Cilt bakımı, sağlıklı ve genç görünmenin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle cilt bakım serumlarını doğru şekilde kullanmak, cildinizi en iyi şekilde korumak ve güzelleştirmek için kritik bir adımdır.
Ancak, çoğumuz cilt bakım serumlarını yanlış kullanıyor olabilir…
Bu yazıda, hangi serumların hangi cilt tiplerine uygun olduğunu ve nasıl doğru bir şekilde kullanılması gerektiğini ele alacağız.
Cilt bakım serumlarını doğru kullanmak için öncelikle cilt tipinizi anlamanız gereklidir. Cilt tipleri genellikle kuru, normal, yağlı veya karma olarak sınıflandırılır.
Cilt tipinizi belirlemek için bir uzmandan yardım alabilir veya çeşitli online kaynaklardan fikir edinebilirsiniz.
Hangi cilt tipine sahip olduğunuzu belirledikten sonra, cilt bakım serumlarını seçerken dikkate almanız gereken bazı önemli bileşenleri tanımalısınız.
Cilt bakım serumları farklı aktif bileşenler içerebilir. İşte bazı yaygın serum bileşenleri ve nasıl kullanılması gerektiği:
C Vitamini: Ciltteki lekeleri azaltmaya yardımcı olan C vitamini, genellikle sabahları kullanılır. Temizlenmiş ve kurutulmuş cilde uygulanmalıdır. Ayrıca, güneş koruyucu ile kullanmak, cildinizi UV ışınlarına karşı korur.
Salisilik Asit: Akne ve siyah noktaları azaltmaya yardımcı olan salisilik asit, genellikle akşamları kullanılır. Yüzünüzü yıkayıp kuruladıktan sonra 10 dakika bekleyerek uygulamalısınız.
Retinol: Kırışıklıkları azaltmaya yardımcı olan retinol, genellikle gece kullanılır. Temizlenmiş ve kurutulmuş cilde uygulamadan önce, cilt retinole alışana kadar haftada bir kez başlayarak zamanla sıklığını artırabilirsiniz.
Hyalüronik Asit: Cildi nemlendiren hyalüronik asit, özellikle kuru ciltler için uygundur. Islak cilde uygulandığında daha etkili olur, çünkü hyalüronik asit cildin su tutma kapasitesini artırır. Bu nedenle, yüzünüzü yıkadıktan hemen sonra ıslak cilde uygulamalısınız.
Niasinamid: Cilt bariyerini güçlendiren ve cilt tonunu düzelten niasinamid, sabah ve akşam kullanılabilir. Temiz ve nemli cilde uygulamak en etkili yöntemdir.
Gliserin: Cildi nemlendiren gliserin, diğer serumlarla karıştırılabilir veya tek başına kullanılabilir. Islak veya nemli cilde uygulamak daha iyi sonuçlar verebilir.
Cilt bakım serumlarını doğru şekilde kullanmak, cildinizi daha sağlıklı ve genç göstermenin anahtarıdır.
Unutmayın ki her cilt farklıdır, bu nedenle cilt bakım rutininizi kişiselleştirmek önemlidir. Serumları düzenli olarak kullanmak, istenilen sonuçları elde etmenize yardımcı olacaktır.
Sonuç olarak, cilt bakım serumlarını doğru şekilde kullanmak, cildinizi en iyi şekilde korumanıza ve genç görünmenize yardımcı olabilir. Cilt tipinizi ve serumların içeriğini anlamak, cilt bakım rutininizi optimize etmenize yardımcı olacaktır.
Unutmayın ki cilt bakımı sabır gerektiren bir süreçtir ve düzenli kullanım en iyi sonuçları sağlar. Daha fazla cilt bakım ipucu ve bilgisi için bizi takip etmeyi unutmayın.
Konuyla ilgili olarak aşağıya bıraktığımız videomuza göz atabilirsiniz.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ildeki yetkililerle görüşmek, sağlık tesislerinde yerinde incelemelerde bulunmak ve İl Sağlık Müdürlüğünden bilgi almak için 1 Ağustos Perşembe günü Trabzon’daydı.
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Trabzon Valiliğini ve Trabzon Büyükşehir Belediyesini ziyaret etti. Trabzon Valiliğinde yetkililerin katılımıyla yapılan geniş kapsamlı değerlendirme toplantısında ildeki sağlık yatırımlarına ve hizmetlerine dair bilgi aldı, bu toplantıdan sonra Trabzon Büyükşehir Belediyesinde görüşmeler gerçekleştirdi.

Sayın Bakan davetli olduğu “Trabzonspor 50. Yıl Etkinlikleri”ne katıldı ve burada konuşma yaptı. Konuşmasının ardından etkinlikten ayrılan Sayın Memişoğlu, AK Parti İl Başkanlığını ziyaret etti. Daha sonra sahada sağlık hizmetlerine dair yerinde incelemeler yaptı.
Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Trabzon programı kapsamında Gazipaşa Aile Sağlığı Merkezini ziyaret etti. Aile hekimleri, hemşireler ve merkezde görevli sağlık çalışanları ile sohbet eden Sağlık Bakanı, gösterdikleri özverili çalışmalar dolayısıyla tüm ekibe teşekkür etti.
Sağlık Bakanı, Türkiye’nin en modern hastanelerinden biri olarak tasarlanan, 900 yatak kapasitesine sahip olacak Trabzon Şehir Hastanesi inşaat alanını gezdi ve 2025 yılında tamamlanması planlanan hastanenin yapım süreciyle ilgili yetkililerden bilgi aldı.
“ŞU ANDA İNŞAATIMIZ YÜZDE 43 BANDINDA YAPILMIŞ DURUMDA”
Trabzon Şehir Hastanesinde basın açıklaması yapan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, “Trabzon şehrimize, ilimizin sağlıkla ilgili hizmetlerini, yatırımlarını ve sorunlarını değerlendirmek üzere geldik. Malum Trabzon’a güzel bir şehir hastanesi yapıyoruz. İnşallah 2025 senesi sonu itibarıyla milletimizin hizmetine sunacağız. Şu anda inşaatımız %43 bandında yapılmış durumda. Bu inşaatın bitiminde çok güzel bir hastanemizi, Sayın Cumhurbaşkanımızın hayalim dediği hastanelerimizden bir tanesini daha, Trabzon halkının hizmetine sunacağız. Sağlıkla ilgili bazı sorunlarımızı inşallah Trabzon’da da özellikle temel sağlık hizmetlerini, Aile Sağlığı Merkezlerimizi kuvvetlendirerek çözmeye çalışacağız. Bizi burada çok iyi ağırlayan Sayın Valimize, Belediye Başkanımıza ve diğer arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Biz hem sağlık çalışanları hem de sağlık altyapısıyla dünyanın sağlık hizmetini iyi sunan sayılı ülkelerinden biriyiz. Daha da iyi olacağız. Bunun yanında hem sağlık teknolojisini hem de sağlık bilimini üreteceğiz.” dedi.

Sayın Memişoğlu konuşmasında sağlık çalışanlarının üzüntü duyduğu konuya değindi: “Gazze’deki olaylar, İran’daki olaylar nedeniyle üzgünüz. İnsanlığı yaralayan, vahşeti yapan bazı ülkelerin, İsrail’in, bunu seyreden, buna izin veren bazı ülkelerin kendine gelmesini istiyoruz. Biz sağlık çalışanları üzülüyoruz; hastaneler bombalanıyor, insanlar öldürülüyor. Onun için bizim daha çok çalışmamız, daha çok üretmemiz gerekiyor. Bu konuda da bütün dünyanın hassasiyet göstermesini bekliyoruz. Çünkü biz insanları yaşatmaya çalışıyoruz, insanlara faydalı olmaya çalışıyoruz ama maalesef 40 bin insan öldürüldü. Canlara kıyılan görüntüleri görmek, bu olayları yaşamak istemiyoruz. Biz sağlık çalışanları insanları yaşatmaya çalıştığımız için bu olaylardan daha çok etkileniyoruz. Bu nedenle dünyanın barışçıl ve iyi niyetli yönetilmesini istiyoruz.”
Sağlık Bakanı konuşmasında, bu sabah Trabzonspor’un 50. yıl etkinliklerine katıldığından bahsederek Trabzonspor’a başarı dileklerini iletti.
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Trabzon’da sağlık tesisleri ziyaretlerini tamamladıktan sonra İl Sağlık Müdürlüğüne giderek burada ildeki sağlık hizmetlerinin durumu hakkında detaylı bilgi aldı.

]]>
Diyanet İşleri Başkanlığı, Olimpiyat Oyunları’nın açılışındaki görüntüleri ile ilgili, “Kasıtlı olarak öne çıkarılan pedofili ve LGBT unsurları, küresel fesat merkezlerinin çirkin yüzünü açıkça ortaya koymuştur. Bu zihniyet, insanın edep ve haysiyetine, toplumların inanç ve değerlerine karşı adeta savaş ilan etmiştir” değerlendirmesinde bulundu.
Diyanet’in Olimpiyat Oyunları’nın açılış törenindeki söz konusu görüntülere ilişkin açıklaması şöyle:
“BU SÜREÇLERİN EN VAHİM YÖNÜ…”
“Dünyanın bir noktasında ortaya çıkan herhangi bir anlayışın, zaman ve mekan sınırı olmaksızın tüm dünyayı etkisi altına alabildiği iletişim çağında, insanlığın inanç, değer, algı ve kültür bakımından hızlı ve kapsamlı bir dejenerasyona maruz bırakıldığı süreçlerden geçmekteyiz. Bu süreçlerin en vahim yönü; inanca, ahlaka ve değerlere yönelik suikastlar karşısında milletlerin, toplumların ve özellikle genç nesillerin savunmasız kalmasıdır.

“HER TÜRLÜ YOZLAŞMAYA ZEMİN TEŞKİL EDEN ‘CİNSİYETSİZLEŞTİRME’ POLİTİKALARI GELMEKTEDİR”
Tarih boyunca insanlığın cahiliyeye hapsolduğu dönemlerde fıtratı tahrip eden sapkın anlayış ve uygulamalar olagelmiştir. Ancak iletişim ve etkileşim imkanlarının baş döndürücü boyutlara ulaştığı günümüzde bu tür yaklaşımların yıkıcı etkisi her zamankinden fazla olmakta ve bir bölgeyi değil, tüm insanlığı tehdit etmektedir. İnsanın maddi ve manevi gerçekliğini, varoluşsal değerini ve saygınlığını hiçe sayan, onu özüne yabancılaştıran söz konusu yaklaşımların başında cinsel yönelim özgürlüğü adı altında, her türlü yozlaşmaya zemin teşkil eden “cinsiyetsizleştirme” politikaları gelmektedir.

“LGBT SÖYLEMLERİ ÖZGÜRLÜK ÇAĞRISI DEĞİL, İDEOLOJİK PAYANDADIR”
İnsana doğuştan yüklenen bir kod olmakla Allah’ın kararına işaret eden cinsiyet, bireyin kendi karar verebileceği ya da arzu ettiğinde değiştirebileceği bir vasıf değildir. İnsanın kadın ya da erkek olarak yaratılması ilahi bir nimet ve hikmet olup, cinsiyetsizleştirme çalışmalarının odağında bu ilahi iradeye başkaldırı vardır. LGBT söylemleri bir özgürlük çağrısı değil, aksine insanı Allah, âlem, gaye, hikmet ve sorumluluk bağlamından koparmayı, anlamsız ve amaçsız bir hayatın girdabında tüketim nesnesi haline dönüştürmeyi hedefleyen karanlık emperyalist ideolojilerin payandasıdır. İnsanı insan yapan her türlü değeri, erdemi, üstün ve onurlu vasfı yok sayarak onu sınırsız özgürlük adı altında hüsrana sürükleyen bu renkli söylemler, aslında evsiz ve köksüz kalmış zavallı bir insan üreterek onu kendi menfaat çarklarında öğütmeyi amaçlayan din ve ahlak karşıtı ideolojik akımlardır.

“KASITLI OLARAK ÖNE ÇIKARILAN PEDOFİLİ VE LGBT UNSURLARI…”
Bu bağlamda Fransa’da gerçekleştirilen 2024 olimpiyatları açılış töreninde kasıtlı olarak öne çıkarılan pedofili ve LGBT unsurları, küresel fesat merkezlerinin çirkin yüzünü açıkça ortaya koymuştur. Her platformu propaganda aracına dönüştüren bu zihniyet, insanın edep ve haysiyetine, toplumların inanç ve değerlerine karşı adeta savaş ilan etmiştir. Tüm dünyada canlı yayınlanan bir program, özellikle gençlerin duygu ve düşüncelerini cinsiyet ekseninde suiistimal etmeyi hedefleyen sapkın bir zihniyetin boy gösterisine dönüşmüştür. Başta ev sahibi Fransa olmak üzere, bazı Batı ülkelerinin insanlığı utandıran bu rezalete göz yumması, sanatı ve sporu böylesine çirkin bir propagandaya alet etmesi ise tam bir akıl tutulmasıdır. Geçmişten beri ötekileştirdiği inanç, kültür ve medeniyetlere karşı tahammülsüzlüğü ile bilinen Batı, gelinen noktada kendi toplumunun dini sembollerini ve değerlerini bile tahkir eden bir savrulmayı alkışlamakla aslında iflas ettiğini göstermektedir.

“AHLAKSIZLIĞI TEŞVİK EDEN HİÇBİR FAALİYET, ÖZGÜRLÜK SÖYLEMLERİNİN ARKASINA SIĞINILARAK MEŞRU HALE GETİRİLEMEZ”
Bilinmelidir ki, yeryüzünün en seçkin ve değerli varlığı olan insanın tertemiz fıtratını bozmayı amaçlayan hiçbir anlayış, dini ve insani değerleri aşağılayan hiçbir yaklaşım, ahlaksızlığı teşvik eden hiçbir faaliyet, özgürlük söylemlerinin arkasına sığınılarak meşru hale getirilemez. Kulu Rabbinden uzaklaştıran, ilahi vahye ve bütün peygamberlerin uyarılarına açıkça karşı çıkan, aileyi ve sağlıklı bir toplum yapısını yok etmeyi hedefleyen cinsiyetsizleştirme politikaları, sağduyu sahibi herkes tarafından lanetlenmeye müstahaktır. İnsanlık ailesi olarak bu sapkın anlayışlara karşı insanlığın geleceğini korumak adına kolektif bir duruş sergilemek zorunluluk haline gelmiştir. Bilhassa Batı toplumlarının yöneticilerine, entelektüellerine, dini liderlerine, sivil toplum önderlerine, aklıselim sahibi her ferdine bu konuda büyük bir sorumluluk düşmektedir.
“SPORCULARIMIZA BAŞARILAR DİLİYORUZ”
Diyanet İşleri Başkanlığı, inancı, ahlakı ve insanın nezih varlığını tehdit eden her türlü söylem ve eylem karşısında kararlılıkla durmaya devam edecektir. Başta cinsiyetsizlik olmak üzere, gençlerimizin inanç dünyalarını, benlik algılarını ve kimlik bilinçlerini yaralayan akımlar karşısında onları iyiye ve doğruya yönlendirmeyi sürdürecektir. Sanatı ve sporu insana değer katan vasfıyla destekleyerek teşvik ediyor, bu vesileyle ülkemizi temsil eden sporcularımıza başarılar diliyoruz.”
]]>Son dakika haberi… Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda gündeme dair çok önemli açıklamalarda bulundu.
Paris 2024 Olimpiyatları açılış törenine de değinen Erdoğan, “Paris’teki rezil sahne, sadece Katolik alemini sadece Hristiyan dünyasını değil, en az onlar kadar bizi de rencide etti. İlk fırsatta Sayın Papa’yı arayacağım. Hristiyan alemine, tüm Hristiyanlara karşı yapılan ahlaksızlığı paylaşacağım” şeklinde konuştu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuyla ilgili yaptığı açıklamalar şu şekilde;
İnsana ve insani değerlere yönelik savaş birçok alanda şiddetini artırarak devam ediyor. Şu bölüm çok hassas, çok önemli; Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nın açılışında sahnelenen ahlaksızlık, karşı karşıya olduğumuz tehdidin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi.
Düşünebiliyor musunuz insanları birleştirmesi gereken uluslararası spor etkinliği maalesef insanlığa, fıtrata, insanı insan yapan değerlere düşmanlıkla açıldı.
Bizim inancımızda insan yaradılmışların en şereflisidir. Paris’te yapılmak istenen eşref-i mahlukat olan insanı esfel-i safilin yani hayvanlardan dahi aşağı seviyeye çekme projesidir.
“İLK FIRSATTA PAPA’YI ARAYACAĞIM”
İlk fırsatta Papa’yı arayacağım. Orada tüm insanlığa yapılan ahlaksızlığı paylaşacağım. Olimpiyatlar nesillerin emniyeti ve bekasını tehdit eden sapkınlığa alet edilmiştir. En masum varlıklarımız olan çocuklarımız iğrenç şekilde hedef alınmıştır. Paris’teki rezil sahne sadece Katolik alemini, Hristiyan dünyasını değil en az onlar kadar bizi de rencide etti, bizde de infial oluşturdu.

“KİMİ UMURSAMAZLIKTAN, KİMİ KORKUDAN LGBT LOBİSİNE SES ÇIKARAMIYOR”
Kutsala yönelik bu apaçık saldırı karşısında daha fazla liderin, siyasetçinin sesi çıkması gerekiyordu. Kimi umursamazlıktan, kimi korkudan LGBT lobisine ses çıkaramıyor. Biz çıkarıyoruz. CHP çıkarmasa ne yazar DEM çıkarmasa ne yazar. En küçük eleştiriye dahi tahammülü olmayan bu lobi Avrupa ve Batı dünyasını esir almış durumda. Eş zamanlı olarak insanlık büyük bir kuşatmayla karşı karşıya bırakılıyor. Bu korku iklimini oluşturuyorlar.
“BU NASIL MANTIK?”
Doğrudan çocuklarımızı hedef alan faşizan bir dayatma var. Normale, fıtrata, aileye, insan nesline yönelik çok boyutlu, kapsamlı, acımasız bir savaş yürütülmektedir.
LGBT sapkınlığını özgürlük olan lanse edenlerin başörtülü sporculara tahammül edememesi bunların kafalarındaki özgürlük tarifini ortaya koymaktadır. Fransız sporcuların içinde başörtülü olanlar varsa Fransa onların katılımını engellemiştir. Bu nasıl mantık? Fransa’da yaşayan Faslı, Tunuslu ve diğerleri neden tavır koymadılar, bunu anlamakta zorlandığımı ifade etmek isterim.

“BUGÜN DÜNDEN DAHA KARARLIYIZ”
Bunlar kutsal olan herşeye düşmanlar. Paris skandalı bu gerçeği bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır. Cinsiyetsizleştirmek demek insan soyunu bozma demektir.
AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bu konudaki duruşumuzu çok net ortaya koyduk. 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde birileri iktidara gelmek adına bunlara şirinlik yaparken biz ailenin korunmasından yana çok güçlü tavır aldık. Bugün dünden daha kararlıyız.

“SAPKIN AKIMLARLA MÜCADELEMİZİ TAVİZSİZ ŞEKİLDE SÜRDÜRECEĞİZ”
Bugün dünden daha dikkatliyiz. Sapkın akımlarla, bunları insanlığın başına bela eden küresel güçlerle mücadelemizi tavizsiz şekilde sürdüreceğiz.
Cinsiyetsizleştirme projelerinin ülkemizde hamiliğini bölücü örgütün siyasi uzantılarının ve CHP’li belediyelerin üstlenmesi gerçekten ibret vericidir.
Her taşın altından çıkan DEM’i anlıyoruz da CHP’nin bu projeye destek verdiğini açıkçası anlamakta zorluk çekiyoruz. Rabbim evlatlarımızı bu tür melun akımlardan korusun diyorum.
]]>Güler, “Anayasamızın amir hükümleri var; bunun da Türk Ceza Kanunu’na yansıyan unsurları var. Bu, temelde bir ayrımcılık, bir nefret suçu.” değerlendirmesini yaptı.
Türk Ceza Kanunu’nun “Nefret ve ayırımcılık” başlıklı 122. maddesindeki “Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle” hükmüne dikkati çeken Güler, “Orada bütün site sakinlerinin kullandığı ortak havuzda siz hangi gerekçeyle bu insanları dışlıyorsunuz, onlara engel koyuyorsunuz? Amacınız nedir? Belli ki sizin ön yargılarınız var. Bu ön yargılarınızdan yola çıkarak birilerini töhmet altında bırakıyorsunuz, birilerini yasaklayıcı bir muamele yapmaya çalışıyorsunuz. Bu yasak. Türk Ceza Kanunu bunu açıkça yasaklamış ve 1 yıldan 3 yıla kadar da bu nefret suçunun cezalandırılacağını söylüyor.” ifadelerini kullandı.

AK Parti Grup Başkanı Güler şunları kaydetti:
“Maalesef bazı insanlarımız kendi siyasi düşüncesini, bir ön kabulle herkesin uyması gereken bir kural gibi dayatmaya çalışıyor. O insanlara ben seslenmek istiyorum, lütfen bu ön yargılarınızı, nefret diline dönüşen bu yaklaşımlarınızı terk edin. Herkese hoşgörüyle, iyi niyetle, insan sevgisiyle yaklaşmalarını tavsiye ediyorum. Buna destek veren, yol açan bazı siyasi kişilikler de var. Sosyal medyada izliyoruz, çok garip ifadelerle insanları yaftalayan, onlara nefret kusan, dininden, dilinden, ırkından, felsefi inancından dolayı ayrımcı bir yaklaşım sergileyenler maalesef sosyal medyada bazı siyasi kişilikler tarafından destek görüyor. Ben buradaki siyasi kişiliklere de seslenmek istiyorum. Toplumu ayrıştıracak, nefrete dönüştürecek bu tür uygulamalara, açıklamalara destek vermeyin. Hoşgörüyü, sevgiyi ve iyi niyeti lütfen destekleyin ve toplumumuzun barış içerisinde yaşamalarına da destek olun.”
USTA: ÇOK GERİ BİR ZİHNİYET
AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Akçakoca’da haşema giyen kadının havuza alınmamasına tepki göstererek, “Bu tip davranışlar kabul edilemez, çok ilkel buluyorum, çok geri bir zihniyet. Site yönetimleri dönsün, kendi işlerine baksın.” dedi.

AK Parti Grup Başkanvekili Usta, Düzce’nin Akçakoca ilçesinde site sakini kadının haşema giydiği gerekçesiyle havuzu kullanmasının engellenmesine ilişkin AA’ya değerlendirmede bulundu.
Usta, “Özel sitede o sitenin sakinlerinden bir hanımefendi kendi kullanımına açık olan bir alanda havuza girmek istiyor. İster site yöneticisi ister oranın personeli olsun yapılan muamele kesinlikle kabul edilebilir değil. Bir site sakini gelip de ‘Sen buraya bununla giremezsin’ diyemez, böyle bir hakkı yok.” diye konuştu.
Yönetimin böyle bir karar alma hakkının da olmadığının altını çizen Usta, “Yönetim, sitenin işlerini yürütmekle yükümlüdür. Kimin neyle havuza gireceğine karar verme yetkisi kimsede yoktur. Ben o hanımefendiyi cesaretinden dolayı tebrik ediyorum. Gayet medeni bir şekilde konuşmuş, o insanları ikaz etmiş. Bunu da yargıya taşıması beni memnun etti. Türkiye’de hala bunu yapabileceğini düşünen insanlar varsa onlara karşı çok iyi bir örnek olur. Bu tip davranışlar kabul edilemez, çok ilkel buluyorum. Çok geri bir zihniyet. Artık bunlarla uğraşmasınlar. Site yönetimleri dönsün kendi işlerine baksınlar.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu görüntülerin Türkiye’ye yakışmadığını vurgulayan Şahin, “Mahkeme sonucunda da hak yerini bulacaktır. Bunlar artık Türkiye’nin gündeminde olmaması gereken işler.” ifadelerini kullandı.

“BU ZORBALIK KABUL EDİLEMEZ”
AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Ayşe Keşir, Düzce’nin Akçakoca ilçesinde site sakini kadının haşemayla havuza girişinin engellenmesine ilişkin, “Akçakoca’da mülkiyetine ortak olduğu havuzda yapılan mülkiyet hakkının ihlali, özel hayata müdahale ve ayrımcılık suçudur. Bu bağnazlık, bu zorbalık kabul edilemez.” ifadelerini kullandı.

Keşir, sosyal medya hesabından, Düzce’nin Akçakoca ilçesinde site sakini kadının haşemayla havuza alınmamasına ilişkin yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
“Sene olmuş 2024, hala tek derdiniz kadınların kılık kıyafeti, ne giyeceği, ne giymeyeceği? Okulda, işte, sokakta, evde, denizde ya da havuzda kadın ne giyeceğine kendi karar verir. Saygı duymayı öğreneceksiniz. Üstelik, Akçakoca’da mülkiyetine ortak olduğu havuzda yapılan mülkiyet hakkının ihlali, özel hayata müdahale ve ayrımcılık suçudur. Bu bağnazlık, bu zorbalık kabul edilemez.”
]]>Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türk mobilya sektörünün son 20 yılda dünya ticaretinde, üretimde, katma değerde ve tasarımda adından başarıyla söz ettirdiğini söyledi.
Bu süre zarfında Türkiye’nin dünya mobilya ihracatında 7’nciliğe yükseldiğini, üretimde ilk 12 ülke arasına girdiğini, tasarımda üst sıralara yerleştiğini dile getiren Güleç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son 20 yıldaki başarımızın altına yatan neden üretim. Mobilyada 46 bin üretici firmamız var. İmalatçı firmaların yüzde 10’u, imalat sanayisinde çalışanların da yüzde 5’i mobilyacı. Firmalarımız, hem istihdam ve ihracat kaynağı hem de katma değer sağlıyor. 10 yıl önce dünya mobilya ticaretinden yüzde 0,7 pay alırken bugün yüzde 2 pay alıyoruz. Türkiye’nin ihracatındaki payımız da yüzde 0,8 iken yüzde 2’yi aşmış durumda.”
“MOBİLYADA BAŞARI HİKAYEMMİZ VAR, TÜM DÜNYA ÜRÜNLERİMİZİ TERCİH EDİYOR”
Ahmet Güleç, bahsettiği verilerin Türkiye’nin mobilyada bir başarı hikayesi yakaladığını gösterdiğini belirterek, Türk mobilyasının dünyanın her yerinden tercih edildiğini vurguladı.
Türkiye’nin 20 yıl önce dış ticaret açığı verdiği mobilyada halihazırda yıllık 5 milyar dolarlık ihracat başarısı yakaladığını, sadece 500 milyon dolarlık ithalat yaptığını, net 4,5 milyar dolar dış ticaret fazlası verdiğini anlatan Güleç, yüzde 80 yerli olan sektörün daha çok büyümeye ihtiyacı olduğunu söyledi.
Güleç, 2028’de dünyanın ilk 5 mobilya ihracatçısı ve üreticisi olmak istediklerini, 12 milyar dolarlık ihracat hedeflerinin bulunduğunu kaydederek, şu ifadeleri kullandı:
“Burada önümüzdeki konu üretim. Üretim için ne lazım? İstihdam, meslek sahibi olan insanlarımızın bulunması. Ancak bugün baktığımızda en büyük sorun imalatta çalışacak insan bulamamak. Yıllık 12 milyar dolarlık mobilya üretiyoruz. Direkt mobilya imalatında 260 bin kişi çalışıyor. Mağazalarımızla birlikte toplam 500 bin kişi istihdam ediyoruz. Mobilya sektörümüz dünya ile yarışırken istihdamının da avantajını kullanmıştır. Bu başarı girişimcilerimizle birlikte çalışanlarımızın da başarısı.”
“TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR”
MOSFED Başkanı Güleç, imalatta çalışacak personel bulamadıklarını, insanların bu alanda çalışmak istemediğini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu bizim için ciddi anlamda tehlike çanları demektir. Mobilyada yaklaşık 30 tane mesleğimiz var. Yeni teknolojilerle birlikte belki 35 meslek var. Bunları yetiştirmemiz lazım ancak çalışacak eleman bulamıyoruz. Endüstri meslek liselerini özendirmemiz gerekiyor. İnsanlar bu işi neden tercih etmiyor? Hem sivil toplum hem üretici hem de kamu olarak bu işi ciddiye almamız gerekiyor. İnsanlarımız mobilyada ya da imalatta çalışmayı tercih etmiyorsa oturup düşünmeliyiz.”
Güleç, sektörde hangi meslek dalında en çok eleman ihtiyacı olduğuna ilişkin, “İster oymacı ister döşemeci deyin, ister kaplama dikiş ustası ister CNC operatörü deyin, isterseniz düz işçi deyin hepsine ihtiyacımız var.” diye konuştu.
Gerek ekonominin genelinde gerekse mobilya sektöründeki birçok sorunun zamanla aşılabileceğini dile getiren Güleç, “Ancak çalışacak insan bulamazsak pazarlarımızı kaybederiz. 200 ülkeye ihracat yapıyoruz ve Türk mobilyası olarak dünyanın her yerindeyiz. Eğer imalat yapamaz, imalatta çalışan bulamazsak hiçbir sorunu çözemeyiz.” dedi.
“MESLEK LİSESİ” VE “VERGİSEL AVANTAJ” ÇAĞRISI
Güleç, sektördeki istihdam sorununun çözümü için anne babalara büyük görev düştüğünü ifade ederek, “Mobilya sektöründe çok iş var. Çocuklarını mobilya sektörüne, endüstri meslek liselerine, çıraklık okullarına yönlendirsinler. Burada mutlu olabilecekleri ve geleceği olan bir meslek var. Mobilya, geleceği olan bir meslek.” çağrısında bulundu.
Sektördeki maaşlara ve kazançlara değinen Güleç, iyi meslek sahibi olanların ücret noktasında çok başarılı olduğunu, katma değerli üretim yapan firmaların, “meslek sahibi insanlar gelsin maaş problemi yok” dediğini anlattı.
Güleç, “Her şeyden önce imalat sektöründe çalışanları maliye politikasıyla ödüllendirmemiz gerekiyor. İmalat sanayisi için ‘tehlikeli iş yeri’ diyoruz. Buralarda çalışan insanlar neden aynı vergiyi versin? Bu insanlar vergi politikalarıyla desteklenmeli. Kıdem noktasında, emeklilik primi anlamında neden daha fazla desteklemiyoruz?” diye konuştu.
İmalat sanayisinde çalışanlara sosyal prestij kazandırmaları gerektiğini vurgulayan Güleç, “Bir ülke üretmiyorsa dış ticaret açığını kapatamaz. Katma değerli üretim sadece telefon veya bilgisayar yapmak değildir. Katma değer her yerde, mobilyada, tekstilde, metalde, imalattadır. İmalat da bizim geleceğimizdir.” ifadelerini kullandı.
“MOBİLYA BÖLÜMÜNDEN MEZUN OLAN HERKESİ İSTİHDAM ETMEYE HAZIRIZ”
Ahmet Güleç, MOSFED olarak daha önce İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile protokol imzaladıklarını anımsatarak, meslek liselerinin mobilya bölümünden mezun olan herkesi istihdam etmeye hazır olduklarını söyledi.
Güleç, “Hangi bölgede, hangi meslek lisemiz varsa, kaç tane mezun verecekse hepsini istihdam etmeye hazırız. 15 mobilya derneğimizle üzerimize düşeni yaparız. İnsanlarımızın meslek liselerini tercih etmeleri için üzerimize düşen ne varsa sahada da çalışmaya hazırız. ‘Türkiye’nin geleceği ihracatta’ diyoruz ama ihracatın geleceği de imalatta.” şeklinde konuştu.
“EN AZ PERSONEL SORUNU YAŞAYAN FİRMADA BİLE YÜZDE 30 MAVİ YAKA SIKINTISI VAR”
Modoko Başkanı Koray Çalışkan da sektörde yaşanan yetişmiş ve ara eleman sıkıntısından bahsederek, sektörün iç pazardaki cirosunun ve ihracat rakamlarının geçen yılla aynı olmasına rağmen ciddi sıkıntılar yaşadıklarını söyledi.
Çalışkan, “Mobilya sektörü dolaylı olarak 500 bin kişinin çalıştığı bir sektör. Bahsettiğim gibi sektörümüz geçen yıla göre büyümemiş olmasına rağmen personel bulmakta problem yaşıyor. Hangi firmaya giderseniz gidin en az personel sorunu yaşayan firmada bile yüzde 30 mavi yaka sıkıntısı var.” dedi.
Bu soruna çözüm bulma çalışmaları kapsamında Türkiye’nin en çok mobilya üreticisinin bulunduğu bölgelerden olan Ümraniye’de İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Ümraniye Kaymakamlığı ile işbirliği yaptıklarını anlatan Çalışkan, “Ne kadar ilkokul varsa müdürlerini Sayın Kaymakamımızın öncülüğünde topladık. ‘Akademik başarısı çok olmayan çocuklarımız LGS’ye girerken meslek liselerini tercih etsin’ dedik.” diye konuştu.
İmalat sanayisinde çalışanların gelirlerinin her geçen gün arttığını vurgulayan Çalışkan, “Niye? Çünkü yapan yok. Avrupa’da görüyorsunuz bir usta bir yere giderken jiple gidiyor neredeyse. Bizde de yavaş yavaş olmaya başladı.” ifadelerini kullandı.
“BİR SÜRE SONRA KENDİ İŞLERİNİ KURABİLİYORLAR”
Koray Çalışkan, mobilya üretiminde çalışanların sektöre çırak olarak katılmış olsa bile bir süre sonra kendi işini kurabildiğini, sektördeki şirketlerin sahiplerinin birçoğunun ustalıktan geldiğini söyledi.
Metalden döşemeciye, cila ustasından vasıfsız elemana kadar her türlü personele ihtiyaç bulunduğunu dile getiren Çalışkan, doğan çocuğa lazım olan beşikten ölen kişi için ihtiyaç duyulan tabuta kadar bir insanın tüm yaşamında mobilyaya ihtiyaç duyduğunu, Türkiye’nin avantajını koruyabilmesi için gençlerin mobilya üretimine özendirilmesi ve sektörün teşvik edilmesi gerektiğini anlattı.
İmalat sanayisindeki şirketlere de destekler verilmesi ve onlar için projeler üretilmesi gerektiğini vurgulayan Çalışkan, mobilyadaki eleman sıkıntısının devam etmesi durumunda ithalatın ve ürün fiyatlarının artacağını bildirdi.
Çalışkan, sektörde çalışmayı düşünen gençlere yönelik şu açıklamalarda bulundu:
“Oğlum 13 yaşında. Çok iyi yerlere gelebilsin okuyarak ama ‘kesinlikle sanayi içerisinde ol’ diyorum. Çünkü sanayide dışarıda yapacaklarından çok daha fazlasını yapıp, kendine fayda sağladığı gibi ekonomiye, memlekete ve millete de katkı sağlayabilir. Mobilya gibi avantajlı sektörler, giren herkesi bugüne kadar mutlu etmiş. Bundan sonrasında potansiyel daha fazla. Çünkü giren sayısı azalıyor. Girenlerin mutlu olduğunu, kısa vadede gelir anlamında da ciddi gelir elde ettiklerini, genel itibarıyla avantaj sağladıklarını görüyorum. Kime önerdiysek, kime bu fırsatları anlattıysak girenlerin mutluluğunu görüyorum.”
Avşar, 1982’den sonra başta Bahtiyar Vahapzade olmak üzere çok sayıda Azeri sanatçı ve düşünürün eserlerini Türk Edebiyatı Dergisinde yayınladıklarını söyledi.
Rahmetli Ahmet Kabaklı’nın bu konuda büyük katkıları olduğunu belirten Avşar, “Burada nice değerli yazar ve şaire ev sahipliği yaptık. Birçok değerli isim bu kürsülerden konuşma imkanına erişti. Bugün de önemli bir şairi ağırlıyoruz. Kendisi sivil toplumdan edebiyat sahasına kadar önemli çalışmaları olan biri isim. Huraman Hanım’ın Türk dünyasında hak etiği bir değeri var. Kendisini burada ağırlamaktan çok mutluyuz.” dedi.
– “TÜRK DÜNYASI VE AZERBAYCAN’IN AŞKINI DA ŞİİRİNDE BIZE GÖSTERİR”
Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Serhat Kabaklı da “Şiirin anlamı, şairin karnındadır.” sözüne işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Huraman Muradova, kendisindeki bu anlamı sözüne dökmüş kıymetli bir şairdir. O gönlünde hissettiklerini insanlarla paylaşan, onlara ulaştırabilen kıymetli bir şahsiyettir. Aşk onun şiirinin temel unsurudur ve bu Allah aşkıdır. Yaradan’dan ötürü yaratılana yönelen bir aşktır. Bunun yanı sıra o, Türk dünyası ve Azerbaycan’ın aşkını da şiirinde bize gösterir. Huraman Muradova, vatan aşığı Türk ve Müslüman bir şairdir.”
Prof. Dr. Ramazan Korkmaz da insanların yaşadıkları toprakların ruhunu taşıdıklarını ve coğrafyanın insan ruhunun bir temsili olduğu dile getirdi.
“Azerbaycan, sözün bayraktarlığını yapan millettir.” diyen Korkma, “Bugün ele aldığımız Huraman Hanım da bu geleneğin bir parçasıdır. Onun şiirlerinde, toprakların ruhunu görmek mümkündür. İnsanlar maddi kayıplar yaşayabilirler ama asıl kayıp ruhta yaşanan kayıptır. Muradova’nın şiirlerinde yaşanılan kayıplar ve acıları görmek mümkündür. Geçmişte olduğu gibi bir çocuk, vatan için yazılan şiirleri okuyarak kendisini inşa eder ve bugün maddi kayıplar giderilmişse şiirin önemi çok büyüktür. Muradova da bu geleneğin önemli bir temsilcidir.” ifadelerini kullandı.
– “Şiir insanın, anlatılmaz ve tanımlanamaz hallerini söze döker”
Türk Edebiyatı Dergisi Yazı İşleri Müdürü Enver Ayko ise şiirin edebi türler içinde en “kişisel” olan tür olduğunun altını çizerek, şöyle konuştu:
“Şiir insanın, anlatılmaz ve tanımlanamaz hallerini söze döker ve onun ruhuna dokunur. Bu etki Muradova’nın şiirlerinde de görülür. Onun şiirlerini, vatan sevgisi ve lirik şiirler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Muradova, şifai gelenekten fazlasıyla beslenmiştir ve onun şiirleri okunmak, söylenmek için yazılmış gibidir. Artık şiirlerde girmediğimiz, doğanın sesinin de onun şiirinde önemli bir yansıması vardır. Huraman Muradova’nın şiirindeki temel ses ise vatan adanmış aşkın bir ifadesidir.”
Huraman Murodova da burada olmaktan dolayı son derece mutlu olduğunu belirterek, şiirin kendisi için varlığının bir aynası olduğunu söyledi.
Şiirin anı zamanda hissettiklerinin sesi olduğunu anlatan Murodova, “Benim Türk dünyasına karşı sevdamın bir yansımasıdır. Kardeş Türkiye’deyim ve bu kitap benim için kardeşliğin bir yoludur. Ben de sizlere bu kitap vesileleriyle Azerbaycan’ın selamını getirdim.” dedi.
Program, Muradova’nın kitaplarını imzalamasıyla sona erdi.
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde;
“AYDER’İ ESKİ İHTİŞAMINA KAVUŞTURDUK”
Toplam tutarı 1,6 milyar lirayı bulan hizmet ve yatırımların Rize’ye ve sizlere hayırlı olmasını diliyorum. Ayder’e yaptığımız yatırımı çok çok önemsiyoruz. Vatandaşımızın buraya gelen yerli yabancı şikayetlerini dinledik. Ayder’i doğa koruma projemizle şanına yakışır bir hale getireceğiz demiştik, sözümüzü tuttuk. Ayder’i eski güzelliğine kavuşturduk inşallah yarın orada olacağız.

Rize’ye hasret gidermek için de geldik. Yakın çevremizde yaşanan olayları siz de görüyorsunuz. Rusya-Ukrayna bizim Karadeniz’deki komşularımız. 2,5 yıldır süren savaşta on binlerce insan öldü. Batılı savaş baronları dışında bundan kimse hayır görmedi. Biz barış için çalışıyoruz. İki komşumuz arasında dengeli politika izleyerek savaşın Karadeniz’e sirayet etmesine engel olduk. Bizi eleştirenler şimdi bize hak veriyor.
“İNSANLIK ADINA BİZ UTANDIK”
7 Ekim’den beri Türkiye insanlığın vicdanı oldu. Kimseden çekinmeden Gazze’li ve Filistinli kardeşlerimiz için harekete geçtik. Bölgeye en fazla yardım malzemesi gönderen ülkeyiz. İsrail’in katliamlarını tüm dünyaya anlattık. Batı dünyası ise İsrail’in yanında yer aldı. Önceki gün ABD’deki o rezil sahneleri hep birlikte gördük. Açıkçası insanlık adına biz utandık.

Netanyahu gibi birine kırmızı halı sermek, yalanlarını elleri şişinceye kadar alkışlamak Amerika için büyük bir akıl tutulmasıdır.
ABBAS TEPKİSİ
Bazı siyasi partiler diyorlar ki; ‘Şuanda hükümet Filistin Başkanı’nı Türkiye’ye davet etsin ve parlamentoda konuştursun’. Size bunu davet etmediğimizi kim söyledi?
Davet ettiğimiz halde gelmeyen Abbas; kusura bakmasın bizden ayrıca özür dilemesi lazım. Bekliyoruz. Bakalım gelebilecek mi? Gelir veya gelmez ama biz Filistin halkı için söylenmesi gerekenleri her toplantıda dile getiriyoruz.
Kalbinde zerre kadar insanlık olan böyle bir vicdansızlığı meşrulaştıramaz. Hortlatılmak istenen Haçlı zihniyeti işte budur. Temsilciler Meclisi dışında binlerce insan bunları lanetliyor. 40 bin masumun katilini alkışlayanları görünce kendi geleceğimiz için endişeleniyoruz. Gazze’ye dikilen o kirli gözlerin garantisini yarın Anadolu’ya yapmayacaklarını kim söyleyebilir? Türkiye her zaman güçlü olmak, caydırıcı olmak zorundadır diyoruz.

EKONOMİ MESAJI
Her alanda tam bağımsız Türkiye hedefimiz için koşturuyoruz. Son 22 yılda çok çalıştık. Onca ihanete rağmen önemli başarılara imza attık. Ekonomide oralama yüzde 5,5 büyüme kaydettik. Türkiye dünyada satın alma paritesinde 11. sıraya yükseldi. İhracatımız 256 milyar dolara yükseldi. Turist sayısı 57 milyona çıkarttık.

Savunma sanayiinde dışa bağımlılık yüzde 20 seviyesine düştü. Terörle mücadele çok iyi bir yerdeyiz. Terör örgütlerinin mevcudiyetini sınır içinde neredeyse bitirdik. Sınır ötesinde ise mücadeleye devam ediyoruz. Evlatlarımıza terör tehdidinin olmadığı bir ülke teslim etmekte kararlıyız.
“PROGRAMIMIZI KARARLILIKLA UYGULAYACAĞIZ”
Ekonomideki zorlukların farkındayız. Geçen yıl ortaya koyduğumuz OVP’nin etkilerini görüyoruz. Merkez Bankası rezervemiz hiç olmadığı kadar artıyor. Risk seviyesi azalıyor. Gri listeden çıktık. Kredi derecelendirme kuruluşları bile hakkımızı teslim etmeye başladı. Son 2 yılda fiyat balonunun oluştuğu sektörlerde dengelenme hız kazandı. Bütçe dengelerini iyileştiriyoruz.

İşsizlik oranı bir önceki yıla göre azaldı ve yüzde 8,4 seviyesinde gerçekleşti. Programımızı kararlılıkla uygulayacağız. Politikalarımıza güvenmeye devam edin. Felaket tellallarına kulak asmayın. Türkiye’ye düşmanlık besleyenlerin oyunlarına lütfen gelmeyin. Türkiye bu sürecin sonunda çok farklı bir ülke olacak. Bundan şüphe duymuyoruz.
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde;
“AYDER’İ ESKİ İHTİŞAMINA KAVUŞTURDUK”
Toplam tutarı 1,6 milyar lirayı bulan hizmet ve yatırımların Rize’ye ve sizlere hayırlı olmasını diliyorum. Ayder’e yaptığımız yatırımı çok çok önemsiyoruz. Vatandaşımızın buraya gelen yerli yabancı şikayetlerini dinledik. Ayder’i doğa koruma projemizle şanına yakışır bir hale getireceğiz demiştik, sözümüzü tuttuk. Ayder’i eski güzelliğine kavuşturduk inşallah yarın orada olacağız.
Rize’ye hasret gidermek için de geldik. Yakın çevremizde yaşanan olayları siz de görüyorsunuz. Rusya-Ukrayna bizim Karadeniz’deki komşularımız. 2,5 yıldır süren savaşta on binlerce insan öldü. Batılı savaş baronları dışında bundan kimse hayır görmedi. Biz barış için çalışıyoruz. İki komşumuz arasında dengeli politika izleyerek savaşın Karadeniz’e sirayet etmesine engel olduk. Bizi eleştirenler şimdi bize hak veriyor.
“İNSANLIK ADINA BİZ UTANDIK”
7 Ekim’den beri Türkiye insanlığın vicdanı oldu. Kimseden çekinmeden Gazze’li ve Filistinli kardeşlerimiz için harekete geçtik. Bölgeye en fazla yardım malzemesi gönderen ülkeyiz. İsrail’in katliamlarını tüm dünyaya anlattık. Batı dünyası ise İsrail’in yanında yer aldı. Önceki gün ABD’deki o rezil sahneleri hep birlikte gördük. Açıkçası insanlık adına biz utandık.
ABBAS TEPKİSİ
Bazı siyasi partiler diyorlar ki; ‘Şuanda hükümet Filistin Başkanı’nı Türkiye’ye davet etsin ve parlamentoda konuştursun’. Size bunu davet etmediğimizi kim söyledi?
Davet ettiğimiz halde gelmeyen Abbas; kusura bakmasın bizden ayrıca özür dilemesi lazım. Bekliyoruz. Bakalım gelebilecek mi? Gelir veya gelmez ama biz Filistin halkı için söylenmesi gerekenleri her toplantıda dile getiriyoruz.
Kalbinde zerre kadar insanlık olan böyle bir vicdansızlığı meşrulaştıramaz. Hortlatılmak istenen Haçlı zihniyeti işte budur. Temsilciler Meclisi dışında binlerce insan bunları lanetliyor. 40 bin masumun katilini alkışlayanları görünce kendi geleceğimiz için endişeleniyoruz. Gazze’ye dikilen o kirli gözlerin garantisini yarın Anadolu’ya yapmayacaklarını kim söyleyebilir? Türkiye her zaman güçlü olmak, caydırıcı olmak zorundadır diyoruz.
EKONOMİ MESAJI
Her alanda tam bağımsız Türkiye hedefimiz için koşturuyoruz. Son 22 yılda çok çalıştık. Onca ihanete rağmen önemli başarılara imza attık. Ekonomide oralama yüzde 5,5 büyüme kaydettik. Türkiye dünyada satın alma paritesinde 11. sıraya yükseldi. İhracatımız 256 milyar dolara yükseldi. Turist sayısı 57 milyona çıkarttık.
Savunma sanayiinde dışa bağımlılık yüzde 20 seviyesine düştü. Terörle mücadele çok iyi bir yerdeyiz. Terör örgütlerinin mevcudiyetini sınır içinde neredeyse bitirdik. Sınır ötesinde ise mücadeleye devam ediyoruz. Evlatlarımıza terör tehdidinin olmadığı bir ülke teslim etmekte kararlıyız.
“PROGRAMIMIZI KARARLILIKLA UYGULAYACAĞIZ”
Ekonomideki zorlukların farkındayız. Geçen yıl ortaya koyduğumuz OVP’nin etkilerini görüyoruz. Merkez Bankası rezervemiz hiç olmadığı kadar artıyor. Risk seviyesi azalıyor. Gri listeden çıktık. Kredi derecelendirme kuruluşları bile hakkımızı teslim etmeye başladı. Son 2 yılda fiyat balonunun oluştuğu sektörlerde dengelenme hız kazandı. Bütçe dengelerini iyileştiriyoruz. İşsizlik oranı bir önceki yıla göre azaldı ve yüzde 8,4 seviyesinde gerçekleşti. Programımızı kararlılıkla uygulayacağız. Politikalarımıza güvenmeye devam edin. Felaket tellallarına kulak asmayın. Türkiye’ye düşmanlık besleyenlerin oyunlarına lütfen gelmeyin. Türkiye bu sürecin sonunda çok farklı bir ülke olacak. Bundan şüphe duymuyoruz.
“ADİL BİR DÜNYA İÇİN FİLİSTİN’İ DESTEKLEYİN”
Çarşamba günü ABD Kongresi’ne hitap eden İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, uluslararası kamuoyunun, 40.000 erkek, kadın, çocuk ve bebeğin öldürüldüğü Gazze’de savaş suçu ve insanlığa karşı suç işleyen İsrail’e yönelik eleştirilerini reddetti. Ayrıca yakın gelecekte kan dökmeye son vereceğine dair bir işaret vermeyi reddederek hükümetinin soykırım ve imha politikalarının arkasında duran Netanyahu, Amerika’nın önde gelen politikacıları tarafından defalarca ayakta alkışlandı.
Şeytan ve avaneleri yere inip ayin yapsa;
Bu kadar cüretkar olamazlardı.

Bilimsel kanıtlar, Allah’ın yeryüzünü dört milyar yıl önce yarattığına işaret ediyor. Dünya defalarca yıkıldı ve yeniden inşa edildi. Son 200.000 yılda insanoğlu, geçmiş hatalardan ders alabilmek, barışı muhafaza etmek, ve düzeni sağlamak için kurumlar ve örgütler kurdu. Buna yönelik anlaşmalar kaleme aldı.

Gerçekten de bizi diğer canlılardan ayıran nokta budur. Bizler bir milyon yıldır aynı barajı inşa eden kunduzlardan farklı olarak, bilgiyi biriktirme ve gelecek nesillere aktarma kabiliyetine sahibiz.
“ŞİMDİ CANAVARLARIN ZAMANI”
İşte bu nedenle Antonio Gramsci’nin 1932’de, yani II. Dünya Savaşı’ndan hemen önce, sarf ettiği sözlerin günümüzde karşılık bulması ürkütücüdür: “Eski dünya ölüyor, yenisi doğmakta zorlanıyor. Şimdi canavarların zamanı.”
İnsanlık yüz yıl sonra başladığı noktaya dönmüş bulunuyor. Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi gibi barışı ve adaleti savunan kurumlar ile metinler ortaya çıkarmamıza rağmen, bugün tarihin ilk canlı yayınlanan soykırımına şahitlik ediyoruz.
Filistin’de yaşanan acıların tarihte eşi benzeri olmamıştır. Ahlâki bir vazife olarak adaletsizliğe direnmenin 75 senedir tecessümü olan Filistin halkı, küresel bir seyirci kitlesinin gözleri önünde hayatta kalma cüretini göstermektedir.

Filistinlilerin direnişi, çok sevdiğim bir şiirde tasvir edilen insanlığın adalet mücadelesini temsil etmektedir:
“Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın”
Adalet ve daha iyi bir dünya kurma mücadelesinin, müşterek bilincimizde derin karşılıkları olan meseleler olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Bir başka şiirde çok vurucu bir biçimde ifade edildiği gibi:
“Bilirim ki yaşamak
Berrak bir gökte çocuklar uğruna savaşmaktır”
Bu, yalnızca teorik bir ideal değil, insanlığın tarihi kötülüklerin tekrarını engellemek, adil ve huzurlu bir dünya kurmak için benimsemek zorunda olduğu pratik bir ihtiyaçtır.
Yaklaşık yirmi yıl önce, MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) araştırma asistanı olduğum dönemde, bir grup öğrenci olarak Filistin mücadelesi hakkında farkındalık oluşturmak maksadıyla bir araya gelmiştik. Duvarlara afişler asacak, bilgilendirici filmler gösterecek, el ilanları dağıtacaktık. Günümüzde uluslararası toplumun anlamlı bir adım atmasına mani olan eylemsizlik, o günlerde de şu sorularla kendini gösteriyordu: “Bunu yapınca ne değişecek? Onlarca senedir devam eden kanamayı bu mu durduracak?”

Bu şüpheler anlaşılır olsa da neticede yanlıştı. Zira önemsiz görünen hareketler etkisini derhal göstermeyebilir veya zahir olmayabilir. Ancak daha kapsamlı bir farkındalık ve değişim hareketine katkıda bulunabilirler. Allah’a şükürler olsun, bugün protestolar ABD ve Avrupa’yı, hatta Harvard, MIT ve Columbia gibi dünyanın en prestijli okullarını kasıp kavuruyor.
İster düzenlenen etkinlikler ister bireysel çabalar şeklinde olsun, yaptıklarımız daha büyük bir adalet mücadelesine katkı sunuyor. Bizler sadece pasif gözlemci değiliz. Toplumlarımızın ahlâki dokusunu şekillendirme konusunda aktif katılımcılarız. Aradığımız değişimi ise önce kendimizde başlatmalıyız. Arkadaşlarıma yirmi yıl önce söylediğim gibi, direniş ve mücadele yalnızca ön saflardaki kahramanlara ait değildir. Aynı zamanda geride kalanların ataleti harekete dönüştürmesinin aracıdır.
Soykırımcı Netanyahu’nun ABD kongresinde dile getirdiği yalanlar:
Nihai hedef, çocuklarımızın güvenli ve onurlu bir biçimde büyüyebileceği bir dünya kurmaktır. Bunun içinse adaleti ihya edecek, zulme meydan okuyacak, barışı savunacak toplu bir çaba gerekir. Şiir devam ediyor:
“Çünkü biz savaşmasak,
anamın giydiği pazen,
sofrada böldüğümüz somun,
yani ıscacık benekleri çocukluğumun,
cılk yaralar halinde;
yayılırlar toprağa,
etlerimiz kokar,
gökyüzünü kokutur.”
Harekete geçmezsek neticesi bu olacaktır. Peki, insanlığın böyle bir kıyametin zeminini hazırlamaktan vazgeçmesi için ne gerekli? Şiiri okumaya devam edelim:
“Dünya
kirletilmez bir inatla dönüyor
altımıza yıldızlar seriliyor
yüzüm suya davranıyor koşaraktan
ve inzal.”
Filistin halkı, direnerek vazifesini yerine getiriyor. Değişmesi gereken geriye kalanlardır, yani hepimiz. Sadece Filistin’de adalet için ayağa kalkan bir avuç insan değil. Geride kalanlar değişmezse dünya kurtarılamaz. Yirmi yıl sonra çocuklarımıza adil dünya için ayağa kalktığımızı söylebilmek istiyorsak, bugün iyiliğe doğru zerre kadar da olsa, küçücük bir adım atarak işe başlamalıyız.
Konuşmasında “Merasimlerin en hayırlısındayız” diyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Hafızlık en hayırlı iş. Peygamber Efendimiz, ‘Sizin en hayırlınız Kuran’ı öğrenenleriniz ve öğretenlerinizdir’ diyor. En hayırlı insanların merasimi de en hayırlı merasimdir. Hayırlı, uğurlu olsun. Hafızlarımız eşrefi ümmet. Yani ümmetin en şereflileri. İnşallah ömrünüz boyunca Kuran’ı koruyacaksınız. Kuran da sizi koruyacak. Yüce Rabbimiz ayeti kerimesinde bu müjdeyi veriyor zaten. Rabbimiz, ‘Kuran’ı şüphesiz biz indirdik, onun muhafızı biziz’ buyuruyor ama Cenabıhak bazı kullarını vesile kılıyor. Bunlar hafızlardır. Bu ayeti kerimede Allah Teâlâ’nın Kuran’ı korumasına vesile kıldığı kimseler hafızlardır. Kur’an ilk indiğinde vahiy katipleri tarafından yazıldı. Sonra ezberlendi. İlk hafız peygamber efendimiz. Ashabı kiramdan binlerce hafız var. Günümüz kadar milyonlarca insan Kuranı Kerim’i hıfz etti. Bugün hıfız faaliyetleri dünyanın her yerinde devam etmekte” diye konuştu.

“ALLAH RESULÜ HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFA’NIN VASİYETİ OMUZLARIMIZDA”
Kur’an’ın mucize olduğunu dile getiren Erbaş, “Kur’an-ı Kerim nüzulüyle, inişiyle, muhafazası, hıfzıyla, tilavetiyle mucize. Bu mucize kitapla ilgili yüce Rabbimiz, Hazreti Muhammed’e hitaben, ‘Kitabı sana insanların karanlıklardan aydınlığa çıkarasın diye indirdik’ diye buyuruyor. Peygamber Efendimiz, 23 sene boyunca elindeki en büyük mucize Kur’an-ı Kerim’le insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya çalıştı. 23 sene sonunda Arafat’ta bütün insanlığa bir vasiyette bulundu. Allah Resulü Hazreti Muhammed Mustafa’nın vasiyeti omuzlarımızda” şeklinde konuştu.

“PEYGAMBER EFENDİMİZİN SÜNNETİNE İTTİBA EDEREK İNSANLARI AYDINLATMAYA ÇALIŞACAĞIZ”
Hazreti Muhammed’in vasiyetini hatırlatan Erbaş, “Buyurdu ki ‘Size iki şeyi emanet bıraktım. Bu iki şeye sarıldığınız müddetçe yolunuzu şaşırmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ve peygamberinin sünnetidir’. İşte bu vasiyetle Kur’an ve sünnet bize emanet edildi. Nasıl ki Peygamber Efendimiz Kur’an’la insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya çalıştıysa biz de onun varisleri olarak Kur’an-ı Kerim’e sarılarak ve Peygamber Efendimizin sünnetine ittiba ederek insanları aydınlatmaya çalışacağız. Aşırılıklardan, hurafelerden uzak, mutedil orta yol dediğimiz İslam anlayışı ve Kur’an’ın aydınlığı ile insanlara hizmet edeceğiz” ifadelerini kullandı.

“İYİLİKLERİN, KÖTÜLÜKLERE EGEMEN OLMASINA SİZLER ŞAHİTLİK EDECEKSİNİZ”
Başkan ayetlerden örnekler veren Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Bakınız Rabbimiz, Peygamber Efendimizi başka bir ayeti kerimede nasıl tanıtıyor bize? Şüphesiz seni bir şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Onun izniyle Allah’a davetçi ve etrafını aydınlatan bir kandil olarak gönderdik. İşte peygamber varisleri, hafızlarımız, hepiniz bir şahitsiniz. İyiliklerin, kötülüklere egemen olmasına sizler şahitlik edeceksiniz. Bunda katkınız olacak. Dünyayı iyilik değiştirir. İyilik yeryüzünde hakim oluncaya kadar çalışmaktır vazifemiz. Kimse kötülük yapmasın, kimse kötü olmasın, kötülükler ortadan kalksın, derdimiz bu. Hafızlarımız, sizler de Peygamber Efendimiz gibi iyiliklerin kötülüklere hakim olmasını, egemen olmasına şahitlik yapacaksınız. Hepimiz uyarıcılık vazifemizi yapacağız. Güzellikleri müjdeleyeceğiz, Allah’a davet edeceğiz inşallah” dedi.
Programa, İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, hafızlar ve aileleri katıldı. Programda ayrıca Kur’an tilaveti gerçekleştirildi.
Gaziemir ve Buca ilçeleri arasında etkili olan yangın dolayısıyla İzmir’e gelen Yumaklı, yangın yönetim merkezinde çalışmalar hakkında Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey’den bilgi alarak helikopterle yanan alanları inceledi.
Daha sonra gazetecilere açıklamalarda bulunan Yumaklı, Bergama’daki orman yangınında kaza sonucu hayatını kaybeden işletme şefi Şahin Dönertaş’a Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diledi.
Bakan Yumaklı’nın açıklamaları şu şekilde;
Edirne, Bursa, Balıkesir, Manisa, Uşak, Kütahya, İzmir Foça, İzmir Bergama ve en son da yerleşim yerleşim yerlerine yakın seyreden İzmir Buca yangınları ekiplerin söndürmek için mücadele ettikleri yangınlar oldu. An itibariyle yangınların hepsi kontrol altına alındı.
Sıcaklık nedeniyle Ege ve Akdeniz kıyılarında alarmdayız.
“KAYIP YA DA MAL ZİYANI BİLDİRİLMEDİ”
Yangına karşı mücadelede alevlerin arasında kalanların olmasına rağmen herhangi bir sorun yaşanmadığını bildiren Yumaklı, “Buca yangını için söyleyeyim, bize rapor edilmiş herhangi bir kayıp ya da bir mal ziyanı bildirilmedi. Elbette bütün bunları söylerken bu ekosistemde yaşayan, bizimle bu dünyayı paylaşan canlıları da unutmamak gerekir ve maalesef bu tür olaylardan en çok etkilenenler de onlar oluyor.” dedi.
Yumaklı, gece yarısından sonra yangın bölgesinde birtakım ihtiyaçların olduğuna yönelik yalan haberlerin dolaşıma sokulduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“DEZENFORMASYON YAPTILAR”
“Birçok insan bu yalanlarla beraber sanki yardım ihtiyacı varmış gibi doğal olarak, ben hepsine teşekkür ediyorum ancak buradaki çalışmaları aksatırcasına, insanlar o yalanlarla kendilerine söylenen ‘yanık kremi gerekiyor, ayran gerekiyor, şu gerekiyor, bu gerekiyor…’ Bu yalanlarla arabalarına atlayıp buraya gelen insanlar oldu. Bizler zaten düzenli olarak açıklama yapıyoruz, gerek bu şekilde gerekse sosyal medya hesaplarımızdan ve diğer resmi hesaplarımızdan, lütfen bu yalanlara kanmasınlar. Ben çok özür dileyerek bu ahlaksızlığı hiçbir yere sığdıramıyorum, neye hizmet ettiğini herkesin kendi vicdanına bıraktığım bu dezenformasyonu da kınıyorum.”

Bütün teşkilatların 15 Eylül’e kadar alarm halinde olacağını ifade eden Yumaklı, “Vatandaşlarımız olmadan biz bu mücadeleden galip çıkamayız. Mümkün olduğu kadar yangın başlatma ihtimali olan ne varsa, hangi faaliyet, hangi eylem varsa lütfen bunlardan uzak duralım. Bir şey olmaz demeyelim, oluyor.” dedi.
“Farklı ülkelerde haftalarca, aylarca hala yangınları süren ülkeler var. Çok şükür biz böyle bir ülke değiliz”
Yumaklı, 24 saat boyunca insansız hava araçlarıyla ve yangın yönetim uçağıyla Türkiye’yi gözetlediklerini ve tespit ettikleri yangınlara en kısa zamanda müdahale ettiklerini belirterek, şöyle konuştu:
“Bütün risk analizleri yapılmış durumda. Yani bizim tek istediğimiz şu, hep söylüyoruz. Yangınla mücadele etmek elbette bir performans gerektirir. görüyorsunuz farklı ülkelerde haftalarca, aylarca hala yangınları süren ülkeler var. Çok şükür biz böyle bir ülke değiliz. Hatta yardım isteyenlere de mümkün olduğu kadar elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz. Ancak asıl başarının yangının çıkmaması olduğunu ve bu başarının sadece bir bakanlığın, bir Orman Genel Müdürlüğü teşkilatının değil, bütün ülkeye ait olduğunu tekraren belirtmek istiyorum ve istirham ediyorum, ‘bir şey olmaz’ demeyelim, yangınların yüzde 90’ının insan unsurundan kaynaklandığını söylüyoruz. Bu kimi zaman o ‘bir şey olmaz’ denilen hususlardan, kimi zaman ihmalden kimi zaman farklı gerekçelerle çıkıyor.”
Buca’daki yangının çıkış sebebine ilişkin bir soru üzerine Yumaklı, “Halen kolluk güçlerimiz bunlarla ilgili gerekli tahkikatı yapıyor. Ama benim şu anda size söyleyebileceğim bir sebep yok.” dedi.

Başıboş köpekler nedeniyle sokaklar adeta yürünemeyecek hale geldi

Haber7 – ÖZEL
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla harekete geçen AK Parti, başıboş köpek sorunu ile ilgili kanuni düzenlemeyi Meclis’e getirdi. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, saldırgan sokak köpeği tasarısıyla ilgili 17 maddelik kanun teklifinin hazırlandığını belirterek, “Kuduz riski taşıyan, saldırganlaşmış, rehabilite imkanı olmayan sahipsiz köpeklerin uyutulması yani ötenazi kavramını da bu düzenlemede getiriyoruz.” açıklamasında bulundu.
YASAL DÜZENLEME RAHATSIZ ETTİ
Güler’in bu açıklaması, bazı çevreleri rahatsız etti. Daha önce başıboş köpek saldırıları nedeniyle ölen onlarca çocuğa sessiz kalan ve atılacak adıma karşı çıkan bir grup, “ötenazi” uygulaması üzerinden ajitasyona başladı.
Güvenli Sokaklar Derneği Başkanı Murat Pınar ve Avukat Devrim Koçak, yasal düzenleme ile ilgili Haber7‘ye önemli açıklamalarda bulundu.
PINAR: ÇOCUKLAR ÖLÜRKEN KÖPEKLERİN KONUŞULMASI ZULDÜR!
Kızı Mahra Melin Pınar‘ı başıboş köpeklerin saldırısı sonucu kaybeden ve ardından Güvenli Sokaklar Derneği’ni kurarak mücadele başlatan Murat Pınar, “Biz sokaklarda başıboş köpek isemiyoruz. Çocuklar ölürken köpeklerin konuşulmasından da zul duyuyoruz.” dedi.

ÇOCUKLARIN ÖLÜMÜNÜ MAKUL KAYIP GÖRENLER…
“Çocuklar öldüğünde iyi olmuş diyenler var” diyen Pınar, çocukların hayatını kaybetmesini makul kayıp olarak görenlere sert tepki gösterdi. Pınar, “Çocuklar öldüğünde makul kayıp görenler, iyi olmuş diyenler var. Aynı kişiler kanun değişiklik teklifindeki belli şartlarda ötanazi uygulamasına itiraz ediyor, insanlık dışı buluyorlar.” diye konuştu.
ONLARA GÖRE KÖPEKLERİN SOKAKTA KALMASI UĞRUNA TÜM İNSANLAR ÖLEBİLİR
Başıboş köpeklerin sokakta kalmasının hiçbir açıklamasının olamayacağını belirten Pınar, “Doğada her tür, kendi türünü korur. Bunun aksi tek örnek başıboş köpek istismarcısı azgın azınlık herhalde. Onlara göre köpeklerin sokakta başıboş kalması uğruna tüm insanlar ölebilir. Bu düşünce tarzının hukuken, mantıken, dinen, vicdanen, etik olarak hiçbir açıklaması yok!” ifadesinde bulundu.
İNSAN, BİLİNÇSİZ KÖPEKLERE TESLİM EDİLEMEZ
“İnsan eşrefi mahlukattır, hayvanı koruyacak olan insanı, bilinçsiz köpeklere teslim edemeyiz.” sözlerini dile getiren Pınar, “Sokak kimse için yaşam alanı olamaz. Köpekler de başıboşluğa terk edilemez. İnsan hayatı herşeyden üstündür ve önce gelir. Devletimizin yanındayız, başıboş köpek sorunu bitmelidir.” diye konuştu.
DEVRİM KOÇAK: KANUN, YÜZ BİNLERCE TEMEL İNSAN HAKKINA İHLALİNE SEBEP OLDU
“Yakala-Aşıla-Bırak” yönteminin uygulandığı kanunun yıllardır insan hakları ihlaline neden olduğunu açıklayan Avukat Devrim Koçak, “5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu köpekleri sokaklarda başıboş bırakmak üzere uygulandığı yıllar boyunca binlerce, yüzbinlerce insan hakkı ihlaline sebep olmuştur. Evrensel hukuk kuralları temel insan haklarını dokunulmaz kılıp yücelterek, uluslararası onaylanmış evraklarla koruma altına almıştır.” dedi.
KANUN SAPTIRILARAK SUİSTİMAL EDİLDİ
Hayvanları korumak için düzenlenen 5199 sayılı kanunun saptırıldığını belirten Devrim Koçak, “Hayvanların şiddet, eziyet ve kötü muameleden korunması esası ülkemizde saptırılarak sadece evcil hayvanlar özelinde suistimal edilmiş, özellikle köpekler istismar edilerek kazanç kapısı, gelir kaynağı haline getirilmiştir.” ifadesinde bulundu.
KANUN DEĞİŞİKLİĞİ KAÇINILMAZDIR
“Başka hiçbir hayvana tanınmayan ayrıcalıklar köpeklere ama sadece başıboş bırakılan köpeklere tanınmaya çalışılmıştır.” diyen Koçak; temel insan hakları, halk sağlığı ve çevrenin korunması için kanun değişikliğinin şart olduğunu kaydetti. Devrim Koçak, “Başıboş bırakılan köpekler sokaklarda terör estirirken istismarcı gruplar tarafından korunmuş, parçalanan, ölen vatandaşlar makul kayıp gibi gösterilmeye çalışılmış hatta gösterilmiştir. Başta insan onuruna ve temel insan haklarına aykırı bu durumun devam etmesi imkanı kalmamıştır. Halk kitleler halinde isyan etmiş, devlet kurumları şikayetlerden başını kaldıramayacak hale gelmiştir. 5199 sayılı Kanun’da temel insan hakları, halk sağlığı ve çevrenin korunması gereği bir değişiklik yapılması kaçınılmaz hale gelmiştir.” dedi.
MEVZUAT, 5199’DAN İBARET DEĞİL
Gösterilen tepkilerin yersiz olduğunu dile getiren Devrim Koçak, şu ifadelerde bulundu:
“Mevzuatı sadece 5199 sayılı Kanundan hayvanı da sadece başıboş köpekten ibaret sanan istismarcı grupların baskıları ve buna sığınan yerel yönetimlerce kanun değişikliğine karşı gösterilen tepki de evrensel hukuk kurallarına ve somut duruma aykırıdır.”
ÖTENAZİ ZATEN KANUNLARIMIZDA VAR!
Ötenazinin veterinerlerce uygulandığını dile getiren ve kanunlarda da belirlendiğini belirten Devrim Koçak, sözlerinin devamında şunları söyledi:
“İnsanın olmadığı yerde köpeklerin de yaşayamayacağı aşikardır! Kaldı ki, mevzuatımızda hayvanların öldürülmesini yasaklayan bir sistem yoktur. Her hayvanın öldürülme şartları da kanunlarca belirlenmektedir. Sanki ülkemizde hiçbir hayvan öldürülmüyormuş gibi yapılan açıklamalar safsatadan öteye gitmez.”
TÜRKİYE BU SÖZLEŞMEYİ UYGULAMAYI TAAHHÜT ETMİŞTİR
“Taraf olduğumuz ‘Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ başıboş köpeklerin sayısının rahatsızlık verdiği durumlarda idari bir kararla ötanazi uygulanacağına hükmetmektedir ve ülkemiz de bu sözleşmeyi usulüne uygun olarak onaylayarak kabul etmiş ve uygulamayı taahhüt etmiştir.”
KARANTİNA BÖLGESİNDEN KÖPEK KAÇIRAN İSTİSMARCI GRUPLAR BU HÜKÜMLERİ UYGULATMIYOR
“5996 sayılı Kanunda, Kuduz Hastalığı ile Mücadele ve Kuduz Hastalığından Korunma Yönetmeliği’nde de öldürme şartları belirlenmiştir. Ancak sözde hayvansever STK temsilcilerine ‘derhal’ tekmil veren bazı valiler, belediye başkanları, bu STK’ların direktifleri ile devlet memurları hakkında işlem yapan bazı bakanlık temsilcileri, DKMP müdürlükleri gibi bilerek ya da bilmeden yetkisini ve görevini kötüye kullananlar sebebiyle karantina bölgesinden köpek kaçırma şımarıklığına erdirilen bir takım istismarcı gruplar bu hükümleri dahi uygulatmamaktadır.”
ÖTENAZİ FİYATINI VETERİNER HEKİM MESLEK BİRLİKLERİ BELİRLİYOR
“Ötenazinin uygulanmasına engel olunması mevzuatta olmadığı anlamına gelmez. Mevzuatımızda ötanazi kavramı vardır, veteriner hekim meslek birliklerince fiyatı belirlenir ve yayımlanır! Devlet kurumları her gün yüzlerce hayvanın ölüm kararını vermektedir. Köpeği diğer hayvanlardan ayıran hiçbir özellik yoktur!”

ÇOCUKLAR ÖLÜRKEN KÖPEKLERİ AKLAMAYA ÇALIŞANLAR YASA DEĞİŞİKLİĞİNİ SAPTIRIYOR
Ötenazi kavramının yasalarca mevcut olmasına rağmen kanun değişikliği teklifini saptırıldığına dikkat çeken Koçak, konuşmasına şöyle devam etti:
“Çocuklar ölürken binbir bahane bulup köpekleri aklamaya çalışanların son çırpınışları kanun değişiklik teklifini de saptırmak içindir. Oysaki sokak hayvanları sahipsiz değildir gibi net bir ifade ile devleti ve halkı tehdit edenlerin sahibi oldukları köpekleri adlarına kayıt ettirerek, kontrol altına almaları tüm sorunu çözecektir.
Mevzuatımız temel insan haklarını temin edip korumak üzere şekillendirilmiştir. Anayasamız, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve kanunlarımız insanların insanlık onuruna yakışır şekilde yaşamalarını sağlamayı amaçlar. Hayvan refahını sağlayacak olan da insandır!”

ÖNLENEBİLECEK HER ÖLÜM CİNAYETTİR
“Kısacası çocuk ölümlerini makul kayıp sayanların, ölen çocukları ‘2 Mete öldü’ veya ‘2-3 çocuk öldü’ diyerek küçümseyenlerin, ‘Kaç çocuk öldü ki başıboş köpekler yüzünden’ gibi insan canını istatistik malzemesi yapanların devri kapanmak zorundadır! Bir ölüm çok ölümdür ve önlenebilecek her ölüm de cinayettir. Çocuklar geleceğimizdir, yaşatmak, korumak zorundayız! Aksi iddialar abesle iştigaldir!”
‘REHABİLİTASYON’A İTİRAZ ETMEYEN ‘ÖTENAZİ’YE İTİRAZ EDEMEZ
“Kısaca ötanazi kavramının kullanışmasına yapılan eleştiriye değinecek olursak o hususta da saptırmalar yapılmaktadır. Hali hazırda mevzuatta kullanılan bir kavramdır, yeni değildir. Ayrıca 5199 sayılı Kanun’a 2021 yılında 7332 sayılı kanunla eklenen “Rehabilitasyon” kavramı; ‘Sahipsiz hayvanların tedavi ve parazit mücadelesinin yapılmasını, aşılanmasını, kısırlaştırılmasını ve dijital kimliklendirme yöntemleriyle işaretlenmesini’ ifade eder. Peki rehabilitasyon nedir? En basit tanımı iyileştirme olan rehabilitasyon ile bu tanım ne kadar uyumludur? Bir başıboş köpek bir insana saldırıp parçaladığında hatta öldürdüğünde bu tanıma göre; ‘Rehabilitasyon süreci tamamlandı artık saldırmaz’ denilebilir mi? Asla! Rehabilitasyon kavramına itiraz etmeyen hiç kimse ötanazi kavramına da itiraz edemez!”

