Kadın ve Demokrasi Vakfı (KADEM), İsrail tarafından tarihin gördüğü en büyük soykırımlardan birine maruz kalan Gazze’ye destek için attığı adımlara bir yenisini ekledi. “Gazze’ye Kardeş Payı” kampanyası kapsamında İstanbul’da ve KADEM temsilciliğinin bulunduğu 55 şehirde Hayır Çarşısı açtı.
Hayır Çarşılarından elde edilecek gelir ve “Gazze’ye Kardeş Payı” hesabı üzerinden toplanacak bağışlar, gıda ve hijyen malzemesi olarak, Kızılay’ın yardım gemisi ile Gazze’ye ulaştırılacak.

İstanbul’un Fatih semtindeki Neslişah Sultan Kültür Merkezi’nde kurulan “Hayır Çarşısı”nın açılış töreninde konuşan KADEM Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Sevim Zehra Can Kaya şu ifadelerde bulundu:
“7 Ekim’den bu yana süren İsrail’in saldırıları sonucunda, Gazze’de 36 binden fazla insan hayatını kaybetti. 80 binin üstünde tedavisi yapılamayan yaralı var. Evler, okullar, hastaneler ve ibadethanelerin yerle bir edildiği bölgede 26 Mayıs’ta İsrail, ‘güvenli bölge’ diyerek 1,5 milyon Gazzeliyi göçe zorladığı Refah’taki çadır kampını bombaladı.
Gazze’deki zulme sessiz kalmamak, tepki göstermek, Gazze halkına maddi manevi destek olmak tüm dünyanın insanlık vazifesi. Bizler de bir sivil toplum kuruluşu olarak, kardeşlik ve yardımlaşma bilinciyle ‘Gazze’ye Kardeş Payı’ yardım seferberliğini tüm Türkiye’de başlatıyoruz. İstanbul’da ve KADEM temsilciliğinin bulunduğu 55 şehirde ‘Hayır Çarşıları’ açıyoruz. Yine kampanya kapsamında ‘Gazze’ye Kardeş Payı’ hesabı üzerinden bağışlar toplayacağız. ‘Hayır Çarşıları’mızdan ve bağışlardan elde edilecek gelir, gıda ve hijyen malzemesi olarak Kızılay’ın yardım gemisiyle Mersin’den Ariş Limanı’na, oradan kara yoluyla Gazze’ye ulaştırılacak.”

KADEM Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Can Kaya sözlerine şöyle devam etti:
“‘Gazze’ye Kardeş Payı’ yardım kampanyasıyla Gazze halkına bir nebze olsun destek olabilmeyi amaçlıyoruz. Bölgeye gıda, temiz su ve hijyen malzemeleri gibi en temel insani ihtiyaçların ulaştırılması gerekiyor. Gazze’deki insanlık dramına karşı duyarsız kalmayan, yardım elini uzatmak için çaba sarf eden herkese şükranlarımı sunuyor, ‘Gazze’ye Kardeş Payı’ kampanyamıza ve ‘Hayır Çarşısı’ etkinliğimize destek veren gönüllülerimize, destekçilerimize ve katılımcılarımıza teşekkür ediyorum.”
İstanbul’daki Gazze Hayır Çarşısı’na 40’ın üzerinde marka destek veriyor. Tekstil, ayakkabı, giyim, aksesuar, ev tekstili, mutfak ürünleri, kırtasiye ve hobi eşyaları gibi pek çok ürünün satışa sunulduğu, yeme-içme alanının yer aldığı çarşı, 7-8-9 Haziran günleri, saat 10.00-21.00 arasında ziyaret edilebiliyor.
“Gazze’ye Kardeş Payı” kampanyasına SMS ve banka aracılığıyla destek vermek mümkün.

Ayrıntılı bilgi için: https://kadem.org.tr/gazzeye-kardes-payi-hayir-carsisi/ Destek vermek için:
IBAN: TR93 0020 5000 0202 3000 0000 06
KADIN VE DEMOKRASİ VAKFI, KUVEYT TÜRK – ALTUNİZADE ŞUBESİ
SMS ile bağış için: GAZZE yazıp, 5236’ya gönderilebilir.
KUTU:
KADEM, 7 Ekim’den bu yana Gazze’de insanlık ve savaş suçu işleyen İsrail’e karşı, her platformda sesini yükseltti. KADEM’in Gazze için düzenlediği etkinliklerden bazıları şöyle:
KADEM, 11 Aralık’ta, İsrail hükûmeti ve ordu yetkilileri hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde suç duyurusunda bulundu. İsrail’in tüm eylemlerinin “Soykırım ve İnsanlığa Karşı Suçlar” kapsamında savaş suçu olduğu belirtilerek, İsrail yetkililerinin yargılanması talep edildi.
* KADEM, Mart 2024’te Birleşmiş Milletler’de (BM) düzenlendiği etkinlikle Filistinli Kadınları gündeme taşıdı. BM çatısı altında düzenledikleri panelde tüm dünyaya Gazze’nin cesur kadınlarını anlatan KADEM, New York’taki Times Meydanı’nda Filistinli kadınların direnişini anlatan enstalasyon ve basın açıklamasından oluşan etkinlikleri hayata geçirdi.
* Filistin için düzenlenen oturma eylemlerine, Büyük Filistin Mitingi’ne katılan KADEM’i gençler yalnız bırakmadı. Genç KADEM ekibi, özellikle İsrail’e destek veren ürünlerin boykot edildiği kampanyalara yönelik hem içerik üretti hem de mevcut kampanyalara destek oldu.
* Genç KADEM, 19 Mayıs’ta Sultanahmet Meydanı’nda dünyanın dört bir yanındaki üniversitelerde devam eden eylemlerin bir parçası olarak günübirlik çadır kampı kurdu.
* İstanbul’un yanı sıra temsilciliklerinin bulunduğu Türkiye’deki 55 şehirde Filistin’e destek çalışmaları yürüten KADEM, gerek sahada gerekse de sosyal medyadaki faaliyetlerini hız kesmeden sürdürüyor.
]]>İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar…
Sizleri hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Külliye’ye, milletin evine hoş geldiniz. Bugün 25 ülkenin 47 farklı bölgesinden gelen Avrupalı Türkleri misafir ediyoruz. Sizleri ana vatanınızda ağırlamaktan memnuniyet duyuyorum. Kapasite geliştirme ve eğitim çalıştayınızın başarılı geçmesini rabbimden niyaz ediyorum.
Kapsamlı programın hazırlanmasına katkı veren herkese teşekkür ediyorum. 4 gün boyunca kıymetli isimlerle bir araya geleceksiniz. Geleceğe dair yol haritalarının şekillenmesi noktasında çalıştayınız önemli roller üstlenecek. Bizler çalışmalarının merkezine istişareyi yerleştirmiş bir hareketiz.
