Yıldız’ın köşe yazısı şu şekilde:
15 Temmuz’da, ülkemizin uçurumun kenarından çekip alınması bir kahramanlık hikayesidir. Ve fakat, ülkece uçuruma doğru sürüklenirken hepimizin kişisel hikâyeleri var, çoğumuzunki dram.
Size kendi yaşadıklarımın özetini anlatacağım. Uzun ama yine de eksik bir yazıya hazır mısınız?
Deneyimli bir gazeteci dostum bana, “Kassandra” lakabını taktı, birkaç köşe yazısında da nedenini anlattı. Kassandra, olacakları önceden bilen ama buna kimseyi inandıramamakla cezalandırılmış mitolojik karakterdi.
Halbuki üstün bir yeteneğim yok. İki şeyim var; birbirleriyle ilgisiz gibi görünen parçaları birleştirerek puzzle yapmak ve birleştirmek için akademik bilgiyi kullanmak.
Bu bir alışkanlık. Size ilgisiz gelen parça, bana bir şey anlatır.

Anlatmaya başlayayım.
Nisan 2007’de, Sabah gazetesinde çok okunan bir köşem vardı. Fatih Altaylı’nın iki sütun 10 cm olarak başlattığı yazılarım, gördüğü ilgiden neredeyse tam sayfaya yaklaşmıştı.
TMSF Sabah’a el koyunca, Fatih Altaylı yayın yönetmenliğinden istifa etti, yerine gelen ve şimdi kaçak olan Ergun Babahan’ın ilk işi, yazılarıma son vermek oldu.
Odamı topladığımı gören Yavuz Donat, “Olmaz öyle şey, sen çok okunuyorsun” isyanıyla Babahan’ı aradı. “Benim değil, TMSF’nin gazeteye atadığı yeni yönetim kurulunun kararı” cevabını aldı.
Suçu attığı yönetim kurulunun başkanı Mehmet Akif Yaşın o sırada beni aradı, “Böyle bir karar söz konusu değil, Babahan yalan söylüyor, lütfen gazetede yazmaya devam edin” dedi, Fatih Altaylı şahit.
Bana göre yayın yönetmenin istemediği yerde, köşe yazarı çalışamazdı, kendisine teşekkür ettim ve Sabah defterini kapattım.
Aynı günlerde Taraf gazetesi yayına başlamıştı. Olabilirdi, her yeni gazete, işsiz gazeteci sayısının azalması demekti.
Ve fakat Taraf’a, basın tarihinde hep tuhaf rolleri olan Çetin Altan’ın, romancı oğlu Ahmet Altan yayın yönetmeni olmuştu. Ne alâkaydı?
Türkiye’de gazeteci yokmuş gibi, yazı işleri müdürü olarak Yasemin Çongar ABD’den getirilmişti. Garipti. İşkillenmeye yeterdi.
Sanki ülkede benden başka işkillenen yokmuş gibi (ki yokmuş), Habertürk’te bu konuya dikkat çekmiş, adrese teslim, “Hain Kadınlar” başlığıyla şu yazıyı yazmıştım:
“Hep derim ya, ben kadınlardan korkarım. Hain erkekler ortada dururlarken öylece, hain kadınlar küçücük bedenlerinin içine gizleyebilirler hainliklerini. O küçücük cüsseden beklemezsiniz o büyüklükte kötülükleri.

Zaten en büyük avantajları da mini minnacık oluşlarıdır. O yüzden bakın tarihe, büyük toplumların, büyük adamların sonunu getiren hain kadınlardır çoğu zaman…
Küçücük hain kadınlar… Hırslı kadınlar… Ruhları çürük kadınlar… Korkmalı onlardan.
Sızıverirler incecik yapılarıyla içinize. Sizi satarlar, ülkelerini satarlar…
Bilmem anlatabildim mi sevgili okur?”
Yazının tarihi 16 Ekim 2008! Ülkem henüz FETÖ konusunda uykudayken. O yazıyla, medyada saldırılar başladı, “İlker Başbuğ’un danışmanı Nuran Yıldız, Yasemin Çongar’ı vatanı satmakla suçladı” haberleri yayıldı.
Başbuğ’u tanıyordum, arada sohbet ederdik ama danışmanı değildim. TSK danışmanlığımı istemiş, ancak nedense olmamıştı.
O yazımdan bir süre sonra, en çok okunan yazarlarından biri olduğum halde, Habertürk’teki yazılarıma son verildi.
O sıralar, Türk ordusunun iletişimini Pentagon’la kıyaslamalı analiz ettiğim, bu konudaki ilk akademik çalışma olan “Tanklar ve Sözcükler” kitabımla ilgili Vatan gazetesine röportaj vermiştim. Röportajı yapan bir arkadaşımdı, artık değil.
Arkadaşım da olsalar gazetecilere güvenmediğimden, röportajı baskıdan önce görmek istedim. Gördüm de.
Ertesi gün röportaj “TSK’nın danışmanı Nuran Yıldız” alt başlığıyla çıktı. Gece bana gönderilen halinde bu ifade yoktu.
Muhabir arkadaş “Bunu ben eklemedim” dedi. Yayın yönetmeni Tayfun Devecioğlu’nu aradım, “Hocam yazı Ankara’dan öyle geldi. İstanbul’da bunu ekleyecek kapasitede biri yok” dedi.
TSK düşmanlarına hedef gösterilmiştim. İtibarsızlaştırma saldırıları arttı.
Kim ekledi ya da ekletti, o kısım halâ karanlık.
Sene 2010. Entelektüel bir tartışma ortamı olarak ilgi gören Radikal gazetesinde, “yetmez ama evet”çi İsmet Berkan’ın yerine (şimdi kaçak, Londra’da) Eyüp Can’ın yayın yönetmeni olmasıyla tuhaf değişiklikler olmaya, köşe yazıları, haberler Türkiye karşıtlığı kokmaya başlamıştı.
Tüm vatanseverler gibi, benim hakkımda da yalan haberler yapıyorlar, Eyüp Can’ı arayıp söylesem bile değişen bir şey olmuyordu.
Aynı günlerde Oda Tv’de, ülkedeki tuhaflıkların altını çizen, dolayısıyla birilerini rahatsız eden yazılar yazıyordum.
Yine bu dönemde, ne hikmetse, Eyüp Can’ın eşi Elif Şafak durmadan “çok satanlar” listesine giriyordu.
Ne tesadüfse artık aynı günlerde ülkemde, Türk askerini beceriksiz gösteren “Kurtlar Vadisi” büyük ilgi görüyordu!
Bitmedi. “Tanklar ve Sözcükler” kitabımdaki cümleleri bağlamından kopararak, olmayan cümleleri varmış gibi göstererek Aktüel dergisinde kitabı ve beni karalayan analiz yazdılar. Yazanlar kaçak şimdi.

