Levy, İsrail’in Hamas ve Hizbullah liderlerine düzenlediği suikastların “bazı İsrailli kabadayıların egosunu” tatmin etmekten başka bir amaca hizmet etmediğine dikkati çekti.
Suikastların ne İsrail’in çıkarlarına ne de güvenliği oluşturmaya hizmet ettiğini söyleyen Levy, “Bu herkesin kendilerinin ne kadar sofistike olduklarını göstermek için James Bond olmak istediği çocuk oyunu gibi.” dedi.
Levy, Netanyahu’nun “Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi öldürmenin Hamas’ı ortadan kaldıracağını ve İsrail’in hedefine ulaşacağını” düşündüğünü ancak bunun tamamen gerçeklikten kopuk bir düşünce olduğunu vurguladı.
Hamas’ın Netanyahu’nun düşüncesinin aksine siyasi açıdan 7 Ekim öncesinden “çok daha güçlü” olduğunu aktaran Levy, “Siyasi olarak Hamas bugün Batı Şeria’da, Arap dünyasında, belki de tüm dünyada çok daha popüler, çok daha fazla kabul görüyor.” diye konuştu.
Levy, geçmişte suikasta uğrayan Hamas liderlerini hatırlatarak, İsrail’in her seferinde Hamas’ın ortadan kaldırıldığını öne sürdüğünün ancak “birkaç ay sonra daha güçlü bir Hamas görüldüğünün” altını çizdi.
– “NETANYAHU ÇATIŞMANIN BİTMESİNİ İSTEMİYOR”
Son zamanlarda düzenlenen suikastların Netanyahu’nun Gazze’deki çatışmanın devam etmesini istediğine işaret ettiğini kaydeden Levy, ateşkes görüşmelerinin “müzakerecilerden biri öldürüldüğünde” devam edemeyeceğinin altını çizdi.
Levy, ateşkes görüşmelerinin uzun bir süre erteleneceğini belirterek, “Ya görüşmelere devam edersin ya da suikastlara, ikisini birlikte yapamazsın.” şeklinde konuştu.
Yakın zamanda bölgesel bir savaş ile karşı karşıya kalınabileceğini aktaran Levy, böyle bir durumda ateşkes konusunun değerlendirilmeyeceğini ve kimsenin İsrail’le diyaloğa girmeyeceğini dile getirdi.
Levy, İsrailli esirlerin geri alınmasının hiçbir zaman Netanyahu’nun hedefi olmadığının altını çizerek, Başbakan’ın “gerilimi tırmandırmak istiyormuş” gibi davrandığını belirtti.
Aklı başında kimsenin Heniyye’nin öldürülmesinin İsrailli esirlerin geri alınmasına katkı sağlayacağını düşünmediğini anlatan Levy, bu suikastın aksine bunu ertelediğini ancak Netanyahu’nun “amacının da” bu olduğunu kaydetti.
Levy, “Netanyahu çatışmanın bitmesini istemiyor; çatışmanın sona ermesini ve ateşkesi ertelemek için mümkün olan her şeyi yapıyor. Bunun yüzünden de esirlerin hayatlarıyla oynuyor.” ifadelerini kullandı.
Bölgesel savaş olasılığını anımsatan Levy, İran’ın bu senaryoya dahil olacağını düşünmediğini kaydetti.
– NE OLMUŞTU?
Hizbullah’ın üst düzey komutanlarından Fuad Şükür, İsrail ordusunun 30 Temmuz’da Lübnan’ın başkenti Beyrut’a düzenlediği saldırıda öldürülmüştü.
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye de 31 Temmuz’da İran’ın başkenti Tahran’da suikasta uğramıştı.
İran ile Hamas, saldırının arkasında İsrail’in olduğunu belirtirken, Tel Aviv yönetimi bu suikasta ilişkin suskunluğunu sürdürüyor.
– İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 314’ü çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 39 bin 480 Filistinli öldü, 91 bin 128 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 331’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 684 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 594 Filistinli hayatını kaybetti.

DÜNYANIN GÖRMEZDEN GELDİĞİ VAHŞET
7 Ekim 2023’ten bu yana her gün ortalama 131 Filistinlinin hayatını kaybettiği İsrail saldırıları, dünyanın büyük ölçüde görmezden geldiği trajik boyutlarda bir vahşettir. İsrail rakamlarına göre, Hamas savaşçılarının güney İsrail’deki bölgelere saldırması, 1.200 kişiyi öldürmesi ve 250 kişiyi rehin almasının ardından İsrail, Gazze’ye savaş açtı.
Dünya çapındaki ateşkes çağrılarına rağmen İsrail kanlı savaşa devam ediyor. Filistinliler savaşın başlamasının 300. gününü anarken, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği vahşetin bir özeti sizler için ele aldık.
KÜLTÜRÜ YOK ETMEK
Geçtiğimiz ekim ayından bu yana İsrail’in aralıksız saldırıları nedeniyle Gazze’deki hastaneler ve evler de dahil olmak üzere binaların yarısından fazlası ve yüzlerce kültürel ve dini öneme sahip mekan hasar gördü veya yok edildi.
ŞEHRİN YÜZDE 50’Sİ YOK OLDU
Uydu görüntüleri analizinde Gazze’deki toplam yapıların yaklaşık yüzde 50’sinin ve tüm evlerin yaklaşık yüzde 62’sinin hasar gördüğü veya yıkıldığı ortaya çıktı.
Dini ve kültürel öneme sahip yerlere yönelik hedefli top atışları ve hava saldırıları Gazze’yi çirkinleştirirken, topraklarıyla ve tarihleriyle bağlarını koparmamak için İsrail’e karşı mücadele eden Filistinliler için Gazze bir hatıra haline geldi.
EN ESKİ CAMİYİ YIKTILAR
Gazze’deki en büyük ve en eski cami olan ve antik bir Filistin tapınağının yerinde bulunduğu düşünülen Büyük Ömer Camii, yıkılan yerler arasında. MS 444’e tarihlenen beşinci yüzyıl Bizans kilisesi Jabalia da öyle. Levant’taki en önemli kiliselerden biri olan kilise, moloz haline gelmeden önce mozaik zeminlerinde üç yıllık bir restorasyon geçirmişti.

‘SOYKIRIM İŞLENİYOR’
Güney Afrika’nın hukuk ekibi, Uluslararası Adalet Divanı’ndaki (UAD) davada, Gazze’nin inşa edilmiş çevresinin ve kültürel mirasının yok edilmesini delil olarak göstererek, İsrail’in soykırım ve diğer savaş suçları işlediğini ileri sürüyor.
Ocak ayında ilk kez görülen davada, “İsrail’in Filistin’e ait müzeler, kütüphaneler, arşivler, üniversiteler, dini ve arkeolojik alanlar da dahil olmak üzere çok sayıda öğrenim ve kültür merkezine zarar verdiği ve onları yok ettiği” belirtiliyordu.
TOPLU MEZARLAR
BM’ye göre, Gazze’deki Nasır ve El Şifa hastanelerinde Filistinli kurbanların elleri bağlı ve çırılçıplak halde bulunduğu toplu mezarların bulunmasının ardından İsrail ciddi savaş suçları işlemekle suçlanıyor .
Mart ayında Gazze’deki en büyük hastane olan el Şifa Hastanesi’ne yönelik 14 günlük İsrail kuşatmasının ardından iki toplu mezardan en az 30 Filistinlinin cesedi çıkarıldı. Hastane, İsrail’in 1 Nisan’da çekilmesinin ardından büyük ölçüde harabeye dönmüştü.
İsrail ordusunun dört ay süren kara işgalinin ardından 7 Nisan’da şehirden çekilmesinin ardından Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’nde açılan toplu mezarda 283 ceset daha bulundu.

BM ‘DEHŞETE DÜŞTÜ’
BM hakları şefi “dehşete düştüğünü” söyledi. ABD ayrıca İsrail’den “inanılmaz derecede rahatsız edici” raporlar hakkında bilgi istedi.
KAMPI 63 KEZ BOMBALADI
Uluslararası toplumun tepkisizliği İsrail’i daha da cesaretlendirdi; İsrail, sadece iki hafta önce Gazze’deki Nuseyrat mülteci kampını yedi gün içinde 63 kez bombaladı ve 90’dan fazla kişiyi öldürdü.
Gazze’deki en yoğun nüfuslu kamplardan biri olan Nuseyrat kampı 250.000 Filistinliye ev sahipliği yapıyordu. İsrail saldırılarının ardından 250’den fazla yaralının yüzde 75’inden fazlası yanıklarla hastanelere kaldırıldı. Gazze hükümetinin medya ofisi, İsrail’in termal ve kimyasal silahlar kullandığını söyledi.
UAD’NİN KARARI
Mayıs ayının başlarında Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı davada bir dizi güçlü ve hukuken bağlayıcı geçici tedbir kararı almıştı.
Mahkeme, İsrail’in askeri saldırılarını derhal durdurmasını, soykırım iddialarını soruşturmak üzere BM tarafından yetkilendirilen herhangi bir kuruma engelsiz erişim sağlamasını ve acil ihtiyaç duyulan temel hizmetler ve insani yardımların engelsiz bir şekilde sağlanması için Mısır ile olan Refah sınırı da dahil olmak üzere açık kara sınır kapılarını korumasını emretti. Ayrıca İsrail’in, alınan tüm tedbirlerle ilgili olarak bir ay içinde mahkemeye rapor sunması emredildi.
KARARIN KORKUNÇ NEDENLERİ
Karar, İsrail’in yaklaşık 10 aydır sürdürdüğü soykırım amaçlı askeri operasyonlarını yoğunlaştırmasıyla Gazze’deki Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı eşi benzeri görülmemiş ve kötüleşen insani durum ışığında alındı.
İSRAİL YİNE İSTEDİĞİNİ YAPTI
Ancak İsrail, çatışmaların derhal durdurulması ve insani yardıma erişimin sağlanması yönündeki BM kararlarını ve Uluslararası Adalet Divanı kararlarını hiçe saymaya devam etti.

HANİYE SUİKASTİ NASIL KARŞILANDI?
İsrail, Filistinli üst düzey müzakereci Haniye’yi öldürerek ve aynı zamanda Beyrut’taki Hizbullah’ın üst düzey bir liderini hedef alarak bölgeye saldırganlık mesajı gönderiyor ve savaş çanlarını çalıyor .
İsrail’in abluka altındaki Gazze’deki kaygılı sakinler, onun şehadetinin Filistin topraklarını harap eden savaşı daha da uzatacağından endişe duyduklarını dile getirdiler.

“Hamas yardımları çalıyor” iddiasının DMM tarafından defalarca yalanlandığı vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın 9 Ekim’de Gazze’ye yönelik karartma ile ilgili kullandığı, ‘Elektrik yok, yiyecek yok, su yok, yakıt yok. Her şey kapalı. İnsan hayvanlarıyla savaşıyoruz ve buna göre hareket ediyoruz’ şeklindeki ifadeler, Netanyahu’nun iddialarını çürütmektedir. İngiltere merkezli uluslararası bir yardım kuruluşu Oxfam, İsrail’in Gazze’ye giren yardımların zamanlaması, yeri ve dağıtım şekli de dahil olmak üzere tam kontrole sahip olduğunu belirtmiştir. Oxfam, tüm insani yardım sisteminin parçalanmış olması ve Gazze’deki insanların açlık, ölüm ve hastalıkla karşı karşıya kalmasının İsrail’in kontrolü altında olduğunu bildirmiştir. Ayrıca, Gazze’ye giren insani yardımlar, BM kuruluşları tarafından depolanıp dağıtılmaktadır. BM yetkilileri ‘Herhangi bir yardım almıyoruz, geçiş bölgesinde askeri operasyonlar devam ediyor ve bölge aktif bir savaş alanı’ ifadelerini kullanmıştır. Birçok benzer uluslararası kuruluş, Gazze’ye girmek için bekleyen yardımların İsrail tarafından engellendiğini doğrulamıştır.”

İSRAİL’İN SİVİLLERE ZARAR VERMEDİĞİ İDDİASI
Açıklamada, Netanyahu’nun “İsrail, uluslararası hukukun gerektirdiğinin ötesinde, sivillere zarar vermemek için tarihteki herhangi bir ordunun aldığından daha fazla önlem aldı” iddiasının da doğru olmadığı bildirildi.
Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 172’si çocuk, 10 bin 798’si kadın olmak üzere 39 bin 145 Filistinlinin hayatını kaybettiği, 90 bin 257 kişinin yaralandığı anımsatılan açıklamada, şu değerlendirmelerde bulunuldu:
“BM Genel Kurulu, 2022 yılında Uluslararası Adalet Divanına başvurarak, İsrail’in Filistin topraklarını uzun süreli işgali, sömürgeleştirmesi ve ilhakının gözden geçirilmesini istemişti. Ayrıca Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in bölgede sistematik ayrımcılık yaptığını ve Batı Şeria da dahil olmak üzere Filistin topraklarında inşa ettiği yerleşim yerlerinin yasa dışı olduğuna karar vermiştir. BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını ele alan rapor hazırlamıştır. Albanese’in, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını ele alan ‘Bir Soykırımın Anatomisi’ başlıklı raporu, BM İnsan Hakları Konseyinin 55. oturumu kapsamında yayımlanmıştır.
Albanese, komuta yetkisindeki İsrailli üst düzey yetkililerin rutin olarak askerlere ‘Gazze halkını yok etmeleri’ yönünde çağrıda bulunmasının, soykırıma yönelik açık ve aleni teşvikin ikna edici kanıtı olduğunu vurgulamıştır. Albanese, kanıtların, bu soykırım kışkırtmasının sahadaki askerler tarafından içselleştirildiğini ve uygulamaya konulduğunu da gösterdiğini ifade etmiştir. Uluslararası Af Örgütü, raporun soykırımı önlemek için uluslararası eylemi teşvik etmesi gereken çok önemli kanıtlar sunduğunu bildirmiştir.”
DMM’nin açıklamasında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Kongresindeki konuşmasında dile getirdiği, “İsrail, sivilleri kasten hedef almıyor” iddiasının da doğru olmadığı ifade edildi.
İsrail ordu yetkililerinin nisan ayında bir gazeteye verdikleri röportajda, ordunun Gazze’de “ölüm bölgeleri” oluşturduğunu ve buraya giren herkesi ayırt etmeksizin öldürdüğünü itiraf ettiği vurgulanan açıklamada, Harvard Üniversitesinin yaptığı bir araştırmaya göre de İsrail’in Filistin’e düzenlediği bombalı saldırılarda sivil hedefleri kasıtlı olarak vurma olasılığının yüzde 99 olarak hesaplandığı aktarıldı.
“HAMAS’IN BEBEKLERİ YAKTIĞI İDDİASI”
Açıklamada, Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde kaydettiği, “Hamas 7 Ekim’de bebekleri yaktı” iddiasının, ilk olarak İsrail’deki “i24” televizyonu tarafından ortaya atıldığı, ardından İsrail Başbakanlık Ofisi ve İsrail gazetesi Jerusalem Post tarafından paylaşıldığı ancak İsrail kaynaklarından hiçbir kanıt sunulmadığı, söylemin iddia olarak kaldığı vurgulandı.
Söz konusu iddiayla ilgili İsrail ordusuyla temasa geçen Anadolu Ajansı muhabirinin, ordunun “İddiaları doğrulayacak bilgiye sahip değiliz” dediğini aktardığı vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:
DMM’nin açıklamasında, Binyamin Netanyahu’nun konuşmasındaki, “Refah’ta neredeyse hiç sivil öldürülmedi” iddiasının doğru olmadığı, İsrail’in bu iddiasının daha önce de yalanlandığı belirtildi.
İşgalci İsrail güçlerinin, Gazze’deki sivillerin sığınağı haline gelen Refah’ı bombalamaya devam ettiği, Uluslararası Adalet Divanının 24 Mayıs’ta aldığı tedbir kararına rağmen 26 Mayıs’ta Refah’taki güvenli bölgede gerçekleştirdiği saldırıda, 45 kişinin yaşamını yitirdiği, 249 kişinin yaralandığı hatırlatılan açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
“Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ve Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) gibi uluslararası kuruluşların açıklamaları, İsrail saldırılarında çok sayıda sivilin hedef alındığını doğrulamaktadır. Saldırının hemen ardından kaydedilen görüntülerde de çok sayıda sivilin hedef alındığı görülmektedir. İsrail Başbakanı Netanyahu, Refah kentinde gerçekleştirilen saldırıyı ‘trajik hata’ olarak niteleyerek sivillerin vurulduğunu kabul etmiştir. Ayrıca Refah dahil Gazze’nin birçok bölgesinde İsrail’in saldırıları ve yardımları engellemesi nedeniyle temel gıda ihtiyaçları ve tıbbi yardıma erişemeyen birçok bebek ve yetişkin hayatını kaybetmektedir.”
Açıklamada İsrail’in alıkoyduğu Gazzelilerden 36’sının işkenceyle hayatını kaybettiği kaydedildi.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarını başlattığı 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana alıkonulması sonrası toplam 54 Filistinlinin yaşamını yitirdiği belirtildi.

“İSRAİL HAPİSHANELERİ BİNLERCE FİLİSTİNLİ ESİR İÇİN TOPLU MEZAR HALİNE GELDİ”
Bakanlığın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“İsrail hapishanelerinde esirlerin yaşadığı felaketin boyutu çok büyük. Esirler benzeri görülmemiş korkuç ve ve insanlık dışı yaşam koşullarıyla karşı karşıya. İsrail, başta alıkoyma suçu olmak üzere, Gazzeli esirlere karşı insanlık suçu işlemeye devam ediyor. Uluslararası kurumların ihmali nedeniyle İsrail hapishaneleri binlerce Filistinli esir için toplu mezar haline geldi.”

ELEKTRİKLE İDAM, SİSTEMATİK AÇ BIRAKMA, ZİNCİRLERLE ASMA VE VÜCUDUNUN KESKİN BİR ALETLE DELİNMESİ…
Açıklamada alıkonulan Filistinlilere karşı, tekrarlanan bir şekilde ellerin ve ayakların bağlanması, gözlerin uzun süre bağlanması, elektrikle idam, sistematik aç bırakma, zincirlerle asma ve vücudunun keskin bir aletle delinmesi gibi çeşitli işkenceler yapıldığı aktarıldı.

“VAHŞİ KÖPEKLER ALIKONULANLARIN ÜZERİNE SALINIYOR”
Alıkonulan Filistinliler ayrıca tıbbi bakımdan mahrum bırakılırken, vahşi köpeklerin alıkonulanların üzerine salındığı ifade edildi.

ULUSLARARASI İNSAN HAKLARI KURULUŞLARINA ÇAĞRI!
Açıklamada uluslararası insan hakları kuruluşlarına, “İsrail cezaevlerini ve tüm gözaltı merkezlerini ziyaret ederek, tutukluların maruz kaldığı ağır ihlallerin ve vahşi suçların tespit edilmesi ve ortaya çıkarılması” çağrısında bulunuldu.

GAZZE HALKININ YARISI AÇLIK VE ÖLÜMLE KARŞI KARŞIYA
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths, Gazze’de nüfusun yarısının yani 1 milyondan fazla kişinin temmuz ortasında ölüm ve açlıkla karşılaşacağının öngörüldüğünü açıkladı.
Griffiths, Sudan ve Gazze’deki çatışmaların kontrolden çıktığını, milyonlarca insanı açlığın eşiğine getirdiğini belirtti.
Hamas ise dün yaptığı açıklamada, Gazze’deki 3 bin 500 çocuğun yetersiz beslenme, besin takviyesi ve aşı eksikliği nedeniyle ölüm riskiyle karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Açıklamada, İsrail saldırıları nedeniyle insani yardımların ulaşamamasının sonucu olarak şu ana kadar en az 40 çocuğun açlıktan hayatını kaybettiği ifade edildi.

İSRAİL’İN GAZZE’DEKİ KATLİAMI
Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’ne 258 gündür sürdürdüğü saldırılara ilişkin bilgi verildi.
İsrail ordusunun son 24 saatte Gazze’nin çeşitli bölgelerinde 4 “katliam” gerçekleştirdiği, söz konusu saldırılarda 35 Filistinlinin daha yaşamını yitirdiği, 130 kişinin yaralandığı belirtildi.
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısının 37 bin 431’e, yaralı sayısının 85 bin 653’e yükseldiği kaydedildi.

Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında cesetlerin bulunduğu ancak İsrail’in engellemeleri nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı aktarıldı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Dünyanın soğuk savaşın fiilen bittiği 1990’lardan bugüne barış ve istikrar yönünden hayli sancılı bir süreç geçirdiğine işaret eden Altun, içinde bulunulan bu sürecin bölgesel ve küresel işbirliklerini, küresel aktörlerin sorunların çözümünde daha aktif rol almasını gerektirdiğinin altını çizdi.
“SİSTEM ÇÖKMEKTE VE FAKAT YENİ DÖNEMİN RUHUNA UYGUN BİR SİSTEM DE KURULAMAMAKTADIR”
Ukrayna-Rusya savaşı, İsrail’in Filistin saldırıları ve diğer birçok hadisenin de uluslararası aktörlerin, bölgesel sorunların çözümünde işlevsiz kaldığını, gerekli olan çözüm iradesini gösteremediğini vurgulayan Altun, şunları kaydetti:
“Uluslararası aktörlerin son dönemde kaybettiği irtifa, 2000 sonrası çok aktörlü ve çok boyutlu dünya sisteminin mahiyetinin görmezden gelinmesinden kaynaklanmaktadır. Açıkça kabul etmek gerekir ki, 2 ya da 3 tane süper güç ve bu güçlerin siyasi ve ideolojik kaygıları uluslararası sistemi şekillendiremez. Bu güçlerin çıkarları ve menfaatleri uğruna diğer ülke ve halkların sömürüldüğü bir dünya sistemi tasavvur edilemez. Uluslararası örgütler ve bu örgütleri domine eden başlıca devletlerin öncelikle bu gerçeği kavraması ve yeni dönem stratejilerini buna göre tanzim etmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistem çökmekte ve fakat yeni dönemin ruhuna uygun bir sistem de kurulamamaktadır. Yeni dönemin ruhuna uygun bir sistemin inşası için uluslararası örgütlerin ve inisiyatiflerin ivedilikle sorumluluk alması önem arz etmektedir. Bunlardan biri olan G7’nin siyasi ve ekonomik nüfuzu uluslararası arenada günden güne artmaktadır. G7, başlangıcında daha çok iktisadi kaygılarla kurulmuş ve 1970’lerden bugüne odağını giderek genişletmiştir. Finansal zorlukları tartışmak için geçici bir toplantıdan, önemli küresel sorunların ele alındığı daha resmi bir forum haline gelmiştir.”
“İSRAİL’İN HİÇBİR HUKUK TANIMAYAN SALDIRILARINA KARŞI BAŞTA G7 OLMAK ÜZERE ULUSLARARASI AKTÖRLER İYİ BİR SINAV VEREMEDİ”
Ortak değerler ve ilkeler çerçevesinde birleşmiş bir grup olan G7’nin uluslararası alanda özgürlük, demokrasi ve insan haklarının desteklenmesinde rol oynama iddiasında olduğunu belirten Altun, son yıllarda yaşanan uluslararası kriz ve çatışmalar göz önünde tutulduğunda, G7’nin bu iddiasını ne kadar gerçekleştirebildiğinin ve aldığı kararların uluslararası mecralarda nasıl karşılık bulduğunun yeniden düşünülmesi ve tartışılması gerektiğini vurguladı.
G7’nin bağlayıcı kararlar alma yetkisi olmadığını hatırlatan Altun, “Fakat sözüm ona bağlayıcı kararlar alma yetkisi olan uluslararası örgütlerin bile işlev ve fonksiyonlarının tartışıldığı günümüzde G7 de bu sorgulamalardan kendisini azade kılamaz.” ifadesini kullandı.
Bu yıl İtalya dönem başkanlığında 13-15 Haziran’da 50’ncisi düzenlenecek zirvede “kurallara dayalı uluslararası sistemin savunulması, Rusya-Ukrayna savaşı ve Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi, Orta Doğu’daki çatışma ve bunun küresel gündemdeki sonuçları, enerji güvenliği, gelişmekte olan ülkeler ve gelişmekte olan ekonomilerle ilişkiler, Afrika ile ilişkiler, Hint-Pasifik bölgesi, iklim-enerji bağlantısı, gıda güvenliği, göç, yapay zeka” konularının üzerinde durulacağını aktaran Altun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özel davetli olarak katılacağı bu yılki zirvenin temasının “kural temelli uluslararası sistem” olarak belirlendiğini kaydetti.
Altun, “Böyle bir tema belirlenmesine karşın şu gerçeği de vurgulamak gerekmektedir; günümüzde uluslararası sistemin benimsediği ve üzerine inşa olduğu kurallar ne yazık ki bazı devletler tarafından hoyratça ihlal edilebilmektedir. İsrail’in Filistin saldırıları insani ve diplomatik anlamda mevcut uluslararası hukukun aylardır ayaklar altına alınmasının en çarpıcı ve en son örneğidir.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in aylardır devam eden saldırılarında on binlerce masum insanı katlettiğini; en nihayetinde bizatihi kendisinin “güvenli bölge” ilan ettiği Refah’ı bile bombaladığını belirten Altun, İsrail’in Gazze’de ve diğer şehirlerde yaptıklarının açık bir savaş suçu olduğunu kaydetti.
“İSRAİL’İN ULUSLARARASI SİSTEM TARAFINDAN KORUNDUĞU DÜŞÜNCESİ YAYGIN BİR KABUL HALİNE GELMİŞTİR”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in pervasız saldırılarının durdurulması gerektiğini aylardır her platformda dile getirmektedir. İsrail’in durdurulması bir yana uluslararası sistem tarafından korunduğu düşüncesi dünya ölçeğinde yaygın kabul haline gelmiştir. Bu kabulde İsrail’in hiçbir hukuk, ilke ve değer tanımayan saldırılarına karşı başta G7 olmak üzere uluslararası aktörlerin iyi bir sınav verememesinin payı yadsınamaz. On binlerce çocuk ve kadın katledilirken uluslararası sistemin ateşkes çağrısı bile yapamadığına şahit olduk. Aylar süren katliamlar sonrası dünyanın ayağa kalkması, üniversitelerin ve gençlerin ‘artık yeter’ deyip isyan etmesi üzerine ateşkes çağrıları yapılabildi.
İsrail’in saldırılarına karşı yükselen küresel itirazlar ve isyanlar, İsrail’e destek veren ülkelerin utanç içinde hatırlanacağının en somut göstergesidir. G7 ülkelerinin liderleri, ABD Başkanı Joe Biden’ın 31 Mayıs’ta duyurduğu ateşkes planına tam destek verdiklerini bildirdi. Ancak hem bu çağrı hem de bu çağrıya verilen desteğin özellikle İsrail üzerinde nasıl bir caydırıcı etkisinin olacağı son derece tartışmalıdır. G7’nin ve diğer uluslararası aktörlerin, elbette, bundan daha fazlasını yapması istenmekte ve beklenmektedir. Bu yüzden mevcut uluslararası sistem yeniden yapılandırılmalı ve güçlünün korunduğu değil, haklı ve mazlumun savunulduğu bir sistem inşasının yolları aranmalıdır.”
“TÜRKİYE BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞA, İSTİKRARA VE KRİZLERİN ÇÖZÜMÜNE KATKI SUNMAYA DEVAM EDECEK”
Altun, uluslararası aktörlerin son yıllarda cereyan eden kriz ve çatışmalardaki işlevsizliği ve sessizliğinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya Beşten Büyüktür” ve “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” şiarlarının ne kadar haklı ve yerinde olduğunu gösterdiğini vurgulayarak, Türkiye’nin küresel barış çabalarına büyük önem ve destek verdiğini belirtti.
Rusya-Ukrayna savaşındaki ateşkes için gerçekleştirdiği arabuluculuk rolü, tahıl krizindeki yapıcı girişimlerin Türkiye’nin küresel barışa katkılarının son yıllardaki en somut tezahürleri olduğunu belirten Altun, “Küresel bir sorun haline gelen düzensiz göçten iklim değişikliğine, uluslararası terörizmden bozulan tedarik zincirlerine kadar çeşitli alanlarda ortaya çıkan sınamalara karşı Türkiye, dün olduğu gibi bugün de bölgesel ve küresel barışa, istikrara ve krizlerin çözümüne katkı sunmaya devam edecektir.” sözlerini kaydetti.
]]>
‘İSRAİL’İN BARBARCA VAHŞETİNİ DURDURMAK İÇİN BİRLEŞİK BİR CEPHE ORTAYA KOYMALIYIZ’
Pakistan’ın işgal altındaki Filistin topraklarında uluslararası hukuka ve ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına dayalı olarak adil, kapsamlı ve kalıcı bir barışı sürekli olarak desteklediğini belirten Dar, İsrail’in işgal altındaki tüm Arap topraklarından tamamen çekilmesi, Filistin halkının vazgeçilmez haklarının iade edilmesi, Filistin’e dönüş hakkı da dahil olmak üzere, Filistinliler için 1967 öncesi sınırların ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir vatan kurulması çağrısı yaptı.
Dar, şöyle devam etti:
“Pakistan, Araplar ve İsrail arasındaki tüm önemli anlaşmazlıkların kapsamlı bir çözümü sağlanmadan Orta Doğu’da kalıcı bir barışın olamayacağına inanıyor. Egemen, sürdürülebilir ve sınırları bitişik olan bir Filistin devletinin kurulması, bölgesel barış ve istikrarın mutlak ön şartıdır.
Filistinlilere yönelik korkunç cinayetler, kötü muamele ve tehcir karşısında sessizlik ve eylemsizlik bir seçenek değildir. Filistin’deki kardeşlerimiz için ayağa kalkmalı ve İsrail’in insanlık dışı ve barbarca vahşetini durdurmak için birleşik bir cephe ortaya koymalıyız.”

