1993 yılından 2019 yılına kadar kendi şirketinde yazılımcılık yapan Toker, sanal oyunların faydaları ve zararları ile ilgili yaptığı analizlerin internet ortamında kısa sürede popüler hale gelmesiyle tanındı.
“Dijital Baba” adıyla ailelere dijital dünyadaki tehditleri anlatan Toker, tehditlere yönelik birincil koruma yönetiminin çocuklar ile ebeveyn arasında kurulacak olan iletişim olduğunu ifade etti.
ÇOCUKLARA İDEOLOJİ AŞILANIYOR
Toker, koronavirüs salgını dönemine kadar internetteki yayınların nispeten daha faydalı olduğunu söylerken, salgın sonrasında özellikle içerik üreticilerinin çocuklar üzerinden vahşice para kazanma stratejilerine yöneldiklerini, farklı ideolojileri empoze etmeyi amaç haline getirmeye başladığına vurgu yaptı. Toker, şöyle devam etti:
“Pandemi süreciyle çocuklara bu tür oyunlar faydadan çok zarar vermeye başladı. Bir baktık ki çocuklara pozitif şeyler kazandırmaktan, en masumu -çocuklardan ne koparabilirim, nasıl para kazanabilirim- düşüncesi güden uygulamalara dönüştü. Bunun yanı sıra küçücük çocuklara ideoloji aşılamaya başladılar. Oyunlar ve sosyal medya ile ve internet vasıtasıyla cinsiyetsizlik, yurtsuzluk, dinsizlik, tanrı tanımazlık ve hatta anneliğin kötü bir şey olduğu fikrini empoze etmeye çalıştılar. Henüz küçük yaşlardaki bu çocuklara anneliğin yanlış bir şey olduğunu, çocuk yapmanın, çocuk bakmanın kötü bir şey olduğu fikrini empoze etmeye çalıştılar. Öyle bir şey oldu ki, aile yapısını tamamen bozup ortadan kaldırmayı destekleyen içerikler türettiler.”
PEMBE KAPİTALİZM
Çocukların, sanal dünyanın en savunmasız halkaları olması sebebiyle internetteki içerik üreticilerin ile kötü niyetli kişiler tarafından açık hedef olarak görüldüklerine değinen Toker, 2022 yılında FBI tarafından çocuk pornografisi ve pedofili suçları üzerine yapılan araştırmayı örnek göstererek her yıl 60 milyon çocuk fotoğrafının bu içeriklerde kullanıldığını bu rakamın günümüzde yüzlerce milyonu aşmış olabileceğini belirtti.
Çocuk istismarının yanı sıra LGBT lobilerinin de hem çocuk oyunlarında, hem de onlara uygun olduğu öne sürülen içeriklerde cinsiyetsizleştirme projesi yürüttüğünü söyleyen Toker, şunları söyledi:
“LGBT lobisi, toplum tarafından dışlanan, reddedilen, işe alınmayan, iş verilmeyen, tuvaletlere sokulmayan, toplumda hor görülen bireyler olduklarını savunuyor. Çocuklara bizim de var olduğumuzu anlatabilirsek, ilerde toplumun bu işleri kabullenmesi daha rahat olur diye düşünüyor. Fakat bu LGBT lobisinin dünyaya göstermeye çalıştığı ‘sevimli’ yüzü. Esasında çocukların cinsel algıları gelişmemiş ve yaş olarak da buna hazır değillerken bu tip içeriklere maruz bırakmaları çocukları özendirebileceği yönünde ciddi tartışmalar var dünyada. Bundan endişelenen, bunu bir dayatma olarak çocuklara sunulmasından rahatsızlık duyan uzmanlar var. Ben de bunlardan birisiyim.”
Tüm dünyada çokça tartışılan bir konu olan LGBT’nin medya aracılığıyla propagandasının yapılmasının ve özellikle çocuklar özelinde yayılma planlamasının ardında eşitlik veya insan hakları anlayışından çok ekonomik gerekçeler olduğuna vurgu yapan Toker, bu duruma “Pembe Kapitalizm” kavramının sebep olduğunu söyledi.
Pembe Kapitalizm kavramının eşcinsellerin daha çok para harcamasına ve bunu destekleyen şirketlerin daha çok para kazanmasına olanak tanıyan bir sistem olduğuna dikkati çeken Toker, şöyle devam etti:
“1975’te ABD’de ortaya çıkan ‘Pembe Kapitalizm’ kavramı, özetle eşcinsellerin, diğer insanlara göre daha çok harcama yaptığını savunan bir görüş. LGBT yanlıları giyimlerini, makyaj malzemelerini, aksesuarlarını lüks markalardan yapıyor. Bu işe çocukları dahil ettikleri için hormon ilaçları vasıtasıyla ilaç sektörü buradan para kazanıyor. Çocukları sakat bırakan ameliyatlar var, tıp alanında da bu kazan çarkı dönmeye devam ediyor. Ameliyat olup pişman olan çocukların psikiyatrik tedavileri üzerinden ciddi tutarlarda paralar dönüyor. Bu gerçekten çok büyük bir ekonomik oyun. LGBT’nin tek başına bir gücü yok. Ancak dünyanın en büyük ekonomik kuruluşlarını, şirketlerini, sanatçılarını satın alabiliyor, onlara istediklerini yaptırabiliyorlar. Bu kadar paraları yok ancak LGBT sektörünün ciddi bir ekonomik gücü var. Sektör, LGBT’yi pompaladıkça Pembe Kapitalizmin para kazanması hızlanıyor. LGBT’nin günümüzde bu kadar çok yayılması, propagandasının yapılmasının ardında bu ekonomik gerçek var.”