Birliğimizin bu güzel programını ortak akla verilen önemin bir sembolü olarak görüyoruz. Uluslararası Demokratlar Birliği Avrupa’daki kardeşlerimizin haklarının korunması, genç kuşakların asimile olmadan topluma katılımı ve akademide insanlarımızın desteklenmesi gibi kıymetli faaliyetler yürüttü yürütüyor. Tehditler değiştikçe birliğin faaliyet sahası da değişiyor. Kardeş topluluklara da el uzatmasını kıymetli buluyorum. 20 yılda marka haline dönüşen birliğimizi canı gönülden tebrik ediyorum. Birliğe maddi manevi destek olan her kardeşime şükranlarımı sunuyorum. Aramızda olmayan kardeşlerimi de rahmetle yad ediyorum.
Sadece bizim değil Avrupalı Türklerin yanı sıra kimliğini koruma mücadelesi verenlerin de birliğimizden büyük beklentileri var. Sizlerin omuzlarınızda ağır bir yük bulunuyor. Çalışmak, daha fazla gayret etmek zorundayız. Hak verilmez alınır şiarı ile tempomuzu artırmalıyız. Her zamankinden daha dinamik ve kucaklayıcı anlayış ile hareket etmeliyiz. Nerede yaşarsak yaşayalım milletçe güçlü olmak mecburiyetindeyiz. Asırlar boyu İslam’ın sancaktarlığını yapmış, tarihi zaferlerle dolu milletin evlatlarına zayıflık yakışmaz.
Bugün yaklaşık 7 milyon insanımız Avrupa’da yaşıyor. Avrupalı Türklerin neredeyse yarısı Almanya’da ikamet ediyor. Vatandaşlarımız uzun yıllar haklarını kullanma noktasında sıkıntı çektiler. Hakkaniyetli olmayan tercihe zorlandılar. Alman makamlarıyla olan görüşmelerimizde yaşanan sıkıntıları pek çok kez gündeme taşıdık. Almanya’nın uzun yıllar direndikten sonra çifte vatandaşlığı kolaylaştıran düzenlemeleri kabul etmesini olumlu karşılıyoruz. Bu imkandan yararlanmanız, mücadelenizde sizlere kuşkusuz fayda sağlayacaktır. Bu konudaki yaklaşımımızı geçen hafta Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier’e de ifade ettim.
SOLINGEN’DEKİ IRKÇI SALDIRI
Solingen faciasından 31 yıl sonra 25 Mart’ta yine aynı yerde 2’si çocuk 4 kardeşimize yönelik düzenlenen ırkçı saldırıyı gündeme getirdim. Bu saldırının tamamen aydınlatılması ve sorumluların da mutlaka cezalandırılması gerektiğini kendisine söyledim. Onlarca vatandaşını ırkçı teröre kurban vermiş bir ülke olarak bu hadiseler karşısında sessiz kalamayız. Vatandaşlarımızla birlikte, soydaşlarımızın haklarını da korumak devletimizin asli görevlerinden biridir.
“ÖRTBAS EDİLİYOR”
Nefret suçlarıyla mücadele noktasında Avrupa’da bir ayrım söz konusu. Bu tür olaylarda suçun kendisinden ziyade mağdurun kimliği daha fazla ön plana çıkıyor. Müslümanlara ve göçmenlere yönelik düzenlenen ırkçı saldırıların çoğunun daha soruşturma aşamasında örtbas edildiğini hepimiz biliyoruz.
Avrupa’daki gelişmeleri takip eden herkesin kabul edeceği gerçek şudur; bugün Türk ve Müslüman nefretinden beslenen neo-nazi terörü, insanlarımızın can ve mal güvenliğini tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Aşırı sağcı akımların kimi Avrupa ülkelerinde bizzat devlet tarafından himaye edilmesi, batı demokrasileri adına tam bir faciadır, utançtır, skandaldır. Türk ve Türkiye karşıtlığının son yıllarda bazı siyasetçiler ve medya eliyle körüklenmesi, vatandaşlarımızın hedef tahtasına konulmasıdır.”
BATILI LİDERLER İSRAİL’E SESİNİ ÇIKARMADI
Gazze’de tüm bu vahşet yaşanırken hiçbir batılı lider sesini yükseltmedi. İsrail’e ‘yeter artık’ diyecek bir cesur yürek çıkmadı.
Söz konusu Türkiye olunca başımıza demokrasi havarisi olanların Gazze’de yaşananlar karşısında gıkı dahi çıkmıyor.
Filistin’de iki devletli çözüme giden yol derhal açılmalıdır. Amacımız Gazze’de kalıcı ateşkestir.
]]>
Kendini değil kentini düşünen, laf değil icraat üreten biz varız. Sevgili Ankaralılar, aziz kardeşlerim sizleri hasretle muhabbetle selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında, Moskova’da bir konser salonuna yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı nedeniyle, ülkem ve şahsım adına Rusya’ya taziyelerimizi iletiyorum. Terörü şiddetle kınıyorum. İnsanlığın ortak düşmanı olan teröre karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
MİTİNGE 200 BİN KİŞİ KATILIYOR
Ankara mitingimizden katılım, 200 bin kişi. Maşallah, demek ki 31 Mart’ta bu katılım Ankara’da her şeyi değiştirecek. Öncellikle Ankara ve Ankaralılara 14 ve 28 Mayıs’ta cumhur ittifakına verdikleri destek için teşekkür ediyorum.
İnşallah 31 Mart’ta Ankara’yla aramızdaki muhabbetin derinliğinde bunu telafi edeceğiz. Ankara’nın milli mücadelenin ardından başkent olması, birilerinin dediği gibi tesadüf değildir.
“TÜM DÜNYAYA MESAJ VERİYORSUNUZ”
Ankara kıyamete kadar mazlumların ümidi olmaya devam edecektir. Bu şehir sadece devletin merkezi sıfatıyla sahip olduğu kamu gücünden değil, insanıyla ülkemizin parlayan yıldızıdır. Başkent millet Bahçesi’nde bir araya gelen sizler, sadece ülkemize değil tüm dünyaya mesaj veriyorsunuz. Murat Kurum kardeşimiz bakanken burayı yaptı.
Turgut Altınok kardeşimiz de Keçiören’de gerekeni yaptı. Hep beraber artık, istiklal ve istikbal haline gelen parolamızı tekrarlayalım, tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, buradaki gibi kardeş olacağız. Hep birlikte Türkiye olacağız.

