Son 22 yılda Malatya’nın ulaşım ve haberleşme altyapısına 76 milyar 302 milyon lira yatırım gerçekleştirdiklerini aktaran Uraloğlu, yaptıkları bölünmüş yol, tünel, köprü hizmetlerinin detaylarını aktardı.
Uraloğlu, kentte 23 köprünün inşasının sürdüğünü anlatarak, gelecek yıla kadar da kentte yaklaşık 40 kilometrelik bir yolun daha ulaşıma açılmasının hedeflendiğini belirtti.
Abdulkadir Uraloğlu, Malatya’da trafiğin yoğun olduğu vakitlerde bir saate çıkan trafik akışının yeni yol sayesinde 25 dakikaya düşürülmesinin hedeflendiğini kaydetti.
Yol sayesinde yıllık 631 milyon lira yoldan ve akaryakıttan tasarruf sağlanacağını ifade eden Uraloğlu, yolun birçok yerleşim merkezine ulaşımı da kolaylaştıracağını dile getirdi.
Deprem bölgesindeki hizmetlere de değinen Uraloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Malatya gibi depremden etkilenen illerimizde 15 ayrı kesimde 38 bin konuta erişim sağlayacak toplam 210 kilometre uzunluğunda bağlantı ve imar yolunun yapım çalışmalarını sürdürüyoruz. Malatya İkizce’de 11 bin 131 kalıcı konutun ulaşımı için 3,8 milyar liralık proje bedeliyle 46,3 kilometre uzunluğunda yol yapımı, altyapı işleri ve farklı seviyeli kavşak yapacağız.
Bugün itibarıyla 21 kilometrelik kesimde çalışmalara devam ediyoruz, 5 bin 300 metrelik kesimi tamamladık. Proje bünyesinde bağlantı yolunun devlet yolu ile kesiştiği kesimde farklı seviyeli kavşak da teşkil edeceğiz.
Bu kavşak aynı zamanda deprem konutlarının karşısında bulunan Malatya OSB’ye de hizmet edecek. 31 Mayıs 2024 itibarıyla yani bu ayın sonunda inşallah 9,3 kilometrelik kesimi içme suyu, atık su, yağmur suyu ve elektrik gibi altyapı tesisleriyle birlikte bitirmeyi hedefliyoruz. Şimdiden hayırlı uğurlu olsun.”
Malatya Havalimanı mevcut terminal binasının iyileştirmelerle kapasitesinin bir milyon 200 bin yolcuya çıkarıldığını hatırlatan Uraloğlu, yeni bir terminal binası ve tamamlayıcı yapıların inşasının ise başlatıldığını vurguladı.
Uraloğlu, proje tamamlandığında Malatya Havalimanı’nın 8 bin 814 metrekare olan iç ve dış hatlar terminal binasının büyüklüğünün 26 bin 765 metrekareye yükseltileceğini belirterek, yolcu kapasitesinin ise 2 buçuk milyona çıkarılmasının öngörüldüğünü söyledi.
“TURİSTİK DİYARBAKIR EKSPRESİ”
Malatya’nın demir yolu kapasitesine de dikkati çeken Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Malatya-Narlı arasının da çift hatlı hale getirilmesi ile birlikte kuzey-güney aksındaki yüklerin demir yolu ile taşınmasında kapasite artışı olacak. Ayrıca burada yeri gelmişken demir yollarıyla ilgili yeni bir gelişmeden de bahsetmek istiyorum.
19 Nisan’da aynı Turistik Doğu Ekspresi gibi Turistik Diyarbakır Ekspresi seferlerini başlattık. Bu trenimiz Ankara-Diyarbakır seferinde Malatya’da 3 saat durarak yolcuların Malatya’yı gezmesine imkan sağlıyor.
180 kişi kapasiteli bu trenimiz 14 Haziran’a kadar her cumartesi sabahı Malatya’ya uğrayacak ve şehrimizin, Turgut Özal Anı Evi, Fotoğraf Makinesi Müzesi, Radyo Gramofon Müzesi ve Buğday Müzesi gibi önemli turistik merkezlerini gezerek ticari faaliyetlerin artmasına vesile olacak.”
Abdulkadir Uraloğlu, Malatya’da kamu hizmetlerinin yürütülmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.
Bakan Uraloğlu, daha sonra şantiyede işçilerle fotoğraf çektirdi.
Öte yandan Uraloğlu, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’i de ziyaret etti. Gazetecilerin girişte görüntü almasının ardından ziyaret basına kapalı sürdü.
Uraloğlu’nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Mutlaka güvenlik ve emniyetin sürdürebilir olması için arkasında kalkınmaya, gelişmeye, istihdama yönelik projeler olması gerekir. Tam da burada Irak’taki Kalkınma Yolu ile ilgili bu süreci yaşıyoruz. Son 1 yılda deprem sıkıntısını da atlattıktan sonra daha çok gündemimize oturan bir proje oldu. Irak’a ziyaretimiz oldu. Iraklı meslektaşımı Türkiye’de ağırladım. BAE ve Katar bakanlarıyla gerek yüz yüze gerek telefonla görüşmeler yaptım. Son birkaç aydır neredeyse ya bizi heyetimiz orada ya da onların heyeti burada. 4 ülkenin imzalaması noktasında son haftanın gayretleriyle gelinen süreç. Irak’ta uzun süredir yakın görüşmeleri sürdürdük. 4’lü ve 2’li anlaşmaları imzalamış olduk. Demir yolu projesinde 1200 kilometrelik bir hattı konuşuyoruz. Otoyol olacak. Bunlar eş güdümlü halinde olması gereken. Enerji nakil hatları ve iletişim hatlarını beraber planlıyoruz. Ortadoğu, Asya, Afrika’da dünya ticaretinin önemli bölümünün döndüğü, taşındığı noktadayız biz. Orta koridor, kalkınma yolu, Basra Körfezi. Burada halihazırda inşaatı devam eden dünyanın en büyük limanlarından bir tanesi Fav Limanı. İlgili arkadaşlarımız limanı ziyaret ettiler. Ben de ilk fırsatta gideceğim. Fav Limanı’ndan başlayıp Türkiye sınırına kadar yaklaşık 1200 kilometre. Bizim ülkemizdeki yaklaşık 320 kilometrelik bölüm.
