Erdoğan, şu açıklamaları yaptı:
“İSRAİL BU CANİLİĞİ DAHA FAZLA SÜRDÜRMEMELİ”
Gazze’de yaşanan son gelişmeleri yakından takip ediyorsunuz biliyorum. Bir ateşkes ve esir takası ihtimali yeniden gündemde mi, siz bunu hep gündemde tutuyorsunuz. Bu yönde önemli bir ilerleme var mı? Bir ateşkes için umutlu musunuz? Türkiye’nin bu süreçte rolü ile ilgili neler söylemek istersiniz? Bir de İsrail-Hizbullah gerginliği tedirgin edici, yeni bir savaş söz konusu olabilir mi? Böyle bir gelişme karşısında Türkiye’nin bölge ülkeleriyle diplomatik inisiyatif anlamında neler yapabileceğiyle ilgili görüşlerinizi merak ediyorum. Gazze’yle ilgili genel bir değerlendirme alabilir miyiz?
Gazze konusunda iki üç gündür ciddi manada olumlu bazı gelişmeler var. MOSSAD’ın başındaki şahsın Doha’da Hamas yetkilileriyle yaptığı görüşmeler söz konusu. Görüşmelerde daimi ateşkesi öngören bazı olumlu adımlar atıldı. Artık ateşkes için “an be an” diyorlar. Yani an be an oradan isabetli bir haber gelebilir. Ama bütün mesele Netanyahu’nun tavırları. İsrail bu caniliği, bu vahşeti daha fazla sürdürememeli. İsrail bu katliamları devam ettirmek noktasında ayak diremeyi artık bırakmalı ve bu insanlık dışı saldırıları sonlandırmalıdır. Bu konuda uluslararası toplumun ve özellikle Batılı ülkelerin İsrail’e yönelik baskılarını artırması şarttır. Bugüne kadar saldırıda direten, katliamları sürdüren İsrail’dir. İnsan haklarını ve uluslararası hukuku ayaklar altına alan İsrail’dir. Şimdi kalkmış çatışmaları bölgeye yaymak, kendilerini rahatlatmak için Lübnan’ı tehdit ediyorlar. İsrail çatışmaları bölgeye yayma niyetinden vazgeçmelidir. Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere Batılı ülkeler, bu noktada İsrail’e verdikleri destekten vazgeçmelidir. Türkiye, ilk andan itibaren barıştan yana olmuştur. Türkiye bu çatışmaların sona ermesi gerektiğini, 1967 sınırlarında iki devletli çözümün kalıcı barışı sağlayacağını en yüksek sesle dile getiren ülkedir.
“İRAN BİZİM ÖNEMLİ BİR KOMŞUMUZDUR”
İran’da geçtiğimiz günlerde bir seçim oldu ve Türk kökenli bir Cumhurbaşkanı seçildi. Her seferinde de Türk kimliğini saklamayan, iftar ettiğini de söyleyen birisi yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. Bundan sonra Türkiye-İran ilişkilerinde bu durumun bir etkisi olacağını düşünüyor musunuz? Bununla ilgili değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Mesut Pezeşkiyan aslında Azeri kökenli bir Türk. Mesela Tebriz’de Türkçe konuşuyor. Ama Kürt bölgelerine gittiği zaman oralarda da Kürtçe konuşabiliyor. Farça’ya da gayet hakim. O şekilde onu da konuşabiliyor. Ben döndüğümüzde kendisiyle irtibat kurup tebrik edeceğim. Bundan sonraki süreçte Türkiye-İran ilişkileri inşallah daha iyi olacaktır. Kaldı ki İran’la bölgede münasebetleri en iyi olan ülke Türkiye. İran bizim tarihi ve kültürel bağlarımız bulunan önemli bir komşumuzdur. Yeni dönemde Türkiye-İran ikili ilişkilerinin artan bir tempoda olumlu istikamette gelişmesini bekliyorum.
TÜRKİYE-İNGİLTERE İLİŞKİLERİ
İngiltere’de de biliyorsunuz seçim oldu ve iktidardaki Muhafazakar Parti büyük bir hezimet yaşadı. Üstelik de Rishi Sunak katı göçmen politikasına rağmen büyük bir yenilgi aldı. Bu yeni dönemde İngiltere ile ilişkilerimiz nasıl olur ve siz bu katı göçmenlik politikaları sunan Rishi Sunak’ın kaybetmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şu ana kadar uyguladıkları politikalar ve İngiltere’nin ekonomik alanda yaşadığı sıkıntılar Rishi Sunak’ın bana göre en önemli kayıp sebebi olmuştur. Sola gelince, 14 yıldır malum İşçi Partisi İngiltere’de bir netice alamadı. Ama şimdi bu seçimde 411 milletvekili kazandılar. Bugüne kadar İşçi Partisi Tony Blair zamanında bile böyle bir sayıya ulaşamamıştı. Şimdi ise bu milletvekili sayısını yakalamak suretiyle İngiltere’de ikinci defa İşçi Partisi böyle bir güce erişti. İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ı da henüz tebrik için arayamadım. Şimdi döner dönmez ilk yapacağımız işlerden bir tanesi onu da aramak olacak. Avrupa Birliği’nden ayrılmış bir ülke olarak tekrar katılmayı düşünmediğini söylüyor. Yapacağımız görüşmede “bundan sonra Türkiye-İngiltere ilişkilerini nereye vardırırız?” bunları da konuşacağız. Türkiye ile İngiltere ikili ilişkileri son derece köklüdür. Biz, iktidarımız döneminde gerek İşçi Partili gerek Muhafazakar Partili başbakanlarla çalıştık. Önemli olan iki ülkenin ortak çıkarları doğrultusunda çalışmalar ortaya koymaktır. Yeni dönemde de müttefikimiz İngiltere ile ilişkilerimizi her alanda geliştirmeye devam edeceğiz. Önümüzde önemli gündem başlıkları var bunları ele alarak ilişkilerimizdeki olumlu seyri ilerletmek niyetindeyiz.
KAYSERİ’DEKİ SURİYE PROVOKASYONLARI
Sayın Cumhurbaşkanım son bir yılda özellikle provokatif olaylar birbiri ardınca geliyor. Son örneğini de Kayseri’de gördük zaten. Bunların arkasında bir organize el olabilir mi? Çok sayıda olay oldu çünkü. Ne düşünüyorsunuz?
Muhakkak ortada bir mikser var. Yani bu tür olaylarda bir siyasi mikserin olmaması mümkün değil. Onlar ne kadar bu işi karıştırmaya gayret ederlerse etsinler zaten biz güçlü bir devlet olarak bunlara gereken tokadı anında attık. Bundan sonra da atmaya devam ederiz. Türkiye’nin gücü sayesinde nasıl ki PKK’yı, PYD’yi, KCK’yı, FETÖ’yü çökerttiysek, aynı şekilde bunları da çökertiriz. Ama yeter ki bizim içimizdeki siyasetçiler bu noktada akıllı hareket etsin. Artık biliyorsunuz ana muhalefet diye bir şey kalmadı. Bu muhalefet sürekli kışkırtıcılık yapmaya devam ediyor, rahat durmuyor. Hala kalkıyor, mültecilerle uğraşıyor.