“BAHARI ÖNCE ANKARA BAŞLATTI”
1 asır önce düşman Ankara’nın kapısına kadar dayanmıştı. O dönemde ortaya konan güçlü iradenin yankıları hala sürüyor. O irade 15 Temmuz’da darbecileri püskürten ruhun adıdır. Çok partili siyasi hayata geçtiğimizden beri, demokrasimizin başına kara bulutlar her toplandığında baharı önce Ankara başlattı. Cumhuriyetin 100. yılına atıfla hazırladığımız 2023 yılı hedeflerimizi burada faaliyete geçirdik.
Allah’ın izniyle Ankara Türkiye Yüzyılı’nın inşasına hazır. Bunun için söz veriyor musunuz? Ankara yanımızda olduğu müddetçe yedi düvel karşımıza çıksa evelAllah yıkar geçeriz.

“BU CHP’NİN PRATİĞİDİR”
Kardeşlerim Ankara’yı bilmek, Ankara’yı anlamak, Ankara’yı sevmek elbette önemli ama asıl mühim olan Ankara’yı eser ve hizmetlerle donatmaktır. Mevcut belediye başkanı şu 5 yılda ne yaptı ya? Yollarımızın hali ortada, çöp, çukur, çamur. Bu CHP’nin pratiğidir, İstanbul’da da öyleydi. Bunlardan artık kurtulalım. 5 yıl boşuna geçti onun için 31 Mart çok önemli. Ankara’ya hizmet veremeyenlerden kurtarma vakti çoktan gelmiştir. Buna hazır mıyız? Öyleyse 31 Mart’ta hakkını verelim. Burası hiçbir şey yapmayarak üstüne bir de bununla övünerek idare edilebilecek bir şehir değil. Hele hele ana kademe, kadın kolları, gençler sizler bunları çok iyi biliyorsunuz. Ankara daha fazla yavaşlamayı kaldıramaz. Ankara’yı içine düşmüş olduğu bu sıkışmışlık halinden bir an önce kurtarmak gerekiyor. Ulaşımda çektiğiniz sıkıntı hepinizin malumu. Öyleyse şu 9 gün sonra bu işin hakkını verelim.

Caddeleriyle, parklarıyla, ulaşımıyla, alt yapısıyla gurur duyacağımız bir Ankara’nın peşindeyiz. Bölgesinin ve dünyanın yükselen yıldızı Türkiye’nin yakışır bir başkenti olması için 9 gün sonra oy verin.
Bu şehirde hizmet ve eser çağını yeniden çok güçlü şekilde başlatmak istiyoruz. Başkentimizi hak ettiği yatırımlarla buluşturacağız: 1 Nisan’dan itibaren çok farklı bir hizmeti ortaya koyacağız.
Ülkemizi büyütmek ve güçlendirmek için attığımız her adımda engellemelerle karşılaştık. Emperyalistlere içerden destek veren figüranlar var. CHP’nin takındığı tutum endişe vericidir.
DUYGUSAL MESAJLAR
TRT World’ün ”Türkiye’nin yerli savaş uçağı KAAN ilk uçuşunu gerçekleştirdi” başlıklı haber videolarının altına dünyanın dört bir yanında farklı milliyetlerden insanlar, övgü ve kutlama dolu mesajlar yazdılar. Özellikle dost ve kardeş Azerbaycan ile Pakistan vatandaşlarından gelen kutlama mesajlarının yoğunluğu dikkati çekerken, Bangladeş ve Malezyalılar da adeta kutlama yarışına girdiler. Bu ülkelerin yanı sıra, Yemen’den, Bosna’ya, Kore’den Afganistan’a, Somali’den, ABD’ye, Polonya’dan, İrlanda’ya, Mısır’dan Meksika ve Çin’e kadar çok sayıda ülke vatandaşlarının paylaşımlarından bazıları şöyle:
■Bir Azerbaycanlı olarak sevincimden ağladım.
■Biz Özbekler Türkiyeli kardeşlerimizle gurur duyuyoruz.
■Yemen’den Türkiye’ye bin selam olsun. Sen İslam alemindeki mazlumların umudusun.
■Türk kardeşlerimize hayırlı olsun
■Türk kardeşlerimize Bosna’dan selamlar. Bu başarınızdan dolayı sizi tebrik ediyorum, Allah’ın yardımıyla yolumuza devam edelim.
■Artık Türkiye’nin F35’e ihtiyacı yok. Pakistan’dan tebrikler.
■Bangladeş’ten Türkiye’ye ve Türkiye’nin savunma sanayisine tebrikler.
ÜLKEMİN 20 YILINI…
■Kaan, Kore’nin KFX’inden daha güzel ve zarif bir uçağa benziyor. Ülkemizin 20 yıldan fazla zamanını aldı ama siz bu kadar kısa sürede bir şaheser ortaya çıkardınız. Umarım bir gün Kaan’ı Kore semalarında görürüm.
■Türkiye’yi tebrik ediyorum. Afganistan’dan saygı ve desteklerimizle.
■Somali Awdal’dan Türkiye’ye tebrikler.
■Bangladeş’ten tebrikler, İslam ümmetinin “İslam’ın Altın Çağı”nda olduğu gibi bilim ve teknolojide ilerlemesi gerekiyor.
■Biz Pakistanlılar Türk kardeşlerimizle gurur duyuyoruz. Yaşasın Türkiye.
■Türkiye’ye başarılar diliyorum. Başarınız bizi gururlandırıyor. Pakistan’ın Karaçi kentinden selamlar.
■Türkiye’nin başarısı neden bu kadar sevindiriyor bilmiyorum. Allah’tan Türkiye’ye ilerleme fırsatı vermesini diliyorum. Bir Bangladeşli olarak Türkiye’nin başarısından büyük gurur duyuyorum.
■Sizinle gurur duyuyorum. Müslüman kardeşlerim. Malezya’dan tebrikler.
BU SADECE BAŞLANGIÇ
■ABD’den Bravo. Bu bir dönüm noktası ve sadece başlangıç. Türkiye bunu yapabilirse, aklına koyduğu her şeyi yapabilir. Bu gelişmeler sürdükçe Türkiye daha da güçlenecektir.
■Maldivler’den Türkiye’ye tebrikler. Maldivler, Türk Drone’larını satın almak için 37 milyon dolarlık anlaşma imzaladı. Maldivler Hint Okyanusu’nda stratejik bir konuma sahip. Türkiye’nin Maldivler’le daha yakın ikili ilişkiler kuracağını umuyorum.
■Bir Bangladeşli olarak Türkiye’nin başarısıyla gurur duyuyorum. Bu savaşçıyla çok yakında Bengal semalarında buluşmayı umuyorum.
