Türk dünyası için ortak alfabenin; ortak istikbalin ve geleceğe adım atmanın nişanesi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu vesile ile özellikle ak sakallıların koordinasyonunda ortak dili geliştirmek amacı ile ortak alfabe çalışması eylül 2024’te tamamlandı. 34 harfli alfabede mutabık kalındı. Üyelerin bu alfabe ile gerekli dönüşümü tamamlaması gerek.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın açıklamalarından satırbaşları;
“Ortak bir gelecek inşasını hedef alan kuruluşumuzun 15. yıl dönümünü idrak ettik. Gaspıralı’nın hatıra parasını sizlere takdir etmenin bahtiyarlığını duyuyorum. Zirve’nin Türk dünyası için hayırlara vesile olmasın rabbimden niyaz ediyorum. Teşkilatımız istikrar ve refah iklimini güçlendiren, örnek alınan platform haline gelmiştir.
Türk dünyasını ilelebet payidar kılacak güçlü irade bu masadaki tüm dostlarımda mevcuttur. Teşkilatımızı çok daha ileri taşıyacağız. Güney Kafkasya’daki 30 yıllık çatışma ardından barışa giden yolun kapıları açılmıştır. Azerbaycan’ın tarihi kazanımları en yakın zamanda barış anlaşması ile masada da perçinlemesini ümit ediyoruz.
“BM KARAR DAHİ ALAMIYOR DAHA DOĞRUSU ALMAK İSTEMİYOR”
Gazze başta olmak üzere soykırımın durdurulması noktasında uluslararası toplum kötü bir sınav veriyor. BM güvenlik konseyi karar dahi alamıyor daha doğrusu alma istemiyor. Netanyahu’nun ırkçı zihniyeti Filistinlileri yerlerinden etmeye niyetleniyor. Lübnan’da bir senede ölenlerin sayısı 3 bine yaklaştı yerlerinden edinenlerin sayısı 1. milyona yaklaştı. Türkiye olarak bu katliamları kabul etmiyoruz. Kalıcı barışı tesis etmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.
“AFGANİSTAN HALKININ YANINDAYIZ”
Savaşın en başından beri her iki tarafın masada olduğu müzakere sürecini, adil barışı destekliyoruz. Türk devletleri olarak barışa destek vermemiz önemli. Coğrafyamızın istikrarını Afganistan’daki gelişmelerden ayrı görmüyoruz. Afgan halkının yanındayız. Geçici yönetimin de insan haklarını esas alması kendilerine yeni kapı açacaktır.
“34 HARFLİ ALFABEDE MUTABIK KALINDI”
Geçen sene hayata geçirdiğimiz Türk yatırım fonunun faaliyete alınarak projelerimize destek sağlayacağından eminim. Yenilenebilir enerji için iş birliğimizi yoğunlaştıralım. Türk akademisi ve Türk Dil Kurumu tarafından Eylül ayında Bakü’de düzenlenen ortak alfabe komisyonunda ortak Türk alfabesinde mutabakata varılması tarihi adım teşkil etmiştir. Ortak alfabe, ortak istikbalimizin ve geleceğe adım atmanın da nişanesidir. Bu vesile ile özellikle ak sakallıların koordinasyonunda ortak dili geliştirmek amacı ile ortak alfabe çalışması eylül 2024’te tamamlandı. 34 harfli alfabede mutabık kalındı. Üyelerin bu alfabe ile gerekli dönüşümü tamamlaması gerek. Türk dünyası 2040 vizyonu ile belirlediğimiz hedefler için bugünkü kararların aramızdaki, ülkü birliğinin seviyesini tüm dünyaya ispatlayacaktır.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(EDİRNE) –Edirne’nin Keşan İlçesinde gerçekleşen büyük çiftçi yürüyüşünde konuşan CHP Edirne MilletvekiliAhmet Baran Yazgan, hükümet yetkililerine seslenerek Tarım Yasası’nın 21’inci maddesinin uygulanmasının gerektiğini söyledi. Yazgan, “Çiftçi ticaret erbabı değildir. Çiftçi üreticidir, çiftçi anadır, babadır. Çiftçi ailemizdir, ailemize sahip çıkmıyoruz. Ailemize sahip çık, çocuklarımız büyüsün, üretsin” dedi.
CHP Keşan İlçe Başkanlığı tarafından bugün büyük çiftçi yürüyüşü düzenlendi. CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, traktörün üstüne çıkarak hükümet yetkililerine seslendi. Yazgan, hükümetin çiftçilere sahip çıkması gerektiğini söyledi.
“Herkes sırtını dönmüş”
Yazgan, şunları kaydetti:
“Herkes sırtını dönmüş, hükümet yetkilileri, çiftçimiz görmemek için elinden ne geliyorsa yapıyor. Herkes biliyor, suçlunun ayan beyan olduğunu ama gözler kapalı, diller tutulmuş. Burada, herkesin önünde biz ne dedik; bu sene bize Ukrayna çiftçisi kadar değer vermiyorlar. Çiftçi ticaret erbabı değildir. Çiftçi üreticidir, çiftçi anadır, babadır. Çiftçi ailemizdir, ailemize sahip çıkmıyoruz. Ailemize sahip çık, çocuklarımız büyüsün, üretsin ve hepimiz organik gıdayla beslenmeye devam edelim. Artık Tarım Yasası’nın 21’inci maddesini uygula. Gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’ini verdiğin söz gibi yasa gibi çiftçiye vermeye başla artık.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’de binlerce kişi hükümet karşıtı protesto gösterisinde bir araya geldi. Gazze Şeridi’nde bugün 6 esirin daha cansız bedeninin bulunmasının ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetine öfke artarken, İsrailliler ateşkes ve esir takası anlaşması talebiyle sokaklara döküldü. “Her gün Netanyahu’nun Rus ruleti. Hepsi ölene kadar bu oyunu oynayacak. Ama biz buna izin vermeyeceğiz” sloganları atan İsrailliler, Netanyahu’nun anlaşmaya yanaşmamasına tepki gösterdi.
Başkentteki Ayalon otoyolunu trafiğe kapatan binlerce kişi, Netanyahu’nun ateşkes anlaşmasını kabul etmesi için sloganlar atarken, polis gösteriyi dağıtmak için tazyikli su kullandı. Çok sayıda gösterici otoyolda ateş yaktı.
Öte yandan, Başbakan Netanyahu’nun Kudüs’teki konutu önünde de protesto gösterileri düzenlenirken, ateşkes anlaşmasını kabul etmesi için çağrılar yapıldı. – TEL AVİV
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hükümet konağının girişinde sepetler içinde mahkeme dosyalarının olduğunu belirten Sarı, bu durumun vatandaşların hukuksal işlemlerini sağlıklı bir şekilde yürütebilmelerini imkansız hale getirdiğini vurguladı.
Sarı yayınladığı videoda şöyle dedi; “Hükümet konağındayız, adalet sarayındayız. İkisi de aynı bina içerisinde vatandaşlarımıza hizmet vermeye çalışıyor. Şu anda adalet sarayının durumu içler acısı. Şu anda mahkeme dosyalarını hükümet konağının girişinde kapının ağzında klasörler halinde görüyorsunuz. İşte bilirkişi raporları, dava mahkeme dosyaları! Vatandaşların bugün burada hukuksal işlerini çözebilmeleri ne yazık ki mümkün değil” diye konuştu.
7 YILDIR BEKLENEN ADALET SARAYI İNŞAATI BAŞLAMADI
Erdek’in Balıkesir ve Türkiye’nin örnek alınacak bir turizm kenti olduğunu belirten Milletvekili Sarı, adalet sarayı yapılması için belediyenin arsa verdiğini, 7 yıl geçmesine rağmen bu arsaya adalet sarayı yapılmadığını vurguladı.
Sarı, sözlerine şöyle devam etti:
“Turizmin göz bebeği Türkiye örnek olan olabilecek olan bir ilçe bu hale bırakılmış vaziyette. Bu bölgenin buranın arsa tahsisleri yapılmış, belediye tarafından 7 yıl olmuş. Adalet Sarayı yapılsın ve arsa verilmiş. Hükümet konağı için satın alınmış ama bugün bakıyoruz iktidar yine tasarruf tedbirlerini bahane ederek ki bu bahane daha bir senedir kullandıkları bahane buraya yatırım yapmaktan aciz! 33 bine yakın vatandaş yaşıyor kışın. Yazın 400 bine yakın vatandaş. Buradan hizmet almaya çalışıyor ama velakin bugün AKP iktidarı vatandaşa hizmet etme sevdasından kopmuş durumda.
“BİR SALONDA 5 HAKİM, 7 SAVCI HİZMET ETMEYE ÇALIŞIYOR”
Şuradaki dava dosyaların durumu içler acısı. Mahkeme salonu bir tane bu kadar vatandaşa bir salonda 5 hakim, 7 savcı hizmet etmeye çalışıyor. Vatandaşlar üst üste alt alta haklarını aramaya çalışıyor. Mahkeme dosyaları burada sepetlerin içerisinde klasörlerde… Burada nasıl bir hukuksal mücadele verilebilir, nasıl toplumsal hizmet verilebilir? Hükümet de burada adalet de burada ne yazık ki bu içler acısı tablonun acilen düzelmesi gerekiyor.”
ADALET BAKANI’NA ÇAĞRI: ÇÖZÜME DAVET EDİYORUM
CHP Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a çağrıda bulunarak, “Buraya bir Adalet Sarayı yapılmak zorunda. Burası turizm kenti. Vatandaşlarımızın huzur içerisinde yaşaması gereken bir kent ama velakin artık iktidar, hukuktan, adaletten koptuğu için ne yazık ki adalet saraylarını da unutmuş durumda. Acilen buraya çözüme davet ediyorum. Erdek’in, ihtiyacı olan bu arsası tahsis edilmiş olan 7 yıldır beklenen yatırımı artık bekletmeyin. Buradaki vatandaşlarımıza sağlıklı bir hukuk hizmeti alacağı savcılarımızın, hakimlerimizin, avukatlarımızın sağlıklı bir şekilde mahkeme ortamında çalışabilme alanı yaratmak zorundasınız. Eğer bunu yapamıyorsanız size görevi bırakmaya davet ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
PEZEŞKİYAN YEMİN EDEREK GÖREVİNE BAŞLADI
Pezeşkiyan, törende yemin ederek ülkenin 9’uncu cumhurbaşkanı olarak resmen görevine başladı. Pezeşkiyan, yemin töreninde yaptığı konuşmada, kurulacak yeni hükümetin İran ve dünya için yeni fırsatlar sunacağını belirterek, “Kurulacak yeni hükümet ile birlikte ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri ve halkın sorunlarını anlama fırsatı, halkın taleplerini duyma ve yöntemsel sorunları düzeltme ve önümüzdeki tehditler karşısında milli birliği oluşturma fırsatı yakalayacağız” ifadelerini kullandı.
‘İSLAMİ VE DEVRİMCİ KİMLİĞİMİZ İLE BÖLGENİN İLK SIRASINDA YER ALAN BİR ÜLKE OLACAĞIZ’
Devlet ve toplum arasındaki güveni yeniden tesis edeceklerini kaydeden Pezeşkiyan, 14’üncü dönem hükümetinin ulusal birlik hükümeti olacağını ve halktan aldığı oy ve güvenle hareket edeceğini söyledi. Pezeşkiyan, “Anayasaya ve Dini Liderimiz Ayetullah Ali Hamaney’in vizyonuna bağlı kalarak bölgede ekonomiden kültüre ve teknolojiye kadar İslami ve devrimci kimliğimiz ile bölgenin ilk sırasında yer alan bir ülke olacağız. Ülkenin gençlerine, kadınlarına, farklı etnik gruplarına ulusal fırsat gözüyle bakmalıyız. Memleketin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm üretebilirler ve bu zamana kadar ülke yönetiminde kenarda bırakılmış bu fırsatları artık değerlendirmeliyiz” dedi.