“ESED’E DAVETİMİZİ YAPACAĞIZ”
Şu anda Suriye’den 3 milyonu aşan mülteci ülkemizde. Şimdi öyle bir noktaya geldik ki, Beşar Esed şu anda Türkiye ile ilişkileri düzeltme noktasında bir adım attığı anda biz de ona karşı o yaklaşımı gösteririz. Çünkü biz dün Suriye ile düşman değildik ki, biz Esed ile ailece görüşüyorduk. Biz davetimizi yapacağız. İnşallah bu davetle birlikte de Türkiye-Suriye ilişkilerini geçmişte olduğu gibi aynı noktaya getirelim istiyoruz. Davetimiz her an olabilir. Türkiye’de görüşme olması konusunda ise Sayın Putin’in yaklaşımları var. Irak Başbakanı’nın bu konuda yaklaşımları var. Biz her yerde arabuluculuktan bahsediyoruz da sınırımızdakiyle, komşumuzla niye olmasın?
Narendra Modi’nin başbakanlığı döneminde, Hindistan ile İsrail arasındaki bağlar gün geçtikçe daha da güçleniyor. Gazze’deki soykırıma rağmen Modi yönetimi ve destekçileri Tel Aviv’e koşulsuz bağlılıklarını yineliyor. İlişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini savunarak, İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu savunuyor.
Bu yakınlaşma sadece politik düzeyde değil, aynı zamanda sosyal düzeyde de mevcut. Ülke çapında yapılan anketlerde İsrail vatandaşları da Hindistan’la ilişkilerin iyi olmasını destekliyor. Modi hükümetinin başarılı bir siyaset izlediğini öne sürüyor. Hindu milliyetçilerinde de aynı tutumu görmek mümkün. 7 Ekim’den sonra çok sayıda Hindistan merkezli sosyal medya hesabı İsrail yanlısı bir anlatıyı güçlendiriyor ve Tel Aviv’i mağdur pozisyonunda gösteriyor.
Hindistan, 1947’de İsrail’in kurulmasına yol açan Birleşmiş Milletler planına oy vermemiş olsa da, 1950’de İsrail’i tanımış ve 1992’de ilişkileri tamamen normalleştirmiştir. Hindistan tüm bunların yanında 1988’de Filistin’i tanıyan ilk Arap olmayan devlet olarak da tarihe geçerek dünya kamuoyunu şaşırtmıştı..
HİNDİSTAN’DAKİ İSRAİL SEMPATİSİ HİNDU MİLLİYETÇİLERİNİN POLİTİKASI HALİNE GELDİ
Hindistan’da son otuz yılda İsrail yanlısı hissiyatın artışını üç faktör açıklıyor. Birincisi, Hindistan’da terör saldırıları konusunda İsrail’e karşı bir güven duygusu mevcut. İstihbarat alışverişi, lojistik destek gibi konular iki ülke arasında işbirliğini güçlendiriyor. Hindistan’ın Pakistan ile yaşadığı gerilim ve İsrail’in karşısındaki İran tehdidi, Yeni Delhi ve Tel Aviv’i ortak çizgiye getiriyor.
İkinci faktör olarak uluslararası ticaret görülebilir. Soğuk Savaş sonrasında Hindistan ve İsrail’in ilişkileri daha hızlı şekilde ilerledi. Hindistan, İsrail silahlarının en büyük alıcısı konumunda geldi. 2014’ten bu yana İsrail, silah ihracatının yüzde 42,1’ini Hindistan’a yapıyor. Hindistan ayrıca 2022’den bu yana İsrail, ABD ve BAE’den oluşan I2U2 grubunun da katılımcısı durumunda. Bu grup özellikle, İsrail, Suudi Arabistan ve BAE üzerinden Hindistan ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir ulaşım koridoru inşa etmeyi amaçlamasıyla da dikkat çekiyor.
Hindistan her ne kadar Japonya, Fransa, Rusya ve diğer ülkelerle olumlu ilişkilere sahip olsa da; İsrail’e olan sempatilerinin arkasında Hindu sağının ideolojik ve politik bir model olarak İsrail’e olan yakınlığı yatıyor.
Hindistan’da, İsrail Hindu milliyetçileri için bir örnek teşkil ediyor. İsrail, onların kendi ülkeleri için tasarlamak istedikleri başarılı bir model olarak görülüyor. Düşmanlarını uluslararası hukuku çiğneyerek bile olsa gaddarca yok etmeye çalışması; Teknolojik gelişmişliği, aynı zamanda geleneksel bir yönetime sahip olması ve azınlıkların başarıyla idare edildiği bir yapıya sahip olması örnek olarak görülen önemli faktörler.
HİNDİSTAN İSRAİL’İ BATILI ÜLKELERLE İYİ İLİŞKİLER KURMAK İÇİN BİR FIRSAT OLARAK GÖRÜYOR
Üçüncü nokta ise, ABD ve Batı ile olan ilişkilerin geliştirilmek istenmesinde yatıyor. Modi yönetimi her ne kadar Müslüman azınlıklara yönelik saldırgan tutum izlese de Batı’yla ilişkilerinin de gelişmesi taraftarı. Çünkü yanıbaşında bulunan Çin’in tamamen kendine yeten sistemi ve küresel anlamda günden güne kazandığı güç; Pakistan’la yaşanan sınır gerginlikleri ve daha önceki geniş çaplı çatışmalar Yeni Delhi yönetimini tedirgin eden faktörler… Zira, Hindistan nüfus, ekonomi ve askeri olarak ne kadar büyük olsa da iki cephede aynı anda mücadele etmesi pek mümkün değil.
Bu durumdan ötürü ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerden destek alma ihtiyacı duyuyor. İsrail’in daimi müttefikleri olan ve her katliamına göz yuman bu devletlerin desteğinin de anahtarı Tel Aviv’le iyi ilişkiler yürütmekten geçiyor. Nitekim İsrail ile iyi ilişkilere sahip olmayan ülkelerin Washington başta olmak üzere birçok yönetim tarafından en hafif yaptırım olarak “eleştiriye tabii tutulduğu” biliniyor.
Hindistan iki devletli çözüme karşı olduğunu açıklamamış olsa da bölgedeki Hamas varlığından rahatsız. Çünkü İran’la iyi ilişkilere sahip bir Hamas yönetiminin hali hazırda Ortadoğu’da birçok üsse sahip Tahran yönetimini güçlendirdiği, İran’ın müttefiki olan Hizbullah gibi oluşumların; Müslümanların sempatisini kazanmasından endişe ediyor. Zira ülke içindeki tüm katı uygulamalara rağmen Müslümanlar arasında silahlı bir hareketin başlaması, ülkeyi yıllar süren bir iç savaşa götürme riskini barındırıyor.