Önce tutuklanıp sonra serbest bırakılan Nazlı Ilıcak, o uyduruk analizlerin ekranlardaki sözcüsü oldu. “Bu kadın var ya bu kadın” diyerek bana iftiralar atıyordu.
Aradım, “O analiz doğru değil, siz kitabı okudunuz mu” dedim ama o, bildiğini yapmaya devam etti.
15 Temmuz’a giden süreçte büyük suç ve günahları olan Ilıcak, şimdi serbest.
Ergenekon, Balyoz kumpasları sürerken. Şimdilerde milyonluk takipçisi olan, o günlerde ise Gülen’in dizinin dibinden ayrılmayan eski bir İLEF’li televizyoncu, Radikal’de “İlker Başbuğ ve Nuran Yıldız” tutuklanacak yazdı.
Hatırlayacaksınız, tutuklanacak kişilerin ismi FETÖ’cü gazeteciler aracılığıyla önce medyaya servis ediliyor, ardından tutuklamalar geliyordu.
Doğan Şentürk gibi güya arkadaşım olan gazeteciler, yönettikleri televizyonlarda tutuklanacağımı, ana haberlere taşıdılar. Sonra hiç sıkılmadan “haberim olmadı” dedi FOX’u yöneten Şentürk, söylediği doğru değildi. (FETÖ’nün palazlanma sürecinde masum medya neredeyse yoktur.)
Haberi izleyen konu komşu hasta annemi aradı, “Nuran tutuklanmış öyle mi” dediler. Parkinson olan annemin hastalığı, bir haftada bir yıllık ilerledi.
Nereye gittiysem oradan, anneme telefonda sesleri dinlettim, kuşlar, trafik vs. tutuklanmadığımı kanıtlamak için uğraştım.
İçinde kitap, pijama, çarşaf, havlu, ağrı kesiciyle çantam hazır, her sabah saat 5’te, tutuklamaya gelecek polis araçları bekledik pencerede.
Evimde hep birileri kaldı, polisler bulacakları delilleri yanlarında getirdikleri için, o sırada yalnız olmamam lazımdı.
“Neden tutuklanacağımı hiç bilmiyorum, ben yanlış bir çizgi bile çizmem” dedim, avukatım Şahin Mengü’ye.
“Seninle ilgisi yok zaten” dedi, “Başbuğ’u tutuklayacaklar, yolu döşüyorlar.”
O zor süreçte, hiç ama hiç kimse arayıp sormadı. Ne tanıdığım siyasetçiler, ne dost bildiğim insanlar. Derim o zaman kalınlaştı.

Eyvallahsızlığım o günlerin mirası.
FETÖ’nün hedefindeki Org. Başbuğ, basın toplantısı düzenleyerek boş bir lav silahı gösterdi. Herkesle birlikte “ne gereği var” şaşkınlığıyla izlediğim basın toplantısını, benim organize ettiğimi yaydılar.
Çok sonra öğrendik ki o toplantının fikrini veren, şu an halâ birçok devlet kurumuna danışmanlık yapan eskimiş bir iletişim danışmanı idi.
Şimdilerde. Habertürk başta olmak üzere televizyonların vazgeçilmezi, adı lazım değil bir gazeteci bozuntusu, o günlerde FETÖ’nün sağlam neferiydi, hakkımda asılsız yazılar yazıyordu.
O yazılardan birine kızıp, dostum Erol Olçok’u aramıştım. Gece çalışıp gündüz geç kalktığı için, öğleye doğru uykulu bir sesle, “Tam 7 kez aramışsın. Bu senin tarzın değil, ne oldu, üçüncü dünya savaşı mı çıktı?” demişti.
Konuyu anlatınca “Boş versene, adam hasta” demişti. Adam hasta ama halâ ekranlarda yorum yapıyor!
O günlerde, FETÖ’nin kullanışlı neferi karı koca da (boşandılar mı ne) ekranlardan, vatansever herkese saldırıyorlardı. Şimdilerde sanki hiç suçları yokmuş gibi utanmadan, ekranlarda boy göstermeye devam ediyorlar.
Gerçekten de bu ülkede, ne yaparlarsa yapsınlar bazı tiplere hiçbir şey olmuyor.