“AİLELER 13 YAŞINA KADAR ÇOCUKLARIYLA BİRLİKTE SANAL DÜNYADA VAR OLMALI”
Toker, günümüzde dijital dünyanın çocuklar için artık değişmez bir gerçeklilik olduğunu, ailelerin bu ortama karşı baskıcı ve yasakçı bir zihniyet ile koruma sağlayamayacağını kaydederek, ailelerin çocukları ile birlikte sanal dünyada var olması gerektiğini vurguladı.
İnternetin veya bilgisayarın fişini çekmenin çocukları sanal dünyanın zararlarından korumayacağını bildiren Toker, “Ailelerin yapacağı en doğru şey, çocuklarını internetteki tehditlere karşı duyarlı ve bilinçli hale getirmesidir. Çocuğun kendi otokontrolünü sağlayacak bir hale gelebilmesi, ona neyin zarar vereceğini, neyin doğru neyin yanlış olacağını muhakemede edebilecek düşünceyi aşılamak bilinci sağlamak önemli. Bunu yapmanın yolu 13 yaşına kadar çocuğunuzun her dijital saatinde ona eşlik etmektir. ” diye konuştu.
Dijital dünyadaki kötü niyetli kişilerin en önemli kaynağının ilgisiz yetiştirilen çocuklar olduğunu vurgulayan Toker, ailelerin her fırsatta çocuklarının yaptıklarını, izlediklerini, kimlerle konuştuklarını, kimlerle arkadaşlık kurduklarını çocukların güvenini zedelemeden takip altına alması gerektiğine dikkati çekerken, çocukların ihtiyacı olan ilgiden onları uzak tutmanın, yabancıların veya kötü niyetli kişilerin ellerine bırakmakla eş değer olduğunu söyledi.
Toker şöyle devam etti:
“Günümüzde ebeveynler çocuğuna vakit ayırmaya üşeniyor günümüzde. Aslında bu tehdidin en çok beslendiği unsurlardan biri de ailelerin çocuklara karşı olan ilgisizliği. Aileler bulabildiği her vakitte çocuklarıyla yakından ilgilenebilmeli. İşten erken çıktıysak “Bugün gideyim boğazda kahve içeyim.” düşüncesiyle değil, “Çocuğumu bugün okuldan ben alayım, onunla vakit geçirebileyim” düşüncesiyle hareket etmemiz gerekiyor. Bunu yaparsak çocuklarımız ile güvene ve iletişime dayalı bir ilişki kuracak dijital dünyadaki tehditlere karşı duvar oluşturacağız.”
Strateji, spor ve yarış oyunları çocukların zihinsel ve motor gelişimi için yararlı
Ebeveynlere, çocuklarını daha çok strateji spor ve yarış oyunlarını oynaması yönünde teşvik etmesi tavsiyesinde bulunan Toker şunları kaydetti:
“Benim çocuklara ve ailelere tavsiyelerim strateji yarış ve spor oyunları oynamaları, o oyunlara yönlendirmeleridir. Araba ve spor oyunlarında zihniyle düşündüğünü kumanda ve kontrol cihazı ile sağlaması gerekiyor. Bu beyni ve zihinsel gelişimi destekliyor. Strateji oyunları da çocuğu düşünmeye teşvik edeceği için zihinsel gelişimi destekleyen oyun türleri arasında yer alıyor. Ailelere ve çocuklara bu üç türdeki oyunlara yönelmelerini önerebilirim.”
Ailelerin yanı sıra devletlerin de sosyal medyadaki bu tehditlere karşı bir dizi önlem planını hayata geçirmesi gerektiğine vurgu yaparak sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Çocuklar için uygun olmayan içeriklere basılan 18+ etiketinin bir tuzak olduğunu söyleyebilirim. Bunlara ağır cezalar gelmesi gerekiyor. Tüketiciyi kandırmanın yanı sıra içeriklerin konusu bakımından bunlara karşı ceza ve yaptırımların uygulanması gerekiyor. Sosyal medyaya 18 yaşından küçük kişilerin kesinlikle giremeyeceği bir yapının inşa edilmesi lazım. Teknoloji bunun için çok müsait. Yüz tanıma ya da biyolojik tanıma gibi sistemlerin bu gibi platformlarda çocukların korunması için kullanılmasını devletler sağlayabilir, zorunluluk getirebilir. Sohbet programlarında çocuklara yönelik uygunsuz içerik ve isteklere karşı bir filtreleme getirilebilir. Özellikle taciz veya istismarı çağrıştıracak belli başlı kelime gruplarına karşı bu sistem uygulanmalı hayata geçirilmeli. Çocuk 18 yaşından küçükse sosyal medyaya giremeyeceğini bilebilmeli. Telefonunu açtığı an buna uygulamanın izin vermemesi ya da ebeveyn onayı isteyecek bir düzenleme yapılması gerekiyor.”