■Maşallah Alluekber Hindistan’dan tam destek
■Bir Bulgaristan Türk’ü olarak gurur duydum
■Ben Filipinliyim. Ülkemiz Türkiye’den 12 adet saldırı helikopteri aldı. Bu helikopterler Filipinler’in hava kuvvetlerine isyancılara karşı büyük bir destek sağlıyor. Şu anda Filipinler’in en güçlü ve modern saldırı helikopteri.
■Türkiye’den muhteşem başarı. Devam edin arkadaşlar ve savunma sanayinizi hızla genişletmeye çalışın. Müslüman dünyasının bu tür teknolojilere ihtiyacı var.
■Irak’tan Türkiye’ye tebrik
■Nijerya’dan Türkiye’yi tebrik ediyorum
■Kenya’dan Türkiye’ye tebrikler
TEBRİKLER İKİNCİ ÜLKEM
■Tebrikler ikinci ülkem. Senegalli bir hayran
■Güçlü Türkiye = Güçlü Türkler= Güçlü Ümmet= Dünya barışı
■Türkiye’yle gurur duyuyorum. Sevgi ve takdir. Gerçek bağımsızlık, başkalarına güvenmek ve onlar tarafından dikte edilmek zorunda olmadığınız zamandır
■Türkiye seninle gurur duyuyorum. Faslı bir arkadaş. Maachaalah
■Tebrikler Polonya’dan
■Maşallah Cezayir’den tebrikler. İnşallah Türk jet motoru geliştirmeyi başarırsınız.
■Bütün Türkleri bu tarihi başarıdan dolayı kutlamak istiyorum. Bu kilometre taşı Türkiye’nin ilerlemesinin simgesidir. Pakistan’dan sevgi ve saygılar
■Biz Pakistanlılar Kaan’ın ilk uçuşundan dolayı çok çok mutluyuz
■KAAN’ın başarılı uçuşunu tebrik ederiz. Kardeşlerin ülkesi Kore’den.
■Kosova’dan Türkiye’ye tebrikler
■İrlanda’dan Bravo Türkiye
■Güney Afrika’dan Türkiye’ye tebrikler
■Bir Pakistanlı olarak Türkçemle gurur duyuyorum ve bu tüm Müslümanların gurur duyduğu bir durumdur yaşasın Türkiye Azerbaycan Pakistan can verem İnşallah bir gün hep birlikte Kudüs için savaşacağız yakında
TARİH GERİ GELİYOR
■Tarih geri geliyor. Tebrikler Türk kardeşlerim. Mısır’dan kalbimiz ve tam desteğimiz
■Türkleri F22 versiyonlarının olağanüstü ilk uçuşunu gerçekleştirdikleri için tebrik ederim, tek kelimeyle muhteşem. Meksika’dan sevgiler
■Çin’den Türkiye’ye tebrikler. Kulübe hoşgeldin
■Yüksel Türkiye Yüksel. Kötü imparatorlukları kontrol etmek için dünyanın sana büyük bir güç olarak ihtiyacı var. Yüksel Türkiye yüksel. Allah sizi, her gün yardım için haykıranları kurtarmak ve korumak için askerleri olarak kullansın. Gazze’de, Yemen’de, Keşmir’de, her yerde zulüm var. Yükselin kardeşler kalkın. Pakistanlı kardeşinden.
■Kırgızistan’dan Türkiye’ye tebrikler
■Tebrikler Türkiye, Nijerya’dan sevgilerimle selamlarımı gönderiyorum
■Eritre’den Türkiye’ye tebrik
■Arnavutluk’tan Türkiye’ye tebrikler.
Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından önemli başlıkları;
Buradan sizlerin vasıtasıyla tüm Giresun’a, her bir Giresunlu kardeşime selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Maşallah bugün Giresun her zamanki gibi yine çok güzel. Her birinize aşkınız ve muhabbetiniz için teşekkür ediyorum. Sözlerimin hemen başında Giresun’a olan şükran borcumuzu ödemek istiyorum.
GİRESUN’A ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM
Giresun, şimdiye kadar girdiğimiz seçimlerde bizi hiç yalnız bırakmadı. Her zaman Türkiye ortalamasının çok üzerinde oy oranlarıyla Giresunlu kardeşlerimiz bize sahip çıktı. 14-28 Mayıs seçimlerinde de Giresun yine kendisine yakışanı yaptı. İlk turda yüzde 61 oy oranıyla, ikinci turda yüzde 65’e yaklaşan bir oranla bize destek veren Giresun’a şükranlarımı sunuyorum. Allah hepinizden razı olsun.

AVRUPA ÜLKELERİNDE LAMBALAR SÖKÜLDÜ, KOMBİLER KAPATILDI
Ülkemizin içinde yer aldığı coğrafya gerçekten sancılı günlerden geçiyor. Karadeniz’in hemen öte yakasında iki komşumuz arasındaki savaş 2’nci yılını doldurmak üzere. Rusya-Ukrayna savaşında şimdiye kadar on binlerce insan öldü, on binlercesi yaralandı, yüz binlerce insan göç etmek zorunda kaldı. Küresel ekonomi, enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı artış sebebiyle çok ciddi sıkıntıyla karşılaştı. Sizler de o günleri çok iyi hatırlıyorsunuz. Doğalgaz fiyatlarının zirveye ulaştığı dönemlerde öyle günler gördük ki kimi Avrupa ülkelerinde lambalar söküldü, kombiler kapatıldı, devlet daireleri çalışanlarına battaniye dağıttı. Ama benim ülkemde doğal gaz aynı şekilde devam etti.
HİÇBİR VATANDAŞIMIZI ÇARESİZ BİRAKMADIK
Şu anda Karadeniz doğalgazı devam ediyor. Hani olmayacaktı? Bak bizde oluyor. Gabar’dan petrol çıkıyor. Gıda krizinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde ciddi sıkıntılar, açlıklar, yokluklar yaşandı. Muhalefet tarafından sürekli bize örnek gösterilen ülkelerin esasında kağıttan birer kaplan olduğu böylece anlaşılmış oldu. Türkiye en zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri. Salgın döneminde üretimden, istihdamdan taviz vermedik. Destek ve hibe programlarımızla toplumumuzun yanında yer aldık. Güçlü ve modern altyapımız sayesinde hiçbir vatandaşımızı çaresiz bırakmadık.

BİZİ SAVAŞA SÜRÜKLEMEK İÇİN ÇOK UĞRAŞTILAR
Ukrayna-Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Hatırlarsanız o dönem CHP ve ortakları bizi savaşa sürüklemek için çok uğraştı, çok çaba harcadı. Eksen kayması diye bir şey uydurarak Türkiye’yi birilerinin yanında savaşa dahil etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 Mayıs seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığına asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere batılıların gözünden değil, milletimizin zaviyesinden baktık. Türkiye’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa, milletimiz için en iyisi, en doğrusu neyse onu yapmanın gayretinde olduk.