“TÜRKİYE’NİN POLİTİKASI HEP KAZAN KAZAN ÜZERİNE OLMUŞTUR”
Bir şeyin güvenliğini almışsanız, orada yapabileceğiniz her şeyi yapmak doğru olur. Basra Körfezi veya bu bölgeden alınan Irak, İran, Suriye, Katar, Suudi Arabistan. Kuveyt’ten gelecek yük, demiryoluyla Londra’ya kadar gitme imkanına sahip olacak. Akdeniz, Karadeniz, Ege denizine ülkemiz üzerindeki karayolu ve demiryollarıyla o bağlantıyı sağlamış olacağız. Türkiye’nin politikası hep kazan kazan üzerine olmuştur. Bunun net örneklerini Ortadoğu, Afrika ve Türk Cumhuriyetlerinde görüyoruz. Bizim için olduğu kadar muhataplarımız için de kıymetli. Her halükarda yeni kapasiteler, yollar lazım. Bunların da en uygun olanları mutlaka daha cazip hale geliyor. Taşınan güzergâhlardan yük almaya gerek yok; artana talip olur da alırsanız o size yetecektir.
“BU İŞİ DÜNYADA BİZDEN DAHA HIZLI YAPACAK ÜLKE YOK”
Belki 4-5 yıldır tartışılan güzergah, ete kemiğe büründürülmesi 2-3 yıl hikayedir. Fav Limanı’nın yapılmaya başlanması süreci tetikleyen argümanlar oldu. En kıymetlisi Irak’ın Türkiye’ye ve bu projelere bakışı. Başbakan Sudani ‘makinaları getirdiyseniz başlayalım’ modunda. Hem Irak hem Türkiye’de karşılıklı ofisler açma kararı aldık. Bunun finansman noktasını nasıl yürüteceğimiz konusu. Uluslararası finansman kuruluşlarından kredi temini ile ilgili bir yapı konusunda prensipte anlaştık. Bu işi dünyada bizden daha hızlı yapacak ülke yok. Bu çok net. Bizi projeye dahil, müdahil olmamız, mutlaka bu işlerin Türk firmaları tarafından yapılması konusunda bir irade ortaya koyduk. Elbette Irak’ta da ortaklar bu işin içinde olacak.
“BİRÇOK ÜRETİM TESİSİ TÜRKİYE’DE KURULACAK”
Vananın ya da şartelin başında olursunuz bunları tekamül ettirince. Şimdi oradaki sıkıntılardan neler yaşadığımızı görüyoruz. Uluslararası bir geçiş güzergâhı olacak. Bu sadece ulaşım, iletişim projesi değil bu. İstanbul-İzmir Otoyolu’nu açtık, seyahati 3,5 saate düşürdük. Bu güzel hedef. Yeterli mi? Asla değil. 12 tane organize sanayi güzergâhı üzerine kuruldu. Orası bir üretim üssü haline geldi. Kalkınma yolu için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Bu bizim istihdamımıza, üretimimize katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin bu işten kazanımına gelince… Öncelikle ülkemiz bir ticaret geçiş noktası olacak. Taşımacılıktan lojistik merkezi olacak. Birçok üretim tesisi Türkiye’de kurulacak. Hammadde gelecek Türkiye’de işlenecek. Buradan Avrupa’ya satılacak.
“STRATEJİK KONUMUMUZ GÜÇLENECEK”
En kıymetlisi stratejik konumdayız zaten, bu konumumuzu çok daha güçlendirecek, güvenliğimize katkı sağlayacaktır. Türkiye varsa endişe duymuyoruz diyorlar ortaklarımız. Zaten Irak’ta iyiye gidiş var. Bu proje de ona katkı sağlayacaktır. Uzakdoğu’yu odak olarak alırsak orada ciddi üretim merkezi halen Çin. Dün Kazakistan heyeti vardı. Onların Çin’le üretim noktasında ciddi işbirliğinde olduklarını biliyoruz. Doğu Batı ekseninde ticaret hacmi artacak, bunu Kuzey Güney de destekleyecektir. Rusya’nın üzerinden geçen Kuzey koridoru var. Ukrayna savaşı, iklim şartları yüzünden çok istenen seviyede değil. Güney koridorundan Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz’den geçen bir güzergah var. Artık Ümit Burnu’ndan bazı gemilerin dolaştığını biliyoruz. Şu anda Güney koridorundan 35 günde bir mal Londra’ya gidiyor. Ümit Burnu’ndan 45 gün. 10 artıyor. Otomatikman yüzde 35 maliyet artıyor. Sigorta maliyetleri çok ciddi şekilde artmış durumda. Uluslararası sigorta acenteleri bu gemileri sigorta etmelerinden imtina ediyor.
