Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bir yazı göndererek, sahada yapılan incelemelerde belediyelere bağlı kreş adı altında açılan yerler olduğunu ve bu yerlerde 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında faaliyet gösteren okul öncesi eğitim kurumlarının programında yer alan etkinliklerin yapıldığı ve bu program ve kapsamda eğitim öğretim faaliyeti yapıldığının tespit edildiğini bildirdi.
“BELEDİYELERİN KREŞ AÇMASI YASAK”
Konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılında verdiği karar ile Belediye Kanunu’nun ‘Belediyelerin okul öncesi eğitim kurumları açabilir” hükmünü iptal ettiği belirtilen yazıda, belediyelerin izinsiz eğitim öğretim faaliyeti konusunda uyarılarak yeni yerlerin açılmasının önüne geçilmesi ve mevcut yerler hakkında kanun hükümlerine göre hareket edilmesi konusunun belediyelere bildirilmesi istendi.
VALİLİKLERE YAZI GÖNDERİLDİ
Milli Eğitim Bakanlığı‘nın yazısı üzerine Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü de il müdürlükleri aracılığıyla yazıyı kreşi olan belediyelerin bulunduğu valiliklere ve bilgi için de ilgili belediyelere gönderdi. Yazıda, Milli Eğitim Bakanlığı’nın söz konusu yazısı hatırlatılarak, 5580 sayılı Kanuna aykırı faaliyetlerin engellenmesi için belediyelerin izinsiz eğitim öğretim faaliyetleri konusunda uyarılması ve yeni yerlerin açılmasının önüne geçilmesi ile mevcut yerler hakkında mezkur hükümlere göre hareket edilmesinin sağlanması istendi.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü’nün yazısı şöyle:
“Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünce Bakanlığımız Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğüne iletilen ve ekte sunulan yazılarında bahisle Bakanlıklarınca sahada yapılan incelemelerde belediyelere bağlı kreş adı altında açılan yerler olduğunun tespit edildiği, bu yerlerde 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında faaliyet gösteren okul öncesi eğitim kurumlarının programında yer alan etkinliklerin ve bu program kapsamındaki eğitim öğretim faaliyetlerinin yapıldığının tespit edildiği, konuya ilişkin mevzuat hükümlerine değinilerek yine konuyla ilgili Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu 24.1.2007 tarihli ve 2005/95 Esas sayılı karar ile ‘5393 sayılı ‘Belediye Kanunu’nun birinci fıkrasının (b) bendinin “Okul öncesi eğitim kurumları açabilir; …’ bölümünü Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmesine rağmen bu gibi yerlerin faaliyetlerini sürdürdüğünün ve yeni yerlerin açıldığının görüldüğü belirtilmiş olup 5580 sayılı Kanuna aykırı faaliyetlerin engellenmesi için belediyelerin izinsiz eğitim öğretim faaliyetleri konusunda uyarılması ve yeni yerlerin açılmasının önüne geçilmesi ile mevcut yerler hakkında mezkür hükümlere göre hareket edilmesi hususunda; bilgilerini ve gereğini önemle arz ederim.”
CHP LİDERİ ÖZEL: HODRİ MEYDAN, GELİN KAPATIN”
Konuya CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den tepki gecikmedi. Özel, “Hadi gelin kapatın. Hodri meydan bakalım. Hadi gelin kapatın” şeklinde konuştu.

Milli Eğitim BakanlığıAnayasa Mahkemesiİklim DeğişikliğiÖzgür ÖzelPolitikaGüncelEğitimHukuk
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 6 Şubat depremlerinin ardından yapımına başlanan kalıcı konutları, hak sahiplerine teslim etmeye devam ediyor. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) Diyarbakır’da 14 etaptan oluşan 10 bin 286 konutluk projeyi hayata geçirdi. 6 bin 40 konutun yapımı ise tamamlandı. Hak sahiplerinden 3 bin 839’u yeni evlerine yerleşti.
“Diyarbakır’da 10 bin konutun 6 binini tamamladık”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, sosyal medya hesabından Diyarbakır’da inşa edilen konutların ve vatandaşların görüşlerinin yer aldığı videoyu paylaştı. Bakan Kurum, “Diyarbakır’ımızda asrın felaketinin ardından 10 bin konutun yapımına başladık, 6 binini tamamladık. Vatandaşlarımız sağlam binalarda güven içinde oturmaya başladı. Her bir depremzede kardeşimiz geceleri rahat uyuyana, hayal ettiklerinden daha iyisine ulaşana kadar durmayacağız” ifadelerini kullandı.
“Konutlar çok güvenli”
Bağlar ilçesinde yapımı tamamlanan konutlarına yerleşen hak sahibi vatandaşlardan Zinnet Çelikel Çıtak ise “Her şeyi düşünmüşler, her şey yapılmış. Hayal ettiğimden daha güzel, daha temiz olmuş. Konutlar çok güvenli ve içerisinde rahatlıkla oturabiliyoruz. Devletimize güveniyordum ama bu kadar erken yapılacağını inanmıyordum. Çok erken yapıldı” diye konuştu.
“Başımı yastığa rahatça koyabiliriyorum”
Bir başka hak sahibi Sibel Gören de TOKİ konutlarının sağlamlığına dikkat çekip şunları kaydetti:
“TOKİ’nin evlerine, devletimizin işçilerine güveniyoruz. Sağlam olduğunu düşündüğümüz için rahatız. Şimdi başımı yastığa rahatça koyup yatabiliyorum. Devlet zaten hep arkamızdaydı. Bize destek çıktı. ‘Kısa sürede evleri yapacağız, teslim edeceğiz’ dediler. Ummadığımız kadar kısa bir sürede de yaptılar. Devletimiz sözünü tuttu.”
Sosyal donatılı siteler, çevre dostu binalar
Bölgedeki projenin sorumlusu TOKİ İnşaat Uzmanı Kürşat Gedikoğlu ise konutların yatay mimariye uygun, radye temel üzeri tünel kalıp sistemiyle yapıldığını belirtti.
Çevre dostu tasarlanan binalarda güneş enerjisi sisteminden faydalandıklarını ve ısı yalıtımına özen gösterdiklerini anlatan Gedikoğlu, “Hak sahiplerimizin keyifle zaman geçirebilmeleri için konutlarımızın yanında yeşil alanlar, spor sahaları, çocuk oyun grupları, bisiklet ve yürüme yolları gibi çeşitli sosyal donatılarımız da bulunuyor. En kısa sürede tüm konutlarımızı hak sahiplerine teslim etmeyi amaçlıyoruz” ifadesini kullandı. – ANKARA
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Serginin, göreve gelmesinin ardından resmi bakanlık toplantıları dışında katıldığı ilk etkinlik olduğunu belirten Pirinççi, fotoğraf sergisinde yer alan eserlerin bir nevi hafızaları tazelediğini belirtti.
Pirinççi, “Anadolu Ajansının Yeşil Hattının ne kadar etkili olduğunu zaten biliyorduk. Dolayısıyla bu sergi de aslında onun bir göstergesi oldu. Televizyonlarda içimizin yandığını hissederek izlediğiniz görüntüleri bir kez daha ikonik fotoğraflarla görmek oldukça önemliydi. Bu açıdan 4 farklı haber ajansının bir araya gelerek Ankara’da böyle bir etkinlik yapması, farkındalık oluşturması dikkat çekici. İlgi duyan kişilerin de burada olduğunu görmek çevre, yangınlar veya orman yangınları ile bunların oluşturduğu risklere dikkat çekilmesi anlamında oldukça önemli. Gerekli veya yeterli farkındalığı oluşturduğunu düşünüyorum.” dedi.
“TÜÇA’NIN ÖNEMLİ BİR MİSYONU VAR”
Türkiye Çevre Ajansının 2020’de kurulmasıyla birlikte çevre farkındalığı oluşturmak, sıfır atık, geri dönüşüm, depozito yönetim sistemleri, denizlerin denetlenmesi, mapa ve şamandıra sistemleriyle denizlerde kirliliğin engellenmesi gibi faaliyetler gerçekleştirildiğini anlatan Pirinççi, şöyle devam etti:
“Türkiye Çevre Ajansının karada ve denizde özellikle çevreye yönelik farkındalığın artırılması açısından önemli bir misyonu var ki malum küresel ısınma Türkiye dahil olmak üzere bütün dünyada etkisini iyice gösteriyor. Çok ani felaketlerle karşı karşıya kalıyoruz. Bir yandan ülkelerin ve toplumların direncini artırmak gerekirken diğer yandan da geleceğe yönelik o direnci veya mukavemeti artırmak için önlemler almak gerekiyor.”
TÜÇA olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık Hareketi’nin daha fazla yayılması ve uygulanması aşamasında çalışmalar yürüttüklerine değinen Pirinççi, depozito yönetim sistemini de bu konuda önemli bir adım olarak nitelendirdi.
Pirinççi, Türkiye’de bir yılda 20 milyardan fazla pet şişe, içecek şişesi, cam, teneke veya karton şişe üretildiği ve bunların geri dönüşüme uğramadan atık haline geldiği düşünüldüğünde depozito yönetim sisteminin hem ülkeye hem de çevrenin korunmasına önemli katkılar sunacağını ifade etti.
“ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK İLE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BİRBİRİNDEN AYRILMAZ YAPILAR”
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı isminin 2021’de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı şeklinde değiştirildiğini, ardından Türkiye’nin iklim müzakerelerini yürütmeye yönelik İklim Değişikliği Başkanlığının kurulduğunu hatırlatan Pirinççi, çevre ve şehircilik ile iklim değişikliği kavramlarının birbirinden ayrılmaz yapılar olduğu değerlendirmesini paylaştı.
Türkiye Çevre Ajansının da bu yapının ayrılmaz bir parçası olduğunun altını çizen Pirinççi, sözlerini şöyle tamamladı:
“Hepsi sayın Murat Kurum Bakanımızın öncülüğünde iklim değişikliği veya küresel ısınma ve bunlarla ilişkili veya ilişkisiz çevreye yansıyacak olumsuz etkileri azaltmaya, yıpranmaları en aza indirmeye, geleceğe özellikle önümüzdeki kuşaklara daha az zarar görmüş bir çevre bırakmaya yönelik hamleler. Türkiye Çevre Ajansı da burada o aktörlerden bir tanesi ki tek başına değil. Başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurum olmak üzere bütün bakanlık unsurlarıyla ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla, diğer resmi kurum ve kuruluşlarla birlikte el birliğiyle gelmekte olan bir tehlikeyi engellemek veya o tehlikenin risklerini azaltmaya yönelik bir seferberlik çalışması aslında. Şu anda bu riskler çok doğrudan görünmüyor veya algısal düzeyde kısmen görünüyor olabilir ama gerçekten de çevre, bu anlamda giderek tüketilen bir şey. Bunun kendini yenilemesi oldukça önemli dolayısıyla Türkiye Çevre Ajansı da bu bağlamda destek olan kuruluşlardan bir tanesi.”
Serginin, göreve gelmesinin ardından resmi bakanlık toplantıları dışında katıldığı ilk etkinlik olduğunu belirten Pirinççi, fotoğraf sergisinde yer alan eserlerin bir nevi hafızaları tazelediğini belirtti.
Pirinççi, “Anadolu Ajansının Yeşil Hattının ne kadar etkili olduğunu zaten biliyorduk. Dolayısıyla bu sergi de aslında onun bir göstergesi oldu. Televizyonlarda içimizin yandığını hissederek izlediğiniz görüntüleri bir kez daha ikonik fotoğraflarla görmek oldukça önemliydi. Bu açıdan 4 farklı haber ajansının bir araya gelerek Ankara’da böyle bir etkinlik yapması, farkındalık oluşturması dikkat çekici. İlgi duyan kişilerin de burada olduğunu görmek çevre, yangınlar veya orman yangınları ile bunların oluşturduğu risklere dikkat çekilmesi anlamında oldukça önemli. Gerekli veya yeterli farkındalığı oluşturduğunu düşünüyorum.” dedi.

“TÜÇA’NIN ÖNEMLİ BİR MİSYONU VAR”
Türkiye Çevre Ajansının 2020’de kurulmasıyla birlikte çevre farkındalığı oluşturmak, sıfır atık, geri dönüşüm, depozito yönetim sistemleri, denizlerin denetlenmesi, mapa ve şamandıra sistemleriyle denizlerde kirliliğin engellenmesi gibi faaliyetler gerçekleştirildiğini anlatan Pirinççi, şöyle devam etti:
“Türkiye Çevre Ajansının karada ve denizde özellikle çevreye yönelik farkındalığın artırılması açısından önemli bir misyonu var ki malum küresel ısınma Türkiye dahil olmak üzere bütün dünyada etkisini iyice gösteriyor. Çok ani felaketlerle karşı karşıya kalıyoruz. Bir yandan ülkelerin ve toplumların direncini artırmak gerekirken diğer yandan da geleceğe yönelik o direnci veya mukavemeti artırmak için önlemler almak gerekiyor.”
TÜÇA olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık Hareketi’nin daha fazla yayılması ve uygulanması aşamasında çalışmalar yürüttüklerine değinen Pirinççi, depozito yönetim sistemini de bu konuda önemli bir adım olarak nitelendirdi.
Pirinççi, Türkiye’de bir yılda 20 milyardan fazla pet şişe, içecek şişesi, cam, teneke veya karton şişe üretildiği ve bunların geri dönüşüme uğramadan atık haline geldiği düşünüldüğünde depozito yönetim sisteminin hem ülkeye hem de çevrenin korunmasına önemli katkılar sunacağını ifade etti.

“ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK İLE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BİRBİRİNDEN AYRILMAZ YAPILAR”
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı isminin 2021’de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı şeklinde değiştirildiğini, ardından Türkiye’nin iklim müzakerelerini yürütmeye yönelik İklim Değişikliği Başkanlığının kurulduğunu hatırlatan Pirinççi, çevre ve şehircilik ile iklim değişikliği kavramlarının birbirinden ayrılmaz yapılar olduğu değerlendirmesini paylaştı.
Türkiye Çevre Ajansının da bu yapının ayrılmaz bir parçası olduğunun altını çizen Pirinççi, sözlerini şöyle tamamladı:
“Hepsi sayın Murat Kurum Bakanımızın öncülüğünde iklim değişikliği veya küresel ısınma ve bunlarla ilişkili veya ilişkisiz çevreye yansıyacak olumsuz etkileri azaltmaya, yıpranmaları en aza indirmeye, geleceğe özellikle önümüzdeki kuşaklara daha az zarar görmüş bir çevre bırakmaya yönelik hamleler. Türkiye Çevre Ajansı da burada o aktörlerden bir tanesi ki tek başına değil. Başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurum olmak üzere bütün bakanlık unsurlarıyla ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla, diğer resmi kurum ve kuruluşlarla birlikte el birliğiyle gelmekte olan bir tehlikeyi engellemek veya o tehlikenin risklerini azaltmaya yönelik bir seferberlik çalışması aslında. Şu anda bu riskler çok doğrudan görünmüyor veya algısal düzeyde kısmen görünüyor olabilir ama gerçekten de çevre, bu anlamda giderek tüketilen bir şey. Bunun kendini yenilemesi oldukça önemli dolayısıyla Türkiye Çevre Ajansı da bu bağlamda destek olan kuruluşlardan bir tanesi.”
Bu noktadaki ihtiyacı karşılamak amacıyla geliştirilen ve iklim değişikliğinin etkilerini ele almaya odaklanmış ilk açık kaynaklı yapay zeka dil modeli olan ClimateGPT, hem bilim insanlarına hem de iklim krizi konusunda çalışmalar yürüten araştırmacılara doğru bilgi sağlamaya çalışarak destek oluyor.
Erasmus AI adlı şirket tarafından geliştirilen yapay zeka dil modelinin tek odak noktasını iklim değişikliği ve bunun bilimsel ve sosyal etkileri oluşturuyor. Veri tabanında 200 milyondan fazla akademik çalışmayı barındıran yapay zeka modeli, kendisine sorulan soruları da makaleleri kaynak göstererek yanıtlıyor.
Eğitilme ve veri merkezi oluşturma süreçleri güneş enerjisi ve hidroelektrik enerji kullanılarak gerçekleştirilen yapay zeka modeline erişmek için, kullanım amacını belirten talep formunu doldurmak yeterli oluyor.
ClimateGPT’nin geliştiricisi Erasmus AI şirketinin Üst Yöneticisi (CEO) Daniel Erasmus, AA muhabirine, yapay zeka modellerinin ileriye dönük belirli temalar ve hedefler doğrultusunda şekilleneceği öngörüsünde bulunduklarını ve çağın en temel varoluşsal problemi olan iklim değişikliğine işaret eden bir çalışma yapmak istediklerini söyledi.
SON 10 YILDAKİ AŞIRI HAVA OLAYLARI MODELE EKLENDİ
Bu noktada iklim krizi odaklı bir yapay zeka dil modeli oluşturmak amacıyla yola çıktıklarını anlatan Erasmus, “Böylelikle iklim krizi odaklı yapılmış ilk model çalışmasını ürettik ve bu modele son 10 yıldaki aşırı hava olaylarını içeren iklime özgü derlemelerle bir dizi açık kaynağı işledik.” dedi.
Aşırı hava olaylarını yapay zeka modeline işlerken El Nino ve La Nina etkisini de göz önünde bulunduklarını belirten Erasmus, makaleler, aşırı hava olaylarına ilişkin bildirimler ve iklim değişikliği konusunda geliştirilen son teknolojilere dair verileri modele ekledikleri bilgisini paylaştı.
ClimateGPT’nin bilgilerini bilimsel makalelerden aldığına ve kaynakları da kullanıcılara gösterdiğine değinen Erasmus, yapay zeka modelinin asıl amacının toplumun düşük karbonlu yaşam şekline daha hızlı adapte olabilmesi için yapılan çalışmalara katkı sunarak iklim değişikliğinin hızına yetişmek olduğunu ve bu bağlamda iklim değişikliğinin topluma olan etkilerini de ele aldıklarını kaydetti.
BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni modele öğrettiklerini aktaran Erasmus, şöyle devam etti:
“İklim değişikliğine katkıları düşük olmasına rağmen Küresel Güney ülkeleri bunun yükünü taşıyor. Bu noktada eşitlik başta olmak üzere çeşitli yönlerden geliştirdiğimiz modelin bütünsel bir anlayış kazanmasını istedik. İklim değişikliği karşısında yürütülen çabaların hızlanması gerekiyor ve yapay zeka bu anlamda büyük önem taşıyor.
Bugünden sürdürülebilir bir yarına ulaşmak için önümüzde üstlenmemiz gereken bir dizi rol, vermemiz gereken bir dizi karar bulunuyor. Yakın zamanda yayımlanan bir araştırma, iklim değişikliği karşısında erken harekete geçme ile geç harekete geçme arasındaki maliyet farkının ortalama 100 trilyon dolar olduğunu ortaya çıkardı. Bu, aşağı yukarı küresel ekonominin 1 yıllık gayri safi milli hasılası demek.”
“DOĞRU YANIT ORANI YÜZDE 82”
Verilen cevapların doğruluğunu ABD’deki Georgetown Üniversitesi ile işbirliği yaparak test ettiklerini ve cevapların ortalama yüzde 82 oranında doğru çıktığını bildiren Erasmus, ClimateGPT’ye sorulan bir soru hakkında ne kadar çok akademik çalışma varsa, verilen yanıtın doğru olma ihtimalinin o kadar fazla olduğunu ifade etti.
Erasmus, “Örneğin Ruanda’daki iklim etkilerine baktık. Buradaki doğruluk oranımız yüzde 58 ile yüzde 62 arasında değişiyordu. Veri tabanında bu bölge için çok fazla makale olmadığı için böyle bir sonuç aldık. Sonuç mükemmel değil ama yine de normal. Daha verimli cevaplar verebilmek için modelin veri tabanını her geçen gün geliştiriyoruz.” diye konuştu.
Çalışmalarının amaçlarından birinin de iklim değişikliği konusunda dezenformasyonla mücadeleye katkı sağlamak olduğunu sözlerine ekleyen Erasmus, “ClimateGPT ile iklim değişikliği hakkındaki küresel bilgimizi artırmak istiyoruz. Buradaki amacımız genel olarak insanların iklim konusunda daha iyi kararlar almasına ve durumu daha iyi anlamalarına yardımcı olmak.” sözlerini sarf etti.
CLIMATEGPT’YE SORULANLAR
İklimle ilgili çok düşük seviyeli kararlardan politik düzeydeki kararlara kadar her konuda soru aldıklarından bahseden Erasmus, özellikle kurumların karbon ayak izlerini azaltmak için neler yapabileceklerini sormalarının ve bu konuda yol haritası istemelerinin kendilerini memnun edeceğini dile getirdi.
Erasmus, insanların, yaşadıkları bölgelerin iklim krizine karşı kırılganlıkları hakkında bilgi almak için ClimateGPT’ye başvurduklarını, çatılara güneş panelinin nasıl kurulacağı konusunda da sorular geldiğini belirtti.
Bu sayılar 1951-2000 arası artmaya başladı ve kuraklık 17’ye, aşırı sıcak hava durumu 5’e, aşırı hava olayı 42,54’e, sel 40,6’ya, orman yangını sayısı ise 6’ya yükseldi.
İklim değişikliğinin etkisini yoğun şekilde göstermeye başladığı 2000’li yıllarda ise rakamlarda daha büyük artışlar gözlendi. Buna göre 2000-2023 arası yılda ortalama 26 kuraklık, 21,65 aşırı sıcak hava durumu, 106 aşırı hava olayı, 171 sel, 12 orman yangını yaşandı.
İklim değişikliği etkisiyle sayıları ve şiddeti artan aşırı hava olayları ekonomik açıdan büyük kayıplara neden olurken risklere karşı sigorta sektörünün önemi de her geçen daha fazla artıyor.
METEOROLOJİK AFETLERİN FATURASI
AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, iklim değişikliğinin, aşırı hava olaylarına neden olan hidrolojik, klimatolojik ve meteorolojik tehlikelerin sıklık, kuvvet ve sürelerini artırdığını, bunun da afetleri etkilediğini belirtti.
Doğa kaynaklı afetler arasında iklimsel, meteorolojik ve hidrolojik afetlerin sayısının hızla arttığına dikkati çeken Kadıoğlu, “Bu tehlikelere eğer insan veya insan yapısı bir şey maruz kalırsa ve maruz kalanlar bundan olumsuz etkilenirse afet oluşur. İklim değişikliği sadece tehlikenin büyüklüğünü etkiliyor, gerisi tamamen insanın yerdeki yerleşimiyle ilgili.” diye konuştu.
Aşırı nüfus artışı ve çarpık kentleşmeden dolayı dünyada ve Türkiye’de hidrometeorolojik afetlerin sayısının ve iklimle ilişkili ekstrem olayların sosyoekonomik etkilerinin hızla arttığına değinen Kadıoğlu, iklimle ilişkili afetlerden dolayı ekonomik kayıpların da katlanarak çoğaldığını söyledi.
Prof. Dr. Kadıoğlu, “1990’larda afetlerden dolayı küresel ekonomik kayıpların toplamı 10 yılda 608 milyar dolardan fazla oldu. 21. yüzyılda meteorolojik afetlerden dolayı yaşanacak kayıpların önemli ölçüde artması, 2050’ye kadar da yıllık 300 milyar dolara ulaşması bekleniyor.” dedi.
“SİGORTA ŞİRKETLERİ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ RİSKLERİNE UYGUN ÜRÜNLER GELİŞTİRİYOR”
İklimle ilişkili afetlerden dolayı katlanan ekonomik kayıplarda en yüksek payı sigorta sektörünün aldığını, bu nedenle iklim değişikliğinin etkilerine karşı sigortanın giderek daha önemli hale geldiğini ifade eden Kadıoğlu, aşırı hava olayları, sel, fırtına ve yangın gibi doğa kaynaklı afetlerin sıklığı ve şiddetindeki artışın sigorta sektörünü doğrudan etkilediğini bildirdi.
Sigorta şirketlerinin, değişen iklim koşullarına uyum sağlayarak yenilikçi çözümler geliştirmesi ve riskleri daha etkin bir şekilde yönetmesinin, hem sektörün sürdürülebilirliği hem de toplumun genel refahı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Kadıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Risklerin artması, yeni ürün ve hizmetler, yenilikçi yaklaşımlar, kamu-özel ortaklıkları, yasal ve düzenleyici çerçeve, farkındalık ve eğitim konuları iklim değişikliğinin etkilerine karşı sigorta ile ilgili önemli noktalar. İklim değişikliği, sigortalanabilir risklerin artmasına neden oluyor. Özellikle sel, fırtına, yangın gibi doğal afetlerin sayısındaki artış sonucu, sigorta şirketleri daha yüksek tazminatlarla karşı karşıya kalıyor. Bu durum, sigorta primlerinin yükselmesine ve bazı bölgelerde sigorta teminatlarının kısıtlanmasına yol açabilir.”
Sigorta şirketlerinin, iklim değişikliği risklerini yönetebilmek için yeni ürünler ve hizmetler geliştirdiğinden, hava durumu sigortaları, mahsul sigortaları ve afet sigortaları gibi özel sigorta türleri sunduklarından bahseden Kadıoğlu, bu tür sigortaların, özellikle tarım sektörü gibi iklim değişikliğinden doğrudan etkilenen sektörler için önemli olduğunun altını çizdi.
Bazı ülkelerin, iklim değişikliğinin sigorta sektörüne etkilerini azaltmak için kamu ile özel sektör ortaklıkları oluşturduğunu anlatan Kadıoğlu, “Bu ortaklıklar, afetlere karşı finansal koruma sağlamak ve sigorta maliyetlerini dengelemek amacıyla risk paylaşımı yapıyor. İklim değişikliğine karşı sigorta sektörünün daha iyi hazırlanabilmesi için yasal ve düzenleyici çerçeveler de geliştiriliyor. Hükümetler ve uluslararası kuruluşlar, sigorta sektörünü iklim risklerine karşı daha dayanıklı hale getirebilmek için çeşitli politikalar ve düzenlemeler ifadelerini kullandı.
“DASK, ASK OLSUN” ÖNERİSİ
Sigorta sektöründe, iklim değişikliği ve buna bağlı riskler konusunda farkındalığın artırılmasının önemini işaret eden Kadıoğlu, sigorta şirketlerinin, müşterilerini iklim riskleri ve bu risklere karşı nasıl korunabilecekleri hakkında bilgilendirmek için çalışmalar yaptıklarını aktardı.
Doğal Afet Sigortalar Kurumu’nun (DASK) şu an daha çok deprem sigortası olarak bilinip uygulandığını hatırlatan Kadıoğlu, DASK’ın sel gibi afetleri de kapsaması için çalışmalar bulunduğunu ancak bunların yeterli olmadığı yorumunu yaptı.
Kadıoğlu, “DASK bence kısaca ‘ASK’ yani ‘Afet Sigorta Kurumu’ haline dönüştürülerek, doğa, teknolojik ve insan kaynaklı tüm afetleri kapsamalıdır. Özellikle küresel iklim değişikliğinin yüzümüze vurduğu çarpık kentleşme sonucu artan meteorolojik, hidrolojik ve klimatolojik afetler, ayrım yapılmaksızın tümüyle sigorta kapsamına alınmalıdır. Küresel iklim değişikliğini bu kadar çok konuştuğumuz bugünlerde hava ve su ile ilgili afetleri sigorta kapsamına doğru bir şekilde almamak olmaz.” değerlendirmesini yaptı.
Karbon Saydamlık Projesi’nin (CDP) İklim Değişikliği Programı’nda Global A Listesi’ne giren VakıfBank, “İklim Değişikliği” ve “Su Güvenliği” raporlarındaki notunu “Liderlik” seviyesine yükseltti.
“Global liderlik statüsü, sürdürülebilirlik alanında uzun süredir yapmakta olduğumuz çalışmaların bir yansımasıdır”
Kurumsal stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olarak gördükleri sürdürülebilirlik kavramı çerçevesinde tüm faaliyetlerini gerçekleştirdiklerini kaydeden VakıfBank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih, “23 binden fazla şirketin bulunduğu ve uluslararası çapta en saygın yatırımcılara raporlama yapan CDP platformunun İklim Değişikliği ve Su Güvenliği Programlarındaki ‘Liderlik’ başarımızla, ‘sürdürülebilir bankacılık’ performansımızı ve hassasiyetimizi tüm paydaşlarımıza sunduk.
İklim değişikliği ile mücadele konusundaki kazandığımız bu global liderlik statüsü, sürdürülebilirlik alanında uzun süredir yapmakta olduğumuz çalışmaların bir yansımasıdır” dedi.

Yaşanabilir bir dünya için sorumluluk bilinciyle hareket ettiklerini belirten Üstünsalih, açıklamalarına şöyle devam etti:
“İklim Değişikliği Programı’nda globalde 346 şirketin bulunduğu ‘Global A Liste’sinde’ yer almak bizim için gurur verici bir sonuç oldu. İklim Değişikliği Programı’ndaki bu üstün performansımızla; skorumuzu 2 basamak birden yükselterek A notuna (Liderlik) taşımış bulunmaktayız.
‘İklim Değişikliği’ eylem planlarımız kapsamında doğrudan ve dolaylı tüketimlerimizi yakından takip ediyor ve yönetiyoruz. Yaşanabilir bir dünya için çevresel etkilerimizi azaltıcı projeler geliştiriyoruz.
Elektrik tüketimlerimizi yenilenebilir enerjiden sağlıyor; güneş enerji santrali ile tüketimimizi temiz enerjiden elde etmeyi hedefliyoruz. Çevreye duyarlı iklimlendirme, aydınlatma sistemleri ve enerji verimliliği projeleriyle çevresel etkilerimizi minimuma indiriyoruz.
Tüm hizmet yerlerimizdeki operasyonlarımızda plastik tüketimini azaltıyor, yeni nesil teknolojiler ile kişi başı su tüketimimizi minimum seviyede tutarak doğal kaynaklarımızı korumaya özen gösteriyoruz. Sahip olduğumuz ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi, ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi ve Sıfır Atık Sertifikası ile çevre, enerji ve atık yönetimi performansımızın ISO standartlarında olduğumuzu kanıtlıyoruz.”
“VakıfBank, sürdürülebilirliğe olan bağlılığını ve su kaynaklarının korunması konusuna verdiği önemi bir kez daha kanıtlamıştır”
2022 yılından itibaren su kaynaklarının kullanımı konusunda yatırımcılara şeffaf bir şekilde bilgi verilmesini sağlayan CDP Su Güvenliği Programına da katıldıklarının altını çizen Üstünsalih, “Bir önceki yıla göre bu programda da notumuzu iki basamak birden artırarak A- notu ile ‘Liderlik’ seviyesine yükseltmiş bulunmaktayız. Bu sonuçlar ile VakıfBank sürdürülebilirlik alanında, öncü bir kurum olduğunu, sürdürülebilirliğe olan bağlılığını ve su kaynaklarının korunması konusuna verdiği önemi bir kez daha kanıtlamıştır” dedi.
“VakıfBank, düşük karbonlu ekonomiyi destekleyerek müşterilerine düşük karbonlu ürün ve hizmet sunmaya devam edecektir”
Çevreye duyarlı politikalar ile yarınların öncüsü olacaklarını vurgulayan Üstünsalih, açıklamalarını şöyle tamamladı:
“Bankamız iklim krizi ile mücadele ve su güvenliği konularındaki bu başarısı ile sadece iş etkinliğine odaklanan bir kurum olmadığını göstermiştir. Aynı zamanda doğrudan ya da dolaylı iş süreçlerine çevresel ve sosyal faktörleri entegre ederek sürdürülebilir bir yaklaşıma sahip olduğunu göstermiştir.
Paydaş tüm birimlerimizin uyumlu bir biçimde çalışması, sürdürülebilirliğin kurumsal ilkelerimize entegre edilmesi, üst yönetimimizde önemli kararların alınması, 2023 CDP İklim Değişikliği ve Su Güvenliği Programı değerlendirmesinde yüksek performans gösterilmesine önemli katkı sağlamıştır.
CDP İklim Değişikliği ve Su Güvenliği Programlarında lider olmamız, sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığımızı ve attığımız adımları teyit eder nitelikte. VakıfBank Sürdürülebilir Bankacılıkta öncü konumda olma hedefini sürdürmek için düşük karbonlu ekonomiyi destekleyerek müşterilerine düşük karbonlu ürün ve hizmet sunmaya devam edecektir.”
VakıfBank, 2023 yılının haziran ayında Bilim Temelli Hedefler Girişimi’ne (Science Based Targets initiative-SBTi) doğrudan, dolaylı ve kredi/yatırım faaliyetlerinden kaynaklı sera gazı emisyonlarına ilişkin hedeflerini onaylatan ilk Türk bankası da olmuştur.
Sabancı Holding, Türkiye’den bu listeye giren tek yatırım holdingi olurken, su güvenliği raporlamasında ise notunu A-‘ye yükselttiğini de açıkladı.
2023 yılında CDP İklim Değişikliği Programı’na raporlama yapan 11 Sabancı Topluluğu şirketinin 9’u, A veya A- notuyla liderlik seviyesine yükseldi. Böylece CDP’ye raporlama yapan ve liderlik seviyesinde olan Sabancı Topluluğu şirketleri geçtiğimiz yıla kıyasla 3 katına çıktı.
Öte yandan 9 şirket içerisinde Sabancı Holding’e ek olarak 4 Sabancı Topluluğu şirketi daha CDP tarafından 2023 yılında A notuyla değerlendirilerek küresel liderler arasına girdi. Brisa hem iklim değişikliği hem de su güvenliği alanlarında Global A listesinde yer alarak çıtayı yükseltirken, Carrefoursa ve Enerjisa Enerji ise su güvenliği alanında A notunun sahibi oldu. Bu yıl ilk kez CDP raporlama sürecine dahil olan Temsa ise, henüz ilk yılında İklim Değişikliği Global A listesine dahil edildiği belirtildi.
“DÖNGÜSEL EKONOMİYİ DÜNYANIN YENİ HAMMADDE KAYNAĞI OLARAK GÖRÜYORUZ”
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Sabancı Holding CEO’su Cenk Alper, bu yıl CDP skoru açıklanan 21 binden fazla şirket arasında sadece 346 şirketin İklim Değişikliği Global A listesine dahil edildiğini hatırlatırken, “Sabancı Holding olarak bu şirketler arasında olmaktan; daha da önemlisi Sabancı Topluluğu olarak Türkiye’yi bu listede 5 ayrı şirketimiz ile temsil etmekten büyük gurur duyuyoruz. Bugünün dünyasında, neyi yaptığınızdan daha önemli bir konu varsa o da nasıl yaptığınız. Sürdürülebilirliği şirket kültürü ve yatırım kriterlerinizde nasıl konumlandırdığınız… Topluluk olarak tüm operasyonel süreçlerimizi, kapsamlı sürdürülebilirlik yol haritamız kapsamında sürekli olarak geliştiriyoruz. Bunu da şeffaf raporlama süreçlerimizle ortaya koyuyoruz. Önümüzdeki dönemde de, sürdürülebilirlik odaklı proje ve uygulamalarımızı dünyanın dört bir yanındaki tesis ve ofislerimizde yaygınlaştırırken, bu alanda öncü ve örnek olmak misyonumuzu da güçlendireceğiz” ifadelerini kullandı.
DÜNYA ÇAPINDA 346 ŞİRKET, İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GLOBAL A LİSTESİ’NE DAHİL EDİLDİ
2000 yılında kurulan ve dünya çapında 137 trilyon dolar değerinde varlığı yöneten 740’tan fazla finansal kuruluşla çalışan CDP, şirketleri çevresel etkilerini açıklamaya, sera gazı emisyonlarını azaltmaya, su kaynaklarını ve ormanları korumaya teşvik etmek için sermaye piyasalarını ve kurumsal satın alıcıların gücünü kullanmaya öncülük ediyor.
2023 yılında, tüm dünyada, küresel piyasa değerinin üçte ikisine sahip 23 binden fazla şirket ve 1.100’den fazla şehir, eyalet ve bölge CDP aracılığıyla verilerini açıkladı. Bunların arasında, yaklaşık 21 bin şirketin skoru açıklanırken, İklim Değişikliği Programı A Listesi’nde yer almayı başaran şirket sayısı ise 346 oldu.
İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve doğal kaynakları korumak amacıyla iş dünyasının işleyiş şeklini değiştirmek amacıyla çalışan CDP, dünyanın en büyük kurumsal ilkim değişikliği, su ve orman-risk datasını elinde bulunduruyor. CDP’nin Türkiye’deki partnerliğini ise 2010 yılından bu yana Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu üstleniyor.
]]>