Nitekim El Kaide ve DEAŞ terör örgütleri yapılanmalarının özellikle Keşmir bölgesinde organize olmaya çalıştığı biliniyor. Ve bu anlamda Hindistan yönetiminin istihbarat yardımına duyduğu destek de aşikar. Öyle ki 2008’deki Mumbai terör saldırıları sırasında, İsrail güvenlik güçleri Hindistan’a istihbarat ve teknik destek sağlamış; Bu olay, iki ülke arasındaki güvenlik işbirliğini daha da pekiştirmişti.
]]>
Türkiye-Özbekistan münasebetlerinde son yıllarda muazzam bir gelişme ve ivme yakaladıklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2017’den bu yana attığımız istikrarlı adımlarla, ilişkilerimizin kurumsal çerçevesini tayin ettik. 2022’de ilişkilerimizi kapsamlı stratejik ortaklık seviyesine yükselttik. Bu sağlam arka plan temelinde Türkiye ve Özbekistan arasında temas ve ziyaretler bugün olduğu gibi yoğun şekilde sürüyor. Elbette daha gidecek çok yolumuz var. Siyasi alanda mevcut irade ve ivmeden hareketle ticari potansiyelimizden daha fazla istifade etmemiz gerektiği kanaatindeyim” dedi.
Özbekistan ile ekonomik ve ticari işbirliğini daha da kuvvetlendirecek, girişimcileri birlikte iş yapma kabiliyetlerini geliştirecek adımlar attıklarını kaydeden Erdoğan, “Bugünkü buluşmamız esasen bu anlayışın açık tezahürüdür. Siz, mümtaz kardeşlerimin, iki ülkenin iş çevrelerinin bir araya gelmesine öncülük edeceğine inanıyorum. Bizler de şirketlerimizin ortaklıklarını tüm imkanlarımızla destekleyeceğiz” şeklinde konuştu.
Siyasetçiler olarak görevlerinin iş insanlarının önünü açmak, onlara yardımcı olmak, işlerini kolaylaştırmak olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, iş insanları ürettikçe, ticaret ve yatırım yaptıkça her daim yanlarında olacaklarını söyledi. Erdoğan, “Şevket kardeşimin iki ülke arasındaki ticaret ve yatırımların artmasına gösterdiği ihtimamın bizzat şahidiyim. Bizim de kapılarımız Özbek kardeşlerimize ve yatırımcılara ardına kadar açıktır. Bir defa şunu özellikle vurgulamak isterim. Burası sizin ikinci evinizdir. Biz aynı ailenin üyeleriyiz. Ayrımız gayrımız yoktur. Şevket kardeşimin liderliğiyle aramızdaki muhabbet daha da güçlendi, büyüdü, çok geniş bir alana yayıldı. İnşallah bunu ortak projelerle ilerleteceğiz. Ortak projeler Özbekistan’ın reform ve kalkınma sürecini pekiştirirken bölgesel istikrar bakımından stratejik katkılar meydana getirecektir” değerlendirmesini yaptı.
Enerjiden yatırıma, inşaattan sanayiye, Özbekistan’da çeşitli alanlarda faaliyet gösteren Türk şirketlerini gururla takip ettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tercihli ticaret anlaşmasının kapsamının genişletilmesine yönelik tüm müzakerelerin en kısa sürede tamamlanması için çalışıyoruz. İkili ticaret hacmimizi 3 milyar doların üzerine çıkardık. İlk hedef 5 milyar dolar, ardından 10 milyar dolara çıkarmak” dedi.
Bu rakamın potansiyelin çok çok altında olduğuna inandığını belirten Erdoğan, “El ele vererek 10 milyar dolara ulaşacağımıza inanıyorum” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün gerçekleştirdikleri toplantılar sayesinde karşılıklı yatırımlar, ticaret hacmi ve ekonomik işbirliğinin daha üst seviyelere taşınacağını belirterek, Karma Ekonomik Komisyonun bu minvalde önemli bir diyalog ve iş birliği platformu teşkil ettiğini söyledi. Erdoğan, Konsey Toplantısı nedeniyle ticaretten enerjiye, tarımdan kalkınmaya kadar birçok alanda imza altına aldıkları anlaşmaların birer sıçrama tahtası olarak işbirliğine hizmet edeceğinin altını çizdi. İşbirliklerinin sadece iki ülke için değil Orta Asya merkezli Avrasya ekseninde müspet yansımalara vesile olmasının mühim olduğunu belirten Erdoğan, “Projelerinizi Türk dünyasının menfaatlerini gözeterek hayata geçirmeniz, işlerinize katma değer katarken gelecek nesillere de mirasınız olacaktır. Özbekistan’ın alt yapı projeleri ile kalkınma hamlelerinde Türk modelinin yol gösterici olabileceğini düşünüyor, bu doğrultuda Özbek kardeşlerimizle her alanda çalışmaya hazır olduğumuzu vurgulamak istiyorum. Bugünkü görüşmelerimizin ilişkilerimizin geleceği için hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.
İstanbul’da Ticaret Bakanlığında sadece Özbekistan ile ilgilenecek bir bakan yardımcılığını ihdas edeceklerimi ve bu Ticaret Bakanı Yardımcısının Özbekistan’la olan bütün ilişkileri ekibiyle takip edeceğini kaydeden Erdoğan, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a talimat verdi.
Bakanlıktaki baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından, Kacır ve Kabir’in eş başkanlıklarında, Türkiye-Tacikistan Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) 12. Dönem Toplantısı düzenlendi, KEK Protokolü ve eylem planları imzalandı.
Kacır, toplantıda, yatırım ortamını iyileştiren yasal mevzuatlar, ticaret hacmini artıracak ve ikili ticareti çeşitlendirecek adımlar, bankacılık, enerji ve tarım başta olmak üzere, öncelikli alan olarak belirledikleri sektörlerde yeni işbirlikleri için uzlaştıklarını söyledi.
İki ülke arasındaki ilişkileri sanayiden enerjiye, ulaştırmadan gençlik ve spora, bilim ve teknolojiden medyaya, sağlıktan kültür ve sanata kadar geniş bir yelpazede ileri düzeye taşıyacak aşamaları belirlediklerini anlatan Kacır, şu ifadeleri kullandı:
“İki ülkenin bölgesel kalkınma alanında faaliyet gösteren kurumları arasında tecrübe ve bilgi paylaşımını sağlayacak ‘Teknik İşbirliği Programı’nı gündemimize aldık. Ülkemizin sanayileşme, bilim, teknoloji ve inovasyon alanındaki bilgi birikimi ve deneyimi de dahil olmak üzere kardeş ülke Tacikistan’ın ihtiyaç duyduğu alanlarda tecrübe değişimi, eğitim programları, ortak çalışmalar ve çalışma ziyaretleri düzenlenmesine hazır olduğumuzu vurguladık.”
Kacır, protokoldeki somut eylemlerin ve yol haritasının iki ülkenin kalkınması için ortak fayda temelinde hareket etme kararlılığının ispatı niteliğinde olduğunu dile getirdi.
Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerin son yıllarda önemli ivme kazandığına dikkati çeken Kacır, şu değerlendirmede bulundu:
“Ortak tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu bu ülkelerle, işbirliği ve dayanışma içinde hareket ediyoruz. Sahip olduğumuz tecrübelerimizi bu coğrafyadaki dost ve kardeş devletlerle paylaşıyoruz. Dost ve kardeş ülkelerin bağımsız, siyasi ve ekonomik istikrara sahip, kendi aralarında ve komşularıyla işbirliği içinde hareket etmelerinin destekçisi olmaya devam ediyoruz. Türkiye, Orta Asya ülkelerine, kalkınma ve büyüme yolculuğunda her daim destekçi olmaya, kadim ilişkilerimizin bulunduğu bu coğrafyada barış, istikrar ve refahın sağlanmasında üst düzeyde katkı sunmaya her daim hazır olmuştur.”

“TÜRKİYE, TACİKİSTAN İLE HER TÜRLÜ İŞBİRLİĞİNİ DEĞERLENDİRMEKTE KARARLI”
Kacır, Tacikistan ile mevcut durumda güçlü olan bağları kuvvetlendirmeye devam ettiklerini dile getirerek, ikili ticaret hacminin ve karşılıklı yatırımların potansiyelin uzağında olduğuna işaret etti.
Tacikistan ile KEK gibi üst düzey platformları aktif kullanarak, belirlenen 1 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine hızlı şekilde ulaşacaklarını dile getiren Kacır, iki ülke arasında imzalanan anlaşmalara ilişkin şu bilgileri verdi:
“Ticaret ve yatırım ilişkilerinde uzun dönemli bir ivme oluşturacak 4 önemli anlaşmaya, 12. KEK Toplantısı vesilesiyle imza attık. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu/Türkiye-Tacikistan İş Konseyi ve ‘SUE TAJINVES’ arasında imzalanan mutabakat zaptıyla, üretim, bilim ve teknoloji, ticari ve ekonomik ilişkiler, müteahhitlik, eğitim, konularında her iki taraf için faydalı olacak işbirliklerinin geliştirilmesini, Türkiye-Tacikistan ekonomik ilişkilerinin güçlendirilmesini sağlayacağız. Helal kalite altyapısı alanında varılan mutabakat zaptıyla, iki ülke arasında güvenilir bir helal belgelendirme sistemi oluşturacağız, helal belgeli ürün ve hizmet ticaretinin potansiyeli artıracağız. Sanayi ve teknoloji alanında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülke arasında sanayi ve teknoloji alanında, başta OSB’ler ve teknoparklar olmak üzere, farklı başlıklarda bilgi birikimi ve deneyiminin karşılıklı aktarılmasına imkan tanıyacağız. Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması, firmalarımız için güvenli bir yatırım ortamı tesis edip, ülkelerimiz arasındaki ikili ticari ve ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesi adına değerli kazanımlar sağlayacak. Karşılıklı yatırımlarımız için istikrarlı bir ortamı idame ettirmeyi amaçlayan anlaşmalarımız, iş çevrelerimizin mevcut yatırımlarını genişletmesine ve yeni yatırımların gerçekleşmesine imkan sağlayacak.”
Bakan Kacır, gümrükler, ulaştırma, sağlık ve tıp bilimleri, eğitim gibi birçok stratejik alanda çalışmaların sürdürüldüğü anlaşmaların, müzakereleri tamamlanarak, imzalanmasını istediklerini dile getirdi.
Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de 23-24 Aralık 2021’de gerçekleştirilen Türkiye-Tacikistan Kara Ulaştırması Karma Komisyon Toplantısı’nda ulaştırma bakanlıklarının mutabık kaldığı ikili ve transit taşımaların karşılıklı olarak serbestleştirilmesinin bir an önce hayata geçirilmesini temenni ettiklerini belirten Kacır, şu ifadeleri kullandı:
“Aynı zamanda, ülkemizin uluslararası eğitimdeki dünya markası Türkiye Maarif Vakfının Tacikistan’ın eğitim altyapısını güçlendirmede somut rol üstlenmeye hazır olduğunu vurgulamak isterim. Türkiye, sahip olduğu imkan ve kabiliyetleri kullanarak, Tacikistan ile her türlü işbirliğini değerlendirmekte kararlı. İki dost ve kardeş ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek üzere KEK toplantılarında mutabık kalınan hususları gerçekleştirmedeki kararlılığımızdan şüpheniz olmasın.”

“TACİKİSTAN TÜRKİYE İLİŞKİLERİ İVMELENECEK”
Tacikistan Sanayi ve Yeni Teknolojiler Bakanı Sherali Kabir de iki ülke arasındaki ilişkilere ivme kazandıracak protokolde yatırım, sanayi, kültür ve eğitim alanlarındaki ilişkileri göz önünde bulundurduklarını söyledi.
Belirlenen yol haritasının iki ülke arasındaki ilişkilere yeni bir pencere açacağına işaret eden Kabir, “Protokol ile ilişkileri yeniden gözden geçirdik ve önümüzdeki yıllar için iyi temeller oluşturduk. KEK Toplantısı, iki ülkenin ekonomik sosyal ilişkilerinin güçlenmesine destek olacak. İki ülke arasında çok iyi potansiyel mevcuttur ve bu potansiyelleri iyi kullanmalıyız.” dedi.
Türkiye-ABD ilişkilerinin uzun yıllara sâri bir geçmişe sahip olduğuna işaret eden İletişim Başkanı Altun, bu süreçte dünyanın karşı karşıya olduğu bölgesel ve küresel sınamalar dikkate alındığında iki ülke arasındaki iş birliği ve diyalogun ne denli önemli olduğunun daha iyi anlaşılacağını belirtti.
’İSRAİL’İN FİLİSTİN’DEKİ SALDIRILARI, BARIŞA OLAN İNANCI ZAYIFLATAN VE ULUSLARARASI GÜVENİ SARSAN BİR NİTELİK TAŞIYOR’
Yakın zamanda Rusya- Ukrayna Savaşı’na, tedarik zincirinin bozulmasından gıda krizinin çözümüne kadar Türkiye’nin bu süreçteki yapıcı rolünün, daha büyük ve derin krizlerin önüne geçilmesini sağladığını vurgulayan Altun, sözlerine şöyle devam etti:
“Bölgemizi ve tüm küresel aktörleri etkileyen son gelişme ise sizlerin de malumu olduğu üzere İsrail’in 7 aydan beri devam eden saldırılarıdır. İsrail’in Filistin’deki saldırıları küresel sorunları artıran, barışa olan inancı zayıflatan, uluslararası değerlere olan güveni ortadan kaldıran bir mahiyet arz ediyor. Bu katliamlara karşı da Türkiye ilk günden itibaren saldırıların durması için insani ve diplomatik imkânlarını seferber etmiştir. Türkiye, Gazze’de İsrail’in yol açtığı insanlık dramını sona erdirecek çözüm perspektifi ile diplomatik girişimlerini sürdürmektedir. Türkiye’nin ABD ile iş birliği yapmayı beklediği konular bunlarla sınırlı değil. Türkiye-ABD ilişkilerinin müttefiklik ve stratejik ortaklık anlayışına saygı çerçevesinde bölgesel ve küresel meselelere barış, güvenlik ve refah odaklı yaklaşımlar geliştirme potansiyeline olan inancımızı hâlâ koruyoruz.”
