Türk savunma sanayisinin önde gelen askeri kara aracı üreticilerinden Otokar, yarın Paris’te başlayacak Avrupa’nın en büyük, dünyanın önde gelen savunma sanayi fuarlarından Eurosatory’de bir dizi ürününü sergileyecek. Bu kapsamda, ağır sınıf insansız kara aracı ALPAR, yurt dışında ilk kez tanıtılacak.
Türkiye’nin insansız olarak tasarlanan ilk ağır sınıfı kara aracı olan 15 ton azami yüklü ağırlığa sahip ALPAR, seri hibrit elektrikli tahrikli altyapısı ile tamamen sessiz görev yapabiliyor.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Otokar, ilk kez geçen yıl tanıttığı ALPAR’a yönelik olarak geçen sürede mühendislik ve kalifikasyon test faaliyetlerine yönelik bir dizi çalışma yürüttü.
Bu kapsamda, araçta otonomi ve uzaktan kontrol alanına odaklanıldı, bu alanda geliştirme ve test faaliyetleri gerçekleştirildi.
Yürütülen çalışmalar sonunda sürüş kontrolleri ve algoritmaları geliştirilen ALPAR’a otonomi alanında A noktasından B noktasına devriye ve öndeki aracı takip etme fonksiyonları, 2D ve 3D haritalama özelliği kazandırıldı. Bu fonksiyonların ileri seviye geliştirilme faaliyetleri devam ediyor.
Otonomi ve sürüş destek konularında ALPAR daima gelişime açık bir araç olacak. Teknoloji ve yürütülen çalışmalara göre Otokar, aracın otonomi seviyelerini sürekli artıracak.

YOL VE ARAZİDE GÜCÜNÜ TEST EDİYOR
Bu geliştirmelerin dışında seri hibrit güç alt yapısına sahip ALPAR’ın yol ve arazi ortamlarındaki mobilite testlerine devam ediliyor. Bu testler, yüksek gerilime sahip batarya verimliliğini, güç tüketimlerini ve araç menzilini, elektrik motor verimliliklerini ve optimizasyonlarını içeriyor.
Aracın kontrol edildiği Uzaktan Kontrol Birimi ünitesinde de kullanıcı kontrolünü kolaylaştırmak, daha etkin hale getirmek ve durumsal farkındalığı arttırmak adına geliştirme faaliyetleri devam ediyor.
Otokar, ALPAR ile teknolojik yenilikleri takip ederek Türk savunma sanayisine en ileri seviyede yenilikçi bir çözüm sunmayı amaçlıyor.
GELECEK İNSANSIZ SİSTEMLERE İŞARET EDİYOR
İnsansız araçların askeri amaçlarla kullanımına yönelik olarak savunma sanayisi gelişmiş, modern ordulara sahip ülkelerde çeşitli çalışmalar yürütülüyor.
Dünyada ALPAR tarzı araçlar henüz tam operasyonel değiller ve geliştirme faaliyetleri şirket/askeri güç seviyelerinde devam ediyor. Ancak gelecekte otonom sistemlerin muharebe sahasının bir parçası olması bekleniyor.
Muharebe sahasının her zaman insan kararını gerektiren koşullara sahip olması otonom sistemlerin birebir insanların yerini almasının mümkün olmadığını ortaya koyuyor. Bunun yanında ALPAR gibi araçlar tehlikeli görevlerde personeli korumak için büyük avantaj sunuyor. Bilinmezliğin yüksek olduğu veya insan için zararlı olacak KBRN tehdidi gibi pek çok riski barındıran görevde askeri korumak amacıyla bu sistemlerin yaygın olarak kullanılması öngörülüyor.
Yapay zeka ile insan hatasını en aza indirecek; devriye, gözetleme gibi rutin görevlerde de insansız sistemlerin gelecekte ön plana çıkacağı değerlendiliyor.
Otonom sistemlerin uzak gelecekte ise tank takımlarında “kanat tankı” olarak görev alması bekleniyor.