Konuşmasında dış politikaya dair mesajlar da veren Pezeşkiyan, hükümeti döneminde bölge ülkeleri ile ilişkileri geliştirmeye önem vereceğini ve bu doğrultuda hareket edeceğini belirterek, “Bölge ülkeleri ortak çıkarlarını kendi aralarındaki rekabet ve gerilimler ile yok etmemelidir. Hükümet olarak güçlü bir bölgesel işbirliğinden yanayız” ifadelerini kullandı.
‘MÜSLÜMANLARA İNSANLIK DERSİ VEREMEZLER’
ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Kongresi’ndeki konuşmasına değinen Pezeşkiyan, “Gazzeli çocukları öldürenlere silah temin edenler, Müslümanlara insanlık dersi veremezler. Gazze’de kadın ve çocuklar ile savaşan ve onları bombalayan bir rejimin liderinin teşvik edilmesi ve alkışlarla karşılanmasını dünyada hiç kimse kabul edemez” dedi.

‘BENİM HÜKÜMETİM HİÇBİR ŞEKİLDE BASKI VE ZORBALIĞA TESLİM OLMAYACAKTIR’
ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı maksimum baskı politikasında başarısız olduğunu kaydeden Pezeşkiyan, “Benim hükümetim hiçbir şekilde baskı ve zorbalığa teslim olmayacaktır. Şu ana kadarki duruşumuz ve müzakereler, her zaman taahhütlerimize bağlı kaldığımızı göstermiştir. İran milletine karşı baskı ve yaptırımlar sonuç vermemiştir ve bu millet ile gereken saygıyı göstererek konuşmanız gerekir” dedi.

İRAN’DAN BATILI ÜLKELERE ÇAĞRI
İran dış politikasının ülkenin ulusal çıkarları doğrultusunda küresel ve bölgesel istikrar ve barışı sağlamak üzerine olacağını kaydeden Pezeşkiyan, dünyaya açılmak ve küresel ticarette yer almak istediklerini söyledi. Pezeşkiyan, “Dünyada yeni yükselen güçlü oyuncular ile ilişkilerimizi güçlendireceğiz. Doğuda yer alan komşularımız ve Farsça konuşan ülkeler ile işbirliğimizi artıracağız. Batılı ülkeleri gerçekçi olmaya ve karşılıklı saygı çerçevesinde ilişki geliştirmeye çağırıyoruz. İran’ın dünya ile ticaretini ve ekonomisini normalleştirmek istiyorum ve İran’a yönelik zalimce yaptırımları kaldırmak için çalışacağım” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
İran’da 5 Temmuz’da yapılan 14’üncü cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Türk kökenli Tebriz Milletvekili Mesut Pezeşkiyan, oyların yüzde 53.7’sini alarak ülkenin yeni cumhurbaşkanı olmuştu.