“HİÇBİR İNSANIMIZIN ÖLMESİNE GÖZ YUMULAMAZ”
“Başıboş köpeklerin hatta köpeklerin saldırganlığını önlemek üzere bir rehabilitasyon çalışması yapılabilmesi imkansıza yakındır. Artık hiçbir vatandaşımızın, bilinçsiz köpeklerin istismar edilmek üzere başıboş bırakılması neticesinde yaralanmasına, ölmesine göz yumulamaz!”
“SEVEN SEVDİĞİNİ SAHİPLENİR, SOKAKTA BAŞIBOŞ BIRAKMAZ!”
“Tüm hayvanseverleri başıboş köpekleri sahiplenmeye davet ediyoruz! Toplumda kaos ortamı oluşturmaya çalışan azgın azınlığın aksine, ‘Sokak hayvanları sahipsiz değildir’ diyen gerçek hayvanseverlerin kendini gösterme, elini taşın altına koyma zamanı gelmiştir. Her ne kadar slogan bir anda ‘Sokak hayvanları sahipsiz değildir’den ‘Sokaktayım yanımdayım’a döndürülse de sokak hiçbir canlı için yaşam alanı olamaz! Sokağa düşen değer kaybeder. Seven sevdiğini sahiplenir, başıboş sokakta bırakmaz! Gün köpekleri başıboşluktan kurtarma günüdür. Çocuklar ölürken köpekleri konuşmak insanlık onuruna aykırıdır!”
Bugün anma programından önce şahit olduğu Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu ile bir gazi arasındaki diyalogdan bahseden Özel, şöyle konuştu:
“Bir gazimiz, ev sahibi olmanın verdiği heyecanla geldi, protokole çay dağıtıyordu. Sayın Valim ayağa kalktı, zorla elinden aldı, götürdü ve dedi ki ‘gazi çay dağıtır mı hiç’. Gazi bu milletin devletine duyduğu sevgiyi ifade ediyordu, Sayın Vali de bu devletin, devlet adamlarının milletine ve gazilerine, şehitlerine, onların ailelerine gösterilmesi gereken saygıyı, devletin kibir değil, alçak gönüllük olduğunu gösteriyordu. İkisine de yürekten teşekkür ediyorum.”
Özel, Bağbaşlar’da 5 Temmuz 1993’te yaşan katliamla ilgili şunları kaydetti:

“ALDIKLARI TALİMATLA ASLINDA PUSU KURDULAR”
“5 Temmuz günü birileri aldıkları talimatla aslında bir pusu kurdular. Beklediler ki köyün erkekleri camide toplansın. Akşam namazını takiben camiye giden, namazdan çıkanları aldılar, getirdiler ve 28’ini köyün meydanında katlettiler. Köyü ateşe verdiler, yaktılar, 5 canımızı da orada aldılar ve 33 şehidimizi, bizim yüreğimizi yakarak tarih önünde hepimize emanet ettiler. Öyle Başbağlar rastgele seçilmiş bir yer değildi. Eylemin biçimi, sayısı asla rastgele değildi. İki gün önce Sivas’ta Madımak Otel’de canlar yanmıştı. (Katledilenler) Önce 31, sonra 33’e çıkacaktı o rakam. Onlar sema durmaya gelmişlerdi, inançlarına göre bir ibadeti yerine getiriyorlardı. Birileri onları katletti, güya ona misilleme bu sefer cami çıkışında, yakın sayıda vatandaş, sonrada yakılarak 5 kişi yine 33 kişi hayatını kaybetti.”
“Alevilerle Sünniler kardeştir, Türklerle Kürtler kardeştir. Buna kastedenler de kalleştir”
Eylemi yapanların amacından bahseden Özel, “Hesap, bu ülkede mezhep kavgası çıkarmak. Terör örgütü ki hepimizin birliğine, beraberliğine kastetmiş o terör örgütü ya da o terör örgütünü kullanan başka güçler, ‘mezhep kavgası, mezhep savaşı çıkarır mıyız’ diye niyetlendiler. Bu büyük acıya rağmen iki tarafın da acılarını yüreklerine gömen, birbirlerini seven, vatanını seven insanları bütün dünyaya bir büyük insanlık dramından nasıl bir insanca mesaj, nasıl bir kardeşlik, birlik beraberlik çıkarılır, onu gösterdiler. O gün o acılarında bu mezhep kavgasına yönelmeyenlerin verdiği mesajı, bugün bir kez de buradan ifade etmek isterim ki, Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevilerle Sünniler kardeştir, Türklerle Kürtler kardeştir. Buna kastedenler de kalleştir.” ifadelerini kullandı.
Özel, olayla ilgili açılan davanın sonuçsuz kalmasının, o günlerde 25 kilometre öteden 14 saatte buraya ulaşılabilmesinin ve yarattığı büyük travmanın halen daha yüreklerin soğumamasına sebebiyet verdiğini belirtti.

Başbağlar davasının aynı Madımak gibi zaman aşımına uğradığını söyleyen Özel, “Bunu kabul etmiyoruz çünkü böyle suçlar, insanlığa karşı işlenen suçlardır ve insanlığa karşı işlenen suçların zaman aşımı olmaz, affı olmaz. Dava 2019’da bir kez daha açıldı ama yine bütün sanıklar firari. Biz bu davanın sanıkların gıyabında da olsa bir insan suçu, insanlığa karşı işlenmiş suç olarak nitelendirilmesini, her türlü zaman aşımından, her türlü ceza indiriminden, her türlü aftan muaf olmasının sağlanmasını, geleceğe yönelik olarak da önemsiyoruz.” şeklinde konuştu.
“BU ACILARI UNUTTURMAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Özel, 15 Temmuz’da Saraybosna’da olacağını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Geçen devlet günlerinde orada olduğumda Aliya İzzetbegoviç’in mezarının başındaydım. Duamızı okuduk ve Aliya İzzetbegoviç’in o muhteşem öğüdünü, vasiyetini tekrar ettik. Diyor ki ‘Unutulan katliamlar tekrarlanır’. Biz bugün Başbağlar’a gelirken 31. yılındaki bir acıyla değil, birinci yıldaki acıyı hissederek, birinci yılda ne kadar yüreğimiz yanıyorsa, yüreğimiz o kadar yanarak geldik. İki gün önce Sivas’taydık. Orada o acıyı hissettik. İki gün sonra buradayız. Üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin, mutlaka ve mutlaka bu acıları unutturmamaya, hayatını kaybedenlerin manevi huzurlarında onlara rahmet dilemeye, geride bize bıraktıkları emanetlere sahip çıkmaya, gazilerimize sahip çıkmaya devam edeceğiz.”
Önceleri zorlu kara yolculuğu ile Başbağlar’a geldiğini hatırlatan Özel, bugün helikopter ile geldiğini ve gördüğü manzara karşısında, Başbağlar’ın dağların, vadilerin arasında şirin bir köy olduğunu söyledi.
“İliç Komisyonunun gayretlerini, mücadelelerini önemsiyoruz”
CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün olayla ilgili araştırma komisyonu kurulmasını teklif ettiğine değinen Özel, şunları kaydetti:

“Bence biz bu teklifi yenileyelim. Partiler arası diyalogla nasıl birçok komisyonu, Soma’da ya da hekime karşı şiddet için, bu sefer İliç’te kurduysak, bu Başbağlar’ın acısının araştırılması, hiç olmazsa tarih önünde, Gazi Meclis’in dokümanlarına bu konuda bir çabanın da nakşedilmesi için biz bunu grup başkan vekillerimizden rica edelim ve kendileri diğer parti gruplarıyla görüşsünler. Bu komisyonu da ivedilikle kuralım. İliç Komisyonu’nun gayretlerini, mücadelelerini önemsiyoruz. Yapılacak madencilik faaliyetlerinin, insan sağlığını, çevreyi önemsemesini, bu konuda ÇED raporları konusunda, diğer konularda varsa ihmaller üzerine cesaretle gidilmesini önemsiyoruz.”
Özel, Vali Hamza Aydoğu’nun konuşmasında İliç’teki olay süreciyle ilgili Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a teşekkür ettiğini hatırlatarak, “Sayın valimiz sayın bakana teşekkür etti. Ben de sayın bakana eğer devletin valisi, milletin kendisi, bakandan razıysa, ben de razıyım. Olimpiyatlarda Busenaz, Çin’de şampiyon oldu ve dedi ki ‘Bakanımız bizi hiç yalnız bırakmıyor’. Ertesi gün çıktım basın toplantısında ilk teşekkürü bakana ettim. Milli futbolcu bakandan razıysa, ben de razıyım. Köylü, kaymakam, vali, herkes eğer diyorsa ki bizi yalnız bırakmadı, o bakandan biz de razıyız. Siyaset gerektiğinde mücadele etmek, gerektiğinde münakaşa etmek, gerektiğinde millet için kavga etmek ama üzerine düştüğünde de teşekkür etmek, nezaket göstermektir. Bunu ifade etmek isterim.” dedi.
Türkiye genelinde 992 bin 906 öğrencinin katıldığı LGS sınavının sonuçları 28 Haziran 2024 tarihinde açıklandı. Türkiye genelinde 2 bin 525 liseye merkezi sınav puanına göre 203 bin 638 öğrenci yerleştirilecek. 43 bin 268 kontenjan ise Anadolu imam hatip liselerine ayrıldı. Tercih süreci devam ederken 500 tam puan alan imam hatip ortaokulu öğrencileri, İstanbul’da Sepetçiler Kasrı’nda bir araya geldi.
LGS Şampiyonlar Buluşması adıyla düzenlenen programda açılış ve protokol konuşmalarının ardından gençler mikrofonu alarak duygu ve düşüncelerini aktardı. Öğrenciler en yüksek puanla öğrenci alan 6 Anadolu imam hatip lisesinin standını gezerek bilgi aldıktan sonra hatıra fotoğrafı çekimi ile program sona erdi.
73 YILLIK GURUR TABLOSU
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda konuşan ÖNDER Genel Başkanı Abdullah Ceylan, burada gençlerin düzenli, disiplinli, yoğun çalışmasını kutladıklarını fakat 73 yıllık imam hatip serencamına baktıklarında daha büyük bir mutluluk ve gurur tablosu ortaya çıktığını söyledi.
Kurulduğu günden beri ülkeye en az maliyetle en yüksek katma değeri oluşturan imam hatip okullarının bugün zirveyi göğüslediğini belirten Ceylan, “İmam hatip hikayesi bugün hamdolsun Anadolu’nun dört bir yanında tuttu. Bundan önce belki başarılı okullarımızı sayarken birkaç tane okulu zikrediyorduk. Fakat şu anda hem YKS hem de LGS de Anadolu’nun 40-50 ilinden şampiyonlar çıkarıyoruz” dedi.
ADALETİ TESİS EDECEK GENÇLERE İHTİYAÇ VAR
Dünyanın organize kötülükte bir araya geldiği, bütün dünya devletlerinin birleşerek kötülük üzerine ittifak ettiği bir dönemde imam hatipli gençlerin dik duruşu, adalet ve merhametine dünyanın ve insanlığın ihtiyacının olduğunu belirten Ceylan sözlerini şöyle sürdürdü:
Sizin başarılı olmanız tek başına anlam ifade etmiyor. Dünyayı başarılı insanlar kurtaramayacak. Hakkı ve merhameti kuşanan, adaleti üstün tutan gençler kurtaracak. Gazze’de bütün dünyanın gözleri önünde milyonlarca insan soykırıma tabi tutulurken Milli Eğitim Bakanlığı “2023-2024 Eğitim Öğretim Dönemi, Gazze’de öğrencilerimizin birçoğu şehit olduğundan sona ermiştir” dediğinden beri dünyayı ayağa kaldıracak, hakkı ve adaleti tesis edecek gençlere ihtiyaç olduğunu gördük. Sizin duruşunuz, şecaatiniz, hakkı ve hakkaniyeti ayakta tutuşunuz bugün daha çok önem arz ediyor.
HAYATINIZI İNA EDECEK TERCİH
ÖNDER Genel Başkanı Ceylan, imam hatipli gençlerin Türkiye’nin 73 yılını inşa ettiğini hatırlatarak, “Buradan dünyaya adaleti yaydı ve son insanlık kalesi olarak inşa ettiyse bunu önümüzdeki dönemde sizler başaracaksınız inşallah” dedi.
Tercih döneminde gençlerin bir yol ayrımında olduklarını belirten Ceylan, “Siz ilk bölümün hikayesini yazdınız. Şimdi ikinci bölüme geldiniz. Her tür donanımı sizlere sunmak üzere imam hatip okullarımız sizleri bekliyor. Yapacağınız tercih salt bir lise tercihi olmayacak; hayatınızın ve kimliğinizin kalanını inşa edeceğiniz, adaletli, merhametli ve ümmet olma şuuruyla bir tercih yapacaksınız. Okulların size vereceği kimlik, arkadaş çevresi ve aidiyet duygusuna da dikkat etmeniz gerekiyor” diye konuştu.
BİREYSEL DEĞİL KİTLESEL BAŞARI
ÖNDER Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Yapıcı da imam hatiplerin başarısının tesadüfen ortaya çıkmış bir başarı olmadığını belirterek, “Bu, öğretmenlerimiz, velilerimiz, okul aile birliklerinin destekleriyle ortaya çıkan bir manzara. Bireysel başarıdan ziyade kitlesel bir başarı bu. LGS’de okulların yüzdelik dilimlerine ve YKS’de imam hatiplerin üniversiteye yerleşmelerine baktığımızda biz kitlesel bir başarıyı görüyoruz” dedi.
Akademik sınav başarısının imam hatip okullarının başarılarından yalnızca biri olduğunu kaydeden Yapıcı, başarıyı aynı zamanda insan kalitesinde, güzel ahlakta ve insanlıkta aradıklarını söyledi.
İMAM HATİP PROGRAMI ETKİLİ
Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü Eğitim Politikaları Daire Başkanı İhsan Erkul ise imam hatip okullarının bir asrı aşkın bir zaman dilimi içerisinde hem ülkemiz hem de insanlık için hayırlı hizmetler yaptığını aktardı.
İmam hatiplerin hem İslami ilimler hem de fen ve sosyal bilimler ayakları üzerinde durduğunu belirten Erkul, “Bu okullar ülkemize özgün eğitim modeli olarak hizmet veriyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle çift kanatlı bir eğitim modeli yok. Bugün imam hatip okulları tarihi başarılara imza atıyorsa kendine özgü programının etkili olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
TECRÜBE PAYLAŞIMI VE TANITIM
LGS sınavına katılan öğrencilerden 352 kişi tüm soruları doğru cevaplandırarak 500 tam puan aldı. İmam hatip okullarından ise 27 öğrenci 500 tam puan alarak adını şampiyonlar arasına yazdırdı.
Bu güzel sonuca imza atan gençler Türkiye’nin dört bir yanındaki şehirlerde ikamet ediyor. Ankara, Bursa, Kütahya, Konya, Nevşehir, Antalya, Mersin, Uşak, Kocaeli, Denizli, İstanbul, Niğde, Aksaray, Kahramanmaraş ve Rize bu şehirler arasında yer alıyor.
Bilim insanları, bu canlıların soylarının tükenmesinden son iki Buzul Çağı boyunca yaşanan şiddetli iklim değişikliği olaylarının sorumlu olduğunu düşünüyordu. Fakat yeni bir çalışma farklı bir “suçlu” üzerinde duruyor: insanlar.
Mail Online’ın haberine göre, paleoklimatoloji verileri, korunmuş DNA örnekleri, arkeolojik kanıtlar ve daha fazlasını bir araya getiren kapsamlı bir incelemeyle ilk avcı-toplayıcılardan gelen “insan avcılığının” şu anda mevcut tüm kanıtlar tarafından en çok desteklenen neden olduğunu belirledi.
Yeni çalışmada, “Davranışsal olarak modern insanların doğrudan ve dolaylı baskıları için güçlü ve kümülatif bir destek var” sonucuna varıldı.
ARAŞTIRMA SONUÇLARI İNSANLARI İŞARET EDİYOR
Bilim insanları uzun zamandır mamutların, dev tembel hayvanların ve 44 devasa, bitki yiyen ‘megaherbivor’un daha yaklaşık 50.000 yıl önce neden soylarının tükendiğini tartışıyor. Araştırma sonuçları, bu türlerin neslinin tükenmesinin ardındaki “temel etkenin” insanlar olduğunu gösteriyor.
‘Megafauna’ olarak adlandırılan 45 kilogram üzerindeki büyük hayvanların, modern çağlardaki ortalamanın üzerindeki yok olma oranları olduğu görülüyor. Fosil kayıtları, bu büyük türlerin soylarının çok farklı zamanlarda ve çok farklı hızlarda tükendiğini, bazılarının sayılarının oldukça hızlı, bazılarının ise daha yavaş azaldığını (bazı durumlarda 10 bin yıl veya daha uzun bir süre boyunca ) ortaya koyuyor.
Bu yok oluşların çok azı, “Geç Kuvaterner” dönemi olarak bilinen ve Pleistosen çağının sonunu, son iki Buzul Çağı’nı ve 11.700 yıl önce Holosen çağının başlangıcını içeren bu zaman dilimindeki iklim kayıtlarıyla iyi bir şekilde eşleşmektedir. Fakat bu yok oluşların çoğunun modern insanların yerel olarak gelişiyle bağlantılı olduğu ileri sürülmektedir.
HAYVAN POPÜLASYONU NASIL AZALDI?
Aarhus Üniversitesi’nde paleo-ekoloji ve biyoçeşitlilik araştırmaları yapan çalışmanın başyazarı Jens-Christian Svenning, “Erken modern insanlar en büyük hayvan türlerinin bile etkili avcılarıydı ve büyük hayvanların popülasyonlarını azaltma yeteneğine sahiplerdi” dedi.
Svenning, “Bu büyük hayvanlar, uzun gebelik dönemleri olduğu, bir seferde çok az sayıda yavru ürettikleri ve cinsel olgunluğa ulaşmaları uzun yıllar aldığı için aşırı sömürüye karşı özellikle savunmasızdı ve savunmasızdırlar” diyerek sözlerine devam etti.
Danimarka Ulusal Araştırma Vakfı’nın Aarhus Üniversitesi’ndeki Yeni Biyosferde Ekolojik Dinamikler Merkezi’ni (ECONOVO) yöneten Svenning, yeni çalışmanın derlenmesine yardımcı olan diğer yedi araştırmacıdan oluşan bir ekibin başında bulundu.
Büyük hayvan neslinin tükenmesine ilişkin yaptıkları araştırma, en büyük 48 hayvandan 40’ının, yani 2.200 pound’un (1.000 kg) üzerinde olanların neslinin tükendiğini ortaya koydu.
Araştırmacı Jens-Christian Svenning, “Son 50.000 yıldaki büyük ve çok seçici megafauna kaybı, son 66 milyon yılda benzersizdir” ifadelerini kullandı.
Svenning yaptığı açıklamada, “Önceki iklim değişikliği dönemleri büyük, seçici yok oluşlara yol açmadı” dedi ve “bu da megafauna yok oluşlarında iklimin önemli bir rolü olmadığını savunuyor” dedi.
MIZRAK UÇLARINDA PROTEİN KALINTILARI VAR
Araştırma sonuçlarına göre tarih öncesi insanlar tarafından çok büyük hayvanları yakalamak için tasarlanan antik tuzakların yanı sıra insan kemiklerinin analizleri ve bulunan mızrak uçlarındaki protein kalıntıları, atalarımızın çevredeki en büyük memelilerden bazılarının avlanıp yendiğini göstermektedir.
Svenning, “İklimin rolüne karşı çıkan bir başka önemli örüntü de, son megafauna yok oluşlarının iklimsel olarak istikrarlı bölgelerde de istikrarsız bölgelerde olduğu kadar sert olmasıdır” dedi. Araştırma sonuçlarına göre Svenning’in ekibi, bir bölgenin iklim değişikliğine karşı savunmasızlığının bu yok oluşlarda rol oynamadığını fakat insan avcıların göçünün rol oynadığını tespit etti.
Ağırlık sınıfına göre yok olma yüzdelerinde azalma eğilimi gösteren megafauna ve özellikle uysal bitki yiyenlerin büyük bir hedef olduğu belirlendi. Geçtiğimiz beş bin yıldan günümüze kadar geçen daha yakın bin yılda, geri kalan megafauna, kaçak avcılar ve habitat kaybı da dahil olmak üzere, insan faaliyetlerinden dolayı yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalan türler arasında kaldı.
Araştırmacılar özellikle; Bubalus Mephistophelesadlı manda türünün, Equus Ovodovi adlı bir at ya da Equid türünün ve Junzi Imperialis adlı Gibon primat türünün dünya çapında yok oluşunu örnek gösterdi.
AKTİF KORUMA VE RESTORASYON GEREKİYOR
Svenning’e göre megafaunanın yok olması tüm ekosistemleri baltalayabilir çünkü bu büyük canlılar tohumların dağılmasında, beslenme alışkanlıklarıyla bitki örtüsünün şekillenmesinde ve atıklarıyla besin döngüsüne katkıda bulunmada rol oynuyor. Araştırmacı Svenning, ‘Sonuçlarımız aktif koruma ve restorasyon çabalarına duyulan ihtiyacı vurguluyor’ dedi.
Svenning, “Büyük memelileri yeniden dünyaya getirerek ekolojik dengelerin yeniden kurulmasına yardımcı olabilir ve megafauna bakımından zengin ekosistemlerde evrimleşen biyolojik çeşitliliği destekleyebiliriz.” diyerek sözlerini noktaladı.
Kurumsal sağlam bir yapı oluşturduktan sonra yurt içi ve yurt dışında şubeleşerek, hizmet yelpazemizi genişletmek istiyoruz. Buna bağlı olarak da sağlık ihracatına ilk yılda 10 milyon dolar, 5 yıl içerisinde yeni yapılacak yatırımlar ile 25 milyon dolarlık katkı sağlamayı hedefliyoruz” dedi.
10 estetik ve plastik cerrahi uzmanının ortaklığı ve gözetiminde, etik ilkeler ve bilimsel veriler ışığında kurulan Orion Surgery Center, 9 ameliyathanesi, 50 gözlem odası ve 13 saç ekim ünitesi bulunan merkezinde hasta kabulüne başladı.
Hasta sağlığı ve güvenliğini merkeze koyan bir anlayışla tasarlanan ve ülkemizin sağlık sektöründe yeni bir soluk olması amacıyla hayata geçirilen Orion Surgery Center’da plastik cerrahinin yanı sıra saç ekimi ve tedavileri, medikal estetik, diş estetiği ve IV terapi hizmetlerinin de verildiği ileri teknolojik donanımıyla yeni nesil sağlık hizmeti gerçekleştiriliyor.
Aralarında Prof. Dr. Kemal Uğurlu, Doç. Dr. Murat Sarıcı, Doç. Dr. Candemir Ceran, Op. Dr. Tamer Şakrak, Op. Dr. Gökhan Haytoğlu, Op. Dr. Arda Katırcıoğlu, Op. Dr. Metin Kerem, Op. Dr. Mahmut Özgül, Op. Dr. Soner Tezcan ve Op. Dr. Serkan Sabancıoğullarından’ın bulunduğu kendi alanında uzmanlaşmış, kariyer ve deneyim sahibi 10 uzman hekim tarafından kurulan Orion Surgery Center, yerli hastaların yanı sıra İstanbul’a ulaşımı sağlayabilecek tüm coğrafyalardan hasta kabul edebiliyor. Yurt dışından gelen hastalar aracılığıyla ilk yılında sağlık ihracatına 10 milyon dolarlık katkı sağlamayı amaçlayan merkez, yeni yapılacak yatırımlarla bunu 5 yıl içerisinde 25 milyon dolara çıkarmayı hedefliyor.

“MAGAZİNSEL DEĞİL BİLİMSEL BİR YER İNŞA ETTİK”
Orion Surgery Center Yönetim Kurulu Başkanı Op. Dr. Tamer Şakrak, dünyada insan ömrünün uzaması ve sosyoekonomik şartların artması neticesinde insanlarda genç kalma, gençleşme ya da daha güzel olma arzusu çok güçlü şekilde ortaya çıktığını ve estetik sektörünün gereksiz ticarileştiğini ifade etti.
Hatta bazen insan sağlığının dahi göz ardı edilebildiğini belirten Şakrak, bu nedenle mesleğinde uzmanlaşmış ve kariyer sahibi 10 plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrah olarak bir araya geldiklerini söyledi. “Kendimizi mesleğimize, ülkemize ve tüm insanlığa karşı sorumlu hissediyoruz. Bir doktor gözüyle insan odaklı, güven ve kalitenin vazgeçilmez olduğu ve magazinsel değil bilimsel bir yer inşa ettik.
Orion Surgery Center’da ameliyat yapacak hekimler için ortak bir veri tabanı oluşturmak, ameliyat öncesi, sırası ve sonrasında gerek uygulanan yöntem gerekse bu yöntemlerin orta uzun vadede etkisinin takip edileceği bir sistem kuruyoruz. Böylece çok hekimli bu yapıda kısa zamanda dev bir dataya sahip olarak bu deneyimi bilimsel platformlarda paylaşmak istiyoruz. Yeni uzman meslektaşlarımızın özellikle eğitim vakalarında ve gözlem altında pratik yapmalarını sağlamak diğer bir amacımız” diyen Şakrak, temel misyonlarının ise Türkiye’ye sağlık turizmi alanında ulaşılması zor bir prestij kazandırmak olduğunu ifade ediyor.
Başkan Erbaş, Hz. Peygamberin, insanlığı Kur’an-ı Kerim’le karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, bir şahit, müjdeleyici, uyarıcı ve davetçi olarak gönderildiğini kaydetti.

İnen ilk ayetlerin “oku” diye başladığını, nüzul sırasına göre ikinci inen surenin ise Kalem Suresi olduğuna dikkati çeken Başkan Erbaş, “Buradan bizim anlayacağımız, alacağımız mesaj, bizim medeniyetimizin temeli ilme, irfana, bilgiye, hikmete dayanıyor. Allah Resulü Efendimiz 23 yıl boyunca, 40 yaşından 63 yaşına kadar, önce Mekke’de 13 yıl, sonra Medine-i Münevvere’de 10 yıl insanları karanlıklardan aydınlığa Kur’an’la çıkarmak için büyük bir mücadele verdi. Yesrib’i Medine-i Münevvere yapmanın yolu mektepten geçiyordu. O mektebi Mescid-i Nebevi’nin içinde kurdu, biz ona suffe diyoruz.” ifadelerini kullandı.

“ÇOCUKLARIMIZI, GENÇLERİMİZİ PEYGAMBER AHLAKI İLE YETİŞTİRMEK İÇİN YOLLARA DÜŞMÜŞ BÜTÜN HOCALARIMIZA SELAM OLSUN”
Diyanet İşleri Başkanlığının, Mescid-i Nebevi’nin, Başkanlıkta görev yapan hocaların Hz. Peygamberin, Kur’an kurslarındaki öğrencilerin de suffe’de eğitim gören talebelerin varisi olduğunu söyleyen Başkan Erbaş, “Biz, Peygamber Efendimizin varisleri olarak şahitliğimizi, davetimizi sürdürüyoruz. İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gerekli olan irşadımızı, talimimizi, eğitimimizi, bilgi, hikmet, ilim, irfan için insanlar, gençler çalışsınlar, o yolda olsunlar diye buna layık olmaya çalışıyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı böyle önemli bir kurum. Allah Resulü Efendimizin Mescid-i Nebevisinin varisi. Efendimiz diyanet işlerini Mescid-i Nebevi’den yönetti, işlerini orada gerçekleştirdi.” şeklinde konuştu.

Yaz Kur’an kurslarında görev alacak tüm hocalara seslenen Başkan Erbaş, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’ hadis-i şerifi doğrultusunda çocuklarımızı, gençlerimizi en güzel bir şekilde Peygamber ahlakı ile yetiştirmek için yollara düşmüş kardeşlerimize, bütün hocalarımıza buradan selam olsun.” dedi.

“CAMİLERİMİZ, KUR’AN KURSLARIMIZ ÇOCUKLARIMIZLA ŞENLESİN”
Hz. Peygamberin, “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenenleriniz ve öğretenlerinizdir.” buyurduğunu hatırlatan Başkan Erbaş, “Buradan velilerimize özellikle seslenmek istiyorum; kıymetli kardeşlerim, kıymetli anneler, kıymetli babalar, bu fırsatı iyi değerlendirin. Peygamber Efendimizin ‘en hayırlı’ olarak tanımladığı bu işin içinde sizin evlatlarınız da olsun.” ifadelerini kullandı.

Yaz Kur’an kurslarının iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Erbaş, “Camilerimiz, Kur’an kurslarımız çocuklarımızla şenlensin. Anne babalar olarak bir gün bu fani hayatımız son bulacak, Rabbimize kavuşacağız. Hesabın kitabın kurulduğu gün önümüze amel defterimiz açılacak. Bize denecek ki, ‘Amel defterini, kitabını oku bakalım.’ işte o zaman kitabımızı okurken çocuklarımıza nasıl güzel yolu, doğru yolu gösterdiğimiz, Kur’an-ı Kerim’le onları nasıl buluşturduğumuz amel defterimizde önümüze çıkacak.” diye konuştu.

Yaz Kur’an kurslarında Peygamber ahlakını, doğruluk, dürüstlük, iyilik, sevgi, saygı gibi evrensel değerleri de içeren değerler eğitimi verdiklerini anlatan Başkan Erbaş, bu değerlerden uzak yetişen çocuklardan, gençlerden oluşan bir toplumun huzurlu bir toplum olamayacağını kaydetti.

“DÜNYANIN İSLAM’IN MERHAMETİNE İHTİYACI VAR”
İslam dininin bütün insanlık için bir nimet olduğunun altını çizen Başkan Erbaş, “Bakın dünyanın haline. Bakın Kur’an ahlakıyla ahlaklanmayan kendisini insan zanneden birilerinin oluşturduğu toplumlara. İşte işgalci, zalim, siyonist topluluk bebekleri, çocukları, masumları, kadınları gözünü kırpmadan canavardan da beter bir şekilde nasıl öldürüyor görüyorsunuz. Dünyanın gözü önünde nasıl bombalıyor, görüyorsunuz değil mi?” diye konuştu.

Kur’an’da ve Kur’an’dan ilhamla oluşan Müslümanın savaş hukukunda, askerlerin savaşmak zorunda kaldıklarında düşmanın kadınlarına, çocuklarına, masumlara, mabetlere, silahsız insanlara, din adamlarına, o bölgenin hayvanlarına, ormanına dokunulmaması gerektiğinin yer aldığını anlatan Başkan Erbaş, İslam medeniyetinin merhamet medeniyeti olduğunu vurguladı.

Başkan Erbaş, “İşte onun için dünyanın Kur’an’a ihtiyacı var. Onun için dünyanın İslam’ın merhametine, Kur’an’ın merhametine ihtiyacı var. Merhamet Peygamberi, alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin merhametine ihtiyacı var dünyanın. Bizim çocuklarımızın, bizim gençlerimizin, bizim toplumumuzun İslam’ın merhamet medeniyetine ihtiyacı var. Derdimiz, tasamız, amacımız bu. Çocuklarımız böyle bir medeniyetin değerleriyle yetişsin. Müslüman çocukların Müslüman merhametiyle, İslam Medeniyetinin değerleriyle yetişmesi lazım. Herkesin bu bilinçle, bu şuurda olması lazım.” değerlendirmesinde bulundu.

Çocuklara, gençlere bu değerlerin verilmesi noktasında idarecilerden anne babalara kadar herkesin sorumluluğu olduğunu vurgulayan Başkan Erbaş, okullardaki seçmeli Kur’an ve seçmeli Peygamber Efendimizin Hayatı derslerinin seçilmesi için öğretmenlerden, idarecilerden öğrencileri teşvik etmelerini istedi.
Hz. Peygamberin , “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” buyurduğunu kaydeden Başkan Erbaş, Kur’an kurslarında ve okullarda öğretici konumundaki herkesten öğrencilerini yetiştirirken Hz. Peygamberin bu tavsiyesini yerine getirmelerini istedi.

Yaz Kur’an kurslarına katılacak tüm öğrencilere, eğitim verecek tüm hocalara başarılar dileyen Başkan Erbaş, kursların verimli olması için velilerden de hocalarla iş birliği yapmalarını istedi.
Programa katkıda bulunanlara teşekkür eden Başkan Erbaş, yaz Kur’an kurslarının en güzel bir şekilde tamamlanması niyazında bulundu.
Kur’an Kursu öğrencilerinin Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan ve farklı Kur’an kurslarından öğrencilerin ilahiler okuduğu, sunumlar gerçekleştirdiği, gösteriler yaptığı programda, Samsun Valisi Orhan Tavlı, Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Sedide Akbulut ile Samsun İl Müftüsü Seyfullah Çakır da birer konuşma yaptı.
Programa, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın, idareciler, Kur’an kursu hocaları, öğrencileri ve aileleri katıldı.
]]>Sezgin ile ilk tanıştığı günün kendisi için çok anlamlı olduğunu dile getiren Baybara, “Hocayla ilk kez yüz yüze tanışacağımız için çok heyecanlıydık. Bizlere neden bu bölümü seçtiğimize dair sorular sormuştu. Heyecanla kendisine cevap vermiştik. Ben de birkaç soru sorduğumu hatırlıyorum.” diye konuştu.
Fuat Sezgin’in bilim tarihi alanında açtığı yolun kendilerine cesaret ve azim verdiğini anlatan Baybara, “Şu an İstanbul Teknik Üniversitesi’nde bilim ve teknoloji tarihi alanında yüksek lisans eğitimi almaktayım. Hoca sayesinde, ‘Bir kişi vesilesiyle bu kadar güzel yollar açılabiliyorsa, ufkumuz bu kadar genişletilebiliyorsa, o bir kişi gelecekte neden ben olmayayım?’ şeklinde bir vizyon kazandım. Bunun için kendisine çok minnettarım. Mezun olduktan sonra vakıfta çalışmaya başladık. Gönüllü olarak vakfa ait kütüphanede kitaplarla ilgili kataloglama çalışmalarına katıldım. ” ifadelerini kullandı.
– “Konuşmaktan çok dinlemeyi tercih ederdi”
Baybara, Fuat Sezgin’in elde ettiği bunca başarıya rağmen mütevazılığı hiç elden bırakmadığını söyledi.
“Kendisini birebir tanıdıktan sonra bu denli başarılı olmuş bir insanın nasıl bu kadar mütevazı bir kişiliğinin olduğu noktasında gerçekten çok büyük bir hayret yaşamıştım.” diyen Baybara, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kütüphanede gönüllü çalışırken bizleri kontrole gelirdi. Bizler çalışırken koridorlarda yürürdü. Yine koridorda yürüdüğü bir gün, ‘Sümeyye Hanım, çalışıyor musunuz yoksa oynuyor musunuz?” diyerek ekranımı kontrol etmişti. Hitap şekli çok hoşuma gitmişti. Kendisinin iyi bir dinleyici olduğunu düşünüyorum. Gençlerle yaptığı toplantılarda konuşmaktan çok dinlemeyi tercih ederdi. Konuşacak çok şeyi olmasına rağmen bizleri can kulağıyla dinlerdi. Bu, çok dikkatimi çekmişti. Kendisinde bir merak duygusu vardı. Bu merak duygusu, onu iyi bir dinleyici yapmış diye düşünüyorum.”
– “En çok dikkatimi çalışmalarındaki objektifliği çekti”
İBTAV Mütevelli Heyeti Üyesi Ayşegül Kutluca da Fuat Sezgin’i gözünde ulaşılmaz bir yere koyduğu için kendisiyle tanışmaya çekindiğini söyledi.
“Bu yüzden hocayla biraz geç tanıştım.” diyen Kutluca, şunları kaydetti:
“Kendisine soru sormaya bile çekiniyordum. Bizim çok alışkın olduğumuz bir insan profili değildi. Onu tanıdıkça ve okudukça en çok dikkatimi, çalışmalarındaki objektifliği çekti. Günlük hayata, siyasi olaylara, insanlığa, bilim tarihine bakış açısını örnek alınması gereken bir yerde görüyorum. Hem sert hem de çok yumuşak ve merhametli bir insandı. İş konusunda çok disiplinli ve idealistti. ‘Tatlı sert bir kişiliği vardı’ diyebiliriz. Günde 17 saat çalışırdı. Hep ‘Daha fazla çalışmam lazım’ düşüncesi vardı. İnsanları da çalışmaları yönünde hep teşvik ederdi. Çok şıktı, her zaman takım elbise giyerdi.”
– “Bizlere öz güven aşılamaya çalışırdı”
İBTAV Mütevelli Heyeti Üyesi Mihriban Ataş da üniversitenin ilk yılında dünya çapında ünlü bir bilim tarihçisiyle tanışmanın heyecanını ve mutluluğunu yaşadığını ifade etti.
Fuat Sezgin’in oldukça mütevazı kişiliğe sahip olduğunu belirten Ataş, “Yine de onun yanında çekinirdik, daha saygılı davranmaya çalışırdık. Hocamız bizlerle sürekli konuşur, bir nevi öz güven aşılamaya çalışırdı. Sürekli önerilerde bulunurdu. Mesela hem Batı hem de Doğu dillerini iyi derecede bilmemizi isterdi.” dedi.
Kendisini en çok etkileyen anısını anlatan Ataş, “Hocamız her sabah takım elbisesini giyip kütüphanede yaptığımız kataloglama çalışmalarını kontrole gelirdi. Hocamız geldiğinde biraz heyecanlanır ve stres olurduk. Bir gün bu stres yüzüme yansımış olacak ki yanıma gelip, ‘Siz, çok gülümsemiyorsunuz, bir sorun mu var?’ diye sormuştu. Ben de ‘Hayır hocam, burada olmaktan çok mutluyum, sadece işimi titizlikle yapmaya çalışıyorum, sanırım onun gerginliği.’ demiştim. O da bana daima tebessüm etmemi öğütlemişti. Ciddi kişiliğinin yanı sıra gülümsemeye, tebessüme de çok önem verirdi.” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Sezgin’in çok çalışkan ve titiz olduğunu vurgulayan Ataş, şunları kaydetti:
“Bir makale veya kitap yazarken dünyanın farklı yerlerindeki kütüphanelere gidip yazma eserlere erişmeye çalışırdı. Dil öğrenmeye, kitapları kendi dilinden okumaya özen gösterirdi. Bu vesileyle ne kadar çok çalıştığını, eserlerini ne kadar büyük bir çaba ve özveriyle ortaya çıkardığını anlayabiliriz.”
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı, Konya Büyükşehir Belediyesi, Türk Dünyası Belediyeler Birliği, İnsan ve Medeniyet Hareketi iş birliğiyle hazırlanan “Zamanını Aşan Miras; İpek Yolu Sergi ve Sempozyumu” Taş Bina Kültür Sanat’ta gerçekleşti.

Programda konuşan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Tarihi İpek Yolu’nun; inancın, umudun, sevincin, kısaca tüm tarihin insanlığa göz kırptığı bir ticaret yolu olmasının ötesinde; aynı zamanda kültürlerin, medeniyetlerin ve fikirlerin kesiştiği bir buluşma noktası olduğunu belirtti.
“TARİHİ İPEK YOLU, İKİ BİN YILDIR MEDENİYETLERİ, KÜLTÜRLERİ BİRLEŞTİREN BİR KÖPRÜDÜR”
İpek Yolu’nun öneminin, sadece ekonomik kazanımlarla sınırlı olmadığını ifade eden Başkan Altay, “Bu yol, aynı zamanda kültürel etkileşimlerin, bilimsel gelişmelerin ve teknolojik yeniliklerin de aktarıldığı bir damar olmuştur. Konya’mızın kardeş şehri olan, Çin’in eski başkentlerinden Xi’an şehrinden başlayarak Orta Asya, Anadolu ve Akdeniz aracılığı ile Avrupa’ya kadar uzanan Tarihi İpek Yolu, iki bin yıldır medeniyetleri, kültürleri birleştiren bir köprüdür. İki asır Selçuklu’ya başkentlik eden Konya’mız, İpek Yolu üzerinde yer alması sebebiyle bu kültürel etkileşimden fazlasıyla nasibini almış ve zengin bir mirası bünyesine kazandırmıştır. Bu miras, şehrimizin tarihi dokusunda, mimarisinde ve sosyal yapısında açıkça görülmektedir” dedi.
“İPEK YOLU’NU KORUYARAK GELECEĞE TAŞIMAK İNSANLIK TARİHİNE BIRAKACAĞIMIZ MÜESSİR BİR İZ OLACAKTIR”
Başkan Altay, İpek Yolu’nun, aynı zamanda bölgede bulunan Türk boylarını da bir birine bağladığını, ticari ilişkilerini geliştirdiğini, birlik ve beraberliklerini sağladığını belirterek, şunları kaydetti:
“Türklerin bu yola ne kadar önem verdiği bir Özbek atasözünde şöyle anlatılmaktadır: ‘Kainatta iki büyük yol vardır: Gökyüzünde Samanyolu, yer yüzünde İpek Yolu.’ Bu açıdan, geçmişten günümüze uzanan bir köprü, medeniyetlerin buluşma noktası ve insanlığın ortak mirası olan İpek Yolu’nu koruyarak geleceğe taşımak insanlık tarihine bırakacağımız müessir bir iz olacaktır. Bu doğrultuda hayata geçirdiğimiz ‘Zamanını Aşan Miras İpek Yolu Sempozyumu’ kapsamında 41 kıymetli sanatkârımız ve alanında uzman 36 bilim insanımız tarafından konuya özel olarak 60 parça özgün eserden oluşan sergiler ve sempozyumlar; katılımcılara eşsiz deneyimler sunacak. İstanbul ve Konya dışında, önümüzdeki aylarda; Özbekistan Semerkand, Taşkent ve Azerbaycan Bakü’de açılacak sergiler ile gerçekleştirilecek sempozyumlar, tarihi mirasımıza yeni bir pencere açacak.”
İpek Yolu’nun tarihsel önemini ve şehirlerin bu yol üzerindeki eşsiz yerini vurgulayan bu etkinliklerin, kültürel zenginlik ve uluslararası alandaki tanınırlığa önemli katkı sağlayacağını vurgulayan Başkan Altay, “Sempozyumda emeği geçen Kültür ve Turizm Bakanlığı’mıza, İnsan ve Medeniyet Hareketine, hocalarımıza, bilim insanlarımıza, sanatçılarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Tarihin derinliklerinden gelen kültürel mirasımızı yeniden hatırlamak ve bu mirası koruyarak geleceğe taşımak adına önemli bir adım olan bu etkinliklerin hayırlara vesile olmasını diliyorum” diye konuştu.
“TOPLUMLARI BİRLEŞTİRMİŞTİR”
AK Parti Konya Milletvekili Latif Selvi de İpek Yolu’nun, tarihin en eski zamanlarından itibaren ticaretin en önemli yolu olduğunu vurgulayarak, ayrıca İpek Yolu’nun kültürlerin, toplumların kaynaşmasına ve iletişimini de vesile olduğunu belirtti.

Her dönemde birlikteliğin kaynaşmanın ve dayanışmanın izlerinin bulunduğuna dikkati çeken Selvi, “Bu yol aynı zamanda devletlerin inşası, siyasi güçlenmenin ve büyümenin de mirasını içinde taşımaktadır. Bunların hepsinin temelinde de bilgi ve bilgiyle yoğurulmuş bir birikim yatar. Eğer, arzu ettiğimiz ve hedeflediğimiz çerçevede doğru kullanabildiğimizde bu büyük birikim bize ışık tutar ve geleceğe taşır. Bu anlamda özellikle Büyükşehir Belediye Başkanımız, ilçe belediyelerimiz kütüphaneleşmek, kültürel faaliyetleri öne çıkarmak ve tarihi mirasımızla buluşarak o mirasın ışığında gelecek inşasında hep birlikte atacağımız adımlara odaklanmada önemli görevler ifa ediyorlar. Bundan dolayı kendilerini özellikle teşekkür ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.
SERGİ BİR HAFTA SÜREYLE ZİYARETE AÇIK OLACAK
Konuşmaların ardından protokol, 41 kıymetli sanatkâr ve 36 bilim insanı tarafından konuya özel olarak 60 özgün eserden oluşan sergiyi gezdi.
Programa, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, İnsan ve Medeniyet Hareketi Sanat Birimi Başkanı ve Sergi Küratörü Meryem Güney, Medine Müdafii Fahreddin Paşa’nın Torunu Ömer Fahreddin Türkkan, akademisyenler ve sanatseverler katıldı.
“Zamanı Aşan Miras; İpekyolu Sergisi”, Büyükşehir Taş Bina Kültür Sanat’ta bir hafta süreyle ziyaret edilebilecek.
Uluslararası nitelikte hazırlanan proje kapsamında Özbekistan’ın Semerkand ve Taşkent şehirleri ile Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de de sergiler ve sempozyumlar gerçekleştirilecek.
Kurucusunun Berat Albayrak ve Yönetim Kurulu Başkanının Esra Albayrak olduğu NUN Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından kurulan okul, kuruluşundan bu yana yurt içi ve yurt dışında birçok prestijli üniversiteden kabul alan mezunlarının arasına bu yıl 69 öğrencisini daha kattı.
Okulda yapılan törene, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan’ın yanı sıra Prof. Dr. Hayrettin Karaman ve Sadık Albayrak katıldı.

Aralarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın torunu Ahmet Akif’in da bulunduğu öğrencilerin mezuniyetlerinde duygulu anlar da yaşandı.
Törende konuşan Erdoğan, bundan 10 sene önce milli ve manevi değerlerine bağlı iyi insan yetiştirmek gayesiyle kurulan NUN Okulları’nın da tıpkı çocuklar gibi günbegün büyümesine ve olgunlaşmasına yakından şahitlik ettiklerini söyledi.
‘ÖĞRENCİLER HAYATA ÇİFT KANATLI HAZIRLANIYOR’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Fıtratı koruyan bir terbiye anlayışıyla eğitime yaklaşan bu güzide kurumda görüyorum ki öğrenciler hayata çift kanatlı hazırlanıyor. Bir yandan manevi değerlerine sahip çıkan diğer yandan sorgulayan, bilgi, irade, duygu ve eylem bütünlüğüne sahip nesiller yetiştiriliyor.” dedi.
Öğrencilere nasihatte bulunan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bir duruşu olmalı insanın, bir bakışı, bir anlayışı, bir davası olmalı. Çünkü insana yaşadığını hissettiren aldığı nefes ve atan kalbi değildir. İnsana yaşadığını asıl hissettiren, kendisini aşkın bir davaya adaması ve o dava uğruna mücadele vermesidir. Kendiniz için, Türkiye için, ümmet için, insanlık için kurduğunuz hayalleriniz olsun. Hep söylediğim gibi ‘Aşkınan koşan yorulmaz.’ Yorgunluğu hissettirmeyecek, sizi geceleri dahi ayakta tutacak, koştukça daha da ileriye gitme isteği uyandıracak idealleriniz olsun.”
HAYRETTİN KARAMAN GENÇLERE SESLENDİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mezuniyet törenine onur konuğu olarak katılan hocası Prof. Dr. Karaman’ı gençlere seslenmek üzere takdim etti.
Erdoğan, 2022 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Ödülü sahibi de olan Karaman gibi nice ismin, geçmişte olduğu gibi bugün de duruşuyla kendilerine örnek olmaya ve fikirleriyle yollarını aydınlatmaya devam ettiğini kaydetti.

Konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, torunu Ahmet Akif’e diplomasını verdi.
Mezun öğrencilerin alana girişlerinde, Necip Fazıl Kısakürek’in şiirlerinden bestelediği “Surda bir gedik açtık” ve “Sakarya Türküsü” adlı eserleri seslendiren Yücel Arzen eşlik etti.
On yıl önce ülkesinde yaşanan iç savaş sebebiyle Türkiye’ye sığınan, Türkçeyi öğrenerek eğitim hayatını burada sürdüren ve bu yıl tam burslu olarak dünyanın en prestijli mühendislik okullarından Caltech’ten kabul alan Muhammed Halil, 2023-2024 mezunlarını temsilen konuştu.
Okul derece ödülünü ülkesini terk etmek zorunda kalmış ya da kendi topraklarında soykırıma uğramış çocuklara ithaf eden Halil, arkadaşlarına dayanışma, üretkenlik ve ortak gayeyle daha iyi bir geleceğin mümkün olacağını ve bölgenin sorunlarının çözülebileceğini söyledi.

NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Kurucusu Berat Albayrak ve Yönetim Kurulu Başkanı Esra Albayrak’ın da konuşma yaptığı tören, öğrencilere diplomalarının verilmesi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.
Öte yandan, X sosyal medya platformundaki Erdoğan Dijital Medya hesabından yapılan paylaşımda, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Nun Okullarının düzenlediği mezuniyet törenine katıldı.” notuyla törenden fotoğraflara yer verildi.
]]>Dünyanın önde gelen akıllı telefon markası OPPO, küresel bir etkinlik olan CVPR 2024’te (Conference on Computer Vision and Pattern Recognition) çok sayıda yenilikçi yapay zekâ telefon özelliğini sergiledi. Firma, yapay zekâ destekli telefonları daha da geliştirmek ve yaygınlaştırmak için çalışmalarını yoğun biçimde sürdürüyor.
Yapay zekâ özellikleriyle birlikte sergilenen amiral gemisi ürünü Find X7 Ultra, OPPO’nun bugüne kadarki en gelişmiş AI telefonu olarak ortaya çıkıyor.
Şu anda piyasada bulunan en gelişmiş hesaplamalı fotoğrafçılık sistemi olan OPPO HyperTone Görüntü Motoruna sahip olan OPPO Find X7 Ultra’nın minimum hesaplama alanıyla olağanüstü fotoğraflar üretmesini ve her çekimi bir başyapıta dönüştürmesini sağlıyor.
YAPAY ZEKÂ ÖZELLİKLERİNE SAHİP 50 MİLYON OPPO TELEFON GELİYOR
2024 yılı başında OPPO Yapay Zekâ Merkezi’ni kuran şirket, stratejik olarak kaynaklarını yapay zekâ yeteneklerini geliştirmeye yönlendirdi. Bu girişim, OPPO’nun çeşitli yapay zekâ alanlarındaki araştırmalarını entegre edip güçlendirirken aynı zamanda en üst düzey yapay zekâ telefon deneyimini sunmayı da hedefliyor.
Haziran 2024 başında OPPO, AI telefonlarını herkes için erişilebilir hale getirme stratejisini resmi olarak duyurdu ve yıl sonuna kadar yaklaşık 50 milyon OPPO akıllı telefonunun AI özellikleriyle donatılmasını hedeflediğini açıkladı.
CVPR’ye her yıl katıldıklarına ve özellikle 2024’te önemli başarılar elde ettiklerine dikkat çeken OPPO Yurtdışı Pazarlama, Satış ve Satış Sonrası Hizmetler Başkanı Billy Zhang şunları söyledi: “Yapay zekâ bizim için her zaman önemli bir yatırım alanı oldu. Yapay zekalı telefonların önemli bir teknoloji trendi olması, kullanıcı deneyimini bir kez daha yenilikçi hale getirmemize olanak tanıyor. CVPR’ye katılımımız aynı zamanda OPPO’nun AI telefon alanındaki güçlü taahhüdünü ve kararlılığını vurguluyor ve AI ile ilgili alanlardaki en son ilerlemelerimiz hakkında küresel ortaklarımızla fikir alışverişinde bulunmak için mükemmel bir platform sağlıyor.”
OPPO TELEFON SEKTÖRÜNDEKİ YAPAY ZEKÂ TEKNOLOJİSİNE KRİTİK ADIMLAR ATIYOR
Bu yıl, OPPO Araştırma Enstitüsü ve Ar-Ge ekipleri, CVPR’de sunmak için 11 makale seçti. Bu makaleler görüntü restorasyonu, dijital insan oluşturma, video segmentasyonu, dinamik hareket yakalama, dinamik sahne görüntü sentezi, çoklu görüş 3D nesne algılama ve 3D oluşturma gibi önemli araştırma alanlarını kapsıyor. Tüm bu özellikler AI telefonlarda en yenilikçi özelliklerin bazılarını vurguluyor. OPPO, sürülebilir 3D sanal insan yaratma yöntemi UltrAvatar’ı da konferans esnasında tanıttı.
UltrAvatar, dağınık renk çıkarma modeli ve özgünlük güdümlü doku yayma modeli kullanarak tek bir görüntüden veya bir metin satırından sürülebilir 3D sanal insanlar üretebiliyor. Gerçek insan özelliklerinden ayırt edilemeyen bu sanal insanlar, bir kişinin yüzündeki ten rengi ve dokusunun her santimini yakalayan ve sanal etkileşimlerin gerçekçiliğini önemli ölçüde artıran bir düzeye ulaşabiliyor.
Bir diğer önemli katkı olan UniVS, video segmentasyonu için endüstrinin ilk evrensel büyük modelini sunmaktadır. Bu model, belirli bir kategorideki tüm nesnelerin segmentasyonuna izin vererek ve hedeflenen segmentasyon için metinsel açıklamalara yanıt vererek çeşitli gerçek dünya video segmentasyon ihtiyaçlarını benzersiz bir şekilde karşılıyor. Konferansta seçilen bu makaleler yalnızca yapay zekadaki en son gelişmeleri anlatmak ile kalmıyor, aynı zamanda OPPO’yu mobil endüstriyi yapay zekâ odaklı çağa iten bir lider olarak konumlandırıyor.
Açıklamada İsrail’in alıkoyduğu Gazzelilerden 36’sının işkenceyle hayatını kaybettiği kaydedildi.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarını başlattığı 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana alıkonulması sonrası toplam 54 Filistinlinin yaşamını yitirdiği belirtildi.

“İSRAİL HAPİSHANELERİ BİNLERCE FİLİSTİNLİ ESİR İÇİN TOPLU MEZAR HALİNE GELDİ”
Bakanlığın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“İsrail hapishanelerinde esirlerin yaşadığı felaketin boyutu çok büyük. Esirler benzeri görülmemiş korkuç ve ve insanlık dışı yaşam koşullarıyla karşı karşıya. İsrail, başta alıkoyma suçu olmak üzere, Gazzeli esirlere karşı insanlık suçu işlemeye devam ediyor. Uluslararası kurumların ihmali nedeniyle İsrail hapishaneleri binlerce Filistinli esir için toplu mezar haline geldi.”

ELEKTRİKLE İDAM, SİSTEMATİK AÇ BIRAKMA, ZİNCİRLERLE ASMA VE VÜCUDUNUN KESKİN BİR ALETLE DELİNMESİ…
Açıklamada alıkonulan Filistinlilere karşı, tekrarlanan bir şekilde ellerin ve ayakların bağlanması, gözlerin uzun süre bağlanması, elektrikle idam, sistematik aç bırakma, zincirlerle asma ve vücudunun keskin bir aletle delinmesi gibi çeşitli işkenceler yapıldığı aktarıldı.

“VAHŞİ KÖPEKLER ALIKONULANLARIN ÜZERİNE SALINIYOR”
Alıkonulan Filistinliler ayrıca tıbbi bakımdan mahrum bırakılırken, vahşi köpeklerin alıkonulanların üzerine salındığı ifade edildi.

ULUSLARARASI İNSAN HAKLARI KURULUŞLARINA ÇAĞRI!
Açıklamada uluslararası insan hakları kuruluşlarına, “İsrail cezaevlerini ve tüm gözaltı merkezlerini ziyaret ederek, tutukluların maruz kaldığı ağır ihlallerin ve vahşi suçların tespit edilmesi ve ortaya çıkarılması” çağrısında bulunuldu.

GAZZE HALKININ YARISI AÇLIK VE ÖLÜMLE KARŞI KARŞIYA
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths, Gazze’de nüfusun yarısının yani 1 milyondan fazla kişinin temmuz ortasında ölüm ve açlıkla karşılaşacağının öngörüldüğünü açıkladı.
Griffiths, Sudan ve Gazze’deki çatışmaların kontrolden çıktığını, milyonlarca insanı açlığın eşiğine getirdiğini belirtti.
Hamas ise dün yaptığı açıklamada, Gazze’deki 3 bin 500 çocuğun yetersiz beslenme, besin takviyesi ve aşı eksikliği nedeniyle ölüm riskiyle karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Açıklamada, İsrail saldırıları nedeniyle insani yardımların ulaşamamasının sonucu olarak şu ana kadar en az 40 çocuğun açlıktan hayatını kaybettiği ifade edildi.

İSRAİL’İN GAZZE’DEKİ KATLİAMI
Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’ne 258 gündür sürdürdüğü saldırılara ilişkin bilgi verildi.
İsrail ordusunun son 24 saatte Gazze’nin çeşitli bölgelerinde 4 “katliam” gerçekleştirdiği, söz konusu saldırılarda 35 Filistinlinin daha yaşamını yitirdiği, 130 kişinin yaralandığı belirtildi.
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısının 37 bin 431’e, yaralı sayısının 85 bin 653’e yükseldiği kaydedildi.

Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında cesetlerin bulunduğu ancak İsrail’in engellemeleri nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı aktarıldı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.

İSPANYA’NIN FİLİSTİN’İ DEVLET OLARAK TANIMASI
SORU: Türkiye ile İspanya arasındaki ticari ve kültürel bağlantılar iki ülke için, özellikle de Filistin hususunda ortaklaşa takındıkları tavırlar, bütün dünya ve insanlık için ne vadediyor, ne beklemeliyiz?
CEVAP: İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan katliamları karşısında İspanya ile duygularımızın çekincelerimizin ve itirazlarımızın ortak olduğunu görmek sevindirici. Özelikle Filistin’in devlet olarak tanınması konusunda İspanya, zifiri karanlıkta insanlık gemisine yol gösteren bir deniz feneri olduğunu kanıtladı. Gerek insanlığın vicdanını harekete geçirici çağrıları gerekse cesur ve kararlı uygulamaları bunu perçinledi. Ancak insanlık gemisinin yoluna kazasız belasız devam edebilmesi için yeni deniz fenerlerine ihtiyaç var. Filistin meselesinde İspanya’yla aynı istikamete bakışımız şu bakımdan önem arz ediyor. İspanya malum bir Avrupa Birliği üyesi, Avrupa Birliği üyesi olmanın yanında aynı zamanda da NATO’da beraber olduğumuz bir ülke. İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan tavrı karşısında Filistin’in haklı direnişine yüreğini koyması ve hemen ardından da Avrupa ülkelerinden bazı çözülmelerin başlaması açısından da çok büyük önem arz ediyor. Özellikle Filistin’in devlet olarak tanınması konusunda İspanya’nın tavrının İsrail’e öyle ya da böyle destek olan devletler arasından çözülmeleri beraberinde getireceği inancındayım. Nitekim Sanchez’le yaptığımız ayaküstü görüşmelerde de “bunun devamı gelecek” yaklaşımları oldu. İnsanlığın karşı karşıya olduğu Filistin sınavından geçmek için daha çok ülkenin bence İsrail’e cesurca “dur” demesi ve barışın yanında yer alması gerekir. Ama İspanya gibi ülkeler bu adımı atınca, inşallah barışın yanında yer alacak ülkelerin sayısı da artacaktır. Biz de İspanya da diğer dostlarımız da insanlığa barışı vadetmeye ve bunun için çabalarımızı artırmaya devam etmeliyiz.
GAZZE İÇİN ALINAN ATEŞKES KARARI
SORU: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Gazze ile ilgili aldığı ateşkes kararının hayata geçirilebilmesi, uygulanabilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Kısa zaman içerisinde bir ateşkes sağlanabilecek mi? Bir de Filistin devletinin tanıması konusunda yeni bir ivme başladı mı? Bu ivme bir sonuç verir mi sizce? İhtimali nasıl görüyorsunuz?
CEVAP: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bugüne kadar attığı adımlara dikkat ederseniz Amerika Birleşik Devletleri her zaman kesişim noktası olmuştur. Burada da büyük ihtimalle yine öyle olacak. Aslında bizim “dünya beşten büyüktür” tezimizin işaret ettiği nokta da burası. Çünkü İsrail aleyhinde alınması gereken kararlar söz konusu olduğunda Amerika, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni bloke ediyor. Şu anda alınan ateşkes kararında da benim endişem yine bir şekilde Konsey’i bloke edeceği şeklinde. Fakat öyle de olsa, böyle de olsa, bizim için en önemli adım Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden öte, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan kararlardır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan olumlu kararlarda 150’ye yakın ülke ne yaptı? Bizim düşündüğümüz gibi düşündüler ve Filistin’in yanında yer aldılar. Bunları daha ileri taşımamız lazım. Bunu başardığımız takdirde bu yaklaşım zaman içerisinde inşallah Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni de belli bir noktaya çekecektir. Aslında mevcut durum Birleşmiş Milletler için de bir fırsattır. BM yapılanması başta İsrail olmak üzere bazı hukuk tanımaz ülkelerin yerle yeksan ettiği itibarını yeniden kazanmak istiyorsa, bu fırsatı çok iyi değerlendirmesi gerekir. İsrail’in durdurulması sadece Gazze’de huzuru sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda BM sistemine, uluslararası hukuka, insan haklarına karşı gerçekleştirilen İsrail saldırılarını da bastıracak. Bu sorumluluk öncelikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin omuzlarındadır. Birleşmiş Milletler’in sonunun Milletler Cemiyeti gibi olmasını istemiyorsak, bunu sağlamak mecburiyetindeyiz. Her zaman söylediğimiz gibi, bölgede nihai barışın yolu iki devletli çözümden geçer. Bu formül beraberinde kalıcı çözümü getirir. Güvenlik Konseyi üyelerinin Filistin’i devlet olarak tanıması bölgede iklimi değiştirebilir.
BIDEN’IN SUNDUĞU ATEŞKES PLANI
SORU: ABD Başkanı Joe Biden’in bizzat açıkladığı üç aşamalı bir ateşkes planı var. Fakat daha öncesinde de İsrail’in bu ateşkes çabalarını defalarca sabote ettiğini biliyoruz. Mesela Joe Biden yine Ramazan ayı öncesi bir ateşkes olacağını açıklamıştı ama olmamıştı. İsrail buna uymamıştı. Bu defa ümit var olmak için bu zemini müsait görüyor musunuz? Yani bu defa Joe Biden’in bizzat açıkladığı bu üç aşamalı ateşkes planına İsrail uyar mı sizce? Ümitli misiniz?
CEVAP: Kabataslak baktığımız zaman bu açıklamadan memnuniyet duyuyoruz. Ama bu BMGK’nın beş daimi üyesini Filistin’in yanına çekmeye yetmiyor. Buraya özellikle bakmamız lazım. Ben, inanıyorum ki, Amerika Birleşik Devletleri de İsrail’in artan şımarıklığından rahatsız. Bu rahatsızlığı Amerikan yönetimi açık açık dile getirmese de Amerikan üniversitelerinden, sokaklarından, öğrencilerinden, rektörlerden yükselen sesler, burada artık belli bir dönüşümün başladığını gösteriyor. Bu da İsrail’i ciddi manada rahatsız ediyor. Artık şundan herkes emin ki bu kervan böyle yürümez. İnşallah Amerika’da yaklaşan son seçimlerle birlikte hava çok daha farklı gelişebilir. Biden’in bu açıklamasından sonra bizim yaptığımız açıklamalar var. Dünyada birçok ülkenin bu konuda yaptığı açıklamalar var. İnşallah isabetli adımları hep beraber atarız ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden bu konuyla ilgili çıkacak kararlar bundan böyle çok daha farklı istikamette gelişir. Sayın Biden’dan bu planın bir seçim yatırımı değil, gerçekten ve samimi olarak Filistin’deki katliamları sonlandırmak için atılmış bir adım olduğunu ispat etmesi doğal olarak beklenir. Güvenlik Konseyi kararı bir adımdır, ancak yeterli değildir. Kağıt üstündeki bir çok kararın İsrail tarafından nasıl yok sayıldığını hepimiz biliyoruz. Sayın Biden da artık bir samimiyet testinden geçmektedir.
EUROFIGHTER NE ZAMAN ALINACAK?
SORU: Bu ziyaretinizde Eurofighter meselesi gündeme geldi mi? Almanya’nın bir blokajı var bunu aşmak mümkün olacak mı?
CEVAP: Bu konuyu Sayın Sanchez’le görüştük. İspanya’nın biliyorsunuz eğitim uçakları önemli. Bu eğitim uçaklarından bize verebilme şansları veya kabiliyetleri var. Ama Almanya’yla temas noktasında bu konuda bize yardımcı olma durumunu kendilerine söyledim. Eurofighter’la ilgili böyle bir görüşme yapabileceğini ifade etti. Ama hepsinden öte bizim için şu anda Eurofighter önemli. Bu konuda Almanya’da artık yumuşadı. İlgili bakanlarımız muhataplarıyla gerekli görüşmeleri yapıyorlar, yapacaklar. Bizim temel yaklaşımımız bellidir: ihtiyaçlarımızı öncelikle NATO müttefiklerimizden karşılamak isteriz. Fakat sürecin sonunda olumsuz bir sonuç elde edilirse alternatifsiz de değiliz. KAAN’ımız artık kanatlandı. İlerleyen dönemlerde seri üretimin başlaması ve envantere giriş sürecinin tamamlanması sonrası bu konuda sıkıntımız da kalmayacak. Bir dönem benzer süreci insansız hava araçlarında da yaşamıştık. O zaman da müttefiklerimizden bunları alamamıştık. Sonra ne oldu, insansız hava araçlarımızı en yüksek kalitede ürettik. Şimdi birçok ülke bunları alabilmek için Türkiye’nin kapısını çalar hale geldi.
AP SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİ
SORU: Avrupa’da aşırı sağ ve ırkçı partilerin yükselişini birkaç yıldır gözlemliyoruz. Son olarak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde birçok ülkede sandıkta ciddi bir güç elde ettiler. Bu durum Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerini nasıl etkileyecek, Türkiye oluşan bu yeni durumla ilgili yeni bir strateji belirleyecek mi?
CEVAP: Şu anda özellikle bizim Avrupa Birliği üyesi ülkelerle atacağımız adımlarda ibre bizden yana dersem abartmış olmam. Bu konuyla ilgili olarak da şu anda Avrupa Birliği’nden Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılan partilerin çoğu Türkiye’nin ne denli haklı olduğunu kabul ediyor. Mesela onlardan biri İspanya Başbakanı Sanchez. Türkiye’nin duruşunu takdirle karşıladığını bizlere ifade etti. Almanya Başbakanı Olaf Scholz da bu noktada olumlu duruş sergiliyor. O da Türkiye’ye bakışı lehte olanlardan. Biz işimize bakacağız. Bu süreçte Türkiye’nin gerek Almanya’da gerek İngiltere’de gerek Fransa’da yakaladığı şanslar var. Biz bu şanslarımızı da güçlü durarak denemeye devam edeceğiz. Bizler uzun zamandan beri, yaklaşan tehlikeyi işaret ediyorduk. Özellikle Avrupa’da yükselen ırkçılığın bir tehlike olduğunu, buna imkan verilmemesi gerektiğini muhataplarımıza anlattık.
Sokaklarını, meydanlarını insanların kutsallarına hakarete, yabancı karşıtlığına açan, onların sırtlarını işlerine geldiği için sıvazlayan ülkeler, şimdi görmezden geldikleri gerçekle yüzleşti. Sık sık söylediğimiz bumerang etkisi işte tam olarak budur. Avrupa’nın “zararın neresinden dönersek kardır” anlayışıyla hareket etmesi ve gerçekçi tedbirleri hayata geçirmesi elzemdir. Yoksa bu ateş herkesi yakacak boyuta ulaşır. Terör konusunda da benzer bir tehlike söz konusudur. Testi kırılmadan Avrupa’ya çağrımızı tekrarlıyorum. Gelin terörün her türlüsü ile ayrım gözetmeksizin mücadele edelim. Gelin terör belasını birlikte gündemimizden nihai biçimde çıkartalım.
Başıboş köpekler nedeniyle sokaklar adeta yürünemeyecek hale geldi

Sokakları kabusa çeviren başıboş köpek sorununun çözümü için hükümet kanun tasarısı hazırlıyor. AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu’nun hazırladığı kanun tasarısının bir an önce Meclis’ten geçmesi bekleniyor.
Evlatlarını kaybeden acılı anne-babalar, uzuvlarından olan, ağır yaralanan veya artık sokağa çıkmaktan korkan sokak köpeği mağdurları ve aynı durumun başına gelmesinden korkan vatandaşlar, bu sorunun kökten çözülmesini istiyor.
Öte yandansa, “hayvan hakları” bahanesiyle yasa tasarısına karşı çıkanlar, engel olmaya çalışıyor. Ancak bu protestoların, insan haklarını zedelediği ifade ediliyor.
Türkiye Gazetesi Yazarı Atilla Yayla, köşesinde bu konuya dikkati çekti. “Hak kavramının istismarı ve ‘hayvan hakları!'” başlıklı bir yazı kaleme alan Yayla, “Hak kavramının çok istismar edildiğini” vurguladı:
“İnsan haklarını ifade etmek için kullanılmakta olan hak kavramı ne yazık ki çok istismar edildi. Kavram, önce, insan hakları içinde genişletici yorumlara tabi tutuldu. İlk olarak insan haklarına dâhil olup olmadıkları tartışmalı olan iktisadî ve sosyal haklar kavramı ortaya çıktı. Zamanla üçüncü ve dördüncü kuşak haklardan bahsedilir oldu. Keza, kavram günlük hayatın akışı içinde de kullanıldı. Meselâ doğuştan gelen değil sözleşmeden doğan bir hak-talep olan işçi hakları da neredeyse insan hakları kavramının bir parçasıymış gibi güven ve kararlılık içinde kullanılmaya başladı.”
“Hak kavramının taşıdığı büyük ahlaki meşruiyetin, hak kavramının genişlemesini anlaşılır” kıldığını ifade eden Yayla, “Bazı kesimlerin yeni hak kategorileri öne sürdüğünü, ancak insan haklarına tamamen ters taleplerin bile hak olarak gösterilmek istendiğini” belirtti. Bu politikanın işe yaradığını da ekleyen Yayla, “Şimdi kavramda yeni bir gelişletme talebiyle karşı karşıya olduğumuzun” altını çizdi.

“BAZILARINCA HAYVANLAR İNSANLARDAN DAHA ÜSTÜN STATÜDE GÖRÜLÜYOR”
Yukarıdaki değerlendirmeyi yapan Yayla, yazısına şöyle devam etti:
“Hayvan hakları insan hakları gibi geniş anlamda değil dar anlamda kullanılıyor ve daha ziyade hayat hakkı ile ilişkilendiriliyor. Buna göre, dünya sadece insanlara ait değil, hayvanların da dünyada hakkı var. Nefes alan her canlı yaşama hakkına sahip. Daha da ilginci, bu bakımdan insanlarla hayvanlar eşit sayılıyor, hatta bazılarınca hayvanlar insanlardan daha üstün statüde görülüyor. İnsanların hayvanların hayat hakkına müdahale etmemesi isteniyor…
“HAYVANLAR DEĞİL SALDIRILAN İNSANLAR SUÇLANIYOR”
Konu elbette daha ziyade sokak köpekleri veya başıboş, sahipsiz köpekler etrafında tartışılıyor. Bu köpeklerin nerede isterlerse orada yaşamaya hak sahibi oldukları öne sürülüyor. Sokaklar sadece insanlara ait değildir, hayvanların da onlar üzerinde hakkı vardır deniyor. Sahipsiz köpeklerin zaman zaman insanlara verdiği zararlar -ciddi yaralanmalar hatta ölümler- görmezden geliniyor veya saldıran hayvanlar değil saldırılan insanlar suçlanıyor. Çocukların köpek saldırısına maruz kalması durumunda çocukların ebeveynleri suçlamayla karşılaşıyor. Köpeklerin sebepsiz yere hiç kimseye saldırmayacağı iddia ediliyor. Bazen, köpeklerden insan gibi bahsederek, “durup dururken kimse kimseye saldırmaz” şeklinde ifadeler kullanılıyor!
Bu çizgide olanlar arasında toplumun hemen çeşitli kesimlerinden insanlar var. Sekülerler, yani meseleye dinî açıdan bakmayanlar yanında dindarlar arasında da aynı kafada olanlar mevcut. Dindar olanlar sokak köpeklerinin de Allah’ın verdiği bir can taşıdığını ve bu canın hiç kimse tarafından ellerinden alınamayacağını söylüyor. Bunu yapmanın büyük bir günah teşkil edeceğini ve bir anlamda Allah’a karşı gelmek olacağını dile getiriyor.
Hükûmetin gelen taleplere ve baskılara dayanamayarak sokak köpekleri problemini çözeceğini ilan etmesi ve bu konuda yasal düzenleme yaptırmak için harekete geçmesi üzerine koyulaşan ve bir kör kavgasına dönüşme potansiyeli taşıyan bu meselede hakikatler için nereye bakmamız gerekir? Konuyu ele almada bize ne rehberlik etmeli? Hisler mi, heyecanlar mı, alışkanlıklar mı, ön yargılar mı, çıkarlar mı?”

OPENAI’I OLUŞTURDUĞU RİSKLERİ GÖRMEZDEN GELMEKLE SUÇLADI
Eski OpenAI yönetim araştırmacısı Daniel Kokotajlo, The New York Times’a verdiği bir röportajda şirketi, karar vericileri yapay genel zekânın (AGI) sunduğu olanaklardan çok etkilendikleri için yapay genel zekânın oluşturduğu muazzam riskleri görmezden gelmekle suçladı.
Kokotajlo, “OpenAI, AGI’yi inşa etme konusunda gerçekten heyecanlı” dedi ve ekledi: “Bu konuda ilk olmak için pervasızca yarışıyorlar.”