DİĞER İHA VE İKA’LARLA ÇALIŞACAK, PEK ÇOK GÖREVİN ÜSTESİNDEN GELECEK
ALPAR, muharebe sahasındaki tüm bu ihtiyaçlar ve son teknolojik gelişmeler dikkate alınarak geliştirildi.
Farklı görev ihtiyaçlarına yönelik çözümler sağlayan modüler elektronik altyapısı sayesinde keşif gözetleme veya muharebeye yönelik farklı görev kabiliyetlerini ortaya koyabilen ALPAR, otonom ve uzaktan komuta, düşük termal ve akustik iz, araç takip, arazide hafif tank ve benzeri araçlara denk hareket çevikliği gibi yetenekleri birleştiriyor.
ALPAR, sahip olduğu elektrikli tahrik altyapısı sayesinde insanlı araçlarla ve/veya piyadeyle birlikte ana unsur veya kanat elemanı olarak görev icra edebiliyor, tehlikeli bölgelerde engel keşfi, meskun mahalde gözetleme ve keşif, arazi şartlarının değişmesi halinde güzergah keşfi gibi maksatlarla araçta taşınan insansız hava ve kara (İHA/İKA) araçlarıyla birlikte kullanılabiliyor.
Düşman/terör mevzilerinin atış ile baskı altına alınması, personel riskini asgariye indirerek düşman araçlarıyla tesislerinin ana silah veya güdümlü füze ile etkisiz hale getirilmesi, ateş ve ateş destek unsuru olarak görev yapması, keşif ve gözetleme görevlerinin icrası gibi sorumluluklar üstlenebilen ALPAR, devriye, sınır gözetleme, mini insansız kara aracı ve dron taşıma gibi otonom görevleri,
hedef tespiti ve lojistik destek faaliyetlerini yerine getirebiliyor.
ALPAR ayrıca dolanan mühimmat taşıyıcı, otonom ikmal, İHA savar, elektronik harp gibi görevler için uygun platform olarak öne çıkıyor.
DOST/DÜŞMAN TANIYOR, EVE DÖNÜYOR
Otonom ve uzaktan kontrollü sürüş kabiliyetleri kapsamında 360 derece durumsal farkındalığa sahip araç, MIMO radyo ile kullanım durumunda 5 kilometreye kadar görev yapabiliyor, uydu haberleşme ile etkin, gelişmiş uzaktan kontrol ve bağlantı yetenekleri sunuyor.
Küresel Konum Belirleme Sistemi olmayan ortamlarda yerel harita üzerinden yol belirleyebilen ALPAR, verilen rotaya gidiş ve devriye görevleri, öndeki aracı ya da personeli takip etme, konvoy görevi, diğer insansız unsurlar ile haberleşme, eve dönüş, 2D ve 3D LIDAR haritalama, engel algılama ve yeni rota belirleme, dost/düşman tanıma, sürü yönetimi gibi yeteneklerle verilen görevleri yerine getiriyor.
Son dönemlerde insansız hava araçlarının Türk Donanması’na ait platformlarda konuşlanmasına ilişkin önemli haberler duyuyoruz. Aslında bu Türkiye’nin yenilikçi harekat konseptlerine uyum sağlama çabaları olarak da okunuyor. Sadece İHA ve SİHA’ların değil insansız helikopterlerin de Mavi Vatan’da görev üstleneceği yıllar pek de uzak görünmüyor.
Türkiye’nin insansız sistemlerde ortaya koyduğu başarı özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yeni döneme ilişkin planlamalarında hem elini rahatlatıyor hem de kurmay sınıfın çok farklı enstrümanları bir arada kullanabilmesinin önünü açıyor.