“BİZİM BİR ORTA KORİDORUMUZ VAR”
Biz bugün Kalkınma Yolu Projesi’ni bitirmiş olsaydık tadından yenmezdi tabirini kullanabilirim. Hedeflerimiz 2030’lara doğru bitirmek. Burada mevcut demiryolu hattı var. Oradan da başlamamız mümkün olabilecektir. İlk etapta 8 milyar, 15 ve 20 milyar dolara çıkacak bir maliyet söz konusudur. Bitirdiğimizde tam kapasitesine ulaşmış olacak. Burada orta koridorumuz çok çok kıymetli. İran üzerinden Hazar Denizi’ne bir demiryolu hattı var. Rusya’nın kuzeyine kadar giden. Burada üç deniz girişimi var. Adriyatik, Karadeniz ve yukarıdaki Baltık Denizi. Bizim bir orta koridorumuz var. Türkiye sınırına kadar da denilebilir. Halihazırda buradan ötesiyle ilgili geliştirilecek olan güzergah var. Biz Kalkınma Yolu Projesi’ni buna adapte etmiş olacağız. Avrupa’nın her tarafına gidebilecek. Bizim Eskişehir civarında birleşecek ve tüm ülkeye yayılıp, esas itibariyle Avrupa’ya gidecek. Ovaköy’den girecek, Nusaybin, Şanlıurfa, Gaziantep. Kilis’te Polateli var. Hatay’da Amanoslar’ı geçecek İskenderun Körfezi Hassa bölümüne bağlanacak. Mersin, Konya ve bütün bölgelerde olacak. Karadeniz bölgesinde Samsun’la bütün Karadeniz’i Trabzon dahil bağlamış olacağız. Trabzon, Samsun ve çok kıymetlimiz olan Filyos Limanı sürece bağlanacak. Çin’in girişimleri var Pakistan üzerinden. Bir alternatif de Karaçi’den Kalkınma Yolu Projesi ile devamı söz konusu. Çin’in Singapur istikametinden planladığı koridorlar var. Ovaköy, Habur’un batısıdır. Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Osmaniye, Karaman, Ulukışla, Konya’ya gelecek. Orada bir hat var, yeniden yapacağız. Bunlar tamamen demiryoludur. Hizmete açık olanlar var, yapımı devam edenler var, ihale aşamasında olanlar var. Yenice ile Ulukışla arasındaki yerin ihalesini yapacağız. Sınıra kadar Çerkezköy ile Kapıkule arasında yapımı devam edenler var. Ankara-İzmir yapımı devam ediyor. Kırıkkale ile Çorum’un ihalesini bir en evvel yapacağız. Bizim eksik olan 1. derecede ihalesini yapacağız yaklaşık 320 km. Ovaköy ile Şanlıurfa arasındaki yer. Nusaybin’den geçen hattı ilk etapta devreye alabiliriz. Irak’la beraber aynı süreçle başlarsak eşgüdüm halinde bitirmiş oluruz.
“İKİ AY İÇERİSİNDE 4’LÜ BAKANLAR ZİRVESİ YAPACAĞIZ”
Fav Limanı’nı BAE işletecek. Böyle bir limanın tam kapasite kullanılması noktasında bir vaziyetleri var. Sonuçta ne yapılması gerektiğini beraber konuştuğumuz süreç var. Aklın yolu bir. Siyasi saiklerle, güncel olaylarla bazı çekinceler olmuş olabiliyor. Aklın yolu şu projeye katılmaktan geçer. İki ay içerisinde 4’lü bakanlar zirvesi yapacağız. Kapasite olarak baktığınızda dünya ticaretinin yüzde 85 civarı halen deniz yolu ile taşınıyor. Demiryolların kapasitesi deniz yollarına göre daha dar. Zaten artanı taşıdığımızda bize yetiyor. Orası bir çatışma noktası olacak diye düşünmüyorum. Bir rakam verirsem yanıltmış olabilirim. İlk etapta 8, daha sonra 15-20 milyar dedik. Bu rakamların 15 yılda kendisini amorti etmesini bekleriz. Bir müddet sonra onun çok daha üstüne geçecektir diye düşünüyorum. Bir rakam verirsem yanlış olur.
“BÜTÜN ULAŞIM MODLARININ İMKAN VERDİĞİ COĞRAFYADAYIZ”
Bütün alternatifleri kullanmamız lazım. Hava, deniz, kara, demir yolu. Hatta boru hatları. Tam da onu yapıyoruz, çeşitlendiriyoruz. Azerbaycan’dan, Gürcistan’dan hattı Zengezur koridoruyla. Filyos Limanı, İskenderun’u Hassa’ya bağlayacağız. Bütün ulaşım modlarının imkan verdiği coğrafyadayız. Gürcistan üzerinden gelen hat var. Bir tane de Zengezur Koridoru dediğimiz Kars, Iğdır, Nahçıvan ve Azerbaycan, Hazar Geçişi’ne giden koridor. Ermenistan sınırına kadar olan bölüm Türk firmaları tarafından devam ediyor. Nahçıvan tarafını Azerbaycan tarafı yapacak. Burada 43 kilometrelik Zengezur koridoru var. Ermenistan topraklarıdır. Türkiye haritasında hangi koridorlar bizden geçerse ne fayda elde edeceğimizi konuşuyoruz, aynı şey Ermenistan için geçerli.
“İRAN ALTERNATİFİ MASADA”
Son zamanlarda Ermenistan Başbakanının yaptığı açıklamalarda bu koridorun Ermenistan üzerinden geçmesi noktasında fikir beyanları olduğunu biliyoruz. Bir sıkıntı olması durumunda İran’la da görüşülmüş, Aras koridoru olarak da adlandırılıyor. Bir alternatif de masada. Biri olmazsa diğeriyle devam ederiz. Ermenistan’la doğrudan temasımız olmadı. Gürcistan’da bir toplantıda temas olmuştu, doğrudan bir temas olduğunu söyleyemem. İran’ın tutumu da bunun çözümü noktasında mutlaka rol oynayacaktır. İran tarafı kendi üzerlerinden geçmesini arzu ediyorlar.