‘BU VAHŞET KARŞISINDA SESSİZ KALMAYI SEÇENLERİ TARİH DOĞRU OLARAK YARGILAMAYACAKTIR’
İsrail’in hastanelere, sağlık kuruluşlarına önceden planlanmış şekilde saldırdığını belirten Dar, şöyle devam etti:
“İsrail’in aralıksız ve acımasız saldırganlığı, Filistin halkını yok etmeye yönelik apaçık bir girişimdir. Dünya, İsrail işgal güçlerinin, uluslararası hukuka dayalı dünya görüşünü ve Uluslararası Adalet Divanının emirlerini hiçe sayarak, çağımızın en büyük katliamlarından birisini yaptığına tanık oluyor. Bu vahşet karşısında sessiz kalmayı seçenleri tarih doğru olarak yargılamayacaktır.”
İsrail’in açlığı ve kıtlığı savaş silahı olarak kullandığını aktaran Dar, İsrailli yerleşimcilerin yardım konvoylarına yönelik son saldırıları ve İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı ele geçirmesinin, sivilleri aç bırakma niyetiyle insani yardım malzemelerinin kasıtlı olarak engellenmesi anlamına geldiğini vurguladı.

‘SAVAŞ SUÇLARININ TARİHİNDE YENİ VE KORKUNÇ BİR SAYFA’
Bunun, uluslararası insani hukuk ve savaş hukuku kapsamındaki savaş suçlarının tarihinde tamamen yeni ve korkunç bir sayfa olduğunu vurgulayan Dar, uluslararası toplumun, Filistinlilere uygulanan bu toplu cezalandırmayı durdurmak için harekete geçmesi gerektiğini belirterek, “Açlığın bir savaş silahı olarak kullanılmasını kınıyoruz ve derhal ateşkes sağlanması ve Gazze’ye engelsiz insani yardım akışı sağlanması çağrısında bulunuyoruz.” dedi.
Dar, Uluslararası Adalet Divanının, İsrail için verdiği Refah’taki askeri saldırısını derhal durdurması yönündeki talimatının gecikmeksizin uygulanmasını, uluslararası toplumun, cinayetleri durdurmak ve insani acıları durdurmak için harekete geçmesi gerektiğini vurguladı.
‘İSRAİL’İN YOL AÇTIĞI YIKIM BENZERSİZDİR’
D-8 teşkilatının, Filistin halkının acılarına son vermek için ilgili tüm uluslararası forumlarda ekonomik olduğu kadar siyasi gücünü de kullanması gerektiğini dile getiren Dar, İsrail işgal güçlerinin bu açıkça yasa dışı ve soykırım niteliğindeki eylemine derhal ve koşulsuz olarak son vermesinin mutlak bir zorunluluk olduğunu söyledi.
Dar, D-8 platformu aracılığıyla Gazze halkına yönelik insani yardımları koordine edebileceğini ve saldırı sona erdiğinde yeniden inşa çabalarında da rol oynayabileceklerini aktardı.
“Filistinlilerin hayatlarını ve geçim kaynaklarını yeniden inşa etmelerini istiyorsak ve İsrail’in onları ortadan kaldırmasa bile kalıcı olarak sakat bırakma yönündeki hain tasarımında başarılı olmasına izin vermemek istiyorsak bu çok önemlidir.” diyen Dar, bu toplantının, aynı zamanda İsrail saldırganlığını durdurmak ve kuşatma altındaki Gazze halkına tüm insani yardım kanallarını açmak için ortak ve acil bir uluslararası eylem çağrısı ve kampanyasına da öncülük etmesi gerektiğini kaydetti.
‘FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZE ANLAMLI DESTEK VERMEK İÇİN HAREKETE GEÇELİM’
Dar, Pakistan’ın Filistinliler için halihazırda 8 yardım sevkiyatı gönderdiğini, belirterek, sözlerini, “İsrail’in orantısız ve aralıksız saldırganlığının yol açtığı yıkımın boyutu benzersizdir. Dolayısıyla Gazze’nin restorasyonu ve rehabilitasyonuna yönelik olağanüstü bir uluslararası çaba gerekmektedir. Şimdi hepimiz bir araya gelip Filistinli kardeşlerimize anlamlı destek vermek için harekete geçelim.” diye tamamladı.

Bugün Gazze’de yaşananların, hayal edilemeyecek boyutlarda, eşi benzeri görülmemiş bir trajedi olduğunu vurgulayan Dar, İsrail işgal güçleri tarafından 40 binden fazla Filistinlinin öldürüldüğünü, on binlercesinin de yaralandığını anlattı.
Dar, dünyanın, orantısız bir biçimde çok sayıda kadın ve çocukla birlikte sivillerin ayrım gözetmeksizin öldürülmesine tanık olduğunu, İsrail güçlerinin, Filistinlilerin varlığını hedef almak için sistematik olarak hastaneleri ve hayati önem taşıyan altyapıları bombaladığına dikkati çekti.

Siyasi gözlemciler, iki ateşkes önerisi arasında öne çıkan en büyük farkın, Hamas’ın teklif sunduğu dönemde İsrail’in saldırıları nedeniyle toplam sivil can kaybı 27 bin civarındayken şimdi ise 37 bine yaklaşması olduğuna dikkati çekiyor.
İsrail’in sunduğu, ilk kez Biden’ın açıkladığı 3 aşamalı yeni ateşkes taslağının ilk kademesi 6 haftadan oluşuyor ve bu süreçte İsrail askerlerinin Gazze’deki yerleşim yerlerinden tamamen geri çekilmesi öngörülüyor.
Ayrıca bu aşamada Hamas’ın elindeki rehinelerin, öncelikle yaşlılar ve kadınlar olmak üzere bir kısmının bırakılması, buna mukabil İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinlilerin bir bölümünün salıverilmesi ve Gazze’ye insani yardımların günlük 600 tır seviyesine çıkarılması da taslakta bulunuyor.
İlk aşama, yerlerinden edilen Gazzelilerin yaşadıkları bölgelere güvenli şekilde geri dönebilmelerini de içeriyor.
Bu 45 günlük ilk kademede İsrail ile Hamas arasında ikinci aşamaya geçiş için çatışmaların kalıcı şekilde sonlandırılması amacıyla müzakere sürecinin de yürütülmesi planlanıyor.
İsrail yönetiminde özellikle aşırı radikal üyelerin, defalarca kalıcı ateşkese sıcak bakmadığını açıklamaları nedeniyle bu müzakerelerin, ilk aşama sürecinde en kırılgan konu olabileceği değerlendirmesi yapılıyor.
2. ve 3. aşamalarda neler var?
İkinci aşamaya geçildiğinde ise sağ olan İsrailli erkek askerler dahil hayatta kalan tüm rehinelerin serbest bırakılması ve İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden tamamen çekilerek ilk kademedeki geçici ateşkesin kalıcı şekilde çatışmaların sonlandırılmasına dönüşmesi öngörülüyor.
İkinci aşamanın da başarıyla sonuçlandırılarak tarafların anlaşmaya varması ve ateşkesin kalıcı hale gelmesi durumunda anlaşmanın üçüncü yani son kademesine geçilmesi ve Gazze’nin yeniden inşa süreci gündeme getirilerek ölen rehinelerin cenazelerinin teslim edileceği belirtiliyor.
Biden, ateşkes önerisini açıkladığı basın toplantısında, İsrail’in Gazze’de “Hamas’ın işini bitirdiğini” savunarak, İsrail’in bombardımanları sonucu yerle bir olan Gazze’nin yeniden inşasına katkı sunacak Arap ülkelerinin “Hamas’ın yeniden silahlanmasına izin vermeyecek yaklaşım içinde” bulunacağını söyledi.
Son ateşkes teklifi, 4 ay önce Hamas’ın sunduğu öneriyle benzeşiyor
İsrail’in ABD üzerinden gündeme getirdiği Gazze’de yeni ateşkes önerisinin yaklaşık 4 ay önce, 6 Şubat’ta Hamas’ın sunduğu esir takası ve ateşkes teklifinden çok farklı olmaması dikkati çekti.
Hamas, o dönemde taraflar arasında devam eden müzakerelere yönelik Katar ve Mısır üzerinden sunduğu öneride aynı şekilde üç aşamalı ateşkes taslağını gündeme getirmişti.
Her kademenin 45 gün süreceği Hamas’ın taslağının ilk aşamasında da kadın, hasta, 60 yaş üzeri ve 19 yaş altındaki tüm rehinelerle birlikte 35-40 civarında İsrailli erkeğin, İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli kadın ve çocukların serbest bırakılması karşılığında salıverilmesi önerilmişti.
İkinci 45 günlük aşamada da İsrailli askerler dahil hayattaki diğer erkek rehinelerin bırakılması, son yani üçüncü aşamada da iki taraftaki cenazelerin değişimi ve akabinde Gazze’nin yeniden inşası için ablukanın kaldırılması isteniyordu.
Hamas, teklifinde İsrail hapishanelerinden 1500 Filistinli mahkumun serbest bırakılmasını ve bunlardan üçte birini İsrail tarafından ömür boyu hapse çarptırılan Filistinliler arasından seçmek istediğini iletmişti.
Esir takası sürerken Gazze’ye yardım amacıyla sınır geçiş kapılarının açılması, İsrail ile Hamas’ın kalıcı barış için müzakerelere devam etmesi ve toplam 4,5 ay (135 gün) sonra da kalıcı barışın sağlanması öngörülüyordu.
Biden, Hamas’ın teklifi için “biraz abartılı göründüğü” değerlendirmesinde bulunmuştu
ABD Başkanı Joe Biden, 6 Şubat’ta Hamas’ın o tarihlerde devam eden ateşkes müzakerelerine yönelik “çerçeve anlaşma” şeklinde Mısır ve Katar üzerinden sunduğu taslak için “biraz abartılı göründüğü” değerlendirmesinde bulunmuştu.
İsrail de bu teklife yönelik müzakerelerin parçası olarak savaşı bitirmeye dair herhangi bir taahhütte bulunamayacağını beyan edince Hamas’ın önerdiği ateşkes anlaşması çıkmaza girmişti.
Tel Aviv yönetimi ile Hamas arasında esir takası mutabakatı kapsamında Mısır’ın başkenti Kahire’de 13 Şubat’ta yapılan toplantının arından ABD, İsrail, Katar ve Mısır’dan heyetlerin katıldığı müzakereler, Fransa’nın başkenti Paris’te devam etmiş ve 24 Şubat’ta sonlanmıştı.
Hamas’ın ateşkes önerdiği 6 Şubat’ta, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri süren saldırıları sonucu Gazze’deki sivil kayıpların sayısı 27 bin 585 olarak kayıtlara geçmişken o dönemden bu yana yaklaşık 4 aylık süreçte bu sayı neredeyse 10 bin artarak şu anda en az 15 bin 328’i çocuk, 10 bin 171’i kadın olmak üzere 36 bin 379’a ulaşmış bulunuyor.
Biden için benzer ilk taslaktan sonra yaklaşık 10 bin Filistinlinin daha öldürülmesinin ardından ne değişti?
Biden’ın, Hamas’ın benzer ateşkes teklifine “abartılı” bulduğunu söyleyerek destek vermemesine rağmen 4 ay sonra saldırılarda yaklaşık 10 bin Filistinlinin daha öldürülmesinin ardından neden şimdi İsrail’in önerdiği taslağı sahiplenerek taraflara çağrıda bulunduğu değişik yorumlara sebep oluyor.
Siyasi gözlemciler, Biden’ın kasımdaki başkanlık seçimlerinde Gazze’de İsrail’in saldırılarına verdiği destek ve “soykırım işbirlikçiliği” baskısına karşı, kendi seçmen tabanı da dahil dünyadan gelen büyük tepkiler üzerine zorlandığı değerlendirmesini yapıyor.
İsrail’in Gazze’de on binlerce sivili öldürmesi ve abluka altında tuttuğu bölgeye insani yardımların girişini engelleyerek felaket düzeyinde açlık ve kıtlığa yol açması, tüm dünyada Tel Aviv yönetimine tepkilerin artmasına neden oluyor.
ABD dahil birçok ülkede milyonlarca kişi, Filistinlilerin haklarını savunmak ve katliamlara ‘Dur!’ demek için sokaklara dökülürken İsrail hükümetinde ABD üzerinden sunulan teklife “İsrail’in tüm hedeflerine ulaşmadan savaşın sona ermeyeceği” şeklinde tavır sergileyen kesim de bulunuyor.
Tüm bunlar, ateşkes başlasa bile müzakere sürecinin zorlu geçeceğini gösteriyor. 18 yıldır İsrail’in uyguladığı ablukanın sona erip ermeyeceği, yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze’de nasıl bir yönetimin olacağı ve yerle bir edilen Gazze Şeridi’ndeki yeniden imar sürecinin nasıl işleyeceği gibi konuların nasıl neticeleneceği de merakla bekleniyor.
SİYONİST SERMAYENİN ALGI OPERASYONU
Gazze işgalinin başlatıldığı andan bu yana dünyanın en büyük siyonist güçleri, finansal desteğin sağlanmasının yanı sıra küresel algı operasyonunun da yürütülmesi için büyük çaba sarfediyor. İşgalin ilk aylarında İsrail’in soykırımı başlatmasında kullandığı Hamas bahanesinin altını çizerek yaptığı haberlerle büyük tepki çeken ABD’li medya devi CNN’e ilişkin yapılan bir araştırma yeniden gündeme oturdu.
Gazze soykırımının ilk aylarında İsrail’in katliamlarını meşrulaştıran CNN, kullandığı haber diliyle büyük tepki toplamıştı. İngiliz The Guardian, hazırladığı bir raporda CNN’in bağlı olduğu çatı kuruluşun Siyonist köklerine dikkat çekti.
EMİR ABD’DEN GELİYOR
Yapılan araştırmada yer alan “CNN İsrail’in Gazze saldırılarına ilişkin haberleri toplamak için olduğu kadar çarpıtmak için de zaman harcadığı oldukça belli oluyor. Günlük haber kararları, Atlanta’daki CNN genel merkezinden geliyor. İsrail hükümetinin açıklamaları birebir alınırken direktifler Hamas’tan gelen açıklamaların yalnızca seçilen cümlelerle yapılmasını emrediyor. CNN personeli, Filistin halkının yaşadıklarını sansürleyen yayın politikalarına karşı oldukça tepkili.” ifadeleri, ABD’li haber kuruluşunun kimler tarafından yönetildiği ile ilgili önemli detaylara dikkat çekiyor.
BLU TV’NİN SAHİBİNİN SOYKIRIM DESTEĞİ
Söz konusu araştırmanın ardından gözler bir kez daha CNN’in çatı kuruluşuna çevrilmiş durumda. Geçtiğimiz aylarda Türk markası Blu TV’yi de satın alan Warner Brothers/Discovery, İsrail desteği nedeniyle büyük tepki çekiyor.
Warner Brothers/Discovery, Gazze işgalinin ilk aylarında İsrail propagandası yapmadığı için Elon Musk’ın sahibi olduğu X platformuna karşı savaş açmıştı. Musk’ı “antisemitist” olmakla suçlayan Warner Bros., X’e verdiği tüm reklamları iptal ettiğini açıklamıştı.
Warner Bros.’un CEO’su David Zaslav, Siyonist sermayenin üst düzey isimlerinden biri olarak biliniyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Polonya’dan ABD’ye göç eden Yahudi kökenli bir aileden gelen Zaslav, Siyonist İsrail hükümetinin Filistinli sivillere yönelik katliamlarını meşrulaştırmasıyla büyük tepki çekmişti.
İSRAİL’İN KATLİAMINI MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞTI
Zaslav 7 Ekim’den sonra, İsrail’in Gazze’de sivilleri bombaladığının kesinleşmesinin ardından İsrail’e destek verdiğini ilan etmişti. Zaslav, İsrail’in Yahudi tarihinde Holokost’tan bu yana en ölümcül günlerden birini yaşadığını söyleyerek Hamas’ı Amerikan halkına terör örgütü olarak tanımlamak için 50 milyon dolarlık bir tanıtım kampanyasına katılmayı düşündüğü bildirmişti.
Katliamın ardından Warner Bros çalışanlarına bir not gönderen Zaslav, “Hamas’ın masum erkeklere, kadınlara, çocuklara ve bebeklere yönelik terörist saldırıları hayal edilemez, iğrenç ve affedilemezdir. Pek çok kişi hayatını kaybetti ve diğerleri rehin alındı ve akıbeti bilinmiyor. Şirketimizin kurucuları dünyadaki adaletsizliklere ışık tutmanın görevleri olduğuna inanıyorlardı.” Sözlerini kullanmıştı.
ABD’de yayın yapan “Axios” haber sitesinin üç ABD’li yetkiliye dayandırdığı habere göre, Bakan Blinken’in bugün Kongre’ye İsrail’in Gazze’deki saldırılarına ilişkin rapor sunması öngörülüyor.
SÖZDE ELEŞTİREL RAPOR
ABD’nin silah sevkiyatını durdurma yönünde aldığı karar, İsrail tarafında yoğun eleştirilere neden olurken, ABD’li yetkililer, Blinken’ın “son derece eleştirel raporunda” İsrail’in uluslararası hukuka uyup uymadığı ve Gazze’ye insani yardımı kısıtlayıp kısıtlamadığı değerlendirmelerine yer verildiğini aktardı.
Yetkililer, ayrıca Tel Aviv yönetiminin 7 Ekim’den bu yana Gazze’deki saldırılarındaki ihlallerin ABD Dışişleri Bakanlığında en sert iç tartışmaları ateşlediğini belirtti.
ABD’li yetkililer, ABD Orta Doğu İnsani Meselelerden Sorumlu Özel Temsilcisi David Satterfield ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jacob J. Lew’in geçen haftalarda Blinken’e İsrail’in Gazze’deki savaşta uluslararası hukuku ihlal etmediğini iddia eden bir not gönderdiklerini söyledi.
Lew ve Satterfield’ın Blinken’e İsrail’in insani yardımı engellemediğini raporla belgelemesini önerdiğini aktaran yetkililer, İsrail’in geçmişte insani yardımı kısıtladığını ve yardımın Gazze’ye ulaşmasını engellediğini ancak ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya “ültimatom vermesinin” ardından nisan ayından bu yana politikanın değiştiğini aktardı.
HÜKÜMETE İSRAİL BASKISI
ABD’li yetkililer, Blinken’in raporunda İsrail’in Gazze’deki saldırılarında bir dizi olayın listeleneceği ve İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiği konusunda ciddi endişelerin dile getirileceğini ifade etti.
Ancak yetkililer, Blinken’in raporunda İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiği sonucuna varılmadığına dikkati çekti.
Üst düzey bir ABD’li yetkili ise Blinken’in raporunun Lew ve Satterfield’in önerilerini benimsediğini savundu.
İsrail’in ABD silahlarıyla Gazze’de uluslararası hukuku ihlal ettiği tartışmaları hem uluslararası kamuoyu hem Amerikan bürokrasisi ve medyasının gündeminden düşmüyor.
Uluslararası Af Örgütünün nisan ayında paylaştığı raporda yaklaşık 35 bin kişinin öldürüldüğü Gazze’de İsrail’in Filistinli sivillere karşı ABD silahları kullandığı kaydedilmişti.
Öte yandan, ABD Kongresi’nde Demokrat Partili 88 üye, İsrail’in Filistinli sivillere yönelik insani yardımları kasten engellediğine dair inandırıcı iddialar bulunduğunu belirterek, Biden’a ABD yasalarına göre İsrail’e yapılan yardımları yeniden gözden geçirme çağrısında bulunmuştu.
“İSRAİL İHTİYACI OLAN SİLAHLARIN BÜYÜK KISMINI ALIYOR”
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby, “İsrail’e silah sevkiyatları hala yapılıyor ve onlar kendilerini savunmak için (silahların) her şeyin büyük kısmını alıyorlar.” dedi.
Kirby, Washington’da gazetecilere yaptığı açıklamada, herkesin silah sevkiyatının durdurulduğu hakkında konuştuğunu söyledi.
“İsrail’e silah sevkiyatları hala yapılıyor ve onlar kendilerini savunmak için (silahların) her şeyin büyük kısmını alıyorlar.” diyen Kirby, Kongreden ek taleplerle elde ettikleri her kuruşu İsrail’in ihtiyaç duyduğu kabiliyetleri sağlamak üzere harcama taahhüdünde bulunduklarını ve bu taahhütlerini sürdüreceklerini vurguladı.
Öte yandan, Pentagon Sözcüsü Patrick Ryder, günlük basın toplantısında, ABD’nin İsrail’e milyarlarca dolarlık güvenlik yardımı yaptığını hatırlatarak, geçen hafta sevkiyatı durdurulan silahlarla ilgili, “Şu anda yakın vadeli bazı güvenlik yardımlarını gözden geçiriyoruz.” ifadesini kullanmıştı.
Avrupa’nın İsrail’in katliamları karşısında yeteri kadar tepki göstermediğini vurgulayan Bölük, “İsrail’in zulmünün durması gerektiğini ne zaman söyleyeceğiz? Bu Parlamento’da İsrail hastaneleri bombaladığında sınırı çizmedik! Gazeteciler öldürüldüğünde sınırı çizmedik! Masum siviller katledildiğinde sınırı çizmedik” dedi.
“Sivil altyapının ve masum hayatların yok edilmesine seyirci kalmaya İsrail’i suçlayacak cesaretimiz olmadığı için devam mı edeceğiz? Yoksa bu insani felaketin sona ermesi için çağrıda mı bulunacağız? Bugün buna karar vereceğiz” ifadelerini kullanan Bölük’ün konuşması şöyle:
Gezegenimizde her yıl yaklaşık bir milyar ton gıda israf edilmektedir. Ancak Gazze’de 2,3 milyon insan yerinden edilmiş ve çok küçük bir alana sıkıştırılmış, açlıkla karşı karşıya bırakılmış ve onlarca bebek yetersiz beslenmeden dolayı ölmüştür.
UNRWA Genel Komiseri Lazzarini yaptığı son açıklamada şunları söyledi: Kırmızı çizgiler de dahil olmak üzere tüm çizgiler aşıldı ve savaş, bebeklerin ve çocukların bedenlerini yiyen İsrail’in uyguladığı kuşatma nedeniyle açlık yüzünden daha da şiddetleniyor. Bizler, Gazze’de aşıların kırmızı çizgilerin insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün merkezi olarak kabul edilen Avrupa Konseyi’nin parlamenterleri olarak ne kadar farkındayız?
“GAZZE’DE SALGIN HASTALIKLAR BAŞ GÖSTERDİ”
Sayın parlamenterler, İsrail bölgeye gıda ya da tıbbi malzeme girişine neredeyse hiç izin vermemektedir. Gazze’ye yapılan saldırılar yüzde 90 oranında elektrik kesintisine yol açarak hastaneleri ve kanalizasyon tesislerini etkilemiş ve içme suyu arıtma tesislerini kapatmıştır. Gazze genelinde yaygın salgın hastalıklar baş göstermiştir. İsrail hava kuvvetlerinin yoğun bombardımanı Gazze’nin altyapısına önemli ölçüde zarar vererek krizi daha da kötüleştirmiştir.
“GAZZE ÇOCUK MEZARLIĞINA DÖNDÜ”
Gazze Sağlık Bakanlığı 4 binden fazla çocuğun savaşın ilk ayında öldüğünü bildirmiş ve bugün 14 binden fazla çocuk hayatını kaybetmiştir. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres Gazze’nin “Çocuk mezarlığı”na dönüştüğünü söylemiştir. Çocuk mezarlığı! Gazze’deki Şifa Hastanesinin görüntüleri sağlık sisteminin çöküşünün endişe verici bir örneğidir. Sistem, İsrail’in hastanelere ve sağlık tesislerine yönelik saldırıları sağlık çalışanlarını öldürmesi ve tıbbi malzemelerin Gazze’ye girmesini engellemesiyle yerle bir olmuştur.
“TÜRKİYE, GAZZE’YE EN FAZLA YARDIM YAPAN ÜLKE”
Bu eşi görülmemiş felaket karşısında Türkiye, durumu hafifletmek için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Türkiye, Gazze’ye en fazla yardım yapan ülke konumundadır ve toplam yardımın yüzde 27’sini sağlamaktadır. Ayrıca Türkiye, her hafta sonu ortalama 127 ton içme suyunu Mısır üzerinden Gazze’ye ulaştırmakta, 400’den fazla hasta ve yaralı Gazzeli Türkiye’de tedavi edilmektedir. Türk Kızılayı, kesintisiz olarak ulaştırılmak üzere yeni bir yardım gemisini Türkiye’ye göndermiştir.
“SEYİRCİ KALMAYA DEVAM MI EDECEĞİZ?”
Türkiye, Gazze’nin yanındadır ve yanında olmaya devam edecektir. Ancak Avrupa Konseyi parlamenterleri olarak sınırı nerede çizeceğiz? İsrail’in zulmünün durması gerektiğini ne zaman söyleyeceğiz?