KARADENİZ’İN HUZURU HİÇ BOZULMADI
Zaman bizi haklı, muhalefeti yine haksız çıkardı. Bugün elimizi vicdanımıza koyup şöyle bir muhasebe yaptığımızda ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara, tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı.
Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun’la birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek ekonomik ve güvenlik açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazına geldik ne de batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık. Çok iyi planladık ve kararlılıkla hayata geçirdik. Böylece Türkiye’yi çok tehlikeli bir süreçten tek bir vatandaşımızın kılına dahi zarar gelmeden çıkarmayı başardık.
Bugün de attığımız her adımı Türkiye eksenli atıyor, milletimizin ve devletimizin menfaatlerini düşünüyoruz. Karadeniz’den Ortadoğu’ya, bölgemiz bir yangın yerine dönmüşken yeni düşmanlıklar, yeni gerilimler olmasın diye çaba harcıyoruz. Çok açık ve net ifade etmek isterim. Bizim dış politikada tek bir amacımız vardır. O da dostlarımızın sayısını mümkün olduğunca çoğaltmaktır. Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda barışın da yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle iş birliğimizi geliştirmekten başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıklarına takılıp kalmak yerine iş birliği alanlarına odaklanmak zorundayız. Şu hakikatin hepimiz farkındayız. Vahdet olmadan rahmet olmaz.
BAE VE MISIR ZİYARETLERİ
Bilhassa Gazze’deki akan kanı durdurmak, İsrail’in katliamlarının önüne geçmek istiyorsak kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanlarıyla ticaret ve yatırımların yanı sıra Filistin meselesini de görüştük. Her iki ülkeyle de iş birliğimizi güçlendirmeye karar verdik. Biliyorsunuz 7 Ekim’den beri Gazze’deki kardeşlerimize insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içinde hareket ettik. Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Önümüz Ramazan, İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini bombalarla kıramayan İsrail, açlıkla Gazze’yi teslim olmaya zorluyor. Amacımız bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasıdır. Ramazan’da Gazze’ye daha fazla el uzatmamız, daha fazla yardım etmemiz bizim kardeşlik görevimizdir. İnşallah bu yardımların sevkinde de Mısır’la işbirliği içinde olacağız. Ayrıca Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı da Mısırla beraber hareket edeceğiz.
Tabii bizim bu hassasiyetlerimizi CHP ve şürekası anlamıyor. Üzülerek söylemek isterim ki onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne de Filistin’deki işgal ve yıkım var. CHP yönetimi ne Balkanlarda ne Kafkasya’yla ne Afrika’yla ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmiyor. Bunların nelerle meşgul olduklarını sizler de görüyorsunuz.

VARSIN CHP VE ŞÜKERASI ANLAMASIN
CHP’nin acemi genel başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi, kupon belediyeleri kimin adamının yöneteceği meselesidir. Bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa, üçüncü cihan harbi çıksa bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler, varsın CHP ve şürekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor. Bundan dolayı biz dış politikada adımlarımızı atarken daha önlerini dahi görmekten aciz muhalefete değil, size bakıyoruz, milletimize bakıyoruz. Milletimiz ne derse onu yapıyor, devletimizi neyi gerektiriyorsa devletimizle onu yapıyoruz.
]]>
Bosna Hersek Tuzla Belediyesi ile İstanbul Tuzla Belediyesi arasında 1992 yılından beri devam eden iş birliği ve destek projeleri, ‘İki Tuzla Kardeşliği Projesi’ ile yeni bir boyut kazandı. Proje, eğitim, ekonomi ve kültür alanlarında ilişkileri güçlendirmeyi, teknolojik gelişmeleri paylaşmayı ve Türkçe dilini yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Bosna Hersek Tuzla Belediye Başkanı Zijad Lugavic, kardeş şehir Tuzla’yı ziyaret ederek, Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı ile görüştü. İki başkan, kardeşlik ilişkilerini sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda pekiştirecek işler yapacaklarını belirttiler. Lugavic ve beraberindekiler, Tuzla Kaymakamı Ümit Hüseyin Güney’i de ziyaret ettiler. Tuzla’nın kültürel yerlerinin tanıtıldığı ziyaret kapsamında Tuzla Belediyesi’nin göz bebeği sosyal yardım kuruluşu Gönül Elleri Çarşısı’nı gezen misafirler, ilçede uygulanan sosyal yardım projelerini yerinde görerek bilgi aldılar.
“KARDEŞLİĞİMİZİ PEKİŞTİRECEĞİZ”
Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı, Bosna Hersek Tuzla Belediye Başkanı Zijad Lugavic ile gerçekleştirdiği görüşmede, iki kardeş şehir arasındaki sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkileri geliştirmek için çalışacaklarını söyledi. Yazıcı, Bosna’daki kardeşlerinin dili olmadığını iddia edenlere karşı Türkçe-Boşnakça sözlük bastırdıklarını hatırlatarak, bu kardeşliğin gönül bağını yansıttığını ifade etti. Yazıcı, “Tuzla halkı ve Bosna Tuzla halkının kaynaşması ve ilişkilerinin gelişmesi ülkemiz, milletimiz, gönül coğrafyamız için çok kıymetli. Tuzla’ya gittiğimizde de o sıcaklığı görmüştük. Bugün buradaki ziyaretlerinde de bu bağı görüyoruz. Elimizden geleni yapacağız” dedi.
“TÜRK HALKININ MİSAFİRPERVER VE YÜCE GÖNÜLLÜ OLDUĞUNU BİR KEZ DAHA GÖRDÜK”
Bosna Hersek Tuzla Belediye Başkanı Zijad Lugavic ise “Her iki belediyenin kardeşliği Muhammed Hevai Uskufi’nin bir sözlüğünün çevirisi ile 2019’da başladı. Her iki belediyenin ortak çalışmaları daha önce olsa da kardeşlikleri yoktu. Bu Türk dili geliştirmeleri çalışmalarımız ortaokul ve liseler seviyesinde de devam etti. Bugün sayın Belediye Başkanımız Şadi Bey’i de ziyaret ettik. Kendileri ve hanımefendi çok geniş gönüllere sahip. İnsanlara yardım etme konusunda yaptıkları sosyal yardımları gezdiğimiz yerlerde de gördük. Kendileri çok yüce gönüllü diyelim. Gezdiğimiz bu sosyal tesiste gördüğümüz üzere insanlara yaptığınız her türlü yardım konusunda başarılarınız çok güzel, sizleri tebrik ediyorum. Burada gördüğünüz sadece her iki ülke ve toplumu arasında yapacağımız birçok ortak çalışma var. Bunlar kültürel, spor, ekonomik bazda olmak üzere sosyal yardımlar konusunda da birbirimize örnek olup, güzel dayanışmalarda bulunabiliriz. Bugünkü ziyaretimizde Türk halkının misafirperver ve yüce gönüllü olduğunu bir kez daha gördük” ifadelerini kullandı.