Ülkenin uçurumun kıyısına doğru sürüklendiği o süreçte, durumun farkında olan, uyarıda bulunan herkes ağır faturalar ödedi, ödedik.
Ruhlarımız yaralandı, sevdiklerimizi kaybettik.
Sürecin günahı kolay kolay temizlenmez. Aldatıldığınızı söyleyerek uyarıda bulunanları düşmanlaştırmalarına, itibarsızlaştırmalarına göz yumulması günahı kat be kat katlıyor çünkü.
Ve. 15 Temmuz gecesi. Yazlıkta akşam yemeği yerken telefonum çaldı. Telefondaki iş adamı “Darbe oluyor” dedi, “dalga mı geçiyorsun” dedim. Sesindeki panik inanmama yeterdi, “sana Kassandra diyorlar, sence ne olur bu işin sonu” sorusuna verdiğim cevabı, çok sonra bana hatırlattı: “Bu devletin kendini koruma refleksine güvenmek zorundayız.”
Bir saat kadar sonra, işkence misali o telefon tekrar çaldı, açmasaydım iyiydi ama açtım, “Erol’u öldürdüler” dedi karşımdaki ses.
“Mümkün değil” dedim, “Erol Olçok ölmez.” O hayat dolu adam mümkün değildi, ölmezdi.
Ağladım. Ağladım. Dost kaybetmişler varsa, onlar beni anlayacaktır.
Geriye doğru bakınca, her şeyin Pentagon’un davetini reddetmemle başladığını görüyorum.
“Tanklar ve Sözcükler” basıldıktan sonra, 2007’de, beni Pentagon’a davet ettiklerinde, kitabımı İngilizceye çevirmeyi teklif ettiklerinde kabul etseydim, başıma bunların hiçbiri gelmeyecek, en çok okunan, en çok tanınan, paylaşılamayan kişi olacaktım.
O daveti reddetmek, o olanakları elimin tersiyle itmek, benim gibi bu vatana aşkla bağlı olanlar için bir onur meselesiydi.

15 Temmuz’u doğru anlamak gerek.
Bu vatana çıkarla değil, aşkla bağlı olanlara selam olsun.
Not: Yazıyı sonuna kadar okuduysanız ne mutlu bana. Ki daha çok eksik.
“HAVA ÇOK SOĞUK OLMASINA RAĞMEN ÜŞÜMÜYORDUK”
Deprem anını anlatırken gözyaşlarına hakim olamayan Kartal, “Deprem anında biz depremin olduğunu anlamadık. Çok büyük bir sallantı vardı. Sonrasında anladık deprem olduğunu. O gece eşim ve oğlum yan odadaydı. Ben ve iki çocuğum başka odadaydık. Oğlumun önce baba dediğini duydum. Eşimin Allah’u Ekber dediğini duydum. Ben deprem anında iki çocuğumu aldım. Kızım ve oğlumun üzerine kapandım. 3 saniyede binamız yıkıldı. Her yer çok karanlıktı. Dışarısı aydınlık bile olsa içerisi karanlıktı. Kızım yanımda ağlıyordu. Eşime ve oğluma seslendim. O an orada hiç ses yoktu zaten. Dışarıya seslendim. Bizi de kurtarın diye yardım istedim. Bizi yan binadan insanlar kurtardı. Çok dar bir yerden çıkardılar bizi. Ben sadece bizim bina yıkıldı zannediyordum. Fakat çıktığımda enkazları gördüm. Eşime ve oğluma çok seslendim. 5 gün boyunca umutla çıkmalarını bekledim. Aile binası olduğu tek tek hepsinin çıkmasını umut ettim. Hiç kimseden ses gelmiyordu. Hava çok soğuk olmasına rağmen üşümüyorduk. İçeride oğlum ve eşim vardı. Benim için önemli olan ailemizin kurtulmasıydı. Gücümüzün yetmediği imkânsızlık benim için o gündü. Hiçbir taşı kaldıramadım. O anı hatırlamak istemiyorum. Hatıraları unutamıyorum. Çok bekledim günlerce bir umut. Bir çare çıkarlar diye umut ettim. Fakat 5’inci günün sonunda oğlum ve eşimin cansız bedeni çıktı. Eşimi, oğlumu, ablamı, ablalarımın eşlerini, iki yeğenimi, kayınvalidemi ve kayınpederimi kaybettim” şeklinde konuştu.
“ANNELER GÜNÜ BENİM İÇİN BUNDAN SONRA HEP BURUK GEÇECEK”
Anneler gününün buruk geçtiğini belirten Kartal, “Anneler günü benim için bundan sonra hep buruk geçecek. Diğer evlatlarım yaşıyor ve anneyim ama oğlum artık uzak. Anneler günü benim için hüzünlü. Oğlum bana en son anneler gününde kırmızı bir gül alıp gelmişti. O anı hatırlamak istemiyorum. Ablam ve eniştem depremde vefat etti. İki yeğenim benimle yaşıyor. Onlar ablamdan bana bir armağan. Ablamı kaybettim ama geride iki evladı bana kaldı. Birbirimizden güç alıyoruz. Yaralarımızı beraber sarmaya çalışıyoruz. Acım çocuklardan destek alarak hafifliyor. Ben onlara bakmakla hükümlüyüm. Onlar için ayakta duruyorum. Benim için çok zor bir süreç. Bir annenin evlat kaybetmesi çok zor. Hiçbir anne evladını kaybetmesin. Çünkü hiç kimse acının en büyüğü evlat acısını yaşamasın” diye konuştu.