AK Parti Milletvekili Sena Nur Çelik Kanat, İsrail’in Gazze’yi açık hava hapishanesinden toplu mezara dönüştürdüğünü kaydettiği konuşmasında şunları söyledi;
“İSRAİL, AÇLIĞI SAVAŞ SİLAHI OLARAK KULLANIYOR”
İsrail, Gazze’yi açık hava hapishanesinden toplu mezara dönüştürdü. 34.000’den fazla insanı, 14.000 çocuğu, 10.000 kadını, yüzlerce gazeteciyi, yardım görevlisini ve doktoru katletti. 75.000’den fazla insanın yaralanmasına neden oldu ve 1.7 milyon kişiyi zorla yerinden etti. Gazze’deki sivil altyapının %70’ini tahrip etti. İsrail, insani yardımların Gazze’ye ulaşmasını kasıtlı olarak engellemeye devam ediyor.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell’in ifade ettiği gibi İsrail, Gazze’de kıtlığa sebep oluyor ve açlığı bir savaş silahı olarak kullanıyor. IPC’ye (Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması) göre, Gazze’de insanların %100’ü yeterli gıdaya erişemez durumda. Bu eşi görülmemiş bir durum. Şimdiye kadar IPC raporlarının hiçbiri dünyanın herhangi bir yerinde bu kadar ciddi seviyede bir gıda güvensizliği krizi tespit etmemişti.
“ÇOCUKLARIN AÇLIK NEDENİYLE ÖLÜMLERİNE TANIKLIK EDİYORUZ”
Unıcef, Gazze’deki bebeklerin artık ağlayacak enerjilerinin kalmadığını söylüyor.Dehşet içinde çocukların açlık nedeniyle ölümlerine tanıklık ediyoruz. Uluslararası toplum artık İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği keyfi ve orantısız saldırıların ve Gazze halkının toplu olarak cezalandırılmasının savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar olup olmadığını tartışmıyor bile.
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in eylemlerinin soykırım kapsamına girebileceğini tespit etti ve Filistinlileri korumak için ihtiyati tedbir kararı verdi. Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Gazze’de kullanılan şiddet türlerini ve İsrail’in politikalarını analiz ettiği raporunda, İsrail’in soykırım yaptığına dair eşiğin aşıldığını gösteren makul gerekçeler olduğu sonucuna vardı.
Raporun en önemli bulgularından biri, İsrail’in idari ve askeri liderliği ile askerlerinin, Filistin halkına yönelik soykırımsal şiddeti meşrulaştırmak için soykırım niyeti taşıyan açıklamalar yaptıkları ve savaş hukuku ilkelerini kasıtlı şekilde ihlal ettikleridir. Bu Meclis’te bulunan herkes 7 Ekim’de sivillerin öldürülmesini ve kaçırılmasını kınadı. Ancak bu Meclis’te bulunan bazı milletvekillerinin ve Avrupa Konseyi üyesi bazı hükümetlerin hala İsrail’in uluslararası hukuk ihlallerini görmezden gelmesi ve kınamayı reddetmesi büyük bir utanç, vicdansızlık ve bu suçların işlenmesine ortaklık etmektir.
“GEREKLİ ÖNERİLERİ İÇEREN YENİ OBJEKTİF RAPOR BU MECLİS’TE ACİLEN HAZIRLANMALIDIR”
Bu siyasetçi ve hükümetler bir daha insan haklarıyla ilgili herhangi bir konuda konuşma meşruiyetlerini Gazze’de katledilen binlerce çocuğun naaşlarıyla beraber toprağa gömdüklerini bilmeliler. Bu Meclis ve dünyanın dört bir yanındaki hükümetler çifte standartı bırakmalı ve diğer tüm aktörler gibi İsrail’e de uluslararası standartları uygulayarak İsrail’i yaptıkalrından sorumlu tutmalıdır. Sayın FASSINO tarafından hazırlanan (bu Meclis’te kabul edilen) ve içeriği oldukça yetersiz olan Gazze raporu bu Meclis’in değerleri için bir utanç kaynağıdır. Gerekli önerileri içeren yeni objektif bir rapor bu Meclis’te acilen hazırlanmalıdır.
ÇATIŞMAYI ÖNLEMEK İÇİN ÇAĞRILARDA BULUNDU
Uluslararası hukuku korumak ve bölgesel bir çatışmayı önlemek için hepimiz şu çağrılarda bulunmalıyız: kalıcı bir ateşkesin sağlanması; Tüm Uluslararası Adalet Divanı kararlarının acilen tam olarak uygulanması, insanı yardım akışının engelsiz sağlanması, İsrail’in BM’nin tüm kurumlarıyla işbirliği yapması, tüm rehinelerin, Gazze’deki rehinelerin ve İsrail hapishanelerinde yargılanmadan tutulan binlerce Filistinlinin serbest bırakılması; Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’na (UNRWA) bazı ülkelerin durdurduğu fonların yeniden sağlanması ve İsrail’e tüm silah ihracatının durdurulması.
Konya Milletvekili Meryem Göka, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde yaptığı konuşmasında bölgede çatışmanın son bulması ve ateşkesin yapılması konusunda çağrıda bulunarak şöyle konuştu;
“DÜNYA, AÇLIĞIN SAVAŞ ARACI OLARAK KULLANILMASI NEDENİYLE UTANMALI”
Daha önce hiçbirimiz böylesine bir duruma tanık olmadık. Savaş suçları, gözlerimizin önünde gerçek zamanlı olarak gerçekleşiyor. Ekranlarımıza şok edici görüntüler ulaşıyor. Ancak, var olan bir şey daha var; yürekleri dağlayan bir sessizlik. Dünya, Gazze’de güvenli bir alanın olmaması ve açlığı bir savaş aracı olarak kullanılması nedeniyle utanmalı. Bugün, burası dünyanın en büyük açık hava mezarlığı. Sadece on binlerce masumun katledildiği bir mezarlık değil, aynı zamanda insanı hukukun en temel prensiplerinin de katledildiği bir mezarlık. Uluslararası organizasyonlara göre; İsrail güçleri tarafından 14.000 çocuk öldürüldü, 17.000 çocuk ailelerinden ayrı bırakıldı, 9.000’den fazla kadın öldürüldü, her gün 180 kadın tıbbi yardım almadan doğum yapıyor, bebekler sütsüz ama bütün bunlar Dünya’da gerekli empatiyi uyandırmaya yetmedi. İsrail’in Gazze’deki katliamları, tüm dünyaya “Bir daha asla” sözünü hatırlatıyor: Hatırlıyor musunuz? Filistinlilere yönelik şiddet ve insanlık dışı muamelenin normalleştirilme çabaları insanılmaz derecede endişe verici. İnsanlık onuru ilkesi herkes için geçerli olmalı.
“İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİDEN BAHSEDENLER İSRAİL’İN KATLİAMLARINI İZLEMEKLE YETİNİYOR”
Oysa sürekli insan hakları, özgürlükler ve demokrasiden bahsedenler, İsrail’in katliamlarını uzaktan izlemekle yetiniyor, harekete geçmeye aciz kalıyor. İnsan hakları söz konusu olunca asla çifte standart olmamalı. Avrupa Konseyi, Rusya Ukrayna Savaşında bu savaşın etkilerini hafifletmeye ve durdurmaya yönelik haklı bir tutum sergiledi. Eğer Avrupa Konseyi’nin kuruluş ilkelerine bağlıysak, İsrail’in uluslararası hukuku alenen ihlal etmesine karşın güçlü bir duruş sergilemek yine bu konseyin görevi olmalıdır. Bu nedenle, Filistin’de yaşanan insanlık trajedisi karşısında, bu Meclis’te ortak ve güçlü bir tutum göstermesi için çağrıda bulunuyorum. Ayrıca, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü savaşın yayılma ve tırmanma riski barındırdığına dair uyarılarımızı uzun süredir tüm muhataplarımıza hatırlatmaktayız. İsrail’in İran’da Şam Büyükelçiliği’ne gerçekleştirdiği saldırı, İran’ın bu saldırıya yaptığı misilleme ve takip eden gelişmeler, olayların hızlı biçimde bölgesel bir savaşa dönüşebileceği riskini bir kez daha göstermiştir. Türkiye olarak, Filistin davasındaki diplomatik çabalara başından beri öncülük ediyoruz. Türkiye’nin garantörlük rolünü üstlenmeye hazır olduğunu ifade ettik ve bölgeye güvenlik ve istikrar getirecek tek bir çözüm olduğunu vurguladık: Bu da iki devletli çözümdür. Şimdi, her şeyden önce, derhal ateşkes yapılmalı; İsrail, kanlı saldırılarına son vermeli, Gazze’ye insani yardımın girmesine izin verilmeli ve yasadışı yerleşimlere ve işgale son verilmelidir.
Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, AKPM çatısı altında bir gözlem heyeti oluşturulması gerektiğini söyleyerek şu şekilde konuştu;
“FİLİSTİN- İSRAİL ÇATIŞMASI 7 EKİM’DE BAŞLAMADI”
Çatısı altında bulunduğumuz Avrupa Konseyi, dünyanın gördüğü en kanlı savaşın ardından, kuruluş tüzüğünün 1. Maddesinde öngörüldüğü üzere “insan hakları ve temel özgürlüklerin gerçekleştirilmesi” amacıyla kurulmuştur. Kıtasal çekincelerin ötesinde; kuruluş amaçlarımıza uygun hareket etmek, çatışmaların çözümü ve dünya barışının korunması için inisiyatif almak, bu kurumu işlevsel hale getirmemizin tek nedenidir. Bu yüzden buradayız. Öncelikle Filistin- İsrail çatışması 7 Ekim’de başlamadı. Gazze yıllardır İsrail kuşatması altında bir açık hava hapishanesiydi. Çocuklar kamplarda doğdu ve dışarıdaki normal hayatın ne olduğu hakkında hiçbir fikirleri olmadan büyüdüler. Batı Şeria’daki kontrol noktalarından geçen Filistinliler her gün büyük bir aşağılanmaya maruz kalıyor ve onurlu bir şekilde yaşama hakları ihlal ediliyor.
“BU NASIL BİR DEMOKRASİ?”
İsrail’in yasadışı yerleşimcileri nedeniyle, Batı Şeria’daki Filistin halkının mülkiyet hakları hukuksuz bir şekilde ellerinden alınıyor. Son altı aydır Auschwitz’i durduramamanın utancına benzer bir utanç içindeyiz. Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Filistinlilere karşı ‘soykırım suçu’ işlendiğine inanmak için makul gerekçeler olduğunu belirtiyor. Gazze’de 14 binden fazlası çocuk olmak üzere 30 binden fazla Filistinli öldürüldü ve bu rakam nüfusun yaklaşık yüzde 1,4’üne tekabül ediyor. Kayıp 12 binden fazla kişinin öldüğü tahmin ediliyor. 71.000 kişi yaralanmış, birçoğu ömür boyu sürecek sakatlıklara maruz kalmıştır. Yerleşim alanlarının %70’i tahrip edildi. Tüm nüfusun %80’i zorla yerinden edildi. Gazze’ye uygulanan abluka hayati öneme sahip malzemelere erişimi engelleyerek her gün 10 kişinin açlıktan ölmesine neden olmaktadır. Gazeteciler, tıp doktorları öldürüldü, hastaneler, camiler ve kiliseler orantısız bir şekilde hedef alındı. Bunların hepsi İsrail tarafından yapıldı. Bu nasıl bir demokrasi?
“AKPM ÇATISI ALTINDA BİR GÖZLEM HEYETİ OLUŞTURMALIYIZ”
Sevgili meslektaşlarım, buradaki varlığımızı anlamlı kılmak için siyasi uğraşlarımızdan ve çıkar gruplarından ayrı olarak insan haklarının gerçek bir temsilcisi olmayı başarmalıyız. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2728 sayılı kararının acilen uygulanması için inisiyatif almalı ve Gazze’ye yeterli insani yardımın girmesini sağlamak için tarafsız bir AKPM çatısı altında bir gözlem heyeti oluşturmalıyız. Derhal ateşkes çağrısında bulunulmalı, her iki tarafa da tüm esirlerin serbest bırakılması için çağrıda bulunulmalı ve en nihayetinde Gazzelilerin ve tüm Filistinlilerin uluslararası hukuk çerçevesinde kendi topraklarına dönmelerini sağlamalıyız. Sonuç olarak, siyaset insanlarla ve insanlar için yapılır ve biz siyasetçiler olarak dünyanın dört bir yanında Filistin’i savunan barışçıl protestocuların sesi olmalıyız. Türkiye Filistin’in yanında ve öyle olmaya devam edecek. Ülkelerimize döndüğümüzde halkımıza anlatacak onurlu bir hikayemiz olmalı. Filistin’i özgürleştirmek zorundayız. Yaşasın Filistin.”
MHP Konya Milletvekili Konur Alp’in AKPM’de yaptığı konuşmasından satır başları şu şekilde;
“BU İNSANİ FELAKETİ SONA ERDİRMEK İÇİN BİR ŞEYLER YAPMALIYIZ”
“Sevgili meslektaşlarım, altı aydan fazla zaman geçti. Aralarında uluslararası yardım görevlileri ve gazetecilerin de bulunduğu yaklaşım 34.000 sivil öldürüldü. Yaklaşık 2 milyon insan zorla yerinden edildi. Sivillerin evleri ile hastane ve okul gibi yapılar kasten hedef alındaı ve tahrip edildi. Eğer Gazze’deki insani felakete içtenlikle cevap vermek istiyorsak, öncelikle şu konuda anlaşmalıyız: Filistinlileri desteklemek, onların haklarını korumak ya da bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını savunmak bizi Yahudi düşmanı yapmaz. Filistinlilerin haklarını desteklerken aynı zamanda Netanyahu hükümetinin politikalarını da eleştirebiliriz. İsrail halkı bile Netanyahu hükümetini ağır ve giderek yaygınlaşan bir şekilde eleştiriyor ve protesto ediyor. Ancak uluslararası toplum gerekli adımları atamıyor. Ancak bu kurum, yüce Meclisimiz, Avrupa’da ve ötesinde insan haklarını savunmanın öncüsü konumundadır. Dolayısıyla İsrail’in, Uluslararası Adalet Divanı’na göre soykırım suçu sayılması muhtemel olan korkunç, dehşet verici eylemlerine karşı sesimizi yükseltmek bizim için bir sorumluluktur. Ardından da anlaşılacağı üzere, insan haklarından ırk,din ve dil ayrımı olmaksızın her insanoğlu yararlanmalıdır. Şimdiye kadar hayatta kalmayı başarabilenler için çok geç olmadan, bu insani felaketi sona erdirmek için bir şeyler yapmalıyız. İsrail’e hala ağır silahlar sağlayan Avrupa hükümetlerine karşı da sesimizi yükseltmeliyiz. Gazze halkına verilen desteğin bir göstergesi olarak bu çılgın savaş bitene kadar İsrail’e silah ihracatı durdurulmalıdır.
Çatışmanın yayılma riskinin bulunduğunu kabul etmeliyiz. İsrail’in Suriye’deki İran Büyükelçiliği’ne saldırısı ve İran’ın misilleme yapması, olayların kolaylıkla ve hızla bölgesel bir savaşa dönüşebileceğini gösterdi. Bölgedeki istikrarsızlık aynı zamanda daha büyük küresel çatışmalar da tetikleme potansiyeli taşıyor. Bu nedenle sevgili meslektaşlarım, İsrail’e daha fazla silah göndermemesi için hükümetlerinize baskı yapmalısınız. Şu anda daha fazla silah sağlanmasının daha fazla sivilin ölmesi ve Gazze’deki insani durumun daha da kötüleşmesi anlamına geldiğini unutmamalıyız. Buna izin vermemeliyiz.
AK Parti Milletvekili Sena Nur Çelik Kanat, İsrail’in Gazze’yi açık hava hapishanesinden toplu mezara dönüştürdüğünü kaydettiği konuşmasında şunları söyledi;
“İSRAİL, AÇLIĞI SAVAŞ SİLAHI OLARAK KULLANIYOR”
İsrail, Gazze’yi açık hava hapishanesinden toplu mezara dönüştürdü. 34.000’den fazla insanı, 14.000 çocuğu, 10.000 kadını, yüzlerce gazeteciyi, yardım görevlisini ve doktoru katletti. 75.000’den fazla insanın yaralanmasına neden oldu ve 1.7 milyon kişiyi zorla yerinden etti. Gazze’deki sivil altyapının %70’ini tahrip etti. İsrail, insanı yardımların Gazze’ye ulaşmasını kasıtlı olarak engellemeye devam ediyor. Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell’in ifade ettiği gibi İsrail, Gazze’de kıtlığa sebep oluyor ve açlığı bir savaş silahı olarak kullanıyor. IPC (Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması)’ye göre, Gazze’de insanların %100’ü yeterli gıdaya erişemez durumda. Bu eşi görülmemiş bir durum. Şimdiye kadar IPC raporlarının hiçbiri dünyanın herhangi bir yerinde bu kadar ciddi seviyede bir gıda güvensizliği krizi tespit etmemişti.
“ÇOCUKLARIN AÇLIK NEDENİYLE ÖLÜMLERİNE TANIKLIK EDİYORUZ”
Unıcef, Gazze’deki bebeklerin artık ağlayacak enerjilerinin kalmadığını söylüyor.Dehşet içinde çocukların açlık nedeniyle ölümlerine tanıklık ediyoruz. Uluslararası toplum artık İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği keyfi ve orantısız saldırıların ve Gazze halkının toplu olarak cezalandırılmasının savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar olup olmadığını tartışmıyor bile. Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in eylemlerinin soykırım kapsamına girebileceğini tespit etti ve Filistinlileri korumak için ihtiyati tedbir kararı verdi. Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Gazze’de kullanılan şiddet türlerini ve İsrail’in politikalarını analiz ettiği raporunda, İsrail’in soykırım yaptığına dair eşiğin aşıldığını gösteren makul gerekçeler olduğu sonucuna vardı. Raporun en önemli bulgularından biri, İsrail’in idari ve askeri liderliği ile askerlerinin, Filistin halkına yönelik soykırımsal şiddeti meşrulaştırmak için soykırım niyeti taşıyan açıklamalar yaptıkları ve savaş hukuku ilkelerini kasıtlı şekilde ihlal ettikleridir. Bu Meclis’te bulunan herkes 7 Ekim’de sivillerin öldürülmesini ve kaçırılmasını kınadı. Ancak bu Meclis’te bulunan bazı milletvekillerinin ve Avrupa Konseyi üyesi bazı hükümetlerin hala İsrail’in uluslararası hukuk ihlallerini görmezden gelmesi ve kınamayı reddetmesi büyük bir utanç, vicdansızlık ve bu suçların işlenmesine ortaklık etmektir.
“GEREKLİ ÖNERİLERİ İÇEREN YENİ OBJEKTİF RAPOR BU MECLİS’TE ACİLEN HAZIRLANMALIDIR”
Bu siyasetçi ve hükümetler bir daha insan haklarıyla ilgili herhangi bir konuda konuşma meşruiyetlerini Gazze’de katledilen binlerce çocuğun naaşlarıyla beraber toprağa gömdüklerini bilmeliler. Bu Meclis ve dünyanın dört bir yanındaki hükümetler çifte standartı bırakmalı ve diğer tüm aktörler gibi İsrail’e de uluslararası standartları uygulayarak İsrail’i yaptıkalrından sorumlu tutmalıdır. Sayın FASSINO tarafından hazırlanan (bu Meclis’te kabul edilen) ve içeriği oldukça yetersiz olan Gazze raporu bu Meclis’in değerleri için bir utanç kaynağıdır. Gerekli önerileri içeren yeni objektif bir rapor bu Meclis’te acilen hazırlanmalıdır.
ÇATIŞMAYI ÖNLEMEK İÇİN ÇAĞRILARDA BULUNDU
Uluslararası hukuku korumak ve bölgesel bir çatışmayı önlemek için hepimiz şu çağrılarda bulunmalıyız: kalıcı bir ateşkesin sağlanması; Tüm Uluslararası Adalet Divanı kararlarının acilen tam olarak uygulanması, insanı yardım akışının engelsiz sağlanması, İsrail’in BM’nin tüm kurumlarıyla işbirliği yapması, tüm rehinelerin, Gazze’deki rehinelerin ve İsrail hapishanelerinde yargılanmadan tutulan binlerce Filistinlinin serbest bırakılması; Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’na (UNRWA) bazı ülkelerin durdurduğu fonların yeniden sağlanması ve İsrail’e tüm silah ihracatının durdurulması.
Konya Milletvekili Meryem Göka, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde yaptığı konuşmasında bölgede çatışmanın son bulması ve ateşkesin yapılması konusunda çağrıda bulunarak şöyle konuştu;
“DÜNYA, AÇLIĞIN SAVAŞ ARACI OLARAK KULLANILMASI NEDENİYLE UTANMALI”
Daha önce hiçbirimiz böylesine bir duruma tanık olmadık. Savaş suçları, gözlerimizin önünde gerçek zamanlı olarak gerçekleşiyor. Ekranlarımıza şok edici görüntüler ulaşıyor. Ancak, var olan bir şey daha var; yürekleri dağlayan bir sessizlik. Dünya, Gazze’de güvenli bir alanın olmaması ve açlığı bir savaş aracı olarak kullanılması nedeniyle utanmalı. Bugün, burası dünyanın en büyük açık hava mezarlığı. Sadece on binlerce masumun katledildiği bir mezarlık değil, aynı zamanda insanı hukukun en temel prensiplerinin de katledildiği bir mezarlık. Uluslararası organizasyonlara göre; İsrail güçleri tarafından 14.000 çocuk öldürüldü, 17.000 çocuk ailelerinden ayrı bırakıldı, 9.000’den fazla kadın öldürüldü, her gün 180 kadın tıbbi yardım almadan doğum yapıyor, bebekler sütsüz ama bütün bunlar Dünya’da gerekli empatiyi uyandırmaya yetmedi. İsrail’in Gazze’deki katliamları, tüm dünyaya “Bir daha asla” sözünü hatırlatıyor: Hatırlıyor musunuz? Filistinlilere yönelik şiddet ve insanlık dışı muamelenin normalleştirilme çabaları insanılmaz derecede endişe verici. İnsanlık onuru ilkesi herkes için geçerli olmalı.
“İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİDEN BAHSEDENLER İSRAİL’İN KATLİAMLARINI İZLEMEKLE YETİNİYOR”
Oysa sürekli insan hakları, özgürlükler ve demokrasiden bahsedenler, İsrail’in katliamlarını uzaktan izlemekle yetiniyor, harekete geçmeye aciz kalıyor. İnsan hakları söz konusu olunca asla çifte standart olmamalı. Avrupa Konseyi, Rusya Ukrayna Savaşında bu savaşın etkilerini hafifletmeye ve durdurmaya yönelik haklı bir tutum sergiledi. Eğer Avrupa Konseyi’nin kuruluş ilkelerine bağlıysak, İsrail’in uluslararası hukuku alenen ihlal etmesine karşın güçlü bir duruş sergilemek yine bu konseyin görevi olmalıdır. Bu nedenle, Filistin’de yaşanan insanlık trajedisi karşısında, bu Meclis’te ortak ve güçlü bir tutum göstermesi için çağrıda bulunuyorum. Ayrıca, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü savaşın yayılma ve tırmanma riski barındırdığına dair uyarılarımızı uzun süredir tüm muhataplarımıza hatırlatmaktayız. İsrail’in İran’da Şam Büyükelçiliği’ne gerçekleştirdiği saldırı, İran’ın bu saldırıya yaptığı misilleme ve takip eden gelişmeler, olayların hızlı biçimde bölgesel bir savaşa dönüşebileceği riskini bir kez daha göstermiştir. Türkiye olarak, Filistin davasındaki diplomatik çabalara başından beri öncülük ediyoruz. Türkiye’nin garantörlük rolünü üstlenmeye hazır olduğunu ifade ettik ve bölgeye güvenlik ve istikrar getirecek tek bir çözüm olduğunu vurguladık: Bu da iki devletli çözümdür. Şimdi, her şeyden önce, derhal ateşkes yapılmalı; İsrail, kanlı saldırılarına son vermeli, Gazze’ye insani yardımın girmesine izin verilmeli ve yasadışı yerleşimlere ve işgale son verilmelidir.
Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, AKPM çatısı altında bir gözlem heyeti oluşturulması gerektiğini söyleyerek şu şekilde konuştu;
“FİLİSTİN- İSRAİL ÇATIŞMASI 7 EKİM’DE BAŞLAMADI”
Çatısı altında bulunduğumuz Avrupa Konseyi, dünyanın gördüğü en kanlı savaşın ardından, kuruluş tüzüğünün 1. Maddesinde öngörüldüğü üzere “insan hakları ve temel özgürlüklerin gerçekleştirilmesi” amacıyla kurulmuştur. Kıtasal çekincelerin ötesinde; kuruluş amaçlarımıza uygun hareket etmek, çatışmaların çözümü ve dünya barışının korunması için inisiyatif almak, bu kurumu işlevsel hale getirmemizin tek nedenidir. Bu yüzden buradayız. Öncelikle Filistin- İsrail çatışması 7 Ekim’de başlamadı. Gazze yıllardır İsrail kuşatması altında bir açık hava hapishanesiydi. Çocuklar kamplarda doğdu ve dışarıdaki normal hayatın ne olduğu hakkında hiçbir fikirleri olmadan büyüdüler. Batı Şeria’daki kontrol noktalarından geçen Filistinliler her gün büyük bir aşağılanmaya maruz kalıyor ve onurlu bir şekilde yaşama hakları ihlal ediliyor.
“BU NASIL BİR DEMOKRASİ?”
İsrail’in yasadışı yerleşimcileri nedeniyle, Batı Şeria’daki Filistin halkının mülkiyet hakları hukuksuz bir şekilde ellerinden alınıyor. Son altı aydır Auschwitz’i durduramamanın utancına benzer bir utanç içindeyiz. Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Filistinlilere karşı ‘soykırım suçu’ işlendiğine inanmak için makul gerekçeler olduğunu belirtiyor. Gazze’de 14 binden fazlası çocuk olmak üzere 30 binden fazla Filistinli öldürüldü ve bu rakam nüfusun yaklaşık yüzde 1,4’üne tekabül ediyor. Kayıp 12 binden fazla kişinin öldüğü tahmin ediliyor. 71.000 kişi yaralanmış, birçoğu ömür boyu sürecek sakatlıklara maruz kalmıştır. Yerleşim alanlarının %70’i tahrip edildi. Tüm nüfusun %80’i zorla yerinden edildi. Gazze’ye uygulanan abluka hayati öneme sahip malzemelere erişimi engelleyerek her gün 10 kişinin açlıktan ölmesine neden olmaktadır. Gazeteciler, tıp doktorları öldürüldü, hastaneler, camiler ve kiliseler orantısız bir şekilde hedef alındı. Bunların hepsi İsrail tarafından yapıldı. Bu nasıl bir demokrasi?
“AKPM ÇATISI ALTINDA BİR GÖZLEM HEYETİ OLUŞTURMALIYIZ”
Sevgili meslektaşlarım, buradaki varlığımızı anlamlı kılmak için siyasi uğraşlarımızdan ve çıkar gruplarından ayrı olarak insan haklarının gerçek bir temsilcisi olmayı başarmalıyız. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2728 sayılı kararının acilen uygulanması için inisiyatif almalı ve Gazze’ye yeterli insani yardımın girmesini sağlamak için tarafsız bir AKPM çatısı altında bir gözlem heyeti oluşturmalıyız. Derhal ateşkes çağrısında bulunulmalı, her iki tarafa da tüm esirlerin serbest bırakılması için çağrıda bulunulmalı ve en nihayetinde Gazzelilerin ve tüm Filistinlilerin uluslararası hukuk çerçevesinde kendi topraklarına dönmelerini sağlamalıyız. Sonuç olarak, siyaset insanlarla ve insanlar için yapılır ve biz siyasetçiler olarak dünyanın dört bir yanında Filistin’i savunan barışçıl protestocuların sesi olmalıyız. Türkiye Filistin’in yanında ve öyle olmaya devam edecek. Ülkelerimize döndüğümüzde halkımıza anlatacak onurlu bir hikayemiz olmalı. Filistin’i özgürleştirmek zorundayız. Yaşasın Filistin.”
MHP Konya Milletvekili Konur Alp’in AKPM’de yaptığı konuşmasından satır başları şu şekilde;
“BU İNSANİ FELAKETİ SONA ERDİRMEK İÇİN BİR ŞEYLER YAPMALIYIZ”
“Sevgili meslektaşlarım, altı aydan fazla zaman geçti. Aralarında uluslararası yardım görevlileri ve gazetecilerin de bulunduğu yaklaşım 34.000 sivil öldürüldü. Yaklaşık 2 milyon insan zorla yerinden edildi. Sivillerin evleri ile hastane ve okul gibi yapılar kasten hedef alındaı ve tahrip edildi. Eğer Gazze’deki insani felakete içtenlikle cevap vermek istiyorsak, öncelikle şu konuda anlaşmalıyız: Filistinlileri desteklemek, onların haklarını korumak ya da bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını savunmak bizi Yahudi düşmanı yapmaz. Filistinlilerin haklarını desteklerken aynı zamanda Netanyahu hükümetinin politikalarını da eleştirebiliriz. İsrail halkı bile Netanyahu hükümetini ağır ve giderek yaygınlaşan bir şekilde eleştiriyor ve protesto ediyor. Ancak uluslararası toplum gerekli adımları atamıyor. Ancak bu kurum, yüce Meclisimiz, Avrupa’da ve ötesinde insan haklarını savunmanın öncüsü konumundadır. Dolayısıyla İsrail’in, Uluslararası Adalet Divanı’na göre soykırım suçu sayılması muhtemel olan korkunç, dehşet verici eylemlerine karşı sesimizi yükseltmek bizim için bir sorumluluktur. Ardından da anlaşılacağı üzere, insan haklarından ırk,din ve dil ayrımı olmaksızın her insanoğlu yararlanmalıdır. Şimdiye kadar hayatta kalmayı başarabilenler için çok geç olmadan, bu insani felaketi sona erdirmek için bir şeyler yapmalıyız. İsrail’e hala ağır silahlar sağlayan Avrupa hükümetlerine karşı da sesimizi yükseltmeliyiz. Gazze halkına verilen desteğin bir göstergesi olarak bu çılgın savaş bitene kadar İsrail’e silah ihracatı durdurulmalıdır.
Çatışmanın yayılma riskinin bulunduğunu kabul etmeliyiz. İsrail’in Suriye’deki İran Büyükelçiliği’ne saldırısı ve İran’ın misilleme yapması, olayların kolaylıkla ve hızla bölgesel bir savaşa dönüşebileceğini gösterdi. Bölgedeki istikrarsızlık aynı zamanda daha büyük küresel çatışmalar da tetikleme potansiyeli taşıyor. Bu nedenle sevgili meslektaşlarım, İsrail’e daha fazla silah göndermemesi için hükümetlerinize baskı yapmalısınız. Şu anda daha fazla silah sağlanmasının daha fazla sivilin ölmesi ve Gazze’deki insani durumun daha da kötüleşmesi anlamına geldiğini unutmamalıyız. Buna izin vermemeliyiz.