RESMEN TERÖRİST İLAN EDİLDİ
Pakistan hükümeti, TLP’nin bir hafta süren Gazze’ye destek gösterileri ardından, parti ile masaya otururken, yapılan toplantı sonucu tarafların anlaşmaya vardığı belirtildi.
DÜNYAYA AYNISINI YAPMAYA DAVET EDECEK
Anlaşma dahilinde Pakistan hükümeti, İsrail Başbakanı’nı resmen “terörist” olarak tanıyacak ve uluslararası toplumu da aynısını yapmaya davet edecek.
Federal hükümet ile TLP’yi temsil eden Allama Ghulam Abbas Faizi ve Shafique Amini arasında 18 Temmuz’da başlayan görüşmeler sonucu hükümetin, “İsrail’in zulmüne maruz kalan Filistinli kurbanlarına” yönelik desteğin hızlandırılacağını açıklandı.
İMZALAR ATILDI
Anlaşma, Pakistan Başbakanı’nın Siyasi İşler Danışmanı Sanaullah ve Enformasyon Bakanı Tarar tarafından imzalandı.
Sanaullah, TLP’nin Filistin halkına yönelik çabalarını tebrik ederek, hükümetin Gazze’ye daha fazla insani yardım sevkiyatı yapılacağını bildirdi.
Filistin’e 31 Temmuz’a kadar 1000 tondan fazla gıda ve ilaç sevkiyatı yapılacağını duyuran Sanaullah, hükümetin, Filistin halkına tıbbi yardım sağlanması ve bölgeye sağlık personeli gönderilmesi konusunda da mutabık kalındığını söyledi.
Filistin hükümetinin gerekli düzenlemeleri yapması halinde yaralı Filistinlilerin tedavileri için Pakistan’a getirileceğini belirten Sanaullah, ülkedeki okul ve hastanelerin Filistinlilere eğitim ve tıbbi imkanlar sağlamak üzere açık olduğunu da kaydetti.
NETANYAHU BİR TERÖRİST
Sanaullah, İsrail’i “terörist devlet” ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu da uluslararası yasalara göre savaş suçlusu olarak tanımlayarak, Pakistan’ın Filistinlilere yardım etmek ve İsrail’i kınamak için mümkün olan her yolu kullanacağını aktardı.
Netanyahu’nun yargılanmasını talep eden Sanaullah, “Netanyahu bir terörist ve savaş suçlarının failidir.” ifadesinin ardından, “Netanyahu, İsrail tarafından Filistin’de işlenen vahşetten sorumludur. Biz onu terörist olarak adlandırıyor ve uluslararası kamuoyundan İsrail Başbakanı Netanyahu’yu terörist olarak tanımasını talep ediyoruz” çağrısında bulundu.

İSRAİL’İ DESTEKLEYEN ŞİRKETLERİN TESPİTİ İÇİN KOMİTE KURULDU
“Sadece İsrail’i değil, İsrail ile ilişkili tüm ürünleri ve bu zulme doğrudan veya dolaylı olarak karışan veya bunlara yardım eden şirketleri boykot edeceğiz.” diyen Sanaullah, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını finansal olarak destekleyen şirketleri tespit edilmesi ve bu şirketlerin ürünlerinin yasaklanması için komite kurulduğunu açıkladı.
Pakistan hükümetinin, Filistinlilere karşı savaş suçu işleyen İsrail güçlerine doğrudan ya da dolaylı olarak yardım eden şirketlerin ürünlerinden ya da hizmetlerinden faydalanmayacağını aktaran Sanaullah, uluslararası camiayı da Netanyahu’yu yaptıklarından sorumlu tutmaya ve adalete teslim etmeye davet etti.
Sanaullah, TLP’nin Filistin halkına olan tutkusunu tebrik ederek hükümetin, ABD’de tutuklu Aafia Sıddıki’nin serbest bırakılması için çabaların hızlandırılması konusunda parti ile mutabık kaldığını kaydetti.
TLP ise anlaşmaya varılmasının ardından, Ravalpindi şehrinin Faizabad ilçesinde düzenlediği eylemi önceki akşam sonlandırmıştı.
]]>
DARBE GİRİŞİMİ BAŞARISIZ OLDU, ASKERLER GERİ ÇEKİLDİ
Bolivya ordusunun yeni atanan komutanı Jose Wilson Sanchez’in emri üzerine, darbe girişimine kalkışan askerler birliklerine geri döndü.
Devlet Başkanı Luis Arce tarafından atanan yeni ordu komutanı Sanchez, basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
Bolivya’da askerlerin hükümet binasına zorla girmesinin ardından Devlet Başkanı Luis Arce, devlet başkanlığında düzenlediği törenle ordu yönetimine yeni 3 komutan atamıştı.

ORDUNUN YENİ KOMUTANI SANCHEZ: DEMOKRASİ DIŞI EYLEMLERE İZİN VERMEYECEĞİZ!
Askeri kalkışmayı kınayan Sanchez, “Cadde ve meydanlardaki tüm askerlere ve personele birliklerine dönmelerini emrediyorum.” ifadesini kullandı.
Sanchez, “büyük” bir sorumluluk aldıklarını vurgulayarak, “Böyle bir göreve layık görülmekten onur duyuyorum. Bize güvendikleri için Devlet Başkanı ve Savunma Bakanı’na teşekkür ediyoruz. Cadde ve meydanlarda hiç kimsenin arzu etmeyeceği görüntülerle karşı karşıyayız. Ordunun yeni komutanı olarak, demokrasi dışı eylemlere izin vermeyeceğimizi bildirmek isterim.” diye konuştu.
Öte yandan Bolivya’daki darbe girişimine öncülük eden General Zuniga gözaltına alındı.

‘DARBEYE KARŞI ULUSAL SEFERBERLİK ÇAĞRISINDA BULUNUYORUZ’
Bolivya ordusunun sokağa inmesinin ardından eski Devlet Başkanı Evo Morales, “General Zuniga tarafından hazırlanan darbeye karşı demokrasiyi savunmak için Ulusal Seferberlik çağrısında bulunuyoruz” dedi.

BOLİVYA DEVLET BAŞKANI ARCE’DEN ORDUYA ÇAĞRI
Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce, ülkede bazı askeri birliklerin usulsüz şekilde harekete geçirildiğini belirterek, ordudan, demokrasiye saygı göstermesini istedi.
X sosyal medya hesabından açıklamada bulunan Arce, “Bolivya ordusunun bazı birimleri tarafından bazı askeri birliklerin usulsüz şekilde harekete geçirilmesini kınıyoruz. Demokrasiye saygı gösterilmelidir.” ifadesini kullandı.

Yerel basında çıkan haberlerde, tank ve kapüşonlu askerlerin başkent Plaza Murillo Meydanı’ndaki sivilleri tahliye ettiği ve bölgeyi kordon altına aldığı kaydedildi.
Haberlerde, Bolivya ordusunun üst düzey komutanlarının yürütmeye el koymakla tehdit ettiği öne sürüldü.
Sosyal medyaya yansıyan haberlerde ise askeri birliklerin Genelkurmay Başkanlığı civarında konuşlandığı belirtildi.
TÜRKİYE’DEN BOLİVYA AÇIKLAMASI: ENDİŞE DUYUYORUZ
Dışişleri Bakanlığı, Bolivya’da hükümete yönelik “darbe girişimi olduğuna dair haberlerden” derin endişe duyulduğunu açıkladı.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, “Seçimle işbaşına gelmiş olan Bolivya Hükümeti’ne yönelik bir darbe girişimi gerçekleşmekte olduğuna dair haberlerden derin endişe duyuyoruz.” ifadesine yer verildi.