Bursa’da son seçimde 505 bin 650 kişinin sandığa gitmediğini hatırlatan Başkan Aktaş, “Ortada böyle bir enteresan bir rakam var. Bu da bir önceki seçime göre 210 binden fazla insan sandığa gelmemiş. Bana göre bu ciddi dipnotlardan bir tanesidir. Vatandaşlarımızın biraz seçimle alakalı, yani diğer kodları falan incelediğimizde, diğer rakamları incelediğimizde biraz böyle protest bir tavırla da hareket ettiklerini sandıkta gösteren bir şey olduğu söyleniyor” dedi.
‘HANGİ ÇAĞDA YAŞIYORUZ?’
Şehri yönetmeye talip olan insanların sorumluluk çerçevesinde konuşması gerektiğini anlatan Başkan Aktaş, “Ben anı yaşayan bir insanım. Benim görevim neyse ben o görevi en iyi şekilde yaparım. Benim artık Perşembe günü itibariyle Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevim yok. Dolayısıyla ben kendi işime, kendi konuma adapte olacağım. Ama sorumluluk makamında bulunan insanların her konuştuğunu büyük bir sorumlulukla konuşması lazım. Belediye binasından tırlarla dosya çıkarılmasından bahsediliyor. Hangi çağda yaşıyoruz? Kan dondurucu ve dehşet verici bir olay. Böyle bir şey olamaz. Hatta arkadaşlara ‘binadaki nöbetçi arkadaşalar sorun’ dedim. Kamera kayıtlarının incelenmesini istedim. Böyle bir olay da yok. Ben bu tür usulleri bilmem. Bu yaklaşım hiç hoş olmadı” diye konuştu.

‘MAAŞLARI DÜN İTİBARİYLE YOLLANDI’
Son dönemde Büyükşehir Belediyesi’ndeki maaş mevzuunun da konuşulduğunu söyleyen Başkan Aktaş, “Buradan tekrar ilan ediyorum. Bütün şirketlerin maaşları dün itibariyle yollandı zaten. Bizim güncel rakamla 12 bin 980 çalışanımız var. Maaşlar zaten normalde her ayın 7-8’i gibi yatırılıyor. Onların maaşlarının yatırılması için kararnameye de gerek yok. BUSKİ zaten kendi bünyesinde veriyor. Bünyemizde ayrıca 2 bin kusur civarında da memur çalışıyor. Memurların maaşı ise her ayın 15’inde yatıyor. Erken yatırılması için bir kararname çıkması gerekiyor. Kararın çıkarılacağına da inanıyorum. Ona rağmen bunun da parası hazır” dedi.

‘BİZ DE AĞABEYLİK YAPTIK’
Kendisinin hala görev başındaki bir belediye başkanı olduğunu anlatan Başkan Aktaş, “Bu nasıl bir saygısızlıktır. Mustafa Bey, Genel Sekreterimi arayıp talimatlar veriyor. Seçildiniz evet ama henüz mazbatayı alarak göreve gelmediniz ki? Gerçekten çok üzüldüm. 20 sene belediye başkanlığı yapmış sorumluluk sahibi insanın bunun söylemesi doğru olmadı. Genel Sekreterim de kendisine de çok güzel şekilde izah etti. Şimdiye kadar hiç Büyükşehir Belediyesi’nde maaşların yatırılmadığını duydunuz mu? Mustafa Bey dün telefonda diyor ki, ‘Sayın Genel Sekreter, kimseye herhangi bir ödeme yapmayın. Kulağımıza bazı duyumlar geliyor’ diyor. Dijital çağda yaşıyoruz Allah aşkına. Kendisine buradan çok rahat olmasını ifade etmek istiyorum. Belediyede yıllarca maaş konusunu hiç konuşulmadı. Sayesinde bu konuda konuşulmuş oldu. Algı oluşturularak ‘Mustafa ağabeyiniz geliyor’ diyorlar. Biz de ağabeylik yaptık. Despotluk falan yapmadık kimseye. Kimsenin maaşı kalmadı. ‘Alın teri kurumadan işçinin hakkını verin’ zihniyetinde insanlarız. Gerçekten çok üzüldüğümü dipnot olarak söylemek istiyorum” dedi.

‘SIRTIMDA HİÇBİR KAMBURUM YOK’
Her yöneticinin şehrini gülümsetmek isteyeceğini belirten Başkan Aktaş, “Belediye başkanı şehreminidir. Şehrin emirliğini yapacak kişi de böyle tezviratlarla, algılarla vatandaşı yönlendirmemeli. Mevcut veya görevi bırakacak belediye başkanını zan altında bırakacak söylemlerle tavır takınmamalı. Büyük bir suhuletle olaylara yaklaşması lazım. Çok zor bir 5 yıla rağmen birçok olaylar başarıldı. Geldiğimiz noktada durum ortada. Nihayetinde Mustafa Bey de bazı vaatlerde bulundu. Bu vaatleri gerçekleştirmek adına muhakkak güvendiği yerler vardır. Hesabını kitabını yapacaktır. Az çok bütçeyi, imkânları tahmin ediyordur. Bu vaatleri ortaya koydu. Gerçekleştirmek adına mazeret üretmeden şehrin katmanlarıyla birlikte hareket edecektir. Bursalı hemşehrilerimiz şunu bilsinler. Sırtımda hiçbir kamburum yok. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı olarak gördük biz bunu. Benim alnım ak, gönlüm rahat. İz bırakan işler yaptık. 2 gündür de çok az uyumama rağmen çok güzel uyku uyuyorum. Artık bunlar benim sorumluluğumdaki işler değil. Dolayısıyla bu manada ben sorumluluk sahibi insanların sorumluluk sahibi gibi hareket etmesini özellikle istirham ediyorum” dedi.