Kanıt’ın kelimenin tam anlamıyla tarihi bir proje olduğunu, belgeselle, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in işlediği her türlü zulmün, savaş suçunun ve soykırım fiilinin kayıt altına alındığını anlatan Altun, Uluslararası Adalet Divanı Başkanı, BM Özel Raportörü, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi uluslararası kuruluş çalışanlarının bu belgeselde katkılarının bulunduğunu, Gazze’de yaşanan süreçle ilgili kapsamlı veriler paylaştığını söyledi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, belgeselde ne kadar iyi işlense de İsrail’in işlediği savaş suçlarını, insanlığın vicdanında açtığı yaraları anlatmaya esasında günlerin yetmeyeceğini vurgulayarak, “Hatırlar mısınız, geçtiğimiz günlerde Filistinli bir genç elinde tuttuğu kitabı ateşe verdi ve dedi ki ‘Uluslararası hukuk diye bir şey yokmuş, hepsi koca bir yalanmış.’ Gerçekten bu çok haklı ve bir o kadar da ahlaklı bir isyan. Aydınlanmacıların, pozitivistlerin, modernistlerin, ilerlemecilerin, Batıcıların insanlığın en üst seviyesi olarak takdim ettiği, içinde bulunduğumuz bu zaman diliminde, tarihin bu evresinde gerçekten hep birlikte insanlığın günden güne ölümünü izliyoruz, nasıl kan kaybettiğini izliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“KANIT, ÜZERİ ÖRTÜLMEYE ÇALIŞILAN SOYKIRIMI DELİLLERİYLE GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR”
Filistin halkının dünyanın gözleri önünde yok edilmeye, soykırıma tabi tutulmaya çalışıldığına dikkati çeken Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Kendilerini medeni dünyanın birer üyesi olarak addeden devletler apaçık şekilde İsrail’e destek veriyorlar ve bu destekle İsrail, Filistinlileri soykırıma tabi tutuyor. Bugün kendisi vesilesiyle bir araya geldiğimiz Kanıt belgeseli de işte ısrarla yok sayılan, görmezden gelinen, üzeri örtülmeye çalışılan bu soykırımı delilleriyle gözler önüne seriyor.
Öyle inanıyorum ki bu belgeselle tüm dünya bugün ve yarın, 14 bini çocuk olmak üzere yaklaşık 34 bin insanın dünyanın gözleri önünde nasıl katledildiğini görecek. Bu denli büyük bir soykırım karşısında insanlığın nasıl bu kadar kör, bu kadar sağır ve bu denli dilsiz olduğunu fark edecek ve kimlerin bu süreçte doğru yerde, kimlerin hakkın yanında, kimlerin yanlış yerde, batılın yanında olduğunu idrak edecek.”
“İSRAİL, GAZETECİLERİ STRATEJİK BİR HEDEF OLARAK GÖRDÜĞÜ İÇİN ONLARA KASITLI BİR ŞEKİLDE SALDIRDI”
Belgeseldeki kanıtlar için büyük emekler verildiğinin altını çizen Altun, delillerin AA’nın Gazze’de görev yapan foto muhabiri Ali Jadallah gibi birçok kahramanın canlarını hiçe sayan hakikatperver yaklaşımlarıyla elde edildiğini kaydetti.
Altun, İsrail’in tam da bu nedenle hakikati ortaya çıkarmaya çalışan gazetecileri hedef aldığına işaret ederek, “Şu ana kadar 140’ı aşan gazeteci ne yazık ki İsrail tarafından katledildi, şehit edildi. İsrail, gazetecileri stratejik bir hedef olarak gördüğü için onlara kasıtlı bir şekilde saldırıyor. Hedef gözeterek bile isteye onları öldürüyor, katlediyor.” diye konuştu.
İsrail’in bayram günü TRT Arabi ekibini hedef aldığını ve tankla saldırdığını, kameraman Sami Muhammed Şehade’nin bacağını kaybettiğini, iki gazetecinin de yaralandığını anımsatan Altun, “Hakikat uğruna ölümü göze alan gazetecilere, hepimiz şükran borçluyuz, minnet borçluyuz. Onlar gerçek kahramanlar.” dedi.
Altun, bu yolda şehit olanları rahmetle ve minnetle yad etti, yaralananlara şifa diledi.
“MAZLUMLARIN HER DAİM YANINDA DURACAĞIZ”
İsrail’in bir taraftan gazetecileri hedef alarak hakikatin ortaya çıkmasını engellemeye çalıştığına diğer taraftan dezenformasyonla, yalanla, kurgulanmış içeriklerle hakikatin üstünü örtmeyi hedeflediğine dikkati çeken Altun, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının 7 Ekim’den bu yana 200’ü aşkın İsrail kaynaklı dezenformasyonu ifşa ettiğine ve doğrusunu dünyaya duyurduğuna işaret etti.
Anadolu Ajansı Teyit Hattı’nın bu bağlamda birçok dezenformasyonu ortaya çıkardığını belirten Altun, diğer yandan TRT’nin de bir çok uluslararası yayınıyla dünya kamuoyunu aydınlatmaya devam ettiğini söyledi.
Altun, “İsrail’in hem Filistinlileri hem de hakikati sorumsuzca katlettiği bir ortamda, Türkiye olarak biz, şunu çok ve net bir şekilde ifade etmek istiyorum ki susmayacağız, medyamızla konuşacağız. Hakkı, hakikati haykırmaya devam edeceğiz. Zira bu bir hakikat nöbetidir. Tarihin, hakikatin gür sesi olacağız. Mazlumların yanında her daim dimdik duracağız.” ifadesini kullandı.
“ŞEREFLİ ‘ONE MINUTE’ ÇIKIŞINI HAZMEDEMEYENLER…”
Son günlerde Gazze’de devam eden soykırımı gündemden düşürmeye dönük iki gelişmeye şahit olunduğunu da aktaran Altun, bunlardan birinin Türkiye’yi doğrudan hedef alan, İsrail’le ilişkilendirmeye yönelik kötücül dezenformasyon kampanyası olduğunu belirtti.
İsrail’e yapılmayan eleştirilerin, gösterilmeyen tepkilerin Türkiye’ye, hükümete gösterilmeye çalışıldığını söyleyen Altun, Türkiye sınırları içinde bu süreçte birçok dezenformatif içeriğin üretildiğini, bunlara karşı çeşitli platformlarda yalanlama yaptıklarını ve gerçeğini kamuoyuyla paylaştıklarını anlattı.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunları yapmamıza, gerçeği paylaşmamıza ve gerçek ortada olmasına rağmen, HAMAS’ı terör örgütü olarak lanse edenler, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın şerefli ‘one minute’ çıkışını dahi hazmedemeyenler, onu eleştirenler, İsrail tarafından düşman olarak görülen Türkiye’yi hedefe koymaya ve İsrail’le ilişkilendirmeye kalktılar.
Şunu çok açık ve net bir şekilde vurgulamamız gerekir ki Türkiye, şartlar ne olursa olsun, mazlum Filistin halkının yanındadır. Türkiye ne olursa olsun, Filistin davası söz konusu olduğunda açık ve net bir şekilde bütün uluslararası platformları bir imkan olarak görmüştür ve Cumhurbaşkanımız çok gür bir sedayla, Filistin davasının uluslararası alanda birinci derecede liderliğini yapmıştır. Bizim söylemde de eylemde de yerimiz, Filistinli kardeşlerimizin yanıdır. Filistin’e sahip çıkmak hem tarihimizin hem inancımızın hem de insanlığımızın bize yüklediği kutsal bir görevdir. Siyasi ya da başkaca birtakım hesaplar içinde olanları ne ciddiye alabiliriz ne de muhatap alabiliriz. Biz kalbi Filistin’den yana çarpan kardeşlerimizle Filistin davasını sahiplenmeye devam ederiz ve devam edeceğiz.”
“FİLİSTİN’İ UNUTMAK, UNUTTURMAYA KALKAMAK EN BÜYÜK İHANETTİR”
Altun, “İsrail, Filistin’e destek olduğumuz için fırsat buldukça bize saldırırken, Türkiye’yi İsrail destekçisi olarak göstermeye çalışmak en çok günümüzün İsrail’ini ve İsrail sevenlerini sevindirir. Kalbimiz Filistin için atarken, gündemimiz Filistin iken bu kampanyalar yüzünden Filistin davası, mazlum Gazzeliler unutturulmak istenmektedir. Buradaki strateji, hedef budur. Filistin’i unutmak, unutturmaya kalkmak da en büyük ihanettir.” dedi.
“İSRAİL’İ HİÇBİR OYUN, STRATEJİ VEYA KAMPANYA AKLAYAMAZ”
Filistin’i unutturmaya, zulmü görünmez kılmaya dönük diğer bir gelişmenin ise birkaç gün önce İsrail ve İran arasında yaşanan gerilim olduğunu vurgulayan Altun, İsrail’in İran’ın Şam’daki konsolosluk binasına saldırması ve askerlerini öldürmesiyle başlayan gerilimin sistematik bir şekilde Filistin’deki zulmü perdelemek için kullanıldığını ifade etti.
Batılı ülkelerin yaptıkları açıklamalarla gerilimi tırmandırdıkça tırmandırdığını, Filistinlilere yönelik soykırımın gündemden düşürülmek istendiğini dile getiren Altun, İran’ın cevabının bilhassa Batılı başkentlerde ve kamuoyunda İsrail’in sürdürdüğü soykırımın geri plana itilmesine yol açtığını kaydetti.
Altun, şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği üzere İsrail’in, uluslararası hukuku ve Viyana Sözleşmesi’ni açıkça çiğneyerek Şam’daki İran Büyükelçiliğini hedef almasına ses çıkartmayanlar, İran’ın cevabı karşısında hemen kınama yarışına girdiler. Zalim İsrail, bir anda mağdur gibi gösterilmeye çalışıldı. Bu süreçteki girişimleri, İsrail’i batı kamuoyu nezdinde aklama girişimi olarak görüyoruz. Fakat bu girişimlerin gizleyemeyeceği bir gerçek varsa o da İsrail’in bugün Gazze’de bir soykırım yaptığıdır.
İsrail’i hiçbir oyun, strateji veya kampanya aklayamaz. Elbette biz Türkiye olarak, Gazze soykırımının görünmez kılınmasını engellemek için çok yoğun bir diplomasi trafiği işlettik Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde ve ne ateşe körükle gitmenin ne de Netanyahu hükümetini cesaretlendirmenin bir faydası olacağını vurguladık.”
“SOYKIRIMI NORMALLEŞTİRMEYE DÖNÜK BÜTÜN GAYRETLERLE MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ”
Bölgesel ve küresel aktörlerin, Filistin saldırı altındayken, ne bölgede ne de küresel alanda barış, istikrar olamayacağını kabul etmesi ve buna göre bir strateji belirlemesi gerektiğinin altını çizen Altun, şunları kaydetti:
“Filistinli bebeklerin, çocukların, kadınların katledilmesini normalleştirecek stratejileri boşa çıkarmak bizim bu bağlamda en önemli sorumluluğumuzdur. Başta kamusal iletişim süreçlerine yön veren kamu kurumları ve yine beraberinde medyada faaliyet gösteren özel medya kuruluşları… Biz bu bağlamda Gazze’de İsrail’in soykırımı gizlemeye dönük bütün gayretlerle hesaplaşmak zorundayız. Bu soykırımı normalleştirmeye, unutturmaya dönük bütün gayretlerle mücadele etmek zorundayız. Bu bizim vazifemiz.
Bu anlamda Kanıt kitabı da Kanıt belgeseli de bu kötücül normalleştirme stratejilerini geçersiz kılmaya yönelik bir girişimdir. Biz bu çalışmalarla, bu delillerle Filistin davasını, Gazze soykırımını, İsrail zulmünü uluslararası alanda hakkıyla anlatmaya çalışıyoruz. Ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde devam eden soykırım davasına somut kanıtlarla, delillerle katkıda bulunmak istiyoruz.”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, Anadolu Ajansı çalışanlarını, yöneticilerini, özellikle de Kanıt kitabında ve belgeselinde emeği geçenleri, Gazze’de kahramanca hakikat uğruna, hak uğruna faaliyet gösteren gazetecileri tebrik etti.
Sultanahmet Meydanı’ndaki tarihi Alman Çeşmesi’nin yanına kurulan sahnede “Filistin’de öldürülen gazeteciler için nöbetteyiz” yazısı yer aldı.
Saat 14.00 itibarıyla başlayan yayına ilk olarak AYF Başkanı Sinan Burhan, Akşam gazetesi yazarı Mustafa Kartoğlu ve CNN Türk spikeri Fulya Öztürk katıldı.
Anadolu’da yayın yapan 20 televizyon kanalı ile sosyal medya platformlarından canlı yayınlanan programda ulusal basından çok sayıda gazeteci yer alacak.
FAHRETTİN ALTUN: İSRAİL AÇIKÇA HEDEF ALARAK GAZETECİLERİ KATLEDİYOR
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Anadolu Yayıncılar Federasyonunun Filistinli gazeteciler için Sultanahmet Meydanı’nda düzenlediği canlı yayın etkinliğine telefon bağlantısı ile katıldı.
Altun, Türk medyasının Filistin’de ve Gazze’de işgalci İsrail tarafından yapılan saldırılara karşı çok şanlı mücadele bir yaptığını belirtti.
Ulusal ve uluslararası her ortamda haklı Filistinlilerin haklı mücadelesine destek vermeye çabaladıklarını söyleyen Altun, İsrail’in zulümlerine karşı Türkiye’nin güçlü şekilde ses çıkardığını ifade etti.
Altun, hakikati perdelemeye dönük çok sistematik bir çaba sarf edildiğini vurgulayarak bu karşı mücadele verenlerin de gazeteciler olduğunu kaydetti.
“İsrail açıkça hedef alarak gazetecileri katlediyor” diyen Altun, Batı dünyasının buna göz yumduğunu vurguladı.
“BATI ELİTLERİ İSRAİL’İN DEZENFORMASYON ÇABALARINA DESTEK VERİYOR”
Batı dünya düzeninin elitlerinden bir ses gelmediğini belirten Altun, İsrail’in faşist dezenformasyon kampanyalarına da Batı’nın destek verdiğini ifade ederek, “Müslümanlara karşı olumsuz bir imaj oluşturulduğunu bu çabalarla açık ve net bir şekilde İsrail’in desteklenmeye çalışıldığını görüyoruz.” dedi.
“İSRAİL’İN PROPAGANDA MAKİNASI SURET-İ HAKTAN GÖRÜNENLERİ DE ETKİLEYECEK ŞEKİLDE…”
Ülke içerisinde İsrail’in kara propaganda faaliyetlerine katılanların olduğunu ifade eden Altun, “Bugün itibariyle İsrail, uluslararası alanda herhangi bir platformda kendisine düşman olarak en temelde kimi görür? İsrail’in bu anlamda tam anlamıyla ‘bir düşmanlaştırmadır.’ Neden? Çünkü Türkiye, gerçek anlamda Filistin davasının arkasındadır. Gerçek anlamda İsrail’in zulümlerini sonlandırmak için çok ciddi yoğun bir mesai ortaya koymuştur. Sahada gerçekten var olan neyin ne olduğunu çok açık ve net bir şekilde biliyorlar. İsrail’in propaganda makinası sadece uluslararası alanda değil, yer yer üzülerek de gördük ki, suret-i haktan görünenleri de etkileyecek şekilde ne yazık ki ülke içerisinde de işletildi. Ve burada her zaman çok yoğun bir şekilde hızlı ve şeffaf şekilde neyin ne olduğunu izaha dönük adımlar atmamıza rağmen burada İsrail’in propaganda yaklaşımı devam ettirildi. Niçin? Sözüm ona ideolojik takıntılarla sözüm ona birtakım avantajlar elde etmek için. Fakat eğer ki siz siyaseti hakla hakikatle değil yalanla yaparsanız o takdirde başarısızlığa mahkum olursunuz.” diye konuştu.
“BU GAZETECİLER FİLİSTİN HALKININ SESİ OLUYORDU”
AYF Başkanı Burhan yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un destekleriyle bu yayını gerçekleştirdiklerini, politik bir amaç taşımadıklarını ve yayınlarının herhangi bir parti yayını olmadığını söyledi.
Yaptıkları yayının dili, dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun, mazlum ve mağdur insanlara sahip çıkma yayını olduğunu belirten Burhan, şunları söyledi:
“Filistin’de 140 gazetecimiz şehit edilmiş ya da öldürülmüş. Bu gazeteciler ne yapıyordu? Filistin halkının sesi oluyordu. İsrail devlet terörünü dünyaya duyuruyordu. Açlığı, susuzluğu, bütün bunları duyuruyordu. Ne oldu? İsrail devleti önce gazetecileri hedef aldı. Biz de bunun farkında olduğumuzu belirtmek için burada eylem yapıyoruz. Bugün başlayan eylemimiz yarın saat 14.00’e kadar devam edecek, 80 gazeteci katılacak. Açılışı Fulya Öztürk yaptı, Mustafa Kartoğlu, Çetiner Çetin, Başak Şengül, Erkan Tan, Ekrem Kızıltaş, Rahim Er, Emin Pazarcı, Zafer Şahin, İsmail Küçükkaya, Halk TV. Biz dedik ki ‘Tüm gazeteciler katılabilir, bizim için gazetecilik önemli.’ Kimseye bizim bir ön yargımız yok. Katılan tüm arkadaşlara biz teşekkür ediyoruz. Burada 24 saat Anadolu kanallarıyla ortak yayın yaparak Filistinli gazeteciler adına biz ayakta olduğumuzu, nöbette olduğumuzu, Filistin’in sesi olacağımızı duyurduk.”
“GAZETECİLER SADECE BU SOYKIRIMI BELGELEMEK İÇİN ORADAYDILAR”
Akşam gazetesi yazarı Mustafa Kartoğlu ise İsrail’in bir süredir bölge ülkeleriyle başlattığı normalleşme çabalarının samimi olmadığını, genişlemenin ve bölge ülkelerini yumuşatmanın bir yöntemi olarak bunu kullandığını 7 Ekim’den sonra gösterdiğini dile getirdi.
Kartoğlu, 7 Ekim saldırıları karşılığında İsrail’in meşru taleplerinin dikkate alınabileceği yeni bir dönemin başlatılabileceğini ancak bunun yerine çok daha büyük bir intikamın soykırımla alınma yoluna gidildiğini ifade etti ve şöyle devam etti:
“Gazeteciler sadece bu soykırımı belgelemek için oradaydılar. Onlara mani olundu. Daha dün TRT ekibi bombalandı, daha önce Anadolu Ajansı muhabirleri saldırıya uğramıştı, Aljazeera aynı şekilde. Bölgenin sesinin çıkmasını istemiyorlar, görüntülerin dağılmasını istemiyorlar. İnterneti kesiyorlar, telefon bağlantılarını koparıyorlar, bağlantı kuranları tespit edip sinyal gelen yere bomba yağdırıyorlar. Ve bütün dünya sessiz sedasız orada İsrail katliamını izlesin istiyorlar. İsrail tarafından yapılan propagandanın dinlenmesini ve sadece onun duyulmasını istiyorlar. Fakat bunu başaramıyorlar. Gazeteciler canları pahasına orada olan biteni bütün dünyaya anlatıyor, bütün dünyaya gösteriyor.”
Gerçeği haykıranların bir parçası olmaya sembolik bile olsa çaba gösterdiklerine dikkati çeken Kartoğlu, “Bütün dünyada eğer halkların, yönetimleri üzerinde etkili olduğu bir demokrasiden söz edilecekse bütün dünyada yönetimlerin bugün ayağa kalkmış olan halklarının sesine destek vermesi, bu sesi dinlemesi beklenir.” dedi.
Kendisinin ve birçok gazetecinin bu çağrıyı yaptığını kaydeden Kartoğlu, “Aksi halde giderek bugün dünya hukuk sistemini, dünya devletler sistemini, insan hakları ilkelerini ortadan kaldıran, çiğneyen bir İsrail’in varlığı, İsrail yönetiminin varlığı bu şekilde korunur ve bir ölçüde de kutsanırsa, dokunulmaz hale getirilirse ne ülkelerin birbirine güveni kalır ne de insanların kendi ülkelerine, kendi yönetimlerine, kendi devletlerine güveni kalır. Bu güvensizlik ortamı giderek aslında Avrupa demokrasilerini tehdit eder ve bütün dünyayı tehdit eder. Biraz da aslında bu sesimizi yükseltmemizin sebebi dünyanın kendi kendini yok etmeye doğru gitmesine mani olmak.” ifadelerini kullandı.
“GAZZE HALKININ HAYKIRIŞI ANADOLU’DAN DUYULDU”
Türkiye Haber Kameramanları Derneği Başkanı Aytekin Polatel, 7 Ekim’de başlayan İsrail saldırıları sonucu bir gazeteci cinayetinin ortaya çıktığını, İsrail’in inanılmaz ölçüde, bölgede görev yapan her türlü gazeteciyi hedef gözetmeksizin öldürmeye başladığını söyledi.
İsrail’in Gazze halkına uyguladığı şiddetin, ablukanın, katliamın bir insanlık dramı olduğunu vurgulayan Polatel, “Bunu görmezden gelemeyiz. Gazze halkının oradaki haykırışı Anadolu’dan duyuldu. Ve Anadolu halkı Gazze halkıyla birlikte beraber, yek bir vücut olmaya çalıştı.” görüşünü sundu.
Bu noktada Türkiye Haber Kameramanları Derneği’nin bölgede görev yapan habercilerin anılarından oluşan bir kitap hazırladığını aktaran Polatel, “Gelecek nesillere de İsrail devletinin masum insanları nasıl katlettiğini, nasıl abluka yaptığını anlatan bir kitap olacak.” diye konuştu.
İsrail’in katlettiği gazeteci sayısının 140’ı bulduğuna işaret eden Polatel, “Onların da sesi olmak, dünya kamuoyuna ‘Burada bir katliam var.’ demek için bugün burada 24 saat bir yayın düzenleniyor. Ben de Türkiye Haber Kameramanları Derneği Başkanı olarak bu yayında, orada yaşadıklarımızı, meslektaşlarımızın yaşadıklarını anlatmak için bir büyük çaba içerisinde olacağım.” ifadelerini kullandı.
“KATLİAMI BELGELEYEN BİR TÜRK MEDYASI VAR”
Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslararası Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Güngör Yavuzaslan, AYF’nin yaptığı bu etkinliğin dünyada bir ilk olduğunu belirterek “Tarihe tanıklık ediyoruz. Bu 24 saatlik yayın kamuoyu oluşturma açısından çok önemli.” dedi.
Yavuzaslan, İsrail’in AA ve TRT örneğinde olduğu gibi özellikle Türk gazetecileri hedef aldığını, Gazze içinden gerçekleri dünyaya en üst düzeyde ulaştıran kurumlar AA ve TRT nedeniyle bunu yaptığını anlattı.
Lahey Adalet Divanı’nda Güney Afrika Cumhuriyeti’nin hazırladığı dosyada dijital materyaller olarak adlandırılan materyallerin hepsinin AA ve TRT’nin sahadaki çalışmaları olduğuna dikkati çeken Yavuzaslan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Katliamı belgeleyen bir Türk medyası var. Bu da ister istemez ki dün hareket halinde araç içinde vurulan meslektaşların orda hedef olmasına neden oluyor. Hem gazeteci hem de mesleki örgüt yöneticisi olarak dayanışmayı en üst düzeyde göstereceğiz. 6 aydır devam eden bir katliam var. Bu katliamı duyuran bir Türk medyası var. Filistinli meslektaşlarımız açısından biz bunu çok önemsiyoruz. Gazze insanlığın öldüğü yer, bir vicdan testi. Testte kim iyiler ikliminde, kim kötülerin yanında görüyoruz. Türkiye ve Türk gazeteciler her zaman iyilerin ve masumluğun yanında olduğu bir kez daha gösterdi.”
“İSRAİL GAZETECİLERİ BİLEREK, İSTEYEREK VE PLANLAYARAK HEDEF ALMAKTADIR”
Filistinli araştırmacı ve gazeteci Muin Naim, “Son 6 ay içinde Gazze’de olup bitenler belki de basın tarihinin en büyük gazeteci katliamdır. Çünkü 1. Dünya Savaşı’nda, 2. Dünya Savaşı’nda veya Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığı saldırılarda bu kadar gazeteci, hatta yarısı bile öldürülmemişti. Ama İsrail gazetecileri bilerek, isteyerek ve planlayarak hedef almaktadır.” diye görüş belirtti.
İsrail’in Gazze’de birçok yabancı, yerli basın kuruluşunun temsilcilerini ve gazetecileri hedef aldığını aktaran Naim, “İsrail bugün hakikati susturmaya çalışıyor ama Filistin’deki ve Filistin dışındaki gazetecilerin bu hakikati susturmamak için elinden geleni yapacağına inanıyoruz. Örneğin şu anda Refah Sınır Kapısı’nda yüzlerce gazeteci bekliyor. Aylardır bekliyorlar ki ilk fırsatta Gazze’ye girmeye çalışıyorlar. Hatta bazı yardım kuruluşlarının dahi çalışanları kendileri hakikate aktarmak için gazeteci görevine üstlenmek zorunda kaldılar.” ifadelerini kullandı.

“GAZETECİLERDEN KORKUYORLAR”
Yeni Akit Gazetesi ve yeniakit.com.tr Genel Yayın Yönetmeni Murat Alan, Batının “inşa edilmiş gerçeklik” planını gazetecilerin yıktığını söyledi. Alan, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in 140’tan fazla gazeteciyi katletmesinin arkasındaki planı anlattı.
Moderatör Fulya Öztürk’ün, “İsrail’i, Amerika’yı kim durduracak?” sorusuna cevap veren Murat Alan, şunları söyledi:
“Sadece Amerika’yı tek başına değerlendirmemek lazım. Batı medeniyeti dediğimiz şey ortak paydada birleşiyor. Ortak payda dediğimizde İslam coğrafyasındaki zulüm ve kargaşadır.
Kendi dertlerine düştüklerinde bu coğrafyanın aslanları ne kadar güçleniyorlar. Hatırlayın pandemi çok büyük bir yüktü insanlık için. Özellikle bizim coğrafyamız için daha da ezici bir sıkıntıya neden oluyordu. Ama pandemide batılı devletler kendi derdine düştüler. Altı ay kadar maske peşinde koştular.
O maske peşinde koşan ülkeler kendi dertlerine düşünce Türkiye Libya’nın yarısında ilerledi. Bugün illegaliteyle ilişkili BM’nin tanımadığı yönetimi bertaraf etti durdurdu. Neden? Türkiye muazzam bir şekilde askeri kabiliyetle mi gitti? Tabii ki TSK çok güçlü bir şekilde hareket ediyor, kurmaylık ve savaş zekâsı çok iyi ama onları organize eden güç kendi derdine düşünce oraya odaklanamadı.
Belçika’da bir terör saldırısı olduğunda Fransa yardım gönderdi. Fransız dışişleri bakanının bir sözü vardı; Belçika gibi ülkeler aynı anda iki terör faaliyetiyle hareket edemez. Birine odaklanırken diğerini kaçırıyorlar. Aslında şunu demek istiyor. Biz daha küresel çerçevede değerlendirirsek, kendi dertlerine düştüklerinde başka şeye odaklanamıyorlar, bizi kaosa sürükleyemiyorlar.

Ümmetle bir paydaş noktamız var. Kendi kız kardeşim orada olabilir. Mavi Marmara şehidi Cevdet kılıçlarla birlikte çalıştık. Elinde fotoğraf makinesiyle İsrail helikopterlerinin insanları nasıl öldürdüğünü gösterebilmek için alnından vurularak şehit edildi. İsrail bunu nasıl izah etti? Evet gazeteci olduğunu biliyorduk, fotoğraf makinesi olduğunu da biliyorduk ama Gazze’ye geliyordu.
Maalesef dünyada da egemen güçler belirliyor kuralları. Halkının kim olduğunu da şu dönemde onlar belirliyor. Bir tarih inşa etmeye çalışıyorlar. Ben bunlara inşa edilmiş tarih diyorum. Batılı devletler 300 Spartalı filmiyle yeni bir tarih inşa etmeyi örnek veriyor.
Batı 7 Ekim’den sonra kendi ‘haklılıklarını’ kanıtlıyor gibi bir vaziyet çizdi. Sonrasında medya mensupları, katledilenler, ezilenler şehit edilenler meslektaşlarımız dünyaya öylesine iyi anlattılar ki ortamı… algı değişti. Şu an ilk günlerdeki “ama, fakat, lakin” sözleri tamamen değişmiş durumda.
Batı kamuoyunda “İsrail çocukları katlediyor, gazetecileri öldürüyor” olgusunu biz oturtabilirsek Amerika oradan çıkmak zorunda kalacak. Bana göre onursuz ama onlara göre onurlu bir şekilde İsrail’i masaya oturtacak. Neden? Çünkü kaybediyorlar.
Bir avuç mücahit, hayvan yemleri, kuru ekmekler yiyerek savaşan mücahitler, terör örgütüne baş kaldırıyor. Bunu neye karşı yapıyor? İnşa edilmiş gerçekliğe karşı yapıyor.
Biz o inşa edilmiş gerçekliği yıkıyoruz. Bir gün biz kendi tarihimizi yazana kadar dünya avcıların, batılı devletlerin kahramanlık hikayesini dinleyecek. Batının inşa etmeye çalıştıkları gerçekliği iskambil kağıtlarından oluşturdukları kuleleri tek tek altlarından çekiyoruz. Bir zırhımız mı var? Çelik yeleğimiz mi var? BM mi bizi koruyor? Adamlar BM’nin gazetecilerini öldürüyor.
Gazeteciler inşa edilmiş gerçekliği yıkmaya muktedir oldukları için gazetecilerden korkuyorlar.
İnşa edilmiş gerçeği yıkıyoruz, yıkmaya devam edeceğiz, belki saldırıya uğrayıp öleceğiz ama bunu yapmaya devam edeceğiz.
Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olmak değil mi? Biz Filistin’de tam olarak bunu yapmaya çalışıyoruz.
Türkiye özgürlükler sıralamasında Mozambik ile aynı sırada diyorlar. İngiltere’de Almanya’da gazeteciler Filistin’e gönderilmiyor. Avrupa’da Filistin’e yardım toplanan üniversitede rektör görevden alınıyor.
İnşa etmek istedikleri gerçekliğe karşı çıkan herkesin üstüne çöküyorlar.”
Pinch, annesinin bir Yahudi olarak İsrail’in Filistin topraklarında yaptığı eylemlerinden duyduğu utanç, İsrail karşıtı Yahudilerin maruz kaldıkları muamele ve Gazze’de insani krize ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yahudi aktivist Pinch, annesi Claudia Rosoux’un Nazi Almanyasının 1938’de ilhak ettiği Çekoslovakya’nın Sudetenland bölgesinden İngiltere’ye mülteci olarak geldiğini ve bir Yahudi olarak Filistinlilere yapılanlardan her zaman utanç ve nefret duyduğunu söyledi.
Annesinin asla kendisini kurban gibi hissetmek istemediğini ve kendisini de öyle yetiştirildiğini belirten Pinch, “Ne yazık ki annem şimdi hayatta değil fakat tamamen insanlıktan çıkarılan Filistinlilere yapılanlar karşısında mezarında ters dönüyordur.” dedi.
“İSRAİL’İ SOYKIRIMCI OLMAKLA SUÇLAMAYA CÜRET ETTİKLERİ İÇİN KÖTÜ MUAMELE GÖREN YAHUDİLER VAR”
Pinch, Yahudilik ile İsrail’i karşılaştırmanın en büyük antisemitizm olduğu, Yahudilik ile İsrail’in asla eş tutulamayacağı değerlendirmesini yaptı.
İngiltere’de kendisiyle aynı fikirde olan pek çok Yahudinin olduğuna işaret eden Pinch, “İsrail’i ırkçı ve aslında soykırımcı olmakla suçlamaya cüret ettikleri için kötü muamele gören, İşçi Partisi’nden ve diğer yerlerden atılan pek çok Yahudi var.” dedi.
Pinch, Gazze’de devam eden soykırımın yanı sıra, Batı Şeria’da da 1948’den bu yana etnik temizliğin devam ettiğinin altını çizerek, Filistin’de yaşananların yeni olmadığını ve 7 Ekim’de de başlamadığını dile getirdi.
Holokost’tan kurtulan Claudia Rosoux’un kızı Pinch, “Annem, bir Yahudi olarak İsrail’in Filistinlilere yaptıklarından utanç duyarak öldü.” ifadesini kullandı.
“İNGİLTERE FİLİSTINLİLERE EN BAŞINDAN BERİ İHANET ETTİ”
Pinch, eşitlik, insan hakları, haysiyet, hareket özgürlüğü ve uluslararası hukukun Filistinlilere de eşit şekilde uygulanmasını talep ettiklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Filistinlilere Batı, Amerika ve İngiltere tarafından oynanan bir oyunda piyon muamelesi yapıldı. İngiltere, İsrail’in kurulmasına yardımcı oldu ve Filistinlilere en başından beri ihanet etti. Filistinlilere yapılanlar karşısında dehşete düşen pek çok Yahudi olduğunu göreceksiniz. Hatta İsrail’de de bu yapılanlardan dehşete düşen arkadaşlarım var ve onlar bile şu anda nasıl hissettiklerini açıkça söyleyemiyor.”
Pinch, Gazze’de de arkadaşları olduğunu belirterek, “Hiçbir şeyleri olmadığı için yaşama isteklerini kaybetmiş insanlar var. Her şeyleri ellerinden alındı ve Gazze yok edildi. Ekoloji, tarım arazileri, eğitim, altyapı, her şey yok edildi.” dedi.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının asla meşru gösterilemeyeceğinin altını çizen Pinch, sözlerini şöyle tamamladı: “Sakın bana bunların (İsrail’in saldırılarının) herhangi birinde meşru müdafaa olduğunu söylenmesin. Bu kasıtlı bir etnik temizlik, yıkım ve soykırımdır. Gazze halkına söyleyeceğim şey; size destek çıkan insanlar var, sizin için mücadele eden insanlar var fakat ne yazık ki şu anda sizin için gerçekten endişeleniyorum ama şunu da bilin ki dünyada başınıza gelenler karşısında dehşete düşen pek çok kişi var.”
“BUSHNELL’DEN İLHAM ALDIM”
26 yaşındaki Hebert, Gazze’deki insanların direnci ve İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde “Bu soykırıma ortak olmayacağım.” diyerek kendini yakan ABD Hava Kuvvetleri mensubu Aaron Bushnell’den ilham aldığını belirtti. Hebert, Gazze’de ateşkes yapılması çağrısıyla düzenlenen gösterilere katılmak ve İsrail’e silah sevkiyatının durdurulması adına baskı yapmak istediğini söyledi.
“ABD ORDUSU DOĞRUDAN SORUMLU”
Kongre üyelerinin ofislerini ziyaret etmek için görevinden izin aldığını dile getiren Hebert, şu ifadeleri kullandı:
“Gazze’de olup bitenlere karşı tamamen empati duyuyorum, 7 Ekim’den kısa bir süre sonrasından beri takip ediyorum ve bunun ne insanlıkla bir bağı ne de haklı bir tarafı var. Bu bir süredir kafamı kurcalayan bir konu çünkü ordu İsrail’e yardım etmekten, silah sağlamaktan doğrudan sorumlu. Ve bu durum kişisel olarak bana ve pek çok başka insana gerçekten büyük zarar verdi.”
Herbert, yaptığı eylem için belirli bir son tarih belirlemediğini vurgulayarak, “işgale son verin” çağrısı yaptı.

