama yapmadı
Haber7 – ÖZEL
FETÖ’cü hainlerin 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 8 yıl geçti. 251 şehit, 2 bin 700 gazi veren vatandaşlar, hainlere geçit vermeyerek vatana sahip çıktı.
Yıldönümü vesilesiyle 15 Temmuz gazileri, Haber7‘ye önemli açıklamalarda bulundu. 15 Temmuz gazilerinden Yunus Doğan, Mustafa Uygun ve Bekir Demir, gazilerin sorunlarını anlattı.
YUNUS DOĞAN: BÜYÜK TRAVMALAR YAŞADIK
“15 Temmuz gecesi çok şey yaşandı. O gece biz köprüdeydik. Elhamdülillah, biz ufak yaralarla atlattık. Fakat gözümüzün önünde tank atışlarıyla parçalanan güzel kardeşlerimiz oldu. Allah gani gani rahmet etsin.” diyen Yunus Doğan, darbeye karşı direniş gösteren vatandaşların o gece şehit olmak için meydanlara çıktığını söyledi.
YAŞADIKLARIMIZ SENELERCE GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDEN GİTMEDİ
O geceyi hala unutamadıklarını kaydeden Yunus Doğan, “Gaziler olarak 15 Temmuz’dan sonrası çok büyük travmalar yaşadık. Çünkü orada yaşadıklarımız senelerce gözümüzün önünden gitmedi, hala da gitmiyor. Büyük bir travmaydı. Fakat şu da bir gerçek ki, Allah o gün, sadece köprüde değil, Türkiye genelinde meydana çıkan insanların üzerinden korkuya almıştı. Öyle ‘Öleceğim, vurulacağım’ ya da ‘Tepemden aşağı bomba düşecek.’ diye öyle bir korku yoktu. Yani bilinçli ya da bilinçsiz herkes oraya şehit olmaya çıkmıştı.” dedi.
ÜZÜNTÜDEN KALP KRİZİ GEÇİRDİM
15 Temmuz’dan kısa süre sonra kalp krizi geçirdiğini söyleyen Yunus Doğan, “Büyük bir travma yaşadık sonrasında ve hala devam ediyor. Ondan kısa bir süre sonra üzüntü, sıkıntı, stresten ben kalp krizi geçirdim, baypas oldum. Durumumuza gelince ben 15 Temmuz’dan önce de maddi olarak iyiydim, elhamdülillah hala da iyiyim.” ifadesinde bulundu.
BİZE “ÇAKMA GAZİLER” DİYORLAR
Gazilere yönelik çirkin ithamlarda bulunulduğunu belirten ve kendilerine sahip çıkılmasını isteyen Doğan, “Biz maaş almayan gazilerdeniz. Yani bizim adımız gazi. Adam hatta tabiri caizse bizimle ‘çakma gaziler’ diye dalga geçiyorlar. Bu da bizi yıpratıyor, üzüyor.” diye konuştu.
BEKİR DEMİR: GAZİLERİMİZ ÇOK DERTLİ
Önce konuşmak istemediğini söyleyen ve sonra dertlerini anlatan Bekir Demir, “15 Temmuz gazileri olarak sıkıntılarımız var. Gazilerimiz çok dertli.” dedi.
BAZI SİYASİLER TELEFONLARIMIZA BİLE ÇIKMIYOR
“Bizim üstümüzden prim yapan ve yüzümüze gülen bazı siyasiler, vekiller ve başkanlar telefonlarımıza bile bakmıyor” diyen Bekir Demir, “Bunlar bizi üzüyor, kırıyor. Hatta ‘rahatsız etmeyin’ diyorlar. Devlet Bahçeli, ‘Gazilerimizi üzmeyin’ diye boşuna konuşmuyor.” dedi.
TEHDİT EDİYORLAR, DALGA GEÇİYORLAR
Darbe girişimlerinde yer alıp sıyrılanların olduğunu belirten Gazi Bekir Demir, göreve iade edilen ve beraat edenler ile ilgili endişelerini dile getirdi. Kendileriyle dalga geçildiğini vurgulayan Demir, şunları söyledi:
“Bizi Kıbrıs Gazisi, Kore Gazileri, Güneydoğu Gazileri’nden farklı görüyorlar” diyen Demir, “Bunlara fırsat veriyorlar. Bize ‘Tayyip’in gazileri’ diyorlar. ‘Yarın hükümet değiştiği zaman siz görün.’ Özgür Özel diyor ya; ‘zibidi.’ Neler diyorlar neler? Biri şehit yakınına küfrediyor, öbürü gaziyi hedef alıyor.”
GAZİLERİN İÇERİSİNDE İŞ YAPAMAYANLAR, KÖTÜ DURUMDA OLANLAR VAR
Bazı gazilerin muhtaç durumda olduğunu belirten Bekir Demir, “Bizim gazilerin içerisinde hala durumu çok kötü, sakat kalıp, işini yapamayıp, zor durumda olanlar var. Hatta bizden durumu iyi olanlardan, onlara yardım edenler bile mevcut.” dedi.
ÖZEL HASTANELER HAKLARINI VERMİYOR
Bazı özel hastanelerde kendilerine yönelik ayrımcı bir tavır olduğunu vurgulayan Demir, “Gazilerin en büyük derdimiz ne olur? Sağlık üzerine olur, hastane işleri olur. İçişleri Bakanlığı’nın kararı var var. Orada diyor ki; ‘Özel hastanede gazinin kendisi, eşi ve birinci derecedeki yakınları yaralanır.’ Bunu çıkaran bakanlık, resmi bir karar bu. 2 senedir özel hastaneler bunu uygulamıyor. Ben çocuğumu götürdüm, ‘Hayır, ücrete tabisiniz’ dediler. Bunu sadece bize, yani 15 Temmuz gazilerine yapıyorlar. Hatta İçişleri Bakanlığımızın genelgesini de götürdüm. Ne diyor biliyor musunuz? Bu kez kıvırıyorlar; ‘Beyefendi, profesör ve doçent doktorlar ücret istiyorlar. Bunun dışındakilere gelebilirsiniz’ diyorlar. ‘Beyefendi, biz bundan 1-2 sene önce profesör ve doçent doktorlara da baktı. Böyle bir şey yoktu.’ Bunları CİMER’e de şikayet ettik, herhangi bir şey çıkmadı.” diye konuştu.
“MAAŞ ALIYOR” İDDİASINA SERT TEPKİ
Maaş aldıklarına yönelik iddialara tepki gösteren Demir, şu ifadelerde bulundu:
“Bir vekilin açıklaması oldu, ‘Maaş alıyorlar’ diye. Biz maaş falan almıyoruz ya! 15 Temmuz gazilerinin maaş almadığını çıkıp da bir tane vekil, bürokrat, bakan söylemiyor ya! Ama demek ki, maaş verilmiyorsa 15 Temmuz gazileri gazi değilsin. Vatandaş diyor ki, ‘Ne kadar maaş alıyorsun?’ ‘Yok almıyoruz’ diyoruz, ‘Ya bir git Allah aşkına’ diyor. Bu nereden kaynaklanıyor? Bir gazeteci çıktı, ‘Maaş alıyorlar’ dedi. Bir dürüst olun ya, tek maaş almayan gaziler, 15 Temmuz gazileridir. Bunlar yüzünden hiç kimse inanmıyor. Yarın bir gün FETÖ gücü eline alırsa, ‘Verin paraları’ der, bunların peşine düşerler bu sefer. Bu nedenle 15 Temmuz gaziler çok üzgünler, sitemliler. Gaziler kenara itilmesin, sahip çıkılsın.”
Erdoğan’ın “Şehit yakınları ve gazilere yanlış yapan karşısında beni bulur” sözlerini hatırlatan Demir, “Allah razı olsun Tayyip Erdoğan’dan. Sadece vurulma derecesine göre, tazminat verildi ve yanında bazı haklar verildi, bu kadar.” diye konuştu.
MUSTAFA UYGUN: BÖYLE BİR TEZAT VAR
İşten dönerken darbeye karşı direnen halka katılan ve darbeci yüzbaşı Mustafa Dağüstü tarafından vurulduğunu söyleyen Gazi Mustafa Uygun, omuriliğinin zedelenmesi sonucu belden aşağısının felç kaldığını belirtti. 2 yılı hastanede olmak üzere 8 yıldır tedavi gören Uygun, tekerlekli sandalye ile ilgili sorun yaşadığını belirtti.
TEKERLEKLİ SANDALYEYE MAHKUMUM, ANKARA’YA NASIL GİDECEĞİM?
Tekerlekli sandalye için Ankara Gazi Üniversitesi‘nden rapor alınması gerektiğini belirten Uygun, bu durumun Türkiye genelindeki gaziler için büyük bir zorluk teşkil ettiğini vurguladı.
Ankara’ya gidip rapor alamadığı için 17 bin TL’ye tekerlekli sandalye aldığını belirten Uygun, “Ben 1 aydır tekerlekli sandalye sıkıntısı çekiyorum ve bildiğim kadarıyla Gazilere tekerlekli sandalye gibi medikal şeyler ücretsiz veriliyor. Ancak bunun için Ankara Gazi Üniversitesi’nden rapor almak gerekiyor. Ben şimdi tekerlekli sandalyeye mahkumum ve buradan Ankara’ya gitmem gerekiyor. Bu durumda Ankara’ya nasıl gideceğim? Böyle bir tezat var. Bu raporu çıkarmak için Edirne’deki de Ankara’ya gidecek, Kars’taki de Şanlıurfa’daki de Ankara’ya gidecek. Oysa bu raporu her ilde bir hastane olsa işlerini rahatlıkla görür. Ben yenisine 17 bin lira verdim. Rapor alsaydım geri ödeme yapacaktı. Sadece 15 Temmuz gazileri değil asker gazileri, polis gazileri de dahil bütün gaziler Ankara’daki Gazi Üniversitesi’nden rapor çıkartması gerekiyor.” dedi.
DEVLETİMİZDEN ALLAH RAZI OLSUN
Malulen emekli olduğunu ve devletin desteğinden memnun olduğunu ifade eden Uygun, “Devletimizden Allah razı olsun. Fizik tedaviye gidiyorum, 8 yıldır devlet karşılıyor. Bunun 2 yılı hastanede geçti, özel kurumda fizik tedavi alıyorum ve bunlara herhangi bir ücret ödemiyorum. Sadece tekerlekli sandalye alırken bir sıkıntı yaşadım.” dedi.
Kentteki Aksa Şehitleri Hastanesi’ne getirilen, bedenindeki yaralarının yanı sıra psikolojik açıdan ciddi şekilde yıprandığı gözlemlenen Dahlan, Mevasi’de bulunan ailesine ulaştı.

Doktorlar, Bedir’in “İsrail hapishanelerinde maruz kaldığı işkenceler sonucu psikolojik rahatsızlık yaşadığını” ifade etti.
Eşi, kızı ve babasıyla Mevasi’de bir çadırda bulunan Dahlan’ın yakınları, Gazzeli gencin bulunduğu durum karşısında şok yaşadıklarını, alıkoyulmadan önceki haliyle şimdiki arasında çok fark olduğunu ifade etti.

“BİR GÜN ÇIKTI VE DAHA HABER ALAMADIK”
Bedir’in babası Muhammed Dahlan, Han Yunus sakinlerinden olduklarını, Refah’a zorla yerinden edildiklerini sonra da Han Yunus’taki Mevasi bölgesine göç ettirildiklerini aktardı.
Muhammed, oğlunun kaybolduğu günü şöyle anlattı:
“Bedir, bir şeyler almak için çadırdan çıktı ve bir daha haber alamadık, geri dönmedi. Onu her yerde aradık; İsrail saldırısında yaralanabileceği endişesiyle tüm hastanelere, denize bile baktık fakat bulamadık.”

“OĞLUMUN VÜCUDUNDA İŞKENCE İZLERİ BARİZ ŞEKİLDE GÖRÜLÜYOR”
Yaklaşık bir ay oğlundan hiçbir haber alamadıklarını belirten Muhammed, “20 Haziran’da telefonum çaldı ve kim olduğunu bilmediğim biri Bedir’in Aksa Şehitleri Hastanesinde olduğunu, İsrail hapishanesinden serbest bırakıldıktan sonra orada tedavi gördüğünü haber verdi.” dedi.
Tüm ailenin Bedir’i görmek için hastaneye koştuğunu ancak karşılaştıkları manzara karşısında şok geçirdiklerini kaydeden Muhammed, “oğlunun tamamen değişmiş olduğunu” belirtti.

Muhammed, oğlunun durumu hakkında şunları söyledi:
“İsrail hapishanesinden bırakılan oğlumun vücudunda işkence izleri bariz şekilde görülüyor. Başında ve ayaklarında çok derin yaralar var, ayrıca ayaklarında da yanıklar oluştu. Oğlumun psikolojisik durumunu tarif edemiyorum, ona neler olduğunu anlamıyorum.”
“Bedir, alıkoymadan önce herkes gibi çok normal bir insandı, diğerleri gibi hayatını idame ettiriyordu.” diyen Muhammed, “İsrail hapishanelerinde maruz kaldığı tutuklama ve işkencenin etkilerinden kurtulabilmesi için psikolojik tedavi görmesini temenni ediyorum.” diye konuştu.

“BENİ VE KIZINI TANIMIYOR GİBİ”
Bedir’in eşi Emani Dahlan ise “Bedir maruz kaldığı işkence nedeniyle hapishaneden anormal bir halde döndü. Sanki ne beni ne kızını tanıyor.” dedi.
Eşinin durumuna anlam veremediğini belirten Emani, şunları söyledi:
“Serbest bırakıldıktan beri çadırdan çıkmıyor öyle dalgın şekilde oturuyor. Birkaç kez çadırdan çıktığında babası kaybolabileceği endişesiyle onu takip etti.”

Emani, eşinin eskisi gibi olmasını umut ettiğini şu sözlerle aktardı:
“Bedir’in eskisi gibi sağlığına kavuşmasını umuyorum. O günleri özlüyorum. Diğer insanlar gibi eşimle güzel bir hayat yaşamayı; tekrar eskisi gibi kızıyla ilgilenmesini istiyorum.”
Bedir ise alıkonulduğu sürede yaşadıklarını “Beni delirttiler, yaktılar, elektrik verdiler.” ifadesiyle anlattı.

İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde kara saldırılarına başlamasından bu yana aralarında kadın, çocuk, sağlık ve sivil savunma çalışanlarının da bulunduğu binlerce Filistinliyi alıkoydu. Bunlardan az bir kısmı daha sonra serbest bırakılırken, diğerlerinin akıbeti ise bilinmiyor.
İsrail güçlerinin alıkoyduğu ve sonrasında serbest bıraktığı Filistinlilerin ifadelerine göre, gözaltı süresi boyunca İsrail ordusu tarafından darp, işkence, hakaret ve sorguya maruz kalınıyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 694’ü çocuk, 10 bin 279’u kadın olmak üzere 37 bin 718 Filistinli öldü, 86 bin 377 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>DHA’nın haberine göre erkek arkadaşı tarafından yere düştü diyerek hastaneye getirilen Yılmaz, yoğun bakıma alındı. Gözaltına alınan erkek arkadaş ise ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.
SUÇLAMALARI REDDETTİ
Anaokulu öğretmeni olan 32 yaşındaki Buse Berfi Yılmaz, eşinden ayrıldıktan sonra 7 yaşındaki çocuğu ile birlikte Kartal’da yaşamaya başladı. Yılmaz, yaklaşık 7 ay önce ise 40 yaşındaki Ahmet Hasan T. ile sevgili oldu. 12 Mayıs Pazar günü; Yılmaz, erkek arkadaşı tarafından darp edildi ve bir kız arkadaşına durumu anlattı.
Erkek arkadaşının kafasını duvara vurduğunu söyleyerek vücudundaki darp izlerini gösterdi. 14 Mayıs Salı günü ise Buse Berfi Yılmaz, erkek arkadaşı Ahmet Hasan T. ile buluştu. Yılmaz’a ait otomobille ilerleyen ikili arasında çıkan tartışmanın ardından araçtan inen Yılmaz’ın yere düştüğünü söyleyen Ahmet Hasan T., kız arkadaşı Yılmaz’ı ambulansla Maltepe Devlet Hastanesi’ne getirdi.

Tedavi altına alınan Yılmaz’ın kafatasında 2 kırık, vücudunun çeşitli yerlerinde ise ısırık, tırmalama ve darp izleri olduğu ortaya çıktı. Bilinci kapalı şekilde yoğun bakımda tedavi altına alınan Yılmaz’ın hayati tehlikesinin bulunduğu öğrenildi. Olayla ilgili inceleme başlatan polis ekipleri, Buse Berfi Yılmaz’ın otomobilinde incelemelerde bulundu.
Ahmet Hasan T., kız arkadaşının ailesine; Buse Berfi Yılmaz’a ait otomobilde ilerledikleri sırada aralarında tartışma çıktığını, aracı kullanan Yılmaz’ın, otomobilden indiğini ve kendisinin direksiyonun başına geçtiğini anlattı. Vitesi geri taktığı zaman ise aracın Buse Berfi Yılmaz’a dokunduğunu ve yere düştüğünü söylediği öğrenildi.
Şüphelinin polise verdiği ifadede ise, kız arkadaşının araçtan indikten sonra yere düştüğünü söylediği bilgisine ulaşıldı. Olayın nerede yaşandığı sorusuna ise şokta olduğu için hatırlamadığını ve Üsküdar Kısıklı’da olabileceklerini söylediği öğrenildi.

“KAFATASINDA 2 TANE KIRIK VAR”
Buse Berfi Yılmaz’ın annesi Zeynep Yılmaz, “Kızım erkek arkadaşı tarafından darp edilmiş pazar günü. Bunu kız arkadaşına ifade etmiş. Erkek arkadaşından ayrılmış yani kovmuş onu. Daha sonrasında bir aşamada barışmışlar. Salı günü tekrar buluşuyorlar. Üsküdar Kısıklı’da araç içinde bir tartışma yaşıyorlar. Kızım arabadan çıkıyor. ‘Al araba senin olsun’ diyor. Kızım çıktıktan sonra erkek arkadaşı benim kızımın arabasına biniyor. Daha sonra erkek arkadaşı biraz gittikten sonra güya 7 metre falan gitmiş. Bakıyor arkasına ki kızım düşmüş. Yere düşüyor. Onu oradan alıyor. Maltepe Devlet Hastanesi’ne getiriyor. Maltepe Devlet Hastanesi’nden de kızım Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk ediliyor. Normal düşme diye gelip kayıt yapılıyor. Fakat hastane içerisine yatış verildiği ve acil servisten yoğun bakım ünitesine geçtiği zaman kızımın çok ciddi bir şekilde darp edildiği ortaya çıkıyor. Kafatasında 2 tane kırık var” dedi.

“KIZIM ŞU ANDA ENTÜBE”
Ahmet Hasan T.’nin, Buse Berfi Yılmaz’ın ailesine verdiği bilgileri anlatan Zeynep Yılmaz, “İkisi araçla tartışmışlar. Kızım arabadan inmiş. Kızım arka taraftaymış. Geri vitese takmış. Sadece dokunmuş da düşmüş diye beyanat veriyor abisine. Fakat merkezde verdiği ifadede sadece ayakta düştüğünü söylüyor. Kızım şu anda entübe, yoğun bakımda. Bilinci kapalı. Hayati risk taşıyor. Savcılığın önünde kızımızın hayati riskinin hala devam ettiği, ölüme çok yakın olduğu, beyninde ödem oluştuğu, vücudunda birçok yerde darp izlerinin olduğunu belirten bir dosyamız da var savcılıkta” diye konuştu.

“KIZIMIN ARACIYLA KIZIMIN YAŞADIĞI EVE GİDİYOR”
Konuşmasına devam eden Yılmaz, “Olayın olduğu gün kızım ambulansla Maltepe Devlet Hastanesi’nden Lütfi Kırdar’a gelirken şüpheli de kızımın aracıyla kızımın yaşadığı eve gidiyor ve kızımın arabasıyla gidiyor. Orada biraz oyalanıyor. Sonra tekrar acil servise geliyor. Burada yakınlarımla konuştuktan sonra diyor ki ‘Benim evrakım ve param Maltepe devlet hastanesinde kaldı. Benim onlara gidip almam lazım.’ diyor. Sonra çıkıyor yarım saat kadar yok. O yarım saat içerisinde yine benim kızımın evine gidiyor. Kapının önünde, otoparkta kamera kayıtlarımız var. Otoparka giriyor. Bir şeyler yapıyor. Arabanın içinden bir şeyler çıkartıyor. Tekrar buraya geliyor” diye konuştu.

“2 TANE SUÇ DOSYASININ OLDUĞUNU ÖĞRENDİM”
Kızının vücudunda darp izleri olduğu için doktorun durumu emniyete bildirdiğini söyleyen Yılmaz, “Burada karakoldan Ümraniye aile içi şiddet birimine sevk ediliyor. Orada bir gece nezarette yatıyor. Ertesi gün polislerle beraber olayın nerede olduğuna dair tespit yapmak istiyorlar. 3 saat boyunca polisleri gezdiriyor. Fakat hatırlamıyorum diyor. Olayın şokuyla hatırlamıyormuş nerede yaptığını, nerede olduğunu. Benim kızım arabayı kullanıyormuş. O çekmiş sağa. Hatırlamıyormuş. Zaten kişinin de buradaki olaylardan sonra kızımın bu şekle girmesinden sonra suç duyurusunda bulunduğumuz zaman şahsında 2 tane suç dosyasının olduğunu öğrendim. Uyuşturucudan 2 tane suç dosyası varmış” dedi.
Anne Yılmaz, “7 aydır erkek arkadaşı olduğunu biliyorduk. Hatta mart ayı itibariyle birkaç aile fertleriyle beraber tanıştık. Ama bize hiç böyle bir şey söylemedi. Ama birçok arkadaşı ve çevresi uyuşturucu kullandığını söylüyor. Elleri kolları salık bir şekilde dolaşıyor şu anda suçlu. Ben bir an önce adaletin yerini bulmasını istiyorum. Şahsın bir an önce yakalanıp tutuklanıp gereken cezasının verilmesini istiyorum. Benim kızıma geliyor. Başkalarına geliyormuş. Meğerse benim kızımın başına da gelebilirmiş. Yani kimse duyarsız kalmasın istiyorum” diye konuştu.
Videoda konuşan Sağlık Bakanlığı Acil Durum Komitesi Üyesi Mutasım Salah, “Şifa Hastanesinde ilk toplu mezar, hastanenin ön bahçesinde gömülü 10 cenazenin bulunmasının ardından ortaya çıktı. Bulunan cenazelerin bir kısmı çürümüş durumda, bir kısmı da vücut parçalarından ibaret ve bazı cesetler kadınlara ait.” ifadesini kullandı.
Toplu mezardan çıkarılan cenazelerle ilgili çalışmaların; Sağlık, Adalet, İçişleri bakanlıklarından yetkililerin bulunduğu ortak bir komite tarafından yürütüldüğünü aktaran Salah, kimlik tespiti ve hukuki işlemlerin tamamlanmasının cenazelerin defnedileceğini kaydetti.

AA muhabirine konuşan sağlık kaynakları da hastane bahçesinde bulunan 10 cenazenin, İsrail askerleri tarafından daha önce öldürülüp, hastanenin ön bahçesine düzensiz bir şekilde gömüldüğünü belirtti.
Hastanenin avlusunun çeşitli yerlerinde onlarca çürümüş, yanmış, kesilmiş, toplu veya tek başına gömülmüş cesede rastlandığını bildiren sağlık kaynakları, hastanenin avlusunda ve çevresinde arama çalışmalarını sürdürdüğünü, gömülü cenazelerin sayısının kesin olarak belirlenmesinin henüz mümkün olmadığını anlattı.

Hamas’tan yapılan açıklamada, Şifa Hastanesinde bulunan toplu mezara ilişkin, İsrail’in “utanç verici uluslararası sessizlikten faydalanarak sürdürdüğü iğrenç uygulamalarının sınırı olmadığı” kaydedildi.
Başta yıkım ve öldürülen Filistinliler olmak üzere Şifa Hastanesi ve çevresinde ortaya çıkarılan durumun, uluslararası kurumlara göre savaş suçu teşkil ettiği vurgulandı.
Açıklamada, “Uluslararası kurumlardan, bu sapkın oluşumun (İsrail) liderlerinden derhal hesap sorarak rollerini işlevsel hale getirmeleri beklenmektedir.” ifadesi kullanıldı.
Sivil Savunma Birimi Sözcüsü Mahmud Basal, 9 Nisan’da, İsrail ordusunun çekilmesinin ardından güneydeki Han Yunus kenti ile Gazze’deki Şifa Hastanesi ve çevresinden 409 cenazenin çıkarıldığını, arama çalışmaların sürdürüldüğünü duyurmuştu.

İsrail ordusu, Gazze kentinin batısında bulunan, 7 binden fazla hasta ve yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı Şifa Hastanesine 18 Mart’ın ilk saatlerinde baskın düzenlemiş ve Filistinlilerin sığındığı yerleşkeyi kuşatmıştı.
Gazze’deki hükümet, İsrail güçlerinin Şifa Hastanesi ve çevresinde 400’den fazla Filistinliyi öldürdüğünü, 900’den fazlasını alıkoyduğunu ve 1050 evi yıktığını duyurmuştu.
İsrail ordusu ise 2 hafta süren baskında 200 kişinin öldüğünü, 500’den fazla kişinin alıkonulduğunu açıklamıştı.
Görgü tanıkları ise İsrail güçlerinin çekilmeden önce Şifa Hastanesinin tüm binalarını yaktığını ve tamamen hizmet dışı bıraktığını, hastanenin cerrahi binasının katlarını ve odalarını tamamen yıktığını, geri kalanını ateşe verdiğini, ana resepsiyon ve acil durum binasını da yakarak içindeki tüm tıbbi malzemeleri imha ettiğini belirtmişti.

İsrail ordusu, 15 Kasım 2023’te de Şifa Hastanesine tüneller ve cephanelikler bulunduğu iddiasıyla baskın düzenlemiş, hastaneyi hizmet dışı bırakıp ciddi zarar verdikten sonra iddialarını destekleyecek kanıtlar sunamamıştı.
İsrail ordusunun 7 Ekim 2023’ten bu yana sivil yerleşim yerleri, hastane, okul ve yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı barınakları da hedef alan saldırılarını sürdürmesinin yanı sıra insani yardımların girişini de engelleyerek halkı açlığa mahkum ettiği 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde büyük bir insani felaket yaşanıyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 500’ü çocuk, 9 bin 560’ı kadın olmak üzere 33 bin 797 Filistinli öldürüldü, 76 bin 464 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Bakan Koca, ziyaretlerinin ardından yapımı süren Sancaktepe’deki şehir hastanesinde incelemelerde bulundu.
Koca, yaptığı açıklamada, şu an faaliyetlerine devam eden 24 şehir hastanesinin bulunduğunu, 14 şehir hastanesinin de yapımının sürdüğünü belirterek, Muğla, Malatya ve Van’da da yapılacak hastanelerle birlikte bütün büyük şehirlerde şehir hastanesinin olacağını söyledi.

İstanbul için düşünülen ilave 3 şehir hastanesinin daha bulunduğunu kaydeden Koca, Türkiye’nin en büyük kapasiteli şehir hastanesinin inşaatı süren Sancaktepe Şehir Hastanesi kompleksi olduğunu belirtti.
Koca, 4 bin 100 yatak kapasiteli hastanenin, bitişiğindeki 1008 yataklı Prof. Dr. Feriha Öz Acil Durum Hastanesi’nin de entegre edilmesiyle toplam 5 bin 108 yataklı sağlık kampüsüne dönüşeceğini anlattı.
ÖNÜMÜZDEKİ 6 AY İÇİNDE FAALİYETE GEÇİRMEK İSTİYORUZ
Bakan Koca, ihalesi yapılan hastanenin kapalı alanının bir milyon metrekare olduğunu ve genel hastane, kadın doğum, çocuk, ortopedi, KVC, fizik tedavi, YGAP ve psikiyatri olmak üzere 6 hastaneden oluşan sağlık kampüsü olacağını söyledi.
Koca, ayrıca kampüste Bağımlı Hastalar için Rehabilitasyon Merkezinin (BAHAR) de olacağını dile getirerek, şunları kaydetti:

“Burada AMATEM, ÇEMATEM lojmanlarıyla birlikte bir BAHAR Merkezi olacak. Bir-iki katlı yer yer olan villaların hızla yapımı da devam ediyor. Önümüzdeki 6 ay içinde BAHAR Projesi’ni hızla faaliyete geçirmek istiyoruz.”
Bu projenin de 30 büyük şehirde yapılmasının planlandığını anlatan Koca, bu merkezlerden yatırıma alınan 10 projeden ihalesi ilk yapılanın Sancaktepe’deki kampüs olduğunu kaydetti.
Koca, “Bu kapasitesiyle, AMATEM, ÇEMATEM ve bağımlı hastalar için rehabilitasyon merkezinin bir arada olduğu yapı ise yeni nesil bir BAHAR Projesi, bu anlamda da dünyada ilk merkez olacak.” dedi.
SMA GİBİ NADİR HASTALIKALRIN TEDAVİSİNİN NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞUNU BİLİYORUZ
Bakan Koca, Sancaktepe’de havaalanı ve pist olmasının avantajıyla burada ilk kez gen hücre terapi hastanesi yapacaklarını belirterek, şunları söyledi:
“SMA gibi nadir hastalıkların tedavisinin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Bu anlamda nadir hastalıklar için gen ve hücre terapi hastanesi de kişiye özel hem üretim hem de uygulamanın yapılacağı bir hastane olacak yani burada ilk defa hem kişiye özel üretim ve uygulamanın yapıldığı hem de ruhsatının dijital olarak düzenlendiği bir hastaneden bahsediyorum. Dijital ruhsatlamanın yapılmasıyla ilgili de dünyada bir ilk olduğunu söylemek istiyorum.”