Bolivya’da demokratik düzen ve istikrar ortamının “süratle yeniden tesis edilmesinin” temenni edildiği açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Bu vesileyle, her türlü darbe ve askeri müdahaleye karşı olduğumuzu ve meşru hükümetleri devirmeye dönük tüm eylemleri şiddetle kınadığımızı yineliyoruz.”
ABD, AB, İSPANYA, KOLOMBİYA VE BREZİLYA DARBEYİ KINADI
ABD, Bolivya’daki “askeri kalkışma” için sükunet ve itidal çağrısında bulundu.
Beyaz Saray’dan bir yetkili, Bolivya’daki gelişmeleri yakından izlediklerini belirtti.
İsmini vermek istemeyen yetkili, “ABD, Bolivya’daki durumu yakından izliyor ve sükunet ve itidal çağrısında bulunuyor.” ifadesini kullandı.

Avrupa Birliği (AB), Bolivya’da “seçilmiş hükümeti devirmeye yönelik her türlü girişimi” kınadığını bildirdi.
Borrell, “AB, Bolivya’daki anayasal düzeni bozmaya ve demokratik yollarla seçilmiş hükümeti devirmeye yönelik her türlü girişimi kınıyor.” ifadesini kullanarak Bolivya hükümeti ve halkıyla dayanışma mesajı yolladı.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Bolivya’daki “askeri kalkışmayı” şiddetle kınayarak, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne saygı çağrısında bulundu.
Sanchez, X mesajında, “İspanya, Bolivya’da askeri kalkışmayı şiddetle kınamaktadır. Bolivya hükümetine ve halkına desteğimizi ve dayanışmamızı gönderiyoruz ve hukukun üstünlüğü ile demokrasiye saygı çağrısında bulunuyoruz.” ifadesini kullandı.
Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva ise darbeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Demokrasi aşığı olduğum için Latin Amerika’da demokrasinin her zaman hakim olmasını istiyorum. Darbe hiçbir zaman işe yaramadı.” dedi.
Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, resmi X hesabından yaptığı paylaşımla Bolivya’daki darbeyi tamamen reddettiklerini duyurdu.
Petro, “Darbeyi tamamen reddediyoruz. Tüm Bolivya halkını demokratik direnişe, sokaklara çağırıyorum. Latin Amerika’nın demokrasi adına birleşmesi gerekli. Kolombiya Büyükelçiliği zulüm görenlere sığınma hakkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı.
]]>Hükümetin hazırladığı ilk yasa tasarısı, Katalonya İçin Birlik (Junts) Partisinin itirazından dolayı 30 Ocak’ta Mecliste reddedilmişti. Tasarı, Meclis Adalet Komisyonunda üzerinde değişiklik yapılarak, kapsamı ve hukuki garantisi genişletildikten sonra martta Mecliste kabul için yeterli oyu almıştı.

Yasal süreç olarak Senatoya giden yasa tasarısı, burada sağ görüşlü Halk Partisinin (PP) çoğunlukta olmasından dolayı 9 Mayıs’taki oylamada reddedilerek bir kez daha Meclise geri gelmişti.
Mecliste yapılan oylamada 172 “hayır”a karşı 178 “evet” oyuyla kabul edilen yasa tasarısının, yarın Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
Yasayla, 6,5 yıldır İspanyol yargısından kaçan eski Katalonya Özerk Hükümet Başkanı ve Junts lideri Carles Puigdemont’un da aralarında bulunduğu 372 siyasetçi ve STK liderinin affedilmesi bekleniyor.
İspanya mahkemelerinden kaçarak 30 Ekim 2017’de Belçika’ya giden, Avrupa Parlamentosuna seçilmesine rağmen İspanya’da hakkındaki arama ve yakalama emri devam eden Puigdemont, af sayesinde ülkeye dönebilecek.
Katalonya’da bağımsızlık için yasa dışı olarak yapılan 9 Kasım 2014 ve 1 Ekim 2017’deki referandumlar nedeniyle ceza alanları öncelikle etkileyen af yasası, 1 Kasım 2011 ile 13 Kasım 2023 arasında Katalonya’da ayrılıkçı faaliyetlerinden dolayı hüküm giyen ya da haklarında yasal süreç devam eden tüm siyasetçiler ve STK liderlerini kapsıyor.
Sol koalisyon hükümetinin 2 ortağı Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ve Sumar, af sayesinde “Katalonya’da birlikte yaşamın ve istikrarın yeniden sağlanacağını” savunurken, muhalefetteki sağ ve aşırı sağ görüşlü partiler ise “vatana ihanet”, “hukuk devletinin yıkılması”, “demokrasinin yara alması”, “eşitlik ilkesinin ortadan kalkması” eleştirilerini getiriyor.

Ana muhalefetteki PP, anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle af yasasının iptali için Anayasa Mahkemesine başvuracağını açıkladı.
Katalonya’da 12 Mayıs’ta yapılan yerel parlamento seçimlerinde, ayrılıkçı siyasi partiler 40 yıl aradan sonra ilk kez Katalan meclisinde çoğunluğu kaybetmişti.
Seçimi Katalonya Sosyalist Partisi (PSC) kazansa da tek başına iktidara gelecek çoğunluğa sahip olmadığından, azınlık hükümeti kurabilmek için diğer siyasi partilerle müzakere ediyor.
KATALONYA’DAKİ BAĞIMSIZLIK YANLISI GİRİŞİMLERİN SÜREÇLERİ
Katalonya’da bağımsızlık yanlısı siyasi girişimler 2012’de başlamış ve dönemin Katalonya Özerk Hükümet Başkanı Artur Mas’ın öncülüğünde 9 Kasım 2014’te yasa dışı ilk bağımsızlık yanlısı halk oylaması yapılmıştı.
Ardından Ocak 2016-Ekim 2017 döneminde Katalonya Özerk Hükümet Başkanı olarak görev yapan, halihazırda Avrupa Parlamentosu üyesi olan, İspanya’da hakkında yakalama ve tutuklama emri bulunan Puigdemont’un liderliğinde 1 Ekim 2017’de Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen yasa dışı bağımsızlık referandumu düzenlenmişti.