“YARDIM GİRİŞİNE İZİN VERİLMELİ”
İster ateşkes ister insani yardımın artırılması olsun sadece Gazze’de olumlu bir değişim istediğini kaydeden Hebert, Filistin topraklarındaki İsrail işgalinin sona ermesini umut ettiğini anlattı. Hebert, “Refah’tan yardım girişine izin verilmesinin önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Protesto amacının Filistin’deki insanları desteklemenin yanı sıra ordu, Dışişleri Bakanlığı ya da hükümette, insanların konuşmaktan korkmamalarını sağlamak olduğunu ifade eden Hebert, bunu yaparak büyük bir risk aldığını ve ciddi tepkilerle de karşılaşabileceğine dikkati çekti.
Hebert, “Ama bunu yapmaya hazırım çünkü bu tepkiler Gazze’deki insanların yaşadıklarının yanında hiç kalır.” ifadesini kullandı. Meslektaşlarının İsrail’in saldırıları hakkında ne düşündükleri sorulduğunda Gazze’ye yönelik desteğin çok az olduğunu söyleyen Hebert, bu durumun Gazze’de neler olup bittiği konusundaki cehaletten kaynaklandığını dile getirdi.
Hebert, 6 aydır hatta 76 yıldır devam eden bu durumu insanların şimdiye kadar bilmesi gerektiğine işaret ederek, “Ama bence aktif görevdeki üyelerde de tepkiyle karşılaşmaları ihtimali nedeniyle seslerini yükseltme korkusu var ve Gazze’ye destek olmak, kendi görüşlerine göre, dış politikamıza alenen karşı çıkmak olarak değerlendirilebilir.” dedi.

“İNSANI KRİZ YARATMAK İÇİN HASTANELERE SALDIRIYORLAR”
İsrail’in Gazze’ye saldırısında uluslararası yardım kuruluşu Dünya Merkez Mutfağı (World Central Kitchen-WCK) çalışanlarının hayatını kaybettiği olay sorulduğunda ise Hebert, bunun İsrail’in şimdiye kadar yaptıklarından farklı bir şey olmadığını söyledi.
Hebert, “Bence bu onların Gazze’de yaptıklarıyla örtüşüyor. UNRWA’nın (BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı) fonlarını kesmek için çok sıkı lobi faaliyetleri yürütüyorlar. Kendi yaptıkları soykırımı Filistinliler belgeleyemesin diye gazetecileri hedef almak uğruna ellerinden geleni yapıyorlar. İnsani krizi yaratmak için hastanelere saldırıyorlar. Bu yardım görevlilerinin ölmesi genel anlamda şok edici ama bence bu İsrail’in sivillere karşı yürüttüğü savaşla da örtüşüyor.” diye konuştu.
Sud Radio’ya konuşan Eski Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian Filistin sorununa ve İsrail ile Hamas arasındaki çatışmaya ilişkin açıklamalarda bulundu.
İspanya’nın yakın zamanda Filistin devletini tanımayı planladığı hatırlatılarak, “Fransa’nın neden Filistin devletini tanımadığı” sorusu yöneltilen eski Dışişleri Bakanı, “Şahsen bunun yapılması gerektiğini düşünüyorum.” dedi.

İsrail’in uyguladığı şiddeti kınayan Le Drian, Gazze’de ateşkes için uygun şartların oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, esirlerin serbest bırakılması ve insani yardıma erişimin sağlanması çağrısında bulundu.
Le Drian, Gazze’de soykırım riski olup olmadığına ilişkin soruya cevabında, “soykırım kelimesinin çok dikkatli kullanılması gerektiğini, bu nedenle söz konusu kelimeyi bu bağlamda kullanmadığını” belirtti.
MACRON: BİZİM İÇİN TABU DEĞİL
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şubat 2024’te, Filistin devletinin tanınmasının ülkesi için “tabu olmadığını” söylemişti.
4 ÜLKE TANIMAYA HAZIRIZ DEMİŞTİ
İspanya, İrlanda, Malta ve Slovenya, 22 Mart’ta, “doğru koşullar” oluştuğunda Filistin devletini tanımaya hazır olduklarını bildirmiş, ardından İspanya Başbakanı Pedro Sanchez nisan başındaki açıklamasında, Filistin devletini yazdan önce tanıyacaklarını duyurmuştu.

-FİLİSİTİN TOPRAK GÜNÜ
1976 itibariyle Filistin topraklarının tamamı İsrail işgali altındaydı ve Filistinli çiftçilere ait arazilere sıklıkla el konuluyordu. O yıl yeni bir müsadereye karar verilmesi sonrasında Filistinliler, güneyde Nakab’dan kuzeyde Celile’ye kadar pek çok yerde artan toprak gasplarına karşı seslerini yükseltti. Yürüyüşler esnasında İsrail askerlerinin halkın üzerine ateş açması sonucunda 6 Filistinli hayatını kaybetti ve yüzlercesi yaralandı. O günden beri her yıl 30 Mart’ta Filistin Toprak Günü, İsrail’in artan toprak gasplarına karşı bir mücadele günü olarak anılıyor.
Diğer yandan 1976 yılında yaşananlar, İsrail’in Filistinlilerin topraklarına el koymasının ilk örneği olmadığı gibi son örneği de değildir. Nitekim bütün bir 20. Yüzyıl tarihi İsrail’in hem siyasi otoriteyi güç kullanarak ele geçirme hem de halkı mülksüzleştirme anlamındaki toprak gasplarıyla doludur.
-ADIM ADIM İŞGALE GİDEN YOL
Yaygın spekülasyonların aksine, Osmanlı egemenliğinin son dönemine kadar Yahudi Ulusal Fonu, Filistin’deki arazilerin yüzde 2’den daha azına sahipti. Bu toprak edinimleri ağırlıklı olarak 19. Yüzyıl ortalarından itibaren devletten düşük bedeller karşılığı toprak satın alan ve Filistin’de yaşamayan Lübnanlı ve Suriyeli tüccar ailelerinin ilk Siyonist kafilelere şişirilmiş fiyatlar karşılığında arazileri satmasıyla mümkün oldu. Toprağı işleyen Filistinli köylüler ise gösterdikleri dirence rağmen bu arazilerden zorla çıkarıldı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Filistin’de kurulan Britanya manda yönetimi yerli halkın artan tepkilerine rağmen toprak transferlerini hızlandırdı ve kolaylaştırdı. Ancak 1947 yılı itibarıyla Yahudi Ulusal Fonu mülkiyetine geçen arazilerin Filistin’deki arazilerin toplamına oranı hala yüzde 7’nin altındaydı.
Buna karşın 29 Kasım 1947 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 13’e karşı 33 oyla kabul edilen Taksim Planı, Filistin’in yüzde 55’lik kısmının Yahudi Devleti’ne verilmesini kararlaştırdı. Zahiren kararı destekleyen David Ben Gurion liderliğindeki Siyonistler gerçekte bundan çok daha geniş bir toprak parçasına sahip olmak için yıllardır hazırlık ve plan yapıyordu. 1948’in nisan ayında Irgun, Haganah ve Lehi örgütleri Filistin köylerine saldırılar düzenleyip köyleri ele geçirmeye ve yerli nüfusu sürgün etmeye başladı. Mayıs ayında “resmen” patlak veren Birinci Arap-İsrail Savaşı sona erdiğinde ise Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs dışındaki tüm topraklar İsrail’in eline geçti. Yüzbinlerce Filistinli ise göçe zorlandı.
Ülkedeki çok sayıda sivil toplum kuruluşunun çağrısıyla Stockholm’deki Odenplan bölgesinde toplanan yaklaşık 5 bin gösterici, İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçunu durdurmasını istedi.
“Gazze’de çocuklar öldürülüyor“, “Soykırımı durdurun” ve “Sonsuza kadar Filistin” yazılı pankartların yanı sıra Gazze’de öldürülen çocukları temsilen maketler taşıyan göstericiler, “Özgür Filistin“, “İşgale son” ve “Katil İsrail” şeklinde sloganlar attı.
Gösteriye katılan yazar ve aktivist Samuel Girma, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 11 Mayıs’ta İsveç’in Malmö kentinde yapılacak Eurovision Şarkı Yarışması’na İsrail’in katılmamasını istedi.
Girma, “İsrail Eurovision’a katılmayı hak etmiyor. Katil ve soykırımcı bir ülke müzik yarışmasına katılamaz. İsrail soykırımcı bir ülkedir.” ifadelerini kullandı.

İsveç’te 30 Mart cumartesi Paskalya bayramında ailesi ile geleneksel Paskalya yemeği ve kutlamasına katılmayan yüzlerce kişi, Gazze halkı ile dayanışma gösterisine katılma kararı aldı.

HOLLANDA
Dam Meydanı’nda toplanan grup, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını protesto ederek, merkezi tren istasyonuna yürüdü.
Eylemciler, “Amsterdam soykırıma hayır diyor“, “Açlığı durdur“, “Özgür Filistin“, “Gazze’deki soykırımı durdur“, “Hollanda utan, ellerinde kan var” ve “İsrail terörist, Netanyahu terörist” sloganları attı.

Göstericiler ellerinde, “Topraklar işgal altındayken adalet sağlanamaz“, “Soykırımı durdur” ve “İsrail’in suçlarına para yok” yazılı dövizler taşıdı.

Hollanda’nın bir an evvel İsrail’e desteğini kesmesi talebinde bulunan göstericiler, İsrail’in Filistinlilere ait toprakları işgal ederek ve binlerce dönüm araziye el koyarak baskı ve zulüm yaptığına, Gazze’deki insanların açlığa terk edildiğine dikkati çekti.

“İSRAİL, GAZZE’DE AÇLIĞI SİLAH OLARAK KULLANIYOR”
Gösteriyi organize eden gruplardan Avrupa Gençlik Derneği (AGD) Hollanda sorumlusu Murat Gök, konuşmasında İsrail’in işgal ve ilhak politikalarını eleştirerek, “İsrail, Gazze’de açlığı silah olarak kullanıyor. İsrail, son altı ay içinde Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 14 binden fazlası çocuk olmak üzere 32 binden fazla Filistinliyi öldürdü, şimdi de milyonlarcasını açlığa terk ediyor.” dedi.

Göstericilerden Nanda Milbreta, İsrail’in, Gazzelileri aç bırakmasının berbat bir şey oluğunu ve savaş suçu teşkil ettiğini belirterek, “Bu bir savaş suçu. Metrelerce ötede dünyadaki birçok şeye ulaşabiliyorken Gazzedekilerin suya, elektriğe, gıdaya erişimi yok. Bu kasıtlı olarak yapılıyor ve insanların ve çocukların kıtlığa terk edildiğini görmek çok kötü. Bu onların vücudunda kalıcı hasarlara ve sağlık problemlerine sebep olacak, tabi hayatta kalabilirlerse.” ifadelerini kullandı.
Filistinliler için Toprak Günü’nün önemini “Filistinli Cesur Kız” olarak tanınan aktivist Ahed Tamimi’nin “Bana Dişi Aslan Derler: Filistinli Bir Kızın Özgürlük Mücadelesi” başlıklı kitabından öğrendiğini anlatan Milbreta, “Toprak gününe özel bir gösteri yapılmış olmasını görmek beni sevindirdi.” diye konuştu.
Yağışlı havaya rağmen katılımın yüksek olduğu gösteri yaklaşık 2,5 saat sürdü.

ALMANYA
Başkent Berlin’de “Savaşa hazır olmak- bir daha asla!” sloganıyla düzenlenen “Paskalya Yürüyüşü“ne yaklaşık 4 bin kişi katıldı.
Göstericiler, Ukrayna ve Gazze’de ateşkes sağlanması ve diplomatik çözümün bulunması için çaba sarf edilmesi çağrısında bulundu ve Ukrayna ve İsrail’e silah sağlanmamasını talep etti.
Eylemde üzerinde “Rusya ile dostluk- Yaşasın Filistin“, “Gazze’de soykırım“, “Gazze’ye özgürlük. 32 bin ölü ve dünya seyrediyor” ve “Rusya karşı savaşı durdurun” yazan dövizler taşındı.
Yürüyüş kapsamında yapılan konuşmalarda, Almanya’nın NATO’dan ayrılması, silah ihracatlarının durdurulması, sığınmacıların haklarının artırılması ve Avrupa’nın güvenlik düzenine Rusya’nın da dahil edilmesi istendi.
Gösteriye katılan Rosmarie Matros, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gazze’de yaşananların tamamen felaket olduğunu belirterek, “Dünya seyrediyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Politikacılar bunun için boş konuşuyor. İsrail’e durmaksızın silah ve para sağlanıyor.” dedi.
Birleşmiş Milletler’de (BM) tüm kararların sonuçsuz kaldığına dikkati çeken Matros, “Gazze’de akıl almaz bir sefalet olduğunu düşünüyorum. Burada hayal bile edemeyeceğimiz bir şey. Altyapı çöktü, insanlar öldürülüyor, hastaneler artık yok. Hiçbir şey yok. Çocuklar için üzülüyorum. Bence bu kötü bir şey. Ayrıca savaşı bitirmek için bir reçetem var. Eğer bir günden diğerine İsrail’e hiç para ve silah gönderilmezse, savaş çok hızlı bir şekilde biter.” şeklinde konuştu.
“Paskalya Yürüyüşleri” ülkenin diğer şehirlerinde de düzenlendi.
Stuttgart’ta 2 bin, Bremen’de 1000, Köln’de 700 ve Münih’te 500 kişinin gösterilere katıldığı bildirildi.

İNGİLTERE
Tarihi Filistin topraklarındaki İsrail işgaline karşı direnişin sembolü haline gelen 30 Mart Toprak Günü’nün 48’inci yıl dönümünde başkentteki Russell Meydanı’nda toplanan göstericiler, ellerinde Filistin bayrakları ve pankartlarla şehrin merkezindeki ünlü Trafalgar Meydanı’na yürüdü.
Göstericiler, Gazze’de soykırımın durdurulması çağrısında bulunarak, İsrail’e silah satışı nedeniyle İngiliz hükümetini “soykırımın suç ortağı” olmakla itham etti ve bir an önce silah ihracatının durdurulmasını istedi.
Ellerinde “Gazze’de katliam var“, “Bizim vergilerimiz İsrail’in savaş suçlarını fonluyor” ve “Ellerini Refah’tan çekin” yazılı pankartlar taşıyan Filistin destekçilerinin yürüyüşü Trafalgar Meydanında son buldu.
Acil ateşkes çağrısıyla 11’incisi düzenlenen ulusal yürüyüşe Mısır asıllı İngiliz aktör Khalid Abdalla, komedyen Alexei Sayle, Filistin asıllı İngiliz müzisyen Reem Kelani gibi ünlü isimler de katılarak destek verdi.
Öte yandan bir grup İsrail yanlısı da, Waterloo Köprüsü yakınlarında bayraklar ve pankartlarla karşı gösteri düzenledi. İngiliz polisi iki grubun karşı karşıya geldiği güzergah boyunca yoğun güvenlik önlemleri aldı.
Polis, Filistin’e destek yürüyüşüne katılan göstericilerden bazılarını ise gözaltına aldı.
Filistin yanlılarının gözaltına alınmasına yürüyüşe katılan vatandaşlar tepki gösterdi.
İSVİÇRE
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği önünde toplanan göstericiler şehir merkezinde saatlerce yürüdü.
İsrail aleyhinde Fransızca, İngilizce ve Arapça slogan atan göstericiler, yoğun saldırılar altındaki Filistin halkına desteğini bildirdi.
7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in yoğun saldıralar düzenlediği Gazze’de yaşananları “açıkça bir soykırım” olarak niteleyen eylemciler, acil ve kalıcı ateşkes çağrısında bulundu.
Eylemciler, ellerinde “Filistin’in özgürlüğüne kavuşmasını” destekleyen pankartlar taşırken, eylemcilere destek için çevredeki binalardan da bayraklar açıldı.
Öte yandan, bir binadan İsrail bayrağının açılması ise göstericilerin kısa süreli tepkisine neden oldu.

“BU BENİM İÇİN BİR SOYKIRIM VE BUNA TAHAMMÜL EDEMİYORUM”
Eyleme katılan İsviçre vatandaşı Janos Pasztor, AA muhabirine yaptığı açıklamada, siyasi güce sahip kişilere, dünyanın her yerindeki insanların Filistin’de olup bitenlerle gerçekten ilgilendiğini ve İsrail hükümetine savaşı durdurması için baskı yapmaları gerektiğini göstermek için mitinge katıldığını bildirdi.
Ateşkes sağlanmasının insani yardımların acilen Gazze’ye ulaşmasına imkan tanıyacağını belirten Pasztor, daha sonra 75 yıldır Filistin’de devam eden soruna çözüm bulunabileceğini söyledi.
Pasztor, “(Gazze’de yaşananları soykırım olduğunu belirten BM raporu) Evet buna katılıyoruz. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Gazze’de soykırım olma ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor. Bu nedenle UAD, İsrail hükümetinin bazı adımlar atmasına karar kıldı ancak İsrail buna uymadı.” dedi.
Marie France isimli gösterici ise, “Gazze’deki duruma çok üzülüyorum. Bu benim için bir soykırım ve buna tahammül edemiyorum. Bu durdurmalı, bir şeyler yapmalıyız. Ben bir İsviçreliyim, gerçekten utanıyorum. Çünkü İsviçre İsrail’e silah satıyor, buna bir son vermeliyiz. Bu yüzden bugün bütün Filistin halkına destek vermek için buradayım.” diye konuştu.
İRLANDA
Başkent Dublin’de, 30 Mart Filistin Toprak Günü’nün 48’inci yılı dolayısıyla etkinlik düzenlendi.
Etkinlik, İrlanda Filistin Dayanışma Kampanyası (IPSC) tarafından başkent Dublin’deki Grafton Caddesi’nde organize edildi.
Bir grup İrlandalı’nın Filistin’e destek sözleri içeren kendilerine ait şarkıyı söylediği etkinlikte, Filistinlilerin geleneksel halk oyunlarından Dabke de oynandı.

IPSC Başkan Yardımcısı Filistin asıllı Fatin Al Tamimi, AA muhabirine Filistin Toprak Günü’nün önemine yönelik açıklamalarda bulundu.
Tamimi, Filistin Toprak Günü’nün 1976’ya dayandığını belirterek, 48’inci yıl etkinliği için bir araya geldiklerini söyledi.

IPSC Başkan Yardımcısı Tamimi, “Filistin, bizim sadece toprağımız değil aynı zamanda kimliğimiz, onurumuz, geçmişimiz ile olan bağımız ve ailemiz anlamına gelmektedir. Uluslararası alanda toprağımıza dönme hakkımız var. Bu yüzden dünyanın neresine gidersek gidelim Filistin’i kalbimizde, düşüncelerimizde ve hayatımızda her zaman koruyacağız.” dedi.

TOPRAK GÜNÜ NEDİR?
İsrail, 30 Mart 1976’da ülkenin kuzeyindeki Celile bölgesinde yaşayan İsrail vatandaşı Filistinlilere ait binlerce dönüm araziye el koymuştu. Bunun üzerine Filistin halkı, bu gasbı protesto etmek için genel greve gitmiş ve gösteriler düzenlemişti.
İsrail polisi gösterilere katılan Filistinlilere ateş açarak 6 kişiyi öldürmüş, binlerce kişiyi yaralamıştı.
İsrail’in kuzeyindeki Celile bölgesinde bulunan Deyr Hanna beldesinde yaşanan bu olay, polis ile İsrail vatandaşı olan Filistinli kitleler arasında yaşanan ilk kitlesel çatışma olması sebebiyle büyük önem kazanmıştı.

Olayın gerçekleştiği tarihte Deyr Hanna beldesinde yaşayan Filistinlilerin yaklaşık yüzde 20’sini Hristiyanlar, geri kalanını ise Müslümanlar oluşturuyordu.
“Toprak Günü” olarak anılan bu olay, İsrail ile Filistin arasındaki çatışmanın kaynağı olan toprak konusunda Filistinlilerin gösterdiği direnişin simgesi olarak görülüyor.
FİLİSTİNLİLER TOPRAKLARININ YÜZDE 15’İNİ KULLANABİLİYOR
Toprak Günü’nün geçmişi “Nekbe” (Büyük Felaket) olarak bilinen 1948’de İsrail’in kurulması ve sonrasındaki olaylar zincirine kadar uzanıyor.
Filistin İstatistik Merkezinin Mart 2015’teki verilerine göre İsrail, 27 bin kilometrekarelik Filistin topraklarının yüzde 85’ine el koymuş durumda. Filistinliler kendi vatanlarının sadece yüzde 15’ini kullanabiliyor.

MİLYONLAR SÜRGÜNDE YAŞIYOR
Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki mülteci kamplarının yanı sıra başta Suriye, Lübnan ve Ürdün olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde vatanlarından uzakta hayat süren milyonlarca Filistinli, hala yüzlerinin “çalınan cennet” olarak tanımladıkları Filistin’e dönük olduğunu her fırsatta dile getiriyor.
Birleşmiş Milletler’in (BM) “Evlerine geri dönmeyi ve komşularıyla huzur içinde yaşamayı arzulayan mültecilerin, mümkün olan en yakın zamanda bu arzularını gerçekleştirmelerine izin verilmeli ve geri dönmemeye karar verenlerin arazileri için de tazminat ödenmeli” şeklindeki 194 sayılı kararını ise İsrail uygulamayı reddediyor.


“BİZİM BÜYÜK SİYASİ ÖNCELİĞİMİZ…”
Bu açıklamaları değerlendirmek için de kendi ellerinde bilgi olmadığını ifade eden Wagner, “Bizim büyük siyasi önceliğimiz Gazze’ye daha fazla insani yardımın girmesidir ve Gazze Şeridi’ndeki insanlara bunun sağlanmasıdır.” dedi.
Wagner, “zaten çok az olan insani yardımların daha da azalacağı izlenimi yaratan her haberin kötü haber olduğunu” kaydederek, Gazze Şeridi’ne daha fazla insani yardım girmesi için yoğun şekilde çaba sarf ettiklerini savundu.
UNRWA Genel Komiseri Philippe Lazzarini, 24 Mart’ta yaptığı açıklamada, İsrail’in, halkı zorla aç ve susuz bırakarak insani felakete yol açtığı Gazze’nin kuzeyine UNRWA’nın gıda yardım konvoylarının girmesine izin vermeyeceğini bildirdiğini aktarmıştı.

GAZZE’DEKİ FİLİSTİNLİLERİ ÖLDÜREN SİLAHLARI İSRAİL’E VERİYORLAR
İsrail’in geleneksel olarak en büyük silah tedarikçisi ABD olsa da Almanya ve İngiltere de uzun yıllardır İsrail’e bu alanda önemli destekler veriyor.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) güncel verilerine göre, 2011-2020’de İsrail’in konvansiyonel silah tedarikinin yüzde 70,2’sini ABD sağladı. ABD’yi, yüzde 23,9 ile Almanya, yüzde 5,9 ile İtalya takip etti.
“Silah Ticaretiyle Mücadele Kampanyası (CAAT)” adlı sivil toplum kuruluşuna göre ise Almanya ve İngiltere, silah teslimat verilerini şeffaf şekilde paylaşmıyor.
Ancak kuruluşun açık kaynaklardan edindiği bilgilerden oluşturduğu veri tabanına göre, 2015-2020’de Almanya hükümeti İsrail’e en az 1,4 milyar avro değerinde silah satışına onay verirken, İngiltere’den aynı dönemde İsrail’e savaş uçakları, füzeler, tanklar, hafif silahlar ve mühimmat için bileşenler dahil olmak üzere 426 milyon avroluk askeri ihracat gerçekleştirildi. Bu rakamlar, Almanya ve İngiltere üretimi silahların üçüncü ülkeler üzerinden İsrail’e ihracatını kapsamıyor.

ALMANYA’NIN İSRAİL’E 2023 YILINDAKİ SİLAH SATIŞI 10 KAT ARTTI
Almanya Ekonomi ve İklimi Koruma Bakanlığının yabancı ülkelere silah satış onayına ilişkin “2023 Federal Hükümet Silah İhracatı Politikası” raporuna göre, ülkenin geçen yıl İsrail’e silah ve askeri malzeme satışı, 2022’ye göre 10 kat artarak 326,5 milyon avroya ulaştı.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başlamasının ardından ilk birkaç haftada Alman hükümeti, İsrail’den gelen silah tedarikine ilişkin 185 ek ihracat lisans başvurusunu onayladı.

Almanya, şu ana kadar İsrail’e ağırlıklı olarak zırhlı araçlar ve askerler için koruyucu teçhizat gönderilmesine onay verirken, Spiegel dergisinin 17 Ocak tarihli haberinde, hükümetin, İsrail’in talep ettiği hassas tank mühimmatı sevkiyatını incelediği ve bunu onaylamayı planladığı bildirildi.
Haberde, İsrail hükümetinin Kasım 2023’te Almanya’dan yaklaşık 10 bin 120 milimetrelik tank mühimmatı istediği, bu talebin Başbakanlık ile Savunma, Dışişleri ve Ekonomi bakanlıkları tarafından büyük gizlilik içinde görüşüldüğü de belirtildi.

İNGİLTERE, İSRAİL’İN GELENEKSEL DESTEKÇİSİ
CAAT verilerine göre, İngiltere, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü işgal altında bulunduran İsrail’e, 1967’den bu yana askeri malzeme satışı yapıyor.
İsrail’in Gazze’ye yönelik bombardımanında kullandığı F-35’lerin bileşenlerinin yaklaşık yüzde 15’ini İngiltere temin ediyor.
F-35 projesinde 6 farklı İngiliz firması bulunuyor, bunlardan 2’si İsrail’e roket satıyor. İsrailli savunma sanayisi şirketi Elbit gibi bazı şirketlerin ise İngiltere’de askeri malzeme ticareti lisansı da bulunuyor.

Filistinli insan hakları örgütü Al-Haq ile İngiltere merkezli Küresel Hukuki Eylem Ağı (GLAN), 13 Aralık 2023’te, uluslararası hukuku ve yasaları ihlal ederek İsrail’e silah satışlarının askıya alınması yönündeki talepleri göz ardı ettiği gerekçesiyle İngiltere aleyhine Yüksek Mahkeme’de yasal işlem başlattı.
Londra’da dünyanın en büyük silah üreticilerinden BAE System’ın ofisinin önünde toplanan Filistin yanlısı göstericiler, şirkete “İsrail’e silah satışına son vermesi” çağrısında bulundu.

İTALYA’NIN SİLAHLARI GAZZE’DE DENENİYOR
İsrail’in Gazze’deki katliamında can kayıplarının on binleri bulması, İtalyan kamuoyunda bazı tepkilere neden oldu.
İtalya’da muhalefet partisi 5 Yıldız Hareketi (M5S) lideri ve eski Başbakan Giuseppe Conte, 16 Kasım 2023’te İtalyan hükümetini, İsrail’e yönelik silah tedarikini hemen askıya almaya çağırdı.
Ana muhalefetteki Demokratik Partinin (PD) lideri Elly Schlein, 20 Ocak’ta, hükümeti İsrail’e silah satışını durdurmaya çağırarak, İtalya’nın sattığı mühimmatın “savaş suçu sayılabilecek şekilde kullanılması riskini” göze alamayacaklarını söyledi.
Tepkilerin artması üzerine İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, 20 Ocak’ta yaptığı açıklamada, 7 Ekim 2023 itibarıyla İsrail’e silah göndermeyi durdurma kararı aldıklarını ve herhangi türde bir silah göndermediklerini belirtti.
Ancak İsrail’e daha önce verilen İtalyan üretimi silahlar, halihazırda İsrail tarafından Gazze’de deneniyor.
İtalyan savunma şirketi Leonardo’nun alt kuruluşu Oto Melara tarafından üretilen 76 mm’lik deniz topu ilk kez İsrail tarafından Gazze’de kullanıldı.

İSPANYA SATIŞLARI DURDURDUĞUNU AÇIKLAMIŞTI
Uluslararası barış çalışmalarına yoğunlaşan İspanya merkezli “Centro Delas” adlı kuruluş, İspanya’nın dış ticaret verilerini inceleyerek, bir İspanyol şirketinin 987 bin avro karşılığında Kasım 2023’te İsrail’e askeri mühimmat satışı yaptığını ortaya koydu.
İsrail’in Gazze’deki katliamlarının yoğun tepki gördüğü İspanyol kamuoyunda yankılanan gelişmenin ardından İspanya Hükümet Sözcüsü ve Eğitim Bakanı Pilar Alegria, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının başladığı 7 Ekim’den itibaren bu ülkeye hiçbir askeri malzeme satışı yapılmadığını, verilerin 7 Ekim öncesine ait olduğunu söyledi.

FRANSA, İSRAİL’E İSTİHBARAT DESTEĞİ SAĞLIYOR
Fransa Savunma Bakanlığı verilerine göre, 2013-2022’de Fransa, İsrail’e yaklaşık 200 milyon avroluk silah satışı yaptı.
Savunma Bakanı Sebastien Lecornu ise 16 Ekim 2023’te “Fransa, İsrail’e askeri destek sağlıyor mu?” sorusu üzerine, “ülkesinin İsrail’e ekseriyetle istihbarat desteği sunduğunu” ifade etti.
Fransız savunma sanayi şirketi Dassault Aviation’ın genel merkezi önünde gösteri düzenleyen aktivistler, “Tel Aviv yönetimine silah satan tüm Fransız şirketlerinin İsrail’in Gazze’deki soykırımının suç ortağı olduğunu” savundu.
Öte yandan, muhalefetteki Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisi milletvekilleri, 14 Şubat’ta, Fransa’nın “İsrail’in işlediği soykırıma” suç ortaklığı etmemesi gerektiğini belirterek, Gazze’de binlerce sivilin ölümüne yol açan bu ülkeye silah satışının durdurulması için imza kampanyası başlattı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Christophe Lemoine ise AA muhabirinin “UAD’nin kararından sonra Fransa, İsrail’e yönelik silah sevkiyatına bir ara vermeyi planlıyor mu?” sorusunu söyle yanıtladı:
“UAD ile ilgili Güney Afrika’nın yeni ihtiyati tedbirler talebini not aldık. Bu talep, mahkemenin 26 Ocak’ta kabul ettiği iddianameye götüren sürecin içinde. Mahkeme tarafından talep edilen (ihtiyati) tedbirler hukuken zorunlu ve tüm taraflar için bağlayıcı, uygulanması gerek ve aynı zamanda Fransa’nın belirlediği isteklere uygun. Uluslararası hukuka saygı duyulmasına bağlıyız ve UAD’ye desteğimizi ve güvenimizi yeniden ifade ediyoruz.”
Ardından ikinci kez soru tekrarlanınca Lemoine, “Bu konu hakkında daha sonra size cevap verebilirim.” şeklinde konuştu.