Koca, inşaatı devam edenlerin tamamlanmasıyla 42 olan şehir hastanelerinin sayısının 2026 sonunda 50’ye ulaşacağını belirterek, bu hastanelerin toplamda 18’inin kamu özel işbirliğiyle, diğer 32’sinin ise merkezi bütçeden yapılarak devam ettiğini bildirdi.
Burada bir simülasyon merkezi de yapacaklarını anlatan Bakan Koca, sözlerini şöyle tamamladı:
“Simülasyon merkezi hem laparoskopik hem robotik müdahalelerin yapılabildiği hem de eğitim açısından son derece önemli bir merkez olacak. Ayrıca İl Sağlık Müdürlüğümüzün binası da burada ihale kapsamında yapılmış oluyor. Gelecek yıl sonunda hizmete açmak istiyoruz. Gen ve hücre terapi hastanesiyle, BAHAR Projesi’yle ve lojman dahil olmak üzere kompleksin tamamıyla birlikte devreye girdiğinde en az 20 bin çalışanın burada hizmet verdiği bir kompleks olacak.”
Bakan Koca’ya Sancaktepe Belediye Başkanı Şeyma Döğücü de eşlik etti.
]]>Giyim ürünleri satan bir esnaf, Bakan Koca’ya ziyareti sırasında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde ameliyat geçirdiğini, ilgi, alaka ve hastane imkanlarından dolayı memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Koca, “Çam ve Sakura gibi hastanelerimizin sayısını artırmak lazım. Şimdi Sancaktepe’de daha büyüğü devam ediyor şehir hastanesi olarak. Bayrampaşa’ya da 400 ile başlayıp 500 yataklı hastane yapacağız” şeklinde konuştu.

Bayrampaşa’da yapılacak hastaneyle ilgili bilgi veren Bakan Koca, “Bayrampaşa’da geciken bir sağlık hizmetimizin olduğunu söyleyebilirim. Şu an gördüğümüz hastane 13 bin metrekare kapalı alanı olan 100 yataklı bir hastane. Bayrampaşa’nın daha büyük bir ihtiyaca cevap verebileceği üçüncü basamak bir hastaneye ihtiyacı var. Bayrampaşa’ya yapılacak olan üçüncü basamak hastanenin ihalesi yapıldı, yer teslimi yapıldı. 2025 yılı aralık ayında bitmek üzere planlandı, ihalesi ona göre yapılmış oldu. Firma da belli olmuş oldu. Yapılacak olan hastanenin büyüklüğü proje değişikliği yapılarak 85 bin metrekare kapalı alanı olan 400 yataklı 100 yoğun bakım yatağı olan bir üçüncü basamak hastane olacak. Yani bütün birim, branşların yetkin olduğu bu anlamda hastanın bir başka hastaneye sevkinin olmadığı şeklinde planladığımız bir hastane inşa edilecek” dedi.
“YAPILACAK OLAN HASTANE DEPREME DAYANIKLI 256 İZOLATÖRLÜ BİR HASTANE OLACAK”
Hastanenin depreme dayanıklı olarak inşa edileceğini ifade eden Bakan Koca, “Burada özellikle bütün birimler olduğu gibi anjiyo ünitesi olarak bilinen yerde 4 anjiyo cihazı planlandı. Onkoloji ve diğer birimlerimizde burada olacak. Bayrampaşalı kardeşlerimizin bir başka ilçeye veya hastaneye sevkinin yapılmadan gelecek yıl sonu itibariyle üçüncü basamak hastaneye kavuşmuş olacak. Otopark sorununun olduğunu biliyoruz. Proje değişikliği yapılarak 400 araçlı otoparklıydı onu da 800 araçlı bir otoparka dönüştürdük. Yapılacak olan hastane depreme dayanıklı 256 izolatörlü bir hastane olacak. Bu anlamda da yeni nesil hastanelerimizden birisi olacak” ifadelerini kullandı.
“ŞU AN TÜRKİYE’DE TOPLAM YOĞUN BAKIM DOLULUK ORANI YÜZDE 69, İSTANBUL’DA DA YÜZDE 72”
Yoğun bakım oranları ile ilgili bilgi veren Bakan Koca, “Türkiye’de özellikle 2 ay öncesine kadar kısmen İstanbul’da biraz daha belirgin yoğun bakım sorunu yaşadığımızı biliyoruz. Şu an Türkiye’de toplam yoğun bakım doluluk oranı yüzde 69, İstanbul’da da yüzde 72. Servis yatak doluluk oranı Türkiye’de yüzde 60, İstanbul’da da yüzde 66 oranında. Bu anlamda yoğun bakım ve servislerde Türkiye’de olmadığı gibi İstanbul’da da 2 ay önceki yoğunluk söz konusu değil. Bu anlamda daha rahatız” cümlelerini kullandı.
“VATANDAŞIMIZIN DA BİZE DESTEK OLMASINI BEKLİYORUZ”
Randevu ile ilgili sorunların çözümü için çalıştıklarını söyleyen Bakan Koca, “MHRS, randevuyla ilgili yer yer bir takım sorunları vatandaşımızın yaşadığını biliyoruz. Özellikle yan dal branşlarında bu sorunu yer yer yaşıyoruz. Bununla ilgili yoğun çalışmalarımızın olduğunu biliyorsunuz. Yan dal uzmanlık dahil olmak üzere kanun değişikliği yapılarak, en son geçen ay yapılan sınavın yüzde yüze yakın doluluğu söz konusu. Yaşadığımız sorunlarla birlikte vatandaşımızın da bize destek olmasını bekliyoruz. Bazı branşlarla ilgili bu sorunun daha belirgin olduğunu biliyoruz. Bunu aşmak için çaba gösteriyoruz. Vatandaşımızın da bu anlamda üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz” diye konuştu.
“ÜZERİMİZE BAKANLIK OLARAK DÜŞENİ, VATANDAŞIMIZIN DA ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPMASINI BEKLİYORUZ”
Randevu sistemi ile ilgili sorunu çözmek için çalışma yaptıklarını söyleyen Bakan Koca, “Bayrampaşa’da geçen yıl bakılan toplam hasta sayısı 1 milyon 100 bin, randevuyla gelen hasta sayısı 400 bin. Randevusunu aldığı halde gelmeyen kişi sayısı 110 bin. Bu doğru bir şey değil. Ödeyemeyeceğimiz bir vatandaşın hakkını, sağlık hizmetini almak için engel olmamalıyız. Bu noktada hassasiyet göstermeliyiz. 400 bin randevu ile gelen ama 110 bin kişide randevusunu aldığı halde gelmeyen vatandaşımız var. 110 bin tedavi edilme imkanı olabilecek hastamızın hakkı alınmış olur. Hepimiz birlikte üzerimize bakanlık olarak düşeni, vatandaşımızın da üstüne düşeni yapmasını bekliyoruz. Gelecek aydan itibaren özellikle randevusunu alıp gelmeme durumuna karşı, bir takım çalışmalar yaptık. Bunu aşama olarak sorunu çözene kadar devam edeceğimizi söylemek istiyorum” cümlelerini kullandı.
Sohbet ettiği esnaf ve vatandaşların sorunlarını dinleyen Koca, bir esnafın “Enflasyona karşıyız.” demesi üzerine, “Hepimiz karşıyız, enflasyon denen canavar yok olmalı.” ifadesini kullandı.
Giyim ürünleri satan bir esnaf da Bakan Koca’ya bir yakınının Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesinde ameliyat geçirdiğini söyleyerek, hastanenin imkanlarından dolayı memnuniyetini dile getirdi. Koca ise Çam ve Sakura Şehir Hastanesi gibi hastanelerin sayısını artırmak gerektiğini ifade etti.
Ziyaretleri sırasında Koca, vatandaş ve esnafla fotoğraf çektirip karanfil dağıttı.
– “Depreme dayanıklı, 256 izolatörlü, yeni nesil hastanelerimizden biri olacak”
Bayrampaşa Devlet Hastanesinde de acil servisteki hastaları ziyaret ederek durumları hakkında bilgi alan Koca, sağlık çalışanlarıyla da bir araya geldi.
Ardından açıklama yapan Koca, Bayrampaşa Devlet Hastanesinin 13 bin metrekare kapalı alana sahip ve 100 yataklı olduğunu söyledi.
Koca, Bayrampaşa’nın daha büyük, ihtiyaca cevap verebilecek üçüncü basamak bir hastaneye ihtiyacı olduğuna dikkat çekerek, şöyle konuştu:
“Bayrampaşa’ya yapılacak hastanenin, üçüncü basamak olarak düşündüğümüz hastanenin ihalesi yapıldı. Yer teslimi yapıldı ve 2025 yılının aralık ayında bitmek üzere planlandı, ihalesi de ona göre yapılmış oldu. Firma da belli olmuş oldu. Bu yapılacak hastanenin büyüklüğü proje değişikliği de yapılarak 85 bin metrekare kapalı alanı olan, 400 yataklı, 100 yoğun bakım yatağı ayrıca olan bir üçüncü basamak hastane olacak. Yani bütün birimlerin, branşların yetkin olduğu, bu anlamda hastanın bir başka hastaneye sevkinin olmadığı şeklinde planladığımız, kurguladığımız bir hastane inşa ediliyor olacak. Sadece anjiyoda 4 anjiyo cihazı planlandı. Onkoloji ve diğer birimlerimiz de burada söz konusu olacak.”
Bakan Koca, Bayrampaşalıların gelecek yıl sonu itibarıyla bir üçüncü basamak hastaneye kavuşmuş olacaklarını dile getirdi.
Bayrampaşa’da otopark sorunu olduğunu bildiklerini vurgulayan Koca, “Proje değişikliğiyle 400 araçlık otoparkı 800 araçlık otoparka dönüştürdük. Yapılacak hastane depreme dayanıklı, 256 izolatörlü bir hastane olacak dolayısıyla bu anlamda da yeni nesil hastanelerimizden biri olacak.” dedi.
– Yoğun bakım doluluk oranları
Yoğun bakım doluluk oranlarıyla ilgili de açıklamalarda bulunan Koca, iki ay kadar önce Türkiye’de kısmen, İstanbul’da biraz daha belirgin yoğun bakım yatak sorunu yaşandığını söyledi.
Bakan Koca, şunları kaydetti:
“Şu an Türkiye’de yoğun bakım yatak doluluk oranı yüzde 69, İstanbul’umuzda ise yüzde 72. Servis yatak doluluk oranı ise Türkiye’de yüzde 60, İstanbul’da yüzde 66. Bu anlamda yoğun bakım ve servis yataklarımızda Türkiye’de olmadığı gibi, İstanbul’da da iki ay önceki yoğunluk söz konusu değil. Bu anlamda daha rahatız.”
Merkezi Hekim Randevu Sistemi’nden (MHRS) randevu alıp gelmeyen hastalar hakkında da konuşan Koca, vatandaşın randevularla ilgili yer yer birtakım sorunlar yaşadığını bildiklerini, sorunun özellikle yan dal branşlarda olduğunu belirtti.
Yoğun çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Koca, şunları söyledi:
“Yan dal uzmanlık dahil olmak üzere kanun değişikliği yapılarak ve en son geçen ay yapılan imtihanla yüzde 100’e yakın doluluk söz konusu oldu. Yer yer yaşadığımız bu sorunlarla birlikte vatandaşımızın da bize destek olmasını bekliyoruz. Ben birkaç defa söyledim. ‘Herhalde sorumlusu vatandaşımız görülüyor.’ diyerek ifade edenler oldu, o anlamda söylemiyorum. Sorunun farkındayız, özellikle bazı branşlarla ilgili bu sorunun daha belirgin olduğunu biliyoruz. Bunu aşmak için çaba gösteriyoruz ve vatandaşımızın da bu anlamda üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz.”
Konuyla alakalı örnek de veren Koca, Bayrampaşa’da geçen yıl bakılan hasta sayısının yaklaşık 1 milyon 100 bin, randevuyla gelen hasta sayısının 400 bin, randevusunu aldığı halde gelmeyen kişi sayısının ise 110 bin olduğuna dikkati çekti.
Bakan Koca, “Bu doğru bir şey değil. Bu noktada hassasiyet göstermeliyiz. Tedavi edilme imkanı olabilecek 110 bin hastamızın hakkı alınmış oluyor. Ödeyemeyecek olduğumuz bir haktan bahsediyorum. Hepimiz birlikte üzerimize düşeni, bizler bakanlık olarak, vatandaşımızın da bu anlamda üzerine düşeni hassasiyetle yapmasını bekliyoruz. Gelecek aydan itibaren özellikle randevusunu alıp gelmeme durumuna karşı birtakım çalışmalar yaptık, buna aşama aşama, sorunu çözene kadar devam edeceğimizi söylemek istiyorum.” diye konuştu.
Bakan Koca’ya ziyaretlerinde, Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner ve Cumhur İttifakı’nın Bayrampaşa Belediye Başkan adayı İlknur Kovaç Bayraktar eşlik etti.
]]>
Gazze Şeridi’ne yardım girişini engelleyerek büyük bir “insani felakete” neden olan İsrail’in “aç bırakma politikası” şu ana kadar en küçüğü 14 günlük bebek olmak üzere 30’a yakın çocuğun ölümüne neden oldu.

Aşırı derecede yetersiz beslenme sorunu yaşayan, kaburgaları derisinin altından görünen ve şimdilerde hastanede tedavi gören altı yaşındaki Fadi el Zant’ın durumu ise, vahametini koruyor.
Gözleri çökmüş haldeki Fadi, Gazze’nin kuzeyindeki yüz binlerce sivilin açlık sınırında olduğu Beyt Lahiya’daki Kemal Advan hastanesinde tedavi görüyor.
Doktorlara göre cılız bacakları artık yürüyebilecek durumda değil.