Bölgesel bir güç ve küresel bir aktör olarak Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı meselelere dair gerçekçi ve kapsayıcı politikalar üreten, parçası olduğu ittifak ve ortaklıkları güçlendiren, onları değerli kılan bir ülke olduğunu dile getiren Altun, Türkiye’nin düzensiz göç, mülteciler ve terör başta olmak üzere yerel ve uluslararası düzlemde her soruna kapsayıcı ve kalıcı çözümler getirmeyi odağına alan bir perspektif ve vizyona sahip olduğunu bildirdi. Altun, sahip olduğu imkânlar, bu imkânları kullanma biçimi, hedefleri ve vizyonunun Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzlemde istikrar sağlayıcı rolünü pekiştirdiğinin altını çizdi.
‘TERÖR ÖRGÜTLERİNE DESTEĞİN KESİLMESİ, TÜRKİYE’NİN MÜTTEFİKLERİNDEN EN DOĞAL BEKLENTİSİDİR’
Türkiye’nin, milli güvenliğini tahkim ederken bölgesel ve küresel istikrarı da hedefleyen çok boyutlu mücadelesinin müttefikleri nezdinde hak ettiği değeri görmesinin müttefiklik ruhunun gereği olduğuna dikkati çeken İletişim Başkanı Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu bağlamda FETÖ’nün ABD’deki varlığı ve faaliyetleri bizim için olduğu kadar, Amerikan toplumu için de bir tehdittir. Türkiye’nin mücadele ettiği terör örgütlerinin desteklenmesi, teröristlerin teslim edilmemesi stratejik ortaklık ve müttefiklik anlayışı ile örtüşmemektedir. Teröristlerin teslimi, terör örgütlerine desteğin kesilmesi, Türkiye’nin müttefiklerinden en doğal beklentisidir. İkili ilişkilerimizi olumsuz etkileyen sorun alanlarının ve görüş ayrılıklarının yapıcı, gerçekçi ve kararlı bir yaklaşımla etkin bir şekilde yönetilmesi hem Türkiye’nin hem de ABD’nin faydasına olacaktır. Türkiye ve ABD’nin aynı zamanda NATO müttefiki olduğunu da hatırlatmak istiyorum. NATO müttefiki iki ülkenin ilişkilerindeki çok boyutlu ve derinlikli iş birliğinin ülkelerimizin güvenlik, istikrar ve barışı için elzem olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum.”
Miçotakis, yapacağı ziyaret öncesi Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir’in sorularını yanıtladı. 2 ülke arasındaki tansiyonun yükselmesi ihtimaline ilişkin konuşan Miçotakis, “Uluslararası hukuk ve iyi komşuluk ilişkileri doğrultusunda diyalog yoluyla” çözülmesi gerektiğini söyleyerek “Birbirimiz hakkında konuşmak yerine birbirimizle daha fazla konuşmalıyız diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“LEZZETLİ YEMEKLER, YUNANLAR VE TÜRKLER ARASINDA ÇOK GÜÇLÜ BİR BAĞ”
Yunanlılar ve Türkler arasındaki bir diğer güçlü bağın lezzetli yemekler ve lezzetlere aşinalık olduğuna değinen Miçotakis “Lezzetli yemekler ve lezzetlere aşinalık, Yunanlar ve Türkler arasında çok güçlü bir bağ. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Bir yemek tutkunu olarak, deneyimlerime dayanarak size Atina’nın çok canlı bir gastronomi ortamına sahip olduğunu, geleneksel Yunan mutfağını daha da ileriye götürdüğünü, yeni olasılıkları deneyip keşfedebildiğini söyleyebilirim. Şehirler yaşayan organizmalardır, değişir ve gelişirler. Modern Atina, yalnızca görkemli bir antik geçmişe sahip bir metropol değil, aynı zamanda geçmişle gelecek arasında köprü kuran dinamik bir şehir” diye konuştu.
“BU PROGRAMIN BAŞARISINDAN ÇOK MUTLUYUM”
Başbakan Miçotakis, Yunanistan’ın, 10 ada için Türk vatandaşlarına yönelik ekspres vize uygulaması başlatmasına ilişkin “10 Yunan adasına yönelik “kapıda vize” programının Schengen kurallarından bir muafiyet olduğunun altını çizmeliyim; Yunan hükümetinin Avrupa Komisyonu ile başarıyla müzakere ettiği bir muafiyet. Felsefesi, Türkiye kıyılarına feribot bağlantısı olan Yunan adalarına kısa ziyaretlerdir. Kurallardan muafiyet olarak Komisyon ile yapılan anlaşmada açıkça tanımlanmıştır ve genişletilemez. Bu programın başarısından çok mutluyum. Hem Yunan adalarının güzelliklerinin tadını çıkarmak isteyen Türk vatandaşları hem de bölge halkı için bir kazan-kazan. Bu program, halklar arası temaslar, diplomasi ve karşılıklı yarar sağlayan iş birliği için bir model” dedi.
“İLİŞKİLERİMİZİN TÜM POTANSİYELİNİ ORTAYA ÇIKARABİLECEĞİNE İNANIYORUM”
Yunan-Türk İş Konseyi’ne yönelik konuşan Yunanistan Başbakanı, önceliğinin “İnşaat, altyapı, dijitalleşme ve tarım ürünlerine doğrudan yatırımların artırılması” olduğunu söyledi ve “Cumhurbaşkanı Erdoğan’la iş dünyalarımızı bir araya getirecek bir araç olarak Yunan-Türk İş Konseyi kurma kararımızın ikili ekonomik ilişkilerimizin tüm potansiyelini ortaya çıkarabileceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“2 KOMŞU ÜLKENİN TİCARETTE BİRLİKTE ÇALIŞTIĞINI GÖRMEK İSTERİM”
Miçotakis, 10 yıl sonrası için Türk-Yunan ilişkilerine dair beklentileri hakkında “2 komşu ülkenin ticarette, ekonomide işbirliği yaptığını, ortak girişimler başlattığını, çağımızın büyük zorlukları üzerinde birlikte çalıştığını görmek isterim. Halklar arasındaki bağların daha da güçleneceğini ve Ege’nin her iki kıyısındaki hükümetlere bağımlı olmayacağını umuyorum. İlişkilerimizde, Doğu Akdeniz’de barış ve güvenlikte yeni bir dinamiği ortaya çıkaracak olan Ege ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılması meselesiyle ilgili farklılığımızı halledeceğimizi umuyorum. Ama o noktaya ulaşamasak bile, dileğim şu ki, bundan on yıl sonra ilişkilerimizde yeni ve kalıcı bir sayfa açmış olacağız: Gerginlik ve kriz olmadan, dürüstlüğe, karşılıklı saygıya ve anlayışa dayalı bir sayfa” dedi.