“İYİ KURUMLARIMIZ, KÖKLÜ KURUMLARIMIZ VAR”
Bakü-Tiflis-Kars hattı bu ay sonunda açılacak. Orada bir onarım var. Azerbaycan ve Gürcistan’dan Karadeniz limanına yükler insin deniyor. Rize, Trabzon ve hatta Samsun’dan demiryolu ile gelecek yüklerin Karadeniz’den Ukrayna, Romanya, Bulgaristan’a geçişleriyle ilgili düşünceler var. Yaptığımız yatırımlarla ön alma işini sağlamış olacağız. İyi kurumlarımız, köklü kurumlarımız var. Karayolları Genel Müdürlüğü çok güzel hizmetler yaptı. Devlet Demiryolları 167 yıllık kuruluş. Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğümüz var. Denizcilik ve Kıyı Yapıları Genel Müdürlüğümüz var. Bu kurumlar ciddi şekilde uyum içinde çalışıyor.
“ÇİN YENİ KAPASİTELER AÇMA PEŞİNDE”
Havayolundaki kapasitemiz hava limanları ve uçak sayılarıyla sınırlıdır. Denizyolunda gemi ve limanlarla. Demiryoluna geldiğimizde taşıyan araç ve demiryolu ile sınırlıdır. Bunları ne kadar çok artırırsanız o kadar yüksek kapasite elde etmiş olursunuz. Bunları mutlaka geliştirme, kapasitelerini artırmak gerekir. İkinci başlığımız; Kızıldeniz’den Suveyş Kanalı’ndan geçen gemilerle ilgili oluşan risk. Bir gemi karaya oturmuştu biliyorsunuz. Yeterince kapasiteniz olsa bile güvenlik, doğal afet sonucunda elinizde mutlaka alternatif ve yedek kapasitelerinizin olması lazım. Onun için Çin yeni kapasiteler açma peşinde. Çin’de çok ciddi bir işgücü kaynağı var. Çin en ekonomik şekilde kapasitesini artırarak, en kısa zamanda sattığı malını ulaştıracak güzergahlar arıyor. G-20’de alınan karar var. Hindistan’dan çıkıp Arap yarımadasına gelip 4 ülkeyi kat eden koridor. Reaksiyoner bir projedir. Bize göre çok altlığı yoktur. Biz Kalkınma Yolu’nu açmış olsak Çin her halükarda oradan mal taşımaya devam edecektir. Hindistan için de öyle diye düşünüyorum. Çin nasıl çoğaltıyorsa biz de çoğaltıyoruz. Bu tür çekişmelerden mümkün olduğu kadar az etkilenmektir gayemiz.
“IRAK ARTIK GÜVENLİ ÜLKE OLMAK İSTİYOR”
Irak artık ‘ben buradayım’ deme noktasına doğru gidiyor. Elbette hemen karşılık bulacak bir şey değil ama son zamanlarda ciddi istikrara gidiyor. Terörü bitirme noktasında Türkiye ile yapılan işbirlikleri mesela. Bu yaklaşımlar çok çok kıymetli. Artık güvenli ülke olmak istiyorlar. Kendi kaynaklarıyla kendi ülkelerini, insanını geliştirmek istiyorlar. Bu projeler de bu süreçlere katkı sağlayacaktır. Irak Başbakanı’nın oradaki dengeler gereği durduğu yer var ama çok net inisiyatif kullandığını, irade ortaya koyduğunu görüyoruz. İran’ın bu güzergâha katılması da önemli. İranlı meslektaşıma da bunu söylemiştim. Kimseyi dışarıda bırakarak değil de süreci içine katarak. Amerika veya İran’ın fiili olarak engellemesini hissetmiyorum ben.
“İSTANBUL’DA HEDEF 200 MİLYON YOLCU”
4 saatlik uçuşla 67 ülkeye gidebiliyoruz. Bu havacılıkta önemli bir şeydir. 1,5 milyar nüfus var 8,5-9 trilyonluk ticaret hacmi var. 131 ülkede 345 hatta 346 noktaya uçmaya başladık. Ülkenin içine geldiğimizde ise 2002’de 26’dan 57’ye yükselttik hava limanlarını. 214 milyon insan iç ve dış hatlarda seyahat etti. İstanbul’daki hedefimiz 200 milyondur. Bu sene rahatlıkla 80 milyonu geçeceğiz. İlerleyen zamanlarda yeni terminal yapacağız. Sabiha Gökçen’de yeni bir terminal yapımı zorunlu hale geldi. Antalya’da başladık. 57 havalimanı var, 3 tane inşaatı devam eden var. Yozgat, Bayburt-Gümüşhane ve Çukurova. Çukurova’yı inşallah Haziran ayında açacağız. Diğer iki hava limanını bu senenin sonunda açarız inşallah. Aynı anda pistlerde operasyon yapabilmek için 200 metre araları olması gerekir. İstanbul havalimanında 3 pistimiz var bizim. Biz şimdi aynı anda 2 pistte operasyon yapabiliyoruz. ABD’de aynı anda 3 uçak inip kalkabiliyor. Bizim arkadaşlarımız orada eğitim alıyor. İnşallah biz de bunu deneyeceğiz. Bize hem kapasite hem kazandırmış olacaktır. Demiryollarında 2 bin 251 km. yüksek hızlı tren hat tesis ettik. 2053 hedeflerimizde 29 kilometreye ulaştırılması var. Cumhuriyetin ilk yıllarda demir ağlarda ördük dediğimiz ülkemiz sonra ne oldu? AIbdülhamid ve Mustafa Kemal Atatürk zamanında yapılmış olanları hala kullanıyoruz. Gerçekten çok daha iyi miras bırakmak görevimiz.
]]>Sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Fahrettin Koca, “Kademeli şekilde yeni tedbirleri hayata geçirecek ve randevu sorununu kalıcı olarak çözeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Bakan Koca’nın açıklaması şu şekilde;

RANDEVU ALIP GİTMEYENLERE 15 GÜN BÜTÜN BRANŞLARDA RANDEVU KAPALI OLACAK
“Randevu sorununu kalıcı olarak çözmek için ilk tedbir: 1 gün öncesinden onaylanmamış randevular geçersiz kabul edilecek. Yeni tedbirleri kademeli şekilde hayata geçirerek, randevu sorununu kalıcı olarak çözmek için çalışmalarımızı başlattık. Uygulamaya koyacağımız ilk tedbir, hastadan, “Randevuma geleceğim” onayı almak olacak. Bu onayın randevudan önceki gün 23.59’a kadar verilmesi gerekecek.
Onaylanmamış randevular iptal edilmiş sayılacağı için bir başkasına randevu vereceğiz. Böylece son dakika iptalleriyle oluşan atıl kapasiteyi verimli şekilde kullanacağız. Bugünkü verilere göre %20 kapasite artışına karşılık geliyor. Randevu aldığı, onay verdiği halde gelmeyenler, aynı branşta hiçbir hekime ve sağlık tesisine müracaat edemeyecek. Aynı klinikten mükerrer randevu alamayacak. Yakında uygulamaya konacak bir yöntemle ikinci randevusunu aldığı halde bu randevuya da gelmeyenlerin randevu almasını 15 günlük zaman dilimi için bütün branşlarda randevuya kapalı hale getireceğiz.

“GEÇEN YIL 23 MİLYON KİŞİ RANDEVUYA GELMEDİ”
Randevu sorununu kalıcı olarak çözmek amacıyla getirdiğimiz uygulamaları süreç ilerledikçe başka tedbirler izleyecek. Yeni uygulamayı zorunlu kılan nedenleri hepimiz biliyoruz: Geçen yıl 23 Milyon randevuya gelinmedi. Bu yılın ilk 3 ayında bu sayı 6 Milyon. Daha önce, randevu alıp gelmeyenlerin 15 gün içinde yeniden randevu almasını kısıtlamıştık. Bu yararlı oldu ancak randevu alanların randevusunu son dakikada iptal edilebilmesi mümkündü ve kısıtlama getirilmiyordu. 25 milyon vatandaşımız, sayısı toplam 81 Milyonu bulan randevuyu son dakikalarda iptal etti. Bu boşlukların her birine yeni randevu veremediğimiz için 21 Milyon randevu kapasitesi atıl kaldı. Bu gibi sorunlar yeni uygulamaları zorunlu kılıyor.
“YENİ TEDBİRLERİ HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
Kademeli şekilde yeni tedbirleri hayata geçirecek ve randevu sorununu kalıcı olarak çözeceğiz. MHRS Randevu Sorunu ve muayene kapasite yetersizliği üzerinde odaklanmış durumdayız. İl, hastane ve branş bazında yaşanan sorunları ayrıntısıyla inceledik. Hastane yöneticilerimiz yoğun bir çalışma içerisinde. Artan sağlık hizmeti talebine karşılık kapasitemizi artırıyoruz. Randevu sorununda öne çıkan iki etken var. Birinci etken: Hekim sayımız taleple kıyaslandığında yetersiz. Aynı zamanda, bu kapasite, şartlardan ötürü verimli kullanılamıyor. Çözüm olarak; uzman ve yan dal uzmanı hekim sayımızı, ihtiyacı karşılayacak düzeye çıkaracak çalışmaları tamamladık.

Yakın dönemde, uzman ve yan dal uzmanı hekim sayısında önceki dönemlerle kıyaslanmayacak artışlar olacak. Randevu sorunu ve kapasite yetersizliğinde ikinci etken, mevcut kapasitenin yeterince verimli kullanılamamasıdır. Bu ikinci etkene, hastanelerimizin kapasite kullanımı ile, randevu alıp randevusuna gelmeyenlerin sebep olduğu atıl kapasite yol açıyor. Hızla çözülmeye elverişli, hastalar arasında asla adil olmayacak sonuçlara yol açan sorun budur.
Gelinmeyen randevulara karşı ilk tedbirleri almıştık. Yeni yaptığımız analizler, bazı zorunlulukları işaret ediyor. Kademeli şekilde yeni tedbirleri hayata geçirecek ve randevu sorununu kalıcı olarak çözeceğiz.”
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Kabine Toplantısı’nın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Koca, yeni uygulamaya ilişkin detayları paylaştı.
Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Koca, yeni dönemde en önemli konulardan birinin, hastanelerde yaşanan randevu aksaklıkları ve kapasite sorunları olduğunu vurguladı.
“YOĞUN ÇALIŞMA VAR”
Bakan Koca, bu konudaki sıkıntıların farkında olduklarını dile getirerek, randevuların Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden alındığını anımsattı. Konuya ilişkin bilgi veren Koca, “İl, hastane ya da branş bazında yaşanan sorunları biliyoruz. Bununla ilgili hastane yöneticilerimiz de yoğun çalışma içerisinde.” diye konuştu.
1 AY SONRA HAYATA GEÇİRİLECEK
Bir ay sonra tedbirlerin kademeli şekilde hayata geçirileceği ve yaptırımların arttırılacağı yönünde bir açıklama yaptığını hatırlatan Koca, şöyle devam etti:
“Sorun yaşadığımız branş ve hastaneleri tek tek çalışıyoruz. Artan bir talep var. Buna karşılık kapasitemizi de artırıyoruz. Hekim sayımızın artan talebi karşılaması da son derece önemli. Bu bakımdan yetiştirmemiz gereken hekim ve uzman hekim sayısı çok önemli. Geleceğe matuf bu önemli tedbiri zaten almıştık.
En son yan dal uzmanlıkları için de gereken iyileştirmeleri yaptık. Ancak bir de mevcut kapasitenin yeterince verimli kullanılamaması sorunu var. Bunun bir tarafı kapasiteyi belirleyen hastanelerimiz, diğer tarafı randevu alıp randevusuna gelmeyenlerin sebep olduğu atıl kapasite. Bunun için ilk tedbirleri almıştık. Şimdi yeni yaptığımız analizler bazı zorunlulukları işaret ediyor. Önümüzdeki haftalar kademeli şekilde yeni tedbirleri hayata geçirecek ve randevu sorununu kalıcı şekilde çözeceğiz.”
‘RANDEVUMA GELECEĞİM’ ONAYI ALINACAK
Koca, bir gazetecinin “İlk tedbir ne olacak?” sorusu üzerine, 2023 yılında randevu alıp gelmeyenlerin sayısının 23 milyon olduğunu söyledi.
Randevu aldığı halde gelemeyenlerin sayısının, 2024 yılının ocak-mart dönemini kapsayan 3 aylık zaman diliminde de 6 milyon kişi olarak kayıtlara girdiğini ifade eden Koca, şunları kaydetti:
“Randevu alıp gelmeyenlerin 15 gün içinde yeniden randevu almasını kısıtladık. Bu durum randevu sadakat oranını artırdı. Ancak, randevu alanların son dakikaya kadar randevu iptal edilebilmesi mümkündü. Son anda da olsa randevusunu iptal edenler kısıtlanmıyordu. Bu durumda kısıtlı duruma düşmemek için randevusuna gelmeyecekse bile son anda iptal edenlerin oranında artış oldu. Bu durumda o kapasite yine kullanılamaz durumda kalıyor. 25 milyon tekil vatandaş, 81 milyon randevusunu son dakikalarda iptal etmiştir. Bu boşluklara yeni randevu veremediğimiz için 17 milyon randevu kapasitesi atıl kalıyor.”
Bakan Koca, bu konuda bir onay mekanizmasının olacağını aktararak, “Atıl kapasiteyi kullanabilmek için ‘randevuma geleceğim’ onayı alacağız. Randevu sahiplerinin bu onayı randevudan önceki gün saat 23.59’a kadar vermesi gerekecek. Onaylanmamış randevular için yerine bir başkasına randevu vereceğiz. Böylece son dakika iptalleri ile oluşan atıl kapasiteyi verimli şekilde kullanacağız.” bilgisini verdi.
Bunun, yüzde 20 kapasite artışına karşılık geldiğini vurgulayan Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Randevu alıp onay verdiği halde gelmeyenler için aynı branşta hiçbir hekime ve sağlık tesisine müracaat edilemeyecek. Aynı klinikten mükerrer randevu alınamayacak. Yakında devreye girecek yöntemle iki randevusunu aldığı halde ikinci kez randevusuna gelmeyenlerin randevu almasını 15 gün zaman dilimi için bütün branşlara randevuya kapalı hale getireceğiz. Buradan başlıyoruz, uygulama ilerledikçe ilave tedbirler almaya da devam edeceğiz.”
“TİP-1 DİYABETLİ BÜTÜN VATANDAŞLARIMIZA SENSÖRÜ ÜCRETSİZ VERMEK İSTİYORUZ”
İnsülin takibi ile ilgili de yapılacaklar hakkında bilgi veren Koca, “Bu konuda Tip-1 diyabeti olan vatandaşlarımız büyük sorun yaşıyor. İnsülin sensörü kullanmanın diyabeti kontrol altında tutmada önemli etkisi var. Ancak bildiğiniz gibi sensörler ithal ve maliyeti de oldukça yüksek. Tip-1 diyabetli bütün vatandaşlarımıza sensörü ücretsiz vermek istiyoruz.” ifadesini kullandı.
Sensörü yerlileştirmeye başladıklarını, laboratuvar ortamında üretiminin gerçekleştirildiğini belirten Koca, şu açıklamalarda bulundu:
“Seri üretim hazırlığı yapılıyor. Pilot üretimle beraber gerekli deneyler ve klinik kullanıma girecek. Yasal izin ve belgelerini de aldıktan sonra, önümüzdeki 6-7 hafta içerisinde klinikte kullanımına başlamak istiyoruz. Bütün Tip-1 diyabetlere, başta çocuklar olmak üzere, ulaştırmak istiyoruz. Geliştirdiğimiz sensör, değer bazında yüzde 90 yerli olacak.”
Bu sensörlerin ücretsiz verileceğini aktaran Koca, “Kademeli olarak kullanıma alacağız, ama her grup için ücretsiz olacak.” bilgisini paylaştı.
Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, yenilenebilir enerji tesislerinin ek kapasite yatırımlarıyla büyütülmesinin sağlayacağı avantajlara dair açıklamalarda bulundu. Mevcut tesislere yapılacak ek kapasite yatırımlarıyla, özellikle elektrik iletim hatlarının kapasite kullanımının artacağını belirten Akbay, “Kapasite artışları ve hibrit uygulamalar, sadece birim alanda daha fazla enerjinin üretilmesini sağlamakla kalmayıp aynı zamanda enerjinin en uygun maliyetle üretilmesini de mümkün kılar. Dolayısıyla tüketicinin refah payına doğrudan olumlu etki eder. Bu avantaj, enerji arzı güvenliğine de hızlı destek sağlayacaktır.” dedi.

“Kapasite artışında kamu yönetiminin desteği son derece önemli”
Türkiye’nin, yenilenebilir enerji alanında proje izin süreçlerinin etkinliğini artıracak uygulamalara ihtiyacı olduğunu vurgulayan Akbay, “Yenilenebilir enerji ekosistemi ile iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini tersine çevirmeye çalışan ve tüketiciyi koruyan üretim santralleri, mevcut tesislere kapasite artışı ve hibrit üretim tesisleri yatırımlarının hızla devreye alınması için etkin idari izin süreçlerine ihtiyaç duyuyor. Bu yatırımlar, izin süreçlerinde etkinliğin artmasıyla hızlı biçimde ekonomiye kazandırılacak” şeklinde konuştu. Kapasite artışı için yapılacak ön izin ve kesin izin süreçlerinde, aynı projeyi kurumlarımızın birden fazla kez değerlendirdiğini belirten Akbay; “Projelerin izinleri için hem yerel hem de merkezi idarede ayrı ayrı komisyonlar kurulması, imza süreçlerinde yer alan onay makamların yoğunlukları sebebiyle onayların, ruhsatların ve lisansların alınmasının planlanan zamanın ötesine geçmesi gibi bazı alanlarda iyileşme potansiyeli bulunuyor.” ifadelerini kullandı.
“Yapılan her yatırım elektriğin temiz ve erişilebilirliğine imkan sağlıyor”
Olası risklere karşı yenilenebilir enerji yatırımların avantajlarına değinen Akbay, “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız ile EPDK ve TEİAŞ, global enerji ekosistemi açısından örnek teşkil edecek çalışmalarıyla ülkemizin yerli imkanlarla enerji üretimine destek sunuyor. Birçok süreç elektronik platformlara taşınmış olsa da, bahsettiğim alanlardaki düzenlemeler projelerin devreye giriş hızlarına katkı sağlayacaktır. Yapılan her yatırım, elektriğin temiz ve erişilebilirliğine imkan sağlayarak tüketicinin lehine sonuçlar doğuruyor. Karbon salımına önlem almaya çalışan AB’ne üye ülkeler sınırda karbon vergisi uygulamaya başladı. Bu maliyetler kaçınılmaz şekilde bizim hanelerimize, sanayimize, ticarethanelerimize yansıma riski taşıyor. Maliyet artışına karşı reçetenin başında ise yenilenebilir enerjiye dönüşüm geliyor.” dedi.

YEKDEM, enerjiyi yatırıma dönüştürüyor!
Akbay, Türkiye’nin sahip olduğu yenilenebilir enerji kaynaklarının etkin kullanımını esas alan “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizmasının (YEKDEM)” yenilenebilir enerji sektörünün gelişimine ciddi katkı sağlandığını belirtti. Akbay açıklamasında; “YEKDEM, son tüketiciye yönelik uzun vadeli elektrik satış anlaşmaları ile birlikte yeni projelerin finansman kaynaklarına daha ekonomik erişime imkan sağlamaya devam edecek. Ayrıca yatırımların yapılabilir seviyede fiyat oluşumuna da olanak sağlayacak olan uzun vadeli elektrik satış anlaşmaları, arz güvenliği ve elektrifikasyonda ekonomik büyümenin önünü açacak. E-mobilitenin, blok zinciri madenciliğinin ve veri merkezlerinin hızla arttığı bu dönemde yenilenebilir dönüşüme katkı sağlayacak bu yöntem, uzun vadeli elektrik fiyatlarını tüketici ve üreticinin memnun olacağı seviyede tutarak temiz enerjiyi erişilebilir kılıyor.” dedi.
“Sanayinin sermayesi olumsuz etkilenmemeli”
Lisanssız üretime de değinen Akbay, “Öz tüketim hedefiyle, tüketimin olduğu fabrikalardan farklı bir yerde kurulması planlanan lisanssız enerji üretim tesislerinin konumu iyi seçilmeli. Aksi halde düşük kapasite kullanımı ve enerji kalitesinin güvenliği gibi bugün var olmayan bazı sorunların önü açılabilir. Yenilenebilir enerji santrallerine uzun yıllar yatırım yaparak yüksek tecrübe kazanmış olan üretim şirketleri ise ilk kez bu alana yatırım yapmayı planlayan işletmelere kıyasla en verimli alanları seçebilme ve işletebilme kabiliyetine sahip. Böylece, daha ‘düşük maliyet-üstün kapasite’ dengesini kuran tedarik güvencesi sağlanabilecektir. Bu potansiyelin önünü açacak düzenlemelerin hızlıca hayata geçirilmesi, sektörün sürdürülebilirliği açısından yüksek öneme sahip.” şeklinde konuştu.