Savaş öncesine ait fotoğraflarında gülümseyen, hayli sağlıklı görünen bir çocuk olan Fadi, şimdilerde ölüm kalım mücadelesi veriyor.
Fadi, akciğerler, sindirim sistemi ve vücudun diğer organlarına ciddi hasarlar veren genetik bir rahatsızlık olan “kistik fibrozis” hastası. Annesi Şeyma el Zant’a göre, savaştan önce, özel ilaçlar ve gıdalar alıyordu. Ailesi artık bu ilaçları bulamıyor.

Hastanede gözyaşları içerisinde konuşan anne Şeyma el Zant, “Fadi’nin durumu giderek kötüleşiyor. Gittikçe zayıflıyor. Bir şeyler yapma yeteneğini kaybetmeye devam ediyor. Artık ayakta duramıyor. Ayağa kalkmasına yardım ettiğimde hemen düşüyor.” diyor.
Birleşmiş Milletler, uluslararası yardım kuruluşları ve sağlık görevlileri, İsrail’in beş ayı aşkın süredir devam ettirdiği saldırılar ve blokajı nedeniyle Gazze’de gıda, ilaç ve temiz su sıkıntısının had safhada olduğunu dile getiriyor.
Fadi’nin yattığı Kemal Advan hastanesi, son haftalarda yetersiz beslenme ve susuzluk nedeniyle ölen çocuklardan bir kısmının tedavi gördüğü merkez.
Gazze merkezli Sağlık Bakanlığı’na göre son haftalarda yetersiz beslenme ve susuzluktan ötürü en az 27 çocuk yaşamını yitirdi.
Açlık nedeniyle ölen çocukların bir kısmı, Mısır sınırına yakın Refah’ta yaşamını yitirdi.
BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF, Gazze’nin kuzeyinde iki yaşın altındaki her 3 çocuktan 1’inin akut yetersiz beslenme sorunu yaşadığını ve bu oranın ocak ayına göre iki kat daha fazla olduğunu bildirdi. UNICEF tarafından ziyaret edilen barınak ve sağlık merkezlerinde, çocukların bir kısmının “yetersiz beslenmenin yaşamı en çok tehdit eden şekli olan şiddetli zayıflığa” sahip olduğu belirtildi.

IPC raporu: Açlık yaşanan Gazze’nin kuzeyinde kıtlık kapıda
Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluşların ve küresel yardım gruplarının ortak hazırladığı Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırmasının (IPC) 18 Mart tarihli son raporuna göre, felaket boyutunda açlık yaşanan Gazze’nin kuzeyinde kıtlığın kapıda olduğu uyarısında bulunuldu.
Raporda, “acil önlem alınmaması halinde bugünden itibaren, mayıs ayına kadar Gazze’nin kuzeyinde kapana sıkışmış halde yaşam mücadelesi veren nüfusun yüzde 70’i (yaklaşık 300 bin kişi) felaket düzeyinde açlıkla karşı karşıya kalacak.” denildi.
IPC’nin raporunda en olası senaryoya göre, kuzeydeki insanların üçte ikisinden fazlası için “son derece kritik seviyelerde akut yetersiz beslenme ve ölüm söz konusu” ifadesine yer verildi.
Gazze’ye giren yardım sevkiyatını kontrol eden İsrail askeri birimi COGAT, Reuters’ın açlık ve susuzluktan ölen çocuklarla ilgili sorularına yanıt vermedi. COGAT, İsrail’in girebilecek yardım miktarına herhangi bir sınırlama getirmediğini iddia etti.
Ancak bağımsız kuruluşlar birçok kalemin İsrail tarafından elendiğini belirterek Tel Aviv’e suçlama yöneltiyor.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, yaklaşan kıtlığın “tamamen insan yapımı” olduğunu ve “açlığın bir savaş silahı olarak kullanıldığını” söyleyerek İsrail’i suçladı.
İsrail hükümet sözcüsü Eylon Levy, sosyal medya hesabından IPC raporuna tepki gösterdi.
Levy, rapor için “Güncel olmayan bir resme dayanan kötü bir değerlendirme” yorumunda bulundu.

Yazan, gıda eksikliğinden öldü
Serebral palsi ile doğan 12 yaşındaki Filistinli çocuk Yazan el Kfarna, Gazze’nin Refah semtinde bir hastanede tedavi görüyordu. Ancak Yazan, 4 Mart pazartesi günü yaşamını yitirdi.
Doktorların söylediğine göre gıda eksikliğinden kaynaklanan aşırı kas kaybı nedeniyle hayatını kaybetti.
Ailesi, Gazze’nin kuzeyindeki Beit Lahia’daki evlerinden kaçtıklarından beri 10 yaşındaki bu çocuk için yumuşak meyveler ve yumurta dahil yiyecek bulmakta zorlandıklarını söyledi.
Gazze’deki el Avda sağlık merkezinden koğuş hemşiresi Amira ebu Cuvaiyad, hastanenin bebekler için yeterli süt bulamadığını ve “felaket” koşulları altında günde en az 10-15 vaka geldiğini söyledi.
Bu hastanede tedavi gören kuadriplejik ve epileptik olan beş yaşındaki İsra’nın ilaçlarının artık bulunmadığı belirtildi. Annesi Heji, aşırı kilo kaybeden İsraa’nın özel bakım gerektirdiğini ifade etti.
“Aç olduğunu biliyorum. Yediği yiyecekler bulunmuyor” diyen Heji, “Kızım için her gün yüz kere ölüyorum” diye üzüntüsünü dile getirdi.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana devam ettirdiği saldırılarda 14 bin Filistinli çocuk hayatını kaybetti.

YALI KÜTAPHENESİ 24 SAAT AÇIK OLACAK
Boğaz’ın en güzel yerinde olan Yalı Kütüphanesi’ni önümüzdeki hafta açacaklarını belirten Aydın, buranın 24 saat açık olacağını belirtti.

Kazım Karabekir Camisi’ni de 15 Mart’ta ramazanda hizmete açacaklarını anlatan Aydın, caminin deprem açısından problemli bir yer olduğu için yıkılarak kısa sürede yeniden yapıldığını kaydetti.
’15 KİLOMETRELİK KISIM RİVA’DAN KARLITEPE’YE KADAR BÖLÜNMÜŞ YOL HALİNE GELECEK’
Beykoz’un ulaşım sorununa değinen Aydın, “Riva-Karlıtepe arası bölünmüş yol haline gelecek. Sayın İBB Başkan adayı Murat Kurum’la görüştük. İBB Başkanı olacak inşallah. Onun öncülüğünde 15 kilometrelik kısım Riva’dan Karlıtepe’ye kadar bölünmüş yol haline gelecek.” diye konuştu.

Karlıtepe’ye bir teleferik hikayesi olduğunu ifade eden Aydın, şöyle devam etti:
“Sultaniye Parkı’ndan Karlıtepe’ye teleferikle gidip gelebileceğiz. Bu trafik yükünü, otopark yoğunluğunu alacak. Yukarıda geniş otopark alanları var. Karlıtepe’deki otopark alanlarını artıracağız ve bu Beykoz’un ulaşımına, turizmine, ticaretine çok büyük bir rahatlama getirecek. Deniz ulaşımıyla da ilgili çalışmalar olacak.”
‘İSTANBUL’DAKİ BİR DEPREMDE YARALAR SARILMAZ’
Beykoz’daki bina stoku hakkında bilgi veren Aydın, yapılan deprem şartlarına uygun yapılmadığını, dolayısıyla sağlıklı hale getirilmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:
“İstanbul’daki bir depremde yaralar sarılamaz. İstanbul’daki depremi atlatabilmenin yolu buradaki çürük binaların yıkılıp yeniden yapılmasıyla ilgilidir. Tokatköy ve benzeri projelerin desteklenmesi lazım. Belediyeler olarak seferberlik ilan etmemiz lazım. Merkezi yönetim bu anlamda seferberlik ilan etti. Ama İstanbul Büyükşehir Belediyesinin, İstanbul’daki ilçelerin, bütün siyasilerin, bu topraklarda yaşamayı arzu eden herkesin, bu konuyu dikkate alması gerekiyor. Bizim bir avantajımız olacak. Biz Tokatköy’ü bütün zorluklara rağmen başarmış oluyoruz. Şimdi binaların içine insanlar girdiğinde yapılanlar gözükecek.”

“Beykozlu Beykoz’un dışına çıkarılmadan, yerinden edilmeden burada yenileme çalışmalarının yapılması gerekiyor.” ifadesini kullanan Aydın, “Bu amaca hizmet etmek üzere biz 5 bin konut ücretsiz olarak Beykoz’da yapacağız ve hak sahiplerine, Beykozlulara vereceğiz. Öncelik bina yapma imkanı olmayan, derenin içerisinde son derece riskli yerdeki binalar, öncelik onlara vermek kaydıyla 5 bin konut yapacağız.” açıklamasında bulundu.
‘BOŞALTILAN YERE KESİNLİKLE HİÇBİR BİNA YAPILMAYACAK’
Boşatılan yere de kesinlikle hiçbir bina yapılmayacağını vurgulayan Aydın, şunları kaydetti:
“Zaten bina yapılamayacak yerler de yenilenmiş olacak. Herhangi bir ücret de alınmayacak. Bu Beykoz’un geleceği, Beykoz’un yaşam konforunu son derece arttıracak bir projedir. Allah’ın izniyle sizden alacağımız destekle ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin de yapacakları var. Merkezi yönetim oradan alacağımız destekler, arsa tedariki konusunda alacağımız destekler, her şeyden önemlisi hemşerilerimizin bu işe inanmasıyla bunu Allah’ın izniyle başaracağız.”

‘RİVA DERESİ İNANILMAZ BİR PROJE’
Riva Deresi projesiyle ilgili çalışmalarına değinen Aydın, “Riva Deresi inanılmaz bir proje. Temennimiz Büyükşehir Belediyemiz buradaki kirlilik oluşturan unsurları ortadan kaldırdıktan sonra burası İstanbul’un ve Türkiye’nin en önemli dinlenme, eğlenme, gezme, kültürel etkinlik yapma alanı haline dönüşecek.” diye konuştu.

‘PAŞABAHÇE DEVLET HASTANESİ ONUN TAM DÖRT KATI BÜYÜKLÜĞÜNDE BİR HASTANEMİZ ÜÇ YIL İÇERİSİNDE HİZMETE GİRMİŞ OLACAK’
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ilçeye yapılacak hastaneyle ilgili açıklamalarını anımsatan Aydın, şöyle konuştu:
“Paşabahçe Devlet Hastanesi onun tam dört katı büyüklüğünde bir hastanemiz önümüzdeki üç yıl içerisinde hizmete girmiş olacak. Paşabahçe ne olacak, orası açıldıktan sonra hastane olarak hizmet vermeye devam edecek. Tepeüstü orası da devam edecek. Şimdi 3 tane hastanemiz olacak. Son gelen ilk ikisinin tam 4 katı hizmet üretme kapasitesine sahip olacak.”
Yerel seçimlerde ilçe sakinlerinden destek istediğini belirten Aydın, “31 Mart’ta sizlerden hem karnemize olumlu not vermenizi hem de gelecek 5 yılla ilgili bizlere vize vermenizi arzu ediyoruz.” dedi.


“BAŞHEKİMLE BİRLİKTE HASTANEYİ YÖNETECEK OLAN BİR YÖNETİM KURULU İSTİYORUZ”
Koca, burada yaptığı konuşmada, 2 hafta önce Meclis’ten hastanelerde koordinasyon kurulu kurulacağına dair kanunun geçtiğini anımsatarak, “Başhekimle birlikte hastaneyi yönetecek olan bir yönetim kurulu olsun istiyoruz. Bu yönetim kurulu etkili bir kurul olarak faaliyet göstersin istiyoruz.” diye konuştu.
Koca, hastanelerin, verimlilik, Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS), ameliyat randevuları, MR, tomografi, ultrason ve benzeri işlemlerde yaşanabilecek sorunlar, hastaların hastanelerden memnuniyeti gibi belirlenen kriterlere göre koordinasyon kurulu içinde hizmet vereceğini aktardı.

Ortalamanın üzerinde hizmet veren ve hastaları memnun eden hastanelerin başhekimlerinden başlayarak bütün yöneticilerine teşvik vereceklerini kaydeden Koca, “Ortalamanın üzerinde hizmet veremiyorsa, yöneticileri de o teşviki dolayısıyla alamayan bir hastaneyse, o bizim için alarm işareti olacak ve ne yapmamız gerekiyorsa yapıyor olacağız. Onun için bundan sonraki süreci takip ettiğimizden emin olun.” şeklinde konuştu.

BEYKOZ’A 800 YATAKLI HASTANE YAPILACAK
Vatandaşların Beykoz’a hastane yapılması talepleri hakkında konuşan Bakan Koca, ilçenin kendine yetecek bir sağlık hizmetine kavuşması gerektiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Büyük bir araziyi hızla bulalım dedik. Şu an düşünülen yer Milli Eğitime tahsis edilen bir yerdi, Türk Alman Üniversitesinin bitişiğiydi. Hatta orada İETT’nin kullandığı yerdi, hastanenin dibinde İETT’nin bu yeri de olmaz dedik. Plan değişikliğinde orayı da içine aldık. Dolayısıyla 200 dönümün üzerinde inşaatıyla birlikte, 500 yataklı olarak bu ay sonu ihalesi yapılıyor. Bu yer 500 yataklı ama her odası tek yataklı olarak planlandı. Bunun dışında 219 yoğun bakımı olan bir yer. Yani toplamda muhtemelen 800 yataklı bir hastane olarak fonksiyon verecek. Yer teslimiyle birlikte önümüzdeki 2-2,5 yıl içerisinde şehir hastanesi konseptinde bir hastaneye Beykoz’umuz kavuşmuş olacak.”

Paşabahçe’de bulunan Beykoz Devlet Hastanesinin durumuyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Koca, hastanenin Boğaz görünümlü bir yere sahip olduğu için tadilatının çok zaman alabileceğini söyledi.
Koca, hastanenin ihya adı altında başka amaçla kullanılmasına hiçbir şekilde izin vermeyeceklerini kaydederek, “Orası da sağlık amaçlı yine hastane olarak kullanılmaya devam edecek. Kim ne derse desin asla inanmayın. Bugüne kadar ben sağlık amaçlı kullanılan herhangi bir hastanemizi, bütün bakan arkadaşlarım bilir, asla vermedim ve vermem.” ifadelerini kullandı.