]]>Burada konuşan Herrmann, çatışmaların, savaşların olduğu bir ortamda ülkeler arasında fikir ayrılıkları, krizler yaşanırken Antalya ve Nürnberg arasındaki kardeşlik ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunun bir kez daha görüldüğünü söyledi.
Türkiye ve Almanya arasında ekonomik, ticari ve turistik ilişkilerin çok iyi olduğunu ifade eden Herrmann, Türk polisi ile Bavyera eyalet polisi arasında çok sıkı işbirliklerinin de mevcut olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in geçen günlerde bir araya geldiğini hatırlatan Herrmann, “Sayın Steinmeier’in Sayın Erdoğan’ı ziyaretinde de her iki ülke arasında siyasi ve dış politika konularında fikir ayrılıkları olsa da ilişkilerimizin dostane ve yakın bir çerçevede geliştiğini gördük. Bu ilişkilere zarar vermemek zorundayız.” dedi.
Türkiye ile Almanya’nın NATO müttefiki olduğuna dikkati çeken Herrmann, Rusya ve Ukrayna arasında son iki yıldır süren savaş karşısında her iki ülkenin tek ses olduğunu, eş güdümü ve ortaklığı sağlayabildiğini kaydetti.
Herrmann, Türkiye ile ortaklık ve işbirliğini çok önemsediklerini vurguladı.
AŞIRI SAĞCI PARTİ AFD’NİN BAVYERA’DA MİNARE YASAĞI İSTEMESİ
Herrmann, heyette yer alan bir gazetecinin Nürnberg’de yaşayan Müslüman Türk toplumunun eyalet meclisinde minarelerin yasaklanmasının tartışılmasından rahatsızlık duyduğunu dile getirmesi üzerine Bavyera eyaletinde herkesin güven ve huzur içinde eşit haklara sahip yaşadığını söyledi.
Müslüman ve göçmen karşıtı söylemleriyle bilinen AfD Partisinin (Almanya için Alternatif) bu güzel ortamı bozmak istediğini ifade eden Herrmann, “Son seçimlerde maalesef Federal Meclis’te ve Bavyera Eyalet Meclisi’nde olması gerekenden çok daha büyüklükte ‘aşırı sağcı’ tabir edebileceğiniz göçe karşı olan ve Müslümanlara mesafeli olan AfD Partisinin milletvekili var. Bu partinin minarelere karşı hamlesi aslında Müslümanlara karşı bir antipati uyandırma çabasıdır. AfD, Bavyera Meclisi’nde minare yasağı istedi. Tasarı, Bavyera Eyalet Meclisi’nde bulunan Hristiyan Sosyal Birliği (CSU), Özgür Seçmenler (Freie Wähler) ile Yeşiller ve Sosyal Demokratların (SPD) oyları ile reddedildi. AfD mensubu milletvekilleri Bavyera’nın kentlerinde hiçbir zaman olmamış, yaşanmamış sorunları varmış gibi ön plana çıkarmak istiyor.” ifadelerini kullandı.
“TÜRK-ALMAN DOSTLUĞUNUN TARİHİ DERİNLİĞİ VAR”
Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İdris Taş da Türk-Alman dostluğunun ilerletilmesi ve pekiştirilmesini amaçladıklarını ifade etti.
Bu ilişkilerin hem ekonomik hem de turizm açısından son derece önemli olduğunu vurgulayan Taş, “Türkiye ile Almanya ilişkileri ve dostluğu tarihi bir derinliğe sahip. Bizler 20 yıl önce güvenin, inancın içinde çok güzel ilişkiler kurduk. Bu ziyaretlerimizde meslektaşlarım sayesinde 500’e yakın Almanya, Türkiye, Antalya ve Nürnberg’in adının geçtiği haberler medyada yer aldı. Ben 20 yıllık bu ilişkinin 18 yılının şahidiyim. Karşılıklı ziyaretlerimizin ilk yıllarında Antalya’ya Nürnberg’den 30 bin civarında turist gelirken bugün ilişkilerin gelişmesi sayesinde sayının yüzbinlerle ifade edildiğini görüyoruz. Bu da iki kent arasındaki ilişkinin ne kadar sağlıklı ve güzel olduğunun göstergesidir.” şeklinde konuştu.
Antalya Gazeteciler Cemiyeti ile Nürnberg Basın Kulübünün kardeşliğinin 20. yılı kutlamak için kentte bulunduklarını hatırlatan Taş, Bakan Herrmann’ı Antalya’ya davet etti.
Herrmann da Nürnberg Basın Kulübünün Antalya’ya iadeiziyaretinde heyette yer alacağının sözünü verdi.
Ziyarette, Bavyera Türk Alman Tabipler Birliği Onursal Başkanı ve Kardeş Şehirler Koordinatörü Dr. İsmail Baloğlu ile Nürnberg Basın Kulübü Başkanı Siegfried Zelnhefer de hazır bulundu.
Başkan Erdoğan ise ticarette hedeflerinin 60 milyar dolar olduğunu belirtirken, “İki ülke, savunmada engelleri aşmalı” dedi.
Erdoğan ayrıca bir gazetecinin İsrail ile ilgili sorduğu bir soruya “İsrail ile ticari ilişkileri ayakta tutmuyoruz. O iş bitti” diye cevap verdi.
Son dakika haberi… Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları;
Savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de ikili ilişkilerimize ve müttefiklik ruhuna uygun şekilde ilerletmek arzusundayız. Türkiye ve Almanya’nın savunma alanında ortak üretim projelerini konuşacağını ümit ediyoruz.
Turizm alanındaki işbirliğimiz her geçen gün gelişmektedir. 2023’te 6 milyon aşkın Alman turisti ülkemizde ağırladık. Almanya’yla ikili ilişkilerimizin en müstesna ortak paydası güçlü beşeri bağlarımızdır. 63 yıl önce Sirkeci Garı’ndan uğurladığımız insanlarımızın sayısı 3,5 milyona ulaştı. Türk toplumu gurbetçilikten çıkarak Almanya’nın sosyal, ekonomik, kültürel ve akademik hayatında kritik rolleri üstlenmeye başladı.
Vatandaşlarımızın kültürden sanata, siyasetten bilim ve ticarete kadar her alanda önemli başarılarına şahit oluyoruz. Alışılagelmiş kalıpları yıkan, önyargıları kıran Türkiye-Almanya arasında beşeri köprü vazifesi gören tüm vatandaşlarımızla gurur duyuyoruz.
“ALMANYA’DAN DAHA FAZLA DAYANIŞMA BEKLİYORUZ”
Türk toplumunun eşit katılımlı entegrasyonuna önem veriyor teşvik ediyoruz. Yeni Alman vatandaşlığı yasasını kıymetli bir adım olarak görüyoruz. Avrupa’yla birlikte Almanya’da yükselen İslam düşmanı, yabancı karşıtlığına karşı endişelerimiz artıyor.
25 Mart tarihinde yaşayan menfur hadisenin tamamen aydınlatılması, sorumluların cezalandırılması konusunda düşüncelerimi paylaştım. PKK, YPG, FETÖ gibi terör örgütlerle mücadelede daha çok işbirliğine ihtiyacımız bulunuyor.
Alman makamlarından daha fazla destek ve dayanışma beklediğimizi ifade ettim. Türkiye-AB ilişkileri gündemimizde yer aldı. Gümrük Birliği, vize serbestisini ele aldık. Sayın Cumhurbaşkanıyla bölgesel ve küresel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunduk.
“İSRAİL’İN KATLİAMLARI GÜNDEMDEN DÜŞÜRME ÇABALARINA PRİM VERİLMEMESİ GEREKİYOR”
Gazze’de yaşanan benzeri görülmemiş zulmün son bulması çağrısını yineledim. Netanyahu tüm bölgemizin güvenliğini tehlikeye atıyor. İsrail yönetiminin insanlık suçlarını, katliamlarını gündemden düşürme çabalarına prim verilmemesi gerekiyor.
“TÜRKİYE OLARAK KARARLI, VİCDANLI VE CESUR BİR DURUŞ SERGİLEDİK”
İsrail’in saldırıları devam ettikçe bölgesel ve küresel tehditlerinin arttığının herkes bilincindedir. Masumların ölüm, açlık ve sefalete mahkum edilmesinin ıstırabının unutulmayacağını biliyoruz. Türkiye olarak kararlı, vicdanlı ve cesur bir duruş sergiledik. Ateşkesin sağlanması, kesintisiz ve yeterli insani yardımın Filistin halkına yönelik çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz.
2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın finalleri Almanya’da düzenlenecek. Milli takımımız da bu turnuvada mücadele edecek. Turnuvada yer alacak tüm ekiplere ve takımlara şimdiden başarılar diliyorum.
Daha sonra sözü alan konuk Cumhurbaşkanı, şunları söyledi:
“Burada misafiriniz olmaktan çok mutluyum. Hemşehrilerinizin konukseverliğini birebir yaşadım. İstanbul, Gaziantep, Ankara’ya davetiniz için teşekkür ederim. Görüşmelerim son derece yararlı oldu. 2 yıl önce Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı savaşından çok kısa süre önce görüştük. İkinci görüşmemiz Berlin’de, kasım ayında, Hamas’ın saldırısından 1 ay sonraydı.
Bu iki olay tehlikeli bir zamanda yaşadığımızı gösteriyor. Bu gerçekler bizim siyasi hayatımızı ne kadar da etkilese ilişkilerimiz zengin ve uzun geçmişe dayanıyor. Benim için diplomatik ilişkilerimizin başlamasının 100. yılında Türkiye’ye gelmek çok önemliydi.
Özellikle insani ilişkiler bizim bağlarımızı özel kılıyor. Dünyadaki hiçbir ülkeyle Almanya’nın bu kadar yoğun, dostane, ailevi ilişkileri yoktur. Yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli insan, 4 kuşak önce işgücü anlaşmasının 1961’de imzalanmasından sonra Almanya’da yaşıyor. Onların öyküleri bizim ülkemizi şekillendiriyor. Siyasi hayattan, ekonomi ve kültür hayatında bu kuşakların temsilcileri bana ziyaretimde temsil ediyor.
100 yılı aşkın bir süre önce zanaatkârlar Almanya’daki yoksulluktan kaçarak Türkiye’ye gelmişlerdi. 20’li yıllarda Alman bilim adamları, mimarlar gelmişlerdi. Nazi Almanyasında baskıya uğrayan çoğu Yahudi olan aileler buraya geldiler. Bugün Ankara Üniversitesi’nde bu konuda yeni bilgiler edindim.
Tarihi bağlılığımız son derece güncel. 1 yıl önce güneydoğusunda yaşanan depremi yaşadık. İnsani yardım kuruluşları, doktorlar çok kısa sürede geldiler. Tabii ki Almanya’dan çok yoğun maddi destek de sağlandı.
Dün deprem bölgesini ziyaret ettim. Orada yeniden inşa çalışmalarının ne kadar takdire şayan olduğunu ifade ettim. Burada aynı zamanda Suriyeli göç menler de depremin mağdurları oldular. Onlarla da konuştum. Almanya olarak depremzedeleri unutmayacağız, desteklemeye devam edeceğiz.
Hep birlikte iki ülke arasındaki ticaretin 55 milyar avro hacmiyle yeni rekor seviyeye ulaştığını söyledik. Türkiye’deki finans politikalarındaki reformlar Avrupa’da takdirle karşılanıyor. Bana refakat eden Maliye Bakanı da bilgi verdi. Ülkelerimiz zor dönemlerden geçiyoruz. Ekonomik ilişkilerimizi daha geliştirmek zorundayız.
“ALMANYA VE TÜRKİYE BİRBİRİNDEN VAZGEÇEMEZ”
Türkiye-AB arasındaki ilişkiler konusunda basın özgürlüğü, hukuk devleti ilkeleri son derece önemli. Almanya, AB zirvesi sırasında bu konuda somut ilerlemelerinin kaydedilmesi konusunda çaba harcamamız gerektiğini söyledik.
Türkiye’nin gayretli bir sivil toplumu var. Ülkelerin iyiliğini isteyen, çabalayan insanlar var. Türkiye’ye dinamik, demokratik Avrupa’ya yönelen gelişim diliyorum. Biraz önce söylediğim gibi dünyadaki gelişmeler hepimizi endişelendiriyor. Sayın Cumhurbaşkanıyla bunu da ele aldık. Özgüvenli yeni ülkeler ortaya çıkıyor. Türkiye ile Almanya aslında tek ortaklar değil. Biz özellikle iki ülke olarak birbirimiz için vazgeçilmeziz. Birbirimize ihtiyacımız var NATO’da, G20’de.
Ortak çıkarlarımızı ön plana çıkarmalı, ortak çözümler bulmalıyız. Kıbrıs konusunu ele aldık sayın Cumhurbaşkanıyla. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı savaşı da önemli konuydu. ABD’de uzun süredir beklenen siyasi kararların verilmiş olmasından memnuniyet duyduğumuzu ifade ettik.
“GAZZE SAVAŞI’NI DURDURMA KONUSUNDA TÜRKİYE’NİN ÖNEMLİ BİR GÖREVİ VAR”
Türkiye’nin de Ukrayna’yı desteklediğini biliyoruz biz de aynı şekilde bu desteği vermeye çalışıyoruz. Bu desteği askeri ve ekonomik açıdan sürdüreceğiz.
Hamas bu vahşice saldırıyla İsrail’e 1200 kadını, erkeği ve çocuğu öldürdü. 6 ayı süredir 300’ü aşkın rehineyi hala tutuyor. Bize göre 7 Ekim saldırısı olmasaydı Ortadoğu’daki bu savaş olmazdı. Aynı zamanda ortak hedeflerimizi tekrar vurguladık. Gazze’deki insani durumu düzeltmek zorundayız. Savaşın bölgeye yayılmasını engellemeliyiz. Bu konuda da Türkiye’nin önemli bir görevi var.