“YAPAY ZEKANIN İNSANLIĞI YOK ETME RİSKİ YÜZDE 70”
Kokotajlo’nun gazeteye yaptığı en keskin iddia ise, yapay zekanın insanlığı mahvetme ihtimalinin yüzde 70 civarında olduğuydu.
Yapay zekanın insanlığın sonunu getirme olasılığını ifade eden “p(doom)” terimi, makine öğrenimi dünyasında sürekli tartışılan bir konudur.
31 yaşındaki Kokotajlo NYT’ye verdiği demeçte, 2022 yılında OpenAI’ye katıldıktan ve kendisinden teknolojinin ilerleyişini tahmin etmesi istendikten sonra, yalnızca endüstrinin 2027 yılına kadar AGI’ye ulaşacağına değil, aynı zamanda bunun insanlığa feci şekilde zarar verme ve hatta yok etme olasılığının büyük olduğuna ikna olduğunu söyledi.
BÜYÜK RİSKE KARŞI BİRLİK OLDULAR
Açık mektupta belirtildiği üzere Kokotajlo ve yoldaşları -ki aralarında Google DeepMind ve Anthropic’in eski ve mevcut çalışanlarının yanı sıra geçen yıl benzer kaygılar nedeniyle Google’dan ayrılan “Yapay Zekanın Babası” Geoffrey Hinton da bulunuyor- yapay zekanın oluşturduğu riskler konusunda kamuoyunu “uyarma haklarını” savunuyorlar.
Kokotajlo, yapay zekanın insanlık için büyük riskler oluşturduğuna o kadar ikna oldu ki, sonunda OpenAI CEO’su Sam Altman’a şirketin “güvenliğe dönmesi” ve teknolojiyi daha akıllı hale getirmeye devam etmek yerine onu dizginlemek için korkulukları uygulamaya daha fazla zaman harcaması gerektiğini bizzat söyledi.

SAM ALTMANIN DÜŞÜNCELERİ ZAMANLA DEĞİŞTİ: DİLEDİĞİ GİBİ DAVRANIYOR
Altman, eski çalışanın anlattığına göre, o zamanlar onunla aynı fikirdeymiş gibi görünüyordu, ancak zamanla bu sadece sözde bir hizmet gibi geldi.
Bıkan Kokotajlo, Nisan ayında firmadan ayrıldı ve ekibine gönderdiği bir e-postada, OpenAI’nin insan seviyesine yakın yapay zeka oluşturmaya çalışırken “sorumlu davranacağına dair güvenini kaybettiğini” söyledi.
“DÜNYA HAZIR DEĞİL, BİZ DE HAZIR DEĞİLİZ”
NYT ile paylaşılan e-postasında “Dünya hazır değil, biz de hazır değiliz” diyerek ekledi “Ve her şeye rağmen acele etmemizden ve eylemlerimizi rasyonalize etmemizden endişe duyuyorum.”
Şirket bu haberin yayınlanmasının ardından yaptığı açıklamada, “En yetenekli ve en güvenli yapay zeka sistemlerini sağlama konusundaki geçmişimizle gurur duyuyoruz ve riski ele alma konusundaki bilimsel yaklaşımımıza inanıyoruz” dedi.
“Bu teknolojinin önemi göz önüne alındığında titiz bir tartışmanın çok önemli olduğu konusunda hemfikiriz ve hükümetler, sivil toplum ve dünyanın dört bir yanındaki diğer topluluklarla iletişim kurmaya devam edeceğiz.”

ŞİRKET ISRARLA GÜVENSİZ BİR DURUMUN OLMADIĞINI BELİRTİYOR
Açıklamanın devamında, “Bu nedenle, çalışanlarımızın endişelerini dile getirmeleri için anonim bir dürüstlük hattı ve yönetim kurulu üyelerimiz ile şirketin güvenlik liderleri tarafından yönetilen bir Güvenlik ve Emniyet Komitesi de dahil olmak üzere yollarımız var” denildi.
Bakan Kacır, “Türkiye’nin 10 yıllık hedefleri var Milli Uzay Programı kapsamında. Bunlardan biri bu uydu projelerinin devamına yönelik hedefler.
Türkiye inşallah TÜRKSAT 6A’dan sonra uydu ihracatçısı bir ülke haline de gelecek. Yeni nesil uydular yapacağız. Alçak yörünge uydu takımlarını Türkiye’de yerli ve milli olarak üreteceğiz, geliştireceğiz.” şeklinde konuştu.
İstanbul Öğretmen Akademileri ve Atölyeleri’nin 2023-2024 Eğitim Öğretim Yılı Kapanış Dersi programı İstanbul Teknik Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Programa Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. İsmail Koyuncu, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Doç.Dr. Murat Mücahit Yentür, bakanlık temsilcileri ve öğretmenler katıldı. Program, Öğretmen Akademileri tarafından hazırlanan canlı müzik dinletisiyle başladı. Programda bir konuşma yapan Sanayi Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır Türkiye’nin teknolojik gelişmelerinin eğitimle ilişkisini değerlendiren bir sunum yaptı.
“BU MİLLETİN ÖZ EVLATLARI TÜRK’ÜN İMZASINI GÖKYÜZÜNE ATTILAR”
Bakan Kacır, “2000’li yıllarda bir şey oldu. Dünyada insansız sistemler, robot uçaklar diyebileceğimiz insansız hava araçları hızla yaygınlaşmaya başladı. Türkiye için insansız hava araçlarına erişim önemliydi Çünkü Türkiye 80’li yıllardan beri terörle mücadele eden bir ülkeydi. Ne zaman bu milletin öz evlatları Türkiye’yi milli insansız hava araçlarıyla tanıştırdı buluşturdu, işte Türkiye terörü topraklarından kazıyıp attı. Türk milletinin evlatları Bayraktar ile ANKA ile, Akıncı ile, Aksungur ile Anka 2 ile, Anka 3 ile, Kızılelma ile ve havacılıkta Hürkuş ile, Hürjet ile, Atak ile, Gökbey ile ve 5. nesil milli muharip uçağımız KAAN ile Türk’ün imzasını gökyüzüne attılar.ö dedi.
“YENİ NESİL TEKNOLOJİYE LOKOMOTİF OLMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Kacır, “Eğer TOGG 2018 yılında kurulmamış, 2011 yılında kurulmuş olsaydı Türkiye belki bugün o Amerikan markası gibi rakiplerinin birkaç misli değere sahip bir markaya sahip olacaktı. Ama geç olsun güç olmasın. Nihayetinde adeta köprüden önce son çıkıştan çıktık. Yeni nesil teknolojiye ilk defa vagon olmadık, lokomotif olmaya çalışıyoruz. İlk defa yeni nesil teknolojinin salt müşterisi olmuyoruz, geliştiricisi ve üreticisi olmaya gayret ediyoruz. Şu anda ortanca yaşımız yaklaşık 33’ü geçtik biraz. O anlamda biraz yaşlandığımızı söyleyebiliriz ama mukayese edecek olursak Avrupa’nın ortanca yaşı 43. Almanya’nın ortanca yaşı 48. Yani biz Avrupa’dan 10, Almanya gibi bazı ülkelerden 15 yaş daha genciz. Bu büyük bir şans ve büyük bir fırsat. Çünkü bütün dünyayı genç insanların kurduğu teknoloji takımları, teknoloji girişimleri ve bu teknoloji girişimlerinin geliştirdiği yüksek teknoloji ürünleri ve teknoloji hizmetleri değiştiriyor dönüştürüyor.ö diye konuştu
“YENİ NESİL UYDULAR YAPACAĞIZ”
Türkiye’nin hedefleri arasında yer alan uzay programlarına da değinen Bakan Kacır, “Türkiye’nin 10 yıllık hedefleri var Milli Uzay Programı kapsamında. Bunlardan biri bu uydu projelerinin devamına yönelik hedefler. Türkiye inşallah TÜRKSAT 6A’dan sonra uydu ihracatçısı bir ülke haline de gelecek. Yeni nesil uydular yapacağız. Alçak yörünge uydu takımlarını Türkiye’de yerli ve milli olarak üreteceğiz, geliştireceğiz.
Bu alan çok değişti kıymetli hocalarım. 10 yıl önceye göre 1 birim yükü uzaya göndermenin maliyeti neredeyse 10’da 1 seviyesine düştü ve 10 yıl önce yılda ancak 100 uydu uzaya gönderiliyorken şimdi çoğu alçak yörüngeye gönderilen daha ufak uydular olmak üzere yılda 2 bin uydu uzaya gönderiliyor. Yani muazzam bir paradigma değişimi yaşanıyor uydu teknolojilerinde. Biz bu paradigma değişimini inşallah yakalayacağız; ama bunun yanında kendi roket teknolojimizi de geliştiriyoruz.
Hedefimiz, Türkiye’nin kendi uydularını kendi roketleriyle ve inşallah Milli Uzay Programı kapsamında kuracağımız bir uzay limanından uzaya gönderiyor olmak. Uluslararası bir işbirliğiyle kendi uzay limanımızı da kuracağız ve kendi uydularımızı kendi roketlerimizle kendi uzay limanımızdan uzaya göndereceğiz. Çok uzak değil bu gelecek Allah’ın izniyle” şeklinde konuştu.
“DÜNYADA VARSA BİR UMUT IŞIĞI O DA BU TOPRAKLARDA”
Teknoloji ve insanlık yararına kullanım ilişkisi hakkında da konuşan Kacır, “İsrail’in Ekim ayından bu yana yaklaşık 250 gündür canlı yayında insanlığa soykırım izlettiği bir dönemde yaşıyoruz. Ve bütün bunları yok etmeye çalıştığı toplumda bulunmayan teknolojik kabiliyetleri kendinde görmesi sayesinde gerçekleştiriyor, kendince.
Kuralı, adil bir çerçevesi olmayan teknolojinin insanlık için ancak bir felakete neden olabileceğini aslında hepimize canlı yayında izletiyor. İşte böyle bir çerçevede dünya tarihinin en büyük teknolojik kırılımlarından birine adım atıyoruz. Yapay zekayla birlikte insanlık yaşadığı en büyük kırılımlardan birini daha yaşayacak.
Elimizde adil küresel düzene dair çok güçlü bir umut maalesef yok. İnanın bütün bu yaşananların farkında olan herkes için dünyada varsa bir umut ışığı o da bu topraklarda. Yani hem sahip olduğu teknolojik kabiliyetler, sahip olduğu beşeri sermaye, insan kıymeti, insan kaynağı hem elde ettiği tarihi tecrübe hem küresel düzeyde dünyanın dört bir tarafında tarih boyunca masumlara, mahzunlara, mazlumlara uzattığı el ve nihayetinde tarih boyunca adaleti ve merhameti yeryüzünde hakim kılma çabası içinde olmuş olması Türk milletinin böyle bir dönemde insanlık için belki de tek umut kaynağı haline gelmesine vesile oldu” dedi.
Konuşmaların ardından Bakan Kacır’a hediye takdim edilirken, Öğretmen Akademisi’ni tamamlayan öğretmenlere başarı sertifikaları verildi. Program, Bakan Kacır ile programa katılanların fotoğraf çektirmesiyle sona erdi.
Sanatçıların geliştirdiği çalışmayla “veri boyama” adında bilişsel bir sanat sunan stüdyo, yapay zekayla adeta duygu ve düşünceleri resme dönüştürüyor.
Ouchhh Stüdyo yönetmeni ve yeni medya sanatçısı Ferdi Alıcı ve yönetmen Eylül Alıcı, uzun yıllardır çalıştıkları yeni medya alanını ve son çalışmalarını AA muhabirine anlattı.
“GÖREVİMİZ TEHLİKE FİLMİNDE TOM CRUISE İLE ÇALIŞTIK”
Ferdi Alıcı, yaklaşık 15 sene önce görsel iletişim tasarımı bölümünde okurken bu stüdyoyu kurduklarını belirterek, “Şu anda 45 kişilik bir ekiple 75’ten fazla ülkede sanat yerleştirmesi yaptık. Genellikle veri ve yapay zekayla ilgileniyoruz. Kamusal alanda verinin entegre edildiği şiirsel deneyimler tasarlıyoruz. Görevimiz Tehlike filminde oyuncu Tom Cruise ile çalışma imkanı bulduk.
Film içerisindeki kötü karakter olan yapay zekayı bizim stüdyomuz tasarladı. Onun dışında Burj Khalifa’dan Singapur’daki ArtScience Museum’a kadar dünyadaki büyük saygıdeğer bilim, sanat müzeleriyle birlikte işbirliği yapma imkanı bulduk.” ifadelerini kullandı.
Vizyonlarının 500 yıl önceki ressamlarla aynı şekilde ilerlediğini ancak araçlarının çok farklı olduğunu aktaran Ferdi Alıcı, artık sadece tuvalleri değil her türlü mimari yüzeyi kanvas olarak kullandıklarının altını çizdi.
Ferdi Alıcı, verinin kendisinin boyaya dönüştüğünü ve fırçalarında algoritma olduğuna dikkati çekerek, “Taktığımız alet sayesinde 5 farklı veriyi eş zamanlı alabiliyoruz. Bu veriler dikkat, tansiyon, hayal gücü, üretkenlik gibi şeyleri gösteriyor. Yapmaya çalıştığımız şey bu aldığımız veriyi olduğu gibi görselleştirmek değil.
Bu veriyi aldıktan sonra başka bir yapay zeka algoritması beş duyuyu alıp bunu yüz boyutlu bir veriye çeviriyor. Bu da aslında makine zekasının insan zekasını görüp yorumladığı hali.” ifadelerini kullandı.
“IDRIS ELBA VE NORMAN FOSTER GİBİ ÜNLÜ İSİMLERİN BULUNDUĞU ESERLER HAZIRLADIK”
Projenin ilk örneğini 6 sene önce yaptıklarını kaydeden Ferdi Alıcı, şunları kaydetti:
“Sanırım en sonuncusu en ilginci oldu. Birleşik Arap Emirlikleri Abu Dabi Kültür Bakanlığı için geliştirdiğimiz bir versiyonu var. Bu bu eser birden fazla ünlü mimarların, sanatçıların dahil olduğu bir seçki oldu. İçlerinde Idris Elba, will.i.am, Norman Foster gibi çok ünlü isimlerin da bulunduğu bir eser tasarladık. Bu eseri televizyon sunucusu Oprah Winfrey sundu.
Dünyanın en iyi 15 yapay zekayla ilgilenen bilim insanıyla çalışma imkanı bulduk. CERN’le son 5 seneden beri uzun süreli bir işbirliğinde bulunuyoruz. Her sene onlara yeni bir veri, yapay zeka heykeli ve eserleri tasarlıyoruz. Sonsuza kadar ay yüzeyinde sergilenecek. Aslında baktığınızda mikro ölçekten, makro ölçeğe kadar çeşitli deneyimler ve eserler tasarlama imkanı bulduk. Şu anda uzaydaki ilk yapay zeka sanat eserini biz ürettik.”
Ferdi Alıcı, üst teknolojiler kullanan bir stüdyo olarak, teknoloji odaklı değil fikir odaklı çalıştıklarını da dile getirdi.
YAPAY ZEKA İNSANDAN DAHA ÜRETKEN OLABİLİR Mİ?
Yönetmen Eylül Alıcı ise 15 senedir hemen hemen her kıtada bir sanat yerleştirmesi yaptıklarının altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Yapay zeka uygulamalarında) Veriyi kullanarak, veri heykelleri, sarmalayan tasarımlar gibi birçok deneyim tasarladık. Üniversitelerde şu an baktığınızda yüksek lisans ve doktora tezlerinde sanat ve yapay zeka, üretkenlik konusu ön plana çıkıyor. ‘Yapay zeka bir insan kadar üretken mı?’ sorusu üstünden hep ilerliyor tezler. Bir insanla kıyaslamak yerine yapay zekayı insanlara nasıl yardımcı olabiliri düşünmemiz gerekiyor.”
Yapay zekanın bir insan kadar üretken olduğuna da değinen Eylül Alıcı, “Önümüzdeki beş sene içerisinde eskiden bunu 30 sene diyorlardı ama bu beş seneye indi. Bir insandan daha da üretken hale gelebilecek. Önemli olan aslında insanların bunu nasıl bir araç olarak kullandığı olacak.” dedi.
OUCHHH STÜDYO
İstanbul’da 2011’de kurulan Ouchhh Stüdyo’nun Los Angeles, Viyana, Barselona, Paris, Londra ve Berlin’de ortaklıkları bulunuyor.
Ouchhh ekibi kendilerini etkileşimli yeni medya platformları, veri resimleri, yapay zeka, veriye dayalı heykeller, kinetik kamusal sanatlar, sürükleyici deneyimler, yön sunma, sanat yönetmenliği ve A/V mimari cephe performansları üretmeye odaklanan çok disiplinli bir geliştirici merkez olarak tanımlıyor.
“Dostluk Rehberi Fethi Gemuhluoğlu” adlı kitabı kaleme alan Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı, Gemuhluoğlu’na ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, yazarın son devrin öncü şahsiyetlerinden biri olduğunu söyledi.

Gemuhluoğlu’nu tanımaya duyulan ihtiyacı vurgulayan Bıyıklı, “Fethi Gemuhluoğlu, bir nesil yetiştirme ideali taşıyan ve bu ideal uğrunda bir ömür tüketen bir büyüğümüz. Türkiye’nin son yüz yılında farklı yönleriyle öne çıkan şahsiyetler arasında özgün bir yere sahip. Nevi şahsına münhasır bir zat. Binlerce yürekte iz bırakmış, binlerce insan yetiştirmiş bir gönül adamı.” dedi.

Bıyıklı, Gemuhluoğlu’nun hayatına bakıldığında hasreti çekilen ideal insanla karşılaşıldığını belirterek, “Yeni nesillerin onu tanımasını, kendilerine yol ve yön belirlemeleri açısından önemli buluyorum. Dostluk rehberi olan Gemuhluoğlu, bize neye dost olmamız, neye dost olmamamız gerektiğini öğreten müstesna bir şahsiyettir.” değerlendirmesini yaptı.
‘BÜYÜK TÜRKİYE İDEALİNE SAHİPTİ’
Gemuhluoğlu’nun yaşadığı dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Kerkük’e, Azerbaycan’dan Türkistan’a, Kırım’dan Finlandiya Türklerine kadar uzanan Türk dünyasını yakından takip edip onların dertleriyle dertlendiğine işaret eden Bıyıklı, şunları kaydetti:
“Başta Balkanlar olmak üzere, Osmanlı’nın çekilmek zorunda kaldığı topraklarda Türkiye’nin de söz sahibi olması gerektiğini ifade etmiş, milletimizin dünyada hak ettiği yeri yeniden kazanabilmesi için adeta çırpınmıştır. Gemuhluoğlu’nun ‘Büyük Türkiye’ ideali vardır. Bu idealin hareket alanı bütün yeryüzüdür. Ona göre Büyük Türkiye, türküsünü Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da, Balkanlarda ve Orta Doğu’da da söylemelidir. Ömrünü bu ideale adamış, bu sevdayı taşıyacak gençler yetiştirmiştir. Geleceğin Türkiye’sini yönetecek kadrolara büyük devlet olmanın mesuliyetini yüklemiştir.”
Mahmut Bıyıklı, büyük bir medeniyet savaşçısı olan Gemuhluoğlu’nun kitapsız, peygambersiz, ilahi terbiyeden nasipsiz, besmelesiz toplumlar üretmeye ant içmiş bir avuç bozguncu zihniyete karşı destansı bir kavga verdiğinin altını çizerek, oğlu Ali’ye yazdığı mektupta “Türkiyemizin bütün çocukları ve anneleri için kavgaya katılmayı ibadet addediyorum.” yazdığını anlattı.

Tarihçi Mehmet Genç’in Gemuhluoğlu için söylediği “Cevheri olan insanları keşfetmiyordu. Her insanda bir cevher keşfediyordu.” ifadesini aktaran Bıyıklı, şöyle devam etti:
“Fethi Bey hizmetleriyle adeta bugünleri mayalamıştır. Bugün ülkemize edebiyatta, akademide, siyasette ve diğer alanlarda hizmet eden çok sayıda insanda onun emeği vardır. Bir yere gelmesine vesile oldukları kişilere, nefislerini aşarak memleket namına çalışmalarını tavsiye etmiştir. ‘Makam size değil, siz makama hükmediniz.’ diyerek sıkı tembihlerde bulunmuş, ‘Hadim olmayan, mahdum olamaz.’ sözünü akıllarından çıkarmamalarını istemiştir.”
SANAT VE EDEBİYATLA UĞRAŞANLARI DAİMA TEŞVİT ETMİŞTİR’
Gemuhluoğlu’nun en özgün yanlarından birisinin sloganların ülkenin her yanını sardığı bir dönemde ısrarla ve inatla sanata vurgu yapması olduğunu dile getiren Bıyıklı, “Sanat ve edebiyatın toplumları etkileyen çok etkili araçlar olduğunu iyi bildiği için sanat ve edebiyatla uğraşanları daima teşvik etmiştir. Bu ufuk, Gemuhluoğlu ufkudur. Yanına gelen gençlere, ‘Cebinizde kalan son lirayla simit alıp da karnınızı doyurmayın, gidin onunla bir film yahut bir tiyatro seyredin.’ diyen bir insandır. Sanatla başlayan yabancılaştırma projesinin sanatla çökertileceğini iyi bilenlerdendir.” görüşünü paylaştı.
Bıyıklı, 5 Ekim 1977’de vefat eden Gemuhluoğlu’nun olaylara ve meselelere dar bir açıdan değil geniş bir perspektifle yaklaştığını, sezgilerinin güçlü olduğunu dile getirdi.

‘DOSTLUK KÖPRÜLERİ KURMAYA DEVAM EDİYOR
Ülke sorunları üzerine kafa yorulması ve çözümler üretilmesi konusunda da telkinlerde bulunan Gemuhluoğlu’nun yüreğine ülkenin bütün evlatlarını sığdırdığını, bütün Türk gençliğinin ağabeyi olduğunu belirten Bıyıklı, şunları ekledi:
“Aramızdan ayrılalı onlarca yıl olmasına rağmen, adı dillerde saygıyla anılmakta, hatırası gönüllerde muhabbetle yaşatılmaktadır. Hayatında olduğu gibi vefatından sonra da Türk milletinin evlatlarına rehberlik yapmayı sürdürmektedir. Gerek yazdıklarını okuyanlar gerekse hakkında yazılanları okuyanlar, içlerindeki dostluk ağacını büyütmeye devam etmektedir. Milletimizin yeni fetihler yapabilmesi için ‘Yeni Fethiler’ yetiştirme mecburiyeti vardır. Yeni Fethilerin yeşermesi için de Gemuhluoğlu’nu hakkıyla tanımaya ve anlamaya ihtiyacımız var. Milleti için yaşayan büyük şahsiyetler ebediyen aramızda yaşar. Bizim Yunus, ‘Aşıklar ölmez’ derken, bu sırra işaret eder. Son yüz yılın aşıklarından olan Fethi Gemuhluoğlu dostluk köprüleri kurmaya devam ediyor. Sözünün ve sohbetinin tesiri hala yüreklerde hissediliyor. Aziz ruhu şad olsun.”
KİTAP HAKKINDA
Mahmut Bıyıklı’nın “Dostluk Rehberi Fethi Gemuhluoğlu” adlı kitabı geçen ay Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarından çıktı. Ömrünü milletine adayan gönül ve kültür insanının örnek hayatına dair notların okuyucuyla paylaşıldığı eser, yeni nesillerin Gemuhluoğlu’nu tanıması bakımından önemli bir kaynak olma özelliği taşıyor.
]]>Terör örgütü, Suriye’nin kuzeyinde ve doğusunda işgal ettiği Haseke, Rakka, Deyrizor vilayetleri ile Halep vilayetinin kuzey ve doğusunda 11 Haziran’da sözde yerel seçim yaparak kendisine meşruiyet sağlamayı hedefliyor.
Rusya’nın hava desteğiyle terör örgütünün şiddetli saldırılar düzenlemesi üzerine yaklaşık 250 bin sivil, Şubat 2016’da Tel Rıfat ilçe merkezi ve ona bağlı belde ve köylerden göç etmek zorunda kaldı.
Terör örgütü PKK/YPG, işgal ettiği topraklardaki sivillerin evlerini ve mallarını gasbederek demografik yapıyı değiştirme çabalarına girişti.
Türkiye sınırında çadır kentlerde yaşayan, evleri ve arazileri örgüt tarafından işgal edilen Tel Rıfatlılar, terk etmek zorunda kaldıkları topraklarda sözde “seçim” yapılmasını istemiyor.
SÖZDE SEÇİME TEPKİ
Çadır kentte yaşayan Tel Rıfatlı Mahmut Allito, yaptığı açıklamada, “Tel Rıfatlıların büyük çoğunluğu evlerini, topraklarını terk etti. Neredeyse 7 bin 250 aile Tel Rıfat’tan çıktı. Daha sonra ilçe sakinleri, Türkiye sınırına yakın yerlerde çadır kentlerde yaşamaya başladı. Evlerine, şehirlerine çok yakın olmalarına rağmen gidemiyorlar. Bu onları psikolojik olarak etkiliyor.” dedi.
Allito, Tel Rıfat’ta aslen Tel Rıfatlı olan yaklaşık 200 ailenin kaldığını, gerçek mülk sahipleri ayrıldıktan sonra Tel Rıfat’a yabancıların yerleştirildiğine işaret ederek, “Tel Rıfatlılar orada değil ve bu seçim kabul edilemez. Tel Rıfat’ı temsil edeceklerini nasıl düşünebilirler? Yaklaşık 250 bin insanı yurtlarından ettiler, nasıl onların olmayan toprakları yönetmelerine izin vereceksiniz? Biz, onlara ait olmayan toprakları yönetmelerini kabul etmiyoruz.” dedi.
“TEL RIFAT HALKI ORADA DEĞİL”
Bir diğer Tel Rıfatlı Ömer Çarrad, “2016 yılında örgütün saldırıları sonrasında Tel Rıfat ilçesi beldeleri ve köylerinden yaklaşık 250 bin insan göç etmek zorunda kaldı. Örgütün hüküm sürmeye çalıştığı bir sistemde yaşamak istemedikleri için kamplarda yaşıyorlar. Tel Rıfat halkı orada değil, hangi seçimden bahsediyorlar? Hangi insanlıktan bahsediyorlar? Tel Rıfat halkı evlerine döndüğünde gerçek seçimler olabilir, (Tel Rıfat’ı) gerçek sahipleri yönetebilir.” diye konuştu.
Tel Rıfat’ın ileri gelen ailelerinden Beşir Allito da “8 yıldır vatanımıza, toprağımıza geri dönmek için bekliyoruz. Yaklaşık 8 kilometre uzakta olan yurduma geri dönme umudunu hiç kaybetmedim. İnsanlarımızın sağlık, eğitim ve refah ortamından uzak kalmalarına neden olan örgüt işgalindeki Tel Rıfat’a dönme umudumuz sürüyor.” ifadesini kullandı.
BU SEÇİM KABUL EDİLEBİLİR BİR SEÇİM DEĞİLDİR
Allito, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Terör örgütü Tel Rıfat ve ona bağlı yaklaşık 48 köy ve beldeyi işgal etti. Hüküm sürenler, Kandil Dağı’ndan gelen yabancı insanlar, asıl sahiplerinin arazilerini ve evlerini çaldılar. Halkın olmadığı bir yerde seçim çalışması yapılamaz. Gerçek olan Tel Rıfat’ta Suriyeli olmayan dış güçlerle bağlantılı insanların hüküm sürmeye çalışmasıdır. Bölgenin demografik yapısını değiştirdiler. Bu seçim kabul edilebilir bir seçim değildir.”
]]>Kudüs bildirisi, İstanbul Recep Tayyip Erdoğan Anadolu İmam Hatip Lisesi bahçesinde bayrak töreninde okul yöneticileri, öğretmenler ve öğrencilerin katılımıyla okundu. Bildiri, İstanbul’un çeşitli ilçelerindeki diğer okullarda da kapanış törenlerinde öğrenciler tarafından seslendirildi. Önümüzdeki hafta da Türkiye genelindeki okullarda açıklama devam edecek.
“ZULMÜN KARŞISINDA DURUYORUZ”
Törende bildiriyi okumak üzere kürsüye gelen İstanbul Recep Tayyip Erdoğan Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencisi Hüseyin Şahin, “Bugün 100 yıldır coğrafyamızı işgal eden, bölen, parçalayan, kan döken emperyalistlerin devam eden zulümlerine karşı duruşumuzun bir ifadesi olarak buradayız” dedi. Emperyalizmin maşası olan Siyonist İsrail’in Ortadoğu’da kan dökmeye devam ettiğini belirten Şahin, batılı emperyalistlerin de iddia ettikleri bütün değerleri ayaklar altına alarak ne kadar iki yüzlü ve pragmatist olduklarını insanlığa gösterdiklerini aktardı.
“BÜTÜN İNSANLIK SINIFTA KALDI”
Refah’ta son yaşanan saldırılara da yer verilen bildiriye özetle şöyle devam edildi:
Refah’ta yüzlerce ailenin evi yakıldı. Çocuklar parçalandı. Anneler, babalar öldürüldü. Acımasız katiller güvenli bölge olarak addedilen Refah’ı vurdular. Ne erzak ne yardım ne de bir kelam yeter oradaki acıyı anlatmaya. Bir anne çocuğunun parçalarını yerden topladı. Bir baba enkazın altından yanan çocuğunu çıkardı. Ne ahlak kaldı ne izan kaldı ne nizam. Bütün insanlık sınıfta kaldı. Bütün adalet yerle yeksan oldu, bütün insan hakları yerin dibine battı. Orada bir çocuk açlıktan ölürken tüm kuruluşlar cehennemin dibine battı.
“İSRAİL’İ TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE GÖNDERECEĞİZ”
Ey Müslümanlar. Ciğerimiz yanıyor, kalbimiz dağlanıyor. Geçen her dakika her saniye yüzlerce insanın canına mâl oluyor. Ve asıl kahrolacağımız nokta koskoca İslâm âlemi sadece ve sadece kınamakla yetiniyor. Batsın petrolleriniz, batsın doğal gazlarınız, batsın altın rezervleriniz, bir bebek hunharca katlediliyorsa batsın iktidarlarınız. Bu süreçten sonra tüm bu sistemin yetersizliği artık aşikâr. İslam’ın ve insanlığın umudu olmaya gayret edeceğiz. Biz çalışacağız, biz uğraşacağız. Ey İsrail! Belki 10 belki 20 belki 30 sene ama bir gün geleceğiz. Bugünün inanmış gençliği Hz. Ömer’in, Selahaddin Eyyubi’nin, Yavuz Sultan Selim’in ruhu ile gelecek işgal ettiğin o topraklardan seni, çöplüğün en derinlerine göndereceğiz.

KÜRESEL ÇAĞRI
Bu bildiriye kulak veren kardeşim, onurumuzu şerefimizi, haysiyetimizi korumak için seni de bu bildiriye destek vermeye davet ediyorum. Tüm okullar tek yürek olarak bu zulmü lanetlemeye bu vahşeti dil ile ikrar etmeye davet ediyoruz. İnsanlık nazarında ve Allah katında bu çağrılarımız ve dualarımız kabul olsun. Tek yürekle kahrolsun İsrail. Yaşasın küresel intifada. Yaşasın Filistin direnişimiz.
81 ildeki barolardan terör devleti İsrail’e kınama geldi. Barolar, “İsrail’in aylardan beri Gazze başta olmak üzere Filistin kentlerine ve en son Refah’ta gerçekleştirdiği insanlık dışı saldırı karşısında sessiz kalan her ülke her uluslararası kuruluş her insan da bu adaletsizlikten sorumludur” dedi.

Baroların “Katliama sessiz kalmak katliama ortak olmaktır” başlıklı ortak açıklaması şöyle:
“İsrail savaş uçakları tarafından 26 Mayıs tarihinde Gazze Şeridinin güneyindeki Refah kentinde yerinden edilmiş; çadır kentlerde yaşamlarını sürdüren sivil Filistin halkına karşı gerçekleştirilen hava saldırısında ilk belirlemelere göre 45’ten fazla Filistinli yaşamını yitirirken; onlarca Filistinli ise yaralanmıştır.
Daha 3 gün önce Uluslararası Adalet Divanı İsrail’in; Refah’taki askeri saldırılarını ve tüm eylemlerini durdurması gerektiğine hükmetmesine karşın; İsrail’in Refah’ta sivil halka karşı gerçekleştirdiği katliam göstermektedir ki; İsrail devleti ne insani bir değeri ne de uluslararası hukuku tanımaktadır.

“ÇOK AÇIK DEVLET TERÖRÜ UYGULANDI”
Uluslararası Adalet Divanı tarafından İsrail’e karşı alınan kararlardan ilki “Gazze’deki Filistinli grubun kısmen ya da tamamen fiziksel olarak yok olmasına yol açabilecek yaşam koşullarına neden olabilecek askeri saldırıların ve Refah vilayetindeki diğer eylemlerin derhal durdurulması” şeklinde iken; İsrail’in Uluslararası Adalet Divanının karalarını yok sayan saldırısı İsrail devletinin; çok açık devlet terörü uyguladığını göstermektedir.
İnsan haklarından, demokrasiden, yaşam hakkının kutsallığından söz eden ülkeleri ve uluslararası kuruluşları İsrail’e karşı en sert tepki vermeye, İsrail’in hukuk dışı saldırı ve katliamlarının sonlanması için harekete geçmeye çağırıyoruz.
“HER ÜLKE HER ULUSLARARASI KURULUŞ HER İNSAN DA BU ADALETSİZLİKTEN SORUMLU”
Bilinmelidir ki “hiçbir şey yapılmayarak, sessiz kalınarak da adaletsizliğe ortak olunabilir.” İsrail’in aylardan beri Gazze başta olmak üzere Filistin kentlerine ve en son Refah’ta gerçekleştirdiği insanlık dışı saldırı karşısında sessiz kalan her ülke her uluslararası kuruluş her insan da bu adaletsizlikten sorumludur.
Bu zulme sessiz kalanlar tarih ve hukuk önünde mutlaka suç ortağı olarak anılacak ve tarihe kara bir leke olarak geçeceklerdir.

“FAİL VE FAILLERİN TÜRKİYE’DE YARGILANMALARI İÇİN ADALET BAKANIMIZA TALEPTE BULUNMASI ÇAĞRISINDA DA BULUNUYORUZ”
İsrail devleti tüm dünyanın gözü önünde Uluslararası mevzuat ile TCK m:76 ve 77.maddelerinde de düzenlendiği gibi Soykırım ve İnsanlığa karşı suçları işlemiş ve işlemeye devam etmektedir. Bu nedenlerle TCK m:13/3 gereğince söz konusu bu suçları işleyen fail ve faillerin Türkiye’de yargılanmaları için Adalet Bakanımıza talepte bulunması çağrısında da bulunuyoruz, zira bu çağrımız uluslararası mevzuat kadar ulusal mevzuatın da bir gereğidir.
“İNSANLIK DIŞI KATLİAMI EN SERT ŞEKLIYLE KINIYORUZ”
Bizler aşağıda imzası bulunan Barolar olarak; İsrail’in Refah’ta sivil halka yönelik gerçekleştirdiği insanlık dışı katliamı en sert şekliyle kınıyor; yaşam hakkından, hukuktan yana olan herkesi, her ülkeyi İsrail’in barbarca saldırılarını önlemeye ve Filistin halkıyla yan yana olmaya davet ediyoruz.”
]]>Haber7 – ÖZEL
Başıboş köpek terörüne karşı TBMM harekete geçerken bazı gruplar organize olmuşçasına yapılacak kanuna karşı çıkıyor.
İletişim Başkanlığı’nın yaptığı ankete göre vatandaşların yüzde 83,6’sı başıboş köpek sorununun çözümünü isterken yüzde 80,4’ü “Barınaklara yerleştirilmeli, sahiplenilmeyen ve hasta olanlar uyutulmalı” talebinde bulunuyor. Azınlıkta kalan gruplar ise kısırlaştırmayı savunuyor.
Peki kısırlaştırma ile başıboş köpek sorunun çözümü mümkün mü?
UZMAN İSİM AÇIKLADI: KISIRLAŞTIRMA İMKANSIZ!
Başıboş köpek sorunu ile ilgili Haber7’ye değerlendirmelerde bulunan Erzurum Atatürk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilüfer Sabuncuoğlu, kısırlaştırmanın imkansız olduğunu dile getirdi.
Kısırlaştırmanın imkansız olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nilüfer Sabuncuoğlu, “Kısırlaştırma oyalamadır, 20 yıldır oyalanıyoruz.” diye konuştu.
Dünyada Hindistan dışında hiçbir ülkenin ‘kısırlaştır-yerinde yaşat’ metodunu uygulamadığını söyleyen Prof. Sabuncuoğlu, “Şili’deki büyük depremde evden kaçıp bir bölgede üreyen 3 bin başıboş köpek, Rusya Buryati Cumhuriyeti’ndeki 2 bin başıboş köpek, 2013’te Romanya’nın Bükreş şehrindeki 65 bin başıboş köpek kısırlaştırılmadı. Bu ülkeler ‘sahiplendir-uyut’ modeli ile sıfır başıboş köpek politikası güttü.” diye konuştu.

TÜRKİYE O TRENİ KAÇIRDI
Kısırlaştırma ile popülasyon kontrolünün imkansız olduğunu kaydeden Sabuncuoğlu, “Türkiye’de kısırlaştırma treni 2006-2007 yıllarında kaçmıştı. Sonrasında hızla büyüyen ve şu an 4-10 milyon arası olduğu tahmin edilen bir popülasyonu kısırlaştırma ile kontrol etmek imkansız.” dedi.
BU UYGULAMANIN YAPILDIĞI HİNDİSTAN’DA 20-30 BİN KUDUZ ÖLÜMÜ VAR
Kısırlaştırma-yerinde yaşat uygulamasının sadece Hindistan’da uygulandığını ve orada da on binlerce kuduz vakasının yaşandığını belirten Sabuncuoğlu, “’Kısırlaştır-yerinde yaşat’ metodu, sadece Hindistan gibi kendini kandıran ve yılda 20-30 bin kuduz ölümünün yaşandığı bir ülkede yürürlükte. Kısırlaştırıp sokağa bıraktığınız hayvan, aynı şekilde ısırmaya, saldırmaya, hastalık taşımaya devam edecektir.” ifadesinde bulundu.
ONLARCA YIL KISIRLAŞTIRMA YAPILSA BİLE KABUS DEVAM EDER
Kısırlaştırma politikasının onlarca yıl alabileceğini kaydeden Prof. Sabuncuoğlu, “Dünyada böyle bir örnek yok, ancak en iyi niyetli tahminlerde bile, minimum 15-20 yıl boyunca kısırlaştırma yapılsa bile mevcut köpek sayısının artışıyla, yaşadığımız kâbus devam edecek demektir.” diye konuştu.
BİR ÇİFT KÖPEK, 3-5 YILDA 50-60 BİN KÖPEK DEMEK!
Köpeklerin yılda 2 kere doğurduğunu, her doğumda ortalama 6-8 yavru doğurduğunu belirten Sabuncuoğlu, popülasyon artışında korkunç bir ivme olduğunu gözler önüne serdi. Sabuncuoğlu, “Popülasyon ‘üstel’ büyüme gösteriyor. Bir doğumda çok sayıda hayvan doğabiliyor. Bir çift dişi ve erkek köpek, 3-5 sene içerisinde, 50-60 bin hayvan demek. Böyle devam ederse, 40-50 milyon başıboş köpek sokaklarımızda olacak.” ifadelerinde bulundu.

VETERİNER HEKİMLİĞİ İNSAN İÇİN VARDIR!
Halk sağlığı için atılan adıma tepki gösteren ve “Yasa çıksa da ötanazi yapmayacağız” diyen Türk Veteriner Hekimleri Birliği’nin (TVHB) yaklaşımını eleştiren Prof. Sabuncuoğlu, “Veteriner hekimliği insan ve halk sağlığı için vardır” ifadesinde bulundu.
“Veteriner hekimliği yemini halk sağlığını önceler” diyen Prof. Sabuncuoğlu, “Veteriner hekimlik mesleği ve yemini, veteriner bilimleri, diğer sağlıkla ilgili bilim dalları gibi, en önce insan ve halk sağlığı, hayvandan insana geçen hastalıkların (zoonoz) engellenmesi, gıda sağlığı ve güvenliği için vardır.” diye konuştu.
EVCİL HAYVANIN SOKAKTA OLAMAYACAĞINI EN ÇOK VETERİNER HEKİMLER BİLİR
TVHB yönetiminin açıklamasının bilim dışı ve mesleğin amacına aykırı olduğunu kaydeden Prof. Sabuncuoğlu, tepkisini şöyle dile getirdi:
“Evcil hayvanın sokakta yaşayamayacağını, evcil hayvanın yerinin on binlerce yıldır, sokak olmadığını, en çok biyologlar ve veteriner hekimler bilir. TVHB yönetiminin, ‘Sokakta yanındayım’ gibi bilim dışı bir söylemle gündeme gelmesi şaşırtıcıdır, mesleğin amacına, etik standartlarına aykırıdır. Halkın sağlığı ve güvenliği açısından, meslek üyeleri tarafından da kabul edilemeyen talihsiz bir açıklamadır.”
İNSAN HAYATINI İŞLEM ÜCRETİYLE KIYASLAMAK ETİK DIŞIDIR
TVHB yönetiminin maliyet açısından da gerçek dışı ifadelerde bulunduğunu söyleyen Sabuncuoğlu, kısırlaştırmanın daha maliyetli olduğunu söyledi. Ancak bu kıyaslamanın da etik dışı olduğunu vurgulayan Prof. Sabuncuoğlu, şöyle konuştu:
“Günde 1200 insanın ısırıldığı, parçalandığı, hatta hayatını kaybettiği bir şartta, işlem ücretlerini mevzu bahis etmek, kıyaslamak, etik dışı bir söylemdir.”
BU SÖYLEM, ‘İNSANLAR ÖLSÜN, RANT SÜRSÜN’ DEMEKTİR
“Kısırlaştır-sokağa geri bırak insanlar ölsün, rant sürsün demektir.” diyen Sabuncuoğlu, sözlerine şu ifadeleri ekledi:
“Devlet ve millet karar verdi. Türkiye, sıfır başıboş köpek politikası uygulayacak. Gelişmişliğin, uygarlığın gerekliliği budur. Kuduz ülkesi listesinden çıkmanın tek yolu budur.”
Dünyada gelir adaletinin bozulduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyadaki en zengin yüzde 1’lik kesimi toplam küresel servetin neredeyse yarısına sahip” tepkisinde bulundu.
Başkan Erdoğan “Küresel sistemin tüm unsurlarıyla günümüz gerçekleriyle dizayn edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Rusya- Ukrayna savaşı ve Gazze soykırımıyla birlikte artık bu kaçınılmaz olmuştur.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;
İki gün boyunca konuşulacak başlıklara baktığımızda kapsamlı bir hazırlık görüyoruz. İslam ekonomisinin odağında geniş bir yelpazede paneller, yol gösterici tartışmalara zemin olacaktır.
Zirve’nin ülkemiz, bölgemiz, ekonomimiz insanlık için hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye, Albaraka Zirvelerine ilk kez evsahipliği yapıyor. Dünyanın 75 farklı ülkesinden yaklaşık 1500 den fazla katılımcıyı zirve münasebetiyle Türkiye’de misafir edeceğiz. Ülkemizde İslami finans ve katılım sektöründe ivme kazandıracağına inanıyorum. Kıymetli fikirleriyle zirveye katkı sunan tüm katılımcılara şimdiden teşekkür ediyorum.
Geçen sene hizmete açtığımız İstanbul finans merkezi bu çabalarımızın sembolü oldu. İstanbul’un İslami finans alanında büyük bir potansiyel sahip olduğunu uluslararası yatırımcılar da tastik ediyor. Global ölçekte İslam ekonomisine yönelik hizmet ve ürün pazarlarının keşfedilmesine zirvenin yardımcı olacağı kanaatindeyim.
“ULUSLARARASI DENGE KAYBOLMUŞ, KAOS DÜNYANIN HAKİM RENGİ GALİNE GELMİŞTİR”
Son yıllarda dünyamız köklü bir sürecin içinden geçiyor. Şunu çok net görebiliyoruz. Uluslararası sistemde denge kaybolmuş, istikrarsızlık ve kaos dünyanın hakim rengi haline gelişmiştir.
“KİMSE KENDİNİ EMNİYYET HİSSEDEMEZ”
Afrika’da onca yeraltı kaynağına rağmen insanlar ölüyorsa, Suriye’de, Yemen’de kan akmaya devam ediyorsa Gazze’de onca insan katlediliyorsa, her yıl binlerce umut yolcusu son nefesini çöllerde veriyorsa kimse kendini emniyette hissedemez, gece başını yastığa rahat koyamaz. Güvenliğin olmadığı yerde demokrasi ve özgürlük olmaz. Küresel sistemin elitleri bu tabloyu duymazdan geliyor.
“SORUN ÜRETEN SİSTEMDEN VAZGEÇMELİYİZ”
İnsanlık olarak hem kendimizin hem evlatlarımızın müreffeh bir dünyada yaşamasını istiyorsak sorun üreten sistemden vazgeçmeliyiz. Bunun yerine daha dengeli, daha kuşatıcı bir sistem için hep beraber el ele vermeliyiz.
Hangi inanca kültüre mensup olursak olalım bunun için mücadele etmemiz gerektiğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum.
Meydan okumalar, esasen hiçbir alternatif bırakmıyor.
“FİNANSAL SİSTEM , REEL SEKTÖRÜ SÖMÜREN BİR YAPIYA DÖNÜŞTÜRMÜŞTÜR”
Küresel finansal mimarinin gayesi asıl refah artışına fayda sağlamak olmalıdır. Finansal sistem, reel sektörü sömüren bir yapıya dönüşmüştür. Gelir ve servet adaletsizlikleriyle yapay büyümeyle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskıya neden oluyor. Sistemin yapısal sorunları gün yüzüne çıktığı halde süreç geçici önlemler alındı. Finans mimarisinin oldukça kırılgan yapıda olduğunu herkes kabul ediyor.
Uluslararası Finans Enstitüsü’ne göre küresel borçluluk 315 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bu oranların sürdürülebirliliği bile şüpheliyken borçlanmanın daha da artması bekleniyor. Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyeye çıktı. En zengin yüzde 1’lik kesim küresel servetin neredeyse yarısına sahip. Alttaki yüzde 50’lik kesimin payı ise yüzde 1’i dahi geçmiyor. Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor. Afrika’dan Asya’ya milyarlarca insan bir avuç kişi için adeta seferber olmuş durumdadır.
Elini vicdanına koyan hiç kimsenin bu manzarayı içine sindireceğini düşünmüyorum. Kapitalist sistemin serbest piyasayı teşvik ediyor gibi görünse de tekelleşmeyi, paradan para kazanmayı ödüllendirdiğini görüyoruz. Fakiri daha da fakirleştiren bu sistemin dertlerimize derman olamayacağını hepimiz kabul etmek zorundayız.
Sosyal adaleti önceleyen, pozitif sosyal etki etmeyi amaçlayan katılım finans, tüm insanlığa hitap edecek potansiyele sahiptir. Türkiye olarak bunu tecrübe ettik. Özel finans kurumları 40 sene içerisinde sürekli değişerek bugünlere kadar geldi.
“KATILIM FİNANSI HAK ETTİĞİ YERE GETİRMEMİZ GEREKİYOR”
Bankacılık içindeki payı yüzde 9’a yaklaştı. Katılım finansın halen arzu ettiğimiz seviyenin gerisinde olduğunu itiraf etmek durumundayım. Yastık altı denilen, sistem dışı tasarruf anlayışına sahibiz. İnsanımız zor günler için gelirinin bir kısmını tasarruf eder. Bunu da altın ve maalesef dövizle yapmaktadır. Ekonomiye aktif bir katkısı olmadığını biliyoruz. Yastık altını ekonomiye sokmak için çağrıda bulunduk. Kurumlarımız toplumu ikna edici finansal ürünler geliştiremedi.
Ön yargılar hala kırılmadı. Bilgiden ziyade ön kabullerle hareket edildiğini görüyoruz. Katılım finansı hak ettiği yere getirmemiz gerekiyor. Ekseriyetle dini hassasiyetle tasarrufun değerlendirilmesi olarak görülüyor. Kısa vadede bankacılık içindeki payını yüzde 15’e çıkarmayı hedefliyoruz. İstanbul Finans Merkezi’nin açılışı ve yeni katılım finansların katılımı ile mesafe kat ettik. Katılım finansın gelişimine verdiğimiz önemi gösterdik. Finans ofisimiz tarafından hazırlanan katılım finans strateji belgesini de yayınladık.
“İSTANBUL’U KÜRESEL FİNANS VE KATILIM FİNANS MERKEZLERİNDEN BİRİ HALİNE GETİRECEĞİZ”
OVP ve Kalkınma Planı’nda önemli hedefler koyduk. Eylem maddelerimizle geniş alanda çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde inşallah katılım finans kanunuyla taçlandırmak arzusundayız. Son 21 yılda Türk ekonomisine başarılar yaşatmış bir hükümet olarak katılım finansı hak ettiği yerlere getireceğiz. İstanbul’u küresel finans ve katılım finans merkezlerinden biri haline getireceğiz.
“TÜRKİYE’YE GÜVENEN HİÇ KİMSE PİŞMAN OLMADI”
Türkiye’ye güvenen hiç kimse pişman olmadı. Kazandırarak kazanmayı amaçlayan hiçbir müteşebbis sonradan nedamet duymadı. Bundan sonra da kazan-kazan temeliyle iş birliklerimizi ilerleteceğiz. Tüm kurumlarımızın sizlere gereken kolaylığı ve yardımı yapmaya hazır olduğunu söylemek istiyorum.
]]>
‘ANADOLU, KADİM REÇETELERİN DİYARIDIR’
Emine Erdoğan, programın açılışında yaptığı konuşmada, Anadolu’nun binlerce yıllık bereketli topraklarına işaret ederek, “Anadolu, adeta insanlığın, medeniyetin, kültürel gelişimin bilgi bankasıdır. İlk tanesi on binlerce yıl önce toprağa düşmüş ata tohumlarının mekanıdır. Binlerce yıldır aynı göğün altında aynı tarifle pişirilen, günümüzde de aynı tariflerle pişirilmeye devam edilen kadim reçetelerin diyarıdır.” diye konuştu.

Atalardan yadigar mutfak hazinesinin geçmiş medeniyetlerden gelen binlerce yıllık adetlerin, Anadolu Selçukluları ve Osmanlı’nın zengin imparatorluk geleneğinde harmanlamasıyla doğduğunu dile getiren Emine Erdoğan, “Asırların pekiştirdiği insan merkezli medeniyet fikri, Türk mutfağının tezgahında işlenerek milli karakterimize de şekil vermiştir. Bedenlerimiz kadar gönüllerimizi de birleştiren sofralarımız, dayanışma ve paylaşma ruhumuzu beslemiştir. Doğumdan ölüme, sevinçten kedere birçok özel anımız, bu sofraların çeşitliliği ve birleştirici gücüyle taçlanmıştır.” ifadelerini kullandı.

Türk mutfağının, dünyanın ünlü mutfakları arasında sayılsa da çok az lezzet reçetesinin dünyaya açıldığını vurgulayan Emine Erdoğan, “Mutfağımızı hak ettiği şekilde dünyaya tanıtmak ve sahip olduğumuz kültürel zenginliği layıkıyla muhafaza ederek geleceğe taşımak amacı bizi birbirinden kıymetli akademisyen ve usta şeflerle 2021’de bir araya getirdi. ‘Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı’ kitabını çıkararak, mutfak kültürümüzü tanıtmanın yanı sıra atıksız ve sürdürülebilir tariflerimizi, halkımızın ve tüm insanlığın istifadesine sunduk.” bilgisini verdi.
‘YEREL MUTFAKLARIN ÖZGÜN REÇETELERİNİ KORUMAK MECBURİYETİNDEYİZ’
Türk mutfağına ithaf edilen, 21-27 Mayıs Haftası’nın da Türk mutfağını hak ettiği şekilde tanıtmak amacıyla eşsiz imkanlar sunduğuna dikkati çeken Emine Erdoğan, ilgili tüm kurumlar ve halkın desteğiyle bu haftanın her milletten insanı ortak sofrada birleştiren geleneksel bir buluşma haline gelmesi dileklerini iletti. Emine Erdoğan, şöyle konuştu:

“Küreselleşmenin yarattığı kültürel çorak iklime karşı, yerel mutfakların özgün reçetelerini korumak mecburiyetindeyiz. Zira, yerli üretimlerimiz, küresel gıda sistemlerine yenik düştükçe, özgün kültürler erozyona uğramakla kalmıyor aynı zamanda yeme ve içme, haz odaklı, faydasız bir tüketime dönüşüyor ve giderek sağlığımızı da kaybediyoruz.”
Emine Erdoğan, besinlerdeki doğallığı yitirmenin, bir insan için fiziksel zararları kadar manevi zararları da bulunduğunu aktararak, şöyle devam etti:
“Sofralar yerini ayaküstü atıştırmaya bıraktıkça, duygular tükeniyor, duyarlılık aşınıyor, milletler de özgünlüğünü yitirerek benzeşmeye başlıyor. Geleneksel sofralar ise gönülleri de doyuruyor. Yemek pişen ev, yuva olur, taze ekmeğin kokusu, güven verir. Ocağın tütmesi, dirlik ve düzenin dayanağıdır. Türkiye olarak, tarih boyunca etkilediği birçok ülkenin insanı ile birlikte toplumumuzdaki her grubu bir sofra etrafında birleştiren köklü bir mutfak kültürüne sahip olmanın kıymetini biliyoruz ve temiz, sağlıklı, yerel ve özgün gıdaya erişimin tüm insanlığın hakkı olduğuna inanıyoruz.”
Emine Erdoğan, yenilen, içilen, maruz kalınan her türlü gıdanın, doğallığını yavaş yavaş yitirerek zehirli bir hal aldığını belirterek, anne sütünde bile artık mikroplastiklere rastlandığını, temiz gıdaya erişim hakkının bugün daha da önemli hale geldiğini vurguladı.

Bu açıdan, yurt dışındaki Türk Mutfağı Haftası kutlamaları için, dünyanın en sağlıklı mutfaklarından biri olarak bilinen “Ege Mutfağı”nın seçilmesini kıymetli bulduğunu dile getiren Emine Erdoğan, “Genetiği bozulmamış, ata tohumlarımızla toprağı zehirlemeyen, organik gübrelerle yetiştirilen, kimyasala bulaşmadan soframıza ulaşan ve şifa reçeteleriyle doğru bir şekilde değerlendirilen ürünlerden tüm insanlığın faydalanmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.
ERDOĞAN, TÜRK MUTFAĞININ ÖNEMİNİN ALTINI ÇİZDİ
Türk mutfağının öneminin altını çizen Emine Erdoğan, şunları söyledi:
“Türk mutfağı, emekle sabır birleştiğinde, ortaya çıkan mucizenin adıdır. Tarlayı süren, tohumu savuran, fidanı diken, hasadı yapan, hamuru yoğuran, yufkayı açan, bütün maharetli ellerin ortak eseridir. Vatanımızın her beldesinde ürünle özdeşleşmiş, gönüllere işleyen bir insan hikayesi bulunur. Coğrafi işaret olarak tescillenen ürünlerle birlikte kimliğimizi oluşturan hikayelerimizi de koruma altına almış oluyoruz. Çünkü coğrafi işaret, toprakla özdeşleşen bütün birikimi kapsar. Her birisi ayrı kıymetli ve değeri hak eden ürünlerimizden uluslararası yeni markalar doğmasını yürekten diliyor, dünyada nerede olursa olsun, yerel ürünlere sahip çıkmayı amaçlayan her türlü projeyi gönülden desteklediğimi de bilmenizi istiyorum.”

Emine Erdoğan, Türk kültürünün parıldayan cevheri olan Türk mutfağını tanıtma ve değerlerini muhafaza etme noktasında, Kültür ve Turizm Bakanlığına önemli görevler düştüğüne dikkati çekerek, Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı kitabı ve Türk Mutfağı Haftası kutlamalarında ortaya koyduğu çabadan ötürü tüm bakanlık çalışanlarına şükranlarını sundu.
Türk mutfağının yerel ve küresel düzeyde, hak ettiği değere ulaşması için etkinlikler düzenleyen valilik, belediye ve yurt dışı temsilciliklerine de teşekkürlerini ileten Emine Erdoğan, “Bu seneki etkinlikler kapsamında hayata geçirilen, Göbeklitepe’den günümüze, topraklarımızın ‘taşan ama dökülmeyen, artan ama eksilmeyen’ bereketini ortaya koyan, kıymetli sergi dolasıyla Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımızı ayrıca yürekten tebrik ediyorum.” diye konuştu.
Konuşmasında İsrail’in saldırıları altındaki Filistin’de yaşananlara da değinen Emine Erdoğan, “Filistin’de yaşanan vahşetin kültürel bir kıyım içerdiğini, bir milletin, kıyafetinden yemeklerine, tarihi yapılarından doğal güzelliklerine her açıdan yok edilmeye çalışıldığını hatırlatmak istiyorum. İsrail, tavus kuşunun tüylerini alıp üzerine yapıştırmaya çalışan karga hikayesinde olduğu gibi Filistin’in kültürünü, tarihini, mutfağını açıkça çalmaya çalışsa da biz hakikati haykırmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Emine Erdoğan, tüm insanların farklılıklarını koruyarak, huzur ve barış içinde aynı sofrada buluşabilmesi dileklerini de iletti.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, büyükelçiler ve eşleri ile gastronomi alanındaki öğretim üyeleri ve öğrencilerin de katıldığı etkinlikte, Türk mutfağının geleneksel, sağlıklı ve atıksız kültürel mirası ve Türk mutfağının zenginliğini aktaran video gösterimi de yapıldı.

TÜRKİYE’NİN 7 BÖLGESİNİN KÜLTÜREL MİRASI VE MUTFAK KÜLTÜRÜ SERGİLENDİ
Emine Erdoğan, program öncesinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun ve Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca düzenlenen Türkiye’nin doğal, kültürel güzellikleri, iklim ve coğrafi çeşitliliği ile kadim medeniyetlerden aldığı mirasını 7 bölgenin mutfak kültürü üzerinden tanıtan sergi ve dijital deneyim alanını gezdi.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonu’nda, Ege’den Doğu Anadolu’ya Karadeniz’den İç Anadolu’ya kadar farklı coğrafi bölgelerin sahip olduğu doğal ve kültürel miras ile tarımsal çeşitliliğin yer aldığı sergide ürünleri inceleyen Emine Erdoğan, yetkililerden bilgi aldı.
OLGUNLAŞMA ENSTİTÜLERİNİN GELENEKSEL EL SANATLARIYLA ÜRETİLEN ÜRÜNLERİ DE YER ALDI
Emine Erdoğan, sergide ayrıca himayesindeki Dokuma Atlası Projesi kapsamında çalışmalarını artıran Olgunlaşma Enstitülerinin hazırladığı Türkiye’nin Türk mutfak ve sofra kültürünü yansıtan, geleneksel el sanatlarıyla üretilen ürünlerini de inceledi.
21 COĞRAFİ İŞARETLİ ÜRÜN SERGİLENDİ
Emine Erdoğan, etkinliğin fuaye alanında ise ait oldukları yörede kültür, turizm ve ekonomi gibi pek çok alana etki ederek katma değer yaratan Avrupa Birliği tescilli 21 coğrafi işaretli ürünün yer aldığı stantları da ziyaret etti.

Bu stantlarda Gaziantep baklavası, Aydın inciri, Malatya kayısısı, Aydın kestanesi, Milas zeytinyağı, Bayramiç beyazı, Taşköprü sarımsağı, Giresun tombul fındığı, Antakya künefesi, Suruç narı, Çağlayancerit cevizi, Gemlik zeytini, Edremit zeytinyağı, Milas yağlı zeytin, Ayaş domatesi, Edremit körfezi yeşil çizik zeytini, Maraş tarhanası ve Ezine peyniri de yer aldı.
Ayrıca geçmişten geleceğe miras bırakılan ata tohumları da etkinlikte sergilendi.
Etkinlik kapsamında davetlilere lokum, Türk kahvesi ve boza ikramları da yapıldı.
Sergi, 1 ay boyunca gezilebilecek.
Toplantı sonrasında öğle yemeğinin ardından MHP lideri Devlet Bahçeli, gazetecilerle bir araya gelerek sohbet etti.
Bahçeli, gazetecilerin gündeme dair sorularını da yanıtladı. 28 Şubat davası hükümlülerinin tahliyesine ilişkin sorulan soruyu yanıtlayan Bahçeli, şunları söyledi:
“28 Şubat olayları özellikle AK Parti ve ona gönül vermiş insanları üzen bir olay olmuştur. Aradan yıllar geçmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız anayasal hakkını kullanarak hepsinin tahliyesine karar vermiştir. Bunu çok iyi anlamak lazımdır. Atılan bu adımın ne gibi bir mana taşıdığını iyi değerlendirmek gerekir. Cumhurbaşkanı’nın bu komutanlara cezaevindeki hayat şartlarının yoğunluğu içerisinde kendi yetkisini kullanarak insani bir yaklaşım içerisinde bulunması ve 80 üstü yaş grubunun artık cezaevinde hayatlarını devam ettiremeyecek bir güçlükle karşı karşıya kaldığını anlayışla karşılayıp bunların cezaevinden çıkmasına vesile olmuştur. Bunun istismar olmaması lazım. ‘Bu bir aftır’, ‘Anayasanın bilmem kaçıncı maddesi’ bunlar yakışık şeyler değil. Atılmış olan adımlar eğer Türkiye’de normalleşme süreci yaşanıyorsa onun içerisinde önemli bir adım olarak görülmeli. Herkes hangi düşüncede olursa olsun, hangi fikri savunursa savunsun 80 yaş grubunun üstünde artık cezaevinde hayatını devam ettirmekte güçlük çeken insanları dikkate aldığınızda bunu takdirle karşılamaktan başka bir şey düşünülmemelidir. Doğrusu da budur.”

ÇETİN DOĞAN’A TEPKİ
Geçtiğimiz günlerde tahliye edilen 28 Şubat hükümlülerinden Çetin Doğan’ın “Televizyonlarda bir aftan bahsediliyor. Af söz konusu değil doğrudan doğruya anayasal görevin Cumhurbaşkanı tarafından net olarak yerine getirilmesidir” açıklamalarının sorulması üzerine Bahçeli, “Cezaevinden çıkan Çetin Doğan’ın konuşması bana göre uygun olmamıştır. Ben cezaevi müdürü olmuş olsaydım aftan yararlananların listesine bakar, ‘Çetin Doğan, sen orada yoksun’ diye geri içeri alırdım. Genelde cezaevinde uzun yıllar kalan ve hayatını devam ettirebilecek şartlara çok uzak kalmış birçok insan var. Eğer Türkiye’de hayatı koruma, zor şartlarda hayatı iyiye idame ettirebilecek imkanlardan yoksun olan insanlar afla değil Cumhurbaşkanı’nın vicdani ve insani yaklaşımıyla dışarıya çıkartılıp normal hayatta ailelerinin yanında, ömürlerinin sonlarına doğru huzurlu bir hayat yaşamasını temin etmesinde yarar vardır. Anayasanın kendisine vermiş olduğu yetkiyi kendisine en fazla zulüm yapıldığı kanaati toplumda yaygın olan bir gruba bunu vermiş olması takdirle karşılanmalıdır” cevabını verdi.
CHP’YE YENİ BİR RENK KATTI
MHP lideri Bahçeli, geçtiğimiz günlerde TBMM’de CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüşmesi sorulması üzerine görüşmeyi şu sözlerle değerlendirdi:
“Cumhuriyet Halk Partisi onlara göre birinci parti konumuna geldi ama bize göre değil. Özgür Bey’i ben Meclis’te kendisini yakinen takip ettim. Bazı özellikleri var. Bir defa hareketli bir insan. İkincisi heyecanlı bir insan. Üçüncüsü konuşkan bir insan. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’ne yeni bir renk kattı ama bu renk güneşin batışı sırasındaki 7 renge bürünürse tehlike. Ama güneşin renginde kalırsa yani köklü bir CHP olarak kalırsa faydalı olabilir diye düşünüyorum. Güneşin renklerini biliyorsunuz değil mi? Her renk var orada. Oraya dönüşmemesi lazım.”
KARAGÜMRÜK SÜPER LİG’DE KALMALIDIR
Bir gazetecinin “Karagümrük taraftarı olarak Beşiktaş’ın gidişatını nasıl değerlendirirsiniz” sorusu üzerine Bahçeli, “Beşiktaş’tan ayrıldım. Karagümrük’ün küme düşmesine de rıza göstermiyorum. Karagümrük Süper Lig’de kalmalıdır. Bu aynı zamanda futbolun gümrüğüdür. Onu aşan gümrükten geçmiş olur” yanıtını verdi.
SİYASİ PARTİLERİ GÜÇLENDİRMEK LAZIM
Bir gazetecinin “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içerisinde bu kadar çok siyasi partiye gerek var mı” sorusunu sorulmasının ardından Bahçeli, “Türkiye’de hemen hemen ne kadar dernek var derseniz sayısını bilen yok. Ama her sokakta, Anadolu’da diyelim ki bir il var. İlin kaç tane ilçesi var? Hepsinin birer şubesi var orada. Şubeyle de yetinmiyorlar. Her ilin köyünden temsilciler var İstanbul’da. İstanbul’da dernekler levhası, siyasi partilere doğru dönüştü. Bu kadara gerek yok. Önemli olan mevcut siyasi partileri güçlendirmek, programlarını güçlendirmek, çözüm üreten programlara sahip kılmak. Bunların daha tercih edilmesi lazım” dedi.
BAŞÖRTÜSÜ MESELESİ BİTMİŞTİR
Bahçeli’ye dün Ankara’da 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada sanık avukatının mahkeme başkanı ve üyelerine yönelik kullandığı sözlerin sorulması üzerine, “Bu arkadaşlar Türkiye’deki toplumsal huzurun sağlanması, antlaşmanın önleyici bazı adımların atılmasının çok gerisinde kaldı. Türkiye’de başörtüsünü meselesi bitmiştir. Üniversitelerde vardır, sağlık kurumlarında vardır. İsteyen hanımefendi örtülmek suretiyle buralardan devam ediyor. Bunu şimdi taşımanın bir manası yok. Yani bunu niye söylerler? Toplumu karıştırmak için. Bunlar görevlendirilmiş tipler. Bunların hiçbirisi de kulağa basmıyor. Bunlar bozguncu. O zaman Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçim döneminde Kemal Kılıçdaroğlu’nun çıkartıp da birtakım resimler verilmesini neyle izah edecek? Onun için bu mesele bitti. İstediğiniz gibi düşünün. İstediğiniz gibi yaşayın” şeklinde konuştu.
Bahçeli, gazetecilerin “sevdiğiniz şarkılar” sorusunun ardından Hande Mehan’dan “Bir kızıl goncaya benzer dudağın” şarkısını açarak basın mensuplarıyla birlikte dinledi.
]]>
Sobacı, bir önceki sene düzenledikleri etkinlikten bugüne dünyanın çok uç noktalara doğru savrulduğunu belirterek, bu savrulmaların merkezinde yaklaşık 8 aydan beri İsrail’in Filistin’e uyguladığı soykırımlar olduğunu kaydetti.

İsrail’in on yıllardır devam eden Filistin’e yönelik işgali ve şiddetini 7 Ekim’den sonra artırdığını belirten Sobacı, şunları söyledi:
“Bu aşamada baktığımızda aslında Gazze’de sürgün görüyoruz, yerinden etme görüyoruz. Gazze’de mahrum bırakma, elektrikten, sudan en temel insan haklarından, ihtiyaçlardan mahrum bırakma görüyoruz. Gazze’de katliam görüyoruz. Ve her türlü canavarlığın sahasına dönmüş olan Gazze’deki bu durum karşısında aslında egemen güçlerin bunu görmezden gelme noktasında nasıl adım attığını, hatta şiddeti, saldırıyı, katliamı, soykırımı nasıl desteklediğine hep birlikte tanıklık ediyoruz.”

Sobacı, şöyle devam etti:
“Batılı devletler bugün dünyanın, tabiri caizse adalet terazisini Gazze’deki olaylar karşısında tarumar ederken, bir kesim gençler aslında Filistin meselesinin, Gazze meselesinin gündemde kalmasını sağlıyor. Bunu biz şehir meydanlarındaki yürüyüşlerde görebiliyoruz. Gençler en ön sırada yer alıyorlar ve en gür ses gençlerden çıkıyor. Üniversite kampüslerinde asaletli duruşu, haysiyetli duruşu Gazze meselesinde gençler sergiliyor. Boykot süreçlerine baktığımızda, organizasyonu büyük ölçüde gençler seferber ediyor ve onlar ön plana çıkıyor.”

Gençlerin insanlığın onurunu kurtaracak şekilde hareket ettiğini vurgulayan Sobacı, şöyle konuştu:
“Biz aynı zamanda biliyoruz ki bu haysiyetli, adaletli, kimlikli duruş aslında bizim ülkemiz tarafından, Türkiye tarafından çok uzun zamandır sergileniyor. Bugün bölgesel bir güç, küresel bir aktör olarak nerede bir insani kriz varsa orada mazlumdan ve masumdan yana tavır sergileyen bir Türkiye var. Güçlünün yanında değil, haklının yanında saf tutan bir Türkiye var. Elindeki tüm kaynaklarıyla birlikte insani diplomaside, insani yardım alanında dünyada birinci sırayı almış Türkiye var. Dolayısıyla her milletten vicdanlı insanların İsrail’in vahşeti ve ABD’nin ona koşulsuz desteği karşısındaki duruşu, haktan yana menzillenmesi ve vahşet karşısında kıyama geçmesi, şehir meydanındaki yürüyüşlerle birlikte Türkiye’nin mazlumdan yana olan pozisyonu bir anlamda insanlık için de bu etkinliğimizin ortak konusu olan geleceğimiz için de umutlarımızı diri tutmamıza imkan sağlıyor.”
TRT Genel Müdürü Sobacı, Türkiye’nin kamu yayıncısı olarak kendilerinin de küresel sorunların hakça, adalet zemininde çözümüne yönelik ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini belirtti.
Forum, açılış konuşmalarının ardından panellerle devam ediyor.

– UZMAN İSİMLERLE GENÇLER BULUŞTURULUYOR
Bu yıl üçüncüsü düzenlenen “TRT World NEXT Forumu”nda teknolojiden spora, kültür ve sanattan sağlığa, dünyanın geleceğinden medyanın değişim ve dönüşümüne kadar birçok soru ve soruna değinilmesi amaçlanıyor.
Programda, Türkiye ve yurt dışından alanında uzman isimlerin katılacağı panellerin yanı sıra fuaye alanında etkinlik temalarıyla doğrudan ilişkili atölye çalışmaları, özel konuklarla söyleşiler ve deneyim alanları da yer alıyor.
Etkinliğin konuşmacıları arasında ilk Türk astronot Alper Gezeravcı, Filistinli sanatçı ve yazar Malak Mattar, Filistinli yapay zeka etiği araştırmacısı ve akademik uzman Nour Naim, Nijeryalı görüntü yönetmeni ve içerik üreticisi Maryam Apaokagi-Greene, Güney Afrikalı ruh sağlığı aktivisti Shudufhadzo Musida, Tanzanyalı müzisyen Frida Amani ve Libyalı gazeteci ve yapımcı Noor Tagouri ile Güney Afrikalı espor uzmanı Julia Robson da bulunuyor.
Arkeologlar 2004’te, artık Wels diye bilinen eski Roma şehri Ovilava’daki bir mezarlıkta iki insan ve en az bir atın kalıntılarının yanı sıra altın kolyeler çıkarmıştı. İlk başta MS 6 ila 7. yüzyıla tarihlenen mezardaki insanların birbirine sarılması, evli bir çift oldukları düşüncesine yol açmıştı.

500 İLE 600 SENESİ ARASINDA GÖMÜLMÜŞLER
Viyana Üniversitesi’nden araştırmacılar DNA analizi ve radyokarbon tarihleme yöntemini kullanarak bu keşifle ilgili bazı yanlışları düzeltti. Başta düşünülenden 500 yıl daha eski olduğu anlaşılan mezarın MS 2 ila 3. yüzyıla tarihlenmesiyle Roma dönemine ait olduğu ortaya çıktı.
Avusturya’da 20 yıl önce keşfedilen mezarda birbirine sarılmış haldeki iki kişinin sevgili değil, anne-kız olduğu anlaşıldı. Avrupa ülkesinde ilk defa Roma dönemine ait böyle bir mezar bulundu.
Arkeologlar 2004’te, artık Wels diye bilinen eski Roma şehri Ovilava’daki bir mezarlıkta iki insan ve en az bir atın kalıntılarının yanı sıra altın kolyeler çıkarmıştı. İlk başta MS 6 ila 7. yüzyıla tarihlenen mezardaki insanların birbirine sarılması, evli bir çift oldukları düşüncesine yol açmıştı.
Viyana Üniversitesi’nden araştırmacılar DNA analizi ve radyokarbon tarihleme yöntemini kullanarak bu keşifle ilgili bazı yanlışları düzeltti. Başta düşünülenden 500 yıl daha eski olduğu anlaşılan mezarın MS 2 ila 3. yüzyıla tarihlenmesiyle Roma dönemine ait olduğu ortaya çıktı.
KEMİKLERİN ANNE VE KIZA OLDUĞU BELİRTİLDİ
Journal of Archaeological Science: Reports adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmayı yürüten ekip insanların cinsiyetiyle öldükleri yaşı da belirledi. İkisinin birinci dereceden akrabalık ilişkisindeki kadınlar olduğu tespit edilirken birinin yaşı 20-25, diğerininse 40-60 yaşında diye saptandı.
Arkeologlar, DNA sonuçları ve aradaki yaş farkından dolayı iki kadının kardeş değil anne-kız olduğu sonucuna vardı. Araştırmanın yazarlarından Sylvia Kirchengast bu bulguyu Live Science’a şöyle açıklıyor:
O dönemlerde iki kız kardeş arasında 20 yaş fark olması pek muhtemel değil. Bu yüzden anne-kız ilişkisinin daha yüksek bir ihtimal olduğunu düşündük.