“GÖNÜL ELLERİ ÇARŞISI’NI ÖRNEK ALACAKLARINI SÖYLEDİLER”
Gönül Elleri Çarşısı Kurucu Gönüllüsü Dr. Fatma Yazıcı da misafirlere çarşıyı gezdirdi. Yazıcı, “Bosna Hersek ile çok samimi, güçlü ve derinden bağlarımız var. Onları misafir etmek veya onlara misafir olmak bizi her zaman duygulandırıyor. İlişkilerimizi geliştirmek adına bugün onlarla İstanbul Tuzla’da bir arada olmak çok güzeldi. Bizim isim kardeşliğimiz var. Bosna Hersek’te Tuzla ilçesinin belediye başkanını burada ağırlamak çok manidardı. Bu tür iletişimlerle fikir alışverişinde bulunuyoruz. Belediyeler arası bir iletişim olmuş oluyor, bundan çok memnunuz. Gönül Elleri Çarşısı’nı gezdirdim kendilerine, çok beğendiler ve örnek alacaklarını söylediler, mutlu olduk” dedi.
‘İki Tuzla Kardeşliği Projesi’ Kapsamında yapılan iş birliği projeleri:
11-14 Ekim 2017 tarihleri arasında Bosna-Hersek Tuzla Kanton’una ilk ziyaret gerçekleştirildi. Bu ziyaret esnasında; “Eğitimde İş birliği Protokolü” ve “İlk Osmanlıca-Türkçe-Boşnakça Sözlük Basım Protokolü” imzalandı.
Tuzla İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Tuzla Kanton Bölgesi Spor, Kültür ve Eğitim Bakanlığı bünyesinde seçilen 22 okul arasında uluslararası kardeş okul ağı kuruldu. Bu okullarda yabancı dil olarak Türkçe Dersi seçildi ve öğretildi.
İki kardeş şehir arasındaki ilişkilerin güçlendirmesi için planlama yapıldı. (Üniversiteler-Sanayici ve İş insanları ile İstanbul Tuzla Belediyesi bünyesinde ulus ötesi iş birliği toplantısı yapıldı).
1631 yılında Muhamed-i Hevai-yi Üsküfi tarafından hazırlanan Türkçe-Boşnakça Sözlük, İstanbul Tuzla Belediyesi tarafından 3000 adet basımı yapıldı.
Okullar, maddi imkânlar çerçevesinde yılda 2 defa birbirlerine çalışma ziyaretinde bulundu. Proje kapsamında toplam 22 program 490 kişilik yurtdışı hareketliliği gerçekleştirildi.
Bosna-Hersek Tuzla’da yabancı dil olarak Türkçeyi seçen okullarda kullanılmak üzere eğitim malzemesi yardım tırı gönderildi.
Srebrenitsa Şehit Anneleri Dernek üyeleri, Tuzla Kanton Müftüsü, BİGMEV (Bosna- Hersek İş adamları Birliği) ilçemizde misafir edildi.
Savaşta hayatını kaybeden 11 yaşındaki Enes Hodzic’in hayatını anlatan “Çocuk Maiyeti” isimli belgeselin lansmanı belediyemizin ev sahipliğinde yapıldı.
]]>“Kalbimize iman nurunu yerleştiren Rabbimize sonsuz hamd ü senâ, hidayet rehberimiz, Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’ya sonsuz salât ü selâm eyliyoruz.
Onun temiz ve nezih âilesine, ashabına ve kıyâmete kadar onun tebliğ ettiği hak yolda, İslâm’ın güzelliklerini yaşayarak yürüyen, bu dünyadan iman nuruyla göçen bütün mü’minlere rahmet ve mağfiretler niyaz ediyoruz.

Yeryüzüne serpili nice ibret levhaları vardır. Dalga dalga uzanıp giden ormanlar, göz alabildiğine yeşillere bürünmüş ovalar, boz bulanık sahralar, bazen coşan, koyulaşan, beyaz köpükler saçan, bazen huzur içinde gökyüzünün maviliğini ya da mavilikler arasında sakin gezen beyaz bulutları aksettiren denizler, kıvrım kıvrım uzanan nehirler, çok kere onlarla yoldaşlık eden ucu bucağı bulunmaz, sonuna varılmaz yollar, haşmetini bulutların örttüğü dağlar… Hepsi birer ibret levhası olduğu gibi geçmiş milletlerin yaşadığı, geride nice hatıralar bıraktığı, bazen de harabelerinin arasında rüzgârların, rüzgârlarla oynaşan yaprakların, toz ve toprakların dolaştığı diyarlar. Bu haliyle insanın içine garip bir burukluk veren sahipsiz beldeler.
Kudüs, asıl adıyla Beytü’l-Makdis de tarihin, gönül burukluğunun, acının, hüznün, öfkenin, öfkeyle ateşlenmenin, azmin ve ümidin birbiriyle yarıştığı bir diyar. Çevresiyle birlikte insanı tarihin derinliklerine doğru çekip götüren, sonra da getirip acı gerçeklerle yüz yüze bırakan bir diyar.
Bu diyara seyahat, her adımı tarih, her adımı ibret, her adımı ufuk genişletici ve şuur tazeleyici olan bir seyahattir.

İşgal altında olması ve işgale duyulan öfke sebebiyle yıllar yılı gidilmesi, gezilmesi istenmedi. Gidilmesini câiz görmeyenler de oldu… Ancak bilinmesi gereken bir hakikat vardır ki ilim ehli tarafından bir fetvâ verilirken bütün deliller, şartlar, bilgiler zihinde yoğrulmalı, farklı açılardan değerlendirilmeli, gerekirse gelecek yıllardaki tesirine bakılmalı ve bundan sonra karar verilmeliydi.
Câiz değildir diye fetvâ verilirken çok defa bu diyara seyahat edeceklerin ilim, kültür ve şuur açısından kazançları düşünülmedi, ümmet olmanın, kardeş olmanın ne mana taşıdığı hesap edilmedi, oradaki kardeşlerimizin ülkemizden giden ve kendileriyle aynı safta yan yana duruşlarının gönüllerine nasıl bir güven vereceği hesap edilmedi, gelecek yıllar zihinlerde canlanmadı. Bu seyahatlerin asırlar süren iman kardeşlik bağlarını yeniden ateşleyeceği, bunun için yeniden köprü olabileceği sanki unutuldu. Sadece devlet olma olgunluğuna bile erememiş İsrail’in işgali altında oluşuna bakıldı.