Halihazırda İHA ve SİHA’ların gemilere iniş-kalkış yapabilmesi için çalışmalar devam ediyor. Arka planda ise insansız helikopterlerin de benzer görevlerde rol oynayabilmesi adına ciddi bir emek harcanıyor. Türkiye’nin neden bu konuya son zamanlarda daha çok yoğunlaştığını ve muhtemel yol haritasını Savunma/Denizcilik Uzmanı Kozan Selçuk Erkan ile konuştuk…
DİKİNE İNİŞ-KALKIŞ YAPABİLEN ARAÇ İHTİYACI ARTIYOR
Türk Deniz Kuvvetleri’nin gemi sayısının hızla arttığını ve gelecek dönemde de yeni platformların listeye ekleneceğini söylüyor Erkan. TCG Anadolu, istif sınıfı firkateynler, açık deniz karakol gemileri ve belki de uçak gemisi akla ilk gelenler.
Erkan burada bir parantez açıyor ve bazı yeni gemilerin helikopter taşıyabilme kabiliyeti olduğunun altını çiziyor. Haliyle bu gemilerde kullanılacak helikopter ihtiyacı da doğuyor. İşte bu noktada insansız sistemlerin daha çok konuşulduğunu söylüyor.
“Son zamanlarda yeni bir helikopter alım ihalesi duymadık. Belli ki ilk etapta bu ihtiyacı dikine iniş-kalkış yapabilen insansız hava araçları ve insansız helikopterlerle çözmek gibi bir plan var. Kamuoyuna yansıyan kimi gelişmeler bunu doğrular nitelikte” diyerek yakın ve orta gelecekteki muhtemel yol haritasından bahsediyor.

CAN KAYBI RİSKİ YOK VE ÇOK DAHA UCUZ
İnsansız sistemlerin bu denli baskın olmasında sahip oldukları kritik teknolojiler de etkin ancak aslan payı, hem personel kaybı riskini ortadan kaldırmaları hem de insansız platformlara göre üretim/işletme maliyetlerinde çok daha ucuz olmaları.
Gemiden kalkıp keşif-gözetleme-istihbarat işleri için bir uçak kaldırmakla insansız bir sistem kaldırmak arasında mali açıdan ciddi farklar var.
Tabii insansız sistemlere yönelen tek ülke Türkiye değil… Kozan Selçuk Erkan, ABD ve özellikle Avrupa donanmalarında insansız deniz helikopterlerinin neredeyse standart hale geldiğini, hatta çok önemli görevleri yerine getirmeye başladıklarından bahsediyor.
Çinliler için de ayrı bir parantez açıp, “Onlar da neredeyse her gün yeni bir model dikine kalkış yapabilen insansız hava aracı tanıtıyor. Bu konuda geç kalmadan bir an evvel bu işe çok farklı hava araçlarıyla başlamamız gerek. Aksi halde geç ve geride kalma riskimiz var” uyarısında bulunuyor.

“ENTEGRASYON İÇİN BİRAZ GAZA BASMAK ŞART”
Türkiye’nin TCG Anadolu ve kimi diğer gemilere insansız uçar sistemler entegre edeceği sır değil… Bayraktar’ın TB-3’ü, dikey iniş-kalkış yapabilen KALKAN DİHA’sı ve KIZILELMA akla ilk gelenler. Öte yandan ülkemizin insansız ilk helikopteri ALPIN için de deniz platformlarına yönelik çalışma başladığını biliyoruz. Yine TUSAŞ’ın kargo İHA çalıştığı ve belki de onun da deniz platformlarında kullanılabileceği konuşuluyor.
Tüm bunları alt alta eklediğimizde Türk Donanması’nın insansız hava platformlarıyla çok yoğun bir mesai harcayacağı tablosu çıkıyor ortaya. Kozan Selçuk Erkan, Türkiye’nin bu konuda biraz daha hızlanmasının şart olduğuna dikkati çekip, sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Savunma sanayinde teknolojiyi çok yakından takip etmek zorundasınız. Aksi halde siz ne kadar güçlü ya da büyük olursanız olun teknolojisi yüksek küçük sistemler sizi denklem dışına itebilir. Dünyanın geldiği nokta itibarıyla bu alanda artık kaybedecek tek bir dakikamız yok. İnsansız sistemlerin deniz platformlarıyla birlikteliği adına eldeki imkanları hızla geliştirmek ve entegrasyonu sağlamak zorundayız.