KOCA, BEYKOZLU GENÇLERLE BİR ARAYA GELDİ
Koca, daha sonra Cumhuriyet Caddesi’ndeki esnafı ziyaret ederek sorunlarını ve taleplerini dinledi. Yoldan geçen öğrencilerle fotoğraf çektiren Koca, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kadınlara karanfil verdi.
Daha sonra Beykoz Belediyesine ait Millet Sofrası’na gelerek vatandaşlarla çorba içip sohbet eden Koca, ardından Beykoz Belediyesi tarafından inşa edilen Beykoz Kahvecisi’nde kadınlara karanfil verdi.
Öğrencilerin merak ettikleri soruları yanıtlayan ve meslek seçimleri hakkında tavsiyeler veren Koca’ya, psikolojik danışmanlık ve rehberlik kulübünün rozeti verildi.
Koca’ya programlarında AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan ve Beykoz Belediye Başkanı Murat Aydın eşlik etti.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özel daveti üzerine Türkiye’ye gelen Rama, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde resmi törenle karşılandı.
Törenin ardından ikili görüşme gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rama, Anlaşmaların İmza Töreni ve ortak basın toplantısı için kameralar karşısına geçti.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Sayın Rama’yı Ankara’da misafir etmekten büyük bir memmuniyet duyuyorum. Geçtiğimiz sene Türkiye ve Arnavutluk arasındaki diplomatik ilişkilerin yüzüncü yıl dönümünü ilan ettik.
YENİ HEDEF 2 MİLYAR DOLAR
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Geçtiğimiz sene Türkiye ve Arnavutluk arasındaki diplomatik ilişkilerinin tesisinin 100. yıldönümünü idrak ettik. Çok yönlü ilişkilerimiz Başbakan Rama ile birlikte Ankara’da ilan ettiğimiz stratejik ortaklık temelinde gelişmeye devam ediyor.
Türkiye’nin Arnavutluk’un kalkınmasına verdiği önemi, Arnavutluk halkının refahının artırılmasına yönelik desteği bir kez daha vurguladım. Ticaret hacmimizi 1 milyar dolar seviyesine çıkardık, yeni hedefimizi 2 milyar dolar olarak belirledik.
Özel sektörümüzün gayretleriyle bu rakama kısa sürede ulaşacağımıza inanıyorum. Türkiye 3,5 milyar dolara ulaşan yatırımlarıyla Arnavutluk’ta yer alıyor. 600’ü aşkın Türk firması Arnavutluk halkına istihdam sağlıyor. Karşılıklı yatırımlarımızı artırmak, iş çevrelerimizdeki bağları daha da güçlendirmek için çalışmaya devam edeceğiz.
‘RAMA’YLA İDDİAYA GİRMİŞTİK…’
TİKA’nın Tiran Koordinasyon Ofisi’ne ilişkin olarak az önce imzalanan anlaşma bu alandaki işbirliğimize güç katacaktır. Arnavutluk’ta 3 ay içinde bir hastane inşa edeceğimizin müjdesini ve sözünü vermiştik. Bu konuda sayın Rama’yla iddiaya girmiştik. Hamdolsun 3 ay gibi rekor sürede hastanemizi inşa ettik.
FETÖ İLE ORTAK MÜCADELE
Arnavutluk’un her bölgesinden gelen hastaların şifa bulduğu bu hastaneyi birlikte işletmeye devam edeceğiz. Sayın Başbakanın FETÖ ile mücadele konusundaki hassasiyetini biliyor ve bunu takdirle karşılıyoruz. İlişkilerimizi zehirlemek için her yolu deneyen bu şer şebekesinin amacına ulaşmasına fırsat vermeyeceğiz.
Örgütle mücadelemizi karşılıklı anlayış çerçevesinde mücadelemizi sürdüreceğiz. Türkiye Maarif Vakfı’na sağladığı katkılar için sayın Başbakana müteşekkiriz.
Sayın Başbakanla bölgemizde ve dünyada yaşanan gelişmeler hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Türkiye ve Arnavutluk Balkanların barış ve istikrarına katkı sağlayan iki NATO müttefiktir. Savunma sanayi ve askeri alandaki yakın işbirliğini derinleştirmek arzusundayız. Askeri Çerçeve Anlaşması bu irademizin en somut tezahürüdür.
Arnavutluk’u başarıyla tamamladığı BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliğinden ötürü tebrik ediyoruz. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’na Arnavutluk önemli katkılar yapacaktır.
Görüşmelerimizde Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarındaki İsrail zulmünü de ele aldık. 4 ayı aşkın süredir devam eden mezalimin durdurulması ve Filistinli kardeşlerimizin güvenli ve müreffeh geleceklerinin teminat altına alınmasında uluslararası camianın sorumlulukları ortadadır. Uluslararası Adalet Divanı ve BM’de izlenilen süreçler bu konudaki tutumumuzun haklılığını ortaya koymuştur. Arnavutluk oylamadaki tutumuyla tarihin doğru yanında yer almıştır.
Dostum Rama’yla önümüzdeki süreçte yapılacak girişimler kapsamında temasımızı sürdüreceğiz.
Aldığımız karar ve imzaladığımız anlaşmaların hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”
“TÜRKİYE’YE MİNNETTARIZ”
Arnavutluk Başbakanı Rama ise şu ifadeleri kullandı:
“Sıcak sözleriniz için teşekkür ederim. Bizimkisi özel bir dostluktur. Bir açıklama yapmak istiyorum. Hastane konusu iddia değil; çünkü iddialar Türkiye’de kanuni olarak yasaktır. Bizde sadece online olarak izin veriliyor iddialara. Ben size ‘iddiaya giremem’ demiştim. Sizin söylediğiniz söz gerçekleştirilir. Verilen sözler tutulur. O hastane Türkiye’nin yapmış olduğu çok önemli yatırımdır.
‘İDDİAYI KAZANDINIZ’
Siz gerçekten Arnavutlarla yaptığınız bu iddiayı kazandınız. Size alenen teşekkür etmek istiyorum. Tekrarlamak istiyorum ki, Türkiye ile olan ilişkilerimiz konusunda her görüştüğümüzde Arnavutluk, Kosova, Arnavutlar üç önemli şeydir. Bence bizim milli hafızamızda bu önemli 3 şey bugün de yarın da kalacaktır.
Öncelikle sizin ve hükümetiniz sayesinde Kosova bağımsız cumhuriyet olarak tanındı. Kendi parlamentosunda bağımsızlığı ilan edildikten birkaç dakika sonra sizin devletiniz tarafından tanındı. Arnavutluk çok ağır sonuçları olan bir depremle sarsıldığında siz bizimle iletişime geçen ilk kişiydiniz.
‘TÜRKİYE OLMASAYDI KİM BİLİR KAÇ KİŞİ HAYATINI KAYBETMİŞTİ’
Bana dediniz ki ‘Türkiye ayakta olduğu sürece Arnavutluk yalnız olmayacaktır’. Önemli girişimlerde bulundunuz. 500 dairenin inşaatı için hemen işe başladınız. Arnavutluk ve Arnavutluk halkı Balkanların diğer halkları ile birlikte sudan çıkmış balık gibi hissettiler kendilerini. Dünya koronavirüs tarafından sarsıldığında.
Televizyon ekranlarında gördüğümüz gibi Avrupa’da aşılamalar başlamıştı. Eğer Türkiye olmasaydı ve siz olmasaydınız kim bilir kaç kişi hayatını kaybetmiş olurdu.
Bunlar üç önemli andır bizim için. Arnavutluk’un hayat ve ölüm arasında verdiği mücadelede yaşandığı anlar bunlar. Çok rekor bir zamanda hastane kuruldu. Ama bu sizin kırdığınız tek rekor değildi bildiğim kadarıyla. En önemlisi olan da şu; bugün o hastane Arnavutluk vatandaşları için öncelikli olarak tercih edilen hastanedir.”
]]>Haber7
Bürokraside, emniyette, yargıda, sosyal hayatta yaşananları, başörtüsü sebebiyle zulme uğrayan insanları, gerçek örnekler vererek ‘Şubat Hikayeleri’ kitabında anlatan Yazar Mustafa Atılgan, okuyuculara adeta ‘nereden nereye’ dedirtiyor.

MÜCADELENİN TANIĞI YAZARIN BİZZAT KENDİSİ
Mücadelenin içinde olanların kendi hikâyelerini anlattıkları eserlerden farklı olarak, mücadelenin bizzat tanığı olan yazar, başkalarının hikâyelerini anlatmış. Kitap, bu yönüyle ilk olma özelliği de taşıyor.

‘Şubat Hikayeleri’ kitabının hemen başında, kronolojik olarak kısaca 28 Şubat sürecine değinilmiş. O dönemi yaşamamış olanlar için bilgilendirme, yaşamış olanlar için hatırlatmalar yapılmış.

28 Şubat sürecinde mağdur olanlar için, ‘Şubat Hikayeleri’ kitabında, kendi hikayelerinizden de esintiler bulma ihtimaliniz oldukça yüksek.
EŞLERİ BAŞÖRTÜLÜ ASKERLERİMİZİ PSİKİYATRİ HASTASI YAPTILAR
‘Şubat Hikayeleri’ kitabında anlatılan her olay, birbirinden yaşaması zor ve aynı zamanda bugün baktığımız zaman ders almamız gereken hikayeler. Kitapta geçen bir hikayede eşi başörtülü diye çekmediği kalmayan bir astsubayın yaşadıkları da şöyle anlatılıyor:
Eşleri başörtülü, kendileri namaz kılan, kendi hallerinde, işlerini iyi yapmaya çalışan, görüştüğümüz, kendilerine hukuki destek sağlamaya çalıştığımız birkaç astsubaydı. Ama şubat rüzgârlarının çok soğuk estiği döneme yakalanmışlardı.
Yüksek Askerî Şura kararlarıyla durumları kendileri gibi olan yüzlerce askerî personeli “disiplinsizlik” gerekçeleriyle ihraç ediliyorlardı. İhraçlarından hemen önceki dönemler kendilerine verilen başarı belgeleri bir önem taşımıyor, beraber ne badireler atlattıkları amirleri “Üstler böyle istiyor.” diyerek birer birer ilişik kesme belgelerini tebliğ ediyorlardı. Bu birkaç astsubay gidişata göre kendilerinin aynı akıbete ne zaman uğrayacaklarının, sabah itibarlı bir meslek sahibi olarak çıktıkları evlerine akşam işsiz olarak dönme ihtimalinin tedirginliğini yaşıyorlardı. Kadere imanları vardı, teslimiyetleri vardı ama insandılar, endişe taşımaları da insan olmalarının gereğiydi.
Nihayet bir gün ihraç yazıları geldi. Ama bir farklılık vardı; Yüksek Askerî Şura kararıyla değil, Milli Savunma Bakanlığı Personel Müdürlüğü kararıyla ihraç edilmişlerdi. Bu durum şöyle bir avantaj sağlıyordu, o zamanlar YAŞ Kararlarına karşı yargı yolu kapalıydı ama MSB İşlemlerine karşı yargı yolu açıktı. Nitekim öyle yaptık, ihraç işlemlerinin iptali için dava açtık. Davalar lehe sonuçlandı ve işlerine geri döndüler. Ama ne dönüş. Konya Hava Hastanesi’nde çalıştığını söyleyen birisi aradı, ismini vermeden psikiyatri servisinde bir astsubayın benimle mutlaka görüşmek istediğini söyledi. İlginçti, psikiyatri servisi, ne alaka diye düşündüm. Ama kesinlikle böyle bir şey olmaz diyebilme şansımızda yoktu.
Hastaneye gittim, Temel Astsubay gerçekten psikiyatri servisindeydi. Doktoru ile görüştüm, neden burada olduğunu sordum. Birliğinden getirildiğini, daha fazla bilgi veremeyeceğini söyledi. Kurum, askeriye; hastane askerî hastane olunca bilgi alabilmek için dahi hayli aşılması gereken engel çıkıyordu karşımıza. Gayri resmi edindiğimiz bilgilere göre, dava açarak geri dönme cüreti göstermesinin bedeli ödetiliyordu. Bu sefer psikiyatri raporu ile atılmasının gerekçeleri oluşturulmaya çalışılıyordu. Kurumu korumaya çalışan bazıları da, Temel Astsubayın kendisinin malulen emekli olabilmek ve yeniden atılmaktan kurtulmak amacıyla bu yola başvurmuş olabileceğini söylüyorlardı. Her iki ihtimal de dehşet vericiydi. Bu araştırmalarımız sürerken yine isimsiz bir telefon geldi. Temel Astsubayın çok kötü olduğunu ve hemen hastaneye gitmemin iyi olacağını söyleyip kapattı. Hemen hastaneye gittim.
Temel Astsubay kan ter içindeydi. “Mustafa Bey! Beni öldürecekler, üzerime salmak için servise köpek getirdiler. Zeynep Gazali’ye yaptıklarını yapacaklar, beni köpeklere parçalatacaklar…” diye konuşuyor, yerinde duramıyordu.
Servis sorumlusu doktorla konuşmak için koridora çıktığımda, kocaman bir köpekle karşılaştım. Servis içerisinde başıboş bir şekilde dolaşıyordu. Hemşireye, “Bu köpek ne arıyor burada?” diye sert bir üslupla sordum. “Komutanın avukat bey” dedi. Direkt komutanın (servis sorumlusu askerî doktor, binbaşı) odasına girdim. Tartışmaya başladık. “Köpek benim, uysaldır, kimseye zarar vermez.” gibi cümleler kurdu. “Burası köpekler için değil, insanlar için! Kimseye bir şey yapmaz dediğiniz köpeğiniz yüzünden müvekkilimin gözüne uyku girmiyor.” dedim. “Sizin müvekkiliniz hasta” dedi. “Tam da bu sebeple bu köpeği burada tutamazsınız. Sağlam insanı korkutan köpeği, hasta insanı iyice delirtsin diye mi getirip serviste bulunmasına izin veriyorsunuz?” diyerek zor bela köpeği servisten çıkarmayı sağlayabildik.
Sonra hastaneden çıktı Temel Astsubay. Ve bir gün kızı aradı, babasından şikâyetlerde bulundu. Biraz konuşup konuşamayacağımı sordu. Tamam konuşurum, dedim. Konuştuk Temel Astsubay ile. Neden öyle davrandığını, ailesini, yakınlarını neden üzdüğünü sordum. Gözleri yaşardı, “Haklılar abi.” dedi. “Ama ben normal değilim, zalimler hayatıma öyle bir girdiler ki, ben gerçekten hasta oldum. Tedavi olmaya çalışıyorum, olmuyor, geçmiyor; geçmesi için daha uzun süre lazım ama tedaviye devam edeceğim ve yapabildiğim kadar daha dikkatli olacağım.” dedi.
Hangi tazminat, hangi emekli maaşı, hangi iade edilecek itibar Temel Astsubayın psikolojisini düzeltir, akıl sağlığını geri getirir dersiniz? Kim ne yaparsa kendisi için yapar ve yaptığının karşılığını mutlaka görür.
İsrail ordusu resmi hesabından paylaşılan fotoğrafta, doktorların ve yere eğilemeyecek derecede yaşlı hastaların kelepçelendiği görülürken, paylaşımda, “Bunlar Hamas teröristi” ifadeleri kullanıldı.