İKİSİ DE AT VE KOLYELERLE BİRLİKTE GÖMÜLMÜŞ
Kadınların at ve altın kolyelerle gömülmesi üst sınıfa işaret ederken, arkeologlar Romalı olmadıklarını düşünüyor. Çalışmanın başyazarı Dominik Hagmann, Romalıların atlarla pek yakın bir ilişkisi olmadığını söyleyerek şöyle ekliyor:
Bildiğimiz kadarıyla Romalıların atlarla gömülmesi son derece nadir görülen bir durum.
Hagmann’a göre ikili, atlarıyla gömüldükleri bilinen Keltlerden olabilir. Arkeologlar kemikler üzerindeki incelemeler sonucu, daha yaşlı kadının sıkça at sürdüğüne dair bulgular da edindi.
İki kişinin neden beraber gömüldüğü netlik kazanmamakla beraber araştırmacılar bir hastalığa yakalanıp aynı zamanda öldüklerinden şüpheleniyor.
Kirchengast çalışmanın önemini şu sözlerle vurguluyor:
Bu, Avusturya’da Roma dönemine ait olduğu genetik yöntemlerle kanıtlanmış ilk anne-kız mezarı.
Haber7 – ÖZEL
Filistin’de aylardır süren vahşet yaşanırken insanlık da büyük bir sınav veriyor. Birçok savaş suçunun işlendiği, insanlık haklarının yok sayıldığı bu dönemde bölge halkının psikolojik ve sosyolojik olarak nasıl etkilendiğini Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan cevapladı.
Filistin’de psikolojik ve sosyolojik durum hakkında önemli açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu soykırımın dünya genelinde soru işaretlerine neden olduğuna dikkat çekerek “Filistin halkının böyle bir canlı soykırıma tepkisi, bütün dünyanın ezberini bozdu. Hem İslam dünyasının hem bütün küresel sistemin hem de siyasetin ezberini bozdu. Toplumları da şaşırttı. Küresel vicdanı harekete geçirici bir etki de yaptı. Oradaki 2 milyon civarındaki Gazzeli mağdur ve mazlum kişiler, 8 milyar insanlığın kafasında birçok soru işareti uyandırdı.” dedi.

KÜRESEL SİYASETTE ÇİFTE STANDART
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Gazze’de yaşanan vahşetin İslamofobiyi alt üst ettiğine değinerek “Dünya kamuoyu etkisi iki türlü; bir küresel siyasetin tepkisi, iki toplumun etkisi. Küresel siyasetin tepkisi tam çifte standart oldu. İnsan haklarıyla ilgili mangalda kül bırakmayan küresel siyaset, böyle bir durumda küme düştü diyebiliriz. Ciddi bir şekilde insanlığı hayal kırıklığına uğrattı.” ifadelerini kullandı.
Her savaşta yüzde 3-5 oranında sivil ölümü görüldüğünü söyleyen Tarhan, Gazze’de ise bu oranın yüzde 80-90 civarı olduğunu belirtti. Yaşanan vahşete sessiz kalınmasına karşılık olarak Dante’nin “Cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır” sözüne yer verdi. Bu olaylarda ailelere düşen rolün önemine değinen Tarhan, “Her ailenin kendi çocuğuna zalimliğin, canlı bir soykırımın, empatisizliğin, mağdur ve mazlum insanlara böyle acımasız davranmanın ne kadar kötü olduğunu ve kötülüğün sıradanlığını anlatmaları için bir fırsat.” açıklamasında bulundu.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hitlerin Alman halkını nasıl ikna ettiği araştırılırken kötülüğün sıradanlığı kavramı geliştiriliyor. İnsanlar kötülüğü bir müddet sonra normalleştiriyor ve yapmaya başlıyorlar.” sözleriyle kötülüğün normalleşmesine dikkat çekti. Tarhan, Vietnam Savaşı boyunca bir Amerikan vatandaşın Beyaz Saray’ın önünde her gün tek bir mum yakarak protestoda bulunduğu hikâyeyi anlattı. Hikâyeye göre; gazeteciler bu kişiye neden mum yaktığını sorduğunda “Kötülük beni değiştirmesin” cevabını alıyorlar. Tarhan, bu olaya atıf yaparak “En azından bir mum yakılabilir, bir tepki verilebilir.” dedi.
İNSAN OLANLA OLMAYANIN SAVAŞI
Dünyada üniversite gençlerinin iyi bir örnek olduğuna işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu savaşın hilal ve haç savaşı olmadığını dile getirerek “İnsan olanla olmayanın savaşı, bu nedenle bu savaşı yanlış bir şekilde yorumlayarak politize etmek isteyenlerin oyununa gelmemek gerekiyor. Bu insanlığa karşı açılmış bir savaştır.” şeklinde konuştu.
Öğrenilmiş çaresizlik konusuna değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sorgulayıcı ve farklı bakış açısına sahip kişilerin ümitsizliğe düşmediğini ve böylelikle çıkış yolu bulabildiklerini aktardı. “Bir şey zorsa yapılabilir, imkânsızsa zaman alır.” sözleriyle aktif sabıra dikkat çeken Tarhan, sosyolojik değişimler olacağını kaydetti.
Haber7 – ÖZEL
Gün geçtikçe büyüyen başıboş köpek sorunu ölüm ve yaralanmaların nedeni olmaya devam ediyor.
Ölüm ve yaralanmaların artması sonucu tepkilerin yoğunlaştığı sorun ile ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme alan Sabah Gazetesi Yazarı Hilal Kaplan, başıboş köpek sorununa yönelik geçici tedbirlerin hiçbir işe yaramadığını bunun yerine kalıcı çözümlere başvurulması gerektiğini belirtti.
Başıboş köpek meselesinin ulusal güvenlik meselesi haline geldiğini kaydeden Kaplan, “İnsanımızı nasıl koruyacağız?” başlıklı yazısında şu ifadelerde bulundu:
“BU MEDENİ BİR ÜLKEDE OLACAK İŞ MİDİR?”
“Şerife Arısan, 72 yaşında bir kadındı. Adana’da belki de on yıllardır yaptığı gibi tarlasına gidip soğan başağı toplamak için seher vakti evinden çıktı. Amacı sıcak havadan etkilenmeden evine dönmekti. Ancak başıboş köpeklerin saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Altı çocuk annesi Şerife Teyze, tam yarım saat boyunca vahşi biçimde parçalanarak can verdi. Şerife Teyze, köpek saldırısı sonucu hayatını kaybeden ya da ağır yaralanan tek kişi değil. Mustafa Topal, Metin Demir, Dudu Berk, Hamide Demir, Enes Koca, Arda Doruk, Çiçek Boztaş ve diğerleri köpek saldırıları sonucu kaybettiğimiz vatandaşlarımızdan bazıları.
“Mağdurun yaşı veya şehri fark etmiyor; insanımız ölüyor. Ülkemizde son altı ayda 100’den fazla köpek saldırısı yaşanmış. Eminim bir bu kadar da raporlanmayan, haberlere geçmeyen saldırı söz konusudur. Köpek sürüleri evlatlarımızı çevreleyip paramparça ederek yiyor ya da onlara zarar gelene dek peşlerinden koşuyor. Bu medeni bir ülkede olacak iş midir?”
“SORUN TÜM TÜRKİYE’YE YAYILDI!”
Yukarıdaki soruyu soralı iki sene olmuş ve değişen hiçbir şey yok. Artık insanlara, hayvancılık için beslenen büyük ya da küçükbaşlara, kümes hayvanlarına saldıran sokak köpekleri var. Sokakların köpekler tarafından istila edilmesinin tek olumsuz etkisi yaşanan bu saldırılar da değil. Özellikle hastane, market, çocuk parkları gibi bölgelerdeki hijyen sıkıntıları, kist hidatik gibi hastalıkların da artmasına neden oldu. Ve bu sorun tüm Türkiye’ye yayılmış durumda…
“YASAYI İŞLEVSİZ HALE GETİRDİ!”
Aslında Türkiye’de sokak hayvanlarına yönelik çıkarılan yasalarda görünürde bir sorun yok. Hollanda’nın başıboş sokak hayvanları sorununu çözmek için uyguladığı ve başarılı olduğu “Topla, Bakımını Yap, Aşıla, Aldığın Yere Bırak” yönteminden bahsediyorum. Fakat yasa çıktığından bu yana hem hayvan sahiplerinin sokağa hayvan bırakması, hem belediyelerin görevlerini yerine getirmeyerek köpekleri toplayıp başka belediyelerin sınırlarına bırakması hem de barınaklardan sahiplenmek için alınan köpeklerin tekrar sokaklara salınması gibi nedenler bu yasayı işlevsiz hale getirdi
Artık geldiğimiz noktada, geçmişte yapılan yanlışların üzerinde tepinmenin sorunu çözme noktasında bize bir faydası olmadığı kesin. Ulusal güvenlik sorunu hâline gelen bu durumdan kurtulmak için atılacak adımlara bir an önce karar verip uygulamaya geçmek gerekiyor. Bu sorunla geçmişte uğraşan ve çözen ülkelerin yöntemlerini hızlıca uygulamaya almamız lazım.
KAPLAN’DAN ÇÖZÜM ÖNERİSİ İÇİN ÇAĞRI
Örneğin İngiltere’de, sokaklardaki köpekler toplanıp bakımevlerinde tedavisi ve bakımı yapıldıktan sonra sahiplenilmesi için bir hafta bekleniliyor. Sahiplenilmeyen köpekler de uyutuluyor. Bu süre bir aya kadar da uzatılabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nin eyaletlerinde veya Almanya’da da benzeri uygulamaların söz konusu olduğunu görebilirsiniz. Fakat bu uygulamada da Türkiye’de milyonları geçen köpeklere sahip çıkacak barınakların ne kadar sürede yapılacağı, toplanma işleminin ne kadar sürede gerçekleşeceği sorunları ortada duruyor
Çözüm içinse şu ön kabulü çekinmeden söylemek zorundayız: Eşrefi mahlukat olan insanın canı, herhangi bir başka canlıyla tartıya çıkartılamaz. Seküler ve evrimci bir nokta-i nazardan bakıyorsanız da bu gerçek değişmez. Merhamet çerçevesinden bakıyorsanız da Mahra Pelin ya da Şerife Teyze’den esirgenen merhamet konumuz dışıdır. İnsan hayatının değerinde anlaştıktan sonra, başıboş köpekler için bir aşılama ve sahiplendirme seferberliği ilan edebiliriz. Ayrıca sorumsuz sahiplerin köpekleri sokağa geri bırakmasını akıllara dahi getirmesinin önüne geçecek denetim mekanizmaları kurulup cezalar getirilebilir.
“İNSANIMIZI NASIL KORUYACAĞIZ?”
Ne var ki başıboş köpek sorununun nasıl çözüleceği sorusu hep aynı noktaya geliyor. Sahipsiz köpeklere aşı ve bakım, sahiplenme için bekleme süresi ve sonuç yoksa uyutmak… Bu gerçeği geciktirmek hem popülasyonu hızla artan köpeklere hem de hayatı tehlikede olan insanlara haksızlık olacak. Şayet bu yanlışsa, farklı düşünenlerden kalıcı ve gerçekçi çözüm önerileri duymak isteriz, linç ve slogan değil. Başlıktaki soruyu hepimiz dert etmeliyiz: İnsanımızı nasıl koruyacağız?
|
YASAL DÜZENLEME ŞART! Başıboş köpek sorununun büyümesinde 5199 sayılı kanunun neden olduğu belirtiliyor. Çözümsüzlüğe neden olan ve değiştirilmesi talep edilen 5199 sayılı kanunun 6. maddesini dayanak alan belediyeler, saldırgan olsa bile başıboş köpekleri 10 günlük sözde bir ‘rehabilitasyon’dan geçirip tekrar alındığı yere bırakıyor. Belediyelerin takıldığı 6. maddede şu ifadeler yer alıyor: “Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların en hızlı şekilde yerel yönetimlerce kurulan veya izin verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur. Bu hayvanların öncelikle söz konusu merkezlerde oluşturulacak müşahede yerlerinde tutulması sağlanır. Müşahede yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır.” Vatandaşlar yasanın iptali için çağrıda bulunurken konuyla ilgili konuşan hukukçular ise kanunun değişmesinin gerektiğine vurgu yapıyor. |
Haber7 – ÖZEL
Gün geçtikçe büyüyen başıboş köpek sorunu ölüm ve yaralanmaların nedeni olmaya devam ediyor.
Ölüm ve yaralanmaların artması sonucu tepkilerin yoğunlaştığı sorun ile ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme alan Sabah Gazetesi Yazarı Hilal Kaplan, başıboş köpek sorununa yönelik geçici tedbirlerin hiçbir işe yaramadığını bunun yerine kalıcı çözümlere başvurulması gerektiğini belirtti.
Başıboş köpek meselesinin ulusal güvenlik meselesi haline geldiğini kaydeden Kaplan, “İnsanımızı nasıl koruyacağız?” başlıklı yazısında şu ifadelerde bulundu:
“BU MEDENİ BİR ÜLKEDE OLACAK İŞ MİDİR?”
“Şerife Arısan, 72 yaşında bir kadındı. Adana’da belki de on yıllardır yaptığı gibi tarlasına gidip soğan başağı toplamak için seher vakti evinden çıktı. Amacı sıcak havadan etkilenmeden evine dönmekti. Ancak başıboş köpeklerin saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Altı çocuk annesi Şerife Teyze, tam yarım saat boyunca vahşi biçimde parçalanarak can verdi. Şerife Teyze, köpek saldırısı sonucu hayatını kaybeden ya da ağır yaralanan tek kişi değil. Mustafa Topal, Metin Demir, Dudu Berk, Hamide Demir, Enes Koca, Arda Doruk, Çiçek Boztaş ve diğerleri köpek saldırıları sonucu kaybettiğimiz vatandaşlarımızdan bazıları.
“Mağdurun yaşı veya şehri fark etmiyor; insanımız ölüyor. Ülkemizde son altı ayda 100’den fazla köpek saldırısı yaşanmış. Eminim bir bu kadar da raporlanmayan, haberlere geçmeyen saldırı söz konusudur. Köpek sürüleri evlatlarımızı çevreleyip paramparça ederek yiyor ya da onlara zarar gelene dek peşlerinden koşuyor. Bu medeni bir ülkede olacak iş midir?”
“SORUN TÜM TÜRKİYE’YE YAYILDI!”
Yukarıdaki soruyu soralı iki sene olmuş ve değişen hiçbir şey yok. Artık insanlara, hayvancılık için beslenen büyük ya da küçükbaşlara, kümes hayvanlarına saldıran sokak köpekleri var. Sokakların köpekler tarafından istila edilmesinin tek olumsuz etkisi yaşanan bu saldırılar da değil. Özellikle hastane, market, çocuk parkları gibi bölgelerdeki hijyen sıkıntıları, kist hidatik gibi hastalıkların da artmasına neden oldu. Ve bu sorun tüm Türkiye’ye yayılmış durumda…
“YASAYI İŞLEVSİZ HALE GETİRDİ!”
Aslında Türkiye’de sokak hayvanlarına yönelik çıkarılan yasalarda görünürde bir sorun yok. Hollanda’nın başıboş sokak hayvanları sorununu çözmek için uyguladığı ve başarılı olduğu “Topla, Bakımını Yap, Aşıla, Aldığın Yere Bırak” yönteminden bahsediyorum. Fakat yasa çıktığından bu yana hem hayvan sahiplerinin sokağa hayvan bırakması, hem belediyelerin görevlerini yerine getirmeyerek köpekleri toplayıp başka belediyelerin sınırlarına bırakması hem de barınaklardan sahiplenmek için alınan köpeklerin tekrar sokaklara salınması gibi nedenler bu yasayı işlevsiz hale getirdi
Artık geldiğimiz noktada, geçmişte yapılan yanlışların üzerinde tepinmenin sorunu çözme noktasında bize bir faydası olmadığı kesin. Ulusal güvenlik sorunu hâline gelen bu durumdan kurtulmak için atılacak adımlara bir an önce karar verip uygulamaya geçmek gerekiyor. Bu sorunla geçmişte uğraşan ve çözen ülkelerin yöntemlerini hızlıca uygulamaya almamız lazım.
KAPLAN’DAN ÇÖZÜM ÖNERİSİ İÇİN ÇAĞRI
Örneğin İngiltere’de, sokaklardaki köpekler toplanıp bakımevlerinde tedavisi ve bakımı yapıldıktan sonra sahiplenilmesi için bir hafta bekleniliyor. Sahiplenilmeyen köpekler de uyutuluyor. Bu süre bir aya kadar da uzatılabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nin eyaletlerinde veya Almanya’da da benzeri uygulamaların söz konusu olduğunu görebilirsiniz. Fakat bu uygulamada da Türkiye’de milyonları geçen köpeklere sahip çıkacak barınakların ne kadar sürede yapılacağı, toplanma işleminin ne kadar sürede gerçekleşeceği sorunları ortada duruyor
Çözüm içinse şu ön kabulü çekinmeden söylemek zorundayız: Eşrefi mahlukat olan insanın canı, herhangi bir başka canlıyla tartıya çıkartılamaz. Seküler ve evrimci bir nokta-i nazardan bakıyorsanız da bu gerçek değişmez. Merhamet çerçevesinden bakıyorsanız da Mahra Pelin ya da Şerife Teyze’den esirgenen merhamet konumuz dışıdır. İnsan hayatının değerinde anlaştıktan sonra, başıboş köpekler için bir aşılama ve sahiplendirme seferberliği ilan edebiliriz. Ayrıca sorumsuz sahiplerin köpekleri sokağa geri bırakmasını akıllara dahi getirmesinin önüne geçecek denetim mekanizmaları kurulup cezalar getirilebilir.
“İNSANIMIZI NASIL KORUYACAĞIZ?”
Ne var ki başıboş köpek sorununun nasıl çözüleceği sorusu hep aynı noktaya geliyor. Sahipsiz köpeklere aşı ve bakım, sahiplenme için bekleme süresi ve sonuç yoksa uyutmak… Bu gerçeği geciktirmek hem popülasyonu hızla artan köpeklere hem de hayatı tehlikede olan insanlara haksızlık olacak. Şayet bu yanlışsa, farklı düşünenlerden kalıcı ve gerçekçi çözüm önerileri duymak isteriz, linç ve slogan değil. Başlıktaki soruyu hepimiz dert etmeliyiz: İnsanımızı nasıl koruyacağız?
|
YASAL DÜZENLEME ŞART! Başıboş köpek sorununun büyümesinde 5199 sayılı kanunun neden olduğu belirtiliyor. Çözümsüzlüğe neden olan ve değiştirilmesi talep edilen 5199 sayılı kanunun 6. maddesini dayanak alan belediyeler, saldırgan olsa bile başıboş köpekleri 10 günlük sözde bir ‘rehabilitasyon’dan geçirip tekrar alındığı yere bırakıyor. Belediyelerin takıldığı 6. maddede şu ifadeler yer alıyor: “Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların en hızlı şekilde yerel yönetimlerce kurulan veya izin verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur. Bu hayvanların öncelikle söz konusu merkezlerde oluşturulacak müşahede yerlerinde tutulması sağlanır. Müşahede yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır.” Vatandaşlar yasanın iptali için çağrıda bulunurken konuyla ilgili konuşan hukukçular ise kanunun değişmesinin gerektiğine vurgu yapıyor. |
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Türkiye-Yunanistan arasındaki iş birliği ruhunun güçlendirilmesi tüm bölgemiz için hayırlı olacağı inancındayız. Sayın Başbakan ile biraz önce son derece verimli, samimi ve yapıcı görüşme gerçekleştirdik. Görüşmelerimizde ikili gündemimizde yer alan konuları gözden geçirdik. Geçtiğimiz yıl 6 milyar dolar olarak gerçekleşen ikili ticaretimizi 10 milyar dolara çıkarma hedefiyle çalışıyoruz.
“TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDA BİRLİĞİMİZ GİDEREK GÜÇLENİYOR”
Deprem kuşağında yer alan ülkelerimiz, komşuluk hukukunu hep yerine getirmiş birbirlerinin yardımına ilk koşan ülkelerden olmuşlardır. Görüşmelerimizde Türk – Yunan ilişkilerindeki birbiriyle bağlantılı sorunları ele aldık. Sorunlarımızı samimi diyalog, iyi komşuluk, uluslararası hukuk dahilinde çözme irademize bağlıyız. Terör örgütleriyle mücadele gündemimizin üst sırasındayız. Yunanistan’la terörle mücadele konusunda anlayış birliğimiz giderek güçleniyor. Terör örgütlerine, bölgemizin geleceğinde yer olmadığına dair mutabıkız Komşumuz ve NATO müttefikimiz Yunanistan’dan beklentilerimizi bugün paylaştım. Kıbrıs sorununun Ada’daki gerçekler temelinde adil, kalıcı çözüme kavuşturulması mühimdir. Böyle bir adım, bölgemizin istikrar ve huzurunu güçlendirecektir
FİLİSTİN MESAJI
Görüşmelerimizde Gazze’de yaşanan soykırım başta olmak üzere bölgesel gelişmeler ele alındı. İsrail yönetimi ateşkes çağrılarına kulak tıkadı. Masum sivillerin son sığınağı olan Refah’ı hedef almaya devam ediyor. 15 bini çocuk 35 bini aşan sivili masum sivilin katledilmesi konusunda uluslararası toplum sesini artık daha gür çıkarmalıdır. Bu zulme ortak olmayalım çağrısıyla her hafta meydanları dolduran tüm vicdanlı insanları saygıyla selamlıyoruz. Filistinli kardeşlerimiz adına sayın Başbakan’a teşekkürlerimi iletiyorum. Türkiye olarak İsrail’i ateşkese zorlamaya ve Filistin devletinin tanınırlığını artırmaya yönelik diplomatik temaslarımızı sürdüreceğiz.
DİYALOG KANALLARIMIZI AÇIK TUTUYORUZ
Her görüşmemizde iş birliğimizin geleceğine dair ümitlerimiz daha da artıyor. Görüş ayrılıklarına rağmen diyalog kanallarımızı açık tutarak olumlu gündeme odaklanıyoruz. Türkiye kültürel mirasın korunması noktasında örnek alınan ülkedir. Kariye camimizi 2020 yılında aldığımız karar sonrasında yeniden ibadete ve ziyarete açtık. UNESCO kültür varlığı olan her bir eserin korunmasına önem veriyoruz. Kariye camisi de herkesin ziyaretine açıktır. Biz pozitif gündeme, yapıcı fikirlere yoğunlaşmakta kararlıyız.
ERDOĞAN’DAN HAMAS RESTİ
Mutabık kalmadığımız çok önemli bir konu var. Ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum. Hamas toprakları işgal edilmiş ve bu işgalden sonra da topraklarını koruma altına alan bir direniş örgütüdür. Oraları koruma mücadelesi veren bir direniş örgütü durumundadır. Bunu görmemiz lazım. 40 bin insanını kaybetmiş Hamas’a eğer terör örgütü dersek bu haksızlık olur. Hamas’ı kendi insanını koruma mücadelesi veren insanlar olarak görüyorum. Bunlara karşı sizlerin de BM’de olumlu oy vermek suretiyle bu acımasızlığa katılmadınız.
Miçotakis’in açıklamalarından satır başları:
Bu yaklaşım elle tutulur sonuç vermiş bulunuyor. Bu sonuçları kazan kazan zemininde elde etmiş bulunuyoruz. Yatırımlar artmıştır, ekonomi ve ticaret işbirliği hacmi gelişmektedir. Geçen ay mart ayında Türk ve Yunan iş adamları konsey gerçekleştirdi. Konsey üyelerinin çalışmaları sayesinde hedefimizi gerçekleştirme konusunda kararlılığımızı ifade edebilirim. İki halk çok önemli bir inisiyatifin meyvelerinden faydalanmaya başladılar. 10 Ege Adasında serbestçe ziyaret edebiliyorlar. Sınır kapısında yapılan kısa bir kontrolden sonra hızlı ve kısa sürede gerçekleştirilen bir süreçtir. Bu ekonomik alanda da önemlidir. Düzensiz göç meselesine değinme fırsatımız oldu. İnsan tacirlerini durdurmak için sarf ettiğimiz çabalar olumlu sonuçlar vermeye başladı. Türkiye bu konuda çok pozitif katkılar verdi. Avrupa kararları ışığında Türkiye’nin Avrupa fonlarından faydalanabilmesi için de çalışıyoruz. Azınlıklar iki ülkenin renklerine katkıda bulunmakta. Trakya’da Hristiyan ve Müslüman nüfus bir arada yaşamlarını sürdürmektedir. Azınlıkların dini azınlık olduğunu Lozan Anlaşması çerçevesinde görebiliriz. Eşit vatandaşlık ilkesi ışığında Müslüman vatandaşlarımıza Yunan devletinin bu ilke sayesinde iyi davrandığına inanıyorum. Burada da dini özgürlük ve Hristiyan eserlerinin UNESCO şartlarında öngörüldüğü gibi korunması gerektiğine inanıyoruz. Tarihi caminin tekrar ibadet yeri olarak işlev görmesi bizim için üzüntü yaratan bir gelişme oldu. Bu olağanüstü mekanın bütün insanlığın bir eseri olduğunu insanlığa ait olduğuna inanıyorum.
“TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYORUZ”
Ukrayna ve Ortadoğu’daki gelişmeleri görüşme fırsatımız oldu. Hem Rusya’nın despotik tavrını hem de Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında biz bunları reddettiğimizi dile getirdik. Türkiye ile Ortadoğu konusunda görüş ayrılığı söz konusu olmaktadır. İsrail’in Gazze bölgesine girmesi ve terör örgütü olarak kabul ettiğimiz Hamas’ın Türkiye’nin değişik bir niteleme ile gördüğünü biliyoruz. Gazze’de sivil vatandaşların korunması gerektiği konusunda hemfikiriz. Kara işgalinin kabul edilmez bir hareket olacağı konusunda hemfikir kaldık. Kıbrıs konusunda da uluslararası mevzuat ışığında bir çözüm bulmak mümkün oldu. Güvenlik Konseyi’nin öngördüğü yapıcı görülmeler sayesinde iki tarafın sorunu çözüme bağlayacağı fikrine katılıyoruz. Yunanistan, Türkiye’nin AB üyeliğine katkıda bulunmayı desteklemektedir. Sayın Cumhurbaşkanı ile ikimizin de sivil koruma konularında işbirliğimizi geliştirme konusunda mutabık kaldık. Deprem coğrafyaları içinde yer almamız acil durum yönetimi konusunda bizi işbirliğine götürüyor. Dışişleri Bakanlarımızın görüşmeleri sayesinde önemli adımlar atmış bulunuyoruz. NATO’nun 75. yıldönümü sayesinde görüşme fırsatı bulacağımıza inanıyorum.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Türkiye-Yunanistan arasındaki iş birliği ruhunun güçlendirilmesi tüm bölgemiz için hayırlı olacağı inancındayız. Sayın Başbakan ile biraz önce son derece verimli, samimi ve yapıcı görüşme gerçekleştirdik. Görüşmelerimizde ikili gündemimizde yer alan konuları gözden geçirdik. Geçtiğimiz yıl 6 milyar dolar olarak gerçekleşen ikili ticaretimizi 10 milyar dolara çıkarma hedefiyle çalışıyoruz.
“TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDA BİRLİĞİMİZ GİDEREK GÜÇLENİYOR”
Deprem kuşağında yer alan ülkelerimiz, komşuluk hukukunu hep yerine getirmiş birbirlerinin yardımına ilk koşan ülkelerden olmuşlardır. Görüşmelerimizde Türk – Yunan ilişkilerindeki birbiriyle bağlantılı sorunları ele aldık. Sorunlarımızı samimi diyalog, iyi komşuluk, uluslararası hukuk dahilinde çözme irademize bağlıyız. Terör örgütleriyle mücadele gündemimizin üst sırasındayız. Yunanistan’la terörle mücadele konusunda anlayış birliğimiz giderek güçleniyor. Terör örgütlerine, bölgemizin geleceğinde yer olmadığına dair mutabıkız Komşumuz ve NATO müttefikimiz Yunanistan’dan beklentilerimizi bugün paylaştım. Kıbrıs sorununun Ada’daki gerçekler temelinde adil, kalıcı çözüme kavuşturulması mühimdir. Böyle bir adım, bölgemizin istikrar ve huzurunu güçlendirecektir
FİLİSTİN MESAJI
Görüşmelerimizde Gazze’de yaşanan soykırım başta olmak üzere bölgesel gelişmeler ele alındı. İsrail yönetimi ateşkes çağrılarına kulak tıkadı. Masum sivillerin son sığınağı olan Refah’ı hedef almaya devam ediyor. 15 bini çocuk 35 bini aşan sivili masum sivilin katledilmesi konusunda uluslararası toplum sesini artık daha gür çıkarmalıdır. Bu zulme ortak olmayalım çağrısıyla her hafta meydanları dolduran tüm vicdanlı insanları saygıyla selamlıyoruz. Filistinli kardeşlerimiz adına sayın Başbakan’a teşekkürlerimi iletiyorum. Türkiye olarak İsrail’i ateşkese zorlamaya ve Filistin devletinin tanınırlığını artırmaya yönelik diplomatik temaslarımızı sürdüreceğiz.
DİYALOG KANALLARIMIZI AÇIK TUTUYORUZ
Her görüşmemizde iş birliğimizin geleceğine dair ümitlerimiz daha da artıyor. Görüş ayrılıklarına rağmen diyalog kanallarımızı açık tutarak olumlu gündeme odaklanıyoruz. Türkiye kültürel mirasın korunması noktasında örnek alınan ülkedir. Kariye camimizi 2020 yılında aldığımız karar sonrasında yeniden ibadete ve ziyarete açtık. UNESCO kültür varlığı olan her bir eserin korunmasına önem veriyoruz. Kariye camisi de herkesin ziyaretine açıktır. Biz pozitif gündeme, yapıcı fikirlere yoğunlaşmakta kararlıyız.
ERDOĞAN’DAN HAMAS RESTİ
Mutabık kalmadığımız çok önemli bir konu var. Ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum. Hamas toprakları işgal edilmiş ve bu işgalden sonra da topraklarını koruma altına alan bir direniş örgütüdür. Oraları koruma mücadelesi veren bir direniş örgütü durumundadır. Bunu görmemiz lazım. 40 bin insanını kaybetmiş Hamas’a eğer terör örgütü dersek bu haksızlık olur. Hamas’ı kendi insanını koruma mücadelesi veren insanlar olarak görüyorum. Bunlara karşı sizlerin de BM’de olumlu oy vermek suretiyle bu acımasızlığa katılmadınız.
Miçotakis’in açıklamalarından satır başları:
Bu yaklaşım elle tutulur sonuç vermiş bulunuyor. Bu sonuçları kazan kazan zemininde elde etmiş bulunuyoruz. Yatırımlar artmıştır, ekonomi ve ticaret işbirliği hacmi gelişmektedir. Geçen ay mart ayında Türk ve Yunan iş adamları konsey gerçekleştirdi. Konsey üyelerinin çalışmaları sayesinde hedefimizi gerçekleştirme konusunda kararlılığımızı ifade edebilirim. İki halk çok önemli bir inisiyatifin meyvelerinden faydalanmaya başladılar. 10 Ege Adasında serbestçe ziyaret edebiliyorlar. Sınır kapısında yapılan kısa bir kontrolden sonra hızlı ve kısa sürede gerçekleştirilen bir süreçtir. Bu ekonomik alanda da önemlidir. Düzensiz göç meselesine değinme fırsatımız oldu. İnsan tacirlerini durdurmak için sarf ettiğimiz çabalar olumlu sonuçlar vermeye başladı. Türkiye bu konuda çok pozitif katkılar verdi. Avrupa kararları ışığında Türkiye’nin Avrupa fonlarından faydalanabilmesi için de çalışıyoruz. Azınlıklar iki ülkenin renklerine katkıda bulunmakta. Trakya’da Hristiyan ve Müslüman nüfus bir arada yaşamlarını sürdürmektedir. Azınlıkların dini azınlık olduğunu Lozan Anlaşması çerçevesinde görebiliriz. Eşit vatandaşlık ilkesi ışığında Müslüman vatandaşlarımıza Yunan devletinin bu ilke sayesinde iyi davrandığına inanıyorum. Burada da dini özgürlük ve Hristiyan eserlerinin UNESCO şartlarında öngörüldüğü gibi korunması gerektiğine inanıyoruz. Tarihi caminin tekrar ibadet yeri olarak işlev görmesi bizim için üzüntü yaratan bir gelişme oldu. Bu olağanüstü mekanın bütün insanlığın bir eseri olduğunu insanlığa ait olduğuna inanıyorum.
“TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYORUZ”
Ukrayna ve Ortadoğu’daki gelişmeleri görüşme fırsatımız oldu. Hem Rusya’nın despotik tavrını hem de Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında biz bunları reddettiğimizi dile getirdik. Türkiye ile Ortadoğu konusunda görüş ayrılığı söz konusu olmaktadır. İsrail’in Gazze bölgesine girmesi ve terör örgütü olarak kabul ettiğimiz Hamas’ın Türkiye’nin değişik bir niteleme ile gördüğünü biliyoruz. Gazze’de sivil vatandaşların korunması gerektiği konusunda hemfikiriz. Kara işgalinin kabul edilmez bir hareket olacağı konusunda hemfikir kaldık. Kıbrıs konusunda da uluslararası mevzuat ışığında bir çözüm bulmak mümkün oldu. Güvenlik Konseyi’nin öngördüğü yapıcı görülmeler sayesinde iki tarafın sorunu çözüme bağlayacağı fikrine katılıyoruz. Yunanistan, Türkiye’nin AB üyeliğine katkıda bulunmayı desteklemektedir. Sayın Cumhurbaşkanı ile ikimizin de sivil koruma konularında işbirliğimizi geliştirme konusunda mutabık kaldık. Deprem coğrafyaları içinde yer almamız acil durum yönetimi konusunda bizi işbirliğine götürüyor. Dışişleri Bakanlarımızın görüşmeleri sayesinde önemli adımlar atmış bulunuyoruz. NATO’nun 75. yıldönümü sayesinde görüşme fırsatı bulacağımıza inanıyorum.
İsrailli çalışanların anlattığına göre, askeri tesis, Gazze’den alıkonularak getirilen Filistinlilerin tutulduğu kapalı alanlar ile yaralıların yataklara bağlı halde yattığı bir sahra hastanesi olmak üzere ikiye ayrılıyor.
Tesiste çalışanların CNN ile paylaştığı görüntülerde alıkonulan Filistinlilerin dikenli tellerle çevrili alanlarda tutulduğu, kağıt inceliğinde şiltelerin üzerinde oturmak zorunda bırakıldığı ve gözlerinin bağlı olduğu görüldü.
“YARALANANLARDAN BAZILARININ UZUVLARI KESİLDİ”
Çalışanlardan biri alıkonulan Filistinlilerin birbirleriyle konuşmalarının yasak olduğunu belirtirken, doktorların sürekli kelepçe takmaktan dolayı yaralananlardan bazılarının uzuvlarını kestiğini ve bazı tıbbi işlemlerin deneyimsiz veya o alanda uzman olmayan sağlık görevlileri tarafından uygulandığını ifade etti.

“SÜREKLİ DİK OTURMALARI GEREKİYORDU”
Gardiyanlara “sorun çıkardığı” iddia edilen kişileri seçip cezalandırmaları talimatı verildiğini ifade eden bir çalışan, “Bize onların (Filistinlilerin) hareket etmesine ve konuşmasına izin verilmediği söylendi. Sürekli dik oturmaları gerekiyordu.” dedi.
“İNSANLIKLARINI SÖKÜP ALDILAR”
“Sde Teiman”da sağlık görevlisi olarak görev yapan bir çalışan da tesisin sahra hastanesindeki durumu anlattı.
Yaralıların bez taktığını, yataklara bağlı halde yattığını ve pipetle beslendiğini belirten İsrailli sağlık görevlisi, “(Filistinlilerden) Onlardan insanlıklarını söküp aldılar.” dedi.
Bir başka çalışan ise kendisine, çoğu zaman anestezi kullanmadan Filistinliler üzerinde tıbbi işlemler uygulamasının emredildiğini söyleyerek, “Hastalara uzmanlığımın tamamen dışında olan küçük tıbbi işlemler yaptım.” ifadesini kullandı.
“İNSANLARIN GÖRDÜĞÜ MUAMELEYE VE KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ DAVRANIŞLARA ŞAHİT OLDUM”
İsrail tarafından alıkonulan ve gözaltı merkezlerinden birine gönderilen Filistinlilerden biri olan Doktor Muhammed el-Ran, çölün kavurucu sıcağı ve gecelerin soğukluğunda hayatta kalmaya çalıştığını anlattı.
İsrail’in saldırıları sonucu kapanan Endonezya Hastanesi’nin cerrahi biriminde çalışan el-Ran, El-Ehli Baptist Hastanesi’nde çalışmaya başlamasının üçüncü günü olan 18 Aralık 2023’te alıkonulduğunu belirtti.
El-Ran, kıyafetlerinin çıkarıldığını, gözlerinin ve bileklerinin bağlandığını, ardından bir kamyonun arkasına atıldığını ve neredeyse çıplak olan Filistinlilerin tesise götürülmek üzere üst üste yığıldığını kaydetti.
Gözaltı merkezinde 44 gün tutulan el-Ran, “Göz bağımı çıkardıklarında insanların gördüğü muameleye, küçük düşürücü davranışlara, bizi nasıl insan değil de hayvan olarak gördüklerine şahit oldum.” ifadesini kullandı.
İSRAİL MEDYASI, İŞKENCE NEDENİYLE 27 FİLİSTİNLİNİN ÖLDÜĞÜNÜ DUYURMUŞTU
İsrail’deki Haaretz gazetesi, mart ayında, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana alıkoyduğu Filistinlilerden 27’sinin askeri tesislerde öldüğünü, birçoğunun ise dayak, kötü muamele ve tacize maruz kaldığını yazmıştı.
Gazetenin haberinde, İsrail güçlerinin alıkoyduğu Filistinlilerin “Sde Teiman” ve “Anatot” isimli askeri tesislerde veya İsrail sınırlarında gerçekleştirilen sorgulamalar sırasında öldüğü belirtilmişti.
UNRWA: İSRAİL’İN GÖZALTI MERKEZLERİNDE TUTULAN FİLİSTİNLİLER KÖTÜ MUAMELELERE MARUZ KALIYOR
Birleşmiş Milletler (BM) Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansının (UNRWA) martta yayımlanan raporunda, İsrail’in gözaltı merkezlerinde tutulan Filistinlilerin dayak ve cinsel saldırı gibi çok kötü muamelelere maruz kaldıkları bildirilmişti.
Raporda bildirilen kötü muamele yöntemleri arasında, dayak, tutuklulara ve ailelerine zarar verme tehditleri, köpek saldırıları, kişinin onuruna hakaret ve aşağılama, su, yemek, uyku ve tuvaletten mahrum bırakma, alıkonulanların üzerine idrar yapma gibi davranışların yer aldığı kaydedilmişti.

Daha sonra Vali Aksoy ve beraberindekiler, Yunus Emre Külliyesi imamı eşliğinde Yunus Emre’nin 3 kabrini ziyaret etti. İmam tarafından kabirler ve değiştirilme nedenleri hakkında kısa bilgiler verilirken, Yunus Emre’ye de dua edildi. Son olarak etkinlik alanına geçen protokol üyelerinden bazıları günün anlam ve önemine dair konuşmalarını yaptı.
“Yunus Emre’nin dizeleri, her bir kalbe dokunarak, insani değerlerin ve ahlaki erdemin vurgusunu yapar”
Yunus Emre’yi anma etkinliğinde kürsüye çıkan AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, “Türk düşünürü ve mutasavvıf şair Yunus Emre’yi anmak için bir araya geldiğimiz bu özel günde, onun “Sevelim, sevilelim” düsturunun yüzyıllardır toplumlar arası hoşgörü ve anlayışın sembolü olduğunu bir kez daha hatırlayalım. Yunus Emre’nin dizeleri, her bir kalbe dokunarak, insani değerlerin ve ahlaki erdemin vurgusunu yapar. O, insanı merkeze alarak, farklılıklarımızla birlikte yaşamamız gerektiğini, karşılıklı saygı ve sevginin önemini göstermiştir. Şehrimiz de Yunus Emre’nin mirasını yaşatma konusunda önemli bir role sahiptir. Bu topraklar, onun felsefesinin ve değerlerinin korunup gelecek nesillere aktarılmasında örnek olacak nesiller yetiştirecektir. Bizler, bu mirası korumak ve onu anlamak için üzerimize düşen görevi büyük bir ciddiyetle yerine getirmeliyiz. Yunus Emre’nin felsefesi, bizi insan olmanın özüne, temel erdemlere geri döndürür. Yalan, fesat, kavga, mal mülk hırsı, kin tutmak, kendini beğenmişlik ve bencillik gibi erdemlere zıt davranışlarla mücadele etmemiz gerektiğini tekrar tekrar hatırlatır” ifadelerine yer verdi.

“YUNUS’A GÖRE, İNSANIN DÜNYAYA GELIŞ GAYESİNİ BİLMESİ İÇİN SEVMESİ VE DÜŞÜNMESİ GEREKİR”
Son olarak kürsüye çıkan ve Yunus Emre’den övgüyle bahseden Vali Aksoy şöyle konuştu;
“Yunus Emre, kavganın değil, barışın; kötülüğün değil, iyiliğin; ayrımcılığın değil, birliğin; hasedin değil hoşgörünün kaynağını insanın özünde bulur. Yunus’un insanlığa bakışı, eşref-i mahlûk olan insanla başlar. Yunus’ta insan, kendi içinde bir âlemdir. Onda, hiçbir varlıkta olmayan bir ruh vardır. Kâinatın sırrı ve dört kitabın manası, insanoğlunun içindedir. Yunus, şiirleriyle bu gerçeği ortaya koymuştur. Yunus Emre’yi yücelten, gönüllerimize taht kurmasını sağlayan ve unutulmazlar arasına koyan, O’ndaki insan sevgisidir. Yunus’a göre, insanın dünyaya geliş gayesini bilmesi için sevmesi ve düşünmesi gerekir. İnsan, nefsini terbiye etmeli ve yaratılmışı Yaradan’dan ötürü sevmelidir. Yaradan’a ulaşmanın yolu, “Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır” bilinciyle cümle yaratılmışlara sevgi ve saygı duymaktan geçer. Bu çerçevede, dünyaya dava için değil, mana için, kavga için değil, sevgi için geldiğini, dostun evinin gönüller olduğunu ve gönül yapmak gerektiğini söylemektedir. Tanımak, tanışmak, sevmek, sevilmek ve işi kolay kılmak gerektiğini, dünyanın geçici olduğunu belirtir. Yunus, gönül insanı ve sevgi aşığıdır. Gönül yıkmayı büyük günah sayar. Gönül gözüyle görür, sevgi diliyle söyler, sevgi işitir. İnsanı insan yapan öz, yaratılışındaki sevgi cevheridir. Ona göre sevgi, var olmanın yegâne sebebidir. Sevgi ve birlik, insanın kazanabileceği en güzel ve en üstün vasıflardır. Bu bir anda olacak iş değildir. Zaman ve emek ister. Sevgi ve birlik, gönül terbiyesinden geçenlerin makamıdır. Yunus, bu özellikleri kazanabilmek için Tapduk Emre’nin dergâhında kırk senesini vermiştir. Yunus Emre, eserleri, sanatı ve hayatıyla Azerbaycan’dan Balkanlara, yüzyıllardan beri halkın dilinde olmuş, şöhret ve tesiri bugüne kadar ulaşmıştır. Orta Asya’da Ahmet Yesevi ve dervişlerinin hikmetleriyle başlayan dönemi, şiirleri ve ilahileriyle Anadolu’da devam ettirmiştir. Yunus Emre, 700 yıldır gönlümüzün tercümanı, sevgi medeniyetimizin dilidir. “İşitin Ey Yarenler” diye bizi sevgiye, bilgiye ve hakikate davet etmektedir.”

Konuşmaların ardından Kur’an-ı Kerim tilaveti yapılırken Eskişehir İl Müftüsü Bekir Gerek tarafından dua edildi. Programda son olarak Antakya Medeniyetler Korosu sahne aldı. Anma etkinliği halka Yunus Aşı dağıtılmasıyla sona erdi.
Programa Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, Eskişehir İl Emniyet Müdürü Yaman Ağırlar, Eskişehir İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Erhan Demir, AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak ve çok sayıda protokol üyesi ile vatandaşlar katıldı.
Türk İslam halk düşüncesinin en önemli yapı taşlarından Yunus Emre’nin 1307-1308’de yazdığı “Risaletü’n-Nushiyye” ile vefatının ardından sevenlerinin derlediği şiirlerinden oluşan “Divan” isimli iki önemli eseri bulunuyor.

Her müminin arzuladığı ilahi aşkı anlattığı şiirlerini halk diliyle yazan, “Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz” dizelerinin sahibi, Anadolu irfanının sembolü Yunus Emre, her yıl mayıs ayının başında Eskişehir’de Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası’nda düzenlenen etkinliklerle anılıyor.
Vefatının 703. yılı dolayısıyla Mihalıççık ilçesine bağlı eski adı Sarıköy olan kırsal Yunusemre Mahallesi’ndeki türbesinde Valilik tarafından yarın gerçekleştirilecek törenle yad edilecek büyük Türk düşünürü anısına 12 Mayıs’a kadar çeşitli etkinlikler yapılacak.
– “DİNİ DÜŞÜNCEYİ HALKIN ANLAYACAĞI TÜRKÇE İLE ANLATIYOR”
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Öğretim Üyesi ve Yunus Emre Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Kamil Sarıtaş, AA muhabirine, Yunus Emre’nin tasavvufun ilkelerini insanlığa anlatan bir Türk düşünürü olduğunu söyledi.
Yunus’un yaşadığı dönemde meselelerin divan edebiyatı ve benzeri edebiyat dilleriyle anlatıldığını belirten Sarıtaş, “O dönemde belki de ilk defa Yunus Emre anlatmak istediği dini düşünceyi halkın anlayacağı Türkçe ile anlatıyor. Böylece insanlar yalın bir dille rahatlıkla okuduklarında veya dinlediklerinde İslam’ın güzelliklerini anlayıp hayatlarına uygulayabiliyorlar.” dedi.

Sarıtaş, o dönem insanların Yunus Emre’nin arı, duru anlatım tarzından çok etkilendiğini vurguladı.
Allah’ın dizelerle ancak onun yazdığı kadar güzel anlatılabileceğini ifade eden Sarıtaş, “İslam’ın ahlaki ilkelerini Risaletü’n-Nushiyye adlı eserinde çok güzel bir şekilde anlatıyor. Genel anlamda İslam’ı karşıdaki halkın anlayacağı dille en güzel şekilde anlatmış olması en büyük özelliklerinden biridir. Divan adlı eseriyle insanın gönlünü beslerken, Risaletü’n-Nushiyye ile ahlaki öğütleri anlatıyor. Diğer taraftan da insanın zihnini inşa etmeye çalışıyor.” diye konuştu.

– “YUNUS EMRE İNSANİ MERKEZE KOYUYOR”
Sarıtaş, Yunus Emre’nin herkesle barışık, iyi geçinen, ahlaklı, vatansever bir insan profili ortaya koyduğunu dile getirdi.
Moğol akınları ve Haçlı seferlerinin yaşandığı dönemde öğütleriyle Anadolu insanının umudunu diri tutan Yunus’un, din, dil, ırk, mezhep ayırt etmeden bütün insanların gönlünde ahlaki güzellikleri anlatan rol model bir insan haline geldiğini belirten Sarıtaş, şunları kaydetti:
“Bütün gönüllere sevgiyi, insanı, saygıyı, samimiyeti merkeze alarak anlatmış olması da aslında Yunus Emre’yi çok önemli bir düşünür haline getiriyor. Yunus Emre’nin, Avrupa’da veya başka yerlerde çok satan eserlerin yerini tutabilecek bir güzelliğe sahip eserleri var. Sevgiyi, saygıyı, samimiyeti, ahlaklı olmayı, Allah’ı sevmeyi, Yaradan’dan dolayı bütün yaratılmışları sevmeyi ön plana çıkarması dolayısıyla, her insan Yunus Emre’de kendini buluyor. Kendimizi bildiğimizde zaten her şey halloluyor. Mesela bugün bu kadar savaş ve benzeri sıkıntılar var. Yunus Emre’yi bildiğimizde sanki zihnimize şöyle bir şey oluyor: ‘Yunus Emre olsaydık bunların sanki çoğu olmazdı.’ Çünkü o bize daha çok paylaşmayı, bir olmayı, beraber olmayı, dünyanın faniliğini, kısalığını bir müddet sonra gelip geçeceğini anlatıyor. Yunus Emre’nin öğütlerini tuttuğumuzda aslında hepimiz birbirimizle kardeş olduğumuzu hatırlıyoruz. Buna göre daha mutlu, huzurlu, umut dolu yarınlara bakacağız. Yunus Emre insanı merkeze koyuyor.”
Prof. Dr. Sarıtaş, Yunus Emre’nin insanlığın vefa borcu hissettiği Türk düşünürlerinden biri olduğunu sözlerine ekledi.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik açıklamalarda bulundu.
İşte açıklamalarından satır başları:
Çalışma Bakanı’mız bir konferansla emek paydaşları ile bir araya geldi. Akşam da sayın cumhurbaşkanımız ile bir araya gelecekler. Emeğin mücadelelerini vererek katkıda bulunanları anıyoruz. Uluslararası adalet divanı kararlarına rağmen Netanyahu soykırım politikalarını durduramıyor.
Gazze birinci gündemimiz. Halklar dünya tarihinde görülmemiş biçimde Filistin davasından yana tavır koyuyor. Aydınlar, siyasetçiler, kanaat önderleri tepkilerini ifade ediyor. Son dönemlerdeki protestolar karşısında gündeme gelen eylemlerde buna verilen tepkiler Gazze meselesindeki insani duruşu bastırmaya dönüktür. İnsanların ortaya koyduğu haklı duruşu ters kelepçe ile karşıladığını görüyoruz. Üniversitelerde Müslümanlar namaz kılarken onları Hristiyan öğrenciler korumaya çalışıyor. Yahudi düşünürler soykırımcı politikaya güçlü tepki veriyor. Bu görüntüler, düşünceye vurulan ters kelepçenin sembolü olarak hafızalara nakşedilmiştir. Batı, vicdana ters kelepçe vurdu.
“İNSANLIK VİCDANI BUNU YENECEKTİR”
Söz konusu ne İsrail ne Yahudi hakları ne de başka konu. Söz konusu siyonizm olduğunda insan hakları askıya alınıyor. Siyonizm karşısında insanlığın birikimi olan basın ve ifade hürriyeti işlevsiz hale getiriliyor. Bunun Yahudi hakları ile birli ilgili olmadığı halde siyonizm medeniyetin tüm birikimlerini askıya alan tutum ortaya çıkarıyor. Yeşiller Partisi başkan adayı gözaltına alınıyor. Bu tablo gösteriyor ki zihinleri işgal etmeye çalışıyor. Siyonizm bir düşünme biçimi, saldırganlıktır. Netanyahu’nun temsil ettiği soykırım zihniyetine karşı ayakta durmaya çalışıyor. Bu eylemler devam ederken polis şiddetinin sürmesi ibretlik görüntüye neden oluyor. İnsanlık vicdanı bunu yenecektir. Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu irade ile siyonizm, işgal zihniyeti burayı da işgal edememiştir.
İnsanlık eninde sonunda soykırım zihniyetini yenecektir. Her konuşanın, her düşünürün de kendi sınavıdır. Bugün mesele Filistin İsrail arasındaki mesele olmaktan çıkmıştır. Meseleyi dil savaşına çevirmeye çalışanları çabası boşa çıkmıştır. Bugün mesele insanlık onurunu savunanlarla soykırımı savunanlar arasında geçen mücadeledir. Gazze’ye sahip çıkmaya devam edeceğiz.
ERDOĞAN’IN IRAK ZİYARETİ
İran İsrail gerilimi olduğu dönemde Cumhurbaşkanı’mızın Irak ziyareti olumlu oldu. Pozitif yöndeki bu gelişmeler son derece memnuniyet verici. Başlıklar çok kapsayıcıydı. Tek seferde en çok anlaşma yapılan ziyaretlerin başında gelmekte. Kalkınma yolu projesinin hayata geçmesini istemeyen, kaos isteyen pek çok odak var. Türkiye barıştan yana tutumunu sürdürerek projeye destek vermektedir. Önemli konulardan biri terörle mücadele. PKK’yı yasaklı örgütler listesine almaları olumlu ama doğrudan terör örgütü listelerine almalarını bekliyoruz. Bir terör örgütü hangi muameleyi görmesi gerekiyorsa o muameleyi görmeli, Bu müdahaleler Irak’ın siyasi egemenliğine karşı değil. Buna mecbur olduğumuz için yapıyoruz. Keşke terör örgütünü temizleseler de biz de bunlara karşılık vermek zorunda kalmasak. Kardeş Irak’ın egemenlik haklarını korunması anlamına gelmektedir aynı zamanda.
STEİNMEİER’İN TÜRKİYE ZİYARETİ
Türkiye’nin küresel siyasetin merkezinde olması, savaşlarda Türkiye’nin rolü daha da artmaktadır. Almanya Cumhurbaşkanının Türkiye ziyareti de önemlidir. Terör örgütleri konusu kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiştir.
Gündemimiz ne olursa olsun Azerbaycan ile ilgili konuları yakından takip ediyoruz. Heyetler 8. kez bir araya geldiler. Sembolik de olsa sınıra sınır taşı yerleştirildi. Bölge barışına katkı sağlama, Azerbaycan’a dönük saldırılardan vazgeçilmesini olumlu karşılıyoruz.
BİRİLERİ TERÖRÜ MEŞRULAŞTIRMAYA KALKTI
Bazı DEM parti yöneticileri İstiklal Marşı’na bayrağımıza, Atatürk’e, Cumhurbaşkanı’mıza saygısızlık yapıyorlar. Gösterilmesi gereken saygı hem siyasetin gereği hem ilkelerin gereğidir. Kimse yetkiyi gayrimeşru girişimler için kullanamaz. Bu sebeple bu saygısızlıklar meşru alanda aldığınız yetkiyi gayrimeşru alanda kullanmaktır. Bu değerlerimize saygılı olmaya davet ediyoruz. Bütün yetkiler aynı anayasal düzen içinde faaliyet gösteriyor. Gereken tedbirleri alıp kamuoyuna düzgün mesaj vermeleri gerekir. Birileri terörü meşrulaştırmaya kalktılar. Siyasal katılma yolları tamamen açıktır. Seçimlerde bir tablo ortaya çıkmıştır. Tüm siyasi partiler meşru söylemlerle propagandasını yürütmüştür. Bunu kültürel hesaplaşmaya dönük alt yazılım devam ediyor.
BAKAN ŞİMŞEK’E DESTEK
Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek ve ekibine desteğimiz tamdır. Önümüzdeki dönem çalışmalarımızla ilgili kararlarımızı sizinle paylaşacağız.
VATANDAŞIMIZA VERİLEN HAK GERİ ALINAMAZ
Gönül ister ki kategorik yaklaşımlar yerine, kuvvetler ayrılığı üzerinden tekliflerini duyabilsek. Türkiye’de artık parlamenter sistem-cumhurbaşkanlığı sistemi olarak bilek güreşi olarak bunu sunmak yanlıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi milletimizin oyları ile onaylanmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçme yetkisi vatandaşımıza verilmiştir. Vatandaşımıza verilen hak geri alınmaz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi çeşitli testlerden geçmiştir. Aksayan yönler varsa her zaman düzeltilmesi mümkündür. Bir siyasi parti benim tercihim şudur diyebilir. Bunun tarihsel ve politik bir zemini kalmamıştır.
ÖĞRETMEN ATAMALARI
Atama bekleyen öğretmen adayı arkadaşlarımıza sevgilerimizi iletiyorum. Takvim çalışıyorlar, açıklanır. Kendileri gündemimizde. Kısa zamanda açıklarlar. Genç kardeşlerimizin atama konusundaki hissiyatını saygıyla karşılıyoruz.
İMAMOĞLU’NUN ‘HAMAS’ AÇIKLAMASI YANLIŞ
Biz açıklamayı yanlış değerlendiriyoruz. Hamas’ın terör örgütü olarak suçlanması yanlıştır. İki prensip ortaya koymuştuk. Hangi kesime olursa olsun sivillere saldırıları doğru bulmuyoruz ama şöyle bir nokta var ki, esas mesele Hamas meselesi değil, Netanyahu hükümetinin soykırımcı politikalarla Filistinlilere uyguladığı katliam siyasetidir. Hamas, İsrail’in seçimlere girmesine izin verdiği bir partidir. Daha sonra seçimleri kazandığı için ona siyasi yasak getirdi.
İşte açıklamalarından satır başları:
Çalışma Bakanı’mız bir konferansla emek paydaşları ile bir araya geldi. Akşam da sayın cumhurbaşkanımız ile bir araya gelecekler. Emeğin mücadelelerini vererek katkıda bulunanları anıyoruz. Uluslararası adalet divanı kararlarına rağmen Netanyahu soykırım politikalarını durduramıyor.
Halklar dünya tarihinde görülmemiş biçimde Filistin davasından yana tavır koyuyor. Aydınlar, siyasetçiler, kanaat önderleri tepkilerini ifade ediyor. Son dönemlerdeki protestolar karşısında gündeme gelen eylemlerde buna verilen tepkiler Gazze meselesindeki insani duruşu bastırmaya dönüktür. İnsanların ortaya koyduğu haklı duruşu ters kelepçe ile karşıladığını görüyoruz. Üniversitelerde Müslümanlar namaz kılarken onları Hristiyan öğrenciler korumaya çalışıyor. Yahudi düşünürler soykırımcı politikaya güçlü tepki veriyor.
“İNSANLIK VİCDANI BUNU YENECEKTİR”
Söz konusu ne İsrail ne Yahudi hakları ne de başka konu. Söz konusu siyonizm olduğunda insan hakları askıya alınıyor. Siyonizm karşısında insanlığın birikimi olan basın ve ifade hürriyeti işlevsiz hale getiriliyor. Bunun Yahudi hakları ile birli ilgili olmadığı halde siyonizm medeniyetin tüm birikimlerini askıya alan tutum ortaya çıkarıyor. Yeşiller Partisi başkan adayı gözaltına alınıyor. Bu tablo gösteriyor ki zihinleri işgal etmeye çalışıyor. Siyonizm bir düşünme biçimi, saldırganlıktır. Netanyahu’nun temsil ettiği soykırım zihniyetine karşı ayakta durmaya çalışıyor. Bu eylemler devam ederken polis şiddetinin sürmesi ibretlik görüntüye neden oluyor. İnsanlık vicdanı bunu yenecektir. Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu irade ile siyonizm, işgal zihniyeti burayı da işgal edememiştir.
İnsanlık eninde sonunda soykırım zihniyetini yenecektir. Her konuşanın, her düşünürün de kendi sınavıdır. Bugün mesele Filistin İsrail arasındaki mesele olmaktan çıkmıştır. Meseleyi dil savaşına çevirmeye çalışanları çabası boşa çıkmıştır. Bugün mesele insanlık onurunu savunanlarla soykırımı savunanlar arasında geçen mücadeledir. Gazze’ye sahip çıkmaya devam edeceğiz.
ERDOĞAN’IN IRAK ZİYARETİ
İran İsrail gerilimi olduğu dönemde Cumhurbaşkanı’mızın Irak ziyareti olumlu oldu. Pozitif yöndeki bu gelişmeler son derece memnuniyet verici. Başlıklar çok kapsayıcıydı. Tek seferde en çok anlaşma yapılan ziyaretlerin başında gelmekte. Kalkınma yolu projesinin hayata geçmesini istemeyen, kaos isteyen pek çok odak var. Türkiye barıştan yana tutumunu sürdürerek projeye destek vermektedir. Önemli konulardan biri terörle mücadele. PKK’yı yasaklı örgütler listesine almaları olumlu ama doğrudan terör örgütü listelerine almalarını bekliyoruz. Bir terör örgütü hangi muameleyi görmesi gerekiyorsa o muameleyi görmeli, Bu müdahaleler Irak’ın siyasi egemenliğine karşı değil. Buna mecbur olduğumuz için yapıyoruz. Keşke terör örgütünü temizleseler de biz de bunlara karşılık vermek zorunda kalmasak. Kardeş Irak’ın egemenlik haklarını korunması anlamına gelmektedir aynı zamanda.
STEİNMEİER’İN TÜRKİYE ZİYARETİ
Türkiye’nin küresel siyasetin merkezinde olması, savaşlarda Türkiye’nin rolü daha da artmaktadır. Almanya Cumhurbaşkanının Türkiye ziyareti de önemlidir. Terör örgütleri konusu kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiştir.
Gündemimiz ne olursa olsun Azerbaycan ile ilgili konuları yakından takip ediyoruz. Heyetler 8. kez bir araya geldiler. Sembolik de olsa sınıra sınır taşı yerleştirildi. Bölge barışına katkı sağlama, Azerbaycan’a dönük saldırılardan vazgeçilmesini olumlu karşılıyoruz.
BİRİLERİ TERÖRÜ MEŞRULAŞTIRMAYA KALKTI
Bazı DEM parti yöneticileri İstiklal Marşı’na bayrağımıza, Atatürk’e, Cumhurbaşkanı’mıza saygısızlık yapıyorlar. Gösterilmesi gereken saygı hem siyasetin gereği hem ilkelerin gereğidir. Kimse yetkiyi gayrimeşru girişimler için kullanamaz. Bu sebeple bu saygısızlıklar meşru alanda aldığınız yetkiyi gayrimeşru alanda kullanmaktır. Bu değerlerimize saygılı olmaya davet ediyoruz. Bütün yetkiler aynı anayasal düzen içinde faaliyet gösteriyor. Gereken tedbirleri alıp kamuoyuna düzgün mesaj vermeleri gerekir. Birileri terörü meşrulaştırmaya kalktılar. Siyasal katılma yolları tamamen açıktır. Seçimlerde bir tablo ortaya çıkmıştır. Tüm siyasi partiler meşru söylemlerle propagandasını yürütmüştür. Bunu kültürel hesaplaşmaya dönük alt yazılım devam ediyor.
BAKAN ŞİMŞEK’E DESTEK
Anayasa çalışmalarına olumlu yaklaşıyoruz. Mehmet Şimşek’in politikalarını tam olarak destekliyoruz.
ÖĞRETMEN ATAMALARI
Kendi takdirleridir. Gönül ister ki kategorik yaklaşımlar yerine kuvvetler ayrılığı, sivil siyasetin üstünlüğü gibi tekliflerini duyabilsek. Bilek güreşi gibi bunu sunmaktan vazgeçmeli Milletimiz kararını vermiştir. Vatandaşa verilen hak geri alınmaz.
Atama bekleyen öğretmen adayı arkadaşlarımıza sevgilerimizi iletiyorum. Takvim çalışıyorlar, açıklanır. Kendileri gündemimizde.
İMAMOĞLU’NUN ‘HAMAS’ AÇIKLAMASI YANLIŞ
Biz açıklamayı yanlış değerlendiriyoruz. Hamas’ın terör örgütü olarak suçlanması yanlıştır. İki prensip ortaya koymuştuk. Hangi kesime olursa olsun sivillere saldırıları doğru bulmuyoruz ama şöyle bir nokta var ki, esas mesele Hamas meselesi değil, Netanyahu hükümetinin soykırımcı politikalarla Filistinlilere uyguladığı katliam siyasetidir. Hamas, İsrail’in seçimlere girmesine izin verdiği bir partidir. Daha sonra seçimleri kazandığı için ona siyasi yasak getirdi.
Kocaeli Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen 4. Preoperatif Protein Kalori Kısıtlama Sempozyumu, 15 bilim insanının bir araya gelmesiyle gerçekleştirildi. Birbirinden önemli bilgilerin paylaşıldığı sempozyumda; Amerika Birleşik Devletleri’nden Harvard Üniversitesi, Clevland Klinik, California Üniversitesi ile Avrupa’dan Manchester Üniversitesi, Leiden Üniversitesi ve Zürih Üniversitesi’nden bilim insanının konuşmacı olarak yer aldığı sempozyumda, ameliyat öncesi protein kısıtlaması konusunda yapılan çalışmalar paylaşıldı.
FARKLI ÜLKELERDEN 15 KATILIMCI GELDİ
KOÜ Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, Amerika’dan, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden katılımın olduğunu belirterek bilim insanı konuşmacıların ameliyat öncesi protein kalori kısıtlaması ya da protein kalori kısıtlamasıyla yaşlanmanın nasıl önlenebileceğine dair çalışmalarını sempozyumda aktardığını belirtti.
Kocaeli Üniversitesi olarak sempozyuma ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden Cantürk, “Daha önce Leiden’da ve Boston’da benzer toplantı yapmıştık. Arkadaşlarımızın burada olması bizim için gurur verici.” dedi. Cantürk, “Fakültemizden mezun olan Uzm. Dr. Furkan Burak Harvard Boston’da çalışıyor, kendisi bizim gururumuz. Uluslararası iş birliklerimiz devam edecek. Zaten Harvard ile süren programımız vardı. Asıl hedefimiz insanlarımızın öz güvenini artırmak, bizim de bir şeyler yapabildiğini, konuşabildiğini göstermek. Her zaman söylüyorum, nereden olduğunuz değil, nerede olduğunuz önemli. Nerede olduğunuzu gösterebilmek için de gayret, merak olmalı. Amacımız Kocaeli Üniversitesi’ni ve arkadaşlarımızı iyi bir noktaya getirmek. Yurt dışından 15 arkadaşımız Kocaeli’ye geldi” şeklinde konuştu.

ÇALIŞMALAR BİRLEŞTİRİLİYOR
Harvard Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Uzm. Dr. Furkan Burak, “Dünyanın dört bir yanında bir araya gelen bilim insanları; kalori kısıtlamasının yaşlanmaya, insan ömrüne etkisine, cerrahi stres, kemoterapi, radyoterapi veya kanser tedavisi gibi konularda komplikasyonları, yan etkilerini azaltmak için çalışıyor.” ifadelerine yer verdi.
Sempozyum hakkında konuşan Uzm. Dr. Furkan Burak, “Çalışmalarımızı birleştirip temel bilim çalışmalarının testlerini insan üzerinde başlatıyoruz. Bu büyük işlere Türkiye’yi de dahil etmek bizim için gurur kaynağı.” dedi. Türkiye’de ciddi çalışmalar yapıldığına vurgu yapan doktor, “Bu çalışmaları dünyanın yaptığı işlerle birleştirip boyutlarını daha da artırmak en büyük amacımız. Biz sempozyumda da obeziteyi çalışıyoruz. Kaloriyi artırınca nasıl oluyor, iş obeziteye nasıl gidiyor, hastalıkla nasıl oluşuyor, obezite ile gelen sorunları nasıl tedavi edebiliriz diye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

ÇOCUKLARDA DİYABETİK KOMPLİKASYONLARA DİKKAT
Uzm. Dr. Furkan Burak, beynin kilo vermeyi sevmediğinin altını çizerek hastayı daha kapsamlı tedavi etmek gerektiğini belirtti. Türkiye’nin Avrupa’da obezite oranı en yüksek ülke olduğunu paylaşan doktor, “Obezite 5-10 yıl ömrümüzden alıyor. Hayat kalitemizi ciddi azaltıyor, 100’den fazla başka hastalığa yol açıyor. Topyekûn önce öğrenerek, anlayarak bilim insanları ve hekimlerimizi destekleyip toplumla beraber bu hastalığı tedavi etmemiz gerekiyor. Ameliyatın faydalı olduğu durumlar var ama öncelikli tedavi tıbbi tedavidir. Tıbbi tedavi önceden çok mümkün değildi ama son 3-4 yıldır geliştirilen tıbbi tedaviler var.” açıklamasında bulundu.
Çocukluk çağı obezitesinin yüzde 20’lere kadar yükseldiğinden bahseden Uzm Dr. Furkan Burak, “Ekstra önlemler almazsak bu durum daha da kötüye gidecek. Artık diyabeti, hipertansiyonu çocuklarda görmeye başladık. Bu çok korkunç bir şey. Çocuklarda diyabetin komplikasyonları daha hızlı ilerliyor. Okullardan başlayarak yeme alışkanlıklarını düzeltip, proses edilmiş yiyeceklerden uzak tutmamız gerekiyor. Davranışsal olarak da bir şekilde müdahale edip önüne geçmezsek büyük sorunlar devam edecek” ifadelerini kullandı.
Harvard’da görevli olan Dr. Keith Özaki de yiyecek ve içeceklerin cerrahi komplikasyonlara olan etkisinden ve cerrahi komplikasyonların nasıl diyetle azaltabileceğini çalıştığını belirtti. Cleveland Clinic’te çalışan Dr. Chris Hine ise kalori kısıtlamasının ve diyetin sağlıklı ömrü uzatması konusundaki çalışmaları hakkında bilgi verdi.