Bizim, Beytullah’ın çevresinde birbirimizi görmeye, birlikte Rabbimize secde etmeye, gönül duygularımızı aktarmaya, Arafat’ta mahşer olup semâya el açmaya ihtiyacımız olduğu gibi Mescid-i Aksâ’da, Mescid-i Aksâ’nın hareminde de bir araya gelmeye ihtiyacımız var.
Gözle görmenin, içinden bir parça olmanın, duvarlarına, ağaçlarına dokunmanın, caddelerinde, avlularında yürümenin insanda nasıl bir tesir bıraktığını iyi düşününüz. O zaman bunun ne demek olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Yıllar önce Müslüman boksör Muhammed Ali, Necmeddin Erbakan hocanın davetiyle İstanbul’a gelmişti. Sultan Ahmed Camii’nde Cuma namazı kıldıktan sonra dışarı çıkıp kendisi için hazırlanan yüksekçe sahneye çıktığında, göz alabildiğine uzanan, ucu bucağı görünmeyen muazzam kalabalığı gördüğünde gözyaşlarını tutamamıştı. Esasen o tanınan ve el üstünde tutulan biriydi. Spor salonları adıyla çınlıyordu. O kalabalıklara da alışıktı. Ancak kendi ifadesiyle ilk defa bu kadar beyaz Müslümanı bir arada görüyordu. İlk defa kendisini bu kadar kalabalık insandan ayrılmaz bir parça sayıyordu. Onun hayalinde böyle bir manzara hiç olmamıştı. Bu insanlar kendisini kardeş bilerek seviyordu. Duyduğu “Ali! Ali!” sesleri “Sen bizdensin, biz senden!” demek istiyordu ve M. Ali ağlıyordu.
Amerika’da durmadan itilen ve ötelenen insanların bir ferdi olarak ve beyaz insanlara kalbinde nefret taşıyarak 1964 yılında hacca giden Malcom X’e (Mâlik Şahbaz’a) haccın tesiri ne kadar büyüktü! Hacc’tan çok farklı biri olarak dönmüştü. Çünkü orada beyaz kardeşlerini de görmüştü. Onu hiçbir yapmacıklık, sun’î nezaket olmadan kucaklamışlar, bağırlarına basmışlardı. Gönülden gelerek kardeş bilmişler, akrdeş muamelesi yapmışlardı. Aynı sıcak muameleyi diğer siyahîlere de gösteriyorlardı. O kardeşler, kalbindeki nefreti, zihnindeki kötü imajları silmeyi başarmışlardı. Şehit edilinceye kadar ki hayat seyri, konuşmaları bu haçtan sonra ne kadar değişmişti!..
Evet, bizim birbirimizi, eksiğimizle, fazlamızla görmeye, yıllar yılı kaybedilmeye çalışılan kardeşliğimizi yeniden elde etmeye, eksiklerimizi tamamlamaya, şuurlarımızı tazeleme, duygularımızı, bilgilerimizi, tecrübelerimizi paylaşmaya ihtiyacımız var. Gündüzün geceye ihtiyacı olduğu gibi, hız kazanmak için düşmanlarımızı görmeye de ihtiyacımız var…
Bizim Beytü’l-Makdis’i, Beytü’l-Lahm’ı, Halilu’r-Rahman’ı, Eriha’yı, kısaca Filistin’i görmeye, bilgi ve şuur tazelemeye, oradaki kardeşlerimize güven ve güç vermeye ihtiyacımız var…
Bu kitap sizlere tarih ve şuur dolu yolculuğunuzda arkadaşlık etmesi, az ve öz bilgi sunması arzusuyla kaleme alınmıştır.
Rabbimizden hayırlara vesile olmasını niyaz ediyoruz…”
Üç kardeş babalarının 2003 tarihinde o sırada 15 aylık olan kardeşleri Armağan’ı eziyet edercesine dövdüğünü, uğradığı şiddet sonucu sabaha kadar ağlayan kardeşlerinin öldüğünü, babalarının bu olayı gizlemek için bir arkadaşıyla birlikte küçük kardeşlerini Arnavutköy Mezarlığı’na gömdüğünü iddia etti.
Korkunç iddia üzerine Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.
“BABAM ‘ŞEYTAN ÇOCUK’ DERDİ”
Olay sırasında 3 yaşında olan ve baba şiddeti nedeniyle evden kaçan Ö.K. ifadesinde, “Eline ne geçerse onunla bizi döverdi. 2001 yılında doğan kardeşim Armağan için babam ‘Şeytan çocuk’ derdi. Bir gece babam kardeşimi kötü dövdü. Çocuk sabaha karşı öldü. Annem ve babam bizden gizli bu çocuğu götürüp Arnavutköy Mezarlığı’na gömdüler.” dedi.
Ö.K. ayrıntılı ifadesinde de babasının kardeşlerini ve kendisini kabloyla dövdüğünü, Armağan’ı kabloyla dövdükten sonra tekme ve yumruk attığını, duvara fırlattığını söyleyerek yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Babam bizi döverken, ‘Siz ölseniz ne olacak, siz ölürsünüz bizim başka çocuğumuz olur. Şuraya bir çukur kazar üstünüze iki toprak atarız olur biter’ derdi. Armağan’ı döverken, ‘Bu çocuk bir ölse ben öldürmüş olmam eceli gelmiş, ölmüş olur. Allah bana günah yazmaz. Dinimizde çocuk 7 yaşına kadar namaz kılmazsa döverek öldürebilirsiniz. Ben cennetliğim’ derdi. O gece Armağan’ı döverken, Armağan bizden yardım istedi. Bize bakarak ‘aba uf’ diyordu. Babam bunun üzerine Armağan’ı alarak başka bir odaya götürdü ve kapıyı kapattı. Biz kapının arkasından sadece çığlık seslerini duyduk. Daha sonra babam odadan çıktı, gidip uyudu.
Armağan teyzemin yanındaydı. Teyzem Armağan’a mama ve su vermeye, susturmaya çalışıyordu. Armağan sürekli ‘uf, uf’ diye ağlıyordu. Teyzem susturmaya çalışıyordu, ancak ateşi yükseliyordu. Armağan iyice kötüleşince teyzem, annem ve babamın odasına gidip ‘Armağan ölüyor’ dedi. Ancak ikisi de umursamadı. Armağan’ı babamın öldürdüğünü kimseye söylemiyorlardı.”
Olay sırasında 5 yaşında olan V.K. ise babasının küçük kardeşinin doğduğundan beri dövdüğünü, ölümünden bir gün önce de babasının çok dövmesi yüzünden kardeşinin yürüyemediğini söyledi.
V.K. ifadesinde şunları söyledi:
“Olay günü babam, Armağan’ı yanına çağırdı. Armağan, babamın yanına gitmeyerek teyzemin arkasına saklandı. Bunun üzerine babam Armağan’ı dövmeye başladı. Annemin eşarbını boğazına dolayıp havada sallandırdı. Çocuğu duvara vurdu. Eli yüzü mosmor kesilmişti. Annem de teyzem de babama müdahale etmedi. Babam onları da dövüyordu. Saat 04.30-05.00 sıralarından teyzem telaşla, ‘Bu çocuğun nefesi gelmiyor’ dedi. Saat 06.00’ya doğru annemle babam evden çıktılar. Babamın arkadaşı geldi. Teyzem, ‘Kardeşiniz öldü, babanlar gömmeye götürdüler.’ dedi.”
SANIK BABADAN ÇELİŞKİLİ İFADELER
Sanık baba Hüseyin K. 28 Kasım 2016 tarihinde polise verdiği ifadesinde, Armağan’ın neden öldüğünü bilmediğini, herhangi bir sağlık sorunu olmadığını söyledi.
Baba 14 ay sonra savcılıkça alınan ifadesinde ise, işten geldiğinde Armağan’ın hasta olduğunu öğrendiğini, ertesi gün hastaneye götürmeyi düşündüğünü, ancak gece öldüğünü, mezar yeri satın alacak parası olmadığı için Armağan’ı Arnavutköy Mezarlığı’na defnettiğini, ölümden sonra nüfus müdürlüğüne başvurduğunu ancak görevlilerin ölüm kaydı düşmediğini söylediği, memleketten muhtarın araması üzerine Aydın Söke’de tekrar öldüğünü bildirdiğini söyledi.
ANNE: MERDİVENDEN DÜŞTÜ
Anne Ceyhan K. de olay günü Armağan’ın merdivenlerden düştüğünü, kafasının şiştiğini, ancak maddi durumları olmadığı için hastaneye götüremediklerini, acılarından dolayı kocasının ölüm olayını yetkililere bildirmediğini, kocasının arkadaşıyla birlikte bebeği defnettiğini anlattı.
BİRLİKTE GÖMDÜĞÜ ARKADAŞI DA İFADE VERDİ
Sanık baba ile birlikte bebeği gömen arkadaşı Ahmet Ç. ifadesinde, Hüseyin K.’nin bebeğinin ölmeden önce hasta olduğunu, ancak doktorlara güvenmediği için bebeği hastaneye götürmediğini, olay günü sabah Hüseyin’in evine gittiğinde Armağan’ın öldüğünü öğrendiğini, Hüseyin bebeği tek başına defnedeceğini, onu yalnız bırakmamak için yanında gittiğini, sabah saat 08.00 sıralarında cenaze namazını kılarak bebeği defnettiklerini söyledi.
İKİ KARDEŞİN DAHA İFADESİ ALINDI
Soruşturma sürecinde baba Hüseyin K.’nın yaşayan 9 çocuğundan biri olan E.K. ile D.K.’nin de ifadesine başvuruldu.
E.K. kardeşlerinin aksine babasının kardeşlerini darp etmediğini, kardeşinin olay öncesinde herhangi bir kaza da geçirmediğini, rahatsızlığının da olmadığını söylerken; D.K. babasının Armağan’ı dövdüğünü, susmayınca eşarpla boynunu sıkıp susturmaya çalıştığını, sabah uyandıklarında anne ve babasının kardeşlerinin öldüğünü söylediğini anlattı.

BEBEĞİN MEZARI AÇILDI
Savcılık tarafından, 9 Haziran 2022 tarihinde sanık babanın gösterdiği yerde “fethi kabir” (cenazenin incelenmesi için mezarın açılması) işlemi yapıldı.
Açılan mezarda iki farklı bebek cesedi bulundu, yapılan DNA incelemesinde bulunan bebek kemiklerinden birinin sanık babanın DNA’sıyla uyumlu olduğu saptandı.
20 YIL SONRA DAVA AÇILDI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından fezlekeyle gönderilen soruşturma sonucunda 27 Ekim 2023’te iddianame hazırlandı.
İddianamede baba, anne ve teyzenin ifadelerinin birbiriyle çeliştiği, ayrıca babanın savcılık ve polis ifadelerinin de tutarsız olduğu belirtildi.
İddianamede, sanık babanın bebeğin ölümünü ilk kez 7 yıl sonra 1 Haziran 2010 tarihinde Aydın, Söke Kaymakamlığı’na bildirdiği belirtildi.
CENAZE MERASİMİ DÜZENLENMEMESİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI
Hazırlanan iddianamede, ilahiyat fakültesi mezunu baba Hüseyin K.’nin dininin gereği üzere cenaze merasimi düzenlemeden bebeğini erken saatlerde arkadaşıyla defnetmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı anlatıldı.
Sanığın olası kastla nitelikli kasten öldürme suçundan müebbet hapisle cezalandırılması istendi.
İLK DURUŞMA GÖRÜLDÜ
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde geçen günlerde görülen ilk duruşmaya, üç kardeşin yanı sıra kardeşlerden D.K de şikayetçi olarak katıldı.
Eşiyle Aydın’da yaşayan sanık Hüseyin K. ise Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.
Sanık Hüseyin K. savunmasında, suçlamaların asılsız olduğunu ve üzerine tiyatro oynandığını ileri sürdü.
Suçlamaları anlamakta zorlandığını söyleyen sanık baba, “İddialara konu olan bebeğim 6 kilo doğmuştur. Her çocuğumuza kendi özelliklerine göre ilgi gösterdik. Vefat öncesi eşim bebeğin merdivenden yuvarlandığını söyledi. Kontrol ettim herhangi bir bulgu yoktu. Eşimin anlattığına göre o gün biraz ateşlenir gibi olmuş. Akşam bir şeyi yoktu. Sabaha karşı eşim beni kaldırdı. Çocuk hareketsizdi. Nabzı atmıyordu. Vefat ettiğini anladım.” dedi.
Sanık Hüseyin K. maddi imkanlarının yetersiz olduğunu, daha önceden vefat eden bebeğinin cenaze masraflarını karşılayamadığını ve aynı sıkıntıları yaşayacağı düşüncesiyle defin işlemlerini kendisinin yaptığını belirterek beraatini istedi.
Şikayetçi kardeşler de babalarından gördükleri eziyet nedeniyle cezalandırılmalarını talep etti.
Mahkeme, bir sonraki duruşma anne ve teyzenin dinlenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.