‘BU ŞEHİRDE YAŞIYORUM’
CHP Genel Başkanının Bursa geldiğinde ‘Bizim bir tane mega projemiz var. Alinur Aktaş’ı değiştirmek’ dediğini hatırlatan Başkan Aktaş, “Evet, Perşembe sabahından itibaren Alinur Aktaş belediye başkanı değil. Mustafa Bey yeni dönemde görevi devralacak hayırlısıyla. Ben bu şehirde yaşayan bir vatandaş olarak kendisine başarılar diliyorum. Seçmen sadece Bursa’da değil Türkiye’de de aynı sesi çıkardı. Aynı ifadeyi kullandı. Rahmetli Demirel’in ‘tencere ve ceple oynanırsa netice sıkıntı olur’ gibi böyle belirli söylemleri var. 20 milyondan 13 milyona düşen oydan, bir önceki seçimlerdeki oyun varlığından görürsünüz. Sandığa gitmeme oranının anormal derecede arttığını görüyorsunuz. Bu aslında birçok şeyin de rengini gösteriyor. Çevremden biliyorum. ‘Gidersem dayanamam ampule basarım çünkü. Gitmeyeceğim’ dedi. Gitmeyerek protesto etti. O kadar çok kişiden bu muhabbeti dinledim ki. Bunların hiçbirini mazeret olarak söylemiyorum. Nihayetinde bir seçimi kaybettik. Kazananlara hayırlı olsun. Kazanan Bursa olsun. İnşallah bu süreçte Bursa’ya güzel işler yapılsın. Bende kendi arabamla bu şehrin sokaklarında dolaşacağım. Bu şehirde yaşıyorum. Bu şehirde hizmet alan bir vatandaşım. 15 günden sonra benim mekânım işyerim olacak. İleriye dönük herhangi bir beklenti içerisinde değilim. 20 yoğun yılın ardından biraz daha dinlenmeye ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Daha önceden aldığım kararla perşembe günü umreye gideceğim” dedi.

‘HİÇBİRİ ZARAR ETMİYOR’
Belediyenin mevcut mali durumunu anlatan Aktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onlarca yeni tesis açılmasına rağmen personel sayımız artmadığı gibi azaldı. 2017 yılında ben göreve geldiğimde 3,2 milyar olan borç toplamı, yani bütçenin 1,34’ü kadar borç varken güncel 7,1 milyar borcumuz var. Bütçenin de 0,35’i kadar borcumuz var. 1,4 milyar vergi borcu, 9 milyon bütçe emaneti, yani müteahhitlere olan borçlar. 1,9 milyar iç borç, anapara ve faiz. 85 milyon avro, 2,9 milyar lira da dış borç. Yani 3 milyar civarında eski kalan avro borçları, avro 34,52 arkadaşlar. Göreve geldiğimde 4,69’du, bunu da ifade etmiş olayım. Ben biliyorsunuz iç borç yaptım, yani dışarıdan yurt dışı kredisi Büyükşehir’e rağmen kullanmadım. Burfaş, Binted, Kültür AŞ, Burkent, Besaş, Jeotermal AŞ, Tarım AŞ iştiraklerimizde hiçbir sıkıntımız. Hiçbiri zarar etmiyor. Sadece BURULAŞ ile alakalı zararımız var. Onun sebebi de, 115 liralık öğrenci kartını 200 lira yaptık. 2 katı bile değil. Ancak, asgari ücret 12 katı, akaryakıt 10 katı, elektrik 8 katı arttı. Ucuz ulaşım politikası yüzünden böyle olduğunu daha önce de ifade etmiştim. Zararın sebebi bu. Bunu belediye ayağından fonluyoruz” dedi.
Hazırlanan sunumla görev süresi boyunca hayata geçirilen projeleri katılımcılarla paylaşan Aktaş, kentsel dönüşüm, ağaçlandırma, sahil çalışmaları, katı atık işleme ve aktarma tesisleri, yenilenebilir enerji, kültür tesisleri ve restorasyon gibi projelerinden bahsetti. Bursa’da ulaşım anlamında büyük yol kat edildiğini belirten Aktaş, kentin trafik sorununda dünya ve Türkiye sıralamasında gerilediğini dile getirdi.
]]>Dört saat süren toplantıda pazar günü yapılan yerel seçim masaya yatırıldı.
Kritik toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerel seçimin sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak kurmaylarına uyarılarda bulunduğu da bildirildi.
“ÖNCE KENDİMİZİ HESABA ÇEKECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Açık söylüyorum, şahsım dâhil bu masanın etrafında oturan hiçbir arkadaşım, 31 Mart seçim sonuçlarının sorumluluğundan kaçamaz. Başkalarını hesaba çekmeden önce kendimizi hesaba çekeceğiz. İğneyi kendinize çuvaldızı başkasına batırmanızı istiyorum” dediği öğrenildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2024 seçimlerinin katılım oranının, 2019 seçimlerine kıyasla 6 puan geriye gittiğin, bu 6 puanlık düşüşün ezici çoğunluğunu AK Parti seçmeninin oluşturduğunu söyledi.
31 Mart’ta yapılan seçimlerde AK Parti’ye gönül verenlerin sandığına gitmemesinde hem teşkilattan hem genel merkezden hem de adaylardan kaynaklandığının vurgusunu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, aday belirleme süreci de dâhil bunların üzerinde uzun uzun durulması gerektiğini, bu konuda gereken her türlü adımın atılacağının altını çizdi.
“MİLLETİN SANDIĞA KÜSMESİNE NEDEN OLAN FAKTÖRLER”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin sandığa küsmesine neden olan diğer faktörleri ise; hayat pahalılığı, Kovid-19 salgınıyla başlayan, Rusya-Ukrayna savaşıyla daha da derinleşen enflasyon baskısı olarak sıraladı.
Erdoğan, kurmaylarına verdiği mesajda, emeklilerin yüksek enflasyon sebebiyle en fazla refah kaybına uğrayan toplum kesimi olduğunu belirterek, “Emeklilerimizin serzenişlerini il ziyaretlerimizde zaten görüyorduk. Gerek tek seferlik 5 bin lira ödenmesi, gerek yüzde 50’yi bulan maaş zamları, gerekse diğer adımlarla, bütçe disiplinini bozmadan, üzerimizdeki bu baskıyı hafifletmeye çalıştık; ama muvaffak olmadık.” tespitinde bulundu.
KİBİR HASTALIĞI VURGUSU
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gazze krizi gibi elimizden gelen her şeyi yaptığımız ve bedel ödediğimiz bir meselede dahi siyasi saldırıları savuşturmayı, kimi çevreleri ikna etmeyi maalesef başaramadık. Bunlarla ilgili değerlendirmelerimizi de artısı-eksisiyle mutlaka yapacağız.” dedi.
Toplantıda “kibir hastalığı”na da dikkati çeken Erdoğan, “Buradan başlayarak; il, ilçe, belde teşkilatlarına, belediye başkanlarımıza, milletvekillerimize, hatta bürokrasiye uzanan bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Oysa milletin sinesinden doğmuş bir siyasi partinin en büyük düşmanı vatandaşla arasına duvarlar örmesidir. Hangi konumda olursa olsun bu partide hiç kimsenin ‘layüsel’ olmadığını milletimize göstereceğiz. Elbette bu özeleştiri sürecinde hem ittifak olarak girip kaybettiğimiz, hem de Amasya, Kütahya, Kırıkkale gibi iki parti ayrı ayrı girerek özellikle CHP’ye kazandırdığımız il ve ilçelerin durumunu da masaya yatıracağız.” vurgusu yaptı.
“Kurulduktan yalnızca 15 ay sonra bizi iktidara layık gören, henüz 10 ay önceki seçimlerde partimizi açık ara birinci yapan, şimdiye kadar girdiğimiz tüm seçimlerde daima yanımızda duran, velhasıl son 22 yılda tam 17 kez sandıkları bizim için patlatan milletimizin, 31 Mart’ta bizi CHP’nin arkasına niçin ittiğini çok iyi analiz etmeliyiz.” değerlendirmesinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ortada sadece bir oy kaybı değil, kan ve ruh kaybı olduğunu da söyledi.