BORRELL’İN MESAJI ALMANYA’YI İLGİLENDİRİYOR
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 12 Şubat’ta, Gazze’ye yönelik saldırılarda yaşanan sivil kayıplara tepki gösteren ülkelere, İsrail’e silah ihracatını durdurma çağrısı yaptı.
İngiltere’nin AB üyesi olmaması, İtalya ve İspanya’nın İsrail’e silah tedarikini durdurması nedeniyle Borrell’in mesajı, doğrudan Almanya’yı ilgilendiriyor.

Programın açılışında konuşan TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, Ramazan-ı Şerif’i idrak ederken, Gazze’nin ve Filistinlilerin acısını iliklerine kadar hissettiklerini söyledi.
Programa Haber7.com Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli de katıldı.

Türkiye’nin kamu yayıncısı sorumluluğuyla gerçekleştirdikleri iftar programında, eli kanlı İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği hudutsuz katliamları bir kez daha haykırmak, unutturmamak ve zulmün sıradanlaştırılmasına izin vermemek için bir arada olduklarını belirten Sobacı, bu kapsamda iki gün sürecek programa, TRT Uluslararası Yayınların Filistin için hazırladığı özel belgeseller, video gösterimleri ve panellerin eşlik edeceğini kaydetti.
“ÇOCUK KANINDAN BESLENEREK ABAT OLAMAYACAĞINI ENİNDE SONUNDA ANLAYACAK”
“7 Ekim’den bu yana her geçen gün daha da saldırganlaşan İsrail hükümeti, çocuk kanından beslenerek abat olamayacağını eninde sonunda bir gün anlayacak.” diyen Sobacı, İsrail’in bugüne kadar Gazze’de 150’ye yakın basın mensubunu katlettiğini aktararak, İsrail’in kasıtlı bir şekilde gazetecileri hedef alarak soykırımın duyurulmasını engelleyebileceği hezeyanına kapıldığını dile getirdi.
Sobacı, “Bizler, Türkiye’nin kamu yayıncısı olarak tüm dünyanın gözü önünde fosfor bombalarıyla, açlıkla, susuzlukla, iletişim olanaklarını yok ederek Gazze’yi nefessiz bırakmaya çalışan İsrail’in, fütursuzca sürdürdüğü katliamlarını sonuna kadar anlatacağız. Batılı hükümetler ve medya organlarının, çarpık, kirli, karanlık ve çıkar odaklı politikaları ve yayınlarına karşın bizler bu program çerçevesinde bugün ve yarın, yayın mecralarımızda her daim Filistin’in onurlu yürüyüşünü ve İsrail’in vahşetini tüm boyutlarıyla anlatmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
“BATI, TÜM DÜNYAYA İHRAÇ ETMEYE ÇALIŞTIĞI SÖZDE İNSANİ VE AHLAKİ DEĞERLERİN ALTINDA KALMIŞTIR”
Bu bağlamda üç yeni belgeseli daha yayınlayacaklarını ifade eden Sobacı, İsrail’in radikal yerleşimcilerini konu edinen “Kutsal İşgal”, Filistin’in güçlü kadınlarının hikayesini anlatan “Sevgili” ve Filistin’in direniş şiirlerine ilişkin “Özgür Kelimeler” belgesellerinin ekranlara geleceğini bildirdi.
Sobacı, dünyayı yaşanan trajediye tanık etme, her insana tanıklık sorumluluğunu yükleme gayesinde olduklarını belirterek, “7 Ekim’den bu yana bir kez daha gördük ki Batı, tüm dünyaya ihraç etmeye çalıştığı sözde insani ve ahlaki değerlerin altında kalmıştır. Basın özgürlüğünün ise Batı’nın özgürlüğünden başka bir şey ifade etmediği çok açık bir şekilde kanıtlanmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür.” ifadesinin, 8 milyarın hakkını gözeten bir gelecek inşasının yegane temeli olduğunu vurgulayan Sobacı, Türkiye’nin gücünü, imkanını, teknolojisini, iradesini, sözünü ve eylemini her daim mazlumdan ve haklıdan yana kullandığını, kullanmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
“FİLİSTİN HALKININ BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİNE TÜRKİYE BÜYÜK DESTEK VERİYOR”
Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Türk halkına ve sivil toplum örgütlerine Gazze’ye desteklerinden dolayı teşekkür ederek, “İsrail’in saldırılarında Gazze’de yaralanan vatandaşlarımızı Türkiye’ye getirip hastanelerde tedavi ettirdiğiniz için şükran borçluyuz. Filistin halkının bağımsızlık mücadelesine Türkiye büyük destek veriyor. Bu duruşunuzdan dolayı Allah razı olsun.” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve İnsan Hakları Konseyi’nin İsrail’in Gazze’de işlediği soykırıma karşı bugüne kadar binden fazla karar aldığına işaret eden Mustafa, işgalci İsrail’in bu kararların bir tanesine dahi uymadığına dikkati çekerek, “İsrail, sanki uluslararası hukukun üstünde, hesap vermeye tabi olmayan bir devletmiş gibi davranıyor.” diye konuştu.
Mustafa, TRT’ye böyle bir program düzenlediği için de şükranlarını sunarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Direnmeye ve hayatımızı feda etmeye değer bir şey var. Özgürlük ve onur… Biz geri çekilmeyeceğiz, umutsuzluğa kapılmayacağız. Dünyadaki tüm özgür ve onurlu insanlar haklı davamızı desteklediği için yalnız olmadığımızı çok iyi anlıyoruz. Başkenti Kudüs olan Filistin devleti özgür ve bağımsız olana kadar o topraklarda kalacağız.”
Konuşmaların ardından TRT tarafından yapım çalışmaları süren belgesellerin fragmanları gösterildi.
Programın sonunda, TRT Uluslararası Özel Haberler ve İçerikler Bölümü’nden ödüllü yönetmen Ensar Altay’ın, Gazze’yi sanatsal bir bakış açısıyla ele aldığı belgesel çalışması “Şahit” izleyicilere sunuldu.
Etkinlik kapsamında ayrıca “Tek Kurtulan” ve “Dijital İşgal” belgeselleri seyircilerle buluştu. Program kapsamında yarın da “Rafah: Tekinsiz Sığınak”, “Dijital İşgal”, “Siyonizm: Bir Devlet Yaratmak” ve “Şahit” belgeselleri gösterilecek.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının ev sahipliğinde düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı, “İşgal Altındaki Filistin Topraklarında İşgalci İsrail Yönetimi’nin Dezenformasyon Faaliyetleri ve Gazetecilere ve Medya Kuruluşlarına Yönelik Saldırıları” temasıyla İstanbul’da yapıldı.
Toplantıya, 43 ülkeden 20 bakan, iletişim ve medya kuruluşlarının başkan ve üst yöneticilerinden oluşan yaklaşık 200 üst düzey temsilci katıldı.

Kur’an-ı Kerim tilaveti ve İsrail’in Filistin’deki zulmünü anlatan kısa filmin izlenmesiyle başlayan toplantının açılışında konuşan Altun, 2022’de gerçekleştirdikleri İİT Enformasyon Bakanları Konferansı’nda İslam alemi ve tüm insanlık için büyük tehlikeler arz eden hakikat krizi ve dezenformasyon tehdidinin ele alındığını hatırlattı.
Bugünkü toplantının ise İslam İşbirliği Teşkilatı tarihi içinde özel bir yeri bulunduğunu belirten Altun, “Teşkilatımız, tarihinde ilk defa sektörel bazda olağanüstü bir toplantı gerçekleştiriyor. İsrail zulmüne karşı ortak bir tavır sergileyebilmek, iletişim ve medya alanında hakikat namına ortak bir mücadele ortaya koyabilmek açısından bu toplantı hayati önemi haiz bir toplantıdır.” ifadelerini kullandı.
İİT’nin kuruluşunun temelinde, Müslümanların Filistin sınavını hakkıyla verebilme kaygısının yattığını dile getiren Altun, konuşmasında teşkilatın kuruluşuyla ilgili bilgiler verdi.
Altun, teşkilatın merkezi olan Kudüs’ün bugün işgal altında olduğunu aktararak, “Ne var ki 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail, zulümlerini katbekat artırmış, dünyanın gördüğü en büyük katliamları, soykırımı Gazze’de, Filistin topraklarında hayata geçirmiştir. Ne yazık ki bu süreç devam etmektedir.” diye konuştu.
İsrail’in zulüm tarihi söz konusu olduğunda 7 Ekim’i bir milat, son zamanlarda ortaya çıkmış bir hadise olarak görmenin illüzyon ve yanılsama olduğunu kaydeden Altun, “7 Ekim ne bir milattır ne nevzuhur bir zulümdür ne de sebeptir. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de devam eden İsrail zulmü bir sonuçtur.” ifadelerini kullandı.

İsrail’in, Batıcı, sömürgeci ve emperyalist zihniyetin Orta Doğu’daki fiili uzantısı olarak bölgede zulümlere, ağır insan hakları ihlallerine ve katliamlara imza attığını belirten Altun, bu faaliyetleri ve ihlalleriyle İsrail’in uluslararası hukuk ve teamüllere aykırı olarak zorla toprak kazanma, etnik temizlik, sivillerin kasten öldürülmesi gibi çok çeşitli savaş suçları işlediğini ve işlemeye devam ettiğini söyledi.
Altun, İsrail’in, Roma Statüsü, Lahey Sözleşmesi ve 4 No’lu Cenevre Sözleşmesi’nin ilgili maddelerini ihlal ettiğini aktararak, “İsrail, Gazze’de yaklaşık 30 bin masumu katlettiği bu saldırılarda, bu savaş suçları ile insanlığa karşı suç işlemiştir.” dedi.
KATLİAMLAR YAPAN İSRAİL, BATI TARAFINDAN DOKUNULMAZ KILINIYOR
İsrail’in suçlarını teşhis ederken onun arkasında toplanan karanlık güçleri de görmek gerektiğine işaret eden Altun, “İsrail’in bu denli pervasızca hareket etmesinin başlıca sebebi uluslararası sistemin adaletsizliğidir. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluşun sorun ve çatışmalardaki işlevsiz yapısı, İsrail’in hak ettiği cezayı henüz alamamış olmasının başlıca müsebbibidir. İsrail suç işlemekte, katliamlar yapmakta ve fakat Batı dünya düzeni tarafından adeta dokunulmaz kılınmaktadır. Bunu kabul edemeyiz.” diye konuştu.
Altun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin yapısının katliamlara engel olamadığı gibi, ateşkes kararı dahi alamadığına vurgu yaparak, “İsrail’in onca ihlale rağmen bir yaptırımla karşılaşmaması, BM Güvenlik Konseyindeki veto ayrıcalığının sorumsuzca ve kötücül bir şekilde kullanılmasının bir neticesidir. Bu durum bizzat uluslararası sistemin içinde bulunduğu çaresizliği de göstermektedir. Bu sistemin revizyonu elzemdir.” dedi.

Bu nedenle Türkiye olarak küresel kriz ve çatışmaların çözümünde öncü rol alabilecek uluslararası bir sistemin inşasını ısrarla vurguladıklarını belirten Altun, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Dünya beşten büyüktür.’ ve ‘Daha adil bir dünya mümkün’ anlayışı, ilkesi, uluslararası sistemdeki revizyon ihtiyacının en veciz ifadesidir. Bu şiar doğrultusunda 1967 sınırları içerisinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafi bütünlüğü olan bir Filistin Devleti’nin kurulması hepimizin Filistin konusundaki duruşunun temelini oluşturmaktadır.” ifadesini kullandı.
Altun, bağımsız bir Filistin Devleti kurulmadığı müddetçe İsrail’in katliamlarını durdurmanın ve bölgede kalıcı bir barışı tesis etmenin mümkün olmadığını söyledi.
İSRAİL’İN KAMUOYUNU YANILTMAYI AMAÇLAYAN YAYINCILIK ANLAYIŞI
Uluslararası sistemdeki adaletsiz ve hakkaniyetsiz yapı ve uygulamaların iletişim ve medya alanında da kendisine yer bulduğunu bildiren Altun, “İsrail’in katliamlarına sözde meşru gerekçeler sunarak uluslararası kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan bir yayıncılık anlayışı söz konusudur. Bu yayıncılık politikası, birçok yönüyle sömürgeci habercilik anlayışının günümüzdeki en somut yansımasıdır. Özellikle birtakım Batılı medya kuruluşlarının, haber kaynaklarını seçerken İsrail’in anlatısını tekrar eden, seçmeci bir yaklaşım sergilediğini görüyoruz.” diye konuştu.
Altun, saldırıların başladığı ilk günlerde Filistinlilerin tanıklığına istisnai olarak başvurulurken, Batılı medya organlarında sıklıkla İsrailli yetkililerin demeçlerinin dolaşıma sokulduğunu aktararak, birçok medya kuruluşunun, bu tutum ve politikasıyla İsrail savaş makinesinin hizmetçisi konumuna düştüğünü belirtti.

İSRAİL, SİSTEMATİK BİR ŞEKİLDE GAZETECİLERİ KATLEDİYOR
İsrail’in tutumuna karşı hakikatten yana duran birçok gazetecinin, söz konusu medya kuruluşlarının mobbing ve baskısına maruz kaldığını, birçoğunun işten çıkarıldığını dile getiren Altun, “Bütün bunlar bir yana, karşımızda çok daha acı, insanlık için utanç verici bir başka tablo daha vardır. İsrail, Gazze’de sistematik şekilde gazetecileri katletmektedir.” dedi.
Altun, bu süreçte 130 gazetecinin katledildiğini, ailelerinin hedef alındığını, ailelerinden binden fazla çocuğun öldürüldüğünü ve evlerinin bombalandığını anlattı.
Sahada gazetecileri katleden İsrail’in temel hedefinin gerçekleri örtbas etmek olduğunu ve hakikati katletmek için gazetecileri öldürdüğünü ifade eden Altun, hayatını kaybeden gazetecilere rahmet diledi.
Altun, İsrail’in hakikati gizlemek için dezenformasyon yöntemini de kullandığını anlatarak, “Dünya Ekonomik Forumu tarafından geçtiğimiz hafta ‘Küresel Riskler Algı Araştırması’ adlı bir rapor yayınlanmıştır. Binin üzerinde uzmanın analizinden hareketle hazırlanan raporda kısa, orta ve uzun vadede insanlık karşısındaki 10 büyük tehdit sıralanmıştır. Bu rapora göre insanlığı bekleyen en büyük tehdit, dezenformasyon ve yanlış bilgidir. Benzer öngörüler, dünyanın çeşitli ülkelerindeki üniversiteler, stratejik düşünce enstitüleri ve bilgi merkezleri tarafından yapılan araştırmalarda da yer alıyor.” diye konuştu.
FİLİSTİN DAVASININ KÜRESEL GÜNDEMDEN DÜŞMESİNE ASLA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ
İsrail’in saldırıları ve dezenformasyon faaliyetlerinin de bu raporları teyit ettiğine dikkati çeken Altun, “Türkiye olarak dezenformasyon kaynaklı tehditlerin karşısında elimizden gelen bütün güçle mücadele etmeye çalışıyoruz. İletişim Başkanlığımız bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz ve Anadolu Ajansı bünyesinde faaliyet gösteren ‘Teyit Hattı’ birimi, bu tehditleri bertaraf etmeye yönelik önemli çalışmalar yürütmektedir. Çıkardığımız uluslararası yayınlarla, düzenlediğimiz yenilikçi sergilerle, yaptığımız filmlerle İsrail’in ve İsrail yanlısı medya kuruluşlarının dezenformasyonlarını ifşa ediyor, tarihe hakikat adına not düşüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Altun, Anadolu Ajansı ve TRT başta olmak üzere medya kurum ve kuruluşlarının, doğrudan sahadaki gerçekleri ortaya koyma noktasında büyük fedakarlıklarda bulunduğunu belirterek, “Bilhassa Anadolu Ajansımızın ortaya koyduğu görsellerin Uluslararası Adalet Divanı’nda delil olarak kullanılması, bu yönde atılacak her türlü adımın ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır.” dedi.
Bu doğrultuda, dezenformasyonla mücadelede, kamu diplomasisinin çeşitli alanlarında, stratejik iletişim çalışmalarında ve sahadaki habercilik faaliyetlerinde ortaya konulacak tüm gayretlerde güçlü bir işbirliğiyle hareket etmeleri gerektiğine inandıklarını söyleyen Altun, böylelikle İsrail’in işlediği cürümlerin bedelini ödemesi için bu adımların çok kritik olduğunu düşündüklerini kaydetti.
Altun, bu çabaların, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkeler nezdinde kurulacak kapsamlı işbirlikleriyle çok daha anlamlı ve güçlü bir seviyeye çıkarılacağını vurgulayarak, “Bedeli ne olursa olsun, İsrail’in barbarlığını, soykırım girişimlerini, savaş suçlarını ve sadece Gazze’de değil, Filistin’in tamamında sürdürdüğü kötücül faaliyetlerini delilleriyle ortaya koymak zorundayız. Bu çabamızı sürdürmeye devam edeceğiz. Biz şuna inanıyoruz, İsrail ne yaparsa yapsın, yaptığı zulümlerle hakikati asla susturamayacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Şair Sezai Karakoç’un, “Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak.” dizelerini hatırlatan Altun, “İslam ülkeleri olarak hakikati haykırmaya devam edeceğiz. Filistin davasının küresel gündemden düşmesine asla müsaade etmeyeceğiz. İsrail’in suçlarını örtmek için büyüttüğü bu karanlığa ışık tutmaya devam edeceğiz. Şairin dediği gibi, ‘Karanlık aydınlıktan, yalan doğrudan kaçar.’ İsrail de aydınlıktan ve doğrulardan kaçıyor. Fakat bu kaçışı, tarih ve hakikat önünde mahkum olmaktan İsrail’i kurtaramayacaktır.” diye konuştu.
Altun, yapılan bu olağanüstü toplantının Filistinliler başta olmak üzere tüm İslam alemi için tarihi ve hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ederek, “Bu toplantının somut bir çıktısı olarak yayınlayacağımız Sonuç Bildirisi’nin, uluslararası topluma güçlü bir mesaj vereceğine inanıyorum.” dedi.
Toplantı, açılış konuşmalarının ardından basına kapalı devam etti. İİT üyesi ülkelerin enformasyon bakanları, ikili görüşmelerde ve konferansta yaptıkları konuşmalarda, İsrail’in dezenformasyon faaliyetlerine karşı Türkiye’nin mücadelesini önemsediklerini ve takdir ettiklerini belirtti.
]]>İSTANBUL’DA KRİTİK TOPLANTI
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelerin enformasyon bakanları, İsrail’in gazetecilere ve medya kuruluşlarına yönelik saldırıları ve dezenformasyon faaliyetlerine yönelik olarak İstanbul’da bir araya geldi.
İTT Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı bugün Beşiktaş’taki bir otelde ‘İşgal Altındaki Filistin Topraklarında İşgalci İsrail Yönetiminin Dezenformasyon Faaliyetleri ve Gazetecilere ve Medya Kuruluşlarına Yönelik Saldırıları’ temasıyla gerçekleşti. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da video mesaj gönderdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajında, İsrail’in katlettiği medya mensubu sayısının 100’ün üzerinde olduğunu hatırlattı.
“İSRAİL İŞGAL GÜÇLERİ BASIN MENSUPLARINI DA HEDEF ALIYOR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İslam İşbirliği Teşkilatı Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı’nın başarılı geçmesini diliyorum. İslam dünyasının dört bir yanından toplantımıza teşrif eden misafirlerimize hoş geldiniz diyorum. Toplantınızın başta işgal edilmiş Filistin topraklarında, gazetecilik görevini yapmaya çalışan medya mensupları olmak üzere tüm basın camiası için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. 7 Ekim tarihinden beri Gazze’de ve İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarında çok büyük bir vahşet yaşanıyor. Batılı güçlerin koşulsuz desteğini arkasına alan İsrail yönetimi bir avuç toprak parçasına sıkıştırdığı Gazzelileri acımasızca katlediyor. Bugüne kadar 30 binin üzerinde Filistinli kardeşimiz hunharca şehit edildi, 70 binin üzerinde kardeşimiz de yaralandı. İsrail’in katlettiği Gazzelilerin kahir ekseriyetini çocuklar, kadınlar ve yaşlılar oluşturuyor. İsrail işgal güçleri sadece masum sivilleri değil aynı zamanda sahadaki gerçekleri dünyaya duyurmaya çalışan basın mensuplarını da hedef alıyor. Özgür basının sesini kesmek amacıyla İsrail’in katlettiği medya mensubu sayısı da 100’ün üzerindedir. İsrail’in yıldırma, korkutma, susturma politikalarına rağmen gazeteciler her türlü riski göze alarak Gazze halkına ve hakikate karşı görevlerini yerine getirmektedir. Filistinli mazlumların sesi soluğu olan tüm cesur gazetecileri selamlıyor, vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum” ifadelerini kullandı.
“SORUMLULUKLARIMIZDAN BİRİ DE YALANIN HAKİKATİ PERDELEMESİNİN ÖNÜNE GEÇMEKTİR”
Erdoğan, “Küresel basın kuruluşlarındaki tasallutunu da kullanan İsrail’in eş zamanlı olarak dezenformasyon faaliyetlerine de hız verdiğini görüyoruz. İşlediği savaş ve insanlık suçlarını örtmek için İsrail gerçeklerin çarpıtılması ve propaganda başta olmak üzere her yolu kullanmaktadır. Yaptıkları tarafgir haberlerle batılı medya organları İsrail’in propaganda makinasının işlemesine katkı sunmuşlardır. Bu tablo karşısında İslam ülkeleri olarak sorumluluklarımızdan biri de yalanın hakikati perdelemesinin önüne geçmektir. Gazzeli kardeşlerimize yönelik barbarlıkların kayıt altına alınması, duyurulması İsrail’in dezenformasyon çabalarının engellenmesi en önemli görevlerimiz arasındadır. Filistin Topraklarında Gazetecilere ve Medya Kuruluşlarına Yönelik Dezenformasyon ve Saldırıları başlıklı toplantınızın buna vesile olacağına inanıyorum. İslam İşbirliği Teşkilatı Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı’nın düzenlenmesinde emeği geçenleri tebrik ediyorum. Rabbim Filistinli kardeşlerimizin yar ve yardımcısı olsun diyorum. Her birinizi muhabbetle selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum. Kalın sağlıcakla” diye konuştu.
]]>Duruşmalarda Rusya adına söz alan Lahey Büyükelçisi Vladimir Tarabrin, Filistin halkının Birleşmiş Milletler (BM) kararları uyarınca devlet kurma hakkını kullanana kadar bölgede şiddet olaylarının devam edeceğini dile getirerek “Şiddet sadece daha fazla şiddete yol açabilir. Nefret nefreti getirir. Bu kısır döngü kırılmalıdır. Rusya’ya göre, hem İsrail hem de Filistinliler için güvenlik ancak mevcut krizin temel nedenlerinin ele alınmasıyla sağlanabilir.” diye konuştu.
Tarabrin, Filistin’deki sorunların kaynağı olarak “ABD ve müttefiklerinin statükoyu dondurmaya yönelik ısrarlı politikalarını, siyasi süreçleri sulandırmalarını, kısa görüşlü ve sorumsuz yaklaşımlarını” göstererek, “Washington’un hatalı politikası, tahmin edilebileceği üzere, bugün uluslararası toplumun tüm sorumlu üyelerinin, binlerce masumun hayatına mal olan başarısızlığına yol açmıştır.” dedi.
İsrail’in ihlal ettiği yükümlülüklere uyma, devam eden ihlallerine son verme ve neden olduğu zararı tazmin yükümlülüğü olduğunu aktaran Tarabrin, İsrail’in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına saygı göstermesi ve işgal altındaki topraklarda tüm yerleşim faaliyetlerini durdurması gerektiğini dile getirdi.
“YASA DIŞI YERLEŞİMLER ULUSLARARASI HUKUKA AYKIRIDIR” VURGUSU
Vladimir Tarabrin, İsrail’in işgalinin Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının gerçekleşmesini engellediğini belirterek, yasa dışı Yahudi yerleşimlerin ve Filistin halkının işgal edilen topraklardan zorla yerinden edilmesinin, uluslararası hukuka aykırı olduğunu söyledi.
İsrail’in uluslararası hukuk ihlallerinin “nihai statü anlaşmasına” varılmasını engellediğini kaydeden Tarabrin, anlaşmaya varılması için müzakerelerin gecikmeksizin yürütülmesi gerektiğini ifade etti ve “Tüm devletler ve uluslararası örgütler bu tür müzakereler için gerekli koşulların yaratılmasına katkıda bulunmakla yükümlüdür.” değerlendirmesinde bulundu.
Tarabrin, “Bu şekilde varılacak anlaşma, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanması ve başkenti Kudüs olan bağımsız, yaşanabilir ve birleşik bir Filistin devletinin ortaya çıkmasıyla sonuçlanacaktır.” sözlerini sarf etti.
İSRAİL’İ DESTEKLEYEN BATILI ÜLKELERİNE ELEŞTRİ
İsrail’in saldırılarının sürdüğü Gazze’deki şiddetin “daha önce görülmemiş ve felaket boyutlarına ulaştığını” vurgulayan Tarabrin, “Mevcut şiddet dalgası sırasında hayatını kaybedenlerin toplam sayısı neredeyse 30 bindir. Bu rakam daha önceki Arap-İsrail savaşlarında ölenlerin sayısını çoktan aşmış durumda. Gazze’den gelen görüntüler dehşet verici.” ifadesini kullandı.
Vladimir Tarabrin, Gazze’deki halkın yüzde 90’ının zorla yerinden edildiğine ve “insanlık dışı koşullarda” yaşadığına dikkat çekerek, “İsrail’in katı ablukası karşısında Gazze Şeridi gerçek bir insani felaket yaşamaktadır.” dedi.
Bölgedeki sivillerin abluka nedeniyle gıda, ilaç, yakıt ve temiz su sıkıntısı çektiğini belirten Tarabrin, “Temiz su kaynaklarına erişimin kısıtlı olması bulaşıcı hastalıkların yayılmasına neden olmaktadır. Tarım arazilerinin yüzde 20’sinden fazlası zarar görmüştür ve bu zarar bir daha asla telafi edilemeyecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Tarabrin, Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki eylemlerinin Gazze’deki sivillerin “toplu cezalandırılmasını” haklı gösteremeyeceğini savunarak, “İsrail’deki yetkililerin ve bazı Batılı ülkelerin, İsrail’in vatandaşlarını koruma görevine atıfta bulunarak sivillere yönelik ayrım gözetmeyen şiddeti savunmaya çalışmasının mantığını kabul edemeyiz.” diye konuştu.
“FİLİSTİN HARİÇ TÜM HALKLAR KENDİ KADERİNİTAYİN ETME HAKKINI ELDE ETTİ”
Duruşmalarda Belize adına ilk sözü alan Belize Başbakanının egemenlik konularından sorumlu Özel Temsilcisi Büyükelçi Esad Şoman, “Filistin halkının kendi kaderini tayin etme ve tam bağımsızlık gibi devredilemez bir hakkı vardır. Filistinliler hariç tüm halklar kendi kaderini tayin hakkını elde etti.” dedi.
Şoman, “kendi kaderini tayin etme hakkının” uluslararası hukukun en temel ilkelerinden biri olduğunu vurgulayarak, “İsrail’in uluslararası hukukun en temel ilkelerinden birini cezasızlıkla çiğnemeye devam etmesine izin verilemez. Cezasızlık insanlık dışılığı doğurur.” diye konuştu.
Filistin halkının topraklarının tamamı için bu hakka sahip olduğunu belirten Şoman, buna rağmen İsrail’in sistematik olarak Gazze’yi Batı Şeria’dan ayırarak Filistinlileri bölgenin bazı kısımlarından uzaklaştırdığını, dışladığını ve Filistinlilerin kendi toprakları içerisinde serbest dolaşımını engellediğini söyledi.
“YASA DIŞI İŞGALLERİN VARLIĞI KORKUNÇTUR”
Şoman, İsrail’in işgal altındaki bölgelerde yasa dışı yerleşimler oluşturduğuna dikkati çekerek, “Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki yasa dışı işgallerin varlığı korkunçtur. Devlet tarafından desteklenen yaklaşık 700 bin işgalcinin birçoğu sürekli olarak terör estirmekte, Filistinlileri topraklarından zorla göç ettirmekte ve onlara karşı katliamlar gerçekleştirmektedir.” ifadelerini kullandı.
“İSRAİL, KASITLI OLARAK AÇ BIRAKMA YÖNTEMİ KULLANIYOR”
İsrail’in Filistinlilerin varlığını reddettiğini savunan Şoman, “İsrail’in Gazze’deki soykırım kampanyası aynı zamanda Filistinlilerin var olma hakkını da inkar ettiği gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır. Gazze’de 2 milyondan fazla insan akut gıda güvensizliğinin en kötü seviyeleriyle karşı karşıya. İsrail, kasıtlı olarak aç bırakma yöntemini kullanıyor.” dedi.
Şoman, İsrail’in eylemlerinin Filistin halkını “planlı şekilde yok etmek” anlamına geldiğini dile getirerek, Filistin’in kültürünü, tarihini ve geleceğini yok etmek için üniversite, okul, kültür merkezleri gibi kurumları hedef aldığına işaret etti.
“DERHAL, KOŞULSUZ VE TAMAMEN ÇEKİLMELİ”
İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarından “derhal, koşulsuz ve tamamen çekilmesi” gerektiğini vurgulayan Şoman, sözlerini şöyle sürdürdü: “İsrail kendisini bir istisna olarak görmektedir. İsrail dışında hiçbir devlet, insanların kendi kaderini tayin etme hakkını ve haklarını sistematik olarak ihlal etme hakkını kendinde görmez. İsrail dışında hiçbir devlet başka bir toprağın süresiz işgalini haklı göstermeye çalışmaz. İsrail dışında hiçbir devlet cezasızlıkla ilhak ve apartheid yapmaz. İsrail’in böylesine bariz bir cezasızlığa maruz kalmasına izin verilmemelidir. Bu soykırımdan sağ kurtulanlara nesiller boyunca yara açmaya devam etmesine izin verilmemelidir. Tüm medeni uluslar gibi davranması sağlanmalı, uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler (BM) kararlarını ihlal etmeyi bırakmalıdır. Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına saygı göstermelidir. Filistin özgür olmalıdır.”
Belize heyetinin avukatları da İsrail’in fiili ilhakını sonlandırması gerektiğini vurgulayarak, kuvvet kullanma yasağını ihlal ettiğini aktardı.
BOLİVYA’DAN ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI
Bolivya Çokuluslu Devleti adına söz alan ülkenin Lahey Büyükelçisi Roberto Calzadilla Sarmiento ise İsrail’in işgal ettiği Doğu Kudüs’te uyguladığı ayrımcı politikalarla şehrin demografik yapısının değiştirmeyi ve Filistin halkını mülksüzleştirmeyi amaçladığını aktararak, “İsrail’in yaptığı ihlaller, hem İsrail hem diğer devletler hem de BM için sonuçlar ve yükümlülükler doğurmaktadır.” dedi.
İsrail’in Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını on yıllardır reddetmesinin uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiği anlamına geldiğini söyleyen Calzadilla Sarmiento, “İsrail, 1948’den bu yana süren yasa dışı işgal, ilhak ve kolonileştirme faaliyetleriyle Filistin halkının varlığını kasıtlı olarak inkar ederek onları sistematik olarak ayrımcılığa uğratmış, yerinden etmiş ve parçalamıştır.” diye konuştu.
Calzadilla Sarmiento, devletlere “İsrail’in uluslararası hukuk ihlallerini sonlandırmak için ortak hareket etme” çağrısı yaparak, BM’nin de İsrail’in “hukuka aykırı işgali, apartheid sistemi ve ayrımcı politikalarını sonlandırması” için gerekli adımları atması gerektiğini belirtti.
CEZAYİR ULUSLARARASI HUKUKA SAYGI GÖSTERİLÖESİ ÇAĞRISI YAPTI
Cezayir resmi haber ajansı APS, Cezayir’in BM Uluslararası Hukuk Komisyonu Üyesi Ahmed Laraba’nın, Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan UAD’ın İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin görülen duruşmasında yaptığı konuşmayı yayınladı.
İsrail’in Filistin işgaline son vermesi için uluslararası yasalara uymanın önemini vurgulayan İnsan Hakları Profesörü Laraba, şunları kaydetti: “Cezayir, cezasız kalmanın zalimlerin avantajı olduğuna dair kesin bir inanca sahip ve bizim misyonumuz onlara bir yasanın olduğunu ve bu yasanın mutlaka uygulanması gerektiğini anlatmaktır. Bu bir intikam yasası değil, adalet yasasıdır.”
İşgal altındaki Filistin topraklarındaki temel insan haklarını ihlal eden İsrail politikaları ve uygulamalarını kınayan Laraba, ilgili uluslararası kuruluşları “son aylarda artan İsrail ihlallerini sona erdirmek için çalışmaya” çağırdı.
UAD’DE İSRAİL’İN FİLİSTİN’İ İŞGALİNİN HUKUKİ SONUÇLARINA İLİŞKİN DURUŞMALAR
UAD’de devam eden duruşmalar kapsamında, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 52 devletin yanı sıra Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği, 19-26 Şubat’ta, İsrail’in Doğu Kudüs dahil işgali altındaki Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki neticelerine ilişkin beyanlarda bulunacak.
Başta İsrail olmak üzere, işgalin devletler ve BM açısından sonuçlarının da ele alınacağı duruşmalarda her bir devlet ve kuruluş otuzar dakika sunum yapacak.
Filistin tarafının sunumuyla başlayan duruşmalarda, Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılacak sunum, son gün olan 26 Şubat’ta TSİ 12.00’de gerçekleştirilecek.
Hollanda’nın idari başkenti Lahey’deki Barış Sarayı’nda faaliyetlerini yürüten UAD’de halka açık yapılacak duruşmalar canlı yayımlanıyor.
Sözlü beyanda bulunacak devletler arasında ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Almanya, İran, Kanada, Mısır, Güney Afrika, Japonya, İspanya, Suudi Arabistan, Malezya, Pakistan, Hollanda’nın yanı sıra AB, Orta Doğu ve Asya-Pasifik bölgesinden çok sayıda ülke bulunuyor.
Divan önünde danışma görüşünde ilk defa bu kadar çok sayıda devletin yazılı ve sözlü beyanda bulunduğu görülürken, yazılı beyanda bulunan İsrail’in sözlü duruşmalarda yer almaması dikkati çekiyor.
BM GENEL KURULU, UAD’DEN GÖRÜŞ İSTEMİŞTİ
BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’ye, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltti.
BM Genel Kurulunun Divan’dan cevaplarını talep ettiği sorular şu şekilde:
“1- İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir?
2- İsrail’in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?”
Danışma görüşü talebi, 17 Ocak 2023’te BM Genel Sekreteri tarafından UAD’ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin’e danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.
DANIŞMA GÖRÜŞÜNÜN ETKİSİ NEDİR?
UAD’nin verdiği danışma görüşleri, her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor.
Divan’ın, İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004’te verdiği danışma görüşünde duvarın hukuka aykırı olduğunu tespitinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail’e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartını koyması dikkati çekiyor.
Yine UAD’nin 22 Temmuz 2010’da uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova’nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.
UAD’nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırılığı yönünde olması durumunda İsrail üzerindeki baskının artması ve ona açıkça destek veren ülkelerin uluslararası toplum tarafından tutumlarını gözden geçirmeye zorlanmaları muhtemel.
Buradaki konuşmasında, İsrail’in Gazze’de 7 Ekim’den bu yana devam eden katliamlarının ele alınacağı, bu katliamı belgeleyen yeni kanıtların sunulacağı panelde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Altun, tarihçi Ilan Pappe’nin “Filistin’de Etnik Temizlik” adlı kitabını “İsrail’in Filistin’e yönelik sürdürdüğü etnik temizliğin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak hafızalarda yer bulması, bilinçlerde kökleşmesini temin etmek için” yazdığını belirttiğine dikkati çekti.
Paneli de benzer bir inancın ve iradenin yansıması olarak gördüğünü vurgulayan Altun, “İnanıyorum ki bu toplantı, İsrail’in Gazze’de işlediği cürümlerin hukuk, tarih ve insanlığın vicdanı önünde kayda alınacağı başlıca etkinliklerden biri olacaktır. Bizler bu tür etkinliklerle sahada gerçekleştirdiğimiz çalışmalarla elde ettiğimiz görüntülerle İsrail’in katliamlarını ‘iddia edilen’ değil, ‘somut delilleri olan, ispatlanmış savaş suçları’ olarak kayda geçireceğiz. Çabamız bu yönde.” ifadesini kullandı.