Katalonya Özerk Yönetim Parlamentosu da 27 Ekim 2017’de “açıklanması ertelenen tek taraflı bağımsızlık deklarasyonunu” kabul etmiş ve aynı gün İspanya Senatosunda alınan ve Anayasa’nın 155. maddesinin uygulandığı kararla Katalonya’nın özerk hakları geçici olarak merkezi hükümete devredilmişti.
Bu gelişmelerin ardından Puigdemont ve 6 eski Katalan siyasetçi ülkeyi terk ederken, diğer eski Katalan özerk yönetim hükümeti üyeleri ve 2 sivil toplum örgütü temsilcisi, 2 Kasım 2017’de tedbiri kararla cezaevine gönderilmişti.
Yüksek Mahkemede tutuklu yargılanan eski Katalonya özerk yönetim hükümeti üyeleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden 9’u “devlete karşı ayaklanma”, “kamu parasını kötüye kullanma” ve “devletin kurumlarına itaatsizlik” suçlarından Ekim 2019’da açıklanan kararla 9 ila 13 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
İspanya’da Ocak 2020’den beri iktidarda olan sol koalisyon hükümeti, Katalonya sorununa çözüm amacıyla tutuklu 9 Katalan siyasetçi hakkında 22 Haziran 2021’de kısmi af çıkarmıştı.
Reuters haber ajansının aktardığına göre, yaşanan olaylarda altı kişinin öldüğü Yeni Kaledonya’nın başkenti Noumea’ya giden Cumhurbaşkanı Macron, buradaki siyasi liderler ve iş insanları ile yaptığı görüşme sırasında, “İlerleyen saat ve günlerde, gerekli görülürse devasa yeni operasyonlar planlanacak; cumhuriyet düzeni kendi bütünlüğü içinde yeniden tesis edilecek çünkü başka seçenek yok” ifadelerini kullandı.
“GEREKİRSE OLİMPİYATLAR SIRASINDA DA POLİS BURADA KALACAK”
Macron’un ziyareti öncesinde sosyal medyaya ve basına yansıyan görüntülerde, eylemcilerin yollara kurduğu barikatlar sebebiyle halen kapalı yollar olduğu görülmüştü. Helikopterle Yeni Kaledonya’ya giden Macron, halihazırda OHAL koşullarının devam ettiği bölgeye gönderilen 3 bin güvenlik personelinin, gerekli görülmesi halinde Paris Yaz Olimpiyatları sırasında da burada kalacağını söyledi.
“Ben kişisel olarak olağanüstü halin genişletilmemesi gerektiğini düşünüyorum” diyen Macron, OHAL’in ancak protestocuların yollara kurduğu barikatları kaldırması halinde kaldırılabileceğini söyledi. Macron’la görüşmeye katılanlar arasında, yerli Kanak halkının siyasi liderleri de yer aldı. Bu isimlerin arasında Yeni Kaledonya Hükümet Başkanı Louis Mapou ve Kongre Başkanı Roch Wamytan da vardı. Görüşmenin öncesinde açıklama yapan bağımsızlık yanlısı Kanak Sosyalist Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLNKS) Macron’un ‘diyaloğu hayata döndürecek’ güçlü bir açıklama yapmasını beklediklerini söyledi.
“BİZE CEVAP VERİN: TASARIYI GERİ ÇEKECEK MİSİNİZ?”
Öte yandan, France Info’nun haberine göre, Yeni Kaledonya Kongresi Başkanı, UC-FLNKS ve Milliyetçiler grubundan Roch Wamytan, Fransa hükümetinin ‘Yeni Kaledonya çıkarmasını mizansen’ olarak niteledi. Wamytan, 10 gündür yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekerek, Macron’un ‘kan ve ateş içinde’ olan adaya gelmesini eleştirdi.
Macron’a ziyaretinde eşlik eden kişiler arasında, geçmişte Fransa hükümeti ile müzakere süreçlerinde ‘sıkıntı yaşadıkları’ isimlerin de bulunduğuna işaret eden Wamytan, ziyaretin ‘formatının iyi olmadığı’ değerlendirmesinde bulundu. Macron’a “Bize cevap verin! Anayasa değişiklik tasarısını geri çekecek misiniz?” sorusunu yönelteceklerini belirten Wamytan, tasarının geri çekilmesini müzakere sürecinin ön koşulu olarak değerlendirdi.
“YENİ KALEDONYA’YI GERÇEK ÖZERKLİK İLE BULUŞTURUN”
Adalar Eyaleti Başkanı Jacques Lalie ise Macron’a hitaben yazdığı mektupta, Yeni Kaledonya’da ‘sakin ve barış içinde geleceğin’ yeni egemenlik anlayışıyla mümkün olabileceğini söyledi. Bunu, ‘Fransa ile ortak ya da bağlantılı ancak Fransa’ya ait olmayan egemenlik’ şeklinde tanımlayan Eyalet Başkanı Lalie, Yeni Kaledonya’nın mevcut statüsünden çıkarılmasını ve ‘gerçek özerklik’ ile buluşturulmasını istedi.
Lalie, adadaki gerginliğin azaltılması ve Kanak halkının meşru taleplerinin gerçekten dikkate alınması için ‘zorunlu yatıştırma yolunun’ Fransız hükümetinin yerli halkın seçimlerdeki nüfuzunu azaltan anayasal reform tasarısını geri çekmesi olduğunu vurguladı.
NE OLMUŞTU?
Yeni Kaledonya’da Fransa hükümetinin yerel halkın gücünü kırmaya neden olacak anayasal reform girişimine karşı çıkan bağımsızlık yanlıları 13 Mayıs’tan itibaren harekete geçmişti. Fransa hükümeti, başta başkent Noumea olmak üzere adanın farklı noktalarında şiddet olaylarının tırmanmasının ardından bölgeye polis ve jandarma sevk etmeye başlamıştı. Fransa Başbakanı Gabriel Attal 15 Mayıs’ta sosyal medya platformu TikTok’un yasaklandığını ve adada olağanüstü hal ilan edildiğini duyurmuştu. Ada’da Fransız seçmen sayısını artıracak anayasal reformun yürürlüğe girebilmesi için, Fransız Parlamentosu’nun iki kanadının bir arada toplandığı Kongre’de kabul edilmesi gerekiyor.
]]>Hükümet karşıtı gruplara katılan on binlerce kişi, Gazze’ye saldırıların sonlandırılmaması ve esirlerin geri getirilmesi konusunda siyasi iradenin kayıtsızlığını eleştirerek, ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifasını ve erken seçim talep ettikleri protestolarını yineledi.
Tel Aviv, Hayfa, Birüssebi ve Batı Kudüs’ün yanı sıra Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya kenti ile ülkenin farklı noktalarında hükümetin istifasının ve esirlerin geri getirilmesinin istendiği gösteriler düzenlendi.
Protestoların merkezi, on binlerce İsraillinin akşam saatlerinde toplandığı başkent Tel Aviv’de yer alan, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı yapılan gösterilerde sembolleşen, polisin demir bariyerlerle kapattığı Kaplan Caddesi oldu.
İsrail bayrakları taşıyan binlerce protestocu, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı, caddede kurulan platformda hükümeti eleştiren konuşmalar yapıldı.
Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin yakınları da yakındaki Savunma Bakanlığının önünde Netanyahu ve öncülük ettiği hükümete eleştirilerini yöneltti.
Esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davullar ve düdükler çalan protestocular, “Hepsi hemen eve!”, “Yardım!” yazılı dövizler taşıdı, Netanyahu’yu suçlayan sloganlar attı. Göstericiler, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak!” diye bağırdı.
Burada konuşma yapan İsrailli esir Matan’ın annesi Einav Zangauker, masada Hamas’ın uzlaşabileceğini belirttiği bir anlaşmanın olduğunu, buna rağmen Netanyahu’nun savaşı sonlandırmaya razı olmayacağını dile getirerek, ateşkesi sabote ettiğini söyledi.
Kaplan Caddesi’nden yürüyerek bakanlık binasının önüne gelen hükümet karşıtı protestocular, esir takası talep eden göstericilerle eylemlerini sürdürdü.
Göstericiler, buradan ayrılarak kalabalık gruplar halinde kentin sokaklarında ilerledi.
İsrail polisi, kentin ana arteri Ayalon Otoyolu’na çıkışlarda demir bariyer ve göstericilerin geçişini engellemek için kamyonlar yerleştirerek konuşlandı.
Ayalon Otoyolu’na ilerlemek isteyen göstericilere İsrail polisi atlı birliklerle müdahale etti. İsrail polisi ile göstericiler arasında zaman zaman arbede yaşandı. Göstericiler, kolluk kuvvetlerinden sorumlu aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’e hitaben “Ben-Gvir terörist” sloganı attı.
– Netanyahu’nun evinin önünde de gösteri yapıldı
Sahil kenti Hayfa’nın yanı sıra kuzeyde Kayserya kentindeki Netanyahu’nun şahsi konutunun çevresinde de binden fazla gösterici İsrail bayrakları, davul ve düdüklerle toplandı. Göstericiler, “Sen baştasın, sen suçlusun!” sloganları atarak hükümetin istifasını ve erken seçim talep etti.
Batı Kudüs’te de binlerce kişi, esirlerin serbest bırakılması için hükümetin anlaşma yapması talebiyle yürüdü.
Hükümetin istifası ve Gazze Şeridi’ndeki esirlerin geri getirilmesi için bir an önce anlaşma imzalanmasını isteyen İsrailliler, ülkenin çeşitli noktalarındaki yolları ve kavşakları kapattı.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
Mısır ile Katar arabuluculuğunda hazırlanan yeni ateşkes ve karşılıklı esir takası anlaşması, Kahire’de görüşülüyor. İsrail, Hamas’ın ateşkes teklifine yanıt vermeden Kahire’ye heyet göndermeyeceğini ve savaşı bitirmeyi kabul etmediğini açıklıyor.
Başta Netanyahu olmak üzere İsrail’deki üst düzey isimler, Gazze Şeridi’nin güneyinde en az bir kez zorla yerinden edilmiş, 1,5 milyon kadar Filistinlinin sığındığı Refah’a saldırı düzenleyeceklerini uluslararası toplumdan gelen uyarılara rağmen yineliyor.
Hamas ise imzalanacak esir takası anlaşmasında Gazze’deki savaşın sona ereceği kalıcı ateşkes konusunda güvence talep ediyor.
İsrail makamlarına göre Gazze Şeridi’nde bazıları hayatta, bazıları ölü 130’dan fazla İsrailli esir bulunuyor.
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında öldürülen İsrailli esirlerin sayısının 70’i geçtiğini duyurmuştu. İsrailli esirlerin yakınları ve onların destekçileri, Refah’a düzenlenecek saldırının “esirlerin hayatını hiçe saymak anlamına geldiği” uyarısı yapıyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 24 binden fazlası kadın ve çocuk 34 bini aşkın Filistinli öldü. Gazze Şeridi’ndeki insani felaket ve yıkım karşısında İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nda “soykırım” suçlamasıyla yargılanıyor.
Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru ile söz konusu girişimin yasal işleyişinin otomatik askıya alınacağını aktaran Bolanos, “Anayasa Mahkemesine yaptığımız başvuru hükümetin politikalarıyla tutarlıdır. Anayasayı, Katalonya’nın kurumlarını, diyaloğu ve anlaşmaları koruyan bir itiraz yapılmıştır.” dedi.
“Bölücü, toplumu parçalayan ve gerilim yaratan her türlü girişimi reddettiklerini” vurgulayan Bolanos, “Ne hükümet ne de Sosyalist İşçi Partisi (koalisyonun büyük ortağı) Katalonya’nın İspanya ve Avrupa Birliği’nden herhangi bir şekilde dışlanmasını istiyor. Tam tersine, Katalonya’nın İspanya’nın ve Avrupa’nın önemli ve temel bir parçası olmasını istiyoruz.” diye konuştu.