“HATAYI MİLLETTE ARAMAYACAĞIZ”
AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun suçunu millete atmanın ancak acizlerin ve gafillerin yöntemi olabileceğine vurgu yaparak, “Hatayı, kusuru, yanlışı millette aramak, bizim geleneğimizde asla yoktur. Biz siyasi hayatımızın hiçbir döneminde böyle bir yola başvurmadık, şimdi de başvurmayacağız. Açık söylüyorum, şahsım dâhil bu masanın etrafında oturan hiçbir arkadaşım, 31 Mart seçim sonuçlarının sorumluluğundan kaçamaz. Başkalarını hesaba çekmeden önce kendimizi hesaba çekeceğiz. İğneyi kendinize çuvaldızı başkasına batırmanızı istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Şehirlerde yaşadıkları oy kaybının tek bir nedene ve başlığa indirgemenin “kolaycılık” olacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hatay’ı bir başarı örneği olarak kurmaylarına gösterdi.
“Nerede bir eksik, hata, kasıt veya ihanet varsa, üzerine gitmek boynumuzun borcudur. Diğer türlü, Allah korusun, daha büyük felaketlerin, daha sarsıcı kayıpların yaşanmasına mani olamayız.” açıklamasında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin verdiği mesajın gayet net olduğunu dile getirdi.
“YA TOPARLARIZ YA DA BUZ MİSALİ ERİRİZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan son olarak, “Ya hatalarımızı görerek kendimizi toparlarız ya da güneşi gören buz misali erimeye devam ederiz. Ya başından sonuna kadar işimizi dört dörtlük yaparız ya da çok daha ağır bedeller ödemekten kurtulamayız. Ya milletimizle olan gönül köprülerimizi yeniden güçlendiririz ya da eleştirdiğimiz partilere benzemekten kendimizi alıkoyamayız. Kim olursa olsun hiç kimsenin 22 yıllık birikimi, 22 senelik zorlu bir mücadeleyi heba ve heder etmesine izin veremeyiz, buna müsaade etmeyeceğiz.” mesajıyla konuşmasını sonlandırdı.
]]>
Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından önemli başlıkları;
Buradan sizlerin vasıtasıyla tüm Giresun’a, her bir Giresunlu kardeşime selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Maşallah bugün Giresun her zamanki gibi yine çok güzel. Her birinize aşkınız ve muhabbetiniz için teşekkür ediyorum. Sözlerimin hemen başında Giresun’a olan şükran borcumuzu ödemek istiyorum.
GİRESUN’A ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM
Giresun, şimdiye kadar girdiğimiz seçimlerde bizi hiç yalnız bırakmadı. Her zaman Türkiye ortalamasının çok üzerinde oy oranlarıyla Giresunlu kardeşlerimiz bize sahip çıktı. 14-28 Mayıs seçimlerinde de Giresun yine kendisine yakışanı yaptı. İlk turda yüzde 61 oy oranıyla, ikinci turda yüzde 65’e yaklaşan bir oranla bize destek veren Giresun’a şükranlarımı sunuyorum. Allah hepinizden razı olsun.