TRT Genel Müdürü Prof. Dr. Mehmet Zahid Sobacı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, artık hem kurumsal hem de bireysel yayıncıların her gün yüz binlerce içeriği kitlelere sunduklarını söyledi.

Sobacı, bu içeriklerin büyük çoğunluğunun anlık tüketime göre hazırlandığını belirterek, “Küresel izleyici kitlesini yakalamaya yönelik içerik mücadelesine şahitlik ettiğimiz bu dönemde; insanları anlamlı, aile ve değer odaklı yapımlara çekmek büyük önem taşıyor. Bu bağlamda, en büyük görev kamu yayıncılarına düşüyor. Günümüzde, kamu yayıncıları bir yandan kültürel, manevi, ahlaki değerlere sahip çıkmak öte yandan yenilikçi olmak zorunda.” dedi.
Bu içerik mücadelesinin, teknolojik gelişmelerle beraber dijital dünyada devam ettiğine işaret eden Sobacı, “Sınırsız bir özgürlük alanı gibi görülen bu dünya, kamu yayıncılarının özellikle eğilmesi ve güçlü bir şekilde var olması gereken bir saha. Çünkü dijital dünya ahlaki sınırları tanımayan, anlamı daraltan, derinlikli düşünmeyi zayıflatan formatlara ev sahipliği yapmaya çok elverişli.” diye konuştu.

– “TABİİ ARACILIĞIYLA KENDI HIKAYELERİMİZLE ANLATMAYI VE BU YOLLA ÜLKEMİZİN TANITIMINA KATKI YAPMAYI ÖNEMSEDİK”
Sobacı, TRT olarak bu farkındalıkla bir platform kurma amacıyla yola çıkmadan önce detaylı piyasa araştırmaları yaptıklarını aktararak, şöyle devam etti:
“Rakiplerimizin yönelimlerine ve izleyicilerin bunları ne kadar benimsediğine baktık. Araştırmalarımız neticesinde sistemin en güçlü temsilcileri olarak öne çıkan Amerika menşeli iki platformun Türkiye’deki abone sayısının o dönem 6 milyonu aştığını, buna karşın ülkemize özel ürettikleri içeriklerin sayısının oldukça sınırlı olduğunu gördük. Bu sınırlı sayıdaki yapımlar ise milli ve manevi hassasiyetlerimizle ve insani bakışla örtüşmeyen yapımlardı. Türkiye’nin milli ve manevi değerleriyle ve toplumsal dokusuyla bağdaşmayan pek çok içerik bu platformlarda öne çıkıyor ve değerlerimizi erozyona uğratıyordu. Böyle bir ortamda Türkiye’nin kamu yayıncısı TRT olarak, izleyicilerimize temiz, aile odaklı ve kaliteli içeriği dijital dünyada da ulaştırmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Ülkemizin kendine özgü uluslararası bir içerik platformuna sahip olmasının yadsınamaz bir gereklilik olduğuna kanaat getirdik.”
Tüm yayın ve yapımları hazırlarken insanların anlam dünyalarını zenginleştirmek amacıyla hizmet ettiklerinin altını çizen Mehmet Zahid Sobacı, “Bunu da her yaş grubuna ve ilgiye uygun temiz içerik üretimine odaklanarak gerçekleştiriyoruz. Bu anlamda, tabii’yi oluştururken insanlara güvenli dijital evleri gibi hissettikleri bir ortam sunmak gayesiyle yola çıktığımızı söyleyebilirim. Ayrıca tabii aracılığıyla Türkiye’nin milli, manevi ve kültürel değerlerini doğrudan kendi hikayelerimizle anlatmayı ve bu yolla ülkemizin tanıtımına katkı yapmayı önemsedik.” ifadelerini kullandı.

– “TABİİ SADECE BİR TRT PROJESI DEĞIL, TÜRKİYE CUMHURIYETİ’NİN BİR PROJESİDİR”
Sobacı, kurum olarak dijital platform sektörüne iddialı bir giriş yapmayı görev olarak kabul ettiklerini ve bu anlamda tabii’yi hayata geçirdiklerini vurgulayarak, “tabii sadece bir TRT projesi değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir projesidir. tabii’nin çok önemli bir diğer özelliği ise tüm yazılımın ve teknik alt yapısının yerli ve milli olmasıdır.” dedi.
Dijital platformların çoğunlukla Batı kaynaklı olduğunu ve bu platformların da izleyicilere kaçınılmaz bir dayatma sunduğunu belirten Sobacı, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu platformlarda var olmak istiyorsanız, çoğunlukla onların hassasiyet gösterdiği hususlara değinmek zorundasınız. İçeriklerinizi onların beklentileri doğrultusunda şekillendirmek mecburiyetindesiniz. Yani örtülü veya açık biçimde, bilinçli ve sistematik olarak bir değerler setinin dünyaya dayatılması durumuyla karşı karşıyayız. Özgürlük adı altında, belirli kavramların ve değerlerin yüceltilmesi durumu olarak da ifade edebiliriz bunu. Ve maalesef bu durum, uçların ve ismini zikretmek istemediğim sapkınlıkların normalleştirilmesini de kapsıyor. Hal böyleyken, özgün, temiz, aile odaklı, kültürel zenginliği gözeten içeriklerin önemi ortaya çıkıyor. Bu bağlamda, tabii ile biz, mevcut dayatmacı düzene itiraz ediyor ve şerh düşüyoruz. Bunu da bu dayatmalara karşı alternatifsiz kalan, farkında olmadan kültürel yıkıma maruz bırakılan izleyicilere, özgün ve temiz içerikler sunarak yapıyoruz. Yıllardır tek kaynaktan beslenen yapım dünyasında, hiç hesaba katılmayan 5 milyar insana, hikayelerini anlatacağı bir platform sunuyoruz. Dolayısıyla, daha adil bir dünya için mücadele eden Türkiye’nin kamu yayıncısı olarak, tabii ile dijital alanda da daha adil bir dünya mümkün diyoruz.”
– “YAPIMLAR KONUSUNDA ÇOK HASSAS DAVRANIYORUZ”
Sobacı, platformun bir yıllık sürecine ilişkin de “Üye sayımızın 4 milyonu geçtiğini ve yıllardır sektörü elinde tutan dev markalar ile yarışır hale geldiğimizi düşünürsek, tabii’nin bir yıl gibi kısa sürede oldukça önemli bir başarı elde ettiğini söyleyebilirim. Elbette bu başarıda, Türkiye’de uluslararası markalara rakip olacak yapıyı kurabilecek güç ve donanıma sahip tek kurum olan TRT markasının payı büyük. Zira TRT son yıllarda dizi film ve sinema denince tartışmasız olarak ilk akla gelen isim. Bu alana yaptığımız yatırımlar sayesinde Türkiye’de dizi film sektörünün standardını yükselttiğimizi gönül rahatlığıyla ifade edebilirim. Artık tüm bu içeriklerimizi tabii çatısı altında topluyoruz.” şeklinde konuştu.

tabii’de 30’un üzerinde orijinal yapım ve 20 bin saati aşkın içerik bulunduğu bilgisini veren Zahid Sobacı, “Şu anda bu içeriklerimizi abonelerimize Türkçe, İngilizce, İspanyolca, Arapça ve Urduca olmak üzere 5 dilde sunuyoruz. Bunun yanı sıra pek çok ödüllü yabancı içeriği de tabii aboneleriyle buluşturuyoruz. Hem teknik hem de içerik olarak yüksek kriterlerde yapımları tercih ettiğimiz için orijinal içeriklerimiz dışındaki yapımlar konusunda çok hassas davranıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Sobacı, tabii’nin yolculuğunda yeni projelere de değinerek, şunları kaydetti:
– “ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE İÇERİKLERİMİZİN ZENGINLİĞİNİ ARTTIRACAĞIZ”
TRT’nin yoğun çabaları sayesinde yıllar içerisinde oluşmuş bir tür üretim ekosistemin bulunduğunu vurgulayan Sobacı, “TRT’nin bir kamu yayıncısı olarak yola koyulduğu günden beri, hep en iyisini ararken kurduğu bir ekosistem bu. Son yıllarda yoğun bir şekilde ortak yapımlarla hem Türk hem de dünya sinemasının gelişimine katkı veren destekler; yeni yönetmen ve yapımcıların yetişmesi için hem amatör hem profesyonel yetenek hazinemize yönelik düzenlediğimiz etkinlikler; kısa film ve belgesel alanında gerçekleşen uluslararası düzeyde festivaller ve ‘TRT dizisi’ kavramını sektöre kazandıran kaliteli diziler bu ekosistemin oluşmasını sağlayan başlıca unsurlar. Biz büyüdükçe, bu ekosistem de büyüyor ve gelişiyor. Ekosistem geliştikçe bizim seçeneklerimiz de artıyor ve bu seçenekler insanımıza değer olarak geri dönüyor. tabii, yıllar içinde kurduğumuz bu ekosistemin karşılığını çok kısa sürede aldığımız bir platform oldu. Bir yıl gibi kısa bir sürede, 30’dan fazla orijinal yapım üretmek başka bir şekilde açıklanamaz. Üstelik bu yapımların senaryodan yönetmenliğe, oyunculuktan kurguya kadar her aşamasında çok kıymetli işler çıkartıldığını görebilirsiniz.” dedi.
Sobacı, tabii’nin gelecek hedeflerine ilişkin de şu bilgileri verdi:
Bir ülkenin gücünün yalnızca siyasi ve ekonomik alanlara odaklanarak anlaşılamayacağına işaret eden Sobacı, “Güçlü devlet olabilmenin ön şartlarından biri, yapım ve yayın alanında da güçlü olmaktır. 21. yüzyıl Türkiye’nin yüzyılıdır ve TRT olarak bizler de ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonunun yayıncılık alanındaki temsilcisiyiz. Bu bilinç ve ülkemizin daha adil bir dünya için verdiği şahsiyetli mücadeleden aldığımız ilhamla, dünyaya yapılan tek yönlü içerik akışının hakimiyetine son vermek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.” ifadelerini sözlerine ekledi.
Söz konusu uygulamalar, ses ya da metin yoluyla birçok sorunun cevabını almaya olanak sağlıyor.
Bu teknoloji geniş kapsamlı veri kaynaklarından yararlanarak içerik üretilmesine katkıda bulunuyor. Dünyanın ve Türkiye’nin önde gelen teknoloji şirketleri de bu alana yönelik çalışmalar yürütüyor.

ASİSTANINIZ HAYATINIZI KOLAYLAŞTIRIYOR
OpenAI şirketinin ChatGPT, Meta şirketinin LLaMa, X’in Grok, Google’ın Gemini ve Microsoft’un Copilot’ı gibi uygulamalar kullanıcıları için asistan rolü oynuyor.
Söz konusu uygulamalardan teknolojiye hızlı adapte sağlayan öğrenciler bu imkanları farklı amaçlar için kullanabiliyor.
Öğrenciler, yapay zekadan güncel bilgileri edinip, ödevlerini bu uygulamalara yaptırırken öğretmenler de sınav sorularını hazırlayabiliyor.
YAPAY ZEKA HİKAYE VE ŞARKI SÖZÜ YAZABİLİYOR
İçerik üretmeye yarayan modelleri senaristler ve yazarlar isteklerine göre hikaye yazdırırken müzisyenler de şarkı sözü örnekleri için deneyimliyor.
Yazılımcılar ise bu kapsamdaki modelleri kod yazımında “angarya” kod işlerini hızlandırma amacıyla kullanıyor.
Başlangıçta sadece metinden metin üretmeye yarayan modeller, son güncellemeleriyle görüntüleri analiz edip yorumlama yeteneğine de sahip oldu.
Bu kapsamda insanlar buzdolabındaki ürünlerin fotoğrafını yükleyerek yapay zekadan farklı yemek tarifleri isteyebiliyor. Aynı zamanda yapay zeka bu özelliğiyle insanlara bozuk bir ürünü tamir ederken ya da kurulumunu yaparken de yardım ediyor.
Söz konusu özellik görme engellilerin hayatını kolaylaştırmak için de kullanılabiliyor.

RESSAMLARA ÇİZİM, ŞAİRLERE DİZE DESTEĞİ
Görsel içerik üretiminde de DALL-E, Midjourney ve Adobe Firefly gibi yapay zeka modelleri kullanıcıların zihinlerindeki istemleri görsel içerik üreterek karşılıyor.
Söz konusu uygulamalarla bir ressamın çizim ve kameramanın fotoğraf çekim tarzına göre içerikler üretilebilirken logodan fotoğraf gerçekçiliğine yakın ürünler de ortaya çıkabiliyor.
Sohbet robotları uygulamaları görsel üretimine istem oluşturmak için kullanılırken senaristler ya da şairler içeriklerini resmediyor.
Teknolojinin görsel üretiminin yanı sıra görüntü üretimi de son dönemde hız kazandı. Bu kapsamda “Runawayml” ve OpenAI şirketinin Sora’sı gibi görüntü işleme üzerine çalışan ürünler bulunuyor. Bu kapsamda Adobe şirketinin de çalışmaları olduğu biliniyor.
Söz konusu teknoloji yeni bir görüntü oluşturmaya veya halihazırdaki görüntü üzerinde değişiklik yapmaya olanak sağlıyor.
Sora, şu an herkesin kullanımına açık olmasa da deneme çalışmaları görülebiliyor. Son olarak OpenAI şirketi Sora’yı denemeleri için yönetmenlere sistemi açmıştı. Yaklaşık bir dakikalık video üreten yönetmenler, farklı türde içerikler oluşturdu.
Üretilen görüntüler arasında “Don Allen Stevenson III” farklı hayvan türlerinin birleştiği görüntü oluşturmasıyla dikkati çekti.

SESLERİ KOPYALAYARAK ŞARKI SÖYLÜYOR
Yapay zeka, insana benzeme yönünde hızla gelişirken insanın kendisini ifade etme yöntemlerinden de yararlanıyor.
Kısa süreli ses kaydından bile kendisini eğitebilen yapay zeka, bu sese çok benzer nitelikte içerikler oluşturabilirken yazıyla insanlara ses olma özelliğini de taşıyor.
Söz konusu yapay zekayı deneyimleyenler dinlemeyi sevdikleri sanatçıların seslerini “klonlayıp” onlardan farklı şarkılar duymayı da başarıyor. Barış Manço ya da Cem Karaca gibi vefat etmiş sanatçıların seslerini yapay zekayla eğitenler, Manço ve Karaca’ya düet yaptırarak seslerini yaşatıyor.
Microsoft’un VASA-1 adını verdiği yeni model de son dönemde farklı bir uygulama olarak öne çıktı. Bu model sayesinde, yapay zeka ile portredeki fotoğraf üzerine eklenen sesle dudak hareketleri ve duygular gerçekçi videolara dönüştürülebiliyor.
Haber doğrulama programıyla Facebook ve Instagram’daki kullanıcıların, yanlış olabilecek bilgilerini tespit edip, bu içerikleri haber doğrulayıcılara bildirdiklerini anlatan Yeşil, haber doğrulayıcılarının da bilgileri kontrol edip doğruluğunu değerlendirdiklerini dile getirdi.
Yeşil, Facebook’tan bağımsız olarak gerçekleşen bu sürecin, kaynak talep edilmesini, herkese açık verilerin incelenmesini, video ve görsellerin doğrulanmasını ve daha fazla işlemi içerebildiğini ifade ederek, şöyle konuştu: “Meta olarak haber doğrulama ortaklarımız tarafından değerlendirilen içerikleri etiketliyoruz. Bu içerikleri paylaşmak üzere olan ve içeriği daha önce paylaşan kişilere de bildirim gönderiliyor. Haber doğrulayıcı, içeriği ‘asılsız, üzerinde oynanmış veya kısmen asılsız’ olarak değerlendirdiğinde bu içerik haber kaynağında daha alt sıralarda görünüyor, Instagram Keşfet’te filtreleniyor, akışta ve hikayelerde daha az belirgin şekilde gösteriliyor. Bu da içeriği gören kişi sayısını önemli ölçüde azaltıyor.”

“YAPAY ZEKA KULLANICI DENEYİMİNİ ZENGİNLEŞTİRİYOR”
Haber doğrulayıcıların değerlendirdiği içeriklerin yer aldığı reklamları reddettiklerini vurgulayan Yeşil, “Sürekli olarak yanlış bilgi paylaşan sayfalar, gruplar, hesaplar ve siteler ise dağıtımlarının azaltılması gibi bazı kısıtlamalara tabi tutuluyor. Ayrıca sürekli olarak asılsız haber paylaşanların para kazanma ve reklam verme imkanları ellerinden alınabiliyor ve belirli bir süre boyunca haber sayfası olarak kaydolmaları engellenebiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Meta olarak yapay zekayı, kullanıcı deneyimini zenginleştirmek, kişiselleştirme sağlamak ve etkileşimi daha akıllı ve sezgisel hale getirmek için kullandıklarını belirten Yeşil, “Özellikle, üretken yapay zekanın içerik üreticilerinin kendilerini daha etkin biçimde ifade etmelerini sağlayabileceğini düşünüyoruz.” dedi.
Yeşil, ürünleri kullanan milyonlarca işletmeye de fayda sağladıklarına dikkati çekerek, reklam içerikleri için ilk üretken yapay zeka destekli özellikleri sunmaya başlayarak, reklam verenlerin yatırım getirilerini artırmalarına yardımcı olduklarını bildirdi.
Üretken yapay zeka kapsamında geliştirdikleri projeler arasında dünyadaki tüm dilleri birbirine çevirebilen sesli asistan ve kullanıcıların sesli komutlarla kendi sanal dünyalarını oluşturmasına olanak tanıyan Builder Bot adlı bir yapay zeka araçlarının bulunduğu bilgisini veren Yeşil, üretken yapay zekanın, kullanıcılar, içerik üreticileri ve işletmeler için içerik oluşturma, geliştirme ve tüketiminde gelecekte kritik rol oynayacağına inandıklarını dile getirdi.

“BİNDEN FAZLA AÇIK KAYNAKLI YAPAY ZEKA PROJESİ YAYINLADIK”
Meta olarak, açık inovasyonun ekonomik büyümeye, daha iyi ve daha güvenli ürünlere ve sorumlu kalkınmaya yol açacağını vurgulayan Yeşil, 10 yılı aşkın süredir yapay zekada açık inovasyonun öncüsü olarak şimdiye kadar 1000’den fazla açık kaynaklı yapay zeka projesi yayınladıklarını anlattı.
Yeşil, yapay zeka çalışmalarını büyük bir sorumlulukla sürdürmeye özen gösterdiklerini belirterek, şunları kaydetti: “Deneyimlerimiz, yapay zeka ürünleri için en başından itibaren koruma önlemleri oluşturmamıza yardımcı oluyor. Türkiye’de, BTK Akademi ve Koç Üniversitesi Karma Lab ortaklığında, lise ve üniversite öğrencilerine yönelik artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve yapay zeka üzerine farklı seviyelerde eğitimler verilmesi planlanıyor.
Eğitimlerin yanında farklı konularda seminerler ve etkinliklerle yıl boyunca programa katılan kişileri farklı sektörlerle bir araya getirerek söz konusu teknolojiler alanında deneyim kazanmalarına destek olmayı hedefliyoruz.”
]]>İnternetin gelişmesi ve bu mecra üzerinde iletilen çok sayıdaki başarılı yayın ve yayıncıların son yıllarda artması ve bu yayınlarda teknolojinin imkan tanımasıyla ve interaktif yöntemlerin yayınlarda kullanılmasıyla izleyicilerin dikkatini ve ilgisini çekmeye başlamıştır.

Bu durum, katılımcı Televizyon ve Radyo yayıncılığında yeni bir yöntem ve yönelimi gündeme getirdi. Uzun süredir, izleyiciler bu tarzı zaten sosyal medya da sıkça kullanıyor ve talep ediyor.
Elbette, internette sosyal medyada kullanılan katılım ve interaktif yayıncılığın başarısı ve katılımcıların sayısının her geçen gün artmaya başlaması ana akım medyanın da dikkatine çekmeye başladı.
Yayın kuruluşlarının sunduğu her türlü içerikleri izleyiciler çok çeşitli seçeneklerinin olması nedeniyle kayıtsız şartsız izlemiyor, artık seçiyor eleştiriyor, yada izlemiyor.
Gerçekten, günümüzde insanlar her konuda edilgen kalmayı , sadece izlemeyi, dinlemeyi ,seyretmeyi, istemiyor birey olmanın gereklerini ben de buradayım benim de söyleyeceklerim var diye sesini yükseltmesi sadece ülkemizde değil yayıncılığın her alanda gelişen ve büyüyen bir trend olarak tüm dünyada kabul görmeye başladı..
Bu trendi yükselten ve büyüten, internetin sağladığı geniş imkanlar olduğunu teslim edelim.
Tüm bunlar olurken izleyici ve dinleyici profilinin gençlerden oluştuğu ve bu kuşakların ve sayılarının ve taleplerinin artması klasik medyanın radarına girmiştir.
Bir süre sonra tüm medyanın bu konuda izleyici ve dinleyiciye dokunmanın çeşitli iletişim yöntemlerini zaman geçirmeksizin uygulayacağını göreceğiz.

Pratikte ise ana akım medyanın internet üzerinden yapılan başarılı yayınları ve içeriklerin kabul görmesi nedeniyle bu tür programları ve ilginç tarzları taklit yada kopya etmesine şahit oluyoruz. Ancak bu yayınlarda interaktivitenin gerçekleşememesi, internet yayınlarında olduğu gibi başarıyı sağlayamamaktadır.
Basit ve suyuna tirit yapımlar artık devrini kapatıyor toplumun eğitim seviyesinin yükselmesi dil eğitiminin ve kullanımının artması, yurtdışı yayınlara erişim imkanının çoğalması ana akım medya da kaliteli yapımların izleyici tarafından talep edilmesine yol açmıştır.
Artık reyting oranları aslanın ağzından daha aşağılarına inmiştir. Özetle yayınlarda kalite ( içerik ve teknik ) ve fayda ikilisi ön plana çıkmıştır. Bu kural başarılı yayıncılık, yüksek reyting ve karlılık için vaz geçilmez olacaktır.
Aslında klasik yayıncılıkta başarılı olmanın formülü çok da zor değil, örnekleri internet üzerinden yayınlanan benzer yayınlara bakmak sanıyoruz yeterli olacaktır.
Özellikle Televizyon yayıncılığında İçerik ve kalitenin yükselmesine rağmen, tüm sektörün internet yayıncılığının yükselmesi ve rağbet görmesi nedeniyle durağanlaşmaya ve diğerleri ile benzeşmeye başlaması yeni arayışlara yol açmaktadır.
Ancak internet yayıncılığı interaktif oluşu , iletim ve erişiminin kolaylığı nedeniyle klasik tek yönlü yayıncılık ile rekabette öne çıkmaktadır. Sanıyoruz yakın gelecekte online reklamcılığın hızla yükselmesinde olduğu gibi klasik Yayıncılık bu mecra ile rekabet etmesi hayli zorlaşacaktır.
Ülkemiz dışında özellikle Avrupa ülkelerine ve izleyicilerine baktığımızda gelişmeler tam da yazılanları doğrulamaktadır.
Analog / sayısal karasal yayıncılık, Digital kablodan iletilen analog ve digital TV yayıncılığı , Uydu FTA yayınlar (free to air ) yayınların izleyicilerinin ve abonelerinin azaldığı görülmektedir.
Bunun yerine çok sayıdaki internet uygulamaları ve platformlarından Televizyon ve Radyo yayınları kolay ve ekonomik olarak sabit ve mobil olarak takip edilebilmektedir.
Elbette tüm bunları belirleyen ve değiştirenin izleyicilerin profili olmaktadır. Genç kuşaklar mobil izlemeyi, kısa ve güncel eğlence temalı içerikleri talep etmeye başlamıştır. Yapılan araştırmalarda izleyicinin dram ve benzerlerini tercih etmediği görülmektedir.
Bir süre sonra klasik medyanın içerik oluşturma, sunum ve benzeri yöntemleri internet medyasında olduğu gibi teknik yetersizlikler nedeniyle gerçekleştiremese de örnek alacağını göreceğiz
]]>Geçtiğimiz aylarda, içerikleri pedagog ve psikolog onayından geçen ReadKi, açık test süreçlerini tamamlayarak milyonlarca çocuğun kullanımına açıldı. 15 Şubat’ta üçüncü yılını tamamlayan Kidolog ekibi tarafından geliştirilen ReadKi, sesli hikayeleri, birbirinden keyifli oyunları ve pratikleriyle çocuklara güvenli bir dijital dünya deneyimi yaşatıyor. Türkiye’nin Sağlık Bakanlığı onaylı ilk ebeveyn platformu olan Kidolog’un tecrübesiyle geliştirilen ReadKi, bünyesindeki yüzlerce içerikle, ebeveynler için de güvenilirliğini kanıtlıyor.
Kidolog’un Bütün Tecrübesi ReadKi’de Hayat Buluyor
Üçüncü yaşını, “Üçüncü yılında üç muhteşem uygulama” mottosuyla kutlayarak, 15-22 Şubat tarihlerini ‘Ebeveynlik Haftası’ olarak ilan eden Kidolog, ebeveyn platformu olarak sunduğu başat uygulamanın yanı sıra, çocuklar için geliştirdiği ReadKi ve evcil hayvanlar için geliştirdiği, dünyanın ilk pet Süper-App’i olan PatiWe’yi de tanıttı. Ebeveynlik alanında bütünleşik bir hizmet sunmayı amaçlayan bu güçlü markanın varlığı, ReadKi’nin nitelik olarak üst seviyelere taşınmasını sağlıyor.
ReadKi Kurucu Ortağı Burak Candan “ReadKi içerisinde yer alan içeriklerin çocuklarımızın geleceğini şekillendirebileceğini biliyoruz. Bu nedenle Kidolog’un bütün tecrübesini uygulamanın özelliklerini geliştirmek için seferber ettik,” diyor.
Çocuklar İçin Güvenli Dijital Dünya
ReadKi’yi rakiplerinden ayıran ve öne çıkmasını sağlayan en önemli özelliklerden biri de güvenli bir dijital dünya vadetmesi. ReadKi uygulamasında yer alan sesli hikayelerin tamamı, alanında uzman Kidolog pedagogları ve çocuk psikologları tarafından onaylanıyor. Bu sayede çocuklar, zararlı olabilecek içeriklerden uzak tutuluyor.
“Hikayelerimiz uzman yazarlar tarafından hazırlandıktan sonra bir kez de editör kadromuz tarafından kontrol ediliyor. Ardından Kidolog pedagogları ve psikologları tüm içeriklerimizi denetliyor. Bu sayede içeriklerde çocuklarımıza zarar verebilecek en ufak hatalı yaklaşımı dahi fark edebiliyoruz,” diyen Proje Yöneticisi Ceren Açelya Özdal, uygulamanın temel amacının çocuklarda yaratıcılığı, hayal gücünü, mutluluğu desteklemek olduğu kadar farklı kültürleri tanıması, ekoloji bilinci oluşturması, insan haklarına saygılı bir birey yetiştirilmesi olduğunu vurguluyor.
İçerik açısından güvenli dijital dünyanın kapılarını aralayan ReadKi, aynı zamanda ekran süresi konusunda da aynı hassasiyete sahip. Ebeveynler, çocuklarının ReadKi’de hangi aşamaya geldiğini kontrol edebiliyor. Ayrıca, belirli bir ekran süresi tanımlanabiliyor. Ebeveyn kilidi sayesinde, çocuklar ayarlara ulaşamıyor ve bunları değiştiremiyor. Dolayısıyla çocuğun dijital dünyada geçirdiği ve neleri incelediği daima kontrol altına alınabiliyor.
Hayal Gücü, Yaratıcılık, Eğlence, Huzur: Hepsi Tek Uygulamada
ReadKi’yi öne çıkaran özelliklerden bir diğeri de içerik konusunda geniş bir yelpazeye sahip olması. Uygulama içerisinde hayal gücü, yaratıcılık, merak gibi duyguları teşvik eden sesli hikayeler yer alıyor. Çocukları bilime ve sanata yönlendiren bu hikayeler, ilerleyen yaşlarda akademik başarılarına da katkı sağlıyor.
Sesli hikayelerin yanı sıra, ReadKi içerisinde birçok eğlenceli oyun bulmak da mümkün. Burada da hikayelerdeki hassasiyet aynı şekilde güdülmüş. Çocukların oyun oynarken aynı zamanda öğrenmesi ve becerilerini geliştirmesi hedeflenmiş.
Çocukların bulabileceği bir diğer içerik ise hayli ilginç: meditasyon. Dünyada son yıllarda bilimsel olarak faydaları kanıtlanmış olan meditasyon pratikleri, çocuklar için de yaygınlaşmaya başladı. Türkiye’de bu işe öncülük eden platformlardan biri de ReadKi. ReadKi içerisinde çocukların anlayabileceği düzeyde, basit meditasyon pratikleri var. Meditasyon pratiklerine dair konuşan Özdal demecinde, “Çocukların da stres yaşayabileceğini, öfkelenebileceğini unutmamak gerek. Meditasyon uygulamaları sayesinde bunları minimize etmek mümkün. Ayrıca bu pratikler daha kaliteli uyku süreleri de sunuyor,” ifadelerine yer verdi.
Özdal uygulamaya dair son olarak şunları söyledi: “Arkasında Kidolog gibi güçlü bir ekibin bulunduğu ReadKi, şimdiden sektörün öncüleriyle rekabet etmeye başladı. Önümüzdeki günlerde dünya çapında milyonlarca kullanıcıya ulaşacağımıza eminim.”
]]>