Eğer bunu başarabilirsek sadece kendi kuvvet unsurlarımız için muazzam bir çözüm üretmekle kalmayacağız. Aynı zamanda dünyaya satmaya başladığımız savaş gemileri için de çok kritik bir ‘tamamlayıcı ürün’ elde edeceğiz. Haliyle gemiyi sipariş eden ülkenin bu tür sistemleri alma ihtimali de artacak. İşin arka planında böylesine büyük bir ihracata potansiyeli de olduğunu es geçmemek gerek.”
Kayacı Savunma Genel Müdürü Hakan Kayacı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, OES Denizcilik, Emtech Bilişim, üniversite-sanayi işbirliğini Kayacı Savunma çatısı altında bir araya getirdiklerini ve 10 yıl önce temelleri atılan projeyi hayata geçirdiklerini söyledi.
İnsansız su üstü aracı OKHAN’ın MÜSİAD Expo Fuarı’nda prototipini sergilediklerini ve demo gösterimi gerçekleştirdiklerini anlatan Kayacı, 2 yıldır da deniz testleri yaptıklarını ifade etti.
OKHAN’ın 11,5 metre boyunda, 7 ton ağırlığında, 2×195 toplam 390 beygir gücünde, 27 knot hız yapabilme kapasitesinde olduğunu dile getiren Kayacı, aracın keşif, gözetleme, takip gibi özelliklerini test ettiklerini belirtti.

SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞININ TALEPLERİ ÇALIŞILDI
Mersin’de Sahil Güvenlik Komutanlığının istekleri doğrultusunda onların taleplerini çalıştıklarını vurgulayan Kayacı, “Geldiğimiz noktada teknemiz denizde. Savunma Sanayii Başkanlığımız ve Sahil Güvenlik Komutanlığımız gerekli test ve incelemeleri yaptılar. Çalışmalarımız ülkemiz adına gurur verici noktaya gelmiş durumda. Otonom olarak çok iyi yerde olduğumuzu biliyoruz. Çünkü en iyi çalıştığımız alan. Teknemiz her deniz koşuluna uygun ayarlanmış ve üretilmiştir. Teknemizin en büyük özelliklerinden birisi de yerlilik oranı yüzde 85’e varan bir yerlilik oranıyla ilerliyoruz.” dedi.
Aracın Katar’da çok ilgi gördüğünü dile getiren Kayacı, görüşmeler ve bağlantılar kurduklarını, ülkeyi insansız deniz araçlarında en iyi şekilde temsil etmek için çalışmalarını sürdürdüklerini bildirdi.
Aracın testlerini sürekli devam ettirdiklerini anlatan Kayacı, 10 yıllık AR-GE çalışması, 2 yıllık deniz testleri dikkate alındığında kuvvet komutanlıkları, kullanıcı birimlerle çalışmaya başladıklarında istekleri 6 ay içerisinde gerçekleştirebilir noktada olacaklarını belirtti.

REKABETTE ULUSLARARASI PAZARLAR, HEDEFTE İHRACAT VAR
Savunma sanayisindeki ihracat rakamlarının artmasına katkıda bulunmak için çalışmalarını sürdürdüklerini ifade eden Kayacı, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi Orta Doğu ülkeleri ile Endonezya pazarı için kendilerini hazırladıklarını aktardı.
Kayacı, “Çok yeni, gelişmekte olan bir teknoloji. İnanıyorum ki Türkiye insansız deniz araçlarında dünyada en iyilerden biri, hatta lider olacak. Bu sektörde paydaşlarımızla birlikte en iyi yere varacağımıza inanıyorum. Çünkü İHA’larda Türkiye nasıl o gururu yaşıyorsa insansız deniz araçlarında da bu yolda ilerlemek için mücadele ediyoruz. Hedefimiz dünyaya Türkiye’nin savunma sanayisinde bir yıldız olduğunu her zaman göstermek, en iyi yerde tutmaktır.” diye konuştu.