AVRUPA ÜLKELERİNDE LAMBALAR SÖKÜLDÜ, KOMBİLER KAPATILDI
Ülkemizin içinde yer aldığı coğrafya gerçekten sancılı günlerden geçiyor. Karadeniz’in hemen öte yakasında iki komşumuz arasındaki savaş 2’nci yılını doldurmak üzere. Rusya-Ukrayna savaşında şimdiye kadar on binlerce insan öldü, on binlercesi yaralandı, yüz binlerce insan göç etmek zorunda kaldı. Küresel ekonomi, enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı artış sebebiyle çok ciddi sıkıntıyla karşılaştı. Sizler de o günleri çok iyi hatırlıyorsunuz. Doğalgaz fiyatlarının zirveye ulaştığı dönemlerde öyle günler gördük ki kimi Avrupa ülkelerinde lambalar söküldü, kombiler kapatıldı, devlet daireleri çalışanlarına battaniye dağıttı. Ama benim ülkemde doğal gaz aynı şekilde devam etti.
HİÇBİR VATANDAŞIMIZI ÇARESİZ BİRAKMADIK
Şu anda Karadeniz doğalgazı devam ediyor. Hani olmayacaktı? Bak bizde oluyor. Gabar’dan petrol çıkıyor. Gıda krizinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde ciddi sıkıntılar, açlıklar, yokluklar yaşandı. Muhalefet tarafından sürekli bize örnek gösterilen ülkelerin esasında kağıttan birer kaplan olduğu böylece anlaşılmış oldu. Türkiye en zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri. Salgın döneminde üretimden, istihdamdan taviz vermedik. Destek ve hibe programlarımızla toplumumuzun yanında yer aldık. Güçlü ve modern altyapımız sayesinde hiçbir vatandaşımızı çaresiz bırakmadık.

BİZİ SAVAŞA SÜRÜKLEMEK İÇİN ÇOK UĞRAŞTILAR
Ukrayna-Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Hatırlarsanız o dönem CHP ve ortakları bizi savaşa sürüklemek için çok uğraştı, çok çaba harcadı. Eksen kayması diye bir şey uydurarak Türkiye’yi birilerinin yanında savaşa dahil etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 Mayıs seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığına asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere batılıların gözünden değil, milletimizin zaviyesinden baktık. Türkiye’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa, milletimiz için en iyisi, en doğrusu neyse onu yapmanın gayretinde olduk.
KARADENİZ’İN HUZURU HİÇ BOZULMADI
Zaman bizi haklı, muhalefeti yine haksız çıkardı. Bugün elimizi vicdanımıza koyup şöyle bir muhasebe yaptığımızda ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara, tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı.
Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun’la birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek ekonomik ve güvenlik açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazına geldik ne de batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık. Çok iyi planladık ve kararlılıkla hayata geçirdik. Böylece Türkiye’yi çok tehlikeli bir süreçten tek bir vatandaşımızın kılına dahi zarar gelmeden çıkarmayı başardık.
Bugün de attığımız her adımı Türkiye eksenli atıyor, milletimizin ve devletimizin menfaatlerini düşünüyoruz. Karadeniz’den Ortadoğu’ya, bölgemiz bir yangın yerine dönmüşken yeni düşmanlıklar, yeni gerilimler olmasın diye çaba harcıyoruz. Çok açık ve net ifade etmek isterim. Bizim dış politikada tek bir amacımız vardır. O da dostlarımızın sayısını mümkün olduğunca çoğaltmaktır. Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda barışın da yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle iş birliğimizi geliştirmekten başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıklarına takılıp kalmak yerine iş birliği alanlarına odaklanmak zorundayız. Şu hakikatin hepimiz farkındayız. Vahdet olmadan rahmet olmaz.
BAE VE MISIR ZİYARETLERİ
Bilhassa Gazze’deki akan kanı durdurmak, İsrail’in katliamlarının önüne geçmek istiyorsak kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanlarıyla ticaret ve yatırımların yanı sıra Filistin meselesini de görüştük. Her iki ülkeyle de iş birliğimizi güçlendirmeye karar verdik. Biliyorsunuz 7 Ekim’den beri Gazze’deki kardeşlerimize insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içinde hareket ettik. Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Önümüz Ramazan, İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini bombalarla kıramayan İsrail, açlıkla Gazze’yi teslim olmaya zorluyor. Amacımız bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasıdır. Ramazan’da Gazze’ye daha fazla el uzatmamız, daha fazla yardım etmemiz bizim kardeşlik görevimizdir. İnşallah bu yardımların sevkinde de Mısır’la işbirliği içinde olacağız. Ayrıca Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı da Mısırla beraber hareket edeceğiz.
Tabii bizim bu hassasiyetlerimizi CHP ve şürekası anlamıyor. Üzülerek söylemek isterim ki onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne de Filistin’deki işgal ve yıkım var. CHP yönetimi ne Balkanlarda ne Kafkasya’yla ne Afrika’yla ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmiyor. Bunların nelerle meşgul olduklarını sizler de görüyorsunuz.

VARSIN CHP VE ŞÜKERASI ANLAMASIN
CHP’nin acemi genel başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi, kupon belediyeleri kimin adamının yöneteceği meselesidir. Bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa, üçüncü cihan harbi çıksa bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler, varsın CHP ve şürekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor. Bundan dolayı biz dış politikada adımlarımızı atarken daha önlerini dahi görmekten aciz muhalefete değil, size bakıyoruz, milletimize bakıyoruz. Milletimiz ne derse onu yapıyor, devletimizi neyi gerektiriyorsa devletimizle onu yapıyoruz.
]]>Buradan sizlerin vasıtasıyla tüm Giresun’a, her bir Giresunlu kardeşime selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Maşallah bugün Giresun her zamanki gibi yine çok güzel. Her birinize aşkınız ve muhabbetiniz için teşekkür ediyorum. Sözlerimin hemen başında Giresun’a olan şükran borcumuzu ödemek istiyorum.
GİRESUN’A ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM
Giresun, şimdiye kadar girdiğimiz seçimlerde bizi hiç yalnız bırakmadı. Her zaman Türkiye ortalamasının çok üzerinde oy oranlarıyla Giresunlu kardeşlerimiz bize sahip çıktı. 14-28 Mayıs seçimlerinde de Giresun yine kendisine yakışanı yaptı. İlk turda yüzde 61 oy oranıyla, ikinci turda yüzde 65’e yaklaşan bir oranla bize destek veren Giresun’a şükranlarımı sunuyorum. Allah hepinizden razı olsun.
AVRUPA ÜLKELERİNDE LAMBALAR SÖKÜLDÜ, KOMBİLER KAPATILDI
Ülkemizin içinde yer aldığı coğrafya gerçekten sancılı günlerden geçiyor. Karadeniz’in hemen öte yakasında iki komşumuz arasındaki savaş 2’nci yılını doldurmak üzere. Rusya-Ukrayna savaşında şimdiye kadar on binlerce insan öldü, on binlercesi yaralandı, yüz binlerce insan göç etmek zorunda kaldı. Küresel ekonomi, enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı artış sebebiyle çok ciddi sıkıntıyla karşılaştı. Sizler de o günleri çok iyi hatırlıyorsunuz. Doğalgaz fiyatlarının zirveye ulaştığı dönemlerde öyle günler gördük ki kimi Avrupa ülkelerinde lambalar söküldü, kombiler kapatıldı, devlet daireleri çalışanlarına battaniye dağıttı. Ama benim ülkemde doğal gaz aynı şekilde devam etti.
HİÇBİR VATANDAŞIMIZI ÇARESİZ BİRAKMADIK
Şu anda Karadeniz doğalgazı devam ediyor. Hani olmayacaktı? Bak bizde oluyor. Gabar’dan petrol çıkıyor. Gıda krizinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde ciddi sıkıntılar, açlıklar, yokluklar yaşandı. Muhalefet tarafından sürekli bize örnek gösterilen ülkelerin esasında kağıttan birer kaplan olduğu böylece anlaşılmış oldu. Türkiye en zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri. Salgın döneminde üretimden, istihdamdan taviz vermedik. Destek ve hibe programlarımızla toplumumuzun yanında yer aldık. Güçlü ve modern altyapımız sayesinde hiçbir vatandaşımızı çaresiz bırakmadık.
BİZİ SAVAŞA SÜRÜKLEMEK İÇİN ÇOK UĞRAŞTILAR
Ukrayna-Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Hatırlarsanız o dönem CHP ve ortakları bizi savaşa sürüklemek için çok uğraştı, çok çaba harcadı. Eksen kayması diye bir şey uydurarak Türkiye’yi birilerinin yanında savaşa dahil etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 Mayıs seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığına asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere batılıların gözünden değil, milletimizin zaviyesinden baktık. Türkiye’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa, milletimiz için en iyisi, en doğrusu neyse onu yapmanın gayretinde olduk.
KARADENİZ’İN HUZURU HİÇ BOZULMADI
Zaman bizi haklı, muhalefeti yine haksız çıkardı. Bugün elimizi vicdanımıza koyup şöyle bir muhasebe yaptığımızda ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara, tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı.
Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun’la birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek ekonomik ve güvenlik açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazına geldik ne de batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık. Çok iyi planladık ve kararlılıkla hayata geçirdik. Böylece Türkiye’yi çok tehlikeli bir süreçten tek bir vatandaşımızın kılına dahi zarar gelmeden çıkarmayı başardık.
Bugün de attığımız her adımı Türkiye eksenli atıyor, milletimizin ve devletimizin menfaatlerini düşünüyoruz. Karadeniz’den Ortadoğu’ya, bölgemiz bir yangın yerine dönmüşken yeni düşmanlıklar, yeni gerilimler olmasın diye çaba harcıyoruz. Çok açık ve net ifade etmek isterim. Bizim dış politikada tek bir amacımız vardır. O da dostlarımızın sayısını mümkün olduğunca çoğaltmaktır. Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda barışın da yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle iş birliğimizi geliştirmekten başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıklarına takılıp kalmak yerine iş birliği alanlarına odaklanmak zorundayız. Şu hakikatin hepimiz farkındayız. Vahdet olmadan rahmet olmaz.
BAE VE MISIR ZİYARETLERİ
Bilhassa Gazze’deki akan kanı durdurmak, İsrail’in katliamlarının önüne geçmek istiyorsak kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanlarıyla ticaret ve yatırımların yanı sıra Filistin meselesini de görüştük. Her iki ülkeyle de iş birliğimizi güçlendirmeye karar verdik. Biliyorsunuz 7 Ekim’den beri Gazze’deki kardeşlerimize insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içinde hareket ettik. Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Önümüz Ramazan, İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini bombalarla kıramayan İsrail, açlıkla Gazze’yi teslim olmaya zorluyor. Amacımız bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasıdır. Ramazan’da Gazze’ye daha fazla el uzatmamız, daha fazla yardım etmemiz bizim kardeşlik görevimizdir. İnşallah bu yardımların sevkinde de Mısır’la işbirliği içinde olacağız. Ayrıca Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı da Mısırla beraber hareket edeceğiz.
Tabii bizim bu hassasiyetlerimizi CHP ve şürekası anlamıyor. Üzülerek söylemek isterim ki onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne de Filistin’deki işgal ve yıkım var. CHP yönetimi ne Balkanlarda ne Kafkasya’yla ne Afrika’yla ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmiyor. Bunların nelerle meşgul olduklarını sizler de görüyorsunuz.
VARSIN CHP VE ŞÜKERASI ANLAMASIN
CHP’nin acemi genel başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi, kupon belediyeleri kimin adamının yöneteceği meselesidir. Bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa, üçüncü cihan harbi çıksa bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler, varsın CHP ve şürekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor. Bundan dolayı biz dış politikada adımlarımızı atarken daha önlerini dahi görmekten aciz muhalefete değil, size bakıyoruz, milletimize bakıyoruz. Milletimiz ne derse onu yapıyor, devletimizi neyi gerektiriyorsa devletimizle onu yapıyoruz.
]]>