AK Parti Milletvekili Sena Nur Çelik Kanat, İsrail’in Gazze’yi açık hava hapishanesinden toplu mezara dönüştürdüğünü kaydettiği konuşmasında şunları söyledi;
“İSRAİL, AÇLIĞI SAVAŞ SİLAHI OLARAK KULLANIYOR”
İsrail, Gazze’yi açık hava hapishanesinden toplu mezara dönüştürdü. 34.000’den fazla insanı, 14.000 çocuğu, 10.000 kadını, yüzlerce gazeteciyi, yardım görevlisini ve doktoru katletti. 75.000’den fazla insanın yaralanmasına neden oldu ve 1.7 milyon kişiyi zorla yerinden etti. Gazze’deki sivil altyapının %70’ini tahrip etti. İsrail, insani yardımların Gazze’ye ulaşmasını kasıtlı olarak engellemeye devam ediyor.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell’in ifade ettiği gibi İsrail, Gazze’de kıtlığa sebep oluyor ve açlığı bir savaş silahı olarak kullanıyor. IPC’ye (Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması) göre, Gazze’de insanların %100’ü yeterli gıdaya erişemez durumda. Bu eşi görülmemiş bir durum. Şimdiye kadar IPC raporlarının hiçbiri dünyanın herhangi bir yerinde bu kadar ciddi seviyede bir gıda güvensizliği krizi tespit etmemişti.
“ÇOCUKLARIN AÇLIK NEDENİYLE ÖLÜMLERİNE TANIKLIK EDİYORUZ”
Unıcef, Gazze’deki bebeklerin artık ağlayacak enerjilerinin kalmadığını söylüyor.Dehşet içinde çocukların açlık nedeniyle ölümlerine tanıklık ediyoruz. Uluslararası toplum artık İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği keyfi ve orantısız saldırıların ve Gazze halkının toplu olarak cezalandırılmasının savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar olup olmadığını tartışmıyor bile.
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in eylemlerinin soykırım kapsamına girebileceğini tespit etti ve Filistinlileri korumak için ihtiyati tedbir kararı verdi. Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Gazze’de kullanılan şiddet türlerini ve İsrail’in politikalarını analiz ettiği raporunda, İsrail’in soykırım yaptığına dair eşiğin aşıldığını gösteren makul gerekçeler olduğu sonucuna vardı.
Raporun en önemli bulgularından biri, İsrail’in idari ve askeri liderliği ile askerlerinin, Filistin halkına yönelik soykırımsal şiddeti meşrulaştırmak için soykırım niyeti taşıyan açıklamalar yaptıkları ve savaş hukuku ilkelerini kasıtlı şekilde ihlal ettikleridir. Bu Meclis’te bulunan herkes 7 Ekim’de sivillerin öldürülmesini ve kaçırılmasını kınadı. Ancak bu Meclis’te bulunan bazı milletvekillerinin ve Avrupa Konseyi üyesi bazı hükümetlerin hala İsrail’in uluslararası hukuk ihlallerini görmezden gelmesi ve kınamayı reddetmesi büyük bir utanç, vicdansızlık ve bu suçların işlenmesine ortaklık etmektir.
“GEREKLİ ÖNERİLERİ İÇEREN YENİ OBJEKTİF RAPOR BU MECLİS’TE ACİLEN HAZIRLANMALIDIR”
Bu siyasetçi ve hükümetler bir daha insan haklarıyla ilgili herhangi bir konuda konuşma meşruiyetlerini Gazze’de katledilen binlerce çocuğun naaşlarıyla beraber toprağa gömdüklerini bilmeliler. Bu Meclis ve dünyanın dört bir yanındaki hükümetler çifte standartı bırakmalı ve diğer tüm aktörler gibi İsrail’e de uluslararası standartları uygulayarak İsrail’i yaptıkalrından sorumlu tutmalıdır. Sayın FASSINO tarafından hazırlanan (bu Meclis’te kabul edilen) ve içeriği oldukça yetersiz olan Gazze raporu bu Meclis’in değerleri için bir utanç kaynağıdır. Gerekli önerileri içeren yeni objektif bir rapor bu Meclis’te acilen hazırlanmalıdır.
ÇATIŞMAYI ÖNLEMEK İÇİN ÇAĞRILARDA BULUNDU
Uluslararası hukuku korumak ve bölgesel bir çatışmayı önlemek için hepimiz şu çağrılarda bulunmalıyız: kalıcı bir ateşkesin sağlanması; Tüm Uluslararası Adalet Divanı kararlarının acilen tam olarak uygulanması, insanı yardım akışının engelsiz sağlanması, İsrail’in BM’nin tüm kurumlarıyla işbirliği yapması, tüm rehinelerin, Gazze’deki rehinelerin ve İsrail hapishanelerinde yargılanmadan tutulan binlerce Filistinlinin serbest bırakılması; Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’na (UNRWA) bazı ülkelerin durdurduğu fonların yeniden sağlanması ve İsrail’e tüm silah ihracatının durdurulması.
Konya Milletvekili Meryem Göka, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde yaptığı konuşmasında bölgede çatışmanın son bulması ve ateşkesin yapılması konusunda çağrıda bulunarak şöyle konuştu;
“DÜNYA, AÇLIĞIN SAVAŞ ARACI OLARAK KULLANILMASI NEDENİYLE UTANMALI”
Daha önce hiçbirimiz böylesine bir duruma tanık olmadık. Savaş suçları, gözlerimizin önünde gerçek zamanlı olarak gerçekleşiyor. Ekranlarımıza şok edici görüntüler ulaşıyor. Ancak, var olan bir şey daha var; yürekleri dağlayan bir sessizlik. Dünya, Gazze’de güvenli bir alanın olmaması ve açlığı bir savaş aracı olarak kullanılması nedeniyle utanmalı. Bugün, burası dünyanın en büyük açık hava mezarlığı. Sadece on binlerce masumun katledildiği bir mezarlık değil, aynı zamanda insanı hukukun en temel prensiplerinin de katledildiği bir mezarlık. Uluslararası organizasyonlara göre; İsrail güçleri tarafından 14.000 çocuk öldürüldü, 17.000 çocuk ailelerinden ayrı bırakıldı, 9.000’den fazla kadın öldürüldü, her gün 180 kadın tıbbi yardım almadan doğum yapıyor, bebekler sütsüz ama bütün bunlar Dünya’da gerekli empatiyi uyandırmaya yetmedi. İsrail’in Gazze’deki katliamları, tüm dünyaya “Bir daha asla” sözünü hatırlatıyor: Hatırlıyor musunuz? Filistinlilere yönelik şiddet ve insanlık dışı muamelenin normalleştirilme çabaları insanılmaz derecede endişe verici. İnsanlık onuru ilkesi herkes için geçerli olmalı.
“İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİDEN BAHSEDENLER İSRAİL’İN KATLİAMLARINI İZLEMEKLE YETİNİYOR”
Oysa sürekli insan hakları, özgürlükler ve demokrasiden bahsedenler, İsrail’in katliamlarını uzaktan izlemekle yetiniyor, harekete geçmeye aciz kalıyor. İnsan hakları söz konusu olunca asla çifte standart olmamalı. Avrupa Konseyi, Rusya Ukrayna Savaşında bu savaşın etkilerini hafifletmeye ve durdurmaya yönelik haklı bir tutum sergiledi. Eğer Avrupa Konseyi’nin kuruluş ilkelerine bağlıysak, İsrail’in uluslararası hukuku alenen ihlal etmesine karşın güçlü bir duruş sergilemek yine bu konseyin görevi olmalıdır. Bu nedenle, Filistin’de yaşanan insanlık trajedisi karşısında, bu Meclis’te ortak ve güçlü bir tutum göstermesi için çağrıda bulunuyorum. Ayrıca, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü savaşın yayılma ve tırmanma riski barındırdığına dair uyarılarımızı uzun süredir tüm muhataplarımıza hatırlatmaktayız. İsrail’in İran’da Şam Büyükelçiliği’ne gerçekleştirdiği saldırı, İran’ın bu saldırıya yaptığı misilleme ve takip eden gelişmeler, olayların hızlı biçimde bölgesel bir savaşa dönüşebileceği riskini bir kez daha göstermiştir. Türkiye olarak, Filistin davasındaki diplomatik çabalara başından beri öncülük ediyoruz. Türkiye’nin garantörlük rolünü üstlenmeye hazır olduğunu ifade ettik ve bölgeye güvenlik ve istikrar getirecek tek bir çözüm olduğunu vurguladık: Bu da iki devletli çözümdür. Şimdi, her şeyden önce, derhal ateşkes yapılmalı; İsrail, kanlı saldırılarına son vermeli, Gazze’ye insani yardımın girmesine izin verilmeli ve yasadışı yerleşimlere ve işgale son verilmelidir.
Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, AKPM çatısı altında bir gözlem heyeti oluşturulması gerektiğini söyleyerek şu şekilde konuştu;
“FİLİSTİN- İSRAİL ÇATIŞMASI 7 EKİM’DE BAŞLAMADI”
Çatısı altında bulunduğumuz Avrupa Konseyi, dünyanın gördüğü en kanlı savaşın ardından, kuruluş tüzüğünün 1. Maddesinde öngörüldüğü üzere “insan hakları ve temel özgürlüklerin gerçekleştirilmesi” amacıyla kurulmuştur. Kıtasal çekincelerin ötesinde; kuruluş amaçlarımıza uygun hareket etmek, çatışmaların çözümü ve dünya barışının korunması için inisiyatif almak, bu kurumu işlevsel hale getirmemizin tek nedenidir. Bu yüzden buradayız. Öncelikle Filistin- İsrail çatışması 7 Ekim’de başlamadı. Gazze yıllardır İsrail kuşatması altında bir açık hava hapishanesiydi. Çocuklar kamplarda doğdu ve dışarıdaki normal hayatın ne olduğu hakkında hiçbir fikirleri olmadan büyüdüler. Batı Şeria’daki kontrol noktalarından geçen Filistinliler her gün büyük bir aşağılanmaya maruz kalıyor ve onurlu bir şekilde yaşama hakları ihlal ediliyor.
“BU NASIL BİR DEMOKRASİ?”
İsrail’in yasadışı yerleşimcileri nedeniyle, Batı Şeria’daki Filistin halkının mülkiyet hakları hukuksuz bir şekilde ellerinden alınıyor. Son altı aydır Auschwitz’i durduramamanın utancına benzer bir utanç içindeyiz. Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Filistinlilere karşı ‘soykırım suçu’ işlendiğine inanmak için makul gerekçeler olduğunu belirtiyor. Gazze’de 14 binden fazlası çocuk olmak üzere 30 binden fazla Filistinli öldürüldü ve bu rakam nüfusun yaklaşık yüzde 1,4’üne tekabül ediyor. Kayıp 12 binden fazla kişinin öldüğü tahmin ediliyor. 71.000 kişi yaralanmış, birçoğu ömür boyu sürecek sakatlıklara maruz kalmıştır. Yerleşim alanlarının %70’i tahrip edildi. Tüm nüfusun %80’i zorla yerinden edildi. Gazze’ye uygulanan abluka hayati öneme sahip malzemelere erişimi engelleyerek her gün 10 kişinin açlıktan ölmesine neden olmaktadır. Gazeteciler, tıp doktorları öldürüldü, hastaneler, camiler ve kiliseler orantısız bir şekilde hedef alındı. Bunların hepsi İsrail tarafından yapıldı. Bu nasıl bir demokrasi?
“AKPM ÇATISI ALTINDA BİR GÖZLEM HEYETİ OLUŞTURMALIYIZ”
Sevgili meslektaşlarım, buradaki varlığımızı anlamlı kılmak için siyasi uğraşlarımızdan ve çıkar gruplarından ayrı olarak insan haklarının gerçek bir temsilcisi olmayı başarmalıyız. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2728 sayılı kararının acilen uygulanması için inisiyatif almalı ve Gazze’ye yeterli insani yardımın girmesini sağlamak için tarafsız bir AKPM çatısı altında bir gözlem heyeti oluşturmalıyız. Derhal ateşkes çağrısında bulunulmalı, her iki tarafa da tüm esirlerin serbest bırakılması için çağrıda bulunulmalı ve en nihayetinde Gazzelilerin ve tüm Filistinlilerin uluslararası hukuk çerçevesinde kendi topraklarına dönmelerini sağlamalıyız. Sonuç olarak, siyaset insanlarla ve insanlar için yapılır ve biz siyasetçiler olarak dünyanın dört bir yanında Filistin’i savunan barışçıl protestocuların sesi olmalıyız. Türkiye Filistin’in yanında ve öyle olmaya devam edecek. Ülkelerimize döndüğümüzde halkımıza anlatacak onurlu bir hikayemiz olmalı. Filistin’i özgürleştirmek zorundayız. Yaşasın Filistin.”
MHP Konya Milletvekili Konur Alp’in AKPM’de yaptığı konuşmasından satır başları şu şekilde;
“BU İNSANİ FELAKETİ SONA ERDİRMEK İÇİN BİR ŞEYLER YAPMALIYIZ”
“Sevgili meslektaşlarım, altı aydan fazla zaman geçti. Aralarında uluslararası yardım görevlileri ve gazetecilerin de bulunduğu yaklaşım 34.000 sivil öldürüldü. Yaklaşık 2 milyon insan zorla yerinden edildi. Sivillerin evleri ile hastane ve okul gibi yapılar kasten hedef alındaı ve tahrip edildi. Eğer Gazze’deki insani felakete içtenlikle cevap vermek istiyorsak, öncelikle şu konuda anlaşmalıyız: Filistinlileri desteklemek, onların haklarını korumak ya da bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını savunmak bizi Yahudi düşmanı yapmaz. Filistinlilerin haklarını desteklerken aynı zamanda Netanyahu hükümetinin politikalarını da eleştirebiliriz. İsrail halkı bile Netanyahu hükümetini ağır ve giderek yaygınlaşan bir şekilde eleştiriyor ve protesto ediyor. Ancak uluslararası toplum gerekli adımları atamıyor. Ancak bu kurum, yüce Meclisimiz, Avrupa’da ve ötesinde insan haklarını savunmanın öncüsü konumundadır. Dolayısıyla İsrail’in, Uluslararası Adalet Divanı’na göre soykırım suçu sayılması muhtemel olan korkunç, dehşet verici eylemlerine karşı sesimizi yükseltmek bizim için bir sorumluluktur. Ardından da anlaşılacağı üzere, insan haklarından ırk,din ve dil ayrımı olmaksızın her insanoğlu yararlanmalıdır. Şimdiye kadar hayatta kalmayı başarabilenler için çok geç olmadan, bu insani felaketi sona erdirmek için bir şeyler yapmalıyız. İsrail’e hala ağır silahlar sağlayan Avrupa hükümetlerine karşı da sesimizi yükseltmeliyiz. Gazze halkına verilen desteğin bir göstergesi olarak bu çılgın savaş bitene kadar İsrail’e silah ihracatı durdurulmalıdır.
Çatışmanın yayılma riskinin bulunduğunu kabul etmeliyiz. İsrail’in Suriye’deki İran Büyükelçiliği’ne saldırısı ve İran’ın misilleme yapması, olayların kolaylıkla ve hızla bölgesel bir savaşa dönüşebileceğini gösterdi. Bölgedeki istikrarsızlık aynı zamanda daha büyük küresel çatışmalar da tetikleme potansiyeli taşıyor. Bu nedenle sevgili meslektaşlarım, İsrail’e daha fazla silah göndermemesi için hükümetlerinize baskı yapmalısınız. Şu anda daha fazla silah sağlanmasının daha fazla sivilin ölmesi ve Gazze’deki insani durumun daha da kötüleşmesi anlamına geldiğini unutmamalıyız. Buna izin vermemeliyiz.
AK Parti Milletvekili Sena Nur Çelik Kanat, İsrail’in Gazze’yi açık hava hapishanesinden toplu mezara dönüştürdüğünü kaydettiği konuşmasında şunları söyledi;
“İSRAİL, AÇLIĞI SAVAŞ SİLAHI OLARAK KULLANIYOR”
İsrail, Gazze’yi açık hava hapishanesinden toplu mezara dönüştürdü. 34.000’den fazla insanı, 14.000 çocuğu, 10.000 kadını, yüzlerce gazeteciyi, yardım görevlisini ve doktoru katletti. 75.000’den fazla insanın yaralanmasına neden oldu ve 1.7 milyon kişiyi zorla yerinden etti. Gazze’deki sivil altyapının %70’ini tahrip etti. İsrail, insanı yardımların Gazze’ye ulaşmasını kasıtlı olarak engellemeye devam ediyor. Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell’in ifade ettiği gibi İsrail, Gazze’de kıtlığa sebep oluyor ve açlığı bir savaş silahı olarak kullanıyor. IPC (Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması)’ye göre, Gazze’de insanların %100’ü yeterli gıdaya erişemez durumda. Bu eşi görülmemiş bir durum. Şimdiye kadar IPC raporlarının hiçbiri dünyanın herhangi bir yerinde bu kadar ciddi seviyede bir gıda güvensizliği krizi tespit etmemişti.
“ÇOCUKLARIN AÇLIK NEDENİYLE ÖLÜMLERİNE TANIKLIK EDİYORUZ”
Unıcef, Gazze’deki bebeklerin artık ağlayacak enerjilerinin kalmadığını söylüyor.Dehşet içinde çocukların açlık nedeniyle ölümlerine tanıklık ediyoruz. Uluslararası toplum artık İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği keyfi ve orantısız saldırıların ve Gazze halkının toplu olarak cezalandırılmasının savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar olup olmadığını tartışmıyor bile. Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in eylemlerinin soykırım kapsamına girebileceğini tespit etti ve Filistinlileri korumak için ihtiyati tedbir kararı verdi. Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Gazze’de kullanılan şiddet türlerini ve İsrail’in politikalarını analiz ettiği raporunda, İsrail’in soykırım yaptığına dair eşiğin aşıldığını gösteren makul gerekçeler olduğu sonucuna vardı. Raporun en önemli bulgularından biri, İsrail’in idari ve askeri liderliği ile askerlerinin, Filistin halkına yönelik soykırımsal şiddeti meşrulaştırmak için soykırım niyeti taşıyan açıklamalar yaptıkları ve savaş hukuku ilkelerini kasıtlı şekilde ihlal ettikleridir. Bu Meclis’te bulunan herkes 7 Ekim’de sivillerin öldürülmesini ve kaçırılmasını kınadı. Ancak bu Meclis’te bulunan bazı milletvekillerinin ve Avrupa Konseyi üyesi bazı hükümetlerin hala İsrail’in uluslararası hukuk ihlallerini görmezden gelmesi ve kınamayı reddetmesi büyük bir utanç, vicdansızlık ve bu suçların işlenmesine ortaklık etmektir.
“GEREKLİ ÖNERİLERİ İÇEREN YENİ OBJEKTİF RAPOR BU MECLİS’TE ACİLEN HAZIRLANMALIDIR”
Bu siyasetçi ve hükümetler bir daha insan haklarıyla ilgili herhangi bir konuda konuşma meşruiyetlerini Gazze’de katledilen binlerce çocuğun naaşlarıyla beraber toprağa gömdüklerini bilmeliler. Bu Meclis ve dünyanın dört bir yanındaki hükümetler çifte standartı bırakmalı ve diğer tüm aktörler gibi İsrail’e de uluslararası standartları uygulayarak İsrail’i yaptıkalrından sorumlu tutmalıdır. Sayın FASSINO tarafından hazırlanan (bu Meclis’te kabul edilen) ve içeriği oldukça yetersiz olan Gazze raporu bu Meclis’in değerleri için bir utanç kaynağıdır. Gerekli önerileri içeren yeni objektif bir rapor bu Meclis’te acilen hazırlanmalıdır.
ÇATIŞMAYI ÖNLEMEK İÇİN ÇAĞRILARDA BULUNDU
Uluslararası hukuku korumak ve bölgesel bir çatışmayı önlemek için hepimiz şu çağrılarda bulunmalıyız: kalıcı bir ateşkesin sağlanması; Tüm Uluslararası Adalet Divanı kararlarının acilen tam olarak uygulanması, insanı yardım akışının engelsiz sağlanması, İsrail’in BM’nin tüm kurumlarıyla işbirliği yapması, tüm rehinelerin, Gazze’deki rehinelerin ve İsrail hapishanelerinde yargılanmadan tutulan binlerce Filistinlinin serbest bırakılması; Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’na (UNRWA) bazı ülkelerin durdurduğu fonların yeniden sağlanması ve İsrail’e tüm silah ihracatının durdurulması.
Konya Milletvekili Meryem Göka, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde yaptığı konuşmasında bölgede çatışmanın son bulması ve ateşkesin yapılması konusunda çağrıda bulunarak şöyle konuştu;
“DÜNYA, AÇLIĞIN SAVAŞ ARACI OLARAK KULLANILMASI NEDENİYLE UTANMALI”
Daha önce hiçbirimiz böylesine bir duruma tanık olmadık. Savaş suçları, gözlerimizin önünde gerçek zamanlı olarak gerçekleşiyor. Ekranlarımıza şok edici görüntüler ulaşıyor. Ancak, var olan bir şey daha var; yürekleri dağlayan bir sessizlik. Dünya, Gazze’de güvenli bir alanın olmaması ve açlığı bir savaş aracı olarak kullanılması nedeniyle utanmalı. Bugün, burası dünyanın en büyük açık hava mezarlığı. Sadece on binlerce masumun katledildiği bir mezarlık değil, aynı zamanda insanı hukukun en temel prensiplerinin de katledildiği bir mezarlık. Uluslararası organizasyonlara göre; İsrail güçleri tarafından 14.000 çocuk öldürüldü, 17.000 çocuk ailelerinden ayrı bırakıldı, 9.000’den fazla kadın öldürüldü, her gün 180 kadın tıbbi yardım almadan doğum yapıyor, bebekler sütsüz ama bütün bunlar Dünya’da gerekli empatiyi uyandırmaya yetmedi. İsrail’in Gazze’deki katliamları, tüm dünyaya “Bir daha asla” sözünü hatırlatıyor: Hatırlıyor musunuz? Filistinlilere yönelik şiddet ve insanlık dışı muamelenin normalleştirilme çabaları insanılmaz derecede endişe verici. İnsanlık onuru ilkesi herkes için geçerli olmalı.
“İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİDEN BAHSEDENLER İSRAİL’İN KATLİAMLARINI İZLEMEKLE YETİNİYOR”
Oysa sürekli insan hakları, özgürlükler ve demokrasiden bahsedenler, İsrail’in katliamlarını uzaktan izlemekle yetiniyor, harekete geçmeye aciz kalıyor. İnsan hakları söz konusu olunca asla çifte standart olmamalı. Avrupa Konseyi, Rusya Ukrayna Savaşında bu savaşın etkilerini hafifletmeye ve durdurmaya yönelik haklı bir tutum sergiledi. Eğer Avrupa Konseyi’nin kuruluş ilkelerine bağlıysak, İsrail’in uluslararası hukuku alenen ihlal etmesine karşın güçlü bir duruş sergilemek yine bu konseyin görevi olmalıdır. Bu nedenle, Filistin’de yaşanan insanlık trajedisi karşısında, bu Meclis’te ortak ve güçlü bir tutum göstermesi için çağrıda bulunuyorum. Ayrıca, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü savaşın yayılma ve tırmanma riski barındırdığına dair uyarılarımızı uzun süredir tüm muhataplarımıza hatırlatmaktayız. İsrail’in İran’da Şam Büyükelçiliği’ne gerçekleştirdiği saldırı, İran’ın bu saldırıya yaptığı misilleme ve takip eden gelişmeler, olayların hızlı biçimde bölgesel bir savaşa dönüşebileceği riskini bir kez daha göstermiştir. Türkiye olarak, Filistin davasındaki diplomatik çabalara başından beri öncülük ediyoruz. Türkiye’nin garantörlük rolünü üstlenmeye hazır olduğunu ifade ettik ve bölgeye güvenlik ve istikrar getirecek tek bir çözüm olduğunu vurguladık: Bu da iki devletli çözümdür. Şimdi, her şeyden önce, derhal ateşkes yapılmalı; İsrail, kanlı saldırılarına son vermeli, Gazze’ye insani yardımın girmesine izin verilmeli ve yasadışı yerleşimlere ve işgale son verilmelidir.
Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, AKPM çatısı altında bir gözlem heyeti oluşturulması gerektiğini söyleyerek şu şekilde konuştu;
“FİLİSTİN- İSRAİL ÇATIŞMASI 7 EKİM’DE BAŞLAMADI”
Çatısı altında bulunduğumuz Avrupa Konseyi, dünyanın gördüğü en kanlı savaşın ardından, kuruluş tüzüğünün 1. Maddesinde öngörüldüğü üzere “insan hakları ve temel özgürlüklerin gerçekleştirilmesi” amacıyla kurulmuştur. Kıtasal çekincelerin ötesinde; kuruluş amaçlarımıza uygun hareket etmek, çatışmaların çözümü ve dünya barışının korunması için inisiyatif almak, bu kurumu işlevsel hale getirmemizin tek nedenidir. Bu yüzden buradayız. Öncelikle Filistin- İsrail çatışması 7 Ekim’de başlamadı. Gazze yıllardır İsrail kuşatması altında bir açık hava hapishanesiydi. Çocuklar kamplarda doğdu ve dışarıdaki normal hayatın ne olduğu hakkında hiçbir fikirleri olmadan büyüdüler. Batı Şeria’daki kontrol noktalarından geçen Filistinliler her gün büyük bir aşağılanmaya maruz kalıyor ve onurlu bir şekilde yaşama hakları ihlal ediliyor.
“BU NASIL BİR DEMOKRASİ?”
İsrail’in yasadışı yerleşimcileri nedeniyle, Batı Şeria’daki Filistin halkının mülkiyet hakları hukuksuz bir şekilde ellerinden alınıyor. Son altı aydır Auschwitz’i durduramamanın utancına benzer bir utanç içindeyiz. Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Filistinlilere karşı ‘soykırım suçu’ işlendiğine inanmak için makul gerekçeler olduğunu belirtiyor. Gazze’de 14 binden fazlası çocuk olmak üzere 30 binden fazla Filistinli öldürüldü ve bu rakam nüfusun yaklaşık yüzde 1,4’üne tekabül ediyor. Kayıp 12 binden fazla kişinin öldüğü tahmin ediliyor. 71.000 kişi yaralanmış, birçoğu ömür boyu sürecek sakatlıklara maruz kalmıştır. Yerleşim alanlarının %70’i tahrip edildi. Tüm nüfusun %80’i zorla yerinden edildi. Gazze’ye uygulanan abluka hayati öneme sahip malzemelere erişimi engelleyerek her gün 10 kişinin açlıktan ölmesine neden olmaktadır. Gazeteciler, tıp doktorları öldürüldü, hastaneler, camiler ve kiliseler orantısız bir şekilde hedef alındı. Bunların hepsi İsrail tarafından yapıldı. Bu nasıl bir demokrasi?
“AKPM ÇATISI ALTINDA BİR GÖZLEM HEYETİ OLUŞTURMALIYIZ”
Sevgili meslektaşlarım, buradaki varlığımızı anlamlı kılmak için siyasi uğraşlarımızdan ve çıkar gruplarından ayrı olarak insan haklarının gerçek bir temsilcisi olmayı başarmalıyız. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2728 sayılı kararının acilen uygulanması için inisiyatif almalı ve Gazze’ye yeterli insani yardımın girmesini sağlamak için tarafsız bir AKPM çatısı altında bir gözlem heyeti oluşturmalıyız. Derhal ateşkes çağrısında bulunulmalı, her iki tarafa da tüm esirlerin serbest bırakılması için çağrıda bulunulmalı ve en nihayetinde Gazzelilerin ve tüm Filistinlilerin uluslararası hukuk çerçevesinde kendi topraklarına dönmelerini sağlamalıyız. Sonuç olarak, siyaset insanlarla ve insanlar için yapılır ve biz siyasetçiler olarak dünyanın dört bir yanında Filistin’i savunan barışçıl protestocuların sesi olmalıyız. Türkiye Filistin’in yanında ve öyle olmaya devam edecek. Ülkelerimize döndüğümüzde halkımıza anlatacak onurlu bir hikayemiz olmalı. Filistin’i özgürleştirmek zorundayız. Yaşasın Filistin.”
MHP Konya Milletvekili Konur Alp’in AKPM’de yaptığı konuşmasından satır başları şu şekilde;
“BU İNSANİ FELAKETİ SONA ERDİRMEK İÇİN BİR ŞEYLER YAPMALIYIZ”
“Sevgili meslektaşlarım, altı aydan fazla zaman geçti. Aralarında uluslararası yardım görevlileri ve gazetecilerin de bulunduğu yaklaşım 34.000 sivil öldürüldü. Yaklaşık 2 milyon insan zorla yerinden edildi. Sivillerin evleri ile hastane ve okul gibi yapılar kasten hedef alındaı ve tahrip edildi. Eğer Gazze’deki insani felakete içtenlikle cevap vermek istiyorsak, öncelikle şu konuda anlaşmalıyız: Filistinlileri desteklemek, onların haklarını korumak ya da bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını savunmak bizi Yahudi düşmanı yapmaz. Filistinlilerin haklarını desteklerken aynı zamanda Netanyahu hükümetinin politikalarını da eleştirebiliriz. İsrail halkı bile Netanyahu hükümetini ağır ve giderek yaygınlaşan bir şekilde eleştiriyor ve protesto ediyor. Ancak uluslararası toplum gerekli adımları atamıyor. Ancak bu kurum, yüce Meclisimiz, Avrupa’da ve ötesinde insan haklarını savunmanın öncüsü konumundadır. Dolayısıyla İsrail’in, Uluslararası Adalet Divanı’na göre soykırım suçu sayılması muhtemel olan korkunç, dehşet verici eylemlerine karşı sesimizi yükseltmek bizim için bir sorumluluktur. Ardından da anlaşılacağı üzere, insan haklarından ırk,din ve dil ayrımı olmaksızın her insanoğlu yararlanmalıdır. Şimdiye kadar hayatta kalmayı başarabilenler için çok geç olmadan, bu insani felaketi sona erdirmek için bir şeyler yapmalıyız. İsrail’e hala ağır silahlar sağlayan Avrupa hükümetlerine karşı da sesimizi yükseltmeliyiz. Gazze halkına verilen desteğin bir göstergesi olarak bu çılgın savaş bitene kadar İsrail’e silah ihracatı durdurulmalıdır.
Çatışmanın yayılma riskinin bulunduğunu kabul etmeliyiz. İsrail’in Suriye’deki İran Büyükelçiliği’ne saldırısı ve İran’ın misilleme yapması, olayların kolaylıkla ve hızla bölgesel bir savaşa dönüşebileceğini gösterdi. Bölgedeki istikrarsızlık aynı zamanda daha büyük küresel çatışmalar da tetikleme potansiyeli taşıyor. Bu nedenle sevgili meslektaşlarım, İsrail’e daha fazla silah göndermemesi için hükümetlerinize baskı yapmalısınız. Şu anda daha fazla silah sağlanmasının daha fazla sivilin ölmesi ve Gazze’deki insani durumun daha da kötüleşmesi anlamına geldiğini unutmamalıyız. Buna izin vermemeliyiz.

Sağlığı korumanın ve hastalıklardan arınmanın, var olduğu günden bu yana insanlığın ortak derdi olduğunu dile getiren Erdoğan, bu yolda birbirine eklenerek kar topu gibi büyüyen tecrübelerin insanlık tarihinin tüm birikiminden izler taşıdığını belirtti.

Erdoğan, sahip oldukları bu hazinenin, Doğu’nun ve Batı’nın, geleneksel ve modernin ahenk içinde yoğurulmasının eşsiz bir sembolü olduğunu kaydederek, “Yüzyıllar boyunca hekimler, ‘Biz insanı en güzel biçimde yarattık.’ ayetikerimesinin bir tezahürü olarak, kutsal kabul edilen sağlığı korumak ve bu uğurda tedavi yöntemleri geliştirmek için tabiatı incelemiş, yaratılan her şeyi hikmet nazarıyla satır satır okumuştur. Şifanın arandığı en kadim kaynaklardan biri hiç şüphesiz hala keşfedilmemiş sayısız türü bünyesinde barındıran bitkiler alemidir. Bugün fitoterapi olarak bilinen bitkilerle tedavi, bilimsel geçerliliği olan, kanıta dayalı bir tedavi yöntemi halini almıştır.” diye konuştu.

“SAYISIZ ALİMİN KEŞİFLERİ VE KALEME ALDIKLARI ESERLER HALA BİLİM İNSANLARIMIZ TARAFINDAN KEŞFEDİLMEYİ BEKLEMEKTEDİR”
Bugün birçok hastalığın tedavisinde bitkilerden elde edilen ilaçlar kullanıldığını bildiklerine dikkati çeken Erdoğan, “Anadolu toprakları, sahip olduğu 3 bini endemik, toplam 12 bin bitki türüyle bitkilerle tedavi alanında müstesna bir yere sahiptir. Sadece bitki çeşitliliği açısından değil, üzerinde birçok önemli hekim ve bilim insanının yaşamış olması hasebiyle de Anadolu toprakları kadim tıp kaynakları açısından önemli bir konumdadır. Razi’den İbni Sina’ya, Hipokrat’tan Galen’e sayısız alimin keşifleri ve kaleme aldıkları eserler hala bilim insanlarımız tarafından keşfedilmeyi beklemektedir.” ifadelerini kullandı.

Emine Erdoğan, buna bir örnek olarak, geçen yıllarda tercümesini gerçekleştirdikleri “Kitabül Cemi Fil Edviyetül Müfrede” kitabından bahsetmek istediğini aktararak, şöyle devam etti:
“13. yüzyılda yaşayan ve botanik biliminin kurucusu olarak kabul edilen İbnü’l Baytar’ın bu değerli eserinin ne yazık ki Türkçe tercümesi bulunmuyordu. 19. yüzyılda Batılı bilim insanları tarafından önemi fark edilerek çeşitli dillere çevrilmiş olan bu eseri Türkçeye kazandırmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Ancak elbette yeterli görmüyoruz. Ülkemizin bu anlamda büyük bir potansiyeli ve mirası var. Bu mirasın modern bilimin süzgecinden geçerek günümüze kazandırılmasının, insan hayatına eşsiz bir katkı sunacağı kanaatindeyim.”

Tıp alanında miras aldıkları bu köklü geçmişe sahip çıkmayı, milli ve vicdani bir sorumluluk olarak gördüklerine işaret eden Erdoğan, bu nedenle yürüttükleri çalışmaların bu sorumluluk duygusunun bir sonucu olduğunu söyledi.

Emine Erdoğan, hastalıklarla mücadelenin, biçim değiştirse de her dönem insanlığın temel uğraş konularından biri olduğunu dile getirerek, “Teknolojinin gelişmesiyle teşhiste kat edilen mesafenin önemini yadsıyamayız. Ancak diğer taraftan artan kronik hastalıklar ve aşırı ilaç kullanımı tüm dünyada sağlık politikalarını yeniden gözden geçirmenin zorunlu olduğu kanısını güçlendirmiştir. Bu noktada DSÖ geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerinin ülkelerin sağlık sistemlerine dahil edilmesini teşvik etmektedir.” ifadelerini kullandı.

Tarihi öğretilerin gün yüzüne çıkarılıp, modern uygulamalara entegrasyonunda üzerlerine düşeni yerine getirmek için 2012 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Daire Başkanlığı kurulduğunu aktaran Erdoğan, gerekli mevzuat düzenlemesi yapıldığını vurguladı.

“GETAT UYGULAMALARININ BİLİMSEL VE AKADEMİK BİR ZEMİNDE YÜRÜTÜLMESİ SON DERECE ÖNEMLİ”
Emine Erdoğan, 2014 yılında yürürlüğe giren Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği’nin bu çerçevede önemli bir adım olduğundan bahsederek, şunları söyledi: “Bu sayede Sağlık Bakanlığı öncülüğünde, birçok üniversitede Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları (GETAT) eğitim ve uygulama merkezleri açıldı. Ancak GETAT uygulamalarının bilimsel ve akademik bir zeminde yürütülmesi son derece önemli. Bu minvalde geçtiğimiz aylarda ülkemizin saygın araştırma kuruluşlarından biri olan TÜBİTAK Başkanlığımız tarafından geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın araştırılmasına yönelik proje çağrısına çıkıldı. Akademik çalışmaların ve bilim insanlarının GETAT uygulamalarına gösterdiği ilginin son derece önemli olduğunu düşünüyorum.”

Bu sayede Türkiye’nin GETAT uygulamalarında önde gelen ülkelerden biri ve tüm dünya için bir cazibe merkezi olacağına emin olduğunu vurgulayan Erdoğan, topraklarının zengin şifa birikiminin, Sağlık Bakanlığınca patenti alınan “Anadolu Tıbbı” markası altında daha da geliştirilerek, insanlığın istifadesine sunulacak olmasının ümit verici bir gelişme olduğunu dile getirdi.

Emine Erdoğan, başta Sağlık Bakanlığı ve DSÖ olmak üzere organizasyonda emeği geçen herkese ve katılımcılara katkıları için teşekkür etti.
Hz. Muhammed’in “Sağlık, vücutları sağlam insanların başına konmuş bir taçtır. Onu ancak hastaların gözü görür.” Hadis-i Şerifi’ni aktaran Erdoğan, “Hastalığın değil, şifanın merkeze alındığı, geleneğin hak ettiği itibara yeniden kavuşarak, hayatımıza hikmeti ve şefkati kazandırdığı bir dünyayı, hep birlikte inşa edebilmeyi diliyorum.” şeklinde konuştu.

EMİNE ERDOĞAN, KATILIMCILARLA AİLE FOTOĞRAFI ÇEKTİRDİ
Emine Erdoğan, programa katılan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Sağlık Bakanı Yardımcısı Huzeyfe Yılmaz, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İhsan Ateş, DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Dr. Hans Kluge, DSÖ Geleneksel, Tamamlayıcı ve Entegratif Tıp Birimi Sorumlusu/ Dünya Sağlık Örgütü Bitkisel İlaçlar İçin Uluslararası Düzenleyici İşbirliği Ağı (DSÖ-IRCH) Sekreterya Grup Başkanı Dr. Kim Sungchol ve DSÖ-IRCH Sekreterya Grup Başkan Yardımcısı Dr. Charles Wu ile aile fotoğrafı çektirdi.
Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu (TÜMATA) tarafından mini konser verilen programda, çalıştayla ilgili tanıtım videosu izletildi.

Programda, Sağlık Bakanı Koca ve DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Dr. Kluge konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından, Sağlık Bakanı Koca Emine Erdoğan’a geleneksel tıbbın simgesi olan “hayat ağacını” hediye olarak takdim etti.
Emine Erdoğan daha sonrasında beraberindekilerle, Sağlık Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanan “Anadolu’da Tıbbın Tarihi” sergisini ziyaret etti.
Sergide, geleneksel tıp yöntemlerinin yer aldığı kitaplar ve bitkiler tanıtılıyor.
Her yıl farklı ülkede düzenlenen Uluslararası Beytülmakdis Akademik Sempozyumu, Mardin Artuklu Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un katılımıyla bu yıl 24’cüsü düzenlenen sempozyum ‘Akademi ve Siyonizm: Baskılar, Korkular ve İtirazlar’ ana temasıyla gerçekleştirildi.
Yurt içi ve yurt dışından katılımlarla hazırlanan Uluslararası Beytülmakdis Akademik Sempozyumu İSRA Beytülmakdis Çalışmaları Vakfı, Unıversıtı Malaya, Academy For İslamic Jerusalem Studies, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Universitas Djuanda Bogor, Universiti Utara Malaysia ve Kadim Akademi ortaklığında başladı. Sempozyumda konuşan TBMM Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, insanlık tarihinin gördüğü en büyük ve insanlık dışı soykırımın yaşandığını belirtti.

Kurtulmuş, “Siyonizm, baskı, tehdit ve korkutmayla akademi dünyasını etkisi altına alıyor. Siyonizm, elindeki ağır silahların yanında akademik anlamda da elinde bulundurduğu tehlikeli anlayış nedeniyle de dünyanın en yıkıcı zihniyetidir. Siyonizmle mücadelede akademik çalışmaların ve akademik kadroların da çok önemli bir rolü ve sorumluluğu vardır. Yeniden güçlü bir şekilde küresel ölçekte insaf ve izan sahibi akademisyenlerin örgütlenmesi gerekiyor. Siyonist anlayış, baskı, tehdit ve korkutmalarla akademi dünyasını sindirmekte, kendilerine karşı eleştirel bakış gösteren kim olursa etkisiz hale getirmekten çekinmemektedir. Özgü olarak lanse edilen batı akademi dünyasında bir çok başarılı bilim insanı siyonizme karşı tutum gösterdiği için ötekileştirilmiş ve üretemez hale getirilmiştir. Araştırmalar engellenmiş, akademik işbirlikleri Siyonizm baskıları sonucu sonlandırılmıştır. Siyonizm zehirli bir güce sahip olsa da Filistin davası haklılığı itibariyle güçlüdür. Siyonist baskılara rağmen dünyanın bütün ülkelerinde ve başkentlerinde Filistin sempatisi artmaya başlaması da bu haklılığın bir sonucudur” dedi.
Mardin’den siyonist baskı altındaki batı akademisyenlerine çağrı yapan Kurtulmuş, Türkiye’nin kapısının baskılar nedeniyle ülkelerinden kaçan bilim insanlarına açık olduğunu söyleyerek, siyonizmin baskısı nedeniyle üretemeyen ve görevini yapamayan bilim insanlarını Türkiye’ye davet etti.
TBMM Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
“Netanyahu ve çetesinin savaş suçları mahkemesinde bu katliamın failleri olarak hesap vereceğine inanıyorum. Bütün katliamlarına rağmen bir adım ileriye gidemeyen ve tek bir kişiyi korkutamayan bu katillerin sonu yakındır. Başkenti Kudüs olan, egemen bir Filistin mutlaka kurulacak ve Gazzeliler dünyaya bir zafer yazacaktır.”
Programda Mardin Valisi Tuncay Akkoyun da bir konuşma yaptı. Kudüs ve Gazze’de yaşanan insanlık dışı soykırımın bir önce sonlanmasını dileyen Vali Akkoyun, aynı medeniyetin eseri olan Mardin ve Kudüs’ün ruhları kardeş iki şehir olduğunu belirterek Mardin’in çok kültürlü sosyal dokusuyla dünyaya örnek bir şehir olmaya devam etmesine karşın Kudüs maalesef bu barış ikliminden uzak bırakıldığını ifade etti.
Sempozyumda ükemizden ve dünyanın farklı ülkelerinden insan hakları savunucularına ‘Cesaret Ödülleri’ verildi. Saldırılarda ailesini kaybeden, kendisi de yaralanan, Gazzelilere yardımlarına ara vermeden devam eden, akademik çalışmalarla yaşanan soykırımı işleyen Dr. Shaima Abu Shaaban, Diyarbakır’dan siyonizme karşı duruşunu göstermek üzere Gazze’ye giderek Han Yunus ile Refah arasındaki bölgede bulunan bir hastanede her gün yoğun bombardıman altında sağlık hizmeti veren Dr. Taner Kamacı, baskılar ve geçirdiği soruşturmalara rağmen bilimi işgal karşısında tavır almaya devam eden Dr. Stephen Sizer ve Gazze’de yaşadığı evin siyonistlerce bombalanması sonucu babasını kaybeden, Gazze’deki tüm dehşete rağmen El-Cezire muhabiri olarak uluslararası kamuoyunu bilgilendirme görevini cesurca ve başarılı bir şekilde yapmaya devam eden Anas Al-Sharif cesaret ödülü aldı.
Sempozyuma TBMM Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un yanı sıra Mardin Valisi Tuncay Akkoyun, milletvekilleri, Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Özcoşar, il protokolü, Türkiye’den ve farklı ülkelerden bilim insanları ve akademisyenler katıldı.
Final programına katılarak yarışmacıların heyecanına ortak olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yarışmaya katılan tüm yarışmacıları kutlayarak, emek ve gayretleri için jüri üyelerini de tebrik etti.
“Bu güzel buluşmaya vesile olan Diyanet İşleri Başkanlığımızın ve TRT’mizin değerli yöneticilerine teşekkürlerimi iletiyorum” sözleri ile konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık uğurlamaya hazırlandığımız 11 ayın sultanı mübarek Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyorum. Ramazan, kişinin kulluğunu, faniliğini Allah-u Teâla karşısında acizliğinin tekrar hatırlaması varoluş gayesini tekrar idrakine varmasıdır. Bu yönüyle ramazan her sene asr-ı saadete bir hicrettir. Dünyadaki Müslümanlar Kur’an oruç ve yardımlaşma ayı Ramazan’ı idrak etmeye çalışıyor milletimiz de bu mübarek günleri oruçla iftarla sahurla teheccüd itikaf ve mukabele ile ihya ediyor. Tarihin kerahet vaktinde yaşayan günümüz Müslümanları için Ramazan bizlere lûtfedilen bir arınma ve toparlanma vesilesidir. Kur’an ayı olan Ramazan’ı şerifin tam da ruhuna uygun şekilde Kur’an bülbülleri tilavetleriyle idrak etmenin bahtiyarlığı içindeyiz. Dereceye giren kardeşlerimin her birini tebrik ediyor bizlere böylesine muhteşem bir Kur’an ziyafeti tattırdıkları için kendilerini şahsım milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Jürideki kıymetli hocalarımıza da aynı şekilde emekleri ve gayretleri için teşekkürlerimi ifade ediyorum” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine şöyle devam etti:
“Kur’an sözlerin en güzelini cemeden mukaddes bir kitap olarak Müslümanlar tarafından asırlardır okunarak ezberlenerek huşu ile dinlenerek dillerde kulaklarda kalplerde hanelerde muhafaza edildi gök kubbemizde yankılandı. İnşallah kıyamete kadar da Kur’an gönüllerin kulakların ve ruhların şifası olmaya devam edecektir. Son günlerini idrak ettiğimiz mübarek Ramazan ayının feyzi ihsanı ve keremi katlayarak artıracağına inanıyorum inşallah biz de işte bugün burada olduğu gibi bu yağmurdan nasiplenmenin gayretinde olacağız. Kur’an-ı Kerim’in nuru ilk vahyi indiğinde Hira’dan dalga dalga yeryüzüne yayılarak insanlığın selametini rahmete ve berekete vesile oldu bu ilahi çağrı karanlığı aydınlığa korku ve çaresizliği ümide hüznü de sevince tebdil eyledi. Sadece iyi bir kul değil aynı zamanda iyi bir Müslüman çok iyi bir insan olmayı Kur’an’ı Kerim’den ve yürüyen Kur’an olan Hazreti peygamber aleyhissalatü vesselam efendimizin örnek hayatından öğrendik”
“KUR-AN’IN REHBERLİĞİNE HER ŞEYDEN FAZLA İHTİYAÇ DUYUYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan dünyanın dört bir yanında yaşanan insani trajedi ve yaşananlara da değindi ve sözlerine şöyle devam etti:
“Müslümanlar olarak bugün Kur-an‘ın rehberliğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçiyoruz. Dünyanın dört bir yanında İslam beldelerinin çoğunda kan gözyaşı ve istikrarsızlık hâkim. Etnik mezhep Buralarda duyduğumuz ve kabine temelli gerilimlerin en çok yaşandığı yerlerin başında İslam ülkeleri geliyor komşusu açken tok yatan bizden değildir diyen bir peygamberin ümmeti olmamıza rağmen gelir adaletsizliğin yaygın olduğu ülkeler maalesef bizim inanç coğrafyamızda bulunuyor. Bir tarafta insanların refah ve bolluk içinde yaşarken hemen öte tarafta milyonların açlık ve kıtlığın pençesinde kıvranmasının hiçbir makul izahı olamaz kardeşlerim. Elbette bize medeniyetimize ve inandığımız değerlere zıt olan bu tablonun sorumlusu sadece Müslümanlar değildir”

“KAYNAKLARIN RANTINI SÖMÜTGECİ GÜÇLER YEMEKTEDİR”
“Küresel emperyalist güçlerin İslam dünyası üzerinde oynadığı oyunların yaşadığımız bu sıkıntılarda önemli payı vardır. İslam ülkelerinin sahip olduğu altının petrolün madenin ve diğer yeraltı ve yer üstü kaynaklarının rantını o zenginliklerin asıl sahipleri değil eski sömürgeci güçler yemektedir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti:
“Afrika’dan Asya’ya pek çok bölgeye baktığımızda bu sömürü çarkın nasıl kurulduğunu ve nasıl işletildiğini rahatça biliyoruz. Savaş ve çatışma bu araçların en başında yer alıyor bakınız çok açık söylüyorum bugün Suriye’yi, Yemen’i Libya’yı, Sudan’ı, Filistin ve daha nice İslam toprağını kana bu çatışmaların gerilimlerin zulümlerin gerisinde bu sömürü düzenini devam ettirme planları vardır. Kimi zaman demokrasi getirme kimi zaman terörü ve gerilimi bitirme kimi zaman ülkeyi kalkındırma kimi zaman barışı ve istikrar sağlama velhasıl her defasında farklı bir maskenin arkasına gizlenerek oynanan oyunun gayesi zenginliklerin talan edilmesidir. Ne yazık ki bunda çoğu zaman başarılı da oldular işte sizler de görüyorsunuz komşumuz Suriye 13 yıldır kaos ve kargaşadan bir türlü çıkamadı Libya’da Yemen’de hala huzur ortamı tesis edilemedi Sudan da milyonlarca insan yerini yurdunu evini terk etmek zorunda kaldılar Filistin‘deki işgal zülüm ve katliam politikaları ise üç çeyrek asırdır artarak devam ediyor”
“KARDEŞLERİMİZİN TAM 180 GÜNDÜR MARUZ BIRAKILDIKLARI ZULÜMÜ VE SOYKIRIMI ANLATMAYA ARTIK KELİMELER DAHİ KİFAYETSİZ GELİYOR”
İsrail’in Gazze’deki saldırıları hakkında da açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kardeşlerimizin tam 180 gündür maruz bırakıldıkları zulümü ve soykırımı anlatmaya artık kelimeler dahi kifayetsiz kalıyor. Kardeşlerim, atalarımız yitik kaybedildiği yerde aranır demişler yüzleştiğimiz sorunlar için sadece başkalarını suçlamak kabahati sürekli başkasında aramak şüphesiz kolaya kaçmak olacaktır. İslam ve insanlık düşmanlarının tüm bu krizlerdeki paylarını sorgularken kendi hatlarımızı kendi kusurlarımızı da açık yüreklilikle kabul edeceğiz Kur’an-ı Kerim Kerim’in ve sünnet-i seniyyenin rehberliğinden ayrılmamamızın bağlarımızın zayıflaması da karşımızdaki bu vahim tablonun oluşmasında etkili olduğunu biliyoruz. Şunu kabul etmemiz gerekiyor; Kur’an’ın emir emirleriyle aramıza mesafe koydukça bizi biz yapan bizi hasımlarımıza karşı güçlü kılan hasletlerimizi de kaybetmeye başladık. Öyle ki bir duvarın tuğlaları gibi olması gereken kardeşliğimiz zayıfladı birliğimiz bozuldu dayanışmamız sarsıldı muhabbetimiz azaldı” dedi.

İslam coğrafyasında yaşanan karışıklıkların üstesinden dayanışma ile çıkılabileceğini vurgulayan Erdoğan, “Kardeşlerimize sahip çıkacağız, birbirimizi sevecek gözetecek birbirimizin hakkına hürmet göstereceğiz. Paylaşmanın bereketini dayanışmanın gücüne tüm kalbimizle inanacağız kardeşimize akrabalarımıza komşularımıza sırtımızı asla dönmeyeceğiz yetimin başını okşayacak, öksüzün elinden tutacak ihtiyaç sahiplerinin kapısını çalacağı dini mezhebi veya etnik farklılıklarımızı Allah’ın kudretin bir tecellisi Rabbimizin bir ayeti olarak görüp birbirimize saygıyla yaklaşacağız” dedi.
Final programına katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, YÖK Başkanı Erol Özvar, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, TRT Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Albayrak, TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı ve çok sayıda davetli yarışmacıların heyecanına ortak oldu.
]]>
7 Ekim 2023, zulmün ve şiddetin, herkesin gözü önünde bir millete, onu yeryüzünden adeta silmek istercesine iradî ve bilinçli bir şekilde yöneltildiği kanlı bir soykırımın başlangıcı oldu. İsrail’in yavaş yavaş biriktirdiği, her bir hamlede Filistin’de işgal alanını genişleten bir nefretin ve tahammülsüzlüğün, bütün dünya için merkezi önemi haiz bir coğrafyadaki ani ifrazatına şahit olduk. İçerisinde şifa uman yaralıların bulunduğu hastanelerin bombalandığını; cehalete karşı ilmin ve irfanın ocağı olan okulların ve üniversitelerin yıkıldığını; kadın, yaşlı, çocuk demeden sivil halkın katledildiğini; yarının tarihini yazabilecek, milletin hafızasının tanığı olan ilim adamlarının, yazarların ve şairlerin öldürüldüğünü; ilaca, suya ve aşa ulaşmak isteyen insanların küçücük bir yere istiflenip üzerlerine bombalar yağdırıldığını gördük. Zaman geçiyor. İsrail, masum Gazzelileri sistematik olarak katletmeye devam ediyor. Yarın her şey için geç kalınacak.
Gazze’de bütün dünyanın gözü önünde açık bir soykırım yaşanmasına rağmen, ne yazık ki uluslararası kurumlar şimdiye kadar sorumluluklarını yerine getirememiş ve aylarca İsrail’in soykırımına dur diyememiştir. Bununla birlikte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK), 25 Mart 2024 tarihinde aldığı ve acil ateşkes çağrısı yapan karar tasarısı İsrail tarafından görmezden gelinmektedir. Uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülebilmesi için İsrail’in BMGK kararlarını tanımasını sağlayacak, başta yaptırımlar olmak üzere, zorlayıcı mekanizmaların devreye sokulması elzemdir. İsrail’in süregiden pervasızlığı Gazze’de gün geçtikçe ağırlaşan insanî trajediyi şimdiden insanlık tarihinin utanç sayfalarından biri haline getirmiştir. Gazze soykırımına tepki gösterilmesini bütün insanlığın en temel ödevi olarak telakki ediyoruz.
Bu bağlamda, Gazze soykırımına dur demek, derhal ateşkes demek ve 7 Ekim sonrasında olup biteni tarihe not düşmek için akademisyenlerin, yazarların, edebiyatçıların, gazetecilerin, şairlerin hızlıca bir araya gelmesini, istişareler ve müzakereler yapmasını, nihayetinde ortaya güçlü ve kapsamlı bir bildiri çıkarıp dünya kamuoyuyla paylaşılmasını çok önemli buluyoruz. Türkiye Yazarlar Birliği, 30 Mart 2024 tarihinde geniş katılımlı bir çalıştay tertip etmiş ve çalıştay sonunda bildiri ve rapor hazırlamıştır. Bildirimizi kamuoyuna sunar, raporumuzu ise Ramazan Bayramı sonrasında kamuoyuyla paylaşacağımızı ifade ederiz.
Filistin’de olup bitenin sağlıklı şekilde değerlendirilmesi ve anlaşılması için, siyonistlerin katliamı meşrulaştırma aracı olarak kullandıkları “Yahudilere yönelik ‘seçilmişlik’ fikri” ve “Arz-ı Mev’ud düşüncesi” ihmal edilmemelidir. Kendilerinden başka tüm insanları yok edilecek veya kendilerine hizmet edecek “öteki” olarak gören, kendinden başkasının hayat sahasını ihmal edip gaspeden, insanlığın geleceğini tehdit eden böylesi ezoterik inançların beslediği var oluş biçimlerine karşı topyekun mücadeleye ihtiyaç vardır. İsrail’in ezoterik inançları üzerine bina ettiği politikaların işlevsiz hale getirilmesinin ancak böyle bir mücadele ile mümkün olabileceğine inanıyoruz.
“BAĞIMSIZ FİLİSTİN DEVLETİ TANINMALI”
Gazze’de orantısız saldırılara ve soykırıma karşı direniş son derece önemlidir. Bu direniş, esasında dünya barışının da savunulmasıdır. Bugün Gazze düşerse, yarın Mescid-i Aksa düşecektir. Mescid-i Aksa’nın düşmesi demek dünyanın kaosa sürüklenmesi demektir. Böylesi korkunç bir senaryonun gerçekleşmemesi için dünyanın neresinde olursa olsun sağduyusunu kaybetmemiş herkesi, derhal barışın temin edilmesi ve bağımsız bir Filistin Devletinin tanınması için çaba göstermeye davet ediyoruz.
İnsanlık onuru ve toplumların kolektif haklarının tanınmaması ve hiçleştirilmesi, dünya barışını tehdit eden nefret tohumlarının ekilmesine ve şiddet sarmalının derinleşmesine hizmet etmektedir. Gazze’de insanların insan-dışılaştırılması ve Filistin toplumunun siyaset-dışılaştırılması, barışın inşası ve özneler arası iletişim arenasının makuliyet zemini olan politik rasyonaliteyi baltalamaktadır. Uluslararası toplumu bu zemini inşa etmeye çağırıyoruz.
BMGK’NIN ATŞEKES TASARISI UYGULANMALI
Uluslararası hukuk, insanların haklarının teminatı olarak bir standardı seslendirir. Şifahanelerin, okulların, mezarlıkların bombalanması; sivil insanların öldürülmesi; görevlerini yapan gazetecilerin ve barış aktivistlerinin hikâyelerinin sonlandırılması; sınırsız güçle bir milleti topyekûn yok etme gayesi, dokunulmaz olan hakların ve onları muhafaza eden, yarının teminatı olacak olan uluslararası hukukun katledilmesidir. Hukuka ve dünya barışına inanan insanların Gazze’de yaşanan zulme karşı sessiz ve çaresiz kalmaması gerekmektedir. Bu kapsamda, Türkiye Yazarlar Birliği olarak BMGK’nın 25 Mart 2024 tarihli ateşkes tasarısının uygulanması, Gazze soykırımının durdurulması ve Filistin’de tam barışın sağlanması için uluslararası kamuoyunu İsrail’i durdurmaya davet ediyoruz.
“GÜN BUGÜNDÜR VE YARIN ÇOK GEÇTİR”
Tüm bu gerekçelerle Türkiye Yazarlar Birliği, BM Güvenlik Konseyi’nden insanlığın geleceğini teminat altına almak ve uluslararası hukukun işlerliğini korumak adına uluslararası barışı tehdit eden İsrail’in suçlarına ortak olmamasını, derhal ateşkes sağlamasını ve uluslararası barış gücünü harekete geçirmesini talep ediyoruz. BMGK’nın sorumluluk almaması halinde, Türkiye Yazarlar Birliği olarak, insan haklarına duyarlı ülkelerden müteşekkil bir üst koalisyonun oluşturulması ve bu koalisyonun bir barış gücü tesis ederek harekete geçirmesi gerektiğini ilan ediyoruz.
Bunlar için gün, bugündür ve yarın, çok geçtir!
Tel Aviv merkezli “+972” ve Local Call’a konuşan kaynaklar, Lavender’in Gazze’deki yaklaşık 2,3 milyon insan hakkında topladığı verileri belirsiz kriterlere göre analiz ederek, kişinin Hamas ile bağlantısı bulunma olasılığını değerlendirdiğini belirtti.
Görüşlerini paylaşan 6 kaynak, savaşın özellikle ilk safhalarında İsrail ordusunun programa “tamamen bağlı kaldığını”, bu nedenle Lavender’in tespit ettiği isimlerin, erkek oldukları sürece personel tarafından kontrolsüz ve belirli bir kriter gözetilmeksizin hedef olarak görüldüğünü aktardı.
37 BİN FİLİSTİNLİ ŞÜPHELİ OLARAK İŞARETLENMİŞ
+972’ye konuşan kaynaklar, binada ve çevrede siviller olsa bile kişinin özel mülkiyetinde öldürülmesine izin veren “insan hedef” kavramının daha önce yalnızca “üst düzey askeri hedef”leri kapsadığını, 7 Ekim sonrasında “insani hedef” görülenlerin, tüm Hamas üyelerini kapsayacak şekilde genişletildiğini ifade etti.
Hedef sayısının artması sonucunda, öncekinin aksine hedeflerin tek tek insanlar tarafından incelenip doğrulanması olasılığı ortadan kalktığı için yapay zekaya ihtiyaç duyulduğu kaydedilirken, yapay zekanın yaklaşık 37 bin Filistinliyi “şüpheli” olarak işaretlediği belirtildi.
Lavender’ın Filistinlileri sınıflandırmada “yüzde 90’a kadar başarılı” görülmesi üzerine, sürecin tamamen otomasyona bağlandığını söyleyen kaynaklar, “Binlerce insanı öldürdük. Her şeyi otomasyona bağladık ve hedefleri tek tek kontrol etmedik. İşaretlenen kişiler evlerine adım attıklarında onları bombaladık.” sözleriyle insan kontrolünün devreden çıkarıldığını teyit etti.
Kaynaklardan birinin, “önemsiz bir ismi öldürmek için bir evi bombalamalarının istenmesinin, kendisi için çok şaşırtıcı” olduğu yorumu, İsrail’in Gazze’deki sivil katliamının itirafı olarak görüldü.
100 SİVİL ZAYİATA KADAR YEŞİL IŞIK
Kaynaklar alt düzey bir kişiye düzenlenen operasyonda “20 sivil zayiat”a kadar izin verildiğini ve bu sayının süreç içinde sık sık artıp azaldığını belirterek, “orantılılık ilkesinin” uygulanmadığına dikkati çekti.
Öte yandan üst düzey hedefler için söz konusu sayının 100’e kadar çıktığı belirtildi.
Kaynaklar, kendilerine “bombalayabildikleri her yerin bombalanması” emrinin verildiğini ifade ederken, “Üst düzey yetkililere histeri hakimdi. Nasıl tepki vereceklerini bilemiyorlardı. Tek bildikleri Hamas’ın kapasitesini kısıtlamak için deli gibi bombalamaktı.” dedi.
Lavender’ı kullanmış olan B. adlı üst düzey asker, programın “hata payının yüzde 10 civarında olduğunu” iddia ederek, zaman kaybının önlenmesi için insanlar tarafından kontrol edilme zorunluluğunun olmadığını belirtti.
HEDEFLER AİLELERİYLE BOMBALANIYOR
B, hedeflerin az olduğu günler uygulamanın kapsamının genişletildiğini, daha kalabalık bir kitlenin hedef alındığını belirterek, “Hamas üyesi tanımını daha da genişletildiğinde, uygulama her türlü sivil savunma personelini ve polis memurlarını hedef almaya başladı. Bu kişiler Hamas’a yardım etse de İsrail askerlerini gerçekten tehlikeye atmıyordu.” dedi.
Sistemin eksikliklerine dikkati çeken B, “Eğer hedef kişi telefonunu başka bir kişiye verdiyse, o kişi tüm ailesiyle evinde bombalanıyordu. Bu çok sık oldu. Lavender’ın en sık yaptığı hatalardan biri buydu.” diye konuştu.
ÖLDÜRÜLENLERİN ÇOĞU KADIN VE ÇOCUK
Öte yandan, “Where’s Daddy?” adı verilen bir diğer yazılımın, binlerce kişiyi eş zamanlı takip ederek, evlerine girdikleri zamanı İsrailli yetkililere bildirdiği belirtildi.
Bu yazılım sayesinde hedef alınan kişilerin evlerinin bombalandığı kaydedilirken, “Diyelim ki bir evde bir Hamas üyesi ve 10 sivil olduğunu hesapladınız, genellikle bu 10 kişi kadın ve çocuk olur. Yani saçma bir şekilde, öldürdüğünüz insanların çoğu kadın ve çocuk oluyor.” ifadeleri kullanıldı.
Bu sistemin de hesaplama hataları yaptığını ifade edilirken kaynaklardan biri, “Çoğu kez hedeflenen kişi, bombaladığımız evde olmuyordu bile. Sonuç olarak bir aileyi hiç uğruna öldürmüş oluyordunuz.” açıklamasını yaptı.
TASARRUF AMACIYLA GÜDÜMSÜZ BOMBALAR KULLANILIYOR
Kaynaklar ayrıca “pahalı silahlardan tasarruf etmek” amacıyla daha düşük rütbeli kişilerin “güdümlü akıllı bombalar” yerine “güdümsüz bombalarla” hedef alındığını ve bunun sonucunda hedef alınan kişinin bulunduğu ve çevresindeki binaların yıkılması sebebiyle birçok sivilin hayatını kaybettiğini söyledi.
Güdümsüz bombaların kullanımına ilişkin konuşan kaynaklardan biri de “Saldırıları genellikle güdümsüz bombalarla yapıyorduk ve bu da kelimenin tam anlamıyla tüm evi içindekilerle yok etmek anlamına geliyordu. Sistem yüzünden hedefler hiç bitmiyor.” dedi.
Konuya ilişkin Al Jazeera’ya konuşan, Katar’daki Hamid bin Halife Üniversitesinde Orta Doğu Çalışmaları ve dijital beşeri bilimler alanında çalışan Prof. Marc Owen Jones, “İsrail’in, sivillerin hayatı hakkında karar vermeye yardımcı olması için şeffaf bir değerlendirmeden geçmemiş, test edilmemiş yapay zeka sistemleri kullandığı giderek daha açık hale geliyor.” ifadesini kullandı.
Yapay zeka sistemi kullanan İsrailli yetkililerin, hedef seçimini yapay zekaya devrettiklerini ve “ahlaki sorumluluktan kaçınmak” için bu sistemi kullandıklarını öne süren Jones, sistemin “sivil kayıpları azaltmak için değil daha fazla hedef bulmak için” kullanıldığını söyledi.
Jones, sistemi işleten yetkililerin bile yapay zekayı bir “öldürme makinası” olarak gördüğünü belirterek, “müttefikleri İsrail’e baskı yapmaz” ise bu ülkenin saldırılarda yapay zeka kullanımına son vermesinin düşük bir ihtimal olduğunu vurguladı.
Olayı yapay zeka destekli soykırım olarak niteleyen Jones, “Savaşlarda yapay zeka kullanımı için bir moratoryum çağrısı yapılması gerekiyor.” dedi.
HABSORA BİNALARI LAVENDER KİŞİLERİ HEDEF ALIYOR
1 Aralık 2023’te yayımlanan başka bir araştırmada ise İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında hedef belirlemek için kullandığı “Habsora” (The Gospel) adlı yapay zeka uygulamasını sivil altyapının kasıtlı olarak vurulmasında kullanıldığını ve bu uygulamayla otomatik olarak üretilen hedeflere yönelik saldırılarda kaç sivilin yaşamını yitireceği her zaman bilindiği belirtilmişti.
İsrail’in kullandığı bir diğer yapay zeka teknolojilerinden olan “Habsora” (The Gospel) binaları ve yapıları hedef alırken, Lavender kişileri hedef alıyor.
77 yaşındaki Kaku, teorik fizik alanında isim yaptıktan sonra başarılı bir bilim iletişimcisi olarak ünlendi.
New York Şehir Üniversitesi’nde teorik fizik profesörlüğü yapan Kaku’nun 11. kitabı Quantum Supremacy (Kuantum Üstünlüğü) geçen yıl yayımlandı.
Kaku kuantum çağında üretilen teknoloji ve bilgisayarların, hastalıkların tedavisinden kitlelerin beslenmesine kadar insanlığın en büyük sorunlarına radikal çözümler getireceğini düşünüyor.
Yapay zekanın insanlığa bir tehdit oluşturabileceğini fakat bunu kontrol altına almak için hala zaman olduğunu söylüyor.

İNTERNETİN DE DEVRİNİN KAPANACAĞINI, DOĞRUDAN BEYİNLERİMİZİN BİRBİRİNE BAĞLANACAĞINI SÖYLÜYORSUNUZ…
Geleceğin interneti dijital olmayacak. Dijital çok yavaş ve çok ham. Geleceğin interneti beyinle birleşmiş kuantum bir internet olacak.
Adı da Brainet (Beyin-net) olacak. Düşündüğünüz şeyleri dünyanın başka bir yerine gönderebilecek, başkalarıyla veya başka şeylerle düşünerek etkileşebileceksiniz.
PEK ÇOK BİLİM İNSANI YAPAY ZEKANIN TEHLİKELERİNE KARŞI UYARILAR YAPIYOR. SIZ BU KONUDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
Kimileri bir gün makinalarımızın çok zeki olacağını, bize karşı geleceklerini söylüyor.
Günümüzde insanlığı bekleyen üç tehlike var: Nükleer savaş tehdidi, biyolojik silah tehdidi ve küresel ısınma.
Bunlara dördüncü olarak yapay zeka eklenebilir. Fakat yapay zekadan kaynaklanan iki farklı tehdit var ve ikisi birbirinden epey farklı.
Bunlardan biri daha kısa vadeli: İnsan yüzünü ve bedenini tanıyabilen insansız hava araçları yanlışlıkla insanları hedef almaya başlayabilir. Birer otomatik ölüm makinasına dönüşebilirler.
Uçabilen, gözlem yapabilen, insan formunu tanıyıp öldürebilen cihazlar düşünün. Bu bir kaza sonucu da gerçekleşebilir, bir ulusun bilinçli girişimleri sonucu da.
Bu kısa vadeli tehditten çok daha büyüğü ise uzun vadede var. Bu, yapay zekanın insan zekasına yaklaşmaya başladığı noktada ortaya çıkacak.
“ROBOTLAR FARELER KADAR ZEKİ OLABİLECEK”
Daha oraya gelmemize çok var ama bir gün elbet robotlarımız fare kadar da olsa zekaya kavuşacak. Daha sonra tavşan kadar, ardından köpek veya kedi kadar ve bir noktada da maymun kadar zeki olacaklar.
O gün geldiğinde tehlikeli olma ihtimalleri var. Çünkü maymunlar, bir maymun ile bir insan arasındaki farkı anlayabiliyor.
“100 YIL İÇİNDE İNSANLARDAN AYIRT EDİLEMEYECEK ROBOTLAR OLABİLİR”
Belki de 100 yıl içinde insandan ayırt edilemeyen robotlar olacağını düşünüyorum. Fakat o robotların kendi zihinleri olmaması ve bize karşı gelmemeleri için önlem almamız gerek. Örneğin birini öldürmek istediklerinde beyinlerini kapatacak bir çip yerleştirmek gibi.
Ama daha oraya gelmemize epey bir süre var. Önümüzdeki daha acil tehlike, hedef ayırt etmeksizin insanları öldürebilecek insansız hava araçları.

KUANTUM BİLGİSAYARLAR GELECEĞİMİZİ NASIL ŞEKİLLENDİRECEK?
Bazıları kuantum devriminin hastalıkları yok edebileceğini söylüyor. Evet, kuantum bilgisayarlar bazı hayallerimizi gerçekleştirebilir. Elbet bir gün yaşlanmanın önüne geçebileceğimizi ve hastalıklardan ölmeyebileceğimizi düşünüyorum.
Yaşlanmayı çözebiliriz fakat insanlar arası ilişkiler hiçbir zaman kuantum bilgisayarlar tarafından çözülemeyecek.
İnsanların birbirleriyle ilişkileri, sosyal etkileşimleri o kadar karmaşık ki, insanları bir araya getirip sürekli savaşmak yerine barış içinde yaşatmak için başka bir yol bulmamız lazım.
PEKİ KUANTUM ÇAĞININ ÇÖZEMEYECEĞİ SORUNLAR VAR MI?
Bilgisayarların biri hariç çözemeyeceği problem yok diye düşünüyorum. Nükleer atık üretmeyen nükleer füzyon teknolojisini geliştirip küresel ısınma kriziyle başa çıkmamıza yardım edebilirler. Kanser, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların ilaçlarını bulabilirler. Toplumlar için yeni gelir kaynakları yaratabilirler.
Fakat kuantum bilgisayarların öngörülebilir gelecekte yapamayacağı bir şey savaş ve kıskançlık gibi insanlığın zayıflıklarını çözmek.
Yaşam bize savaşma, elimizdeki şeyleri koruma yeteneği verdi.
Yaşam bize pek çok özellik verdi. Bunlardan bazıları insanlığın faydasına olan özellikler, bazıları değil.
Herkesin Gazze’deki olayları acılar ve hüzünlerle takip ettiğini ifade eden Kurtulmuş, İsrail’in Gazze topraklarındaki saldırılarının ramazanda da durmadan devam ettiğini, bu saldırıların artık bir trajediye dönüştüğünü söyledi.
”Bu yaşadığımız, modern zamanlarda karşılaşılan, soykırım haline dönmüş olan bir vahşettir.” diyen Kurtulmuş, bu vahşetin sadece Binyamin Netanyahu ve hükümetinin ya da siyonist İsrail rejiminin defterine yazılan bir zulüm değil, aynı zamanda bütün insanlık için de bir sınav olduğunu vurguladı.

Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu işe seyirci kalanlar, bu saldırıların arkasında duranlar, kayıtsız şartsız destek verenler ya da lafı eğip bükerek bir şekilde buradan kurtulabileceğini zannedenler kendilerini ortaya koydular. Bu süreç içerisinde dünyanın dört bir tarafında insanlık cephesi diyebileceğimiz, kalbinde vicdani duyguları olan; dini, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun bu vahşeti asla kabul etmeyen, kendi ülkelerinin hükümetlerine rağmen meydanlara, sokaklara çıkan, üniversiteleri dolduran, ‘Yeter artık bu zulmü durdurun.’ diyen çok sayıda insaf, vicdan sahibi insan olduğunu gördük. Sokaklarda bu kadar hareketli bir şekilde siyonist rejime karşı büyük bir insanlık duruşu sergilenmesinin arkasında sivil toplum kuruluşlarının, güçlü organizasyonların büyük payı vardır. Bu anlamda ülkemizde de sivil toplum kuruluşlarının her zaman olduğu gibi masumdan ve mazlumdan yana tavır aldığını görüyoruz ve bundan büyük bir memnuniyet duyuyoruz.”
“DÜNYADA HAKKANİYETE, ADALETE DAYALI BİR SİSTEMİN KURULMASINDAN BAŞKA HİÇBİR ÇIKAR YOL YOKTUR”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı 7 Ekim 2023’ten itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, TBMM Başkanı olarak da kendisinin ve arkadaşlarının ana gündeminin Gazze diplomasisi olduğunu anlatan Kurtulmuş, bu süreçte Türkiye’nin tutumunu ortaya koymak, Gazze’de acil bir ateşkes ile insani yardımların yapılması için seferber olduklarını kaydetti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin uluslararası alanda ortaya koyduğu bu gayretli çabalarının karşılığının görülmeye başlandığını hissettiklerini ifade ederek ”Artık sözün bittiği bir noktadayız. Bu olaylar bir kere daha teyit etmiştir ki dünyada hakkaniyete, adalete dayalı bir sistemin kurulmasından başka hiçbir çıkar yol yoktur. Çünkü Gazze’de yapılan bu zulme seyirci kalan insanlar değildir, dünyadaki küresel, siyasal sistemdir. Bu sistem çökmüş, zaten çoktan çöp tenekesine atılmıştır. Ancak bu vesileyle siyasal yeni bir yapının ortaya konulabilmesi, yeni bir dünya sisteminin kurulabilmesine ihtiyaç vardır. Bunun için sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’ye ihtiyaç var.” diye konuştu.

Güney Afrika’nın Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanına başvurusuyla Filistin davasında yeni bir dönemin başladığına işaret eden Kurtulmuş, bu dönem en ağır sorumluluğun Türkiye’nin üstüne düştüğünü belirtti.
Gelecekte belki uzun yıllar sürecek olan mücadelenin üç ana eksenine işaret eden Kurtulmuş, ”Bunlardan birisi, Netanyahu ve hükümetinin, siyonist rejiminin uluslararası alanda yalnızlaştırılmasıdır. İkincisi, İslam dünyasının bir kararsızlık içerisinde değil, güçlü bir yapıya kavuşturulması için birliğimizi artıracak çalışmaları ortaya koyabilmektir. Üçüncü alan ise yeryüzündeki bütün hak ve adalet bağlılarını, vicdanı duygularla dolu olan bütün insanları kapsayacak şekilde insanlık cephesini güçlendirmek, tahkim etmektir. Bunlarla ilgili olarak Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarımızın, akademinin, siyaset çevrelerinin birlikte çalışarak bu alanları tahkim etmemiz ve sonuç almamız lazım.” dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, verilen mücadelenin sonunda, başkenti Kudüs olan, 1967 sınırlarında, tam manasıyla toprak bütünlüğü sağlanan bir Filistin devletinin kuruluşunun gerçekleşeceğini vurguladı.

“SİVİL TOPLUMUN, SİYASETİN, BİLGİNİN GÜCÜYLE HEP BİRLİKTE İLERLEYECEĞİZ”
Son 20-25 yıldır birçok ülkede istikrarsızlığın ortaya çıktığını dile getiren Kurtulmuş, Türkiye’nin yer aldığı coğrafyadaki ülkelerin içinde bulunduğu durumun ana nedenlerinden birinin de güven ve istikrarı kaybetmeleri olduğunu söyledi.
Kurtulmuş, ”Türkiye olarak hem güven konusunda hem istikrar konusunda fevkalade emin adımlarla ilerliyoruz. Bunu bozmaya çalışanlara da fırsat vermeyeceğiz. Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak istikrarsızlaşması için çaba sarf edenleri biliyoruz; onlara fırsat vermeyeceğiz, onların Türkiye’yi istedikleri gibi at koşturacakları bir alana çevirmelerine fırsat vermeyeceğiz. Bunun için sivil toplumun, siyasetin, bilginin gücüyle hep birlikte ilerleyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle fotoğraf çektirdi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca, Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonunun 68’inci Oturumu marjında, “Söylenmeyeni Söylemek: Çatışmanın Kadınlar ve Kız Çocukları Üzerindeki Yıkıcı Etkisi” etkinliği düzenlendi.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi’ndeki panelde konuşan Bakan Göktaş, toplumlar üzerinde büyük baskı yaratan çok sayıda krizle karşı karşıya olan bir dünyada, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasının her zamankinden önemli olduğunu belirtti.

“Kadınların ve kız çocuklarının haklarının hayatın her alanında güvence altına alınması, gelecek nesiller için müreffeh ve adil ekonomilerle sağlıklı bir dünya sağlamanın tek yoludur.” diyen Göktaş, küresel güvenliğin, kötüleşen çatışma, istikrarsızlık ve şiddet karşısında daha da kötüleşme yolunda olduğunu kaydetti.
İstatistiklerin, 2022’de yaklaşık 600 milyon kadının, silahlı çatışmaların 50 kilometre yakınında yaşadığını gösterdiğini bunun da dünyadaki kadın nüfusunun yüzde 15’ine tekabül ettiğine dikkati çeken Göktaş, söz konusu oranın 1990’lara göre iki kat artığını bildirdi.
Silahlı çatışma durumunda ailelerin genellikle sevdiklerini, evlerini, mallarını ve arkadaşlarını geride bıraktığını ifade eden Göktaş, kadınların ve kız çocuklarının mülteci, ülke içinde yerinden edilmiş veya vatansız nüfusunun yaklaşık yüzde 50’sini oluşturduğunu söyledi.
Zorla yerinden edilmeyi, kadınlar ve kız çocukları için cinsiyete dayalı şiddete maruz kalma, eğitimden mahrum kalma, cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerine erişememe gibi olumsuz sonuçları tetikleyen itici bir faktör olarak nitelendiren Göktaş, “Bu durum, çatışma durumlarında karşılaştıkları farklı zorlukları daha da ağırlaştırmakta ve özel ihtiyaçlarına ilişkin hedefe yönelik çözümler gerektirmektedir. Yerinden edilmiş topluluklardaki kadınların ve kız çocuklarının güvenliğine, eğitimine ve refahına öncelik veren politika ve programların uygulanması zorunludur.” diye konuştu.