Adalet Bakanı, İspanya Anayasası ile belirlenen mevcut Katalonya özerk yönetim statüsünün, “Katalonya’da bir arada yaşamanın en iyi garantisi olduğunu” savundu.
Solidaritat Catalana por la Independencia (Bağımsızlık için Katalan Dayanışması) adlı sivil toplum kuruluşunun girişimiyle Katalonya özerk yönetim parlamentosuna sunulan, tek taraflı bağımsızlık ilanına ilişkin önerge, Katalonya Sosyalist Partisi’nin (PSC) karşı, Katalonya Cumhuriyetçi Solu’nun (ERC) çekimser oylarına rağmen Katalonya için Birlik (Junts) ve Halk Birliği Adaylığı (CUP) partilerinin desteğiyle yerel parlamento başkanlığınca 20 Şubat’ta kabul edilip, gündeme alınmıştı.
Katalonya’da 12 Mayıs’ta erken yerel parlamento seçimleri yapılacak olmasından dolayı bu bölgedeki ayrılıkçı girişimler de tekrar gündeme geliyor.
KATALONYA BAĞIMSIZLIK YANLISI GİRİŞİMLERİN SÜRECİ
Katalonya’da bağımsızlık yanlısı siyasi girişimler, 2012’de başlamış ve dönemin Katalonya Özerk Hükümet Başkanı Artur Mas’ın öncülüğünde 9 Kasım 2014’te yasa dışı ilk bağımsızlık yanlısı halk oylaması yapılmıştı.
Ardından Ocak 2016-Ekim 2017 döneminde Katalonya Özerk Hükümet Başkanı olarak görev yapan, halihazırda Avrupa Parlamentosu üyesi olan, İspanya’da hakkında yakalama ve tutuklama emri bulunan Carles Puigdemont’un liderliğinde 1 Ekim 2017’de Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen yasa dışı bağımsızlık referandumu düzenlenmişti.
Katalonya Özerk Yönetim Parlamentosu da 27 Ekim 2017’de “açıklanması ertelenen tek taraflı bağımsızlık deklarasyonunu” kabul etmiş ve aynı gün İspanya Senatosunda alınan ve Anayasa’nın 155. maddesinin uygulandığı kararla Katalonya’nın özerk hakları geçici olarak merkezi hükümete devredilmişti.
Bu gelişmelerin ardından İspanya mahkemelerinden kaçan Puigdemont ve 6 eski Katalan siyasetçi ülkeyi terk ederken diğer eski Katalan özerk yönetim hükümeti üyeleri ve iki sivil toplum örgütü temsilcisi, 2 Kasım 2017’de tedbiri kararla cezaevine gönderilmişti.
Yüksek Mahkemede tutuklu yargılanan eski Katalonya özerk yönetim hükümeti üyeleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden 9’u “devlete karşı ayaklanma”, “kamu parasını kötüye kullanma” ve “devletin kurumlarına itaatsizlik” suçlarından Ekim 2019’da açıklanan kararla 9 ila 13 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
İspanya’da geçmiş dönemdeki sol koalisyon hükümeti, Katalonya sorununa çözüm amacıyla tutuklu 9 Katalan siyasetçi hakkında 22 Haziran 2021’de kısmi af çıkarmıştı.
Kasım 2023’te kurulan yeni sol koalisyon hükümeti de ayrılıkçı Katalan siyasetçilerden ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden 370’den fazla kişiyi kapsayan geniş kapsamlı affı öngören yasa tasarısını 14 Mart’ta Meclis’ten geçirip Senato’ya gönderdi.
Söz konusu af yasa tasarısının mayıs sonunda parlamento süreçlerini tamamlayıp yürürlüğe girmesi bekleniyor.
‘ŞÜPHEYLE YAKLAŞIYORLAR’
Terörist Brenton Tarrant’ın 15 Mart 2019’da otomatik silahlarla düzenlediği saldırıların 5. yılında da yaralarını sarmaya devam eden kurbanların aileleri ve mağdurlar, Kasım 2023’te göreve başlayan Christopher Luxon liderliğindeki koalisyon hükümetinin, Müslüman karşıtlığı ve nefret suçlarını önlemek için atacağı adımlara şüpheyle yaklaşıyor.
“Ardern, nefret suçlarıyla mücadele için yasalar çıkartılmasına öncülük etti”

‘KORKU VE ÖFKE’
Tarrant’ın silahından çıkan 9 kurşunun vücudunun çeşitli yerlerine isabet etmesiyle ağır yaralanan ve 20’den fazla ameliyat geçiren Temel Ataçocuğu, saldırıyı ve ardından geçen 5 yılı anlattı.
Ataçocuğu, Nur Camisi’nde açılan ateş sonucu yaralandığını kaydederek, “Şahit olunmaması gereken şeylere şahit oldum. O an ölen insanların ölüm anına tanıklık ediyorsun. Kendin de o ölüm endişesini yaşıyorsun. Tarif edilemez bir hissiyat, korku ve öfke.” ifadelerini kullandı.
‘DAHA GÜVENLİ VE KAPSAYICI’
Saldırılardan sonra ülkenin “daha güvenli ve kapsayıcı” olmasını sağlamak amacıyla hazırlanan ve Aralık 2020’de kamuoyuyla paylaşılan 792 sayfalık Kraliyet Soruşturma Komisyonu raporunu hatırlatan Ataçocuğu, dönemin Başbakanı Ardern’in raporda tavsiye edilen 44 maddeyi dikkate alarak, silah ruhsatı reformu ve nefret suçlarıyla mücadele gibi konularda yasalar çıkartılmasına öncülük ettiğini söyledi.