Aracı benzerlerinden ayıran en önemli özelliğinin otonom olması olduğunu vurgulayan Kayacı, kendi telemetrileri, haberleşme sistemlerini kullandıklarını, AR-GE çalışmalarıyla ilerlediklerini söyledi.
Kayacı, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Pazar o kadar büyük ki biz ihracatta en güzel yeri almaya bakacağız. Hedefimiz ‘onu geçelim, bunu geçelim’ değil dünyada kimi, kimleri geçeceğimize bakacağız. İnsansız deniz araçları üzerine çalışan bütün firmalarımız bu arenada birlikte yol alacağımıza inanıyorum. Bayrağımızı dünyada en iyi yere nasıl taşırız, hedefimiz bu. İhracat bizim için önemli. Dünyadaki pazar çok büyük, yavaş yavaş sonuçlanıyor, geride kalmamamız gerekiyor. Birbirimize destekli gitmemiz gerekiyor. Bu iş ülke meselesi.”
Bu noktada gözden kaçmaması gereken detaylardan biri söz konusu platformlar üretilirken aslında arka planda çok değerli bir ekosistemin de oluştuğu gerçeği. Geçtiğimiz gün ilk kez havalanan ANKA-3’ün uydu haberleşme sistemlerinin tamamen yerli/milli imkanlarla geliştirilmiş olması akla gelen örneklerden biri.
CTech Genel Müdürü Cüneyd Fırat ile hem ANKA-3’ün bu uçuşunu hem bu sistemlerin milli imkanlarla üretilmesinin neden önemli olduğunu hem de NATO’dan aldıkları teklifi detaylıca konuştuk.
Haberleşme teknolojilerinde sektörün öncülerinden biri
Önümüzdeki sene 20’nci yıla adım atacak şirketin kuruluşundan bugüne elektronik sistemler ve bilhassa haberleşme teknolojileri üzerinde yoğunlaştıklarından bahsediyor Fırat. Elektronik sistemlerin tasarımı, geliştirilmesi, üretimi ve idamesiyle ilgili çok değerli bir altyapıları olduğuna değiniyor.
Şirketin esas meselesinin ‘haberleşme teknolojileri’ olduğunu söylüyor ancak kritik bir parantez açıyor… Aynı zamanda siber güvenlikle ilgili çalışmalar yaptıklarını da vurgulayıp “Haberleşme ve siber güvenlik çok iç içe meseleler. Biz daha çok bilgi güvenliği üzerine yoğunlaştık” bilgisini paylaşıyor.
“Aktarılacak verinin büyüklüğü giderek artıyor”
Gelişen teknolojiyle birlikte platformdan merkeze ya da merkezden platforma gönderilen veriler de çeşitlendi. “Haliyle daha fazla ve daha yüksek boyutlu bilgileri çok hızlı gönderebilmenin bir yolunu bulmak zorundasınız” diyor Fırat ve devam ediyor:
“İşte biz de bunu yapıyoruz… Savunma, havacılık, telekomünikasyon gibi aslında teknoloji çıtasının çok yüksek olduğu sektörlere hizmet veriyoruz. Buradaki şirketlerin standartları ve beklentileri en üst seviyede.
Bizim haberleşme alanındaki çalışmalarımızın önemli bir kısmı uydu haberleşme üzerine… Bu alanda dünyanın önde gelen firmalardan biri olduk. Kuruluştan itibaren uydu haberleşmede çalışıyoruz. En basit haliyle tarif edersem; uydunun kapsama alanında olan ürünleri birbiriyle haberleştirmeye çalışıyoruz.
Uzun yıllardan beri ANKA serisinin insansız hava araçları CTech’in geliştirdiği ve bizzat ürettiği uydu haberleşme sistemleriyle görev yaptı, yapıyor. ANKA, ANKA-S, AKSUNGUR ve son olarak ANKA-3… Bu platformların tamamında uydu haberleşme tarafını biz sağladık. Haliyle elimizde binlerce saatlik uçuş referansı olan, muadillerinden çok daha gelişmiş bir sistem var.”