“KADINLARA ÖZGÜ ÇÖZÜMLER ÜRETMELİDİR”
Kadınların çatışma deneyimlerinin erkeklerinkine benzer yönleri olduğu gibi farklılıkların da olduğunu aktaran Göktaş, şunları kaydetti:
“Bütüncül çatışma çözümü veya barış süreçleri bu deneyimleri dikkate almalı ve kadınlara özgü çözümler üretmelidir. Bu çabalar boyunca, kadın sorunlarını ele alan barış süreçlerine kadınların dahil edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu noktada, kadın ve kız çocuklarının haklarının her alanda tanınması, kadınların karar alma ve barış süreçlerinde daha fazla rol almalarının sağlanması, kadınların ekonomik refahının artırılması ve kadın emeğinin takdir edilmesi elzemdir. Bu hakları koruyan ve bu konularda kadınlara ve kız çocuklarına pozitif ayrımcılık sağlayan yasal düzenlemelerin varlığı, kadınların ve kız çocuklarının savaşta ve barışta zorla evlendirilme, her türlü şiddet, tecavüz ve cinsel istismar gibi insan hakları ihlallerine maruz kalmalarının azaltılmasına katkı sağlayacaktır.”
Türkiye’nin, insan haklarını, kadın haklarına ilişkin olanlar da dahil, tüm politika ve perspektiflerin merkezine yerleştirdiğini vurgulayan Göktaş, kadına yönelik şiddet de dahil, kadın haklarıyla ilgili konuların evrensel insan hakları ve demokrasi çerçevesinde ele alındığını anlattı.
“ULUSLARARASI TOPLUMUN DAHA FAZLA SORUMLULUK ALMASI GEREKTİĞİ AÇIKTIR”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Türkiye’nin, başta kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması olmak üzere çeşitli alanlarda önemli ilerlemeler kaydettiğini söyledi.
Göktaş, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kadın, barış ve güvenliğe ilişkin 1325 Sayılı Kararı’nın, çatışma durumlarında kadınların korunmasına yönelik ciddi standartlar belirlediğini, buna rağmen kararın kabulünden bu yana geçen 20 yılı aşkın sürede, özellikle çatışmaya taraf ülkelerde ciddi bir isteksizlik olduğunu dile getirerek, “Uygulama eksikliği görmekten üzüntü duyuyoruz. Bu anlamda başta BM olmak üzere uluslararası kuruluşların ve uluslararası toplumun daha fazla sorumluluk alması gerektiği açıktır.” dedi.

Dünyadaki pek çok durum ve son gelişmelerin, kadın, barış ve güvenlik gündemini tüm çabaların merkezine yerleştirmenin önemini gösterdiğini vurgulayan Göktaş, “Filistin, Afganistan, Yemen, Myanmar, Bosna-Hersek, Ukrayna, Irak, Suriye ve başka yerlerdeki kadınlar ve kız çocukları savaş ve yoksulluğun yıkıcı etkilerinden acı çekti ve bugün de çekmeye devam ediyor.” şeklinde konuştu.
İsrail’in saldırıları nedeniyle bugün Gazze’nin çocuk ve kadın olmak için en tehlikeli yer olduğunu dile getiren Göktaş, Gazze’deki kadınların, orantısız insani yardım ve güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalmaya devam ettiğini, Gazze halkı eşi benzeri görülmemiş boyutlarda bir felaket yaşandığını ifade etti.
“ACİL İNSANİ ATEŞKES VE SÜREKLİ VE SINIRSIZ İNSANİ ERİŞİM ÇAĞRILARINI YİNELİYORUZ”
Türkiye’nin Gazze’deki insani yardımlarını anlatan Bakan Göktaş, Gazze’de bir sahra hastanesi kurulması için de çalışmaların sürdüğünü, aralarında refakatçilerin de bulunduğu yüzlerce Filistinlinin tedavi için Türkiye’ye getirildiğini aktardı.
Göktaş, “Türkiye olarak başta Gazze Şeridi olmak üzere dünyadaki tüm çatışma bölgelerindeki kadın ve kız çocuklarının tüm ihtiyaçlarının karşılanması için gereken ölçekte gıda, su, yakıt ve sağlık malzemeleri de dahil olmak üzere yardımların girişini ve sağlanmasını kolaylaştırmak üzere acil insani ateşkes ve sürekli ve sınırsız insani erişim çağrılarını yineliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’daki çatışmalarda da kadın ve çocukların gördüğü zarara dikkati çeken Göktaş, “Türkiye savaş nedeniyle kabul ettiğimiz savaş mağduru Ukrayna vatandaşlarına, özellikle de Ukrayna’da aldıkları hizmetlerin aynısını almaya devam etmelerini sağladığımız yetim çocuklara koruma sağlıyor. Şu anda çoğunluğu kadın ve kız çocuklarından oluşan yaklaşık 600 Ukrayna vatandaşına koruma ve bakım hizmeti sağlıyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’nin, insani yardım konusunda tarihi ve kültürü ile kökleşmiş güçlü bir geleneğe sahip olduğunu dile getiren Göktaş, Türkiye’nin kadınların ve kız çocuklarının ihtiyaç ve taleplerine öncelik verdiğini belirtti.
Acil durumlarla ilgilenmenin yanı sıra, sadece Türkiye’de değil, yurt dışında yaşayan kadın ve kız çocuklarını da güçlendirmeyi amaçlayan kalkınma yardımları sağladıklarını ifade eden Bakan Göktaş, “Tüm bunlarda temel ilkemiz, dünyanın her yerinde kadınların ve kız çocuklarının haklarını ve kendilerini gerçekleştirmelerini savunmaktır.” dedi.
Anadolu Ajansı (AA) BM Muhabiri Şerife Çetin’in moderatörlüğünü yaptığı panelde, Katar Sosyal Kalkınma ve Aile Bakanı Maryam Bint Ali bin Nasser, Filistin Kadın İşleri Bakanı Amal Hamad, Ukrayna Sosyal Politika Bakan Yardımcısı Iryna Postalovska, BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatör Yardımcısı Joyce Msuya da konuşmacı olarak yer aldı.
Kişilik testleri de ruhun derinlerine inerek sizin bile farkında olmadığınız birçok huyunuzu, ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmak gibi hayal ettiğinizden fazlasını ortaya çıkarabilir. Bu tarz kişilik testleri perspektif oyunlardır.
Tüm bireylerin farkında olduğu kadar olmadığı korkuları da vardır. Bu korkular ruhun derinliklerinde yatar ve bazı tetikleyici sebeplerden ötürü gün yüzüne çıkar. Peki, sizin ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınız neler, öğrenmek ister misiniz?
ŞAŞIRTICI KİŞİLİK TESTİ İLE RUHUNUZUN DERİNLİKLERİNDE YATAN EN BÜYÜK KORKULARINIZI GÜN YÜZÜNE ÇIKARIN

Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmak için hazırlanan bu resim tabanlı kişilik testi ile kendinizi tanımaya hazır mısınız? Görsele dikkatlice bakın ve ilk dikkatinizi çeken şeyin bir kemirgen mi yoksa insan yüzü mü olduğuna karar verin.
İlk gördüğünüz şeyin ne olduğuna karar verdiyseniz hadi şimdi ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkaralım!
İlk Bakışta Kemirgen Görenler

Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmak için hazırlanan bu resim tabanlı kişilik testinde ilk bakışta bir kemirgen gördüyseniz, bu derin aşağılanma korkusu yaşadığınız anlamına gelir.
Her durumda önce kendinize güvendiğiniz ve bağımsız olmaya alıştığınız için birinden yardım istemek sizin için imkânsız. Birinin size acıma fikri bile sizi rahatsız etmeye yetiyor. Her şeyden önce hayatınızın kontrolü her zaman sizin eliniz de olmalı.
Birine bağlı yaşamakta ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızdan biri, hayatınızda en ufak kontrolü kaybettiğiniz bir nokta olsun istemiyorsunuz. Etrafınızdaki insanların kendi fikirlerini size dayatmalarına katlanamıyor ve hemen uzaklaşıyorsunuz.
Hiçbir zaman geride kalmamak adına kendinizi sürekli olarak geliştiriyor ve öğrenmeye açık bir şekilde yola devam ediyorsunuz. İş yerinizde de bu durum bu şekilde ve her zaman en zorlayıcı durumlarda elinizi taşın altına koyuyor ve büyük sorumluluklar almaktan çekinmiyorsunuz.
İlk Bakışta İnsan Yüzü Görenler

Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmak için hazırlanan kişilik testinde ilk bakışta insan yüzü gördüyseniz sizin en büyük korkunuz izole edilmektir. Büyük bir yalnızlık korkusuna sahipsiniz.
Hayatınızı kendi başınıza idare ettirebilseniz bile çevrenizde birilerinin olması sizin için bir ihtiyaçtır. Sizin için asıl olan her daim kafanızı yaslayıp güvenebileceğiniz bir omzun olduğunu bilmektir. Bu durum duygusal sağlığınızı da oldukça etkilemektedir.
Bu dünyada yalnız olmadığınızı kalben hissetmek size yetmiyor. Bunun için de bir kanıt istiyorsunuz. Güvendiğiniz insanların her zaman size yanınızda olduğunu hissettirmesi hoşunuza gidiyor. Ve bu duygu size bulunduğunuz ortamda huzurlu olabilmeniz için yetiyor.
Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızın bir diğeri ise güvendir. İlişkilerinizde güven temeli yoksa o kişiyle arkadaş dahi olmayı tercih etmezsiniz. Kendi başınıza da bu hayatı idare edebilirsiniz ama güvendiğiniz insanların etrafınızda olması sizi de güvenli hissettiriyor.
İkisini Bir Arada Görenler

Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmak için hazırlanan bu kişilik testinde hem insan yüzünü hem de kemirgeni aynı anda gördüyseniz sizin en büyük korkunuz uyumsuzluk.
Ruhunuzun derinlerinde yatan güvensizlik duygusu ve tüm çabalarınıza rağmen beklentileri karşılayamayacak olma düşüncesi sizi hep rahatsız ediyor. Sadece etrafınızdaki insanların değil kendi beklentilerinizi karşılayamamak da sizi büyük hayal kırıklığına uğratıyor.
Ruhunuzun derinliklerinde yatan en büyük korkularınızı gün yüzüne çıkarmanız için hazırlanan kişilik testinde sona geldik. Bu kendinizi tanımanız için hazırlanan test hoşunuza gittiyse çevrenizdeki insanlarla da paylaşarak onların da kendi korkularıyla yüzleşmesini sağlayabilirsiniz.
Daha fazla kişilik testi ile kendinizi tanımak istiyorsanız neden uyku pozisyonunuzun ya da saç tipinizin kişiliğiniz hakkında neler söylediğini öğrenmeniz için hazırladığımız kişilik testlerine göz gezdirmiyorsunuz?
]]>“AMACIMIZ GENÇLERİMİZİ KİŞİLİKLİ, KİMLİKLİ KALİTELİ BİREYLER OLARAK YETİŞTİRMEK”
Konferansta konuşma yapan Üsküdar Kaymakamı Ahmet Yazıcı, bütün eğitim kurumlarında dil konusunu çözmeyi arzu ettiklerini belirterek şunları kaydetti: “Amacımız gençlerimizi, bu ülkenin evlatlarını dünyada söz sahibi olmaya aday bu ülkemizde; kişilikli, kimlikli, kaliteli bireyler olarak yetiştirmek. Bunun için en büyük sorumluluk, en büyük görev hiç kuşkusuz başta biz yöneticilere ve sonra da siz kıymetli hocalarımıza düşüyor. Ülkemiz dünyada söz sahibi olan bir ülke, özellikle maarif okullarıyla dünyanın pek çok bölgesindeyiz. Bu nedenle dil konusunu artık çözmemiz gerekiyor. Bu noktada özellikle ilçemizde buna öncülük eden YETEV Okullarına şükranlarımı sunuyorum.”

BİLAL ERDOĞAN: ÇOCUKLAR, GELECEĞİN YETİŞKİNLERİ VE LİDERLERİ OLACAKLAR
Konferanstaki açılış konuşmasında Filistin’de süregelen soykırımdan bahseden Bilal Erdoğan, “Türkiye tüm bu trajedilerin tam ortasında kalıyor ve eğitimciler, öğretmenler ve eğitmenler olarak çocukları, bu trajedilerin, zulümlerin yaşandığı bir dünyada gelecekte bu zulümleri bitirmeye gayret edecek yetişkinler olarak yetiştirme görevine devam etmek durumundayız. Öğretmenlik mesleğinin diğer meslek kolları arasında en çok tatmin getiren meslek olduğunu hep söylerim; çünkü bu meslek peygamber mesleğidir. Peygamberler de gönderildikleri halkı zalimlerden olmamaları; barış getirenlerden olmaları, birlikte uyum ve huzur içinde yaşamaları yönünde eğitmekle görevlendirilmişlerdir. Bu sebepledir ki dinimizin adı barış anlamına gelen ‘İslam’dır. Her sabah birbirimizi ‘Selamın aleyküm’ diye selamlarken ‘selam/barış senin üzerine olsun’ deriz. Barışın üzerimize olması hepimize bağlı olan bir durum. Tabii ki insanlara ilham olmak istiyoruz; süregelen zulmün ve trajedilerin farkındayız. Fakat aynı zamanda bilmeliyiz ki bu çocuklar geleceğin yetişkinleri ve liderleri olacaklar. Dil eğitimi de bu sebeple önemli çünkü birbirleriyle etkileşime girebiliyor olmaları gerekiyor” diye konuştu.

İngilizcenin dünyanın ortak dili olduğunu söyleyen Erdoğan, “Biz de dünyadaki diğer insanlarla etkileşim kurabilmeleri için çocuklarımızın bu dili öğrenmesini istiyoruz. Sadece batıdaki değil doğudaki insanlarla da etkileşim kurmak için İngilizce bilmeleri gerekiyor çünkü doğuda da pek çok insan İngilizce konuşuyor. İkinci bir dilin yaygın konuşulduğu ülkelere bakıldığında bunun aldıkları eğitimle değil dili öğrenmek zorunda hissetme motivasyonuyla ilgili olduğu görülmektedir. Bu yüzden en öncelikli şey çocuklarımızın erken dönemden itibaren İngilizce’ye ihtiyaç duyduklarını; bu dili öğrenmenin kendileri için faydalı olacağını ve gelecekte onlara pek çok kapı açacağını anlamalarını sağlamaktır. Burada bahsettiğim fayda yabancı dili öğrenmeleri halinde %10 daha fazla maaş alacakları düşüncesi değil; yabancı dil öğrenerek hedeflerini ideallerini genişletme düşüncesini onlara yerleştirmektir. Eğer bu iç motivasyonu onlara verebilirsek -Maria Montessori’nin deyimiyle- her bir çocuğu aktif hale getirebilirsek onlar için öğrenmeyi çok daha kolaylaştırmış oluruz. Siz zaten elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz. Tüm iyi kaynaklara, teknolojiye zaten sahibiz. Geriye sadece çocuklarda dil öğrenme konusunda iç motivasyonu sağlayabilmek kalıyor” dedi.
“EN ÖNEMLİ KONULARDAN BİRİ ÇOCUĞU YABANCI DİLLE KUŞATMAK”
Çocuğu yabancı dille kuşatmanın öneminde de dikkat çeken Erdoğan sözlerine şöyle devam etti: “Okul çevresinde, sınıflarda çocukların etraflarında İngilizce duymalarını, görmelerini, okumalarını istiyoruz. İngilizce derken aslında 21. yy şartlarında diğer yabancı dillerin de işin içine katılmasını kastediyorum. Yabancı dil eğitimine artık gerek kalmayacağı gün gelene kadar bu konu önemini koruyacak. Malumunuz bu da yabancı dille ilgili bir başka konu; sürekli yapay zeka ve teknoloji sayesinde tercüme yapmanın ne kadar sistematik hale geldiğini konuşuyoruz. Esasında konu teknolojinin ne kadar geliştiği değil, gerekli olup olmadığı da değil. İnsanlık olarak nasıl bireyler olacağımıza karar vermemiz gerektiği kanaatindeyim. Gelecekte robotlar insanların yerini almayacak ama belki biz insanlar daha fazla robotlaşacağız veya belki insan olarak kalacağız. Bu kararımız da gelecekte savaşlar artacak mı yoksa daha barışçıl bir dünyada mı yaşayacağız sorusunun cevabının belirlenmesinde çok önemli bir rol oynayacak.”

“EĞİTİMİN EN YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLARINI UYGULUYORUZ”
Konferansta konuşma yapan YETEV Okulları Genel Müdürü Hayati Oktay da 9 kampüste yabancı dil eğitimini çok iyi bir durumda vermeye ve öğrencileri hazırlamaya devam ettiklerini belirterek; “Gerek kullandığımız kaynaklar gerekse uyguladığımız metodlar şu an globalleşen dünyada eğitimin en yenilikçi yaklaşımlarıyla uygulanmakta ve bugünkü konferansla da bu yenilikleri yakından takip etme amacını güdüyoruz” dedi.
Konferans, eş zamanlı atölye çalışmalarının ardından sona erdi.
]]>
“GERÇEK BELEDİYECİLİK YAPIYORUZ”
Bursa’nın bereketli topraklara sahip olmasının, ticari aktivitesinin yüksek olmasının ve tarım konusunda artılarının bulunmasının insanları tarih boyunca kendisine çektiğini söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Bursa’da doğmuş ve büyümüş birisi olarak Bursa’yı çok sevdiğini belirtti. Çocukların yaşamaktan keyif aldığı, şehre dair güzel hayaller kurduğu bir ortamı oluşturmak için mücadele ettiklerini ifade eden Başkan Aktaş, “Karadeniz’in farklı bölgelerinden Bursa’ya iş için, aş için, çocuklarınız için geldiniz. Yüreğinizin bir tarafında da bırakıp geldiğiniz memleketlerinizin sevgisi duruyor. Bu durum Bursa’yı renkli ve değerli kılıyor. Bursa renkli çiçek bahçesi gibidir. Bu kutlu şehirde bizler gerçek belediyecilik yapıyoruz. Birileri ise algı belediyeciliği diye bir kavram geliştirdi. Yapmadıklarını yapar gibi anlattılar. Bizler doğumdan ölüme kadar insan hayatının her alanına gerçek manada dokunuyoruz” diye konuştu.

“ALGI BELEDİYECİLİĞİ YAPTILAR”
Türkiye’deki ilk 5 büyük şehir arasında en ucuz ulaşımı, en ucuz ekmeği ve en ucuz suyu Bursalılara sunduklarını, Bursa’da okuyan öğrencilerin suyu yüzde 50 indirimli kullandığını anlatan Başkan Aktaş, emeklileri de yüzde 25 indirimli ulaşım, su ve sosyal tesislerden yararlanma imkanı vereceklerini dile getirdi. Başkan Aktaş, “Gençlik merkezleri açarak çocuklarımızın rahat ve konforlu ortamlarda ders çalışmasına imkanı sunuyoruz. Bir tane bile gençlik merkezi açmayanlar şimdi çıkıp ‘onları duyuyoruz, onları hissediyoruz’ diyor. Bursa’nın birçok noktasında kentsel dönüşüm çalışmalarını sürdürüyoruz. 25 sene boyunca bir tane bile kentsel dönüşüm yapmayanlar şimdi ‘Deprem kuşağındayız, kentsel dönüşüm yapmamız lazım’ diyor. Sadece algı belediyeciliği yaptılar, hala da onu yapıyorlar” dedi.

“ŞEHRİ DÖNÜŞTÜRMELİYİZ”
Yeni dönemde şehrin farklı noktalarına Kobi OSB’ler yapacaklarını da söyleyen Başkan Aktaş, “Şehir içerisinde kalan işletmeler artık şehir dışına çıkmak istiyor. Çıkmaları da lazım. Bu konuda geç bile kalındı. Bunanla alakalı plan revizyonu yapmak lazım. Girişimde bulunduk ve muhalefet yine hepsine itiraz etti. Bu şehir sanayi özelliği ön planda olan bir şehir. Bunu öteleyemezsiniz. Bizler bunu daha nitelikli hale getirmek adına tarihi hamleler yapıyoruz. Bu işletmeleri şehir dışında 4-5 farklı noktaya taşıyarak şehri bu manada dönüştürmeliyiz. Muhalefet ise bırakın bu konuda plan yapmayı, engellemek noktasında sürekli hamle peşinde koşuyor” diye konuştu.

“ATATÜRK TABELASINI BERABER ASALIM”
Atatürk Spor Salonu’nun kullanım ömrünü bitirmesiyle başlattıkları dönüşüm çalışmalarına bile muhalefetin algı yürüttüğünü anlatan Başkan Aktaş, “’Atatürk isminden dolayı yıktınız’ dediler. 60 senelik spor salonuydu. Artık dökülüyordu. İnsanların tepesine yıkılacaktı. En iyi cumhuriyetçi bunlar ya, en çok Atatürk’ü bunlar seviyor ya. Bizim böyle bir kompleksimiz yok. Şeref duyuyorum. Buradan da ilan ediyorum. Gelin kardeşim, Atatürk tabelasını beraber asalım yeni spor salonuna. 650 milyona ihale ettik. Ama onların hesabı başka bunu biliyoruz. Bizler bilgimizle, birikimimizle yeni dönemde durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Geleceğimiz olan yavrularımıza daha güzel bir Bursa’yı hep beraber tesis edeceğiz” dedi.

Bursa Milletvekili Mustafa Varank, Bursalı olan ama Karadeniz’in güzel renklerini bu şehirde temsil eden sivil toplum kuruluşlarının üyeleriyle buluşmaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getirdi.

Karadeniz’in bütün renklerinin Bursa’da olduğunu söyleyen Varank, kendisinin de Trabzon kökenli olduğunu ancak şuanda Bursa gibi kutlu bir şehre hizmet ettiğini belirtti. Karadeniz insanının kolay insan olmadığını anlatan Varank, “Heyecanlı ve zordur ama tuttuğunu koparır. Vatanına, bayrağı, ezanına sımsıkı sarılır. Karadeniz insanı bu ülkeye katkı sağlamak için her alanda tarihin her döneminde güzel işler yaptı. Şimdi de aynı anlayışla memlekete hizmet ediyor. Her bir hemşerimizle gurur duyduğumuz gibi Karadenizli hemşerilerimizle de gurur duyuyoruz. Her birimiz bu ülke için zenginlik, katkı sağlayan değerleriz. Önümüzdeki yerel seçimlerde işi ehline vermenizi bekliyoruz. Şimdiye kadar yaptıklarını ve neticelerini gördüğünüz adaylar desteklemenizi istiyoruz” diye konuştu.

Büyükşehir, Ramazan ayı boyunca Gazze’nin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabilmek için yardım toplamaya devam edecek. Buna göre, toplanması hedeflenen 300 tır ile Gaziantep gemisi oluşturulacak. Yardımda bulunmak isteyen hayırseverler, belediyeyle irtibata geçebilir.
Programa, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, AK Parti Grup Başkan Vekili ve Gaziantep Milletvekili Abdülhamit Gül, Gaziantep İl Müftüsü Dr. Hüseyin Hazırlar, şehrin önde gelen iş insanları, STK’lar ve vatandaşlar katıldı.
Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, basın açıklamasında yaptığı konuşmada, çocukların öldüğü ve öldürüldüğü dünyada hiçbir insanın masum olmadığını belirterek, şunları söyledi:
“Bugün burada bir duruş göstermek, burada safımızı belli etmek için 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’ndayız. 100 yıl önce ecdad, zerdali çekirdeği ile direnmiş, Antep’i Gazi yapmıştır. Gazze’de yaşananları en iyi Gazinin çocukları bilir. Gazinin çocukları, kurtuluşun en önemli simgesi olmuştur. Bu bölgede Urfa Şanlı, Maraş Kahraman olmuştur. Bölgedeki bu direniş bütün Türkiye’ye sirayet etmiş ve kurtuluş mücadelesi sonunda Cumhuriyetimiz kurulmuştur.”
Yaşam hakkının en temel hak olduğunu anlatan Başkan Fatma Şahin, “BM’nin insan hakları beyannamesi bugün çalışsaydı, Gazze’deki çocuklar yaşayacaktı. İnsanların canı bize emanet. Malı, ailesi ve inancı bize emanet. 2 milyonluk şehre böyle bakarken o gün Suriye’deki çocuklar öldürülürken de bu dünya sessizdi. Bu durum Ukrayna’da da aynıydı, yine çocuklarımız öldü. Bu sessiz kalış bugün Gazze’de hakim. Yaşatanlar ve öldürülenler mücadelesinde yaşatanların yanındayız. Önce insan, insanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışıyla hareket ediyoruz” diye konuştu.
ŞAHİN: GAZİANTEP’İN GAZZE’YE YAPTIĞI BU YARDIM DİLERİM DİĞER ŞEHİRLERE DE ÖRNEK OLUR
Gaziantep’in Gazze’ye yaptığı bu yardımın diğer şehirlerede örnek olmasını dileyen Başkan Şahin, “Bu bir başlangıç. Hayırseverlerimize çok teşekkür ediyorum. Bir telefonla bu yardıma destek oldular. Herkes hayat sınavında. Gazi şehrin bu örnek davranışının sürmesini ve hayırda yarışmasını temenni ediyorum. Gazzeli çocukların yaşadığı, insanlığın yaşadığı bir dünyayı yaşatmak için bugün buradayız. Safımızı belli etmek için buradayız. Rabbim hayırlarınızı kabul buyursun” ifadelerini kullandı.
Gazze’de yaşanan insanlık dramına işaret ederek ‘Sözün bittiği yerdeyiz’ diyen Gaziantep Valisi Kemal Çeber, “Duygularımızı nasıl ifade edeceğimizi bilmiyoruz. Büyük bir dram yaşıyouz. İçimiz parçalanıyor. Dünya, dünya tarihinin görmediği kadar büyük bir zulmü izliyor. Ama biz Gaziantep olarak neler yapabiliriz diye gayret içerisindeyiz. Bugün biz sadece 5 tır göndermiyoruz. Bugün bir şeylerin ölmediğini haykırmak istiyoruz” dedi.
AK Parti Grup Başkan Vekili ve Gaziantep Milletvekili Abdülhamit Gül, Ramazan’ın arefesinde hayırlı bir iş için bir arada olduklarını belirterek, “Gazze için hazırlanan 5 tırlık yardım malzemesi için başta Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’e ve ekibine daha sonra emeği geçen hayırseverlerimize çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
‘AVRUPA’DA BİRİNCİ TÜRKİYE’Yİ İNŞA ETTİK’
Türkiye’nin geçmişte ekonomik gelişmeler ve sanayi devrimlerini ıskaladığını ifade eden Bakan Kacır, “Son 22 yılda işte bu tabloyu değiştirerek sanayiden enerjiye, ulaştırmadan eğitime, sağlıktan çevre ve şehirciliğe kadar her alanda Türkiye’yi yatırımlarla ilmek ilmek dokuduk. Askeri insansız hava aracı üretiminde dünyada lider, ticari araç, güneş paneli, beyaz eşya, çimento ve demir çelik üretiminde Avrupa’da birinci Türkiye’yi inşa ettik. Savunma sanayide ülkemizi liderliğe taşıyan yeni nesil endüstri politikasını sivil alana taşıyarak yeni nesil elektrikli ve akıllı milli otomobilimiz Togg’u başarıyla yollara çıkardık. Şimdi Türkiye Yüzyılı’nda, Millî Teknoloji Hamlesi’ni gerçekleştirerek ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı tahkim etmek üzere her alanda yeni atılımlar gerçekleştiriyoruz” diye konuştu.
YATIRIMCILARA ÇAĞRI
Türkiye’nin büyük bir insan kaynağı potansiyeline sahip olduğunu söyleyen Bakan Kacır, “Asya’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya kıtalar arası köprü vazifesi gören Türkiye; bölgesinin parlayan yıldızı olarak küresel bir üretim üssüne dönüşüyor. Ben de buradan bir kez daha yatırımcılarımıza seslenmek istiyorum. Türkiye’nin kapısı sizlere açık. Yatırım teşviklerimizle, planlı sanayi uygulamalarımızla, girişimci ve yenilikçi bir yaklaşımla, yatırımcılarımızın yanındayız. Ülkemiz kendisine inananlara, güvenenlere hep kazandırdı ve kazandırmaya da devam edecek” dedi.
BAKAN TUNÇ: KARA PROPAGANDALARA MİLLETİMİZ İNANMIYOR
Bakan Tunç ise Türkiye’nin hukuk devleti olmasa yabancı sermaye tarafından tercih edilmeyeceğini belirterek, “Temel hak ve özgürlük alanını daha da genişlettik. Hak arama hürriyetini, hak arama yollarını, yaptığımız mevzuat ve anayasa değişiklikleriyle alabildiğine genişlettik. Demokratik hukuk devleti ilkesini güçlendirdik. Birileri ‘Türkiye’de hukuki güvenlik yok. Öngörülebilirlik yok’ diye bir kara propaganda yapsa da bu kara propagandanın hiçbir aslı ve astarı yoktur. Birkaç böyle siyasallaştırdıkları davaları öne çıkararak Türkiye’de hukuki güvenliğinin Türkiye’de hukuki öngörülebilirliğinin yatırım ortamının olmadığı yönündeki kara propagandalara milletimiz de inanmıyor. Türkiye’ye gelmek isteyen yabancı sermaye de buna inanmıyor. Rakamlar ortada. Türkiye’ye gelen yabancı sermaye miktarı, doğrudan yabancı sermaye miktarı 2002’de sadece 15 milyar dolardı. Bugün bu rakam 262 milyar doları geçti. Eğer Türkiye’de yabancı yatırımcı hukuka güvenmese öngörülebilirlik olmasa 15 milyardan 262 milyar liraya yabancı doğrudan sermaye çıkabilir miydi? Türkiye’de 2002’de yabancı şirket sayısı, doğrudan yabancı sermaye getiren şirket sayısı 5 bin 600’ydü. Bugün bu sayı 80 bin 500’ü aştı. Eğer Türkiye’ye güven olmasa, Türkiye’de hukuk olmasa öngörülebilirlik olmasa yabancı şirketler Türkiye’ye yatırım yapabilir miydi? İşte bu kara propagandayı yapanlar maalesef ‘Türkiye’ye yabancı yatırımcı gelmesin, sanayi gelişmesin, kalkınma hızı azalsın ve siyaseten de zor durumda kalsın, iktidar ve sıra da bize gelsin’ diye düşünseler de milletimiz gerçekleri gördüğü için de 22 yıldan bu yana bu güvene destek verdi. Gelişmeye destek verdi, kalkınmaya destek verdi. Bölgemiz yatırım bakımından gelecek vadeden bir bölge” ifadelerini kullandı.
‘TÜRKİYE’Yİ KÜRESEL BİR AR-GE VE ÜRETİM ÜSSÜNE DÖNÜŞTÜRÜYORUZ’
Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Zonguldak’ın Çaydeğirmeni beldesinde 30 bin metrekare kapalı alana yapılacak orman ürünleri ve kereste fabrikasının temel atma törenine katıldı. Burada konuşan Kacır, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde taş üstüne taş koyan, alın teri döken, akıl teri döken herkesin yanındayız ve arkasındayız. Türkiye yatırımla, istihdamla, üretimle, ihracatla büyüme yolculuğuna devam ediyor ve devam edecek. Allah’ın izniyle Cumhuriyetimizin ikinci asrını ‘Türkiye Yüzyılı’ yaparken Türkiye’yi küresel bir Ar-Ge ve üretim üssüne dönüştürüyoruz. İnşallah bu yolculukta Zonguldak da sahip olduğu tüm imkanlarla, lojistik imkanlarla, nitelikli insan kaynağıyla ve sanayi kültürüyle öncü şehirlerimizden, ‘Türkiye Yüzyılı’nın parlayan yıldızlarından biri olacak. Biz de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak bu yolculukta inşallah sizlerle olacağız” dedi.
‘HEP İNSANI GÜÇLENDİRMEK İÇİN ÇALIŞTIK’
Bakan Tunç ise şunları kaydetti:
“Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 22 yıldan bu yana hep önce insan demeye devam ediyoruz. İnsanımızın refahını artırmak için, ekonomiden sosyal politikalara, eğitimden sağlığa varıncaya kadar hep insanı güçlendirmek için çalıştık. Çalışmaya da devam ediyoruz. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizin 81 vilayetini eserlerle donattık, donatmaya devam ediyoruz. Fabrikalarla doldurduk, organize sanayi bölgelerimizi, o dolan organize sanayi bölgelerimize ilave yeni sanayi bölgeleri kattık, katmaya devam ediyoruz. Ülkemizi teknolojide, sanayinde, enerjide, bağımsız; ekonomide, IMF’ye muhtaç olmayan bir ülke olması yolunda, ‘Türkiye Yüzyılı’nın inşası yolunda milletimizle beraber devam ediyoruz” diye konuştu.
Konuşmalar ve dua sonrası fabrikanın temel atma töreni gerçekleştirildi. 2 bakan daha sonra Gökçebey ilçesine geçerek AK Parti seçim irtibat bürosunun açılışını yaptı.
]]>Haber7-ÖZEL
İsrail’in Gazze’de 7 Ekim‘de başlattığı soykırım 5. ayında devam ediyor. Ölü sayısının 30 binin üzerine çıktığı Gazze’de binlerce insan soğuk ve açlıkla mücadele etmeye çalışıyor. Her gün onlarca çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybettiği Filistin’de, İsrail’in katliamını destekleyerek yüzbinlerce insanı açlıkla baş başa bırakan Batılı güçler ise bu günlerde Gazze Şeridi‘ne havadan göstermelik yardımlarda bulunuyor.
İSRAİL’İN ‘KENDİNİ SAVUNMA HAKKI’ DEDİLER
İsrail’in 7 Ekim 2023‘te başlattığı katliama ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler sınırsız destek verdi. ABD, İngiltere ve Fransa gibi dünyanın en güçlü devletleri arasında gösterilen ülkeler Hamas’ın saldırılarını bahane göstererek İsrail’in “kendini savunma hakkı” olduğunu öne sürdü. İsrail’e koşulsuz destek vererek soykırımın kapısını aralayan, 30 binden fazla insanın ölmesine, milyonlarca insanın ise aç bırakılmasıyla “insani bir felakete” sebep olan ülkeler bu günlerde Gazze’ye havadan insani yardım göndermeye başladı.
AÇ BIRAKANLAR YARDIM GÖNDERDİLER
İNGİLTERE
Gazze’ye havadan ilk insanı yardım 22 Şubat günü İngiltere’nin Yemen ile yaptığı anlaşmanın ardından ulaştırıldı. İlaç, gıda ve yakıttan oluşan dört tonluk malzeme Çarşamba günü Ürdün Hava Kuvvetleri’ne ait bir uçakla Gazze Şeridi‘ne gönderildi. Paketler, paraşütlerle Gazze’nin kuzeyindeki Tal Al-Hava Hastanesi’ne indirildi.

Bugün Gazze’ye ilk insani yardımı gönderen İngiltere, Hamas-İsrail savaşının başlamasının hemen ardından İsrail’e koşulsuz desteğini açıklamıştı. 7 Ekim‘den 6 gün sonra 13 Ekim’de ise İsrail’e destek amacıyla Doğu Akdeniz’e gözetleme uçağı ve iki Kraliyet Donanması gemisi gönderileceğini duyurmuştu. İngiltere Başbakanlık ofisi, İngiltere Silahlı Kuvvetleri’nin “İsrail’e ve bölgedeki müttefiklere fiili destek sağlamak, caydırıcılık ve güvence sunmak” için bölgede olacağını duyurmuştu.

ABD
Gazze’ye uçaklarla havadan yardım gönderen ülkelerden diğeri ise ABD oldu. ABD, savaşın başladığı ilk günden itibaren İsrail’e her türlü desteği veren ülkelerin başında yer alıyor. Savaşın başından itibaren İsrail’e milyarlarca dolarlık silah ve mühimmat desteğinde bulunan ABD, İsrail’in güvenliği için ise Akdeniz’e savaş gemisi grubu USS Gerald R. Ford‘u göndermişti. ABD Başkanı Joe Biden savaşın başından bu yana yatığı tüm açıklamalarda İsrail’e açık desteğini net şekilde ifade ederek hastanelerin bile bombalanmasına destek vermişti. Biden, “Benim yönetimimin İsrail’e desteği kaya gibi sağlam ve sarsılmazdır.” ifadelerini kullanmıştı.

İsrail’e tam destek vererek binlerce insanın öldürülmesine ve aç bırakılmasına destek olan ABD, 2 Mart‘ta ise Gazze Şeridi’ne havadan insani yardım gönderdi.

FRANSA
Fransa da Gazze’ye havadan yardım gönderen ülkeler arasında yer aldı. Fransa 5 Mart günü Gazze’ye havadan yardım ulaştırdı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, Gazze’deki insani durumun kritik olmaya devam ettiğini belirterek Ürdün’le birlikte havadan insani yardımda bulundukları görüntüleri paylaştı.

Ancak Fransa da İsrail’e koşulsuz destek vererek Filistinlilerin katledilmesine göz yuman ülkeler arasında yer alıyor. Paris yönetimi ilk günden itibaren, çocuklar dahil binlerce sivilin hayatını kaybettiği Gazze’ye saldıran İsrail’in “kendini savunma hakkı” olduğunu öne sürerek İsrail’e destek olmuştu.
Filistin halkı ve işgal atındaki yurt toprakları zulmün pençesinde, hunhar saldırı ve operasyonların odağındadır. Sayıları 30 bini aşan sivil ve masum Filistinli kardeşimiz hayatını kaybetmiştir. İnsani felaket hazmetme ve tahammül kapasitesini geçmiştir. İsrail, Filistinlilerin hayat ve varlık haklarına karadan ve havadan ölüm yağdırmaktadır. Haysiyet ve hürriyet gibi temel insan hakları yok sayılmaktadır. Soykırım trajedisi artık son bulmalıdır.
11 Mart 2024 tarihinden itibaren karşılayacağımız Mübarek Ramazan ayında, İsrail ile Filistin arasında ara çözüm değil, kalıcı ve kesin çözüm vasatı oluşturulmalıdır. 10 Mart 2024 tarihinde ilk sahurla birlikte hukuki, siyasi, insani, vicdani ve İslami ölçüler kapsamında muhkem “Barış Projesi” tezahür ve tedarik etmeli, Türkiye bu konuda öncü rol oynamalıdır. İslam alemi ilk sahura kalktığı anda barış havasının huzur ve güveniyle müşerref olmalıdır.
Ramazan ayında kırılgan ve geçici değil, mütekamil ve mütemadi ateşkes kararıyla birlikte onurlu barış ve uzlaşma iklimi ilk sahurdan iki devletli çözüme kadar kökleşerek vücut bulmalıdır. Türkiye ve tüm İslam ülkeleri ortak iradeyle kenetlenip; dökülen kanların durması, Gazze yıkımının sonlanması; aksi halde siyasi, ekonomik ve askeri her türlü insani müdahalenin devreye alınmasıyla ilgili tavır ve tutumu dünyaya ilan etmelidir.
“MESCİD-İ AKSA’NIN HÜZÜN VE ISTIRAP DEVRİ KAPANMALIDIR”
Gazzeli mazlumlara havadan yapılan ve göstermelik olmasından başka bir manaya gelmeyen yardımların yerine, Ramazan ayı münasebetiyle temel insani ihtiyaçların temini hususunda elbette seferberlik ruhuyla harekete geçilmeli, petrol zengini ülkeler manevi sorumlukların vecibesiyle inisiyatif üstlenmelidir. Ramazan ayının bereketiyle Filistin halkının gözyaşları silinmelidir. Mescid-i Aksa’nın hüzün ve ıstırap devri kapanmalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın diyalog çabaları ve diplomatik temasları çok değerlidir. Sonuca ulaşması samimi dileğimizdir. Ancak gerekirse Türkiye her ihtimali masaya koyup restini çekmeli, bunun da siyasi eylemini planlayıp fedakarlık ve kahramanlık içinde icra etmelidir. Bıçak kemiğe dayanmıştır. Boşa geçecek zaman kalmamıştır. Ramazan; barış, bereket, bolluk ve kardeşlik mevsimidir. Önümüzdeki Ramazan, barışın kurumsallaşıp kökleşmesi için müstesna ve muazzez bir fırsattır.
“SORUMLULUKLARIMIZIN ŞUURUNDAYIZ, ZULME KARŞIYIZ”
Şayet bu fırsat kaçarsa, bölgenin ve dünyanın bacasını ateş saracak, Türk milleti de bu tehdit ve tehlike karşısında tarafsız kalmayacaktır. Ahlaklı insan ve toplumun sorumluluk duygusu yüksektir. Sorumluluklarımızın şuurundayız, zulme karşıyız, mazlumun da yanındayız.
Eski dönemlerde var olan ve toplumsal hayatımızı çepeçevre kuşatan ahlaki safiyetin ve toplumsal duyarlılığın müteakip dönemlerde buharlaşıp bireyselleşmesi Kur’an-ı Kerim’in Cuma Suresi’nin 11’inci Ayetini çok daha haklı ve geçerli hale getirmektedir. Nitekim şahsi servetler yığılırken bir emr-i azim olan infak yoluyla paranın, hayır kanallarını zorlayarak, vahye uygun düşecek şekilde, yukarından aşağıya doğru toplum hayatına akmaması, hem sosyal, hem ekonomik, hem de siyasal çarpıklıklara neden olmaktadır.
Bu çarpıklığın önüne geçmek için kim zordaysa elinden tutalım, ekmeğimizi bölüşelim, hayır ve hasenatta yarışalım, şer ve şirret emeller karşısında tek yürek olalım. Zekat-fitre-sadakalarımızı ihtiyaç sahibi insanlarımıza muhakkak ulaştıralım. Diyorum ki, Allah bes, baki hevestir. Galip olan yalnızca Allah’tır. Zalimlerin ve zulümlerin akıbeti mahvı perişanlıktır.
– “Unutmamalıyız ki, kalıcı ve sürdürülebilir bir barış, kimsenin geride bırakılmadığı bir süreçten doğar. Toplumun temel ve dönüştürücü bir parçası olan kadınların dahil edilmediği bir barış sürecinin başarıyla sonuçlanması beklenemez”
– “Büyük bir incelikle inşa ettiği yuvası yanıp küle dönen, canından parça evladının acısını gören, kök saldığı toprakları terk etmek zorunda kalan kadınlar, barışın kıymetini herkesten çok daha iyi bilir”
– “Büyük bedeller ödenerek kazanılan uluslararası hukuk ve adalet sistemini, ruhundan kopararak, yazılı birkaç ifadeye indirgemeye çalışanlara asla boyun eğmeyeceğiz”
Emine Erdoğan, Nest Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun Kadın, Barış ve Güvenlik Oturumu’nda lider eşleri ve katılımcılara hitap etti.
YANAN BİZİM EVİMİZ AİLEMİZ, ORTAK DEĞERLERİMİZ
Bugün dünya olarak, hiçbir ülkenin tek başına bertaraf edemeyeceği boyutta krizlerle karşı karşıya olduklarını vurgulayan Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizi insanlık olarak bir arada tutan değerlerin ve kurumların temelleri, yakın tarihte hiç bu kadar sarsılmamıştı. Bu buluşmayı, huzurlu bir barış ortamında değil; ne yazık ki, savaşın karanlık gölgesi altında gerçekleştiriyoruz. Savaşlar ve çatışmalar, adeta adım adım ilerleyen bir yangın gibi dünyamızı kuşatmaya devam ediyor. Yanan bizim evimiz, yanan bizim ailemiz, yanan bizim ortak değerlerimiz. Kutuplaşma ve ırkçılığın arttığı, tahammülsüzlük ve tamahkarlığın nefreti körüklediği bir çağda, barışı ve düzeni korumak git gide daha da zorlaşıyor. Adil ve güçlü bir iradenin, diplomasiyle çözebileceği ihtilaflar, hızla sıcak çatışmaya evriliyor.”
Erdoğan, Suriye, Irak, Yemen, Sudan Filistin ve daha birçok çatışma bölgesinden, aynı acı feryatların yükseldiğini söyledi.
Yaşayabilmek için evini ardında bırakan masum canların sığındıkları yerde zalimce katledildiğine dikkati çeken Erdoğan, şiddetin her türlüsü ile örselenen çocukların minik yüreklerinde tamiri mümkün olmayan yaralar açıldığını ifade etti.
DÜNYANIN ADİL VE CESUR LİDERLERE İHTİYACI VAR
Dünyanın tüm vicdanlı insanlarının yekpare bir sesle, “hemen ateşkes, hemen barış” diye haykırdığına işaret eden Emine Erdoğan, şöyle devam etti:
“Artık öyle bir noktadayız ki, söylenebilecek tüm sözleri tükettik. Söylenebilecek son sözü, 6 yaşındaki Filistinli kız çocuğu Hind Recep, çapraz ateş altındayken yaptığı yardım çağrısında söyledi. ‘Lütfen beni kurtarın’ demişti. Ne onu ne ailesini ne canı pahasına ona yardıma giden sağlık ekiplerini kurtarabildik. Soykırımın bir parçası olma ihtimali, insanca var olma onuruna fazla gelen Erın Bruşnel, söylenebilecek son sözleri haykırarak hayata veda etti. ‘Bu soykırıma ortak olmayacağım’ dedi, yapılan zulüm vicdanına ağır geldiği için. İsrail’in yıkım araçlarının altında can veren Raşel Kori ile aynı yaşta, ömrünün baharındaydı. Sözün tükendiği bu noktada, barış umudunu canlı tutmak ve barışa yönelik gayretimizi artırmak zorundayız. Dünyanın adil, cesur ve hakkaniyetli liderlere, hiç olmadığı kadar bugün ihtiyacı var. Barışa inanan cesur insanlar güçlerini birleştirdiğinde, girilen şiddet sarmalını kıracağımıza, barış ve huzurlu bir düzeni, bu güç birliği ile elde edeceğimize inanıyorum.”
Emine Erdoğan, savaşta her kesim zarar görse de bilhassa kadınların orantısız biçimde etkilendiğini dile getirdi.
Savaşın derinden etkilediği kadınların, barış için söyleyecek çok sözünün olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Büyük bir incelikle inşa ettiği yuvası yanıp küle dönen, canından parça evladının acısını gören, kök saldığı toprakları terk etmek zorunda kalan kadınlar, barışın kıymetini herkesten çok daha iyi bilir. Bu konuda, 24 yıl önce, küresel bir irade ortaya konmuş; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı kararı ile kadınların, barış süreçlerine katılımı güvence altına alınmıştı. Ancak ne yazık ki çatışmanın birincil mağduru, toplumların inşasının ana aktörü olan kadınların, arabuluculuk ve barış süreçlerine etkin bir şekilde dahil edilmediğini görüyoruz. Oysa araştırmalar, kadınlar sürece dahil olduğunda uzlaşma olasılığının yükseldiğini ve barışın daha uzun soluklu hale geldiğini gösteriyor. Kadınların, farklı gruplarla işbirliği yapma ve birlikte çalışmaya yatkın tabiatı ve sosyal meselelere olan duyarlılıkları, barış süreçlerindeki başarı şansını artırıyor. Unutmamalıyız ki kalıcı ve sürdürülebilir bir barış, kimsenin geride bırakılmadığı bir süreçten doğar. Bilhassa, toplumun temel ve dönüştürücü bir parçası olan kadınların dahil edilmediği bir barış sürecinin başarı ile sonuçlanması beklenemez. Bu nedenle, diplomasiyi öne çıkarırken, kadınların karar verici noktalarda olduğuna emin olmalıyız.”
Erdoğan, savaş yorgunu bir çağda, kadın bakış açısıyla tesis edilecek barışın, daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve hakkaniyetli olacağına, bütün kalbiyle inandığını vurguladı.
Filistin, Ukrayna, Suriye ve Yemen’de barış hedefiyle öne çıkan hareketlerin kadınlardan güç aldığına dikkati çeken Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Lider eşleri olarak bizlere ve karar alıcı düzeyde bulunan tüm kadınlara, bu anlamda sorumluluklar düşüyor. Bu çerçevede, Ukrayna Devlet Başkanının eşi Olena Zelenska hanımefendi ile işbirliği halinde Ukraynalı 1500’e yakın savaş mağduru çocuğu ve refakatçilerini ülkemizde misafir ediyoruz. Bu grup arasından bugün aramızda bulunan Kırım Tatarı çocuklarımız, söyleyeceği şarkılarla sevginin ve umudun tek dil olduğunu bize yeniden hatırlatacak. Benzer şekilde, yakın zamanda Gazze’den tedavileri için getirdiğimiz savaş mağduru çocukları ülkemizde misafir ediyoruz. İnanıyoruz ki insanlığın zulümle bükülen belini, mazlumlar arasında ayrım gözetmeyerek doğrultabiliriz.”
DAHA KAÇ CAN FEDA EDİLECEK
“Büyük bedeller ödenerek kazanılan uluslararası hukuk ve adalet sistemini, ruhundan kopararak, yazılı birkaç ifadeye indirgemeye çalışanlara asla boyun eğmeyeceğiz.” diyen Emine Erdoğan, şunları kaydetti:
“Birlikte insanca yaşamamızın teminatı olan bu kaidelerin, suçu işleyen ülkeye ve mazlumun milliyetine göre eğip bükülmesine nasıl sessiz kalabiliriz? Buradan sormak istiyorum, 25 kişi öldürüldüğünde, Paris’te kol kola yürüyüş düzenleyen dünya liderleri, bugün ekseriyeti kadın ve çocuk olan 30 bin insan vahşice katledilirken, hangi gerekçeyle sessiz kalabiliyor? Çocukları, kadınları, masum insanları kurtarması beklenen medeni ülkeler, ateşkes çağrısı dahi yapamayacak kadar bu korkunç karanlığa teslim olmuş durumda. İsrail’in sözde mağduriyetinin giderilmesi için daha kaç can feda edilecek? 25 Avrupalının hayatını kaybetmesinin vicdanlarda oluşturduğu öfke ve acıyı uyandırmak için, kaç bin Filistinlinin ölmesi gerekecek? Tarih sayfaları, bu utanç verici soykırım yaşanırken, karşısında cesaretle duran barış neferlerini de yazacak.”
ADİL BİR DÜNYA DİLİYORUM
Emine Erdoğan, Güney Afrika Cumhuriyeti başta olmak üzere, hak ve adaletin tecellisi için adım atan tüm ülkelere minnettarlığını ifade etti.
Geçen kasım ayında, 20 lider eşi ve ülke temsilcisiyle “Filistin için Tek Yürek Zirvesi” kapsamında aynı amaçla bir araya geldiklerini anımsatan Erdoğan, “Davetime icabet ederek gelen, mazlumların haklı davası için güçlü bir duruş sergileyen kız kardeşlerime, buradan bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Sözlerime son vermeden, başta Dışişleri Bakanlığımız olmak üzere, bu kıymetli organizasyonda emeği geçen herkesi kutluyor, oturumumuza katılımlarınız için hepinize bir kez daha teşekkür ediyorum. Savaşların, yerini kapsayıcı bir barış düzenine bıraktığı, her şeyden önemlisi, çocukların ölüme terk edilmediği, adil bir dünya diliyorum.” dedi.
Oturumda, aktivist Tevekkül Karman, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkan Yardımcısı ve Türkiye’den Sorumlu Bölge Müdürü Ivana Zivkovic, Afrika Birliği Komisyonu Başkanı’nın Kadın, Barış ve Güvenlik Özel Temsilcisi Bineta Diop, Bulgaristan Cumhurbaşkanı eşi Desislava Radeva ve Sırbistan Cumhurbaşkanı eşi Tamara Vucic de katılımcılara hitap etti.
Emine Erdoğan’ın konuşmasının ardından, Türkiye’nin misafir ettiği savaş mağduru Ukraynalı ve Kırım Tatarı çocuklardan oluşan folklor topluluğunun dans gösterisi izlendi. Emine Erdoğan ve lider eşleri daha sonra, Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi ve Afrika standını da ziyaret etti.
Emine Erdoğan ve lider eşleri, folklor gösterisi sunan Ukraynalı ve Kırım Tatarı çocuklarla hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>
‘RUS KÜLTÜRÜNÜN BU TOPRAKLARDA YOK EDİLMESİ İSTENİYOR’
Lavrov, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve mevkidaşım Hakan Fidan, konuşmalarında ‘dünya düzeninde bir buhran var’ dedi. Ukrayna ve Filistin örnek olarak gösterildi. Düzensizlik ve dağınıklık olan Ukrayna’da Birleşmiş Milletler çalışmalarını yaptı. 2015’te Almanya ve Fransa güvencesi altında bir anlaşma imzalandı. BM Güvenlik Konseyi’nin bunda bir kabahati yok. Bu anlaşmanın uygulanmak istenmemesi BM’nin suçu değil. ‘Bizler Rusya’ya karşı zaman kazanmak için bunu yapıyoruz’ dediler. Rus kültürünün bu topraklarda yok edilmesi isteniyor. Bu topraklarda yollar, limanlar, fabrikalar Ruslar tarafından yapıldı. BM tüzüğü bugün için muhteşem bir belgedir. Ama batı buna hiçbir zaman riayet etmedi” diye konuştu.
‘BİZİM İÇİN AGİT GÜVENİLİR BİR MAKAM OLMAKTAN ÇIKTI’
Batı’nın Rusya’yı güvenlik konusunda kandırmaya çalıştığını söyleyen Lavrov, “Bütün bunlar bugünü doğurmuş oldu. Bizler Ukrayna’nın karşılaştığı buhranın aşılamayacağını gördük. Batı bizim tekliflerimizi reddetti. Daha önceden kabul edilmiş şeyleri göz ardı etti. Birbirimizin sınırlarına roket yerleştirmeyelim denmişti, bunlara uyulmadı. Bizim için AGİT, güvenilir bir makam olmaktan çıktı. Avrupalılar için kapımız açık. İşbirliğimizi yapıyoruz. Macron’un sözleriyle Ukrayna’ya asker sokma hedefi resmen deşifre oldu” dedi.
‘İHLAL EDEN BATI TARAFIYDI’
Anlaşmaları ihlal eden tarafın Rusya olmadığını belirten Lavrov, “ABD Başkanı Biden, ‘Biz savaşma niyetinde değiliz’ dedi ama savunma bakanı ‘Eğer Ukrayna Rusya’ya karşı yenilirse o zaman NATO burada Rusya’ya karşı savaşmak zorunda kalabilir’ dedi. Bu konu son derece ciddi. Nükleer silah çıkarttığımızı söylüyorlar. Cumhurbaşkanımız bunu net olarak açıkladı. Putin bütün NATO üyelerini gelip baksınlar diye davet etti. ‘Bizim uzmanlarımız da ABD savunma sistemlerinin yerleştirildiği Polonya ve Ukrayna’yı ziyaret etsin’ dedi. Ancak tartışmaya bile gerek görmeyip reddettiler. ‘Rusya bu anlaşmayı ihlal etti’ dediler ama ihlal eden batı tarafıydı” diye konuştu.
‘ABD AVRUPA’NIN ELLERİNDEN KAYIP GİTTİĞİNİ GÖRÜYOR’
Lavrov, “’Ukrayna kaybederse NATO Rusya’ya karşı gelmeli, Ukrayna kaybederse Putin, Baltık ülkelerini ele geçirecek’ diyorlar. Bizim böyle bir planımız olması mümkün değil. ABD, Avrupa’nın ellerinden kayıp gittiğini görüyor ve o yüzden bunları söylüyor. ABD’nin en ufak bir rekabeti yok. ‘Rusya Ukrayna’ya hücum etti’ diyorlar. Beğenilmeyen ne varsa ortadan kaldırılıyor. Batı ülkeleri ‘2014 yılında Kırım’ı işgal etti’ diyorlar. Rejimde bir değişiklik oldu. Bizler galip gelenlerin hükümetini oluşturduk. Kırım’da anadili Rusça olan bir sürü insan var. Biz kimseye saldırmadık ancak gelen birlikler terörist olarak nitelendi. 48 kişiyi canlı canlı yaktılar Odessa’da. Şehirleri bombaladılar. Herkes tarihin o kısmını unutuyor. Kırım’daki referanduma giden yolda gerçekleşen olaylar bunlar” dedi. 
‘HER ŞEYİ ALMAK İSTİYORLAR AMA HİÇBİR ŞEY VERMEK İSTEMİYORLAR’
Donald Trump’ın ‘Ben başkan olsaydım Ukrayna’daki savaş 24 saatte biterdi’ sözleri hatırlatılan Lavrov, “Biz Amerikan halkı kimi seçerse onunla birlikte çalışmaya hazırız. Tabi eşitlik ve dürüstlük temeline dayalı olarak. Anlaşmanın ilk kısmında bunlar yazıyor. Baştaki ilkeleri uygulamıyorsanız geri kalanına niye uyalım. Bizim stratejik havalimanlarımızı, uzun menzilli füzelerimizin olduğu yerleri görmek istiyorlar. Bu konular başkanımız tarafından dile getirildi. Onlar her şeyi almak istiyor ama hiçbir şey vermek istemiyorlar. Seçim sonuçları ne olursa olsun bir şey değişeceğini düşünmüyorum. Trump zamanında bizim üzerimize ciddi ambargolar uygulamışlardı ama bunu da Obama başlatmıştı. 3 hafta içerisinde Obama toplam 120 diplomat ve ailesini doğrudan uçuş olmadığı yılbaşı arifesinde sınır dışı etti. Bu bilerek yapıldı. Ondan sonraki dönemde Trump ile de devam etti” diye konuştu.
‘FİLİSTİN MESELESİ BU ŞEKİLDE ÇÖZÜLMEZ’
Lavrov, Kanada Dışişleri Bakanı’nın ‘Rusya Ukrayna’yı işgal etmeseydi 7 Ekim’de Hamas İsrail’e saldırmazdı’ sözünü ilginç bir yorum olarak değerlendirdi. Lavrov, “Biz İsrail’i Filistin için yapıcı bir şey yapma konusunda teşvik ediyoruz. 20 yıl önce de bir şans vardı. Artık batı kıyılarında İsrailli yerleşimcilerin olduğunu görüyoruz. Batı Şeria’ya yerleşiyorlar. Aynı şeyler Gazze’de oluyor. Biz hep eleştirdik zaten İsrailli yetkilileri. Filistin meselesi bu şekilde çözülmez. Filistin meselesindeki esas sorun çözülmüyor. İsrail’e karşı bu kötü terör eylemi Hamas tarafından gerçekleşti. İsrail’in topyekün saldırısını gördük. ‘Filistinliler hayvandır, insan değildir’ diyerek bunu yaptılar. Rusların insan olmadığını, yaratık olduğunu söyleyenler oldu” dedi.
‘İSRAİL’E GÖRE 3 YAŞINDAN İTİBAREN FİLİSTİNLİ HERKES RADİKAL TERÖRİST’
Ukrayna’da devam eden savaş ile ilgili konuşan Lavrov, “Çok uzun zaman önce Zelenski de ‘Bir insan vardır bir de yaratıklar vardır. Ukrayna’da yaşayan insanlar Rus kültürünü benimsiyorsa Rusya’ya gitsinler’ demişti. Şimdi aynı şeyleri İsrail’de görüyoruz. Gazze’nin tamamı sivil ama İsrail’e göre 3 yaşından itibaren Filistinli herkes radikal terörist. Şu anda en önemli şey çatışmayı durdurabilmek. Ukrayna’da 2014’ten itibaren sivillerden; BM tahminlerine göre yaklaşık 13 bin 500 insan hayatını kaybetti. Gazze’de 5 ay içerisinde 30 bin insan hayatını kaybetti. Ukrayna’da 17 ila 27 bin arasında insan yaralandı. Filistin’de 10 ay içerisinde 70 bin insan yaralandı” diye konuştu.
‘ABD, FİLİSTİN VE ARAPLARI, FİLİSTİNLİLERİN TOPRAĞI OLMAYACAK ŞEKİLDE BARIŞA ZORLUYOR’
Filistin’de yaşananlarla ilgili konuşan Lavrov, “90’lı yıllarda Rusya, ABD, BM ve Avrupa bir anlaşma kaleme aldık ve sonucunda Filistin Devleti kurulacaktı. ABD’liler sonrasında ‘meşgulüz’ dediler, devam etmek istemediler. 5 sene önce bunu yavaşlattılar sonra toplantılara tamamen son verdiler. Arabuluculuk konularını tekellerine almaya çalıştılar. Ana konu esir değişiminin nasıl yapılacağı. Orada esirlerin çoğu kadın ve çocuk. Haritaya bakarak bu topraklarda yaşayan birçok insanın yerini değiştirmemiz gerekiyor eğer böyle bir ülke kurmak istiyorsak. ABD, Filistin ve Arapları, Filistinlilerin toprağı olmayacak şekilde barışa zorluyor. Filistin’in tek ses olabilmesi için herkesin bir araya geldiği bir platform kurulması gerekiyor” dedi.
Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından önemli başlıklar;
Antalya Diplomasi Forumu’nun 3’üncü buluşması münasebetiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bilindiği gibi 6 Şubat 2023’te yaşadığımız asrın felaketi nedeniyle forumumuzu geçtiğimiz yıl iptal etmek durumunda kalmıştık. Ülkemizin 11 ilini ve 14 milyon vatandaşımızı etkileyen 53 binden fazla canımızı yitirdiğimiz deprem felaketinin yaralarını hızla sarıyoruz.

ÜLKEM VE MİLLETİMİ ADINA ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM
Bu zorlu süreçte dost ve kardeş ülkelerden gördüğümüz maddi manevi desteği burada özellikle ifade etmek isterim. Dünyanın neresinde olursa olsun acımızı yürekten paylaşan dayanışma ve desteklerini esirgemeyen dostlarımıza bir kez daha ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.
Anadolu’nun manevi mimarlarından Hz. Mevlana’nın çağları aşan şu sözünün hikmetine bir kez daha şahitlik ettik; Ümitsizliğin ardında nice ümitler vardır. Karanlığın ardında nice güneşler vardır. Millet olarak destekleriyle, dualarıyla, katkılarıyla en zor günümüzde bizlere umut aşılayan dostlarımızın kadir şinazlığını asla unutmayacağız. Rabbim ülkemiz ve milletimizle birlikte tüm insanlığı bu tür tabii afetlerden korusun diyorum. Depremlerde vefat eden kardeşlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyorum.
Forumumuzun bu yılki temasını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirledik. Küresel siyasetin kaotik durumuna şöyle bir göz attığımızda, Forumun temasının ne kadar isabetli seçildiği anlaşılacaktır.

BİRİLERİ İÇİN RAHATSIZ EDİCİ DE OLSA…
Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak; doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek, hem kendi insanımıza, hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde böyle bir misyonun zorluklarının şüphesiz farkındayız. Ama buna rağmen acı da olsa, birileri için rahatsız edici de olsa, gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz. Forum boyunca ortaya konacak fikirlerin, bizlere bu mücadelemizde katkı sunacağına inanıyorum.
Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik riskleri yönetmek için her zamankinden daha aktif, çok yönlü, dikkatli ve soğukkanlı bir politika izliyoruz. Girişimci, insanı ve diplomasiyi öne çıkaran dış politikamızın temelinde kadim değerlerimizle çıkarlarımızın uyumlu birlikteliği vardır. Prensiplerimizden taviz vermeden, ülkemizin menfaatlerini her alanda güçlü bir şekilde savunmanın gayretindeyiz.

ULUSLARARASI SİSTEM ASGARİ MESULİYETLERİNİ YERİNE GETİREMİYOR
Ülkeler arasındaki gelir adaletsizliği katlanarak artıyor. Savaşlar, eskisinden çok daha kanlı ve yıkıcı geçiyor. Sömürgecilik, yeni yöntemlerle, ne yazık ki, devam ettiriliyor.
Karşı karşıya olduğumuz gerçeklik şudur: Refah, huzur, barış ve özgürlük asrı olmasını umduğumuz 21’inci yüzyıl; beklentilerin tam aksine giderek bir “buhranlar çağına” dönüşmektedir. Herkesin diline pelesenk ettiği “kural temelli uluslararası düzen”, anlamını ve ağırlığını kaybetmekte, bir slogandan öteye geçememektedir. Dayanışma, adalet ve güven gibi temel kavramlardan yoksun olan cari uluslararası sistem ise asgari mesuliyetlerini bile yerine getiremiyor.
DEAŞ İLE MÜCADELE EDEN YEGANE NATO ÜLKESİYİZ
Tüm bunları, olayların uzağında bir ülkenin lideri olarak söylemiyorum. Türkiye, gerek coğrafi konumu, gerek beşeri ve kültürel bağları, gerekse beynelmilel ilişkileri itibarıyla krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biridir. İnsanlığın gündemini meşgul eden çatışmaların, gerilimlerin, savaşların, risklerin kahir ekseriyeti bizim yakın coğrafyamızda yaşanıyor. Örneğin, pek çok ülkenin son 5-10 yılda yüzleştiği terör tehdidiyle biz tam 40 yıldır mücadele ediyoruz. DEAŞ’la sahada göğüs göğüse mücadele edip bu örgütü bozguna uğratan yegâne NATO müttefikiyiz. Yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında bizim yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız geliyor. Son dönemde protesto eylemi kılıfı altında Avrupa’da mukaddes kitabımız Kur’an’ı Kerim’e yönelik yapılan saldırıların çoğu, Türk Büyükelçiliklerinin önünde gerçekleştirildi. Türkiye ve Avrupalı Türkler bu süreçte özellikle provoke edilmek istendi.

MAALESEF ÜMİTVAR KONUŞAMIYORUZ
İnsanlık olarak gerçekten sancılı, sıkıntılı ve biteviye krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Sadece dış politikada değil; üretim, iletişim, yönetim, sanat, ticaret ve teknoloji gibi pek çok alanda ezberler bozuluyor. Gönül ister ki; bu değişim insanlığın güncel sorunlarına çözüm getirsin; açlığa, yoksulluğa, geri kalmışlığa çare olsun. Maalesef bu konuda ümitvar konuşamıyoruz.
Düzensiz göç meselesinde zaten 12 yıldır ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya evsahipliği yapıyoruz. İnsanlığın yüzleştiği bir diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durum farklı değildir. Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz. Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür.
TÜRKİYE’NİN UZAKTAN SEYRETME LÜKSÜ YOKTUR
Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak; doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek, hem kendi insanımıza, hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde böyle bir misyonun zorluklarının şüphesiz farkındayız. Ama buna rağmen acı da olsa, birileri için rahatsız edici de olsa, gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz. Forum boyunca ortaya konacak fikirlerin, bizlere bu mücadelemizde katkı sunacağına inanıyorum.
TÜRKİYE’NİN BAŞARI HİKAYESİ HERKESİN MALUMUDUR
Ekonomide ülkemizi yılda ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttük. Milli gelirimizi 238 milyar dolardan, tam 5 kat artışla, 1 trilyon 118 milyar dolara yükselttik. Ülkemizi satın alma paritesine göre milli gelir sıralamasında dünyada 11’inci sıraya çıkarttık. İhracatı 36 milyar dolardan 256 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 13 milyar dolardan yaklaşık 54,5 milyar dolara getirdik. En stratejik alanlardan biri olan savunma sanayiinde yerli ve milli üretimin payını yüzde 20’lerden bugünkü yüzde 80’ler seviyesine ulaştırdık. Silahlı-Silahsız İnsansız Hava Araçları teknolojisinde Türkiye’nin yazdığı başarı hikâyesi herkesin malumudur.
ARTIK BU ALANDA FARKLI BİR LİGE YÜKSELDİK
Geçtiğimiz hafta 5’inci nesil savaş uçağımız KAAN’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla, artık bu alanda farklı bir lige yükseldik. Dışişlerinde 163 olan temsilcilik sayımız, bugün itibarıyla 261’e çıktı. Dünyanın en geniş diplomasi ağına sahip üçüncü ülkesiyiz. Böylece ülkemizi her alanda yakından takip edilen; sözü, duruşu ve tavrı dikkate alınan, krizlerin ve çatışmaların çözümünde anahtar rol üstlenen bir konuma getirmeyi başardık. Bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim ki Türkiye; Hem Batı’yla, hem Doğu’yla kazan-kazan temelinde ilişkiler kurabilen… Ukrayna-Rusya arasındaki savaşta hakkaniyetli bir tutum benimseyen… Avrupa Birliği’yle Gümrük Birliği içinde olup, dünyanın dört bir yanıyla güçlü ticari ilişkiler geliştirebilen… Hiçbir ayrım yapmadan mazluma, mağdura ve ihtiyaç sahibine el uzatan… Bekası tehlikeye girdiğinde sahada her türlü tedbiri süratle alabilen… Velhasıl her alanda güçlü, dirayetli, vicdanlı “müessir bir aktör” olarak öne çıkmaktadır. İnşallah önümüzdeki dönemde de hakkı haykırmaya, adaleti savunmaya, tüm dünyada dostlarımızın sayısını artırmaya devam edeceğiz.

ULUSLARARASI DÜZEN İFLAS ETTİ
Suriye, Yemen, Libya ve son olarak Ukrayna’daki çatışmalar, bize mevcut küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini göstermiştir. Ülkemizin gönül coğrafyasında patlak veren bu krizlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere, uluslararası kurum ve kuruluşlar; kanı, gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar. Üçüncü yılına giren Ukrayna krizinde, Antalya’daki buluşmayla başlayan, İstanbul Süreci’yle bir üst seviyeye çıkan barış umutları, maalesef, gerekli destek verilmediği için âkim kaldı. Onbinlerce insanın hayatını kurtaracak, yaşanan acının, yıkımın önüne geçecek tarihi bir fırsat heba edildi, daha doğrusu sabote edildi. Ancak kural temelli uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer, Gazze olmuştur.
GAZZE’DEKİ KATLİAMLAR
7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan barbarlığı ve katliamları, hepimiz içimiz kanayarak takip ediyoruz. İsrail’in, sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeli şehit edildi, 70 binden fazla Filistinli yaralandı ve 1,9 milyon insan evlerinden göçe zorlandı. Burada bir hususu çok açık ve net ifade etmek isterim: Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi… Aynı zamanda milyarlarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. Söz konusu İsrail olunca; İnsan hakları evrensel beyannamesinin… Görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi’nin… Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının… Tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın-yayın organlarının… Hâsılı yıllardır bize örnek gösterilen, güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük.
SAVAŞ DEĞİL, SOYKIRIM GİRİŞİMİ
Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir; bir soykırım girişimidir. Çünkü savaşın bile uyulması gereken bir ahlâkı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa ve susuzluğa mahkûm eden; hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları, üniversiteleri, mülteci kamplarını, ambulansları bombalayan bir barbarlıktan bahsediyoruz.
Ailesiyle güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb’in trajik hikâyesi, aslında Gazze’de öldürülen 15 bine yakın masum çocuğun da hikâyesidir. İnsanlık olarak “Beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum” diyen 6 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını, 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef, Hind’le birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı tam manâsıyla yerine getiremedik. Saldırıların ilk gününden itibaren ortaya koyduğumuz çabalara…
BATI KANA ORTAK OLUYOR
Bölgeye gönderdiğimiz 37 bin tona varan insani yardımlara… Küresel ölçekte yürüttüğümüz tüm diplomatik temaslara… Refakatçileri dâhil 900’den fazla Gazzeli hastayı ülkemize getirmemize rağmen, bunun mahcubiyetini iç dünyamızda halen yaşıyoruz. Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in soykırımı önlemesi yönünde aldığı ihtiyati tedbir kararı apaçık ortadayken, Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını pervasızca sürdürebiliyor. İsrail’e ilk günden beri koşulsuz destek veren Batılı güçler ise “tazıya tut, tavşana kaç” diyen ikiyüzlü politikalarıyla dökülen kana ortak oluyor. Sözler eylemle desteklenmedikçe, ne Filistin’deki zulmü durdurmak, ne de uluslararası sisteme güveni yeniden inşa etmek mümkündür.
SORUMLULUK ALMAYA HAZIRIZ
Uluslararası toplum, Filistin halkına olan borcunu, ancak Filistin devletinin kurulmasıyla ödeyebilir. Bunun için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devleti’nin teşekkülü şarttır. Bu maksatla, garantörlüğü de içerecek şekilde sorumluluk almaya hazır olduğumuzu belirttik. Gelecekte de Filistinli kardeşlerimize gereken desteği verecek, Gazze’nin yeniden toparlanmasına da elimizden gelen katkıyı sağlayacağız.
Buradan bir kez daha uluslararası toplumu Gazze’ye ve Filistin davasına sahip çıkmaya davet ediyorum. Dünyanın bir yanında hemen her hafta meydanları dolduran, zulmü lanetleyen, tüm baskılara rağmen gerçekleri cesaretle dile getiren Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum. Forumumuzun, bir daha benzer katliamların yaşanmaması için neler yapabileceğimiz noktasında verimli tartışmalara vesile olmasını diliyorum.
Dünya genelinde etkili olan olumsuzluklara rağmen, Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Balkanları bölgesel sahiplenme ve işbirliği temelinde, barış, istikrar ve refahın hâkim olduğu bir coğrafya olarak görüyoruz. Kıbrıs Türk Halkı’nın müktesep hakları olan egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescili için çabalarımızı yoğunlaştırdık. Orta Asya’daki kardeşlerimizle ekonomiden enerjiye, eğitimden kültüre, ulaşımdan savunma sanayiine işbirliğimiz güçleniyor. Türk Devletleri Teşkilatımız aracılığıyla Türk Dünyası’nın birlikte daha güçlü kılınmasına yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Karabağ’ın 30 yıllık işgalinin sona ermesiyle Ermenistan’la başlattığımız normalleşme sürecini, Azerbaycan’la yakın eşgüdüm içerisinde yürütmeye devam edeceğiz.
DAHA ADİL BİR DÜNYA MÜMKÜN
Köklü bağlarımızın olduğu Afrika kıtasıyla ve Latin Amerika ülkeleriyle işbirliğimizi karşılıklı saygı temelinde inşallah daha da ilerleteceğiz. “Dünya beşten büyüktür” ve “Daha adil bir dünya mümkün” şiarlarıyla çalışmaktan geri durmayacağız. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken Antalya Diplomasi Forumu’nu teşrifiniz için bir kez daha sizlere teşekkür ediyorum. Dışişleri Bakanımızın şahsında tüm Bakanlık mensuplarımızı ve Forumun başarıyla icra edilmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Bizlere yeniden evsahipliği yapan güzel ilimiz Antalya’nın tüm sakinlerine teşekkür ediyorum.
]]>Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından önemli başlıklar;
Antalya Diplomasi Forumu’nun 3’üncü buluşması münasebetiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bilindiği gibi 6 Şubat 2023’te yaşadığımız asrın felaketi nedeniyle forumumuzu geçtiğimiz yıl iptal etmek durumunda kalmıştık. Ülkemizin 11 ilini ve 14 milyon vatandaşımızı etkileyen 53 binden fazla canımızı yitirdiğimiz deprem felaketinin yaralarını hızla sarıyoruz.