“Lisanslı üreticilere ek mali yükler oluşmamalı”
Lisanssız üretim tesislerinin, öz tüketim odaklı yenilenebilir enerji santralleri olarak geliştirilmesinin asli misyonları olduğunu ve bu konuda yapılacak düzenlemelerin sektörün büyümesine katkı sağlayacağını belirten Akbay, “Uzun vadeli yenilenebilir enerji tedarik anlaşmalarının da lisanssız üretim kadar teşvik edilmesi, finansman kuruluşlarının projelere daha uygun maliyetli kredi sağlaması açısından önem taşıyor. Depolama ile bütünleşik yenilenebilir enerji tesislerine yönelik düzenlemelerin kısa sürede devreye girmesi, projelerin etkinliğini ve şebeke kalitesini artıracaktır. Ayrıca lisanssız üretim tesislerinin şebeke enerji kalitesi üzerindeki etkisinin dengelenmesi de gerekiyor. Güneşin aniden battığı bir saatte elektrik talebine cevap verebilecek esnek üretim kabiliyetine sahip tesislerle bataryalar enerjinin kalitesine destek verecek. Güneş ve rüzgar kaynaklı lisanssız üretimin de doğasında olan enerji dengesizliğinin, lisans sahibi üreticilere ek mali yükler oluşturmaması önem arz ediyor. Lisanssız üretim hakkına sahip tesisler, özellikle tüketim noktasından farklı bir yerde tesis inşa edilmesi halinde üretim/tüketim denge planındaki sapmanın maliyetlerini lisanslı santrallerle aynı zaman diliminde üstlenmeli, buna karşılık iletim ve dağıtım bedelleri de lisanslı santrallerle aynı seviyelerde olmalıdır. Kendi depolama tesisleri kurmak veya toplayıcılık faaliyetine katılmak suretiyle rüzgar ve güneşin varlığına kesintili üretim profillerini yönetmeye teşvik edilmelidirler.” açıklamalarını yaptı.
Sözleşme kapsamında halihazırda Yalova, Bursa ve Amasya’da işletmede olan 89,90 MW kapasiteye sahip iki rüzgâr ve bir hidroelektrik olmak üzere üç enerji santralini bünyesinde bulunduran ve mevcut kapasite artırımı yatırımları sonunda toplam kapasitesini 121 MW’a ulaştıracak olan Ağaoğlu Yenilenebilir Enerji Yatırım Holding, yönetim imtiyazı sahibi olduğu hisseler de dâhil yüzde 30 hissesini Tatlıpınar Enerji’ye devredecek. İlk aşamada yapılan yüzde 22,50’lik yönetim imtiyazlı hisselerin devri sonrası Tatlıpınar Enerji’nin yönetimde söz sahibi olduğu işletmedeki kurulu güç 215 MW’a ulaştı.
Satın alma sonrası mevcut işletmedeki kurulu güç olan 215 MW’a ek olarak, şirketin yönetiminde söz sahibi olduğu, tüm hibrit yatırımları ve kapasite artışları da gerçekleştiğinde kurulu gücün 349,1 MW’a ulaşması hedefleniyor. Bununla birlikte 2024’ten itibaren mevzubahis yatırımları da tamamlayarak Tatlıpınar Enerji’nin halka arzından bu yana yönetiminde söz sahibi olduğu enerji üretim kapasitesini 3 kattan fazla arttırması bekleniyor.
Ağaoğlu Şirketler Grubu CEO’su ve Tatlıpınar Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Burak Kutluğ, “Tatlıpınar Enerji’nin halka arz sürecinde de söylediğimiz gibi şirketimizin halka arzı konjonktürel bir halka arz değildi. Halka arz bir gün, halka arz sonrası ise bir maraton. Tatlıpınar Enerji’nin halka arzından bu yana verdiğimiz sözün de ötesine geçerek ortak satışından yine şirkete aktardığımız kaynağı yenilenebilir enerji alanında yatırıma dönüştürebilmek ve Tatlıpınar Enerji’yi grubumuzun çatı yenilenebilir enerji şirketi haline getirebilmemiz açısından çok önemli bir satın almayı gerçekleştirmiş olduk. Satın alma ve kapasite artışları sonucu portföyümüzün yüzde 69,8’i rüzgâr, (243,6 MW) yüzde 24,1’i güneş (84 MW) ve yüzde 6,2’si (21,5 MW) ise hidroelektrik santrallerinden oluşacak. Bunun yanı sıra kapasite artışları ile ilgili yerli ve yabancı finansman kuruluşlarıyla en uygun, uzun vadeli ve avantajlı proje finansmanı oluşturma görüşmelerimiz çok olumlu şekilde devam ediyor. 2024 yılı ve akabinde tüm bu kapasite artışlarını tamamlamayı hedefliyoruz” dedi.
Yurt dışı fırsatları yakından inceleniyoruz
349,1 MW’lık portföy devreye alındığında üretimin yıllık 900 milyon kilowatt saate (kWh) ulaşacağını belirten Kutluğ açıklamalarına şöyle devam etti: “Tatlıpınar Enerji’yi ülkemizin gurur duyacağı ve yabancı yatırımcıların da doğrudan ilgileneceği bir şirket haline getirmek öncelikli hedeflerimizden biri. TATEN koduyla işlem gören şirketimiz 21 Aralık Cuma günü itibarıyla BIST 100 endeksine girdi. Dalgalanmalara karşı yatırımcıyı rahatlatabilmek adına da bir likidite programı açıkladık. Gelecek yıl hedefimiz, şirketimizi sürdürülebilirlik endeksine sokmak, bu konuda da çalışmalara başladık. Hep daha iyiye sağlam adımlarla ilerleyeceğiz.”
Yakın coğrafyadaki yenilenebilir enerji yatırımları ile girişimleri olduğunu belirten Kutluğ, “Ağaoğlu Enerji Grubu ve Tatlıpınar Enerji olarak, yenilenebilir enerji kaynakları olan rüzgâr ve güneş enerjisi ile ilgili projelerimizi sadece Türkiye’de değil yurt dışında da hayat geçirmek istiyoruz. Yakın coğrafyamızda yenilenebilir enerji alanında çok ciddi fırsatlar var. Balkan ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri ve Doğu Avrupa’daki fırsatları yakından inceliyoruz, çok detaylı şekilde çalışıyoruz ve hazırlanıyoruz. Umarım gelecek yıl paydaşlarımızı mutlu edecek yurt dışındaki başarılarımızı paylaşırız” dedi.
]]>