ZAMANIN TEDBİRLERİ
Ataçocuğu, benzer saldırıların önlenmesi için dönemin hükümetinin attığı adımlara ilişkin, “Silahların toplanması, imha edilmesi, tekrar silah edinme kanununun biraz daha sertleşmesi, daha çok irdelenmesi ve kontrol edilmesi, psikolojik testlerin daha zor olması gibi yeni kanunlar çıkarttılar.” dedi.

YENİ HÜKÜMET ‘VURDUMDUYMAZ’
Ataçocuğu, Luxon hükümetinin ülkenin yerlileri Maorilere yönelik politikalarını hatırlatarak, yeni hükümetin ülkede yaşayan çeşitli millet ve etnik kökene karşı kabul edilebilir bir tutum sergilemediğini ve nefret suçlarıyla mücadelede “vurdumduymaz davrandığını” kaydetti.
Ardern hükümetinin saldırının mağdurlarıyla sürekli iletişim halinde olduğunu, düzenli toplantı ve bilgilendirmeler yaptığını ancak yeni hükümetten henüz böyle bir adım gelmediğini ifade eden Ataçocuğu, “Yeni hükümet, birçok kişinin kalbini kırmaya yatkın bir hükümet.” değerlendirmesinde bulundu.
Ataçocuğu, eski hükümetin güvenlik açığının kapanması ve nefret suçlarıyla mücadele kapsamında başlattığı çalışmaların Luxon hükümeti tarafından devam ettirilmesinin önemine dikkati çekerek, “(Hükümetin) Kraliyet Soruşturma Komisyonunun verdiği 44 maddeyi bir an önce yerine getirmek için elinden geleni yapması gerekiyor.” görüşünü paylaştı.
‘NEFRET MANİFESTOSU’
Avustralya asıllı terörist Brenton Tarrant, 15 Mart 2019’da Christchurch kentindeki camilere otomatik silahlarla saldırmıştı. Tarrant, saldırılarına başlamadan önce, “beyaz ırkın üstünlüğünü” savunduğu 74 sayfalık nefret manifestosunu hem internet üzerinden yayımlamış hem de dönemin Başbakanı Ardern dahil birçok siyasi lidere e-posta olarak göndermişti.
Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 51 kişinin hayatını kaybettiği, 49 kişinin de yaralandığı saldırıyı sosyal medya hesabından canlı yayınlayan Tarrant, saldırıdan hemen sonra polis tarafından yakalanmıştı.
Tarrant, 2020’de çıktığı Christchurch Yüksek Mahkemesinde, 51 cinayet, 40 cinayete teşebbüs ve bir terör suçundan hüküm giyerek şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.
“Filistin’e özgürlük. Cezasızlığa hayır. Katliama son verin” başlığıyla kent merkezinde organize edilen yürüyüşe katılan binlerce kişi, uluslararası topluma “Artık yeter. Sözü bırakın harekete geçin” çağrısı yaptı.
“Bu bir savaş değil soykırım“, “Filistin’e özgürlük“, “Hemen ateşkes” sloganları atan ve bu ifadelerin olduğu pankartlar taşıyan İspanyollar, İsrail’in Gazze’yi işgalinin ve bombalamasının, ayrıca Refah bölgesine saldırı planının durdurulmasını istedi.
Gösteriye, azınlık sol koalisyon hükümetinin küçük ortağı Sumar ittifakından 5, koalisyonunun büyük ortağı Sosyalist İşçi Partisi’nden (PSOE) 1 bakan ile hükümete dışarıdan destek veren ancak İsrail’e karşı gerekli yaptırımları uygulamadığı için eleştiren Podemos partisinin yöneticileri de katıldı.

İSPANYA HÜKÜMETİ İSRAİL’E KARŞI POLİTİKASINDA VAAT VE İCRAAT KONUSUNDA İKİLEM YAŞIYOR
Filistin’e destek ve İsrail’e karşı baskı yapılması için bu zamana kadar birçok çağrı yapan İspanya’daki sol koalisyon hükümeti, her şeye rağmen bu politikasında vaat ve icraat konusunda tutarsızlığını sürdürdü.
İktidara gelirken “ilk icraatımız Filistin devletini tanımak olacak” diyen PSOE ve Sumar, geride kalan 3,5 ayda Filistin devletini tanıma hususunda somut bir adım atmazken, hükümet görevlileri bununla ilgili yöneltilen soruları cevapsız bırakmaya devam etti.
Gösteriye katılan Sumar lideri, Başbakan Yardımcısı ve Çalışma Bakanı Yolanda Diaz, Ukrayna’yı işgal eden Rusya örneğini vererek, İsrail’e de Filistin’de insan haklarını çiğnemesinden dolayı yaptırım uygulanmasını istedi.
“İnsan haklarında görecelik yoktur ve aynı standartlar aynı durumlarda geçerli olmalıdır.” diyen Diaz, kendileri iktidarda olmalarına rağmen İsrail’e karşı karar almakta zorlandıklarını gizlemedi. Diaz, “Uluslararası toplumun daha fazlasını yapmasını talep ediyoruz. Ayrıca İspanya hükümetinin de daha fazla taahhütte bulunmasını istiyoruz, çünkü bu barbarlığa artık son vermek çok önemli.” diye konuştu.
PSOE’den Ulaştırma Bakanı Oscar Puente ise Başbakan Pedro Sanchez’in “Filistin devletinin tanınması temelinde iki devletli çözüm ve uluslararası barış konferansı düzenlenmesi” sözlerini tekrarlayarak, “Gazze’de hemen ateşkes ilan edilmesi” çağrısında bulundu.
Puente, İspanya’nın İsrail’e silah sattığı iddialarını yalansa da hükümete dışarıdan destek veren Podemos partisi, PSOE’yi hedef alarak bu yöndeki eleştirilerini sürdürdü.
Hükümetin İsrail’e karşı politikasının “sadece makyaj operasyonu” olduğunu savunan Podemos partisi lideri Ione Belarra “Suç devleti İsrail’in yaptığı bir soykırımdır ve İspanyol hükümeti hemen silah alım satımını durdurmalıdır, bunu yapmadıkça bu soykırımın bir parçası olacaktır.” şeklinde konuştu.