Bu çalışmalarda emeği geçen herkese teşekkürlerini ileten Altun, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Açık ve net bir şekilde şunu ifade etmek zorundayız, bugün Gazze’de apaçık bir soykırım yaşanıyor, İsrail, Gazze’de büyük bir soykırım suçu işliyor. İsrail, ‘soykırım’ başta olmak üzere Roma Statüsü’nün suç olarak tanımladığı birçok ağır cürüm işledi, işlemeye devam ediyor. Soykırım suçu, yalnızca bir toplu öldürme faaliyeti değildir. Soykırım, bir halkın maddi ve manevi varlığına yönelen topyekun bir saldırıdır.
İsrail sadece Gazze’de yaşayan insanları toplu şekilde katletmiyor, bölgenin manevi varlığını da yok etmek için kültürel bir soykırıma da imza atıyor. Saldırıların başlamasından bugüne kadar, Gazze’de 194 cami ve 100 okul tamamen yıkıldı, 266 cami, 3 kilise ve 295 okul ise ağır hasar aldı. İsrail, kültürü, gelenek, görenekleri ve bütün hafızasıyla bir halkın varlığını külliyen ortadan kaldırmaya çalışıyor. Son günlerde İsrail’in sözüm ona ‘güvenli bölge’ diyerek insanları sürdüğü Refah bölgesine yönelik saldırıları, yürüttüğü soykırım politikasının apaçık bir örneğidir.”

“İSRAİL, GAZZE’DE İNSANCIL HUKUKU TAM ANLAMIYLA YOK SAYIYOR”
İnsancıl hukukun devletlerin silahlı çatışma anında nasıl kuvvet kullanacağını düzenlediğini ancak İsrail söz konusu olduğunda hukuktan değil, hukuksuzluktan, zulümden, adaletsizlikten bahsedilebileceğini vurgulayan Altun, Gazze’de insancıl hukukun İsrail tarafından tam anlamıyla yok sayıldığının, ayaklar altına alındığının altını çizdi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“İsrail’in, ısrarlı ve sistematik şekilde sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alması insancıl hukukun açık bir ihlalidir. Yine çeşitli sözleşmelerle yasaklanan fosfor bombası gibi silahların da Gazze’de bilhassa sivil nüfus üzerinde yoğun şekilde kullanılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin de apaçık delili konumundadır.
‘Kanıt’ kitabında da bugün konuştuğumuz yeni kanıtlar dışında, gerçekten İsrail’in zulümlerine, işlediği soykırım suçuna ilişkin mebzul miktarda görsel ve delil bulmak mümkündür. Bu yüzden de İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’ndaki yargılamasında ‘Kanıt’ kitabındaki delillerin kullanılmasını çok önemsedik, bunun için yoğun çaba sarf ettik. Bugün bizleri hakikat namına gururlandıran bir gelişmeyle, Uluslararası Adalet Divanı’nda Kanıt kitabındaki deliller ve ortaya çıkan yeni delillerin kullanıldığını görüyoruz.”
“İSRAİL’İN DEZENFORMASYON KAMPANYALARINA KARŞI DA DUYARSIZ OLMAMALIYIZ”
İsrail’in yaptığı katliamları gizlemek için büyük çaba sarf ettiğini, Gazze’ye, Filistinlilere yönelik vahşetini, barbarlığını normalleştirmek için bizzat devlet eliyle yürütülen kapsamlı bir dezenformasyon politikası sürdürdüğünü aktaran Altun, İsrail’in, katliamlara başladığı ilk günden itibaren dezenformasyonlara da başladığına şahit olunduğunu söyledi.
İsrail’in yaptığı katliamları dezenformatif içeriklerle görünmez kılma gayretinde olduğunu belirten Altun, şöyle devam etti:
“Nasıl ki İsrail’in normalleştirmeye çalıştığı vahşiliklerine, barbarlıklarına ve soykırım girişimlerine karşı duyarsız kalmamamız gerekiyorsa, aynı şekilde İsrail’in dezenformasyon kampanyalarına karşı da duyarsız olmamamız gerekiyor. Eğer duyarsızlaşırsak, hakikatin ve doğruların yerini yalanlar ve kurgu haberler alır. Eğer duyarsızlaşırsak, İsrail’in suçlarını normalleştirmiş, cezalandırılmasının da önüne geçmiş oluruz.
Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı olarak, duyarsızlığa, unutkanlığa ve dezenformasyona karşı ilk günden itibaren teyakkuz halinde olmayı görev bildik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘daha adil bir dünya mümkündür’ şiarını esas alarak, hakikat bayrağını dalgalandırmayı en önemli misyonumuz olarak bildik, bilmeye de devam ediyoruz.”
“DEZENFORMASYONLA MÜCADELE MERKEZİMİZ İSRAİL’İN 200’E YAKIN DEZENFORMASYONU DEŞİFRE ETTİ”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesindeki Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin İsrail’in dezenformasyonlarını, yalanlarını tek tek tespit ettiğini, uluslararası kamuoyuyla doğruları paylaştığını anlatan Altun, “Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz 7 Ekim’den bugüne kadar İsrail’in 200’e yakın dezenformasyonu deşifre etti.” ifadesini kullandı.
Gazze’deki el-Ehli Baptist Hastanesi bombalandığında İsrailli yetkililer, İsrailli medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarının “Saldırıyı İsrail değil Hamas yaptı” yalanını ortaya attığını ama Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin iddiayla beraber paylaşılan görüntülerin 2022 yılına ait olduğunu saptadığını anımsatan Altun, “Merkezimiz ayrıca İsrail Başbakanının eski dijital medya sorumlusu olan şahsın, İsrail ordusunun Gazze’de hastane bombaladığına ilişkin önce adeta zafer paylaşımı yaptığını, bir süre sonra bu paylaşımını silerek saldırının Hamas tarafından yapıldığına ilişkin ikinci bir paylaşım yaptığını ortaya çıkardı.” diye konuştu.

İfşa edilen dezenformasyonların İsrail vahşetinin yanı sıra zihniyetini de göstermesi bakımından ibretlik olduğunu dile getiren Altun, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İsrail, Gazze’de canlı insanların Hamas tarafından kefenlenerek ölü taklidi yaptırıldığını öne sürdü, bunu uluslararası medyada işledi. Gazze’de bugün ne yazık ki ölü sayısı 30 bine dayanmış durumda ve bunlar içinde masum çocuklar, kadınlar, masum insanlar var. Ve hal böyleyken İsrailli yetkililer utanmadan böyle bir iddiayı ortaya attı.
Peki doğrusu neydi? Doğrusunu ifşa ettik. İddiaya konu görüntülerin, geçtiğimiz yıl 19 Ağustos’ta sosyal medya platformlarında paylaşıldığı belirlendi. Görseller Malezya’da bir camide verilen cenaze işlemleri eğitimine aitti. Bu görsellerin, ‘Gazze’de canlı insanlar kefenlenerek ölü taklidi yaptırılıyor’ iddiasıyla paylaşılması esasında İsrail’in hakikati çarpıtmakta sınır tanımadığını ve hakikat karşısında elinin ne kadar da zayıf olduğunu gösterdi.”
“2023’TE ÖLDÜRÜLEN GAZETECİLERİN YÜZDE 75’İ GAZZE’DE CAN VERDİ”
Altun, İsrail’in bölgede hakikati duyurmaya çalışan gazetecileri de doğrudan hedef alıp katlettiğini anımsatarak, “2023’te öldürülen gazetecilerin yüzde 75’inin Gazze’de can vermiş olması tesadüf olamaz. Bugüne kadar 130 gazeteci görevleri başında, orada olanı biteni, hakikati dünyaya duyurmak için görev yaptıkları esnada İsrail tarafından katledildi. Anadolu Ajansı kameramanı Muntasır es-Savvaf da onlar arasındaydı. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin.” dedi.
İsrail’in hakikati perdelemeye, gerçeği tahrif etmeye yönelik faaliyetlerinin başarısızlığa uğraması için ellerinden geleni yapmaya devam edeceklerinin altını çizen Altun, “Bugün ne yazık ki Batı medyasının hatırı sayılır bir kısmı, İsrail’in yaptığı katliamları görünmez kılmaya çalışmak için yoğun bir çaba gösteriyor. Batılı medya organlarının birçoğunda yaşanan çatışmalar İsrail’in bakış açısı ile aktarılıyor, Gazze’de yaşanan trajedi ve soykırım gizlenmeye çalışılıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“ZALİM, GÖRÜNMEZ KILINMAYA ÇALIŞILIYOR”
Yaşanan trajediyi gizlemek ve İsrail’in yaptığı soykırımı örtbas etmek için bu medya organlarının farklı strateji ve taktikler uyguladığını, her şeyden önce ayrıştırıcı bir dil kullandığını belirten Altun, şunları kaydetti:
“Bu tür medya organlarında, Filistin halkı küresel çapta ‘yabancı’, ‘öteki’ ve ‘geri kalmış’ bir topluluk olarak lanse edilirken, İsrailliler ‘ilerici’, ‘modern’ ve ‘Batılı’ bir toplum olarak tasvir edilmektedir. İsraillilerin ölümleri İngilizce manşetlerde ‘cinayete kurban gitti’ şeklinde yer bulurken, Gazze’de katledilen yerel halk için sadece ‘öldü’ ibaresi kullanılmakta ve katil gizlenmeye çalışılmaktadır. Ne yazık ki Filistinliler bu şekilde haberlerde, Batılı medya organlarında ‘insani vasfı olmayan varlıklar’ gibi tanıtılmaktadır. Böylelikle bu haberleri okuyanların mazlumla özdeşlik kurması engellenmeye çalışılmakta, zalim görünmez kılınmaya çalışılmaktadır. Böylece Filistinli kardeşlerimiz daha fazla zulme tabi tutulmaya ve yalnızlaştırılmaya çalışılmaktadır.”
İsrail’e destek veren medyanın “tek taraflı habercilik” gibi tehlikeli bir taktiği de kullandığına değinen Altun, Batılı muhabirlerin İsrail vatandaşlarıyla yaptıkları görüşmelere haber saatlerinde herkesin denk geldiğini, söyleşi yapılan kişilerin izleyicilere “kurbanlar” olarak yansıtıldığını vurguladı.
Altun, bu anlatılarda Filistinlilerin 75 yıldır çektiği zulümlerden asla bahsedilmediğine vurgu yaparak, “Aksine, ne zaman İsrail devleti insanların evlerini, hastaneleri ve okulları bombalasa, bu vahşet İsrail’in sözüm ona ‘kendini savunma hakkı’ olarak lanse edilir. Ama özgürlüğü uğruna, bu istilacılara karşı direnen Filistinlilerin yaptığı herhangi bir eylem anında ‘terörizm’ damgası ile kitlelere servis edilir. Bunlar rastgele yapılan haberler değil, ideolojik saiklerle kurgulanmış stratejilerin uzantısı olarak karşımıza çıkan söylem ve anlatılardır.” şeklinde konuştu.
“HABER KURUMLARIMIZIN HAKİKAT MÜCADELESİ SON DERECE ÖNEMLİ”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“İsrail’in pervasızca giriştiği soykırım faaliyetleri ve bu faaliyetler karşısında Batı medyasının büyük bir kısmının içinde olduğu işbirlikçi tavır, Anadolu Ajansı başta olmak üzere haber kurumlarımızın hakikat mücadelesi yolundaki faaliyetlerini daha önemli, stratejik hale getirmektedir.
Hem yaşanan trajediyi belgeleyen hem de uluslararası medyaya insani ve mesleki anlamda örnek teşkil bu faaliyetler, büyük bir takdiri hak etmektedir. ‘Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar’ paneli bu bağlamda bir çabaya hizmet etmektedir. Kanıt kitabı, kitaba eklenen yeni kanıtlar, devamında gelecek olan Tanık ve Sanık kitapları da bu kıymetli çabaya hizmet etmektedir ve hak, hakikat mücadelemizin apaçık bir örneğidir. Büyük emeklerle karşımıza çıkan bu değerli çalışmalar ve bu önemli panel için emeği geçen bütün arkadaşlarımı canıgönülden tebrik ediyor, yürekten kutluyorum. Serdar Karagöz başta olmak üzere Anadolu Ajansının bütün çalışanlarını tebrik ediyorum. Hakkın, hakikatin kazanacağı, zulme galebe çalacağı daha adil bir dünya için çalışmaya, çabalamaya el birliğiyle devam edeceğiz.”
Moderatörlüğünü AA Görsel Haberler Direktörü Fırat Yurdakul’un yaptığı panel, uzmanların konuşmalarıyla devam etti.
Abdu, İsrail’in yoğun saldırıları ve ablukası altındaki Gazze’de yaşanan kıtlık ve Gazzelilerin karşı karşıya olduğu zor şartlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“İNSANLAR AÇLIKTAN ÖLÜYOR”
Gazze’de yaşanan çok büyük çaplı gıda sıkıntısı nedeniyle insanların yemek pişiremediğini söyleyen Abdu, İsrail’in Gazze’de soykırım yapmaya başladığı saldırılardan önce bölgeye günlük ortalama 500 tır yardım malzemesi giriş yaparken, halihazırda bu sayının 100 tır veya altında olduğunu kaydetti.

Abdu, Gazze’nin kuzeyine ise gıda tedariki açısından hiçbir şeyin ulaştırılmadığına dikkati çekerek, “Son 100 günde Gazze’nin kuzeyine sadece 50 ila 100 yardım tırının ulaştığını söyleyebiliriz. Bu bölgede şiddetli açlık ve her şeyde eksiklik var. İnsanlar burada gerçekten açlıktan ölüyor. Buradaki yarım milyondan fazla Filistinli, ağır kış koşulları ve gıda sıkıntısı nedeniyle acı çekiyor.” dedi.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in yardım kuruluşlarının “Gazze’nin tamamına gıda tedarik edemediği” yönündeki açıklamasını hatırlatan Abdu, Gazze’nin kuzeyinde yardım kuruluşlarının bulunmadığını teyit ettiklerinin altını çizdi.
KITLIKTAN EN ÇOK ÇOCUKLAR ETKİLENİYOR
Abdu, “Şu anda Gazze’dekilerin yarısından fazlası kritik seviyede açlık yaşıyor. Gazze’nin kuzeyinde yaşayanların tamamı şiddetli ve acımasız kıtlık koşullarıyla karşı karşıya. Genel olarak ise Gazze’deki Filistinlilerin yüzde 75’inden fazlası şiddetli açlık çekiyor. Gıda stokları ve Gazze’ye girişi sağlanan yardım tırlarında artış yok.” diye konuştu.
İsrail askerlerinin Gazze’nin güneyinden kuzeyine az sayıda giriş yapan gıda kamyonlarına ulaşmaya çalışanları vurduğunu belirten Abdu, bu yüzden onlarca kişinin hayatını kaybettiğini belgelediklerine dikkati çekti.

Abdu, “Özellikle Gazze’nin kuzeyi için ‘kasıtlı aç bırakmaktan’ bahsediyoruz. Bu durumdan en fazla çocuklar etkileniyor çünkü ihtiyaç duydukları gıdaya sahip değiller. Bebeklerin çoğu süte ihtiyaç duyuyor ancak Gazze’ye süt girişi olmuyor. İlaç, tıbbi malzeme ve hatta besin malzemeleri dahi yok. Kadınlar bu durumla zar zor başa çıkabiliyor. Kendileri yemek yemiyor ve çocuklarına veriyorlar. Gazze ve özelliklede kuzeyindeki insanların vücut şekillerine baktığımızda onların açlık çektiğini kolayca anlayabiliyorsunuz. Çok acı çekiyorlar.” ifadelerini kullandı.
AÇLIK SİLAH OLARAK KULLANILIYOR
Gazze’de sahada yaşananlara bakıldığında İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığını ve özellikle de bunun askeri unsurlarını uygulandığını vurgulayan Abdu, şöyle devam etti:
“İsrail Gazzelileri Gazze’den dışarı atmak hatta öldürmek için açlığı silah olarak kullanıyor. Diğer bir unsur ise toplu katliamdır. Bunun şimdi insani maliyetini görüyoruz. Gazze halkının yaklaşık yüzde 4,5’i öldürüldü, yaralandı veya kayboldu. Üçüncü unsur ise Gazze halkının sürgünü ve yerinden edilmesidir. İsrail bu 3 unsuru acımasızca kullanmayı sürdürüyor. Bu da İsrail’in Gazze’deki bu soykırımı giderek daha fazla sürdürmekte ısrar ettiği anlamına geliyor.”
Abdu, Uluslararası Adalet Divanının (UAD), İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığına ilişkin “makul bir karara” varmasının İsrail’i “Gazzelileri yerinden etme planından” caydıracağını umut ettiklerini, bu kararın ardından durumu sahada takip ettiklerini ancak İsrail’in Gazzelileri aynı şekilde öldürmeye devam ettiği tespitinde bulunduklarını söyledi.
İsrail’in onlarca yerleşim alanını yok etmeyi de sürdürdüğünü belirten Abdu, Gazze’ye gıda tırlarının girişini dahi en aza indirdiğini ve insanları Gazze’nin kuzeyinden uzaklaştırarak sistemli şekilde katletmeye devam ettiğini söyledi.
Abdu, BM ve uluslararası kuruluşların İsrail’in direktiflerine uymamaları ve İsrail’e baskı yapmaları gerektiğini de vurguladı.
Uluslararası topluma beraber hareket etmeleri yönünde çağrıda bulunan Abdu, İsrail tarafında gerçek bir baskı oluşturabilmeleri için “tek sesle” konuşmalarının önemine işaret etti.
İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) soykırım suçlamalarına karşı kendini savundu. ABD ile İngiltere’nin Yemen’deki Husileri hedef alması ise, başta Batı medyası olmak üzere dünyanın algısını İsrail’in savunmasından çok Kızıldeniz’e dönmesine neden oldu. Dolayısıyla, Lahey’deki soykırım duruşmasında İsrail’in kendini savunamaması ana gündemin arkasında kaldı.
İSRAİL’İN SOYKIRIM DAVASINDAKİ SAVUNMASI
İşte İsrail heyetinin Güney Afrika’nın önceki gün yönelttiği suçlamalara karşı yaptığı savunmadan bazı örnekler:
İsrail’in hukuk ekibi, suçlamaları yanıtlamak yerine Güney Afrika’ya ithamda bulundular. Güney Afrika’nın Hamas ile yakın ilişkisi olduğunu öne sürdüler. Gazze Şeridi’ndeki hayatını kaybedenlerin sayısının abartılı olduğunu savundular. Daha önce BM ve DSÖ gibi kuruluşlar rakamları doğrulamıştı.
“İsrailli kadın esirler” diye fotoğraf gösterdiler. Ancak bu kişilerin sosyal medyada paylaşılan görüntülerdeki dans eden İsrailli kadın askerler olduğunu belirtmediler.
7 Ekim’deki Hamas operasyonlarının ardından İsrail’in “kendini savunma hakkı olduğunu” iddia ettiler. Ancak uzmanlara göre, bölgede işgalci konumunda olan İsrail. Yıllardır kendini savunmaya çalışanlar aslında Filistinliler.
“İsrail ordusu aslında Gazze’deki sivilleri Hamas’a karşı koruyor.” şeklinde akla mantığa uymayan bir tez ortaya attılar.
“Her çatışma soykırım değildir.” dediler ama hastane, okul, cami, kilise bombalayıp yardımların sınır kapısından girmesini engelleyerek; Filistinlileri açlığa, susuzluğa, karanlığa mahkum bıraktıklarına değinmediler.
Hastanelerin altında tüneller olduğu yalanını sürdürdüler ancak yine bir kanıt sunamadılar.
“İsrail insani yardımlara izin veriyor.” dediler fakat aynı gün BM’den “Yardımlar ulaştırılamıyor.” açıklaması geldi.
BATI MEDYASI LAHEY’i GÖRMEK İSTEMEDİ
Batı medyası, Lahey duruşmalarını ikinci plana attı. İsrail’in kendini savunacağı gün, ABD ve İngiltere’nin Yemen’e saldırmasıyla birlikte manşetlere Kızıldeniz’deki kriz çekildi.
GÖZLER ÇIKACAK KARARDA
Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık’ta Uluslararası Adalet Divanı’na dava açarak İsrail aleyhine ihtiyati tedbir kararı alınmasını talep etmişti. 11-12 Ocak tarihlerinde taraflar dinlendi. Şimdi gözler çıkacak kararda. Birkaç hafta içinde İsrail’in Gazze’deki saldırılarını durdurması kararının çıkması bekleniyor. Soykırım suçlamalarına dair karar ise, daha sonra verilecek.
9 İHTİYATİ TEDBİR KARARI İSTENDİ
Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’i “soykırım yapmamaya, soykırımı önlemeye ve soykırımın faillerini cezalandırmaya” zorlamak için geçici tedbir uygulanmasını istedi. Bu tür geçici tedbirler, dava süreci devam ederken durumun daha da kötüleşmesini önlemeyi amaçlıyor. Güney Afrika, 9 ihtiyati tedbir kararına hükmedilmesini talep etti. Bu kapsamda Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’in;

‘İSRAİL’İN EN ACIMASIZ HALİ’
İsrail’in hava, kara ve denizden saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nden oğlu, torunu ve geliniyle birlikte tahliye edilen Türk kadın İsrail’in 7 Ekim’de başlattığı saldırıların ardından tanık olduğu dehşeti anlattı. “Gazze’de birçok savaşa tanık oldum ama bu en kötüsü ve en acımasız olanıydı.” dedi.
Borno, 60 yıl önce geldiği Gazze’den bu şekilde çıkmak zorunda kaldığı için çok üzgün olduğunu söyledi.

‘PENCEREDEN BOMBALANAN YERLERİ GÖRÜYORDUM’
Gazze kentinin orta kesimlerinde yer alan Er-Rimal Mahallesi’nde oturan ve Gazze’deki tüm savaşlara tanıklık ettiğini söyleyen Borno, “7 Ekim sonrası evin penceresinden bombalanan yerleri görüyordum. Her zaman bomba sesleri duyuyorduk. İsrailliler bizleri telefonla arayarak ve mesaj atarak evlerimizi hemen terk etmemizi istediler. Hızlıca toparlanıp evden çıktık ve eve yakın bir hastane bahçesine sığındık.” dedi.
İSRAİL’İN TEHDİTLERİYLE HAYAT SÜRÜYORLARDI
Hastane çevresinde saatlerce kaldıktan sonra evlerine tekrar döndüklerini yine İsrailliler tarafından aranarak evlerinin bombalanacağı ve derhal evlerini terk etmeleri gerektiğinin söylendiğini aktaran Borno, şöyle konuştu:
“İkince kez tekrar hızlıca hazırlanıp evi terk etmek zorunda kaldık. Han Yunus’ta Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) bağlı bir okula sığındık ve orada 45 gün kaldık. 15 kişi küçük bir odada kalıyorduk. Temiz su yok. Banyo yok. Yiyecek ve içecek çok sınırlıydı. Çok kötü koşullarda orada kaldık.”