HASTANE ÜSSE ÇEVİRLDİ
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, İsrail ordusunun Nasır Hastanesinin güney duvarını yıkarak baskın düzenlediği kaydedildi. İsrail güçlerinin ve hastaneyi “kışlaya çevirmeye başladığı” ifade edilen açıklamada, askerlerin hastanedeki ambulans merkezi ve yerinden edilmiş Filistinlilerin çadırını hedef aldığı ve buldozerlerle hastane yerleşkesindeki toplu mezarları yerle bir ettiği kaydedildi. Hastaneye askeri tahkimatın yapıldığı ifade edilirken, Refah’a yapılması planlanan olası operasyonun buradan yönetilebileceği düşünülüyor. Gazze’deki hükümet, “Nasır Hastanesinin askeri güçle basılması ve silah zoruyla işgal edilerek içerisinde ateş açılması, insanlık için utanç kaynağı bir savaş suçudur. İşgalci İsrail ordusunun, Nasır Hastanesini tank, insansız hava araçları ve ağır silahlı askerlerle basarak içine sığınan sivillerin yanı sıra sağlık çalışanlarına ateş açması tam anlamıyla uluslararası hukuka aykırı bir savaş suçudur.” açıklamasında bulundu.
SİLAH ZORUYLA HASTALARI ÇIKARIYOR
İsrail askerlerinin, hastaneden ayrılamayan yerinden edilmiş Filistinlileri ve sağlık ekiplerinin ailelerini, bombalama ve tehditlerle hastaneden zorla ayrılmaya zorladığı ifade edilen açıklamada, İsrail güçlerinin hastane yönetiminden yoğun bakımdakiler, solunum hastaları ve kuvözdeki bebekler de dahil tüm hastaları tek bir binaya toplamasını istediği belirtildi. İsrail, dün silah zoruyla hastaneye sığınan çok sayıda yerinden edilmiş Filistinliyi zorla tahliye ederek Refah’a gitmeye zorlamış, aralarında sağlık personeli ve gazetecilerin de bulunduğu çok sayıda kişiyi de alıkoymuştu. Hastanede bulunanlar, İsrail ordusuna ait bir askeri buldozerin dün hastaneden çıkanları engellediğini, geri dönmek zorunda kalan kişilerin hastanede kuşatma altında kaldığını söylemişti.

AĞIR YARALILAR VE BEBEKLER VAR
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, daha önce yaptığı açıklamada hastanede 1500 yerinden edilmiş Filistinli, 190 sağlık personeli ve onların ailelerinden 299 kişinin bulunduğunu duyurmuştu. Kudra, hastanede 273 hareket edemeyen hasta ve onların 327 refakatçisi ile yoğun bakımda 18, küvezde 3 bebek ve 35 diyaliz hastasının da bulunduğunun altını çizmişti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail kuşatması altındaki Nasır Hastanesinde yaşananlardan endişe duyduğunu beliti. Son 4 gün içinde hastaneye ulaşmak isteyen 2 DSÖ misyonunun engellendiğine dikkati çeken Ghebreyesus, hastane personeliyle iletişimlerinin kesildiğinin altını çizdi.
NETANYAHU KATLİAM İSTİYOR
İsrail güçlerinin hastane çevresinde yoğunlaşması ve “binanın kışlaya döndüğüne” ilişkin açıklamalar, 1,3 milyon kişinin son sığınağı olan Refah kentine olası kara saldırısını buradan yönetebileceği yorumuna neden oldu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail ordusunun Gazze’deki Refah kentine ilerlemesi konusunda kararlı olduğunu belirterek durumun yeniden değerlendirilmesi yönündeki itidal çağrılarına karşı çıktı. “Tam zafere kadar savaşacağız” diyen Netanyahu “Bu plan Refah’ta da güçlü bir eylemi de içeriyor.” dedi.
]]>“GENEL DURUMU İYİ ŞEKLİNDE RAPOR DÜZENLENDİ”
Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulan şikayet dilekçesinde, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi’nde yaşanan olay anlatıldı. Dilekçede Kemal Atkoşar’ın KOAH hastası olduğu ve evde bulunan oksijen tüpünün yeterli gelmemesi durumunda ara ara hastaneye kaldırıldığı belirtildi. Kemal Atkoşar’ın hastanede yapılan müdahale sonrasında rahatladığı ve akabinde taburcu edildiği de dilekçede aktarıldı. 7 Ocak günü Kemal Atkoşar’ın durumunun ağırlaşması nedeniyle ambulans ile Gaziosmanpaşa’daki özel bir hastaneye götürüldüğü ve buraya KOAH atak ön tanısı ile alındığı dilekçede kaydedildi. Hastanede Kemal Atkoşar için bazı tedaviler uygulandığı da belirtilen dilekçede, deliller arasında yer alan video kaydında Kemal Atkoşar’ın nefes almakta güçlük çektiği ve acilen nefes almasını kolaylaştıran desteğe ihtiyaçlı durumdayken Acil Servis Hasta Değerlendirme Formu’nda “Genel durumu iyi” şeklinde rapor düzenlendiği belirtildi.

“NEFES ALMASINI KOLAYLAŞTIRAN CİHAZLAR ÇIKARILDI”
Atkoşar’ın acilen yoğun bakım ünitesine alınması gerektiği açıklanan dilekçede, pratisyen doktor M.A.’nın günlük 7 bin 500 TL ücretle hastanın servise yatırılmasının iyi olacağını söylediği, Atkoşar’ın ailesinin hastaya serviste yapılacak müdahalelerin yeterli olmayacağı ve önceki KOAH ataklarında tecrübe ettikleri üzere yoğun bakıma alınmasını talep ettikleri belirtildi. Kemal Atkoşar’ın ailesinin, hastane çalışanlarının kayıtsızca maddi çıkar peşinde olması ve güçlükle nefes alıp veren hastaya Acil Servis Hasta Formu’nda “Genel durumu iyi” şeklinde teşhis yapılmasından ötürü güven duygularını kaybettiği ve hastanın kötüleşmesi sebebiyle özel ambulans çağırdığı da dilekçede ifade edildi. Atkoşar’ın servise yatırılmasını ailesinin reddetmesi ile hastane personellerinin hastanın nefes almasını kolaylaştıran cihazları çıkardığı, özel ambulansın geliş anına kadar en az yarım saat boyunca, durumunun kötüye gitmesi hiçbir şekilde önemsenmeyerek hiçbir destek ünitesi, oksijen ve ilaç olmadan hastanın bekletildiği de şikayet dilekçesinde ifade edildi.

“HASTANIN CİHAZLARI TAMAMEN SÖKÜLDÜ”
Özel ambulansın Atkoşar’ı teslim alarak bir devlet hastanesine sevk ettiği ve ambulanstaki doktorun ifadesi ile Kemal Atkoşar’ın adeta ölüme terk edildiği de dilekçede belirtildi. Hastanın cihazlarının tamamen söküldüğü ve yalnızca oksijene bile bağlı olmayan bir maskenin bırakıldığı da şikayet dilekçesinde kaydedilerek, bu süreçte Kemal Atkoşar’ın yakınlarının yoğun bakım talebinde bulunduğu aktarıldı. Kemal Atkoşar’ın devlet hastanesine giriş kayıtlarında yoğun bakım ünitesine alınması gerekli hasta olduğunun ifade edildiği ve hastanede hızlıca entübe edildiği de dilekçede kaydedildi.
“ÖLÜME TERK EDİLMİŞTİR”
Atkoşar’ın başka bir hastanede hayatını kaybettiği açıklanan dilekçede, “Hastane tarafından 7 bin 500 TL kazanma amacıyla hastaya yoğun bakım konsülte edilmemiş, servis önerilmiş, üstelik hasta oksijen tüpü ile dahi nefes almakta zorluk yaşarken yakınlarının serviste değil yoğun bakıma alınma talepleri karşısında oksijeni kesilmiş ve bu halde ısrarlı taleplere rağmen ölüme terk edilmiştir. Hastanın devlet hastanesinde entübe edilmesine rağmen hayatta kalamamasının tek nedeni işte bu kusurlu davranıştır. Hastanın kalan ömrü bu şekilde elinden alınmış ve ölümü hızlandırılmıştır” ifadelerine yer verildi.
Dilekçede özel hastanenin tüm sorumlu ve yetkilileri, doktor M.A. ve tespit edilecek diğer ilgililer hakkında şikayetçi olunduğu belirtildi.

“HAKLI DAVAMIZIN SONUNA KADAR ARKASINDA OLACAĞIZ”
Öte yandan olaya ilişkin açıklamalarda bulunan hayatını kaybeden Kemal Atkoşar’ın Ece Atkoşar, “7 Ocak gecesi özel bir hastanenin ihmali yüzünden 8 Ocak’ta babamı kaybettik. Gaziosmanpaşa’da özel bir hastaneye babamı götürdük. Burada yapılması gereken hiçbir müdahale yapılmadı. Yoğun bakım sevki açılmadı. Yapılması gereken hava ve oksijen tedavisi tam olarak yapılmadı. Gecelik bir meblağ ile yatış istendi. Bunu medikal tedavi gerektiren bir hasta olmadığı için kabul etmedik. Bu aşamada oksijeni 40 dakika çekildi. Babamız birkaç saat entübe edilmek zorunda kaldı. Ertesi gün babamı kaybettik. Babam KOAH tedavisi görüyordu. İhmal, kusur tamamı Gaziosmanpaşa’daki özel hastaneye aittir. Her açıdan eksiklikler büyüktür. Haklı davamızın sonuna kadar arkasında olacağız. Biz babamızın üzerine toprak attık ama başka babaların üzerine toprak atılmasına müsaade etmeyeceğiz” dedi.
Hastane, konuyla ilgili daha sonra bir açıklama yapacaklarını belirtti.

“BİZİ SATAN KADINLA BULUŞACAĞIZ”
Leipzig’de bir otel odası. Amy bir köşeden diğer köşeye gergin şekilde volta atıyor:
“Korkuyorum, gerçekten korkuyorum. Bir haftadır gözüme uyku girmedi. Bize ne olduğunu öğrenmek için sonunda bir şansım oldu.”
İkiz kardeşi Ano, koltukta oturuyor. Telefonundan bir şeyler izliyor: “Bizi satan kadınla buluşacağız” diyerek göz deviriyor. Ano da gergin olduğunu kabul ediyor. Biyolojik annesini ilk kez gördüğünde nasıl tepki vereceğini, öfkesini kontrol edip edemeyeceğini bilmediğini söylüyor. Gerginliğinin nedeni bu. Bu, uzun bir yolculuğun son durağı. Gürcistan’dan Almanya’ya, yapbozun eksik parçasını bulmak için geldiler. Sonunda biyolojik anneleriyle bir araya gelecekler.
Son iki yıldır, neler yaşadıklarını anlamaya çalışıyorlar. Gerçeğin üzerindeki örtüyü kaldırdıkça, onlarla aynı kaderi paylaşan on binlerce kişi daha olduğunu öğrendiler. Yetkililer yaşananlar hakkında soruşturma başlatmış olsa da henüz kimse bu olaylar yüzünden yargılanmadı.
TELEVİZYONDA KENDİSİNE ÇOK BENZEYEN BİR YARIŞMACI GÖRDÜ
Amy ve Ano’nun birbirlerini keşfetmelerinin hikayesi, 12 yaşındalarken başladı. Amy, vaftiz annesinin Karadeniz kıyısındaki evinde, en sevdiği televizyon programı olan yetenek yarışmasını izliyordu. Ekranda dansını izlediği kızın, kendisine ne kadar çok benzediğini fark etti. Benzemekten öte, aynısıydı. “Herkes annemi arıyordu, ‘Amy neden başka bir isimde dans ediyor?’ diye soruyorlardı.”
Amy ailesine bu konudan bahsetti ama üstünde durmadılar. Annesi “İnsanlar çift yaratılmıştır” deyip geçti. Yedi yıl sonra, 2021’in kasım ayında, bu kez Amy Tiktok’a bir video attı. Mavi saçları ve kaşındaki piercing görülüyordu. 320 kilometre uzaktaki Tiflis’te, 19 yaşındaki Ano Sartania’ya bir arkadaşı bu videoyu gönderdi. Ano, “Bana ne kadar benziyor” diye düşündü. Ano bu kızın izini sürmek istedi ancak internette bulamadı. Üniversitenin WhatsApp grubuna bu videoyu gönderdi ve yardım istedi. Sonunda Amy’yi tanıyan birisi, onları Facebook’ta buluşturdu.
Amy, yıllar önce yetenek yarışmasını izlerken ekranda gördüğü kızla yollarının tekrar kesiştiğini hemen anladı, “Yıllardır seni arıyordum” dedi. Ano’nun yanıtı, “Ben de” oldu. Birkaç gün içinde, çok fazla ortak noktaları olduğunu fark ettiler. Ancak hakikate henüz çok uzaktılar. İkisi de artık faal olmayan Kirtskhi doğum hastanesinde dünyaya gelmişti. Ancak doğum belgelerine göre, doğdukları gün aynı değildi. Arada birkaç hafta vardı.
“ÖĞRENDİĞİM HER DETAYDA İŞLER DAHA DA TUHAFLAŞTI”
Aynı müzik türlerini seviyorlardı, dans etmeye ikisi de bayılıyordu, saç tipleri de benziyordu. Hatta aynı genetik kemik hastalığına, displaziye sahip olduklarını öğrendiler. Bir gizemi birlikte çözmeye başladılar. Amy, “Ano hakkında öğrendiğim her yeni detayda, işler daha da tuhaflaştı” diyor.
Bir hafta sonra yüz yüze buluşmaya karar verdiler. Amy, Tiflis’teki Rustaveli metro durağının yürüyen merdiveninin tepesine ulaştığında, Ano ile ilk kez karşı karşıya geldi: “Aynaya bakmak gibiydi. Aynı yüz, anı ses. Ben oydum, o da bendi.”
İkiz olduklarını anladılar. Ano, “Sarılmayı sevmem ama ona sarıldım” diyor. Hakikatle yüzleşince, ailelerine dönüp gerçeği anlatmalarını istediler. 2002’de doğumdan sonra başka aileler tarafından evlat edinilmişlerdi. Amy, tüm yaşamının bir yalan üzerine kurulu olduğunu düşündü. Ano da kızgındı ancak tek istediği, zor diyaloglara girmek yerine, hayatının devam etmesiydi.
İkizler, doğum belgelerindeki tarihlerin yanlış olduğunu ortaya çıkardı. Amy’nin şu anki annesi, o zamanlar çocuk sahibi olamadığını, bir arkadaşının hastanede sahipsiz bir bebek olduğunu söylediğini, para verdiği durumda kendisinin bu bebeği sahiplenip büyütebileceğini öğrendiğini anlattı. Ano’nun annesinin de hikayesi benzerdi.
Onları evlat edinen iki aile de, bu kızların ikizlerinin olduğunu bilmiyordu. Yaptıklarının yasa dışı olduğunun da farkında değillerdi. Hastane personelinin de bu işe dahil olması, onlara yaptıklarının yasal olduğunu düşündürttü. İkizler, biyolojik annelerinin, kendilerini para karşılığı satıp satmadığını merak ediyordu.
“NEDEN BİZİ YÜZ ÜSTÜ BIRAKAN BİRİYLE BULUŞALIM?”
Amy biyolojik annesinin kim olduğunu hemen öğrenmek istedi ancak Ano’nun çekinceleri vardı. Ano, “Neden bizi yüz üstü bırakan biriyle buluşalım ki?” diye soruyordu. Amy, çocuklarının yasa dışı şekilde evlatlık verildiğinden şüphe eden ve çocuklarını arayan ailelerin olduğu bir Facebook grubu buldu. Burada bir mesaj paylaştı. Almanya’dan genç bir kadın bu mesaja yanıt verdi. Kadın, annesinin 2002’de Kirtshki hastanesinde ikiz çocuklar dünyaya getirdiğini ancak bu çocukların öldüğünün söylendiğini paylaştı. Genç kadının şüpheleri vardı. DNA testi, Facebook grubundaki bu kadının, ikizlerin kardeşi olduğunu ortaya çıkardı. Bu kadın, biyolojik anneleri olan Aza ile Almanya’da yaşıyordu.
Artık ikizler, kendilerini dünyaya getiren kadının kim olduğunu biliyordu. Onunla buluşmak için Almanya’ya gitmeye karar verdiler. Söz konusu Facebook grubunun adı Vedzeb, Gürcüce “Arıyorum” demek. Burada Amy ve Ano gibi ailelerini arayan ya da çocuklarını arayan çok sayıda kişi paylaşım yapıyor. Grubun 230 binden fazla üyesi var. Tamuna Museridze tarafından 2021’de kurulmuş. Tamuna da evlat edildiğini sonradan öğrenenlerden.
Tamuna, yüzlerce ailenin tekrar bir araya gelmesine yardımcı olmuş. Ancak kendi ailesini henüz bulamamış. Gürcistan’da 1950’lerden 2005’lere kadar evlat edinmenin devasa bir “piyasa” olduğu ortaya çıkmış. Birçok sektörden binlerce kişinin dahil olduğu bir sektör.
EN AZ 100 BİN BEBEK BAŞKALARINA SATILMIŞ
Tamuna, kendisiyle temasa geçenler üzerinden yaptığı bir hesapla, çalınan ve başkalarına satılan bebek sayısının 100 bini bulduğunu söylüyor. Ancak belgelerin ya kaybolması ya da yanlış verilerle doldurulması nedeniyle gerçek sayıyı bilmek neredeyse imkansız.
Leipzig’deki otelde Amy ve Ano, biyolojik anneleriyle buluşmaya hazırlanıyor. Ano vazgeçmenin eşiğine gelse de devam etmeye karar veriyor. Anneleri Aza, başka bir odada gergin şekilde bekliyor. Amy kapıyı tereddütle açıyor, Ano da onu takip ediyor. Aza onlara doğru yönelip, ikisine birden sıkıca sarılıyor. Dakikalarca böyle kalıyorlar. Kimse konuşmuyor. Amy’nin gözlerinden yaşlar süzülüyor. Ano ise kaskatı kesiliyor. Hatta biraz rahatsız olmuş görünüyor. Üçlü, konuşmak için bir odaya geçiyor. İkizler daha sonra annelerinin kendilerine yaptığı açıklamayı anlatıyor. Anneleri, doğum sonrası komaya girmiş. Uyandığında, hastane personeli, bebeklerin doğum sonrası öldüğünü söylemiş. Amy ve Ano ile bir araya gelmek, anneleri Azo’ya yeni bir yaşam amacı vermiş. Şu anda çok yakın olmasalar da halen temas halindeler.
Facebook grubunu kuran Tamuna evlat edinmenin o dönemlerde pahalı olduğunu söylüyor. Bazı çocukların, ABD, Kanada, Kıbrıs, Rusya ve Ukrayna’da ailelere satıldığını ortaya çıkarmış.
2005’te Gürcistan’da evlat edinme yasaları değişmiş ve 2006’da bebeklerin çalınarak satılmasını zorlaştıran yasalar uygulanmaya başlamış. 2022’de Gürcistan hükümeti soruşturma başlatmış. BBC’ye yaptıkları açıklamada, 40 kişiyle görüştüklerini, ancak vakaların “çok eski ve verilerden yoksun” olduğunu söylediler. Tamuna Museridze, elindeki tüm bilgiyi, hükümetle paylaştığını açıkladı.
2003’te uluslararası insan kaçakçılığıyla ilgili soruşturmada tutuklananlar oldu ancak kamuoyuyla çok az bilgi paylaşıldı. 2015’te başka bir soruşturmada, Rustavi hastanesinin genel müdürü Aleksandre Baravkovi’nin tutuklandığı, ancak aklanarak işe geri döndüğü bildirildi. Tamuna ise ailelerini arayanlarla ilgili hukuk mücadelesine destek vermeye devam ediyor. Ano, “Hayatımda her zaman eksik bir parça varmış gibi hissediyordum” diyor: “Her zaman, siyah giymiş bir kızın beni takip edip etrafımda dolandığını, bana günümün nasıl geçtiğini sorduğunu hayal ederdim.”
Bu düşünce, Amy’yi bulduğunda kafasından silinip gitmiş.
Amerikan Washington Post gazetesi, son yılların en değerli haberlerinden birine imza attı. Uzun ve büyük bir araştırmanın sonucunda ortaya konulan haberde, İsrail’in Gazze’de yaptığı yıkımların Musul, Halep ve Rakka’da gerçekleştirilen yıkımlara kıyasla ne denli büyük olduğu ortaya kondu.
“İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki askeri harekatı 21. yüzyıldaki hiçbir şeye benzemiyor.” cümlesiyle başlayan haberde, uydu görüntüleriyle Gazze ve diğer üç kentteki yıkımın boyutları anlatıldı. İsrail’in, özellikle hastane ve çevrelerini nasıl hedef aldığı belgelendi.
4 Aralık’ta Gazze’yi ziyaret eden Uluslararası Kızıl Haç Komitesi Başkanı Mirjana Spoljaric Egger’in, “Gazze’de güvenli alan yok. Hastaneler dahil olmak üzere sivil altyapının tahrip edilmediğini görmediğim tek bir caddeden bile geçmedim.” sözlerini haberde aktaran Washington Post, İsrail ordusunun kendilerine gönderdiği açıklamayı da paylaştı. O açıklamada İsrail ordusu, Hamas hedeflerini vurduğunu iddia ediyor.

UYDU GÖRÜNTÜLERİ HER ŞEYİ ORTAYA KOYUYOR
İsrail ordusu istediği kadar “askeri hedefleri vurduk” desin, Washington Post’un uydu görüntülerini kullanarak ortaya koyduğu kanıtlar, gerçeğin ne olduğunu dünyaya gösteriyor.
Elimizdeki en güncel verilere göre; savaşın başladığı 7 Ekim’den 26 Kasım’a kadar Gazze’de 37 bin 379 yapı hasar gördü. Bunun 10 bin 49’u tamamen yıkıldı. İsrail saldırılarının yoğunlaştığı Kuzey Gazze’de ise, zarar gören yapı sayısı 29 bin 732.

HALEP-KUZEY GAZZE KIYASI
Kuzey Gazze’nin yüzölçümünün bir buçuk katından daha büyük olan Halep’te, Rusya ve Beşar Esad hükümeti, Suriyeli muhalifleri yenilgiye uğratmak için acımasız bir bombardıman yürüttü. BM verilerine göre; 2013-2016 yılları arasında Halep’teki yapıların yüzde 40’ı hasar gördü. Kuzey Gazze’de bu rakam, çatışmaların devam ettiği şu günlerde şimdiden yüzde 32’ye ulaştı. Kuzey Gazze’de şu birkaç aylık zaman dilimi içinde, Halep’te üç yılda yıkılan 4 bin 773 yapının neredeyse iki katı kadar bina yıkıldı.


MUSUL-KUZEY GAZZE KIYASI
Musul’un yüzölçümü, Halep kentine eşdeğer sayılır. Musul da Kuzey Gazze’nin bir buçuk katı büyüklüğünde. Irak birlikleri, ABD Hava Kuvvetleri ve diğer güçler, 2016 sonlarında şehri terör örgütü DEAŞ’tan geri almak için saldırı başlattı. Kuzey Gazze’de, 9 ay süren Musul savaşına göre bir buçuk katı daha fazla bina hasar gördü. Yıkılan bina sayısı da Musul’a göre iki kat daha fazla.


RAKKA-KUZEY GAZZE KIYASI
Rakka’da, ABD liderliğindeki koalisyon ve ABD’nin müttefiki terör örgütü PKK/YPG, 2017’de DEAŞ’a savaş açtı. 7 hafta içinde Kuzey Gazze’de, Rakka’da 8 ay süren operasyonlarda hasar gören yapıların iki buçuk katından fazla hasar oluştu. Gazze’nin kuzeyinde, Rakka’da yıkılan yapıların üç katından daha fazlası yıkıldı.


HASTANELERİN ÇEVRESİ ÖZELLİKLE BOMBALANDI
Washington Post gazetesinin bu detaylı özel haberinde, İsrail’in hasta çevresine yaptığı saldırılar da ele alındı. Gazete, İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’nin kuzeyinde 28 hastanenin üçte ikisinden fazlasının kapanmak zorunda kaldığını tespit etti.

Washington Post, İsrail’in saldırıları devam ederken incelediği uydu görüntülerinde, Gazze’deki hastanelerin etrafındaki ağır saldırıların tüm mahalleleri tahrip ettiği, altyapıyı yok ettiği, sivilleri yerlerinden ettiği, hastanelerin çalışmasının imkansız hale geldiği sonucuna vardı.

Araştırmada, İsrail’in kullandığı bombaların etki gücüne de değinildi. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi tarafından Silahlanma Araştırma Hizmetleri’ne hazırlatılan bir rapora atıf yapan Washington Post, İsrail’in saldırılarda 250 pound (yaklaşık 115 kilo) ve 2000 pound (yaklaşık 910 kilo) ağırlığında değişen çeşitili bombalar kullandığını yazdı. Küçük bombaların binaları yaşanmaz, büyüklerinin ise tamamen kullanılmaz hale getirdiğini ya da yıktığını belirtti. Gazete, İsrail’in, hastanelerin yaklaşık 180 metre çevresindeki tüm yaşam alanlarını yok ettiğini kaydetti. Kullanılan büyük bombaların, Gazze’de sivil ve hastane çevrelerinde kraterler açtığına değindi.

GAZZE’DEKİ YIKIM YÜZYILIN EN KORKUNÇ YIKIMI
Büyük çatışma bölgelerinde uzun deneyime sahip insani yardım ve sağlık kuruluşlarındaki yetkililerin görüşlerine başvuran gazete, bu insanların, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü sarsıcı savaşın hayatlarında gördükleri en yıkıcı savaş olduğunu söylediğini aktardı.
Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin Gazze’deki baş cerrahı Tom Potokar, Güney Sudan, Yemen, Suriye, Somali ve Ukrayna’da çalıştığını belirterek, “Şahsen benim için bu (Gazze’deki savaş) hiç şüphesiz gördüğüm en kötü şey.” dedi.
Halep’teki savaşta doktor olarak yer almış MedGlobal Başkanı Zaher Sahloul, Gazze’de gördüklerini, “Şu anda Gazze’de olup bitenler, en azından son 15 yıldır tanık olduğum felaketlerin ötesinde.” diye anlattı.
Center for Civilians in Conflict’in (Çatışmadaki Siviller Merkezi) ABD Savunuculuk Direktörü Annie Shiel, “ABD’nin Irak ve Suriye’deki operasyonları (özellikle Musul ve Rakka’daki saldırıları) sivillere yönelik yıkıcı tahribata neden olmuştu. Ancak Gazze’de bu kadar kısa süre içinde gördüklerimiz, yaşanan ölüm ve yıkım seviyesinin oralarla kıyaslanamayacak derecede şaşırtıcı olduğunu gösterdi. (Gazze’de) Hiçbir yer siviller için güvenli değil.” ifadelerini kullandı.
Amerikan Washington Post gazetesi, son yılların en değerli haberlerinden birine imza attı. Uzun ve büyük bir araştırmanın sonucunda ortaya konulan haberde, İsrail’in Gazze’de yaptığı yıkımların Musul, Halep ve Rakka’da gerçekleştirilen yıkımlara kıyasla ne denli büyük olduğu ortaya kondu.
“İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki askeri harekatı 21. yüzyıldaki hiçbir şeye benzemiyor.” cümlesiyle başlayan haberde, uydu görüntüleriyle Gazze ve diğer üç kentteki yıkımın boyutları anlatıldı. İsrail’in, özellikle hastane ve çevrelerini nasıl hedef aldığı belgelendi.
4 Aralık’ta Gazze’yi ziyaret eden Uluslararası Kızıl Haç Komitesi Başkanı Mirjana Spoljaric Egger’in, “Gazze’de güvenli alan yok. Hastaneler dahil olmak üzere sivil altyapının tahrip edilmediğini görmediğim tek bir caddeden bile geçmedim.” sözlerini haberde aktaran Washington Post, İsrail ordusunun kendilerine gönderdiği açıklamayı da paylaştı. O açıklamada İsrail ordusu, Hamas hedeflerini vurduğunu iddia ediyor.

UYDU GÖRÜNTÜLERİ HER ŞEYİ ORTAYA KOYUYOR
İsrail ordusu istediği kadar “askeri hedefleri” vurduk desin, Washington Post’un uydu görüntülerini kullanarak ortaya koyduğu kanıtlar, gerçeğin ne olduğunu dünyaya gösteriyor.
Elimizdeki en güncel verilere göre; savaşın başladığı 7 Ekim’den 26 Kasım’a kadar Gazze’de 37 bin 379 yapı hasar gördü. Bunun 10 bin 49’u tamamen yıkıldı. İsrail saldırılarının yoğunlaştığı Kuzey Gazze’de ise, zarar gören yapı sayısı 29 bin 732.

HALEP-KUZEY GAZZE KIYASI
Kuzey Gazze’nin yüzölçümünün bir buçuk katından olan Halep’te, Rusya ve Beşar Esad hükümeti, Suriyeli muhalifleri yenilgiye uğratmak için acımasız bir bombardıman yürüttü. BM verilerine göre; 2013-2016 yılları arasında Halep’teki yapıların yüzde 40’ı hasar gördü. Kuzey Gazze’de bu rakam, çatışmaların devam ettiği şu günlerde şimdiden yüzde 32’ye ulaştı. Kuzey Gazze’de şu bir kaç aylık zaman dilimi içinde, Halep’te üç yılda yıkılan 4 bin 773 yapının neredeyse iki katı kadar bina yıkıldı.


MUSUL-KUZEY GAZZE KIYASI
Musul’un yüzölçümü, Halep kentine eşdeğer sayılır. Musul da Kuzey Gazze’nin bir buçuk katı büyüklüğünde. Irak birlikleri, ABD Hava Kuvvetleri ve diğer güçler, 2016 sonlarında şehri terör örgütü DEAŞ’tan geri almak için saldırı başlattı. Kuzey Gazze’de, 9 ay süren Musul savaşına göre bir buçuk katı daha fazla bina hasar gördü. Yıkılan bina sayısı da Musul’a göre iki kat daha fazla.


RAKKA-KUZEY GAZZE KIYASI
Rakka’da, ABD liderliğindeki koalisyon ve ABD’nin müttefiki terör örgütü PKK/YPG, 2017’de DEAŞ’a savaş açtı. 7 hafta içinde Kuzey Gazze’de, Rakka’da 8 ay süren operasyonlarda hasar gören yapıların iki buçuk katından fazla hasar oluştu. Hemen hemen benzer süre içinde Gazze’nin kuzeyinde, Rakka’da yıkılan yapıların üç katından daha fazlası yıkıldı.


HASTANELERİN ÇEVRESİ ÖZELLİKLE BOMBALANDI
Washington Post gazetesinin bu detaylı özel haberinde, İsrail’in hasta çevresine yaptığı saldırılar da ele alındı. İsrail’in, Hamas’ın hastaneleri “terör altyapısı” olarak kullandığı iddiasını satırlarına taşıyan gazete, İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’nin kuzeyinde 28 hastanenin üçte ikisinden fazlasının kapanmak zorunda kaldığını tespit etmiş.

Washington Post, İsrail’in saldırıları devam ederken incelediği uydu görüntülerinde, Gazze’deki hastanelerin etrafındaki ağır saldırıların tüm mahalleleri tahrip ettiği, altyapıyı yok ettiği, sivilleri yerlerinden ettiği, hastanelerin çalışmasının imkansız hale geldiği sonucuna vardı.

Araştırmada, İsrail’in kullandığı bombaların etki gücüne de değinildi. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi tarafından Silahlanma Araştırma Hizmetleri’ne hazırlatılan bir rapora atıf yapan Washington Post, İsrail’in saldırılarda 250 pound (yaklaşık 115 kilo) ve 2000 pound (yaklaşık 910 kilo) ağırlığında bombalar kullandığını yazdı. Küçük bombaların binaları yaşanmaz, büyüklerinin ise tamamen kullanılmaz hale getirdiğini ya da yıktığını belirtti. Gazete, İsrail’in, hastanelerin yaklaşık 180 metre çevresindeki tüm yaşam alanlarını yok ettiğini kaydetti. Kullanılan büyük bombaların, Gazze’de sivil ve hastane çevrelerinde kraterler açtığına değinildi.

GAZZE’DEKİ YIKIM YÜZYILIN EN KORKUNÇ YIKIMI
Büyük çatışma bölgelerinde uzun deneyime sahip insani yardım ve sağlık kuruluşlarındaki yetkililerin görüşlerine başvuran gazete, bu insanların, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü sarsıcı savaşın, hayatlarında gördükleri en yıkıcı savaş olduğunu söylediğini aktardı.
Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin Gazze’deki baş cerrahı Tom Potokar, Güney Sudan, Yemen, Suriye, Somali ve Ukrayna’da çalıştığını belirterek, “Şahsen benim için bu (Gazze’deki savaş) hiç şüphesiz gördüğüm en kötü şey.” dedi.
Halep’teki savaşta doktor olarak yer almış MedGlobal Başkanı Zaher Sahloul, Gazze’de gördüklerini, “Şu anda Gazze’de olup bitenler, en azından son 15 yıldır tanık olduğum felaketlerin ötesinde.” diye anlattı.
Center for Civilians in Conflict’in (Çatışmadaki Siviller Merkezi) ABD Savunuculuk Direktörü Annie Shiel, “ABD’nin Irak ve Suriye’deki operasyonları (özellikle Musul ve Rakka’daki saldırıları) sivillere yönelik yıkıcı tahribata neden olmuştu. Ancak Gazze’de bu kadar kısa süre içinde gördüklerimiz, yaşanan ölüm ve yıkım seviyesinin oralarla kıyaslanamayacak derecede şaşırtıcı olduğunu gösterdi. (Gazze’de) Hiçbir yer siviller için güvenli değil.” ifadelerini kullandı.
Sağlık çalışanlarının ‘beyaz kod’ vermesiyle olay yerine hastane polisi ve güvenlik personelleri sevk edildi. Saldıran 2 şüpheli gözaltına alınırken, yüzü kanlar içinde kalan doktor tedaviye alındı.
Saldırının ise güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı.

Gözaltına alınarak Feriköy Polis Merkezine götürülen saldırgan Muhammet Eren Ş. ve Burak Ş.’nin ‘beyaz kod yönetmeliği’ gereğince ifadelerinin alınmasına gerek duyulmadan savcılığa sevk edildiler.
Mahkemeye çıkarılan Muhammet Eren Ş. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Burak Ş. İse adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

“SAĞLIKTA ŞİDDET SONA ERSİN”
TABİP-SEN Şişli Şubesi öncülüğünde bir araya gelen sağlık çalışanları ve darbedilen doktorun babası Nevzat Yazıcı, yaşanan olaya tepki gösterdi. ‘Sağlıkta şiddet sona ersin’, ‘şiddet varsa biz yokuz’ yazılı pankart açan sağlık çalışanları hastane önünde basın açıklaması yaptı.

“ARKADIŞIMIZ ÖLÜMDEN DÖNDÜ”
Grup adına basın açıklamasını okuyan Dr. Sedat Feyzoğlu, “Düşünün ki, siz bir insanın derdiyle dertlenmişsiniz. Ona hizmet vermeye çalışıyorsunuz. Yanında birisi geliyor, hastanın yakını veya değil. Bir anlık kızgınlıkla size saldırıyor ve öldüresiye saldırıyor. Yani bir sınırı da yok artık bu işin, basit bir tartışma değil. Ben bunu defalarca yaşadım. Belki şansım yaver gitti. Mertcan arkadaşımın şansı yaver gitmemiş. Ben hafta sonu bu olayı öğrendim ve 2 gündür de bunun duygusal yüküyle de uğraşıyoruz. Bunun çözümü belki de yok bilmiyorum, ama olduğunu ümit ediyoruz. İlgili kurumların bu konuda alacakları güvenlik önlemleri en başta geliyor. Milyonlarca insan, bu büyükşehirde yaşıyoruz. Biz burada konuşurken, halkımızla mücadele etmiyoruz. Kendimizi de içinde gördüğümüz, halkımızla bazı sorumsuzların ortaya çıkardığı veya bazı sorumluların kendi görevlerini tam yerine getirmediği için ortaya çıkardığı magandalıkla, halkımızla birlikte mücadele etmek istiyoruz. Buraya gelirken veya herhangi bir başka hastaneye giderken, lütfen orada sağlık hizmeti sunulduğunu ve huzurlu, rahat bir ortamda bunun ancak sunulabileceğini unutmayın artık. Mertcan arkadaşımız ölümden döndü. Şu an sağlık durumu iyi diyoruz ama, belki ölmüş olabilirdi. Belki dün biz cenazesinde olabilirdik. Allah hayırlı ömür versin, bundan sonra mesleğine nasıl devam edebilir onu da bilmiyorum. Biraz ümitsiziz ama inşallah çözülür” şeklinde konuştu.

“CANIM YANIYOR, ONU ZOR ŞARTLARDA YETİŞTİRDİM”
Darbedilen doktorun babası Nevzat Yazıcı. “Ben darp edilen doktorun babasıyım. Ben, bu çocuklarımı kolay yetiştirmedim. Şehir terörüne ya da şehir eşkıyalarına bu olaylara maruz kalmasını istemiyorum. Bu çocukları ben ülkesine faydalı olsun, milletine hizmet versin diye yetiştirdim. Zor şartlarda yetiştirdim. Böyle bir olaya maruz kaldılar, çok üzücü. Biz bunları televizyonda görüyorduk. Bu şartlarda okuyan bu çocuklar, vatanına milletine hizmet verecek bu çocuklar, şehir eşkıyaları tarafından bu kadar az bir cezayla herkes bu darbı yapabilir. Demek ki onlarda bu cezayı caydırıcı görmüyor. Ben adalet istiyorum. Cumhurbaşkanıma sesleniyorum. Sağlık Bakanı’na sesleniyorum. Sadece adalet istiyorum. Bu çocuklar kolay yetişmiyor, onun için yasalarımızda gerekli düzenlemeyi yapmalarını rica ediyorum. Bir sağlık çalışanı, darba uğramış bir doktorun babası olarak canım yanıyor. Ben kaç gündür hastanede gece gündüz bekliyorum. Yoğun bakımda kaldı oğlum, biz burada süründük” diye konuştu.

“KARŞI TARAFIN VERDİĞİ BAZI İFADELER VAR, HEPSİ YALAN”
Sosyal medyada çıkan paylaşımlara değinen Yazıcı; “Sosyal medyada karşı tarafın verdiği bazı ifadeler var, hepsi yalan. Şimdi oğlum ifadesini verecek, şahitler var. ‘Saçımı tuttu’ gibi ifadeler veriyorlar. Bunlar çok ayıp, çirkin şeyler. Yanında kardeşleri vardı ve abisi tutup kafa attı. Adalet istiyorum ben adalet. Bu şehir eşkıyaları bu işi bu kadar kolay yapmasınlar. Caydırıcı önlem istiyorum” ifadelerini kullandı.
İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, 27 Ekim’de düzenlediği basın toplantısında, Şifa Hastanesi’nin altında “Hamas’ın komuta merkezi olduğunu” iddia ederek, hastanelerin “terör amaçlı kullanıldığında uluslararası hukuka göre korunma statüsünü kaybedeceği” tehdidinde bulunmuştu.
Bunun ardından İsrail güçleri hastaneyi bombalamış, daha sonra da işgal etmişti. Hagari, bu iddialarını “somut kanıtlarla” desteklediğini öne sürmüştü.
Washington Post’un haberinde, İsrail’in aksine bu iddiaların geçerli kanıtlara dayanmadığı vurgulanarak, şu ifadelere yer verildi:
İSRAİL’İN KANITLARI YETERSİZ KALIYOR
“Washington Post’un açık kaynaklı görseller, uydu görüntüleri ve ordunun kamuoyuna açıkladığı tüm materyaller üzerinde yaptığı analize göre, İsrail hükümetinin sunduğu kanıtlar Hamas’ın hastaneyi bir komuta ve kontrol merkezi olarak kullandığını göstermekte yetersiz kalıyor.”
“İsrail ordu birlikleri tarafından keşfedilen tünel ağına bağlı odalarda Hamas’ın askeri kullanımına ilişkin herhangi bir kanıt görülmedi.” ifadeleri kullanılan haber, şöyle devam etti:
“Hagari’nin tespit ettiği 5 hastane binasından hiçbirinin tünel ağına bağlı olmadığı görüldü. Tünellere hastane koğuşlarının içinden erişilebileceğine dair hiçbir kanıt bulunmuyor.”
Gazete, delilleri titizlikle inceledikten sonra Şifa Hastanesi’nde bir komuta ve kontrol merkezi olduğu yönündeki iddiaların yetersiz kaldığını dolayısıyla uluslararası insancıl hukuka göre öncelikli korunması gereken hastaneye yönelik askeri saldırılar hakkında hukuki ve insani açıdan kritik soruların ortaya çıktığını belirtti.
Bu doğrultuda kanıtların yetersizliğini göz önüne alan uluslararası hukuk ve insan hakları uzmanlarının, İsrail’in hastaneye saldırıları ve kuşatması ve daha sonra da baskınlarının neden olduğu sivil zayiatın değerlendirilen tehditle orantılı olup olmadığı sorularını gündeme getirdiği vurgulandı.
ABD’DE KANITLARI PAYLAŞAMADI
İsrail güçlerinin hastaneyi işgal etmesinden saatler önce ABD yönetiminden, İsrail’in iddialarını doğrulayan istihbarata sahip olduklarına dair açıklamalar geldiğini hatırlatan Washington Post, buna karşılık bu değerlendirmelerin dayandığı istihbaratın paylaşılmadığına dikkati çekti.
İSRAİL’İN İDDİALARI
Önceki yıllarda da Gazze’de hastane, okul, medya ve Birleşmiş Milletlere bağlı ofisleri hedef alan İsrail, 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye saldırıları sırasında da Gazze Şeridi’nin en büyük sağlık merkezlerinden Şifa Hastanesi dahil sivillerin sığındığı her noktayı hedef aldı.
İsrail ordusu, “Hamas’ın ana karargahı olduğu için uluslararası korunma statüsünün kalmadığını” savunarak Şifa Hastanesi yerleşkesini defalarca bombalamış ve işgal etmiş, yüzlerce can kaybına neden olmuştu.
İsrail’in hastaneye saldırıları Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri tarafından da savaş suçu olarak nitelendirilmişti.
Ordunun, “Hamas’ın ana askeri karargahı” olduğunu iddia ettiği Şifa Hastanesi’yle ilgili 22 Kasım’da yayımladığı görüntüler ve Ordu Sözcüsü Daniel Hagari’nin anlatımları tartışma konusu olmuştu.
Hagari’nin anlatımlarındaki çelişkiler, görüntülerin eksik verilmesi, silah veya askeri ekipmanın bulunmaması ve daha önce hiç kullanılmadığı izlenimi veren sığınaklar nedeniyle İsrail’in yeni tünel iddiaları, eski Başbakan Ehud Barak’ın “Şifa Hastanesi’nin altında sığınaklar inşa ettik” itirafıyla ilişkilendirilmişti.
İsrail güçleri, hastaneyi işgal etmesine rağmen hala hastanenin altındaki yapının “askeri amaçlı” kullanıldığına dair geçerli kanıt sunamadı.
Anadolu Ajansı (AA) da açık kaynaklı görseller ve İsrail ordusunun iddialarına dayanak amacıyla paylaştığı görüntüler ve çizimleri inceleyerek 3 Kasım ve 23 Kasım’da abonelerine sunduğu haberlerinde, ordunun hastaneyle ilgili iddialarının geçerli kanıtlara dayanmadığını yazmıştı.