GÖSTERİYE KATILAN İSPANYOLLAR, AVRUPALI HÜKÜMETLERDEN İSRAİL’E KARŞI BOŞ SÖZLER DEĞİL EYLEM BEKLİYOR
Bu arada, gösteriye katılan İspanyollardan Paz Ruiz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Sadece İspanya değil tüm hükümetler, güç, para ve korkudan dolayı İsrail’e karşı seslerini çıkaramıyor. Hükümetler konuşmaya gelince çok şey söylüyorlar ama iş eyleme geçtiğinde verdikleri sözler uçup gidiyor. Biz artık boş sözler değil eylem bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Antonio Gonzalez de “İsrail her geçen gün daha fazla insan öldürüyor ve sivil halka daha fazla zarar veriyor. Avrupa’da Almanya gibi ülkeler ise hiçbir şey yapmıyor. Maalesef bizim yapabildiğimiz tek şey gösteri yapıp, baskı kurmaya çalışmak ama AB adım atmadan hiçbir şey olmaz.” dedi.

“GAZZE’DEKİ KATLİAM DERHAL SONA ERMELİ”
Gösteri sonunda okunan manifestoda, “Gazze’deki katliam derhal sona ermeli ve Filistin sorununa adil bir çözüm bulmayı garanti edecek tüm eylemler teşvik edilmeli.” denilerek, “Filistin halkının korunmasını ve kendi geleceğine özgürce karar vermesine olanak tanınmasını sağlayacak, uygulanabilir ve tam egemen bir Filistin Devleti’nin etkili bir şekilde tanınması garanti edilmelidir.” çağrısı yapıldı.
İsrail’in Gazze’de sağlık ve su altyapılarına yönelik saldırılarını da sert dille eleştiren İspanya’daki sol siyasi partiler ve örgütler, sağlık personelinin ve gazetecilerin öldürülmesini, binaların yarısından fazlasının yıkılmasını ve 1 milyon 700 bin Filistinlinin yerinden edilmesini kınadı.

HABER7
Almanya koalisyon hükümetinin çiftçileri kızdıran hamlesi ülkede infiale yol açtı. Almanya Tarım ve Gıda Bakanı Cem Özdemir‘in zirai dizel sübvansiyonunun kaldırılması ve araç vergisi muafiyetinin iptal edilmesine ilişkin adımı nedeniyle çiftçiler isyanda. Aralık ayı itibariyle başlayan protestolarda başkent Berlin başta olmak üzere birçok eyalette çarpıcı eylemler düzenleniyor.
OIaf Scholz hükümeti, Aralık ayında, 2024 bütçesindeki 17 milyar euroluk boşluğu doldurmak için bir paketin parçası olarak tarımsal sübvansiyonları azaltma planlarını açıklamıştı. Bu planla birlikte karbon vergisinin yüzde 30’dan daha fazla artırılması öfkeye neden oldu.

Yaklaşık bir aydır başkent Berlin’de traktörlerle protesto düzenleyen çiftçiler, önümüzdeki hafta daha fazla gösteri çağrısında bulundu. Ellerinde pankartları ve traktörleriyle toplanan 3 binden fazla çiftçi, “Çok fazla, çok fazla! Artık bitti!” sloganlarıyla taleplerini dile getirdi.

BU BİR SAVAŞ İLANI
Alman Çiftçiler Birliği bu değişikliğin yeterli olmadığını duyurarak, planladığı protestolara sadık kalacağını bildirdi.
Alman Çiftçiler Birliği Başkanı Joachim Rukwied, Brandenburg kapısı önündeki protestoda yaptığı konuşmada, Alman koalisyon hükümetinin tarım için önemli olan vergi indirimlerini kaldırma kararını sert bir dille eleştirerek, “Bunu kabul etmeyeceğiz.” dedi. Rukwied, vergi indirimlerinin kaldırılmasını “savaş ilanı” olarak niteleyerek hükümete geri adım atmama çağrısında bulundu. Eğer talepleri karşılanmazsa, çiftçilerin ocak ayından itibaren daha büyük protestolara başlayacakları belirtildi.

ÇOCUK EĞİTİMCİSİ CEM ÖZDEMİR’İN TARIM BAKANLIĞINDA NE İŞİ VAR!
Metalink’te sorularını cevaplayan çifti Josef Holz, Cem Özdemir’e ‘çocuk eğitimcisi’ diyerek tepki gösterdi. Holz, u alanda uzman olmayan kişilerin Almanya’da iktidarda olmasını da kabul edilemez buluyorum. Ve kendime neden diye soruyorum? Örneğin Yeşiller Partisi neden bir çocuk eğitimcisini Tarım Bakanı ya da bir çocuk kitabı yazarını Ekonomi Bakanı olarak atadı? Bu partide de bazı uzmanlıklara sahip insanlar olmalı. Neden bu insanlar bakan yapılmıyor?” dedi.

BAŞBAKAN YARDIMCISINA FERİBOT ABLUKASI
Almanya’da hükümetin tarım sektörüyle ilgili tasarruf planlarından kısmen geri adım atmasından saatler sonra 300 kişilik bir çiftçi grubu, Hooge ziyaretinin dönüşünde Almanya Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi ile İklim Bakanı Robert Habeck‘in feribottan inmesini engelledi.
30 kadar gösterici gemiye binmeye çalıştı ancak çiftçiler, polis tarafından biber gazı kullanılarak engellendi. Protestolar nedeniyle Habeck’in feribotu yeniden denize açılmak zorunda kaldı.

HÜKÜMET CEM ÖZDEMİR’İ YARI YOLDA MI BIRAKACAK?
Alman hükümeti protestolar nedeniyle geri adım attı.
Hükümet, tarım araçları için otomobil vergisi muafiyetini koruyacağını ve tarımda kullanılan dizel için vergi indirimlerinde planlanan indirimleri kademelendireceğini bildirdi.
Buna göre Türkiye karşıtı Cem Özdemir’in uygulamaya aldığı maddeler ya kaldırıldı ya da esnetildi.
Fakat Alman Çiftçiler Birliği bu değişikliğin yeterli olmadığını duyurarak, planladığı protestolara sadık kalacağını bildirdi.

|
ALMAN ÇİFTÇİLER NEDEN PROTESTO EDİYOR? Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti’nin oluşturduğu hükümetin Kovid-19 salgını döneminden kalma 60 milyar avroluk kullanılmamış krediyi bir iklim fonuna aktarma kararı Almanya Anayasa Mahkemesi’nden dönmüştü. Anayasaya aykırı olduğuna hükmedilen girişimin ardından Alman hükümeti, 2024 bütçesinde tasarrufa gitmek zorunda kalmıştı. Mahkeme kararının ardından hükûmetin borç frenini art arda beşinci yıl için askıya alması ya da tasarruf ve vergi artışları için yaklaşık 17 milyar avro bulması gerekiyordu.
Alman hükümeti, bütçe kesintilerinin bir parçası olarak çiftçiler için vergi muafiyetlerini kaldırmayı ve tarımsal dizel sübvansiyonu da sonlandırmayı planlıyor. Hükümetin planına göre, Alman çiftçiler artık tarım için kullandıkları mazot için vergi indirimi almayacak ve tarım araçları için otomobil vergisinden muaf tutulmayacak. |
İşte Almanya’da hükümeti sarsan ziraat protestolarından bazı görüntüler:
_______________
HER ADIMI SKANDAL
Aralık 2021’de Almanya’daki koalisyon hükümetinde Gıda ve Tarım Bakanlığına getirilen Cem Özdemir, Türkiye ve İslam karşıtı söylemleriyle adını duyurmuştu.
Son olarak İsrail bayrağı önünde siyonist seviciliği yapan Cem Özdemir’in geçmişten bu yana imza attığı bazı skandallar haberlerimize şöyle yansıdı:






