Bilim insanları, bu canlıların soylarının tükenmesinden son iki Buzul Çağı boyunca yaşanan şiddetli iklim değişikliği olaylarının sorumlu olduğunu düşünüyordu. Fakat yeni bir çalışma farklı bir “suçlu” üzerinde duruyor: insanlar.
Mail Online’ın haberine göre, paleoklimatoloji verileri, korunmuş DNA örnekleri, arkeolojik kanıtlar ve daha fazlasını bir araya getiren kapsamlı bir incelemeyle ilk avcı-toplayıcılardan gelen “insan avcılığının” şu anda mevcut tüm kanıtlar tarafından en çok desteklenen neden olduğunu belirledi.
Yeni çalışmada, “Davranışsal olarak modern insanların doğrudan ve dolaylı baskıları için güçlü ve kümülatif bir destek var” sonucuna varıldı.
ARAŞTIRMA SONUÇLARI İNSANLARI İŞARET EDİYOR
Bilim insanları uzun zamandır mamutların, dev tembel hayvanların ve 44 devasa, bitki yiyen ‘megaherbivor’un daha yaklaşık 50.000 yıl önce neden soylarının tükendiğini tartışıyor. Araştırma sonuçları, bu türlerin neslinin tükenmesinin ardındaki “temel etkenin” insanlar olduğunu gösteriyor.
‘Megafauna’ olarak adlandırılan 45 kilogram üzerindeki büyük hayvanların, modern çağlardaki ortalamanın üzerindeki yok olma oranları olduğu görülüyor. Fosil kayıtları, bu büyük türlerin soylarının çok farklı zamanlarda ve çok farklı hızlarda tükendiğini, bazılarının sayılarının oldukça hızlı, bazılarının ise daha yavaş azaldığını (bazı durumlarda 10 bin yıl veya daha uzun bir süre boyunca ) ortaya koyuyor.
Bu yok oluşların çok azı, “Geç Kuvaterner” dönemi olarak bilinen ve Pleistosen çağının sonunu, son iki Buzul Çağı’nı ve 11.700 yıl önce Holosen çağının başlangıcını içeren bu zaman dilimindeki iklim kayıtlarıyla iyi bir şekilde eşleşmektedir. Fakat bu yok oluşların çoğunun modern insanların yerel olarak gelişiyle bağlantılı olduğu ileri sürülmektedir.
HAYVAN POPÜLASYONU NASIL AZALDI?
Aarhus Üniversitesi’nde paleo-ekoloji ve biyoçeşitlilik araştırmaları yapan çalışmanın başyazarı Jens-Christian Svenning, “Erken modern insanlar en büyük hayvan türlerinin bile etkili avcılarıydı ve büyük hayvanların popülasyonlarını azaltma yeteneğine sahiplerdi” dedi.
Svenning, “Bu büyük hayvanlar, uzun gebelik dönemleri olduğu, bir seferde çok az sayıda yavru ürettikleri ve cinsel olgunluğa ulaşmaları uzun yıllar aldığı için aşırı sömürüye karşı özellikle savunmasızdı ve savunmasızdırlar” diyerek sözlerine devam etti.
Danimarka Ulusal Araştırma Vakfı’nın Aarhus Üniversitesi’ndeki Yeni Biyosferde Ekolojik Dinamikler Merkezi’ni (ECONOVO) yöneten Svenning, yeni çalışmanın derlenmesine yardımcı olan diğer yedi araştırmacıdan oluşan bir ekibin başında bulundu.
Büyük hayvan neslinin tükenmesine ilişkin yaptıkları araştırma, en büyük 48 hayvandan 40’ının, yani 2.200 pound’un (1.000 kg) üzerinde olanların neslinin tükendiğini ortaya koydu.
Araştırmacı Jens-Christian Svenning, “Son 50.000 yıldaki büyük ve çok seçici megafauna kaybı, son 66 milyon yılda benzersizdir” ifadelerini kullandı.
Svenning yaptığı açıklamada, “Önceki iklim değişikliği dönemleri büyük, seçici yok oluşlara yol açmadı” dedi ve “bu da megafauna yok oluşlarında iklimin önemli bir rolü olmadığını savunuyor” dedi.
MIZRAK UÇLARINDA PROTEİN KALINTILARI VAR
Araştırma sonuçlarına göre tarih öncesi insanlar tarafından çok büyük hayvanları yakalamak için tasarlanan antik tuzakların yanı sıra insan kemiklerinin analizleri ve bulunan mızrak uçlarındaki protein kalıntıları, atalarımızın çevredeki en büyük memelilerden bazılarının avlanıp yendiğini göstermektedir.
Svenning, “İklimin rolüne karşı çıkan bir başka önemli örüntü de, son megafauna yok oluşlarının iklimsel olarak istikrarlı bölgelerde de istikrarsız bölgelerde olduğu kadar sert olmasıdır” dedi. Araştırma sonuçlarına göre Svenning’in ekibi, bir bölgenin iklim değişikliğine karşı savunmasızlığının bu yok oluşlarda rol oynamadığını fakat insan avcıların göçünün rol oynadığını tespit etti.
Ağırlık sınıfına göre yok olma yüzdelerinde azalma eğilimi gösteren megafauna ve özellikle uysal bitki yiyenlerin büyük bir hedef olduğu belirlendi. Geçtiğimiz beş bin yıldan günümüze kadar geçen daha yakın bin yılda, geri kalan megafauna, kaçak avcılar ve habitat kaybı da dahil olmak üzere, insan faaliyetlerinden dolayı yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalan türler arasında kaldı.
Araştırmacılar özellikle; Bubalus Mephistophelesadlı manda türünün, Equus Ovodovi adlı bir at ya da Equid türünün ve Junzi Imperialis adlı Gibon primat türünün dünya çapında yok oluşunu örnek gösterdi.
AKTİF KORUMA VE RESTORASYON GEREKİYOR
Svenning’e göre megafaunanın yok olması tüm ekosistemleri baltalayabilir çünkü bu büyük canlılar tohumların dağılmasında, beslenme alışkanlıklarıyla bitki örtüsünün şekillenmesinde ve atıklarıyla besin döngüsüne katkıda bulunmada rol oynuyor. Araştırmacı Svenning, ‘Sonuçlarımız aktif koruma ve restorasyon çabalarına duyulan ihtiyacı vurguluyor’ dedi.
Svenning, “Büyük memelileri yeniden dünyaya getirerek ekolojik dengelerin yeniden kurulmasına yardımcı olabilir ve megafauna bakımından zengin ekosistemlerde evrimleşen biyolojik çeşitliliği destekleyebiliriz.” diyerek sözlerini noktaladı.
“BUSHNELL’DEN İLHAM ALDIM”
26 yaşındaki Hebert, Gazze’deki insanların direnci ve İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde “Bu soykırıma ortak olmayacağım.” diyerek kendini yakan ABD Hava Kuvvetleri mensubu Aaron Bushnell’den ilham aldığını belirtti. Hebert, Gazze’de ateşkes yapılması çağrısıyla düzenlenen gösterilere katılmak ve İsrail’e silah sevkiyatının durdurulması adına baskı yapmak istediğini söyledi.
“ABD ORDUSU DOĞRUDAN SORUMLU”
Kongre üyelerinin ofislerini ziyaret etmek için görevinden izin aldığını dile getiren Hebert, şu ifadeleri kullandı:
“Gazze’de olup bitenlere karşı tamamen empati duyuyorum, 7 Ekim’den kısa bir süre sonrasından beri takip ediyorum ve bunun ne insanlıkla bir bağı ne de haklı bir tarafı var. Bu bir süredir kafamı kurcalayan bir konu çünkü ordu İsrail’e yardım etmekten, silah sağlamaktan doğrudan sorumlu. Ve bu durum kişisel olarak bana ve pek çok başka insana gerçekten büyük zarar verdi.”
Herbert, yaptığı eylem için belirli bir son tarih belirlemediğini vurgulayarak, “işgale son verin” çağrısı yaptı.

“YARDIM GİRİŞİNE İZİN VERİLMELİ”
İster ateşkes ister insani yardımın artırılması olsun sadece Gazze’de olumlu bir değişim istediğini kaydeden Hebert, Filistin topraklarındaki İsrail işgalinin sona ermesini umut ettiğini anlattı. Hebert, “Refah’tan yardım girişine izin verilmesinin önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Protesto amacının Filistin’deki insanları desteklemenin yanı sıra ordu, Dışişleri Bakanlığı ya da hükümette, insanların konuşmaktan korkmamalarını sağlamak olduğunu ifade eden Hebert, bunu yaparak büyük bir risk aldığını ve ciddi tepkilerle de karşılaşabileceğine dikkati çekti.
Hebert, “Ama bunu yapmaya hazırım çünkü bu tepkiler Gazze’deki insanların yaşadıklarının yanında hiç kalır.” ifadesini kullandı. Meslektaşlarının İsrail’in saldırıları hakkında ne düşündükleri sorulduğunda Gazze’ye yönelik desteğin çok az olduğunu söyleyen Hebert, bu durumun Gazze’de neler olup bittiği konusundaki cehaletten kaynaklandığını dile getirdi.
Hebert, 6 aydır hatta 76 yıldır devam eden bu durumu insanların şimdiye kadar bilmesi gerektiğine işaret ederek, “Ama bence aktif görevdeki üyelerde de tepkiyle karşılaşmaları ihtimali nedeniyle seslerini yükseltme korkusu var ve Gazze’ye destek olmak, kendi görüşlerine göre, dış politikamıza alenen karşı çıkmak olarak değerlendirilebilir.” dedi.

“İNSANI KRİZ YARATMAK İÇİN HASTANELERE SALDIRIYORLAR”
İsrail’in Gazze’ye saldırısında uluslararası yardım kuruluşu Dünya Merkez Mutfağı (World Central Kitchen-WCK) çalışanlarının hayatını kaybettiği olay sorulduğunda ise Hebert, bunun İsrail’in şimdiye kadar yaptıklarından farklı bir şey olmadığını söyledi.
Hebert, “Bence bu onların Gazze’de yaptıklarıyla örtüşüyor. UNRWA’nın (BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı) fonlarını kesmek için çok sıkı lobi faaliyetleri yürütüyorlar. Kendi yaptıkları soykırımı Filistinliler belgeleyemesin diye gazetecileri hedef almak uğruna ellerinden geleni yapıyorlar. İnsani krizi yaratmak için hastanelere saldırıyorlar. Bu yardım görevlilerinin ölmesi genel anlamda şok edici ama bence bu İsrail’in sivillere karşı yürüttüğü savaşla da örtüşüyor.” diye konuştu.