“Yurt dışı bağımlılığı asgariye indi”
CTech Genel Müdürü Cüneyd Fırat, bu sistemlerin yerli/milli imkanlarla üretilmeden önce dışarıya bağımlı kalınan bir alan olduğunun altını çiziyor. Savunma ya da uzay gibi çok özel alanlarda çeşitli kısıtlamalara maruz kalınabildiğini hatırlatıp “Biz bu tür sistemlerde yurt dışı bağımlığını asgariye indirmiş oluyoruz” diyor.
Bu noktada önemli bir detaydan bahsediyor ve “Bu alandaki çoğu ürün siparişe göre üretiliyor. Size ambargo ya da kısıtlama olmasa da bazen öyle durumlar yaşanıyor ki tedarik zincirindeki sorun nedeniyle ürün gelmiyor. Pandemide bu yaşandı. Ama biz sistemleri yerlileştirmekle kalmayıp, ülkemizde üretim yaptığımız için ortaya çok ciddi bir lojistik avantaj da çıktı” bilgisini paylaşıyor.
“Platformlarla birlikte sistemler de ihraç ediliyor”
Türkiye’nin ihracat grafiğinde savunma sanayii ürünleri önemli bir yerde. Bunların içinde de insansız hava araçları başa oynuyor. Cüneyd Fırat, aslında satılan her bir platformla birlikte içindeki milli alt sistemlerin ihracat imkanı yakaladığını anlatıyor:
“Türkiye’den bir platform alan ‘bütün’ olarak alıyor. ‘Platformu sizden alacağım ama uydu haberleşme ya da başka bir konuda farklı bir tercihim olacak’ diyenler de çok nadir çıkabilir. Ama o teknolojik bütünlüğü bozmanın hem teknik hem mali açıdan ciddi zorlukları olabilir. Bu nedenle bu ürünler satıldıkça biz de uydu haberleşme cihazını satmış oluyoruz. Bir başka yerli firma da kendi sistemini satıyor. Haliyle sektör için değerli bir dolaylı ihracat oluyor.
Halihazırda birkaç ülkede bu platformlarla birlikte bizim sistemlerimiz kullanılıyor. Bir defa bizim sistemlerimizi kullanmaya başlayanlar duydukları memnuniyet nedeniyle diğer bazı ihtiyaçlarında da doğrudan bizim kapımızı çalıyor.”
NATO’nun ihalesine katılacağız
Her ne kadar buraya kadar insansız hava araçları üzerinden ilerlemiş olsak da Türkiye’nin insansız kara ve bilhassa insansız deniz araçlarında da ciddi hamleleri var. İnsansız deniz sistemlerinden çok umutlu Cüneyd Fırat, “SİHA’lara benzer bir başarıyı burada da yakalayabiliriz” diyor.
CTech’in helikopterler, jet uçakları, insansız kara araçları ve insansız deniz platformları için de çok gelişmiş haberleşme sistemleri ürettiğinden bahsediyor.
Bu denli kritik bir alanda oldukça sorunsuz bir şekilde hizmet vermeleri NATO’nun da dikkatinden kaçmamış. Bilindiği üzere NATO bu tür ihtiyaçlarında ‘en gelişmiş’ sistemleri tercih ediyor.
“Güvenli uydu haberleşme ve elektronik harp altında çalışma ürünlerimiz nedeniyle NATO’dan yakın zamanda davet aldık” diyor Fırat ve “Hazırlanıyoruz… Önümüzdeki yıllarda NATO’nun kendi altyapısında CTech’in uydu haberleşme ürünlerinin görev yapıyor olması çok çok büyük bir olay. Bunu da başaracağımıza inanıyoruz. Önümüzdeki yıllar hem ülkemiz hem bizim için çok güzel gelişmelere gebe” diyerek sözlerini tamamlıyor.