ÜLKEM VE MİLLETİMİ ADINA ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM
Bu zorlu süreçte dost ve kardeş ülkelerden gördüğümüz maddi manevi desteği burada özellikle ifade etmek isterim. Dünyanın neresinde olursa olsun acımızı yürekten paylaşan dayanışma ve desteklerini esirgemeyen dostlarımıza bir kez daha ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.
Anadolu’nun manevi mimarlarından Hz. Mevlana’nın çağları aşan şu sözünün hikmetine bir kez daha şahitlik ettik; Ümitsizliğin ardında nice ümitler vardır. Karanlığın ardında nice güneşler vardır. Millet olarak destekleriyle, dualarıyla, katkılarıyla en zor günümüzde bizlere umut aşılayan dostlarımızın kadir şinazlığını asla unutmayacağız. Rabbim ülkemiz ve milletimizle birlikte tüm insanlığı bu tür tabii afetlerden korusun diyorum. Depremlerde vefat eden kardeşlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyorum.
Forumumuzun bu yılki temasını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirledik. Küresel siyasetin kaotik durumuna şöyle bir göz attığımızda, Forumun temasının ne kadar isabetli seçildiği anlaşılacaktır.
MAALESEF ÜMİTVAR KONUŞAMIYORUZ
İnsanlık olarak gerçekten sancılı, sıkıntılı ve biteviye krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Sadece dış politikada değil; üretim, iletişim, yönetim, sanat, ticaret ve teknoloji gibi pek çok alanda ezberler bozuluyor. Gönül ister ki; bu değişim insanlığın güncel sorunlarına çözüm getirsin; açlığa, yoksulluğa, geri kalmışlığa çare olsun. Maalesef bu konuda ümitvar konuşamıyoruz.
Düzensiz göç meselesinde zaten 12 yıldır ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya evsahipliği yapıyoruz. İnsanlığın yüzleştiği bir diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durum farklı değildir. Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz. Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür.
BİRİLERİ İÇİN RAHATSIZ EDİCİ DE OLSA…
Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak; doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek, hem kendi insanımıza, hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde böyle bir misyonun zorluklarının şüphesiz farkındayız. Ama buna rağmen acı da olsa, birileri için rahatsız edici de olsa, gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz. Forum boyunca ortaya konacak fikirlerin, bizlere bu mücadelemizde katkı sunacağına inanıyorum.
Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik riskleri yönetmek için her zamankinden daha aktif, çok yönlü, dikkatli ve soğukkanlı bir politika izliyoruz. Girişimci, insanı ve diplomasiyi öne çıkaran dış politikamızın temelinde kadim değerlerimizle çıkarlarımızın uyumlu birlikteliği vardır. Prensiplerimizden taviz vermeden, ülkemizin menfaatlerini her alanda güçlü bir şekilde savunmanın gayretindeyiz.
ARTIK BU ALANDA FARKLI BİR LİGE YÜKSELDİK
Geçtiğimiz hafta 5. nesil savaş uçağımız KAAN’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla artık bu alanda farklı bir lige yükseldik.
BU BİR SOYKIRIM GİRŞİMİDİR
7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan barbarlığı ve katliamları hepimiz içimiz yanarak takip ediyoruz. İsrail’in kasıtlı saldırıları sonucunda çoğu çocuk ve kadın 30 binden fazla kişi şehit oldu. Yaklaşık 2 milyon insan göçe zorlandı. Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi, milyarca insanın hukuka, adalete olan inancı katledildi. Yaşananlar bir soykırım girişimidir. İsrail’in son olarak yardım bekleyenleri vurması, kalleşlik ve barbarlıktır.
Uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer Gazze olmuştur.
İnsanlık olarak Türkiye olarak saldırıların ilk gününde itibaren ortaya koyduğumuz çabalara, bölgeye gönderdiğimiz 37 bin tona varan yardıma, 900’den fazla Gazzeli hastayı ülkemize getirmemize rağmen bunun mahcubiyetini halen yaşıyoruz.
Uluslararası Adalet Divanı’nın tutumu ortadayken, Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını dün olduğu gibi pervasızca gösterebiliyor. Uluslararası toplum Filistin halkına olan borcunu ancak Filistin Devleti’nin kurulmasıyla ödeyebilir. Bu maksatla garantörlüğü de kapsayacak şekilde sorumluluk alabileceğimizi belirttik. Gazze’nin yeniden toparlanması için elimizden geleni yapacağız. Dünyanın dört bir yanında hemen her hafta meydanları dolduran tüm Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum.
]]>‘AMERİKA YAPTIKLARINDAN SORUMLU TUTULMALI’
Vietnam savaşından bu yana ABD’nin Irak’ta, Afganistan’da ve başka yerlerde pek çok savaşa karıştığını anlatan Benjamin, “ABD güçlü bir ülke ve bugüne kadar hiç hesap vermedi; Irak’ta, Afganistan’da ve Ebu Gureyb Hapishanesi’nde yaptıklarından dolayı sorumlu tutulmadı. Bir Amerikan vatandaşı olarak kendi hükümetimin bu yaptıklarından sorumlu tutulmasını istiyorum.” dedi.

‘GAZZE’DE YAŞANANLAR SOYKIRIM’
Gazze’de yaşanan insani krizi ve İsrail’in saldırılarını “korkunç” olarak tanımlayan Benjamin, “Gazze’de yaşananlar soykırım, etnik temizlik, katliam, hatta Holokost. Orada olanlar korkunç. Çoğunluğu kadın ve çocuk 30 binden fazla masum insan öldürüldü” değerlendirmesinde bulundu.
‘AMERİKAN MEDYASI DÜRÜST YAYINCILIK YAPMIYOR’
ABD Kongresinin halen İsrail’e yeni yardım göndermeye çalıştığını anımsatan Benjamin, Amerikan medyasının da Gazze’de olanlarla ilgili dürüst yayıncılık yapmadığını vurguladı.

‘BEN BİR YAHUDİYİM’
Benjamin, “Ben bir Yahudi’yim ve bu konuda bir söz söyleme hakkım olduğunu düşünüyorum. Bu durum Yahudi halkına da İsrail’e de yardım etmez, ABD’nin Müslüman dünya ile ilişkilerine ve genel anlamda dünya istikrarına da yardım etmez.” görüşünü paylaştı.
‘DUR DEMENİN ZAMANI GELDİ’
İsrail’e koşulsuz desteğini sürdüren ABD yönetimine de seslenen Benjamin, artık bu ülkeye gönderilen silahlara ve yardımlara “dur” demenin zamanının geldiğini belirtti.

‘SİZE YAZIKLAR OLSUN’
“Biden yönetimine şunu söylüyorum, (Gazze’de) şu ana dek yaptıklarınızdan dolayı yazıklar olsun. Ellerimi bu şekilde her gün (kan kırmızı) renge boyuyorum çünkü bu yönetimin ve Kongre üyelerinin elinde (Gazze’nin) kan var. Biz tabii ki ateşkes çağrısında bulunuyoruz ve diyoruz ki artık İsrail’e yardım göndermeyin. Şu ana dek zaten çok fazla zarar verildi. Dünyanın ABD’yi (Gazze’de) yaptığı şeyden dolayı affetmemesi gerektiğini düşünüyorum. Aynı şekilde bu konuda gözü açık olan Amerikan halkı da Biden yönetimini affetmemeli.”
‘YAPTIKLARI SÖYLEDİKLERİNİN TAM TERSİ’
Gazze’deki insanların açlıktan öldüğünü hatırlatan ve bunun yürek burkan bir durum olduğunu kaydeden Amerikalı aktivist, şunları kaydetti:
“Kongre Gazze halkına yardım etmek istemiyor ve bu açlığın olmasına izin veriyor. Biden yönetimi ‘Biz Gazze’deki insanları önemsiyoruz ve İsrail’e lütfen bu kadar çok insan öldürmeyin diyoruz.’ der ancak yaptıkları bunun tam tersi. Şimdi de İsrail’e daha fazla insan öldürmesi için bomba alması için 14 milyar dolar daha göndermeye çalışıyorlar.”

‘NETENYAHU’YU HAPSE ATIN’
Sözlerinin sonunda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya da seslenen Amerikalı Yahudi aktivist, “Netanyahu hükümetine ‘istifa et’ demekten başka ne diyebilirsiniz. Bu adamı (Netanyahu’yu) hapse atın ve Lahey’e (Uluslararası Adalet Divanı’na) çıkarın. Onların hepsi savaş suçlusu, ancak açıkçası bizim de ABD’de kendi savaş suçlularımız var.” değerlendirmesini yaptı.
‘ACİLEN SINIRLAR AÇILMALI’
Benjamin, uluslararası kamuoyunu Refah’a ve Gazze’nin diğer bölgelerine acilen insani yardımların ulaştırılması için sınır ve limanların açılması noktasında acilen birlik olmaya çağırdı.

Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi koordinasyonunda, Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) ev sahipliğinde, 15 üniversitenin paydaşlığında, Kocaeli Valiliği ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde düzenlenen ve 2 gün sürecek Marmara Kariyer Fuarı (MARMARAKAF) bugün itibariyle başladı.
Fuardaki söyleşi takvimi kapsamında tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay moderatörlüğünde ‘İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?’ başlıklı söyleşi gerçekleştirdi.
‘AĞIR CEZAYA ÇARPTIRILMASI GEREKİR’
Eğitim sistemini anlatan Prof. Dr. Ortaylı, “Okumak denilen şey insanların kafasına sokulur; modern devlet de bunu hazırlamakla mükelleftir. Geçen asırda değildi. Bizim zavallı çocuklarımız, gençlerimiz istediğini seçmek şansına sahip değil. Onun için hayatımda en çok kızdığım şey, bu seçim safhasında adaletsizliktir. Yani eğer üniversite seçme sınavlarında bu seküriteyi, imtihan güvenliğini sağlamak mümkün değilse, biri bunu yapamıyorsa ağır cezaya çarptırılması gerekir. Bilhassa bizim dönemimizde bu iş daha evvel de vardı; şahsi kopyalar, yerine adam sokmalar falan ama eğitim sistemimiz FETÖ ile birlikte dejenere olmuştur. Bunun suçluları tespit de edildi; mahkum da edildiler. O mahkumiyeti çekmeleri gerekir çünkü hiçbir hırsızlık insanların hayatını çalıp bir cepten bir cebe sokmak kadar hazin ve utanç verici değildir. Bu işi tertipleyenlerin isimlerinin bronza kazınması gerekir ta ki silinmesin, bütün nesiller bilsin bu adamları” dedi.
’20 YAŞINA YAKLAŞIYOR HALEN NE OKUMAK İSTEDİĞİNİ BİLMİYOR’
“Türkiye’de çocuklar, gençler 20 yaşına yaklaşıyor daha halen ne okumak istediğini, ne yapacağını bilmiyor” diyen Prof. Dr. Ortaylı, “Birinci nedeni bunun umumi kültür noksanlığıdır. Yani şu kitabı, bu kitabı, edebiyatı, tarihi, biyoloji ve coğrafyayı çok iyi öğrenmediğiniz için ilgi duyacağınız dallarla alakanız olmuyor. Yani bu çok hazin bir şey. Buna karar vermeniz lazım” ifadelerini kullandı.
‘EĞİTİMDE BİR HİYERARŞİ LAZIM’
Türkiye’de eğitim sistemi tarihine değinen Ortaylı, “Bunu söylemek çok zor ama örneğimiz var. Neler yapmışız biz düşünebiliyor musunuz? 1920’lerin, 30’ların yetiştirdiği insanlarla birinci harbin kayıplarını karşıladık. Biz cihan harbinde çok yetişkin çocuk kaybettik; 10 sene sürdü. Niye şimdi bu kadar insan malzemesiyle bunu yapmayalım? ‘Uçak sanayi kuruldu’ deniliyor, güzel, bunları kim karşılayacak? ‘Efendim çok dahi mühendislerimiz var’ eyvallah ama orada senin dahi mühendis yardımcısına, teknisyene ve çırağa da ihtiyacın var. O da bu okullarla olacak. Ara eleman sıkıntısı var Türkiye’de yani herkes reis olabiliyor. Herkesin reis olabileceği bir Türkiye, Kızılderili yok. Kızılderilileri nasıl yetiştireceğiz? Üzerinde durduğunuz staj programı çok iyi bir şey ama bir de gerisi var, onu da düşünmek lazım. Eğitim. Bu kadar açık. Eğitimde bir hiyerarşi lazım. Herkesi mühendis yapamayız, herkes hekim olmaz. Herkes savcı olmak zorunda değil ama herkesin zabıt katibini, hapishane müdürünü, gardiyan şefini bile yetiştirmek zorundayız. Çünkü onlar da meslek” dedi.
]]>GAZZE’DE İSRAİL VAHŞİLİĞİNİN BÜTÜN ÖRNEKLERİ SERGİLENİYOR
Kılınç’ın paylaştığı röportajın satır başlarında Vâil Dahdûh, şunları söyledi:
“Gazze’de şu anda insan hayaline sığmayacak şeyler yaşanıyor. Bu, şimdiye kadarki hiçbir savaşa benzemiyor. İsrail vahşiliğinin ve sınır tanımazlığının bütün örnekleri sergileniyor.”
ŞAHİT OLDUKLARIMIZIN YÜZDE 90’I YAYINLANABİLECEK DURUMDA DEĞİL
“Bombardımanlar sırasında elektrikler kesildiği için, haber yapmak için gittiğimiz yerlerde ceset parçalarının üzerinden yürüdüğümüz de oluyordu, bunu sonradan fark ediyorduk. Şahit olduğumuz görüntülerin yüzde doksanı, yayınlanabilecek gibi değildi.”

MEĞER AİLEMİN AKIBETİNİ DÜNYAYA DUYURUYORMUŞUM
“Eşimin şehadet haberini akşam vakti canlı yayın yaparken aldım. Kendisinin ve diğer yakınlarımın bulunduğu bölgenin şiddetli biçimde bombalandığını anlatıyordum, meğer ailemin akıbetini dünyaya duyuruyormuşum. Yayın devam ederken telefonum çalmıştı. Yanımdaki arkadaşım hızlıca gömlek cebimden telefonumu çekip aldı ve kendisi açtı. İşte o anda, sıra dışı bir şey olduğunu anladım. Olayı öğrenince hemen bir arabaya atlayıp bölgeye gittik. Bütün bina yerle bir olmuştu…”
AİLEMİN ANCAK CENAZELERİNİ GÖREBİLDİM
“Saldırılar başladığı gün evden çıkıp göreve giderken, eşime, birkaç ay görüşmemeye kendisini hazırlamasını söylemiştim. Ondan sonra, ailemin ancak cenazelerini görebildim.”

İSRAİL, EVİMİ KASTEN BOMBALADI
“İsrail savaş uçakları, oturduğum evi kasten ve hedef gözeterek bombaladı. Çocuklarımdan sağ kalanları telefonla arayarak tehdit ettiler. Bütün bunları, benim gazeteciliği bırakmam ve olayları aktarmayı durdurmam için yaptılar.”
HER ŞEHİTTEN SONRA İŞİME DAHA DA SARILDIM
“Her kayıptan sonra, işime daha da sarıldım. Doğrusu, yaşamam gerekenden uzun yaşadığımı düşünüyordum zaten. İsrail bütün yakınlarımı teker teker şehit ederken, esas olarak beni hedef alıyordu.”

BUNLARIN HEPSİ İNANILMAZ ZORLUKLAR YÜKLÜYOR İNSANA
“Gazze’de gazeteci ve muhabir olmak, dünyanın en zor işlerinden biri. Çünkü hem diğer insanların çektiği bütün sıkıntıları çekiyorsunuz hem de olan-biteni aktarmak zorundasınız. Teknik ekiplerin istihdamı ve yetiştirilmesi, saldırı anlarında cihazların muhafazası, bürolarımız vurulduğunda sürekli yer değiştirmek, elektrik kesintilerine karşı tedbirli olmak, kaybettiğiniz çalışma arkadaşlarınız… Hepsi de inanılmaz zorluklar yüklüyor insana.”
GENÇLER PROFESYONEL BASIN MENSUPLARI GİBİ BİZE YARDIM ETTİ
“Büyük olaylar, büyük gazetecilerin yetişmesine vesile oluyor. Gazze’de sokaktaki gençlerden çok yardım aldık. Sıradan çocuklar, profesyonel basın mensupları gibi bize yardım etti, sahada işimizi kolaylaştırdı.”

MÜCAHİTLER BAŞARILI BİR OPERASYONU DÜŞÜNMÜYORDU
“Hiç kimse, ne 7 Ekim’deki hadiseleri ne de sonrasında İsrail’in sergilediği bu mezalimi tahmin edebilirdi. Aksâ Tufanı’nı gerçekleştirenler bile, İsrail’e karşı böylesine başarılı bir operasyon yapabileceklerini düşünmüyordu. Sahabe de böyle durumlar yaşamıştı. Bazen onlar bir şey hedeflerken, takdir-i ilahî bambaşka bir şey murat ediyordu.”
İNSANLAR, İSRAİL’İN FİKRİ PRANGALARINDAN KURTULDU
“7 Ekim’e kadar İsrail’in yenilmezliği, dokunulmazlığı ve ordusunun gücü, bütün dünyada adeta bir kader gibi benimsenmişti. Tüm bunların hurafeden ibaret olduğu net biçimde anlaşıldı. Bütün dünyada, İsrail’in tezlerine güçlü itirazlar başladı. İnsanlar, kendilerine vurulan fikrî prangalardan kurtuldular. İsrail’in imajı, ciddi biçimde zedelendi. Savaşın bütün zorluklarına rağmen, bu çok önemli bir neticedir.”

İSLAM DÜNYASINDA BÜYÜK BİR BİLİNÇLENME BAŞLADI
“İslâm dünyasının her yerinde, özellikle gençlerde büyük bir bilinçlenme başladı. Artık çocuklar bile alışveriş yaparken boykot listelerine bakıyor, alacağı şeyi dikkatle kontrol ediyor. Kudüs, Filistin, Mescid-i Aksâ, hepsinin gündeminde. Bu, inanılmaz bir durum. Bugün yaşananları, 1987’deki Birinci İntifada sonrasında yaşanan bilinçlenmeye çok benzetiyorum.”

GAZZE’DE İSRAİL VAHŞİLİĞİNİN BÜTÜN ÖRNEKLERİ SERGİLENİYOR
Kılınç’ın paylaştığı röportajın satır başlarında Vâil Dahdûh, şunları söyledi:
“Gazze’de şu anda insan hayaline sığmayacak şeyler yaşanıyor. Bu, şimdiye kadarki hiçbir savaşa benzemiyor. İsrail vahşiliğinin ve sınır tanımazlığının bütün örnekleri sergileniyor.”
ŞAHİT OLDUKLARIMIZIN YÜZDE 90’I YAYINLANABİLECEK DURUMDA DEĞİL
“Bombardımanlar sırasında elektrikler kesildiği için, haber yapmak için gittiğimiz yerlerde ceset parçalarının üzerinden yürüdüğümüz de oluyordu, bunu sonradan fark ediyorduk. Şahit olduğumuz görüntülerin yüzde doksanı, yayınlanabilecek gibi değildi.”
MEĞER AİLEMİN AKIBETİNİ DÜNYAYA DUYURUYORMUŞUM
“Eşimin şehadet haberini akşam vakti canlı yayın yaparken aldım. Kendisinin ve diğer yakınlarımın bulunduğu bölgenin şiddetli biçimde bombalandığını anlatıyordum, meğer ailemin akıbetini dünyaya duyuruyormuşum. Yayın devam ederken telefonum çalmıştı. Yanımdaki arkadaşım hızlıca gömlek cebimden telefonumu çekip aldı ve kendisi açtı. İşte o anda, sıra dışı bir şey olduğunu anladım. Olayı öğrenince hemen bir arabaya atlayıp bölgeye gittik. Bütün bina yerle bir olmuştu…”
AİLEMİN ANCAK CENAZELERİNİ GÖREBİLDİM
“Saldırılar başladığı gün evden çıkıp göreve giderken, eşime, birkaç ay görüşmemeye kendisini hazırlamasını söylemiştim. Ondan sonra, ailemin ancak cenazelerini görebildim.”
İSRAİL, EVİMİ KASTEN BOMBALADI
“İsrail savaş uçakları, oturduğum evi kasten ve hedef gözeterek bombaladı. Çocuklarımdan sağ kalanları telefonla arayarak tehdit ettiler. Bütün bunları, benim gazeteciliği bırakmam ve olayları aktarmayı durdurmam için yaptılar.”
HER ŞEHİTTEN SONRA İŞİME DAHA DA SARILDIM
“Her kayıptan sonra, işime daha da sarıldım. Doğrusu, yaşamam gerekenden uzun yaşadığımı düşünüyordum zaten. İsrail bütün yakınlarımı teker teker şehit ederken, esas olarak beni hedef alıyordu.”
BUNLARIN HEPSİ İNANILMAZ ZORLUKLAR YÜKLÜYOR İNSANA
“Gazze’de gazeteci ve muhabir olmak, dünyanın en zor işlerinden biri. Çünkü hem diğer insanların çektiği bütün sıkıntıları çekiyorsunuz hem de olan-biteni aktarmak zorundasınız. Teknik ekiplerin istihdamı ve yetiştirilmesi, saldırı anlarında cihazların muhafazası, bürolarımız vurulduğunda sürekli yer değiştirmek, elektrik kesintilerine karşı tedbirli olmak, kaybettiğiniz çalışma arkadaşlarınız… Hepsi de inanılmaz zorluklar yüklüyor insana.”
GENÇLER PROFESYONEL BASIN MENSUPLARI GİBİ BİZE YARDIM ETTİ
“Büyük olaylar, büyük gazetecilerin yetişmesine vesile oluyor. Gazze’de sokaktaki gençlerden çok yardım aldık. Sıradan çocuklar, profesyonel basın mensupları gibi bize yardım etti, sahada işimizi kolaylaştırdı.”
MÜCAHİTLER BAŞARILI BİR OPERASYONU DÜŞÜNMÜYORDU
“Hiç kimse, ne 7 Ekim’deki hadiseleri ne de sonrasında İsrail’in sergilediği bu mezalimi tahmin edebilirdi. Aksâ Tufanı’nı gerçekleştirenler bile, İsrail’e karşı böylesine başarılı bir operasyon yapabileceklerini düşünmüyordu. Sahabe de böyle durumlar yaşamıştı. Bazen onlar bir şey hedeflerken, takdir-i ilahî bambaşka bir şey murat ediyordu.”
İNSANLAR, İSRAİL’İN FİKRİ PRANGALARINDAN KURTULDU
“7 Ekim’e kadar İsrail’in yenilmezliği, dokunulmazlığı ve ordusunun gücü, bütün dünyada adeta bir kader gibi benimsenmişti. Tüm bunların hurafeden ibaret olduğu net biçimde anlaşıldı. Bütün dünyada, İsrail’in tezlerine güçlü itirazlar başladı. İnsanlar, kendilerine vurulan fikrî prangalardan kurtuldular. İsrail’in imajı, ciddi biçimde zedelendi. Savaşın bütün zorluklarına rağmen, bu çok önemli bir neticedir.”
İSLAM DÜNYASINDA BÜYÜK BİR BİLİNÇLENME BAŞLADI
“İslâm dünyasının her yerinde, özellikle gençlerde büyük bir bilinçlenme başladı. Artık çocuklar bile alışveriş yaparken boykot listelerine bakıyor, alacağı şeyi dikkatle kontrol ediyor. Kudüs, Filistin, Mescid-i Aksâ, hepsinin gündeminde. Bu, inanılmaz bir durum. Bugün yaşananları, 1987’deki Birinci İntifada sonrasında yaşanan bilinçlenmeye çok benzetiyorum.”
]]>
Özbekistan Parlamentosu Ombudsmanlığınca organize edilen konferansa aralarında Kamu Başdenetçisi Malkoç’un da bulunduğu çok sayıda ülkeden insan hakları alanında uzman ve yetkili katıldı.
Malkoç, konferansta yaptığı konuşmada, Avrupa’dan Asya’ya insan haklarına çok önem verilmesine rağmen her yerde ihlallerin yaşandığına dikkati çekti.
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri insanlığın bugüne kadar ulaştığı teknolojiyle ürettiği silah ve bombalarla 140 günden beri ayrım gözetmeksizin Gazze’ye saldırdığını, okullar ve hastaneler dahil her yeri bombaladığını anlatan Malkoç, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş insani felakete yol açtığını söyledi.
Malkoç, “Çoğu kadın ve çocuk 30 bin insan öldürüldü. 2 milyon insan yerinden, yurdundan edildi. Bütün bunlar canlı yayınlarla dünyanın gözü önünde işlenen suçlar. İnsan hakları savunucuları olarak insanlık adına umudumuz, bu suçu işleyenler Adalet Divanında ve Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanıp hak ettikleri cezayı alsınlar.” dedi.

“Türkiye Ombudsmanlığı olarak Uluslararası Ceza Mahkemesine delil teşkil edecek Gazze raporu hazırladık.” diyen Malkoç, şunları kaydetti:
“Bu raporun sunumunu Parlamento Başkanı’nın desteğiyle Türk Parlamentosunun tören salonunda yapacağız. Ombudsman, sivil toplum kuruluşları ve parlamento dayanışmasının güzel bir örneğidir. Hazırlanan bu raporu sizlere ve dünyadaki bütün insan hakları savunucularına göndereceğiz.”

Malkoç, Türkiye Ombudsmanlığı ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği konularında katılımcılara bilgi verdi.
Açılışta konuşan Özbekistan Parlamentosu İnsan Hakları Temsilcisi Feruza Eşmatova da konferansın Özbekistan Ombudsmanlığı’nın 29. yılı dolayısıyla düzenlendiğini, 20’ye yakın ülkeden çok sayıda davetlinin katıldığını belirtti.
Eşmatova, ülkede insan haklarına yönelik çok sayıda yasa ve kararın kabul edildiğini, bu konuya özel önem veren hükümetin girişim ve çabalarının Özbekistan’ın 2030 kalkınma stratejisinde de yer aldığını söyledi.
– “İSRAİL’İN GAZZE’YE, FİLİSTİNLİLERE YAPTIĞI ZULÜM ARTIK DAYANILMAZ NOKTAYA GELMİŞTİR”
Malkoç, konferansa ilişkin gazetecilere yaptığı açıklamada Özbekistan ile Türkiye’nin dost ve kardeş ülkeler olduğunu, hukuk, insan hakları, demokratikleşme alanlarında ombudsmanlıklar ve insan hakları kurumlarının dayanışmasının ve karşılıklı görüş alışverişinde, tecrübe paylaşımında bulunmasının fevkalade önem taşıdığını söyledi.
Özbekistan ile Türkiye’nin yürüteceği ortak çalışmaların tüm Türk dünyasına, bölgeye ve insanlığa faydalı olacağını dile getiren Malkoç, insan haklarının 21. yüzyılda çok daha önemli hale geldiğini, çoğu İslam dünyasında olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde savaş, gerginlik ve göçlerin yaşandığını, tüm bunların kendilerini çok üzdüğünü ve yüreklerini dağladığını ifade etti.

Malkoç, sözlerini şöyle tamamladı:
“Özellikle 4 aydan beri İsrail’in Gazze’ye, Filistinlilere yaptığı zülüm artık dayanılmaz noktaya gelmiştir. Çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 30 bin kişi katledilmiştir. 60 bin ton bomba bir avuç toprağa bırakılmıştır. Amerikalıların Japonya’ya attığı atom bombasının 3 katı tesirinde bomba atılmıştır. Dolayısıyla bu haksızlıklara, bu yanlışlıklara ‘Dur’ demek gerekir. Dünyanın bu konuda daha duyarlı olması gerekir. Bu yanlışlıkları, haksızlıkları yapanların, Uluslararası Ceza Mahkemesinde, Lahey Adalet Divanında yargılanması gerekir.”
Haber7
Bürokraside, emniyette, yargıda, sosyal hayatta yaşananları, başörtüsü sebebiyle zulme uğrayan insanları, gerçek örnekler vererek ‘Şubat Hikayeleri’ kitabında anlatan Yazar Mustafa Atılgan, okuyuculara adeta ‘nereden nereye’ dedirtiyor.

MÜCADELENİN TANIĞI YAZARIN BİZZAT KENDİSİ
Mücadelenin içinde olanların kendi hikâyelerini anlattıkları eserlerden farklı olarak, mücadelenin bizzat tanığı olan yazar, başkalarının hikâyelerini anlatmış. Kitap, bu yönüyle ilk olma özelliği de taşıyor.

‘Şubat Hikayeleri’ kitabının hemen başında, kronolojik olarak kısaca 28 Şubat sürecine değinilmiş. O dönemi yaşamamış olanlar için bilgilendirme, yaşamış olanlar için hatırlatmalar yapılmış.

28 Şubat sürecinde mağdur olanlar için, ‘Şubat Hikayeleri’ kitabında, kendi hikayelerinizden de esintiler bulma ihtimaliniz oldukça yüksek.
EŞLERİ BAŞÖRTÜLÜ ASKERLERİMİZİ PSİKİYATRİ HASTASI YAPTILAR
‘Şubat Hikayeleri’ kitabında anlatılan her olay, birbirinden yaşaması zor ve aynı zamanda bugün baktığımız zaman ders almamız gereken hikayeler. Kitapta geçen bir hikayede eşi başörtülü diye çekmediği kalmayan bir astsubayın yaşadıkları da şöyle anlatılıyor:
Eşleri başörtülü, kendileri namaz kılan, kendi hallerinde, işlerini iyi yapmaya çalışan, görüştüğümüz, kendilerine hukuki destek sağlamaya çalıştığımız birkaç astsubaydı. Ama şubat rüzgârlarının çok soğuk estiği döneme yakalanmışlardı.
Yüksek Askerî Şura kararlarıyla durumları kendileri gibi olan yüzlerce askerî personeli “disiplinsizlik” gerekçeleriyle ihraç ediliyorlardı. İhraçlarından hemen önceki dönemler kendilerine verilen başarı belgeleri bir önem taşımıyor, beraber ne badireler atlattıkları amirleri “Üstler böyle istiyor.” diyerek birer birer ilişik kesme belgelerini tebliğ ediyorlardı. Bu birkaç astsubay gidişata göre kendilerinin aynı akıbete ne zaman uğrayacaklarının, sabah itibarlı bir meslek sahibi olarak çıktıkları evlerine akşam işsiz olarak dönme ihtimalinin tedirginliğini yaşıyorlardı. Kadere imanları vardı, teslimiyetleri vardı ama insandılar, endişe taşımaları da insan olmalarının gereğiydi.
Nihayet bir gün ihraç yazıları geldi. Ama bir farklılık vardı; Yüksek Askerî Şura kararıyla değil, Milli Savunma Bakanlığı Personel Müdürlüğü kararıyla ihraç edilmişlerdi. Bu durum şöyle bir avantaj sağlıyordu, o zamanlar YAŞ Kararlarına karşı yargı yolu kapalıydı ama MSB İşlemlerine karşı yargı yolu açıktı. Nitekim öyle yaptık, ihraç işlemlerinin iptali için dava açtık. Davalar lehe sonuçlandı ve işlerine geri döndüler. Ama ne dönüş. Konya Hava Hastanesi’nde çalıştığını söyleyen birisi aradı, ismini vermeden psikiyatri servisinde bir astsubayın benimle mutlaka görüşmek istediğini söyledi. İlginçti, psikiyatri servisi, ne alaka diye düşündüm. Ama kesinlikle böyle bir şey olmaz diyebilme şansımızda yoktu.
Hastaneye gittim, Temel Astsubay gerçekten psikiyatri servisindeydi. Doktoru ile görüştüm, neden burada olduğunu sordum. Birliğinden getirildiğini, daha fazla bilgi veremeyeceğini söyledi. Kurum, askeriye; hastane askerî hastane olunca bilgi alabilmek için dahi hayli aşılması gereken engel çıkıyordu karşımıza. Gayri resmi edindiğimiz bilgilere göre, dava açarak geri dönme cüreti göstermesinin bedeli ödetiliyordu. Bu sefer psikiyatri raporu ile atılmasının gerekçeleri oluşturulmaya çalışılıyordu. Kurumu korumaya çalışan bazıları da, Temel Astsubayın kendisinin malulen emekli olabilmek ve yeniden atılmaktan kurtulmak amacıyla bu yola başvurmuş olabileceğini söylüyorlardı. Her iki ihtimal de dehşet vericiydi. Bu araştırmalarımız sürerken yine isimsiz bir telefon geldi. Temel Astsubayın çok kötü olduğunu ve hemen hastaneye gitmemin iyi olacağını söyleyip kapattı. Hemen hastaneye gittim.
Temel Astsubay kan ter içindeydi. “Mustafa Bey! Beni öldürecekler, üzerime salmak için servise köpek getirdiler. Zeynep Gazali’ye yaptıklarını yapacaklar, beni köpeklere parçalatacaklar…” diye konuşuyor, yerinde duramıyordu.
Servis sorumlusu doktorla konuşmak için koridora çıktığımda, kocaman bir köpekle karşılaştım. Servis içerisinde başıboş bir şekilde dolaşıyordu. Hemşireye, “Bu köpek ne arıyor burada?” diye sert bir üslupla sordum. “Komutanın avukat bey” dedi. Direkt komutanın (servis sorumlusu askerî doktor, binbaşı) odasına girdim. Tartışmaya başladık. “Köpek benim, uysaldır, kimseye zarar vermez.” gibi cümleler kurdu. “Burası köpekler için değil, insanlar için! Kimseye bir şey yapmaz dediğiniz köpeğiniz yüzünden müvekkilimin gözüne uyku girmiyor.” dedim. “Sizin müvekkiliniz hasta” dedi. “Tam da bu sebeple bu köpeği burada tutamazsınız. Sağlam insanı korkutan köpeği, hasta insanı iyice delirtsin diye mi getirip serviste bulunmasına izin veriyorsunuz?” diyerek zor bela köpeği servisten çıkarmayı sağlayabildik.
Sonra hastaneden çıktı Temel Astsubay. Ve bir gün kızı aradı, babasından şikâyetlerde bulundu. Biraz konuşup konuşamayacağımı sordu. Tamam konuşurum, dedim. Konuştuk Temel Astsubay ile. Neden öyle davrandığını, ailesini, yakınlarını neden üzdüğünü sordum. Gözleri yaşardı, “Haklılar abi.” dedi. “Ama ben normal değilim, zalimler hayatıma öyle bir girdiler ki, ben gerçekten hasta oldum. Tedavi olmaya çalışıyorum, olmuyor, geçmiyor; geçmesi için daha uzun süre lazım ama tedaviye devam edeceğim ve yapabildiğim kadar daha dikkatli olacağım.” dedi.
Hangi tazminat, hangi emekli maaşı, hangi iade edilecek itibar Temel Astsubayın psikolojisini düzeltir, akıl sağlığını geri getirir dersiniz? Kim ne yaparsa kendisi için yapar ve yaptığının karşılığını mutlaka görür.
Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı (UCLG) Başkanı ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, UCLG Yıllık İstişare Toplantısı’na katıldı.

İspanya’nın Barselona şehrinde dünyanın farklı bölgelerinden yerel ve bölgesel liderlerin katılımıyla gerçekleştirilen toplantının ardından açıklamalarda bulunan Başkan Altay, toplantıda özellikle Filistinli Müslümanlar için destek mesajları ifade ettiklerini vurguladı. Uluslararası Adalet Divanı’nın Gazze konusunda aldığı kararı desteklediklerini kaydeden Başkan Altay, “Olayın takipçisi olacağımızı ve bundan sonra Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya devam ettiğimizi, Gazze konusunu her daim gündemde tutacağımızı buradan bir kez daha ifade etme imkanımız oldu. Bir an önce barışın sağlanmasını temenni ediyorum” diye konuştu.

Toplantı esnasında ABD Dışişleri Bakanlığı Şehir Diplomasisinden Sorumlu Büyükelçisi Nina Hachigian, Ukrayna’nın Rusya tarafından işgal edildikten sonra Avrupa’nın bu konuda yaptıklarını takdir ettiklerini belirterek, Ukraynalı mültecileri ağırladığı için Avrupa’ya teşekkür etti. Nina Hachigian, bir taraftan da Hamas’ın 7 Ekim’de terörist bir saldırı düzenlediğini ve İsrail’in eylemlerini buna tepki olarak gerçekleştirdiğini iddia edince Başkan Altay ABD’li diplomata cevap verdi.
“AMERİKA’DAN GELEN MİSAFİRİMİZE BİR ŞEYLER SÖYLEMEZSEM, KENDİ İNSANLIĞIMIZI BULAMAYACAĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUM”
Eğitimden, kadınlara ve eşitliğe kadar konuşulması gereken birçok konu olduğunu ifade eden Başkan Altay, “Ancak insanların yaşamasını sağlayamazsak bunların hiçbirisini konuşmamızın bir anlamı yok. Onun için öncelikli konumuzun insan hayatı, savaşın engellenmesi ve bu konuda adil davranmak olduğunu düşünüyorum. Onun için bu manada Amerika’dan gelen misafirimize bir şeyler söylemezsem, kendi insanlığımızı bulamayacağımızı düşünüyorum” dedi.

“DÜNYANIN HER YERİNDE ACI ÇEKEN İNSANLARIN SESİ OLMALIYIZ”
Dünyanın farklı yerlerden yerel liderler olarak şehirleri ve insanların yaşama hakkını korumak için bir arada olduklarını vurgulayan Başkan Altay ABD’li diplomata şu sözlerle tepkisini dile getirdi: “İnsanları ya da mültecilerin haklarını savunmak devletlerin dış politikadaki tutumlarına göre şekillenmemeli. Bizler insanlık adına söz almalı ve dünyanın her yerinde acı çeken insanların sesi olmalıyız. Yaklaşık 30 bin kadın ve çocuğun katledildiği Gazze’deki olayları Hamas’ın eylemine bir yanıt olarak nitelendirmek çok doğru bir yaklaşım olmaz. Kadın haklarından bahsettik; Nina hanımdan bir kadın olarak, bir anne olarak ya da bir anne adayı olarak Uluslararası Adalet Divanı’na verilen dosyadaki fotoğraflara bakmasını istirham ediyorum. Belki vicdanımızın sesini duymasına faydası olur diye düşünüyorum. Önce insanların yaşam hakkını korumak en önemli görevimiz. Bunu başaramazsak diğer konuları konuşmanın çok bir anlamı olmadığını düşünüyorum” diye konuştu.
]]>
Yeni iddianamede, örgüt üyesi bazı sanıkların İsrailli siyasetçilerle görüşmeler yaptıkları, bu kapsamda bir sanığın örgütü temsilen İsrail’e gidip siyasetçi Yehuda Glick ile görüştüğü bilgisine yer verildi.
Adnan Oktar operasyonunu yapan dönemin Mali Şube Müdürü Furkan Sezer ve tv100 Uzman Muhabiri Devrim Tosunoğlu, tv100 yayınına katılarak Adnan Oktar silahlı suç örgütüne yönelik soruşturmaya ilişkin detayları paylaşıp, Osman Kenan Çapoğlu’nun sorularını yanıtladı.
Adnan Oktar operasyonunu yapan dönemin Mali Şube Müdürü Furkan Sezer‘in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
NE İÇİN ÇABALADIĞINI AÇIKLADI
“(Size yönelik bir hamle bir girişim söz konusu oldu mu? Ya da olma ihtimali olabilir mi?)
Ben zamanında soruşturmayı yürüttüm, aktif olarak içinde oldum. Sonrasında da toplumda bir farkındalık oluşturmak için dilim döndüğünde anlatmaya çalışıyorum, tecrübelerimi paylaşmaya çalışıyorum. Bir insanın daha farkındalığını artırırsak bu örgütün ne kadar karanlık ve kötü bir örgüt olduğuna dair bir takım düşünceleri uyandırırsak o benim için artı değer, bunun için çabalıyorum.
FİNANS KAYNAKLARI NEREDE?
(Hala finans kaynakları mı var onların?)
Tabi ki var. Örgütün finans kaynakları her zaman örgüt faaliyetteyken hepsi tamamı zaten Türkiye’de tutulmadı. Yurt dışında da ciddi bir bağlantıları ve insan kaynağı var bu örgütün.
‘OKTAR’IN MAHKEMEDE BEYAN ETTİĞİ AYLIK GELİRİ 3 BİN TL’
Hala Adnan Oktar’a yurt dışından örgütle sadece yurt dışındaki yapılanmayla teması olup mektup gönderen insanlar var, para gönderen insanlar var. Adnan Oktar’ın mahkemede beyan ettiği aylık geliri 3 bin TL. Siz 3 bin TL aylık gelirle 40 günde 500 defa avukat görüşmesi yapamazsınız. 83 tane farklı farklı avukatlarla görüşemezsiniz bu gelirle. Demek ki hala bir para akışı var. Bu akış devam ediyor.
HEDEF GENÇ KADIN AVUKATLAR
Bu örgütle ilgili hiçbir şey bilmiyoruz farz edelim. Bir istatistik okuyoruz, 45 işlem matematik bilen bir insan olmak yeterli. 83 tane avukat var. 500 saat görüşme var 20 tanesi erkek 63 tanesi kadın, kadınların yaş ortalaması 24. Bir cezaevinde tutuklu olan birinin avukat görüşme istatistikleri. Bu istatistiği okuyan, birazcık matematik bilgisine sahip biri buradaki hedefin kadın avukatlar, genç ve avukat olan kadınlar olduğunu anlar. Adnan Oktar hala bu karanlık örgütün eline genç kadınları düşürmek için elinden geleni yapıyor.
(Bu kadın avukatlar nasıl ikna olup bu görüşmeleri yapıyorlar?)
Sistem şöyle işliyor. Diyor ki ‘Yeni avukatlara mehdiyetle ilgili kitaplarımızı okutun’ özellikle dini istismar konusu her zaman var. Para var, şan şöhret ve ego var.”
PİŞMAN OLANLAR VAR
tv100 Uzman Muhabiri Devrim Tosunoğlu’un açıklamalarından satır başları ise şu şekilde:
]]>Haber7
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve farklı ülkelerden İslam alimleriyle birlikte Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nde Cuma namazında bir araya geldi. Cuma namazını Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez kıldırırken Cuma hutbesinin konusu işgalci siyonist İsrail’in soykırım yaptığı Gazze oldu.
CUMA HUTBESİNDE HAREKETE GEÇME ÇAĞRISI!
Cuma hutbesini irâd eden Prof. Dr. Mehmet Görmez, Gazze için harekete geçme çağrısında bulundu.
NE OLUYOR SİZE Kİ HAREKETE GEÇMİYORSUNUZ!
Görmez Cuma hutbesinde şu ifadelerde bulundu:
Aziz kardeşlerim! Allah’ın selamı rahmeti bereketi üzerinize olsun, Cumanız mübarek olsun. Kerim kitabımız Kur’an’ın dilinde ‘vema lekum’ diye bir ifade vardır. ‘Vema lekum’; “Ne oluyor size” demektir, “Size yakışıyor mu” demektir. Pek çok ayet bu ikaz ve uyarı içeren ifadeyle başlar. Onlardan birisi az önce okuduğum, Nisa Suresi 75. ayettir. “Ne oluyor ki; size Allah yolunda savaşmıyorsunuz, öldürülenleri korumak için harekete geçmiyorsunuz! Ne oluyor size ki; zayıf düşmüş, zor durumda kalmış kadınlar, erkekler, çocuklar için mücadele etmiyorsunuz. Ne oluyor size ki; ‘Bu halkı zalim olan beldeden bizi kurtaran kimse yok mu, kimse yok mu?’ diye feryat eden kardeşlerinize yardım etmiyorsunuz. Ne oluyor size ki; ‘Katından bize sahip çıkacak bir veli gönder, bir yar ve yardımcı gönder’ diye yalvaran yakaran kardeşlerinizin imdadına yetişiyorsunuz.”
NE OLUYOR SİZE Kİ, TARİHİN EN VAHŞİ KATLİAMINI SEYREDİYORSUNUZ!
Aziz kardeşlerim! 3 ayı aşkındır İslam coğrafyasında yaşadığımız büyük acıları dikkate aldığımızda bu ayeti okuyan her mü’min sanki bugün nazil olmuş gibi güçlü bir inanca sahip olur. Ayet günümüze adeta şöyle sesleniyor; “Ey insanlar! Ne oluyor ki, size 134 gündür insanlık tarihinin en vahşi katliamını seyrediyorsunuz! Ne oluyor size ki her yaşta ve her durumdaki insanın alçakça katledilişine yeterince ses çıkarmıyorsunuz. Ey Müslümanlar! Size ne oluyor ki; daracık bir sahil şehrinde abluka altına alınmış bir halkın topyekûn soykırıma uğramasına seyirci kalıyorsunuz! Ne oluyor size ki; her gün, her dakika insanlığın ortak vicdanına olan güvenin yitirilişine adeta kulaklarınızı tıkıyorsunuz. Ey insanlar! Çocuklar, bebekler ölüyor. Mabetlerdeki dua ve ibadet bombalanıyor. Çocukların masumiyeti hedef alınıyor. Sizler neredesiniz! Hastanelerdeki şifa katlediliyor, barınaklardaki iltica enkaza çevriliyor. Size ne oluyor da bütün bunlara kulak çıkıyorsunuz.”
NE ACIDIR Kİ KENDİ REFAHINI BOZMAYAN ÜMMET REFAH’TAKİ KATLİAMA SESSİZ KALIYOR
Aziz kardeşlerim tam 134 gündür, Gazze’de devam eden bu vahşet ve saldırı bugünlerde yeni bir aşamaya geçmiş bulunuyor. Katliamın en çetin günlerine, soykırımın ziyadesine eriyor. Bir zamanlar arkasında firavunun orduları varken Mısır’dan çıkıp Sina Çölü’ne sığınanlar, bugün aynı firavunun işgal ordusuna dönüşüp ocaklarını söndürdükleri Gazzeli mazlum ve müstezafları yine aynı yere, yani Sina Çölü’ne sürmenin planlarını yapıyor. Gazzeli mazlum ve müstezafları yine aynı yere sürgün ediyor. Açlığa, susuzluğa mahkum etmenin ilaçtan, ışıktan, gıdadan mahrum bırakmanın hesabını yapıyor. Şimdilerde Refah adındaki sınır kapısına sıkıştırılmış mazlum çocuklar, mahzun kadınlar, mağdur yaşlılar bir kez daha toplu bir katliamla karşı karşıya. Ve ne acıdır ki, Ümmet kendi refahını bozmamak için kardeşlerinin son sığınağı Refah’ta soykırıma uğramalarına seyirci kalmaktan başka bir yol bulamıyor.
İNSANLIĞA VE ÜMMETE ÇAĞRI!
Aziz kardeşlerim, bugün bu sebeple insanlık tarihinin en kadim mabedi, Fatih Sultan Mehmet’in ümmete en büyük emaneti Ayasofya’nın minberinden belki de bir kez daha iki çağrıda bulunmak istiyorum. Biri bütün insanlığa, insanlık onurunu taşıyan herkese, diğeri ise tüm Müslümanlara, İslam’ın haysiyetini taşıyan bütün İslam ümmetine.
YAPILAN SOYKIRIM SADECE GAZZELİLERE DEĞİL İNSANLIĞA YÖNELİKTİR
Birinci çağrım insanlığadır. Ey Nas, ey bu alemde insan diye ünlenen eşref-i mahluk, ey insanlık alemi! Şunu biliniz ki; Gazze’de yürütülen katliam, zulüm ve vahşet sadece Gazzelilere yönelik değildir. Bu bütün insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur, yapılmış bir soykırımdır. Filistinli çocuklara yapılanlar sizin çocuklarınıza da yöneliktir. Filistinli kadınlara yapılanlar sizin kadınlarınıza da yöneliktir. Bu savaş fıtrata yönelik bir savaştır, bu savaş varoluşa karşı bir işgal hareketidir, bu savaş insanlığa karşı bir harptir, bu savaş yeryüzünü ifsattır. Yürütülen bu çirkin savaş, insanı insan kılan bütün değerleredir. Allah’ın uğruna insanı yarattığı fıtratına zerk ettiği bütün değerlere açılan bir savaştır.
HAREKETE GEÇMEZSEK KENDİ ELİMİZLE İNSANLIĞIMIZI BİTİRMİŞ OLACAĞIZ
Ey insanoğlu, biliniz ki; insandan ziyade insanlığı yitirmek çok daha büyük bir ziyandır. Bu telafisi mümkün olmayan bir hüsrandır. Bir tarafta sayılara döktüğümüz binlerce masum insan hayatını kaybederken diğer taraftan bütün beşeriyetin özü olan insanlık cevherini yitirmek üzereyiz. Unutmayalım ki; bugün bu katliamı önlemek için bizleri insan kılan vicdanlarımızın harekete geçirmezsek kendi elimizle insanlığımızı bitirmiş olacağız.
GAZZE’DEKİ VAHŞETİN HEDEFİ BÜTÜN YÜCE EVRENSEL DEĞERLERDİR
Ey Nas, ey insanlar, bugün Gazze’de yürütülen vahşet sadece bir dinin mensuplarına yönelik değildir. Sadece Muhammed Mustafa’nın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmetinin bir grubuna yönelik değildir. Bu savaş Hz. İbrahim’e Hz. İsmail’e açılan bir savaştır, Hz. İshak’a açılan bir savaştır. Hz. Yakup’un, Hz. Yusuf’un, Hz. Davut’un, Hz. Süleyman’ın, Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın kısaca bütün peygamberlerin getirdiği dini, ahlaki, insani bütün yüce evrensel değerlere yöneliktir.
BU CİNAYETİN MUHATAPLARI BÜTÜN DÜNYA MİLLETLERİDİR
Aziz Kardeşlerim! Bu suçun doğrudan mağdurları; şüphesiz masum çocuklardır, mahzun annelerdir, şifa bekleyen hastalardır, bir açık hava hapishanesinde yıllardır açlığa yokluğa terk edilmiş özgürlüğüne, yurduna, mukaddesatına saldırılmış onurlu bir halktır. Ancak bu cinayetin muhatapları bütün dünya milletleridir, bütün inançlardan insanlık onuruna sahip olan herkestir. Bütün dünyanın bu yaşananlarda ahlaki sorumluluğu vardır. Gazze’de olup bitenlere karşı çıkmak için Müslüman olmak gerekmez, insan olmak yeterlidir. Bugün İzzet sahibi olmak isteyen vicdanlı aziz olmayı murat eden her fert Gazzelilerin çığlığına koşmak zorundadır, imdadına yetişmek mecburiyetindedir.
BİZ ZULME VE MAZLUMA ŞAHİT OLMAK İÇİN GÖNDERİLMEDİK
İkinci çağrım İslam ümmetinedir. Ey alem-i İslam, neredesiniz, hani İslam dünyası nerede? Ey insanlık için çıkarılmış en hayırlı Ümmet! En hayırlı Ümmet olduğumuzu bugün değil de ne zaman göstereceğiz insanlığa. 2,5 milyonluk Gazze kendi kanında boğulurken 2,5 milyarlık İslam alemi suskun kalmaya devam mı edecek? Ey bütün insanlığa şahit kılınan Ümmet! Şahitliğimizin gereğini bugün değil de ne zaman yerine getireceğiz? Ey İslam ümmeti! Gazze’de olup bitenler karşısında bugün harekete geçmezsek şahitlik vasfımızın da hayırlı Ümmet oluşumuzun da vallahi artık bir anlamı kalmayacaktır. Ey şahid ümmet, şuhedilillah olan Ümmet! Biz zulme ve mazluma şahit olmak için gönderilmedik, bütün insanlığa hakkın, adaletin şahidi olarak gönderildik. Ey Ümmet-i şahide! Biz Ashab-ı Uhdud kıssasında zikredilen, ateş dolu çukurlarda diri diri yakılan mü’minleri seyretmeye gelmedik. Biz hakkı ve adaleti ayakta tutmak için gönderildik
ZAMANIMIZI LANET OKUYARAK GEÇİRMEK BİZE YAKIŞMAZ
Ey İslam ümmeti, unutmamak gerekir ki; ümmetin her ferdinin Allah’a karşı başkasına asla yüklemeyeceği bir sorumluluğu vardır. Bilesiniz ki; bütün kınama ve sorumluluğu devletlere ve hükümetlere yüklemek bizi kurtarmaz. Zamanımızı ihanetlere sızlanarak, hainlere lanet okuyarak geçirmek bize yakışmaz.
KAYIP İZZETİ YENİDEN BULMA ZAMANIDIR!
Ey Müslümanlar, Hakkı gören gözlerimizi yeniden bulalım, ilahi çağrıyı işiten kulaklarımızı yeniden hissedelim. Rabbimize söz verdiğimiz şehadet getiren o dilimizi yeniden bulalım. Resul’ün eli üzere biat eden o ellerimizi yeniden bulalım. Adalet üzere bileylenen kılıcımızı bulalım, kardeşlik hukukunu bulalım. Mazlumun yanında durmakla, zalime mukavemet etmekle edindiğimiz o kayıp izzeti yeniden bulma zamanıdır. Ey aziz Ümmet! Vakit ümmeti olmakla iftihar ettiğimiz Allah Resulü’nün bizi kardeş kılan o muhteşem cümlelerini hatırlama zamanıdır. “Müslüman, Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, zalimin eline terk etmez, onu aşağılamaz” buyuran nice sözlerine kulak verelim.
Sözlerimi bitirirken vahyin bize talim ettiği şu dua ile Rabbime iltica ediyorum: Rabbenâ efrig aleynâ sabren ve sebbit ekdâmenâ vensurnâ alel kavmil kâfirîn. Allahümme münzilel-kitâb ve mücriyes-sehâb ve serial hisab, Allahümmehzumul ahzâb, Allahümme’hzimhum ve zelzilhum ven-surnâ alel gavmiz zalimin. (Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et. Ey kitabı indiren, hesabı çabuk gören, orduları bozguna uğratan Allahım! Düşmanları hezimete uğrat ve onları sars.)”
AYASOFYA ÖNÜNDE ‘SOYKIRIMI DURDURUN’ ÇAĞRISI
Cuma namazı sonrası Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, farklı ülkelerden İslam alimleriyle birlikte Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nden dünyaya ‘Soykırımı durdurun‘ çağrısı yaptı. Erbaş, “Siyonist İsrail’in, Gazze’ye ve yüz binlerce masum insanın sığınağı olan Refah şehrine yönelik saldırıları derhal durdurulmalıdır” dedi.
Başkan Ali Erbaş, yaptığı basın açıklamasında, “Gözü dönmüş caniler, yüz binlerce insanın sığındığı ve güvenli bölge ilan edilen Refah şehrine saldırmaktadır. Siyonist İsrail’in, Gazze’ye ve yüz binlerce masum insanın sığınağı olan Refah şehrine yönelik saldırıları derhal durdurulmalıdır. Refah Sınır Kapısı’ndan insani yardımın girmesi derhal sağlanmalı; elektrik ve su başta olmak üzere en temel ihtiyaçların Gazze’ye ulaştırılabilmesi ve yaralıların çevre ülkelerdeki hastanelere nakledilebilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.” diye konuştu. Erbaş, haksızlık ve zulme karşı sivil protestolara, boykotlara devam edilmesinin önemini vurguladı.
Filistin Alimler Birliği Başkanı Nevvaf Tekruri de “Gazze’deki ateşkes sağlanana ve Filistin özgür olana dek ümmet olarak bu yolda bir olmamız gerekiyor.” dedi.
Mısır El-Ezher Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Cemal Abdulsattar, saldırıların derhal durdurulması için çağrı yaptı.
Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın gerçekleştirdiği “insanlı ilk uzay bilim misyonu”nun tamamlandığına işaret eden Kacır, “Şimdi hedefimiz Milli Uzay Programı’ndaki diğer projeleri de başarıyla gerçekleştirmek.” ifadesini kullandı.
‘YAKIN ZAMANDA…’
Kacır, söz konusu programdaki hedefleri ise şöyle sıraladı:
“- İnsanlı Uzay Bilim Misyonu’muzdaki bilimsel deneylerin çıktılarını dikkatle değerlendirecek ve bu araştırmaların devam etmesi için gerekli desteği sunacağız.

– Sonraki astronot misyonumuza yönelik hazırlıklarımızı tamamlayacak, ikinci astronotumuzun yakın zamanda yörünge altı bir uçuşta bilimsel deneyler gerçekleştirmesini sağlayacağız.
– Uluslararası Uzay İstasyonu’nda başkaca bilimsel araştırmalar yürütmek ve uluslararası işbirliklerini güçlendirmek adına programlar başlatacağız.
– Diğer insanlı uzay görevleriyle ilgili olası uluslararası işbirliklerini değerlendireceğiz. İnsanlı uzay görevlerinde kullanılan uzay istasyonları ve diğer sistemlerin geliştirilme süreçlerine yönelik AR-GE programları başlatacağız. Bu sistemleri geliştirmekte olan kurumlarla işbirlikleri yapacağız.
‘UZAYA BAĞIMSIZ ERİŞİM PROGRAMIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ’
– Ankara’da uzay teknoloji geliştirme bölgesi kuracağız. Uzay sanayisini geliştirecek, yılda 600 milyar dolara erişen küresel uzay ekonomisinden daha fazla pay alacağız.
– Uzaya bağımsız erişim programımızı sürdüreceğiz. Fırlatma roketleri geliştirmeye yönelik projelerimize devam edecek, 2030’a dek, uluslararası iş birlikleriyle bir uzay limanı kuracağız.
– Ay programımızı gerçekleştireceğiz. Milli imkanlarla geliştirdiğimiz itki sistemine sahip, kendi mühendislerimizin ve bilim insanlarımızın tasarladığı ve ürettiği uzay aracıyla aya erişeceğiz. İnsansız sistemlerle gerçekleştireceğimiz bu program, bize, geliştirdiğimiz yenilikçi teknolojileri zorlu uzay koşullarında kullanma ve sonraki zamanlarda ticarileştirme olanağı sağlayacak.
– Bölgesel konumlama ve zamanlama sistemi projesini gerçekleştirerek, savunma sanayiinde ve sivil alanlarda teknolojik bağımsızlığımızı tahkim edecek bir stratejik kazanım elde edeceğiz.
– Türkiye Ulusal Gözlemevleri çatısı altında, ileri seviyede uzay gözlemleri için kurmakta olduğumuz Doğu Anadolu Gözlemevi Projesi’ni tamamlayarak, bölgemizin en gelişmiş teleskobuna sahip olacağız. Uzay gözlemlerini ve uzay havasına ilişkin araştırmaları destekleyeceğiz.
– BİLSAT, RASAT, GÖKTÜRK ve İMECE uydularıyla görüntüleme uydularının üretimine ilişkin adım adım ilerlettiğimiz kabiliyetlerimizi yüksek çözünürlüklü ve farklı niteliklerde görüntüleme uyduları geliştirerek artıracağız. İlk milli haberleşme uydumuz Türksat 6A’yı yakın zamanda uzaya gönderecek ve bu alanda yetkinlik sahibi 10 ülkeden biri olacağız.
– Alçak yörünge takım uydularına ilişkin milli üretim programı başlatacak, bu alanda kamu, akademi ve özel sektör projelerini destekleyeceğiz. Uydu geliştirme alanında kamuda bulunan kapasiteyi tek çatı altında toplayarak küresel rekabet gücünü kazanacağız.
– Dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’i paydaşlarımızla düzenlemeye devam edecek, uydu, roket, dikey inişli roket yarışmalarımız ve diğer yarışmalarla, eğitim ve girişimci destek programlarıyla uzay bilimi ve teknolojilerinde insan kaynağımızı güçlendirecek, uzaya yönelik toplumsal ilgiyi artırmaya devam edeceğiz.”
]]>
“İSRAİL İNSANLIK TARİHİNİN EN BÜYÜK KATLİAMLARINDAN BİRİSİNİ YAPIYOR”
Oturumda bir konuşma yapan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Kudüs konusunda, Gazze konusunda, Filistin konusunda konuşurken çok şeyler söylüyoruz. Ben buradan hareketle şunları söylemek istiyorum. Bugün İsrail insanlık tarihinin en büyük katliamlarından birisini yapıyor. Firavuna rahmet okutacak insanlık suçlarını işliyor. İsrail’in bunu ortaya koyarken en büyük gücü ne askeri gücüdür, ne arkasındaki batı dünyasının gücüdür, ne finans gücüdür, ne de başka alanlardaki gücüdür. Hiç şüphesiz bu güçler İsrail’in bu kadar pervasız hareket etmesine neden oluyor ama inanın ki en büyük gücü İslam dünyasının İslam aleminin paramparça olması, dağınık olması, işbirliğinden çok uzak bir noktada durmasıdır. Yani bizim dağınıklığımız, insiyatif alamamamız, karar veremememiz İsrail’in en büyük gücünü, en büyük bu anlamdaki İsrail’e destek olan maalesef bir unsuru oluşturuyor. Dolayısıyla tüm çalışmalarımızın merkezine mutlaka İslam ülkeleri ve İslam toplulukları arasında iş birliğiyle başlayan vahdete kadar uzanan bu yoldaki sosyal, siyasi çalışmaları koymak mecburiyetindeyiz” ifadelerini kullandı.

“DÜNYADA BARIŞ İSTİYORSAK FİLİSTİN TOPRAKLARININ ÖZGÜR OLMASI ŞARTTIR”
Numan Kurtulmuş, “İsrail, Gazze’ye saldırılarını 4 ayı aşkın bir süredir sürdürüyor. Pervasız bir şekilde bunlar devam ediyor. Rakamlar, istatistik rakamlarının artık çok ötesinde. Orada sadece öldürülenler sayıları 30 bine yaklaşmış olan olan Gazzeli şehitlerimiz değil. Orada öldürülenler sadece yok edilen Gazze’deki tarih ve kültür değil, aynı zamanda koskoca insanlık yok ediliyor. Ve bunu yaparken de her türlü insani değerlerden uzaklaştırılmış olan siyonist rejimin gözünün içine baka baka bu saldırılarını büyük bir iştahla sürdürdüğünü görüyoruz. Arkalarında ne yaparlarsa yapsınlar sınırsız bir destek veren Batı dünyası var. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşları yok sayan birtakım yönetimler var. 4 asır boyunca Filistin topraklarında barışı tam manasıyla uygulamış bir milletin çocuğu olarak söylüyorum. Bu coğrafyada barış istiyorsak, dünyada barış istiyorsak Filistin topraklarının özgür olması ve Filistin’de barışın sağlanması şarttır. Bu insanlığa yapılacak en büyük hizmetlerden birisidir. Allah bizlere Filistin’in özgür olduğu günleri görmeyi nasip etsin” şeklinde konuştu.

“ULUSLARARASI ADALET DİVANI’NDA AÇILAN DAVALARDA YALNIZ BIRAKILMAMALI”
Filistin Gençlik ve Spor Bakanı Jibril Rajoub, “Son 78 yıldır bütün bu sömürgeci projelerine İsrail’in Filistin Devleti üzerine ve toprakları halkın üzerine gerçekleştirmeye çalıştığı bilgisiyle karşınızdayım. Bir Amerikan ortaklığı içerisinde agresyona ve bunu gerçekleştiren taraflara bir hesap verebilirlik ama şeffaflıktan son derece uzak olarak bunu vermeye çalışmakta. Filistin halkının kendi kendini koruma ve temel insani haklarıyla birlikte ulaşımı engellemeye çalışmakta. 2 buçuk milyondan daha fazla çocuk ve insan etkilendi. Burada çok önemli bir alanın etkilendiğini görmekle birlikte yerinden edildi. Ve bunların çok önemli bir kısmı 1948 yılında yerinden edildi. Neredeyse 2 milyon insan zorla evlerinden edildi. Bugüne kadar Gazze’de neredeyse 30 bin Filistinli öldürüldü. Daha da fazlası hala İsrail, Amerikan bombardımanına karşı bir mücadele sergilemekte. Çok önemli bir kısmı yaralandı ve neredeyse buradaki konutların yüzde 40’lık bir kısmı Gazze bölgesinde tahrip edildi. 1 milyon daha fazla insan da yerlerinden edildi ve dışarıda soğukta, susuz ve yemeksiz yaşamlarını devam ettirmeye çalışmakta. Barbar İsrail güçlerinin havadan, denizden ve karadan yaptığı bombardımanlar sonucu. Tüm ülkelere çağrıda bulunarak pozisyonları ve işgalci devlet İsrail ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye çağırmak istiyoruz. Bütün bu yapılan suçlar bakımında, hiçbir şekilde cezadan kaçamayacaklarını bir kere daha onlara iletilmesini istiyoruz. Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı, insanlığa karşı soykırım suçlarının işlenmesine dair açılan davalarda yalnız bırakılmaması ve ilgili kanunların uygulanmasını sağlamak ve buradaki insanların korunmasını sağlamak.. Acil insani yardımın buradaki mültecilere ve yerinden edilmiş insanlara karşı çağrıda bulunmak istiyoruz” şeklinde konuştu.(DHA)
Benchemsi, 7 Ekim’de başlayan İsrail saldırılarında pek çok savaş suçunun işlendiğini ve uluslararası hukuk normlarının ihlal edildiğini belirterek, hapishanelerdeki Filistinlilerin uluslararası hukuka aykırı şekilde tutuklu bulunduğunu kaydetti.
İsrail’in, 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria, Kudüs ve Gazze’deki Filistinlileri gözaltına alıp “idari tutukluluk” ve savaş esiri gibi “Yasadışı Savaşçı Yasası” kapsamında hapishanelere yerleştirdiğini aktaran Benchemsi, şu değerlendirmede bulundu:
“İsrail hapishanelerinde, 2023’ün sonu itibarıyla, Batı Şeria ve Kudüs’ten 3 bin 291 Filistinli idari tutuklu olarak bulunuyordu. Ayrıca 45 gün boyunca herhangi bir belge olmadan gözaltında tutulmasına izin veren ve 6 ay boyunca bir avukatla görüşmeyi reddeden ‘Yasadışı Savaşçı Yasası’ kapsamında gözaltına alınan Gazze’den 661 Filistinli vardı. Bu, haklarında hiçbir suçlama ve yargılama olmadan, gizli bilgilere dayalı gözaltı anlamına geliyor. Bugün itibarıyla yılbaşındaki toplam mahkum sayısının 8 bin 600 civarında olduğu tahmin ediliyor. Bunların tümü, uluslararası hukuk kapsamındaki hukuki süreçlere ilişkin garantilerin ihlali.”
“İsrail hapishanesinde çok kötü şeyler oluyor”
Benchemsi, Filistinli erkeklerin hapsedildiği Nakab gibi cezaevlerinde işkence, darp ve aç bırakma, kadınların tutulduğu Hasharon gibi cezaevlerindeyse çıplak arama ve cinsel taciz vakalarının sıklıkla görüldüğüne dikkati çekti.
Kadınların tutulduğu Hasharon cezaevine ilişkin Benchmesi, “Filistinli kadınlara çıplak arama yapılan yer burası. Birçoğunun söylediği çıplak aramalar çok aşağılayıcı bir şekilde yapılıyor. Bunun yanı sıra hapsedilen pek çok kadın hücrelerde yatacak yerlerin uygun olmadığını, gıda kalitesi ve miktarının da yetersiz olduğunu bildirdi.” dedi.
Benchmesi, Nakab hapishanesinin de Filistinli erkekler için en kötü tutukevlerinden olduğunu vurgulayarak, “Burası temelde büyük bölümü çadırlardan yapılmış bir çöl hapishanesi. Burada İsrail’in özel bir birimi var ve hücrelere acımasız baskınlar düzenledikleri biliniyor. Bu baskınlardan birinde 2019’da bir mahkum öldü.” diye konuştu.
İsrail hapishanelerinde yaşanan insanlık dışı uygulamalarla ilgili uluslararası raporların tutulduğunu, bu raporların İsrail Başsavcılığı ile paylaşıldığını dile getiren Benchemsi, şöyle devam etti:
“Burada yaşananlarla ilgili Birleşmiş Milletlerin mekanizmalarından İşkenceye Karşı Komitenin ifadelerinden alıntı yaparak söylüyorum, ‘İsrail hapishanelerinde çok kötü şeyler oluyor.’ Burada yaşananlarla ilgili hukukçular harekete geçerek mahkumların ve mağdurların ifadelerini toplayıp İsrail Başsavcısına gönderdi. Bu tanıklar arasında yer alan Filistinli mahkumlar, biri İsrail’in Necef Çölü’nde yer alan Ketziot Hapishanesinde olmak üzere ölüme yol açan şiddetli darbın uygulandığı hapishaneleri şikayet ettiler. Ayrıca kadın ve erkek mağdurlar, cinsel olarak aşağılanmalarının yanı sıra maruz kaldıkları istismardan şikayet etmemeleri için tehditlere maruz kaldıklarını ifade etti.”
Filistinlilere karşı uygulanan işkenceler “şeytani eylemler”
Filistin Esirler Çalışmaları Merkezi Sözcüsü Amina el-Taveel, İsrail hapishanelerinde ağır darp sonucu hayatını kaybeden Filistinliler olduğunu aktararak, mahkumların çıplak şekilde bağlandığını ve belirli oturma pozisyonunda şiddetle dövülerek öldürüldüğünü söyledi.
Taveel, İsrail hapishanelerinde Filistinlilere karşı uygulanan işkenceleri “şeytani eylemler” olarak niteleyerek, şu ifadeleri kullandı:
“Sadece Filistinli tutuklu sayısından değil, gözaltına alındıkları ilk andan itibaren yapılan uygulamalardan bahsediyoruz. Ağır darp, ceza, taciz, tecavüz tehdidi, tamamen çıplak fotoğraf çekimi, özel hayatın ihlali gibi. Bazı mahkumların kafatasında, çenesinde, göğsünde, sırtında veya omurgasında kırıklar oluyor. Kulakları kesilen veya İsrailli askerlerin gözlerinde sigara söndürdüğü için gözlerini kaybeden mahkumları hayal edin.”
Uluslararası toplumun ve insan haklarıyla ilgilenen kurumların Filistinli esirlere karşı sessiz kaldığının altını çizen Taveel, “Bu insanlık adına bir utanç. İnsanlık iddiasında bulunan, insan haklarından, özellikle de mahkumların haklarından bahseden tüm kurumların alnına leke sürüldü. Neden kendinize insan hakları ve insani yardım kurumları diyorsunuz? Bu kurumlar eğer Filistinlileri, Filistinli aileleri, Gazze Şeridi’ndeki halkı kurtarmak için harekete geçmezlerse insanlığın yüz karası olurlar.” dedi.
Taveel, Filistinli mahkumların serbest bırakıldıktan sonra İsrail baskısı nedeniyle basına konuşmaktan çekindiğini belirterek, medyada görüntüleri yer alan mahkumların herhangi bir nedenle cezalandırılabileceğini dile getirdi.
Gazze’de yaşananlardan utanç duyduğuna vurgu yapan Taveel, sözlerini şöyle tamamladı:
“Gazze Şeridi’nde olanlara insan inanamıyor. İnsan aklı bu vahşetleri kaldıramaz. Filistinliler onurlu ve insani şekilde yaşamayı hak ediyor. Filistinliler hayatta kalmak için elinden geleni yapıyor. Biz hayatı seviyoruz, hayattan nefret eden tek bir Filistinli yok. Çocuklarımızı, evimizi, toprağımıza seviyoruz. Ölmeyi, öldürmeyi ve işkence görmeyi sevmiyoruz ama bu gerçek bize dayatılıyor.”
Haber7-ÖZEL
Toplumu etkileyen her gelişme medya kuruluşlarında derinden hissedilir. Çünkü medya, toplumun aynasıdır. Milletimizin ve haliyle basın camiasının son yüzyılda yaşadığı en sarsıcı olaylardan biri hiç şüphesiz 6 Şubat depremleriydi.
Kanal7 Medya Grubu’nun dijital dünyaya açılan medya kapısı Haber7 için de 6 Şubat 2023 gecesi, gazetecilik serüvenimizin en kritik saatleriydi. Bütün kadromuzla derin endişe ve paniği iliklerimize kadar hissettiğimiz deprem gecesinde mesai mefhumunu bir kenara bıraktık.
İLK HABERİMİZ DEPREMİN 7’İNCİ DAKİKASINDA
Bütün ülkeden gelen soğuk hava ve kar yağışı haberlerine odaklanılan saatlerde deprem ölçüm merkezlerine düşen ürkütücü rakamlar, ekibimizi anında alarma geçirdi. Deneyimli kadromuz; 15 Temmuz darbe girişimi, orman yangınları, sel felaketleri gibi büyük olaylara karşı edindiği anlık reaksiyon tecrübesini anında yansıttı. Gece ekibimiz, bölgeden gelen ilk haberleri anlık olarak bütün Türkiye’ye servis etti.
Saat 04.17’de meydana gelen asrın depremiyle ilgili ilk haberi saat 04.24’te “Son dakika: Kahramanmaraş, Diyarbakır, Kayseri, Malatya, Ankara, Gaziantep’te deprem!” başlığıyla yayınladık.
Bilgilerin doğruluğu kılı kırk yararcasına teyit edilirken, yayınlanacak görüntüler büyük bir hassasiyetle vicdan terazisinden geçirilerek sayfalarımıza eklendi. Emektar kadromuz, bir yandan deprem bölgesindeki yakınlarından haber almaya çalışırken, diğer yandan insanlara en hızlı ve en doğru haberleri ulaştırma gayretiyle sabahladı.
İLK GÜN İLK EKİP
Günün ilk ışıklarıyla birlikte Haber7’de oluşturulan kriz masasının ardından hemen bölgeye gönderilecek ilk ekip belirlendi.

Muhabir, editör ve kameramanlarımız 6 Şubat’ta havayoluyla deprem bölgesine intikal etti. Akabinde bölgeye haftalık periyotlarla haber kadromuzdan ekip arkadaşlarını yönlendirdik. İnsana dokunan haberciliği benimseyen Haber7, bu süreçte en yoğun mesai harcayan kuruluşların hiç şüphesiz önünde yer aldı.
Deprem bölgesine ulaşan kadrolarımız, hem haber hem de insani yardım için koşturdu. Gecesini gündüzüne katan ekiplerimiz kimi zaman kamera ve mikrofonunu bırakarak enkaz kaldırma çalışmalarına koştu, kimi zaman enkaz başında yakınına kavuşabilmek için bekleyen hüzünlü insanların derdini dinleyip gözyaşını sildi. Hatay’da beton yığınlarının altından canlı kurtarıldıktan sonra “Çikolata var mı?” diye soran Ali için dondurucu soğukta bekleyenler arasında da Haber7 ekibi vardı, Kahramanmaraş’ta gece saatlerinde ısıtıcı ve gıda ihtiyacı olduğunu bildiren köylüler için otomobile atlayıp zifiri karanlıkta insani yardım kuruluşları ile birlikte yollara düşen ekipte de…

Depremin acısını yaşayan mağdurlarla hüzünlendik, onlarla aynı koşturmacanın içinde bulunduk, aynı yemeğe kaşık salladık, onlarla komşu çadırlarda uyuyup uyandık.
Afetin yaşandığı bölgede termometrelerin -25’i gösterdiği anlara şahitlik eden Haber7 ekibi, dondurucu soğuğa rağmen bir cana daha şefkat, merhamet ve hayat elini uzatan gönüllüler ordusunun cansiperane mücadelesini yerinde görüntüledi.
ACIYI HEM YAŞADIK, HEM YANSITTIK
Deprem bölgesinde ailesi bulunan ekip arkadaşlarımız adeta bir eli telefonda, bir eli klavyede çalıştı. Ailesinin yanına giden bazı editörlerimiz, yine bölgedeki afetin boyutunu gözler önüne seren haberlere imza atarak mesai dışında olmalarına rağmen insan odaklı habercilik örneği sergiledi.
Deprem bölgesinden dönen çalışma arkadaşlarımız hemen ertesi gün mesai için merkez ofisimizde hazır bulunuyordu. Anormal derecede bir deprem, anormal derecede bir soğuk, insanüstü gayretle süren arama kurtarma ve insani yardım çalışmaları arasında rutin performansla habercilik yapmak elbette ki düşünülemezdi.
YAYINDA DA HIZLI, DEZENFORMASYONU İFŞA ETMEDE DE…
Haber7 merkez ofisinde yerel ve uluslararası ajanslar taranıp okurlara hızlı haber ve görüntü akışını sağlayan ekibimiz, bölgeden gelen kritik ayrıntıları da anbean servis etti. Haber7 ayrıca, deprem bölgesinden canlı yayın yapan ilk haber siteleri arasında yer aldı.
İl il hangi şehirde hangi gelişmelerin olduğunu yalın bir anlatımla sayfalarımıza aktardık. “Deprem özel” sayfası hazırlayarak dakika dakika yaşanan bütün gelişmeleri tek bir sayfada okurlarımızın erişimine açtık.
Bölgedeki mülki idare amirleri, belediye yetkilileri gibi kurmay isimlerle anlık görüşmeler sağlayarak teyitli bilgiler ışığında özel içerikler ürettik.
Haber7.com internet portalının yanı sıra sosyal medya hesaplarımızdan da çok sayıda görüntü paylaşımı yaptık.
Depremi fırsata çevirmek isteyen karanlık odakların manipülasyonlarına karşı titiz bir habercilik sergileyen editörlerimiz, yalan haberlere karşı da teyakkuza geçti.
UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ
6 Şubat depremlerini anlık olarak haberleştirdiğimiz gibi, 16 Mart’ta deprem bölgesinde meydana gelen sel felaketini de yine merkez ofisimiz ve bölgedeki mesai arkadaşlarımızla kamuoyuna anlık olarak servis ettik.
Aradan geçen 6 aylık süreç içerisinde depremzedeleri hiç unutmadık. Hemen her yayın toplantımızda “Deprem bölgesi için hangi haberleri yapacağız?” sorusu etrafında fikir yürütüldü. Deprem sonrasında buruk şekilde idrak ettiğimiz Ramazan ve Kurban Bayramlarında da bölgeyi unutmadık. Haber7 ekibi her iki bayram öncesinde bölgeye intikal ederek yürütülen çalışmaları yerinde gözlemledi, afetzedelerin sorun ve beklentilerini ülke kamuoyuna taşıdı.
Önceki aylarda daha çok Gazze’nin kuzeyine saldırılarını yoğunlaştıran İsrail ordusu, geçen aydan itibaren daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği orta ve güneydeki bölgelere doğru saldırılarını genişletti.

AÇLIK VE SUSUZLUK EN BÜYÜK SORUN
Saldırılar nedeniyle 1,9 milyon Filistinli yerinden oldu. Filistinliler kuzeyden güneye göç etti. Yüzbinlerce insanın toplandığı güneyde ise soğuk hava şartlarının yanında açlık ve susuzluk en büyük sorun.
Dünyanın gözleri önünde yaşanan bu drama bir çözüm bulunmuyor. İsrail, kente yardımların girmesine engel oluyor.

GAZZE’DEKİ FİLİSTİNLİLERİN YÜZDE 45’İ ŞİDDETLİ AÇLIK ÇEKİYOR
İsrailli yetkililer Gazze’de “gıda sıkıntısı” olmadığını iddia etse de başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere uluslararası kuruluşların raporları bölgede yaşanan açlığı gözler önüne seriyor.
Yerinden edilen ve kalacak yer olmadığı için derme çatma çadırlarda hayat mücadelesi veren Gazzeliler, İsrail saldırılarının yanı sıra açlıkla da mücadele ediyor.
BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, Gazze’deki nüfusun yüzde 45’inin şiddetli açlık çektiğini belirterek, bazı bölgelerde 10 aileden 9’unun hiçbir şey yemeden bir günü geçirdiğini vurgulamıştı.

1,3 MİLYON FİLİSTİNLİ AÇLIKTAN ÖLEBİLİR
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları ve tam ablukası devam ederken, Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Gazze Şeridi’ndeki 2,3 milyon kişiden 378 binin felaket düzeyinde açlıkla karşı karşıya olduğunu açıkladı.
Söz konusu 378 bin kişinin aşırı gıda eksikliği, açlık ve tükenmişlik anlamına gelen 5’inci aşamada olduğunu belirten OCHA, 939 bin kişinin ise acil durum anlamına gelen 4’üncü seviyede olduğunu aktardı.
İsrail’in Gazze’ye insani yardım ve gıda girişini engelleyerek insanlığa karşı suç işlediği belirtiliyor.

“YİYECEK VE SUYUMUZ YOK İNSANLAR SADECE BİZİ İZLİYOR”
Gazzeliler ekmek yapabilmek için ihtiyaçları olan una erişmekte büyük sıkıntı çektikleri için hayvanların yediği tahılları öğüterek un elde ediyor ya da ot toplayarak hayatta kalmaya çalışıyor
Cibaliye’deki çarşıda alışveriş yapan Gazzeliler bölgedeki insani durumu anlattı. Filistinli adam: “Yiyecek yok, su yok, hepimiz açız, ekmek yapabilmek için unumuz bile yok, en azından un olmalı, en temel ihtiyaç bu. Çocuklarımız aç, insanlar sadece bizi izliyor, yardım eden yok.” dedi.

İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı, Filistin’de insani yardım projeleri yaparak binlerce insana destek oldu.
İHH’den yapılan açıklamaya göre, vakıf geçen yıl Filistin’de yürüttüğü insani yardım faaliyetleri kapsamında, 14 bin 595 aileye gıda paketi, 219 bin 865 kişiye ise sıcak yemek dağıttı.

İHH’DAN FİLİSTİN’E 9 TIR GÖNDERİLDİ
Birçok farklı alanda da insani yardım projelerini hayata geçiren vakıf, ayrıca Filistin’e 1033 tanker içme suyu ulaştırdı. Vakıf, biri tıbbi ürünler, 8’i de yiyecek ve barınma malzemeleri taşıyan 9 tırı Filistin’e gönderdi.
Geçen yıl yapılan Kurban Bayramı çalışmaları kapsamında Gazze Şeridi’nde 28, Batı Şeria’da ise 5 büyükbaş hayvan keserek ihtiyaç sahiplerine dağıtan vakıf, kesimi yapılan 2 bin 520 hisseyi de dondurulmuş et olarak Gazze’ye ulaştırdı.
SADAKATAŞI DERNEĞİ’NDEN SICAK YEMEK DAĞITIMI
İsrail’in sistematik katliamlar gerçekleştirdiği Gazze’ye Sadakataşı Derneği, yardım ulaştırmaya devam ediyor. Dernek insani yardım çalışmaları kapsamında Han Yunus’ta 2 bin kişiye sıcak yemek dağıtımı gerçekleştirdi.
Abluka altında olan Gazze’ye İsrail’in 7 Ekim’den itibaren başlattığı saldırılar nedeniyle bölgede yaşam durdu. Evlerin, ibadethane, okul ve hastanelerin bombalandığı Gazze’de Sadakataşı Filistinlilere düzenli olarak gıda kolisi, su ve sıcak yemek dağıtımları gerçekleştiriyor.

Yeryüzü Doktorları 7 Ekim’den bu yana doktorlarının ve sağlık personellerinin gerçekleştirdiği acil yardım müdahaleleriyle Gazze halkının yanında olmaya çalışıyor.
Ekipler, şehrin kuzeyindeki Şifa ve Endonezya Hastanesinde başladığı çalışmalarını bugün Refah bölgesindeki Kuveyt Hastanesinde sürdürüyor.
GAZZE’YE MEDİKAL DESTEK
Gazze’deki ekibin ve sağlık sisteminin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenen medikal ve temel gıda malzemeleri Gazze’ye teslim edilmek üzere Mısır’da hazırlanıyor. Hazırlanan malzemeler, sınır bölgesinde görev alan Yeryüzü Doktoru Mohammed Ghaniem’in koordinesinde tedarik merkezinden hareket edecek yardım tırlarına yükleniyor. Refah sınır kapısından Gazze’ye geçiş yapan yardım tırları Yeryüzü Doktorları ekibi tarafından teslim alınıp Gazze halkına ulaştırılıyor.

İLAÇ VE TIBBİ MALZEME YARDIMI
İnsana Değer Veren Dernekler Federasyonu (İDDEF), İsrail’in saldırıları altındaki Gazze’de yaraları sarmak için çalışırken, Mısır’daki deposundan kumanya, ilaç ve tıbbi malzeme gibi acil yaşam ürünlerini Refah Sınır Kapısı’na sevk etmeyi sürdürüyor.
Bölgedeki okullara ve hastanelere sığınan halka her gün 9 bin kişilik sıcak yemek ve 50 bin ekmek dağıtan İDDEF, sağlık hizmeti de veriyor. İDDEF’in Gazze’deki su arıtma tesisi aktif olarak en önemli hayati ihtiyacı sağlamaya devam ediyor.

HER GÜN YÜZLERCE GAZZELİYE SICAK YEMEK DAĞITILIYOR
Cansuyu, İşgalci israil’in hava bombardımanlarıyla vurduğu Gazze’deki faaliyetlerini partner kuruluşlar aracılığıyla sürdürüyor. Gazze Şeridi’ndeki hastane, okul, mülteci kampları ve camilere sığınarak hayatlarını idame ettirmeye çalışan binlerce Gazze’liye el uzatan Cansuyu Derneği, masum Filistinlilerin ihtiyaç duyduğu pek çok başlıkta yardımlar yapıyor. Başta gıda yardımı olmak üzere çalışmalarını artırarak sürdürmeye çalışan Cansuyu Derneği, bölgenin en çok ihtiyaç duyduğu içme suyu ve sıcak yemek dağıtımlarını Gazze’nin farklı noktalarında bulunan yüzlerce Filistinliye ulaştırıyor.
]]>Önceki aylarda daha çok Gazze’nin kuzeyine saldırılarını yoğunlaştıran İsrail ordusu, geçen aydan itibaren daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği orta ve güneydeki bölgelere doğru saldırılarını genişletti.

AÇLIK VE SUSUZLUK EN BÜYÜK SORUN
Saldırılar nedeniyle 1,9 milyon Filistinli yerinden oldu. Filistinliler kuzeyden güneye göç etti. Yüzbinlerce insanın toplandığı güneyde ise soğuk hava şartlarının yanında açlık ve susuzluk en büyük sorun.
Dünyanın gözleri önünde yaşanan bu drama bir çözüm bulunmuyor. İsrail, kente yardımların girmesine engel oluyor.

GAZZE’DEKİ FİLİSTİNLİLERİN YÜZDE 45’İ ŞİDDETLİ AÇLIK ÇEKİYOR
İsrailli yetkililer Gazze’de “gıda sıkıntısı” olmadığını iddia etse de başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere uluslararası kuruluşların raporları bölgede yaşanan açlığı gözler önüne seriyor.
Yerinden edilen ve kalacak yer olmadığı için derme çatma çadırlarda hayat mücadelesi veren Gazzeliler, İsrail saldırılarının yanı sıra açlıkla da mücadele ediyor.
BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, Gazze’deki nüfusun yüzde 45’inin şiddetli açlık çektiğini belirterek, bazı bölgelerde 10 aileden 9’unun hiçbir şey yemeden bir günü geçirdiğini vurgulamıştı.

1,3 MİLYON FİLİSTİNLİ AÇLIKTAN ÖLEBİLİR
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları ve tam ablukası devam ederken, Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Gazze Şeridi’ndeki 2,3 milyon kişiden 378 binin felaket düzeyinde açlıkla karşı karşıya olduğunu açıkladı.
Söz konusu 378 bin kişinin aşırı gıda eksikliği, açlık ve tükenmişlik anlamına gelen 5’inci aşamada olduğunu belirten OCHA, 939 bin kişinin ise acil durum anlamına gelen 4’üncü seviyede olduğunu aktardı.
İsrail’in Gazze’ye insani yardım ve gıda girişini engelleyerek insanlığa karşı suç işlediği belirtiliyor.

“YİYECEK VE SUYUMUZ YOK İNSANLAR SADECE BİZİ İZLİYOR”
Gazzeliler ekmek yapabilmek için ihtiyaçları olan una erişmekte büyük sıkıntı çektikleri için hayvanların yediği tahılları öğüterek un elde ediyor ya da ot toplayarak hayatta kalmaya çalışıyor
Cibaliye’deki çarşıda alışveriş yapan Gazzeliler bölgedeki insani durumu anlattı. Filistinli adam: “Yiyecek yok, su yok, hepimiz açız, ekmek yapabilmek için unumuz bile yok, en azından un olmalı, en temel ihtiyaç bu. Çocuklarımız aç, insanlar sadece bizi izliyor, yardım eden yok.” dedi.

İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı, Filistin’de insani yardım projeleri yaparak binlerce insana destek oldu.
İHH’den yapılan açıklamaya göre, vakıf geçen yıl Filistin’de yürüttüğü insani yardım faaliyetleri kapsamında, 14 bin 595 aileye gıda paketi, 219 bin 865 kişiye ise sıcak yemek dağıttı.

İHH’DAN FİLİSTİN’E 9 TIR GÖNDERİLDİ
Birçok farklı alanda da insani yardım projelerini hayata geçiren vakıf, ayrıca Filistin’e 1033 tanker içme suyu ulaştırdı. Vakıf, biri tıbbi ürünler, 8’i de yiyecek ve barınma malzemeleri taşıyan 9 tırı Filistin’e gönderdi.
Geçen yıl yapılan Kurban Bayramı çalışmaları kapsamında Gazze Şeridi’nde 28, Batı Şeria’da ise 5 büyükbaş hayvan keserek ihtiyaç sahiplerine dağıtan vakıf, kesimi yapılan 2 bin 520 hisseyi de dondurulmuş et olarak Gazze’ye ulaştırdı.
SADAKATAŞI DERNEĞİ’NDEN SICAK YEMEK DAĞITIMI
İsrail’in sistematik katliamlar gerçekleştirdiği Gazze’ye Sadakataşı Derneği, yardım ulaştırmaya devam ediyor. Dernek insani yardım çalışmaları kapsamında Han Yunus’ta 2 bin kişiye sıcak yemek dağıtımı gerçekleştirdi.
Abluka altında olan Gazze’ye İsrail’in 7 Ekim’den itibaren başlattığı saldırılar nedeniyle bölgede yaşam durdu. Evlerin, ibadethane, okul ve hastanelerin bombalandığı Gazze’de Sadakataşı Filistinlilere düzenli olarak gıda kolisi, su ve sıcak yemek dağıtımları gerçekleştiriyor.

Yeryüzü Doktorları 7 Ekim’den bu yana doktorlarının ve sağlık personellerinin gerçekleştirdiği acil yardım müdahaleleriyle Gazze halkının yanında olmaya çalışıyor.
Ekipler, şehrin kuzeyindeki Şifa ve Endonezya Hastanesinde başladığı çalışmalarını bugün Refah bölgesindeki Kuveyt Hastanesinde sürdürüyor.
GAZZE’YE MEDİKAL DESTEK
Gazze’deki ekibin ve sağlık sisteminin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenen medikal ve temel gıda malzemeleri Gazze’ye teslim edilmek üzere Mısır’da hazırlanıyor. Hazırlanan malzemeler, sınır bölgesinde görev alan Yeryüzü Doktoru Mohammed Ghaniem’in koordinesinde tedarik merkezinden hareket edecek yardım tırlarına yükleniyor. Refah sınır kapısından Gazze’ye geçiş yapan yardım tırları Yeryüzü Doktorları ekibi tarafından teslim alınıp Gazze halkına ulaştırılıyor.

İLAÇ VE TIBBİ MALZEME YARDIMI
İnsana Değer Veren Dernekler Federasyonu (İDDEF), İsrail’in saldırıları altındaki Gazze’de yaraları sarmak için çalışırken, Mısır’daki deposundan kumanya, ilaç ve tıbbi malzeme gibi acil yaşam ürünlerini Refah Sınır Kapısı’na sevk etmeyi sürdürüyor.
Bölgedeki okullara ve hastanelere sığınan halka her gün 9 bin kişilik sıcak yemek ve 50 bin ekmek dağıtan İDDEF, sağlık hizmeti de veriyor. İDDEF’in Gazze’deki su arıtma tesisi aktif olarak en önemli hayati ihtiyacı sağlamaya devam ediyor.

HER GÜN YÜZLERCE GAZZELİYE SICAK YEMEK DAĞITILIYOR
Cansuyu, İşgalci israil’in hava bombardımanlarıyla vurduğu Gazze’deki faaliyetlerini partner kuruluşlar aracılığıyla sürdürüyor. Gazze Şeridi’ndeki hastane, okul, mülteci kampları ve camilere sığınarak hayatlarını idame ettirmeye çalışan binlerce Gazze’liye el uzatan Cansuyu Derneği, masum Filistinlilerin ihtiyaç duyduğu pek çok başlıkta yardımlar yapıyor. Başta gıda yardımı olmak üzere çalışmalarını artırarak sürdürmeye çalışan Cansuyu Derneği, bölgenin en çok ihtiyaç duyduğu içme suyu ve sıcak yemek dağıtımlarını Gazze’nin farklı noktalarında bulunan yüzlerce Filistinliye ulaştırıyor.
]]>
Sobacı, bu yüzyılın temel meselesinin irade koyma meselesi olduğunu belirterek, çünkü ahlaki, insani ve vicdani bir irade sergileyebilenlerin gücü ve sayısının dünyanın akıbetini belirleyeceğini dile getirdi.
İnsanlık terazisinin bir kefesinde iradesini hakkaniyet ve adalet için sergileyenlerin, öteki kefesinde ise çıkarları için her şeyi meşrulaştırma çabasında olanların eylemlerinin olduğunu kaydeden Sobacı, “Bugün bu terazi, yüz günden fazla bir süredir şiddetli bir sarsıntı içinde. İsrail’in kendi çıkarları için Filistin ve Gazze topraklarında gerçekleştirmekten çekinmediği hudutsuz, kuralsız, acımasız katliamlarıyla terazinin acı kefesi orantısız bir şekilde dolup taşıyor. 7 Ekim’den bu yana İsrail Gazze’de 10 binden fazlası çocuk olmak üzere 24 binin üzerinde insanı katletti. 2 milyona yakın insan yerlerinden edildi. Şu anda gıda, sağlık hizmetleri gibi en temel ihtiyaçlara dahi ulaşılamayan, giriş ve çıkışa izin verilmeyen Filistinlilerin vatanından bahsediyoruz.” dedi.
Sobacı, bu acı gerçeğin karşısında kimi ülkeler, uluslararası medya organları ve siyasetçilerin İsrail için utanmadan savunma hakkından bahsedebildiğini ifade ederek, İsrail’in buna sırtını dayayıp öteki olarak gördüklerinin ya psikolojilerini ya da hayatlarını kanlı bir tünele çevirdiğini söyledi.
Gazze’nin dünya üzerinde açılmış ve kimsenin bigane kalamayacağı devasa bir yara olduğunu vurgulayan Sobacı, sağlam bir irade ile hakkın hak sahibine teslim edilmesi için mücadele eden ülkelerin ve insanların sayısının artması gerektiğini belirtti.

Sobacı, bir yerde soykırım varken, katille kurban belliyken, kelime oyunlarının kıymetiharbiyesinin de inandırıcılığının da olmadığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Zira, ‘Annemle birlikte ölseydim’ diyen Gazzeli çocuğun, ‘Yavrum aç öldü’ diye feryat eden annenin, çocuğunun kefenine kek koyan babanın acısının olduğu yerde kelimeler hükmünü yitirmiştir. Dünyanın bu hal-i pürmelali içerisinde, davranışlara sirayet edecek adil bir perspektifin oluşmasında medyaya büyük görev düşüyor. Bu görevin hakkını, Gazze’de 110’dan fazla gazeteci öldürülürken sesini çıkarmayan sözde uluslararası medya değil; haklının yanında olabilme iradesi gösterebilen medya kuruluşları verebilir. Bu bağlamda, insani yardımda cömertliğiyle nam salmış Türkiye’nin kamu yayıncısı olarak bizler, kavramların arkasına gizlenen ikiyüzlülüğü ortaya koyarak; medya, yayın ve yapım alanında 8 milyar insanın temsili için var gücümüzle çalışıyoruz. Olayları dünyaya tüm çıplaklığı ile anlatıyoruz. Çünkü tanık kılmanın, mesuliyeti de beraberinde getireceğine inanıyoruz.”
– “TÜRKİYE GÜCÜNÜ VE IRADESİNİ HER DAIM MAZLUMDAN, HAKLIDAN VE BARIŞTAN YANA KULLANMIŞTIR”
Binlerce kilometre ötedeki insanları düşünebilmek ve onlar için harekete geçebilmenin adil ve vicdanlı bir yaklaşım gerektirdiğinin altını çizen Sobacı, “Bu yaklaşım, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, insanlığa bir şifa reçetesi olarak sunduğu ‘daha adil bir dünya’ tasavvuru ile mümkündür. Yok sayılan, görmezden gelinen ya da sınıflandırılan milyarlarca insan için sergilenen bu güçlü irade dışında, ortaya konulan ne başka bir çözüm ne de bir girişim söz konusudur. Nitekim Türkiye gücünü, imkanlarını, teknolojisini ve iradesini her daim mazlumdan, haklıdan ve barıştan yana kullanmıştır.” diye konuştu.

Sobacı, son 20 yıldır her alanda gerçekleştirilen büyük atılımlarla Türkiye’nin bugün kendi otomobilini, tankını, İHA’sını, SİHA’sını, SİHA gemisini, helikopterini, savaş uçağını üreten, sismik araştırmalar yapan, uzaya astronot gönderen bir ülke olarak bölgesinde lider ve dünyada söz sahibi bir konuma geldiğini belirtti.
Türkiye Yüzyılı’nda yükselişin hız kesmeden devam edeceğini ve bu ilerleyişin dünyaya barış ve esenlik olarak yansıyacağını vurgulayan Sobacı, “Sayın Cumhurbaşkanı’mızın, çıkar kavgalarının, akıl ve vicdan sınırlarını zorlayan kötülüklerin karşısına koyduğu, ‘herkes için özgürlük, herkes için barış, herkes için adalet, herkes için refah, herkes için huzurlu ve güvenli bir gelecek’ sözleri bunun nişanesidir. İnsani terazinin adalet ve iyilik kefesinin ağır basması da buna bağlıdır.” dedi.
– “YILIN DÜNYA VATANDAŞI” ÖDÜLÜNÜ ALTUN TAKDİM ETTİ
Programa, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İstanbul Valisi Davut Gül, AK Parti İstanbul Milletvekili Seda Gören Bölük, TRT Yönetim Kurulu üyeleri, TRT çalışanları ve projelerinde yer alanlar ile davetliler katıldı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, “Yılın Dünya Vatandaşı” kategorisinde ödül almaya hak kazanan Dr. Ghassan Abu-Sittah’a ödülünü takdim etti.
“İletişimci” kategorisinde ödül kazanan Motaz Azaiza’nın ödülü Ece Edil Akman’a takdim edilirken, “Gençlik” kategorisinde Aditi Mayer, “Eğitimci” kategorisinde Nelly Cheboi ve “Yaşam Boyu Başarı” kategorisinde José Andrés’e ödülleri protokol üyeleri tarafından verildi.
Programda ayrıca ödül alanların hayatlarının anlatıldığı kısa filmler gösterildi.
– 2018’DEN BU YANA 20 KİŞİ ÖDÜLLENDİRİLDİ
“Pozitif Değişime İlham Olmak” ilkesiyle 2017’de yola çıkan ve küresel insani sorunlara çözüm yolları arayıp farkındalık oluşturarak toplumsal dönüşüme katkı sunmayı amaçlayan TRT World Citizen, oluşumunu yeryüzündeki her dünya vatandaşının bu dönüşümde rol alabileceğine olan inancı üzerine inşa etti.

TRT World Citizen, empati, dayanışma, işbirliği, güçlendirme ve sürdürebilirlik kavramları üzerine şekillenirken, bulunduğu topluma küresel ölçekte katkı sağlayan bireylere 5 kategoride ödül veriyor.
TRT’nin yayıncılık ve sosyal sorumluluk bilincine paralel olarak TRT World Citizen, ödül alan bireylerin hikayelerini dünyaya duyurmalarına yardımcı olarak, tüm dünyaya pozitif değişime ilham olma çağrısında bulunuyor.

Ödül sahipleri, dünyanın farklı noktalarında aynı amaç için mücadele veren kişilerden seçiliyor. Törenlerde, ilk düzenlendiği 2018’den bu yana 13 farklı ülkeden 20 kişiye ödül takdim edildi.


HAYATINDAN KESİTLER
Hacı Hasan Efendi (k.s.), 1914/1330 yılında Kayseri’nin Yahyalı ilçesinde doğdu. Anne ve baba tarafından, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) nur nesline dayanan asil bir âiledendir. O dönemin, dînî tahsile elvermeyen kısıtlı imkânları içinde medreseye devâm etti. Fakat daha çok Erbilli Es’âd Efendi (k.s.) Hazretleri’nin halîfesi olan babaları Mustafa Efendi’nin sohbetlerinde yetişti. Yedi yaşında Kur’ân-ı Kerîm’i öğrendi. Gençlik, hattâ çocukluk yıllarında, rûhunun derinliklerinde taşıdığı ulvî seciye ve yüksek karakterini davranışlarıyla ortaya koydu. Kendi seviyesindeki yaşıtlarının dünyevî hevesler peşinde koşturduğu dönemde O, Allah (c.c.) ve Resûlü’nün (s.a.v.) aşkıyla yanıp tutuştu.

On dörtte vurdular mânevî aşı,
Durmadan akardı gözümün yaşı,
diyerek bizzat belirttikleri gibi tasavvufî terbiyenin kazandırdığı rikkat ve ruh inceliği daha o yaşlarda başladı. Zamânın irşad kutbu Mahmud Sâmî Efendi (k.s.)Hazretleri’nin Yahyalı’ya teşriflerinde, coşkun bir sevgiyle hizmetlerinde bulundu ve büyük iltifatlara mazhar oldu.
EMANET, SOHBET, HİZMET
Adana, Kozan, Ceyhan, Niğde, Ürgüp, Develi ve Yahyalı câmilerinde elli yıla yakın, fahrî vâiz olarak hizmet yaptı. Bir taraftan İslâm’ın muazzez prensipleri böylece gönüllere nakşedilirken diğer taraftan, odalarda özel sohbetler devâm ediyordu. Sohbet; Allah Resûlü’nün (s.a.v.) bu ölümsüz metodu ile insanlar, dünyâya kulluktan kurtulup Hakk’a kul oluyordu. Gönüllere ekilen ilâhî sevgi tohumunun yeşeren dalları arasında, bütün köksüz duygular yok oluyordu.
Sohbetlerin mânevî hazzı içilince zaman ve mekân unutuluyor, nefsin önüne dizilmiş dağ gibi ihtiras yığınlarının ötesinde yepyeni bir dünyâ açılıyordu. Hülâsa insanlar, fıtratına/yaratılış gâyesine dönüyordu. Bu arada Efendi Hazretleri, levha yazarak ve kısmen zîrâatle meşgûl olarak maişetini temine çalışıyordu.

ŞEMAİL, AHLÂK VE BEŞERÎ MÜNÂSEBETLERİ
Orta boylu, gül tenli, nur yüzlü, ince kaşlıydı. Sakalı bir tutamı geçmezdi. Az yer, gereksiz yere konuşmaz, davranışları sünnet-i seniyyeye tabiî olarak uyardı. Uykusu hafifti. Mehâbetli idi. Görenlerde gayr-ı ihtiyârî bir hürmet duygusu uyanırdı.
Ziyâretine gelenleri boş çevirmez, çok rahatsız olduğu anlarda dahi birkaç kelime de olsa sohbet etmekten geri kalmaz ve şöyle buyururlardı: ‘Siz gelince iyi oluyorum. Sizlerle konuşurken ağrılarımı unutuyorum.’
Etrâfını hep şefkat nazarıyla süzer, tek tek hâl-hatır sorar, herkesle yakından ilgilenirdi. Gam ve kederle gelenler, memnun ve mesrûr olarak dönerlerdi. Sâliklerine bir babadan daha şefkatli idi.
Bu hâlleriyle, kemâlâtın şu üç özelliğine sâhipti:
1 – Huzûruna varanın gamı ve kederi gider, içinde bir ferahlık uyanırdı.
2 – Gelen kişi meclisinden ayrılmak istemez; her sözünden şevk ve muhabbet artardı.
3 – Ziyâretine gelen büyük küçük herkes, elini öpmeye kendini mecbur hisseder, hayır duâsını alırdı.
Tasavvuf hakkında daha önceleri yanlış fikirlere sâhip olanlar, H. Hasan Efendi (k.s.)Hazretleri’nin sohbetlerine iştirâk ettikten sonra, oradaki feyz ve mânevî havanın tesiriyle, bu müessesenin gerçek kimliğini öğrenmek imkânı bulur ve hayranlıklarını gizleyemezlerdi. Çeşitli vesîlelerle ziyâretine gelen (İslâmî hayattan uzak) kimselere de güleryüzlü ve nâzik davranır, sebebini soranlara: ‘Evlâdım, onlar bizim şahsımızda İslâm’ı görüyorlar, hâllerine bakarak gerekli ilgiyi göstermezsek, İslâm’dan soğumalarına sebep oluruz’ buyururlardı.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: ‘Mü’min gâyet sıcakkanlı, ince ruhlu ve yüksek seciyelidir. Pek çabuk sevilir ve kendisi ile anlaşmak çok kolay olur. Bu sıfatları hâiz olmayanda hayır yoktur.’ Bu hadîsin sırrına mazhar olmuş büyük bir insandı O. Hilm, tevâzu, sabır, merhamet, şefkat, şecaat, sehâvet gibi ahlâkî güzellikler, onun ömür ağacının çiçekleriydi.
‘Allah güzeldir, güzel olan şeyleri sever’ hadîs-i şerîfi gereğince yapılan her şeyin tertipli, düzenli ve güzel olmasına itinâ gösterirdi. Fakat hiçbir zaman satıhçı ve şekilci değildi. O’nun için önemli olan ruh ve mânâ idi. Çeşitli sebeplerle ülke içinde ve dışında Müslümanlara yapılan zulüm ve işkenceler sebebiyle büyük üzüntü duyar, sabahlara kadar uyuyamazdı. Mü’minlerin derdi onun derdiydi.
İslâm’ın ölçülerinden kesinlikle tâviz vermezdi. Hâlince muamele ederdi herkese. Fakat gençlere ayrı bir teveccühü vardı. Bu yüzden onun mübârek sohbetlerinden binlerce genç feyz almıştır. İnsanların kültür seviyesine ve meşrebine uygun konuşurlardı. Sıkıcı ve ağır değildi sohbetleri. Bazen olur, gözyaşından geçilmez, bazen de neşe ve tebessüm dalgalanırdı yüzlerde.
Riyâkârlığı sevmez, taassuptan hiç hoşlanmazdı. Îlâ-yı kelimetullah için çalışan her sahadaki insanları sevgiyle kucaklardı. Ulemâyı ve meşâyih-i kirâmı ayrım gözetmeden ziyâret ederdi. Üstâdın tavsiyesiyle İstanbul’da Süleyman Hilmi Efendi (k.s.) ile Ali Haydar Efendi (k.s.)Hazretleri’ni de ziyâret etmişlerdir.
O, maddî ve mânevî bir cihad eriydi. Sohbetlerinin ağırlık noktasını cihad teşkîl ederdi. İçte nefis, şeytan; dışta insan şeytanlarına karşı her zaman uyanık olmayı öğütlerdi. Gerçek sûfînin, malını ve canını Allah yoluna fedâ etmiş insan olduğunu ifâde ederdi. Bütün yârânına, Hakk’ın hâkim olması için çalışmalarını tavsiye buyururdu. Kimseyi incitmez, sevdiğini Allah için sever, sevmediğine Allah için buğzederdi. Netîce olarak Peygamberî ahlâkı yaşatmaya çalışan bir mânevî önderdi o.
KEMÂLÂT VE KAVUŞMA
Yaş elli-altmışlara doğru yaklaştığında, ağır mânevî yükün vücutta meydana getirdiği rahatsızlıklar ortaya çıktı. Ankara Gülhane Hastanesi ve Kayseri Tıp Fakültesi Hastanesi’nde göz ameliyatı olup, şeker ve kalp hastalıklarından tedâvi gördü. Ama o, bütün bu rahatsızlıkları Allah’tan bir hediye bilerek hizmetine devâm etti. 1983’te mürşidi, önderi, gönül mi’mârı Mahmud Sâmî Efendi (k.s.)Hazretleri vefât edince, üstâdın rûhâniyetine olan bağlılığını devâm ettirdiler. Fahr-i kâinâtın (s.a.v.) izinde 72 seneye yakın devâm eden nezih bir hayattan sonra, 26 Ocak 1987 günü Kayseri’de dâr-ı bekaya irtihâl ettiler.
Vefât ettikleri günün sabahı, doktorların muhalefetine rağmen ısrarla hastaneden çıkarılmasını arzu etmiş, yakınlarına; ‘Bugün sağ tarafımdan Peygamberimiz (s.a.v.), sol tarafımdan da Sâmî Efendimiz (k.s.) tuttu, hiç hastalığım kalmadı’ buyurmuşlardı.
Kabri, Yahyalı Kavacık Mahallesi’ndeki, kendi yaptırdığı Kalender Câmii’ndedir.
Şefâatine nâil olmak ümîdiyle, rûhu için el-Fâtiha.
ALİ RAMAZAN EFENDİ’NİN REHBERLİĞİ
Yahyalılı Hacı Hasan Efendi’nin (k.s.) kutlu yoluna bugün çok küçük yaşta iken, kâbiliyetini keşfeden merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri (ks)‘nin teveccühüne mazhar olan Ali Ramazan Efendi rehberlik etmektedir. Ali Ramazan Efendi’nin Hacı Hasan Efendi’den aldığı Nakşıbendiyye ve Kâdiriyye icazetlerinin yanı sıra Sayın Muhammed Fadıl Geylânî’den biri “Kâdiriyye İcazeti” diğeri de “İlmiyye İcazeti” olmak üzere iki adet icazetnamesi daha bulunmaktadır. Makalelerinde Hacı Hasan Efendi (ks) tarafından kendisine verilen ve “sancaktar” anlamına gelen, “Alemdâr” mahlasını kullanan Ali Ramazan Efendi, irşad faaliyetlerine devam etmektedir.
Fırlatma törenini izlemek için İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bazı kentlerde hazırlıklara başlandı. Taksim ve Kızılay gibi meydanlara planetaryumlar kuruldu. Türkiye’de nefeslerin tutulacağı o anların izleneceği diğer adresler ise bilim merkezleri olacak.

MİLLİ UZAY PROGRAMI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 9 Şubat 2021’de Milli Uzay Programı’nı açıkladı. 10 hedef içerisinde yer alan bir Türk vatandaşının uzaya gönderilmesi için başlatılan projede sona gelindi. İlk Türk astronotu Alper Gezeravcı, bilim misyonu kapsamında uzaya gönderilecek.
TEKNOFEST’TE TANITILDI
Türkiye Uzay Ajansı (TUA), TÜBİTAK UZAY ve Axiom Space uzmanlarının detaylı ve zorlu bir süreç sonunda seçtiği astronot adayları Alper Gezeravcı ile Tuva Cihangir Atasever, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ilk kez 29 Nisan 2023 tarihinde İstanbul TEKNOFEST’te tanıtıldı.
İŞTE BİLİM MİSYONU!
Adaylar eğitimlerini ABD, Japonya, Almanya ve Türkiye’de gerçekleştirdi. Bunun yanı sıra projenin en önemli çıktılarından biri olacak olan Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) yapılacak 13 adet bilim deneyi belirlendi. Bu deneyler, mikro yer çekimi ve uzay ortamında; insan genetiği, insan sağlığı, biyoloji, malzeme bilimi, üretim teknolojileri ve temel bilimler alanlarında yapılacak. Deneylerin entegrasyon ve uyum çalışmalarını ise TÜBİTAK Uzay, Axiom Space ve NASA ile koordineli şekilde yürütülecek.

4 KİŞİLİK MÜRETTEBAT
Axiom Space’in, ISS’e göndereceği “Ax-3” görevi için 4 kişiden oluşan mürettebat yer alıyor. Gezeravcı’nın Ax-3 uçuşunda birlikte görev alacağı kişiler, ABD ve İspanya’yı temsilen misyon lideri Michael Lopez-Alegria, İtalyan Hava Kuvvetlerinden Pilot Walter Villadei ve Avrupa Uzay Ajansı adına katılan İsveçli Marcus Wandt olarak belirlendi.
HEDEFE BİR ADIM DAHA
Florida’dan yapılacak fırlatma işlemi 18 Ocak 2024 Perşembe günü (TSİ) 01.11’de yapılacak. Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) kenetlenme ise 19 Ocak saat 13.15’te gerçekleşecek. Bu adımla birlikte Türkiye’nin 2021’de ilan ettiği Milli Uzay Programının “ilk insanlı uzay misyonu” hedefine ulaşacak.
PLANETARYUMDA NÖBET
Fırlatma Töreni, 17 Ocak 2024 çarşamba günü saat 23’ten itibaren Kızılay ile Taksim’deki planetaryumlardan da takip edilebilecek. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından İstanbul ve Ankara’daki meydanlara, “dome çadır” adı verilen dev kubbeli alanlardan planetaryumlar oluşturdu. Alanın etrafına Alper Gezeravcı’nın fotoğrafları, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye Uzay Ajansı, Milli Teknoloji Hamlesi ve Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonunun logoları yerleştirildi.

YER İSTASYONU TAKİPTE
Öte yandan, Ankara ODTÜ Yerleşkesinde bulunan TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Yer İstasyonu’nda görevli uzay mühendisleri ve bilim insanları tarafından astronotun uzay istasyonuna yolculuğu an be an takip edilecek.
BİLİM MERKEZLERİ DE AÇIK
Fırlatma töreni, sadece meydanlara kurulan planetaryumlarda değil bilim merkezlerinde de izlenebilecek. Bu merkezlerde atölye çalışmalarından, uzay filmleri gösterimine bir çok programa yer verilecek.
Türkiye’de nefeslerin tutulacağı tarihi anlar;
Konya Bilim Merkezi, Bursa GUHEM, Bilim Üsküdar, Antalya Bilim Merkezi, Gaziantep Müzeyyen Erkul Bilim Merkezi, Aksaray Bilim Merkezi, Trabzon Özdemir Bayraktar Bilim Merkezi ile Kayseri Bilim Merkezi’den de izlenebilecek.
Seçtiğiniz bitkiye göre kişilik testi, bitki görsellerine dayalı ve oldukça heyecan verici bir testtir. Bu testte 5 farklı bitki yer alır ve size en çok hitap eden bitkiyi seçmeniz istenir. Yapacağınız seçim doğrultusunda kişiliğiniz en önemli var oluş sebebini öğrenebilirsiniz.
SEÇTİĞİNİZ BİTKİYE GÖRE KİŞİLİK TESTİ ANALİZİ

Seçtiğiniz bitkiye göre kişilik testi, kişiliğiniz hakkında ne söylüyor? Sizde merak ediyorsanız gelin birlikte öğrenelim! Görselden bir tane bitkiyi seçin ve numarasının altında yazan kişilik analizini okuyun.
1- Sevgi ve Şefkat Dolu Kişilik

Seçtiğiniz bitkiye göre kişilik testinde eğer bir numaralı bitkiyi seçtiyseniz oldukça sevgi dolu bir kişiliksiniz demektir. Kalbinizde herkese yetecek kadar şefkat ve sevgi bulunuyor. Empati düzeyi yüksek bir kişisiniz.
Çevrenizde bulunan insanlar ile ilişkiler kurma konusunda uzman sayılırsınız. Bu konuda tam bir doğal yeteneksiniz. Dünyadaki en önemli şeyin sevgi olduğuna inanıyorsunuz ve bu hareketlerinize de büyük ölçüde yansıyor.
Seçtiğiniz bitkiye göre kişilik testinde bir numaralı bitkiyi seçtiyseniz sevginizi göstermekten çekinmeyen, insan ve dost canlısı biri olduğunuzu söyleyebiliriz.
2- Detaycı ve Mükemmeliyetçi Kişilik

Seçtiğiniz bitkiye göre kişilik testinde iki numaralı bitkiyi seçtiyseniz, ayrıntılar konusunda uzman biri olduğunuz anlaşılıyor. Ayrıntılara odaklanmada olağanüstü bir yeteneğe sahipsiniz elinizi attığınız her işte her konuda titizlikle hareket edersiniz.
Şeytanın ayrıntıda gizli olduğunu düşünür ve ayrıntılara büyük önem verirsiniz. Mükemmeliyetçi bir kişiliğiniz olduğu için her şeyi istediğiniz şekle sokana kadar fazlasıyla iş yükü oluşuyor. Bu iş yükü de sizi çok çalışmaya ve yorulmaya itebiliyor.
Seçtiğiniz bitkiye göre kişilik testinde iki numaralı bitkiyi seçen kişilerin çevresinde yer alan insanlar, genellikle bir işte kusursuzluk ve ayrıntıların gözden kaçırılmamasını istediğinde ilk size başvuruyor.
3- İyimser ve Umut Dolu Kişilik

Seçtiğiniz bitkiye göre kişilik testinde üçüncü bitkiyi seçtiyseniz, kişiliğiniz en önemli parçası iyimser olmanızdır. Bu iyimserliğiniz etrafınızda yer alan herkesi etkiliyor ve onlarında moralini yükseltmeye yarıyor.
Hayatın her zaman iyi tarafından bakmaya çalışıyor, karanlığa sebep olan bulutların bile birer umut ışığı olduğunu düşünüyorsunuz. Yaşadığınız her şeyin bir nedeni olduğuna ve bunların bağlantılı bir şekilde gerçekleştiğine inanıyorsunuz.
Seçtiğiniz bitkiye göre kişilik testinde üçüncü bitkiyi seçen kişiler iyimser bakış açıları sayesinde karşılaştığı zorlukları sakinlik ve huzur ile aşmaya çalışan kişilerdir.
4- Maceracı Kişilik

Seçtiğiniz bitkiye göre kişilik testinde eğer dördüncü bitkiyi seçtiyseniz maceracı bir kişiliğe sahip olduğunuz anlaşılıyor. Keşif yapmak, yeni şeyler denemek ve limitleri zorlamak sizin yaşam tarzınız. Maceracı kimliğiniz ile çevrenizdeki herkesi etkiliyor bunu onlara da bulaştırıyorsunuz.
Çevrenizdeki insanların konfor alanlarından çıkmasına ve yeni maceralara atılmasına ilham veriyorsunuz. Sizin hayat mottonuz her günü dolu dolu yaşamak ve yeni gelen günde yeni maceralar aramaktır.
5- İçe Dönük ve Analizci Kişilik

Seçtiğiniz bitkiye göre kişilik testinde beşinci bitkiyi seçen biriyseniz oldukça içe dönük, kim olduğunu ve hayata geliş amacını araştıran birisiniz. Gün içinde çoğu zaman kendinizi kafanızdaki düşüncelerin esiri olup boşluğa dalmış şekilde yakalıyorsunuz. Geçmiş deneyimleriniz ve duygularınızı analiz etmek sizin favori aktiviteniz.
Yalnız kalmak sevdiğiniz bir şey. Yalnızken düşünmeye daha çok fırsat ayırıyor ve kendinizi daha iyi analiz ediyorsunuz. İçe dönük yapınız kendinizi iyi tanımanıza ve çevredeki insanların yorumlamalarını dikkate almamanızı sağlar.
Seçtiğiniz bitkiye göre kişilik testinde kişilik analizlerinin sonuna geldik. Bu test ile kişiliğiniz hakkında bazı noktalarda sizlere bilgi verdiğimizi umuyoruz. Bu testler belirli gruplar üzerinde yapılarak tasarlanır ve birebirde kim olduğunuzu tanıtmazlar. Sadece kişiliğiniz hakkında izlenimler doğrultusunda tahminde bulunur.
Eğlenceli vakit geçirmek için sürecin tadını çıkarın!
]]>”Bu gece 2023 yılını tamamlıyor, 2024 yılına adım atıyoruz. Yeni takvim yılının, ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Aslında her yeni yılın; sevinçle, umutla ve heyecanla karşılanması gerektiğine inanıyoruz.
Ancak, bu yeni yıla, hem bölgemizdeki ve dünyadaki olumsuzluklar, hem de geçtiğimiz günlerde verdiğimiz şehitlerimiz sebebiyle, buruk bir şekilde giriyoruz.
İnsanlığın tamamı için daha güzel, daha huzurlu, daha müreffeh bir gelecek umudumuzu elbette muhafaza ediyoruz.
Bunun için önce, sözde demokrat ve özgürlükçü ülkelerin eli kanlı terör örgütlerine verdikleri destekleri kestiğini görmemiz gerekiyor.
GAZZE MESAJI
Bunun için önce, Gazze’de masum çocukların, kadınların katledilmesine karşı tüm ülkelerin ve kurumların ortak tavır aldığını görmemiz gerekiyor.
Bunun için önce, Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere, bireyleri acıya boğan ve ülkelerin kaynaklarını heba eden çatışmaların durdurulması için adil ve samimi çaba gösterildiğini görmemiz gerekiyor.
Bunun için önce, asırlardır sömürülen ve onurları çiğnenen toplumların zenginliklerinin kendi gelecekleri, refahları, güvenlikleri için kullanıldığını görmemiz gerekiyor.
Velhasıl, umutları fiiliyata dönüştürmek için dünyadaki tüm ülkelerin, kurumların, fertlerin ortak değerler ve ilkeler etrafında bütünleşmesini temin etmemiz gerekiyor.
Türkiye olarak biz, bu dünya fotoğrafında farklı bir yeri, farklı bir misyonu, farklı bir anlayışı temsil ediyoruz.
Devlet ve millet olarak biz, sadece kendi güvenlik ve refah çabamızı neticeye ulaştırma mücadelesi vermekle kalmıyoruz.
Dünyaya ve bölgemize huzur iklimi hâkim olmadan bizim de huzur bulamayacağımız anlayışıyla, herkes için aynı standartları diliyoruz.
Bu anlayışla; Bölgemizdeki barış çabalarını neticeye ulaştırmaya çalışıyoruz.
Dostlarımızla ilişkilerimizi her alanda geliştiriyoruz. Kardeşlerimizin dertleriyle dertleniyoruz.
Dünyayı daha iyi, daha adil, daha müreffeh bir geleceğe hazırlamaya dönük her çabaya destek veriyoruz.
TÜRKİYE YÜZYILI
Cumhuriyetimizin ilk asrını bitirip, Türkiye Yüzyılı dediğimiz yeni asrına ayak bastığı bir dönemde, daha büyük hedeflere yönelirken, azmimizi ve gayretimizi sürekli perçinliyoruz.
Zalimin zulmünün ilanihaye sürüp gitmeyeceğine inanıyoruz.
Adaletsiz ve dengesiz küresel yönetim sisteminin son çırpınışlarını yaşadığına inanıyoruz.
Mazlumların sesinin derinden derine tüm dünyayı sardığına, bu çığlıkların büyüyerek insanlığın ortak vicdanı haline dönüşeceğine inanıyoruz.
Nitekim, Türkiye’nin kendi vatandaşları, dostları ve kardeşleriyle birlikte, insanlığın tamamına hitap eden beyan ve tutumlarının, gönüllerde giderek daha fazla mâkes bulduğunu görüyoruz.
Elbette bu meşakkatli yolda sürekli yeni sınamalarla, yeni sıkıntılarla, yeni engellerle de karşılaşıyoruz.
Terörle mücadeleden ekonomik tuzaklara kadar pek çok alanda yaşadığımız sorunların temelinde, büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını engelleme amacı vardır.
Ülke olarak biz kendi potansiyelimizi ve imkânlarımızı etkin şekilde kullanmayı sürdürdükçe, bu mücadele daha da sertleşecektir.
Çünkü Türkiye’nin büyümesi demek, asırlardır bizim tökezlememiz sayesinde dört bir yanımızda rahatça at koşturanların hesaplarının bozulması demektir.
Bizim güçlenmemiz demek, kendi refah ve güvenlikleri için diğer herkesi araç olarak kullananların, sömürenlerin, ezenlerin düzenlerinin sonuna gelinmesi demektir.
Bizim sesimize daha çok kulak verilmesi demek, dünyanın her yerindeki hak, adalet, özgürlük ve vicdan arayışlarının güçlenmesi demektir.
Milletimiz, tarihinin hiçbir döneminde, kendi hedeflerine ulaşmak için bedel ödemekten, fedakârlık yapmaktan, elini taşın altına koymaktan çekinmedi.
Son 21 yılda yaşadığımız nice kritik hadise karşısında milletimizin sergilediği güçlü duruş, kararlılığın bugün de devam ettiğini gösteriyor.
Evet, buradan bir kez daha tekrarlamak istiyorum.
Milletimiz birliğine, beraberliğine, kardeşliğine sahip çıktıkça, Allah’ın izniyle bizi kimse bölemeyecektir.
Devletimiz 2023 hedeflerinin bir sonraki safhası olan Türkiye Yüzyılı vizyonunu hayata geçirdikçe, Allah izniyle ayyıldızlı bayrağımızın yükselişi hep sürecektir.
Siyasi, ekonomik, askeri, diplomatik başarılarımızla dostlarımıza güven, düşmanlarımıza korku vermeye devam ettikçe, önümüzdeki sisler giderek dağılacaktır.
Velhasıl biz istiklalimizden ve istikbalimizden taviz vermedikçe, kimse kutlu yürüyüşümüzün önüne geçemeyecektir.
Geçmişte, emperyalistlerin birer aracı olarak başımıza musallat edilen vesayet güçleriyle, darbecilerle, terör örgütleriyle, siyasi ve sosyal mühendislik projeleriyle çok vakit, çok enerji, çok insan kaybettik.
Artık bu numaralara karnımız tok olduğu gibi, böyle ağır faturalar ödemeye niyetimiz de yok.
Ülkemizi kendi iç mücadeleleriyle meşgul ederek, tarihi mirasından ve sahip olması gereken imkânlardan mahrum edenlerle yollarımızı ayıralı çok oldu.
Her fırsatta tekrarladığımız, ‘tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan’ düsturumuzun anlamı işte budur.
İnşallah 2024, darbe girişimiyle başlayıp Kovid-19 salgınıyla büyüyen, bölgemizdeki çatışmalarla derinleşen sıkıntılı dönemden kurtulup, hedeflerimize kilitlendiğimiz bir yıl olacaktır.
Küresel krizlerin artarak sürdüğü bir dönemde, biz farkımızı bir kez daha göstererek, üreten, istihdam eden, büyüyen, gelişen Türkiye’nin yıldızını yükselteceğiz.
Evet, 2023 hedefleri başlangıçtı; asıl çıkışımızı Türkiye Yüzyılıyla, 2024’le birlikte başlatıyoruz.
Bu mücadeleyi de, sizlerin desteğiyle zafere ulaştıracağımıza yürekten inanıyoruz.
Bu duygularla bir kez daha yeni takvim yılının milletimizin tüm fertlerine ve insanlığa hayırlı olmasını diliyorum.”
İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırıma dünyanın dört bir yanından tepkiler gelmeye devam ediyor. 1 Ocak 2024 günü de İstanbul’da tarihi bir yürüyüş gerçekleştirilecek. Milli İrade Platformu’nun organize ettiği yürüyüş için Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye ve Taksim camileri ile Eminönü Yeni Cami’de sabah namazında buluşulacak. Şehitler için dua edilecek. Ardından saatler 08.30’u gösterdiğinde camilerden Galata Köprüsü’ne doğru yürüyüş başlayacak.

Yürüyüşe Milli İrade Platformu üyesi 308 sivil toplum kuruluşu katılacak ‘Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet’ temasıyla düzenlenen yürüyüşe pek çok siyasi ve ünlü isim de destek veriyor. Galata Köprüsü, yürüyüş sebebiyle sabah saatlerinde trafiğe kapatılacak.
Galata Köprüsü’nde 1 Ocak’ta düzenlenecek Filistin eylemi için ortak çağrı
Türkiye’deki 29 Sivil Toplum Kuruluşunun (STK) bir araya gelerek oluşturduğu Milli İrade Platformu üyeleri, Eyüpsultan’daki TÜGVA Genel Merkezi’nde bir araya gelerek ortak çağrıda bulundu.
Platform adına basın açıklamasını okuyan Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Başkanı İbrahim Beşinci, konuşmasına canı pahasına, gözünü kırpmadan vatan toprakları adına şehadete koşan kahraman Türk askerlerini anarak başlamak istediğini söyledi.

Katillerin adlarının değiştiğini ama hedeflerinin hiç değişmediğini ifade eden Beşinci, şöyle konuştu:
“Milletimizi ve bayrağımızı hedef alan teröristler ve onları yönetenler gayet iyi bilinmektedir. Milletimiz ve devletimiz ise onlara gereken cevabı vermektedir. Her bir şehidimizin hesabı sorulmaktadır. Bizler, tarihi bir dönemeçte olduğumuzun farkındayız. Bu tarihi günlerde sesimizi ve sözümüzü yükseltecek, şehitlerimizden aldığımız ilhamla tüm dünyaya bu milletin mesajını ileteceğiz. Bu vesileyle şehitlerimize, Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun.”
Beşinci, bugün tarihi bir çağrıda bulunmak üzere toplandıklarını belirterek, coğrafyaları üzerinde oynanmak istenen tüm oyunların farkında olduklarını dile getirdi.
Bu oyunun arkasındaki gücü de geçmişten edindikleri tecrübelerle çok iyi bildiklerini aktaran Beşinci, “Dün Hakkari’de kahraman askerlerimizi şehit eden katillerin arkasındaki irade ile bugün Gazze’de soykırımların arkasındaki irade aynı iradedir. Gazze’de Ekim ayından bu yana terör devleti İsrail tarafından tüm dünyanın gözleri önünde Filistin halkına, tarihte eşine rastlanmamış barbarlıkta bir katliam ve soykırım yapılmaktadır.” ifadelerini kullandı.

“Zalime karşı mücadele, İslami ve insani bir görevdir”
Beşinci, her zaman adaletten, insan haklarından bahseden Batılı devletlerin, söz konusu Müslümanlar olunca çifte standartlarını konuşturup İsrail’i görmezden geldiğini kaydetti.
Tüm dünyada çocuk hakları, kadın hakları, basın ve insan hakları konuşulurken 21. yüzyılda Gazze’deki insanların yaşam haklarını konuştuklarına dikkati çeken Beşinci, şöyle devam etti:
“Zalimlerin insanlık dışı bu politikası dünyada karşılık bulmamış, aksine tüm halklar ‘insan olmanın gereği olarak’ vicdanlarının sesi ile hareket etmiş, tüm dünya adeta Gazze olmuştur. İşte bugün ülkemizin sivil toplum kuruluşları olarak, aslında sadece birer insan olarak bizlerin mücadelesi, dünyanın bütün ırklarını tek ırk, tek kalp, tek insan haline dönüştüren İslamiyet, insaniyet, hakkaniyet mücadelesidir. Bir damla petrolü, bir damla kandan daha değerli gören zihniyete karşı duranların mücadelesidir. Alemin gözbebeği insanın onurunu, izzetini, şerefini yaşatmak için adanmış yüreklerin mücadelesidir. Mücadelemiz elbette bütün bir insaniyet adına değil bütün bir insaniyet içindir. Biliyoruz ki zalime karşı mücadele, İslami ve insani bir görevdir.”
“Filistin bizim öz meselemizdir” diyen Beşinci, “Bu bilinçle 1 Ocak 2024 sabahı saat 08.30’da Milli İrade Platformu olarak tüm annelerimizi, babalarımızı, evlatlarımızı, kardeşlerimizi, gençlerimizi, sivil toplum kuruluşlarımızı, kurum ve kuruluşlarımızı Galata Köprüsü’nde Filistin’in sesi olmaya davet ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Beşinci, yılın ilk gününde Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye ve Yeni Camisi’nde sabah namazının manevi ikliminde buluşup Galata Köprüsü’ne akın akın yürüyecek, birlik ve beraberliği tüm dünyaya göstereceklerini dile getirerek, “Ve inanıyoruz. Milletimiz haykıracak, gök kubbede hoş bir sada yayılacak. Milletimiz toplanacak, hakikati tüm dünya görecek. Milletimiz yürüyecek, bir sabah kardan aydınlık gelecek. 100 yıl önce bu köprüde emperyalizme karşı nasıl başkaldırdıysak, yılın ilk gününde ‘Dünya Dursun, Dünya Duysun, Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet’ hakikatini tüm dünyaya haykıracağız. Ben, sen, o demeden, tüm milletimizi bu büyük günde Galata Köprüsü’ne bekliyoruz.” diye konuştu.
“Türk milleti, bu toprakları kolay kazanmadığını biliyor”
İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve TÜGVA Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bilal Erdoğan, Pençe-Kilit Harekatı bölgesindeki üs bölgesine sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada 12 askerin şehit olduğunu hatırlattı.
Şehitleri anmanın önemine işaret eden Erdoğan, “Aslında bu vatanı bize vatan yapan unsurların temelinde şehitlerimizin kutlu kanları yatıyor. 1 Ocak buluşmamızda, bir yandan şehitlerimiz bir yandan Filistin’de olup bitenlerin birbirinden bağlantısız olmadığının farkında olduğumuzu da haykırmak istiyoruz.” dedi.
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Nedense bunların arkasındaki kirli eller, Türkiye’nin buradaki tutumunu sindiremeyen eller, bütün kuklalarını hemen devreye sokuyorlar ama milletimiz Suriye’nin, Irak’ın kuzeyinde yuvalanmış terör örgütlerinin, kimler tarafından desteklendiğini de çok iyi biliyor. Bunların düğmelerine neden bu dönemde basıldığını da çok iyi anlıyor. Dolayısıyla arzu ediyoruz ki hem şehitlerimizi anmak, rahmetle yad etmek hem de Gazze’de olup bitenlerle Filistin’de olup bitenlerle bu terörist eylemlerin birbiriyle bağlantılı olduğunu hatırlatmak için 1 Ocak’ta inşallah buluşacağız.”
Bilal Erdoğan, 1 Ocak sabahında çevredeki camilerde sabah namazları kılınıp şehitler için hatim duaları yapılacağını belirterek, daha sonra hep birlikte camilerden Galata Köprüsü’ne doğru yürüneceğini ve yeni yılın ilk sabahında Türkiye’den dünyaya güçlü bir mesaj gideceğini kaydetti.
Türk milletinin olanların farkında olduğunu vurgulayan Erdoğan, konuşmasını, “Türk milleti, Filistin’in yanında, Türk milleti, bu toprakları kolay kazanmadığını biliyor ve bu topraklar üzerinde kimselerin oyunlar oynamasına müsaade etmeyecek. Bunu inşallah haykırmak istiyoruz. Sizlerin aracılığıyla da inşallah 1 Ocak sabahı Galata Köprüsü’nde buluşmak üzere…” diye tamamladı.
]]>
Çınarlı’da bulunan mevcut şehitliğin yanına eklenen müzede, Gazi şehirlilerin gösterdiği direnişi kırmak için seçilen Çınarlı Cephesi’nin stratejik önemi ve dönemin emperyalist gücü olan Fransızların taarruz hareketini özetleyen yazılı kaynaklar yer alırken, Milli Mücadele sürecinde cephe bölgesinde elde edilen buluntular sergileniyor.

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep Valisi Kemal Çeber ve il protokolü üyelerinin açılışını yaptığı, “Antep Savunması Şehitliği ve Saygı Müzesi” için programda Kurtuluş Savaşı’nda bağımsızlık mücadelesi veren cephelerden getirilen topraklar şehitliğe döküldü ve buket kondu.

BİR ASIR ÖNCE ANTEP SAVUNMASINDA YAŞANAN İNSANİ DRAMIN AYNISI BUGÜN GAZZE’DE YAŞANIYOR
“Bir asır önce Fransızların Antep’e düzenlediği saldırıların aynısını bugün İsrail Gazze’ye uyguluyor.” Bu sözler Panorama 25 Aralık Müzesi Tarih Kurulu Başkanı Sıtkı Severoğlu’na ait. Aynı zamanda gazi torunu olan Severoğlu, taktiksel anlamda ve ortaya çıkan insanî dram açısından her iki olayın çok benzer olduğunu söylüyor.
Bu tablo,,
Tam yüzyıl öncesine ait.
Açlığa terk edilen bir halkı,,
Ve
Onları açlığa mahkûm eden
İşgâlci güçleri resmediyor.
Bundan bir asır önce Antep kuşatılınca yiyecek bir şey kalmadı.
Antepliler maalesef açlıktan hiç kullanılmayan, yenilmeyen acı zerdali çekirdeğini içinde siyanür bulunan ekmeklerinin ununa katmak zorunda kaldılar. Böylesine bir açlık vardı bir asır önce.
İçecek suyun ulaşamaması ekmeğin bulunamaması bir asır önce Antep’teydi bugün Gazze’de bunu çok net olarak gözlemliyoruz.
Sıtkı Severoğlu…
Antep savunması ve milli mücadeleyi anlatan
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Panorama 25 Aralık Müzesi Tarih Kurulu Başkanı.
Gazi torunu.
Ona göre,
Gazze ile Antep kuşatması arasında büyük benzerlikler var.
“Bir asır önce Gaziantep’e bakıp bugün dünyaya bakıp dünyayla karşılaştırdığımız zaman maalesef dün Ukrayna’da benzer şeyleri gördük yine kadın ve çocukların yaşadığı şehirler bombalanıyordu. Bugün Gazze’ye baktığımızda yine aynı şeyleri görüyoruz. Kadın ve çocukların yaşadıkları şehirler, bölgeler bombalanıyor.
Orantısız bir güç vardı. Bugün Gazze’de onu görüyorum ben.
Orada İsrail’in çok ciddî bir kadın çocuk sivil ayrımı yapmadan bombardımana tabi tutması söz konusu. Orada insanlar ölüyor. Benim açımdan orada kimin ne düşündüğünün bir önemi yok ama çok net bir biçimde”
Gaziantep’teki Panorama 25 Aralık Müzesi,
Antep savunmasını anlatan 12 diarama var.
Severoğlu,
Her birinde,,
bugün Gazze’de yaşananları görüyor.
Fransızlar,
Antep kuşatmasında taş üstünde taş bırakmamıştı.
Tıpkı İsrail’in Gazze’de yaptığı gibi.
Gaziantep’te bundan bir asır önce 15 bin sivil mimarlık yapısının 10 bini yerle bir olmuştu, Fransız bombardımanlarıyla.
Orada da televizyonlarda görebiliyoruz, Gazze’de yaşanılanları. Atılan bombalarla ilgili çok büyük bombardıman var, binalar yerle bir oluyor. Adeta kıyamet kopuyor oralarda. Bunlar bizi insan olarak üzüyor.
Ve direniş…
Severoğlu’na göre,
Her iki olayda halkın direnişi de benzer.
Bundan bir asır önce, önce İngilizler sonra Fransızlar bu bölgeyi işgâl ettiklerinde çok kolay ele geçirebilecekleri bir kentle karşı karşıya olduklarını düşünüyorlardı.
O dönemde Gaziantepliler, gelecek işgâle karşı direniş için hazırlık yapıyorlardı zaten.
Gazze’de bir direniş var, orada yaşayan insanların gidebilecekleri bir yer yok.
İsrail’in 7 Ekim’de başlattığı saldırılarda binlerce Gazzeli hayatını kaybetti.
]]>
Bu yaygın ritüel, güne başlamadan önce bir fincan kahve içmeden duramayan milyonlarca insanı kapsar. Fakat tüketilen kahvenin mevcut ısı oranına insan sağlığı açısından dikkat edilmesi gerek. Kahve sıcak mı içilmeli soğuk mu? Soğuk kahvenin zararları nelerdir?

SOĞUK KAHVE ZARAR VERİYOR!
Yaz aylarının ferahlatan etkisine sahip olan soğuk kahveler, gastrit, midede rahatsızlık gibi belirtilere daha fazla sebep olabilir. Yapılan bilimsel araştırmalara göre soğuk kahve, mide bağırsak sorunları, özellikle gastrit oluşumunda daha etkin bir rol oynamaktadır.
Özellikle son yıllarda tüketim çılgınlığına bürünen bol şekerli aromalı soğuk kahveler gün içerisinde çok fazla tüketildiğinde gereksiz kalori alımına sebep oluyor. Anlık doygunluk hissettiren ama uzun vadede çok çabuk acıktıran bu aromalı soğuk kahveler vücutta yağlanmaya sebep oluyor ve kilo alımına zemin hazırlıyor. Soğuk kahve tüketimini azaltmazsak eğer; obezite, insülin direnci, karaciğer yağlanması, kolesterol gibi türlü hastalıklarla karşılaşmamız an meselesi.
SICAK KAHVE KANSER VE KALP HASTALIKLARI GİBİ RİSKLERİ ÖNLÜYOR!
ABD’deki bir üniversitede yapılan araştırmaya göre, sıcak kahve soğuk kahveye oranla daha fazla antioksidan içeriyor. Yılda 400 milyar fincandan daha fazla kahve tüketerek, insanlar kahvenin sağladığı faydalardan da yararlanıyor. Araştırmalara göre, kahve içmenin karaciğer kanseri, kalp hastalığı ve tip 2 diyabet gibi belirli hastalıkların riskini azalttığı bilinmekte.
Ayrıca, kahve B vitaminleri, potasyum ve riboflavin gibi besinleri içererek vücut için önemli bir antioksidan kaynağı olarak da dikkat çekiyor. Kahve, sunduğu faydalarla sadece bir içecek olmanın ötesine geçmiş durumda.

ABD’deki Thomas Jefferson Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, sıcak kahve soğuk kahveye göre daha fazla antioksidan barındırıyor. Bu araştırmada, sıcak ve soğuk kahve arasında önemli bir kimyasal fark olduğu belirlendi ve sıcak kahvenin soğuk kahveye kıyasla hücrelere verilen zararı önlemeye veya yavaşlatmaya daha fazla yardımcı olduğu tespit edildi.
Sıcak kahvenin yüksek antioksidan seviyeleri sayesinde kanser, kalp hastalıkları, karaciğer hastalığı ve tip 2 diyabet riskini azaltabileceği belirtiliyor. Bu nedenle, sıcak kahve daha sağlıklı bir seçenek olarak karşımıza çıkmakta.
DEMLENEN KAHVE MUTLULUK VERİYOR!
Kafein ve içerdiği besinler, sıcak kahve ile dakikalar içinde hızlı bir şekilde ortama yayılır. Demleme işleminin hızı, örneğin soğuk demlenmiş kahveye kıyasla daha hızlı olduğundan, sıcak kahve genellikle belirli bir asidik tatla sonuçlanır.

Bu asidik tat, sıcaklığın tat algımızı etkileyebileceği veya sıcak kahvenin asitlik seviyesinden kaynaklanıyor olabilir. İnsanların çoğu, sıcak demlenmiş kahvede, buzlu kahveye göre daha fazla asit tadını alır. Böylelikle sıcak içeceklerin daha büyük ve güçlendirilmiş tatlar sunduğu bilinmektedir.
Sıcak kahvenin sadece aroması değil kokusu bile, uykusuzluğun, stresin veya yorgunluğun etkilerini azaltmak için yeterli olabilir. Sıcak kahve, soğuk kahveye göre daha yüksek kafein içeriğine sahip olduğundan, kişileri daha dinç tutmaya da etkisi vardır.

Ayrıca, sıcak olan kahvenin insanlara mutluluk verdiği yapılan grup araştırmaları sonucu ortaya konmuştur. Sıcak kahve içmek, bazı kişilerde olumlu bir ruh hali ve keyif duygusu bırakır. Bu nedenle, sıcak kahvenin sadece enerji vermekle kalmayıp aynı zamanda mutluluk hormonu salgıladığı da bilinmektedir.
]]>Düzenlenen açılış programına Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Oğuzeli Belediye Başkanı Mehmet Sait Kılıç, Gaziantep İl Müftüsü Hüseyin Hazırlar, Konya Büyükşehir Belediyesi Konya Kültür A.Ş. Genel Müdürü Osman Demirtaş ve öğrenciler katıldı. Protokol konuşmaları sonrası kurdele kesilerek sergi Gaziantep’te ilk ziyaretçilerini ağırladı.
19 FARKLI DİLDE MESNEVİ NÜSHALARI VE 180 BİNDEN FAZLA ESER DEĞERLENDİRİLDİ
Rumi Dreams, Hz. Mevlana’nın yaşamı ve evreni yorumladığı çok katmanlı felsefi merceğinden ilham alarak Mevlâna Arşivleri’nden oluşan geniş bir veri kümesini canlandıran yapay zekâ tabanlı bir ışık ve hareket gösterisi olarak sunuluyor. 19 farklı dilde Mesnevi nüshaları, 180 binden fazla tekke resimleri, eski kitap sayfaları, belgeler ile tasavvuf müziği ve icra kayıtlarını işleyen Anadol ve ekibi Mevlâna’nın dünya görüşünün simgesi olan disiplinler arası veri setini makine öğrenme algoritmalarıyla işliyor.
ÇALIŞMA ZİYARETÇİLERİN GÖNÜLLERİNE DOKUNACAK
Çalışma metin, ses, görüntüler ve Rumi Rüyaları olarak 4 bölümden oluşuyor. Çok boyutlu, dinamik bir performans oluşturan Rumi Dreams, ışık, bilgi ve hareketin anlamları arasındaki yakınlaşmanın büyüleyici sanatsal bir ifadesi olarak ortaya çıkarken ziyaretçileri “Dünyayı aydınlatan ışığını” bulmaya teşvik ediyor.
ŞAHİN: MESNEVİ’Yİ, ANLAYARAK, AKLI SELİM BİR ŞEKİLDE VERDİĞİ MESAJLARI DÜŞÜNEREK OKUYACAĞIZ
Açılış töreninde konuşma yapan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, konuşmasında kültürün insanın kimliği olduğunu aktararak şunları söyledi:
“Kültür, yuvarlanan bu dünyada sağlam ve dik durmaktır. Bu şehir, bütün medeniyetlerin harmanlandığı çok özel bir şehirdir. Çocuklarımızı yarınlara iyi insan, adaletli iyi bir yönetici olarak yetiştirmek gerekiyor. Mesnevi’yi, anlayarak, aklı selim bir şekilde verdiği mesajları düşünerek okuyacağız. Hocalarımıza çok iş düşüyor bu konuda. Hocalık peygamberlik mesleğidir. Üstünlüğün takva olduğu, takvanın da iyi insan olmanın olduğu medeniyet kodlarımızı iyi anlamamız ve uygulamamız gerekiyor. Okuduğumuzda, düşündüğümüzde insani değerlerle kuşanacağız. Eğer uygulamış olsak, bu dünya bunu başarmış olsa bugün Gazze’de bu yaşananlar gerçekleşmez, çocuklar ölmezdi.”
KALP GÖZÜ İLE ANLAYARAK, EMPATİ KURARAK DİNLEMEK GEREK
Hz Mevlana’nın en önemli cümlesinin “Dinle” olduğunu aktaran Başkan Fatma Şahin, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Kalp gözü ile anlayarak, empati kurarak dinlemek gerek. Bizler geldik gidiyoruz. Yarının gençleri burada olacak. Daha adaletli yöneticiler olmaları için çok iyi yetiştirilmesi gerekiyor. Yaşatanlar ve öldürenler dünyasında Hz. Mevlana yaşatanları, iyiler ve kötüler dünyasında Hz. Mevlana iyileri temsil ediyor. Bu şehri çocukları iyilerin çocukları olacak. Bu şehrin gençleri yaşatanların şehri olacak. Burası Küçük Buhara ve gençleri iyi yetiştirmek bizim en büyük görevlerimizden birisi. Gönül çok önemli. Aklı selim, kalbi selim ve zevki selim. Bunun sonunda mutlu bir şehir, mutlu çocuklar, mutlu gençler oluşacak. Bütün dünya için ‘Yurtta barış dünyada barış’ amacıyla barış kalpte başlar diyerek iyi bir insan, adaletli yönetici, çocukların öldürülmediği bir dünyada katkısı olan bir insan olmak için buradayız.”
KILIÇ: MANEVİ MİMARLARIMIZDAN BİRİDİR MEVLANA
Programda konuşan Oğuzeli Belediye Başkanı Mehmet Sait Kılıç ise emeği geçenlere teşekkür ederek, “Biz çok şanslı bir milletiz. İnsanlığa yön veren, insanlığın insan olma amacına hizmet eden bir milletiz. Her zaman garibin, ezilmişlerin yanında olduk. Burada andığımız Mevlana’yı okudukça daha çok okumak istiyor insan. Manevi mimarlarımızdan biridir Mevlana” diye konuştu.
Gaziantep İl Müftüsü Hüseyin Hazırlar ise 21’inci yüzyılın teknolojik ve bilimsel gelişmelerin ilerlediği ortamda gönül penceresinde bir kuraklık oluşturduğunu söyleyerek, “Mevlana Hazretleri’nin coğrafyaları, kıtaları aşan engin anlayışı, İslam Medeniyeti’ni yansıtan, sevgi, rahmet, birleştirici rolünü anlatan bu yaklaşımı çok kıymetli. Bu rol modeli yeni çağın insanına anlatmak, tanıtmak son derece önemli. Bu çalışmanın Gaziantep’te yer verilmesi çok önemli” dedi.
Konya Büyükşehir Belediyesi Konya Kültür A.Ş. Genel Müdürü Osman Demirtaş ise Rumi Dreams hakkında bilgi vererek çalışmanın oluşum serüveni hakkında bilgi verdi.
]]>