Sayın Cumhurbaşkanı ile birlikte hepimizin bölgedeki ilişkilerimizi kullanmamız gerektiğini konuştuk. Özellikle rehinelerin serbest bırakılması için.
Hemfikir olduğumuz bir konu Filistinliler için siyasi perspektif olmadan orta ve uzun vadede İsrail için güvenlik sağlanamaz. Bu siyasi perspektif iki devletli bir çözüm olabilir. Bu konuda adım atmalıyız.
Bu zor dönemlerde Türk-Alman ilişkilerine yeniden ivme kazandırmalıyız. Çok yoğun detaylı görüşmelerimiz sonrasında size tekrar davetiniz için tüm gönlümle teşekkür etmek istiyorum. Konukseverliğiniz ve açıksözlülüğünüz için teşekkürler.
Aslında yüzeysel olduğunu düşünmüyorum ilişkilerin. Bu ziyaretle ilgili tartışmaların yüzeysel olduğunu düşünüyorum. Ben bu kadar çeşitli, kalabalık bir heyetin refakat ettiğinden çok mutlu oldum. Onlar Almanya’daki Türk insanlarının cemaatinin ne kadar çeşitli olduğunu gösteriyorlar.
Arif Keleş’in döneri de bu çeşitliliğin bir parçası. Yeni Almanya’yı çeşitlendiren bir şey bu. Bu yüzeyselliği artık geride bıraktığımızı düşünüyorum.
]]>İki lider arasındaki görüşmenin ardından Erdoğan ve Steinmeier ortak basın toplantısı düzenledi.
Son dakika haberi… Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları;
Savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de ikili ilişkilerimize ve müttefiklik ruhuna uygun şekilde ilerletmek arzusundayız. Türkiye ve Almanya’nın savunma alanında ortak üretim projelerini konuşacağını ümit ediyoruz.
Turizm alanındaki işbirliğimiz her geçen gün gelişmektedir. 2023’te 6 milyon aşkın Alman turisti ülkemizde ağırladık. Almanya’yla ikili ilişkilerimizin en müstesna ortak paydası güçlü beşeri bağlarımızdır. 63 yıl önce Sirkeci Garı’ndan uğurladığımız insanlarımızın sayısı 3,5 milyona ulaştı. Türk toplumu gurbetçilikten çıkarak Almanya’nın sosyal, ekonomik, kültürel ve akademik hayatında kritik rolleri üstlenmeye başladı.
Vatandaşlarımızın kültürden sanata, siyasetten bilim ve ticarete kadar her alanda önemli başarılarına şahit oluyoruz. Alışılagelmiş kalıpları yıkan, önyargıları kıran Türkiye-Almanya arasında beşeri köprü vazifesi gören tüm vatandaşlarımızla gurur duyuyoruz.
“ALMANYA’DAN DAHA FAZLA DAYANIŞMA BEKLİYORUZ”
Türk toplumunun eşit katılımlı entegrasyonuna önem veriyor teşvik ediyoruz. Yeni Alman vatandaşlığı yasasını kıymetli bir adım olarak görüyoruz. Avrupa’yla birlikte Almanya’da yükselen İslam düşmanı, yabancı karşıtlığına karşı endişelerimiz artıyor.
25 Mart tarihinde yaşayan menfur hadisenin tamamen aydınlatılması, sorumluların cezalandırılması konusunda düşüncelerimi paylaştım. PKK, YPG, FETÖ gibi terör örgütlerle mücadelede daha çok işbirliğine ihtiyacımız bulunuyor.
Alman makamlarından daha fazla destek ve dayanışma beklediğimizi ifade ettim. Türkiye-AB ilişkileri gündemimizde yer aldı. Gümrük Birliği, vize serbestisini ele aldık. Sayın Cumhurbaşkanıyla bölgesel ve küresel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunduk.
“İSRAİL’İN KATLİAMLARI GÜNDEMDEN DÜŞÜRME ÇABALARINA PRİM VERİLMEMESİ GEREKİYOR”
Gazze’de yaşanan benzeri görülmemiş zulmün son bulması çağrısını yineledim. Netanyahu tüm bölgemizin güvenliğini tehlikeye atıyor. İsrail yönetiminin insanlık suçlarını, katliamlarını gündemden düşürme çabalarına prim verilmemesi gerekiyor.
“TÜRKİYE OLARAK KARARLI, VİCDANLI VE CESUR BİR DURUŞ SERGİLEDİK”
İsrail’in saldırıları devam ettikçe bölgesel ve küresel tehditlerinin arttığının herkes bilincindedir. Masumların ölüm, açlık ve sefalete mahkum edilmesinin ıstırabının unutulmayacağını biliyoruz. Türkiye olarak kararlı, vicdanlı ve cesur bir duruş sergiledik. Ateşkesin sağlanması, kesintisiz ve yeterli insani yardımın Filistin halkına yönelik çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz.
2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın finalleri Almanya’da düzenlenecek. Milli takımımız da bu turnuvada mücadele edecek. Turnuvada yer alacak tüm ekiplere ve takımlara şimdiden başarılar diliyorum.
Daha sonra sözü alan konuk Cumhurbaşkanı, şunları söyledi:
“Burada misafiriniz olmaktan çok mutluyum. Hemşehrilerinizin konukseverliğini birebir yaşadım. İstanbul, Gaziantep, Ankara’ya davetiniz için teşekkür ederim. Görüşmelerim son derece yararlı oldu. 2 yıl önce Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı savaşından çok kısa süre önce görüştük. İkinci görüşmemiz Berlin’de, kasım ayında, Hamas’ın saldırısından 1 ay sonraydı.
Bu iki olay tehlikeli bir zamanda yaşadığımızı gösteriyor. Bu gerçekler bizim siyasi hayatımızı ne kadar da etkilese ilişkilerimiz zengin ve uzun geçmişe dayanıyor. Benim için diplomatik ilişkilerimizin başlamasının 100. yılında Türkiye’ye gelmek çok önemliydi.
Özellikle insani ilişkiler bizim bağlarımızı özel kılıyor. Dünyadaki hiçbir ülkeyle Almanya’nın bu kadar yoğun, dostane, ailevi ilişkileri yoktur. Yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli insan, 4 kuşak önce işgücü anlaşmasının 1961’de imzalanmasından sonra Almanya’da yaşıyor. Onların öyküleri bizim ülkemizi şekillendiriyor. Siyasi hayattan, ekonomi ve kültür hayatında bu kuşakların temsilcileri bana ziyaretimde temsil ediyor.
100 yılı aşkın bir süre önce zanaatkârlar Almanya’daki yoksulluktan kaçarak Türkiye’ye gelmişlerdi. 20’li yıllarda Alman bilim adamları, mimarlar gelmişlerdi. Nazi Almanyasında baskıya uğrayan çoğu Yahudi olan aileler buraya geldiler. Bugün Ankara Üniversitesi’nde bu konuda yeni bilgiler edindim.”
]]>