‘TÜRKİYE BİZİ HİÇ YALNIZ BIRAKMADI’
BM okulunda kaldıkları sırada onlara sadece Türkiye ve Mısır’dan yardım ulaştığını söyleyen Borno, şöyle konuştu:
“Gazze’de birçok savaşa tanık oldum ama bu en kötüsü ve en acımasız olanıydı. Türkiye bizlere çok iyi davrandı. Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosluğu sürekli bizlerle iletişim halindeydi. Türkiye bizlere çok iyi davrandı ve çok şeyler yaptı. Gazze’den Refah Sınır Kapısı’ndan geçerek Mısır’a, ardından da Türkiye’ye gelene kadar Türk devleti bizi yalnız bırakmadı. Buradan Türk devletine ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyorum.”

‘HATIRALARIM İSRAİL SALDIRILARINDA KAYBOLDU’
“Gazze’yi çok seviyorum. Oradan bu şekilde ayrıldığım için çok üzgünüm. Birçok hatıralarım İsrail saldırılarında kayboldu. Geriye hiçbir şey kalmadı. Ev yok. Hayat yok. Yaşamaya dair hiçbir şey bırakmadılar. Buraya (Türkiye’ye) geldim, bazen yüzüm gülse de Gazze’de olup bitenleri izlediğimde içim kan ağlıyor. Tüm bunların bitmesini istiyorum. Burada kalacak bir yerimiz ve çalışacak işimiz olursa çocuğum ve torunumla burada kalmayı düşünüyoruz.”
‘İSRAİL YÜZÜNDEN ANNEMİN CENAZESİNE KATILAMADIM’
İsrail’in 2007’den bu yana yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi’ne havadan, karadan ve denizden uyguladığı abluka nedeniyle Gazze’den uzun yıllar çıkamadığını ve Manisa’da olan iki kız kardeşini ziyaret edemediğini söyleyen Borno, “Annem 2017’de vefat etti. Abluka nedeniyle cenazesine gelemedim. Kızım Nermin, 2020 yılında yakalandığı kanser hastalığının tedavisi tedavi için Manisa’ya gitti. Kızım Manisa’da tedavi gördüğü hastanede ziyaretine gelmemi çok istedi ancak tüm girişimlerine rağmen İsrail ablukasından dolayı Gazze’den ayrılarak kızımı ziyaret edemedim. İsrail ablukası nedeniyle 10 yıl Gazze’den çıkamadım.” dedi

‘GAZZE’Yİ YAŞANILAMAZ HALE GETİRDİLER’
Manisalı Hüsniye Borno’nun oğlu Memduh ise acımasız saldırılarını sürdüren İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz hale getirdiğini söyledi.
Memduh, “İsrail, saldırılarıyla hastane ve okullarla birlikte altyapıyı da tamamen yok etti. Yaşama dair hiçbir şey bırakmadı. Savaş sonrası akıllarda büyük soru işreti var. Şu anda hastane, su, elektrik yiyecek ve içecek yok. Gazze’yi yaşanamaz hale getirdiler.” diye konuştu.
Sergi, İsrail’in saldırılarının ardından Gazze’de savaşa tanık olan çocukların duygularını, yaşadıkları travmalarını, acılarını, içindeki bulundukları zorlu koşulları, sanat aracılığıyla aktararak, uluslararası toplumda farkındalık yaratmayı amaçlıyor.
Sergi, Gazze’de 2008-2009 yıllarında gerçekleşen Dökme Kurşun Operasyonu sırasında annesinin roketle hedef alınarak şehit edilmesi ve ardından ailesinden 26 kişinin katledilmesine tanık olan 6 yaşındaki Gazzeli bir kız çocuğu olan Mona’nın çizdiği resimden hareketle gazeteci Abdullah Aytekin tarafından başlatılan resim projesini içeriyor.
Sergide, Aytekin tarafından toplanarak bugüne kadar muhafaza edilen ve bir kısmı daha sonra yaşanan saldırılarda hayatını kaybeden Gazzeli çocukların çizdiği 266 eserin arasından bir seçki yer alıyor.
Sergide İsrail’in son saldırılarının ardından saldırılarda hayatını kaybeden gazeteciler ve doktorlar için de özel bir bölüm ziyaretçilerin dikkatine sunuyor.
Toplam 1350 metrekarelik bir alana kurulan sergi , Gazzeli çocukların resimlerinden oluşan fiziksel enstalasyonlar ile yine resimlerin orijinallerinin aktarıldığı dijital gösterim bölümlerinden oluşuyor.
Bir diğer bölümde ise İsrail’in son saldırılarının ardından şehit olan çocukların eşyaları, savaşı ve yıkımı tasvir eden moloz yığınları sergileniyor.
EMİNE ERDOĞAN’IN GÖZYAŞLARI GAZZELİ ÇOCUKLARA ULAŞTI
Öte yandan Dökme Kurşun Operasyonu günlerinde Emine Erdoğan Hanımefendi, “Filistin’de Barış İçin Kadınlar Toplantısı”nda tarihi bir konuşma gerçekleştirmiş, konuşmasında Gazze’de katledilen çocuklara ve kadınlara dikkat çekerek, Gazze’deki trajedi nedeniyle gözyaşlarını tutamamıştı.
Televizyondan Erdoğan’ı izleyen Gazzeli Maysa Yousuf’un, “Sayın Hanımefendi, gözyaşlarınız bize ulaştı” notuyla Emine Erdoğan’ın resmettiği portre de bir diğer sembolik eser olarak sergide dikkat çekiyor.
Sergi 29 Aralık tarihine kadar vatandaşın ziyaretine açık olacak.
“FİLİSTİN ÇOCUKLARIN SESLERİNİ DAHA FAZLA DUYURMAK ZORUNDAYIZ”
Emine Erdoğan sergiye ilişkin yaptığı değerlendirmede, 7 Ekim’den bu yana Filistin’de yakın tarihte eşi benzeri görülmemiş bir şiddet yaşandığını belirterek, İsrail’in tüm dünyanın gözü önünde Filistin halkı üzerine kurşun ve bombalar yağdırdığını ve bu durumdan en çok siviller, özellikle de kadınlar ve çocukların etkilendiğini ifade etti.
Gazze’de 7 Ekim’den bu yana hayatını kaybedenlerin 9 bine yakınını çocukların oluşturduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
“Şifa Hastanesinde çalışan bir doktorun “en zor şey ölmüş küçük bir bebeğin vücuduna ‘meçhul bebek x’ yazmak” şeklindeki sözleri, Gazze’deki çocukların maruz kaldığı vahşeti çok iyi anlatmaktadır. Bu sergi de aslında bize Gazzeli çocukların yaşadıklarını, duygularını en yalın şekilde anlatıyor. Onların çektikleri acı aslında kalemlerine, resimlerine yansıyor. 2009 yılında İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz ‘Filistin’de Barış İçin Kadınlar Toplantısı’nda konuşmamı televizyondan takip eden Gazzeli Maysa Yousuf’un, ‘Sayın Hanımefendi, gözyaşlarınız bize ulaştı’ notuyla yaptığı resim de beni gerçekten çok etkiledi. ‘Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi”nin de Filistinli çocukların sesinin dünyaya ulaştırılması bakımından kıymetli bir organizasyon olduğunu düşünüyorum. Herkesi bu masum çocukların barış çağrısına kulak vermeye, onların resimle anlattıkları hikayelerinin gönüllü anlatıcısı, haklı davalarının sözcüsü olmaya davet ediyorum. Resimlerin toplanması ve muhafaza edilmesinden bugüne kadar bu sergide emeği olan herkese kalbî şükranlarımı sunuyorum.’
En temel hakları olan yaşam hakları elinden alınan, gelecek yılları değil yarını bile görüp göremeyeceği meçhul olan Filistinli çocukların seslerini daha fazla duyurmak, onların yaşadıkları acıyı daha fazla görünür kılmak zorunda olduklarını dile getiren Erdoğan, “Bu zulmün son bulması için dünyayı bir an önce harekete geçmeye çağırıyor ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye olarak bu yönde yoğun çaba harcıyoruz. 15 Kasım tarihinde “Filistin İçin Tek Yürek Zirvesi” düzenledik ve dünyaya lider eşleri olarak güçlü bir ateşkes çağrısı yaptık. Söz konusu zirvenin devamı niteliğinde olan sergi ile aynı çağrıyı yeniliyoruz.
2009 yılında “Uzat Elini Ey İnsanlık” sloganıyla düzenlediğimiz zirvede gözyaşı dökerek barış çağrısı yaptığımız çocuklar, bugün birer yetişkin olarak savaşın karanlık yüzüyle karşı karşıya ve bugün belki onların çocukları da aynı kaderi paylaşarak İsrail zulmünün mağduru olmuştur.
14 sene önce Filistinli çocuklar için insan onuruna yakışır gelecek diliyorduk. Bugün ise Gazze kimliği belirsiz şehit çocuklar şehri… Gözü, Maysa Yousuf gibi bizde, sizde ve tüm insanlığın vicdanında olan Filistin’in masum çocuklarına adil ve huzurlu bir dünya borçluyuz. 2023 yılında da aynı çağrıları sürdürüyor olmamız ne acı… Filistin topraklarında kalıcı ve sürdürülebilir bir barış inşa etmek için daha kaç neslin feda edilmesini bekleyeceğiz? Bugün yaşanan soykırımı, hesabı görülmeden sonraki nesillere aktarmayı reddediyoruz. Bugün döktüğümüz gözyaşının, söylediğimiz sözün, attığımız her somut adımın Filistinli masumlar için hayati anlamı var. Gözyaşlarımızla birlikte Maysa Yousuf gibi Filistin’in ve insanlığın geleceği olan çocuklara bir gün barışı ve huzuru da Gazze ve Filistin topraklarına ulaştırma ümidini taşıyor, Türkiye olarak, başta insani yardımlar olmak üzere elimizden gelen tüm imkanları seferber ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
“İSRAİL’İN ZULMÜ ARTIK HİÇBİR ŞEKİLDE MEŞRULAŞTIRILAMAZ”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da savaşların ve katliamların en çok çocuklar üzerinde yıkıcı etkisi bulunduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Dünyanın sahip çıkmadığı mağdur ve mazlum Gazzeli çocuklar içinse bu durum çok daha yıkıcı. Gazzeli çocukların kendi dünyalarında, küçük kalplerinde ve ruhlarında hissettiklerini küçük parmaklarıyla kâğıda döktükleri resimlerden oluşan bu sergi, onların neler yaşadığını ve neler hissettiklerini açık ve net ortaya koyuyor.”
“Bu sergide yer alan resimler İsrail’in zulmünü meşrulaştırma arayışı içinde olanların foyasını da ayan beyan ortaya dökmektedir. İsrail’in zulmü artık hiçbir şekilde meşrulaştırılamaz. Zira bu resimlerde yer alan her bir çizgi, her bir fırça izi ‘iyiyle kötüyü’, ‘masumla zalimi’, ‘haklıyla ve haksızı’ tefrik etmektedir. Bu çizgiler, hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın İsrail’in, çocukları ve Filistin’in geleceğini pervasızca hedef aldığını, ağır savaş suçları işlediğini, bir soykırım amacında olduğunu göstermektedir. Bu çizgiler, İsrail’in on yıllardır, insanlığın tanıdığı tüm ahlaki sınır çizgilerini aştığını açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır.”
Türkiye olarak Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde hakikati haykırmaktan bir adım dahi geri durmayacaklarının altını çizen Altun, “Gazzeli kardeşlerimizin, öldürülen masum çocukların haklı davasını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Elimizde ne kadar imkân varsa, bu zulmün karşısında durmak için kullanıyoruz ve kullanmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın “Daha adil bir dünya mümkün” şiarı doğrultusunda Filistin’deki insanlık dramının son bulması ve kalıcı barışın tesis edilmesi Türkiye olarak en önemli önceliğimizdir. “
]]>Amerikan Washington Post gazetesi, son yılların en değerli haberlerinden birine imza attı. Uzun ve büyük bir araştırmanın sonucunda ortaya konulan haberde, İsrail’in Gazze’de yaptığı yıkımların Musul, Halep ve Rakka’da gerçekleştirilen yıkımlara kıyasla ne denli büyük olduğu ortaya kondu.
“İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki askeri harekatı 21. yüzyıldaki hiçbir şeye benzemiyor.” cümlesiyle başlayan haberde, uydu görüntüleriyle Gazze ve diğer üç kentteki yıkımın boyutları anlatıldı. İsrail’in, özellikle hastane ve çevrelerini nasıl hedef aldığı belgelendi.
4 Aralık’ta Gazze’yi ziyaret eden Uluslararası Kızıl Haç Komitesi Başkanı Mirjana Spoljaric Egger’in, “Gazze’de güvenli alan yok. Hastaneler dahil olmak üzere sivil altyapının tahrip edilmediğini görmediğim tek bir caddeden bile geçmedim.” sözlerini haberde aktaran Washington Post, İsrail ordusunun kendilerine gönderdiği açıklamayı da paylaştı. O açıklamada İsrail ordusu, Hamas hedeflerini vurduğunu iddia ediyor.

UYDU GÖRÜNTÜLERİ HER ŞEYİ ORTAYA KOYUYOR
İsrail ordusu istediği kadar “askeri hedefleri vurduk” desin, Washington Post’un uydu görüntülerini kullanarak ortaya koyduğu kanıtlar, gerçeğin ne olduğunu dünyaya gösteriyor.
Elimizdeki en güncel verilere göre; savaşın başladığı 7 Ekim’den 26 Kasım’a kadar Gazze’de 37 bin 379 yapı hasar gördü. Bunun 10 bin 49’u tamamen yıkıldı. İsrail saldırılarının yoğunlaştığı Kuzey Gazze’de ise, zarar gören yapı sayısı 29 bin 732.

HALEP-KUZEY GAZZE KIYASI
Kuzey Gazze’nin yüzölçümünün bir buçuk katından daha büyük olan Halep’te, Rusya ve Beşar Esad hükümeti, Suriyeli muhalifleri yenilgiye uğratmak için acımasız bir bombardıman yürüttü. BM verilerine göre; 2013-2016 yılları arasında Halep’teki yapıların yüzde 40’ı hasar gördü. Kuzey Gazze’de bu rakam, çatışmaların devam ettiği şu günlerde şimdiden yüzde 32’ye ulaştı. Kuzey Gazze’de şu birkaç aylık zaman dilimi içinde, Halep’te üç yılda yıkılan 4 bin 773 yapının neredeyse iki katı kadar bina yıkıldı.


MUSUL-KUZEY GAZZE KIYASI
Musul’un yüzölçümü, Halep kentine eşdeğer sayılır. Musul da Kuzey Gazze’nin bir buçuk katı büyüklüğünde. Irak birlikleri, ABD Hava Kuvvetleri ve diğer güçler, 2016 sonlarında şehri terör örgütü DEAŞ’tan geri almak için saldırı başlattı. Kuzey Gazze’de, 9 ay süren Musul savaşına göre bir buçuk katı daha fazla bina hasar gördü. Yıkılan bina sayısı da Musul’a göre iki kat daha fazla.


RAKKA-KUZEY GAZZE KIYASI
Rakka’da, ABD liderliğindeki koalisyon ve ABD’nin müttefiki terör örgütü PKK/YPG, 2017’de DEAŞ’a savaş açtı. 7 hafta içinde Kuzey Gazze’de, Rakka’da 8 ay süren operasyonlarda hasar gören yapıların iki buçuk katından fazla hasar oluştu. Gazze’nin kuzeyinde, Rakka’da yıkılan yapıların üç katından daha fazlası yıkıldı.


HASTANELERİN ÇEVRESİ ÖZELLİKLE BOMBALANDI
Washington Post gazetesinin bu detaylı özel haberinde, İsrail’in hasta çevresine yaptığı saldırılar da ele alındı. Gazete, İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’nin kuzeyinde 28 hastanenin üçte ikisinden fazlasının kapanmak zorunda kaldığını tespit etti.

Washington Post, İsrail’in saldırıları devam ederken incelediği uydu görüntülerinde, Gazze’deki hastanelerin etrafındaki ağır saldırıların tüm mahalleleri tahrip ettiği, altyapıyı yok ettiği, sivilleri yerlerinden ettiği, hastanelerin çalışmasının imkansız hale geldiği sonucuna vardı.

Araştırmada, İsrail’in kullandığı bombaların etki gücüne de değinildi. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi tarafından Silahlanma Araştırma Hizmetleri’ne hazırlatılan bir rapora atıf yapan Washington Post, İsrail’in saldırılarda 250 pound (yaklaşık 115 kilo) ve 2000 pound (yaklaşık 910 kilo) ağırlığında değişen çeşitili bombalar kullandığını yazdı. Küçük bombaların binaları yaşanmaz, büyüklerinin ise tamamen kullanılmaz hale getirdiğini ya da yıktığını belirtti. Gazete, İsrail’in, hastanelerin yaklaşık 180 metre çevresindeki tüm yaşam alanlarını yok ettiğini kaydetti. Kullanılan büyük bombaların, Gazze’de sivil ve hastane çevrelerinde kraterler açtığına değindi.

GAZZE’DEKİ YIKIM YÜZYILIN EN KORKUNÇ YIKIMI
Büyük çatışma bölgelerinde uzun deneyime sahip insani yardım ve sağlık kuruluşlarındaki yetkililerin görüşlerine başvuran gazete, bu insanların, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü sarsıcı savaşın hayatlarında gördükleri en yıkıcı savaş olduğunu söylediğini aktardı.
Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin Gazze’deki baş cerrahı Tom Potokar, Güney Sudan, Yemen, Suriye, Somali ve Ukrayna’da çalıştığını belirterek, “Şahsen benim için bu (Gazze’deki savaş) hiç şüphesiz gördüğüm en kötü şey.” dedi.
Halep’teki savaşta doktor olarak yer almış MedGlobal Başkanı Zaher Sahloul, Gazze’de gördüklerini, “Şu anda Gazze’de olup bitenler, en azından son 15 yıldır tanık olduğum felaketlerin ötesinde.” diye anlattı.
Center for Civilians in Conflict’in (Çatışmadaki Siviller Merkezi) ABD Savunuculuk Direktörü Annie Shiel, “ABD’nin Irak ve Suriye’deki operasyonları (özellikle Musul ve Rakka’daki saldırıları) sivillere yönelik yıkıcı tahribata neden olmuştu. Ancak Gazze’de bu kadar kısa süre içinde gördüklerimiz, yaşanan ölüm ve yıkım seviyesinin oralarla kıyaslanamayacak derecede şaşırtıcı olduğunu gösterdi. (Gazze’de) Hiçbir yer siviller için güvenli değil.” ifadelerini kullandı.
Amerikan Washington Post gazetesi, son yılların en değerli haberlerinden birine imza attı. Uzun ve büyük bir araştırmanın sonucunda ortaya konulan haberde, İsrail’in Gazze’de yaptığı yıkımların Musul, Halep ve Rakka’da gerçekleştirilen yıkımlara kıyasla ne denli büyük olduğu ortaya kondu.
“İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki askeri harekatı 21. yüzyıldaki hiçbir şeye benzemiyor.” cümlesiyle başlayan haberde, uydu görüntüleriyle Gazze ve diğer üç kentteki yıkımın boyutları anlatıldı. İsrail’in, özellikle hastane ve çevrelerini nasıl hedef aldığı belgelendi.
4 Aralık’ta Gazze’yi ziyaret eden Uluslararası Kızıl Haç Komitesi Başkanı Mirjana Spoljaric Egger’in, “Gazze’de güvenli alan yok. Hastaneler dahil olmak üzere sivil altyapının tahrip edilmediğini görmediğim tek bir caddeden bile geçmedim.” sözlerini haberde aktaran Washington Post, İsrail ordusunun kendilerine gönderdiği açıklamayı da paylaştı. O açıklamada İsrail ordusu, Hamas hedeflerini vurduğunu iddia ediyor.

UYDU GÖRÜNTÜLERİ HER ŞEYİ ORTAYA KOYUYOR
İsrail ordusu istediği kadar “askeri hedefleri” vurduk desin, Washington Post’un uydu görüntülerini kullanarak ortaya koyduğu kanıtlar, gerçeğin ne olduğunu dünyaya gösteriyor.
Elimizdeki en güncel verilere göre; savaşın başladığı 7 Ekim’den 26 Kasım’a kadar Gazze’de 37 bin 379 yapı hasar gördü. Bunun 10 bin 49’u tamamen yıkıldı. İsrail saldırılarının yoğunlaştığı Kuzey Gazze’de ise, zarar gören yapı sayısı 29 bin 732.

HALEP-KUZEY GAZZE KIYASI
Kuzey Gazze’nin yüzölçümünün bir buçuk katından olan Halep’te, Rusya ve Beşar Esad hükümeti, Suriyeli muhalifleri yenilgiye uğratmak için acımasız bir bombardıman yürüttü. BM verilerine göre; 2013-2016 yılları arasında Halep’teki yapıların yüzde 40’ı hasar gördü. Kuzey Gazze’de bu rakam, çatışmaların devam ettiği şu günlerde şimdiden yüzde 32’ye ulaştı. Kuzey Gazze’de şu bir kaç aylık zaman dilimi içinde, Halep’te üç yılda yıkılan 4 bin 773 yapının neredeyse iki katı kadar bina yıkıldı.


MUSUL-KUZEY GAZZE KIYASI
Musul’un yüzölçümü, Halep kentine eşdeğer sayılır. Musul da Kuzey Gazze’nin bir buçuk katı büyüklüğünde. Irak birlikleri, ABD Hava Kuvvetleri ve diğer güçler, 2016 sonlarında şehri terör örgütü DEAŞ’tan geri almak için saldırı başlattı. Kuzey Gazze’de, 9 ay süren Musul savaşına göre bir buçuk katı daha fazla bina hasar gördü. Yıkılan bina sayısı da Musul’a göre iki kat daha fazla.


RAKKA-KUZEY GAZZE KIYASI
Rakka’da, ABD liderliğindeki koalisyon ve ABD’nin müttefiki terör örgütü PKK/YPG, 2017’de DEAŞ’a savaş açtı. 7 hafta içinde Kuzey Gazze’de, Rakka’da 8 ay süren operasyonlarda hasar gören yapıların iki buçuk katından fazla hasar oluştu. Hemen hemen benzer süre içinde Gazze’nin kuzeyinde, Rakka’da yıkılan yapıların üç katından daha fazlası yıkıldı.


HASTANELERİN ÇEVRESİ ÖZELLİKLE BOMBALANDI
Washington Post gazetesinin bu detaylı özel haberinde, İsrail’in hasta çevresine yaptığı saldırılar da ele alındı. İsrail’in, Hamas’ın hastaneleri “terör altyapısı” olarak kullandığı iddiasını satırlarına taşıyan gazete, İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’nin kuzeyinde 28 hastanenin üçte ikisinden fazlasının kapanmak zorunda kaldığını tespit etmiş.

Washington Post, İsrail’in saldırıları devam ederken incelediği uydu görüntülerinde, Gazze’deki hastanelerin etrafındaki ağır saldırıların tüm mahalleleri tahrip ettiği, altyapıyı yok ettiği, sivilleri yerlerinden ettiği, hastanelerin çalışmasının imkansız hale geldiği sonucuna vardı.

Araştırmada, İsrail’in kullandığı bombaların etki gücüne de değinildi. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi tarafından Silahlanma Araştırma Hizmetleri’ne hazırlatılan bir rapora atıf yapan Washington Post, İsrail’in saldırılarda 250 pound (yaklaşık 115 kilo) ve 2000 pound (yaklaşık 910 kilo) ağırlığında bombalar kullandığını yazdı. Küçük bombaların binaları yaşanmaz, büyüklerinin ise tamamen kullanılmaz hale getirdiğini ya da yıktığını belirtti. Gazete, İsrail’in, hastanelerin yaklaşık 180 metre çevresindeki tüm yaşam alanlarını yok ettiğini kaydetti. Kullanılan büyük bombaların, Gazze’de sivil ve hastane çevrelerinde kraterler açtığına değinildi.

GAZZE’DEKİ YIKIM YÜZYILIN EN KORKUNÇ YIKIMI
Büyük çatışma bölgelerinde uzun deneyime sahip insani yardım ve sağlık kuruluşlarındaki yetkililerin görüşlerine başvuran gazete, bu insanların, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü sarsıcı savaşın, hayatlarında gördükleri en yıkıcı savaş olduğunu söylediğini aktardı.
Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin Gazze’deki baş cerrahı Tom Potokar, Güney Sudan, Yemen, Suriye, Somali ve Ukrayna’da çalıştığını belirterek, “Şahsen benim için bu (Gazze’deki savaş) hiç şüphesiz gördüğüm en kötü şey.” dedi.
Halep’teki savaşta doktor olarak yer almış MedGlobal Başkanı Zaher Sahloul, Gazze’de gördüklerini, “Şu anda Gazze’de olup bitenler, en azından son 15 yıldır tanık olduğum felaketlerin ötesinde.” diye anlattı.
Center for Civilians in Conflict’in (Çatışmadaki Siviller Merkezi) ABD Savunuculuk Direktörü Annie Shiel, “ABD’nin Irak ve Suriye’deki operasyonları (özellikle Musul ve Rakka’daki saldırıları) sivillere yönelik yıkıcı tahribata neden olmuştu. Ancak Gazze’de bu kadar kısa süre içinde gördüklerimiz, yaşanan ölüm ve yıkım seviyesinin oralarla kıyaslanamayacak derecede şaşırtıcı olduğunu gösterdi. (Gazze’de) Hiçbir yer siviller için güvenli değil.” ifadelerini kullandı.
İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, 27 Ekim’de düzenlediği basın toplantısında, Şifa Hastanesi’nin altında “Hamas’ın komuta merkezi olduğunu” iddia ederek, hastanelerin “terör amaçlı kullanıldığında uluslararası hukuka göre korunma statüsünü kaybedeceği” tehdidinde bulunmuştu.
Bunun ardından İsrail güçleri hastaneyi bombalamış, daha sonra da işgal etmişti. Hagari, bu iddialarını “somut kanıtlarla” desteklediğini öne sürmüştü.
Washington Post’un haberinde, İsrail’in aksine bu iddiaların geçerli kanıtlara dayanmadığı vurgulanarak, şu ifadelere yer verildi:
İSRAİL’İN KANITLARI YETERSİZ KALIYOR
“Washington Post’un açık kaynaklı görseller, uydu görüntüleri ve ordunun kamuoyuna açıkladığı tüm materyaller üzerinde yaptığı analize göre, İsrail hükümetinin sunduğu kanıtlar Hamas’ın hastaneyi bir komuta ve kontrol merkezi olarak kullandığını göstermekte yetersiz kalıyor.”
“İsrail ordu birlikleri tarafından keşfedilen tünel ağına bağlı odalarda Hamas’ın askeri kullanımına ilişkin herhangi bir kanıt görülmedi.” ifadeleri kullanılan haber, şöyle devam etti:
“Hagari’nin tespit ettiği 5 hastane binasından hiçbirinin tünel ağına bağlı olmadığı görüldü. Tünellere hastane koğuşlarının içinden erişilebileceğine dair hiçbir kanıt bulunmuyor.”
Gazete, delilleri titizlikle inceledikten sonra Şifa Hastanesi’nde bir komuta ve kontrol merkezi olduğu yönündeki iddiaların yetersiz kaldığını dolayısıyla uluslararası insancıl hukuka göre öncelikli korunması gereken hastaneye yönelik askeri saldırılar hakkında hukuki ve insani açıdan kritik soruların ortaya çıktığını belirtti.
Bu doğrultuda kanıtların yetersizliğini göz önüne alan uluslararası hukuk ve insan hakları uzmanlarının, İsrail’in hastaneye saldırıları ve kuşatması ve daha sonra da baskınlarının neden olduğu sivil zayiatın değerlendirilen tehditle orantılı olup olmadığı sorularını gündeme getirdiği vurgulandı.
ABD’DE KANITLARI PAYLAŞAMADI
İsrail güçlerinin hastaneyi işgal etmesinden saatler önce ABD yönetiminden, İsrail’in iddialarını doğrulayan istihbarata sahip olduklarına dair açıklamalar geldiğini hatırlatan Washington Post, buna karşılık bu değerlendirmelerin dayandığı istihbaratın paylaşılmadığına dikkati çekti.
İSRAİL’İN İDDİALARI
Önceki yıllarda da Gazze’de hastane, okul, medya ve Birleşmiş Milletlere bağlı ofisleri hedef alan İsrail, 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye saldırıları sırasında da Gazze Şeridi’nin en büyük sağlık merkezlerinden Şifa Hastanesi dahil sivillerin sığındığı her noktayı hedef aldı.
İsrail ordusu, “Hamas’ın ana karargahı olduğu için uluslararası korunma statüsünün kalmadığını” savunarak Şifa Hastanesi yerleşkesini defalarca bombalamış ve işgal etmiş, yüzlerce can kaybına neden olmuştu.
İsrail’in hastaneye saldırıları Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri tarafından da savaş suçu olarak nitelendirilmişti.
Ordunun, “Hamas’ın ana askeri karargahı” olduğunu iddia ettiği Şifa Hastanesi’yle ilgili 22 Kasım’da yayımladığı görüntüler ve Ordu Sözcüsü Daniel Hagari’nin anlatımları tartışma konusu olmuştu.
Hagari’nin anlatımlarındaki çelişkiler, görüntülerin eksik verilmesi, silah veya askeri ekipmanın bulunmaması ve daha önce hiç kullanılmadığı izlenimi veren sığınaklar nedeniyle İsrail’in yeni tünel iddiaları, eski Başbakan Ehud Barak’ın “Şifa Hastanesi’nin altında sığınaklar inşa ettik” itirafıyla ilişkilendirilmişti.
İsrail güçleri, hastaneyi işgal etmesine rağmen hala hastanenin altındaki yapının “askeri amaçlı” kullanıldığına dair geçerli kanıt sunamadı.
Anadolu Ajansı (AA) da açık kaynaklı görseller ve İsrail ordusunun iddialarına dayanak amacıyla paylaştığı görüntüler ve çizimleri inceleyerek 3 Kasım ve 23 Kasım’da abonelerine sunduğu haberlerinde, ordunun hastaneyle ilgili iddialarının geçerli kanıtlara dayanmadığını yazmıştı.